Göğü | Göğü ne demek? | Göğü anlamı nedir?

Göğü | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gogu

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Şifalı Bitki

(Ekşimuşmula): Gülgillerden; kırlarda yabani olarak yetişen bir ağaçtır. Meyveleri; küçük muşmulaya benzer, kırmızı renklidir. Tadı mayhoştur. Hekimlikte meyvesi kullanılır. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki

(Anis, Anis, Anise): Haziran-Agustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Çiçekler bileşik şemsiyelerde toplanmışlardır. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Başta Ege bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da bahçelerde yetiştirilir. Kültür anasonunun vatanının Anadolu olduğu tahmin edilmektedir. Meyvalarında nişasta, müsilaj, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetistiği yerin şartlarına bağlıdır. Uçucu yağın % 80-90’i anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi şok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalb çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda anisizm hastalığına sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir. Büyükler % 1-2’lik çayını günde 2-3 bardak alabilir. Türkiye’de Bütün Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığıi giderir. Mide ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını keser. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bütün, hep. 2.Güç kuvvet. 3.Göğüs. 4.Moğol devrinde Orta Asya’da büyük beyliklerden biri.

Türkçe Sözlük

(I. A. «bezel» den if.) (cerrahî). Göğüs ve karnın içinde hasıl olan gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus, boru içinde mahfuz bir nevi mil.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Bil). 1. Bedenin ortası, kuşak bağlanan yeri, göğüs ile karnın arası, hasr, miyân: Bele bağlamak, ince bel, belim ağrıyor. 2. İnsan ve hayvanda karnın arkası, sağrı ile omuzlar arasındaki yer, sulb: Beli bükülmüş, bu atın beli düşükçe. 3. Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı. Dağ beli ve belan dahi denilir. Bel ağrısı: Osm. Vecâ-ı ktnî. Belbağlamak = Bir işe azmetmek ve bu işten büyük bir şey ummak: Himmetinize bel-bağladım. Bel bükülmek = İhtiyarlıktan kanburlaşmak. Bel bükmek = Çok yormak, yahut fütura düşürmek: Bu gaile belini büktü. Belsoğukluğu = Tenasül uzvu hastalığı, Osm. seyelân-ı muhâtî. Belkemiği Osm. Amûd-ı fıkarî. Bel vermek = Eğilmek, kavisli olmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Göğüs, sine: Şİmînber = Gümüş göğüslü. (Gümüş gibi) (Ezber ve berâber bunun gibidir). 2. Yemiş, meyve: Dıraht-ı bî-ber = Meyvesiz ağaç. Ber-Aver = Meyve veren, meyveli, semereli, verimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بر] üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Büyük havuz. 2.Gölcük. 3.Göğüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göğüs, sine, bağır, koyun;elbisenin göğsü kaplayan kısmı; s. samimi çok yakın; göğüse ait. bosom friend samimi dost, can yoldaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. cesur, yürekli, yiğit; yağız, yakışıklı; i. yiğit kimse, kahraman; Kızılderili savaşçı; f. cesaretle karşı koymak, göğüs germek, karşı gelmek. bravely z. yiğitçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. göğüs, meme; sine, kalp, yürek, gönül, iç; f. göğüs germek, karşı durmak; göğüslemek. breastband i. eyerin göğüs kayışı, sinebent kayışı; den. iskandil atan neferin göğüs verip dayandığı halat. breastbone i. göğüs kemiği, kas kemiği, iman tahtası b

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüslü. double breasted kruvaze, çift sıra düğmeli. single breasted tek sıra düğmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvanın göğüs eti, döş.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. broche). Kadınların göğüse veya başa taktıkları mücevherli büyük iğne.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Vücudun göğüsten yukarı kısmı. Vücudun bu kısmını gösteren resim veya heykel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili patlamak, patlak vermek; iflâs etmek; patlatmak; mahvetmek, iflâs ettirmek; orduda rütbesini tenzil etmek; vurmak; i. göğüs. bust; (argo) mahvolma, iflâs; slang top atma; içki âlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıhhatli (kadın); canlı,etli butlu: iri göğüslü: cazip, çekici, neşeli.

Şifalı Bitki

(transtraemiaceae): Çaygillerden bir ağaçcıktır. Yapraklarında tanen, legumin, esans ve teofilin vardır. Tesirli maddesi, teindir. Çay yaprakları fermantasyondan sonra kavrulursa siyah, önce kavrulursa yeşil çay elde edilir. Kullanıldığı yerler: Aşırı miktarda olmamak şartıyla içilecek olursa bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Sinirleri uyarır. Mide tembelliğini giderir. İdrar söktürür. İshal ve dizanteriyi keser. Damar kireçlenmesini önler. Damar sertliği, kalp yetersizliği, kan kanseri, guatr, nefrit, kolera ve bağırsak hastalıkarında koruyucu ve tedavi edicidir. Haddinden fazla içilecek olursa çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa sebep verir. Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, kabızlık ve yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmelidirler.

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüs; sandık; kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k.dili). küstah: bedeninin göğüs kısmı büyük olan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi’nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık; yarılma, çatlama; (kim). molekülün aynlması; (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi; (biyol). hücrenin bölünmesi; (jeol). dilinim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). perçinlemek; sağlama bağlamak; spor girift olmak, yapışmak; (argo). kucaklamak; (i). perçinleme; spor gögüs göğüse dövüşme; perçinlenmiş civi; (den). bir ceşit düğüm. clincher (i). perçinleme; perçinleme çivisi; (k.dili). karar vermeye ye

