Gül I Sahra | Gül I Sahra ne demek? | Gül I Sahra anlamı nedir?

Gül i Sahra | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gul sahra

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

Üçüncü kuşak mobil iletişim teknolojilerinin genel adıdır. Bu kuşakta kullanılan tüm cihazlar ortak bir protokole (IMT-2000) uyumlu olarak geliştirilmektedir. W-CDMA ve TD-CDMA iletişim uygulamalarını destekleyen UMTS sistemi, hızlı veri aktarımına olanak sağlayan yapısıyla, her türlü gelişmiş multimedya uygulamasının (televizyon, internet, görüntülü iletişim) cep telefonlarına taşınmasını sağlamaktadır.

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Türkçe Sözlük

(e.). Beğenme, şaşma, öfkelenme, üzülme gibi duygular bildirir: A, ne hoş; aal

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Australian Broadcasting Authority is a federal regulatory body, which regulates the use of the broadcasting services bands under the Broadcasting Services Act 1992 and the Radiocommunications Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority A Commonwealth regulatory authority responsible for broadcaster licensing and regulating content of broadcasting and narrowcasting services under the Broadcasting Services Act 1992.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yılının sekizinci ayı. 2. Eski İran inanışında bu ayda olan işlerin ilerlemesiyle meşgul olduğu farz olunan meleğin adı.

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). içine çekmek, içmek, emmek, massetmek; yutmak; işgal etmek, zapt etmek absorbent (s).(i). içe çekici, alıcı, emici (madde). absorbent cotton hidrofil pamuk. absorption (i). içe çekme, içme, emme, zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) soyutlama; çıkarma, tecrit, ayırma; münzevi hayat; zihin meşguliyeti, dalgınlık; çalma, aşırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlamsız, manasız, akılsızca, gülünç; birbirine karşıt düştüğü için yanlış; imkansız, olmayacak absurdity (i). anlamsızlık, manasızlık; delilik, maskaralık absurdly (z). esassız olarak; saçma bir şekilde absurdness (i). anlamsızlık, manasız

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Gül).

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aksan, telâffuzda bir heceye verilen kuvvet ; aksan i,sareti, vurgu; şive; hisleri belirtmek için cümlede belirli kelime veya hecelerin vurgulandırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aksan vermek, telâffuzda bir heceyi vurgulu olarak okumak ; önemle belirtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine basarak okumak; önemle belirtmek accentua'tion (i). aksan koyma, vurgulama.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kapalı halden çıkmak: Kapı açıldı. 2. Dağılmak, çekilmek: Bulutlar, kalabalık açıldı. 3. Temizlenmek: Bu bez açılmıyor. 4. Berrak ve açık olmak: Hava açıldı. 5. Yapraklanmak: Gül, çiçek açıldı. 6. Neşelenmek, gönül ferahlığı peyda etmek: İnsan gezmekle açılır. 7. Mahcupluk ve tutukluktan kurtulup, serbestlenmek. 8. Genişlik kazanmak: Oda açıldı. 9. Uzağa, engine salmak: Vapur açıldı. 10. Başlamak: Meclis açıldı. 11. Bahse başlamak: Söz açıldı. 12. Zuhur etmek, hasıl olmak: İş açıldı. 13. Boş kalmak, münhal olmak: Filan memuriyet açıldı. 14. Sır söylemek, emniyet edip her şeyi söylemek: Bana açıldı. Ara açılmak = Bozuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, amel, çalışma, meşguliyet, faaliyet, fiil; hukuk davası; etki, tesir, kuvvet, nüfuz; tiyatro bir oyundaki olaylar dizisi; harekete geçme (asker,makina v.b.). actionable (s). dava edilebilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâncılıkla meşgul olan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musiki parçasının duygulu bir üslûpla çalınacağını anlatır.

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-solid. consistent. coagulated. florid. of rich elaborated style. bombastic. highflown. flowery. redundant. syrupy.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz gül, ak gül.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gul). Boyun lâleleri, boyunduruk.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gülmenin zıddı olan fiili icra etmek, göz yaşı dökerek sesli veya sessiz olabilir. 2. Yeis ve matem etmek, ölüye ağlamak. 3. Yakınmak, şikâyet etmek. 4. Yalvararak istemek ve niyaz etmek. Ana ağlamak = Çok zahmet ve eziyet çekmek, pek mustarip olmak.

Sağlık Bilgisi

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrılar için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabuğu, zeytinyağı

Hazırlanışı : Küçük bir şişeye; 1 su bardağı zeytinyağı konulur. Üzerine dört adet portakalın kabuğu ilave edilir. Güneş gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karışımdan, ağrıyan yerlere sürülür.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzyıllarca önce Anadolu’da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik, iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak maksadını güder; günlük hayatta ise yardımlaşma, yoksullları koruma gibi insanî duyguları, ayrıca müzik, binicilik, silâh kullanma kabiliyetlerini geliştirmeye önem verirdi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق عملی] uygulamadaki ahlak anlayışı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın armuda benzeyen meyvasi. Kendi kendine yetişen bu ağaca armut aşılanır. Yaban armudu (Piraster). 2. Kaba, yol yordam bilmeyen kimse: Adam ahlatın biri.

Şifalı Bitki

(Yaban armudu, Piraster, Pirus elaegrifolia, Wild pear-tree, Poirier sauvage): Gülgillerden, kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir ağaçtır. Yemişi iyice olgunlaştıktan sonra yenir. Kullanıldığı yerler: Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarında, filizi ezilip yaraya sürülür.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur’an-ı Kerim’de Saf suresinin 2.ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: “...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı.- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Ahmed-i Muhtar, Hz.Muhammed (s.a.s).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احساس] duygular.

Türkçe Sözlük

(i.). Çardağa sarılır bir cins beyaz gül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقدام] ayaklar. akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma yapmak, sözleşme yapmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz gül.

Türkçe Sözlük

(i. A. «I» ince okunur) (çokluktur). 1. Aile, evlât, çoluk çocuk: Al-i Nebi, Al-i Resul, Al-i abâ: Peygamberimizin aileleri ki, Peygamber, Hazreti Ali, Hazreti FAtıma ile Hasan ve Hüseyin’den mürekkep sayılır. 2. Sülâle, hanedan: Al-i Osman: Osmanlı hanedanı, Osmanoğulları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a silvery ductile metallic element found primarily in bauxite. a state in the southeastern United States on the Gulf of Mexico; one of the Confederate states during the American Civil War. , all', alla, alle - To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A watch feature that sounds an alarm at pre-set time or at regular intervals.

Yabancı Kelime

İt. alla turca

Doğuluca

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cemaat, güruh, kalabalık, fevç, topluluk. 2. Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler: Bir alay cahil, bir alay hırdavat. 3. Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi: Bayram alayı, sürre alayı. Askerlik. 3-4 tabur piyade veya 5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet: Piyade, Nizamiye, Redif, Süvari alayı. Alay İmamı = Osmanlı devrinde bir alay askere imamlık vazifesini yapan sarıklı subay. Alav Emini: Osmanlı devrinde bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. Alay Beyi = Vaktiyle bir vilâyet sipahisinin başı, daha sonra jandarma alayının kumandanı. Alay KAtibi: Bir alay askerin yazı işlerini ifa eden subay. Miralay = Bir alay askerin kumandanı (Albay), kaymakamın üstü ve mîrlivânın astı idi ve bey unvanını taşırdı. Alay alay = Güruh güruh, yığın yığın. Alay Esvabı = Üniforma, resmî elbise. Alay etmek = Eğlenmek, istihza etmek, maytaba almak. Alay Sancağı = Her alaya verilen sancak. Alay Topu = Resmî günlerde ve teşrifat için atılan top. Alay kurmak = Vehimle uğraşmak. Alay geçmek = Birinin sözünü dinler gibi olup da başka şeyi düşünmekle meşgul olmak. Alay malay = Hep birden, takımı ile, pa.las pandıras. (Alay-ı vâlâ, Alây-ı mezkûr gibi Farsça terkipler, galattır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a packet. sell smb. a pup. take for a ride. cheat. delude. two-time. be unfaithful. deceive. defraud. fake. feint. bamboozle. bilk. cuckold. do down. double-cross. play smb. false. finagle. fox. gammon. gull. gyp. have. hocus. hoodwink. hor.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı ele geçirip Harezmden Afganistan’a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz’in yasalarını şiddetle uyguladı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kırmızı gül.

Şifalı Bitki

(Ekşimuşmula): Gülgillerden; kırlarda yabani olarak yetişen bir ağaçtır. Meyveleri; küçük muşmulaya benzer, kırmızı renklidir. Tadı mayhoştur. Hekimlikte meyvesi kullanılır. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt tedavi usulüne ait. al,lopath, allop'athist (i). bu usulü uygulayan doktor. allopathically (z). bu usule göre. allop'athy (i). zıt tedavi usulü.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). yalnız tek başına. Iet alone kendi haline bırakmak, meşgul olmamak, karışmamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üst karşılığı, zîr, taht: Yerin üstü de bir altı da bir. 2. Arka, geri, son: Bu işin altı iyi çıkmıyacak. 3. Gerideki kısım, mâbad, başka cihet: Hikâyenin altı daha gariptir. 4. Aşağıda, bir diğer şeyin aşağılında bulunan, esfel, tahtanî: Alt kat, alt çene. 5. Bir şeye mâruz bulunan: Top altı, rüzgâr altı. Alt alta = Birbirinin altında. Alt aşağı vurmak = Galebe çalmak, yere vurmak. Alta almak = Mağlûb etmek, yenmek. Altüst = Yukarısı aşağı ve aşağısı yukarı gelecek surette, zîr-ü zeber. Altüst etmek = Çok karıştırıp zîr-ü zeber etmek. Alt olmak = Mağlûb olmak, yenilmek, bahiste kaybetmek. Alt etmek = Mağlûb etmek, yenmek, bahiste yenmek. Alt başında = Fasılasız altında, yanında. Alt taraf, alt yan = Bitişik olan aşağı yön, mâbad. Altta kalmak = 1. Mağlûb olmak, yenilmek. 2. Minnettar olmak, bir iyilik görüp de karşılıkta bulunamamak. Altlı üstlü = fevkanî ve tahtanî, aşağısı ve yukarısı beraber: Bu ev altlı üstlü kiraya verilir. Ayakaltı = Geçiş yeri, yol üstünde olan. Ayak altına almak = Çok dövmek, hakir görmek. Elaltından = Gizlice, hafiyyen. El altı = Maiyet, tab’alar. Bıyıkaftı = İstihza: Bıyıkaltından gülmek. Çene altı = Çene altında gerdanın sarkan yeri, gabgab. Hasıraltı, minderaltı = İhmal, yapmama. Saman altından su yürütmek = Aslâ belli olmıyacak surette desiseler kurmak. Dam altı = Ustü örtülü yer, bina. Kubbe altı = Eskiden meclis yeri. Topkapı Sarayı’nda Dİvân-ı Hümâyûn denen Osmanlı hükümetin toplandığı yer. Kahvaltı = Sabah kahvesiyle beraber yenen yemek, kahvaltı, acele olarak yenen şey: Kahvaltı etmek = Bu yemeği yemek. Yer altı = Bodrum, mahzen. Alta, altta, alttan tâbirleri mekân ve harf-i cer mânâsını ifade ederler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A USENET category used for newsgroups on alternative topics. angular distance above the horizon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person singular of the verb be, in the indicative mode, present tense.

Türkçe Sözlük

Yahut amuca. (i.) (A. «amm» dan). Babanın erkek kardeşi: Amcam, amcamın oğlu, kızı; onunla amca oğullarıyız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملی] pratik, uygulamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليات] işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليه] işlem, uygulama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, commander In many of the Arab states of the gulf, amir often means ruler or prince.

Yabancı Kelime

Fr. empirique

1. görgül, 2. deneysel

1. Bir kurama değil yalnızca gözleme dayalı. 2. Deneye başvurularak yapılan, deneyle olan, deneyle ilgili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used before nouns of the singular number only, and signifies one, or any, but somewhat less emphatically.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ان] çoğul eki-ler,-lar. 2.zarf yapan ek-erek,-arak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köşeli, zaviyeli, açısal; zaviye ile ölçülen; sivri; bir deri bir kemik (insan) ; davranışları rahat olmayan zarafetten yoksun. angular measure açı ölçüsü angular motion deveran dönme. angular velocity (dönüş sırasında) açısal sürat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in southwestern Turkey on the Gulf of Antalya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in southwestern Turkey on the Gulf of Antalya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthology. anthology seçki. güldeste.

Yabancı Kelime

Fr. entraïnement

sp. alıştırma

Vücudun gücünü ve dayanıklılığını artırmak için yapılan uygulama, hazırlık çalışması.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («inad» dan imüb). İnatçı, muannit, öngüllü, musir: Bir şahs-ı anûd = İnatçı bir kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tepeden virgül, kesme, apostrof; (kon). (san) nutuk esnasında appeal orada bulunmayan belirli bir şahsa hitaben söylenen sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygulanabilir , tatbik edilebilir; uygun, münasip. applicabil'ity (i). uygulanabilme, tatbik edilebilme.

Teknolojik Terim

AppliCast™, BRAVIA TV’nizde program izlerken PC’nizi açmak zorunda kalmadan, heyecan verici internet tabanlı uygulamalarına erişmenizi sağlar. TV’nizi açar açmaz kullanılabilen 3 dahili araç (Analog Saat, Takvim ve ‘AppliCast™ Kullanım kılavuzu) ve TV’nizi İnternet’e bağladığınızda erişilebilen ek araçlar (Hesap Makinesi, Alarm, Dünya Saatleri ve Çevrimiçi Resim Çerçevesi) bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygulama, tatbik; ilâç, merhem; itina, özen, dikkat; istida, dilekçe , müracaat, başvurma, talep.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tatbiki, uygulamalı; denenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaştırmak; uygulamak, tatbik etmek; atfetmek, vermek; tahsis etmek, hasretmek, (-e). ayırmak; mahsus olmak, ait olmak, taalluk etmek; müracaat etmek, başvurmak apply a match kibritle tutuşturmak. apply oneself to something kendini bir şeye

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, vesveseli ; anlayışlı, müdrik; hassas, duygulu. apprehensively (z). vesveseli olarak. apprehensiveness (i). endişe, vesvese.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular and usually vaulted projection from a rectangular structure Origins of the word are classical, but it is most commonly used to describe an element of a Gothic church A recess, usually singular and semi-circular, at the east end of a Christi

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şerit. Aptesbozan otu = Gülgillerden, yeşil ve siyah boya elde etmekte kullanılan bir bitki (Opterium spinosum).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beyn, meyan: Aramızda, beynimizde. 2. Fasıla, bu’d, mesafe: On mil arası vardır. 3. iki vak’a arasında geçen zaman, esna: O arada, o esnada, aradan beş gün geçti. 4. Mühlet, fırsat: Ara vermedi, ara bulmak. S. Fasıla, inkıtâ: Ara vermeksizin, fasılasız, bilâ fasıla, aralıksız. 6. Münasebet, alâka: Aramız bozuktur. 7. İki şey arasında bulunan yer vesaire, mâbeyn: Kapı arası, ara duvarı. Ara açılmak = Bozuşmak. Ard ara = Biribirini takiben, devam: Ardı arası kesilmedi. Ard aradan = Dolayısıyle, münasebetiyle, bilmünasebe. Ara ara = Vakit vakit, Fars. gâh gâh, Ar. ahyânen. Araya almak = Kuşatmak. Her taraftan toplanmak, hücum etmek. Ara ayı = Hicrî takvimde zilkade ayı. Aralarını bulmak = Tarafları uzlaştırmak. Ara bağı = Burun zarı, kundak takımında çocukların bacakları arasına konulan bez. Bir arada = Birlikte, toplu olarak; meşguliyetten kurtulabilecek bir fırsat zamanında. Aradan çıkarmak = Tay, tarh ve ihraç etmek. Arada çıkarmak = Sair işler arasında yapıp geçmek. Ara sıra, arada sırada = Vakit vakit, bazan, ahyânen. Ara soğumak = Arkası aranmayıp unutulmak. Arada kalmak = Mesul olmak. Ara kapı = İki komşu arasında hususî kapı. Araya komak = Aracılık ettirmek. Bir araya gelme = Toplanmak, içtimâ etmek. Aradan geçmek = Mürur ve cereyan etmek. Araya girmek = Aracılık etmek. Araya gitmek = Nazarı dikkate alınmamak, ara, fâsıla vermek, kesmek, fâsıla bulmak, munkatî olmak.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Denize düşen şeyleri arayıp çıkarmakla meşgul adam. 2. Gümrükte yolcuların eşyasını muayeneye memur adam. Bir şeyi arar gibi dönüp dolaşan. Arayıcı fişek: Bu suretle dolaşan donanma fişeği. Arayıcı kevkeb: Osmanlıca’da «şehâb-ı sâkıb» denilen yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). arşiv, devletin evrak hazinesi. archival (s). arşive ait. ar'chivist (i). arşiv müdürü veya bu işlerle meşgul olan kimse, arşivci.

Yabancı Kelime

Fr. aréomètre

kim. sıvıölçer

Bir sıvının özgül ağırlığını ölçmeye yarayan alet.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) Er - (bkz.Argun). Argunşah. (Nizameddin) Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan II’nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan arasında pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.

Türkçe Sözlük

(i. «anmak» tan). 1. Bal yapan maruf sinek. Osm. nahl, zenbûr. 2. Kovan. Eşek arısı = Bu sineğin bal yapmaz cinsi. Oğul arısı = Taze yetişeni ki beyaz bal yapar. Arı otu = Yüksük otunun pembe veya sarı nevi. Balarısı = Bal yapan arı, nahl. Bey arı, arı beyi = Her kovanın da kumandan eden dişi arı. Arı çiçeği = Bir nevi çiçek. Arı kuşu = Yeşilli sarılı çığırtkan bir cins kuş. Arı kovanı = Arıların bal yaptıkları, ufak künbet şeklinde yuva. Yabanarısı = iğnesiz ve bal yapmaz arı nevi. (mec.) Arı yuvası = Pek kalabalıktan kinaye.

Sağlık Bilgisi

Arı; bal ve balmumu yapan fakat, iğnesiyle sokan bir böcektir. Hassas bünyeli kimseleri soktukları zaman,onların şok geçirmelerine neden olabilirler. Eşek arıları ise; bal arılarına nazaran daha tehlikelidir. Arı sokmasında yapılacak ilk iş; arının iğnesini, ucu yakılmış bir iğne ile çıkarmaktır. Sonra arının soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca boğulur. Üzerine soğuk su dökülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Maydanoz. 2- Arpa unu, sirke.

Hazırlanışı : 1- Bir demet taze maydanoz iyice dövülür ve arının soktuğu yere sarılır. 2- Arpa unu, sirke ile karıştırılıp hamur yapılır. Arının soktuğu yere sarılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rectangular houseboat that Noah built to contain his family and pairs of all animals during the Flood.

Şifalı Bitki

(pirus communis): Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla, Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden yabanî bir bitki (Alchemilla).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The second person singular, indicative mode, present tense, of the substantive verb Be; but formed after the analogy of the plural are, with the ending -t, as in thou shalt, wilt, orig. an ending of the second person sing. pret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatkârlık, sanat kabiliyeti , sanat eserleri; güzel sanatlarla meşgul olma.

Türkçe Sözlük

(e. F.) (Terkiplerde benzetme gösterir). Gibi, benzer. Gül-Asâ: Gül gibi, güle benzer.

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. usul). 1. Kök, bih: Ağacın kökü ve dalları. 2. Dip, kütük, ben. 3. Temel, esas, kaide: Aslı çürük. 4. Mebde, başlangıç, iptidâİ, masdar, baş, bir şeyin çıktığı ve başladığı yer, kaynak, menbâ: Bunun aslı nerededir? Hastalığın aslı anlaşılamadı. 5. Suret veya tercüme olmayıp ilk hâlinde bulunan: Sureti aslına mutabıktır. Tercümesini buldumsa da, aslını arıyorum. 6. Hakikat, sıhhat, gerçek ve vakî olma: Bu havadisin aslı yoktur. İddia ettiği zarar ve ziyanın aslı var mıdır? 7. Soy, neseb. Aslı bellisiz = Asıl ve nesli meçhul. Bed-asl — Kötü asıllı soysuz. 8. Bir şeyin esaslı ve başlı kısmı, fer’in mukabili: Dirayet aslı, tecrübe ise fer’dir. Bir fennin usul ve fürûu. 9. Bir şeyin zâtî ve kadîmî (eski) ciheti: Bunun aslı böyle değildi. 10. Aslî, kadîmî, en önce ve en evvel ve en eski: Asıl vatanı orasıdır. Asıl evim yıkıldı. 11. Başlı, esaslı, en mühim: Onun asıl işi dalkavukluktur. 12. Hakikî, sahih, zâtî, doğru: Benim asıl vazifem budur. Asıl ortağı odur. 13. Hâlis, sâfî: Asıl tereyağı ararsanız onda bulursunuz. 14. Esasen, zaten: Kendisi asıl Konyalı’dır. 15. Başlıca, en ziyade, alelhusus, mahzâ: Ben asıl ona bakıyorum. Asıl sizi düşünüyorum. 16. Gerçekten, sahihan, hakikaten: Burada asıl iş gören budur. Asıl anlamak isterseniz. Bed-asl = Soysuz. Bî-asl = Esassız, yalan. An-asl = Aslından, esasen. babadan oğula: An asi Mısırlı bir tacir. Fil-asl = Başlangıçta, aslında Fil-asl iş oradan başladı. Aslından, aslında = Ibtidâ, başlangıçta, asıl hâlinde: O, aslında tacir değildi. Aslında ziraatla meşgul idi. Asıl ve fasıl = Asıl ve esas, sıhhat, hakikat: Bunun aslı ve faslı. Aslı ve esası yoktur, büsbütün esassızdır. Asıl ve nesil = Neseb, soy: Aslı ve nesli maruf. Ne asıl, kelimeleri birleşerek «nasıl» olmuştur, (bk.) Usûl.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam. 2.İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket eden. 3.Kendi kendine hareket eden. 4.Soyu, sopu belli. Necip.

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. 2.Ülke savunmasında istihdam edilmek üzere eğitilip donatılan kimse. 3.Rütbesiz asker, (Erkek İsmi)

Şifalı Bitki

(alchemila vulgaris): Gülgillerden; çayırlarda, ormanlarda yetişen ve türlü çeşitleri olan bir yabani bitkidir. 5-7 parçalı olan yaprakları büyüktür. Kökü geniştir. Çiçekleri; ufak yıldız şeklinde olup, yeşilimtıraktır. Mart-Temmuz ayları arasında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Ateş düşürür. Vücuda kuvvet verir. Yarımbaş ağrılarını keser. Anne sütünü artırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). asfeksi, oksijen yokluğundan ileri gelen boğulma, nefes kesilmesi. (havagazından boğulma gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). boğmak, oksijensiz bırakmak; boğulmak.asphyxia'tion (i). oksijen yokluğundan boğulmaya sebep olma, boğulma, nefes kesilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). astragan, yeni dogmuş kuzunun postu; karagülün kürkü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) fotografçılığın astronomiye uygulanması. as'trophotograph'ic (s). gökcisimlerinin foto ğraflannln allnmasma ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ات] çoğul eki-ler,-lar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat tarafında, -de, -da; -e, -a; üzere, halinde; başına, her birine, beherine; nezdinde ; yanında, evinde; ile meşgul; hususunda at all hiç, hiç bir suretle at and from den. sig. gerek limarda ve gerekse yolda(sigorta) at best nihayet, olsa olsa

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Atletizmle meşgul olan şahıs. 2. Vücudu iyi gelişmiş kimse. Atlet fanilası: Onü, arkası ve omuz yerleri hayli açık, erkek fanilası.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ıtır attar of roses gülyağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (toplantıya) iştirak etmek, katılmak; kulak vermek, laf dinlemek; bakmak, mukayyet olmak; eşlik etmek, refakat etmek, maiyetinde bulunmak; hazır bulunmak; beklemek ; on ile hazır bulunmak; to ile bakmak, üzerine almak; ilgilenmek; meşgul olma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) dikkat, ihtimam, üzerine titreme, meşgul olma; teveccuh, iltifat,nezaket; (çoğ). aşığın sevgilisine gösterdiği ilgi. Attention I Hazır ol I attention span (psik). bir kimsenin konu degiştirmeden aynı şeye dikkat edebildiği müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). Allaha ısmarladık; güle güle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

simpleton. gullible. clot. cluck. nincompoop. ninny. rube. sap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mug. gull. boob. noodle. pats. gullible.

Türkçe Sözlük

(i.). Av avlamakla meşgul adamın hal ve sıfatı. (Osm.) Sayyâdlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amatörce meşgale, iş, meşguliyet, hobi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyalanmak, iğfal edilmek: Şuna biraz güler yüz göster de avunsun. 2. Gebe kalmak (inek v.s. için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir ağrı duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir eğri duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Sağlık Bilgisi

Yürürken, koşarken veya atlarken ayak kaslarının beklenmedik bir durumla karşılaşması sonucu görülür. Burkulmadan hemen sonra ağrı, şişme ve morarma olabilir.

Diz kapağından, ayak parmaklarına doğru sargı bezi dolanır. Ancak bu işlemi ayak şişmeden önce uygulamak gerekir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjusting. regulating. tuning. standard. carat. gauge. gage. accuracy. adjustment. readjustment. tune-up. touchstone. regulation. content. foot rule. yardstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjusting. regulating. tuning. standard. carat. gauge. gage. accuracy. adjustment. readjustment. tune-up. touchstone. regulation. content. foot rule. yardstick. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of order. not regulated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. calibration. tuning. tune-up. setting-up. fitting. standardization. arrangement. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulation. adjustment. gauging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collimate. assay. adjust. regulate. calibrate. tone. trim. standardize. arrange. budget. draw up. fix up. gear. justify. lay on. measure. proportion. reset. scale. set. square. syntonize. time. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. arrange. contrive. coordinate. key. modulate. regulate. wangle. to adjust. to tune. to regulate. to fix. to set. to fix sb up. to supply. to get. to lay sth on. to chat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. calibrate. to regulate. to fix. to set. to adjust. to assay. to test. to gauge. to arrange. to put in order. calculate. condition. correct. focus. key. scale. secure. shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjusted. tuned. regulated. adjustable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulated. tested and correct. of standard fineness. in focus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

not regulated. out of adjustment. below standard. immoderate in one's behaviour. out of focus. tuneless. unballasted.

Sağlık Bilgisi

Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir. Aybaşı yokluğunun nedeni gebelik değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir cezve suya bir kahve kaşığı kekik konur. Kaynatılıp süzülür. Ilık ılık içilir. Aynı işlem günde üç kere tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Böğürtlen, su

Hazırlanışı : 2 su bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı böğürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, akşam bir bardak içilir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’ın gülü.

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. detached. different. dissimilar. distinct. especial. separate. single. singular. torn.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Neşeli ay, gülen ay.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

Kirlilik düzeyini düşürmek için uygulanan yöntem.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. azâim). Büyük ve fevkalâde, çok mühim iş: Azâim-i umûrla (büyük işlerle) meşgul olmak.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ızâm). Kemik, Fars. üstühân. Şam’a yerleşmiş büyük Osmanlı vezir ailelerinden Konyalı Kemikoğulları’na Araplar’ca verilmiş ad: Osm. Azm-zâde. (bk.) Azım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baba, ata, peder, vâlid (Esasen çocuk diline mahsus olarak ekser diller arasında müşterektir. Avrupa lisanlarında papa telaffuz olunur). 2. Yaşlı ve muhterem adam ve bir çeşit ruhanî sıfatı olan: Hacıbaba, derviş baba. 3. Bektaşî şeyhi. 4. Baş, top: asâ babası, tırabzan babası. 5. Zencilere Arız olan sar’aya benzer bir asabî hâl: Babası var; babası tutmak. 6. Hayır-hâh, iyi niyetli ve muhterem : Baba adam. 7. Erkek, anaç mukabili: Babahindi, babaincir. Ahûbaba, ağababa = Ak sakallı yaşlı ve hürmete şayan adam. Ana baba bir = Öz kardeş. Anababa gönü = Kimsenin anasını babasını aramaya vakti olmadığı ve tanımadığı gün, mahşer, büyük musibet. Baba ocağı = Atalardan kalan ev. Öksüzler babası = Yetim ve kimsesizlere bakar, hayır sahibi ve ikramcı adam. Babadan babaya = Oğuldan ataya, yukarıya doğru müteselsilen. Babadan oğula, evlâda = Aşağıya doğru müteselsilen. Büyükbaba = Büyük ata, püyük peder, ced. Baba yurdv = Atalardan kalan mülk, ev. Dokuz babalı = Zina çocuğu, meşrû olmayan çocuk. mec. Cin fikirli adam.

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2.Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bağa bakan ve bağ idare edip üzüm yetiştirmekle meşgul olan adam, bağa bakmak san’atını bilen adam: Bağcı maaşı; falan iyi bağcıdır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Değeri ölçülemeyen gül.

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya Kuzey Pasifik Okyanusunda mercanada.

Coğrafi konumu: 0 13 Kuzey enlemi 176 28 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 129 km².

Kara: 129 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 4.8 km.

İklimi: Az yağışlı sabit rüzgarlı yakıcı güneşli ekvatoral iklim hakimdir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: 8 m - isimsiz bölge.

Doğal kaynakları: Guano karada ve suda vahşi doğa.

Arazi kullanımı: Tarıma elverişli: %0.

Sürekli ekinler: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100.

Sulanan arazi: 0 km² (2005).

Doğal afetler: Mercanadayı çevreleyen kayalıklar denizciler için tehlike oluşturmaktadırlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Baker adası ıssızdır. 1942 yılında II Dünya savaşında adaya yapılan hava saldırıları sırasında buradaki tüm siviller adayı terk ettiler. Su anda ada sadece avlanma amaçlı kullanılmaktadır. (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Baker Adası.

ingilizce: Baker Island.

Bağımsızlık durumu: ABD’ye bağlıdır; Washington tarafından yönetilir.

Hukuk sistemi: ABD hukuku uygulanmaktadır.

Bayrak: ABD bayrağı kullanılmaktadır.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinliği yoktur.

Ulaşım ve Taşımacılık

Deniz yolları: yok.

Limanları: yok; sadece denizin ortasında demir atma imkanı var.

Hava alanları: 1665 metrelik alanda II Dünya savaşı sonrası terkedilmiş bir uçak pisti var üzeri tamamen bitki örtüsü ile kaplanmıştır ve şu anda kullanılmamaktadır. (2006 verileri).

Ulaşım notu: Batı yakasında bir gündüz feneri bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakan, hizmet eden, bir işle meşgul olan. 2. Fala bakan adam, falcı, remilci.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bakmak, görmek üzere gözleri bir yana çevirmek, nazar. nigâh etmek: Nereye bakıyorsun? Şuna bak, bakmadım ki göreyim. 2. İtibar etmek, nazar-ı itibara almak: Siz bizim kusurumuza bakmayın. 3. Tâbi olmak, tetebbû etmek, uymak: Ördek, kaza bakarak çatlar, irat sahiplerine bakarak masarif kapısını o kadar açmayın. 4. Dikkat ve itina etmek, gözleri açmak: Bakın yolda bir şey çıkmasın. 5. Mütalâa ve tetkik etmek. Derse bakıyor. 6. Hizmetini görmek: Bu hayvana kim bakıyor, iyi baksalar güzel bir at olur. 7. Beslemek, geçindirmek: Çoluk çocuğuna iyi bakıyor, karısına bakmaktan Acizdir. 8. Tedavi etmek: Bu hastaya kim bakıyor? Her vakit bakan doktor kimdir? 9. Denemek, muayene etmek: Bakmadan alınmaz, bir, İki gün bende dursun bakayım da, İşime gelirse alırım, yemeğe bakmak. 10. Aramak, tutmak veya almak üzere araştırmak ve muayene etmek: Eve bakmağa gittiler, kıza bakıyorlar. 11. (Hastayı) ziyaret etmek, hastaya Bakla bakmak şarttır, hasta yatıyor da gidip bakmaya vakit bulamadım. 12. Bağlı olmak: Böyle işler tabiata bakar, artık orası dirayete bakar. Ağıza bakmak = Birinin sözüne ehemmiyet verip tâbi olmak. Eğri bakmak = Kin ve garazını belli etmek. İşine bakmak = Kendi işiyle meşgul olup başka şeye karışmamak. İyi bakmak = Dikkat etmek. Dört yana bakmak = Tam ihtiyatla hareket etmek. Fala bakmak = Fal açmak. Bakakalmak = Şaşkın bakmak, şaşmak, şaşıp kalmak. Yan bakmak, yan yan bakmak — Kinle, düşmanca bakmak. Yüze bakmak = iltifat etmek: Yüzüme bakmadı = İltifat etmedi. Yüz yüze bakmak = Utanacak bir macera olmamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large rectangular shaped compressed package of waste paper, rag, pulp etc Bale dimensions and weight varies widely depending on the baling material and handling capabilities.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). top, küre; bilye; yumak; top oyunu; (beysbol) istenilen şekilde ve yönde atılmayan top; ask. gülle; (f). yumak haline koymak; yumak haline gelmek, top top olmak. be on the ball A.B.D., argo uyanık olmak, açıkgöz olmak. play ball top oynamak; A.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balistik ilmi, askerlikte atış ilmi. ballistic (s). atılan gülleyle ilgili. ballistic curve bir güllenin çizdiği eğri. ballistic missile ask. roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâç olarak kullanılan birkaç çeşit yağ; belesan yağı; (bot). melisa, oğulotu, güzel koku, rayiha; kokulu merhem; ağrı veya sızıyı dindiren, tedavi eden merhem. balm of Gilead belesan, belsen, pelesenk yağı; merhem; bir cins Kuzey Amerika kavağı. bal

Türkçe - İngilizce Sözlük

The regular term of a court of law, or the full court sitting to hear arguments upon questions of law, as distinguished from a sitting at Nisi Prius, or a court held for jury trials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending, and providing other financial services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending and providing other financial services. 1 A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity in order to fulfill t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of envelope with a triangular flap see also Pocket/Wallet.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kadın hatun, hanım. 2.Kraliçe, prenses. 3.Gelin. 4.Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5.Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Baobap cinsinden olan ağaçlar fasilesi, baobapgüler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kol demiri ile kapamak, sürgülemek; parmaklığln arkasında tutmak; mani olmak, önlemek; hariç tutmak, dahil etmemek; kumaş üzerine çizgi veya yollar yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Areas of fiber from outside a tree. basically a regular kid.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2.Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü’1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.

Türkçe Sözlük

(i.). Orak zamanında döğülüp tarlada kalan başakları toplayan fakir, kesmik toplayan, Fars. hûşe-çîn.

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. lawless. bashibazouk.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjdeci. 2.Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz.Beşir).

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin birleşerek teşekkül ettirdiği makamlar. Hepsi 13 tanedir: Çârgâh, BÜselik, Kürdi, Rast, Uşşak, Hüseynî, Nevâ, Hicâz, Hümâyûn, Uzzâl, Zengûle, Karcıgâr ve SÜznâk.

Türkçe Sözlük

(i.). En ehemmiyetli, en esaslı, en seçkin: Sâdî’nin başlıca eserleri Gülistân’ıyle, Böstân’ıdır. En ziyade, en evvel: O, başlıca bu işle meşgul olacaktır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depress. push down. compress. weigh down. weigh. allay. alleviate. appease. assuage. bear against. beat down. bottle up. burke. choke. crucify. drown. extinguish. flow. gulp. gulp down. hold down. keep down. keep in. keep under. outtalk. overbear. po.

