Göz Atmak ne demek? | Göz Atmak anlamı nedir? | Göz Atmak

Göz Atmak anlamı nedir?

Göz Atmak ne demek?

Göz Atmak anlamı nedir?

Göz Atmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: goz atmak

Türkçe - İngilizce Sözlük

glance. scan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

browse. to glance at. to run an eye over. glance. to a load of. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamahkâr, doymaz, harîs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avid. greedy. insatiable. acquisitive. esurient. glutton. grasping. hoggish. open-mouthed. piggish. piglike. rapacious. ravenous. voracious. vulturine. vulturous. wolfish. grabber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquisitive. avaricious. gluttonous. grasping. greedy. implacable. importunate. insatiable. rapacious. covetous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insatiable. overgreedy. eager. covetous. avid. voracious. edacious. acquisitive. gluttonous. grasping. insatiate. rapacious. ravenous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doymazlık, tamahkârlık, hırs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquisitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avarice. cupidity. greed. gluttony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetousness. overgreediness. eagerness. avidity. voracity. gluttony. cupidity. greed. rapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkarını sağlamak için, fırsatlardan faydalanan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. sharp. smart. wide awake. cunning. open-eyed. astute. canny. heady. hip. knowing. leery. nimble. shrewd. spry. up and coming. up-and-coming. vigilant. wide-awake. fly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardheaded. smart. wary. clever. shrewd. cunning. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argus eyed. alert. sharp. shrewd. smart. to be up to snuff. up and coming. wary. wide awake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini nezretmeğe sevk ve icbar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. flummox. stun. to take to town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «Afet» ten). Sabrını tüketmek, kararsız etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw tears from smb. make cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cry. to reduce sb to tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make weep / cry. to cause to whimper / whine. to touch deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akşama erdirmek, akşama kadar oyalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Topal etmek mec. noksan bırakmak, bitirmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). indirmek, azaltmak, alçaklaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’a ile kandırmak, iğfal etmek. 2. Oyun etmek, dolandırmak. 3. Yalan söylemek, aslı olmayan şeyi olmuş ve doğru gibi göstermek. 4. Sözünde durmamak, vaat ve taahhüdünü tutmamak. (eski Türkçe’de ve Çağatayca da «aldamak» fiili vardır. Bizce terkedilmiştir, yerini bu kelime tutmuştur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a packet. sell smb. a pup. take for a ride. cheat. delude. two-time. be unfaithful. deceive. defraud. fake. feint. bamboozle. bilk. cuckold. do down. double-cross. play smb. false. finagle. fox. gammon. gull. gyp. have. hocus. hoodwink. hor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. deceive. defraud. delude. dupe. fool. fox. hoodwink. kid. sell. to mislead. to cheat. to deceive. to fool. to swindle. to defraud. to delude. to trick. to hoodwink. to beguile. to fox. to dupe. to take sb in. to be unfaithful. to cuckold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind of. be evocative of. evoke. bring to mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evoke. recapture. to evoke. to remember sb of hatırlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır). 1. İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum. 2. Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor. 3. Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be enunciative of. tell. describe. explain. express. report. put smth. across. communicate. explicate. narrate. recount. show forth. unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arasını açmak, aralık etmek, seyrekleştirmek, dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Talep ettirmek. 2. Bilvasıta aramak, teftiş ve tecessüs ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb long for. to cause to search. to make sb search/look for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sought. to fail to replace to one's satisfaction. send for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Etsiz ve lagar etmek, zayıflatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağı duruma düşürmek, indirmek, küçültmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiçek ve aşısı olan başka hastalıklara karşı aşı vurdurmak, bilvasıta aşılamak: Çocukları aşılattım. 2. Ağaca aşı vurdurmak: Badem ağacına kaysı acılattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let vaccinate. to make inoculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşılama yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blinkers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

‘Olaylara at gözlüğü ile bakmak’ ifadesi bir kişinin bir olaya tek bir açıdan baktığını, ona etken olan diğer olayları veya faktörleri göremediğini veya görmek istemediğini anlatmak için kullanılır.

Aslında atlar için takılan gözlük, şekil olarak bile gözlüğe benzemez, onların görüş kapasitelerini arttırmak için değil aksine azaltmak için takılır.

Atın evcilleştirilmesi, insanın dostu olarak en ağır işlerde yardımcı olması, binek hayvanı olarak daha uzak yerlere ulaşmasını sağlaması, savaşlarda ölüme beraber gitmesi o kadar eskilere dayanır ki bildiğimiz atın yabani soyu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bugün steplerde yaşlı bir aygırın önderliğinde sürüler halinde yaşayan ve yabani olarak nitelendirilen atların evcil atlardan türeme oldukları herkes tarafından kabul edilir.

Canlıların gözlerinin algılayıp beyine bildirdikleri üç ana husus vardır: Biçim, renk ve mesafe. Özellikle avcı olmayan otobur hayvanlar için tehlikeyi uzaktan sezip, iyi bir mesafe tahmini yaparak kaçabilmek çok önemlidir.

Atlar her iki yandaki gözleri sayesinde hem Önlerini hem de arkalarını görme yeteneğine sahiptirler. Ne var ki gözleri birbirlerinden çok uzaktadırlar. Bu da at için cisimlerin mesafelerini tespit bakımından büyük bir zafiyet yaratır.

At arkasından ya da yandan yaklaşan tehlikeyi görür ama tehlikenin ne kadar yakın veya uzakta olduğunu kavrayamaz. Nesneleri neredeyse iki misli büyük gören at tehlikeyi olduğundan daha yakındaymış gibi algılar. Bu nedenle de sürekli endişe içindedir.

Yarış atlarına koşu sırasında yandaki hemcinslerinden ürkmemeleri için yan taraflarını görmelerini engelleyecek gözlükler konulurken at arabalarını çekenlere sadece önlerini görmeleri, diğer yönlerde olan hareketlerden etkilenmemeleri için gözlük takılır. Yani at gözlüğü ile bakmak insan için olumlu bir davranış değildir ama atlar için durum farklıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