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonuç, nihayet; bağlantı: göğüs göğüse kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dövüş, mücadele, çarpışma, savaş; (f). dövüşmek, savaşmak, çarpışmak, mücadele etmek. combat fatigue harp tesiriyle meydana gelen psikonorotik bozukluk. close combat göğüs göğüse çarpıma single combat düello.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı durmak, göğus germek; karşılaştırmak, yüzleştirmek. He confronted me with the problem. Beni mesele ile karşı karşıya bıraktı. confronta'tion (i). yüzleştirme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düğüm ve bağ açılmak: Bu düğüm çözülemiyor, yükler çözüldü mü? 2. iliklenmiş veya kopçaianmış bir elbise açılmak: Ne kadar sıcak olsa göğüs çözülmek Adet değildir, bu tozluk çözülmedikçe çıkmaz. 3. Erimeye başlayıp yumuşamak ve gevşemek: Buzlar çözüldü. 4. Müşkül bir mesele hal ve faslolunmak. 5. Bozulmak, dağılmak: Düşman askeri çözüldü; mukavemetçiler çözülmeye başladı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüslük zırh.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Boyunun kolların, göğüs ve sırtın bir kısmını açık bırakan kadın elbisesi. 2. Açık saçık.

Yabancı Kelime

Fr. démagogue

laf cambazı

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüslük, önlük; eşek; küçük kuş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düz ve uzun ağaç ki, ahşap binalarda köşelere konur: Altılık, sekizlik direk, meşe direği, çadır direği. 2. Gemide yelken serenlerini tutmak üzere dikilen ağaç ki altındaki kalın parçasına ana direk denir: Bir, iki, üç direkli gemi. 3. Binaların bir tarafını tutmak üzere ağaç veya taştan sütun. Ar. amûd. Göğün direkleri alınmak = Cok yağmak!

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) Memelilerde karın boşluğu ile göğüs boşluğu arasındaki geniş ve yassı kas. 2. (optik ve fotoğrafçılık) Bir ışık huzmesinin çerçevesini sınırlandırmak maksadıyle saydam olmayan bir levhada meydana getirilen açıklık. 3. Telefonun kulaklık ve mikrofonundaki, gramofonda, iğnenin üstündeki ince levha.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaburga altı Döş altı (ağızlarda) = 1. Göğüs 2. Yamaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educational. instructive. trainer. tutor. instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. trainer. educationalist. educationist. academician.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educator. educationalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

educationalist. educator. pedagogue.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğüste ve özellikle akciğerin dış tarafında cerahat toplanması, ampiyem.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili) göğüsleri dolgun göstermek için sutyen içine doldurulan pamuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzgeç; yüzgece benzeyen sey; (den). salma omurga; (hav). sabit dikey yüzey. finback (i). bir çesit balina. fin keel (den). kotra omurgası. dorsal fin (zool). sırt yüzgeci. pectoral fin (zool). göğüs yüzgeci.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Şifalı Bitki

(poppy): Yazın kırlarda yetişen ve gelincikgillere örnek olarak alınan bir çeşit çiçekli bitkidir. Çoğu kırmızı renklidir. Yaz aylarında toplanıp, gölgede temiz bir kağıt üzerine serilerek kurutulur. İçeriğinde rheadine vardır. Kokusu hoş değildir. Tadı da acıdır. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, astım, bronşit ve göğüs nezlesinde rahatlık sağlar. Boğmacayı keser. Kan tükürme ve kan kusmayı keser. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir. Yılancık da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Germek, çekip uzatarak kurmak: ipi, teli, yayı germek. 2. Çekip uzatarak asmak: Perde, çarşaf germek. Haça, çarmıha germek, asmak. Göğüs germek = 1. Güvenmek, övünmek, hakkıyla iftihar etmek: Göğsümü gere gere gezerim. 2. Karşı durmak, mukavemet etmek: Düşmana göğüs geren bir alay.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın, önden, gerdanla bel arasındaki kısmı, sine, Ar. sadr. Geniş, dar göğüs. Göğsüm ağrıyor. Göğüse nişan takmak. 2. Atın vesair hayvanların gerdanıyla ön ayaklarının yukarısı arasındaki ön kısımları: Atın göğsü geniş olmalı. 3. Geminin önü, cephesi. Göğüs göğüse vurmak = Red ve defetmek, karşılamak, mukabele etmek. Göğüs tahtası = Göğsün yukarısı, Ar. re’s-üs-sadr. Göğüs çukuru = Göğsün mideye yakın olan çukur yeri. Tavuk göğsü = Tavuğun göğüs etiyle yapılan bir çeşit muhallebi. Göğüs illeti = Göğüs hastalıklarının beheri. Ar. sell-ir-rie, zîk-ı nefes vesaire. Kumrugöğsü = Bir renk adı. Göğüs geçirmek = İç çekmek. Göğüs germek = 1. Güvenmek, dayanmak: Düşmana karşı göğüs gerdim. Bu işe göğüs gerdi. 2. Oğünmek, iftihar etmek: Göğsümü gere gere söylerim. Göğüs göğüse = Yakından, karşı karşıya, yüz yüze, Fars. rû-be-rû: O kalabalıkta kendisiyle göğüs göğüse geldik. İki taraf askeri göğüs göğüse geldiler: Göğüs göğüse harb ettiler. Göğüs vermek = Mukavemet etmek, dayanmak.

Genel Bilgi

Eski kabadayılar göğüslerini ustura ile tıraş ederler, yalnız bir tutam kıl bırakmayı ihmal etmezlerdi. Buna „göğüs perçemi’ derlerdi. Bu perçeme mali güçlerine göre boncuk ya da pahalı inciler takarlardı.

