Gıyas-üd-din ne demek? | Gıyas-üd-din anlamı nedir? | Gıyas-üd-din

Gıyas-üd-din anlamı nedir?

Gıyas-üd-din ne demek?

Gıyas-üd-din anlamı nedir?

Gıyas-üd-din | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: giyas ud din

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dînin yayılmasına yardımı dokunan adam.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vedud’un kulu.- Allah’ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İbadet edenler-Zeyne’l-Abidin’den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz.Ali’nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). uygun olarak, binaen, göre according as göre, tıpkı, aynen according to göre, nazaran accordingly (z). binaen, binaenaleyh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hesap makinesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cennet (Adn).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on behalf of. in the name of. in behalf of. per procurationem. per pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. in the name of. in behalf of sb. in sb's behalf. on behalf of sb. on sb's behalf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behalf. in the name of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonu olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad). 1. Kol, bazu. 2. mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adudîye). Anatomi. Kola mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerodynamic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerodynamic. aerodynamics. streamlined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerodynamic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Odaklama Aydınlatıcı, zayıf aydınlatma koşullarında fotoğraf makinesinin otomatik odaklama işlemini gerçekleştirebilmesi için yeterli aydınlatma sağlamak için kullanılan, düşük güçte bir kırmızı ışık kaynağıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yemekten sonra gelen,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızı ağaç çileği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry. raspberry ağaççileği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, tanınmış soydan gelen

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari’nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, kastetmek, kinaye yoluyla söylemek; zikretmek, bahsetmek. alluded to adı geçen, zikredilmiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yüksek sesle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseklik, yükselti, irtifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلود] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imef.). Bulaşmış, bulaşık; Alûd« hûn = Kana bulaşık; Alûde dâmen = Eteği bulaşık, iffetsiz, namussuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Alûde). 1. Bulaşmışlar, bulaşıklar. 2. Suçlular, namussuzlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bulaşıktık. 2. Garkolmuş, dalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşıktık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلودگی] bulaşma, bulaşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a’mide). 1. Direk, sütun: Mabetlerin mermer amutları. 2. (matematik) Geometride dikey olarak yukarıdan aşağıya inen ve dik açı teşkil eden hat. (anatomi). Amûd-ı fıkarî = Fıkra denilen egü kemiklerinin bağlı bulundukları ve enseden kuyruk sokumuna kadar uzanan zincir gibi kemik, bel kemiği, eğin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمود] direk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Dik olarak, boyuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. matematik). Yukarıdan aşağı düz ve şakulünde olarak: Amûden bir hat indirmek. Mukabili: Ufkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمودا] dikine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. amûdîye) (matematik). Direk gibi yukarıdan aşağıya düz ve şakulünde olan: Hatt-ı Amûdî = Amûdî çizgi, sath-ı amûdî = Amûdî yüzey. Mukabili: Ufkî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمودی] dikey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), «asitle, kasitli, bile bile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt kuşu renginde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عن قصد] kasıtlı olarak, bile bile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («inad» dan imüb). İnatçı, muannit, öngüllü, musir: Bir şahs-ı anûd = İnatçı bir kişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنود] inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alkışlamak; takdir etmek, beğenmek, tasvip etmek. applause (i). alkış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istidat, yetenek, kabiliyet , meyil, anıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Mükerrer kullanılır: Ardın ardın = Arka arka, gerisin geri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hemen arkasından, arkası sıra, ardı sıra.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Armut şeklinde olan. Armudî altın (ve galatı: Armudiyye): Nazarlık yerine çocuklara takılan yassı ve ince, yazılı altın.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kamış cinsinden , kamışa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, rahatlanma, istirahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «asuden» fiilinden imef.). Rahatlamış müsterih. Asûde-hâtır = Hatırı, gönlü rahat. Asûde-dil = Gönlü rahat. AsOde-nişîn = Rahat oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسوده] rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak, müsterih. 2.Sakin, sessiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli rahat olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, istirahat, Asfyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسودگی] huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutum, davranış, tavır; vaziyet alış; (hav). dünya ve ufka göre meyil (s).tutumla tutumla ilgili, vaziyete ait. attitudinize (f). tavır takınmak, vaziyet almak, çalım satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). auditor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cüretli, cüretkâr; küstah, arsız. audaciously (z). küstahça, cüretle. audaciousness (i). küstahlık, cüretkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüret; küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitileilir, duyulabilir. audibil'ity, audibleness (i). işitilebilme duyulabilme. audibly (z). işitilebilecek surette, duyulacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işiten, duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa hitap eden, müzik reprodüksiyonuyla ilgili. audio frequency ses dalgalarının frekansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses dublajı özelliğine sahip video kaydedicilerde, audio dub ya da audio insert işlevi bulunur. Bu işlevler, sesin üzerine yeniden kayıt yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En iyi ses efekti için iki kayıtlı stereo kanal (12 bit modu) arasında denge sağlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kulak ve göze aynı anda hitap eden sistem, öğretimde kullanılan yardımcı araç; (s). kitaptan başka ögretim araçları (radyo, resim, fonograf, televizyon) ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme duyusunu inceleyen bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslına uygun müzik çalan elektronik araçlar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) meraklısı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). hesapların gözden geçirilmesi, hesapların kontrolu, kesin hesap; (f). hesapları kontrol etmek. auditor (i). hesap kontrolörlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dinlemek; ABD dinleyici talebe olarak bir dersi takip etmek. auditive (s)., (i). işitmeyle ilgili (şey) auditory (s). işitme duyusu ve organları ile ilgili; (i)., (çog). dinleyiciler. auditory canal (anat). kulak yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (opera, koro, v.b.'ne girmek için yapılan) ses imtihanı; işitme hassası, işitme kuvveti, işitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Görüntü ve/veya ses bilgilerini kaydeden, işleyen ya da oluşturan/çalan ürünler bu kategoride verilmektedir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ay ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk Musikisi’nde bir müddet Yürük Aksak usûlü için kullanılmış terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «ay» Ar. kamer, «tün» gece). 1. Aylı (gece), Ar. mukammer. 2. Aydınlık, Osm. Rûşen, zıyâ-dâr, münevver. 3. Açık, aşikâr, açıkça görünen. 4. Mübarek, mesut. Gözünüz aydın = Bir sevdiğine veya arzusuna nail olana söylenen tebrik tabiridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightened. cultured. literate. educated. intellectual. lettered. well-read. well informed. informed. read. intellectual. literate. luminary. egghead. long-haired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egghead. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. well-lighted. clear. lucid. enlightened person. educated. enlightened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Aylı gece, mukmin. 2.Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen, ziyadar, münevv(Erkek İsmi) 3.Açık, belli, ortada, vazıh, aşikar, bahir. 4.Kutlu, uğurlu, mübarek, mesut. 5.Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevv(Erkek İsmi) Kılıçarslanın hanımının ismidir. Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya Selçuklulan’ndan ünlü bir komutan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aydın).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, aydın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aydın).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tracing paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aydınlık olmak, aydınlığa kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fizik). Bir sathın karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısı ile nisbetli olarak aydınlık görünmesi. Bir şeyin iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanları benimsemediğinizi ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightenment. illumination. lighting. clarification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. dawn. light. lighten. to lighten. to become luminous. to brighten up. to become clear. to be enlightened. to be filled in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become luminous. to become clear. to become informed. brighten. come into focus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the intelligentsia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrative. informative. illuminating. enlightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminating. enlightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be illuminated. to be enlightened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. lighting. enlightenment. clarification. edification. elucidation. irradiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. lighting. clarification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarification. illumination. stage lighting. clearing. enlightenment. lightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yeri ışıklı hale getirmek. 2. Bir meseleyi anlaşılmasını kolaylaştıracak şekilde izah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let daylight into smth. illuminate. light up. brighten. set light to. lighten. dissolve. clear. clear up. solve. charge. civilize. clue. elicit. elucidate. enlighten. enucleate. flash. flash on. illume. illumine. irradiate. light. post. rake up. shi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. elucidate. enlighten. illuminate. irradiate. lighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illumine. to illuminate. to clarify. to enlighten. brighten. bring round light. clue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ay ışığı, mehtap, ay aydınlığı. 2. Işıklı ışık. 3. Işıklı yer. 4. Dam bacası, çatıdaki pencere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright. sunny. luminous. sunlit. light-well. clear. high-speed. brightly. illumination. light. daylight. skylight. enlightenment. radiance. air-shaft. airway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright. irradiation. light. luminous. sunlit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. light. daylight. clarity. light shaft. opening for light. luminous. bright. luminousness. brilliant. illumined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Belli bir alandan geçen ya da verilen ışık miktarını açıklar.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şafak vakti.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aydın).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Devletin gözü. 2.Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Suya yansıyan ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ululuğu, emaneti. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) «Azmûden» filinden imef.). 1. Tecrübe olunmuş, denenmiş. Ar. mücerreb. 2. Tecrübe görmüş. Kâr-Azmûde: İş görmüş, tecrübeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takılma, latife, şaka; istihza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değiştirerek patlıcan dediğimiz maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eti yenen birkaç cins deniz balığı, zool. Sphyraena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut renginde, koyu zeytunî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the General Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak saadet, uhrevi saadet. the Beatitudes Hz isa'nın Matta incilinde geçen sözleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulutlandırmak, karartmak; kaplamak; içinden çıkılması zor hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak takımı; samandan yapılmış hayvan yatağı, gelembe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’in nuru, ışığı. 2.Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرود] veda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarhoş etmek, sersemletmek; şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok görmek, gözü kalmak, haset etmek; vermek istememek. be grudging s. kıskanan. begrudgingly kıskanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BİHBUD) (i. F. bih = iyi, bûden = olmak). İyilik, sağlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait; i. bu tarikat mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kakma işiyle süslemek, kakmak; pullarla süslemek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. futile. in vain. vain. useless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهوده] boş, boşuna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş, faydasız, neticesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vücutsuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی دین] dinsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bigoudi

sarmaç

Kadınların saçlarını kıvırmak için kullandıkları, metal, sünger veya plastikten, boru biçiminde küçük araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curler. hair curler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bağlayıcı, tutucu; geçerli, muteber; i. ciltleme; cilt; kenar şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to some extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی سود] yararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. körleştiren; kamaştıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kana susamışlık, kanlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısa ve kalın sopa; cop, bir ucu tokmak gibi olan sopa; f. böyle bir sopa ile vurmak; bir işi yapmaya zorlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta kaplama, tahta parmaklık. boarding house pansiyon. boarding school yatılı okul, leyli mektep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. boarding card

uçuş kartı

Yapılacak uçak yolculuğuyla ilgili uçuş saati, koltuk numarası vb. bilgilerin bulunduğu kart.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. alamet, kehanet; s. uğursuz, meşum. bodingly z. uğursuz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kadının yatak veya özel oturma odası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğurma, üreme; yetiştirme; terbiye; bitki ve hayvan türlerini ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in ,Guliliver'in Seyahatleri adlı kitabında adı geçen ve herşeyin aslından çok büyük olduğu üIke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eb’ad). Uzaklık, uzak olma; yakın, kurb zıddı: On fersah bûdunda. Bud-ı mesafe = Mesafe ve aralık uzaklığı (bûd ü mesafe dememeli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Varlık, vücut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılma, uzaklaşma, vazgeçme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بود] varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tomurcuk, konca, sürgün; gelişmemiş, olgunlaşmamış sey veya kimse; f. sürmek, tomurcuklanmak, konca vermek; gelişme çağında olmak; tomurcuklandırmak; bahç. aşı yapmak, aşılamak. nip in the bud bir şeyin daha başlamadan önünü kesmek, gelişmesine eng