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üslüpta gülünç bir şekilde yüksekten düşme; herkesce söylenmiş ve adi konulan işleme.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Batı’da açan yetişen gül.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sokmak, bir şeyin içine indirmek, daldırmak: Suya, çamura, yere batırmak. 2. Girdirmek, delmek ve geçirmek; iğne, şiş batırmak. 3. Garketmek, mustağrak etmek: Kaptan gemiyi batırdı. 4. Mahvetmek, kaybetmek: Malını, servetini batırdı. 5. İflâsına sebep olmak, iflâs ettirmek: Bu muameleler bankayı batıracaktır. 6. Bozguna uğratıp mahvetmek: Tedbirsizliğiyle bir alayı batırdı. 7. Mahvetmek, çok zarar ve ziyana uğratmak: O adamı oğulları batıracaklardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inlet of the sea, usually smaller than a gulf, but of the same general character.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf. the sound of a hound on the scent. small Mediterranean evergreen tree with small blackish berries and glossy aromatic leaves used for flavoring in cooking; also used by ancient Gree

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or inlet in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a gulf but larger than a cove See also bight, embayment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wide, curving indentation, recess, or arm of a sea or lake into the land or between two capes or headlands, larger than a cove, and usually smaller than, but of the same general character as, a gulf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess in the shore or an inlet of a sea between two capes or headlands, not so large as a gulf but larger than a cove.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or INLET in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or INLET in the SHORE of a SEA or lake between two capes or HEADLANDS, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT See Figure 5.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A regularly repeating division of a facade, marked by fenestration.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat’ın Gülçiçck Hatun’dan olma oğlu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, gaşyolmak: Kömürden bayılmıştı. 2. Solmak: Bu çiçekler bayılmıştır. 3. Çok sevmek, hoşa gitmek: Bu atın yürüyüşüne bayılırım. 4. Çok gülmek, yorulmak vesaireden kinaye olur: Gülmeden bayıldık. Yürümeden bayıldım. Susuzluktan bayılacağım. (Biriyle alay için «Aman bayılayım» terkibi de kullanılır).

Sağlık Bilgisi

Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazırlanışı : Küçük bir havlu, tuzlu suya batırılır ve hastanın alnına konur. Sık sık değiştirilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bayılmasına sebep olmak, kendinden geçirmek: Ayağını kesmek için kendisini klorformla bayılttılar. Bizi gülmeden bayılttı. 2. Soldurmak: Bu çiçekleri güneşte bırakıp bayıltmışsınız.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Helak olma, mahvolma. 2.Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3.Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur’un torunu Şeyh Ömer’in oğludur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). süngü, kasatura; (f). süngülemek. bayonet clutch bayonet kavramı. spade bayonet kazma şeklinde süngü. trowel bayonet mala şeklinde ufak süngü.

Teknolojik Terim

Broadband eBook (BBeB), elektronik kitaplar için Sony tarafından geliştirilmiş bir biçimdir. BBeB biçimindeki yeni kitaplar genellikle yalnızca ABD web sitelerinden ABD’li tüketicilere satılsa da, birçok web sitesi bu Reader ile uyumlu biçimde “telif hakkı dışında” ücretsiz e-kitaplar sağlamaktadır. BBeB belirtimi, Sony tarafından büyük kitapların (250 sayfadan fazla) küçük bir dosya boyutuna sığdırmak ve sınırsız içerik kopyalamayı engellemek için Açık MG kopya korumasını uygulamak amacıyla geliştirilmiştir. Yeni açık EPUB dosya biçimi BBeB’nin kitapseverlere sunduğu avantajların birçoğuna sahiptir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). olmak, vaki olmak; varlığını göstermek, mevcut olmak. yardımcı fiil -dır edilgen fiil yapmaya yarayan yardımcı fiil. (msl.to see görmek;to be seen görünmek). be at bulunmak, olmak. be about üzere olmak; meşgul olmak. be after peşinde olmak. be fr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı, bal arısı, zool. Apis mellifera; A.B.D. eğlenceli toplu çalışma toplantısı. busy as a bee çok meşgul. have a bee in one's bonnet bir işten dolayı endişeli olmak. put a bee in one's bonnet başkasının kafasına bir fikir veya plan sokmak. bee balm

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sevinç. 2.Güzellik, güleryüzlülük. 3.Şirinlik. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’in Neml suresi 60.ayetinde geçmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Behcet’den). Şen, güzel; güleryüzlü adam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz.Hac, ayet 5).

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Şen, güzel; güleryüzlü kadın. 2. Kadın adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz.Behiç).

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. Arapça’da doğrusu bühlûl’dür. (bk.) Bühlûl.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok gülen, çok gülücü. 2.Hayır sahibi, çok iyi adam. 3.Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid’in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Asfur çiçeği kırmızı gül.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «bikr» den galat. Farsça zanniyle «bîkâr» yazılması yanlıştır). 1. Evlenmemiş, zevcesi olmayan adam: Bekâr adam, bekâr gibi yaşamak. (Nadiren, evlenmemiş kız hakkında da kullanılır). 2. Taşralı olup bir büyük şehirde bir işle meşgul olarak, ailesiz yaşayan adam: Bekâr odaları, bekârların çamaşırlarını yıkamak.

Sağlık Bilgisi

: Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan doğan bel ağrılarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Bele; dört kat lahana yaprağı konur, üstü sıkıca sarılır. İstirahat edilir.

Sağlık Bilgisi

Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : Her sabah, bir kahve kaşığı çörek otu az su ile içilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2.Hz.Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz.Musa’ya beddua etmesiyle tanınmış olan “Bel’am b. Baura” adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («ibn» kelimesinin cem’i). Oğyllar. Bazı kabile ve hanedanların isimlerinin başında bulunur: Benî Isriil = İsrail oğulları. Benî Umeyye = Emevîler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی] oğullar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adem oğullan, insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی آدم] insanlar, Adem oğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی اسرائيل] İsrailoğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنو] oğullar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Petrolün damıtılması ile elde edilen bir hidrokarbon çeşidi. Uçucu, renksiz ve kokulu bir sıvı olan benzin akaryakıt olarak motorları işletmekte, tohumlardan yağ çıkarmakta, kumaş temizlemekte kullanılır; özgül ağırlığı 0,65 kadardır. Maden kömürü ve linyit damıtımından da elde edilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaprak, varak. Berk-i gül: Gül yaprağı. Gül-i sadberk = Bir nevi gül. Berk ü bâr = Yaprak ve meyve. Bîberk ü neva = Elde, avuçta yok.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güleryüzlülük, şenlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde, muştu, iyi hab(Erkek İsmi) 2.Güler yüzlülük, gülümseme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güler yüzlülük: Izhâr-ı beşâşet etmek = Güler yüzlü davranmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «besmuden smüş.). Güler yüzlü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güleryüzlü, güleç adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «beşâret» den smüş.). İyi bir haber getiren, müjde yetiştiren, müjdeci. Beşir-i nezir = Peygamberimiz. (Güzel ve güler yüzlü mânâlarıyla dilimizde kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjde getiren müjdeci. 2.Güleryüzlü güleç adam. Kur’ani bir kavramdır. İnsanlara Allah’ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur’an için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde getiren, müjdeci. 2.Güleryüzlü, güleç hanım

Şifalı Bitki

(kaz otu): Gülgillerden; yol kenarında ve çayırlarda yetişen 40-70 santimetre boyunda yabani bir bitkidir. Yaprakları beşparmak şeklindedir. Rozete benzer. Gümüşi renktedir. Uzun saplı çiçekleri, yaprakların arasından çıkar. Altın sarısı rengindedir. Yaprak ve kökleri Temmuz, Ağustos aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İshali keser. Mide rahatsızlıklarını giderir. Vücuda kuvvet verir. Bademcik ve boğaz ağrılarını giderir. Diş ağrılarını dindirir. Diş etlerini kuvvetlendirir. Yüz lekelerini giderir ve cildi yumuşatır.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden bir bitki, yol kenarı ve çayırlarda yetişir, ishale karşı kullanılır (potentilla reptans).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güler yüzlü, çok gülen adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Güler yüzlü mânâsiyle «beşâşet» den mübalağa ismi olmak üzere kullanılıyorsa da, Araplar’ca kullanılmadığı için galat sayıldır.

Türkçe Sözlük

1. Bey hitabının nezaket için mübalağalandırılmış şekli. 2. Osmanlı hanedanında paşa olmayan dâmatlarla sultanların (prenseslerin) oğullarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bir çeşit beyaz çiçek, mısırgülü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük

Özellikle güzel sanatlarda, fotoğrafta ve dansta; verilerini doğadan alan ve belirli normların ya da normal (olağan) biçimlerin bulunduğu kabul edilen görüntülerde biçimi abartarak sunma, « normal» in göstergelerini tümüyle yok etmeden değiştirme. Biçim bozmada amaç, daha güçlü bir etki yaratmak ya da güçlü bir anlatım sağlamaktır. Dışavurumculuk ya da Gotik sanat gibi duygu ve anlatımın vurgulandığı, izleyiciyle iletişimin etkili olmasının amaçlandığı sanat türlerinde biçim bozma yoğun olarak kullanılmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. clumsy. formless. shapeless. unsightly. ill-shaped. ugly. unmannerly. unsuitable. deformed. disfigured. unstylish. irregular. distorted. disproportionate. amorphic. unproportionate.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canlıların davranışlarını inceleyerek bunları kompütör ve elektronikcihazlar alanında uygulama imkanlarını arayan elektronik bilim dalı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyofizik, fizik kanunlarının biyolojik hadiselere uygulanması ilmi.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individualistic. singular. separate.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir tane, tek gül. Kıymetli gül.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

Türkçe Sözlük

Resimde, tüm öğelerin koordinasyonu ile asıl temanın, amacın vurgulanacağı bir birlik yaratılması.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera’: Sahabedendir. Babası Bera’ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güllerin bitmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklerin üst dudağı üzerinde biten kıllar: Bıyık çıkmak, bıyığı gelmek. Kara bıyık, sarı bıyık, ak bı138 yık. Bazı hayvanlarda da olur: Kedi, arslan bıyığı. Ak bıyık = Bıyığı ağarmış (ihtiyar). Bıyıkaltı = Alay. Bıyıkaltından gülmek = İstihza etmek. Balıkbıyığı = Balinanın ağzından çıkan saz gibi şey. Beşbıyık = Muşmulanın iri çeşidi. Palabıyık = Bıyığı pala gibi uzun ve sert. Terbıyık = Bıyığı yeni çıkmış. Tavşanbıyığı = Bir cins ot.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çiçekli, çiçeklerle bezenmiş; buğulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kızarmak, yüzü kızarmak; utanmak, mahcup olmak; pembeleşmek (çiçek,gök yüzü) ;kızartmak; i. kızarma; utanma; pembelik. at first blush ilk bakışta. blush rose pembe renkli bir çeşit gül; kırmızımsı bir renk. blusher i. yüzü kızaran kimse. blushful

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır:

- Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.

- Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.

Sağlık Bilgisi

Yeterince su içilmemesi, A vitamini eksikliği, böbrek üstü bezlerinin fazla çalışması ve bazı böbrek hastalıkları, böbreklerde kum birikmesine neden olur. Böbreklerde kum görüldüğü zaman aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz sapı, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 5 çorba kaşığı kiraz sapı konur. Kaynatılıp, süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A minimum model regulatory code for the protection of public health, safety, welfare and property by regulating and controlling the design, construction, quality of materials, use, occupancy, location and maintenance of all buildings and structures within

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük hayvan, haşarat çeşidi. (Fr. insecte). Ateşböceği = Kıçındaki fosforu aralık aralık parlatan bilinen sinek ki mayısta çıkar. Fars. şeb-tâb. Ağustosböceği = Orak kuşu, cırcır. Ekinböceği = Ekine musallat olan bir cins bit. Uzunböcek = Yılan. Ipekböceği = İpek yapan maruf böcek. Ar. dûd-el-kazz. Tesbihböceği = Ar. kanfese. Hamamböceği = Karafatma, oldukça İri bir cins böcek. Ar. kaker. Hanıtnböceği = Karalı kırmızılı uçar güzel bir küçük böcek. Hırsızların böceği = Hırsızları arayan. Sümüklüböcek = Salyangozun kabuksuzu. Kuduz böceği = Zeruh (galatı: Kunduz). Mayısböceği = Gülleri bozan küçük, yeşil ve parlak bir böcek. Böcekkabuğu = Yeşili ile mavi arasında güzel ve parlak bir renk. Bokböceği (bk.) Bok.

Sağlık Bilgisi

Böceğin ısırdığı yerde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve şişlik görülür. Böceğin zehirli olabileceğini düşünerek aşağıda tarif edilen işlem yapılır. Vakit kaybetmeden böceğin soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca bağlanır. Sonra böceğin soktuğu yer iki parmak arasına alınıp, sıkılır ve zehirli kanın akması sağlanır. Daha sonra aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pırasa

Hazırlanışı : 1 adet pırasa uzunlamasına yarılıp, böceğin soktuğu yere sarılır. 1 saat sonra yıkanır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağızın sonundaki dar yer ki yenilen şey yutulurken oradan geçip mideye gider. Gırtlağın yukarısı. 2. Bunun dış tarafı, boynun önü, gerdan; tilki postunun boğazı. 3. Her şeyin dar ve boğuk yeri. Şişenin boğazı. 4. İki dağ arasındaki dar geçit. Fars. derbent, Ar. akabe: Gülek boğazı. 5. İki kara arasındaki dar deniz: İstanbul Boğazı, Cebel-i TArik boğazı. 6. Çay ağzı, ırmağın denize döküldüğü yer. Menderes boğazı. 7. mec. Yiyecek, azık, kuvvet, yem: Atın boğazı, o yalnız boğazını düşünüyor. Boğazını çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak. 8. Boğaz hastalığı, boğazın şişmesi. Ar. hunnak: Boğaz olmak. Boğaz almak = Boğazı yakmak ve incitmek. Boğaziçi = İstanbul Boğazı ve İki sahili. Boşboğaz = Sır saklamaz. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl, yemeğe dayanamayan. Boğaz boğaza gelmek = Kavga edip döğüşmek. Boğazdan geçmemek = Bir sevdiğini düşünerek yalnız yemeğe kıyamamak. Boğazına sarılmak = Üstüne hücum etmek, karşı durmak. Sıkboğaz etmek = Kıstırıp zorlamak. Boğaza durmak = Yutamamak, yaramamak. Boğaz dokuz boğum = Söyliyeceğini düşünmekten kinaye. Boğaz tokluğuna = Yalnız karnını doyurmak için, ücretsiz çalışmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jugular. pharyngal. pharyngeal. throat. neck. fauces. mountain pass. bosphorus. constriction. gorge. gullet. sound. strait. swallow. throttle. whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gorge. gullet. keep. pass. strait. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gullet. strait. throat. esophagus. mountain pass. narrows. feeding. a mouth to feed. appetite. gorge. passage. neck. sound. passway. flue. channel. intake. canyon. ravine. gap. water gap. notch. defile. gate. keep. mouth. straits.

Sağlık Bilgisi

Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazırlanışı : 1 tane elma külde pişirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeğinin tozu ufalanıp, boğazın iki yanına konulur, sarılır.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Farenjit veya anjin adı verilen bu hastalığın nedenleri; nezle ve grip gibi ateşli hastalıklarla, havadaki zararlı maddeler, sinüzit, alkol veya sigaradır. Yapılacak ilk iş; istirahat etmektir. Mümkün olduğu kadar az konuşmak da yararlıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, Adaçayı, Arpa, Havuç suyu

Hazırlanışı : Bir litre saf sirkeye batırılan tülbent, boğaza sarılır. Yatmadan önce de ayak tabanları sirke ile oğulup, kurulanır. Veya Ilık adacayı ile gargara yapılır. Yada aç karnına, taze sıkılmış havuç suyu içilir.Bir başka tedavi de Arpa çayı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cin, şeytan; ask. kimliği anlaşılmamış veya teşhis edilmemiş uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cin, şeytan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangulation. stifling. smothering. choke.

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı bir hastalıktır. Tıptaki adı Pertussis’dir. Çoğunlukla 1 ila 4 yaşları arasındaki çocuklarda çok görülür. Ortalama olarak 4-6 hafta devam eder. Hastanın burnu akar, nöbet halinde gelen öksürük görülür. Bazen kusmaya neden olur. Tedavi için kesin yatak istirahati şarttır. Hastaya sık sık fakat az miktarda yumuşak yiyecekler verilmelidir. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi maksadıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, bal

Hazırlanışı : 1 adet yumurta, katılaşıncaya kadar kaynatılır. Sarısı ile bir çorba kaşığı bal yenir. Günde bir kere uygulanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

choke. strangle. drown. overwhelm. asphyxiate. burke. glut. inundate. jugulate. smother. smother with. stifle. strangulate. suffocate. throttle. whelm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strangle. to choke. to suffocate. to drown in. to constrict by binding. to overwhelm with. to conceal under a flood of words. damp. inundate. overwhelm. smother. stifle. strangulate. throttle.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsana pek fazla sıkıntı veren. Boğulacak hale getiren: Boğucu bir hava.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asphyxia. asphyxiation. strangulation. suffocation.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boğazı tıkanmakla nefes alamamak: Kuşpalazından boğuldu. 2. Suda ölmek: Denize düşüp boğuldu. 3. mec. Zor nefes almak, nefes almada zorluk çekmek: Bu dar odada boğulacağız. 4. Çok sıkılmak, iç sıkılmak: Bu yerde insan yalnızlıktan boğulur.

Türkçe Sözlük

(i.). Boğulmuş yer, boğulmuş kısım. Sazın boğumları. (Anatomi) Lenf damarları veya sinirlerin yumak gibi olan kısımları.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boğulma, Ihtinak. 2. Sıkılma, ıstırap. 3. Oyalayıp atlatma: Boğuntuya getirmek = Gürültüye getirmek, atlatmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden dikenli bir çalı çeşidi ve meyvesi. Bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişir (rubus fruticosus).

Şifalı Bitki

(tilkiüzümü): Gülgillerden bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür. Önceleri kırmızı iken sonraları kararır. Yaprakları; çiçekleri açmadan toplanıp, kurutulur. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., z. sürgü, kol demiri; kilit dili; cıvata; fırlama, kaçış; top (kumaş ,duvar kağıdı); yıldırım; kısa kalın ok; kitabın kesilmemiş kenarları ve sayfaları; f. süngülemek; fırlamak; düşünmeden söylemek, ağzından kaçırmak; çiğnemeden yutmak, alelacele

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupid. simple. candid. foolish. gullible. muf. naive. silly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alim, bilgin; kitapçı, kitaplarla meşgul kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., k.dili faydasız iş; f. faydasız işlerle meşgul olmak.

Teknolojik Terim

Intel tabanlı Mac’lerde Windows’dan boot etmeye olanak sağlayan uygulama.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. içinde kimse veya bir şey olmayan. Ar. hâlî, Fars. tehi: Boş ev, boş kap. 2. İçi boş, kof. Ar. ecvef: Boş ceviz, mağara. 3. Mânâsız, beyhûde, nafile. Ar. vâht: Boş lâkırdı, boş iş. 4. İşsiz, meşguliyetsiz: Boş gezmek, boş vakit. 5. Müşterisiz, kiracısız, tutulmamış: Boş ev, boş araba. 6. Boşanmış: Kocasından boş düştü. 7. Dikkatsiz, gafil: Boş bulundum. Eli boş = 1. Meşguliyetsiz. 2. Züğürt. Fars. tehi-dest. Başıboş = T. Bir vazifeye bağlanmamış, boş gezen. 2. Beyinsiz, akılsız. Boşa almak = İğretiye almak, boşlukta tutmak. Boşboğaz = Sır saklıyamez, geveze. Boşböğür = En aşağıki böğür. Boşuna, boşboşuna = Beyhude, nâfile. Bomboş Büsbütün boş. Boşa çıkmak = Maksada erişememek, beyhude yorulmak. Boşta = İşsiz, mâzûl, (azledilmiş), açıkta. Boş durmak = Meşgul olmamak, çalışmadan durmak. Boş kalmak = HAli olmak. Boş gezenin boş kalfası = Serseri, işsiz adam. Boşuna = NAfile, beyhude.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurtulmak, Osm. rehâ bulmak: Mahbesten boşandı. 2. Kesret ve şiddetle döğülmek, akmak, yağmak. Bir yağmur boşandı, burnundan kan boşandı. 3. (silâh) Patlamak, kaza İle ateş almak: Belinde tabancası boşandı. 4. Eşlerden birinin diğerinden ayrılması. Eşinden ayrılmak: O kadın kocasından boşanmış. 5. (Dolmuş adam) coşmak, içinde ne varsa söyleyip sükûn bulmak: Sabretti etti, nihayet bir boşandı kil

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Robot, but this is a special automated program designed to search the Web Search engines use bots regularly to trawl the internet for web pages and key words to store in the search engine database.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cervical. jugular. neck. cervix. scrag.

Sağlık Bilgisi

Soğuk almaktan, boynun çarpık durumda bir süre kalmasından veya nezleden kaynaklanır. Aşağıdaki reçetelerden birini uygulayın. 2 gün içinde geçmezse doktora başvurun.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazırlanışı : Yarım kilogram çilek, iyice ezildikten sonra, temiz bir tülbente konup, boyuna sarılır. 6 saat sonra sargı açılıp, ılık suyla yıkanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. brakteli, bürgülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. den.gulet (gemi); perkende.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in ,Guliliver'in Seyahatleri adlı kitabında adı geçen ve herşeyin aslından çok büyük olduğu üIke.

Sağlık Bilgisi

Akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır.

- Akut Bronşit : Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür. Sisli ve soğuk havalarda çok rahatsız olurlar. Hastalığın başlangıcında kuru ve ağrılı öksürük, az yapışkan balgam, sonraları sümüksü cerahatli balgam ile hafif ateş ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

- Kronik Bronşit : Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş sigarayı bırakıp istirahat etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Okaliptus yaprağı

Hazırlanışı : Kuru okaliptus yaprakları, ince ince kıyılır. Pipoya doldurulup içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. hayvan; hayvan gibi adam; insanların hayvanca arzu ve duyguları; s. düşüncesiz, mantıksız; hayvan gibi vahşi; zalim; şehvete ait, bedensel by brute force beden kuvveti ve zorla.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. daft. dim. dope. dopey. fool. silly. sucker. twit. stupid. birdbrained. blockheaded. dumb. mad on. silly about. idiot. gull. half-wit. ass.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operada çoğunlukla bas seslerin canlandırdığı gülünç rol.

Türkçe Sözlük

(f.). Buharlanmak, buğulu hale gelmek, üzerinde buğu peyda olmak: Dışarıdaki sıcaklık birden düşünce otomobilin camları buğulandı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe ve Farsça’da da kullanılır). Nisan ve mayısta erkeği güzel bir sesle öten maruf kuş. Fars. andelîb, hezâr: Bülbül ötüyor: Bülbül gibi hoş nağmeler ile terennüm ediyor. (GÜyâ güle sevgisi ve dikenden cefa görmesiyle, eski şairlerimize sermaye olmuş ise de, bülbül gülden değil asıl dikenden ve dikenli çalılıklardan hoşlanır). Bokluca bülbül = Bülbüle benzer küçük bir kuş. Çeşm-i bülbül = Renkli ve işlemeli şişe vs. XIX. asırda İstanbul’da yapılmışları çok değerlidir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.

Türkçe Sözlük

(bk.) Burgul.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dip, temel. 2. Alt taraf, aşağı, kıç. 3. Kök, kütük. 4. Ağaç. Gülbün = Gül ağacı. Bî-ser ü bün = Başı, sonu bellisiz. Bî-ser ü bün lâflar söylemek = Münasebetsiz söz söylemek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibn» den). Oğulluk, evlâtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (Alman) tar. hisar muhafızı; bir kale veya şehrin babadan oğula geçen valilik makamı.

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı bulgur). Kaynatılıp kurutulduktan sonra kırdırılıp pirinç yerine pilav pişirmeye yarayan buğday: Burgul pilavı, (bk.) Bulgur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (uzvun biri) burulup incinmek: Kol, ayak burkmak. 2. (buğday) Değirmende kırılıp burgul olmak.

Sağlık Bilgisi

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte ağrı ve şişme görülür. Yapılacak ilk iş, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktır. Sonra aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Burkulan yere çiğ lahana yaprağı sarılır. 15 dakikada bir değiştirilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. hicvederek güldüren; gülünç, komik; i. hicviye, taşlama; f. hicvetmek, alaya almak, taklidini yapmak. burlesque show A.B.D. striptizli ve taşlamalı gösteri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzün ortasında, iki kaşın arasından ağzın üstüne kadar ve iki yanak ve gözün arasında uzanan ve solunuma ve koklamaya yarar iki deliği olan çıkıntılı organ. 2. Uç: Kalemin burnu, mumun burnunu kesmek. 3. Denizin içine girmiş ve dağlık taşlık kara ucu. Ar. Re’s: Boz burun (alçağına dil derler). 4. mec. Kibir, gurur, nahvet: Burnu büyük = Kibirli, gururlu. İtburnu = Yabanî gül, Burunotu = Enfiye. Burnu ucunda = Pek yakın, ta karşısında, yanıbaşında. Burun buruna = Başbaşa, yakından karşı karşıya. Burunperdesi = Burnun iki deliği arasındaki zar. Burundan düşmek = Çok benzemek. Kıh (hık) elemiş burnundan düşmüş = Ana, babaya çok benzeyen hakkında kullanılır. Burun sürtmek = Alçakçasına sokulmak, dalkavuklukta bulunmak, çanak yalamak. Burun şişirmek = Tekebbür etmek, kibirlenmek. Burun kabarmak = Kibir taslamak. Kibirli olmak. Burun kanadı = Burun deliklerinin kapakları. Burundan gelmek = Huzurdan sonra aksine bir hal görüp zahmet çekmek: Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Çiçeği burnunda = Pek tâze (meyve). İnsanlar hakkında da biraz alaylı olarak kullanılır: Çiçeği burnunda genç kız. Danaburnu = Yer altında bitkilerin köklerini kesen muzır bir böcek. Karga burnu = Bir çeşit pens.

Sağlık Bilgisi

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastalığa tıp dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanın burnundan soluması güçleşir. Daha çok ağzından nefes alıp verir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazırlanışı : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batırılan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu işlem günde üç kere tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür. Burun akıntısını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı ılık suya 10 damla limon suyu konup, karıştırılır. Burna azar, azar çekilir. Günde 3 kere tekrar edilir.

Sağlık Bilgisi

Saman nezlesi ve sinüzitte görüldüğü gibi, başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Burun tıkanıklığını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya, 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır. Buharı derin derin solunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul; hareketli, faal; işgüzar, burnunu her işe sokan. busy signal meşgul işareti. busybody i. herkesin işine burnunu sokan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşgul etmek iş vermek, boş bırakmamak; meşgul olmak, işi olmak.

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, çocuk veya (k). dili Allaha ısmarladık; güle güle.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Cebreden, zorlayan. 2.Galip gelen. 3.Aziz ve kuvvetli olan. Allah’ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4.Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey’atından sonra müslüman oldu. Rasulullah’ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).yüksek sesle gülmek; isterik kahkahalar atmak. cachinna'tion (i). isterik kahkahalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gıdaklamak; kesik kesik gülmek; gürültülü bir şekilde konuşmak, gevezelik etmek; (i). gıdaklama; gevezelik cackler (i). geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harp okulu talebesi; küçük erkek kardeş veya oğul; en küçük erkek çocuk. cadet corps harp okulu taburu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zaman, vakit, esnâ, hengâm, mevsim: Gül çağı, sabah çağı. 2. Yaş: Yirmi çağında bir delikanlı, orta çağda bir adam. 3. Boy, kad, kamet, tenâsüb, lüzumu derece semizlik: Demir tavında insan çağında yaraşır. 4. Devir, tarih çağları: İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ (eskiden Ar. kurun kullanılırdı). Jeoloji devirleri için «zaman» kullanılmaktadır: Birinci Zaman, İkinci Zaman...

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yavru at, tay. 2.Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han’ın 2.oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kabil, Adem ile Havva'nın kardeş katili olan ilk oğulları; katil. raise Cain ABD, argo karışıklık çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yüzüne gülerek kandırmak. cajolement, cajolery (i). kandırma. cajoler (i). kandırıcı kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çarpıntı, dalgalanma. Deniz çalkantısı. 2. Mide bozukluğu, sürme. 3. Yumurta gibi bir şeyin bir kabın içinde döğülmesi va bu döğülen şey. Kalbur çalkantı» = Kalburun üstünde kalan çörçöp.

Türkçe Sözlük

(i. ibrânîce: Goliath). israiloğulları’na musallat olup Hazret-i DAvûd ile muharebe etmiş biri ki pek iri yarı ve uzun boylu olduğundan, beden büyüklüğü bir atasözü hükmüne geçmiştir.

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkama sanat ve meşguliyeti: Çamaşırcılık ediyor.

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ) (i. F. cân = ruh, bâhten = oynamak). 1. Tehlikeli oyunlarda bulunmakla sanki canı ile oynar adam: İp cambazı = İple oynayıp tehlikeli maharetler gösteren oyuncu. At cambazı = At üzerinde muhtelif oyunlar yapan maharetli adam. 2. At oynatıp talim ve terbiye etmede mahir binici ve at alıp. satmakla meşgul adam: Cambazdan bir at aldım, cambazların eline düşen at alınmaz. 3. Kurnaz, hîlekâr: Çok cambaz adamdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ipte veya at üzerinde muhtelif oyunlar gösteren adamın maharet ve meşguliyeti. 2. At alıp, satma ticareti, at madrabazlığı. 3. Hilekârlık, kurnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamelya, çingülü, japongülü, (bot). Thea japonica.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). bayağı veya gülünç hareketlerde bulunan kimse; adilik; bayağı eser; (s). adi, gülünç, bayağı, kendini gülünç bir şekilde gösteren;(f). dikkati çekmek için göz alıcı bir şekilde giyinmek ve davranmak; argo adileştirmek. campy (s). yapmacık

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i.). Cangıl cungul = Çatra patra, dangıl dungul.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Ahenksiz ve kaba sesi taklit eder: Çangıl çungul söylüyor.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gül gibi canlı. 2.Güzel, temiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f), top; (mak). bir şaft üzerinde serbestçe hareket eden (mil); bilardo oyununda karambol; koşum takımında bir çeşit gem; (zool). incik kemiği; (f). topa tutmak, top atmak, bombardıman etmek; gülle gibi fırlatmak. cannon ball gülle. cannon bone inc

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). -amaz,-amam, -amazsın(ız), -amayız, -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır; konuşma dilinde çoğu zaman can't şeklinde kullanılır.)

Teknolojik Terim

Card bus, bellek sürücülerinin ve diğer çevre birimlerinin, bir bilgisayara entegre edilmesini sağlayan standart bir arayüzdür. Card bus, PCMCIA biçiminin geliştirilmiş halidir ve 32 bit/33 MHz bus-mastering uygulamalarına olanak tanımaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yaygaracı, geveze, terbiyesiz, güldürücü.

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır.

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik zoom, geniş açıdan telefotoya kadar çok geniş bir aralık sağlayarak, fotoğrafçının görüntü çerçevesini mükemmel biçimde belirlemesini sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır. Vario-Sonnar® lensler, daha fazla ışığı etkili biçimde topladığından, daha iyi fotoğraflar çekmenizi sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kısa ve hafif gülle.

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrudan denize ulaşmayıp diğer bir nehre yani bir ırmağa dökülen akarsu veya ırmağın küçüğü olan akarsu. Denizi geçip de çayda boğulmak = Büyük zorluklan yendiği halde küçüğü önünde Aciz kalmak. Çaya varmadan paçaları sıvamak = Vakit ve lüzumundan evvel hazırlanmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecdâd). Baba ve ananın babası, büyükbaba, dede. Ata mânâsında da kullanılır. Cedd-i Alâ = Bir hanedanın başı olan zat: Osmanoğulları’nın cedd-i Alâsı Osman Gazi’dir. Ced-be-ced = Sülâlece, soydan. Abâ-an-ced = Babadan babaya, irsen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمع] toplama. 2.çoğul. cem’ edilmek toplanılmak. cem etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimento; tutkal, zamk, macun, çiriş; yapıştırma işinde kullanılan herhangi bir madde; (dişçi). dolgularda kullanılan alçı .cement block çimento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland çimentosu .

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). duygulanım; hal duygusu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu, asıl adı Timuçin’dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Kibar erkek, çelebî, görgülü.

Türkçe Sözlük

Kirletici emisyonlarının denetimi bağlamında amaçlanan sınırlamaların uygulanmasında, belirli kirleticilerin çıkış kaynaklarından ziyade bunların etkiledikleri alanların ele alınması gerektiğini savunan yaklaşım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guerilla. marauder. irregular. partisan. ringster.

Türkçe Sözlük

Kirleticiler ile ilgili tüm kanun ve yönetmelikleri uygulamak ile görevli Amerikan federal kuruluşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adalet ve eşitlik kurallarını uygulayan mahkeme; adalet ve eşitlik davası; rektörlük; arşivler. in chancery (huk). yüksek mahkemede görülmekte olan; güç ve utandırıcı bir durumda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

devamlı olarak gülümseyen kedi (Alis Harikalar Diyarında adlı eserde geçer); sırıtkan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). boğmak, nefesini kesmek, tıkamak; önünü kesmek, boğmak (münakaşa, söz); bastırmak, baskı altında tutmak; boğulmak, nefesi kesilmek. choke back, choke down, choke off tutmak, durdurmak; yutmak; menetmek. choke up tıkanmak; heyecandan konuşamamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kıkır kıkır gülmek, kendi kendine gülmek; (i). kıkırdama; anne tavuğun civcivlerini çağırmak için çıkardığı ses. chuckler (i). kıkırdayan kimse.

Sağlık Bilgisi

Derideki kıl keseleri veya bezlerinin hastalanması sonucu ortaya çıkan sızıntılı, ıslak kabarcıklara çıban denir. Katiyetle sıkılmamaları gerekir. Çıbanı olgunlaştırmak maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Orta boyda 1 kuru soğan, külde pişirilir. Ortasından kesilip çıbanın üzerine sarılır.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde variola denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık şiddetli titreme ve 41 derece ateşle ortaya çıkar. Hastalık mikrobunun vücuda girmesiyle ortaya çıkması arasında geçen süre 10-14 gündür. Hasta istirahat ettirilir , başkaları ile görüşmesi yasaklanır. Doktorun tavsiyelerine uyulur. Bol su ve şerbet içirilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gül

Hazırlanışı : Çiçek döküntülerinin üzerine dövülmüş kuru gül sürülür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A CIF is a common investment fund established by scheme under s 24 of the 1993 Act But the definition for the purposes of the Charities Regulations 1995, and the Financial Services Act 1986 Order 1999, and clause 38 of the Trustee Bill excludes such funds

Sağlık Bilgisi

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir. Sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sığır kıyması, karabiber.

Hazırlanışı : 250 gram sığır kıymasına, 2 çorba kaşığı toz kara biber ekilip, yoğrulur. Sonra temiz bir sargı bezine yayılıp, çıkığın üzerine sıkıca sarılır.

Şifalı Bitki

(kocayemiş): Gülgillerden sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemişi pembe renkli olup, kokuludur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma, ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kilikya, Adana civarının Romalılar devrindeki ismi. Cilician Gates Külek Boğazı, Gülek Boğazı.

Türkçe Sözlük

yahut ÇINLAMA (i.). Çın çın etme, ötme, uğuldama: Kulak çınlaması: Aslı olmadığı halde kulağa gelen uğultu.

