Gird-gar ne demek? | Gird-gar anlamı nedir? | Gird-gar

Gird-gar anlamı nedir?

Gird-gar ne demek?

Gird-gar anlamı nedir?

Gird-gar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gird gar

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tanrı: Huzûr-ı girdgârda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفریدگار] yaratan, Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. garrâ) («gurre» den smüş.). 1. Alnında beyaz nişanı olan (At). 2. Beyaz, parlak şanlı ve şerefli (dişisi daha çok kullanılır). Şeriat-igarrâ = islâm dini.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazı deniz yosunlarından elde edilen jelatinimsi bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - 1.Beyaz renkli. 2.Açık tavırlı, samimi. 3.Asil, onurlu, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Malaya dilinden). Deniz yosunlarından elde edilen bir çeşit jelatin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fucus or seaweed much used in the East for soups and jellies; Ceylon moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gelatinlike substance, or a solution of it, prepared from certain seaweeds containing gelose, and used in the artificial cultivation of bacteria; often called agar, by abbreviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katran köpüğü, (bot) Agaricus campestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleached. turned white or gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şafak, fecir, tan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray or white. dawning. daybreak bleaching. blanching. whitening. polishing. cleansing. scouring. bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Ak olmak, beyazlanmak. 2. Yıkanıp temizlenmek. 3. Solmak, rengini atmak. 4. Saç ve sakala kır düşmek, ihtiyarlamak. 5. Şafak sökmek, tan atmak, sabah açılmağa başlamak: Ortalık ağardı. 6. Uzaktan belli olmağa başlamak, ufukta akımsı gözüküvermek. 7. Sararmak, beniz atmak. Dudak ağarmak = Hasta ve bitkin olmaktan sararıp solmak. Göz ağarmak = Çok ağlamaktan veya yaşlılıktan gözde fer kalmayıp alîl olmak. Mec. Yüz ağarmak = Bir işin içinden yüzü ak, alnı açık çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. grey. to bleach. to whiten. to grey. to turn white. to dawn. to break.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. dawn. silver. whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. 2. Süt ürünleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growing gray. whiteness. curd. milky substances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyumcuların, kararmış gümüşü ecza ile beyazlatmaları muamelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitening. bleaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Beyazlatmak. 2. Temizlemek, tathir ve tasfiye etmek. 3. Soldurmak, rengini attırmak. Saç, sakalı ağartmak = İhtiyarlamak, çok yaşamak. 2. Gaile ve zahmetle ömür geçirmek. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe ve malûmat edinmeksizin ihtiyarlamak. Yüz ağartmak = Arkadaşların ve herkesin beğeneceği ve hisse alacakları bir yararlık göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach. whiten. decolor. blanch. blench. decolorize. decolour. decolourize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanch. bleach. to bleach. to whiten. to blanch. to grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make gray or white. to bleach. to brighten. to whiten. to polish. to scour. blanch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek çocuk biçimi kesilmiş kadın saçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Ağır bir şeyi denizden çıkarmak veya oraya indirmek işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi. 2. Bazı gemilerin baş veya kıç tarafından eğik olarak uzatılmış bulunan makaralı, kısa ve kalın dikme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آموزگار] öğretmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمرزگار] bağışlayıcı, Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). harp halinde tarafsız bir ülkenin emlâkını kullanma ve tahrip etme hakkı; (den). (huk). bir geminin müsaderesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yahut ankarya) (i. Y. F.). Ahaliye ücretsiz gördürülen iş, işçi ve hayvan ve araba vesairenin ücretsiz hükümet işine kullanılması (Ar.) suhra, (mec.) Gönülsüz, istemeyerek ve ehemmiyet vermeksizin: Angarya işlemek, dinlemek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Rum.

yüklenti

Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chore. donkeywork. fag. grind. slog. drudgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forced labor. forced labour. drudgery. angary right of. forced labo u rer. plodding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taskmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). Logaritma oranında olan sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagîr»den itaf.) (m. sugrâ) (c. asâgîr). Daha veya pek küçük, ekber’in karşılığı. Asgar-ı evlâdı = En küçük çocuğu. Asâgîr ve ekâbîr = Küçükler ve büyükler. (Sıgaar ve kibâr daha çok kullanılır), (bk.) Sugrâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصغر] en küçük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - En küçük, daha küçük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. En az, en aşağı, en azdan. 2. (matematik) Minimum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum. minimal. least.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum. least.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum. least. minimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصغری] en az.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimal amount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum wage. minimum fee. minimum pay. base wage rate. minimum cost. union rate. wage floor. wage minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. avant-garde

