Gürül Gürül Akmak | Gürül Gürül Akmak ne demek? | Gürül Gürül Akmak anlamı nedir?

Gürül Gürül Akmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gurul gurul akmak

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجين] macun, yoğurulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) gürültü, patırtı. make an ado hadise çıkarmak, kıyameti koparmak. without any more ado hemen, ses çıkarmadan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak. 2. Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak. 3. Ağzını bozmak, söğüp saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, gürültü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir maddenin bulunduğu yerden aşağıya doğru hareket etmesi, cereyan, seyelan etmek: Su akıyor. 2. Sızmak: Bu testiden su akıyor. 3. Kap içindeki sıvıyı sızdırmak, damlatmak: Bu testi akıyor, burnum akıyor. 4. Suyun üstünde yüzer gibi kayıp gitmek: Kayık önümüzden akıp geçti. 5. Kınından, zarfından sıyrılıp çıkmak: Kılıç kınından, yılan kovuğundan akmak. 6. Kumaş, dikiş yerinden çözülüp ayrılmak, yıpranmak: Bu kumaş akıyor. Ağzın suyu akmak = İmrenmek. Göz akmak = Kör olmak. Nur akmak = Pek parlak olmak. Yaş akmak = Ağlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. run. discharge. leak. course. drain. drain away. drain off. fall into. issue. pour. pour out. run down. run out. sluice. stream. well forth. well out. well up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. drain. exude. glide. pour. stream. trickle. to flow. to drain. to trickle. to leak. to run down. to overflow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. to flow. to leak. to run. to come in great amounts. to wear out and fray. discharge. glide. pour in. run out. stream.

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde ve başka makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri yumuşatmaya yarayan tertibat.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, nizâ, gürültü: Çarşıda bir arbede oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(Ing). ylldlnm ve gök gürültüsünden aşım korku.

Teknolojik Terim

Sony AVLS (Ses Seviyesi Sınırlama Sistemi), PSP®, WALKMAN® ve diğer taşınabilir ses cihazlarında bulunan bir koruyucu özelliktir. Gürültülü bir tren gibi yüksek sesli ortamlarda ses seviyesinin tehlikeli düzeylere çıkmasını önlemek üzere tasarlanmıştır. Böylece, kulaklarınızın zarar görmemesi sağlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırdan, içeriden ses çıkarmak, bağırmak, haykırmak, sayha, nâra atmak, (hayvan) öğürmek, böğürmek. Bağırıp çağırmak = Yaygara ve gürültü etmek. Yüze bağırmak = Bağırarak sert muamele İle ürkütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., k. dili heyecanlı ve göze batan propaganda veya yazı; gürultü, velvele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (z). gürültü, patlama; bir vuruş neticesinde çıkan ses; patırtı; enerji, bir şeyi yapma gayreti, şevk; A.B.D., argo heyecan, sevinç; argo uyuşturucu madde içitimi, morfin; (f). çarpmak, gürültü ile kapatmak; hızla vurmak; gürültü yapmak; argo

Türkçe Sözlük

(e.). Bağırma sesi. Hüngür hüngür ağlamayı, ses ve gürültü ile olan sair fiilleri tasvir için ard arda kullanılır: Bangır bangır ağladı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Haykırış, bağırış. 2.Gökgürültüsü, yankı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük karışıklık ve gürültü, şamata; akıl hastanesi, tımarhane; b.h. Londra'da bulunan St Mary of Bethlehem adlı akıl hastanesi. Bedlam broke loose Kızılca kıyamet koptu.

Türkçe Sözlük

(i.). Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı bir zarla örtülmüş bir sinir organı. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duyum ve bilinç merkezidir. Beyni atmak = Birdenbire ve pek fazla öfkelenmek. Beyni bulanmak = Sersem hale gelmek. Beyni sulanmak = Bunamak. Beyninden vurulmuşa dönmek = Beklenmedik bir durum karşısında çok büyük bir şaşkınlık ve üzüntüye uğramak. Beyin yıkamak = Bir insana zorla ve hileyle evvelce reddettiği bir fikri kabul ettirmek, mec. Akıl, şuur, Ar. fehm, zekâ. Beyin bırakmamak = Zihin yormak, şaşırtmak. Beyin delinmek, sarsılmak = Gürültüden mustarip ve sersem olmak. Beynine girmemek = Anlayamamak. Beyni dağılmak = Aklı perişan olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ani esen rüzgâr, şiddetli rüzgâr; düdük sesi; yaprakların soğuk veya rüzgârdan kavrulması, yanma; patlama, infilâk; (argo) gürültülü eğlenti; (argo) uyuşturucu maddenin kuvvetli etkisi; f. tahrip etmek, yıkmak; yakmak, kavurmak, mahvetmek. blast fu

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiddet ve gürültüyle esmek (rüzgar); yüksek sesle tehdit savurmak; patırtı etmek, yaygarayı basmak; i. gürültü, yaygara; yüksekten atma, martaval. blusterer i. gürültücü kimse blusteringly z gnrultnyle blusterous s. yaygaracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzursuzluk, kavga, gürültü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boğulma, Ihtinak. 2. Sıkılma, ıstırap. 3. Oyalayıp atlatma: Boğuntuya getirmek = Gürültüye getirmek, atlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü; şiddetli; fırtınalı (dalga,hava,rüzgar). boisterously z.gürültülü olarak. boisterousness i. gürültülü olma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me’mun’un zevcesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sıçramak, sekmek, zıplamak (top); gürültüyle veya hızla bir yere dalmak; sıçratmak, zıplatmak, sektirmek; A.B.D., (argo) karşılıksız olduğu gerekçesiyle çeki iade etmek; (argo) yol vermek, işten atmak; i. sıçrayış, sıçrama, zıplayış; k.dili hayatiy

Teknolojik Terim

BRAVIA ENGINE en yeni Sony LCD televizyonlarda kullanılan, yüksek görüntü performansı motorudur. Canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim

Akıllı gürültü giderme ve Gelişmiş Kontrast Geliştirici gibi en yenilikçi teknolojilerimizi kullanan BRAVIA ENGINE 2, büyük beğeni kazanan BRAVIA ENGINE teknolojisinin gücü üzerine inşa edilmiş olup, dört yeni görüntü işleme aşaması katar. Dahası, BRAVIA ENGINE 2 birçok farklı sinyali de içine alacak şekilde, tüm dijital sinyal işleme süreçlerini bir araya getirir. Sonuç ise olabilecek en doğal tonlara sahip, net ve gerçeğe yakın renklerdir. Net ve güvenilir bir parlaklık ve kontrasta sahip siyak düzeyleri en derin ve en ayrıntılı düzeylerdir.