Türkçe Sözlük

(i.). Göğsü geniş: Göğüslü adam, at.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden, talimde göğsü korumaya mahsus meşinden pusat. 2. Küçük çocukların, üstlerini kirletmemek için, boyunlarına asılıp göğüslerini örten bezden kısa önlük. Göğüslük takmak, pike göğüslük.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerin gözle görülebilen ufuklardan itibaren yukarda kubbenin içi gibi görülen şey ki, boşluktan yani fezâdan ibaret olup, arada bulunan atmosferden dolayı açık mavi görünür ve bulut denilen buharlar olmadığı, zaman, gündüzün güneş ışığı ile aydınlık ve gece yıldızlarla süslü bulunur. Ar. semâ, felek, Fars. Asmân, sipihr: Göğe bakmak, göğe çıkmak, gökten düşmek, inmek, yer, gök: Arz ve semâ. Gökyüzü = Semâ boşluğu, Fars. rû-yı Asmân (vaktiyle tabakalardan mürekkep sanıldığı için çok defa cemi olarak kullanılır): Göklere çıkmak (her dilde olduğu gibi hava mânâsıyle de kullanılır). Gökteki bulutlar, gökte uçan kuşlar. Gökte ararken yerde bulmak = Uzakta veya zorlukla aranılan şeyi birden ve kolay ele geçirmek. Göğe çıkmak = 1. Pek yükselmek. 2. mec. Çok hiddet etmek ve kızmak. Gökten inmek = Harikulâde bir suretle ortaya çıkmak: Gökten zenbille inmek. Yer, gök titremek = 1. Çok gürültü olmak. 2. Pek dehşetli bir günah işlenmek. Göğün direkleri alınmak = Çok yağmur yağmak. Baş göğe ermek = Çok iftihâr etmek. Gökten ne yağar da yer kabûl etmez = Tanrı tarafından gelene insan tahammüle mecburdur. Gök gürültüsü veya gök gürlemesi = Şimşek çakınca veya yıldırım düşünce duyulan gürültü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Göğün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vücut, beden, Ar. ceset, cüsse, cisim, Fars. ten: Gövdesi iri. 2. Vücudun, kol, bacak, baş gibi organları dışında kalan kısmı ki, karın ile göğüs ve omuzlardan ibarettir: Bazı adamların gövdesi uzun bacakları kısa, bazılarının ise bacakları uzun, gövdesi kısa olur. 3. Ağacın dal ve budaklarından başka olan asıl vücudu ve kökü: Bu ceviz ağacının gövdesinden geniş tahtalar çıkar. 4. Elbisenin kollarından başka asıl bedene gelen kısmı: Bu elbisenin gövdesi yenidir. Kollarını değiştirmeli. 5. Kesilmiş hayvanın etinin bütünü: Bir gövde koyun: Gövdeye atmak, atıştırmak = Yemek, Osm. ekletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (den.) borda kancası, filika demiri; yakalayış, şiddetle sarılış; güreşte birbirine sanlma; gögüs göğüse savaşma; (f.) yakalamak, kavramak, sıkıca tutmak; kanca ile tutmak; filika demiri kullanmak; sarmak, kucaklamak; sarılmak, tutuşmak, uğ

Şifalı Bitki

(altıntop): Turunçgiller familyasından; bahçelerde yetiştirilen bir ağaç ve meyvesidir. Meyvesi, portakaldan daha iri, kanarya sarısı renginde, tadı hafif acımsı ve ekşidir. İçeriğinde C vitamini vadır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Karaciğerin normal çalışmasını sağlar. Safra ifrazatını arttırır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar tutukluğunu giderir, bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu ve zehirli atıkları atar. Kanı temizler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Felç ve kanamaları önler. Akciğer ve göğüs hastalıklarında faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ermenice’den). Hazret-i isa’nın gerildiği çarmıhı takliden, Hıristiyanların kutsal saydıkları, birbirini kesen iki hattan ibaret şekil. Ar. salîb, Fars. çelîpâ, istavroz: Haç çıkarmak = Hıristiyanlarca kendi alın ve göğüslerinde el ile haç resmini yapmak: Haçı suya atmak = Belirli günde Ortodokslar tarafından törenle bu fiili icra etmek. Kızılhaç = Kızılay’ın Hıristiyanlar’daki senbolü, Osm. Salîb-i Ahmer. (bk.) Salîb.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) elle yakalama veya kavma; (çoğ.) göğüs göğüse çatışma.

Şifalı Bitki

(sinapis): Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. - Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. - Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi “potasium mironat” ve “sinigrin”dir. - Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. - Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. - Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

synagogue. synagogue sinagog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

synagogue. noisy place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the official of a synagogue who conducts the liturgical part of the service and sings or chants the prayers intended to be performed as solos.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yürek, kalp; gönül, can; göğüs; vicdan; merkez, orta, orta yer; öz, can damarı; kuvvet, enerji; cesaret, şevk; verimlilik; kalp şeklinde herhangi bir şey; iskambil kupa; (çoğ). bir iskambil oyunu. heert disease kalp hastalığı. a person after one'

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (d veya hove) büyük bir güçle atmak veya fırlatmak; kaldırmak, çekmek; yukarı kaldırmak: yükseltmek, kabartmak; kabarmak (deniz); göğüs şişirmek; güçlükle çıkarmak (inilti); kusmak; (den). ırgatı çevirmek, vira etmek; (jeol). yatay bir şekilde k

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Perde, örtü, engel, hâil. 2. Utanma, mahcubiyet (anatomi). Hicib-ı haciz = Göğüs ile karın arasındaki zar, diyafram: Hicâb-ı meşîmî = Cenini içine alan zar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağlarken boğaz tıkanırmış gibi göğüsten gelip zor çıkan ıztıraplı ses: Hıçkırıkla ağlamak. 2. Acele yemek veya söylemek gibi bazı hallerde mideden gelen ve bazen hayli devam eden bir çeşit elde olmayan geğirme: Hıçkırık tuttu.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Göğüsten çıkan kısık ve boğuk sesi taklit ve tasvir ederek ekseriya art arda kullanılır: Nezleden göğsü hır hır ediyor. Hır çıkarmak = Anlaşmazlık, kavga.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyurken veya uyanıklıkta göğüsten veya genizden sesle nefes alma, horuldama. 2. Sebepsiz kavga, Ar. nizâ.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hır etmek, göğüsten sesle nefes almak veya uykuda horuldamak. 2. Sebepsiz yere kavga etmek, rahat vermeyip kavga çıkarmak istemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev, mesken, hane; ev halkı, aile; kil. piskoposlar meclisi; tiyatro, tiyatro seyircileri; hükümet meclisi; gen. b.h. hanedan; ticarethane, müessese; cemaat; astr. göğün on iki kısmından biri, zodyak'ın bir burcu; santranç hanesi. house agent İng. e

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göğüs kemiğinin iç tarafında olan.