Türkçe Sözlük

(i.). Yazma yemenileri basıldıktan sonra temiz suya vurup çırpmak sanatiyle meşgul adam, kassar: Çırpıcı çayırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). klinik ile ilgili; duygulardan arınmış bilimsel, nesnel. clinical thermometer derece. clinically (z). klinik ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). küçük oda, bölme; hücre; tuvalet, hela, apteshane; (s). özel, şahsi; gizli, mahrem; uygulanma kabiliyeti olmayan: (f). özel bir odaya kapatmak; mülakat veya görüşme yapmak için bir odaya çekilmek. closet drama okunmak için yazılmış piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pıhtılaştırmak; pıhtılaşmak .coag'ulant (s). pıhtılaştıran. coagula-tion (i). pıhtılaşma. coag'ulator (i) pıhtılaştıran madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). horoz; horoz ötüşü; herhangi bir erkek kuş; önder, slang horoz; rüzgârgülü; valf, anahtar, musluk; tüfek horozu, tabanca horozu; ateşe hazır oluş; yukarı doğru kıvrılma (şapka kenarı); kaba penis, kamış; (f). tüfek horozunu ateşe hazır du

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karma öğretim. coeducational (s). karma öğretimi uygulayan.

Türkçe Sözlük

(i. gramer) (uyd. k). Cem’ ve çokluk karşılığı olarak uydurulmuş kelime. İsmin çoğulu: Çocuk, çocuklar gibi.

Türkçe Sözlük

Enerji üretim sürecinde sadece elektrik enerjisini değil, aynı zamanda üretim süreci sırasında ortaya çıkan ısıyı da kullanmaya dayanan uygulama. Cojenerasyon, benzinin çok daha verimli ve ucuza kullanılmasını sağlar, yerel binaları ısıtmak için gerekli ısı miktarı düştüğünden, elektrik talebi de düşer. Türkçe birlikte üretim, beraber üretim de denmektedir.

Sağlık Bilgisi

Bir ila 4 yaşları arasındaki çocukların; geceleri 13, öğleden sonra da 2 saat olmak üzere, günde 15 saat uyumaları, sıhhatli büyümelerini sağlar. 5 ile 7 yaşları arasındaki çocuklara ise, geceleri 11-13 saat uyku yeterlidir. 8-14 yaşları arasında 9-11 saat; 15 yaşından sonra da 8 saat uyku yeterli gelir. 20 yaşını geçenlere 6-8 saat gece uykusu yeterlidir. Hiçbir hastalığı olmadığı halde normalden fazla uyumayı alışkanlık haline getirenlere aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kurutulmuş patlıcan.

Hazırlanışı : Öğle yemeklerinde kurutulmuş patlıcan yenir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin çok olması. Ar. kesret, vefret, ziyâdelik, bolluk: Zahirenin çokluğu fiyatı düşürüyor. 2. Kalabalık, izdihâm. Nerede çokluk, orada... 3. Çok kere, çok defa, sık: O, bize çokluk gelmiyor, o mal bu memlekette çokluk bulunmuyor (bu mânâ ile başlıca menfî cümlede kullanılır). 4. (gramer). Cemi, (uydurması) çoğul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komedi, güldürücü piyes veya filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). güldürücü, gülünç, komik; komedi ile ilgili; (i). komedi oyuncusu. comics, comic strip karikatür şeklinde hikâye serisi. comic book miki tipinde resimli çocuk kitabı. comic opera operakomik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). komik. comically (z). gülünçlü olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). virgül .comma bacillus virgül şeklinde mikrop, kolera mikrobu. inverted commas tırnak işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşkan, duygulannı serbestçe dile getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusula; pergel; çevre; sınır; saha, alan, menzil; devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü perg

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görüş ve fikir teatisi için toplantı, konferans; kongre; müzakere; verme. in conference toplantıda, meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). bulaşıcı, bulaşkan, sâri; mikroplu, zehirli; yayılan. contagious laughter herkesi coşturan gülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idare eden kimse veya alet, regülatör; muhasebeci, murakıp, kontrolör bütçeye göre ödeme musaadesi vermeye yetkili şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şiddetle sarsmak. be convulsed with laughter gülmekten katılmak. convulsion (i). ihtilâç, katılma, ıspazmoz. convulsive (s). ihtilâç nevinden, ihtilâç gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conference of the Parties The supreme body of the UNFCCC, charged with the task of regularly reviewing implementation of the Convention and any related instruments, such as the Kyoto Protocol The COP meets annually.

Türkçe Sözlük

yahut ÇOYGAN veya ÇÖYGEN (i.). Döğülmemiş dökme demir.

Türkçe Sözlük

(i.). Oyulmuş, Ar. muka’ar, derin, amîk: Çukur bostan, çukur ova, çukur göz. 1. Oyulmuş yer, delik, hufre: Çukur kazmak, çukur doldurmak, ağaç dikmek için çukur açmak. 2. Derin kazılmış yer, kuyu. Fars. çâh: Çukur kazıyor. 3. Mezar, kabir: Bir ayağı çukurda = Ölümü yaklaşmış, çok ihtiyarlamış 4. Bedenin bazı yerlerinde bulunan ufak çökük yer: Çene çukuru = ÇAh-ı zenahdân, çenenin altındaki çukur. Göz çukuru = Çeşm-hâne. Yanak çukuru = Bazı kimselerde gülerken yanakta beliren çukur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-set. sunk. hollow. concave. hole. hollow. dip. cavity. scoop. pit. dimple. excavation. fosse. gully. gully drain. gutter. indent. sink. trench.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. gül = malûm çiçek, F. Ab = su) («gülâb» dan Arapça’laşmış). 1. Gül-suyu. 2. (tıp). Müshil gibi kullanılan bir şurup. (Fr. julep bundan gelir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal or plastic cylinder fitted into the hole in the green Strictly speaking, it is only the liner of the hole, but in regular golf usage players will often say 'cup' when they mean 'hole,' just as they frequently will say 'just in bounds' when they

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarhoş oyunu, yaygaralı ve gülünç hora: Curcuna tepmek; curcuna havası. 2. Kavga, gürültü patırdı, rezalet: Curcunaya kalkmak, çıkmak, çevirmek.

Sağlık Bilgisi

Cilt yırtılmadan altındaki bir kılcal damarda görülen kanama halk arasında çürük denir. Tıp dilinde ise ekimoz denir. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş, çürüğün üzerine soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerde uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alabalık.

Hazırlanışı : Küçük bir alabalık, uzunlamasına kesilip, çürüğün üzerine sarılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Bir çeşit süsleme olan hâlkârîde görülen gül motifinin bir nev’i.

Türkçe Sözlük

(I. A. «dıhk»den). Çok gülen, çok gülücü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Gülen, gülücü, mü. dahîke.

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.) (c. dekaik). 1. inci fikir, mülâhaza, nükte (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılır): Matematiğe ait bir takım dekaik beyan etti. Dekâik-ı umûrla meşguldur = ince işlerle meşguldur. Dekaik-iktinâh = işin inceliklerini bilen. 2. Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri: Beş dakika sürdü, bir dakika olur. 3. Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki, bunlar da saniyelere ayrılır.

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunun solunda, midenin arka tarafında bulunan dalak; eskimiş kırmızı kan hücrelerini yok eder, gerektiği zaman da yeni kırmızı kan hücreleri imal eder. Sıtma ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar veya kansızlık sonucu dalak hastalanabilir. Dalak ağrısı, dalak büyümesi, dalak şişmesi ve dalak zafiyetinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 tutam pazı konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). Şam'da dokunan çiçekli ipek kumaş; damasko (kumaş); Şam çeliği; koyu pembe renk; (s). Şam çeliğinden yapılmış; Şam işi; gül renkli; (f).Şam işi gibi işlemek; damasko ile döşemek; gül rengi vermek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which damps or checks; as: A valve or movable plate in the flue or other part of a stove, furnace, etc., used to check or regulate the draught of air. A contrivance, as in a pianoforte, to deaden vibrations; or, as in other pieces of mechanism, to ch

Türkçe - İngilizce Sözlük

a movable iron plate that regulates the draft in a stove or chimney or furnace. a device that decreases the amplitude of electronic, mechanical, acoustical, or aerodynamic oscillations. a depressing restraint; 'rain put a damper on our picnic plans'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bladed device used to vary the volume of air passing through the air outlet, air inlet or duct These are used to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that is located in ductwork to adjust air flow There are basically two types of dampers: manual and motorized A manual damper generally consists of a sheet metal flap, shaped to fit the inside of a round or rectangular duct By rotating a handle l

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in ductwork, this movable plate opens and closes to control airflow Dampers can be used to balance airflow in a duct system They are also used in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located in the ductwork, this regulates airflow Effective in controlling airflow for zoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An adjustable gate installed in a duct for the purpose of regulating airflow or introducing outside air to the ducting system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mechanical device that regulates the flow of air up a chimney or in an air vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in duct work, this movable plate opens and closes to control airflow Dampers are used effectively in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in ductwork, this moveable plate opens and closes to control airflow It is also used in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mechanically adjusted mechanism located at the discharge end of a ventilating system located in the ceiling or floor The damper adjustor will regulate the volume of air being discharged.

Yabancı Kelime

Fr. densimètre

fiz. yoğunlukölçer

Sıvıların özgül ağırlığını ölçen araç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defense Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe Sözlük

(i. A.), istanbul’daki Dar-ül-bedâyî’nin musiki ile meşgul bulunan şubesi.

Türkçe Sözlük

(DAVET) (i. A.) (c.dâvât).l. Getirme, çekme, celb, cezb, bir şeyin olmasına sebebiyet verme: Perhiz etmemekle hastalığı davet ettiniz. 2. Çağırma, celp, bir yerde bulunmayı teklif etme: Kendisini mahkemeye davet ettiler: İslâm dinine davet etti, kendisini düelloya davet ettiler. 3. Ziyafete çağırma, ikram ve saygı olarak yemeğe gelmesini teklif etme: Filân zat bizi davet etti, filân ziyafete sizi de davet ettiler mi? 4. Saygı ve ikram maksadıyle verilen yemek, ziyafet: Mükemmel bir davet verdi, filânın davetinde bulundunuz mu? Bu akşam davet vardır. 5. Dua, yakarış, niyaz: Dâvât-ı hayriyyeleriyle meşgulüm. Müstecâb-Ud-dâve = Duası Tanrı tarafından yerine getirilen (bu mânâda yalnız çokluk hâli ve Arapça’deki dâve şekli kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (z)., (f)., (A.B.D)., argo anlamsız bir yüz; (s). boş ve anlamsız yüz ifadesi olan; (z). duygularını açığa vurmadan, anlamsızca; (f). duygularını belli etmeden hareketetmek veya konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, güler yüzlü, şirin, zarif, hoş.

Türkçe Sözlük

1930`larda Oscar Dominguez`in (1906-1958) Gerçeküstücülük akımının otomatizm kavramından yola çıkarak oluşturduğu teknik. Bu teknikte boya kalın bir fırçayla ince bir kâğıdın üstüne sıçratılır ve kurumadan ikinci bir kâğıtla yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılması sağlanır. Daha sonraları Ernst tarafından yağlı boyaya uygulanan bu tekniğin en önemli özelliği, yapıtın ön tasarımsız oluşturulmasıdır.

Türkçe Sözlük

Duvarlara üst üste yapıştırılmış afiş ya da benzerlerinden koparılan parçalarla yapılmış bir tür kolaj. İlk kez 1950 lerde Alman sanatçı Wolf Vostell (1932) bu türde çalışmalar yapmış, ayrıca Fransa`da afişçiler de bu tekniği uygulamıştır.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gül tohumu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The closed figure produced by connecting three coils or circuits successively, end for end, esp. in a three-phase system; often used attributively, as delta winding, delta connection , etc. the 4th letter of the Greek alphabet a low triangular area where

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

A value used in referring to power tables that combines gamma and the sample size. a low triangular area where a river divides before entering a larger body of water. the 4th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Elevation Model data A database of elevation data represented by a regularly-spaced set of x,y,z locations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Elevation Model A digital representation of a continuous variable over a two-dimensional surface by a regular array of z values referenced to a common datum Digital elevation models are typically used to represent terrain relief The format of the

Yabancı Kelime

Fr. démagogue

laf cambazı

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyen kimse.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir topluluğun duygularını okşayarak, onu kendine çekme ve bu vasıtayla kendi davasını yürütme yolu, halk avcılığı.

Yabancı Kelime

Fr. démagogie

laf cambazlığı

Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyip onları kazanmaya çalışma.

Yabancı Kelime

Fr. déontologie

ödev bilimi

Bir mesleği uygularken uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

valley. brook. stream. rivulet. run. runlet. watercourse. beck. bourn. bourne. branch. creek. dale. gully. kloof. runnel. vale.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla kullanılan sabun, deterjan, boyalar ve bazı bitkilerin neden olduğu bu hastalığa tıp dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan şeyi belirleyip, onu terk etmekle başlanır. Sonra aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nişasta, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı nişasta konur. Karıştırılarak eritilir. Sonra bu suya bastırılan temiz bir bez, iltihapların üzerine sarılır. Kurudukça değiştirilir.

Sağlık Bilgisi

Deri üzerinde ufak bir şişlik veya bir türlü iyileşmeyen bir yara şeklinde başlayabilen bir çeşit kanserdir. Şişlik, başlangıçta ufak bir yumru şeklindedir. Bir süre sonra aynı yer açılır ve yara haline dönüşür, sonra kabuk bağlar. Bu gibi durumlarda telaşlanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildiği takdirde iyileşir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe yaprağı.

Hazırlanışı : 10 tane menekşe yaprağı, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde iktiyoz denen bu hastalıkta deri, kuru, pul pul ve bazen de çatlak görünümdedir. Merak edilecek bir durum yoktur. Sık sık sıcak banyo yapmak şikayetlerin çoğunu geçirir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acı bademyağı

Hazırlanışı : Yatmadan önce, vücut acı bademyağı ile iyice ovulur. Sabahleyin ılık su ile banyo yapılıp iyice kurulanır.

Sağlık Bilgisi

Deride görülen esmer lekelere “Karaciğer lekeleri”, beyaz lekelere de “Vitligo” adı verilir. Bunlar merhem veya kremlerle gizlenebilir. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Baharlıtere tohumu. (beyaz lekeler için)

Hazırlanışı :

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istihza etmek, sakalına gülmek, alay etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). göstermek, işaret etmek, belirtmek, tasrih etmek; isimlendirmek, ad vermek, demek; to veya for ile tayin etmek; seçmek, uygulamak, tatbik etmek, düzenlemek, tertip etmek.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül demeti, destesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir). 1. Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm. 2. Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3. Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr. 4. Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu. 5. Türk devletinin kanunlar dergisi. 6. Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.

Türkçe Sözlük

(DEVAM) (i. A.). I. Daim olma, sürme, kesilmeme: Ömrün devamı. İki günden beri yağmur devam ediyor. Zelzele beş saniye devam etti. Burada bu sıcak çok devam etmez. 2. Sebat, devamlı şekilde uğraşma: İnsan mesleğinde devam etmelidir. Her iş elinden gelir, lâkin devamı yoktur. 3. Bir göreve veya bir işe girme ve gidip gelme: Oğlunuz nereye devam ediyor? Filân kaleme, falan daireye devam ediyor. Kumara, ava, tiyatroya devam ettiğini işittim. Ber-devim = Devam eden, kesilmeyen. Osm. gayrı munkati: Aklbeti berdevâm olsun I Aleddevim = Mütemadiyen, aralıksız, fâsılasız, bilâfasıla, dalma, bir düzüye: Aleddevâm okumakla meşguldür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. continual. permanent. frequent. regular. everlasting. non-stop. assiduous. chronic. continued. hourly. incessant. invariable. lasting. persistent. settled. steady. sustained. unabating. unbroken. unceasing. unremitting. invariably. regula.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. continuous. incessant. lasting. permanent. persistent. unbroken. continual. increasing. regular. uninterrupted. unintermitting. uniform. steady. unceasing. running. standing. holding on. non-stop. attending. round. consecutive. durable. slow. pe

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity. permanence. permanency. durability. progression. regularity. endlessness. lastingness. persistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentee. without continuity. inconstant. irregular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. inconstant. without continuity. desultory. discontinuous. discrete. volatile.

Genel Bilgi

Bu inanç ve görüşün nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Güya devekuşu başını kuma gömünce düşmanlarını ve gelecek tehlikeyi görmez, onun için de rahatlarmış. Güney Afrika’da 80 sene boyunca yapılan gözlemlerde böyle bir olay görülmemiştir. Hiçbir devekuşu kafasını kuma gömmeye teşebbüs etmemiştir. Zaten bunu yaparlarsa boğulacakları da kesin.

Her ne kadar beyinleri gözlerinden küçük olsa da, kuş dünyasının en akıllılarından olmasalar da, devekuşları kendilerini gizlemek için başlarını kuma gömecek kadar da aptal değillerdir. Bu görüntünün asıl nedeni devekuşu yavrularının yırtıcı hayvanlarım saldırılarına karşı açık ve korumasız olmalarıdır. Onlar yetişkin devekuşları gibi hızlı koşup kaçamazlar. Bir tehlikeyi sezdiklerinde aniden kendilerini bulundukları yere bırakarak, hareketsiz kalıp çevreye uyum sağlayarak düşmanlarının dikkatlerinden kaçtıklarını ümit ederler.

Anne devekuşları bazen bütün vücutlarını, kanallarını da açarak toprak üzerine yatırırlar ve yavrularını güneşin kavurucu etkisinden korumaya çalışırlar. Ayrıca devekuşlarının dinlenirken boyun kaslarını rahatlatmak için veya çok sık olmasa da uyurken bazen bu pozisyonu aldıkları biliniyor. Hatta bir görüşe göre, bu pozisyonda kafalarını yere dayayıp düşmanlarının ayak seslerini dinledikleri de ileri sürülüyor.

Daha yumurtadan çıkar çıkmaz erişkin bir tavuk büyüklüğünde olan devekuşu yavrularının uzun boyunları genellikle bej rengindedir ve üzerlerinde siyah çizgiler vardır. Bu renklerle ot renkleri ve gölgeleri karışarak iyi bir kamuflaj imkanı sağlar. Bu durumda otların aralarına başlarını soktuklarında vücutları görünürken boyun ve baş kısımları görülmez. Görülmeyen başın kuma gömülmüş gibi insanlar tarafından algılanmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

Bu tip uçamayan büyük kuşların başlarını kuma gömme gibi aptalca bir savunma sistemine zaten ihtiyaçları yoktur. İşitme ve görme duyuları son derecede iyidir. Boylarının da avantajı ile çevreyi çok iyi gözleyebilirler. Düşmanı diğer av adaylarından önce sezebilirler.

Üç metrelik boylarına ve 100 - 150 kilogramlık ağırlıklarına rağmen saatte 50 kilometre hızla koşabilirler. Köşeye sıkıştıklarında ise kolay teslim olmazlar. Çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler, uzun boyunları sayesinde düşmanı yaklaştırmadan mücadele edebilirler.

Finansal Terim

(Circuit Breakers)

Menkul kıymet borsalarında piyasanın belirlenen bir süre içerisinde, belirlenen bir seviyede düşüş göstermesi durumunda, hisse senedi ve vadeli endeks piyasalarında, alış ve satış emirlerindeki dengesizlik nedeniyle oluşabilecek aşırı düşüşlerin önlenebilmesi amacıyla, işlemlerin geçici olarak durdurulması uygulamasıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. düyûn). Borç, belirli bir müddet sonunda ödenmek üzere faizle veya faizsiz alınmış para: Deyni çoktur. Düyûna boğulmuştur. Düyûn-ı Umumiye = Osmanlı Devletinin son zamanlarında, dış borçları ödemek için kurulmuş teşkilât.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerde bulunan sivri ve batan iğne. Fars. hâr: Gül dikeni, çalı dikeni. 2. Dikenleri çok ot veya çalı. 3. Arı ve akrep gibi hayvanların iğnesi. 4. mec MAnî, engel, hâil. Eşek dikeni = Yabar enginarı. Ölmez diken = Yaban mersini Boğa dikeni = Deve elması. Çakır dikeni = Beş parmak. Deve dikeni = Mugaylân.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenli olmayan. Dikensiz gül olmaz = Her iyi şeyin az çok sıkıntı veren bir tarafı olduğunu ifade eder.

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In lighting, the electrical device that regulates the current passing through the bulb filaments and, thereby, the amount of light emitted from the lighting instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control that regulates light levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used to change the voltage of lights on the set, regulating in this way thier intensity NOTE: Not recommended for color cinematography, as the color temperature of the lights will also change.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To eat the principal regular meal of the day; to take dinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual In-line Package The most common IC package, which can be either plastic or ceramic Circuit leads or pins extend symmetrically outward and downward from opposite sides of the rectangular package body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for dual in-line package, a type of chip housed in a rectangular casing with two rows of connecting pins on either side. Abbreviation for Dual In-line Package A type of housing for integrated circuits The standard form is a molded plastic containe

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Diplomatik, siyasî işler ve dış münasebetlerle meşgul devlet adamı; bu sahada pek usta olan: Bismark gibi bir diplomat nâdir yetişir, Reşid Paşa büyük bir diplomattı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, müstakim, dosdoğru: dürüst, tok sözlü; açık, sarih; doğrudan doğruya, vasıtasız, araçsız; babadan oğula intikal eden; (astr). güneş etrafında dünya yönünde dönen; (gram). doğrudan doğruya olan, dolaysız, vasıtasız; (z). dosdoğru, doğ

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.

Sağlık Bilgisi

Diş ağrısı; dişin çürümesi, minesinin aşınması, dişetlerinin iltihaplanması veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanır. Tedavi imkanı doğuncaya kadar aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : Bir diş sarımsak külde pişirilir. Sıcak sıcak ağrıyan dişin üzerine konur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ditiramp; kaside tarzında duygulu ve düzensiz bir üslupla yazılmış şiir. dithyrambic (s). bu tarzda yazılan.

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan diz ağrılarını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı ufalanmış papatya çiçeği konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Bu suyla ağrıyan yerler ovulur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini dövmeye emir vermek veya müsaade etmek: Ben çocuklarımı kimseye dövdürmem. 2. Bir şeye tokmak veya diğer bir şeyle vurdurup kırdırmak, ezdirmek veya tanelerini ayırtmak: Buğday, mısır, şeker dövdürmek. 3. Kurşun veya gülle attırmak: O kaleleri gemilere dövdürmeli. 4. (denizcilik) Fırtınada gemi giderken, bocalayıp rüzgârın önüne düşmek mümkün olmadığı zamanlarda rüzgâra baş vermek, (bk.) Dövdürmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrama işleriyle meşgul olan sanatkâr, binaların tahtadan yapılan kapı, pencere, çerçeve gibi işlerini yapan adam ki, dülger işinden ince ve marangoz işinden kaba işle uğraşır. Ar. neccar: Bu, doğramacı işidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olma hali, düzlük, istikamet. Fars. rastî: Bu yolun, bu direğin doğruluğu. 2. Gerçeklik, sıhhat. Fars. dürüstî: Bu haberin, bu sözün doğruluğu. 3. Yalan söylemeyen adamın hali. Ar. sıdk, Fars. rast-gûluk: Bu adamın-doğruluğu. 4. Namus, iyi niyet, istikamet, dürüstlük, doğruluktan ayrılmamalı. 5. Hilesizlik, temizlik: Kalbimin doğruluğu. 6. Hatâ yokluğu, yanlışsızlık, sıhhat: Hesabın doğruluğu.

Türkçe Sözlük

(i.). Dibekte döğülmüş pirinç (döğülmemişine çeltik denir. Pirinç ise Farsça’dır), (bk.) Düyü.

Türkçe Sözlük

(i.). Dövülmek işi. (bk.) Döğülmek, dövülme.

Sağlık Bilgisi

Doğum sancıları; doğumun habercisidir. Başlangıçta 20 dakikada bir gelen doğum sancıları, daha sonra sıklaşır ve her seferinde döl yatağı kasılıp, sertleşir. Sancılar sırasında kanama görülmezse korkulacak bir şey yoktur. Doğumu kolaylaştırma ve sancıları dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatlı bademyağı.

Hazırlanışı : Sancılar başlayınca bir çorba kaşığı tatlı bademyağı içilir. Ayrıca karın ve tenasül organının çevresi bademyağı ile ovulur.

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Derinin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık gibi vasıflarından duygulanması hususiyeti, lâmise.

Sağlık Bilgisi

Şeytan tırnağı veya parmağa iğne ya da kıymık batması sonucu, tırnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasında dolama, tıp dilinde paronychia denir. Başlangıçta kırmızı bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüşür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora başvurmak gerekir. Alkol pansumanı veya sıcak su kompresi çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 2 kahve kaşığı kına konur. Lapa haline gelinceye kadar ısıtılır. Sonra dolama olan yere sarılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a gold brick. sell smb. a pup. swindle. cheat. spoof. gold brick. rotate. double-cross. take in. bilk. bunco. chisel. con. cozen. defraud. diddle. do. do down. do in. flimflam. gammon. gull. gyp. have. hornswoggle. jockey. nick. nobble. rac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to swindle. to take in. bamboozle. cheat. chisel. to take a person to cleaners. con. cozen. deceive. defraud. diddle. gull. let in. mulct. overreach. twist. welsh.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında beyaz akıntı; tıp dilinde ise; Gleet denilir. Arasıra görülen beyaz akıntı pek önemli değildir. Çünkü üşütmek, ruhi bunalım, uzun süren bir hastalık veya yüksekçe bir yerden düşmekten kaynaklanabilir. İç çamaşırında krem rengi beyazlıkta bir leke görülür. Kuruduğu zaman kahverengiye çalan sarı bir renk alır. Önce beyaz akıntının nedenini bulmak gerekir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmıyorsa, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason

Hazırlanışı : 2 kahve kaşığı anason, tavada iyice kavrulup yenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The game is played by matching the spots or the blank of an unmatched half of a domino already played One of the pieces with which the game of dominoes is played. a small rectangular block used in playing the game of dominoes; the face of each block has t

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States rhythm and blues pianist and singer and composer. a loose hooded cloak worn with a half mask as part of a masquerade costume. a mask covering the upper part of the face but with holes for the eyes. a small rectangular block used in playing t

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangular. four-cornered.

Türkçe Sözlük

(i.) Dövülmek işi, dövülüş. (bk.) Döğülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). makul, gerçekçi; uygulanabilir, gerçekleştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). tuhaf, gülünç; (i). tuhaf kimse; maskara, soytarı. drollness (i). tuhaflık, gülünç oluş, acayiplik. drolly (z). gülünç ve tuhaf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mizah, şaka, tuhaflık; gülünç bir şekilde davranma veya konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suda boğulmak; suda boğmak; su altında bırakmak, batırmak; bastırmak (keder, üzüntü); out ile gürültü ederek bir sesin işitilmesine engel olmak. drowned in sleep ağır uykuya dalmış. drowned in tears iki gözü iki çeşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuru, yağmursuz, kurak, susuz; susamış; kurumuş, suyu çekilmiş; süt vermez, sütü kesilmiş; sert, keskin; yavan, tatsız; sert, sek (içki); pirinç ve makarna gibi kuru (yiyecek); sıkıcı; (A.B.D.)., (k.dili). içki yasağı uygulanan dryasdust (s). sıkı

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ed’iye). 1. Allah’a yalvarma, niyaz: Ellerini kaldırmış dua ediyordu. 2. Birinin iyiliği için Allah’a yalvarma: Duanızla meşgulüm. Hayır duâ, duâyi hayr = Birinin lehinde yapılan duâ. Bed-duâ = Birinin aleyhinde yapılan duâ: Babasının bedduâsına uğradı.

Türkçe Sözlük

(i.). Düyülmek işi. (bk.) Dü ğülmek, düğmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı işleri ile meşgul olan adamın sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dilsiz; dili tutulmuş sessiz konuşmayan; konuşmadan yapılan, pandomim şeklinde, mimikle ifade edilen; (A.B.D.), (k.dili) sersem kafasız, budala. dumbbell (i). jimnastik güllesi, halter; (A.B.D.) (argo) aptal kimse.dumb piano egzersiz için kullanı

Türkçe Sözlük

(i. A. itaf. olan «ednâ» nın müennesidir). 1. Alem, Ahırete nisbetle şimdi yaşadığımız Alem, kâinat: Dünya fânî, Ahıret bâkîdir. 2. Başka seyyarelere ve gök cisimlerine nisbetle yer, küre-i arz: Kâinatın genişlik ve büyüklüğüne nisbetle dünya bir zerre değildir. 3. Dünyada yaşamak için lâzım gelen şeyler, servet, mal, mülk: O adam dünyaca iyidir, dünyası uygundur. Ehl-i dünyâ = Bu dünya için çalışan, Ahırete ehemmiyet vermeyen. Tirik-i dünyâ = Dünya işlerinden el çekmiş, Ahıret adamı. Dünya adamı = Dünya işlerini ve dünyada yaşamayı iyi bilen ve dünya işleriyle meşgul olan adam: Dünya adamıdır, mukabili: Ahıret adamı. Dünyaya getirmek = Doğurmak: O kadın, üç çocuk dünyaya getirdi (hayvanlar hakkında kullanılmaz). Yeni Dünya = Amerika veya Avustralya.

Türkçe Sözlük

(i. F). Dünya işleriyle meşgul olup mal mülk sahibi olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. deactivate. call off. shut off. abort. arrest. baulk. block. bring short. cease. check. choke back. choke down. choke off. collar. crimp. discontinue. give over. call a halt. hold back. hold up. intercept. intermit. jam. jugulate. lock. p.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Temiz, saf gül.

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. norm. rule. code of laws. principle. regulation. axiom. criterion. prescription. equation. formula. reference. law. maxim. rule book. terms of reference. watchword.

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkalarının duygularına, sevinç ve acılarına katılma isteği veya hali. Ar. tecâzüb.

Türkçe Sözlük

(f. psikoloji). Duygusunu uyandırmak, duygulu hale getirmek, hislendirmek.

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Hislenme, duygulu hale gelme, mütehassis olma.

Türkçe Sözlük

(f.). Hislenmek, iyi duygular edinmek, içlenmek, mütehassis olmak: Çocuğun o hali beni pek duygulandırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). Duygulu olma hali, hassasiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. regularity. regulation. formation. arrangement. coordination. harmony. system. orderliness. array. contexture. convention. cosmos. disposal. disposition. get-up. layout. make-up. method. regime. right. scheme. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. method. order. regularity. sequence. setup. trick. trickery. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. setting. organizing. reorganization. regulation. collocation. distribution. execution. hatcher. layout. make-up. trimming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alignment. composition. control. disposal. disposition. ordering. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up. arrange. collocate. compose. construct. coordinate. dispose. do. do out. draw. draw up. engineer. execute. forge. form. frame. get up. give. grade. lay out. methodize. mount. order. organize. promote. put up. regularize. regulate. scheme. se.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appoint. array. assemble. codify. collate. condition. control. coordinate. dispose. do. fix. install. organize. plan. programme. regulate. scheme. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulating. organizing. regulatory. organizer. regulator. regulative. compensator. grader. promoter. trimmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulator. regulator regülatör. organizer organizatör. regulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly. in order. systematic. systematical. regular. neat. tidy. harmonious. in good trim. clean-cut. coordinate. dainty. equal. even. methodical. ordered. organized. right. settled. snug. stated. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegant. methodical. neat. ordered. orderly. regular. shipshape. steady. straight. together. trim. uniform. tidy. well-arranged. systematic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

geared. regular. in order. orderly. systematic. uniform. organized. planned. balanced. harmonic. set. equipped. symmetric. symetrical. tactic. tactical. coordinate. crisp. even. methodical. just so. stated. steady. straight. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desultory. disorganized. disordered. chaotic. irregular. unsteady. untidy. out-of-trim. snatchy. out-of-balance. out-of-order. erratic. excursive. fitful. freehand. haywire. hugger-mugger. huggermugger. indigested. inordinate. jerky. non-uniform. non.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumpy. discordant. discursive. dishevelled. disorderly. erratic. fitful. irregular. messy. odd. slipshod. slovenly. spasmodic. turbid. turbulent. uneven. untidy. wildcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorderly. irregular. confused. non-uniform. inharmonious. non-harmonic. out of order. out of trim. out of balance. unsymmetrical. unorganized. gearless. sporadically. anyhow. back to front. chaotic. desultory. disordered. episodic. erratic. formless. il

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorder. irregularity. lack of orderly planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. clear-cut. shapely. in good trim. straight. formal. fluent. regular. dandy. ordered. shipshape. slick. square. trim. unruffled. right. dandyish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. dress. even. level. presentable. proper. regular. shapely. shipshape. smooth. steady. true. orderly. clean-cut. correct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. neat. orderly. well proportioned. level. well-arranged. correct. regular. flat. plain. glossy. fresh paint. cosmetic. wash. ceruse. even. uniform. plane. uniformly. facial preparation. formal. sleek. straight. laminar. right. taut. clear-cut.

Türkçe Sözlük

Mekânın iki boyutlu, düşey ya da yatay bir uzantısı. Mimari kompozisyonlarda somut değeri olsa da resimde mekân ve hareket yanılsamasının ön koşuludur. Heykelde ise çok yalın geometrik biçimler dışında düzlem çokça ilgilenilen bir öğe değildir. Resimde tuvalin yüzeyi resimdeki mekânın en yakın boyutu olarak hissedilmekle birlikte, bu yüzeyin alt bölümü izleyiciye en yakın, en üstüyse en uzak mekânı içeren bir yer düzlemi olarak da yanılsanır. Derinlik yanılsamasını amaçlayan kompozisyonlarda ön plan, orta plan, arka plan anlatımları, bunları algılatan farklı derinlik düzlemlerinin vurgulanmasıyla oluşturulur.

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. c.) (müfredi uknum az kullanılmıştır). Asıllar, esaslar: Ekaanîm-i selâse = Hıristiyanların Baba (Tanrı), Oğul (İsâ) ve ROhu’lKuds’ten mürekkep olduğuna inandıkları Tanrı (yalnız bu tabirde geçer, aslı LAtince’ye benzer bir kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebâ). Ata, baba, Fars. peder, Ar. vâlid: Eb-i müşfik = Şefkatli baba. Lieb = Bir babadan, babası bir fakat anaları ayrı kardeş: Lieb erkek kardeşidir. Eben an ceddin = Babadan oğula. Ar. nesi en. c. Abâ ve ecdâd = Atalar, Ar. eslâf (selefler). Künyelerin terkibinde vesair Arapça tâbirlerde «ebû, ebâ, ebî» suretlerini de alıyor ki, Arapça’da her birinin kullanılış yeri ayrıdır. Fakat Türkçe’de hepsi için «ebû» kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ibn). ibnler, oğullar, (bk.) İbn.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابنا] oğullar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etki, sonuç, eser; anlam, husus, meal; tatbik mevkii, fiil, iş, işlem. put into effect, give effect to tatbik mevkiine koymak, uygulamak.cause and effect sebep ve sonuç. for effect gösteriş için. in effect gerçi, aslında, gerçekten, filhakika. o

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Eklendiği kelimelere “saçan, dağıtan, serpen, silken” manası verir.. - Gülefşan: Gül saçan.

Türkçe Sözlük

yahut İĞİRİCİ (i.), iplik bükmek işiyle meşgul adam.

Türkçe Sözlük

(f.). İğ ile iplik büktürmek, iğden yün ve pamuk vesaire çektirmek: Fukara kızlarını toplayıp pamuk eğirtmekle meşgul oluyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kokulu bir yabani gül, (bot). Rosa rubiginosa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crooked. curve. irregular. oblique. uneven. wry. bent. skew. cockeyed. bowed. curved. slanted. sloping. bandy. angle. inclined.

Sağlık Bilgisi

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı sirkeye batırılan kuru erikler egzamalı yerlere sürülür.

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احساس] duygular, hisler.