Teknolojik Terim

BRAVIA Engine 2 PRO görüntü verilerini size ekranda görmeden önce filtreleyen, temizleyen ve optimize eden güçlü bir işlemcidir. Full HD 1080p LCD ekranınızda gerçeğe en yakın High Definition görüntüleri sunmak için sinyal kalitesi büyük ölçüde iyileştirilir. En beğendiğiniz programlar, Blu-ray Disc™’ler, DVD’ler ve PLAYSTATION®3 oyunları bugüne kadar gördüğünüz en üstün renk aralığı, en yumuşak yüksek hızlı hareket ve en temiz siyahlar olarak canlanır. Hiçbir şeyin izleme deneyiminizi engellemesine izin vermeyen gürültü azaltma teknolojisi, mükemmel görüntüyü sunmak için her sahnede hareket ve parlaklık ayarlarını otomatik olarak yapar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gürültülü munakaşa, ağız dalaşı, kavga; A.B.D., (argo) gürültülü ziyafet; eski bir Fransız halk oyunu; f kavga etmek; patırtı etmek; gürül gürül akmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. anırma, kulakları tırmalayan herhangi bir ses; f. anırmak; gürültülü ve hoşa gitmeyen sesler çıkarmak.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) Yel, şimşek ve gökgürültüleri ile karışık yağan ve kısa süren zorlu yağmur: Yazın sık sık buranlar olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Pek süratle, süratle ve gürültüsüzce, alelacele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gıdaklamak; kesik kesik gülmek; gürültülü bir şekilde konuşmak, gevezelik etmek; (i). gıdaklama; gevezelik cackler (i). geveze kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Su değirmeni üst taşının üzerine dokunarak devamlı bir çağıltı çıkaran tahta parçası. 2. Değirmen şeklinde ve döndükçe gürültü eden bir çocuk oyuncağı. 3. Keçi vesair bazı hayvanların arkasındaki kıllara asılıp kuruyan kaka veya çamur.

Türkçe Sözlük

(f). Çakıl taşlarının gürültüsüne benzer ses çıkarmak: Cevizler çuval içinde çakıldıyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). Çakıl taşları ve onlara benzer şeylerin, hareket ettirildikleri zaman çıkardıkları gürültü: Cevizlerin çakıltısı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz büyük bir gürültüyü tasvir ve taklit eder: Çangır çungur.

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi bir gürültü etmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Birbirlerine çarpan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz ve büyük gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). içkili ve gürültülü eğlence, âlem; (f). böyle bir toplantıya katılmak; içmek, kafayı çekmek.

Türkçe Sözlük

CARTADAN (i.). Gürültü ile ve ansızın. Cartadak pencereyi açtı.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). 1. Kereste, diş ve kemik gibi gevrek şeylerin gürültüsünü taklit edip mükerrer kullanılır: Bina çatır çatır yıkıldı, yılan, hayvanı sıkıp kemiklerini çatır çatır kırdı. 2. Art arda kullanılınca sökercesine mânâsına gelir: Paramı çatır çatır almasını bilirim.

Türkçe Sözlük

(i.). Gevrek bir şeyin düşerken, kırılırken, yanarken veya sıkıştırıldığı vakit çıkardığı ses ve ettiği gürültü: Dişlerin, tahtaların, ağaçların veya kemiklerin çatırtısı.

Türkçe Sözlük

(i.). Sürat ve şiddetle yanan veya yırtılan bir şeyin çıkardığı ses. Sert ve uzun gürültü sesi: Oyle bir cayırtı koptu ki, herkes pencereye üşüştü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ısırmak, çiğnemek; gürültü ile çiğnemek; ısırma ve çiğneme hareketleri yapmak; çeneyi ve dişleri çiğner gibi oynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düğünden sonra kap kacak ile yapılan gürültü, teneke çalma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dağdan yuvarlanan kar kümesi. 2. Kamış vesaireden yapılma çit. 3. Çadır bölmesi. 4. Yüksek ses, gürültü, yaygara.

Türkçe Sözlük

(i.). Karışık hayvan sesleri, hayvan gürültüsü. Bilhassa kuş ve böcek sesleri için kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kavga, gürültü.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif gürültüyü tasvir edip arka arkaya kullanılır: Cır cır etmek = Çok söylemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yumurtadan yeni çıkmış kuş veya tavuk yavrusu, küçük piliç, palaz: Civciv çıkartmış. 2. Ufak kuşların ve piliçlerin ötüşmeleri. 3. Vızıltı, gürültü, kalabalık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vızıltılı, gürültülü, sesli: Pek civcivli bir yer. 2. Canlı, ruhlu, kalabalıklı: Pazarın en civcivli vakti. 3. Sıcak, hararetli, kaynayan: Sıcağın en civcivli vaktinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gürültülü; Israrlı, yapışkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haykırma, feryat, yaygara; gürültü; (f). yaygara ile istemek; yaygara kopararak zorlamak; haykırmak, feryat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gürültülü, patırtılı; yaygaracı, şirret. clamorously (z). gürültüyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şakırtı, çınlama, madenl ses; gürültü; (f). gürültülü ses çıkarmak. clangorous (s). gürültülü ses çıkaran. clangorously (z). gürültüyle, çınlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gürültülü bir ses çıkarmak; çangır çungur çarpışmak; fikir ayrılığı olmak, uyuşamamak; hızla çarpmak, bindirmek; bir çarpışma nedeniyle ses çıkarmak; (i). çarpışma neticesinde çıkan ses; çarpısma, toslama; fikir uyuşmazlığı; ihtilaf. clash wi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). takırdatmak, çatırdatmak; yüksek sesle konuşmak, gevezelik etmek; takırdamak, ses çıkarmak; (i). patırtı takırtı, ses, gürültü; gürültülü konuşma; boş laf; dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yığmak, düzensizce atmak; koşuşmak; gurültü etmek; gürültülü bir şekilde ve acele olarak konuşmak; (i). yığın, çöp yığını; karışıklık, kargaşalık; gürültü, patırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gürültü; karışıklık, ayaklanma.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sel, gürültüyle akan su.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şiddetli ses, gürültü, çatırtı; kaza; (tic). borsada hisselerin birden düşmesi; iflâs, top atma; (f). gürültü ile kırılmak, kırmak; (uçak) kaza geçirmek; parçalanmak, parçalamak, çökmek; (k.dili). davetsiz olarak bir ziyafete katılmak. c