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ABD, k.dili lan, ulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı budakcık). Küçük budak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı buğdak). 1. ince ve küçük dal. Ar. gusn, Fars. şâh. 2. Ağaçta ve tahtada budak eseri, gözü, düğüm. Budak özü = Taze sürgün. Dişbudak — Bir cins orman ağacı, lisanülesafir. Gözünü budaktan esirgememek — Tehlikeye karşı koşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. knob. shoot. knag. knar. snag. knurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. snag. knurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ağacın dal olacak sürgünü. 2.Dal. 3.Dalın gövde içindeki sert bölümü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Budaklar sürmek, dallar peyda etmek, dallanmak: Ağaç budaklandı. 2. Çatellaşıp zorlaşmak, pürüzlenmek: İş budaklandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Dal ve budağı olan (ağaç). 2. Budak yerleri ve düğümleri olan (tahta ve kereste). 3. Teferruat ve müşkülâtı çok olan: Dallı, budaklı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnarled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnarled. knotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Budakları olmayan (ağaç). 2. Budak yerleri ve ukdeleri olmayan düz (tahta ve kereste)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akıllı olmayan, kafasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. dullish. barren. chumpish. clownish. doltish. dreary. sappy. zany. fool. chucklehead. clod. jackass. juggins. noddy. noodle. prune. simple simon. soft. twit. zany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. daft. dim. dope. dopey. fool. silly. sucker. twit. stupid. birdbrained. blockheaded. dumb. mad on. silly about. idiot. gull. half-wit. ass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. clod. clueless. dopey. goofy. imbecile. inane. kooky. muggins. nitwit. sappy. silly. simple. simpleton. stupid. thick. touch in the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ahmakça, eblehçe: Budalaca bir harekette bulundu. 2. Az ahmak, ahmağa benzer, pek akıllı olmayan: Budalaca bir adamdır. Ahmahça, ahmahlıkla, eblehlikle: Budalaca hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloddish. foolish. preposterous. senseless. witless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık. Ar. hamâkat, belâhat: Onun budalalığı Aşikârdır. Bir budalalık etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness. stupidy. madness. idiocy. imbecility. jig. stupidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave foolishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pruning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: Buğdamak), (ağaç ve bağın). Fazla budaklarını kesmek veya budaklarını kısaltmak: Ağaç, bağ budamak. mec. Asma budamak = Boş lâkırdı söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prune. trim. to prune. to trim. to lop. to cut sth back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prune. to trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Budakları kesilmek: Bu bağ daha budanmamıştır. mec. Bir işe itina ile sarılmak, ehemmiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Budayıcının kestiği ağaç ve bağ budakları, kesilmiş budakların tamamı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Budapeşte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Ağaçların veya asma ve bağın budaklarını kestirmek. 2. Kestirmek, kısaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç ve bağların budaklarını kesmek sanatiyle geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Buda, Hindistan'da mabut olarak kabul edilen din ögretmeni. Buddhism i. Budizm, Buda dini. Buddhist Budist, Buda dinine inanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili arkadaş, ahbap, kafadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kımıldamak, hareket etmek; kımıldatmak, hareket ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bütçe, stok; f. bütçe yapmak, bütçenin ayrıntılarıyla ilgilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buda tarafından kurulan ve Uzak Doğu ülkelerinde yaygın bulunan bir din.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddhism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budhismus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ard ayakları kısa ve uzun boylu bir cins sırtlan. Bodur, küçük, (bk.) Bıdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. people kavim. nation ulus. millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people. nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Halk, kavim, ahali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Budun).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapı bina; inşa etme, yapı yapma. building block çimento bloku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari’dir. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğukluk, soğuk, Ar, berd, Fars. sermâ: Havanın burûdet şiddeti. mec. İnsan münasebetlerinde soğukluk, sevişmeme, düşmanlığa yakın anlaşmazlık, karşılıklı nefret: Aralarında burûdet vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برودت] soğukluk. bûs etmek öpmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchantress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hag. witch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برودت] soğukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can eritici, can yakan, acıma uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). belli başlı, ana, önemli; parlak kırmızı; (i). kardinal; parlak kırmızı renkli ve tepeli bir çeşit Amerikan ispinozu. cardinal numbers esas sayılar. cardinal point dört esas yönden her biri. Gardinalship (i). kardinallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kardinallik makamı; kardinaller zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yün ve pamuk tarama carding machine yün ve pamuk tarama makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kuyrukla ilgili; kuyruga yakın; kuyruğa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(zool). kuyruklu, kuyruğa benzer bir uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalara içirilen (şarap, yumurta, ekmek, şeker ve baharat karışımı) sıcak bir şerbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahudi, çıfıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dini savunan. 2.Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırlangıç otu,(bot). Chelidonium majus. Iesser celandine mayasıl otu, basurotu, (bot). Ranunculus ficaria; kediayası, (bot). Ficaria ficaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چندین] bu kadar, bunca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş tecrübesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik, katiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh eriten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çirkefe bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topallama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bulut; duman veya toz bulutu; leke. cloudburst (i). sağanak. cloud-capped (s). bulut ile kaplanmış (dağ tepesi). cloud chamber (fiz). buhar hücresi cloudland (i). hayal. in the clouds hayal aleminde dalgın. under a cloud şüpheli; dertli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulutla kaplamak, karartmak, örtmek, gölgelemek; lekelemek,şüphe altında bırakmak;bulutlanmak, kararmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulutlu, bulutlarla ilgili; dalgalı (mermer); dumanlı; karanlık, açık. olmayan; şüphe altında; töhmet altlnda cloudily (z). bulutlu olarak cloudiness bulutlu olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hileli bir işe ortak olmak; dolap çevirmek. collusion (i). hile, tuzak; danışıklı dövüş. collusive (s). hileli bir ortakIık ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). emreden; etkili: hâkim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitirmek, son vermek; neticelendirmek, sonuçlandırmak; bir karara varmak; netice çıkarmak, istidlâl etmek; bitmek, sona ermek; karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenen, şüphe etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örf, adet, alışkanlık, itiyat. consuetu'dinary (s). mutat, alışılagelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aynı derecede, eşit, müsavi; düzenli, tutariı, muntazam; (fels). düzenleşik; (i)., (mat)., (den)., (astr). koordinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birbirine göre ayarlamak; ahenk kazandırmak, alıştırmak, düzeltmek; aynı sıra veya dereceye koymak. coordinating conjunction bir cümle içinde birbirine eşit durumda olan öğeleri bağlayan bağlaç (and, but, or gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanzim, ahenk verme, düzenleme, tertip, tutarlılık, insicam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerini tutan; mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo çöp değersiz şey, çerçöp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ham, rafine edilmemiş; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi; (i). ham petrol crudely (z). kabaca; edepsizce. crudeness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edepsizlik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, sahâvet, el açıklığı: CCd u kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جود] cömertlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geviş. chew the cud geviş getirmek; derin derin düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayrı, ayrılmış, firkate dûçar, ayrılığa düşmüş. Dostlarından, akrabasından ve vatanından cüdâ düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağılık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ayrılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kucaklamak, bağrına basmak, sarılmak; sarılıp yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). küçük kamara veya kiler, gemi mutfağı; ufak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısa kalın sopa, çomak; (f). sopa ile dövmek, dayak atmak; (çoğ)., spor eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatırlamaya çalışmak, zihnini yormak. take up the cudgels for şiddetle müdafaa etmek, savurmak, tarafını tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Cömert, eli açık. 2.İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh’un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cudi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tyehûdıdan galatı: çıfıt). Yahudi cemaatinden adam, Yahudi, mec. İnatçı ve garezkâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Donukluk, donuk olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buzul, buz nehri (Fr. glacier).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kubbe, kümbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cünd). Cündler, süvariler, (bk.) Cünd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Göz önünde işlenen suç, suçüstü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkâr, huysuz adam. curmudgeonly (s). tamahkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمود] donukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمودیه] buzul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنود] askerler. 2.ordular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Bass, güçlü dinamik bas ses oluşturulmasını sağlamaktadır. Üç bas güçlendirme seviyesi seçilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Avrupa’da (özellikle İngiltere) FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen bir standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar vasıtasıyla iletilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Eteği bulaşık, mec. İffetsiz, kötü işlere karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek bulaşıklığı, iffetsizlik, suçluluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامن آلوده] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocukları sıçratırken ve bazen şımartmak İçin kullanılır: Dandini bebek, hoppala! Hoppa. Dandini bebek = Hoppa adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir düzenin ve bir çeşit ney’in adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) Kendisine kitap olarak Zebur’un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur’an-ı Kerim’de 16 yerde ismi geç(Erkek İsmi) - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Hazret-i DAvûd’un sesine benzer kalınca, pek hoş ve tesirli (ses): Müezzin DAvûdî bir sesle ezan okudu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyarlıktan ileri gelen elden ayaktan kesilme, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dolandırmak, aldatmak, hakkını yemek, gadretmek; (slang). üç kâgıda getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yanlış yola sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu minarelleri ve içlerinde tuz buluna kayaları erezyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu minareller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksilme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). soymak, açmak; (jeol). aşındırarak çıplak bırakmak; tamamen mahrum etmek. denuda-tion (i). soyulma, çıplak kalma, açılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kullanılmayış, yürürIükten kalkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Çok çalışıp çabalamak, gayret etmek, çok zahmet çekmek durmaksızın çalışmak: Çok didindi çalıştı sonunda emeline ulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to work hard. to toil. to slog. to drudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to work hard. to wear oneself out. fag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy ağası, köy kâhyası, muhtar.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Her güneş ayının yirmi dördüncü günü. 2. Kalemi korumaya memur sayılan melek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Bir gramlık bir kitlenin hızını saniyede bir santimetre artıran güç birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Çok uzak yer» mânâsına gelen «din tepesi» ve «din doruğu» deyimlerinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edyân). Allah’a ibadet ve mânevîyata inanma hususunda insanların tuttuğu yol: İslâm dini. Dîn-i mübîn, dtn-i Hak = İslâm dini. Yevm-üd-dîn = Kıyamet günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yesterday. faith. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud, confused, harsh noise; a loud, continuous, rattling or clanging sound; clamor; roar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strike with confused or clanging sound; to stun with loud and continued noise; to harass with clamor; as, to din the ears with cries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To utter with a din; to repeat noisily; to ding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sound with a din; a ding. instill by constant repetition; 'he dinned the lessons into his students' To render dim, obscure, or dark; to make less bright or distinct; to take away the luster of; to darken; to dull; to obscure; to eclipse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deprive of distinct vision; to hinder from seeing clearly, either by dazzling or clouding the eyes; to darken thesenses or understanding of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grow dim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bower; a dingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver coin of the United States, of the value of ten cents; the tenth of a dollar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Measure in a single line, as length, breadth, height, thickness, or circumference; extension; measurement; us.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faith. religion. belief. equal opportunity. ethnic group. persuasion. proselyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The initials stand for German Industrial Standard and in car audio can be used to describe a standard dash opening for a deck or a multi-pin connector used in lieu of a RCA connector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plug and socket connector consisting of a circular pattern of pins in a metal sleeve This type of connector is commonly seen on keyboards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multi-wire cable with DIN connectors at both ends Usually has 5 or 6 inner wires Different diameter and configuration from maker to maker Pictures of DIN connectors or, more details about DIN Cable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsche Industrial Norm German industrial standardization for radio dimensions, approximately 7 inches wide by 2 inches high 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsche Industrie Normenausschussan; association that sets standards for the electronics industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of German standards recognized throughout the world The 1/8 DIN standard for panel meters specifies an outer bezel dimension of 96 x 48 mm and a panel cutout of 92 x 45 mm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsches Institut fur Normung A type of connector defined by the German Standards Institute Generally used to connect peripherals such as mice, modems, and keyboards to computing devices The DIN connector found on 1x0-series Newtons and the eMate is a DI

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for Deutsche Industrie Normung , DIN is a German organization that establishes standards for industry One common place you'll encounter DIN standards in America is with circular multi-pin plugs, like those found on the ends of MIDI cables Other

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsche Industrie Norm The german system of rating film sensitivity to light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutche Industrie-Norm: German industry standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standards Institution of the Federal Republic of Germany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsche Industrie Norm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsches Institut fur Normung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym used for the Deutsches Institut fur Normung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The German Institute for Standardization This institute establishes standards for testing and classifying air filters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Document Identification Number DOJ: Department of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A numerical rating used in Europe to describe the sensitivity of film to light The DIN rating increases by 3 as the sensitivity of the film doubles See film speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ned, ning) gürültü, patırtı, şamata; (f). gürültü ile söylemek, tekrar tekrar söylemek; gürültü etmek. din into tekrar tekrar söyleyerek kafasına sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kıs). Deutsche Industrienor men Alman Sanayi Standartları; (foto). filmin ışığa karşı hassasiyet ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecclesiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

community of religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji), insan topluluklarının hayatında dinî inanışların bulunmadığı iptidaî devir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. penâh = melce). Dinin dayandığı, dîne esas ve dayanak hükmünde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. perverden = beslemek). Dine hizmet ve yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. şikesten = Kırmak). Dini kıran, dinin aleyhinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dini kıracak ve zarar verecek surette: Dinşikenâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Mekanik ilminin, cisimlerin hareketini ve hareketi meydana getiren sebepler arasındaki münasebetleri araştıran kolu. 2. (felsefe) Bir kuvvetin tesiriyle daima hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dynamique