1. Birini atlatmaya ve sıçramaya sevk ve icbar etmek. 2. Geçirmek, aşırmak, savmak: Bir hastalığı, bir belâyı atlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the slip. beat smb. to it. overcome. put off. get over. come through. bypass. circumvent. dish. dodge. escape. jump. let down. outwit. parry. pull through. shake. skip. slip. stall off. take. throw off. tide over. turn. ward off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeze. cheat. circumvent. dodge. escape. fend. to make jump. to leap sth over sth. to recover from. to overcome. to escape. to elude. to avoid. to weather. to doge. to throw sth/sb off. to get rid of. to cheat. to evade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to have a narrow escape from. to overcome. to put off sb with empty promises. circumvent. come through. dodge. escape. fob off. send sb to the right about. shake. shed. shirk. to get through. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw the longbow. throw. throw away. throw into. eject. give a kick. tell lies. cashier. cast. cast away. cast off. catapult. chuck. chuck away. chuck out. dart. dash. deliver. discharge. doff. drop. elbow out. elbow smb. out. eliminate. fabricate. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axe. bung. cast. chuck. cut. dart. discard. discharge. eliminate. expel. impute. project. reject. remove. scrap. shed. shoot. shy. sling. throw. toss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gecenin ayazına bırakıp üşütmek, ayazda bekletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yeri ışıklı hale getirmek. 2. Bir meseleyi anlaşılmasını kolaylaştıracak şekilde izah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let daylight into smth. illuminate. light up. brighten. set light to. lighten. dissolve. clear. clear up. solve. charge. civilize. clue. elicit. elucidate. enlighten. enucleate. flash. flash on. illume. illumine. irradiate. light. post. rake up. shi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. elucidate. enlighten. illuminate. irradiate. lighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illumine. to illuminate. to clarify. to enlighten. brighten. bring round light. clue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: ayıklatmak). Tefrik Ve temyiz ve intihap ettirmek, seçtirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bahşiş ve hediye verdirmek. 2. Affettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rabt ve bend ettirmek: Denkleri bağlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tied / connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). E’lendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dispose. ditch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw overboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başlatmak: Orağı bitirdiler, bugün harmana başlatacağım. Coğrafya dersine başlattım. 2. (Çocuğu) mektebe vermek: Çocuğu mektebe başlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belly up. swim like a brick. go over the cliff. be in carey street. go to rack and ruin. sink. submerge. set. go bankrupt. break. burst up. cave. crash. decline. dip. fail. founder. go down. gravitate. hang. plunge. slide into. be swamped with. go un.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. founder. lapse. prick. set. sink. smash. submerge. wane. to sink. to submerge. to founder. to go down. to go under. to set. to go bankrupt. to go bust iflas etmek. to prick. to get dirty. to hurt. to offend. to be ruined. to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sink. to be plunged into. to be soiled with. to set. to disappear altogether. to be lost. to go bankrupt. to penetrate. to become ingrown. to go to the bottom. dip. dive. fall away. founder. make shipwreck. to go phut. prickle. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakıp eskitmek: Suyu bayatlatmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağartmak, beyaz yapmak: Şu mermerleri ovarak beyazlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. bleach. blanch. chalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whiten. to bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have someone slaughtered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide liberally. to make plentiful. to loosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlik ettirmek, (eşini) bıraktırmak: Nihayet karısını boşattılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boya sürdürmek, bir vasıtayla boya yaptırmak: Evi kime boyattınız? Çarşafı kırmızıya boyattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth painted / dyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzatmak, boy kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Ağaçların veya asma ve bağın budaklarını kestirmek. 2. Kestirmek, kısaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (çocuğu) Sütten hasta etmek. 2. (kuluçka tavuk) Yumurtayı bırakıp soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözü takma olan. 2. Bir buçuk metre kadar boyunda bir çeşit köpekbalığı (galeus canis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cam taktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have glass installed (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur sürdürmek, çamur bulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanker. itch. long. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire strongly. to want badly. pant. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatır çatır ettirmek, gevrek bir şeyi ses çıkaracak surette sıkmak, yıkmak veya yakmak: Dişlerini çatırdattı, yangın tahtaları çatırdatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi, parçaları büsbütün ayrılmayacak derecede ortadan ayırmak, çatlak hale getirmek. Bu bardağı kim çatlattı? Değneğimi çatlattım. 2. Sıkıntıdan veya çok yemekten patlayacak dereceye getirmek: Adamı çatlatmayın. 3. Çok kıskandırmak, hasetten pek muztarib etmek: Düşmanının muvaffakiyetini söyleye söyleye herifi çatlattım. 4. (atı) Çok koşturup telef etmek: Atını çatlattı. Topuk çatlatmak = Çok koşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. chap. crack. fracture. to crack. split. to fracture. to chap. to ride to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burst. chap. crack. fracture. rift. rupture. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurmak, kereste ve.saireyi birbirine bağlayıp dikmek: Çardağı çabucak çattılar. 2. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek: Dikiş çatmak. 3. (askerlik) Tüfekleri uç uca iliştirip durdurmak. 4. Hayvana yük yükletmek, vurmak, çarpmak, müsademe etmek: Duvara çattı. 5. Uğramak, Fars. dûçâr ve griftâr olmak: Belâya çattık. 6. Rasgelmek, tesadüf etmek: Bir mirasyediye çattım. 7. (geÇavdar mi) Çarpıp batmak. 8. (mevsim ve zaman) Yaklaşmak, yakına gelmek: Bahar çattı. 9. İntisap etmek, dalkavuklukla yaranıp birinin teveccühünü kazanmak: O, filâna çatmıştır. Baş başa çatmak = Müşavere etmek. Kaş çatmak = Kaşları indirip yüz ekşitmek. Keyif çatmak = Keyif sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall foul of. attack. jump at. jump on. run against. walk into. be up against. lash into. wrinkle. wrinkle up. knit. slap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack. to pile. to baste together. to tack. to attack. to tilt at. to pick a quarrel with. to come up. to wrinkle. to knit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack. to fit together. to come up against a difficulty. to scold. to be cross with. to erect. to assemble. to join. to construct. to scarf. to set. to fix. to hit. to truss. to set up. frame. run against. strike. ta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayırlamasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açıkgöz, aldatılamayan, işini bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrewd. clever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth ring. to make sb's ears ring. ting. tinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya CIRLATMAK (f.). Cırt sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parmakları veya ateşte tuz, mısır ve kestane gibi bir şeyi çıtırdatmak, patlatmak. Kıvılcım çıtlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crack (one's knuckles. to drop a hint about. hint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cız ettirerek yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinleştirmek, ‘daha derin kazmak: Havuzu biraz daha çukurlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızgın demirle damga vurdurmak, damgalatmak. 2. Tedavi maksadiyle kızgın demirle yaktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Damla damla akıtmak: Bir fincan suya biraz lokman ruhu damlatmelı. 2. Damla ile ilâç koymak: Gözüme bir ilâç damlattı. 3. Bir sıvıyı ısı ile buhara çevirip inbik vasıtasiyle yeniden sıvı hâline geçirmek ki, bu iş, o maddenin tasfiyesine de hizmet eder. Osm. taktir etmek: Şarabı damlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dribble. drip. to drip. to drop. to dribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put drops (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to thrash. chastise. cudgel. flog. to tan sb's hide. lam. lambaste. larrup. lather. lay in. lick. tan. trounce. wallop. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin üstüne istinat ettirmek: Elimdeki şeyi duvara dayattım. 2. Dik cevap verip karşı durmak, zıt gitmek, cevap vermemek: Biraz daha sordum, dayattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insist. stick out. exact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insist. to cause to lean. to insist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth leaned on sth else. to insist on getting one's own way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to anchor. to drop. to cast anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acı ve usandırıcı bir ses çıkartmak, vızırdatmak. 2. Fırlatmak, kaçırmak. 3. Ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kestirip parçalara ayırtmak, paralatmak: Tahtayı, eti, ekmeği doğratmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («elbise» mânâsındaki «don» dan olup «giydirmek» demelidir) 1. Süslendirmek, bezetmek. Osm. tezyin etmek: Odalarını güzel donatmış; gelini giydirip donattılar. 2. Şehri ve binaları, elektrik ve bayraklarla süslemek: Şehri, çarşıyı, sokakları, vapurları donatmak. 3. Süslü şekilde tertib etmek: Meyve tablası donatmak. 4. mec. Sövüp sayarak azarlamak, kabahatlerini etrafiyle yüzüne vurarak paylamak. 5. (denizcilik) Geminin arma ve teknesindeki eksikleri tamamlamak ve teçhiz edip sefere hazırlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rig out. deck out. ornament. equip. rig. outfit. decorate. furnish. gird. arm. attire. bedeck. bedight. catch up. damask. invest. prank. prank out. prank up. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. attire. deck. decorate. equip. furnish. grace. issue. provision. to deck out. to ornament. to decorate. to adorn. to grace. to furnish. to equip. to rig. illuminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to rig. to equip. to set lavishly (with food and tableware. administer. affreight. array. bedeck. fit out. fit. fit up. furnish. garnish. gear. to fit out. outfit. prepare. upholster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth to a standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [اجهل من قره گوز] zırcahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an old flame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabuk ve sesle döndürmek: Sapanı fırıldattı. 2. Yalan vaadlerle aldatmak, dolandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth kiln-dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle ve ses çıkaracak surette atmak, uçurmak: Elindeki yelpazeyi havaya, denize fırlattı. 2. Bir kenarını, mermerin bir ucunu fırlatmışlar. 3. Fiyatını artırmak, çıkarmak: Un fiyatları fırladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurl. launch. eject. throw. toss. bung. cast. cast away. catapult. chuck. chuck away. dart. fling. hurtle. pelt. project. send. shoot. shoot out. shy. swing. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bung. cast. chuck. dart. eject. heave. hurl. project. put. shoot. shy. sling. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurl. to fling. cast. dart. dash. pitch. send. shoot. shy. sling. spin. spring. throw. toss. whack. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi fış fış ve fışır fışır edecek surette oynatmak: Eteklerini fışırdatarak yürüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grind (one's teeth. to make sth creak. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer. eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Süt, yumurta.