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Varil ve tulum içinde suyun oynayıp canbur cunbur etmesi. 2. Çok gürültü ve patırdı etmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Suyun içine düşen bir şeyin veya çalkanan suyun çıkardığı ses. 2. Gürültü, patırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarhoş oyunu, yaygaralı ve gülünç hora: Curcuna tepmek; curcuna havası. 2. Kavga, gürültü patırdı, rezalet: Curcunaya kalkmak, çıkmak, çevirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü, patırtı, boş telâş ve ıztırap, baş ağrısı: Hayatın dağdağasını terketti (öldü).

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü, patırtılı.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü boğuşmalı kavga, arbede, dalaşma.

Teknolojik Terim

Dijital Gürültü Giderme, aydınlık (YNR) ve renkseme (CNR) parazitlerini en aza indirir.

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ned, ning) gürültü, patırtı, şamata; (f). gürültü ile söylemek, tekrar tekrar söylemek; gürültü etmek. din into tekrar tekrar söyleyerek kafasına sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, fikir ayrılığı, anlaşmazlık, ihtilâf, kavga; (müz). falso, gürültü. sow discord anlaşmazlık yaratmak, mesele çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). düzensizlik, intizamsızlık, nizamsızlık; karışıklık, gürültü; hastalık, illet; (f). düzenini bozmak, karıştırmak; (sağIığını) bozmak. disordered (s). düzensiz, nizamsız, bozuk, karışık; kaçık, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düzensiz, nizamsız, sistemsiz; yolsuz, uygunsuz; açık saçık, ahlâksız; başıboş, gürültülü, velveleli. disorderly conduct (huk). genel ahlâka aykırı davranış. disorderly house umumhane, genelev. disorderliness (i). intizamsızlık, düzensizlik, ka

Türkçe Sözlük

yahut DİZDİR (i.). Vızırtı, usandırıcı gürültü.

Teknolojik Terim

Doğrusal Motorlu İzleme Sisteminde, lazer, manyetik alandaki değişikliklere göre hareket eder. Yüksek hızlı, doğru konum kontrolü sağlar ve neredeyse tamamen gürültüsüzdür ve aşınmaz. Doğrusal Motorlu İzleme sistemi, hassas izleme ve CD üzerinde herhangi bir noktaya hızlı erişim sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suda boğulmak; suda boğmak; su altında bırakmak, batırmak; bastırmak (keder, üzüntü); out ile gürültü ederek bir sesin işitilmesine engel olmak. drowned in sleep ağır uykuya dalmış. drowned in tears iki gözü iki çeşme.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tüğ). Bir adamın evlendiği veya bir çocuğun doğduğu veya sünnet olduğu gün yapılan şenlik. Osm. velîme, sûr, cem’iyyet: Filânın düğününde, düğün yapmak. Sünnet düğünü = Osm. Hıtân cem’iyyeti. mec. Düğün evi = Gürültülü ve kalabalık yer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü ‘rihter’de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik O (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. Şimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Sesin şiddet faktörü => Ses seviyesi (dB) => Sesin kaynağı

1.000.000.000.000.000.000 => 180 => Roket sesi 1.000.000.000.000.000 => 150 => Jet uçağının kalkışı 1.000.000.000.000 => 120 => Gök gürültüsü 100.000.000.000 => 110 => Klakson sesi (l metreuen) 10.000.000.000 => 100 => Metro istasyonu 1.000.000.000 => 90 => Mutfak blenderi 100.000.000 => 80 => Saç kurutucusu 10.000.000 => 70 => Otobandaki trafik 1.000.000 => 60 => Normal konuşma 10.000 => 40 => Oturma odası 1.000 => 30 => Kütüphane, hafif fısıltı 10 => 10 => Yaprak hışırtısı l 0 => İşitmenin alt sınırı

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkça bu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da ‘Herz’ birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olmasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hava) Oynamak, (yel) hareket etmek. Osm. hübûb etmek, vezân olmak: Yel, rüzgâr (fail bilindiği için failsiz de kullanılır): Bugün çîık esi yor. 2. Ansızın hatıra gelmek, Osm. hutur, sünûh etmek: Oyle esti, aklına eserse. 3. Birden görünmek, çıkıvermek: Daha esmedi. 4. Nasip, kısmet olmak, isabat etmek: Bu, size nereden esti? Esip savurmak = Hiddet ve gürültü etmek. Başta hülyalar esmek = Kuruntu içinde olmak. Yerinde yeller esmek = Görünmez olmak, adı ve eseri kalmamak, adı sanı kaybolmak, izi kalmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ünlem, nida, ani olarak söylenen söz; bağırma, telâşla itiraz etme. exclamation mark, exclamationpoint ünlem işareti (!). exclam'ative (s.) ünlem ifade eden. exclam'atory (s.) sevinç, hayret veya keder belirten; gürültülü.