1. devim bilimi, 2. fel. devimsel, 3. canlı, etkin

1. Mekaniğin kuvvet, hareket, enerji arasındaki ilişkilerini inceleyen dalı. 2. Devinimi yalnızca fizik kanunlarına bağlı olmayan, aynı zamanda etkin bir gücü, bir amacı da içeren. 3. Hareketli, hayat dolu. 4. Hareketli, işleyen, çalışan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamic. high-pressure. dynamics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamic. dynamics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamics. dynamic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi veya video kameranın aşırı gölge (düşük ışık) ve parlaklıkları (aşırı ışık) aynı anda yakalayabilme yeteneği ölçümü.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dinamik Odaklama devresi, tüm ekranda net odaklanmış, temiz bir görüntü sağlar. Gelişmiş elektronik devre, ışının nokta çapını ayarlayarak, resmin şeklinin, köşelerde ve ekranın kenarlarında da doğru kalmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dinamik Kanal İndeksi seçilirken, izlenen program ekranın ortasına gelir ve etrafında diğer kanalların gösterildiği on iki küçük görüntü belirir. Bunlar saniyede bir kez olmak üzere sırasıyla güncellenir. Joystik uzaktan kumanda ile istenen kanal seçilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Görüntü kalitesinin daima mükemmel kalması için Dinamik Kontrast en parlak beyaz ile en koyu siyah arasındaki tüm gölgelerin korunduğundan emin olunmasını sağlar. Bu da görüntüye daha fazla derinlik ve ayrıntı katar. Arka ışık parlaklığının sahnenin parlaklığına göre ayarlanmasını sağlayarak çalışır. Benzersiz dinamik kontrast sistemimizde tüm keskin gri gölgeleri, daha yüksek bir kontrast düzeyi ve daha net High Definition görüntü sağlayan ACE (gelişmiş kontrast geliştirici) özelliği bulunur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekranın sol tarafından teleteksti, sağ tarafında da boyutu ayarlanabilir görüntüyü gösterir. Teletekst, görüntüsü verilen kanaldan başka bir kanalın olabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İki farklı TV kaynağı, birleştirilebilir ve aynı ekranda yan yana görüntülenebilir. Görüntü boyutu sorunsuzca ayarlanabilir. Sağ görüntünün boyutu, soldakinin boyutuyla ters orantılıdır. Soldaki görüntünün sesi TV hoparlörlerinden verilirken, sağdakinin sesi kulaklık yuvasından verilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

RGB (Kırmızı, Yeşil ve Mavi) Dinamik LED teknolojisi orijinaline mükemmel şekilde benzeyen görüntüler yaratır. Sürekli yanan floresan (CCFL) tüpler yerine LED teknolojisi kullanılarak renk kontrastı iyileştirilmiş ve daha yüksek netlik sağlanmıştır. Dinamik RGB LED ekranda olup bitenlere tepki verir, böylece görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın anlık olarak kapatılabilmesini sağlar. Sonuç, size daha ayrıntılı bir görüntü ve enerji bakımından daha verimli bir TV sunan saf, gerçek siyahlardır. Geleneksel beyaz yerine kırmızı, yeşil ve mavi LED’lerin kombinasyonlarını kullanarak, ekrandaki görüntüler daha geniş bir renk aralığına sahip olur – bu da Blu-ray Disc™’leri, DVD’leri ve PLAYSTATION®3 oyunlarını yapımcıların amaçladığı şekilde izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu akıllı kopyalama teknolojisi, Sabit Disk Sürücüsü’nden (HDD) bir DVD diskine kopyalama yaparken en iyi resim kalitesini korur. Veri bir HDD üzerine kaydedildiğinde, Sony HDD / DVD kaydediciler filmi analiz eder ve sonuçları veri olarak saklar. Ardından, kaydedici bu veriyi verimli bir biçimde bir DVD diskine kopyalar. En iyi sonuçları elde etmek için, HDD’nize kaydederken HQ+ veya HQ modlarını kullanın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Patlayıcı bir madde. Nitrogliserin ile yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamite. jelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dynamite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dinamik olma hali.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dynamisme

fel. devimselcilik

Beliren ve gelişen şeylerin kendiliklerinden etkin olduklarını, gelişmelerini sağlayan gücün dışarıdan gelmeyip kendileriyle özdeş bulunduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hareketi elektrik akımına çevirmeye yarayan makine.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr.dynamo . 1.fiz.üreteç. 2.sürükleyici

Herhangi bir mekanik enerjiyi elektrik akımına çeviren aygıt. üreteç karşılığı önerilmiştir.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamo. generator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir kuvveti ölçmeye yarayan cihazların genel adı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dynamomètre

fiz. kuvvetölçer

Kuvvetleri ölçmeye yarayan cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. denânîr). Eski bir altın para. Dinar ve direm =’ Para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dinar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A petty money of accounts of Persia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient gold coin of the East.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dinar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit of Abu Dhabi, Aden, Algeria, Bahrain, Iraq, Jordan, Kuwait, Libya, South Yemen and Tunisia. 100 dinars equal 1 rial. the basic unit of money in Yugoslavia. the basic unit of money in Tunisia. the basic unit of money in Libya. the basic u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir altın para, dinar; Yugoslavya, İran, Irak, ürdün, Kuveyt ve Tunus'ta para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vücudu sağlam, kuvvetten düşmemiş. Fars. tüvânâ: Hayli yaşlı ise de dinçtir, dinç bir at arıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vigorous. robust. fresh. husky. hearty. youthful. florid. hale. lusty. red-blooded. sinewed. sinewy. spry. succulent. upstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fresh. hale. spry. vigorous. robust. lusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

healthy. old but still vigorous. lusty. spry. youthful. zappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuvvetli ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Sağlamlaşmak, dinçleşmek. Osm. tüvânâ ve tendürüst olmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Dinç hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become vigorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sağlamlık, Osm. tüvânâlık, tendürüstlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vigor. strength. robustness. starch. vigour. zap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dinî kaidelere hakkıylere riayet eden; dininin emirlerini yerine getiren. Ar. mütedeyyin: Dindar bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. devout. pious. devotional. godly. prayerful. devotee. godfearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. godly. pious. religious. faithful. god-fearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. pious. religious. god fearing. godly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Allah’a inanmış, bağlanmış olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دینداری] dindarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinin hükümlerine tamamiyle uymak. Ar. tedeyyün: O adamın dindarlığı malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Aynı dinden olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coreligionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Durdurmak: Rüzgâr yağmuru dindirdi. 2. Rahatlandırmak, sükûnet buldurmak. Osm. teskin etmek, Asûde etmek: Ağrıları dindirmek. 3. Söndürmek: Mumu dindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allay. appease. ease. quench. soothe. to stop. to cease. to appease. to ease. to allay. to relieve. to soothe. to slake. to quench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stop. to slake. to quench. assuage. quieten. soothe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To eat the principal regular meal of the day; to take dinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a dinner to; to furnish with the chief meal; to feed; as, to dine a hundred men.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dine upon; to have to eat. give dinner to; host for dinner; 'I'm wining and dining my friends' have supper; eat dinner; 'We often dine with friends in this restaurant'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

have supper; eat dinner; 'We often dine with friends in this restaurant'. give dinner to; host for dinner; 'I'm wining and dining my friends'. Qui dort dine The seven sleepers and others required no food till they woke from their long sleep The same may b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). günün esas yemeğini yemek veya yedirmek; akşam yemeği yemek; ziyafet vermek; yemeğe davet etmek. wine and dine bir kimseye içkili ziyafet vermek. dine out dışarıda yemek yemek. dining car vagon restoran. dining hall yemek salonu. dining room ye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinlemek işi. (bk.) Dinlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayakta durmak, hareket etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dince, din itibariyle, din noktai nazarından: Kumar, dînen ve aklen yasaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دینا] dince, din bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemek yiyen kimse; vagon restoran; vagon restorana benzer lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). İskambil kâğıdı işaretlerinden karo.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük yemek odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çan gibi ses çıkarmak, çalmak; (i). çan sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili ufak şey; fırlatılan şey; ismi unutulan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çan sesi gibi; (i). çan sesi, dan dan; aynen tekrar edilen ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çog geys, ghies) (i). ufak kayık; patalya, dingi; ufak gezinti sandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çark, tekerlek, silindir gibi şeylerin merkezinden geçen mil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axle. arbor. axle-tree. shaft. spindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axis. spindle. axle. arbor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axle. axletree. spindle tree. arbor. journal. spindle. shaft. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dengesiz olarak sallanmak, titremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serene. inert. motionless. static. stationary. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. inactive. placid. serebe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quietism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. silence. inertia. rest. quieteness. calm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derecik, etrafı ağaçlıklı ufak dere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wild dog found in Australia, but supposed to have introduced at a very early period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It has a wolflike face, bushy tail, and a reddish brown color. wolflike yellowish-brown wild dog of Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wolflike yellowish-brown wild dog of Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avustralya'ya mahsus bir çeşit yabani köpek, (zool). Canis dingo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (gier, giest) donuk, rengi soluk, kirli, paslı. dingily (z). rengi soluk olarak, paslı olarak. dinginess (i). rengi soluk oluş, donukluk; kir, pas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dînîye). Din ve mezheple alâkalı. Umûr-ı dînîye = Din işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastoral. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. ecclesiastical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دینی] dinsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backsliding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trim; neat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deck; often with out or up. a couple who both have careers and no children.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Double income, no kids A term used to denote a working couple, often in the market for condominium ownership or other types of real estate investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short form for 'Double Income, No Kids ' A description of a type of Purchaser in the real estate market. a double income, no-kids couple. a couple who both have careers and no children. a soft return so that the tennis ball drops abruptly after crossing t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ier, iest) (i).,(k).dili önemsiz, ehemmiyetsiz, küçük; (i). küçük şey; küçük lokomotif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinlemek işi. (bk.) Dinlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auscultation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listen. listening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. işitmek üzere kulak vermek. Osm. istimâ etmek: Çalgı, şarkı dinlemek, kapıdan dinledi. 2. Kulak as mak, kabul etmek. Osm. isga eylemek: Söb, nasihat dinlemek: Vaktiyle söyledimse de dinlemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend one's ear. lend an ear. listen. listen to. hear. obey. attend. follow. hark. harken. hearken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attend. heed. listen. monitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to listen to. to hear. to pay attention to. to obey. to conform to. to auscultate. to be heard and obeyed. to be listened to. buy. to give ear to. listen. monitor. regard. take heed. unwind. to recover one's wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiday. vacation tatil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vacation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reposeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refreshing. restful. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Rahatlatmak, sükûnet vermek. Osm. teskin etmek. 2. Rahat ettirmek, yorgunluk aldırmak: Vücudumu dinlendireceğim. 3. Söndürmek: Mumu dinlendireceğim, mec. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. rest. to rest. to relax. to leave fallow. to mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rest. to let rest. to leave fallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rest. relaxation. recreation. breathing-space. recumbency. repose. respite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. interlude. recess. recreation. refreshment. repose. respite. rest. relaxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxation. rest. vacation. push / pull theory. repose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sükûnet bulmak, durmak. 2. Rahatlanmak, istirahat etmek: Birkaç gün dinleneceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take a rest. rest. relax. sit back. lie back. lie up. recreate oneself. repose. repose oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recess. repose. rest. to be listened. to be obeyed. to rest. to relax istirahat etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give oneself a rest. to rest on one's oar. relax. repose. take a breath. to give time off. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concert. concert konser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dinlemesini temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Dinleyen, Ar. sâmî, müstemî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer. member of the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinmek işi. (bk.) Dinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Durmak, kesilmek, sona ermek. Osm. sükûnet bulmak: Yağmur, rüzgâr dindi. 2. Rahatlanmak, istirahat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. rage. to cease. to stop. to die down. to calm down. to go down. to let up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cease. to stop. to get better. to become easier. pass off. quit. stow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günün esas yemeği; akşam yemeği; ziyafet. dinner bell yemek zili veya çanı. dinner hour yemek saati. dinner jacket smokin dinner pail sefertası dinner party ziyafet, yemekli toplantı. dinner table sofra. dinner time yemek vakti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemek takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezozoik çağda yaşamış olan ve bu gün yalnız fosilleri bulunan çok büyük bir cins sürüngen, dinosor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dinosaur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dinosaurier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. sacred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. sacred. solemn. spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. ecclesiastical. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rite. religious service. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hiçbir dine bağlı olmayan veya dinin hükümlerine riayet etmeyen. Ar. mülhid: Dinsiz adam. 2. mec. Merhametsiz. Allahtan’ korkmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irreligious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godless. heathen. impious. pagan. irreligious. undevout. cruel. pitiless. atheist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irreligious. unbelieving. atheistic. atheist. blasphemous. faithless. godless. impious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dinsiz adamın hali. Ar. ilhad: Dinsizlik bütün Alemde kötü görülür. Dinsizlikle suçlandırılmıştı. 2. mec. Merhametsizlik, gaddarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irreligion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheism. irreligion. impiety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuvvet; ufak oyuk; (f). ufak çukur meydana getirmek. by dint of kuvvetiyle, vasıtasıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Zeytingillerden, kerestesi sert bir ağaç (fraxinus excelsior).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus excelsior): Zeytingillerden sert keresteli bir ağaçtır. Boyu 30 metre kadardır. Yaprakları 9-13 parçalı bir dantela görünümündedir. İlkbahar ve yaz aylarında kabuğu ve yaprakları toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Anne sütünü artırır. Romatizma ve nikris ağrılarını keser. Kabızlığı giderir. (kabuğu ise kabızlık yapar, ishali keser) idrar söktürüp, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Mobilyacılıkta da kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). benzemeyiş, başkalık, fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first-hand. immediate. face-to-face. first hand. first-hand. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın son hızla koşması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a full gallop. at full speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make friends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bellek türüdür. Bilgisayarın ana belleği, bu ilkeye göre çalışır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). köle gibi çalıştırılan kimse; (f). ağır ve tatsız bir iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır ve sıkıcı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok arabada hoparlörler zemin seviyesinde bulunmaktadır. Bu yenilikçi 3B sanal ses teknolojisi, seslerin sanki kafa hizasında bulunan hoparlörlerden geliyormuş gibi duyulmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurt, böcek: DÜd-ı hazz, dûd-ı harîr = ipek böceği. Dûd-ı vahîd, dûd-ı şeriti = Karında hasıl olan uzun şerit, tenya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دود] böcek, kurtçuk, kurt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دود] duman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask.) patlamayan mermi veya bomba; (k.dili) başarıya ulaşamayan kimse, başarısız iş .duds (i)., (k.dili) elbise, giyim eşyası; şahsi eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dumanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Eskiden üzerlik, günlük ve ödağacı yakarak cin dâvet eden büyücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Külhancı. 2. Aşçı. 3. Tömbeki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak. 2. mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dudaklar, güneş veya soğuk havanın tesiriyle çatlayabilir. Endişe edilecek bir durum yoktur. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri çatlakları gidermek amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyağı, balmumu.