öncü

Bir sanat ve düşünce akımını, çağına göre yeni bir görüşü başlatan kimse veya eser.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yenilik getirenler (s). yeni moda yaratan, yenilik getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Bağıldak). 1. Beşikteki çocuğun göğsü üzerine kundağını bağlayan kumaştan enli bağ. 2. Adet görmüş kadınların tutundukları bez.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Bank Guaranteed Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dilenci, meteliksiz kimse; saka çapkın kimse; f. dilenciye çevirmek, sefalete düşürmek; eksik bırakmak, kifayetsiz olmak. It beggars description Tarif edilemez Tarifinde kelimeler kifayetsiz kalır. beggardom, beggarhood i. dilencilik, dilenciler sı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, çevirmek, ihata etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بسته نگار] Türk mûsikîsinde bir makam adı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garazsız, halis, tarafsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garazsız, halis, tarafsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı Moğolca’dır). Ordunun sağ kolu, meymene (mukabili olan sol kola yani meysereye civangâr derler).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i övüngen kimse, yüksekten atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Eskiden Ural dağları civarında oturan Türk kavimlerinden iken sonra Rumeli cihetine gelip Islav’laşmış bir kavim. Bulgarlar, Bulgar kavmi, Bulgar lisanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bulgar dilinde ve on. ların tarz ve usûlünde olan: Bulgarca kitap, e. Bulgar dilinde veya Bulgarlar’a mahsus tarz ve usûlde: Bulgarca söylemek, Bulgarca hora tepmek, i. Bulgarların konuştukları dil: Bulgarca, güney Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgarisch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Curadan büyük ve bağlamadan küçük, iki çift telli tambura.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bulgaristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Bulgar, Bulgarca; s. Bulgaristan'a ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Putçu, put yapan, portreci.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bayram. 2.Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3.Doğan kuşu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi bir gürültü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yengeç. 2. Bakır pasından yapılan yeşil boya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غرب] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غربی] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). puro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sigara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sigara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca’dan). Fişek gibi kâğıda sarılmış tütün. Bir ucu yakılarak diğer ucundan çekilip içilir. Frenk sigarası = Kıyılmamış tütün yapraklarının sarılmasıyle vücuda gelmiş büyük sigara. Sigara iskemlesi = Sigara tablasıyle kibrit vesair malzemeye mahsus küçük sehpa. Sigara tablası = Sigaranın külünü dökmeye mahsus küçük tabak. Sigara kutusu veya tabakası = Sigara koymaya mahsus cepte taşınır kutu. (bk.) Sigara, cıgara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sigara, (bk.) Sigara, çığa ra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sigara içmeye mehsus ağızlık, (bk.) Sigaralık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya ÇIVGAR (i.). Arabaya yokuşta ilâve olunan öküz çifti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavga, gürültü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrel. noisy dispute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıngırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıngırak gibi keskin sesle ötmek, çıngır çıngır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çıvgar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ziraat çifti, toprağı işlemeye mahsus öküz çifti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Turpgillerden yabani bir bitki, kuş ekmeği (thlaspi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). puma, (zool). Felis concolor; panter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Deriden torba. Ekseriya çobanlar ve yolcular yiyeceklerini korlar. 2. Miktarı memlekete göre değişen zahire ölçüsü: Bir dağar buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çobanların yiyeceklerini, hokkabazların oyun Aletlerini koydukları deriden küçük torba. 2. Köylü kadınların çocuklarını koyup omuzladıklari meşin torba. Devedağarcığı = Kuduz devenin dili altında sarkan kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repertoire. leather bag. repertory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL-FİGAR (i. F). Gönlü yaralı olan, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ehemmiyet vermemek, önemsememek, aldırmamak, saymamak, itibar etmemek, ihmal etmek; (i). ihmal, kayıt sızlık, itibar etmeyiş, saymayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'a mahsus bir çeşit kaba pamuklu kumaş; (çoğ.) bu kumaştan yapılmış işçi tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaralı, sakat, kötürüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, garaz = maksat). Maksadım şu ki, diyeceğim şu ki, gelelim maksada.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انگار] san.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. (eskrimde) kendini savunmaya hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çelenkle süslemek, çelenk takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, kemer gibi sarmak, ihata etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Fazla oynak kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. frivolous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fazlaca oynak hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave coquettishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f,). Karşılıklı fingirdemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dally with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large railway station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any slender marine fish of the genera Belone and Tylosurus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Garfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The gar pike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Alligator gar , and Gar pike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause; to make. primitive predaceous North American fish covered with hard scales and having long jaws with needle-like teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large railway station. railway depot. railroad station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitive predaceous North American fish covered with hard scales and having long jaws with needle-like teeth. elongate European surface-dwelling predacious fishes with long toothed jaws; abundant in coastal waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gate Acceptance Rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grand Army of the the Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geographic Area Relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غار] mağara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness. singularity. freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرابت] gariplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i garaj,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple’ın her Mac’i bîr dijital stüdyoya dönüştürmesini sağlayacak yazılım.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرائب] gariplikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage. coach-house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage. bus terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage. carriage house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرام] tutku, aşk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. garantie

güvence

Bir antlaşmada taraflardan birinin sorumluluğu üzerine alması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the bag. warranty. warrant. guarantee. guaranty. surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assurance. cinch. guarantee. guaranty. surety. undertaking. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantee. quaranty. warranty. cert. cinch. delcredere. guaranty. indemnity. safeguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. guarantee. undertake. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guarantee. ensure. make for sth. stipulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insure. to guarantee. to make certain. to make sure. to cinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guarantee. to guaranty. to warrant. to make certain. to make sure (of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secure. guaranteed. sure. certain. assured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guaranteed. assigned account. to be in the bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. guarantor

güvenceci

Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen (kimse, kuruluş veya devlet).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard feeling. malice. prejudice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرض] maksat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرض آلود] maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرضکار] garazlı, maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غرب] batı. 2.Batı dünyası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f kıyafet, ustbaş, kılık; f giy dirmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i çöp, süprüntu; pis ve değersiz şey garbage man çopçü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i nohut