Teknolojik Terim

Işığı yakalayarak elektrik sinyaline dönüştüren bir yarı iletken çip. ‘Tamamlayıcı Metal Oksit Yarıiletken’ anlamına gelen CMOS sensörleri, daha az görüntü lekesi, daha geniş dinamik aralık ve daha düşük güç tüketimi sunar. Exmor™ teknolojisi çip üzerinde analog/dijital (A/D) sinyal dönüştürme ve kurursuz, temiz görüntüler iki aşamaları gürültü azaltma gerçekleştirir.

Türkçe Sözlük

(i. A. ferağ’dan if.) (mü. fâriğa). 1. Boş, Osm. hâlî, tehî: Zihni, kalbi endişelerden fariğdir. 2. İşini bitirip kurtulmuş, artık işi gücü ve meşguliyeti kalmamış. Osm. Azâde, müsterih: işten, yazıdan, ticaretten fâriğ olduk. 3. Vazgeçmiş, terketmiş, el çekmiş, artık uğraşmaz olmuş: Ben kitap yazmaktan, şiir söylemekten fâriğ oldum. 4. Rahat, Asûde, dert ve gürültüden uzak. Fâriğ-ül-bâl = Kalbi rahat ve müsterih.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gürültü, velvele, kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f balıkçı zıpkını; den randa yelke ninin üst sereni, giz; dövüş horozunun ayagma geçirilen madeni mahmuz; argo gürültülü ve sinir bozucu konuşma; f zlpkmla vurup tutmak (ballk) stand the gaff ABD, kdili slkmtlya veya yorgun luğa dayanmak

Türkçe Sözlük

(i.). Yerin gözle görülebilen ufuklardan itibaren yukarda kubbenin içi gibi görülen şey ki, boşluktan yani fezâdan ibaret olup, arada bulunan atmosferden dolayı açık mavi görünür ve bulut denilen buharlar olmadığı, zaman, gündüzün güneş ışığı ile aydınlık ve gece yıldızlarla süslü bulunur. Ar. semâ, felek, Fars. Asmân, sipihr: Göğe bakmak, göğe çıkmak, gökten düşmek, inmek, yer, gök: Arz ve semâ. Gökyüzü = Semâ boşluğu, Fars. rû-yı Asmân (vaktiyle tabakalardan mürekkep sanıldığı için çok defa cemi olarak kullanılır): Göklere çıkmak (her dilde olduğu gibi hava mânâsıyle de kullanılır). Gökteki bulutlar, gökte uçan kuşlar. Gökte ararken yerde bulmak = Uzakta veya zorlukla aranılan şeyi birden ve kolay ele geçirmek. Göğe çıkmak = 1. Pek yükselmek. 2. mec. Çok hiddet etmek ve kızmak. Gökten inmek = Harikulâde bir suretle ortaya çıkmak: Gökten zenbille inmek. Yer, gök titremek = 1. Çok gürültü olmak. 2. Pek dehşetli bir günah işlenmek. Göğün direkleri alınmak = Çok yağmur yağmak. Baş göğe ermek = Çok iftihâr etmek. Gökten ne yağar da yer kabûl etmez = Tanrı tarafından gelene insan tahammüle mecburdur. Gök gürültüsü veya gök gürlemesi = Şimşek çakınca veya yıldırım düşünce duyulan gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) hırlamak, homurdanmak; gurlamak, guruldamak; (i.) homurtu, homurdanma, hırlama .

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gürültü, çığırtı, her ağızdan ses çıkmakla hâsıl olan karmakarışık gürültü: Bir gulgule koptu. 2. Ağzı dar bir kaptan bir sıvı dökülürken çıkan ses: Sürahinin gulgulesi.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bol bir şeyin sürat ve bollukla akarak taşmasını veya bir şeyin gürültü ile yıkılıp düşmesini tasvir ve taklit eder: Derenin suyu gür edip ovayı bastı. Gür gür işliyor, duvar gür gür yıkıldı. 2. Gürültü, şamata, kavga: Har gür eksik değildir.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürül gürül.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük ses çıkarma, gürültü. Gök gürlemesi = Yıldırım ve şimşek sesi, Ar. raad.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü etmek, şamata etmek: Duvar gürleyip yıkıldı, top gürledi. 2. (gök) Yıldırım çakıp dehşetli ses çıkarmak, Osm. raad olmak: Şiddetli yağmur yağıp gök gürlüyordu. 3. Ölmek, vefat etmek, nalları dikmek: O da gürledi. Top yoluna gürlemek = Boş yere telef olmak, pisi pisine gitmek. Yağmazsan da gürle = Bir şey yapmazsan bile gayret göster.

Türkçe Sözlük

(f.). Gürültü ettirmek, gür diye büyük ses çıkartmak: Yuvarlanan kaya dağları gürletti.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü, şamata: Harıl gürül. Bolluk ve şamata ile akan bir şeyi tasvir ve taklit eder: Gürül gürül su akmak.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bol ve gür akan suyun sesini anlatır. Gür sesle okuma da bu zarfla anlatılır: Sular gürül gürül akıyor. Gürül gürül okuyor.

Türkçe Sözlük

(f.). (karın) Gurultu etmek, barsakların gur gur şeklinde sesi işitilmek.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Gürültü etmek, büyük bir ses çıkarmak, patırtı etmek: Tekerlekler kaldırım taşları üzerinde dönerken gürüldüyordu. 2. Gök gürlemesi sesini çıkarmak, gürlemek, havada ve bulutlardaki elektriğin patlamasından büyük ve dehşetli ses çıkmak, Osm. raad vaki olmak: Şiddetle gök gürüldüyordu. 3. Büyük bir gürültü ile düşmek veya yuvarlanmak: Harap duvar gürüldedi. 4. (hayvan) Büyük sesle bağırmak, ulumak, böğürmek: Arslanlar dehşetli bir surette gürüldüyorlardı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gürüldeyen şeyin sesi, büyük ses: Ormanda vahşî hayvanların gürültüsü işitiliyordu. Arabaların, yıkılan duvarın gürültüsü. 2. Muhtelif ve karışık sesler, patırtı, şamata, velvele: Çocuklar çok gürültü ediyordu; gürültü, patırdı dinleyemem. 3. Gök gürlemesi, Ar raad. 4. Karışıklık, kavga, Ar. nizâ İşçiler arasında bir gürültü olmuş, bir gürültü koptu. Gürültüye gitmek = De; bilinmeyerek ziyan olmak. Gürültüye p. buç bırakmamak = Korkmadan bildiği gibi yapmak.