Hazırlanışı : 2 çay bardağı cevizyağına, 2 çorba kaşığı eritilmiş balmumu konur. Karıştırılarak soğutulur. Küçük bir şişeye doldurulur. Sabahları dudaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük solucan, ufak kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kabile, ocak, aile. 2. İsinden mürekkep yapılan çıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوده] is.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). züppe adam, giyimine aşırı düşkün erkek; (k.dili) tatilini taşralıların yanında geçiren şehirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Yerin altında akan suların oyup meydana getirdiği derin kuyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

katavothre. ponor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2.Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).öfke, hiddet, suçluluk veya pişmanlık duygusu. in high dudgeon çok öfkeli, tepesi atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânedân, aile, sülâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودمان] soy sop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dudu kuşu, papağan, (bk.) Tötî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mrs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hanım, küçük kardeş. 2.Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3.Abla, yaşlı ermeni kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «tütmek» ten «tütük»). 1. Nefesle çalınarak ince bir ses çıkaran saz. Düdük çalmak, üflemek: Düdüğün çeşitleri olur: Çocuk, çoban, gemici düdüğü. 2. Vapur ve demiryolu lokomotifi gibi makinelerin buharla ses çıkardıkları boru: Vapur düdük çaldı. 3. Uzun ve içi boş şey: Düdük kemiği, düdük makarnası. 4. mec. Düdüğü çalmak = Faydalanmak, kazanmak. 5. Zıvana gibi içi boş. 6. mec. Akılsız, cahil, boş (adam). Düdüğüm = Boş herif (alay için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. hooter. reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. whistle. pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. penny whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdük çalan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cinsî temasta bulunmak (argo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdüğü olan. Düdüklü tencere = Buharı içinde tutarak yemeği çabuk pişiren tencere çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a whistle. pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grass widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorceé. widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feme discovert. widow. widowed woman. relict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

, Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dursaliha).*

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ درود] övgü. 2.selam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkası için duygudaşlığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkalarının duygularına, sevinç ve acılarına katılma isteği veya hali. Ar. tecâzüb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bulutlu, (kelimesi kelimesine) buluta bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابرآلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte’den birisi olan Sünen-i Ebu Davud’un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen’i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuyruksuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquirement. gain müktesebat. competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquiring. obtaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edinme fiili, kendisini sahip kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain. acquire. get. fall into. come by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. gain. obtain. procure. to obtain. to acquire. to gain. to get. to contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. to get. to acquire. to obtain. come by. invest in sth of one's own. procure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoğalan, artan. Osm. tekessür ve tazâyüd eden (nadiren bazı terkiplerde geçer).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل دین] bir dine inananlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2.Dinin tamamı. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. - (bkz.Ekmelettin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrodynamcis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaçamak yapmak, sakınmak, bertaraf etmek -dan paçayı kurtarmak, -dan sıyrılmak: gözünden kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin emrettiği. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. son, nihayet, hitam; uç, baş; gram. takı, sonek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («endûden» fiilinden irnas sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülimas.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülmüş, altınla işlenmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kefenlemek; örtmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erdi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Duru, güçlü kuvvetli erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yiğitlik eden erkek. 2.Sevk ve idare kabiliyeti olan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergüden).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) âlim, geniş bilgi sahibi, allâme. eruditely (z.) âlimane, geniş bilgi sahibi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çok geniş ve çeşitli bilgi, okuma ve araştırma ile edinilen bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin arslara. - Şeref lakabıdır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشک آلود] gözyaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İnceleme, tetkik. Musikide didaktik maksatla bestelenmiş eser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) etud.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) saadeti en yüksek gaye bilen felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saadet, mutluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) gazları tahlil ve ölçmek için kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housewife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homemaker. housewife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. adopt a child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tam ve doğru olma, her işi yolunda, vaktinde ve doğru olarak yapma, hatasızlık, kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) hariç tutmak, dışarıda bırakmak, dahil etmemek, engel olmak, yoksun bırakmak, mahrum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahkeme veya dava dışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). olağan üstü, fevkalade, nadir, garip,müstesna, özel bir durum için görevlendirilmiş. extraordinar'ily (z). fevkalade bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itip çıkarmak, ihraç etmek; suyunu çıkarmak, sıkmak. extruded rods yumuşak halde iken deliklerden geçirilen demir çubuklar. extrusion (i)., (mad). ihraç etme, çıkarma. extrusive (s). ihraç eden; fırlatan, püskürten; (jeol). püskürük (volkanik kaya).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ter gibi dışarı vermek veya çıkmak, sızmak. exuda'tion (i). dışarı sızan şey, ter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin feridi, tek, eşsiz, kıyas kabul etmez kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emir, ferman, irâde, buyrultu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Delil, hüccet, belge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskimiş, yıpranmış, buruşmuş, bozulmuş: Fersûde kıyafetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فرسوده] solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fersûdelik, eskilik, yıpranmışlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فروردین] İran takvimine göre baharın ilk ayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kan davası; kavga; (f). ihtilâflı olmak, kavga etmek. feud with kavgalı olmak, husumet beslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). derebeyliğe ait. feudal system Avrupa derebeylik sistemi. feudalism (i). derebeylik feudal'ity (i). derebeylik; tımar, zeamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımarcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sert, haşin, ürkütücü nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, dolandırıcılık, sahtekarlık; dolandırıcı ve hilekar kimse, sahtekar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hileli, sahte; hilekar, dolandırıcı; hile ile ele geçirilen. fraudulence (i). hilekarlık. fraud ulently (z). hile ile, sahtekarIıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Freud tarafından bulunan psikanaliz usulünün taraftarı, Freudyen; (s). Freud kuramlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FUDELA) (bk.) Fuzala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, sersemletmek, sarhoş etmek; sarhoş olmak, sızmak; (i). sersemlik, şaşkınlık, sarhoşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili geri kafalı kimse; müşkülpesent kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumuşak bir şekerleme; boş laf, saçma; (matb). son dakikada gazeteye konan parça; (f). uydurmak; acemice iş görmek; saçma söz söylemek; bilya oyununda eli fazla ileri götürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nekeslik, hasislik. 2. Alçak. (bk.) Aşağılık. 3. Alçak, hasis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoğaltan, arttıran. Efzûd’un hafifletilmişi. (bk.) Efzûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sıkı dokunmuş bir çeşit ince şayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gabardine. gaberdine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gabardine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gabardin, gabardin pardüsü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i palto, aba; ortaçagda bilhassa Musevilerin giydiği bir çeşit kaba ve bol cüppe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. gam = keder, F. Alûden = bulaşmak). Kedere bulaşmış, kederli, keder veren. Fars. hüzn-Aver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرض آلود] maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs, değersiz süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı süslü, cicili bicili, zevksiz. gaudily z. gösterişli surette. gaudiness i. aşırı süslülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiltere üniversitelerinde yıllık ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Din uğruna çalışma, gayret etme, didinme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager. general director / manager. chief executive. chief general manager. director general. head manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head office. chief management. general management.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerd = toz, Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış, toz, toprak içinde olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. altın kaplama; yaldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar gibi görünen, ağlamışa benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Yardım, imdat, Ar. nusret: Gıyâsüddîn = Dinin yardımcısı. El gıyâs = Medet, aman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غياث] yardım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım, gavs, nusret.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dînin yayılmasına yardımı dokunan adam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olur.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayma, akış, süzülüş. gliding angle hav. süzülme açısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Ru. bay (ecnebiler için).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit hafif sarı peynir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tedricen yükselen sıralar, basamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şükran, minnettarlık, kadir bilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipek veya yünle ipek karışımından yapılmış çok ince kumaş; nar şurubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) isteksizce vermek, istememek, çok görmek; kıskanmak; diş bilemek; (i.) kin, haset, diş bileme. to carry (bear, have) a grudge (against) kin beslemek. grudgingly (z.) istemeyerek, kıyamayarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça gubâr = toz, Farsça Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غبار آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erimiş, Ar. müzâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güdâhten’den imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Eriten, Osm. izâbe eden. 2. Yakan, Fars. sûzân: Dil-güdâz = Yürek yakan. 3. Bırakmayan, imha eden: Tâkat-güdâz — Takat bırakmayan, takat getirilemeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yanma, Fars. sûziş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yanma, yakılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. guded). Boyun ve kasık gibi yerlerde bulunan ve Arapça «bayz»dan galat olarak «bez» dediğimiz yumru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غده] bez, salgı bezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gudde). Guddeler. (bk.) Gudde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدد] salgı bezleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocuk, küçük, güdük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÖDEN) (i.). Kalın barsağın bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik derisinden meşin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) yem için kullanılan ufak tatlı su balığı; eski çabuk aldanan kimse; (mak.) mil, mihver, pin; menteşe kovanı; çengel, kanca; dümen dişi iğneciği .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k ). Gütme. İçgüdü = Sevk-i tabiî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse. incentive. inducement. motivation. motive. spur. drive. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motive. conscious drive. impetus. motivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( (i.). Yüzüne bakılmayacak kadar çirkin, sevimsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very ugly. hideous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hideously ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hayvanları yöneten sürücü. 2. Sürüyü sevkeden, çoban, Ar. râİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eski Türkçe: GÖDE, Fars. GûDEK) (i.). Kuyruksuz, tüysüz, küçük, eksik, sakat: Güdük horoz. Güdük kalmak = Neticesiz kalmak, boy atamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be herded. to be intended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gütme işi, sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sevkedilebilen, güdülebilen: Güdümlü balon. 2. Belli bir hedefe göre yürütülen: Güdümlü ekonomi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlled. directed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlled. directed. governed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