Türkçe Sözlük

(i. A. kebîr’den itaf.) (mü. kübrâ) (c. ekâbir). 1. Daha yahut pek büyük, en büyük. Ar. Azam: Ekber evlâd = En büyük oğul. Allahü Ekber = Hak teâlâ hazretleri her şeyden büyüktür. Şeyh-i Ekber = Muhiddîn Ibni’l-Arabî. Hadîcet-ülKübrâ = Müminlerin annesi Hazreti Hadice. 1. (c.). Büyük adamlar, yüksek makamlarda bulunanlar. Ar. rüesâ, eşrâf: Ek8bir-i ümmet = Milletin büyükleri. Mantık, (bk.) Kübrâ.

Türkçe Sözlük

(i.). Ekin ekip biçmekle meşgul adam, çiftçi. Ar. fellâh, harrâs: Ekinci takımı. Ar. zürrâ.

Teknolojik Terim

Ekran Üstünde Kontrast, inanılmaz derecede zengin renkler için siyah ve beyaz parlaklık arasındaki farkı vurgular. Bu en karanlık gölge (siyah) ile en parlak gölgenin (beyaz) ölçümüdür. Ne izliyor olursanız olun, kontrast oranı ne kadar yüksek olursa, görüntü kalitesi de o kadar yüksek olur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatma duygusu ile dil ve ağzı buruşturarak yakan ve mutedili hoşa giden asit (hâmız): Ekşi limon, portakal, ayran, boza. 2. Mayalanıp ekşiyerek bozulmuş, ekşimiş: Ekşi hamur, şarap. 3. mec. Hoşa gitmez, nahoş, gülmez, abûs: Ekşi yüz, çehre. Ekşi şey, ekşilik. Ar. humz: Bu limonatanın ekşisi az, bu yemeğin eşkisi yok. S. Hamur mayası. Ekşi aş = Erikle etten yapılan bir çeşit yemek. Ekşi su = Asidi olan maden suyu.

Şifalı Bitki

(yabani elma): Gülgillerden; ormanlarda yetişen bir ağacın meyvesidir. Meyveleri küçük ve çok ekşidir. Çiçekleri, açık pembedir. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsaklardaki gazı boşaltır. Buralardaki iltihapları giderir.

Sağlık Bilgisi

Kalbin normal atışlarına, fazladan atış eklenmesine Ekstrasistol bir başka deyişle fazladan atış denir. Kalbin bir atışı, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atış olmaz. Bu atışlar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastalıklarında görüldüğü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmı güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ufalanmış marrup yaprağı konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Şikayet ortaya çıktığı zaman içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular distance above the horizon. an electric elevated railway. elevation.

Sağlık Bilgisi

Hafif el ve ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya yarım kahve kaşığı kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Hepsi bir kerede içilir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: 4lastique). Toplanıp çekilir, esner (elastikî, elastikiyet gibi gülünç tabirler kullanılmamalıdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dirsek; dirsek şekli. elbow grease k.dili alın teri, emek. at his elbow yanı başında, elinin altında. out at the elbows fakir, kılıksız, pejmürde, perişan. rub elbows with (tanınmış kimselerle) vakit geçirmek. up to the elbows çok meşgul, işi baş

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikleme, elektriklenme, elektrik uygulaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. beyinden elektrik akımı geçirilerek uygulanan tedavi.

Genel Bilgi

İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50 - 60 Hz.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse ‘Volt’ta odur. ‘Amper’ de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur. Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.

Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre l ila 5 miliamper akımın vücutta hissedilme seviyesi; 10 miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.

Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.

Genel Bilgi

İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50-60 HZ.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse “Volt” da odur. “Amper” de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur. Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.

Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre bir ila beş miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.

Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı: alma). Gülgillerden kırmızı, sarı ve beyaz arasında değişik renkte meyveleri olan bir ağacın ve meyvesinin adı. Ar. tüffah, Fars sîb: Arnavut, Amasya, ferik elması, mec. Yuvarlak şey, top, kürecik: Göz, çene elması. Acı elm», deve, diken elması = Bitki çeşitleri. Yerelması = Şekli patates, lezzeti elmaya benzer meşhur bir kök ki sebze çeşidinden olup etli ve zeytinyağlı yemeği olur. Elma baş = Bir cins ördek. Elmakürk = Tilki postunun bir cinsi ki, kenarına elma dibi denir. Bir elmanın yarısı = Pek benzer. Kızılelma = Vaktiyle Roma şehrine verilen ad. mec. Osmanlı Türkleri’nin ülküsü.

Şifalı Bitki

(malus): Gülgillerden çiçekleri pembe, oldukça yüksek bir ağacın meyvesidir. Meyvesi (elma); çoğu yumruktan küçük ve yuvarlak, kabuğu parlak ve sert, kırmızıdan yeşile kadar türlü renktedir. Çekirdekleri ufaktır. Dokusu gevşektir. Kokusu hoş, tadı mayhoş veya tatlıdır. Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik gibi birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolestrolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastaları için faydalıdır. Dizanteri ve paratifoda iyileşmeye yardımcı olur. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Susuzluğu keser. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.

Yabancı Kelime

Fr. embryon

anat. oğulcuk

Döllenmiş yumurtacığın gelişmeye başladığı andan dölüt olmasına kadar geçen süredeki adı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Oğulcuğun cenin haline gelinceye kadar geçirdiği safhaları inceleyen biyoloji kolu.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Oğulcuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -os) s., biyol. embriyon, cenin, oğulcuk, bir organizmanın ilk oluşumu; başlangıç, iptida; s. ilkel, olgunlaşmamış. in embryo tasarı halinde, gelişmemiş halde. embryonic (embriyan'ik) s. embriyona ait; ilkel, gelişmemiş, olgunlaşmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili fazla duygulu davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duygulu, hassas, hisli; heyecanlı, heyecan veren. emotionalism i. duygululuk, çabuk heyecana kapılma . emotionalist i. fazla heyecana kapılan kimse; heyecan uyandırmaya çalışan kimse. emotional'ity i. heyecana kapılma, duygun luk, duyarlık, hassasi

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. bir başkasının duygularını anlayabilme

Yabancı Kelime

Fr. empathie

ruh b. duygudaşlık

1. Aynı duyguları paylaşma. 2. Kendini duygu ve düşüncede bir başkasının yerine koyabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerinde durmak, vurgulamak, önemini belirtmek, ısrarla söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üzerinde durulmuş, kuvvetle ifade olunmuş, etkili; önemli, dikkati çeken; vurgulu, kuvvetli ifa desi olan, kesinlikle hareket eden. emphatically z. üzerinde durarak, belirterek; kesin olarak, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kullanmak, bir hizmet veya işte kullanmak, istihdam etmek; meşgul etmek, iş vermek, görevlendirmek, memur etmek; sarfetmek, vermek (vakit, enerji); i. görev, hizmet, memuriyet. employable s. kullanılabilir, istihdam olunabilir. employer i. pa

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş verme, istihdam; işi olma; iş, görev, vazife, hizmet, memuriyet, meşguliyet. employment agency iş bulma bürosu, iş ve işçi bulma kurumu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolish. sucker. fool. goat. pigeon. chump. dupe. fall guy. gudgeon. gull. mug. muggins. schlemiel. schlemihl. schlepper. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. booby. fool. gull. gullible. mug. sucker. dupe. chump. patsy. credulous.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Atma, Ar. remiy. 2. Silâh boşaltma: Yirmi pâre top endaht ettiler. 3. (askerlik) Kurşun ve gülle atma ve nişan alma işi: Endaht mektebi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ten, beden, vücut: Sİm-endâm = Gümüş tenli. Gül-endâm = Gül tenli. 2. Boy, Osm. kad, kaamet: Endâmı gayet düzgün. 3. Boy boşun mevzunluğu, biçim: Pek endamlı. Endam aynası = İnsanın bütün vücudünü gösterecek surette büyük duvar aynası.

Ülke

Başkent: Cakarta.

Nüfus: 200.410.000.

Yüzölçümü: 1.913.443 km2.

Komşuları: Güneydoğu Asya, Hint Okyanusu’nda takım adalar.

Önemli Şehirleri: Surabaya, Bandung, Uyung Pandang, Malang.

Din: Müslüman %87.

Dil: Bahasa İndonezya, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Önce Portekiz ardından da Hollanda sömürgesi olan Endonezya II. Dünya Savaşı’nda Japonya tarafından 1942’de işgal edildi. 1945 yılında Ahmet Sukarno’nun liderliğinde yürütülen Ulusçu hareket bağımsızlık ilan etmesine karşın, bu ilan kabulü ancak 1949’da olmuştur. İlk Cumhurbaşkanı olan Sukarno 1950 yılında federal yapıyı feshederek üniter bir cumhuriyet kurdu ve katı bir ulusçuluk politikası uyguladı. Ülke içinde yükselen ağır baskılar sonucu 1965 yılında Sukarno yetkilerini General Suharta’ya devretmiştir. Suharta 1993 yılında 6. Kez Cumhurbaşkanı seçildi. Suharta muhalefeti sınırladı ve ülkeyi Batı ile müttefik yaptı. Politik istikrar ve ülkenin zengin petrol kaynakları ülkeyi ekonomik bakımdan istikrarlı yaptı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mecbur etmek, icbar etmek; zorla almak veya yaptırmak; uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek, yürütmek; kuvvetlendirmek. enforceable s. uygulanabilir, tatbik edilebilir. enforcement i. uygulama, tatbik. law enforcement officer polis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işe almak, tutmak, angaje etmek; işgal etmek, yer tutmak; söz almak, vaat ettirmek; dövüşmek, birbirine girmek, çarpışmak; ilgisini çekmek; meşgul etmek; nişanlanmak; vaat etmek, söz vermek, bağlanmak, taahhüt etmek; mak. birbirine geçmek, birbirin

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul, tutulmuş; nişanlı; dövüşmekte; birbirine geçmiş. engaged column mim. yarısı duvarda yarısı meydanda olan direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. içinde kaybolmak; yutmak, girdap içine çekip yutmak. engulfment i. bu suretle yutma veya yutulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğlendirmek, avutmak, meşgul etmek; misafir etmek, ağırlamak, ikram etmek; misafir kabul etmek; hatırda tutmak; göz önünde bulundurmak. entertain a motion bir teklifi kabul edip kurula arzetmek (başkan). They entertain a great deal çok misafirleri g

Yabancı Kelime

Fr. épistémologie

bilgi kuramı

Bilginin temelini, bilim alanında uygulanan yöntemleri, sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Eren). - Eren ve gül isimlerinden birleşik.

Şifalı Bitki

(çayırmelikesi): Gülgillerden dalları sağlam ve sert kırmızımtırak bir bitkidir. Çiçekleri kar taneleri gibidir ve dalların ucunda toplanmışlardır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Bitkinin her yeri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Böbrek mesane ve idrar yollarındaki iltihapları giderir. Soğuk algınlığını geçirir. Kanı temizler. Sinirleri yatıştırır. Kalbi kuvvetlendirir. Nefes darlığı ve astımda faydalıdır. Diş ağrılarını keser. Diş eti ve boğaz iltihaplarını giderir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Nadide gül, tek gül. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güleryüzlü erkek.

Şifalı Bitki

(prune): Gülgillerden beyaz çiçekli bir ağacın yemişidir. Erik, çoğu ceviz büyüklüğünde, kabuğu ince, sarıdan kırmızıya ve mora kadar türlü renkte, tadı mayhoş veya tatlı, etli, sulu tek ve sert çekirdekli bir yemiştir. B vitamini bakımından zengindir. Kullanıldığı yerler: Sinirleri kuvvetlendirir. Zihin yorgunluğunu giderir. Kabızlığı giderir. İdrar söktürür ve vücudun rahatlamasını sağlar. Karaciğer şişliğini giderir. Böbrekleri dinlendirir. Kansızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Romatizma, mafsal kireçlenmesi ve nikriste faydalıdır. Çekirdekleri de, bağırsak solucanlarını düşürmekte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük

(i.). Erkek keçi. Erkeçsakalı = Gülgillerden bir bitki, çayır melikesi (spirea).

Genel Bilgi

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, bebeklerin veya küçük çocukların odalarında dolaştıklarına, onların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına ilişkin ortak bir inanç vardı. Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. Çünkü mavi göklerin rengi idi. Hatta bugün bile hala Ortadoğu’da şeytanı kovmak için, bazı evlerin kapıları maviye boyanmaktadır.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu için, şeytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların giysilerinin mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.

Çok sonraları kız bebekler de “erkek bebekler kadar önem kazanınca”, onların giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyacı doğdu ve de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslan, Fars. şîr. Esedullah = Tanrı’nın arslanı (Hazret-i Ali’ nin unvanıdır), (astronomi) Burc-ı Essd = Arslan burcu, 12 burcun beşincisi ki, Güneş bu burca rûmî temmuzun onbirinde girer. Kalb-ül-esed = Arslan burcunda birinci derecede bir sâbit yıldız. (Fr. regulus). Zeneb-ül esed = Yine o burçda ikinci derecede bir sabit yıldız (Fr. denebola). Zahr-ül esed = Yine o burçta ikinci derecede bir yıldız (Fr. geba). Esed-i asgar = Arslan burcu ile Dübb-i Ekber arasında bir yıldız kümesi (Fr. petit lion).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.

Türkçe Sözlük

(ESNAF) (i. A. c.) (m. sınıf). Sınıflar, (bk.) Sınıf (Türkçe’de hem teklik hem çokluk gibi kullanılır). Vaktiyle muntazam sınıflara ayrılmış sanatkâr ve dükkâncılar: Yorgancı, bakkal, bakırcı esnafı. Esnaf kethüdası = Her esnafın hükümetçe işlerini gören ve kendilerinin kefalet vesair işlerine bakan ve vergilerini toplayan adam ki, içlerinden seçilip hükümet tarafından tasdik olunurdu. Esnaf loncası (daha doğrusu locası) = Her esnafın ticaret odası, sendikası. Sanatla veya dükkâncılıkla meşgul olan ve geçinen kimse: Esnaf adam = mec. Kaşarlanmış adam: O işin esnafı olmuştur, (argo) Fuhşu meslek edinmiş kadın veya erkek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique. incomparable. peerless. matchless. unequalled. unmatched. unparalleled. nonpareil. heavenly. inimitable. irreplaceable. nonesuch. without a peer. singular. unexampled. unexcelled. unrivaled. unrivalled. unsurpassed. in a class of one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. inimitable. matchless. peerless. singular. superlative. unequalled. unique. unparalleled. unprecedented. unrivalled.

Yabancı Kelime

Fr. esthétique

fel. güzel duyu

Güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu.

Yabancı Kelime

Fr. étiologie

neden bilimi

1. Olgulara yol açan sebeplerin bütünü. 2. Hastalık sebeplerini araştıran tıp dalı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı iv, yiv). 1. Her ailenin ayrı olarak oturmasına mahsus yeri ki, taş ve keresteden veya tahtadan olur. hâne, Ar. beyt, mesken, Fars. dâr: Kâgir ev, ahşap ev; bir katlı, iki katlı ev. 2. Küçük parçalara bölünmüş bir şeyin beher kısmı, hane: Satrançta fil evi, at evi. 3. Bir evde oturanların hepsi, aile: Namuslu ev; muteber ev. 4. Soy, nesil, sülâle, hanedan: Rumeli’nde Kavanozoğlu evi meşhurdu. Ev adamı = Pek teklifsiz ve yakın adam. Ev eşyası = Mobilya, döşeme vesaire takımları. Ev işi = Dükkân ve fabrikada yapılmayıp evde kadınlar tarafından yapılan: Bu reçel ev işidir. Ev bark = Çoluk çocuk, Osm. ehl ü lyâl, hânmân: Evce, evcak = Bütün ev halkı birlikte: Evce gezmeye gitmiştik. Ev hayvanı = Alışık, evcil hayvan, yabanî hayvan mukabili Ev halkı = Aile efradiyle hizmetçiler, bir evde birlikte yaşayanlar. Evden, evde = Kadınlar, harem: Evde diktiler, evden istiyorlar. Evsahibi, sahibesi = Evin büyüğü, evi idare eden. Fars. kethudâ, ked-bânû. Ev gailesi = Çoluk çocuğun idaresi işleri. Ev kadını = Eve bakan ve bakmasını bilen kadın. Ev hekimi = Bir ev halkına daima bakan hallerini ve durumlarını bilen doktor; aile doktoru. Ev yemeği = Evde pişen, kadınlar tarafından pişirilen yemek. Ahıret evi = Ahıret, öbür dünya. Aşevi = Mutfak. Ak ev = Göçebe aşiret. Kara ev = Yerli ve yerleşik aşiret. Canevi = Midenin üstü ki, sevinç, korku vesair duygulanmalarda orada bir ürperti hisolunur. Düğün evi = Düğün yapılan ev; sevinç ve şenlik evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) buhar haline getirmek, buharlaştırmak, uçurmak; buhar olup uçmak, buharlaşmak, buğu çıkarmak. evapora'tion (i.) buharlaşma, buğulanma. evap'orator (i.) sebze, meyve ve başka maddeleri kurutmaya mahsus alet. evap'orated milk kısmen suyu alınmış yoğun

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. vakf). Vakıflar, (bk.) Vakıf. Evkaf-ı hümâyûn = Osmanoğulları’nın vakıfları. Evkaf-ı hümâyûn nezâreti ve sadece evkaf nezâreti = Tanzimat’tan sonra evkaf işlerine bakan bakanlık: Evkaf-ı hümâyûn nâzırı, meclisi, müfettişi, muhasebecisi, hazinesi vesaire. Evkaf-ı mazbûta = idaresi evkaf nezaretine ait vakıflar.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’yı taklid ederek Türkler’in yaptıkları bir kelimedir). Evlâtlık, Ar. bünüvvet: Evlâdiyyetle şartlı = Babadan oğula kalmak şartiyle.

Türkçe Sözlük

EVLAD, EVLAT (i. A. c.) (m. veled). Veledler, oğullar, (bk.) Veled. i. Çocuk: Evlâd ve ayâl. 2. Soysop, nesil, sülâle: Evlâd-ı Resûl, evlâd-ı fâtihân. 3. Erkek, kız çocuk: Kaç evlâdı vardır? Beş evlâdı, bir erkek evlâdı, bir kız evlâdı vardır; gel evlâdım; gelin evlatlarım. Evlâd-ı zükûr = Erkek çocuklar. Evlâd-ı inâs = Kız çocuklar. Evlâd-ı memleket = Memleket çocukları, ahali, vatandaşlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Oğulluk, Ar. bünüvvet: Falanı evlâtlığa kabûl etti.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Evdegül)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tic.) bir memlekette uygulanan istihsal, satış veya istihlâk vergi sistemi; bu vergiyi tahsil eden hükümet dairesi. excise duty bu vergi. exciseman (i.) bu verginin tahsildarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uygulama, tatbik, icra, yürütme, ifa, yerine getirme, kullanma;talim, alıştırma egzersiz; beden terbiyesi, jimnastik, idman; deney, tecrübe; (çoğ.) tören; (f.) icra etmek, ifa etmek, ettirmek, yaptırmak;idman yapmak, egzersiz yapmak; hareket et

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sergi; gösterme, teşhir, izhar, ibraz, arz; (ing.) üniversiteden verilen burs; (tıb.) ilaç olarak verme. make an exhibition of oneself kendini teşhir etmek, kendini gülünç duruma düşürmek. exhibitionism (i.) kendini teşhir merakı,teşhir hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). görmek, başından geçmek, çekmek, maruz kalmak, tecrübe etmek, denemek, tatmak, hissetmek. experienced (s). görgülü, tecrübeli, bilgili, irfan sahibi, marifetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bilinen duygulara dayanmayan. extrasensory perception altıncı his.

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

Türkçe Sözlük

(i.). Fal açmak işi. Fala bakanın meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanlış fikir, aldatıcı kavram,sahte görünüş; aldatma, hile, yanlışlık, yanlış, hata, temelsizlik; (man.) safsata, mantık kurallarına aykırı gelen sav. pathetic fallacy insanlara has duyguların doğal belirtilere mal edilmesi (insafsız deniz gibi).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (renk, Ar. levn): Gülfâm = Gül renginde. Minâ-fâm = Şişe renginde. Kebûd-fâm = Gök renginde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulation, aviation rules and regulations enforced by the FAA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulations These are the primary regulations for use by all Federal Executive agencies in their acquisition of supplies and services with appropriated funds Clauses from the FAR are usually passed on to IU through contracts with the F

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rules and regulations covering every aspect of aviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulations, Title 14 of the U S Code of Federal Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Facility Request in SS7 Also Federal Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulations The regulations applied to the federal government's acquisition of services, including health care services.

Yabancı Kelime

Fr. falbala

fırfır

Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Perde, entari gibi şeylerin kenarına dikilen büzgülü veya kırmalı süs, fırfır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tiyatro gülünçlü tiyatro oyunu, fars; maskaralık, saçma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). şakacı, muzip; gülünçlü tiyatro oyunu yazan veya oynayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gülünç, tuhaf, maskaralık kabilinden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The catch of fish on a fishing vessel. the food and drink that are regularly consumed a paying passenger the sum charged for riding in a public conveyance eat well.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an agenda of things to do; 'they worked rapidly down the menu of reports'. the sum charged for riding in a public conveyance. a paying passenger. the food and drink that are regularly consumed. proceed or get along; 'How is she doing in her new job?'; 'Ho

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (i)., (s). Uğurlar olsun, Güle güle. (i). ayrılma, gitme; veda, geçirme,uğurlama; (s). son, ayrılma. farewell dinner veda yemeği.

Türkçe Sözlük

(i. A. ferağ’dan if.) (mü. fâriğa). 1. Boş, Osm. hâlî, tehî: Zihni, kalbi endişelerden fariğdir. 2. İşini bitirip kurtulmuş, artık işi gücü ve meşguliyeti kalmamış. Osm. Azâde, müsterih: işten, yazıdan, ticaretten fâriğ olduk. 3. Vazgeçmiş, terketmiş, el çekmiş, artık uğraşmaz olmuş: Ben kitap yazmaktan, şiir söylemekten fâriğ oldum. 4. Rahat, Asûde, dert ve gürültüden uzak. Fâriğ-ül-bâl = Kalbi rahat ve müsterih.

Yabancı Kelime

Fr. farce

tiy. güldürü

İlkel, yalın güldürme ögelerinden yararlanan, bazen inanırlığın sınırını aşan, güldürmeyi amaç edinen sahne eseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulations, the laws governing aviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Aviation Regulations, frequently cited by FAs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rules and regulations designed by the Federal Aviation Administration to control airspace operations in the United States.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). babası olmak; vücuda getirmek, icat etmek; oğul olarak kabul etmek; abaca davranmak. father on isnat etmek,atfetmek, yüklemek (bir kitabı, bir yazara).

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) 1.Sütten kesilmiş. 2.Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz.Peygamber’in Hz.Hatice’den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605’te Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine’de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz.Ali ile evlenmiş, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin, Hz.Ümmü gülsüm ve Hz.Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)’tan sonra 6 ay yaşamıştır. Lakabı Zehra’dır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yararlı bir yardım; teveccüh, güleryüz gösterme, lütuf, kerem; iltimas, kayırma, himmet; taraf tutma, himaye; iltifat; sima, çehre, yüz; ufak hediye, armağan; (çoğ). cinsi münasebet için müsaade etme. ask a favor ricada bulunmak. bestow favors on ayr

Sağlık Bilgisi

Haddinden fazla terlemek; sinir bozukluğu, fazla sıcak, tiroid bezinin çalışmasında görülen bozukluk, tüberküloz, raşitizm veya iskorbütten kaynaklanır. Ergenlik yaşlarında da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asıl nedenini bulmak gerekir. Sinir bozukluğu veya fazla sıcaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularını engellemek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazırlanışı : Vücudun terleyen kısımları sirke ile ovulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mümkün, yapılabilir, tatbik edilebilir; uygun, münasip, yakışık alır; ihtimal dahilînde, muhtemel, makul. feasibleness, feasibil,ity (i). uygulama imkanı, tatbik kabiliyeti. feasibility study ön hazırlık çalışması. feasibly (z). mümkün olacak surette

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (çoğ). his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat; (s). duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt one's feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly (z). tesir ederek, hissederek,

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı, kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir. Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine inanmasıdır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acıhıyar.

Hazırlanışı : 1 adet acı hıyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Yabancı Kelime

Fr. phénoménisme

fel. görüngücülük

Gerçek olanın yalnızca görüngüler olduğunu öne süren görüş.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vazgeçme, terk’, çekilip bırakma: İşten, çalışmadan ferağ etmek. 2. Hiçbir işle meşgul olmayıp istirahat etme: Künc-i ferâğ = İstirahat köşesi. 3. Asûdelik, asayiş, rahat, sakinlik: Gönül ferâğı, hatır ferâğı. 4. (mülkî idare) Bir gayri menkulün sahiplik hakkını eski sahibinin yeni sahibine terkle alâkasını kesmesi ve buna dair resmî muamele: Satılan evin, tarlanın ferâğı bugün yapılacaktır; henüz ferâğ muamelesi yapılmadı.

Sağlık Bilgisi

Kadınların üreme organlarının dış kısmının kaşınması; döl yolundan gelen akıntıdan kaynaklanabilir. Ayrıca, böyle bir neden olmadığı halde kullanılan sabun ve iç çamaşırın cinsi de kaşıntıya neden olabilir. İç çamaşırı veya kullanılan sabundan kaynaklanan ferç kaşıntılarında; bunları kullanmamakla şikayet ortadan kalkar. Diğer kaşıntılarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı süzme bal ile 1 tatlı kaşığı zeytinyağı karıştırılır. Günde üç kere ferç’in çevresine ve içine sürülür.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. ferzendân). 1. Oğul, erkek çocuk. 2. Çocuk.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Oğula yakışacak surette; çocukça.

Türkçe - İngilizce Sözlük

singularity. being extraordinary or exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white, albuminous, fibrous substance, formed in the coagulation of the blood either by decomposition of fibrinogen, or from the union of fibrinogen and paraglobulin which exist separately in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a white, insoluble protein formed by the chemical fibrinogen to form blood clots. an insoluble protein that forms the necessary fibrous network in the coagulation of blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tough, sticky protein threads that form during coagulation to bind and strengthen the platelet plug. a substance in the blood that combines with blood cells and platelets to form a chemically stable clot at the site of bleeding.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaç ve çiçeğin tazesi: Ağaç, gül, karanfil fidanı. 2. Diğer yere dikilmek üzere tohumdan yetişme olarak sık bitmiş olduğu yerden çıkarılmış taze ağaç veya çiçek: Fidan dikmek, fidan yetiştirmek, fidan tarlası. 3. Düz ve doğru ağaç dalı. Fars. nihâi. Fiden gibi = Fidan boylu, ince uzun. 4. Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr). 1. Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu. 2. Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz. 3. Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam. 4. Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun. 5. Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda. 6. Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır. 7. Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.

Yabancı Kelime

Fr. fixe menu

tek liste

Yenilecek yemeklerin ne olduğu önceden belirlenip gelen müşterilere aynı yemeklerin verildiği uygulama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring before a court or legislative body by presenting proper papers in a regular way; as, to file a petition or bill.

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (f). güzel, ince, zarif; (saf, katkısız, katışıksız, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mükemmel, üstün: berrak, açık; (z)., (k).dili güzel, hoş, iyi; (f). toz haline getirmek; güzelleşmek. fine arts güzel sanatlar. finedraw (f)., (te

Türkçe Sözlük

(i.). Farbala, büzgülü süs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A passing humor; a caprice; a sudden and unusual effort, activity, or motion, followed by relaxation or inaction; an impulsive and irregular action.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir organının; genellikle bağırsağın, kaslar arasındaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasına fıtık denir. Fıtık olan yerde, şişlik görülür. Öksürünce veya ıkınınca büyür. Ağır işler yapmaktan, öksürmekten ve ıkınmaktan, hoplayıp zıplamaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fıtıkbağı kullanmak faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Keçiboynuzu

Hazırlanışı : Her gün 100 gram keçiboynuzu dövülüp yenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

price. charge. cost. demand function. expense. figure. rate. rate regulation.

Finansal Terim

(Price Range)

Her hisse senedi için, seans içinde önerilebilecek en düşük ve en yüksek fiyatlar o hisse senedi için fiyat marjını oluşturur. Mevcut uygulamada bu limitler baz fiyatın % 10 altı ve üstüdür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). alay etmek, terbiyesizce gülmek, eğlenmek; (i). istihza, eğlenme, alay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçuş; (terz). fermuar veya düğme ile kapatılabilen kısım; beysbol vurulup havaya kaldırılan top; (mak). sürat regülatorü: bayrak veya sancağın ucu: çadırda kapı yerine geçen perde: (çoğ)., tiyatro sahnenin yukarısındaki kısım ve dekor değistirme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek; tazyik etmek, sıkıstırmak; zorla almak; ırzına geçmek; (bahç). suni usullerle turfanda meyva, sebze ve çiçek yetiştirmek. force a smile zorla gülümsemek. force ones hand acele karar vermeye zorlamak. force on

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sünnet derisi, gulfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; korkutucu şey, korkunç kimse; (k).dili çirkin şey. Iook a fright gülünç olmak, fena giyinmiş olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (icked, icking) (s). eğlence; coşma, neşe; (f). gülüp eğlenmek, (başkasına) oyun oynamak; (s). neşeli, şen, canlı, hayat dolu. frolicsome (s). eğlenceyi seven, şen.

Türkçe Sözlük

Otomatizm doğrultusunda çalışan Gerçeküstücü sanatçıların uyguladığı “sürtme” tekniği. Ernst tarafından geliştirilen bu teknikte ahşap, taş ya da dokuma gibi dokulu bir yüzey üstüne yerleştirilen kağıda siyah ya da renkli bir malzeme sürtülerek dokunun kâğıda, geçmesi sağlanır. Böyle elde edilen rastlantısal desenler, resimsel tasarımın temelini oluşturur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolu; meşgul; boş olmayan, tutulmuş; tok; tam, tüm; azami derecede; met; dolgun, büyük, şişman, iri; tamam, bütün; dolun (ay); kalın, pes (ses); bol, geniş. full back (i)., futbol bek oyuncu. fullblooded (s). saf kan. fullblown (s). tamamen açmış

Yabancı Kelime

Fr. fondamentalisme

top. b. kökten dincilik

1. Kurulu düzenin temellerini dinî kural ve inançlar doğrultusunda değiştirip uygulamadan yana olan tutum veya öğreti. 2. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Amerika’da ortaya çıkan protestan kökenli dinî akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s eğlenceli, komik, güldürücü, kdili tuhaf, garip, acayip funny bone anat dirsekte bir şeye çarpınca kolun karın calanmasına sebep olan sinirin geçtiği yer funny business capraşık iş funny paper ABD k dili gazetenin çizgi roman ilâvesi

Ülke

Başkent: Libreville.

Nüfus: 1.390.000.

Yüzölçümü: 267.667 km2.

Komşuları: Kuzeyde Ekvator Ginesi ve Kamerun, Doğuda ve Güneyde Kango.

Önemli Şehirleri: Libreville.

Din: Hıristiyan %96.2, Diğer 3.8.

Dil: Fransızca, Bantu Dialektleri.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Tarih: 19.yy.’ın ikinci yarısında Fransa bölgede hakimiyet kurdu. 1960 yılında Gabon bağımsız oldu. 1990 yılında yeni anayasa oluşturuldu. Gabon zengin doğal kaynakları, dış yatırımları ve hükümetin kalkınma programlarını başarıyla uygulaması sayesinde bugün kara Afrikası’nın en müreffeh ülkelerinden biridir.

Yabancı Kelime

İng. gag

sin. ve tiy. gülüt

Skeç, revü, eğlence gösterisi vb.ne eklenen beklenmedik gülünç sözler veya durumlar.

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.) (c. gavâil). 1. Sıkıntılı iş, baş ağrısı veren meşguliyet, belâ, çözümü zor mesele, uğraştıran iş: Büyük başın gailesi çok olur, gaileden kurtulamıyorum. 2. Harb, muharebe, çatışma: Galle-i zâilede = Geçen seferki muharebede.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hislerin, duyguların insanı yanıltması.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göz kırpma, gözle işaret. 2. Naz ve şive ile kirpik süzerek bakma: Bir gamze ile baktı. 3. Yanakta, daha çok gülümserken beliren çukurluk, çenedeki çukurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ask elleri değnekli iki sıra askerin arasından geçirilmek suretiyle uygulanan eski bir dayak cezası: iki veya her taraftan hücum; üzucu durumlar run the gantlet sıra dayağı yemek; birçok kimsenin hışmına uğramak

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness. singularity. freak.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. gark’tan smüş.) (mü. garîka). 1. Suda boğulmuş, Ar. mağruk. 2. bollukla bir şeya nâil olan, Ar. müstağrak: Garîk-ı rahmet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریق] boğulmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Suya batma, batırma: Taşan sular bağı garketti, bağ suya garkoldu, gemi delinip garkoldu. 2. Boğma, boğulma: Bir gemi batıp içindeki yolcuların hepsi garkoldu, kaptan acemilikle gemiyi garkeyledi. 3. mec. Bol bol verme veya alma, müstağrak olma veya etme: Mehtap ortalığı nûra garkeyledi, müracaat edenlerin hepsi nimet ve ihsana garkoldular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غرق] boğulma, suda boğulma. 2.batırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. İspanya'da eskiden uygulanan vidalı demir halka ile boğarak idam cezası; bu cezanın uygulanmasında kullanılan alet; soymak maksadıyle birinin boğazını sıkma; f. boğarak idam etmek; boğazını sıkarak soymak.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

Sağlık Bilgisi

Midede veya bağırsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastalıklarıdır. Aşağıdaki reçeteler, gazı boşaltmak için kullanılır. Çocuklara uygulanmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Fındık.

Hazırlanışı : Kabukları temizlenmiş bir avuç fındık havanda iyice dövülür. Yemeklerden yarım saat sonra bir çorba kaşığı yenir.

Sağlık Bilgisi

Beslenmedeki A vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Hasta; alacakaranlıkta gereği gibi göremez. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : Bir kilogram havuç önce soğuk su ile yıkanır. Sonra 3 eşit parçaya bölünür. Sabah, öğle, akşam birer parça yenir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breached. regular guest. constant frequenter. regular NCO.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrıca geğirme mide veya safra kesesi hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir. Asabi kimselerde görülen geğirmelerde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, süt.

Hazırlanışı : 2 su bardağı çiğ süte, 1 çorba kaşığı kimyon konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeye hazırlanmış kız veya yeni evlenmiş kadın. Ar. arûs, arûse: Gelin almaya gidiyorlar. Filân kız gelin oldu. 2. Oğulun eşi: Falanın gelini Filân kadın gelini ile iyi geçiniyor. Gelininden memnundu. Uç gelini vardır, mec. Ermeni gelini = Pek ağır hareketli. Gelinsaçı = Eftimon denilen bir cins bitki. Gelin feneri = Elgengeç denilen bir cins bitki. Gelin kuşu = Bir cins büyük toygar. Gelin havası = Pek hareketli hava. Yüzü yazılı gelin gibi kalmak = Boşuna beklemek (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Amma, imdi: Sizin oraya gitmenize gelince. O bahse gelince. 2. Sırası geldikte: Herkese güler yüz gösterir, bana gelince çehresini değiştirir. Eğlence için daima hazırdır, işe gelince hastalığını söyler.