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Garp cihetinden, batı tarafından: Anadolu, garben Ege Denizi ile sınırlıdır. Şehir, garben tabiî istihkâm şeklinde bir kaya ile çevrilidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربا] batıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. garbiyye). 1. Güneşin battığı tarafa ait: Taraf-ı garbî (batı tarafı), şimâl-i garbî (kuzeybatı), cenûb-i garbî (güneybatı), Hind-i garbî (batı Hind yani Antil Adaları), Avrupay-ı garbî (batı Avrupa), memâlik-i garbiyye (batı ülkeleri). 2. Bize nisbetle garp (batı) cihetinde bulunan Avrupa’ya ait: Medeniyyet-i Garbiyye, Edebîyât-ı Garbiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربی] garbî batı, batı ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A. c ). Batı ülkeleri ahalisi, Avrupalılar: Garbiyyûnun Adetleri, her harekette Garbiyyûn’u taklide çalışıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربيون] batılılar, Avrupalılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i tahrif etmek, bozmak, be lirli parçaları seçip kötü bir maksada alet etmek (yazı, söz); i tahrif, bozma; bo zulmuş olan şey; maden alaşımı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, den gemi omurgası nın vanındaki dip tahtası ,burma tahtası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. oğlan, delikanlı; garson; uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. an acronym for Gateway Ancestor of Royal Descent. [Latin 'gradus', 'degree', extant in Romance , Germanic , Esperanto and Novial ] scale -- a scale of intensity, amount or quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. bahçe; bostan; s alelade. garden hose bahçe hortumu. Garden of Eden cennet bahçesi. garden party gardenparti. botanical garden bitkilerin sergilendiği bahçe. kitchen garden sebze bahçesi. market garden bostan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bahçıvanlık etmek, bahçede çalışmak, çiçeklerle uğraşmak. gardener i. bahçıvan. gardening i. bahçıvanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gardenya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bahçede yapılan eğlence, bahçede verilen ziyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. botanik), Kökboyasıgillerden, bir ağaç veya ağaççık çeşidi çiçeği (gardenia).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gardenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. gadre-robe