Hazırlanışı : 2 kahve fincanı çiğ inek sütüne 1 yumurtanın akı dökülüp, karıştırılır. Günde 3 kere ikişer damla konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye catching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glamorous. inviting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. glaring. dazzling. brilliant. glamorous. grandiose. splashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a slight acquaintance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glance. scan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

browse. to glance at. to run an eye over. glance. to a load of. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash. girl-watching. eye bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precious thing / person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemilerdeki çapaların bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reticulated. honeycombed. spongy. checker-work. checkered. meshed. porose. porous. pervious. celled. cellular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyes to eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlağının üstünü örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde konjonktivit denir. Çoğunlukla ilk bahar aylarında görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya ağrı vardır. Hasta ışığa bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çay kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılır. Günde 3 kere göz banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashy. glaring. meteoric. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaring. gorgeous. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz kanlanması ile birlikte ağrı yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır. Kanlanma ile birlikte ağrı varsa; mutlaka göz doktoruna gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çay, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı çay konur. 5 dakika bekletilip süzülür. Bu suya batırılan gazlı bez ile kompres yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye lid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roughly speaking. by rule of thumb. tumb rule. straight eye. by just looking at it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Gözlerin kaşınması, önemli bir hastalığın işareti olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Sinir hastalıkları veya sigara içmekten kaynaklanan göz kaşıntılarında, aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Boru çiçeği.

Hazırlanışı : 1 avuç boru çiçeği ateşe atılır. Çıkan duman ile tütsü yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viewfinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Susam, su.

Hazırlanışı : 1 kahve kaşığı susamın üzerine 5 damla su dökülür. Karıştırılıp göz kapaklarının üzerine sürülür. Yarım saat sonra ılık su ile yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Göz tansiyonunun yüksek olduğu hallerde aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya çiçeği.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı kuru papatya çiçeği iyice dövülerek toz haline getirilir. Sonra enfiye gibi buruna çekilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Aniden ortaya çıkan, fakat önemli olmayan bir durumdur. Alışkanlık spazmı da denir. nedeni, yorgunluk, üzüntü, heyecan ve yaşlılarda adale zafiyetidir. Yapılacak ilk iş, istirahat etmektir. Ayrıca, kısa sürede geçmeyen göz tiklerinde, aşağıdaki reçetelere başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ıhlamur konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Üzerine 3 kahve kaşığı toz şeker ilave edilerek içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Fazla çalışmaktan yorulan gözleri dinlendirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates, gülsuyu.

Hazırlanışı : 1 Adet çiğ patates soğuk su ile yıkandıktan sonra ortasından kesilir. İki ince dilim alınıp, göz kapaklarının üstüne konur. 10 dakika sakin bir şekilde istirahat edilir. Daha sonra gül suyu ile göz banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Göz zayıflığını tedavi etmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Raziyane

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 10 gram raziyene kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Eskiden sevilmiş olan kimse veya şey. İlk gözağrısı = İlk sevilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin, hapsedilmemekle birlikte, belirli bir yerde oturmaya mecbur olma durumu. Gözaltı etmek veya gözaltına almak = Birini böyle bir duruma sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. intern. charge. watch. surveillance. house arrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. surveillance. house arrest. arrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house arrest. probation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Elçabukluğu ve ustalıkla olmayan bir şeyi oluyor gibi gösterme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göz bağı yapan kimse, büyücü, sihirbaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözbağıcı işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözün saydam tabakasının arkasında «irisi denen renkli kısmın ortasında siyah bir dairecik şeklinde görülen açıklık. 2. mec. Pek aziz ve sevgili kimse. Gözbebeği gibi sevmek = Pek çok sevmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupilar. pupillar. pupilary. pupillary. pupil. pupilla. apple of the eye. apple of eye. orb. blue boy. dearest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupil. pupil of the eye. apple of the eye. the apple of sb's eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupil of the eye. pupil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekçi, Fars. dîde-bân, nigeh-bân. 2. Nöbetçi, karakol. 3. Casus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watchman. observer. look-out. lookout. spotter. picket. usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookout. scout. sentinel. watchman. oculist. invigilator. oculist göz hekimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watchman. invigilator. lookout mean. scout. sentinel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekçilik. 2. Nöbetçilik. 3. Casusluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observing. scouting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birini yola getirmek için yapılan yıldırma hareketi. Gözdağı vermek = Yıldırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threat. intimidation. threats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimidation. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intimidate. threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (göz ismiyle «de» ekinden). 1. Teveccüh gören, beğenilen, sık sık takdir edilen, gözde olan. 2. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesinin taşıdığı unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favorite. favourite. pet. preffered. favorite. favourite. blue boy. fair boy. dearest. minion. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favourite. in. pet. popular. favorite. in favour. mistress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