art produced according to certain guidelines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled. unguided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gudveler. (bk.) Gudve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sabah, fecr İle güneşin doğması arasındaki zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaybolmuş, telef olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gündüzün söylenen selâmlaşma tabiri (gününüz aydın olsun).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good morning. good morning!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hired woman. charwoman. daily help. daily woman. daily woman / help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyuklamış, uyumuş, uykuya varmış: Gunüde-i hâk-i gufrân (rahmet toprağında uyuyan) Merhum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [غنوده] uyumuş. 2.ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uykusu gelmiş, uyuklayan veya uykudan yeni kalkıp daha lâyikıyle gözlerini açmamış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلود] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلوده] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) âdet, itiyat, alışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) beceriklilik, maharet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin büyüklüğü, ihtişamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasetçi, kıskanç (hasede, sanıldığı gibi bunun cem’i olmayıp, hâsid’in cem’idir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسود] kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hasetçilikle, hasetçiye yakışır bir surette, kıskanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودانه] kıskanarak, kıskançlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودی] kıskançlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bunlar havayla suyun kalitesini önemli ölçüde etkiler ve kirliliğin başlıca nedenlerini oluştururlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيات دینيه] dinsel yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haydi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Macarca>A.) [حيدود] eşkiya, haydut, yolkesen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan. -Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) serlevha, başlık; maden yolunun dar başı; baş koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürek parçalayıcı, çok acıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin körlüğü, anlayışsızlık; letarji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin gösterdiği doğru yol.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saklanacak yer, gizlenecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrodynamic (s. hydrodynamic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin hikmeti. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istifçilik; (ing). muvakkat tahta perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company. conglomeration. conglomerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act or state of sustaining, grasping, or retaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tenure; a farm or other estate held of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which holds, binds, or influences.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The burden or chorus of a song. designed for retention; 'a holding pen'; 'a retaining wall'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company. community company. conglomerate. consolidated company / corporation. holding. overhead s company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grabbing and holding onto an opponent or the opponent's stick; incurs a minor penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using your hands on an opponent or the opponent' equipment to impede your opponent's progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a parachute is flying directly into the ambient wind, it is said holding See running and crabbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When you use your hands to grab your opponent or his or her stick A minor penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using the hands or arms to impede an opponent's movements A personal foul, and the penalty is a direct free kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A judge's decision in a case - the legally operative part of a decision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ruling contained in a judicial opinion upon which the result depends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Land and buildings held by a freehold or leasehold occupier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All the shares , contracts , or face amount you own of an investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The designated area to which the Extra Performers report and stay while waiting to go on set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Aircraft flying a 'racetrack' pattern based on a defined constraint point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keeping another player from advancing by literally holding him back with one's hand Usually illegal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using hands or stick to hold an opponent It is illegal and calls for a penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the thermal cycle during which the temperature of the object is maintained constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maintaining full draw whilst aiming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A minor penalty called when a player uses his or her hands to hold an opponent or their stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). tutma; kira ile tutulmuş arazi; spot engelleme; (gen). (çoğ). mal, mülk ve tahvil gibi eldeki değerler, edinç; (s). tutan, elinde bulunduran. holding company holding şirketi. holding pattern (hav). havaalanına inmeye izin beklerken uçağın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشنود] memnun, razı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı ve memnunluk («hoşnûdiyyet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hücû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş zırhı, miğfer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خود] miğfer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamb(Erkek İsmi) -Kur’an’da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud’a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Allah. 2. Efendi, sahip (bu mânâ ile yalnız bazı terkiplerde bulunur): Ged-hudâ (kethudâ) = Ev sahibi, kâhya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru yol, Fars. râh-ı rast. 2. Hak dini, İslâm dini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hudâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدا] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2.Allah’ın isimlerinden. 3.Kur’an-ı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, dâden = vermek). Allah verdi, Allah vergisi, Ar. Atâ-ullah, Tanrı ihsânı çeşidinden olan: Hudâdâd bir istidatla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, peresten = tapınmak). Allah’a tapınan, Allah’a ibadet eden. Ar. muvahhit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداداد] Allah verdi. 2.Allah vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüdayi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداشناس] tanrıtanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sahip, mâlik, efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداوند] Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hükümdarlık. 2.Efendi, sahip, maliklik. 3.Hakim, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Amir, hâkim, sahip. 2. Padişah, imparator, hükümdar. 3. I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir. 4. Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداوندگار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, hükümdar, bay. 2.Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Amir, hükümdar. 2.Osmanlı padişahlarından I. Murad’ın ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدایا] Tanrım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Padişah. 2. Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tanrı’ya ait olan. 2. Kendiliğinden olan, tabiî, sun’İ ve insan yapısı olmayan: Hudây-ı nâbit = Ekilmeksizin kendiliğinden biten: Hüdayi-nâbit otlar. 3. mec. Hiçbir terbiye görmeyip tabiî hâlinde kalan veya kendiliğinden yetişen: Hudây-ı nâbit bir adam; hudây-ı nâbit bir filozof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. hüdâ = hidâyet’ ten). Doğru yola girmiş, hidâyete erişmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Allah’a mensup, Allah’ın yarattığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kendi kendisine yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ehdâb). Kirpik, müjgân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. hâdim). 1. Hâdimler, hizmet edenler. 2. Cinci hocaların toplayıp gûyâ kendilerine hizmet ettirdikleri cinlere de denir: Hüddâmlı hoca. (bk.) HAdim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدام] hizmetçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir araya sıkışmak; birbirine sokulup sarılmak ve çömelmek; acele ile karmakarışık tıkmak (esya). acele ile biraraya toplamak; i. karışıklık, düzensiz ve karışık toplanma; Amerikan futbolunda oyun arasında oyuncuların baş başa verip konuşması; A.B

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çavuşkuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودپرست] bencil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) bencillik, kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUZRET) (İ.A. kimya). Yeşillik: Hudret-i evrak = Yapraklardaki yeşil renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. had). Hadler, sınırlar, (bk.) Had.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدود] sınırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vuku bulma, meydana gelme, olma: Bir vaka hudûs etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدوس] meydana gelme, vukubulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUDÜD) (I. A ). Sınır, hudut. (bk.) Hudûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demarcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frontier. border. limit. end. boundary. frontier sınır.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. front. limits. confine. property line. terminus. side. contour. boundary line. border. bound. boundary. frontier. limit. march. margin. rubicon. verge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limit. to put a limit to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sınırsız; sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited. boundless. illimitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldatma, oyun, dolap, hiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدعه] düzen, dalavere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatıcı, dolap çeviren, hilekâr, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daimîlik, ölmezlik, beka, devam, sermedîlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili olağanüstü bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون آلود] kanlı, kana bulanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hindî) (Hindli). Hindliler. (bk.) Hindî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı kapılmış, aklı başından gitmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin keskin kılıcı. 2.Mevlana’nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana’nın Mesnevi’yi dikte ettirdiği kişidir. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k ). Canlıları, düşünmeksizin, kendilerine faydalı ve lüzumlu birtakım işlere sevkeden duygu, Osm. insiyak, sevk-i tabiî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive insiyaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. koku demek olan «iğ» den). Kokmuş, bozuk, cılk (yumurta).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. muzmin sıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, ihtiyatsız, basiretsiz. imprudence i. tedbirsizlik,ihtiyatsızlık. imprudently z. tedbirsizce, ihtiyatsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arsız, edepsiz, yüzsüz, küstah, saygısız. impudence i. küstahlık, yüzsüzlük, arsızlık. impudently z. küstahça, arsızca, yüzsüzce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. utanmazlık, hayasızlık, edepsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. inat olsun diye. 2. Aksine, tersine: Kız da inadına çirkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberately. out of obstinacy/spite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeteneksizlik, kabiliyetsizlik; uygunsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işitilemez, duyulamaz. inaudibly z. işitilmeyerek, işitilmeyecek surette. inaudibil'ity i. işitilmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. aynı soy ve cinsten hayvan ve bitkilerin çiftleştirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. ten renginde, pembemsi; kan kırmızısı; f. kızıla boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şüphe, tereddüt, kararsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları


İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işine almak, kapsamak, şamil olmak, ihtiva etmek, dahil etmek, hesaba katmak. included s. dahil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.düzensizlik, ahenksizlik, uyumsuzluk (hareketlerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

according to. in the presence of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one's opinion. according to. in the presence of. before. in comparison to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hudutsuzluk, mahdut olmayış, sonsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nankörlük, iyilik bilmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, akılsız, basiretsiz. injudiciously z. tedbirsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.. aşırı, hadden fazla, oransız; düzensiz. inordinately z. aşırı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatsızlık, sükunetsizlik; endişe, kaygı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., asi, itaatsiz, kafa tutan, baş kaldıran,isyan eden. insubordination i. baş kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arada olan olay; tiyatro ara piyesi, perde arası; (müz.) ara faslı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) zorla içeriye sokmak; istenilmeyen bir yere müsaadesiz ve davetsiz girmek; (jeol.) tabakalar arasına sokmak (volkanik kaya) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) davetsiz misafir, hakkı olmadığı yere giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (iyot.) tincture of iodine tentürdiyot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

businesswoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. Fr.). iskandinavyalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devletin İtimâdı, güveni. 2. Safevî sadrâzamlarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a habit of. to get into the habit of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) intreuterine device.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dînin izzeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saksı, saksılık; haşlanmış sebzeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, pasa bulanmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Judes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., K.M., tar. Yahuda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musevilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin dinsel inanç ve ilkeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Musevileşmek, Musevileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti İsa'ya ihanet eden öğrencisinin adı, Yahuda; arkadaşına ihanet eden kimse. Judas tree erguvan, bot. Cercis siliquastrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim; hakem; aralarında uyuşmazlık olan iki kişinin arasını bulan kimse; bilirkişi; Yahudi tarihinde krallardan önce hüküm süren hâkimlerden biri; b.h., çoğ. Eski Ahitte Hakimler kitabı. judge advocate askeri mahkeme. savcısı. a good judge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmetmek; hüküm vermek; muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek; doğrusunu araştırmak; tenkit etmek; bir davayı çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yargılanması olanaklı, hakkında hüküm verilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim. judicative s. hüküm kudreti olan, yargılamada uzman. judicatory s., i. hükümle ilgili, yasamayla ilgili, hükmeden; i. mahkeme; yasama kurulu; yasama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargılama hakkı, yargılama işlev ve işlemi; hâkimlik; mahkeme, hâkimler heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adli mahkemelere veya hükümlerine ait, hâkime ait; adli, hukuki; yargılayan; şer'i. judicial assembly hakimler heyeti, adli encümen. judicial discretion huk. takdir hakkı. judicial murder adli katil, adli hata üzere idam. judicial notice huk. meş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. adli, hukuki, muhakemeye ait; i. yasama kurulu; bu işlevi yürütmek için kurulan mahkeme sistemi, adliye; hâkimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıllı, tedbirli, iyi düşünebilen; sağgörülü; mantık ve muhakeme ile yapılmış. judiciously z. mantıklı bir şekilde, akıllıca. judiciousness i. sağgörülülük, basiretlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sport adapted from jujitsu and similar to wrestling; developed in Japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way ' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent's strength and overcoming by skill rather than sheer strength. 'Gentle way' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle Way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese martial art founded in the 19th century A derivative of jiu-jitsu, both share some of the same history and techniques, though Judo has been refined as more of a sport Judo emphasizes throws and takedowns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A competitive martial art and popular world-wide sport created by Dr Jigaro Kano about 100 years ago. : Japanese system of wrestling, developed in the 19th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle or flexible way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modern martial art system established by Jigoro Kano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Judo developed from the principles of jujitsu, a weaponless system of self-defense which was developed by Buddhist monks over a period of 2,000 years Jigoro Kano, a Japanese jujitsu expert, created judo in 1882 By dropping some of the more dangerous moves

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. judo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiliz kukla oyununda Punch'ın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hukuk ilmi; düstur. jurisprudent s. hukuk uzmanı. jurispruden'tial s. hukuk ilmine ait; hukukla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی القضات] başkadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden kibar karısı, hanım. 2. Osmanlı padişahlarının ilk dört eşi: Kadın-efendi hazretleri. Baş-kadın-efendi = Padişahın birinci zevcesi. Kadın-efendiler, Avrupa protokolünde imparatoriçe değil, kraliçe derecesinde sayılırlardı. XVII. asırdan önce kadın-efendi yerine haseki denirdi. 3. insanın dişisi: Kadınlara mahsus salon; kadınların yeri ayrıdır. 4. Eskiden hanımdan aşağı olarak bir unvan: Kâhya (kethudâ) kadın, aşçı-kadın, bacıkadın. Kadınbudu = Yumurtaya bulanmış pirinçli ve kıymalı bir çeşit köfte. Kadıntuzluğu = Bir cins bitki, anberbâris. Kadın kadıncık = Terbiyeli, toplu ve kendi halinde kadın. Kadıngöbeği = Bir cins hamurlu tatlı. Kadın-nine = Büyükanne ve kayınvalide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lady. woman. lady's. female. petticoat. woman. female. she. dame. broad. distaff. hen. jane. petticoat. gyno-. gynous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bird. dame. female. girl. lady. skirt. woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lady. woman. female. matron. feminine. feme. lollipop men , lollipop lady. petticoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yetişkin dişi insan. 2.Evlenmiş kadın. 3.Evli ve itibarlı kadın, hanım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lady killer. womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gynecological diseases. gynecology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couturier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress maker. dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir köfte cinsi. bk. Kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat and rice croquettes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tarz ve usûlünde: Kadınca konuşuyorlardı; kadınca bazı hareketleri vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanly. womanlike. unmanly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanly. feminine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanly. womanish. womanlike. effeminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kadın: Kadın kadıncık, bk. Kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınlara düşkün, kadın düşkünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak ve ortası çukur bir hamur tatlısı, bk. Kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman. womankind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womankind. womenfolk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin almayacağı kadar pahalı idi. Zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikleyebiliyorlardı Bu nedenle, terziler dügmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadın olmak hususu: Kadınlık zor iştir. 2. Hakkıyle kadın olmak hususu: Gereği gibi kadınlık nedir bilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

femaleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanhood. womanliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanhood. feminity. muliebrity. woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effeminate. feminine. womanlike. womanish. ladylike. unmanly. lydian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camp. effeminate. feminine. womanish. womanly. sissy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

womanish. feminine. effeminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effeminateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effeminacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sarıçalı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin kudreti, gücü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Kalıp, biçim, şekil. 2. Beden, kafes.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Public Disclosure)