Türkçe Sözlük

(i.). Gelmek işi, gelme, Ar. vürûd: Onun bu saatte gelişi sebepsiz değildir. 2. Tarz, tavır, suret. Gelişigüzel = Rasgele, tabiî hâlinde, her nasıl bulunduysa, dikkat ve ihtimam olunmaksızın: Gelişigüzel bir kıyafetle, saçlarını gelişigüzel zel bırakmıştı («gelişât» suretinde cem’i ve istidâd ve reviş mânâsında kullanılması gülünçtür).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesep, şecere, silsile, soy; nesep tetkiki. genealogist i. nesep mütehassısı, şecereci. genealogize f. nesep tetkiki ile meşgul olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The export of this software is governed by US Department of commerce under the export administration regulations and by Canadian export regulations By downloading or using a Rupp software product you are certifying that you are not a national of Cuba, Ira

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güler yüzlü, şen, hoş; müsait; hayat verici. genially z. güler yüzlü olarak, hoşa giden bir davranışla. genial'ity, gen'ialness i. sempatik oluş, sevimlilik, nezaket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. effective. fact. genuine. gospel. heartfelt. intrinsic. lowdown. outright. positive. proper. real. reality. regular. sincere. substantial. tangible. true. truth. veritable. virtual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. actually. honestly. in fact. for real. indeed. in very deed. forsooth. genuinely. honest. in point of fact. quite. real. regularly. in sooth. sure enough. true. of a verity. yea.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yapılmış, edilmiş, Osm. imal edilmiş. Ar. mâmûl: Te’lîf-gerde = Telif olunmuş: Gülistân, Şeyh SAdî’nin te’ lîf-gerdesidir. Süleymâniye Camii, Mimar Sinan’ın binâ-gerdesidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuru olup, kırılınca veya ısırılınca kıtır kıtır eden, çabuk kırılan; ezilmeyip ve uzamayıp kırılan: Gevrek çörek, simit. Gevrek et. 2. Gevrek şeylerin kırılması sesine benzer bir ses çıkaran: Gevrek bir gülüşü var. Bu suretle kırılarak veya böyle bir ses çıkararak: Kuzu gevrek gevrek yaprak yiyordu. Gevrek gevrek gülüyor. 3. Kıtır kıtır yenen kuru simit veya çörek, galeta, peksimet: Çay ile bir iki gevrek yedim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cadı; mezar hırsızı. ghoulish s. cadı gibi.; ask..

Sağlık Bilgisi

Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Mümkün değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, kahve, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 4 tane limon sıkılır. Karıştırılıp bir kerede içilir. Sonra şekersiz kahve veya koyu çay içilir.

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gıcık, parmakla insanın bazı taraflarına dokunarak elinde olmadan gülmesini ve bir çeşit sinir ve rahatsızlığı getirmek işi (doğrusu gıcıktır). 2. Gerdan (yalnız çocuklarda).

Türkçe Sözlük

(f.). T. Birinin bazı yerlerine parmakla dokunup elinde olmadan gülmesini ve bir nevi sinir rahatsızlığını mucib olmak: Çocuğu çok gıdıklama bayılır (bunun doğrusu gıcıklamaktır). 2. mec. Teşvik etmek: Şeytan beni gıdıklıyor.

Türkçe Sözlük

(f.) (doğrusu gıcıklanmak). Bazı yerlerine dokunulunca bir sinir rahatsızlığı duyup elde olmadan gülmek: Ayağının altına dokunulunca gıdıklanmayacak adamlar azdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kıkır kıkır gülmek; i. kıkırdama. giggly s. kıkırdamaya meyli olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gulâm). Gulâmlar, köleler (müfret mânâsıyle): Cennet hizmetkârı, (bk.) Gulâm.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gulâm). 1. Delikanlılar, gençler. 2. Köleler, esirler.

Türkçe Sözlük

(I.). Moğolca’da hakketmiş ve lâyık mânâsına olup, Cengizoğullar’nın Cuci Ulusu’ndan Kırım’da saltanat süren hanedanın prensleri bu unvanı taşır: Ahmed Giray, NÜreddin Giray, Aslan Giray Han.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirlpool. vortex. swirl. twist. eddy. gulf. purl. suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swirl. whirl. whirlpool. turbulence. rotation. hurlwind. curl. gulf. rip. hurricane pocket. eddy. maelstrom. vortex.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

laryngeal. guttural. pharyngal. pharyngeal. throat. gullet. larynx. gorge. maw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gullet. gush. guttural. larynx. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

throat. larynx. gullet.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk) (mü. gıyâbiyye). Taraflardan biri mahkemeye çıkmadığı halde uygulanan: Usûle ait gıyâbî karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-der, -dest) memnun, sevinçli; güzel, parlak; gülen, ferah. glad eye argo göz etme, gözle işaret etme. glad hand argo el sıkma, hoş geldiniz deme. glad rags argo bayramlık (giysi), en süslü elbise. gIadly z. memnuniyetle. gladness i. memnunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ışın, şua; hafif ve geçici ışık: parlaklık; f. ışın saçmak, pırıldamak. a gleam of hope bir umit ışığı. a gleam of humor bir nebze güldürecek şey. gleaming s. ışınlar saçan, pırıltılı, tertemiz; ara sıra güneşli ( hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gulyabani, cin .

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güzel çok güzel. 2.Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3.İnce narin zarif. 4.Güler

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Ufak bir top ve özel sopalarla kırlarda oynanan bir oyun. Golf pantolon = Paçaları dizin altından büzgülü geniş pantolon.

Türkçe Sözlük

(bk.) Gülük.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk dilinde: konca. Asıl Farsça’da: gonçe). Açılmamış gül veya diğer bir çiçek tomurcuğu: Elinde bir gonca, bir gül goncası, karanfil goncası vardı (yalnız gonca denildiği zaman gülünkü anlaşılır). Şiirde sevgilinin ağzına benzetilir. Gonca gül = Gülün bir çeşidi ki, açılmayıp top durur.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2.Sevgilinin ağzı.

Türkçe Sözlük

(f.) (ası I Türkçe’de geri dönmek ve eğrilmek demek olan gönmek fiilinin müteaddtsidir). Yollamak, salmak, Osm. irsâl, isbâl, ba’s etmek: Babama bir mektup, bir hediye gönderdim. Oğullarını okula gönderiyor. Haber, selâm göndermek; ileri göndermek: Sürmek, öne geçirmek. İçeri göndermek = Sokmak, ithal etmek. Geri göndermek = Red ve iade etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı duyguları taşıyanların her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (s.), (i.) Allaha Ismarladık. Hoşça kal. Güle güle. Selametle; (s.), (i.) veda .

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Görüş vasıtasiyle bir şeyin şekil ve dış durumunu hissetmek, Osm. rü’yet ve müşâhede eylemek: Yeni yapılan mektebi gördüm. Ömründe deniz görmemiş. 2. Görüş hassasına mâlik olmak, Osm. bînâ olmak: Deynekle gezen şu ihtiyar hiç mi görmüyor? Biraz görüyormuş. Onun gözleri görmez. Bir gözü az görür. 3. Anlamak, Osm. derk ve fehm etmek: Gördüm ki iş fena olacak. Gördün ki fayda yoktur. 4. Mütalaa ve mülâhaza etmek, bulmak, düşünerek, muhakeme eylemek: Bu işi nasıl görüyorsunuz? O adamı nasıl gördünüz? Ben bu havayı iyi görmüyorum. Lâyık, reva, münasip görmek. 5. Rasgelmek, tesadüf etmek, buluşmak, konuşmak, görüşmek, mülâkat etmek: Onu dün gördüm. Berikini yarın göreceğim. Çoktan kendisini görmedim. 6. Ziyaret etmek, ziyaretine gitmek: Hastalandım da kimse görmeye gelmedi. Hastayı görmek bir insanlık vazifescidir. 7. Edâ ve İfâ etmek, yapmak, yerine getirmek, tesviye eylemek: iş görmek, hizmet görmek, masraf görmek, hesap görmek: Ben kendi işimi kendim görürüm. 8. Uğramak, çekmek, Osm. dûçâr ve giriftâr olmak: Bu işten çok zarar gördüm. Ömründe sıtma görmemiş. Çok acı görmüş. Ceza görmek. 9. Erişmek, kavuşmak, elde etmek, Osm. nâil olmak, Fars. dest-res olmak: Kendisinden çok iyilik gördüm. Çok insaniyetini gördüm. Sizden ne gördüm. Sevabını cezasını, mükâfatını görürsünüz. 10. Denemek, tecrübe etmek, geçirmek: İş görmüş, gün görmüş. 11. Gezmek, bulunmak, yaşamak: Çok yerler görmüş, Avrupa görmüş. Hindistan’ı görmüş. Mektep görmek. 12. Almak: Terbiye görmek, ders görmek. Bu arazi hiç gübre, su, çapa görmemiş. 13 Hazırlamak, hazır etmek: Yolculuk hazırlıklarını görüyor. 14. Düşünmek, tedbir almak, bulmak: Çaresini gör. Kendi hâlini görsün. 15. Geçirmek: Bu sene yaz, kış görmedik 16. Lüzum kipine eklenerek meşguliyet ve devamlılık gösterir: Alagörmek, yazagörmek. Az görmek = Azdır diye beğenmemek, küçümsemek. Çok görmek = kıskançlık duymak, çekememek. Hoş görmek = İyi görmek, müsamaha etmek, tasa etmemek. Düş, rüya görmek = MAnâ Aleminde görmek. Adet görmek = Hayız gelmek (kız) bülûğa erişmek. Gün görmek = 1. Aydınlık almak. 2. Mevkie, rahata erişmek. Gün görmüş = Tecrübeli. Göreyim seni = Teşvik tabiridir. Haydi bakalım, utandırma beni! Gün görmez = Karanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. freak. unprecedented. unusual. singular.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Götürmek, yakından uzağa sevk ve nakletmek, getirmek mukabili: İzin verdiğimiz uşak, eşyasını alıp götürdü. On defa eşyasını getirip götürdü. 2. Koparıp almak, Osm. ref ve İzale etmek: Gülle bir kolunu götürdü. Atını su götürdü. 3. Kaldırmak, tahammül etmek, kabil ve mütehammil olmak: Bu pirinç çok su götürür. Sert adamdır, lakırdı götürmez. 4. Almak, taşıyabilmek: Bu kap iki okka götüremez. Su götürmek = Tevile müsait olmak. Başka türlü ifadeye müsait olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa doğru taşınmak: Bu sandık vapura götürülecektir. Onun buraya getirilmesi kolay ama tekrar oraya götürülmesi zordur. 2. Kaldırılmak, katlanılmak: Ağır sözler kolayca götürülemez. 3. Koparılıp alınmak: Kolu bir gülle ile götürüldü. Nehre düşüp götürüldü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Macarların tas kebabı, gulaş .

Sağlık Bilgisi

Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Süt, yumurta.

Hazırlanışı : 2 kahve fincanı çiğ inek sütüne 1 yumurtanın akı dökülüp, karıştırılır. Günde 3 kere ikişer damla konur.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlağının üstünü örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde konjonktivit denir. Çoğunlukla ilk bahar aylarında görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya ağrı vardır. Hasta ışığa bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çay kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılır. Günde 3 kere göz banyosu yapılır.

Sağlık Bilgisi

Göz kanlanması ile birlikte ağrı yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır. Kanlanma ile birlikte ağrı varsa; mutlaka göz doktoruna gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çay, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı çay konur. 5 dakika bekletilip süzülür. Bu suya batırılan gazlı bez ile kompres yapılır.

Sağlık Bilgisi

Gözlerin kaşınması, önemli bir hastalığın işareti olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Sinir hastalıkları veya sigara içmekten kaynaklanan göz kaşıntılarında, aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Boru çiçeği.

Hazırlanışı : 1 avuç boru çiçeği ateşe atılır. Çıkan duman ile tütsü yapılır.

Sağlık Bilgisi

Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Susam, su.

Hazırlanışı : 1 kahve kaşığı susamın üzerine 5 damla su dökülür. Karıştırılıp göz kapaklarının üzerine sürülür. Yarım saat sonra ılık su ile yıkanır.

Sağlık Bilgisi

Göz tansiyonunun yüksek olduğu hallerde aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya çiçeği.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı kuru papatya çiçeği iyice dövülerek toz haline getirilir. Sonra enfiye gibi buruna çekilir.

Sağlık Bilgisi

Fazla çalışmaktan yorulan gözleri dinlendirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates, gülsuyu.

Hazırlanışı : 1 Adet çiğ patates soğuk su ile yıkandıktan sonra ortasından kesilir. İki ince dilim alınıp, göz kapaklarının üstüne konur. 10 dakika sakin bir şekilde istirahat edilir. Daha sonra gül suyu ile göz banyosu yapılır.

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.

Sağlık Bilgisi

Göz kapağı kenarlarının iltihaplanıp, kızarma, kabuklanma ve ağrı yapmasıyla ortaya çıkar. Tıp dilinde blefarit denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : Yarım su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırılır. Göz kapaklarına banyo yapılır.

Sağlık Bilgisi

Gözkapakları, çoğunlukla fazla ağlama sonucu şişer. Nezle veya kızamık sırasında da görülür. Bunlardan başka, kalp, böbrek, hastalıkları veya beze iltihaplanmasının da bir işareti olabilir. Bazı kimselerde de alerjiktir. Fazla ağlamak sonucu şişen göz kapaklarını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pamuk.

Hazırlanışı : Bir parça pamuk soğuk suya batırıldıktan sonra göz kapakları üzerine konur. 5 dakika bekletilir. Gerekirse tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tedrici, derece derece; kademeli. gradualism (i.) siyasi veya toplumsal değişiklikerin tedrici olarak uygulanması prensibi. gradually (z.) derece derece, ted.ricen

Yabancı Kelime

Fr. graphologie

1. yazı bilgisi, 2. yazı bilimi

1. El yazısından, yazanın karakter ve duygularını anlamayı amaç edinen inceleme yöntemi. 2. El yazısından hareketle o kişinin karakterini ve kimliğini çıkarmayı amaç edinen bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ned, ning) (i.) sırıtmak, dişlerini göstererek gülmek; acı veya öfke ile dişlerini sıkmak; (i.) sırıtma sırıtış. Grin and bear it. Sabırla tahammül et.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuvvet, tâkat, kudret, Osm. tâb, tüvân, Ar. iktidar: Gücüm yetmiyor; gücü yettiği kadar. 2. Zor, cebir, şiddet, Ar. unf, kahır. 3. Zahmet, zorluk, müşkülât: Güçle yapabildi. 4. Elem, keder, ıztırap, dargınlık, infial: Gücüme gitti: Adamın gücüne gider (bu mânâ ile ekseriya böyle «gitmek» fiili ile kullanılır). 5. İş, fiil, meşguliyet, gaile: İş güç yok; onun işi gücü budur (bu mânâ ile ekseriya aynı mânâdaki «iş» kelimesiyle beraber kullanılır). 6. Zor, zahmetli, müşkül, sarp, çetin, Ar. saab, müteassir: Güç iş; güç ders; söyleme si de güç, yapması da güç. Güç etmek = Var kuvvetini sarfetmek. Güç hal ile, güç belâ = Çok zahmetle, pek zor. Güce sarmak = Zor ve müşkül olmak. Gücüne koşmak = Zorlaştırmak, müşkülât çıkarmak. Gücünü yenmek = Nefsini yenmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaynatılmamış bulgur, döğülmüş buğday: Güce tarhanası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuvvetsizlik, zayıflık, dermansızlık. 2. İşsizlik, meşguliyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kaba gülüş, kahkaha; (f.) kahkaha ile gülmek .

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tenhalarda ve karanlıkta, korkudan insanın gözü önünde beliriyor gibi görünen korkutucu hayal; Gulyabani.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağlâl). Boyun zinciri, halkası, lâle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rose. rosaceous. rose.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گول] gulyabani.

Şifalı Bitki

(rosa): Gülgillerin örneği olan bitki ve bunun çiçeğidir. Bir çok çeşidi vardır. Bunlar; kokusu, rengi, şekli, iriliği ve ufaklığı bakımından birbirinden ayrılır. En çok görülen çeşitleri; sarı gül, van gülü, yediveren gülü, Yabani gül ve Şam gülüdür. Pembe gülün taze çiçeklerinden gülsuyu ve gül esansı elde edilir. İçeriğinde geraniol, rodinol, eugenol, citronel ve feniletilalkol vardır. Hekimlikte çiçeklerinin renkli yaprakları kullanılır. Bunlar, gonca halindeyken toplanıp, sıcak bir yerde kurutulur ve ışık almayan kutularda saklanır. Kullanıldığı yerler: Antiseptik olarak kullanılır. İshali keser. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Göz kanlanmaları ve göz nezlelerinde faydalıdır. Ayrıca krem ve parfümeri sanayiinde kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Çiçek. 2.Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3.Tasavvufta Allah’ın birliğinin remzi. 4.Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).

Türkçe Sözlük

(I.F.).Meşhur çiçek ki, küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhur ve şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok çeşidi vardır: Al, penbe, sarı katmerli gül, gül-l zîbâ. Gül-l sad-berk = Yabanî gül. Hokka (veya okka) gülü = Tatlısı yapılan cinsi. Gül ağacı = Bu çiçeği veren küçük ağaç. Gül bayramı = MÜsevîler’in bir bayramı, (pantekot). Gülbeşeker = Bir çeşit gül reçeli.Gülhatem (hatmi) = Alaca renkli ağaç hatmisi. Gülsuyu = Gülden çıkarılan güzel kokulu su, Fars.gülâb, (Ar.)mâ-ülverd. Gülyağı = Gülden çıkarılan kokulu yağ (sıfat terkiplerine de girer). Gül-ruh = Gül yanaklı. Gül-ro = Gül yüzlü. Gül, gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad. Anavatanı Anadolu, İran ve Çin›dir ama başka yerlerde de yetişir. Çok güzel ve kıymetlidir. Park ve bahçelerin süslenmesinde kullanıldığı gibi odaları, balkon ve terasları süsler. Kesme çiçekçilikte çok talep edilen bir çiçektir.

Türkçe Sözlük

(i ). Kurutulmuş penbe gül.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (gül, Ab = su). Gülsuyu, gülden çıkarılan kokulu su.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül bedenli, gül vücutlu.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir çeşit gül reçeli ve tatlısı.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülden yatak, mec. Sevgilinin yatağı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül serpen.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gül öpüşlü, öpmesi gülün teması hissini veren.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gülcük, küçük gül, çiçekcik. 2. Fildişi oyma ve kakmalarda bir göbek etrafına dizilmiş stilize gül motifi. Fr. rosace.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül çehreli, güzel ve taze yüzlü.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gül toplayan, gül devşiren.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül mahfazası, çiçeklik, vazo.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Gül demeti. 2. mec. Şiir ve biografl mecmuası: Güldeste-i şuarâ.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül saçan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül boylu, gül endamlı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal ile yapılan gül tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. F. gül, fâm = renk). Gül renginde olan. Penbe.

Türkçe Sözlük

(i. F. gül, feşânden = saçmak). Gül saçan, etrafa gül dağıtan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül ağaçlarıyle süslü mesire yeri: Gül-geşt-i musallâ.

Türkçe Sözlük

(i ). Kırda gül veyâ çiçek seyri için yapılan gezinti.

Türkçe Sözlük

(i. F.) Gül goncası, henüz açılmamış gül.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül renginde, penbe: Yanakları gül-gûn olmuştu.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gül renkli. 2. Gül yanaklı.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül fidanı.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yüzü gülle örtülü, penbe yüzlü.

Türkçe Sözlük

(i F ). Gül içen.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül örtülü, penbe yüzlü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül renginde, güzel penbe.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül yüzlü, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F). Gül yanaklı.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gül dalı. 2. Meşhur masaldaki Varaka›nın sevgilisi.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. F gül, A. izâr = yanak). Gül yanaklı, güzel çehreli (gül-i zâr = ağlayan gül şeklinde yazmamalı).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülsuyu şişesi ki, ağzı dar olup sallamakla gülsuyu serpilir.

İsimler ve Anlamları

(Fars..) (Erkek İsmi) - Gülsuyu.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Oğlan, uşak. 2.İran ve Hindistan’da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. - Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. gaalî). Pek ileriye varan coşkun takımı. Bilhassa bir mezhepte çok muhafazakâr ve mutaassıp zümreler için kullanılmıştır; Gullt-ı Şia = Şt? mezhebine mensup aşırılar.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

Türkçe Sözlük

(son g incedir) (I. F ). 1. Bir topluluk tarafından bir ağızdan ve makamla yapılan dua, Osm. sürûd, Ahenk veya tekbîr ve tahlil: Bektaşî, Mevlevi, Yeniçeri gülbangi. 2. Vaktiyle mektebe yeni başlayan çocuğun evinin kapısı önünde mektep çocuklarının ettikleri dua.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah’ın kızı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit gül tatlısı.

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Kadın İsmi) - Beyaz gül.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül kökü, gül biten y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül serpen, gül serpilmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül ağacı,

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülcük, küçük gül.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Cihana, aleme bedel gül.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül toplayan, gül devşiren.

İsimler ve Anlamları

( Fars.) (Kadın İsmi) - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.

Türkçe Sözlük

(I.). Gülmesine sebep olmak, gülmeye mecbur etmek, işitenin veya görenin gülmesine yol açacak bir söz söylemek veya bir iş yapmak: Akşam bizi çok güldürdü. Kendine güldürmek = Kendini maskara etmek: Kendine Alemi güldürüyor.

Türkçe Sözlük

(bk.) Gülle.

Türkçe Sözlük

(i.). Güler yüzlü.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmeye sebep olacak şey, Osm. şâyân-ı hande, tuhaf, garip: Size gülecek bir şey söyleyeyim; gülecek bir haldir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Gülenay).

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülücü, gülen, ferahlık verici. Ar. mesrûr, Fars. handân, şâdân, açık. Yüze güler = Manzarası zevk veren, iç açıcı: Yüze güler bir renk, bir kumaş. Yüzü güler, güler yüzlü = Somurtkan olmayan, Fars. küşâde-rO, Ar. beşûş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gülen, sevinçli, handan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) körfez; uçurum; (f.) yutmak. Gulf Stream Gulf Stream akıntısı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül renkli. 2.Gül gibi kızıl olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi gül olan bu familyaya çilek, armut, elma, badem, şeftali ve benzerleri de girer.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Açılmamış gül.

Türkçe Sözlük

(bk.) Gulgule.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gürültü, çığırtı, her ağızdan ses çıkmakla hâsıl olan karmakarışık gürültü: Bir gulgule koptu. 2. Ağzı dar bir kaptan bir sıvı dökülürken çıkan ses: Sürahinin gulgulesi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül renkli, gül renginde, pembe.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gül evi, ateşhane.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.İyi huylu, nazik hanım. 2.Gül yüzlü hanım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Mutlu, huzurlu bir hayat. 2.Gül gibi güzel hayat.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül renkli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(GÜLSİTAN) (i F.). Gül ülkesi, güllük, gül bahçesi, gül ağaçları çok bahçe. Sadî’nin ünlü eserinin adı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül bahçesi, güllük. 2.Azerbaycan’da Karabağ bölgesinde bir mevki.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül yanaklı. 2.Al yanaklı. 3.Türk musikisinde mürekkep bir makam.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güle benzeyen kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) martı. blackheaded gull, laugh ing gull kara baş martı, (zool.) Larus atri cilla. herring gull büyük martı, (zool.) Larus argentatus Iittle gull cüce martı, (zool.) Larus minutus .

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeker şerbeti, kaymak ve bademle (yahut ceviz, fındık ve şamfıstığı ile) pişirilmek üzere nişastadan pek ince ve daire şeklinde yufka ki, demetle satılır ve bunun tatlısı: Bir demet güllâç; kaymaklı, bademli güllâç.

Türkçe Sözlük

(i.). Top mermisi ki, vaktiyle demirden, taştan yuvarlak ve şimdi çelikten silindir biçiminde ve ucu sivri olur: Gülle atmak, gülle yağdırmak.

Türkçe Sözlük

(i ). Gülle atma sporu yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolay aldanır, ahmak, saf. gullibil'ity (i.) kolay aldanma, ahmaklık, saflık .

Türkçe Sözlük

(i.). Gül ile süslü: Güllü, çiçekli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gülü olan. 2.Gül desenli (kumaş). - Daha çok örfte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Gül yeri, gül ağaçları ile dolu yer, gülzâr, gülistan.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmek işi, Ar. dıhk, Fars. hande: Onun bir tuhaf gülmesi vardır; sizin gülmenizden işkillendim Gülme almak = Gülmek his ve arzusuna mukavemet edememek, gülmeyi tutamamak: Beni bir gülme aldı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnsana mahsus olan bir duygu ile «kahkah» diyerek veya sessiz ve ekseriya ağzı açarak ve dişleri göstererek duygusunu açığa vurmak, Ar. dıhk, Osm. hande etmek: Bunu işitince, görünce güldü; bu adam daima güler. 2. Sevinmek, eğlenmek, cünbüş etmek: Ahbapça gülüp oynadık; güldük, eğlendik. 3. Alay etmek, biriyle eğlenmek, birini maskaraya almak, Osm. istihza etmek: Bu sözü her yerde söyleme sana gülerler; hâline Alem güler; herkes güler, o sâhi zanneder 4. Memnun olmak, sevinmek, teselli bulmak: O biçare yetimler de gülsün. Bir göz gülmek = Kederle karışık gülmek. Bıyık altından gülmek, sakala gülmek = Pek belli etmeyerek gizlice gülmek ki, bazen alay ve bazen tasdik makamında olur. Kıskıs gülmek = Gülmeyi zaptedemeyip istemeyerek kesik bir suretle gülmek. Kahkaha ile gülmek = Yüksek sesle kahkah diye gülmek. Gevrek gevrek gülmek = LAtif ve açık sesle gülmek. Yüzü gülmek = Memnun ve sevinçli olmak, refaha kavuşmak: Bu yağmurdan çiftçilerin yüzü güldü. Yüze gülmek = istediğini elde etmek için dostluk göstererek dalkavukluk etmek: Ben, onun yüzüne güler bu işi yaptırırım; yine bir işi olmalı... yüzüme gülüyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmeyen, Ar. abûs: Abûs-ül-vech — Yüzü gülmez.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül yüzlü kadın. 2.Gül gibi, nazlı narin. - Birleşik isim.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül fidanı. 2.Gül ağacı. - Birleşik isim.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güliçen. 2.Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tutuvermek; boğazında düğümlenmek (hıçkırık); (i.) yutma, yudum. gulp down yutuvermek .

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gizli gül.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül saçan, gül serpen. 2.Meşhur bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül yanaklı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güllerin şahı. 2.Varaka’nın sevgilisi, masal kadın.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül bahçesi, güllük, gülzâr. Gülşen-serây = Gül bahçesi içinde köşk.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,

Türkçe Sözlük

(i F.). Gül bahçesini süsleyen.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül toplayan, gül dağıtan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül renkli su, taze su.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yeni açmış gül, gonca.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül tenli, gül vücutlu.

Teknolojik Terim

Gülümseme Deklanşörü, portre ve aile çekimlerinize neşe katar. Cyber-shot™, fotoğrafı çekilen kişinin gülümsemesini algılayıp deklanşörü tam zamanında otomatik olarak çalıştırır ve daha fazla mutlu anı ölümsüzleştirir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülbahçesi, gül tarlası.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Renk, Ar. levn: Gül-gûn = Gül renginde. 2. Türlü, çeşit, nevi: Diğer-gûn = 1. Başka türlü, değişmiş, mütegayyir. 2. Bozuk, perişan: Hâlim diğergûn oldu. Gûnâ-gûn = 1. Çeşit çeşit, cins cins 2. Renk renk, alaca: GÜnâgûn kumaşlar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzın kendi mihveri üzerinde bir kere dönmesinden ibaret yirmi dört saatlik zaman. Ar. yevm, Fars. rûz: Ay otuz gündür, on gün geçti, beş gün evvel. 2. Yirmi dört saatlik günün aydınlık olan kısmı ki, ortalama on iki saat olup yazın uzar ve kışın kısalır, gündüz, gece mukabili, Ar. nehâr, Fars. rûz (bu mânâ ile bizce kullanılmaz olmuştur). 3. Zaman, çağ, devir, Fars. hengâm: Sultan Mahmud Han gününde, filân valinin gününde o vilâyette asayiş yerinde idi. 4. Hoş geçirilen zaman, ikbal, saadet, rahat: Zavallı, gün görmedi, gün görmüş, gün geçirmiş adam. 5. Hususî gün, resmî gün, yortu: Yarın İngiltere Kraliçesi’nln günü imiş, dün MÜsevîler’in günü idi. 6. Vakit, zamen: Bir gür zengin de olur, onun da günü var, gün oluı ki, çok kazanır. 7. Hel, iyi gün, kötü gün Günaşırı = Her iki günde bir, bir gül olup bir gün olmamak üzere: Günaşırı gc liyor, günaşırı ders okuyor. Ertesi gün = Bir gün sonra. Evvelki gün = Dünden e’ velki gün. İki gün evvel. İki günde bir = Günaşırı. Bir gün, günün birinde = B vakit, bir zaman: Bir gün gelecek ki, b gün olur ki. Bugün = Bulunduğumuz gü Ar. elyevm. Büngünkü günde = Bu zama da, zamanımızda, bulunduğumuz zamane Öbür gün = Yarından sonraki gün. I gün sonra = Yarın değil öbür gün. Günl den bir gün = Günün birinde. Bir gün vel = Mümkün olduğu kadar çabuk. Gi den güne = Gittikçe (günbegün demer II). Günü gününe = Aynı gün, arada ( geçirmeksizin. İşi günü gününde görmek Ertesi güne bırakmaksızın, Ar. bilâ-te’ Geçen gün = Birkaç gün evvel. Bugün de = Bu birkaç gün zarfında. Gün bu = Tam fırsat vaktidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ned, ning) top, tüfek; tabanca, revolver; kurşun ve gülle atan her çeşit silâh; selamlamada top atışı; (f.) tüfekle avlamak, tüfekle ateş etmek; ABD, (argo.) gazlamak. gun barrel tüfek namlusu. gun carriage top kundağı ve arabası. gun dog

Sağlık Bilgisi

Uzun süre güneşte veya sıcakta kalmak sonucu; aşırı terleme, ağrılı kramplar ve kanın koyulaşması şeklinde kendini gösterir. Yapılacak ilk iş; hasta giyinikse, hemen elbiseleri gevşetilip, gölgeye taşınır. Yüzü, göğsü ve kolları soğuk su ile ıslatılır. Durumu ciddi ise, ıslak bir çarşafa sarılarak hastaneye götürülür. Mümkün değilse, aşağıdaki reçete uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sofra tuzu, su.

Hazırlanışı : İki bardak suya 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konur. Karıştırılıp içirilir.

Sağlık Bilgisi

Vücudun güneşte kalan kısımlarında bir süre sonra yanma, kızarma ve kaşıntı başlar. Kısa bir süre sonra da su toplar. Güneş yanığını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kalamin losyonu.

Hazırlanışı : Kalamin losyonu sürülür.

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞ) (i.). Pehlivanların ve bazı hayvanların tutuşmaları, döğüşmeleri, birbirini yenmeye çabalamaları; pehlivanların, koçların güreşi, güreş tutmak.

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞÇİ) (i.). Güreş eden, pehlivan.

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞTİRMEK) (f.). Güreş ettirmek, pehlivanları veya koç, horoz gibi hayvanları tutuşturmak, Osm. musâraa ettirmek: Pehlivan, horoz güreştirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görgülü, güzel, gösterişli. 2. Doğu Türkleri ve Moğollar’da imparatorluk (hâkanlık) hanedanına dâmâd olan (Timur’un unvanı buradan gelir).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öne katıp sürmek, sevketmek: Develerini güdüyordu. 2. Otlatmak, Osm. râ’yetmek: Çoban, koyunlarını, sürüsünü gütmekle meşgul İdi. 3. saklamak, tutmak, Osm. hıfzetmek: Kin, garez güdüyor, babasının huyunu gütmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reliable. trustworthy. dependable. secure. trusty. confidential. authentic. bankable. calculable. certain. credible. creditable. gilt-edged. regular. responsible. right-hand. solid. sound. stalwart. stanch. staunch. straight. sure. above suspicion. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the angular distance of a celestial point measured westward along the celestial equator from the zenith crossing; the right ascension for an observer at a particular location and time of day.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ها] çoğul eki:-ler,-lar.

Türkçe Sözlük

(i.). İşsiz, güçsüz, kaygısız, bir işle meşgul olmayan ahmak ve haylaz.

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Hazret-i Adem’in oğullarından biri, Kabil’in kardeşi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Habil. Hz.Adem’in oğullarından, Kabil’in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. hidmet’ten if.) (mü. hâdime) (c. hüddâm, hademe). Hizmet eden, hizmetçi, hizmetkâr: Onun menfaatlerine hâdim olmak İstemem. Hadim-ül Haremeyn-iş-Şerîfeyn = Mekke-i Mükerreme ile Medîne-i Münevvere’ye nisbetle Yavuz’dan beri Osmanoğullan’na mensup İslâm halîfelerinin aldığı tevazu unvanı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çok ikrâm eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen veya koşan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2.Yalınayak yürüyen, koşan adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation that originates in convective clouds, such as cumulonimbus, in the form of balls or irregular pieces of ice, which comes in different shapes and sizes Hail is considered to have a diameter of 5 millimeter or more; smaller bits of ice are cla

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation that originates in convective clouds, such as cumulonimbus, in the form of balls or irregular pieces of ice, which comes in different shapes and sizes Hail is considered to have a diameter of 5 millimeter or more; smaller bits of ice are cla

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation composed of balls or irregular lumps of ice with diameters between 5 and 50 mm. precipitation composed of chunks of ice that form atop cumulonimbus clouds and fall as soon as they become too heavy for the cloud updrafts to hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of transparent or partially opaque balls or irregular lumps of concentric ice Hail is normally defined as having a diameter of 5 millimeters or more and is produced by thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice Tall cumulonimbus clouds are much warmer at the bottom than at the top This causes tremendous pressure differences and strong rising air currents, which suck warm water droplets from the bottom

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice produced by liquid precipitation freezing and being coated by layers of ice as it is lifted and cooled in strong updrafts of thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is observed precipitation in the form of small balls or pieces of ice , falling either separately or agglomerated into irregular lumps Hail falls during heavy thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation of small balls or other pieces of ice falling separately or frozen together in irregular lumps.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hakka). 1. Doğru, gerçek: Bu söz haktır; Hak dini. 2. Adalet ve hak duygularına uygun, haklı, lâyık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlâf). 1. Sonradan gelen, birinin yerine geçen kimse, selef mukabili: Selef ile halef — Bir görevde önce bulunmuş adamla sonra onun yerine tayin olunan: Filân, memuriyette bana halef oldu; işten çıktı ama halefini bekleyecektir. 2. Zürriyet, nesil, evlâd ve torunlar: Biz o şanlı ecdâdın ahlâfı değil miyiz? Hayr-ül-halef = Hayırlı evlâd, babasını hayırla yâd ettirmeye sebep olan oğul. Nâhalef = Hayırsız evlâd. Halefen an selefin = Seleften halefe, babadan oğula geçmek suretiyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خلف] evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Babadan sonra kalan oğul. 2.Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan if.) (mü. hâliye). 1. Boş, Fars. tehî, içinde bir şey olmayan: Hâlî bir ev, hâlî sandık. 2. Sahipsiz, ıssız, kimsesiz, tenha: Hâlî yer, hâlî sahralarda. 3. Bir şeyden Arî, müstesna, beri: Bu hareketi bir sebepten hâlî değildir; iki şıkkın birinden hâlî olamaz. 4. Meşguliyetsiz, uğraşılmayan, boş geçirilen: Hâlî bir vaktinizde; benim hiç hâlî vaktim yoktur: Eyyâm-ı hâliyede = Boş günlerde. 5. Açık, boş olan: Hâlî yer, memuriyet. ... den hâlî olmak, durmak = Yapmamak, etmemek: Çalışmaktan bir. gün hâlî olmaz, durmaz. Hâlî yerler, arazi-i hâliye = Sahipsiz, işlenmemiz arazi ve toprak.

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, aşırı yorgunluktan, çalışamamaktan, baş ağrısından, sırt ağrılarından, hazımsızlıktan veya huzursuzluktan şikayet ederler. Bu duruma tıp dilinde Debilite veya Asteni denir. Halsizlik yorgunluktan kaynaklanıyorsa aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : İnek sütü, badem, şeker.