much liked. much thought of. favoured one. favorite. in favour. favo u rite. minion. popular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2.Beğenilen kadın. 3.Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen ünvan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dog house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in bad. disfavour. disgrace. in the doghouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall from grace. to fall in esteem. to fall into contempt. to fall into disfavour. to grow out of estimation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survey. going through. revision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. examine. inspect. sift. skim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overview. review. revise. investigate. to review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hücre. 2. Su kaynağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. cell hücre. spring. source.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. beautiful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ophthalmic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamboyant. conspicuous. in evidence. marked. noteworthy. observable. outstanding. prominent. salient. striking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconspicuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstünden bir kat ipekle örtülmüş, iki kat. Gözeme nakış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Örgü örer gibi bir tarzda dikmek. 2. Nakışı ipekle örtmek, iki kat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins alaca geyik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir nevi alageyik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kovandan bal alırken yüze geçirilen tel kafes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Göz göz oya: Gözenek. 2. Sıvama nakış. 3. Bitkilerin yaprak ve saplarındaki birtakım küçük organlar. Bunlar, bitkinin solumasını kolaylaştırır. Bazı hayvan dokularında bulunan aralıklar da «gözenek» diye anılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pore. stoma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonporous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Üstünden ipekle bir kat daha geçirilmek, iki kat olmak: Gözenmiş nakış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. guard. protector. observer. line-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Saklanılmak, korunmak, Osm. hıfz, vikaye ve siyanet olunmak: Koyunlar gözetilmezse kurt yer. Bakılmak, nezaret ve idare olunmak: Bu işler gözetilmek ister. 3. Beslenmek, Osm. iâşe ve infak olunmak: Kadın, çocuklarıyla beraber kocasınca gözetilir. 4. Beklenmek, Osm. intizâr ve tarassut olunmak: Fırsat gözetilmek 5. Tutulmak, Osm. intizâr ve tarassut olunmak: Fırsat gözetilmeli. 5. Tutulmak, Osm. riâyet olunmak, mer’İ bulunmak: Eski Adetler gözetilmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be guarded. to be respected. to be observed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervision. observation. observance. watch. custody. guard. oversight. superintendence. surveillance. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance. supervision. custody. watching. care.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervision. watch. care. control. surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observing. watching. peeping. spying on. surveillance. observation. look-out. lookout. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. spy. lookout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspection hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin yaptıklarını gizlice gözlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. spy on. spy on smb. peep. peek. pry. observe. case. case the joint. keep cave. espy. eye. pry about. pry into. spy. spy out. spy upon. stand over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observe. shadow. spy. to observe secretly. to watch. to spy on. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to observe secretly. to spy on. to peep at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözetlemek işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spied on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb spy on another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözetmek işi. (bk.) Gözetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custodial care. observation. surveillance. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korumak, Osm. hıfz, muhafaza, siyanet etmek: Bu çoban koyunları iy’ gözetmiyor. 2. Bakmak, nezaret, idare etmek: Bu işleri kim gözetiyor? Beslemek, bakmak, geçindirmek: Herkes ailesini gözetmeye mecburdur. 4. Beklemek, Osm. intizâr, terakkub, tarassut etmek: Fırsat gözetiyor. 5. Tutmak, riayet etmek, saklamak, geçerli bulundurmak: Macarlar bazı eski Adetlerini gözetiyorlar. 6. Dikkat etmek, dikkatle bakmak: Başını gözet, çocuğu gözet. e. Gözet = Sakın, iyi bak, dikkat!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guard. protect. oversee. study. supervise. tend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look after. guard. to consider. observe. to take care. to mind. to guard. to protect. to regard. to pay regard. to observe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to look after. to take care of. to guard. to protect. to consider. to respect. to observe. to regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor mubassır.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical advisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Korutmak, Osm. hıfz, vikaye ve siyânet ettirmek: Ormanları çok gözettirmek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göz çukuru; gözlerin içinde bulundukları kemik oyuklardan her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyelid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Göz kapağı kenarlarının iltihaplanıp, kızarma, kabuklanma ve ağrı yapmasıyla ortaya çıkar. Tıp dilinde blefarit denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : Yarım su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırılır. Göz kapaklarına banyo yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir. Fazla ağlamak sonucu şişen göz kapaklarını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pamuk.

Hazırlanışı : Bir parça pamuk soğuk suya batırıldıktan sonra göz kapakları üzerine konur. 5 dakika bekletilir. Gerekirse tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafı gözetleyecek yer, av bekleme yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Müşahede. (bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. investigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. remark. sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer müşahit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleme, Osm. intizar, terakkup, tarassut. 2. İki çeşit hamur ki, biri tatlı diğeri börektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. watch. watching. observing. monitor. waffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. pancake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. a savory pancake. lookout. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözleme yapıp satan adam: Gözlemeci dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arzu ile beklemek, Osm. intizâr etmek: Oğlunu gözlüyor. Akşama kadar sizi gözledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observe. watch. sight. spy. spy out. monitor. long. miss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover. observe. to watch for. to wait for. to observe. to watch. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to watch for. to wait for. to keep an eye on. sight. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (uyd. k.). (bk.) Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observe. to observe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to observe. to watch over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be watched over / observed / protected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb watched over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerde olup bitenleri görüp anlamakla vazifeli kimse, müşahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözü olan: Gözlü hayvan, siyah gözlü, mavi gözlü edam. 2. Taksimatı olan, birkaç bölüğe ayrılmış: İki gözlü değirmen, üç gözlü mağaza, daire; beş gözlü anbar. 3. Delikleri olan, delik deşik: Gözlü gümeç, seyrek gözlü kalbur, sık gözlü kafes. Açgözlü = Tamahkâr, doymaz. Tokgözlü — Kanaatkâr, kanaatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyed. having an eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakılan eşyayı büyüterek yakın göstermeye yarayan kristal Alet ki, göze takılır ve bazen tozdan veya fazla ışıktan korumak için de kullanılır: Gözlük takmak, kullanmak: Mavi gözlük, tek gözlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glasses. eyeglasses. a pair of eyeglasses. goggles. spectacles. specs. a pair of spectacles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glasses. specs. spectacles. specticles. eyeglasses. goggles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyeglasses. eye glasses. pair of glasses / spectacles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician. wearing glasses. hooded. spactacled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing glasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing glasses. bespectacled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(gözotu): Kırlarda kendiliğinden yetişen bir çeşit bitkidir. Yaprakları dantela şeklindedir. Çiçekleri; ufak, beyazımtırak, mavi ve kırmızı benekli olup, yapraklarının ortasındadır. Çiçekleri, yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Göz nezlesi ve göz iltihaplarını iyileştirir. Mide ve bağırsak gazlarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blindfold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having one's eyes on sth else (because of discontent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blindfolded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfunctorily. automatically. without hesitation. blindly. unaware. ignorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red blooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contented. not covetous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appear. to become visible. to be seen. to show oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. discourage. intimidate. menace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gutsy. bold. daring. dare devil. courageous. hardy. fearless. adventurous. audacious. gamy. intrepid. nothing if not courageous. stalwart. undaunted. venturesome. venturous. adventuresome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. bold. daring. dauntless. foolhardy. game. undaunted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventuresome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dewy. lachrymal. tears. waterworks. teardrop. tear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tear. waterworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tears. tear. waterworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picheter. picket. strike picket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunglasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shade. sunglasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark glasses. goggles. sun glasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş ışığına maruz kaldığında kararan gözlük camları ilk olarak 1960’ların sonlarında geliştirildi, yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ise 1990’lı yıllarda oldu.

Bu tip gözlük camları fotokromik veya fotokromatik adı verilen ve yüzde 0,01 ile 0,1 arasında gümüş kristalleri ihtiva eden özel camlardan yapılırlar. Kristaller normalde şeffaf olup son derecede küçüktürler ve gözlük camına bakıldığında fark edilmezler. Gözlük camlarına bol miktarda ultraviyole ışın ihtiva eden güneş ışığı geldiği zaman kristallerdeki gümüş iyonları etkilenerek gümüş atomlarına dönüşür ve camın içinde küçük gümüş parçacıklar oluşturmaya başlarlar. Bu siyah-beyaz fotoğrafçılıktaki partiküllerin oluşumuna benzer ve tamamen kimyasal bir reaksiyondur.

Bu gümüş parçacıkları sivri uçlu ve o kadar düzensiz şekillerdedirler ki gelen ışığı olduğu gibi absorbe ederler, hiçbir rengi yansıtmazlar ve dolayısıyla kararırlar.

Gözlük tekrar loş bir ortama götürüldüğünde, gümüş atomları tekrar birleşerek gümüş kristalleri haline dönüşürler ve gözlük camının rengi normale döner. Her iki yöndeki kimyasal reaksiyonlar da çok hızlı cereyan ederler. Eğer fotokromatik camlar tekrar eski haline dönmezlerse fırında kısa süre ile (çerçeveyi eritmeyecek kadar) ısıtılmaları önerilir.

Başlarda gözlük camının tümü fotokromatik olarak yapılıyordu. Tabii kararma olayı da camın kalın olduğu kısımlarda daha koyu, ince kısımlarda daha açık oluyordu. Sonraları merceklerin üzerleri milimetrenin binde beşi kalınlığında kaplanmaya başlandı.