Sermaye piyasasının açıklık ve dürüstlük içinde işleyişini sağlamak, tasarruf sahipleri, ortaklar ve diğer ilgililerin zamanında bilgilendirilmesini temin etmek amacıyla, sermaye piyasası araçlarının değerini ve yatrımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek önemli olay ve gelişmelerin (özel durumların) kamuya açıklanmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş denemiş, iş görmüş, görgülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Katolik mezhebinde en büyük pâye ki, bütün dünyada 100’ den az yüksek rütbeli rahip bu unvanı taşır. Al renkte cüppe giyerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cardinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mavi, gök renginde Çeşm-i kebûd = Mavi göz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کبود] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâvi, gök renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mavilik. 2. Mâvi renkli.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(yabani sümbül): Ballıbabagiller familyasından; kırlarda yetişen beyaz ve pempemsi çiçekli bir bitkidir. İstanbul ve İç Anadolu bölgesinde görülür. Kediler çok sever. Kullanıldığı yerler: Hazım sistemini düzeltir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Karın ağrılarını giderir. Astım grip ve bronşitin sebep olduğu nefes darlığını geçirir. İdrar söktürür. Bağırsak solucanlarını düşürür. Ağrılı aybaşı kanamalarında faydalıdır. İktidarsızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2.Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to one's name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on your own.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off one's own bat. by oneself. ex proprio vigore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in his/her opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchant. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. trance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. rapture. trance. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oneself. himself. herself. itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yourself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itself. pass off. thyself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. boastful. cocksure. cocky. conceited. haughty. immodest. pompous. pretentious. prig. proud. smug. supercilious. superior. swollen. upstage. vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big head. bumptious. cocky. conceited. haughty. high. hoity toity. immodest. jumped up. orotund. overweening. self- complacent. smug. sniffy. stuck- up. uppish. vain. vainglorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. 2.Dinde üstün mertebelere ulaşan. 3.Keramet sahibi derviş veli. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ked-hudâ = ev sahibi. Türkçe’de: kâhya). Bir daire ve konağın yahut çeşitli işlerin idaresiyle görevli adam, vekilharç: Eski vüzerâ kethudâları; sultan kethudâsı; kethüda kadın; hazîne kethudâsı. Esnaf kethudâsı (kâhyası) = Esnafın reisi. Kapı kethudâsı = Bir valinin veya bir dairenin BAbıâlî’ce işlerini yürütmekle görevli memur: Bağdad kapı kethudâsı; Burgaristan kapı kethudâsı. Kol kethudâsı = Vaktiyle yeniçeriağasının vekili. Köy kethudâsı = Muhtar, kocabaşı, mec. Başkasının işlerine karışan: Seni kethudâ (kâhya) koymadım; sen, benim kethudâm (kâhyam) değilsin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kethudâ sıfet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kız kulesine ilk deniz feneri üçüncü Ahmet devrinde Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın emri ile konuldu. O zaman ahşap olan kulenin içindeki fener ağır yağlar ile yakılırdı. Bir gün fenerin yakıldığı büyük kandil tutuşarak ahşap kule bir meşale gibi yandı. Yangının ardından kule bu kez kagir olarak yapıldı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Karyolanın yanına konulan küçük dolap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bureau. bedside table. commode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commode. bedstand. nightstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya özgü beyaz çizgili iri ceylan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Çeşitli, işler arasında düzen sağlama düzenleştirme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. coordination

eş güdüm

Belli bir amaca ulaşmak için türlü işler arasında bağlantı, ilişki, düzen ve uyum sağlama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordination. coordination eşgüdüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordination. posdcorb : planning , organising , staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. matematik). Bir noktanın düzlemdeki veya uzaydaki yerini belirtmeye yarayan kot, apris ve ordinatın ortak adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinate. coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. coordinateur

eş güdümcü

Türlü işler arasında düzen ve uyum sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. coordonné

eş güdümlü

Aralarında eş güdüm bulunan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hıristiyanlar’ca «Fr. eucharistie» denilen Ayin. Kudas almak = Communlon (komünyon) törenini yapmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضات] kadılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Mübarek, aztz ve muazzez olsun: Kuddise sırrehû = Sırrı aztz olsun (büyük velîler hakkında söylenen bu dua tâbirine mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuds» ten imüb.). Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Allah’ın 99 adından biridir. Pek aziz ve mübarek, pek mukaddes: Yâ Kuddûsl

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Temiz, pak. 2.Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3.Çok aziz, mübarek. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Kuddus olan Allah’ın nimetine mazhar olan 2.19.yy. Bor’lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocuk, Ar. tıfl, sabî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کودک] çocuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kadîm). Kadîmler, eskiler, eski adamlar, bk. Kadîm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدما] eskiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şöhret, şan, şeref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, tâkat, iktidar: Kudretim yetmiyor; kudretim yok ki. 2. Tanrı’nın her şeye kaadir olması, kâinâtı kaplamış olan ezelî kuvvet: Kudret-i ilâhiyye. 3. Tanrı yapısı, tabiat, insan eli karışmaksızın vücude gelen şeylerin kaynak ve aslı: Kudretten insan şeklinde bir taş. Kudret helvası = Bazı ağaçlarda olan bir madde. Kudret hamamı = Sıcak mâden suyu, banyo, ılıca, kaynarca. Kudret topu = Gök gürlemesi, Ar. raad. 4. Mâlî iktidar, servet, zenginlik: Kudret sahibi bir zat. 5. Ehil ve bir mevzuda iktidar sahibi, çok geniş bilgili olma, otorite: ilmî kudret, edebî kudret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. might güç. erk. erke. ability yetenek. wealth zenginlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. strength. capacity. ability. the omnipotence. force. hand. oomph. rat race. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدرت] güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kuvvet, takat, güç. 2.Allah’ın ezeli gücü. 3.Varlık, zenginlik. 4.Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyl(Erkek İsmi) 5.Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kudret = güc, Fars. yâften = bulmak). Kuvvet bulan, muktedir olan, gücü yeten: Bu işe kudret-yâb olamadı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(manna): Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Kullanıldığı yerler: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I.). Muktedir, iktidar sahibi, gücü yeter. Kudretlû = Padişahlara verilen unvanlardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. powerful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. capable. mighty. puissant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(momordica): Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide ülserini tedavi eder. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsız, muktedir olmayan, zayıf, Aciz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotent. incapable. powerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsızlık, kuv vetsizllk. Ar. zaaf, acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. powerlessness. incapability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın gücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kuds» ten imen.) (mü. kudsiyye). Kutsal, mukaddes, muazzez, azîz, Tanrı’ya ve meleklere ait. Alem-I kudsî = Tanrı katı. Hadîı-i kudsî = Peygamberimizin Allah’ın iihâmıyla söylediği sözler ki, kendiliğinden söylediği hedîs-i şeriflerden ayrılır. Fars. Kudsiyân = Tanrı katında oturanlar, yani melekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسی] kutsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kutsal, muazzez, mukaddes. - Allah’a mensup, ilahi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kudsî). Kudsîler, melekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيان] melekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسيت] kutsallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Tanrı’ya ve meleklere alt işler: Kudsiyyât ile uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kudsi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kutsallık, mukaddestik, azizlik, muazzezlik: Kâbe’ye yaklaşılınca bir kudsiyet duyulur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak) koodoo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Koduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Mevlevi musikisinde kullanılan usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدوم] gelme. 2.kudüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mevlevîler’in kudûm’a verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Kudüm vuran san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Mevlevî Ayinlerinde kudüm vurarak mutrıbi yöneten san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden bir büyük adamın bir yerden dönüşünde veya bir yere gidişinde kendisine sunulan hediye, yazılan kasîde: KudCmiye takdimi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدوم زن] kudüm çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, üzüntüler. Keder’in («ekdâr» şeklinde de cem’i vardır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulanıklık. 2. Gam, tasa, kederli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Kudurmuş, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. uncontrollable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmak işi, kuduz olma: Köpeğin kudurması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuduz olmak, Kuduz hastalığına yakalanmak: Hayvanlardan en çok köpek kudurur. 2. mec. Azmak, heyecana gelmek, çok kızmak: Bunu. İşitince büsbütün kudurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be attacked by rabies. going mad. rage. fume. lash oneself into a fury. ramp. rampage. rave. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampage. romp. simmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rabid. to go mad. to become hydrophobic. to be beside oneself with anger. to be foaming at the mouth. to go wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furious. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berserk. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuduz illetine uğratmak, kudurmasına sebep olmak, kudurmuş hâle getirmek, mec. Azdırmak, heyecana getirmek, çok kızdırmak: Bu sözleri işitince kudurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send smb. up the wall. enrage. make hopping mad. frenzy. infuriate. lash into a fury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madden. to cause to become rabid. to madden. to enrage. to send sb berserk. to make sb's blood boil. to burn sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to enrage sb. to cause sb to blow his stack. to make sb uncontrollable. to drive sb wild. enrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, kudurgan, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KUDS) (i. A.). Kutsallık, azîzlik, mukaddeslik, mübareklik. Hazîretü’l-kuds = Cennet bahçesi. Rûhu’l-akdes = 1. Cebrâil. 2. Hazret-i İsâ’ya üfürülen ruh. 3. (hi. coğrafya) Filistin’de üç semâvî dince kutsal sayılan büyük şehir: Kuds-i Şerif.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Filistin’in merkezi olan şehir. - Ruhu’1- Kudüs: Cebrail, Hz.İsa’ya üfürülen ruh.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, Osm. dâ-ülkelbe uğramış: Kuduz köpek. Kudurma, = Osm. dâ-ül-kelb: Kuduz hastalığı. Kuduzotu = Ar. haşîşetüi-kelb, Fr. esctepiade. Kuduzböceği = Ezilmişi yakı yapmaya yarayan bir böcek, yanboliş kurdu, Fr. cantharia (galatı: kunduzböceği).

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde Rabies veya Hydrophobia denir. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar. Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabid. mad. rabies. hydrophobia. lyssa. lyssa-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrophobia. rabies. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabid. rabies. hydrophobia. hydrophobic. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thrift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuduz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuduz.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(dişotu): Dişotugiller familyasından, koyu yeşil renkli, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 30-120 cm arasındadır. Yaprakları sert ve dalgalıdır. Çakıllı, çorak arazide yetişir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Ödem hastalığında faydalıdır. Mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Spazm ve ağrıları giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Dağ ırmağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küşâd ve küşâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Oturma. Kuûd etmek = Oturmak 2. Namazın oturarak kılınan kısmı: Kuûd, kıyam ve rükû, kuûdda okunacak dua.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قعود] oturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kayd). Kayıtlar (cem’inin cem’i olan «kuyûdât» da vardır). bk. Kayd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قيود] bağlar. 2.kayıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قيودات] kayıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kadı (kaadî, kaazî) bk. Kadı. 1. Çift z ile telaffuzu galattır). 2. Bazı çocukların doğarken başlarını ve yüzlerini örten zar, duvak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütdişi de denilen ve doğumdan altı yedi ay sonra çıkmaya başlayan ilk dişlere verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, büd = ayrılma). 1. Terki mümkün olmayan, lâzım, elzem, zarurî: Bugün gitmemiz lâbüddür; sizin hazır bulunmanız lâbüddür. 2. Ar. Elbette, çaresiz, mutlaka: Siz lâbüd gelmelisiniz; yemeğinde lâbüd meyve bulunacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki yukarıdaki Arapça kelimeden). Saz anahtarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Elli altmış metre kadar yüksekliği olan, kerestesi ve reçinesi pek beğenilen bir çam cinsi (pinus picea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spruce. spruce fir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spruce. spruce tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Romansch dialect spoken in some parts of Switzerland and the Tyrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person speaking Ladin as a mother tongue. a Rhaeto-Romance dialect of Romansh spoken in southeastern Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Rhaeto-Romance dialect of Romansh spoken in southeastern Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamâyil şeklinde takılan fişeklik, göz göz palaska.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yükleme. bill of lading konşimento.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لادینی] laik, din dışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Ladino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (hav.) iniş; iskele; merdiven sahanlığı; karaya çıkma veya çıkarma. land (İng.) beam (hav.) iniş kılavuzu, radyo işareti. landing craft çıkartma gemisi. landing field havaalanı. landing gear (hav.) iniş takımı. landing place, landing stage iske