Şifalı Bitki

(spinacia oleracea): Ispanakgiller familyasından; kış sebzesi olarak yetiştirilen bir bitkidir. İçeriğinde demir, vitaminler ve enzimler bulunur. Kullanıldığı yerler: Vücudun dayanıklılığını artırır. Kansızlığı ve gelişme bozukluğunu giderir. Soğuk algınlığına karşı korur. Kalp ve gelişme bozukluğunu giderir. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Ruhi çöküntünün sıkıntılarını giderir. Kan miktarını artırır. Ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında faydalıdır. Kanser ve veremden korur. Hamilelerde faydalıdır. Doğacak bebeğin güçlü olmasını sağlar. Yara, yanık ve dolamada da faydalıdır. Dişlerin çürümesini önler. Şişmanlık ve şeker hastalığına da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. masdar). 1. Su isteme. 2. Yağmur duasına çıkma, Ar. istimtâr. 3. (tıp) Bedenin çeşitli yerlerinde su toplanması hali: istikaa-ı batn, istiskaa-ı sadr, istiskaa-i kilye, istiskaa-i mafsal (karın, göğüs, böbrek, mafsal istikaları) vesaire (Fr. hidroplsie).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) büzgülü dantel veya muslin göğüslük.

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Göğüs kemiklerinin her biri: Zayıflıktan kaburgaları çıkmış. Bu kemiklerin bel kemiğine bağlanmak suretiyle meydana getirdikleri şeklin bütünü: Kaburga dolması = Kuzu kaburgasının pirinç, kuru üzüm ve fıstıkla dolması. Gemi veya kayığın, hayvan kaburgasına benzeyen ve omurga üzerine kaldırılan eğri ağaçları.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaran, yarıcı, ortadan bölücü. Sîne-kâf = Göğüs yaran, («şikâf» daha çok kullanılmıştır).

Sağlık Bilgisi

Kalbin; dakikada 90’dan fazla atmasına, tıp dilinde taşikardi denir. Ancak bu sayı, yaş gruplarına göre değişir.

Normal Kalp Atışları :

0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140

1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120

3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100

7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90

20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir.

Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pekmez, üzüm sirkesi.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı pekmeze 1 çorba kaşığı üzüm sirkesi konup, içilir.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğüs göğüse mücadelede özellikle el kenarı ve parmaklarla ani ve keskin vuruşlar yapılan bir doğu saldırı yöntemi; (spor) karate. karate-chop i. kara- tede uygulanan yanlamasına keskin vuruş.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Göğüs. Azm-ülkas = Göğüs tahtası, kemiği.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kıllı hâle gelmek, kılları gelmek: Göğüs kıllanmış. 2. Bıyığı, sakalı gelmek, kartlaşmak: Yaşı küçüktür ama çabuk kıllandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocative. instigating. coat-trailing. factious. incendiary. rabble-rousing. seditious. provocateur. provocative. factionist. instigator. setter-on. plotter. incendiary. agitator. demagog. demagogue. fomenter. stumper. irritant.