Günümüzde ise merceğin milimetrenin binde 150’si kalınlığındaki kısmı bir banyoya daldırılarak fotokromatik tabaka kimyasal reaksiyon yolu ile merceğin bünyesine işleniyor.

Fotokromatik camlar gördüğümüz ışığa değil ultraviyole ışınlarına hassastırlar ve reaksiyona girerler. Dolayısıyla ultraviyole ışınlarını geçirmeyen camların arkasında, arabaların içinde, ortam çok ışıklı da olsa kararmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu hallaca attırmak: Şu şilteyi hallaçlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Kaynar suya daldırtmak veya üstüne kaynar su döktürmek: Çamaşırı, çayı haşlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin hatırına getirmek, Osm. der-hâtır ettirmek: Siz hatırlatmasaydınız büsbütün unutacaktım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. remind of. bring to mind. recall. bring back. call to mind. conjure up. echo. be evocative of. evoke. invoke. put smb. in mind of. be redolent of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. to bring to mind. to remind. to call sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to call attention to. bring back. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth into account. allow. comprise in an account. consult. figure on. include. make allowance for. reckon. reckon in. to include in the reckoning. take account of / into account. take into account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırpalamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to be buffetted. to have sb roughed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaireyi oynatarak hışır hışır ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı gözden geçirme düğmesine basarak en son çekilen resmi görüntüleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, oynatmak: Çocuğu hoplatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dandle. to bounce on one's knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, bir kır bitkisi (soseli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ihtırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocatmak: Fazla meşguliyet kendisini vakitsiz ihtiyarlatmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorlayıp sıkarak ık demeye mecbur etmek, baskı altına alıp korkutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıklanmak. bk. Ilıtmak, ılınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first child. first love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlatmak, parıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Işıldamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Suya batırmak veya üzerine su serpmek, Osm. nem-nâk etmek, teblîl ve tartîb eylemek: Bezi, elleri ıslatmak. mec. Dövmek, dayak atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dampen. douse. drench. moisten. saturate. steep. wet. to wet. to soak. to drench. to saturate. to dampen. to beat. to give sb a hiding. to drink to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wet. to dampen. to celebrate an event by having a booze-up. damp. douse. drench. steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuru şeyleri biribirlerine temas ettirerek ses çıkartmak: Şu cevizleri kakırtdatmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bakır kapkacak vesaireye). Kalay sürdürmek: Şu bakırları kalaylatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalburdan geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sifted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalınlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirtmek, kalıba geçirterek şeklini düzelttirmek: Ayakkabı, şapka kalıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth blocked or reshaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb flogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kan akacak surette yaralamak, kan aktırmak: Elimi kanattım. Kimsenin burnunu kanatmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make bleed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth bleed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasıyle kapamak, Osm. bendettirmek: Kapıyı kapattım. 2. Yolunu kesmek: Su yolunu kapatmışlar. 3. Kestirmek veya tıkatmak, işlemez hâle getirtmek: Yolu kimseye kapatmamalı. 4. Örttürmek, üstüne koydurtmak: Hayvana eğer, çul kapatmak. 5. Tatil ettirmek, son verdirmek: Mecliste müzakereleri kepattı. 6. Başkalarından ayırıp kendine mal etmek: Bir kadını kapatmak: Ayrıca bir yere çekerek kendine hasretmek. 7. Artırma ve eksiltmelerde başkalarının karışmalarını önlemek için nüfuz yoluyle ucuzca kendine temin etmek, (denizcilik) Yelken kapatmak = Orsa edip rüzgârı baş tarafa alarak aksine işletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. shut. shut down. switch off. cover. buy up. cap. clear. close down. close up. cloud. enclose. furl. impound. incarcerate. inclose. intern. liquidate. obturate. occlude. put up. seal. seal off. shut off. shut to. shut up. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. blot. close. confine. cover. envelop. liquidate. pen. shut. to close. to shut. to bar. to confine. to lock sb up. to turn sth off. to switch sth off. to cover. to envelop. to blot sth out. to pay sth off. to get cheaply/by deceit. to keep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. to close. to shut. to cover. to buy sth cheaply by trickery. to keep a mistress. to close down. to suppress. to abolish. bar. enclose. heal. incarcerate. lock away. occlude. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çevirttirmek, çevresini kuşatıp ortaya aldırmak: Evini dıştan tahta ile kaplattı. 2. Örttürmek, üstüne bir zar vesaire çektirmek: Odanın duvarlarına kâğıt kaplatacağım. 3. Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve buna benzer şey geçirtmek: Bu kürke güzel bir yüz kaplatmak lâzımdır. Yorgana çarşaf kaplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene. 2. Hayal denilen gölge oyununda güldürücü şahıs: Karagöz’le Hacivat. 3. Bu hayal oyunu: Karagöz oynuyor. Karagöz balığı = Palamut balığının büyük ve bayağı cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shadow play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz oyunu oynatan veya Karagöz şekilleri yapıp satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagözcünün işi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genlerin ana mekanizması çok basittir. Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise, yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise problem yoktur. Çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır. Ancak bir taraftan mavi göz, diğerinden kahverengi göz genini aldı ise gözlerinin biri mavi diğeri kahverengi olamayacağına göre bu genlerden biri üstün gelecektir.

İşte rakibine karşı daima üstün gelen bu genlere hakim (dominant) gen adı verilir. İnsanlarda koyu renk göz geni hakim gendir. Yukarıda bahsi geçen çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.

Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir. Uzun boy ve kısa boy genlerinde hakim olan uzun boydur. Örneğin babada iki uzun boy geni (U/U), annede ise iki kısa boy geni (k/k) varsa, her çocukta mutlaka bir uzun ve bir kısa boy geni(U/k) olacak ve uzun boy hakim gen olduğundan her çocuk uzun boylu olacaktır.

Bu çocuklar (U/k) gen yapılı biri ile evlenirlerse, çocukların her birinde muhtemelen (U/U, U/k,’k/U, k/k) gen yapısı oluşacak yani üç çocuk uzun boylu olurken bir tanesi kısa boylu kalacaktır. İnsanlarda kahverengi göz rengi, görme yeteneği ve saçlılık hakim genler iken mavi göz, renk körlüğü ve kellik saklı genlerdir.

Saklı gen çocuğun DNA sarmalında kalıp, onun çocuklarına da geçebilir. Babası mavi, annesi kahverengi gözlü çocuk kahverengi gözlü olur ama mavi renk göz geni saklı olarak durur. Kendisi ile aynı genetik yapıda biri ile evlenirse yukarıdaki uzun boy-kısa boy örneğinde olduğu gibi anne ve baba kahverengi gözlü olmalarına rağmen çocuklardan biri mavi gözlü olabilir.