Teknolojik Terim

Gürültü azaltma teknolojisi küçük, dahili mikrofonlar kullanarak dış gürültüyü algılar ve hoparlör sürücülerine buna eşit ancak azaltıcı karşı sinyal gönderir. Bu, 50-1.000Hz aralığındaki sürekli gürültüyü engeller ve klima, otoban ve uçak kabinlerinden gelen gürültüyü azaltmak için özellikle uygundur.

Teknolojik Terim

Gürültü Azaltma özellikli kulaklıklar, aktif gürültü kontrolü aracılığıyla istenmeyen ortam seslerini azaltır. Ortam gürültüsü %99’a kadar azaltılabilir. Kulaklıkları tıkaç olarak da kullanabilir ve nerede olursanız olun, özellikle de seyahat ederken takıp sessizliğin tadını çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim

Orijinal bant genişliği, vericiye gönderilmeden önce sıkıştırılır. Alındığında, bant genişliği tekrar açılır ve cızırtı gürültüsü azaltılır.

Teknolojik Terim

Daha net bir işitilebilir aralık için insan konuşma sesini geliştirir ve kayıt alırken dikkati dağıtan arka plan gürültüsünü azaltır.

Türkçe Sözlük

İnsanlar üzerinde olumsuz fizyolojik ve psikolojik etkiler yaratan, arzu edilmeyen sesler. Gürültü kirliliğinin başlıca kaynakları arasında uçakların çalışması, yol trafiği, inşaat ve ağır donanım bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

Ses dalgalarının neden olduğu hava basıncına göre değerlendirilen ve dB(A) birimine göre belirtilen gürültü değerlendirmesidir. Örneğin sakin bir konuşmanın şiddeti 50 dB(A), tren geçişinin çıkarttığı gürültünün şiddeti ise 100 dB(A)dır. ( Lärmstärke/loudness )

Türkçe Sözlük

(i.). Çok gürültü ve şamata yapan, şamatacı, her işi gürültü ile yapan: Pek gürültücü bir adamdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sesli, şamatalı: Pek gürültülü bir bağırması vardır. 2. Şamata ve velveleyi gerektiren, şamata ile yapılan: Makine dikişi pek gürültülüdür; gürültülü işten, konuşmadan hoşlanmam. 3. Kalabalıklı, izdihamlı: Hayli gürültülü bir düğün oldu.

Türkçe Sözlük

(I.). Sessiz, patırtısız, şamatasız, sükûnetle, sessiz olarak yapılan: Gürültüsüz iş, gürültüsüz, patırdısız bir düğün oldu. Sessizce, sükût ve sükûnetle, gürültüsüz çalışıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça sessiz ve şamatasız: Gürültüsüzce bir ziyafet, gürültüsüzce konuşuyorlardı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Karın gurultusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç, tokmak; (anat.) çekiçkemği; tüfek horozu; muhtelif aletlerin uzunca, yassı ve ekseriya oynak kısımları; mezatçı tokmağı. hammer and sickle orak ve çekiç. hammer and tongs (k. dili) büyük gürültü ve gayretle. hammer lock güreşte kolun arkaya

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

Türkçe Sözlük

(e.). Teessüf ve azarlama gösterir ve ekseriya küfür ve bedduâ sözlerinin başında kullanılır: Hay budala! Hay Allah bu hırsızın cezasını versin. Hay hay = 1. Öyle ya, şüphesiz, elbette: Hayhay biz de geliriz. 2. Ferah ferah, vızır vızır, kolay kolay: Bu yolda iki araba yan yana hayhay geçer. Hayhuy (hây hûy) = Gürültü, patırtı, düşüncesiz hareket: Hayhuy ile gençliğini geçirdi, malını yedi. Haydan gelen huya gider = Doğrulukla kazanılmayan mal yok olur,

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gürültü, muhtelif kimselerin bir anda konuşmasından meydana ses kalabalığı. 2. Neticesiz çabalama: Onun yaşayışı bir hayhuy içinde geçti.

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırmak, hay huy diyerek ses çıkarmak, gürültü etmek: Bu herif ne haykırıyor?

Türkçe Sözlük

(f.). Hay huy diyerek gürültü ile sürmek: . Hayvanları hayladılar. Haylamak = Ehemmiyet vermemek, mühimsememek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kavga. 2. Şamata, gürültü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Meddâh, oyuncu, hokkabaz. 2. Kavgacı, gürültücü. Ufak tefek şeyler satan çığırtkanlar. HENİ (i. A. «hanâ»dan smüş.) (m. heniyye). Sıhhata yarar, hazmı kolay.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karışıklık, gürültü, nizamsızlık. Here ü merc (sıfat gibi) = Karma karışık, intizamsız, alt üst.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gürültulü ve neseli, şen şatır. hilarity (i). neşe, kahkaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, argo gürültülü ve pis bir taverna.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, argo gürültü, heyecan.

Türkçe Sözlük

(i.), içerken hafif gürültülü ses çıkarmak: Kahveyi höpürdeterek içti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nargile; karışıklık, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, velvele, yaygara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültülü karışıklık; arbede.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şamata, gürültü, bağırma, telâş: Cûş-u hurûş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağırıp çağırma, şamatâ, nâra: Hây-ü-hOy = Gürültü patırtı.

Genel Bilgi

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır. Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur.

Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor. Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir.

Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır. Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı. Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.