giysi dolabı

Giysilerin düzenli bir biçimde saklanmasını ve kullanmak istendiğinde kolay ulaşılmasını sağlayacak biçimde yapılmış dolap.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wardrobe. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gardien). Kolcu, nöbetçi, muhafız: Karantina, hapishane gardiyanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaoler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaoler. jailer. screw. turnkey. warder. prison guard. guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guardian. prison guard. jailer. keeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolculuk, bekçilik, nöbetçilik: Karantinada gardiyanlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tren katarlarında vagon frenlerinden mesul olan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Elbise dolabı. 2. Tiyatro, sinema vs. de pardösü, şapka ve başka eşyanın muhafaza edildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.) (c. garât). 1. Düşman toprağına yağma için yapılan hücum, ılgar, akın, çapul. 2. Yağma, ganîmet: Oralarda bütün bulduklarını garet ettiler, bugünkü savaş kaideleri garete müsaade etmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غارت] yağma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غارتگر] yağmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Garaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rancour. spite. garaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. hatred. rancour rancor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zargana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kocaman, iri; obur, doymaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suyu yudum yudum döken, süzgeçli şişe veya testi, kumkuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (birçok dillerde ortak bir kelime olup Türkçe ve Arapça’da da kullanılır). 1. Suyu veya diğer bir sıvıyı boğazda tutup başı kaldırarak nefes verilerek yapılan hırıltı, boğaz çalkalama: Gargara etmek, limon şüyu ile gargara etmek boğaz ağrısına iyi gelir. 2. Boğaz çalkamak için verilen sıvı ilâç: Doktor bir gargara verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gargle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gargle. mouthwash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çulhaların tarak geçirdikleri tefe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. inek memesinin iltihaplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gargara etmek, çalkalamak; i. gargara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çirkin bir insan yüzü veya hayvan başına benzeyen oluk ağzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غریب] gurbette yaşayan. 2.yabancı. 3.kimsesiz. 4.tuhaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Piyasa musikisinde Hümâyûn makamında olan bazı parçalara yanlış olarak verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Garip gibi, garipcesine. 2. Üzgün, elemli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. garîb, Fars. nüvâhten = okşamak). Kimsesiz yabancıları koruyan, onlara yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. garîb = yabancı, kimsesiz, Fars. perverden = beslemek). Kimsesiz yabancıların imdadına yetişip kendilerini himaye eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kolalı erkek gömleği biçiminde kadın bulüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch. poor-fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. garâib). 1. İşitilmemiş hal veya olay, görülmemiş veya az görülmüş şey, görülmedik ve işitilmedik iş: Taşra gazeteleri hemen her nüshaya bir garibe basmayı vazife sanırlardı. Bazı tarihçiler garâib naklinin eserleri için rağbet kazandırdığını sanırlar, o adamın garâib-i ahvâlini naklede ede bitiremiyorlardı. 2. Tuhaf hikâye, Osm. rivâyât-ı acîbe: Bize bir garibe nakletti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Garib).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریب الدیار] gurbette.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. gark’tan smüş.) (mü. garîka). 1. Suda boğulmuş, Ar. mağruk. 2. bollukla bir şeya nâil olan, Ar. müstağrak: Garîk-ı rahmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریق] boğulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. garm’dan smüş.) (c. guremâ). Alacaklı, Osm. dâin, mukriz. Taksînvi guremâ = Borçlunun malının alacaklılar arasında bölünmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GARİB) (i. A. gurbet, garâbet’ten smüş.) (mü. garibe). 1. Yabancı, yabancı yerde bulunan, gurbette yaşayan: Ben, burada garibim. 2. Kimsesiz, zavallı, çaresiz: Şu garibe acıyın, garibe bir kadındır. 3. Alışılan tarz ve surette olmadığı için tuhaf görünen, acayip, bambaşka: Garip iş, garip bir hayvan. 4. Tesirli ve kederli: Şu kuş garip garip ötüyor. 5. Düşkünler, yabancı, kimsesiz ve fakir adamlar. Gariplerin imdadına yetişmek, gurebâya yardım etmek, Gureba hastahanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. curious. droll. awkward. bizarre. freak. freakish. kinky. odd. queer. screwball. fantastic. fantastical. fancy. comical. cranky. crotchety. eccentric. exotic. fanciful. far-out. funny. funny peculiar. grotesque. out-of-the-way. outlandish. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odd. peculiar. strange. unfamiliar. needy. abandoned. destitute. stranger. amazing. bizarre. curious. exotic. fanciful. fantastic. far out. freakish. funny. grotesque. kinky. marvellous. mysterious. novel. outre. queer. surreal. unnatural. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yabancılık, kimsesizlik. 2. Bîçârelik, güvensizlik, zavallılık: O adamın, o kadının garipliği gerçekten acınacak haldedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendini bir yerde yapayalnız, koruyucu ve dosttan mahrum görüp müteessir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to feel lonely. to feel out of place. to find strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to find sth strange or curious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cafcaflı, fazla süslü, gösterişli; havai, hoppa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریزه] içgüdü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریزی] içgüdüsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Suya batma, batırma: Taşan sular bağı garketti, bağ suya garkoldu, gemi delinip garkoldu. 2. Boğma, boğulma: Bir gemi batıp içindeki yolcuların hepsi garkoldu, kaptan acemilikle gemiyi garkeyledi. 3. mec. Bol bol verme veya alma, müstağrak olma veya etme: Mehtap ortalığı nûra garkeyledi, müracaat edenlerin hepsi nimet ve ihsana garkoldular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غرق] boğulma, suda boğulma. 2.batırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inundate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Ar. gark = boğma, Fars. Ab = su, gark-ı Ab). Suya batmış. Ar. mağruk: Gark-Ab oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çelenk; antoloji, derleme eser; f. çelenkle süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarımsak, bot. Allium sativum. garlicky s. sarımsaklı, sarımsak gibi. garlic mustard sarımsak otu, bot. Alliaria officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. giysi, elbise; f. giydirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. toplamak, biriktirmek; i. tahıl ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. grena, kıymetli bir kırmızı taş, Iâl taşı; Iâl taşı rengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. donatmak, süslemek; bir servis tabağındaki yemeğin etrafını süslemek; huk. haczetmek; i. süsleme. garnishment i. süsleme; haciz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., huk. haczetmek, haciz koymak, hacze bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garnish. trimming. trimmings. garnishing. garniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garnish. garniture. trimmings trimmings. trimming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. garnitür, süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir şehir veya müstahkem mevkideki birliklerin tamamı. 2. Asker? birliklerin bulunduğu şehir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrison. garrison town. headquarters. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrison. garrison town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Garb, batı. (bk.) Garb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noun - direction opposite polar rotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Attribute Registration Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for the Global Atmospheric Research Program, planned and coordinated jointly starting in 1968 by the WMO and the ICSU.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic Attribute Registration Protocol. 'Growth At a Reasonable Price ' Used to define the style of a manager who seeks attractively priced growth-oriented securities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Global Atmospheric Research Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Batı musikisi. Batı musikisi sistemini kullanan musikilerin hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesperian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ağr, büyütme isminin müennesi olup, müzekkeri dilimizde kullanılmamıştır). Parlak, aydın, münevver, şaşaalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرا] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavan arasındaki oda. garreteer' i. tavan arasında oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. garnizon; garnizonun bulunduğu yer; f. garnizon kurmak; bir şehre asker yerleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. İspanya'da eskiden uygulanan vidalı demir halka ile boğarak idam cezası; bu cezanın uygulanmasında kullanılan alet; soymak maksadıyle birinin boğazını sıkma; f. boğarak idam etmek; boğazını sıkarak soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gevezelik, boşboğazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok konuşan, geveze, boşboğaz. garrulously z. gevezelikle, boşboğazlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaç dikme, fidan dikme; gars-ı eşcâr, orman garsı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غرس] ağaç dikme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve gazinolarda müşterilere hizmet eden kimse (Fransızca’da asıl mânâsı: erkek çocuk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiter. waitress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiter. waitress. commis. counterman. garçon. waiting man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bazı erkeklerin, kendi evlerinden ayrı olarak tuttukları hususî ev veya oda.