Türkçe Sözlük

(i.). Yakanın göğüse doğru inen devrik kısmı.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kolun göğüsün yanıyla omuz altında teşkil ettiği açıklık: Koltuğunda bir çıban çıkmış. 2. Kenar, köşe, tenha ve kuytu yer: Orası bir koltuktur. 3. Sokak köşelerinde dükkân vesaire şubesi: Koltuk bakkal (ı); koltuk meyhane (si). 4. Tellâl ve eskici dükkânı (bu son üç mânâsı eskimiştir). 5. Kol dayanacak yerler) yani İki yandan kanarları olan büyük sandalye, koltuklu sandalye. 6. Pohpoh, yüze kaşı övme: Koltuğu sever; koltuğa gelir. 7. övünme. Koltuk altına almak = Himayeye almak. Koltuk altı = Koltuğun içi, oyuğu. Koltuk deyneği = Ayakta duramayan kimselerin kullandığı, koltuğa koyup dayanacak yeri olan deynek. (denizcilik) Koltuk halatı = Gemiyi rıhtıma sokmak için baş ve kı; tarafından verilen palamar. (İstihkâm) Koltuk zaviyesi = İstihkâmın köşe tabyası. Koltuk resmi = Eskiden zifaf günü güveyin, gelinin koltuğuna girip kadınların ortasından geçerek odasına çıkarması töreni. Koltuk kabarmak = Övünmek, çok memnun olmak. Koltuğa girmek = Birini ve bilhassa güveyi, gelini koltuğundan tutup yürütmek veya bir yere çıkarmak. Koltuk vermek = Yüzüne karşı öğmek, Osm. müdâhane eylemek. Koltuğa vermek = Gelini, koltuğuna girmek üzere güveye takdim etmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. corset). Kadınların göğüslerini düzgün tutmak için elbisenin altına giydikleri balinalı sert ve dik yelek. Kalça ve karnı sıkarak muntazam tutmaya yarayan kadın iç giyeceği.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşi havalandırmaya mahsus deri, meşin ve tahtadan Alet. Demirci körüğü = Demircilerin kullandıkları büyük çeşidi. 2. Hava ile çalınan bazı çalgılara hava vermeye mahsus Alet: Armonika körüğü. 3. Fayton’un körük biçiminde açılır kapanır örtüsü. Burun, göğüs körük gibi inip kalkmak = Yorgunluktan veya hiddetten çok solumak. Laf körüğü = Lafazan, geveze, çançan. Yangına körükle gitmek = Anlaşmazlığı şiddetlendirmeye çalışmak, fitnecilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elbisenin göğüste kavuşmasından hâsıl olan kuytu yer ki, içine mendil, saat, cüzdan, kitap gibi şeyler konur: Koynuna koydu, koynundan çıkardı. 2. Cep, kese: Masraflarını koynundan etti (eskimiştir). 3. Göğüs, Ar. sadr, sîne, kucak, Fars. Ağûş: Çocuğunu koynuna alıp ayrı yatak yaptırmadı, o daima anasının koynunda yatar. Koyun saati = Koyuna ve cebe konan, cepte taşnınan küçük saat. Koyunkoyuna = Birbirinin koynunda, birlikte: Onlar koyunkoyuna yatıyorlar. O, benim koynumdadır = Benim demektir, bendedir. Koyun ile kucak arasında fark vardır: Kucak, oturan veya ayakta duran, koyun ise yatan adam hakkında kullanılır, meselâ: «Çocuğu kucağına aldı» denildiği vakit alan adamın ayakta veya oturmakta, «koynuna aldı» denildiği vakit de yatmakta olduğu anlaşılır. «Koyunkoyuna» sarılıp beraber yatmış, «kucakkucağa» ise ayakta veya oturmakta iken sarılmış demektir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Açık kollarla göğüs arası, Fars. Ağûş: Kucağına aldı; kucağında büyüttü; kucakta gezdirmek. 2. Açık kollarla göğsün arasına sığabilen, bir defada sarılıp kaldırılan miktar: Bir kucak odun, ot vesaire. Kucakta, kucaklarda gezmek = Çocuk olmak. Kucağına düşmek = Sığınmak için en sonunda düşmanın eline düşmek. Kucak kucağa = Biribirine sarılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kürât) (çift r ile söylemek yanlıştır). 1. Yuvarlak şey, top. 2. (matematik, geometride). Yüzünün her noktası merkezden eşit uzaklıkta bulunan cisim, küre dilimi. Küre-i Arz = 1. Küre şeklinde olan yer, yani dünya. 2. Dünyanın dış yüzeyini göstermek üzere üstü yazılı sun’İ top, mücessem harita. Küre-i Semâ = Göğün bütününü, yıldız, burç vesairenin yerlerini gösteren sun’İ top.

Genel Bilgi

Sadece papağan ve muhabbet kuşları değil, üzerinde uğraşıldığında kargalar, kuzgunlar, saksağanlar ve sığırcıklar da konuşabilirler. Hatta bir kaç kelime söyleyebilen serçe ve kanaryalar bile kayıtlara geçmiştir.

Aslında bu, kuşların yaptıkları konuşma değil, sesleri ezberlemeleri ve taklit etmeleridir. Her insan ağzı ile konuşur ama konusabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler daha sonra dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları da konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır.

Kuşların ses organlarının memeli hayvanlardan çok farklı olarak gırtlakta değil de göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerinde yer alması kuşların bu ses taklit özelliklerini daha anlaşılmaz bir hale getirmektedir. Ses organlarının bu yeri dolayısıyla tavuk, ördek gibi bazı kuşgiller kafaları kesildikten sonra da ötmeye devam ederler.

Bu ses taklit yeteneği bazı kuşların doğasında vardır. Tabiatla içice yaşarken diğer kuşların seslerini taklit edebilmeleri sayesinde onlarla daha iyi iletişim kurabilmişler ve çevreye daha iyi uyum sağlayabilmişlerdir.

Konuşma denilince ilk akla gelen kuş olan papağanlar Avrupa’ya ilk olarak Büyük İskender tarafından Hindistan’dan getirilmişlerdir. Papağanlar arasında en iyi konuşan tür olan Afrika Papağanları’nın gelişi ise daha sonradır. Muhabbet kumarı 19. yüzyılın ortalarında Avustralya’dan Avrupa’ya getirilmişlerdir. Papağanlar insan isimleri, selam, emir ve soru sözcüklerini öğrenmekten hoşlanırlar. Bir papağan 500-600 kelime öğrenebilir. Zamanla bazı kelimeleri unutur ve yerine yeni kelimeler öğrenir.

Papağanların insan seslerini ve hayvanların bağırışlarını son derece benzeterek taklit etme ve parmaklarını kullanabilme yeteneklerine rağmen çok gelişmiş bir tür oldukları söylenemez. Uzmanlara göre papağanlar, ruhsal bakımdan kargagillerden daha az gelişmişlerdir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tavuğun lâdes kemiğini karşılıklı tutarak kırmak suretiyle iki kişi arasında oynanan bir oyun. «Aklımda» demeden diğer oyuncudan bir şey alanın yenilmesi esasına dayanır. Lâdes kemiği = (anatomi) Kuşlarda iki kanat arasında ve göğüs kemiğinin üstünde bulunan V biçimindeki ince kemik.

Şifalı Bitki

(brassica oleracea): Turpgiller familyasından iri ve kalın yapraklı bir bitkidir. En çok yetiştirileni baş lahanadır. Yurdumuzun bütün bölgelerinde yetişir. Başlıca çeşitleri: Kemer lahanası, Batman lahanası, köse lahanası, Brüksel lahanası ve Kara lahanadır. Lahana C vitamini bakkımından zengindir. Yapısında kükürt bulunur. Çiğ olarak yemek veya sıkarak suyunu içmek daha faydalıdır. Kullanıldığı yerler: Kansızlığı giderir. İdrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Mide ve bağırsak yaralarını yumuşatır. Kabızlığı giderir. Kandaki şeker miktarını düşürür. Vücudu hastalıklara ve kansere karşı korur. Göğüs ucu çatlaklarını giderir. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astımda faydalıdır. Romatizma, siyatik, lumbago ve Apsede yararlıdır. Ses kısıklığını giderir. İştah açar. Guatr olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

(Arapça ibare). «Sen olmasaydın, yeri, göğü yaratmazdım». Pek meşhur bir hadîs-i kudsî.