Genel Bilgi

Şekil ve yapısı ne olursa olsun hemen hemen bütün omurgalılarda kuyruk vardır ve hepsinde de kuyruk aynı biçimde oluşmuştur. Sayıları 3 ile 49 arasında değişen kuyruk omurlarının üstü yağla kaplanmış ve böylece kuyruk ortaya çıkmıştır. Kuyruk canlı türüne göre değişik fonksiyonlara sahiptir ve kesinlikle bir süs değildir.

Kuyruk omurganın devamıdır. Timsah, kertenkele gibi hayvanlarda gövdenin bir uzantısı gibi durur. Balıklarda kuyruğun son tarafı bir yüzgeçle son bulur. Kuşlarda ise güdük ve yaygın olan kuyruk kısmında dümen görevi yapan telekler vardır.

Kangurular iyice kalınlaşan ve kaslanan kuyruklarını dinlendikleri zaman bir koltuk değneği veya üçüncü bir ayak gibi kullanabilirler. Köpekte olduğu gibi bazı hayvanlar kuyruklarını bir iletişim aracı olarak kullanırlar. Kertenkelenin kuyruğu ise bir savaşma ve aldatma mekanizmasıdır. İsterse hasmına kuyruğunu bırakıp gider, yerine de yenisi çıkar.

Çıngıraklı yılan kuyruğunu ses çıkartan bir enstrüman gibi kullanırken, aslan sadece sinekleri kovalamada kullanır. Tilki uzun kıllara sahip kuyruğu sayesinde hızla avını kovalarken dengesini kaybetmeden manevra yapabilir. Bir tür sincap ise kuyruğunu başının üstüne götürüp onu şemsiye olarak kullanır.

Bazı canlılarda ise vücudun bir bölümü ile kuyruk birbirine karıştırılır. Balinanın suya dalarken gördüğünüz yaklaşık 3 metrelik yatay kısmı kuyruğu değil vücudunun bir parçasıdır. Tamamen kastan oluşan kuyruğu ise dışarıdan kolaylıkla görülemez. Akrebin de ucunda zehirli iğnesi olan kısmı kuyruğu değil aşırı uzamış olan karın kısmıdır.

Gelelim asıl soruya. İnsanın niçin kuyruğu yok? Maymun türleri birbirleri ile karşılaştırıldıklarında görülüyor ki tür ne kadar gelişmişse kuyruk da o kadar küçük kalmış. İnsanda ise kuyruk, derinin altına gizlenmiş olan, üç ya da dört omurun kaynaşmasıyla ortaya çıkmış, kuyruk sokumu kemiği adı verilen küçük bir kemikten oluşmuştur. Daha doğrusu insanın kuyruk kemikleri tek bir kemik oluşturacak şekilde birbirleriyle birleşmişlerdir.

Bu durumun sebebi insanın iki ayağı üzerinde durabilme ve yürüyebilme özelliğidir. Düşey konumdaki bu hareket biçimi bir takım mekanik zorlamalar ortaya çıkarır. İnsanın ayakta durabilmesi için vücudun üst kısmını taşıyabilmesi gerekir. Aslında kuyruğu meydana getirmesi gereken kemik ve kaslar birleşip, tek bir kemik şeklinde kaynayarak vücudun destek aldığı bu dayanak noktasını oluşturmuşlardır.

Çok ender de olsa bazı erişkin insanlarda kuyruk kemiğinin on santimetreye varan bir kuyruk oluşturabildiği, bu kuyrukta kas, sinir ve damarların bulunabildiği görülmüştür. Her hangi bir ırkta ortaya çıkabilen bu anormalliğin kalıtımla ilgisinin olup olmadığı araştırılmaktadır.

Teknolojik Terim

Kızılötesi (IR) ve RF kulaklarda, kablosuz ağ menzili dışına çıkıldığında ya da verici ile kulaklıklar arasında bir engel meydana geldiğinde rahatsız edici bir cızırtı duyulabilir. Otomatik Susturma, alınan sinyal yeniden kabul edilebilir bir seviyeye gelinceye kadar bu gürültüyü susturur.

Türkçe Sözlük

(i.). Köpek, Ar. kelb, Fars. seg. mec. Değersiz ve ahlâksız adam: İtin biri. İt-eli = Atın içeri basan cinsi. İtüzümü = Patlıcangillerden bir bitki, Ar. unnebüz-zeeb. İtburnu = Nesrin tohumu, yabanî gül tohumu. İthıyarı = Ebûcehil karpuzu. İtderneği = Harıltısı gürültüsü çok olan haşarat yatağı. İtdirseği = Arpacık. İt sürüsü = mec. Ayaktakımı. İtboğan = Acı çiğdem. İt nişanı = Atın ayağında makbûl sayılmayan bir nişan. Ityatağı = Aşağılık takımının toplandığı yer. Ityılı = Eski on iki hayvanlı Türk takviminde bir daire teşkil eden senelerin on birincisi. Yabanın iti = mec. Edepsiz adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ahenksiz ses çıkarmak; kavga etmek, çekişmek; (i.) ahenksiz ses; gürültü.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sert bir gürültü ile yıkılmak. 2. Harâb olmak, çok eskimek, gevşemek. 3. mec. kocayıp bitkin olmak, ihtiyarlamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuru şeylerin temasından veya bir kuru tahta vesairenin kırılmasından çıkan ses ve gürültü: Bu cevizler, bu pervazlar ne kadar kakırdıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eş, Ar. refika, zevce, halîle: Filânın karısı. Karı koca = Ar. zevceyn. Karı koca kavgası = Karı ile koca arasındaki kıskançlık kavgası. Karakoca olmak = Evlenmek. 2. İnsanın dişisi, çamaşırcı karı, aşçı karı (hürmet için, kadın denilir). Çarşamba karısı = 1. Umacı, sihirbaz. 2. mec. Saçları dökük ve birbirine karışmış, üstü başı intizamsız kadın. Karılar (kadınlar) hamamı = mec. Gayet gürültülü yer. Karı düzeni Kadın hilesi. Kocakarı = Yaşlı kadın, Ar. acûz, Fars. pîre-zen. Kocakarı masalı, ilâcı. Kocakarı soğuğu = Kış aylarının sayılı soğuğu, berdelacûz

Türkçe Sözlük

(i.). Hile ve gözbağcılıkla aşırma, gürültüye getirip usulle yok etme: Bizim kitabı katakulli ettiler.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı Türkçe olup Farsça’ya dilimizden geçmiş olduğu sanılır). 1. Gürültü, patırdı, köpeklerin kavgası. 2. Savaş, harp muharebe, cenk, cidal: Kavgaya gitmek. 3. Tutuşma, vuruşma, Ar. münâzaa, mudârebe, müşecere: Konuşma derken kavgaya çevirdiler. Sert konuşmalarını işiten kavga ediyorlar zanneder. 4. Dargınlık, konuşmama, münasebet kesme.