Hazırlanışı : Önce bir kahve fincanı dolusu badem yenir. Üzerine de bir su bardağı şekerli inek sütü içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have an irregular rhythm; to be defective. cause to stop; 'Halt the engines'; 'Arrest the progress'; 'halt the presses'.

Türkçe Sözlük

(I ince okunur) (i. Y.). Bir sapla birbirine bağlanmış iki gülle veya diskten ibaret spor Aleti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tenhaya çekilme, yalnız kalma: Halvet etmek = Büsbütün yalnız durmak veya biriyle tenha konuşmak üzere yalnız kalıp kimseyi içeriye almamak. 2. Tenha yer, boş mahal: Halvete çekilmek. 3. İbadet, zikir, riyâzet ve murakabe ile meşgul olmak üzere tenha bir hücreye kapanma: Halvete girmek; halvet etmek. 4. Hamamın bir kurnalı ve yalnız bir adamın yıkanmasına mahsus bölmesi: Hamam halveti.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk hükümdar, kral, imparatoru. Osmanlı padişahlarının isimlerinin sonuna getirilir: Fâtih Sultan Mehmed Han (Ar. Fars.’ya uydurulmuş telâffuzu: hân). Hân-ı HAnân = Hanlar hanı, Hindistan Timuroğulları’nda en yüksek rütbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) elle vermek; el vermek; (den.) yelkeni istinga edip sarmak. hand down nesilden nesile devretmek; karar vermek . hand in yetkili bir kimseye vermek. hand it to argo haklı olarak övmek. hand on babadan oğula geçirmek; başkasına vermek. hand out da

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülen, şen. Ar. mesrûr. Handan handân = Gülerek, güle güle.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülen, gülücü. 2.Güler yüzlü, sevimli.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gülme. 2. İstihza, alay, eğlenme.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Açılış, açılma. 2.Gülme, gülüş.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülün açması.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe’de han isminin müennesidir: bey, beyim gibi). 1. Kadınlara verilen şeref ve saygı tâbiridir, Ar. seyyide, sittî, Fars. bânû: Fatma Hanım, Zeynep Hanım, vâlide hanım, hemşire hanım, hanımefendi, hanım kız, küçük hanım, büyük hanım. Cem’i saygı ifadesi olarak, kadınlar mânâsında kullanılır: Hanımlara mahsus kamara. 2. Zevce, eş, karı, Ar. halîle: Filânın hanımı, paşanın hanımı. Hanımeli = Güzel kokulu beyazımsı bir çiçek ve onu veren küçük ağaç. Hanımboceği = Gül goncalarını kesen siyah benekli, kırmızı bir küçük böcek. Kirlihanım = Bir çeşit yumuşak ve beyaz taze peynir.

Sağlık Bilgisi

Sıcak havada aşırı derecede veya ateşli hastalıklar sırasında vücut kaybettiği suyu karşılayamayacak olursa, hararet başlar. Harareti gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı arpa konur. Kaynatılıp süzülür. Hararet bastıkça birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hardel’den). 1. Meşhur yakıcı tohum. Hardal tanesi = Pek küçük şey mânâsına. 2. Döğülmüş hardal macunu ki, yemekte ete sürülür: Fransız, ingiliz hardalı. Hardal lapası, yakısı = Ağrıyan yere yapıştırılan lapa veya yakı, dövülmüş hardal ile sıvanmış kâğıt: Hardal yakısı koymak, gezdirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical instrument consisting of a triangular frame furnished with strings and sometimes with pedals, held upright, and played with the fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on, as a harp; to play on the harp; to develop or give expression to by skill and art; to sound forth as from a harp; to hit upon. a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings

Türkçe - İngilizce Sözlük

a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings stretched between the neck and the soundbox are plucked with the fingers. a pair of curved vertical supports for a lampshade. a small rect

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large upright roughly triangular musical instrument consisting of a frame housing a graduated series of vertical strings, played by plucking with the fingers. a shortening of 'French harp,' or harmonica.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is an ancient instrument It is a chordophone, usually triangular in shape having anywhere from 1 to 47 strings The strings are knotted perpendicular to the soundboard It is played by strumming or plucking.

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâset» ten imüb.). Toprağı işleyip ekin ekmekle meşgul adam, ekinci, çiftçi.

Türkçe Sözlük

(HASS) (i. A. «his» ten if.) Hisseden, duyan, duygun, duygulu.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Ekin biçme: Köylüler, şimdi hasatla meşguldürler. 2. Ekin biçimi vakti, orak mevsimi: Hasatta ödemek üzere borç aldı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Değerli, eşsiz gül.

Türkçe Sözlük

(HASSAS) (i. A.) (histen imüb.). Çok duyan, fazla hisseden, duygusu aşırı olan, duygulu.’ Asabî adamlar hassas olur. Kalbi hassastır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساس] duygulu, hassas.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hassas, hisli, duygulu olana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hassaslık, duygululuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Duymak hassası, duyucu olanın hâli, duygululuk.

Türkçe Sözlük

(HATT) (i. A.) (c. hutût). 1. Çizgi, çizik: Bir hat çekmek, çizmek. 2. Yazı: Tâlik hattı. Hüsnühat (hüsn-i hat) = Güzel yazı: Hüsnihat hocası. 3. Bir sıra ve çizgi şeklinde şey: Demiryolu, telgraf hattı. Hatt-ı kebîr = Ana demiryolu, Anadolu hatt-ı kebîri. 4. (matematik) Birçok noktaların birbiriyle kesişmesinden meydana gelen çizgi: Hatt-ı müstakim = Doğru çizgi. Hatt-ı münhanî = Eğri çizgi. Hatt-ı münkesir = Kırık çizgi. 5. (coğ.) Dünya haritasında çizili bulunan tûl ve arz (enlem ve boylam) çizgileri: Hatt-ı Ustüvâ = Ek vator. 6. Gençlerde yeni çıkmaya başlayan bıyık ve sakal, (askerlik) Ateş hattı = Savaş meydanında mermilerin düşmana eriştiği anlaşılan mesafe başındaki sıra ki, asker orada durup kurşun atmaya başlar. Ictimâ-ı meyâh hattı = Suları bir yere toplanan bir arazi havzasını çeviren yüksek noktaların meydana getirdiği daire. Taksîm-i Meyâh hattı = Arazinin en yüksek noktalarının sırası ki, suları iki ayrı yöne doğru akar iki yamacı birbirinden ayırır. Hatt-ı hudûd = İki devlet arasındaki hududun teşkil ettiği çizgi. Hatt-ı hareket = (Hareket çizgisi). Bir kimsenin veya görevlinin takib etmesi icab eden yol, usul. Hatt-ı dest = El yazısı: Müellifin hatt-ı destiyle yazılı kitabın kıymeti pek büyüktür. Hatt-ı sebz = Gençlerin sakaldan önce yanaklarında biten ince tüy. Hatt-ı şarif, hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahlarının el yazısıyle yazılı ve bir hususun icrasına dair çıkan ve resmen ve alenen BAbıâlî’de okunan fermân: Gülhâne Hatt-ı Şerîfi, Islâhât Hatt-ı Hümâyûnu.

Türkçe Sözlük

Temiz hava kriterlerinin ve standartlarının saptanması ve uygulanması.

Türkçe Sözlük

“Atmosferik perspektif” olarak da bilinir. Resim sanatında fon farklılıklarıyla yaratılan derinlik yanılsaması. Uzaktaki nesnelerin havanın etkisiyle daha açık tonla algılanması temeli üzerine kurulmuştur. Bir terim olarak ilk kez Leonardo Da Vinci tarafından kullanılmakla birlikte, hava perspektifi Antik Çağdan beri bilinmektedir. Roma Döneminde Pompei`deki duvar resimlerinde kullanılmış, 8.yy.daysa Çin resimlerinde görülmüş ve en yetkin düzeyine Song dönemi manzara resimleriyle ulaşmıştır. Bütün Orta Çağ boyunca unutulan bu teknik, 15. yy.da Flaman ressamlarınca yağlıboya resimle birlikte yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu tekniği bütün olanaklarıyla doruk noktasına çıkaran sanatçıysa J. M. W. Turner olmuştur. Turner` in resimlerinde sonsuza uzanan mekân duygusu ve buğulu atmosfer, daha sonra Monet ve İzlenimciliğin öbür temsilcileri tarafından da kullanılmıştır.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde aerofaji diye bilinen bu hastalık, genellikle asabi mizaçlı kimselerde görülür. Bunlar yemek sırasında farkına varmadan hava yutarlar. Hava yutma, mide ve bağırsak gazlarının oluşmasına yardımcı olur. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve fincanı kuru nane konur. 5 dakika bekletilip süzülür. Yemekten sonra içilir.

Türkçe Sözlük

(HAVASS) (i. A. c.) (m. hâsse). Hasseler, duygular.

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bölge, çevre, nehir ve vadi çevresi. 2. Maden bölgesi: Zonguldak kömür havzası. Boşaltma havzası = (coğrafya) Sularını aynı ırmağa veya göle veren yerlerin bütünü. Birikme havzası = (coğrafya) Kar ve yağmur sularının biriktiği bölge.

Sağlık Bilgisi

Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 2 kahve kaşığı karbonat konup, eritilir. Yemekten sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşek anırması, anırma; kahkaha atarak kaba bir şekilde gülme; (f). anırmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gül gibi güzel kadın. 2.Neşeli ol.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hepgül).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kahramanca ve gülünçlü.

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde biribirine çok benzeyen, hepsi hicâz dörtlüsü veya beşlisi ile yapılan 4 basit makama (Hicâz, Zengûle, Uzzâl ve Hümâyûn) verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan ve Zengûle’nin şeddi olan bir şed makam.

Sağlık Bilgisi

Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. Basit hıçkırıklarda aşağıdaki reçeteler uygulanır. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı karbonat konur. Eritilip bir kerede içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Keskinlik, şiddet, sertlik: Mizâcı hiddetlidir. 2. Öfke, gazab, tehevvür: Hiddete geldi. Hiddetle cevap verdi. Pür-hiddet = Öfkeli, gazaplı. Hiddet-i bâsıra, hiddet-i sâmia, hiddet-i şairime vesaire (tıp) = Bu duyguların (görme, işitme, koklama) fazlalığı’ve keskinliği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be moved. to be touched duygulanmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Duygulu, içli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسی] duygulu.

Türkçe Sözlük

(HİSSİYAT) (İ.A. c.). Duyguya ait hassalar, duygular: Kalbi hissiyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسيات] duygular.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifrit, gulyabani; gerçeksiz korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gülhatmi, (bot). Althaea rosea.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ötmek (baykuş), baykuş gibi ötmek; yuha çekmek; i. baykuş sesi; bağırma; yuhalama; İng., argo güldürücü şey. hoot owl baykuş. not worth a hoot k.dili beş para etmez. hooter i. fabrika düdüğü.

Sağlık Bilgisi

Horlamanın nedenleri çeşitlidir. Derin bir uyku, sırt üstü yatmak horlamaya neden olabileceği gibi; burun polipleri, burnun çarpık olması, burun iltihabı, burunda ahtapot ve ağzı kapayamamak da neden olabilir. Yan yatarak uyumak, belin tam ortasına küçük bir lastik top koyarak yatmak horlamayı önler. Bu tedbirlerle geçmeyen horlamalarda, gerçek neden bulunup ona göre bir tedavinin uygulanması gerekir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. havlavan hayvan, bağıran kimse veya hayvan: argo gülünç hata, budalaca yanlışlık.

Türkçe Sözlük

(e.) (A. teklik müzekker 3. şahıs zamirinden). Baksan a, bana bak, ey, hey: HÜ! Neredesin? HÜ çekmek = «HÜ» Allah adını biribiri arkası sıra tekrar etmek ve bir şeye girişirken bu ismi tekrar ile gülbank çekmek. HÜ-keşân = Vaktiyle yeniçeri ortalarında bulunan Bektaşî dervişleri. Yâhû = 1. Baksana: Yâhûl Neredesin? 2. A canım: Yâhû! Bu adamın hiç aklı yok; etme yâhûl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Third person singular pronoun, without gender, used in invocation, Zikr. adv or conj: how 30, 35, 61, 73, 95.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. seyyar satıcı; A.B.D, argo reklamcılıkla meşgul olan kimse; f. seyyar satıcılık yapmak; çekişe çekişe pazarlık etmek.

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜKM) (i. A.) (c. ahkâm). 1. Hâkimlik, hükümet, Amirlik: Filânın hükmü geçer, filânın hükmü altındadır. 2. Emir, irade, kumanda: Hükmetmek; hükmü geçmek; hükmü nâflz olmak; filânın hükmüyle hareket ediyor. 3. Karar; bir dâva veya meseleyi dinleyip iyice tahkik ve muhakeme ettikten sonra verilen katî karar ve netice, kanun icabının ortaya çıkması: Hüküm vermek; mahkemenin hükmü; beş sene müddetle hapsine hükmolundu. 4. Kuvvet, ehemmiyet, nüfuz: Onun Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmünü icra ediyor; kışın hükmü geçti. 6. Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmündedir. 7. İktizâ, icap, gerek: Kanun hükmünce; zarafet kaidesi hükmünce. Hükmü olmak = Kuvvetli ve nüfuzlu olmak. Hükmünde olmak = Değerinde bulunmak. Hüküm sürmek = 1. Hâkim olmak, hükümet etmek. 2. Cârî olmak. Hükmü geçmek = 1. Emri nüfuzlu ve cârî olmak. 2. Kuvvet ve tesiri geçmek, c. 1. Emirler, irâdeler: Ahkâm-ı llâhiyye. 2. Nizamlar, kanunlar: Adlî ahkâm, ahkâm-ı dîniyye. 3. Yıldızlardan başka tabiî ve semâİ alâmetlerden çıkarılmak istenilen mânâlar, Ar, istihrâcât, gaipten haber vermeler: Ahkâm çıkarmak: Müneccimlerin ahkâmı, mec. Garip ve gülünç hükümler: Ahkâm kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geminin tekne kısmı, kuru tekne; f. geminin teknesine gülle isabet ettirmek. hull down den. yalnız direk ve yelkenleri görünecek kadar uzakta. hull up den. teknesi görünecek kadar yakın.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kuvvetli, saadetli, Fars. huceste, mübarek: Tâlî-i hümâyûn. 2. Devlet ve saltanat sahibi olan padişaha ait, şâhâne, mülükâne, sultânî: Saray-i hümâyûn = Padişah sarayı. Enderûn-i hümâyûn = Eski Osmanlı saray üniversitesi. Amedî-i dîvân-ı hümâyûn = BAbıâlî’nin dîvân-ı hümâyûnla olan yazışmalarına mahsus daire. Dîvân-ı hümâyûn kalemi = Babıâli’de muahedelerin, fermanların, beratların kayıt ve zaptına memur daire. Hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahının el yazısı ile yazılmış en yüksek derecede ferman. Gülhane hatt-ı hümâyûnu; Babıâli’de hatt-ı hümâyûn okundu. Ordu-yı hümâyûn = Osmanlı impaartorluk ordusu. Donanmay-ı hümâyûn = Osmanlı imparatorluk donanması. Nâme-i hümâyûn — Osmanlı padişahının diğer hükümdarlara gönderdiği mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vızıldayan, mırıldanan, uğuldayan; k.dili kuvvetli, canlı, dinç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. humour i., f. güIünçlük, komiklik; nüktedanlık, nüktelilik; mizah, güldürü; keyif; mizaç , huy, tabiat; kapris; tıb. salgı; sivilce; suyuk, hılt, eski fizyolojide kan, safra balgam veya sevda salgısı; f. keyfine tabi olmak, ayak uydurmak, kapr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakacı kimse, nüktedan kimse; mizahçı, güldürü yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. latife kabilinden, mizahi, gülünç, komik. humorously z. şaka tarzında, mizah yollu. humorousness i. şakacılık; gülünçlük.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül gibi özgür güzel.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2.Bir yazı sitili. 3.Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman’ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gülün güzelliği.

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hazır olma, mevcut bulunma, gıyab zıddı: Sizin mecliste huzûrunuz elzemdir. 2. On, Fars. pîşgâh: Filânın huzûruna çıktı; huzûruna kimseyi kabûl etmiyor; huzûrunuzda terbiyesizlik etti. 3. Rahat, Fars. Asâyiş, Asûdegî, Arâm: Büyük rahat ve huzûr ile; huzûr-i kalb ile. 4. Padişah tarafından kabûl: Huzurdadır; huzûra çıktı (nezaketen ve saygı mübalâğası olarak başka büyükler hakkında da kullanılır: Huzûrunuzda bulunmakla bahtiyârım). Huzûr dersi = Osmanoğulları devrinde Ramazanda padişah huzurunda verilen din dersi ve ilmî münakaşa. Hişâ huzurdan = Huzurunuzdan uzak olsun (çirkin ve açık bir söz söylenmesine mecburiyet elverdiğinde saygı ve nezaket maksadıyla kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygun, duygulu; alerjik.

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibâdât). 1. Kulluk, Fars. bendegi. 2. Tapma, tapınma, kulluk etme, namaz: Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek, ateşe ibâdet edenler. 3. Zâhidlik, sofuluk, Ar. tâat, takvâ: Gece, gündüz ibâdetle meşguldür.

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyunu ve kuklada şahıslardan biri. Yüzü ve tavırları ibiş gibi gülünç olanlar için de söylenir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2.Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابن] oğul.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bint) (c. ebna, benî). Oğul: Hasan bin Ali, Fatma bint Ahmed. Ebnâ-i sebil = Yolcular. BenîAdem = Adem oğulları, insanlar, cinsimiz. Ibn-i vakt = Zamane adamı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «besm»den). Zarafet ve letâfetle gülümseme (Arapça’da »tebessüm» kelimesiyle aynı mânâda iken, Türkçe’de tebessüm bazen alayla gülümseme mânâsını taşır. Halbuki ibtisâm kelimesi, mutlak bir gülümseme, letafeti ve güzelliği mânâsını verir).

Türkçe Sözlük

(f.). Duygulanmak, kederlenmek, dertlenmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. içi dolu: İçli fındık. 2. Çabuk müteessir olan, yüreği yufka, hassas duygulu. 3. Kin tutan, kindir. İçli dışlı = Teklif, lâubâli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dıhk» den). Güldürme, güldürülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. işsiz, aylak, aslı esası olmayan; işlemeyen; boş; f. boş gezmek; vaktini boşa harcamak, oyalanmak, boş şeylerle meşgul olmak; (motor) boşta çalışmak idle mo ments boş zamanlar idle pulley, idling pulley avara kasnagı idle away time zaman öI

Sağlık Bilgisi

İdrar torbasının (mesanenin) bakteri ve virüsler tarafından iltihaplandırılması sonucu ortaya çıkan bu hastalığa, tıp dilinde sistit denir. Hastanın karın bölgesinin alt kısmında ve bacak aralarında ağrı vardır. Sık sık idrar yapmak ihtiyacı hisseder. İdrar yaptıktan sonra da mesanede veya penisin ucunda şiddetli ağrı hissedilir. Bazı durumlarda idrar yollarında yanma ve kanlı idrar da görülür. Ağrıları dindirmek için, karına sıcak su torbası konur. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin konup, karıştırılır. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Günlük, su.

Hazırlanışı : Küçük bir parça günlük havanda iyice dövülür. Aç karnına yarım kahve kaşığı yenir. Üzerine 1 bardak su içilir.

Sağlık Bilgisi

Mesane (idrar torbası) dolu olduğu halde idrar yapılamaz. Karnın alt bölgesi gerginleşmiştir. Bastırılınca ağrı hissedilir. Tıp dilinde akut retansiyon adı verilen bu durumun nedenleri çeşitlidir. Örneğin, böbreklerde taş, prostat büyümesi, idrar yollarının doğuştan kusurlu olması, fazla miktarda alkol içmek, mesane felci, belsoğukluğu, sinir hastalıkları veya üşütmek idrar tutukluğuna neden olabilir. İlk tedbir olarak hastanın karnına içinde sıcak su olan bir şişe konur. Sıcak su ile banyo yapılırken, idrar çıkarmaya çalışılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kişniş, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya iki çorba kaşığı kişniş konur. Kaynatıldıktan sonra süzlür. Günde iki kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(İFADE) (i. A. «feyd» den masdar) (c. ifâdât). 1. Anlatma, söyleme, beyan, takrir: Hâlimi ifade ettim. Ifâde-i şifâhiyye = Ağızdan anlatış. İfâde-i tahririyye = Yazı ile anlatış. 3. Ders verme, tedris, ders takriri, talebeyi dersinden faydalandırma: Telif ve ifade ile meşgul olurdu. (hukuk) İfade almak, zaptetmek: Davaya ait olan bir madde hakkında birini söyletip söylediğini yazmak. İfâde-i cebriyye (matematik) = Cebir işaretleri ile maksadı anlatma. İfâde-i merâm = Kitabın başına yazılan ve yazış sebebini anlatan sözler, ön söz, Ar. mukaddime.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fart» tan masdar). Pek ileri varma, normal hâli aşma, mübalağa: Perhizde ifrat ediyor. Perhizi ifrata vardırıyor. ifrat derecede güzel, tamahkâr. İfrat derecesinde sevgisi vardır (zıddı: tefrit). İfrat ve tefrit = Bir uçtan bir uca, normalin dışında, iki uyuşmaz hâlin birinden diğerine, (tıp) Yunanca’da «hyper» veya «poly» ile ifade olunan mânâyı tercüme etmek üzere terkiplere girer: Ifrât-ı his = Aşırı duygululuk: Hyperesthesie. İfrât-ı tegaddi = Aşırı beslenme: Polytrophie gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtilâsât). Çalma, Ar. sirkat (asıl mânâsı elçabukluğu ile aşırma iken bizde en fazla hırsızlık mânâsiyle kullanılır). Ihtilâs-ı vakt = Meşguliyetler arasında biraz vakit bulma, aralık bulma.

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Boğazın sıkılıp tıkanmasıyle nefes alamama, boğulma, (tıp) lhtinâk-ı rahm = Vaktiyle, rahmin tıkanmasından meydana geldiği sanılan ve kadınlarda görülen asabî bir hal ve hastalık, Fransızca: hysterie.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختناق] boğulma.

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça’dan). Yaşlı adam, koca, pîr, şeyh: İhtiyar adam, İhtiyar kadın, ihtiyarlar meclisi (esası galat olduğu için vaktiyle edebî dilde kullanılmayıp koca ve kocamak gibi hâlis Türkçe kelimeler tercih olunurdu. Müenneslnde ihtiyâre demek gülünçtür).

Türkçe Sözlük

(f.). Kocatmak: Fazla meşguliyet kendisini vakitsiz ihtiyarlatmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). İnsanın boğulurken veya boğazı daralmış olduğu halde sıkıntı ile çıkardığı sesi tasvir eder: Ik, vık yapmak.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Oturma: İstanbul’da ikamet eden. Kışın şehirde, yazın yalı ve köşkte ikamet hoş olur. 2. (fıkıh) Cemaatla namaza başlanacağı vakit müezzinin seslenişi: İkamet getirmek. 3. Osmanlı devrinde siyasi bakımdan İstanbul’da oturması mahzurlu görülenlerin sürgün olmaksızın, ekseriya bir maaş veya görevle, padişah veya hükümet emriyle İstanbul dışında bir şehirde oturtulması: Filân yerde ikamete memur (eski kitaplarda mukim yerine «ikamet-sâz» ve «Ikamet-güzin» gibi alaca tâbirler kullanılması gülünçtür).

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan veya hayvanın boğulurcasına ve sıkıntı ile nefes almasını tasvir ederek art arda kullanılır: Ikıl ıkıl nefes alıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Faydalanma yoluyla alarak. 2. Parça alarak: Sâdt’nin Güllstân’ından iktibâsen bazı hikâyeler.

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kavrulmuş fındık.

Hazırlanışı : Sabahları aç karnına, 10 tane kuru üzümle 10 tane kavrulmuş fındık yenir.

Sağlık Bilgisi

İnce bağırsağın iltihaplanmasıdır. Hastada, karın ağrısı ve ishal görülür. Buna Crohn hastalığı da denir. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya iki tane enginar konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

Biyolojik arıtma sonrası atık suyun kalitesini arttırmak için uygulanan fiziko-kimyasal süreçlerin tümü. ( Advanced treatment)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ülkenin gülü. 2.Çok güzel kadın.

Türkçe Sözlük

(İLTİFAT) (i. A. masdar). 1. Yüzünü çevirip bakma: Bizim tarafa hiç iltifat etmedi. 2. Dikkat, itina: İltifat eyleme çok hendeseye (Vehbî). 3. Teveccüh, taltif, hatır sorma, güler yüzle ve lutufkârâne dostluk: iltifatınıza nail olmadık. İltifat yok mu? 4. (edebiyat) Sözü meselâ üçüncü şahıstan, ikinci şahsa, ikinci şahıstan birinci şahsa çevirmekten ibaret belâgat. Fâtiha süresindeki (eyyâke nâ’budu) Ayet-i kerîmesinde olduğu gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eksik, noksan, kusurlu; bitmemiş; huk. tamam olmayan; uygulanamaz, tatbik olunamaz; gram. bitmemiş bir eylem gösteren (fiil), be ing kipinde olan (fiil); i., gram. bunu belirten zaman veya fiil. imperfectly z. eksik olarak, kusurlu olarak. imper

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaplamaz; uygulanamaz; idare olunamaz, ele avuca sığmaz; kullanışsız, elverişsiz, pratik olmayan; geçilmez, çetin (yol). impracticabil'ity i. elverişsizlik, pratik olmayış imprac'ticably z. elverişsiz bir şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elverişsiz, uygulanması mantığa aykırı; beceriksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duyguları etkileyen, etkili, tesirli, müessir impressively z. tesir edici bir şekilde, şaşırtıcı derecede. impressiveness i. tesir kuvveti; etkili oluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In words from the Latin, in- regularly becomes il- before l, ir- before r, and im- before a labial; as, illusion, irruption, imblue, immigrate, impart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In- regularly becomes il- before l, ir- before r, and im- before a labial.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat içinde, içine, dahilinde, de, da; giymiş, süslenmiş, örtülü; (belirli bir renk, model veya kumaştan) yapılmış; düzenlenmiş; ile meşgul; amacıyle; vasıtasıyla; göre; bakımından; tesirinde; esnasında; A.B.D. zamam dolmadan önce; halinde, vaktinde,

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir eklemin, burkulması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Çoğunlukla ayak, el bileklerinde veya diz kapağında görülür. Eklem; incindiği zaman, kısa süren bir ağrı hissedilir. Sonra eklemin bulunduğu yerde şişme, zonklama, morarma görülür. Yapılacak ilk iş, incinen yeri sargı bezi ile sarmak ve üzerine soğuk su dökmektir. İncinen yerde kırık, çıkık yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, tuz.

Hazırlanışı : 2 adet çiğ yumurtanın sarısı, bir kaba dökülür. Üzerine, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konup, karıştırılır. Sonra temiz bir sargı bezine dökülüp, her tarafına yayılır. İncinen yere sıkı sıkı sarılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içeriye doğru çekilmiş; zihni meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayi, endüstri; çalışkanlık, gayret; iş, meşguliyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفاذ] uygulama, yerine getirme, yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulaşıcı, sari; bulaştırıcı; bozucu, ifsat edici; başkalarına kolay geçen (gülme, neşe). infectiously z. bulaşıcı olarak, başkalarına kolay geçebilir şekilde.

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hunk» tan masdar). Boğulma, bunalma, nefes tutulma (ihtinak gibi).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağlamaklı ve dokunaklı ses çıkarma, inilti çıkarmak. 2. Uğultulu ses çıkarmak: Toplar atılınca yer, gök inliyordu.

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.

Genel Bilgi

Yüzümüz kişiliğimizin aynasıdır. Duygularımızı, düşüncelerimizi yansıtır. Yüzümüz sayesinde birbirimizi tanır, bir kimsenin yaşını hatta hangi coğrafyadan olduğunu tahmin edebiliriz. Çocuklar konuşmada olduğu gibi insan yüzlerini ayırt etmeyi de sonradan öğrenirler.

Yetişkinler ise başka ırktan olan kişileri tanıyıp ayırt etmekte zorluk çekerler. Beyaz ırka göre tüm Japonların birbirlerine benzemesi gibi. Oysa aynı milletten olanların hatta dışa kapalı bir toplumda yetişmiş olanların bile yüzleri birbirlerinden çok farklıdır. Bu özellik sayesinde insanlar birbirlerini tanımayı başarırlar.

Bildiğimiz, gördüğümüz kişilerin bırakın şimdiki yüzlerini görür görmez tanımayı, o kişiye ait çocukluk fotoğrafını bile ilk gördüğümüzde, ona ait olduğunu çıkartabiliriz. Tüm insanların yüzlerinde aynı organlar var, kaş, göz, ağız, kulak, burun, vb. Beynimiz nasıl oluyor da bu organların insandan insana değişen ve her insana değişik ve kişisel bir yüz ifadesi veren bu çok küçük farkları tespit edebiliyor?

Yüzün hangi bölümünün kişiyi tanımada daha önemli bir rol oynadığı sorusu kesin bir cevap bulabilmiş değildir. İnsanların karşısındakileri tanımak için yüzün tamamına bir göz atması yeterlidir.

Karşımızdaki yüzü beynimizin algılaması ve tanıması bir kaç kademeden sonra oluyor. Önce yüzden yansıyan ışık gözümüze giriyor, yani aydınlık ortam şart. Beyin önce açık ve koyu renkli noktalan, sonra da renkleri tespit ediyor. Daha sonra da her şeklin köşelerini kontrol ediyor. Bütün bunlar çok süratli oluyor ama bir anda değil. Bu yüksek seviyede tespitte asıl şaşırtıcı olan bunu beynimizin çok küçük ve sırf bu işle görevlendirilmiş bir kısmının yapmasıdır.

Beynimizin bu minik kısmı yüz görüntüsünü tespit ettikten sonra hafıza ile kontrol ederek, kime ait olduğunu bize hatırlatıyor. Tüm bu kademelerin sırrı henüz çözülebilmiş değildir. Günümüzde en gelişmiş bilgisayarların bile halen başaramadığı bu işlem en çok bilgisayarlarla ilgili araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekmektedir.

Hayvanlar insanları çoğunlukla kokularından ayırt ederlerken insan beyninin yüzleri hafızaya alma ve zamanı gelince karşılaştırmalı değerlendirme için geliştirdiği mekanizma gerçekten çok şaşırtıcıdır.

İnsan beyninin bu görüntü hafızası ile bilgisayarlar arasında çok önemli bir fark vardır. Bilgisayarlar yazı ve numaraları hafızalarına daha kolay alırlarken resimler hafızada daha çok yer kaplarlar. İnsan beyninde ise durum bunun tam tersidir. Bu nedenle beynin resim hafıza kapasitesi çok geniştir.

Beynin bir yüzü tanıyabilmesi için bazen de ilave bilgiler gerekir. İlk bakışta tanınamayan bir kişi hakkında geçmişi ile ilgili biraz bilgi verildiğinde hemen akla gelebilir. Bütün bu müthiş meziyetine rağmen beynimiz, insan isimlerini hatırlamada bu kadar başarılı değildir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab’» dan masdar). 1. Basılma, tab’olunma: Resimlerin intibâı. 2. (felsefe). Bir şeyin zihinde duygular vasıtasiyle iz bırakması, Fransızca: impression.

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şey, ehemmiyetsizlik, saçma sapan, ehemmiyetsiz ve gülünç: Intipüften şeyler, intipüften ev.

Türkçe - İngilizce Sözlük

neatness. regularity. order. orderliness. regulation. system. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorderly. irregular. untidy. halting. wayward.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat içine, dahiline, -e, -ye, içeri. be into ile meşgul olmak, meraklısı olmak; (bir kimseye) borçlu olmak

Teknolojik Terim

Sony’nin yeni model DVD kaydedicilerinde kullandığı bu sistem görüntü ayarlarını ve diğer uygulamaları kendi yapay zekasıyla en uygun hale getirerek kullanmanızın önünü açıyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The colored ring of tissue suspended behind the cornea and immediately in front of the lens It regulates the amount of light entering the eye by adjusting the size of the pupil. the opaque muscular contractile diaphragm that is suspended in the aqueous hu

Türkçe - İngilizce Sözlük

The colored portion of the eye, the iris regulates the opening of the pupil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The video camera's lens opening which regulates the amount of light entering a camera.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The colored part of the eye The ring of tissue suspended behind the cornea and immediately in front of the lens Regulates the amount of light entering the eye by adjusting the size of the pupil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The coloured part of the eye, which changes the size of the pupil, regulating the amount of light allowed into the eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The round, pigmented membrane surrounding the pupil of the eye, having muscles that adjust the size of the pupil to regulate the amount of light entering the eye. plants with sword-shaped leaves and erect stalks bearing bright-colored flowers composed of

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) düzensiz, kuralsız, nizamsız, intizamsız; usule aykırı, yolsuz, usulsüz; çarpık, düz olmayan; başıbozuk (asker); (gram.) kural dışı; (bot.) simetrik olmayan, bakışımsız (çiçek, bitki); (i.), (ask.) başıbozuk kimse, çeteci. irregular'ity (i.)

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insanın çalışarak yaptığı şey, Ar. amel, Fars. kâr: İş yapmak, iş işlemek. 2. Çalışma, uğraşma, meşguliyet: İşim vardır; yazı yazmayı iş edinmişimdir. 3. Emir, madde, görev: Bu, müşkül bir iştir, bunda bir iş vardır. 4. Vazife, görev, bir adamın yapacağı: O, benim işimdir; o, senin işin değildir. 5. Ehemmiyetli madde, mesele: Bunu da iş yaptınız. 6. Hizmet, memuriyet: Bir iş arıyor; kendisi bir işte midir? 7. Hâcet: İşimi görmedi; işini bilir. İş adamı, eri = Elinden iş gelir; iş görmeye muktedir, usta işçi. İş ola = Eskiden iş ve san’at sahiplerine selâm yerine söylenen dua. Mecâzen: Münasebetsiz bir harekette bulunana da tekdir için söylenir: «İş ola» = sanki iş görmüş demek. İşi olmak = İşi görülmek, maksadı hâsıl olmak. İş içinde iş var = Gizli maksat ve hile bulunmak. İş işten geçmek = Artık olup bitmek, tâmir ve ıslaha vakit kalmamak. İşbaşı = 1İş sahibi. 2. Bir iş görmeye memur adamların başı, işçibaşı, usta. İşbaşı etmek = Çalışmaya koyulmak. İşin başı = Gerçek, kaynak, asıl. İş başında = işle meşgul: Kazanmak isteyen sabah erken işinin başında bulunmalıdır. İşe bakmak = İşle meşgul olmak, İş görmek. İş bitirmek = İşi sona erdirmek, hal ve fasletmek. İş bilir = Elinden iş gelir. İş bilmez = Elinden iş gelmez, gafil. İş çıkarmak = 1. Ehemmiyetsiz şeye ehemmiyet verip mesele çıkarmak, asılsız yere uğraşmak ve uğraştırmak. 2. Çalışıp çok ve iyi netice almak. İş kisvetl = işle uğraşıldığı vakit giyilen esvap, iş elbisesi veya üst gömleği. İç güc = Meşguliyet. İş güc etmek = İş edinmek. İş görmek = Müsbet iş yapmak. İş günü = Tatil dışında çalışılan gün. İş göstermek = Yapacak iş vermek. İşli güçlü = Meşgul, dağdağalı. İş yapmak = İş görmek ve mecâzen iş bozmak: Amma iş yaptınız. İşe yaramak = Değeri olmak. Elişi = Nakış gibi kadınlara mahsus bazı san’atlar. Usta işi = Maharetle yapılmış, sanatlı, süslü şey İğne işi — Kasnak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.