Bu durum Mendel kurallarına uygun olup mavi gözlü çocukları olan kahverengi gözlü anne ve babaların paniğe kapılmalarına ve ortada başka bir neden aramalarına gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frown. lour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kumaş, elbise vesaireyi birine kat kat ettirip devşirmek: Bu kumaşları kime katlatacağız? Şu elbiseyi eli yakışır birine usuliyle katlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eklemek, Osm. ilhak, ilâve, zammetmek: O da adamını kervana kattı, koyunlarını sürüye kattı. 2. Alt tarafına, arkasına getirmek, yanına, beraberine vermek: Kafileye polis katmak. 3. Karıştırmak, Osm. meze ve haltetmek, koymak: Sirkeye su katmak. 4. Karıştırmak, karmakarışık etmek, fesâda düşürmek: Alemi birbirine kattı. 5. Önüne alıp takip etmek: Düşmanı önüne kattı. Geceyi gündüze katmak = mec. Aşırı derecede çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. join. annex. mix. adjoin. affiliate. ally. append. include. incorporate. inosculate. integrate. interpolate. load. mingle. number. put in. run in. superadd. tack. tinge. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. annex. compound. embody. include. incorporate. integrate. lend. mingle. to add. to mix in. to mingle. to incorparate. to include. to count sb/sth in. to send with. to annex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to add. to mix in. to send with. to annex sth to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to comprehend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı ateşte haşlamak, fıkır fıkır ettirmek: Sütü iyice kaynatmalı. 2. Bir şeyi suda pişirmek, kaynar suda bulundurmak: Lekesi çıkar rılacak çamaşırı saman suyu içinde kaynatmak lâzımdır. 3. Yapıştırmak, yekpâre etmek, tek parça hâline getirmek: İki parça madeni birlikte kaynatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. to boil. to weld. to chat. to gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boil. to weld. to waste a lesson. to gab about. to nick. to steal. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek küçük gözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynatmak, kıpırdatmak, harekette bulundurmak: Elini, ayağını, parmağını kımıldattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move. to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. bestir. budge. diddle. move. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oynatmak, kımıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışı geçirtmek: Koyunları bu yıl nerede kışlatacaksınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır ettirmek, gevrek bir ses çıkartmak: Eline bir gevrek alıp kıtırdatarak yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İhtiyarlatmak: üzüntüler kadıncağızı vakitsiz kocattı. 2. Çok yormak, çok zahmet vermek: Bu işler beni kocattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put years on sb. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gömlek vesaireye kola yaptırmak: Gömlekleri kime kolalatıyorsunuz? 2. Kola ile yapıştırtmak: Şu defteri kolalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolay hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genlerin ana mekanizması çok basittir. Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise, yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise problem yoktur.Çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır. Ancak bir taraftan mavi göz, diğerinden kahverengi göz genini aldı ise gözlerinin biri mavi diğeri kahverengi olmayacağına göre bu genlerden biri üstün gelecektir.

İşte rakibine karşı daima üstün gelen bu genlere hakim (dominant) gen adı verilir. İnsanlarda koyu renk göz geni hakim gendir. Yukarıda bahsi geçen çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.

Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir. Uzun boy ve kısa boy genlerinde hakim olan uzun boydur. Örneğin babada iki uzun boy geni (U/U), annede ise iki kısa boy geni (k/k) varsa, her çocukta mutlaka bir uzun ve bir kısa boy geni (U/k) olacak ve uzun boy hakim gen olduğundan her çocuk uzun boylu olacaktır.

Bu çocuklar (U/k) gen yapılı biri ile evlenirlerse, çocukların her birinde muhtemelen (U/U, U/k, k/U, k/k) gen yapısı oluşacak yani üç çocuk uzun boylu olurken bir tanesi kısa boylu kalacaktır. İnsanlarda kahverengi göz rengi, görme yeteneği ve saçlılık hakim genler iken mavi göz, renk körlüğü ve kellik saklı genlerdir.

Saklı gen çocuğun DNA sarmalında kalıp, onun çocuklarına da geçebilir. Babası mavi, annesi kahverengi gözlü çocuk kahverengi olur ama mavi renk göz geni saklı olarak durur. Kendisi ile aynı genetik yapıda biri ile evlenirse yukarıdaki uzun boy-kısa boy örneğinde olduğu gibi anne ve baba kahverengi gözlü olamlarına rağmen çocuklardan biri mavi gözlü olabilir.

Bu durum Mendel kurallarına uygun olup mavi gözlü çocukları olan kahverengi gözlü anne ve babaların paniğe kapılmalarına ve ortada başka bir neden aramalarına gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuşak bağlatmak, beline kemer bağlatmak: Çocuğu giydirip kuşattı (eski kıyafette kuşağın ehemmiyeti fazla olduğundan ekseriya giymek ve giyinmek kelimesiyle beraber geçer). 2. Bele bağlanacak bir şeyi bağlatmak: Kılıç kuşatmak. 3. Etrafını almak, sarmak, muhasara etmek: Kaleyi kuşattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brood. encircle. enclose. encompass. surround. to surround. to enclose. to encircle. to close in. to besiege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to besiege. to gird sb with. to wrap around sb's waist. beleaguer. beset. blockade. bound. circle. compass. corral. encircle. enclose. encompass. envelop. fold. girdle. hedge. hem about / around. hem in , hem about. invest. inv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözleri fırlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İ marangone). Dolap, masa ve yazıhane gibi ince tehta işleri yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. joiner. cabinet maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. cabinetmaker. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Marangoz san’atı: Marangozluk ince bir san’attır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mayalanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsan bir yakınını kaybedince, başarısından dolayı bir ödül kazandığında, duygusal bir film seyrederken, yıllardır üzerine titrediği çocuğunu evlendirirken veya çok haklı olduğuna inandığı bir konuda haksızlığa uğradığında gözyaşlarını tutamaz.

Nedenleri çok değişik de olsa tüm bu olaylar karşısında gözlerden akan damlalar ruhsal bir boşalma sağlar. İnsan ağladıkça açılır, ferahlar gibi görünür. Ancak gözyaşının arkasında yatan psikolojik ve biyolojik mekanizma hala tam anlaşılmış değildir.

Ağlama şekli insandan insana değiştiği gibi gözyaşı dökmenin de değişik biçimleri vardır. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı salgılanır. Bunlar göz kırpmamız sayesinde gözlerimizi korur ve devamlı nemli kalmalarını sağlarlar.

Bundan başka soğan doğrarken veya mangal yakarken dumanın gözümüze kaçması sonucu olarak döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak da asıl konumuz olan, üzüntü, aşırı sevinç veya benzeri gerginliklerimize tepki olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşları vardır.

Ruhsal ağlama konusunu ilk inceleyen Darwin oldu. Tabii her şeyde olduğu gibi bunu da evrim teorisine bağladı. Ona göre ruhsal tepki ve ağlama bir davranış şeklinin tümü idi. Evrim sürecinde bu tepki içinde anlamsız bir işlevi olan gözyaşı öne çıktı. Bu teoriye karşı çıkanlar gerekçe olarak yine Darwin’in doğal seçme ve ayıklama teorisini ileri sürdüler. Buna göre evrim içinde insan için faydalı fonksiyonlar öne çıkmakta, diğerleri körelmekte ve gözyaşı anlamsız bir fonksiyon ise evrim süreci içersinde yok olması gerekirdi.

Yirminci yüzyılın ortalarında ortaya atılan bir diğer teoriye göre ise hıçkırarak ağlayınca dökülen gözyaşlarının hastalıklara karşı korunmamıza yardım eden yaşamsal bir değeri vardır. Gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlarken nefes kesiliyor, burun ve boğazdaki koruyucu zarlar kuruyor ve bakterilerin istilasına uygun bir ortam haline geliyorlar. Oysa ağlarken burun pasajına akan gözyaşları bu kurumaya mani oluyor.

Tabii bu teoriyi ileri sürenler herkesin hıçkırarak ağladığını varsayıyorlardı. Halbuki insanların çoğu hıçkırmadan sessiz sessiz ağlarlar. Bu teoriye göre spor yaparken burun ve boğazları kuruyan sporcuların da gözyaşı dökmeleri gerekmekteydi.