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çorap bağı, dizbağı, jartiyer; b.h. İngiltere'de dizbağı nişanı; f. çorap bağı ile bağlamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak yılan, zool. Thamnophis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manastır ve katedralin küçük avlu veya bahçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldatan, aldatıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Batırma, sokma, iğne ile delme veya ayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shipway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çevre, çepeçevre, yuvarlak. 2. Dönme, deveran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed veya girt) kuşak sarmak; kayışla bağlamak, sarmak, çevrelemek; kuşatmak, ihata etmek; giydirmek; hazırlamak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gird = dönüm, bâd = yel). Bir yerde dönerek toz toprağı kaldıran ve bazen yapıları yıkıp ağaçları söken şiddetli rüzgâr, kasırga, sarsar, yel çevrintisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tanrı: Huzûr-ı girdgârda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرداب] anafor, girdap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرداگرد] çepeçevre, fırdolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GİRD-AB) (i. F). 1. Su çevrintisi, girve, aylanma. 2. (denizcilik) Ters taraflardan gelen iki akıntının kavuşmasından veya bir akıntının yolunda bir engele tesadüfünden, yahut denizin birdenbire derinleşmesinden hasıl olan çevrinti. 3. mec. Muhâtaralı, çok tehlikeli yer, Ar. mühlike: Bir girdâba düştüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirlpool. vortex. swirl. twist. eddy. gulf. purl. suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eddy. maelstrom. rip. vortex. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swirl. whirl. whirlpool. turbulence. rotation. hurlwind. curl. gulf. rip. hurricane pocket. eddy. maelstrom. vortex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردباد] kasırga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözetici, gözcü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müh. kiriş, belleme kirişi, hatıl, yollama, direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( I.F.). Ceviz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input. data. entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input. intelligent terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alâka: Bunun benimle bir girdisi çıktısı yok. 2. Teferruat: İşin öyle göründüğüne bakma daha birçok girdisi çıktısı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İçeriye koymak, bir şeyin içine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönme, devir, deverân: Girdiş-i gerdûn = Felek çarkının dönmesi, devri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ins and outs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuşak, kemer; korse, kuşak gibi saran herhangi bir şey; ağacın üzerinde kuşak şeklinde kabuğu soyarak yapılan halka; yüzük kaşı; f. kuşatmak, kuşakla sarmak; kabuğunu soyarak ağacı kurutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردو] ceviz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) toplu halde yaşayan veya gezen; topluluğu seven; (bot.) sürü halinde bulunan, salkım halinde yetişen; sürüye ait. gregariously (z.) toplu halde, topluca. gregariousness (i.) toplu halde bulunma veya yaşama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد اصغری] en az.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yorgunluk ve açlıktan dolayı bitkin görünüşlü; yabani görünüşlü, yabani davranışlı (doğan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr., Germence). 1. Eşyayı korumada kullanılan üstü örtülü, yanları açık yer, sundurma. 2. Uçakları barındırmaya yarayan garaj.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hangar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hangar. shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hangar. a roofed area for storage. aerodrome. aircraft shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large structure at an airport where aircraft can be stored and maintained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hangar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstekli, isteyen, Ar. tâlib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواستگار] görücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواستگاری] görücülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel, hoş sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Amir, hâkim, sahip. 2. Padişah, imparator, hükümdar. 3. I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir. 4. Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداوندگار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, hükümdar, bay. 2.Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Amir, hükümdar. 2.Osmanlı padişahlarından I. Murad’ın ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Macar; Macar dili; s. Macar, Macaristan halkından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Macaristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «gavr» den masdar). Çapul için düşman mülküne asker sokma, ılgar (gayret kelimesinden kıskandırma mânâsıyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı boş atın dörtnala koşması. 2. Ansızın hücum, akın, düşman toprağına çapul için yapılan süvari hücumu. Ilgar etmek = Hücum ve akın etmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çok çabuk, hızlı. 2.Hücum, akın. 3.Verilen söz. 4.Havanın parlak, açık olması. 5.Öfke.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2.Atın dört nala koşması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapul için düşman toprağına hücum eden başıbozuk süvari askeri, akıncı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2.Komutan, önd(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapul için düşman toprağına akın etmek, akıncılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Çeşitli işlere mahsus ağaç, demir vesalreden kafes, parmaklık, Ar. şebeke: Mutfak ısgarası = Külbastı ve balık pişirmeye mahsus kulplu demir kafes. Gemi ısgarası = Üstünde gemiyi inşâ dip beraber denize indirmeye mahsus büyük kızak. Temel ısgarası = Çürük ve bataklık topraklara, üstünde temel tutturmak maksadıyle konulan ağaçlar. Gezinti ısgarası = Alt kata aydınlık vermek veya taşların üzerine basılmamak üzere kafes şeklinde döşeme. Isgara balığı ve yanlış olarak: Balık ısgarası = Isgarada pişmiş balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curiously enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Isgara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sigar» dan masdar). Küçük sayıp ehemmiyet vermeme, küçümseme, küçük görme, Ar. tahkir, istihfaf: Kendinden küçükleri istisgar etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Isgara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grilled. grill. griller. gridiron. grate. broiler. grating. grilled meat. grid. grille. riffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbecue. grating. grid. grill. riffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grid. raster. grating. gridiron. grate. grill. screen. hearth. gutter. grillage. grille. crib. latticing. latticed. lattice bar. kernel. guard. griller. grill work. rifle. hack. guard iron grilled. fire bar. fire grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Amerika yerlilerinin dilinden). Güney Amerika’da yaşayan bir çeşit pars (felis onca).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakır pası, göztaşı, zenclr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ژنگار] pas.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bakır pası. 2.Çöktaşı. 3.Deniz yeşili renk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .kanguru kangaroo. court (A.B.D.) kanunların horlandığı ve yanlış uygulandığı usulsüz ve yetkisiz mahkeme. kangaroo rat Avustralya ve Kuzey Ameri ka'da bulunan keseli fare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde 13 basit makamdan biri. Dügâh (la) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün kuzey yarım küresinde bir yıldız kümesi (Canis Minoris) Küçük Köpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ürümek, pek sızlanmak, (köpkler) çağırışmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana mektebi, anaokulu. kindergartner i. anaokulu öğretmeni veya öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kongur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Arık, zayıf, etsiz: Lâgar bir at. 2. Gevşek ve ağır hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاغر] zayıf, cılız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tembel, ağır; geri kalan; (i.) ağır hareket eden kimse. laggardly (z.) geri kalarak. laggardness (i.) gecikme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mat. logaritma. logarith'mic(al) s. logaritmaya ait. logarith'mically z. logaritma usulü ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Büyük bölme, çarpma, kök ve kuvvet almaları yapabilmek için bulunmuş usul. Logoritma aritmetik ve geometrik iki sayı dizisinden meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