Türkçe Sözlük

(i. ). 1. İş işleyen, işle meşgul adam, rençber, amele. 2. Dikiş ve nakış gibi el işiyle meşgul kadın veya kız: İşçi kız. Fikir işçisi (y. k.) = Gazeteci, basın mensubu.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «şugl»dan masdar) (c. işgalât). 1. İş verme, işte bulundurma, uğVaştırma, meşgul etme: Bu kitabın yazılması kendisini çok işgal ediyor. 2. İşten alıkoyma, diğer bir şeyle meşgul ederek esil işine mâni olma: Sizin işiniz vardır, işgal etmeyelim. Fransızca occupation militaire tâbirinin Osmanlıca’da işgal-i askerî diye tercümesi Adet olmuş ise de o mânâya gelemiyeceğinden yerine istilâ daha doğrudur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشغال] meşgul etme. 2.ele geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek.

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) 1.İbranice «Gülme» anlamına geldiği söylenir. 2.Hz.İbrahim’in 2 oğlundan biri olan ve Ya’kub (a.s.)’un babası. Peygamberdir. Kur’an’da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

Sağlık Bilgisi

İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir. İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzüm koruğu.

Hazırlanışı : 1 avuç üzüm koruğu sıkılıp suyu içilir.

Türkçe Sözlük

Tek renkli resimlerde ton farklılıklarıyla elde edilen aydınlık ve karanlık alanları tanımlar. Resimden önce ağaç baskıda uygulanan ışık- gölge karşıtlığı, figüre heykelsi bir görünüm kazandırır. Resim alanında önce Leonardo da Vinci` nin yapıtlarında uygulanmakla birlikte, Barok Dönemde yaygınlık kazanır ve Romantik Dönemde de yoğun duygusal etki yaratmak amacıyla kullanılır. Işığın verdiği imkânlar çerçevesinde sınırlanan kontur çizgisinin eriyip arka fondaki gölgeli kısma geçmesi ışık- gölge kullanımına dayalı kompozisyonların tipik özelliğidir.

Sağlık Bilgisi

Terledikten sonra derinin üzerinde görülen kızarıklılara halk arasında isilik denir. Tıp dilinde ise miliare denir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı çörek otu konur. Kaynatılıp süzülür. İsilikler yıkanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İş görmek, işle uğraşmak, meşgul olmak: Günde sekiz saat işler. 2. Girmek, nüfuz etmek: Su, toprağın içine işlemiş. 3. Tesir etmek: İçime işledi; soğuk iliğime kadar işledi. 4. (makine vesair) çalışır olmak, bozuk ve battal olmamak: Saat, barometre, makine, değirmen işliyor. S. Çok gidilip gelinmek, battal olmamak: Bu yol çok işliyor; yeni açılan dükkân, gazino iyi işliyor. 6. Cerahat bağlamak, cerahatlanmak: Yara, çıban çok işliyor. 7. Yapmak, imâl etmek: Ne işliyorsun? 2. Oymak, oyarak süslemek: Bu tavanı güzel işlemişler. 9. İğne ile nakşetmek: Atlas üzerine ipekle güzel güzel çiçekler işliyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İş gördürmek, işle meşgul etmek, çalıştırmak: Bahçesinde daima üç dört bahçıvan işletir. 2. Geçirmek, nüfuz ettirmek: Bu rüzgâr soğuğu adamın iliğine kadar işletir. 3. Cerahatini akıtmak, cerahatli bir halde tutmak: Yakıyı birkaç gün işlettim. 4. Argoda birini konuşturup onunla alay etmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Pencere kanatlarını kapadıktan sonra sürgülemeye yarayan ve ortasındaki tutamak vasıtasıyle işleyen demir sürgü.

İsimler ve Anlamları

(İbr.) - Ya’kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur’an’da çok sık kullanılan bir isimdir.

Türkçe Sözlük

(i.), işle meşgul olmayış, boşta kalış, vaktini boşuna geçirme. İŞTAH bk. İştihâ.

Sağlık Bilgisi

Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur. Aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı çörek otu konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Bir kerede içilir.

Yabancı Kelime

Fr. statistique

1. sayımlama, 2. sayım bilimi

1. Bir sonuç çıkarmak için verileri yöntemli bir biçimde toplayıp sayı olarak belirtme işi. 2. İlkelerini olasılık kuramlarından alarak eldeki verileri grafik ve sayı biçiminde değerlendirmeye dayandıran matematiğin uygulamalı dalı.

Sağlık Bilgisi

Psikonevrozlar grubuna giren bir çeşit hastalıktır. Tıp dilinde babinski hastalığı veya pithiatisme adı verilir. Hastalığın belirtileri; hastanın sosyal ve entellektüel seviyesine göre değişir. Hastanın gayesi, çevresinin ilgisini üzerine çekmektir. Bunun için aşağıdaki şikayetlerin biri veya birkaçı birden görülebilir. Hastada; ağrılar, baş dönmesi, bayılma, iştahsızlık, titreme, boğazında düğümlenme duygusu, kaslarda gerilme, geçici körlük, sağırlık, herhangi bir uzuvda uyuşma, hafıza kaybı görülür. Tedavinin temeli telkindir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kediotu, bal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 30 gram kediotu konur. Kaynatılıp süzülür. 1 çay bardağı kediotu suyuna, 1 tatlı kaşığı süzme bal konulup, içilir.

Türkçe Sözlük

(a uzun) . (i. A. «şugUden masdar) (c. iştigalât). Meşgul olma, bir işleme, uğraşma: Dersle iştigal ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استغراق] dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük

(i. A. »hulûs» tan masdar). Bir şeyi tamamen edinmeye, kendine mahsus etmeye çalışma: istihlâs-ı vaktetme = Meşguliyet arasında vakit bulmak, başka işe zaman ayırma (kurtarma ve tahlis mânâsıyle kullanılması hatâdır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan masdar) (c. istihrâcat). 1. Bir şeyin içinden diğer bir şeyi çıkarma: Arapça’dan mânâ istihrâc etmeye muktedirdir; gül yaprağından gül suyu denilen güzel kokulu su istihrâc olunur. 2. Netice çıkarma, istidlâl etme: Bu sözden ne İstihrâc ediyorsunuz? 3. Bir dilde okuduğunu anlama, mânâ çıkarma: Fransızca’da Istihrâcı vardır. 4. Fal bakma, yıldızlardan mânâ çıkarma: İstihracâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük

(İSTİMALE) (i. A. «meyi» den masdar) (c. istimâlât). Meylettirme, cezbetme, gönül alma, vaatlerle avutma: istimâletle yüze güldüğüne bakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنطاق] sorgulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sorgulamak, sorguya çekmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Köpek, Ar. kelb, Fars. seg. mec. Değersiz ve ahlâksız adam: İtin biri. İt-eli = Atın içeri basan cinsi. İtüzümü = Patlıcangillerden bir bitki, Ar. unnebüz-zeeb. İtburnu = Nesrin tohumu, yabanî gül tohumu. İthıyarı = Ebûcehil karpuzu. İtderneği = Harıltısı gürültüsü çok olan haşarat yatağı. İtdirseği = Arpacık. İt sürüsü = mec. Ayaktakımı. İtboğan = Acı çiğdem. İt nişanı = Atın ayağında makbûl sayılmayan bir nişan. Ityatağı = Aşağılık takımının toplandığı yer. Ityılı = Eski on iki hayvanlı Türk takviminde bir daire teşkil eden senelerin on birincisi. Yabanın iti = mec. Edepsiz adam.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yabanî gülün meyvesi.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Mâbed veya tekkede yahut kutsal bir yerde, bilhassa Harem-I Şerîf’te kapanıp ibadetle meşgul olma: Bir sene Mekke-i Mükerreme’de İtikâf etmişti.

Teknolojik Terim

Dijital bir ortam oynatıcı yazılım uygulaması olan iTunes®, ses dosyalarını PC’nizde veya Sony VAIO dizüstü bilgisayarınızda düzenlemenizi sağlar. iTunes üzerinden alınan müzik veya iTunes Plus formatında indirilen şarkılar Sony’nin İçerik Aktarım aracı ile kolayca bir Sony WALKMAN® cihazına aktarılabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

2-letter shorthand for Iraq. 3rd person singular form of the verb 'to be'.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yanak, Fars. ruh, ruhsir. Halî-ül-izâr = Hayâsız, utanmaz, arsız, yırtık, yüzsüz. GOl’-lzIr = Gül yanaklı.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Grönland Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İngiltere’nin kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 65 00 Kuzey enlemi, 18 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 103,000 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 4,970 km.

İklimi: Ilıman iklim, Kuzey Atlas Akımı ile değişkenlik gösterir, ılıman, rüzgarlı kışlar, yağmurlu, soğuk yazlar görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Hvannadalshnukur 2,119 m.

Doğal kaynakları: Balık, hidro enerji, termal kaynaklar.

Doğal afetler: Deprem ve volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 299,388 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.31 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 82.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 220 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den fazla (2003 verileri).

Ulus: İzlandalı.

Din: Evangelist Luthercilik %93, diğer Protestanlar ve Roma Katolikleri, diğer.

Diller: İzlandaca, İngilizce, Nord lehçeleri, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İzlanda Cumhuriyeti.

kısa şekli : İzlanda.

Yerel tam adı: Lyoveldio Island.

yerel kısa şekli: Island.

ingilizce: Iceland.

Yönetim biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Başkent: Reykjavik.

İdari bölümler: 23 bölge ve 14 şehir; Akranes, Akureyri, Arnessysla, Austur-Bardhastrandarsysla, Austur-Hunavatnssysla, Austur-Skaftafellssysla, Borgarfjardharsysla, Dalasysla, Eyjafjardharsysla, Gullbringusysla, Hafnarfjordhur, Husavik, Isafjordhur, Keflavik, Kjosarsysla, Kopavogur, Myrasysla, Neskaupstadhur, Nordhur-Isafjardharsysla, Nordhur-Mulasys-la, Nordhur-Thingeyjarsysla, Olafsfjordhur, Rangarvallasysla, Reykjavik, Saudharkrokur, Seydhisfjordhur, Siglufjordhur, Skagafjardharsysla, Snaefellsnes-og Hnappadalssysla, Strandasysla, Sudhur-Mulasysla, Sudhur-Thingeyjarsysla, Vesttmannaeyjar, Vestur-Bardhastrandarsysla, Vestur-Hunavatnssysla, Vestur-Isafjardharsysla, Vestur-Skaftafellssysla.

Bağımsızlık günü: 17 Haziran 1944 (Danimarka’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Haziran (1944).

Anayasa: 16 Haziran 1944.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Ul

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) büzgülü dantel veya muslin göğüslük.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is usually brownish yellow, with large, dark, somewhat angular rings, each generally inclosing one or two dark spots.

Yabancı Kelime

Fr. jacobinisme

tepeden inmecilik

Egemen güçlerin, toplumun çıkarına birtakım görüşleri, uygulamaları topluma benimsetmesine dayanan akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir binanın temizlik ve tamir işleriyle meşgul olan memur; kapıcı, odacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japon ayvası, (bot.) Chaenomeles lagenaria; kamelya, japongülü, (bot.) Thea japonica.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. caz müziği; caz müziğine ait parça; caz müziği ile yapılan dans; bir şiir veya oyundaki canlı ve güldürücü unsurlar; (argo) canlılık, hayatiyet, ruh; s. caza ait, caz tarzında; f., (argo) hızlandırmak, canlandırmak, (argo) cinsi münasebett

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -goes) ulusçuluk duygularını bağnazlık derecesine getiren kimse, savaş taraftarı. by jingo vallahi. jingoism i. aşırı milliyetçilik. jingoistic s. bu siyasete uygun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projecting or retreating part in something; any irregularity of line or surface, as in a wall.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat. boyna ait; boyun toplardamarıyle ilgili; biyol. balıklarda boyun yüzgeçleriyle ilgili; i. korunmasız taraf. jugular vein şahdamarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok şiddetli tedavi uygulayarak gelişmesini durdurmak (hastalık), önüne geçmek, önlemek. jugula'tion i., tıb. gelişmesini durdurma.

Sağlık Bilgisi

Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır. Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kuluçka devresi, 18 gündür. Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir. Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Hindyağı.

Hazırlanışı : Her sabah aç karnına bir çorba kaşığı hindiyağı içilir. Bu hastanın kabız olmasını önler.

Sağlık Bilgisi

Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, su.

Hazırlanışı : 8 bardak suya, 250 gram kuru erik konur. Erikler pişinceye kadar kaynatılır. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıta siyle firar ettirmek: Muhafazasına memuı olanların gönlünü ederek kendisini kaçırt tılar. 2. Gümrük ve vergi vermeksizin ge çirtmek, gizlice ithal veya ihraç ettirmek: Rençberlerine tütün kaçırtıyor. 3. Dikkatsizlikle geçirtmek, kaybettirmek: Siz benim zihnimi meşgul ederek ağzımdan birkaç söz kaçırttınız.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâDİFE) (i. A.) (c. kadâif). 1. İpek, pamuk veya yünden örgülü parlak, hafif tüylü lüks kumaş. 2. Kadifeden mâmûl: Kadife elbise. Kadifeçiçeği = Yaprakları örgülü çiçek çeşitleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. Türkçe’de:ke). Arap alfabesinde «ke» harfinin ismi: Kâf-ı Arabi = KAnûn kelimesindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arapça’da verdiği ses bundan ibarettir ve Farsça ile Türkçe’de de bulunur. Kâf-ı FArisî = «Gül» ve «git» kelimelerindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arap alfabesine, önce İranlılar tarafından eklenerek Türkçe’ye de kabûl olunmuştur: Sağır kâf (kef) = «En» ve deniz» gibi kelimelerdeki gibi genizden telâffuz olunur «n» gibi okunan «kâf» ki, Türkçe’ ye mahsustur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sesle ve çok gülme: Kahkaha ile güldü, kahkahayı koyuverdi. 2. Sarmaşık gibi tırmanır, mor ve kırmızı çiçek açar bir çeşit çiçek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yemen’den çıkıp şimdi en büyük kısmı Amerika kıtasında bilhassa Brezilya’da yetişen bir tane ki, kavrulup döğüldükten sonra suda haşlanıp içilir: Yemen kahvesi, Brezilya kahvesi, toz kahve, kuru kahve: Kavrulmuş kahve. 2. Bu tanenin kavrulmuş tozundan pişirilen şerbet: Kahve içmek; kahve pişirmek; şekerli, sade, alafranga, alaturka kahve. 3. Kahve içilen umumî yer, kahvehane: Mahalle kahvesi; kahvede oturmak; kahve peykelerinde yatmak. Kahvaltı = 1. Aslında aç karnına kahve içmemek için kahveden önce yenen kısa yemek. 2. Yemek vaktinin dışında ve sofra haricinde tepsi ile çıkarılıp yenen şey: Bir parça kahvaltı edelim; sabahleyin biraz kahvaltı ettim! Kahveocağı = Büyük dairelerde kahve pişirilen oda, kahveci odası: Efendisini salona aldılar, o da kahveocağına girdi. Kahve parası = Bahşiş: Arabacıya bir kahve parası ver. Kahve tepsisi, ibriği, cezvesi, fincanları, takımı = Kahveye mahsus şeyler. Kahverengi = Boz ile koyu sarı arasında bir renk. Kuru kahve = Kavrulup döğülmüş kahve, kahve tozu.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İçine döğülmüş kahve konulan kap.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden bir büyük dairede kahve pişirip konak halkı ile gelip gidenlere vermekle görevli ağa; kahvecibaşı ve bu arada padişahın kahvecibaşısı. 2. Umumî bir kahvehane tutup idare eden adam. Kurukahvecl = Kavrulup döğülmüş toz kahve satan adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve pişirip satan veya umumî bir kahvehane idare eden adamın meslek ve meşguliyeti: Eğlence yerlerinde kahvecilik ediyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. basis. method. pedestal. system. rule. regulation. buttocks. rump. bottom. bed. base plate. bedplate. stand. ground work. bedding. fundamental. foundation plate. block. mount. scole. support. axion. principle. technique. formality. formula.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. without base.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Arslan burcunun en parlak yıldızı olan «Regulus, Fr. Regulus, Lat. Alpha Leo.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarı çıkarmak, Osm. ref’ etmek: Elinizi kaldırın; başımı kaldırıp baktım. 2. Yükseltmek, Osm. terfî etmek: Bu duvarı bir metre daha kaldırmalı; bu binanın tavanlarını beş on santim daha kaldırmak iyidir. 3. Yükleyip nakletmek, taşımak, götürmek: Daha buğdayı harmandan kaldırmadık; eşyayı bugün kaldıracağız. 4. Ref’ ve lağvetmek, fesheylemek: Ben o Adeti kaldırdım; ablukayı kaldırdı. 5. Ayaklandırmak, heyecanlandırmak, kötü yola sevketmek: Birtakım gençleri kaldırmaya çabalıyordu. 6. (av köpeği) Avı uçurmak veya yuvasından çıkarmak: Bizim köpek bugün bir geyik, bir keklik kaldırdı. 7. Fazla satın almak: Komşular çarşıdan birçok kumaşlar kaldırdılar. 8. Yüklenmek, tahammül edebilmek: Bu gülleyi kaldırabilir misin? Deve kaç kilo kaldırabilir. 9. Yeterli ve tahammüllü olmak: Bizim hâlimiz o kadar pahalı giyeceği kaldıramaz; bizim işimiz öyle kumaşlar kaldırmaz; bu yemek çok tuz kaldırmaz. 10. İyi etmek, yataktan kurtarmak: Doktor hastayı beş günde yataktan kaldırdı. 11. Ümit kesmek, vazgeçmek: Sen bugün gitmeyi kaldır. Atı dörtnala kaldırmak = Doludizgin koşturmak. El kaldırmak = Vurmak, vurmaya hazırlanmak. Ellerini kaldırmak = Dua etmek. Omuz kaldırmak = Bilmezlikten gelmek. Başkaldırmak = İsyan etmek, serkeşlik. Posta kaldırmak = Posta hazırlayıp göndermek. Tabanı kaldırmak = Koşmak, Osm. şitâb etmek. Yelkenleri kaldır mak = Yelken açıp gitmek. Yürek kaldırmak = Mide bulandırmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.(bkz.Kalgay). 2.Kahramanoğulları’nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayak üzeri durma vaziyeti almak, Osm. kıyâm etmek: Öğretmen girerken bütün talebeler kalkar; saygı için ayağa kalkmak. 2. Yatma vaziyetini bozmak, oturmak: Yatmaktan usanmadın mı, kalk artık; yatmakta iken kalkıp oturdu. 3. Uyanmak, yataktan çıkmak: Sabah kaçta kalkıyorsunuz? 4. Yükselmek, yukarı çıkmak: Bu salıncağın bir tarafı inince öbür tarafı kalkar. 5. Kabarmak, şişip ayrılmak: Bütün yüzümün derisi kalktı. 6. Gitmek, hareket etmek, yola çıkmak: Tren kalktı; yarın buradan erken kalkarsak akşam varırız; vapur kaçta kalkar? 7. Dik durmak, dik vaziyet almak: Tüylerim kalktı; hayvan art ayakları üzerine kalktı; yağmurdan yatmış olan ekinler yine kalktı. 8. Yok olmak, lağv ve fesholunmak, artık bulunmamak veya kullanılır halde olmamak: Onun vücudu kalktı; o Adet şimdi kalktı; kara gümrüğü çoktan kalkmıştı. 9. Hastalıktan kurtulup yatağı terketmek: Hastanız daha kalkmadı mı? Doktor bir haftaya kadar kalkacağını tahmin ediyor. 10. Ayaklanmak, Osm. tuğyân, gulüvvetmek: İkide birde kalkar. 11. Şiddetlenmek: Rüzgâr, fırtına, dalga kalktı. 12. Doğmak, tulü etmek: Şimdi güneş kaçta kalkar? Sabahleyin Zühre’nln kalktığını seyrettim. Ayağa kalkmak = 1. Ayak üstü olmak, Osm. kıyâm etmek. 2. Ayaklanmak. Denize kalkmak = Deniz yolculuğuna çıkmak. DSşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle yürüyerek, Fars. üftân ü htzân. Kalkıp kalkıp oturmak, hop oturup hop kalkmak = Fazla hiddet etmek, tehevvüre gelmek. Merak kalkmak = Meraka dokunmak, meraklanmak: Merakım kalktı.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i.). Merhametsiz, iyi duyguları, acıması olmayan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapraklı bir bitki. 2.Yabangülü, çingülü.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika’da, güneybatıda Gine Körfezi, kuzeybatıda Nijerya, kuzeydoğuda Cad, doğuda Orta Afrika Cumhuriyeti, güneyde Kongo ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 6 00 Kuzey enlemi, 12 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 475,440 km².

Kara: 469,440 km².

Su: 6,000 km².

Sınırları: toplam: 4,591 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 797 km, Cad 1,094 km, Kongo Cumhuriyeti 523 km, Ekvator Gine 189 km, Gabon 298 km, Nijerya 1,690 km.

Sahil şeridi: 402 km.

İklimi: Yıl boyunca süren sıcak bir iklim görülür. Yağışlar güneyden kuzeye doğru gidildikçe azalır.

Arazi yapısı: Sık ormanlarla kaplı yaylalar kuzeye doğru yükselir. Kuzeydeki savan düzlükler, Cad Gölü Havzası`na yaklaştıkça alçalır. Batı bölgesi ise dağlarla kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Fako 4,095 m.

Doğal kaynakları: petrol, boksit, demir, kereste - ağaç ürünleri, alüminyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.54.

Sürekli ekinler: %2.52.

Diğer: %84.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 260 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Zehirli gazların yayılmasına neden olan volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 17,340,702 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %41.2 (erkek 3,614,430; kadın 3,531,047).

15-64 yaş: %55.5 (erkek 4,835,453; kadın 4,796,276).

65 yaş ve üzeri: %3.2 (erkek 260,342; kadın 303,154) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 63.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 51.16 yıl.

Erkek: 50.98 yıl.

Kadın: 51.34 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %6.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyıcıları: 560,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 49,000 (2003 verileri).

Ulus: Kamerunlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kamerun Yerlileri %31, Ekvatoral Bantu %19, Kirdi %11, Fulani %10, Kuzeybatılı Bantu %8, Doğulu Nigritic %7, diğer Afrikalılar %13, Afrikalı olmayanlar %1.

Din: Yerel inançlar %40, Hıristiyan %40, Müslüman %20.

Diller: 24 büyük Afrika dil grubu, İngilizce (resmi), Fransızca (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %79.

Erkek: %84.7.

Kadın: %73.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kamerun Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kamerun.

Eski adı: Fransız Kamerun’u.

ingilizce: Cameroon.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Yaounde.

İdari bölmeler: 10 bölgeye ayrılır; Adamaoua, Centre, Est, Extreme-Nord, Littoral, Nord, Nord-Ouest, Ouest, Sud, Sud-Ouest.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1960 (Fransız yönetiminden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet günü, 20 May (1972).

Anayasa: 20 Mayıs 1972 tarihinde referandum geçirilerek kabul edilmiştir; Ocak 1996 Tarihinde yeniden gözden geçirilip düzeltilmiştir.

Hukuk siste

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci Dünya Savaşında Japonların uyguladıkları intihar hücumları; bu saldırılarda kullanılan araç; intihar saldırısı yapan pilot.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2.Kemale ermiş olgun. 3.Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. 4.Alim, bilgin, geniş bilgili. - (bkz.Kemal).

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların vücudunda damarların içinde dolaşıp hayatlarını devam ettiren kırmızı sıvı madde. Ar. dem, Fars. hûn. 2. mec. Katil, adam öldürmek cinayeti: Filân dağda geçenlerde kan olmuş. 3. Husûmet, muhâsama, düşmanlık: Aralarında kan vardır. 4. Vurulan adamın İntikamı, Osm. ahz-ı sâr: Kan gütmek, kanını talep etmek. 5. Cenk, cidal, kavga, harb: Kan olmasın. Kan aramak — Kısas istemek. Kan ağlamak = Kanlı gözyaşı döker gibi, pek müteessir olmak. Kan akıtmak = Kanlı bir işe girişmek, Osm. sefk-l dimâ etmek. Kan akmak = Büyük kavga, kan ve ölüm. Kan aldırmak = Sıhhata yarar zannıyle bir damardan kan çıkartmak. Kan almak = Operatör veya bir başkası, birinin damarından kan çıkarmak, Osm. fasd etmek: Eskiden felçlilerden kan alınırdı. Kan alıcı = Kan alan operatör (eskiden berber). Ar. fassâd Kan etmek = Cinayet İmlemek. Kan istemek = Diyet talep etmek. İki eli kanda = 1. İftiracı, ahlâksız, fesadçı. 2. mec. Çok meşgul: İki elim kanda olsa gene o işte uğraşırım. Kan pahası = Diyet. Kan terlemek = Çok terlemek. Kan çanağı = Çok kızarmış gözler hakkında kullanılır. Kan dökmek = Kan akıtmak. Kanı sulanmak = Kansızlığa uğramak. Kant susamak = Kan dökmeyi arzu etmek. Kanına susamış = Kendi ölümünü icab ettirecek harekette bulunan. Kanı sıcak = Sevimli, çabuk alışan. Kantaşı = Kanı durdurma hassası olduğu sanılan damarlı akik. Kan tutmak = Kaatil, cinayetinin tesiriyle dili tutulup şaşırmak. Kan kaynamak = 1. Coşmak, Osm. cûş u hurûşa gelmek. 2. Birini içten sevmek. Kardeşkanı = Bir cins bitki, çiçek. Kankurutan = Bir çeşit bitki. Kan kusmak = Çok azap ve sıkıntı çekmek. Kan gitmek = t. Çok kan ekmak. 2. Çok azap çekmek. Kanına girmek = Ölümüne sebep olmak. Kan yutmak = Eziyet çekmek. Yüze kın gelmek = Benze renk gelmek. Yüreğinden, içinden kan gitmek = Son derece azâb içinde olmak.

Sağlık Bilgisi

Kılların dibinde başlayıp süratle büyüyen bir iltihaptır. Özellikle sırt, ense ve yüzde meydana gelir. Nedeni stafilokok cinsi mikroptur. Tıp dilinde füronkül denir. Kan çıbanı küçük kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe ağrısı ve gerginliği artar. En sonunda baş verir. Bir süre sonra da orta kısmı yumuşar, sarılaşır ve içindeki cerahat boşalır. Kabuk döküldükten sonra da yerinde ufak bir iz kalır. Kan çıbanlarını, kesinlikle sıkmamak ve hatta dokunmamak gerekir. Çabuk olgunlaşması ve cerahatin boşalması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytin.

Hazırlanışı : 10 tane siyah zeytin allınır. Çekirdekleri çıkarıldıktan sonra ezilip çıbanın üzerine konur. Bu işlem çıban boşalıncaya kadar devam eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

canal. duct. channel. station. conduit. culvert. chamfer. chute. dike. drain. flume. gullet. gully. meatus. pass. passage. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainage. drain. gully drain. sewage. sewerage.

Sağlık Bilgisi

Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mısır püskülü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 tutam (20 gram) mısır püskülü konur. 30 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer su bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .kanguru kangaroo. court (A.B.D.) kanunların horlandığı ve yanlış uygulandığı usulsüz ve yetkisiz mahkeme. kangaroo rat Avustralya ve Kuzey Ameri ka'da bulunan keseli fare.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 5 çorba kaşığı kekik konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. act of parliament. code. enactment. law. rule. statute. principle. scientific law. law of nature. canon. legislative act. measure. ordinance. prescript. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. digest of the laws regulating a particular subject. rule book. statute book.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açık şey kapalı olmak: Kapı kapandı, bu pencere kapanmıyor. 2. Bir şeyin kapısı, kapağı veya diğer bir menfez ve giriş, tıkanmak, örtülmek: Ev, dükkân, kapı, kutu kapandı. 3. Örtülmek, üstüne örtü ve perde çekilmek, Osm. setrolunmak, mestûr olmak: Bu keçe ile döşemenin her tarafı kapanmıyor. Eğerin üstü haşa ile kapanır. 4. Kesilmek, engellenmek, işlemez ve geçilmez hâle gelmek: Yuvarlanan kayalardan yol kapanmış. Açılan lâğımlardan yollar kapandı. 5. Çıkmamak, içerde durmak, Osm. ihtibâs etmek: Evinde kapanıp okumakla meşgul oluyor. 6. Örtünmek, tesettür etmek, erkekten kaçmak: Bazı yerlerde kızlar evleninceye kadar kapanmazlar. 7. Tatil olunmak, işlememek, battal olmak: O değirmen, fabrika, lokanta kapandı. 8. Bahsi olunmamak, sükûtla geçirilmek: O söz, o bahis çabuk kapandı. 9. Doldurulmak, Osm. imlâ edilmek, kuyu ve hendek gibi yerleri ortadan kaldırmak: O kuyu, o hendek kapandı. 10. Hesap kesilmek, kat’ olunmak, mahsûb olup ilişik kalmamak: Benim hesabım, bu senenin defterleri kapandı. 11. Diz çökerek veya yüz üstü düşerek sarılmak: Ayaklarına, dizlerine kapandı. Yerlere kapandı. 12. Atın ön ayağı sürçüp başı üstüne düşmek: Bu hayvan çok kapanır. 13. Yara iyileşmek, her tarafının derisi birleşip örtülmek: Kurşun yaraları daha kapanmadı. 14. Gökyüzü bulutla örtülüp hava kapalı ve keder verici olmak: Ufkun her tarafı kapandı. (göz) Kapanık hâle gelmek, kör olup görmemek: Zavallının bir gözü kapandı. (bir aile, sülâle veya hanedân) Son bulmak, soyu kalmamak: Bermekkîler sülâlesi tâ eskiden kapanmış idi. O memlekette bir hanedan vardı, o da kapandı. Muhasaraya girmek, sığınmak: Açıkta mukavemet edemiyeceğini anlayınca, yanındaki askerlerle kaleye kapandı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş. Ar. amel uğraşma. Kâr-ı Akil = Akıllı adam işi. Kisb ü kâr = Geçinmek için yapılan İş, san’at, ticaret, meşguliyet. Kâr-ı kadîm = Eski zamanda yapılmış şey. 2. Kazanç, fayda, menfaat .istifade, hisse. Hayvan alış verişinden çok kâr etti. Bu işten sizin bir kârınız var mıdır? Kâr ve zararı kendisine ait olmak şartıyle. 3. İşleme, tesir: Söylediğim sözler kendisine asla kâr etmedi. 4. Harb, cenk, kavga (yalnız «zâr» kelimesiyle beraber olduğu vakit bu mânâya gelir): Esnâ-yı kâr ü zârda. 5. Türkçe kaidesince bir isme eklenir: Tel-kârî = Tel ile işlenmiş, tel kakmalı. Kalem-kârî = Kalem işi, kalemle nakşolunmuş: Kalem-kârî yemeni. Bî-kâr = İşsiz. Der-kâr = Açık, apaçık. Ar. zâhir, ayân. Ser-kâr == İş başı. Serkârda bulunanlar (iş başında olanlar). Nâ-bekâr = işe yaramaz, hayırsız, haylaz. Kâr ü bâr = İş güç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kentucky Administrative Regulation.

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, Azmûden = denemek). Görgülü, bk. Kâr-Azmûde.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İş bilirlik, görgülü olma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş denemiş, iş görmüş, görgülü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene. 2. Hayal denilen gölge oyununda güldürücü şahıs: Karagöz’le Hacivat. 3. Bu hayal oyunu: Karagöz oynuyor. Karagöz balığı = Palamut balığının büyük ve bayağı cinsi.

Türkçe Sözlük

(i.). Karagül koyununun asıl adı. bk. Karagül.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. karagül; karagül kuzusunun kıvırcık kürkü.

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i.). Karakuş adında eski bir kadıya yakışır şekilde: Hükm-i karakuşî = Bu Karakuş’un hükmü gibi keyfî, kanuna aykırı olduğu kadar mânâsız ve gülünç, fakat insan zaaflarını aksettiren hüküm.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Pek esmer ve siyahımsı (adam). 2. (denizcilik) İri demir külçesinden ibaret ağır valyoz (balyoz) (hi.). 1. Merkezi, sonradan «Karaman» denen LArende şehri olan ve Konya ile bütün çevresini elinde tutan, iki asır kadar yaşayan büyük Anadolu beyliği. 2. (coğrafya) Karamanoğulları’nın hüküm sürmüş oldukları bütün Konya ve çevresini içine alır. Tanzimat’tan önce bu topraklar Karaman Beylerbeyiliği adını taşırdı, merkezi Konya şehri idi.

Türkçe Sözlük

(eski şekli: KâRANFÜL) (i.). 1. Hindistan’dan gelen baharattan kuyruklu bir tane: Döğülmüş karanfil. 2. Kokusu bu bahara benzer, katmerli, güzel bir çiçek ki, penbe, beyaz, kırmızı vs. olur: Karanfil çiçeği. 3. (denizcilik) Gemilerde güverteye oturtulan büyük sandalları ve ağır eşyayı içeri almak için pruva ile grandi direkleri arasına gerilen kalın halatlara bağlı palanga tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göğüs göğüse mücadelede özellikle el kenarı ve parmaklarla ani ve keskin vuruşlar yapılan bir doğu saldırı yöntemi; (spor) karate. karate-chop i. kara- tede uygulanan yanlamasına keskin vuruş.

Türkçe Sözlük

(i:). Karakol, karağul. bk. Karakol.

Türkçe Sözlük

(i.). (Bir karından çıkmış, karın ortağı. Aslı: karındaş, burada: kardaş ve şimdi: kardeş). 1. Bir ana babadan doğan veya aynı baba, aynı anadan olan kız veya erkek çocukların biribirlerine nisbeti, Fars. birâder, dâder, hemşire, Ar. ah, uht. Biz beş kardeşiz. 2. Eş, akran çift: İki kardeş, beş kardeş: Dağ vesaire isimleri. Ahret kardeşi = Oğulluk, oğulluğa kabûl edilen adam. Oz kardeş = Ana baba bir kız veya erkek kardeş. Uvey kardaş = Uvey ana veya babanın çocuğu. Beş kardeş = mec. Tokat. Büyük kardeş = Ağabey. Eski Türkçe’de: ısı. Sütkardeş = Aynı kadından süt emen çocuklar. Kardeşkanı = Bir cins bitki, Osm. dem-i uhaveyn. Ar. dem-üs-sâbân, Fars. hûn-ı siyâvüşân. Kankardeşi = Gayet samimi dost. Kız kardeş = Erkek olmayan. Ar. uht, Fars. hemşire, hâher. Küçük kardeş: Eski Türkçe’de: eni, ini.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir kimsenin, bir şeyin veya bir olayın biçimi gülünç hale getirilerek çizilmiş resmi. 2. mec. Beceriksizce yapılmış şey, taslak: Ev karikatürü, insan karikatürü.

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. Ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Hazımsızlık ve yemeklerin neden olduğu karın ağrılarını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tarçın, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 10 gram tarçın konur. Kaynatıldıktan sonra 1 çay bardağı içilir. Aynı işlem yemeklerden sonra tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Armonide uyguların seyrek ve sık duruşlarının bir araya gelmesi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işine konu olmak, altüst olunmak: Harç ara sıra karıştırılmak lâzımdır. 2. Karmakarışık edilerek bozulmak, ifsâd edilmek: Çocuklar dersleriyle meşgul olup rahat dururken, bir yaramaz çocuğun içlerine girmesiyle, hepsi karıştırıldı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A geological term for an irregular limestone region with sinks, underground streams, and caverns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A geologic formation of irregular limestone deposits with sinks, underground streams, and caverns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An irregular topography that may form over partially dissolved limestone or dolomite; karst is characterized by sinkholes, caves, and underground drainage.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (hi.). T. İsrâiloğulları’nda sonsuz zenginliğiyle meşhur bir adam. 2. mec. Pek zengin: Karûn kesildi. Karun gibi malı olsa tükenir. Karûnotu = Hindistan’dan gelme bir bitki, Fransızca: acore.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Hüc relerin bir çoğalma şekli. Karyokinezde çekirdek parçalanarak hücrenin iki kutbunda toplanır ve orada yeni birer çekirdek haline gelir. Daha sonra hücre ortadan boğulup ikiye bölünerek iki yeni hücrenin meydana çıkar.