Pek akla yakın gelmeyen bu iki teoriden sonra bir hipotez daha ileri sürüldü. Buna göre de ruhsal sıkıntılar sırasında vücutta bir takım kimyasal maddeler oluşuyor, bunlar tıpkı ter, idrar, dışkı sayesinde toksik maddelerin vücuttan atılışına benzer şekilde gözyaşı ile vücuttan uzaklaştırılıyorlardı.

Bu teori doğru ise ruhsal gözyaşları ile soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapılarının farklı olmaları gerekiyordu. Yapılan deneyler sonucu görüldü ki, ruhsal gözyaşları, soğan (yakıcı) gözyaşlarından daha fazla protein içermektedirler. Fakat henüz bu farkın nedenini açıklayacak bir kanıt bulunabilmiş değildir. Sevinç ve üzüntü gözyaşlarının da aralarında kimyasal bir fark olup olmadığı halen araştırılmaktadır.

Dünyadaki yaratıklardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum da şüphesiz yaşam tarihindeki evriminin bir sonucudur. Doğrudan gözünü rahatsız edecek bir şey olmazsa yeni doğmuş bir bebek doğumundan bir kaç hatta sonraya kadar gözyaşı dökmezsizin ağlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to caress. to let sb caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arnica sığırgözü. mastıçiçeği. arnika.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dağkestanesi): Bileşikgiller familyasından; çayır ve ormanlarda yetişen, papatyayı andıran, çok yıllık bir bitkidir. Kömeçleri turuncu-sarıdır. Çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kusturucudur. Sinir sistemini çok şiddetli bir şekilde uyarır. Haricen kullanıldığı takdirde romatizma ağrılarını dindirir, yaraları iyileştirir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvanları). Gezdirip ot yedirmek: Koyunları otlatmak için mer’a lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graze. pasture. to pasture. to pasture. to graze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put an animal out to pasture. grass. graze. put out to graze. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerini değiştirmek, kımıldatmak, harekete geçirmek: Dama bilen hangi taşı oynatacağını bilir, fidanı yerinden oynatmazsan daha çabuk büyür. 2. Oyun ettirmek, oyun oynamaya zorlamak veya izin vermek: İkisine de oyun için müsaade verdi. 3. Sıçratmak, oyunlar ettirmek: At oynatmak, ayı, maymun oynatmak. 4. Hora teptirmek, raks ettirmek. 5. Tiyatroda bir oyun temsil ettirmek: Bu akşam filân tiyatro Moli&re’in filân eserini oynatacak. 6. mec. Aldatmak, kandırmak, aldatarak yormak: iki aydır benî oynatıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. screen. to put on. to cause to move. to go out of one's head. to cause to play. to cause to dance. to move. to budge. to exhibit. to perform. to show. to dislocate. to go off one's head. to go mad. to flip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sth to be played or performed. to keep sb amused. to allow to play with (another. to go off one's rocker. to loose one's mind. to go off one's nut. dance. dandle. frisk. to lead sb up the garden path. move. waggle. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Temizletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrooge. sordid. money- loving. money-grubbing. greedy for money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nummamorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parçalı hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Parlak hâle getirmek. Üzengi pırlatmak = Meydana atılmak, at sürmek. Göz parlatmak = Hiddet veya tehevvür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brighten. burnish. enamel. polish. shine. to polish. to shine. to make bright. to brighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shine. to light. to ignite. to scour. to refine. deflagrate. to mercerize. to duff. to pop. to polish. to cleanse. to boom. to kindle. to glance. to gloss. to gild. to glaze. to lap. to smooth. to rub. refurbish. burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Paslanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Patlamasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make explode. make burst. make blow up. let off. set off. touch off. blast. blow up. bust. detonate. explode. pop. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. burst. clout. deal. detonate. explode. to blow up. to infuriate. to hit. to burst. to explode. to touch sth off. to set sth off. to detonate. to puncture. to exasperate. to clout. to deal sb/sth a blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blow up. to explode. to cause sth to burst open. to fire. to infuriate. belt. biff. burst. detonate. land. puncture. slosh. touch off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azarlatmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı böceklerde olduğu gibi façetalı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pıtırtı ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Market Surveillance)