log. logarithm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Logaritmayı ilk kez 1730 – 1790 yılları arası yaşayan bir Türk bilgini olan Gelenbevi İsmail Efendi bulmuştu. Gelenbevi İsmail Efendi matematikle uğraşırken sayı değerlerini ondalık bölümlere göre düzenleyip hesapları son derece kolaylaştıran bir sistemi kendiliğinden bulmuş, ancak bunu pratik bir uygulama sayıp fazla önemsemediğinden kimseye bahsetmemişti. Bu, Batı’da kullanılan “logaritma” idi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dağ, tepe vs. içindeki ağzı dar, arkası geniş ve bazıları pek büyük olan oyuk: Antalya’daki Damlataş mağarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cave. cavern. grotto. den.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cave. den. grotto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cave. cavern. den. hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغاره] mağara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Margarin yapımında kullanılan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). 1. İç yağlarında bulunan, margarik asidin gliserinle birleştirilmesiyle elde edilen, 47 derecede eriyen ve besin değeri olan bir madde. 2. Nebâtî yemek yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

margarine. oleomargarine. oleo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

margarine. marge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fatty substance, extracted from animal fats and certain vegetable oils, formerly supposed to be a definite compound of glycerin and margaric acid, but now known to be simply a mixture or combination of tristearin and tripalmitin. a glyceryl ester of mar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