Sağlık Bilgisi

Kasılarak vücudun hareketlerini sağlamaya yarayan organlardan her birine ve bunların tersi olan dokularına, kas (adale) denir. Herhangi bir kaza sonucu, kas yırtılacak olursa; aşağıdaki reçeteler uygulanır ve doktora başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek, sirke, sargı bezi, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kepek üzerine azar azar su ve sirke dökülüp, hamur yapılır. Sonra, orta ateşte ısıtılır. Soğumadan sargı bezine konup, kasın üzerine sarılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tırnakla veya diğer sert bir şeyle vücudun kaşınan yerini oğmak, tahrîş etmek: Baş kaşımak. 2. Kazımak, aşındırmak, oymak: Tahtanın yüzünü biraz kaşımalı. Baş kaşımaya vakit bulamamak = Pek meşgul olmak. Boyun kaşımak = Mahcup olmak. 3. mec. Tahrik etmek, durmadan hatırlatıp canlı tutmak, canlandırmak (iyi vak’alar hakkında kullanılmaz): O üzücü olayı o kadar kaşımayınız.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.

- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.

- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.

- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.

- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.

- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.

- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.

- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.

- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.

Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir. İç hastalıklar dışındaki etkenlerin neden olduğu kaşıntıların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Erik, sirke.

Hazırlanışı : Sirkeye batırılan erikler kaşınan yerlere sürülür. Günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Arab country on the peninsula of Qatar; achieved independence from the United Kingdom in 1971; the economy is dominated by oil. a peninsula extending northward from the Arabian mainland into the Persian Gulf.

Türkçe Sözlük

(f.). Aşırı derecede gülme, gıdıklanma sonunda nefessiz kalmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin kat kat olması, çok yapraklı olması: Gülün, çiçeğin, böreğin katmeri, elbisenin katmeri. 2. Kat kat, çok yapraklı, katmerli: Katmer çiçek, börek, elbise.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kat kat, birçok katlan ve çok yaprakları olan: Katmerli gül, çiçek, katmerli börek, katmerli fistan. 2. mec. İki kat, Ar. muzâaf, aşırılık: Artık bu, yanlışın, edepsizliğin katmerlisi oldu.

Şifalı Bitki

(Zerdali, prunus armeniaca): Gülgillerden 4-6 metre boyunda bir çeşit meyve ağacıdır. Meyvesi cevizden büyük, derisi ince, açık turuncu renkte, eti sulu, tatlı ve güzel kokulu, tek ve sert çekirdeklidir. Şekerpare, şam, tokaloğlu, imrahor, muhittinbey, hacıkız, hasanbey, darende gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Beyin yorgunluğunu geçirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Nekahat devresini kısaltır. Raşitizmde faydalıdır. Kansızlığı tedavi eder. Kabızlığı giderir. Yüz ve boyunlara tazelik ve güzellik verir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kebîre) (c. kibâr küberâ). 1. Büyük, ulu, koca: Cebel-i kebîr, dâire-i kebîre (maddî şeyler için daha çok azîm ve cesîm kullanılır). 2. Yaşlı, büyük: Veled-i kebîr = Büyük oğul. Şeyh-i kebîr = Yaşlı ihtiyar. 3. Büluğ yaşına erişmiş, çocukluktan kurtulmuş: Bir kebîr oğlu ve iki kebîre kızı ile diğer bir sagîr oğlu vardır, c. Küberâ = Büyük adamlar, yüksek mevkilerde bulunan devlet adamları: Küberâ konakları, c. Kibâr = Asil ve şerefli adamlar: Kibar meclisi, kibar kıyafeti, bk. Kibar.

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. kâf). Eski alfabenin 25. harfi olup asıl alfabenin sırası olan ebced tertibinde 11 .harfdir ve sayı gibi kullanılışında 20 sayılır. Asıl talâffuzu ince (ke) şeklindedir: Kedi, kâmil’de olduğu gibi. «KAf-ı FArisî» denen çeşidi ince ge (ge) talâffuz edilir: Gül, gelmek gibi ki, bu şekil talâffuz Farsça ile Türkçe’ye mahsus olup, Arapça’da yoktur. Üçüncü çeşit talâffuzu ise yalnız Türkçe’ye mahsustur. «Sağır kef» denen bu talâffuz bir çeşit «n» sesidir ki, edebî İstanbul şivesinde bildiğimiz «n» talâffuzundan ibaret kalmıştır.

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade erkeklerde görülen bir çeşit konuşma bozukluğudur. Nedeni, ya sinir gerginliği ya da gırtlak çevresindeki kasların ahenkli bir şekilde çalışmamasıdır. Üzülecek bir durum yoktur. Konuşma bozukluklarını tedavi eden bir uzmanla görüştükten sonra tavsiyelere sabırla uymak ve sonucu beklemek gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, hardal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 tatlı kaşığı hardal tohumu konur. Kaynatıldıktan sonra süzülüp, gargara yapılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Saçlı deride, deriden 2-3 santimetre kadar yüksekte kabuklar şeklinde ortaya çıkan ve bir çeşit mantarın neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıktığı yerdeki saçlar ya tamamen dökülmüş ya da bir iki kıl kalmıştır. Tedavinin ilk şartı, temizliğe çok dikkat etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, bal.

Hazırlanışı : 10 diş sarımsak kabukları soyulmadan dövülür. Üzerine 1 tatlı kaşığı süzme bal ilave edilir. İyice karıştırıldıktan sonra, hasta olan yerlere sürülür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, İskoç, mit. boğulma tehlikesini simgeleyen at şeklinde deniz perisi.

Sağlık Bilgisi

Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçete uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kitre, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Geniş bir kaba 1 avuç kuru üzüm ve 2 çorba kaşığı kitre konur. Ezilerek karıştırılır. Üzerine 1 çay bardağı zeytinyağı ilave edilir. Tekrar karıştırılır. Sonra temiz bir gaz bezine doldurulup, yaranın üzerine kapanır. Bu işleme iltihap boşalıncaya kadar devam edilir.

Sağlık Bilgisi

Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. Kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karabaşotu, pekmez, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna 1 su bardağı pekmez konur. Iyice karıştırılır. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

green. drain. sewer geriz. lağım. gambling kumar. dupe. sucker. gull. frolic. party eğlenti. gullible.

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. incision. pushed. slit. cut. off. out. curdled. coagulated. interrupted. broke. penniless. ogle.

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşk» ten). Döğülmüş buğday ile etten bir cins yemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meşhur bir bitki; keten tohumu ve bezir denilen bir kpçük tane verir ve lifleri iplik yapılıp dayanıklı ve makbûl dokumaların imâline yarar: Keten tarlası; keten ekmek. 2. Bu bitkinin sapından çıkarılan lif: Keten bezi; keten ipliği. Keten tohumu = Bu bitkinin tanesi ki, yağı alınır ve döğülmüşü tıpta lapa için kullanılır, bezir. Keten tohumu yağı = Beziryağı; boyacılıkta vesair sanayide kullanılır. Ketenhelvası = Keten lifine benzer bir çeşit helva. Ketenkuşu = Bir cins kuş. Hint keteni = Esrar, haşhaş. Yabani keten = Kenevir, kınnap. Keten lifi ipliğinden dokunmuş: Keten bez; keten gömlek; keten mendil, çorap.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Azlık, az miktarda bulunma: Kıllet-i akl = Akıl azlığı, akılsızlık. Kıllet-i iştigal = Az meşgul olma. 2. Nâdir olma, azlık, kıtlık: Bu sene tahılda kıllet vardır; yazma kitapların gittikçe kılleti duyulmaktadır. 3. (Arapça gramerde) Cem’-i kıllet = Birkaç türlü cem’i olan isimlerin bu cem’lerinden dokuzdan aşağı sayıya mahsus olanları. Zıddı: Cem’-i kesret, (tıp) Kıllet-i dem = Kansızlık, Ar. fakru’d-dem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s .öldürme, katil; vurgun (av): k.dili vurgun, büyük kazanç; s. öldürücu; k.dili çok güldürücü, katıltıcı; çok, kuvvetli, pek sıkı. killingly z. gülmekten katıltacak derecede.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese coat like garment, Obi sash belted with long wide rectangular sleeves Fabrics used are often luxurious and highly decorated examples.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden bir ağa; ve bunun etli, kırmızı renkte meyvesi. Dalbastı kiraz = Pek bol ve iri cinsi. Kuşkirazı = Ufak taneli yabanisi, Ar. mahleb. Kiraz ağacı — Bu meyveyi veren ağa;. Kiralatması = Gayet küçük elma. Arabistan kirazı = Arabistan’a mahsus bir ağacın meyvesi. Kiraz dudak = Çok kırmızı güzel dudak.

Şifalı Bitki

(prunus avlum): Gülgiller familyasından; anayurdu Asya olan, düz kabuklu bir çeşit ağaç veya ağaçcıktır. Genellikle yapraklanmadan önce çiçek açar. Meyvesi, etli ve tek çekirdeklidir. Ev ilaçlarında sapları, meyvesi, kabuğu ve çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir. Kanın temizlenmesine yardım eder. Nikris, romatizma, damar sertliği ve mafsal kireçlenmesinde faydalıdır. Karaciğer şişliğine iyi gelir. Safra akışını normale döndürür. Sivilceleri önler. Susuzluğu giderir. Kabukları ishali keser. Ateşi düşürür. Çiçekleri göğsü yumuşatır ve öksürüğü giderir.

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) - Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.

Sağlık Bilgisi

Çarpma, vurma, düşme veya bunlara benzer bir kaza sonucu meydana gelen kırıklar, kapalı ve açık kırıklar olmak üzere ikiye ayrılır. Kemikler ya bir yerinden basit bir şekilde ya da birkaç yerinden kırılıp, parçalanırlar. Kemik kırılan yerde, şiddetli ve şişkinlik meydana gelir. Kırılan yer, elle yoklandığı zaman birtakım tıkırtılar duyulur. Bazen de, kırılan kemikler, kasları, etleri ve deriyi delerek dışarı fırlayabilir. Kemik kırıklarında yapılacak ilk iş, kemik uçlarını karşı karşıya getirerek, kıpırdamayacak şekilde sıkıca sarmaktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : 1 baş kuru sarımsak iyice dövüldükten sonra temiz bir tülbentin içine doldurulup, kırığın üzerine sarılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parçalanmak. Bir veya birçok parçaya ayrılmak: Cam, bardak düşüp kırıldı. 2. Ölmek, büyük ölçüde telef olmak, yok olmak, mahvolmak: İlk çıkan koleradan çok halk kırıldı. 3. Vücutta halsizlik duyma, kırıklık duymak. 4. Darılmak, gücenmek, Osm. münfail olmak: Bilmem ne sebepten bana kırıldı. S. Şiddeti geçmek, şiddeti kalmamak: Rüzgâr, fırtına, soğuk kırıldı. 6. Nâz ile sallanıp vücudun bazı yerlerini oynatmak: Kırılarak yürüyor; o kadar kırılmak da boştur. 7. Katlanmak, bükülmek: Bu gömleğin yakası kırılmaz. Ayak, el kırılmak = Bedduadır: Eli kırılsın; ayağı kırılsın. Bel kırılmak = Bel bükülmek, zaaf gelmek, çok yorulmak. Kol kanat kırılmak = Tamamen güçsüz kalmak, düşkün olmak. Gülmeden kırılmak = Katılmak. Çıtkırıldım = Pek nazlı ve şık kıyafetli.

Türkçe Sözlük

(i.). Gül ağaçlarında bulunan bir cins böcek, hanımböceği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. scarlet. ruby. cherry. florid. gules. ruddy. red. scarlet. ruby. carmine. gules. erythr-. erythro-.

Türkçe Sözlük

(i.). Kızıllık, kızıl renk, Ar. humret, ihmirâr: Bu gülün kırmızılığı; akşamüstü bulutların kırmızılığı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gizli gülmeyi tasvir ve taklid edip ekseriya art arda kullanılır: Kıs kıs gülmek. 2. Köpekleri birbiriyle boğuşmaya teşvik için söylenir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kazanma, kazanç, Ar. iktisâb, istifade: Hayli servet kesbetmiştl: Ayda birkaç bin lira kisbi vardır. 2. Edinme, Osm. hâsıl ve peydâ etme: Kisb-i malûmat etmek; yağmur altında av arkasından gezmekten hastalık kesbettim. 3. Geçimini sğalamak için çalışma ile buna Alet olan san’at ve meşguliyet: Kisb ü kâr sahibi, bk. Kesb.

Sağlık Bilgisi

Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir.

- Erkeklerde Kısırlık : Normal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir.

- Kadınlarda Kısırlık : Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir.

Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir. Bundan sonra, kısırlığı doğuran hastalıkların tedavisinde uygulanan reçetelerle birlikte aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Isırganotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ısırganotu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

personal. private. individual. singular. closet. intimate. self.

Türkçe Sözlük

(i.). Sessizce ve alaylı gülme hali: Kıskıs gülmeye başladı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitap basmak, satmak san’atı ve meşguliyeti. 2. Birinin kitaplarını idare etmek görevi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zâlimllk, merhametsizlik. 2. Tütün vesaire kıyan adamın mesleği, meşguliyeti. 3. Sahilde yapılan balıkçılık. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazın çıkarılıp saklanması görevi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Genç ve evlenmemiş dişi insan, Fars. duhter: Bir kız gördüm; köyün kızları oyun oynuyorlardı. 2. Dişi evlât, Ar. bint, kerîme, Fars. duhter: İki oğlu, bir kızı var; kızlarını evlendirdi. Evlenmemiş bir kızı var; kızının oğulları. 3. Bâkire, evlenmemiş kadın, Ar. bikr Fars. dûşîze: iki defa evlenip bir defasında kız, diğerinde dul eldi. Kızoğlan kız = BAkire. Kız kardeş = Fars. hemşîre. Ar. uht. Kız evlâd = Ar. bint, kerîme. Kız alıp vermek = Akrabalık kurmak. Kızlarağası = DArü’s-saâdeti’ş-şerîfe ağası. Hanım kız = Genç ve terbiyeli kız. Kızkuşu = Ağaçkakanın yeşil bir çeşidi. Kız gibi = Terbiyeli ve mahcup adam. Kızklllmi = Aşîret kızlarının dokudukları bir çeşit makbûl kilim. Kızmemesi = Greypfrut, altıntop. Kız vermek = Evlendirmek.

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.

Sağlık Bilgisi

Deri döküntüleri, hafif ateş ve hafif nezle ile ortaya çıkan Alman kızamığı da denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde, rubella denir. Daha ziyade çocuklarda görülür. Ancak, hamile kadınların da, gebeliğin ilk üç ayı içinde kızamıkçık olma ihtimali vardır. Bu durumda, ana rahmindeki cenin de etkilenir. Hastalık, havadaki zerreciklerle bulaşır. Kuluçka devresi, çoğunlukla 17 gündür. Hastanın vücudunda pembe, düz lekeler görülür. Bazen boynun arka tarafındaki bezler de şişer. Tedavi için kullanılacak özel bir ilaç yoktur. Hastalık genellikle 4 gün içinde geçer. Bu süre içinde hastanın odasını ayırmak ve sağlam kimselerle görüştürmek gerekir. Kesin istirahat da şarttır. Hastada görülen nezle ve ağrıları tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeker.

Hazırlanışı : Ateşin üzerine 1 çorba kaşığı toz şeker konur. Yanarken çıkan duman teneffüs edilir.

Sağlık Bilgisi

Kendine has bir deri döküntüsü ve boğaz ağrısı ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde scarlatina denir. Nedeni, bademciklere yerleşen bir çeşit mikroptur. Hastalık aniden ortaya çıkan baş ağrısı, titreme, boğaz yanması, bulantı, ve havale ile başlar. Ateş yükselir. Nabız hızlanır ve bademcikler de şişer. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından çok kısa bir süre sonra, ağız çevresi hariç vücudun diğer yerlerinde kırmızı lekeler belirir. Dilin üstü de beyaz bir tabakayla kaplanır. Bu tabaka 3 gün sonra kalkar ve dil ağaç çileği görünümünü alır. Hastalık en fazla 6 hafta içinde geçer. Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastanın odası ayrılır. Başkaları ile görüşmesi engellenir. Odası sık sık havalandırılır. Sulu ve sindirilmesi kolay yiyecekler verilir. İyi tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam adaçayı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Ilıdıktan sonra gargara yapılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden, yol kenarlarında biten bir bitki (Lat. agrimonia eupatorium).

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit kansızlıktır. Kanda hemoglobin miktarının azalması, bu duruma neden olur. Çarpıntı, halsizlik, nefes darlığı, yüzde solgunluk ve ayak bileklerinde şişme görülür. Belirtiler kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya yarım kilogram yıkanmış ve temizlenmiş ıspanak konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) diz altından büzgülü bol pantolon, golf pantolonu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (minder ve şilteyi) Dikişle mıhlamak, içindeki ot veya yün oynamamak için her bir karış mesafede sicim vesaire ile sağlam dikiş vurmak. 2. (telli sazı) Kurmak, köketmek. 3. Kirizme denilen kıraç yerin ağaç ve çalı köklerini çıkarmak. 4. İnce saç örgülerinin her üç dördünü bir yere sarmak, kökleme etmek.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: kokumak). 1. Koku vermek, kokularını yaymak: iyi kokmak; kötü kokmak; bu gül ne güzel kokuyor; bu yemek ağır kokuyor. 2. Bozulup kötü ve eğir koku peydi etmek, Osm. tefessüh ve taaffün etmek: Bu et kokmuş; ağzı kokuyor. Mlık (mit) gibi kokmak = Önceden hlıtolunmak, yaklaşmak, farketmek: (Misk gibi) kavga kokuyor.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi veya kötü bir kokusu olan, kokan, koku veren. 2. Güzel kokan. Ar. muattar, Fars. hoş-bO: Kokulu gül.

Türkçe Sözlük

(i.). Kul, Fars. çâker, bende, gulâm (tevâzû ve saygı mübalâğası olarak) Köleniz, köleleri = Kulunuz, bendeniz, ben. («köle-zâde» demeyip «bende-zâde» denilir).

Türkçe Sözlük

(i.). Dağ gülü ve «rododendron» denilen bir cins ağaç kl, kerestesi kırmızı olup makbuldür: Komar ağacı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Yunanea’dan). 1.Güldürücü tiyatro oyunu. 2. Gülünç İş, maskaralık: İşi komedi (daha eskiden komedyan diyorduk).

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.). 1. Güldürücü. 2. Gülünç hâl.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Güldürücü hareket ve konuşma tarzı. 2. Gülünç hâl.

Türkçe Sözlük

(i.). Ummacı ve gulyabanî gibi, korkutmak için uydurulmuş hayalî şahıs veye alev suretinde mezardan çıktığına inanılan ölü, vampir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. control. guard. police. regulate. test.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kestirilmek, kat’ ettirilmek, çekilip ayrılmak, sökülmek, Osm. kal’edilmek: Bu İp el İle koparılmaz, kökleri koparılabllecek gibi mi? 2. (yemi; vs.) Kesilmek, toplanmak, değirilmek, Osm. iktitâf edilmek: Bu mevsimde bağdan yaprak, gül ağacından çiçek, üzüm, elma koparılmaz.

Sağlık Bilgisi

Özellikle sırt, ense veya yüzde meydana gelip, kıl diplerinin iltihaplanmasıyla beliren bir çeşit çıbandır. Küçük, kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe, ağrı artar, fakat çoğu zaman baş verme görülmez. Kör çıbanları kesinlikle sıkmamak ve kurcalamamak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Keten tohumu, vazelin.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı vazeline, 3 çorba kaşığı dövülmüş keten tohumu konur. İyice karıştırıldıktan sonra çıbanın üzerine konur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gulf. inlet. cove. arm. bay. bight. firth. indentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. gulf. indentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gulf. bay. inlet. secluded. arm. indentation. sea inlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular. cornered. angled.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Arı yuvası, arıların içinde bal yaptıkları yuva. 2. Fişeklerin mahafazası İçin barut ve kurşun İle dolu bakır veya teneke zıvana: Fişek kovanı. Kocanotu =» Yüksük otu. Kovançlçeğl = Arı üşen, oğulotu çeşidi, mec. Arı kovanı mec. = Çok kalabalık yer.

Türkçe Sözlük

(i.). İki binden az nüfuslu küçük meskûn yer ki, kasabadan farkı evlerinin azlığı ile beraber, çarşı ve pazarı olmaması ve ahalisinin ekseriya ziraatle meşguliyetleri sebebiyle tarla, çayır, bağ, bahçe, ahır ve ağıl gibi şeylerle karışık olmasıdır: Köy halkı; köyde oturmak; köy imamı; köy mektebi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Konulmak, vaz’edilmek. 2. Düşmek, dökülmek, munsab olmak: Yeşilırmak, Karadeniz’e koyulur. 3. Üzerine düşmek, çok meşgul olmak: Bu aralık yazıya, piyanoya çok koyuldu. 4. Hücum ve takip etmek: Süvarilerimiz büyük bir gayretle düşmana koyuldular (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). 1. Kendini dünya vatandaşı gören, her yabancı şeye karşı alâka gösteren, milliyet duygularından mahrum kimse. 2. Çeşitli milletten insanları içine alan: Hong-Kong kozmopolit bir şehirdir.

Sağlık Bilgisi

Kaslarda, şiddetli bir ağrı ile beraber istek dışı meydana gelen kasılmalara kramp denir. Çoğunlukla yorgunluk, fazla terleme ve ishalden sonra görülür. Atardamar hastalıkarından kaynaklanan kramplarda mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Diğerlerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, bal, su.

Hazırlanışı : Bir kaba 1 fincan sirke, 1 fincan sıcak su ve 1 fincan süzme bal konur. İyice karıştırılır. Gün aşırı sıcak sıcak içilir.

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.

Sağlık Bilgisi

Kulağa kaçan suyu çıkarmak için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatlı bademyağı.

Hazırlanışı : Kulağa 3 damla tatlı bademyağı konur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Sağlık Bilgisi

Kulak ağrısı başka bir hastalığın belirtisidir. Kulak borusu zarı iltihabı, kulak nezlesi, ortakulak iltihabı, kulak yolundaki çıban, boyun bezeleri, yüz nevraljisi, bademcik iltihabı veya çene mafsalındaki hastalık, kulak ağrısına neden olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 diş sarımsak külde pişirildikten sonra ufalanır. Üzerine 1 kahve kaşığı zeytinyağı ilave edilip, karıştırıldıktan sonra kulak deliğine sokulur.

Sağlık Bilgisi

Dış veya ortakulak iltihabından kaynaklanır. Akıntı azsa, dışkulak iltihabı, koyu sarıysa ortakulak iltihabı düşünülür. Mastoid iltihabının neden olduğu akıntı ise, krem kıvamında olup, çoktur. Kulaktan kanlı akıntı gelmesi, kulak zarının delinmiş olması veya kafatası kırığından kaynaklanabilir. Doktora başvurmak gerekir. İltihabın neden olduğu kulak akıntılarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : Kulağa günde 2 kere birer damla saf sirke damlatılır.

Sağlık Bilgisi

Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Basit kulak çınlamalarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : 2 su bardağı sirke kaynatılır. Çıkan buhar kağıttan bir huni yardımıyla kulağa verilir.

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (çengel demek olan «küllâb»dan imen.). Tımarhanede delileri zapt ve idare eden hademe. Halk dilinde: Deli güllâbicisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to use. to drive. to make use of sth. to take or consume regularly. draw on. draw upon. employ. exert. exploit. govern. handle. make use. make with. manage. ply. run. utilize. wear. wield. work.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. külliyye bu mânâda kullanılmaz). 1. Bir işin teferruatı olmaksızın toptan olan kısım ve ciheti: O, işin külliyâtı ile meşguldur, teferruata girişemez. 2. Bir yazarın ve şairin bütün eserlerini veya bütünüyle bir mevzuu içine alan seri, Lat. corpus: Külliyyât-ı SAdî, külliyyât-ı Zİyâ Paşa.

Sağlık Bilgisi

Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir. Kulunç ağrılarını dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gelincik yaprağı, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kaynak suya 4 tane gelincik yaprağı konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir.

Sağlık Bilgisi

Böbrek kumlarını dökmek ve onların neden olduğu sancıları gidermek için, perhiz yapmak ve bol bol su içmek çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pırasa, su.

Hazırlanışı : 6 bardak suya 1 tane pırasa doğranır. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 1 su bardağı içilir.

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırırlar. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.

Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz. Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. law. regulation. statute. code. disposition. precept.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. convention. regulation. law. maxim. order. ordinance. policy. principle. statute. system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach / violation of the rules / regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which conforms to a rule regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. sth which does not conform to a rule irregular.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Ürtiker denilen kurdeşen, bir çeşit alerjidir. Ciltte aniden başlayan ve birkaç saat süren dayanılmaz kaşıntılarla kendini gösterir. Ciltte görülen küçük, kırmızı kabarcıklar, bir süre sonra şişebilir. Bu belirtiler, bazen çok kısa zamanda geçer, bazen de uzun süre devam eder. Nedeni, böcek veya arı sokması, bozuk yiyecekler, bazı yiyecekler, bazı ilaçlar veya aşırı derecede heyecanlamadır. Tedaviye geçmeden önce hastalığı doğuran nedeni bulmak gerekir, ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayıkulağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç ayıkulağı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülüp, kaşınan yere sürülür.

Türkçe Sözlük

(i.). Tehlikeden uzaklaştıran, Osm. tahlîs eden. Cankurtaran = Denize düşüp boğulmak tehlikesinde bulunanları kurtaran veya bu işle resmen görevli adam. Cankurtaran demir = Tehlike hâlinde atılmak üzere gemide yedek bulunan ağır demir. Cankurtaran simidi = İcabında tutunup boğulmamak üzere gemilerde bulunan mantarlı halka. Cankurtaran sandalı, flikası = Gemilerde ve tahlisiye idarelerinde yanları mantarlı olarak batmaz bir surette yapılmış sandal. Cankurtaran otomobili = ilk yardıma muhtaç hastaları taşıyan otomobil, ambülans.

Şifalı Bitki

(kurttırnağı): Gülgiller familyasından beşparmakotu adlı bitkinin salkım çiçekli, sapı ve kökü bol taneli, çok yıllık bir türüdür. Yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: İshali keser.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaşın zıddı, rutubeti çekilmiş, Ar. yâbis, Fars. huşk: Kuru ağaç, kuru ot, kuru çamur. 2. Yağmur yağmayan, susuz: Kuru ova, kuru arazi. 3. Arık, zayıf, etsiz: Kupkuru bir adam. 4. Döşenmemiş, çıplak, açık: Kuru tahta, kuru yer. 5. Sade, katıksız: Kuru ekmek. 6. Başka bir mevsimde yenmek üzere güneşte kurutulmuş: Kuru meyve, kuru balık, kuru üzüm. 7. Sıvı salgısı olmayan. Kuru öksürük = Balgamsız. 8. Kar ve yağmuru olmayan: Kuru hava, kurusoğuk. 9. Kurşunu olmayan, kurşunsuz: Kurusıkı. 10. Boş, asılsız, nâfile, tesirsiz ve sebepsiz: Kuru söz, kuru lâf, kuru gösteriş, kuru patırdı. 11. Harçsız: Kuru duvar. Kuru başına = Yalnız, Fars. bî-kes. (denizcilik) Kuru havuz = Gemilerin tamiri ve temizlenmesi için sokuldukları havuz ki, gemi girdikten sonra suyu tulumba İle alınıp gemi kızakta kalır. Kuruda kalmak — Cezirde gemi oturmak. Kuruda = Yerde, karada, (denizcilik) Kuru direk = Fırtınalı havada yelkensiz olarak rüzgârın şevkine tâbî olmak. Tuzu kuru = İşi sağlam, şüphe götürür hâli olmayan. Kurukuruya = Boşuboşuna, büsbütün nafile. Kurukahve = Pişirilmemiş, kavrulmuş kahve tozu. Kuru keçik = Uyuz hastalığı. Gülkurusu = Gül kurusunun rengi.

Türkçe Sözlük

(i.). Yabanî gül ağacı

Şifalı Bitki

(fructus rosa canina): Yabangülünün, şeker, organik asit ve C vitamini bakımından zengin olan meyvesidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, ishali keser.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden bir bitki ki, reçeli ve likörü yapılır (Lat. cerasusavium).

Sağlık Bilgisi

Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir. Ayrıca tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çorba kaşığı ıhlamur konur. 10 dakika bekletildikten sonra 1 su bardağı içilir.

Şifalı Bitki

(kusso): Gülgiller familyasından Habeşistan’da yetişen almaşık yapraklı, katmerli çiçekli ve dişi organı geniş tepecikli bir ağaçtır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürmeye yarar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a white soft metallic element that tarnishes readily; occurs in rare earth minerals and is usually classified as a rare earth. a state in southern United States on the Gulf of Mexico; one of the Confederate states during the American Civil War. the syllab

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütün özgül ağırlığını ölçen alet.

Teknolojik Terim

Yerel Uygulama Kontrol Veri Yolunu kullanarak cihazla iletişim kuran bir uzaktan kumanda. Ev video kaydedicileriyle, bir oynatıcıyla birlikte senkronize düzenleme olanağı sağlayan değiştirilebilir kumanda işlevleri sunar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Volcanic ashes, consisting of small, angular, stony fragments or particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Volcanic ashes, consisting of small, angular, stony fragments or particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Singular, the pre-adult form in which some animals with multiple life stages hatch from the egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Singular, the pre-adult form in which some animals with multiple life stages hatch from the egg.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lâstikten yapılmış veya lastik gibi esnek ve çekilince uzayıp yine toplanan şey: Lâstikti kaytan, şerit. 2. mec. Her istenilen tarafa çekilebilir, çeşitli şekillerde anlaşılabilir: Lâstikli söz («lâstikî» ve «lâstikiyet» gibi gülünç tâbirleri dilimiz kabûl edemez).

Türkçe Sözlük

(LATİFE) (i. A.) (c. letâif). Güldürecek tuhaf ve güzel söz ve hikâye, şaka, mizah. Latife etmek = Bilhassa gülmek için söylemek. Latife anlamaz, latife bilmez = Latife için söylenilen söze alınan. «Latife» ile «hezel» arasında fark vardır: Latife güzel ve zarif söz olmakla beraber terbiye dâhilindedir; hezel ise az veya çok açık ve edepsizce olur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şa(Kadın İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (i.) gülmek; sevinmek, eğlenmek; gülerek ifade etmek; (i.) gülme, gü1üş, hande; kahkaha. laugh at (birine) gülmek. laugh away gülüşle meseleyi kapatmak, gülerek geçiştirmek. laugh down gülerek susturmak. laugh line göz kenarındaki buruşukluk. l

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gülünç, gülünecek, gülünür; tuhaf, acayip. laughably (z.) gülünecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) gülen, güldüren; gülme, gü1üş. laughing gas güldürücü gaz, (tıb.) azot monoksit gazı (anestezi için kullanılır). laughing hyena benekli sırtlan. laughing jackass (bak.) jackass laughing stock gülünecek kişi. no laughing matter şakaya gelme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gü1üş, gülme, hande; gülünecek şey.

Yabancı Kelime

Fr. lecteur

okutman

Üniversitede yabancı dil, Türkçe ve inkılap tarihi gibi ortak, zorunlu dersleri öğretmek için görevlendirilen, uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. limon; limon ağacı, bot. Citrus limon; argo değersiz kimse veya şey. lemon balm oğulotu, bot Melissa offi cinalis lemon drop limon şekeri. lemon peel limon kabuğu. lemon pudding limonlu puding. lemon squash İng. limonata. lemon verbena limon otu,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of glass, or other transparent substance, ground with two opposite regular surfaces, either both curved, or one curved and the other plane, and commonly used, either singly or combined, in optical instruments, for changing the direction of rays of

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Yakın Doğu'ya ait; Yakın Doğu'da ticaret yapan; i Yakın Doğulu kimse, bilhassa anası veya babası Avrupalı olan kimse, Levanten; bir çeşit ipekli kalın kumaş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whig. a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets tolerant of change; not bound by authoritarianism, orthodoxy,

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who favors a political philosophy of progress and reform and the protection of civil liberties. a person who favors an economic theory of laissez-faire and self-regulating markets. showing or characterized by broad-mindedness; 'a broad political

Türkçe - İngilizce Sözlük

In American politics, 'liberals' tend to be people who are somewhat ideologically left-of-center They tend to favor more power at the federal level and federal intervention to regulate economic issues and certain social issues, particularly social issues

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plajlarda boğulma tehlikesinde olanların imdadına yetişmeye hazır özel memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ligula i., bot. dilcik, ligula çimen yaprağı dibindeki zarfın tepesini meydana getiren çıkıntı; bileşik çiçeğin dil şeklinde olan çiçekçiği. ligulate s. dil şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in 'Güliverin Seyahatleri' adlı eserindeki cüceler adasının ismi. Lilliputian i., s. bu adanın ahalisinden biri; s. çok küçük, ufacık.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Heyecan ve ilham dolu olan. 2. (edebiyat) Eskiden lir çalınarak söylenen şiir; şimdi, bu şiir özelliğinde olan şiir; duyguları içli bir dille anlatan şiir. Başka edebî çeşitler ve musiki eserleri için de kullanılır.

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos . Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir, Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır. Kuzeyden = YILDIZ, kuzeydoğudan = POYRAZ, doğudan = GÜNDOĞUSU, güneydoğudan = KEŞİŞLEME, güneyden = KIBLE, güneybatıdan = LODOS, batıdan = GÜNBATISI ve kuzeybatıdan = KARAYEL. Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber ve yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslında havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihle savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki etkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, astım nöbetlerinin, erken doğumların ve hatta intiharların sayılarının arttığı gözlemlenmiştir.

Halk arasında, genellikle yağmur getirdiği için “Lodos’un gözü yaşlıdır” diye bir deyim vardır. İnsanların çoğu bir barometre gibi havaya ve yağmur öncesine duyarlıdırlar. Havanın dönmesinden çok az önce gerginlik, ruhsal çöküntü ve sıkıntı belirtileri gösterirler.

Lodos’un insanlar üzerinde yarattığı etkilerin sebepleri ve Lodos rahatsızlıklarına ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. İşin ilginç yanlarından biri de, Lodos etkisi altında bulunan bir bölgeye yerleştirilenlerin ancak bir kaç yıl sonra rüzgarın etkisinden rahatsız olmaya başlamalarıdır.

Konu rüzgardan açılmışken güncel bir tartışmaya da değinmeden geçmeyelim. Rüzgar bir hava akımıdır, yani hava olmazsa rüzgar da olmaz. Öyleyse Armstrong’un Ay’a ayak basar basmaz diktiği bayrak nasıl dalgalanıp duruyor? Ay’da hava olmadığına göre hangi rüzgar bu bayrağı sürekli dalgalandırıyor?

Ay’a gidildiğine inanmayanlar tarafından delil olarak ileri sürülen bu olay yolculuktan önce düşünülmüş, bayrak direğinin üstüne çok ince yatay bir çubuk tutturulmuş ve bayrak yandan ve üstten sabitlenmişti. İlk bakışta bayrağın dalgalanıyormuş izlenimini veren bu durum fotoğrafa dikkatlice bakınca fark edilebiliyordu.

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos. Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir. Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır.

Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber va yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslın da havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihte savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki elkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, a