Borsa’da işlem gören menkul kıymetlerde gerçekleşen olağandışı fiyat ve/veya miktar hareketlerinin, sözkonusu borsanın ilgili birimi ve/veya piyasanın yasal düzenleyicisi konumunda olan kurum tarafından, yapay piyasa ve içeriden öğrenenlerin ticareti gibi yasal olmayan aktivitelerin tespit edilebilmesi amacıyla izlenmesi ve incelenmesi.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolour. fade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to stay awake / to sit up / to work all night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak veya şakır ettirmek, böyle bir sesle seslendirmek: Kamçıyı hayvanların başı üstünde şakırdattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gizletmek. 2. Bekletmek. 3. Saklı bulundurmak, biri için kaldırıp muhafaza ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak ettirmek, kırbacın sesi gibi bir ses çıkartmak, şakırdatmak: Kamçıyı şaklatarak hayvanları yürüttü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçalardan kıvrık, sarma kabuklu hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snail. helix. winkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snail. spiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ava götürülecek atmaca gibi kuşları plnekte acıktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öperken veya yerken dudaklardan ses çıkarmak: Dudaklarını şapırdatarak öpüyor, yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokturmak, batırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öperken dudağın veya sille vururken avucun sesini işittirmek: Bir sille şaplattı; dudaklarını şaplatarak öptü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz balığına benzer bir balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir mal ve mülkü para karşılığında vermek. 2. Kendinde olmayan bir şeyi yalandan var gibi gösterip övünmek. Avurtutmak = Birine surat etmek. Kandini tutmak = Kendi kendini methetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend. flog. realize. trade. to sell. to pretend. to flog. to get rid of. to choke off. to dispose of sb/sth. to sell sb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sell. to effect on sale. to conclude a sale. to put on a show of. to affect. to deal in. to pretend. to assume. to vaunt. dispose. dispose of. flag. flog. flog off. handle. trade off. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvanları) Çayırda beslemek, otlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yukarıya fırlamasına sebep olmak, yukarıya fırlatmak, zıplatmak: Çocuğu oynatıp sıçratıyor. Leke sıçratmak = Bulaştırmak. Üstüne sıçratmak = Bir kötünün taarruzuna uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. splash. to cause to jump. to splash. to spatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to startle. to cause sth to fly out. to spatter. to splatter. to splash. to cause sth to spread. dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb test sb / sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya koydurmak, bir diziye dizdirmek: Bu saksıları bahçıvana sıralatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatten. to fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fatten. to cause sb to get fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb plaster sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb stroke or caress oneself / itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karartmak: Sobacı duvarı siyahlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağrıtmak, incitmek: Bir fiske vurup parmağımı sızlattı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarmısakta sülfür ihtiva eden aminoasitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan ‘S1 propenylcysteine-sulphoxide’ adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden ‘proponal-S oxit’ adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olamsının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliği de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan “S1 propenylcysteinesulphoxide” adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden “proponal-S oxit” adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayıveya soğanı çeşmeden akan suyun altındfa kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerimizin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasına bir limon dilimi, dişler arasına bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanı doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su döktürmek, su serpiştirmek, ıslattırmak: Şu taşlığı sulatsanız epeyi serinlik verir. 2. Toprağa su verdirmek, Osm. iskaa ve irvâ ettirmek: Bahçeyi sulattınız mı? Şu ağaçları suletmalı. 3. (mec. ve argo): Parayı peşin, verdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb water (a plant or animal. to have sb irrigate (an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susuzluğa uğratmak, susuzluk vermek: Sabah yediğimiz tuzlu yemek beni bugün çok susattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thirsty. to make trouble for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Kuru ve sert bir ses çıkartmak, gürültü ettirmek: Ayaklarını takırdatarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle. to clatter. to bang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Tamam hâle getirtmek, eksiğini doldurtmak. 2. Bitirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb complete sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clatter. to clang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bahçe topraklarını tarakla düzelttirmek: Şu küçük tarlaları bahçıvana taraklatmalı. 2. Havuz, nehir, liman vesairenin dibini ayıklatmak: Şu limanı birine taraklatmak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taramaya zorlama veya müsaade etmek: Çocukları kime taratıyorsunuz; kendi saçını başkasına taratıyor; bu çocuk kendini taratmıyor. 2. Taş ve mermeri tarak denilen dişli çelik kalemle kazdırmak, düzeltmek: Şu taşları taratmalı. 3. Havuz veya deniz dibini tarak denilen kazma şeklinde kürekle veya bu işi gören duba ile ayıklatmak: Havuzu, limanı taratmak. Aratıp taratmak = Her tarafını karıştırarak teftiş ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb comb / rake / card / hackle / dredge / strafe / hatch / crosshat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taşa tutturmak, taş attırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb throw stones at sb / sth. to have sb stone sb to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağızla bir şeyin lezzetini duymak, lezzetini hissetmek, ağza almak, çeşnisine bakmak. 2. Çekmek, uğramak: Hayatta çok ıztıraplar tattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taste. experience. try. die. extract. know. sample.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. taste. to taste. to experience. to sample.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to taste. to experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tav verdirmek, su serptirmek, ıslattırmak: Tütünü, kâğıdı tavlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavsamış hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to moderate. to abate. to slacken. to fall off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endanger. hazard. imperil. jeopardize. risk. stake. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hazard. to peril. decoy. endanger. imperil. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir daha yaptırmak, tekrar ettirmek: Dersini tekrarlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb repeat sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclopes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overhead projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overhead projector. low-browed sb who has a very low brow or forehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıkırtı çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. tap. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle sth lightly. click. tap. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırdatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngır sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make clang / rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapının tırkazını sürdürtmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Aç gözlü olmayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contented. not covetous. satiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not covetous. not greedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being content with what one has.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Bir yere getirtmek, devşirtmek: Üzüm toplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dashboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glove compartment. glove compartment / box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb arrested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tuz ektirmek, saklamak üzere tuz vurdurmak: Şu balıkları güzelce tuzlatmalı da sonra kurutmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyatını indirmek, ucuz satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. to cheapen. to lower the price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. depreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ufaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ufak yapmak, küçültmek: Kapak, kaba büyük geliyor, biraz ufatmalı. 2. Ufak ufak kırmak, ovalamak: Ekmeği ufattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vardırmak, geçerken bir yere iliştirmek. 2. Düşünmek, Osm. dûçâr ve giriftâr etmek: Beni bir derde, belâya uğrattınız; başımı belâya uğrattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «ulamak» tan). (çözülen bezi) Tarağa geçirmek: Bezi ulatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Akıl öğretmek, akıllandırmak. 2. Terbiye etmek. 3. Yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha uzun yapmak, boyunu arttırmak: Yolu uzatmak. 2. Sürmek, ilerletmek: Elini, ayağını, deyneği uzatmak. 3. Koyuvermek, salıvermek, uzamada serbest bırakmak, kesmemek: Saç, sakal, tırnak uzatmak; ağaçları uzatmak. 4. Sürdürmek; daha çok vakit devam ettirmek: İşi uzatmak. 5. Lüzumsuz yere tafsilâtla uzun tutmak: Sözü uzatmak. 6. Uzağa sürmek. 7. Sonraya bırakmak, tehir etmek: Borcunu çok uzattı. El uzatmak = Gasb ve zaptetmek. İpi uzatmak = Serbest bırakmak, engel olmamak. Çehre uzatmak = Gücenik durmak. Dil uzatmak = Biri hakkında haddinden fazla söylemek. Kameti uzatmak = i. Serkeşlik etmek. 2. Boş yere mesele çıkarmak: Artık uzatmıyalım. 3. İddiayı pek ileriye götürmek: Artık sen uzattın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. prolong. lengthen. stretch out. protract. renew. augment. belabor. belabour. continue. drag out. draw out. elongate. enlarge. grow. hand. hold out. hold over. outstretch. pad out. pass. pull out. rack. reach. repose on. sidestep. span. spin o.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drape. extend. hand. lengthen. pad. pass. prolong. reach. stretch. to elongate. to extend. to lengthen. to prolong. to protract. to hand. to pass. to reach. to grow. to drag sth out. to draw sth out. to enlarge on sth. to stick sth out. stretch out. to ha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. augment. continue. draw. lengthen. produce. prolong. protract. reach. spread. stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altın veya yaldız yaprağı ile yaldızlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yağ sürdürmek: Tepsiyi, çöreğin üstünü yağlalatmalı. 2. Gerekli yağla sildirmek: Tüfeği yağlattım. 3. Şişmanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ele geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dil ile sildirmek. 2. Yakından sürterek geçmek: alev, saçağı yaladı. 2. (argo) Başkasını da bir parça faydalandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaldız sürdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yama yapıştırtmak, bir parça yapıştırarak veya diktirerek tamir ettirmek: Eski çamaşırını yamatmak için birini arıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yoktan var etmek, Osm. halketmek: Allah, yeri ve göğü yarattı. 2. Meydana getirmek, Osm. ibdâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beget. call into being. compose. conceive. create. father. incur. originate. procreate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create. to create. to give existence to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit the hay. hit the sack. bang. go to bed. couch. be couched. incline. kip. kip down. lay. lay oneself down. lie. lie down. lie up. recline. repose. repose oneself. rest. have a screw. go to sleep. sleep with. turn in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie. recline. to go to bed. to turn in. to be in bed. to lie. to lie down. to recline. to lie at anchor. to be imprisoned. to stay in prison. to become flat. to go by the board. to lie on. to have sex. to bed. to sleep together. to sleep with sb. to be bu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to bed. to be lying down. to enter into hospital. to lie. to lie flat. to lean to one side. fated not to occur. to have sexual intercourse. to have sex. incline. lay along. lie along. lie down. repose. turn in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decelerate. retard. slack. slacken. slow. go slow. slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retard. slow. to slow down. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slow down. to slow sth down. to slacken. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıkamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir sene veya senelerce saklayıp eskitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıprandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. batter. chafe. corrode. fray. fray out. frazzle. fret. wear. wear away. wear down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

batter. erode. fray. to wear out. to wear down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fret. overwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yoklamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumurtlamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Tekerletmek, döndürerek yürütmek: Yolun üzerindeki taşları dereye yuvarlatmalı. 2. Yuvarlak yapmak, daire şekline koymak: Bu tahtayı yuvarlatmak isterim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzgöz olmak = LAubâlî olmak, aşırı senli benli olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyluluk taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zayıf hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debilitate. impair. prejudice. sap. waste. weaken. to pull sb down. to prejudice. to weaken. to debilitate. to impair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get thin. to get sb to slim down. to cause sb to lose weight. to weaken. to make unlikely to cause sth to get poor. attenuate. deaden. debilitate. depress. emasculate. enervate. extenuate. impair. lower. macerate. make dent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. (acemi biri) Telli bir sazı çalmak. 2. Herhangi bir şeyden kulak tırmalayan sesler çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, hoplatmak: Çocuğu zıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. jig. to bounce. to dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce to dandle. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by