Türkçe Sözlük

(MİDE) (i. A.) insanda ve hayvanlarda yiyeceği hazmedip barsaklara döken iç organ ki, göğüs ile karın arasındadır, kursak, (tıp) İltihab-ı mide, elem-i mide, tevessü-i mide vesaire = Çeşitli mide hastalıkları.

Sağlık Bilgisi

Tedavi edilmeyen mide ülseri, müzmin gastrit ve çok içki içmenin neden olduğu bir çeşit kanserdir. Hastanın göğüs boşluğunda, yanma ve ağrı, sık sık susama, bulantı, kusma, kansızlık, ruhi çöküntü, az idrar ve sert büyük abdest görülür. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, iyileşme ihtimali o kadar fazla olur. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, su.

Hazırlanışı : Bir bardak sıcak suya, taze koparılmış ve ufalanmış 1 tane karanfil çiçeği konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp, aç karnına içilir. Bu işlem her yemekten önce tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Göğüs kemiğinin arka tarafında hissedilen yanma ile kendini gösterir. Nedeni midede fazla miktarda asit bulunmasıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı suya, 1 tatlı kaşığı süzme bal ve iki çorba kaşığı limon suyu konur. Karıştıtılıp içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğüsle karın arasındaki kısım; anat. diyafram, göğüs ile karnı ayıran zar.

Şifalı Bitki

(kanotu): Mineçiçeğigiller familyasından; gövdesi dört köşeli, sapsız yaprakları tüylerle örtülü, otsu bitki veya ağaçcıktır. Çiçekleri başak durumundadır. Renkleri eflatun veya bazen de alacalıdır. Yurdumuzda yetişen verbana officinalis denilen türü 30-80 cm boyunda, bir veya birçok yıllık otsu bir bitkidir. Otsu kısmı ve kökü glikozit, tanen ve acı bir madde ihtiva eder. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Yorgunluğu ve uykusuzluğu giderir. İştah açar. İdrar söktürür. Terletir. Baş, bel ve mafsal ağrılarını dindirir. Göğüs ve kulak ağrılarını keser. Romatizma, lumbago, siyatik ve nikriste faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Göğüsten çıkan ses.

Şifalı Bitki

(starch): Buğday, arpa, yulaf, pirinç, mısır gibi tahılların tanelerinden ve patatesten özel yöntemlerle elde edilen unumsu bir maddedir. Sıcak suda nişasta peltesi denilen jelatinimsi bir kütle haline gelir. Kullanıldığı yerler: Güzellik maskelerinde, eczacılıkta ve çamaşırları kolalamakta kullanılır. Aynı zamanda iyi bir besindir. Tentürdiyot zehirlenmesinde çok faydalıdır. Lapası deri ve göğüs hastalıklarında kullanılır. İltihapları giderir. Cilt hastalıklarında kaşıntıları keser. Banyo suyuna karıştırılıp yıkanılırsa cildi yumuşatır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kusmak üzere göğüsten bir ses çıkarma. 2. Sığırın böğürmesi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Göğüsten bir ses çıkaracak surette, kusar gibi olup da yalnız ses çıkararak kusamamak: Gece birinin öğürdüğünü işittim. 2. (sığır) Göğüs(en bağırmak, böğürmek: İnekler öğürüyorlardı.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ciğerde olan balgam veya gıcık üzerine insanın elinde olmadan ve sesli bir nefesle onu çıkarmaya çalışması: Öksürük gelmek, tutmak. 2. Ekseriye soğuktan gelen göğüs rahatsızlığı, öksürme: Bir öksürüğe tutuldum, öksürüğü vardır. Öksürükotu = Devetabanı, farfara otu.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır.

- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.

- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.

- Balgamlı öksürük : Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir su bardağı şalgam suyuna, 2 tatlı kaşığı süzme bal konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra sıcak sıcak içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. doğu, şark; göğün doğu kısmı; incinin üzerindeki açık mavi parlaklık;b.h. Doğu, genellikle Asya memleketleri; s. parıltılı, parlak; yükselen, doğan; f. doğuya yöneltmek; yöneltmek. orient oneself uymak, alışmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Sabah seher vöaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. göğüs boşluğuna ait; göğüse veya akciğer hastalıklarına ait (ilaç); göğüs üzerinde taşınan, boyuna asılan (süs): göğüsten veya gönülden gelen.

Yabancı Kelime

Fr. pédagogue

eğitimci

Eğitim işiyle uğraşan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educationalist. educator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogist. educationist. pedagogue.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğüs, bağır. in petto kendine; saklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüs tahtası dar ve çıkıntılı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk önlüğü, göğüslük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.ortaçağa mahsus madeni göülü; eskrim göğüslük.kadın elbisesinin göğüs süsü; kolalı frenkgömleğinin göğüs kısmı; zool. kaplumbağa ka- buğunun göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- rae) anat. pleva, akciğer zarı, göğüs zarı pleural s. göğüs zarına ait, plevral.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğüs zarı iltihabı, zatülcenp. pleurit'ic(al) s. zatulcenp hastalığına ait veya bu hastalığa tutulmuş.