Türkçe Sözlük

Arzu edilmeyen etkilere yol açan katı, sıvı yada gaz halindeki madde. Birincil kirleticiler gürültü ve lağım suyu gibi doğrudan oluşmuş kirleticileri içerir; ikincil kirleticiler ise kirlenmiş ortamla tepkimeye giren birincil kirleticiler tarafından üretilir, ör. ozon.

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahır zamanda bütün ölülerin kalkıp dirilmesi, dünyanın çözülmesi: Kıyâmet günü. Kıyimete kadar = Dünyanın sonuna kadar. 2. mec. Pek büyük musibet, felâket, Afet: Bu, benim İçin bir kıyâmettir. 3. mec. Gürültü, patırdı: Kıyâmet koptu, kıyâmeti kopardı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesmek, yerinden ayırmak: Zinciri koparmak. 2. Çekip ayırmak, bağlantısını kesmek: Kuşun başını koperdı; köpek yakaladığı et parçasını kopardı. 3. Çekip çıkarmak, sökmek, Osm. kal’etmek: Fidanları kökleriyle koparmak, kapı kanadını yerinden koparmaya rrfuktedir. 4. mec. Zorla almak, bir şeyi sıkı tutan adamdan alabilmek: Ondan para koparmak ne kadar zor: Ben, kendisinden beş on lire koparacağımı umuyorum. 5. Gürültülü veya karışık bir hâli vücuda getirmek: Kıyamet koparmak, velvele koparmak, rüzgâr toz duman kopardı. mec. Zinciri koparmak = Çıldırmak KOPARTMAK

Türkçe Sözlük

(f.). Kırılıp ayrılmek: ip koptu, fidanı çekerken kökü, bir deli koptu. 2. Bağlantısı kesilmek, ayrılıp düşmek: Saçağın uçları, ceketimin bir düğmesi koptu. 3. Gürültülü veya tehlikeli bir şey ortaya çıkıvermek, birdenbire çıkmak: Kıyamet koptu, bir velveledir koptu, şiddetli bir rüzgâr, bir yağmur koptu. 4. Fazla ağrımak: Ciğeri kopmak, barsaklarım kopuyor. Öd kopmak = Çok korkmak, heyecan ve dehşete uğramak. Gönülden kopmak = Vermeye razı olmak, rızasıyla vermek: Kızılay’a yardım topluyorlar, herkes gönlünden ne koparsa veriyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir hayvan ki, ekseriya tatlı suda ve bataklıklarda yaşar ve sıcak havalarda hep birden bağırışarak hayli gürültü ederler. Ağaç kurbağası, karakurbağa = Bu hayvanın çeşitlerinden. Kurbağaotu = Bir cins bitki. Kurbağa balığı = Tırakonya çeşidi. Kurbağataşı = Bir cins taş. Kurbağa tulumba = Bir cins tulumba. Kuyruklu kurbağa = Kurbağa yavrusu.

Türkçe Sözlük

(bk.) Guruldamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. yüksek (ses); gürültülü, patırtılı; mübalağacı; çok parlak (renk); kaba, inceliği olmayan; z. yüksek sesle, gürültü ile. loudmouthed s. ağzı kalabalık. loudspeaker i. hoparlör, sesi yükseltme aleti. loudvoiced s. yüksek sesli. loudly z. yüksek

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hantal, kaba; gürültülü. lumberingly z .hantalca

Türkçe Sözlük

(i. A. «nedb» den mimli masdar). Gürültüyle ağlama. Bâb-ül-Mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz ki, tehlikesi sebebiyle böyle adlandırılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ ve çamur gibi luzûcetli bir şeyin karıştırılıp yoğurulmasını tasvir ve taklit edip art arda kulanılır: Bir tencere yağı önüne koyup elleriyle mıncık mıncık karıştırıyordu, (sıfat gibi): Elleri mıncık mıncık, sokaklar çamurdan mıncık mıncık olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çalışıp didinmek, çok zor işle uğraşmak; i. ağır iş; karışıklık, kargaşa, gürültü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. muhtasara). 1. Kısa kesilmiş, kısaltılmış, mufassal olmayan, hulâsa: Muhtasar bir nutuk söyledi; muhtasar bir risâle yazdı; bu tarihin bir de muhtasarı vardır. 2. Pek gösterişli olmayan, tekellüfsüz, gürültüsüz, az masrafla ve kalabalıksız: Muhtasar bir düğün yaptı.

Türkçe Sözlük

(i. A. tantana» dan imef.) (mü. mutantana). Tantanalı, debdebeli, haşmetli: Mutantan bir alay, mutantan bir resm-i kabûl (asıl Arapça’da «gürültülü» demektir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «vilâdet» ten if.) (mü. müvellede). 1. Doğmuş, doğurulmuş, doğma. 2. iki cinsin birleşmesinden vücuda gelmiş, melez (Fr. mulâtre bundan galattır). 3. Aslında ve esasen yokken, sonradan olmuş.

Türkçe Sözlük

Gürültü azaltımı yöntemi.

Genel Bilgi

Kış aylarında kar yağarken şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsü en çok yaz aylarında, hava ılık ve nemli iken yükselen havanın etkisiyle olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları arasında ısı farkı az, alçak seviyelerde ise nem de fazla olduğundan şimşek, yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü olayı daha az görülür.