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dermansızlık, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arz derecesi; genişlik; bolluk, şümul; serbestlik, tolerans, musamaha; (astr.), (coğr.) enlem; mıntıka; (foto.) filmin toleransı. high latitudes kutuplara yakın yerler. latitu'dinal (s.) arz cihetiyle, enine olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) özellikle dinde geniş düşünüşlü, mutaassıp olmayan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) methiye, övme; (f.) methetmek, övmek, sena etmek, yüceltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övgüye değer, takdire lâyık, beğenilen. laudabil'ity, laudableness (i.) takdire lâyık olma. laudably (z.) takdire lâyık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ecza afyon tentürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) övme, sitayiş, sena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kanuna itaat eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), radyo anten iniş teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yol gösterme, rehberlik; ima; (s.) önde olan, yol gösteren, rehber olan. leading article (İng.) başmakale. leading lady piyeste başrolü oynayan kadın. leading man başrolü oynayan erkek. leading question belirli bir cevabı gerektiren soru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurşun ile kaplama veya bölme; kurşun çerçeve (pencere için); (matb.) satır aralarının anterlini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehvet düşkünü, nefsine tabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yükleme; yük; ağırlaşması veya kalınlaşması için herhangi bir şeye katılan madde; sig. masrafları karşılamak için prime eklenen miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

BRAVIA TV’niz açıldığında, logo da hafifçe aydınlatılır. Logo aydınlatması adı verilen bu rahatsız edici olmayan zarif özellik, BRAVIA menü sisteminden kolayca kapatılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boylam; astr. tul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzunluğuna, uzunlamasına; boylama ait. longitudinally z. boydan boya uzanarak, uzunlamasına olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. yüksek (ses); gürültülü, patırtılı; mübalağacı; çok parlak (renk); kaba, inceliği olmayan; z. yüksek sesle, gürültü ile. loudmouthed s. ağzı kalabalık. loudspeaker i. hoparlör, sesi yükseltme aleti. loudvoiced s. yüksek sesli. loudly z. yüksek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yükselmek veya yükseltmek (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. horoz ibiği çiçegi, yabani kadife çiçeği, bot. Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makina düşmanı, makinaların işçinin zararına kullanıldığına inanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oynama ile ilgili; civelek, oynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gülünç, güldürücü, komik. ludicrously z. gülünç şekilde, komik olarak. ludicrousness i. komiklik, güldürücülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lahd). Lahidler, mezarlar, bk. Lahid.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادن] madenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ibâdet» ten İmef.). 1. İbadet olunan ve ibadete lâyık olan Tanrı: Yâ MAbûd! 2. Çoktanrılı din mensuplarının ibadet ettikleri putlar: Eski Yunanlılar’ın çeşitli mâbudları vardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معبود] ibadet edilen,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâdet» ten imef.). Çoktanrılı dinlerde dişi mâbûd, tanrıça: Eski Yunanlılar’ca Venüs gezegeni aşk mâbûdesi sayılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goddess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çılgın, zıvanadan çıkmış, köpürümüş, çok hiddetlenmiş; çıldırtıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «add» den imef.) (mü. mâdûde). 1. Sayılmış, sayılı, sayısı bilinen: Meskûkât-ı mâdûde. 2. Sınırlı, belirli, münhasır: Ticaretin faydaları mâdûd değildir. 3. Bir cins sayısına dahil, bir türlü sayılan: Antimon madenlerden mâdûddur. Nâ-mâdûd (ve daha doğrusu gayri mâdûd = Sayısız, sayılmaz, hesapsız. Ar. lâyuad, çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدود] sayılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sayılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c. hukuk). Yumurta gibi sayı İle alınıp satılan şeyler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyüklük, boy; önem, ehemmiyet; astr. kadir. star of the first magnitude birinci kadirden olan yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahdut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محدود] sınırlı, kasıtlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den imef.) (mü. mahmûde). Övülmüş, övülmeye değer ve lâyık: Ahlâk-ı mahmûde. Mahmudü’l-hisâl = İyi ahlâk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محمود] övülmüş. 2.hamd edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bingözotu, sakmonya.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(bingözotu): Çitsarmaşığıgiller familyasından; Anadolu’da ve Suriye’de yetişen, sarılarak tırmanan, sürünücü ve sütlü, çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi ince ve tüysüzdür. Çiçekleri beyaz ve sarımsı renktedir. Meyvesi 4 tohumlu, 2 gözlü bir kapsüldür. Kökleri uzun ve kalındır. Kökü, nişasta, tanen, müsilaj ve “skammonin” taşır. Ev ilaçlarında kullanılmaması tavsiye edilir. Kullanıldığı yerler: Kalınbağırsağa tesir eden tahriş edici bir müshildir. Frengide faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bingör otu, sakmunya.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). II. Mahmud zamanında basılmış takriben yirmi beş liralık ince ve yassı bir altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hased» den imef) (mü. mahsûde). Haset olunan, kıskanılan, herkesin haset ettiği, herkesin hasedini çekecek halde olan: Mahsûd-i akrân oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasad» dan imef.) (mü. mahsûde). Biçilmiş ekin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقصود] istenilen, maksat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksad, niyet, murat. 2.Varılmak istenen y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Maksud).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski yumuşak huyluluk, munislik, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çapulculuk maksadıyle akın etmek, çapulculuk etmek. marauder i. çapulcu, yağmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tard» dan imef.). (mü. matrûde). Kovulmuş, tard edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطرود] kovulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygusal; sarhoşluk tesiriyle yersiz olarak ağlayan veya aşırı derecede duygulanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mebsut).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (imef. olarak isim gibi dilimizde kullanılmamıştır). Çalışma, elden gelen: Bezl-i mechûd etti (elinden geldiği kadar çok çalıştı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ululuğu, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Medine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müdün, medâln). Kasaba, şehir, belde: Medine-i Üsküdar. (hi. coğrafya) («Medînetü’n-Nebî» den kısaltılmış). Asıl adı Yesrib olan Medtne-i Münevvere şehri ki, Hicâz’dadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدینه] şehir. 2.Medine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Arabistan’da bir şehir. Hz.Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. Hacıların Mekke’den sonra ziyaret ettikleri şehir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدینة النبی] Medine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدینة السلام] Bağdat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (mü. mefkude). t. Olmayan: Para mefkuddur. 2. (hukuk) Yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen, kayıp şahıs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مفقود] kayıp. 2.yok olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kaybolmak. 2.yok olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «medd» den İmef.) (mü. memdûde). Uzatılan, sesi uzatarak okunan, medli: Elif-i memdûde (uzun elif, A).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uzatılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Memdud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «redd» den imef.) (mü. merdûde). 1. Red ve def olunmuş, kovulmuş: Merdûd bir oğlu vardır. 2. Çürütülmüş, yaralanmış: Bu dâvâ merduttur. Tanrı’nın rahmetinden çıkarılmış, mel’ un.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مردود] reddedilmiş, kabul edilmemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sedd» den imef.) (mü. mesdûde). Seddolunmuş, sed çekilmiş, kapanmış, kapalı, tıkanmış, tıkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şedd» den imef.) (mü. meşdûde). Kuvvetli bağlanmış, bükülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسدود] kapalı, set çekili, tıkalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan imef.) (mü. meşhûde). Gözle görülen, müşâhede olunan: Meşhûd olan gayretiniz sizin yükselmenizi sağlıyacaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشهود] görülmüş, gözlenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görülmek, gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «serd» den imef.) (mü. mesrûde). Serdolunmuş, söylenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MES’ÜD) (i. A. «sa’d» dan imef.) (mü. mes’Üde). Saadetli, kutlu, bahtiyar: Daima mes’uddur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسعود] mutlu, saadetli. 2.kutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسعودانه] mesutça, bahtiyarlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mesud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bahtiyarlık, kutluluk, mes’Üd olma: Mesûdiyet içinde yaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mevcut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ موجود] var. 2.hazır. 3.varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Var olan, bulunan. Hazır olan, hazır bulunan. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Var olan her şey, yaratılmışların hepsi, kâinat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assets entre mains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودات] varlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mevcud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

availability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. entity. existence. presence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

existence. presence. actuality. entity. subsistence. thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودیت] var olma, varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeni doğmuş çocuk. 2.İhsanın doğduğu y(Erkek İsmi) 3.Doğulan zaman. Hz.Muhammed’in doğumunu anlatan manzum es(Erkek İsmi) - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mevlud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vâd» den imef.) (mü. mev’Üde). 1. Vâdolunmuş, söz verilmiş: Mev’Üd olan lutfunuzu bekliyorum. 2. Vâdeli, belirli. Ecel-i mev’ud = Tabiî ölüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ موعود] vaat edilmiş. 2.vadeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. meydân). Meydanlar, alanlar, (bk.) Meydan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) sanrı uyandıran; zihni bulandıran; şaşırtıcı; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görümü yoğunlaştıran veya değistiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony Handycam, mum ışığı gibi çok düşük aydınlatma koşullarında bile renkli çekim yapılmasını sağlayan gelişmiş lensler ve kedi gözü CCD’ler kullanır. Minimum aydınlatma Lüks olarak belirtilir. 1 Lüks, 1 metre mesafedeki 1 mumdan elde edeceğiniz ışık miktarıdır. Lüks değeri ne kadar düşük olursa, kameranın hassasiyeti de o kadar yüksek olur ve görüntü o kadar iyidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hüküm vermek; yanlış anlamak; yanlış fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing. moulding i. tiriz, pervaz, korniş, silme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din savaşçısı, İslam askeri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamur; k.dili herhangi bir işin en kirli kısmı; kötü söz veya iftira. mud bath çamur banyosu. mud flat gelgit esnasmda biriken çamurların ;toplandığı saha. mudhen su tavuğu, zool. Fulica atra; su yelvesi, zool. Rallus aquaticus. mud pie çocukların

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDAFAA) (i. A. «def’» ten masdar). 1. Kendisini veya başkasını korumak için, bir hücuma karşı durma. 2. Bir tarafı tutup, aleyhte söylenen sözlere cevap verme, sahip çıkma, savunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defence savunma. koruma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plea. defense. protect. maintain. safeguard. screen. ward. pleading. legal arguments. counter plea. defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written defense. defendant's plea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def» den if.) (mü. müdâfia). Müdafaa eden, karşı duran, dayanan, savunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defender. champion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defense lawyer. defender. counsel for the defense. counsel for the defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MÜDAHALE (i. A. «duhûl» den masdar) (c. müdâhhalât). 1. Karışma, sokulma, el atma: Ben, böyle İşlere müdahale etmem, o, kendi işine müdahale ettirmez. 2. Araya girme, aracılık: Komşuları müdahale etmeye mecbur oldular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention. interference. meddling. intermeddling. interposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barge. intervene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interfere. to intervene. intermeddle. to shove an oar in. step in. weigh in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den masdar). Şahsi menfaat İçin birini yüzüne karşı övme, koltuklama, dalkavukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şahsi menfaati için birini yüzüne karşı öven, ikiyüzlü, koltuklayan, dalkavuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüze karşı övmeye ve ikiyüzlülüğe ait: Müdâhenell söz, muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duhûl» den if.) (c. müdâhilîn). Dahil olan, karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervening. interfering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervener. who meddles. meddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den if.) (mü. müdâhine). Şahsî menfaat için birrini yüzüne karşı öven, dalkavuk, koltuk veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devim»dan imef.) (mü. müdâme). Daimt, bâkt, sürekli, kesiksiz, devamlı. Zevk-ı müdim, fOrb-i müdim = mec. Şarap, içki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdahene» den galat). Minnet: Müdinâ etmek. Müdânâsı olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «denv» den if.). Yakın, benzer. Bî-mücttnt = Benzersiz, emsalsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdârât» dan). Kin ve düşmanlığı gizleyip dıştan dostluk gösterme, iyi muamele, yüzüne gülme: Düşmanlara müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dery» den masdar). (bk.) Müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb»dan) (c. mudârebât). 1. Dövüşme, vuruşma: Münakaşa mudârebe ile neticelendi. 2. Bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konmak üzere akdoluran şirket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» den masdar). Birbirine ders verme, ders alıp verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan masdar). Hastaya bakıp ilâç verme, doktorun bir hasta hakkında kullandığı İlâç ve tedbirler: Filân tabibin müdâvâtı bana pek iyi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müdâvelât). Çevirme, devrettirme, verip alma, değiştirme, Ar. teâtî: Müdâvele-i efkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir işe aralıksız çalışma, bir yere devamlı şekilde gidip gelme, devam, gayret:

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Tedavi eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan if.) (mü. müdâvime). Devamlılık gösteren, bir işte ararlıksız çalışan, bir yere daimt surette gidip gelen, devamlı: Müdâvlm bir memurdur, iktidarı azsa da işine müdâvlmdlr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitué. frequenter. regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter. regular visitor. regular customer. habitué. frequent visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dübûr» dan İf.) (mü. müdbire). Gözden düşmüş, talihsiz, düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözden düşme hâli, bahtsızlık, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahire» den imef.) (mü. müddahare). Biriktirilmiş, toplanmış: Onun müddahar erzakı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan imef.). 1. Dava olunan şey. 2. İddia olunan şey, haksız ve aslı olmaksızın ileri sürülen görüş ve salâhiyet: O adamın müddeâsı pek büyüktür. Müddaâ-aleyh = Aleyhinde dava olunan, davalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimed. asserted. claim. accusation. plea. subject of a claim before a court. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.), iddiâlar, haksız yere dava olunan şeyler, esassız ve asılsız faziletler, haksız istekler: Bu adamın da ne çok müddeayyâtı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müddeiyye). 1. Dava eden adam, davacı: Müddeînin İsteği üzerine müddet-eleyh (davalı) çağırıldı. 2. İddia eden, haksız yere bir şey isteyen veya esassız bir hak ve salihlyet davasında bulunan: Bilgin değil sadece müddetdir. 3. Taht müddeîsi, bir taht üzerinde hak iddia eden prens, Fr. pritendant: İspanya tahtı müddetsi Prens Carlos. Müddeîumûmt (müddet-i umûmi) = Hükümet namına dava eden, savcı Müddeîumûmt muavini = Savcı yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Savcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecuting attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savcılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurlu koşu yolunda iyi koşan at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyin uzanıp sürdüğü zaman, zaman mesafesi: Beş ay müddetinde, müddet-i ömründe. 2. Zaman, vakit: Bir müddet geçti. 3. Belirli zaman: Bu senedin daha müddeti gelmedi; onun müddeti daha bitmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. time. period. duration süre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period. spell. term. period of time. space of time. duration. interval. length. season. space. streak. time span. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth having time limitations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without prescription of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurluluk, bulanıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak; becerememek; i. karışıklık; şaşkınlık, sersemlik; karışık şey, karmakarışık iş. muddle along veya on şöyle böyle geçinip gitmek; yanılmalara rağmen bir işten sıyrılıp çıkmak. muddle through ing. her şeye ra

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıvı maddeleri karıştırmaya mahsus çubuk veya alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. çamurlu; bulanık, kirli, pis; karışık; f. çamurla kirletmek, çamura bulamak; bulandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müdebbire). Her işin arkasını ve sonunu düşünüp önden çare arayan, işin har cihetini iyi düşünen tedbirli, tedbir alan, çare bulan: Müdebbir bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tedbirli şekilde: Müdebbirine harekette bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedbirli olma, uzağı düşünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Debdebeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «dikkat» ten if.) (mü. müdekkıka). Tedkik eden, inceden inceye erayan, inceleyen, her işittiğini körükörüne kabûl etmeyip etrefıyla araştırarak doğrusunu meydana çıkaran: Pek müdekkik adamdır, (c.) Müdekklktn. Her meseleyi araştırıp inceleyen: Müdekkiktn-l ulemâdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). Tedkik ederek, inceden inceye araştırarak: Bu meseleyi pek müdekkikâne yazmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» den İmef.) Delil ile isbat olunmuş (Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proved. supported by evidence. well grounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» ten if.) (c. müderrisin). 1. Ders veren adam, öğreten. 2. Camilerde ders-i Am hocası: Müderris vazifesi. 3. İlmî pâye ki çeşitli dereceleri vardı: Müderrlstn-i kirâmdan. 4. Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öğretmenlik, öğreticilik. 2. Eskiden camilerde ders-l Am hocalığı. 3. İlmî pâye. 4. Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör pâyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dtvân.dan imef.) (mü. müdevvene). Dtvân şekline konmuş, bir yere getirilip bir düzen verilmiş: Müdevven şiirleri vardır, Asâr-ı müdevvene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Tedvin olunmuş eserler, bir araya getirilmiş te’lif kitaplar: O kütüphanede bir hayli kıymetli müdevvenât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere). 1. Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver. 2. Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müdevvire). Döndüren, çeviren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dagm» dan İmef.) (mü. müdgama) (Arapça gramerde). Idgam olunmuş, bir cinsten olan iki harften diğerine çevrilen biri: «meded» den «med» olmak gibi. Diğerine müdgım-ı fîh denir. Müdgam harfe karşılık müdgam-ı fîhe bir şedde verilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehk» ten if.) (mü. mudhike). Güldüren, güldürücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mudhikât). (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Güldürmeye mahsus eğlenceli tiyatro oyunu, komedi: Güzel bir mudhike oynandı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضحکه] gülünç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güldürücü tiyatro oyunları oynayan veya yazan adam, komedyacı (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ved’» den if.) (mü. mûdia). Emanet ve vedîa bırakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depositor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depositor. person who puts money in a bank. bailor. bailsman. bank's client.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUDİLL) (i. A. «dalâlet» ten if.) (mü. mudille). Idlâl eden, doğru yoldan sapıtan, azdıran, baştan çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güç, zor, çetin, muğlak, karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDİRR) (i. A.) (mü. müdirre) («müdrir» galattır) (tıp). Süt, kan ve sidik vesair şey akıntıları bol akıtan (ilâç vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manageress. directress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manageress. directress. head-mistress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: MÜDÜRİYET) (i. A.). 1. Müdür sıfat ve görevi, müdürlük. 2. Bir müdürün idare ve emrinde bulunan daire. 3. Osmanlı devrinde Mısır’da sancak (vilâyet).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» den if) (mü. müdrike). 1. Yetişen, eren, erişen: XIX. asrı müdrik bir adamdır. 2. Toplama vakti gelen, olgun: Müdrik meyve. 3. Bulûğa ermiş, yetişmiş, bâliğ, reşit. 4. Zihni eren, anlayışlı, anlayan: Bu meseleyi müdrik olmayacak kadar küçük değildir. Kuw«-i müdrike = Anlamak, idrâk etmek kabiliyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who perceives or comprehends. conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İdrak eden, anlayan, aklı ermiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müdrik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müdrik).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idrar verici, işeticl. (bk.) Müdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genellikle politikada hasmına çamur atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medîne). Medîneler, şehirler, (bk.) Medîne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜDİR) (i. A. «devr» den if). (mü. müdîre). 1. idare eden, çeviren, bakan: Mektep müdürü. 2. İdare bilir, idareye muktedir, bir işi hakkıyla idare edebilen: Müdür bir adamdır, pek müdîre bir kadın. (c. F. müdîrân). 3. idare memuru: Vapur şirketinin müdürü. Evrik müdürü — Evrak kalem ve dairesinin başı. 4. Bir nahiyenin en büyük mülkiye memuru: Nahiye müdürü. 5. Son devirde Osmanlı devletine tâbî devletlerde nâzır vazifesini gören adam: Mısır, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Tunus dâhiliye, maarif, maliye müdürü, hey’et-i müdîrân. 6. Son devirde Mısır Hidivliği’nde vali: Şarkıyye müdürü. Malmüdürü = Osmanlı devrinde bir kazânın mâliye işlerini idareyle görevli memur, sancağınkine (il) muhâsebeci ve vilâyetinkine (eyalet) defterdâr denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manager. director. administrator. supervisor. head. gaffer. guv. guvnor. intendant. warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. master. overseer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. head. chief. headmaster. principal. administrator. doer. woman manager. old man. superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant manager. deputy manager. assistant director / manager. assistant director. associate director. second in command. vice- manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deputy manager. assistant / deputy manager. assistant manager. coadministrator. codirector. corporate secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müdürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a director or manager. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. management. directorate. headship. curatorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorate. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. managership. office of director. director's office. manager's office. superintendency. wardenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hz.Peygamberin isimlerinden).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Dini saran, çevreleyen. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok sayı; kalabalık, izdiham, halk yığını; çokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok, pek çok; çok kısımlı; (şiir) kalabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin salahı için çalışan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meden» den if.) (mü. mütemeddine). Medenileşmiş olan: Mütemeddin milletler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متمدن] uygar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mevcut olmayan, yok olan, bulunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoşnut ve razı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.1. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’tan korkmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sayılmaz, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Had ve sınırı olmayan, sınırsız. 2. Pek geniş, sonsuz, pâyansız, sınırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mesut ve mübarek olmayan, uğursuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابود] yok. 2.yokluk. 3.perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HUDA) (i. F.). 1. Allah’a inanmayan, Ar. mülhid. (i. F.) (belki aslı: nâv-hudâ). 2. Kaptan, gemi süvarisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] Allahsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça nakd’den). 1. Hazır ve peşin para. 2. Kıymetli mal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامحدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ikiçeneklilerden Rum sünbülü denen bitki ve çiçeği (eryngium).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit sümbül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Dine yardımı dokunan. - Dilimizde “Nasreddin” şeklinde kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtiyaç hali, yoksulluk, fakirlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawful defence defense. self defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i İbrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına İslâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i ibrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına islâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Babil’in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640’ta yaşamış Hz.İbrahim’i ateşe attırmıştır. Babil kulesinin onun zamanında yapıldığı söylenmektedir. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç bitmez, ebedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ışığı, aydınlığı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılan istatistik çalışmalarına göre dünya genelinde kadınlar erkeklerden daha uzun bir hayat süresine sahiptirler. Tarihte 60 - 70 yıl ve daha öncesine gidersek iki unsur öne çıkıyor: Savaşlarda ölenlerden dolayı azalan erkek nüfusu ve yalnız erkeklerin çalışabileceği yıpratıcı işlerden dolayı erkeklerin ömürlerinin kısalması.

Zamanımız için artık bu iki unsur da çok geçerli değil. Dünya savaşları dönemi bitti, yerel savaşlarda askerler kadar kadın ve çocuklar da ölüyor. Kadın ile erkek arasında iş güçlüğü kalmadı. Uzun yıllar aynı ortamda aynı işi yapanlar incelenmiş ve kadınların yine erkeklere göre daha uzun süre yaşadıkları tespit edilmiştir.

Aslında pek çok canlının dişisi erkeğine göre daha uzun ömürlüdür. Kadın vücudu zarif, yumuşak ve güzeldir. Erkeğin ki ise daha geniş, iri, bol kaslı ve kuvvetlidir. Bu nedenle erkek daha hızlı koşar, daha fazla ağırlık kaldırır yani fiziken daha güçlüdür.

Ancak zarafet ve çekiciliğin altında kadın büyük bir biyolojik üstünlük gizler. Dişiler daha anne karnında iken bile daha dayanıklıdırlar. Ceninlerde, erken doğumlarda, bebeklerde, kızların ölüm oranı erkeklere göre daha azdır. Büyüme çağında kızlar oğlanlardan daha çabuk gelişir ve belli bir yaşa kadar da daha çabuk büyürler.

Kadınların daha sağlıklı ve uzun ömürlü olma avantajlarının ardında insan türünün evrimsel devamlılığı ve gelişimi de vardır. İnsanlar oldukça yavaş ürerler. Kadınların gebeliği 9 ay gibi hayli uzun sürer ve sonucunda genellikle tek bir çocuk doğar. Neslin devamı için erkekten çok kadına iş düştüğünden, kadının verimlilik süresince birbiri ardına çocuk doğurabilmesi için kendisine doğa tarafından bu gizli güç ve dayanıklılık avantajı verilmiştir.

Günümüzdeki bilimsel araştırmalar üç noktada yoğunlaşıyor. İnsan dünyaya geldiği zaman hücrelerinde 23 çift kromozom taşır. Bunlardan yirmi üçüncüsü, yani cinsiyet kromozomu kadınlarda iki tane ‘X’ iken erkeklerde ‘XY’dir. ‘Y’ kromozomu ‘X’ den daha küçük olup, içindeki genler yüzde 3-6 daha azdır. Renk körlüğü, hemofili gibi hastalıklar sadece erkeklerde görülürken kadının fazla genleri bu hastalıkları önlemede rol oynar.

İkinci husus ise kadınların ‘estrojen’, erkeklerin ise ‘androjen’ diye bilinen cinsiyet hormonlarını daha fazla salgılamalarıdır. Estrojen hormonu kandaki yağ miktarını azaltmakta bu nedenle kadınlarda kalp ve damar hastalıkları daha az görülmektedir.

Kadınlarda üçüncü uzun ömür mekanizması, hemen her türlü bakteriyel enfeksiyonlara karşı dayanıklılıktır.

Bütün bunlara ek olarak kadınların uzun ömürlü olma oranları yıllar geçtikçe daha da artmakta, ortalama yaşam süresi uzadıkça kadın ile erkek ömrü süresi arasındaki fark daha da açılmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) siyahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nohut renginde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نخودی] nohut rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), bağlaç, edat gerçi, her ne kadar; bakmayarak; bağlaç mamafih, bununla birlikte; edat rağmen, gene de.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim ve heykel sanatında çıplak kadın betisi. İlk olarak Antik Yunan ve Roma s