Yabancı Kelime

İt. pleura

anat. akciğer zarı

Göğüs boşluğunun içini ve bu boşluğun içinde bulunan akciğerin dışını kaplayan ince zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. pleksimetre, göğüs muayenesinde hastanın göğsüne konulup üzerine hafif hafif vurulan ufak levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızılgerdan, nar bülbülü; kızıl göğüslü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .Amerika'ya mahsus kızıl göğuslü bir ardıçkuşu; (ing.) kızıl gerdan, nar bülbülü, zool. Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) mit. yaramaz peri. robin's egg blue ardıçkuşu yumurtasının rengi olan yeşilimsi açık mavi. Robin Hood ingiliz efsanele

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صدر] göğüs. 2.baş. 3.başköşe. 4.sadrazam.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sudOr). 1. Göğüs: Sadrını madalyalarla süslemiş. IIlet-l sadr = Göğüs hastalığı. 2. Yürek, kalb, hatır: Sadra şifâ verecek bir haber, bir cevap yoktur. 3. Her şeyin önü, başı, ilerisi, en yüksek yer: Sedra geçmek, sadırda kurulmuş (odanın baştarafında oturmaya mahsus olan «sedir bundan galattır. (bk.) Sedir). 4. Başbakan, en yüksek makamda bulunan. Sadr-ı Anadolu = Anadolu kazaskeri. Sadr-ı RÜm = Rumeli kazaskeri. 5. («sadrâzamı dan hafifletilmiş) Sadr-ı lâhık, sadr-ı sâbık (şimdiki sadrâzam, eski sedrâzam).

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. sedriyye). Göğüse ait.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göğüsle ilgili, göğse ait. 2.Anneye nisbetle çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). Göğüs zarı iltihabı, zâtülcenb.

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

Sağlık Bilgisi

Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir.

Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra :

- Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.

- Orta derecede 130 mg. 190 mg.

- Ağır derecede 160 mg. 215 mg.

İki çeşit şeker hastalığı vardır.

- Şekersiz Diabet :

Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.

- Şekerli Diabet :

Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir.

Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir.

İki çeşit şeker koması vardır.

- Diabetik Koma :

Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.

- Şeker Eksikliği Koması :

Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.

Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karadut, su.

Hazırlanışı : Beş çorba kaşığı karadut ezilip, suyu çıkarılır. Yemeklerden 10 dakika önce, 1 su bardağı suya 10 damla konup içilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göğsü yasemin gibi beyaz, yasemin göğüslü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سمنبر] yasemin göğüslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yedinci; yedide bir; (i.) yedide bir kısım; yedinci şey; (müz.) yedili. seventh day yedinci gün, cumartesi günü. seventh heaven büyük mutluluk; göğün yedinci tabakası, yedinci gök.

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = gümüş, ber = göğüs). Göğsü gümüş gibi beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيمبر] gümüş gibi beyaz göğüslü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göğüs, mec. gönül. Sîneçâk = Gönlü parçalanmış. Sîne-zen — Göğsünü döverek matem tutan. Sîne-sûz = Gönül yakan, gönlü yanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سينه] göğüs. 2.yürek.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Göğüs. 2.Gönül, yürek. İç derinlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göğüs döven, göğsünü döverek matem eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğün bir kısmını gösteren resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. geminin baş bodoslaması; pruva, baş; f., den. baş verip gitmek, göğüs verip ilerlemek; set çekmek, önlemek. from stem to stern baştan kıça; baştan aşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüs kemiğine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) göğüs, sternum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğus dinleme cihazı, stetoskop. stethoscopicals. stetoskopla ilgili. stethoscopically z. stetoskopik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden kadınların giydiği süslü göğüslük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) i. caka satarak yürümek, çalım yaparak gezinmek; desteklemek; i. azametli yürüyüş, çalım, fiyaka kasılma; mim. göğüsleme; payanda.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sadr). Sadrlar, göğüsler, (bk.) Sadr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صدور] çıkış. 2.göğüsler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göğüsl(Erkek İsmi) 2.Sadrazamlar. 3.Kazask(Erkek İsmi) 4.Sadır olma, meydana gelme.

Genel Bilgi

Memeli hayvanlarda erkeklerin süt üretmeleri fizyolojik olarak mümkündür. Bu hususta erkekler gerekli anatomik donanıma, fizyolojik potansiyele ve hormonlara sahiptirler. Ancak tabiatın bazı keçi ve yarasa türleri gibi çok özel bir iki istisnası hariç süt verme olayı ne insan türünde ne de diğer memeli türlerinin erkeklerinde gerçekleşmektedir.

Aslında memelilerin tümünde, yani her iki cinste de süt bezleri vardır. Erkeklerde bu bezler gelişmemiş ve işlevsizdirler. Bu durum da türe göre değişiklikler gösterir. Örneğin fare ve sıçanların erkeklerinde meme dokusu hiç bir zaman süt kanalları ve meme uçları oluşturmaz, memeler dışarıdan görülmez. İnsanlar ve köpekler de dahil bir çok memelide ise oluşturur. Hatta dişi ve erkeğin göğüs yapılarında ergenlik çağına kadar bir fark görülmez.

Erkeklerin niçin süt vermedikleri sorusunu memeli hayvanların yüzde doksanı için sormaya zaten gerek yoktur. Çünkü bu büyük çoğunlukta yavruya yalnızca anne bakar. Erkeklerin çiftleşmeden sonra yavruya hiç bir katkıları yoktur, genellikle onları terk eder giderler.

Yüzde ona giren insan, aslan, kurt gibi memelilerde ise babanın esas sorumluluğu aileyi ve yavruları korumak, onlara yiyecek bulmaktır. Belki de başlangıçta bu türlerin erkekleri de yavrularına süt veriyorlardı ama asıl görevleri nedeni ile evrim sonucu süt verme donanımları yerlerinde kaldığı halde üretim kabiliyetleri köreldi.

İşlevleri kalmadığına göre erkeklerin niçin hala memeleri var sorusunun yanıtı ise insanda erkek ve dişi yapısının aslında aynı olmasında yatıyor. İnsanın anne karnında iken oluşmaya başladığı embriyo halinin en başında erkek ve dişi arasında bir fark yoktur.