margarine. marge. vegetable butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a glyceryl ester of margaric acid. a spread made chiefly from vegetable oils and used as a substitute for butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. margarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çayır kasımpatı): Dağlarda ve çayırlarda yetişen güzel çiçekli bir bitkidir. Kasımpatıya benzer. Dalları ufaktır. Yeşil yaprakları dantela gibidir. Çiçeklerin etrafında beyaz yaprakları vardır. Ortası altın sarısı rengindedir. Çiçekleri yaz aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Terletir. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Egzama, temriye gibi deri hastalıklarında şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (bk.) Mağara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. mağrib). Mağribler, batılar, batı ülkeleri, (bk.) Mağrib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. mağribî). Mağribli, batıya ait. (bk.) Mağribî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eli açık, cömert.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagyr» den imef.) (mü. musaggara). Tasgıyr edilmiş, ism-i tasgıyr hâline konmuş (isim).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Amerika'da Niyagara nehri. Niagara Falls Niyagara şelalesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Resim, tasvir, sûret. 2. mec. Resim gibi güzel sevgili. 3. (sıfat terkiplerinde). Resmolunmuş. Hâtırnigâr = Hatırda resmolunmuş gibi yerleşen, unutulmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Sûz-i Dilârâ makamı ile aynıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نگار] sevgili. 2.resim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Resim. 2.Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. 3.Sevgili. 4.Türk musikisinde bir makam. Nigar Hanım: Meşhur kadın şairlerdendir. Osman Paşa’nın kızıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigâristân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Resim ve tasvir yapan, ressam, tasvirci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Resim gibi güzel sevgili, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Resim ve tasvir yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(nigâr-istân) (i. F.). 1. Resim, tasvir ve heykellerle dolu yer, resim ve heykel müzesi. 2. Putlarla dolu mâbed, puthane. 3. mec. Güzelleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. cimri kimse, tamahkâr kimse, eli sıkı kimse; s. cimri, tamahkâr, hasis. niggardly s., z. cimri; kısıtlı; z. tamahkarca. niggardliness i. cimrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Işıklı, aydınlık, sevgili.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. margarin. oleo oil hayvan yağından elde edilen sıvı yağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takımerki, oligarşi. oligarch i. oligarşi yöneticisi. oligarchic(al) s. oligarşiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Siyasî iktidarın, bir zümreden olan kimselerin elinde bulunması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. oligarchie

top. b. takım erki

Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oligarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oligarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kurtuluş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercity bus depot. coach station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercity bus depot. coach station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bus station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Toygar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pergel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرگار] pergel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün mahlûkatı besleyen ve yetiştiren, yaşatan Allah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پروردگار] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (min.) kırmızı zırnık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek; itibar etmek, saymak; hürmet etmek, riayet etmek; addetmek, kabul etmek; dinlemek, dikkatli bakmak, dikkat etmek. as regards hakkında, hususunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bakış, nazar; hürmet, saygı, riayet; itibar, sayma; mulâhaza, fikir. Give my regards. Selâm söyleyin. in regard to, with regard to nazaran, e gelince, hususunda. out of regard to hatırı için, e riayeten. without regard to bakmadan, ehemmiyet verm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düşünüp hatırlayan, iltifat eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat hakkında, hususunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bakmayarak, ehemmiyet vermeden, önemsemeden. regardless of ne olursa olsun. regardlessly (z.) ehemmiyet vermeyerek, dikkatsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رنگارنگ] renkli, renk renk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birkaç renkte olan, renk renk, alaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourful. variegated. multicolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley. particoloured. pied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manhole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit. RûZİ (i. F.). Rızk, azık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yel, esinti, (denizcilik) Rüzgâr altı = Rüzgârın esdlği yönün zıddı. Rüzgâr üstü = Rüzgârın estiği taraf. Rüzgâr payı = Mermilerin rüzgâr te’siriyle sapma derecesi, (bk.) Rüzgâr. S Türk alfabesinin yirmi İkinci harfi; se adiyle anılan bu ses, ses bilgisi bakımından sürekli, ıslıklı sadasız diş konsonantıdır. Arap harfleri ile yazılan Türkçe’de üç çeşit s vardı: Sİn, sâd ve se.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روزگار] zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Zaman, devir. 2.Dünya, alem. 3.Talih. 4.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Düşük Frekanslı gürültüleri azaltır. Rüzgarlı hava koşullarında çekim yaparken etkilidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Rüzgâr hızındaki değişimlerin, yüksekliğin ve mesafenin bir fonksiyonu olarak grafik hâlinde gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wind rose. compass rose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breezy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusty. rough. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ روزگار] zaman. 2.devir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Yaş ilerledikçe saça ve sakala rengini veren maddenin yapımı azalır, bir süre sonra da tamamen kesilir. Kumral ve kızıl saçlar, daha erken beyazlaşır. Genç yaşlarda görülen beyazlaşmalar ise, ırsidir. Tedavisi yoktur. Ancak aşağıdaki reçeteler uygulanarak boyanabilirler.

Tedavi için gerekli malzeme : Reyhan, tereyağı.