Zaten insanın taşıdığı 23 çift kromozomdan 22 çifti ve bunların taşıdığı genler her iki cinste de aynıdır. Sadece cinsiyet kromozomu olan yirmi üçüncü çift farklıdır. Eğer embriyo anne ve babasından birer ‘X’ kromozomu alırsa kız, annesinden ‘X’, babasından ‘Y’ kromozomu alırsa erkek oluyor.

Embriyo ‘Y’ kromozomunu aldıktan sonra hormonal sinyaller gelmeye ve erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor. Erkeklerin memeleri ise bu safhadan daha önce oluşmuş bulunduğundan aynen kalıyorlar ama ondan sonra hormonal bir takviye olmadığından fonksiyonel hale gelemiyorlar.

Dişilerde ise büyüme çağı sırasında salgılanan hormonlar süt bezlerini ve göğüsleri büyütüyor. Gebe dişilerde bu büyüme biraz daha artıyor, süt üretimi başlıyor ve bu üretim daha sonradan emzirmeyle tetiklenerek devam ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Soutien gorge’den kısaltma). Göğüsleri derli toplu tutmaya yarayan kadın iç giyeceği.

Türkçe Sözlük

(i.). Tavukgillerden çok bilinen kümes hayvanı ki, erkeğine «horoz» ve yavrusuna «piliç» denir. Varna, İsveç ve yanlış olarak ispenç tavuğu = Güvercin kadar küçüğü. Beç tavuğu, Nemçe tavuğu = Tavuktan çok farklı benekli bir cins kümes kuşu ki, çirkin bir bağırması vardır. Dağ tavuğu = Yabanî tavuk, bednos. Tavuk ayağı yemiş = Boşboğaz. Tavukotu = Anagalis denen bir cins bitki. Karatavuk = Avlanıp eti yenen bir cins siyah kuş. Tavukkarası = Bir göz hastalığı. Tavuk kanadı = Tüyden ateş yellemeye mahsus süpürge. Tavukgötü = Siğil çeşidinden elde ve ayakta çıkan nasır. Tavukgöğsü = Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan bir çeşit muhallebi. Hinttavuğu = Hindi. Tavukyılı = Türk takviminde yılların onuncusu.

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan muhallebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

I., anat. göğüs, toraks; zool. toraks. thoracic s. göüste olan, göğüse ait.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yol, su borusu vesaire kapanıp işlememek. Kapalı olmak, kapanıp işlememek: Boğazım tıkandı, boru çamurdan tıkanmış. 2. Nefes tutulmak, göğüs darlaşıp nefes alamaz olmak. 3. İştiha kapanıp yiyememek: Tatlıdan tıkandım.

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi). Yeni doğan çocukların göğüs kemiği arkasında bulunan ve ergin yaşa gelinceye kadar körelen bir bez, özden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Uranus; Yu. mit. göğü temsil eden tanrı Uranus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. dillidüdük, çalçene kimse; çenesi düşük kimse, geveze kimse; körük; (argo) göğüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -na) anat. göğüs kemiğinin arka kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kılıç şeklindeki, hançersi; i. göğüs kemiğinin arka kısmı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yoktan var etmek, Osm. halketmek: Allah, yeri ve göğü yarattı. 2. Meydana getirmek, Osm. ibdâ etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,(argo) ödlek, korkak; sarı göğüslü(kuş).

Türkçe Sözlük

(i.), t. Göğüs boşluğunda iki akciğer arasında kaslardan meydana gelen, kanı akciğerlere, vücuda basan organ, kalb. 2. mec. İnsanda duygu merkezi, gönül. Ar. fuâd: Yüreği katı, yüreği pek hassas. 3. Karın, bağır, Ar. batn, Fars. şikem: Yürek sancısı, yürek sürmek. 4. mec. Cesaret, Ar. şecaat: Harpte yürek lâzım. 5. Acımak hissi, merhamet, şefkat: Sizde hiç yürek yok mudur? Yürekler acısı = Pek acınacak hâl. Yürek oynamak = Kalb çarpıntısına uğramak. Yürek tüketmek = Beyhude yere çok söylemek, telâş etmek. Yürek çarpmak = Yürek sık sık vurup helecana uğramak. Yürek çarpıntısı = Kalbin normalden fazla atması. Yürek sürmek = İshale uğramak. Yürek dayanmak = Bir acıya veya can acıtacak işe tahammül edip müteessir olmamak: Benim yüreğim dayanamaz. Yürek katılmak = Baygınlık gelmek. Yürek kopmak = Şiddetli sancıya uğramak. Yürek vermek = Cesaret vermek, Osm. teşcî etmek. Yüreğin yağı erimek = 1. Şiddetle ve sabırsızlıkla arzu etmek. 2. Pek fazla üzülmek. Yürek yağ bağlamak = 1. Bu hâli gerektiren hastalığa uğramak. 2. mec. Pek gai leşiz ve içi geniş olmak. 3. Çok sevinmek. Yüreği yufka = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arslanın göğüsten çıkardığı ses, gürleme. 2. (tıp) Ciğerde vesair iç organlarda hâsıl olan ses ki, hastalığa göre değişir; hekimler Mak yapıştırarak dinlemekle farkederler.

Sağlık Bilgisi

Göğüs veya gövdede ya da yüzde ve gözde, çoğunlukla yalnız bir tarafta olmak üzere görülen ve sinirler boyunca yakıcı ağrılara, zona veya herpes zoster denir. Hastalık başladıktan birkaç gün sonra ağrıların olduğu yerde, bir kırmızılık ve ortasında içi su dolu küçük kabarcıklar görülür. Bu belirtiler bir hafta kadar devam eder. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, zeytinyağı, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı soğuk su ile 1 kahve fincanı sirke karıştırılır. Hastalıklı yerlere kompres yapılır. Sonra zeytinyağı ile ovulur. |