Hazırlanışı : İki tutam reyhan 2 çorba kaşığı tereyağında pişirilir. Soğuduktan sonra beyaz yerlere sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki bardağı, kadeh. Sâgar-ı zerrin — Altın kadeh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساغر] kadeh, içki kadehi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. seramikte kullanılan ateşe dayanıklı toprak veya bu topraktan yapılan kap; f. böyle bir kapta ısıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Şâgirdân). 1. ilim veya san’at, tahsilde bulunan talebe, öğrenci. 2. Bir işi öğrenmek üzere bir üstâda bağlı bulunan genç çırak, yamak: Marangoz, çilingir şâgirdl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگرد] öğrenci. 2.çırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگردان] öğrenciler. 2.çıraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şakirtlik, çıraklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şekerli su ile şaraptan yapılan bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi) Tabak bardak gibi şeylerin düşüp kırılırken çıkardığı çınlayıcı sesi ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crash. to make a sound of crashing. smashing or shattering of a glass. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaya koşusu. 2. Topun geri tepmesiyle kundağın geri gelmesi. Seğirdim mengenesi = Topun atışında kundağın geri gelmesini önleyen mengene. Seğirdim yolu = Kalelerde mahfuz yol. 3. Han odaları önündeki dar gezinti yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footrace. recoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koşuşmak, birlikte koşmak, çabalamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini önemseme, öz saygısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçüklük. Sıgar-ı sin = Yaş küçüklüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. sagîr). (bk.) Sagîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Puro, yaprak sigarası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صغار] küçükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صغر] küçüklük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Amerika yerlilerinin dilinden). İnce kâğıda sarılı kıyılmış tütün, cigara. Sigara içmek = Bir ucundan yakılan sigaranın öbür ucundan dumanını içine (ekmek. Sigara kâğıdı = Sigara sarmada kullanılan çok İnce kâğıt. Sigara kâğıdı gibi = Çok ince. Sigara tablası = İçine sigara kUlU silkelenen tabla, küllUk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette. cigaret. smoke. fag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette. fag. smoke. vending machine. cigaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette. cancer stick. coffin nail. dope. fag. repeat purchasing. tobacco shop. smoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çenelilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi), (bk.) Şangırdama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çıvgar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Top arabası okunun önüne konan ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mıymıntı, tembel, miskin (kimse). sluggardliness i. miskinlik, mıymıntılık. sluggardly s. tembel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dört yaşında erkek geyik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sting ray dikenli uyuşturanbalığıgillerden herhangi bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., k.dili. zor kullanmak; s. zor kullanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şeker; tatlı söz, kompliman; (argo) şekerim; f. şeker katmak; tatlı sözlerle yumuşatmak veya hafifletmek; A.B.D. akça ağaçtan şeker çıkarmak; şekerlenmek. sugar beet şeker pancarı bot. Beta saccharifera. sugar bowl şekerlik, şeker kâsesi. suga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şekerle kaplamak; ballandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şekerle konserve edilmiş (domuz eti).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şekerleme, bonbon; rüşvet .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şekerli, şekere benzer, şeker gibi; fazla nazik. sugariness i. şekerlilik; şekerlenmiş olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kapı, çanak, çömlek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clatter. to clang. to make a clattering noise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clatter. to clang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uçan uçucu. Gaza dönüşen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırtı sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngır sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make clang / rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, güçlü. 2.Yaşlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarlakuşunun bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lark tarlakuşu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tarla kuşu, turgay.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fundagillerden pembe çiçekli her dem taze bir bitki, bot. Epigaea repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç çamaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-girt veya -girded) alttan desteklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşağını gevşetmek, çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Medenî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilized. civil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil. humane. civilized medeni. civilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil. civilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become civilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Medeniyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization. urbaneness. urbanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı merak; kapris; sapıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sirke; ekşi olma; kuvvet. vinegar eel sirkede bulunan çok ufak kurt, zool. Anguillula aceti. vinegary s. sirke gibi; ekşi; suratsız, çehresi asık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba, terbiyesiz; aşağılık; bayağı, umumi, adi, umuma mahsus; pespaye; halka ait (dil). vulgar fraction bayağı kesir. vulgar superstitions halka mahsus batıl itikatlar. the vulgar herd halk sürüsü avam; ayak takımı. vulgarly z. kabaca, terbiyesizce

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabalık, bayağılık, adilik; halk deyimi, argo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabalık, terbiyesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Vülgarize etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilmî, teknik tâbirleri hafifletilerek halkın anlayacağı hâle getirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make vulgar, or common. act in a vulgar manner; 'The drunkard tends to vulgarize'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cater to popular taste to make popular and present to the general public; bring into general or common use; 'They popularized coffee in Washington State'; 'Relativity Theory was vulgarized by these authors'. debase and make vulgar; 'The Press has vulgariz

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. adileştirmek, herkesin anlayacağı hale koymak. umumileştirmek. vulgariza'tion i. adileştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یادگار] anı. 2.hatıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(YADGAR) (i. F ). 1. Bir şahıs veya hâli akla getiren şey, hâtıra: 2. mec. Edepsiz, münasebetsiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keepsake. remembrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memento. memorial. relic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. yâdgâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ado. clamour. fuss. hullabaloo. squall. shout. outcry. clamor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hullabaloo. howl. shouting. clamour. fuss. noise. squall. stink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who will set up a bowl about sth on the slightest provocation. alarmist. clamorous. obstreperous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulgarî denilen çalgının ufak nevi, üç telli bağlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Av köpeği, avı bulup çıkarmaya mahsus köpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Av köpeklerinin bakımına memur adam. 2. Yeniçeri ocağında bir sınıf. Zağarcıbaşı = Bunların subayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Şiddetle ve ses çıkararak titremek veya sallanmak. (bk.) Zıngırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göztaşı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Altınla işlenmiş, yaldızlı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İt. Çingene.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Şiddetle ve sesli olarak titreyip oynamak: Zelzelede bütün ev zıngırdadı. (bk.) Zangırdamak.

Türkçe Sözlük by