Şimşek veya yıldırım etraflarındaki havayı saniyenin milyonda biri kadar bir sürede 30.000 dereceye kadar ısıtırlar. Isınan bu hava aniden genleşir, genişler. Normal atmosfer basıncının neredeyse 100 misli bir basınçla, ses hızından çok hızlı ses dalgaları yayar. Bu aynen ses hızını geçen uçaklarda olduğu gibi kulağımıza bir nevi patlama sesi olarak ulaşır. Buna gök gürlemesi diyoruz.

Şimşek de, yıldırım da tek bir olay değil bir seri olayın birleşimidirler. Yıldırımın ilk çakışından sonraki yukarı doğru olan dönüş çakışında, elektrik akımı daha güçlü olduğundan kulağımıza gelen ikinci ses birincisinden güçlüdür.

Yıldırım veya şimşeğin görülmesi ile gök gürlemesinin duyulması arasında geçen süre saniye olarak ölçülür ve üçe bölünürse uzaklık kilometre olarak bulunabilir. Çünkü gök gürültüsünün sesi bize ses hızı ile ulaşırken, şimşek ve yıldırımın görüntüsü gözümüze ışık hızıyla ulaşır.

Gök gürlemesi normal şartlarda 24 kilometreden daha fazla mesafelerden işitilmez.

Genel Bilgi

Kış aylarında kar yağarken şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsünü en çok yaz aylarında, hava ılık ve nemli iken yükselen havanın etkisiyle olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları arasında ısı farkı az, alçak seviyelerde ise nem de fazla olduğundan şimşek, yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü olayı daha az görülür.

İimşek vaya yıldırım etraflarındaki havayı saniyenin milyonda biri kadar bir sürede 30 bin dereceye kadar ısıtırlar. Isınan bu hava aniden genleşir, genişler. Normal atmosfer basıncının neredeyse 100 misli bir basınçla, ses hızından çok hızlı ses dalgaları yayar. Bu aynen ses hızını geçen uçaklarda olduğu gibi kulağımıza bir nevi patlama sesi olarak ulaşır. Buna gök gürlemesi diyoruz.

Şimşek de, yıldırım da tek bir olay değil bir seri olayın birleşimidirler. Yıldırımın ilk çakışından sonraki yukarı doğru olan dönüş çıkışında, elektrik akımı daha güçlü olduğundan kulağımıza gelen ikinci ses birincisinden güçlüdür.

Yıldırım veya şimşeğin görülmesi ile gök gürlemesinin duyulması arasında geçen süre saniye olarak ölçülür ve üçe bölünürse uzaklık kilometre olarak bulunabilir. Çünkü gök gürültüsünün sesi bize ses hzı ile ulaşırken, şimşek ve yıldırımın görüntüsü gözümüze ışık hızıyla ulaşır.

Gök gürlemesi normal şartlarda 24 kilometreden daha fazla mesafelerden işitilmez.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz ‘merhaba’ deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerinin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olmasaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karakteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karakteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insana en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile T’ ve ‘B’, dudak ve dişleri ile ‘F’ ve ‘V, dilin ön kısmı ile ‘T’ ve ‘D’, dilin arka kısmı ile de ‘K’ ve ‘G’ seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılmalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz “merhaba” deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerimizin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olamsaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karekteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karekteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insanan en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile “p” ve “b”, dudak ve dişleri ile “f” ve “v”, dilin ön kısmı ile “t” ve “d”, dilin arka kısmı ile de “k” ve “g” seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılamalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (leh.) hiç bir suretle, asla. noise tnoyz) (i.), (f.) ses, gürültü, patırtı, şamata, velvele, yaygara; haberleşmede gönderiler haberi değiştiren veya karıştıran parazit. enerjide düzensizlik; (f.) gürültü etmek, ses çıkarmak. noise about yaymak,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sessiz, gürültüsüz. noiselessly (z.) sessizce. noiselessness (i.) sessizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) merasimlerde gürültü çıkaran zil, borazan ve benzeri; gürültü yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sesli, gürültülü; gürültücü, yaygaracı. noisily (z.) gürültülü olarak. noisiness (i.) gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gürültücü, şamatacı, yaygaracı; ele avuca sığmaz, idaresi güç, haylaz. obstreperously (z.) haylazca. obstreperousness (i.) ele avuca sığmama.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba gürültüyü ifade eder: Paldır küldür içeri girdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepsi, tava; kefe, terazi gözü; maden cevherini ayırma işinde kullanllan demir tava; eski tüfeklerde falya tavası; tuzlada tava; kafatası; buzul parçası. a flash in the pan kuru gürültü, sonuç vermeyen gayret.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Gürültülü ayak sesini anlatır, ekseriya art arda ve ifadeyi kuvvetlendirmek için de «kütür» tabiriyle beraber kullanılır: Patır patır merdivenden indi, patır kütür inip çıkıyorlardı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hızlı yürümekten hâsıl olan gürültü, ayak sesi. 2. Gürültü: Patırtı kütürtü eksik olmuyor. 3. Kargaşalık. Ayak patırdısına papuç bırakmak = Korkup kaçmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü, şamatalı: Patırtılı bir iştir.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif ve yavaş sesi ifade eder ve art arda yahut çıt edatiyle beraber kullanılır: Pıt pıt yürüyerek geldi. Çıt-pıt yok = Hiç ses sada ve gürültü yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif gürültü, ince patırdı: Yaprakların pıtırtısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dalga gibi çarpan veya döven, yankılanan; gurultulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öcü, umacı, gürültülü hortlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. boğucu toz veya duman bulutu; telâş, gürültü, karışıklık, şamata; f. başını ağırtmak, üzmek, sinirlendirmek; gürültü etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, patırtı, şamata, velvele: karışıklık: k.dili haraççılık, para sızdırma düzeni: argo meslek, iş. rackety s. gürültücü, şamatacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i., argo kızdırmak, takılmak; azarlamak, paylamak; İng. kaba şaka yapmak; yaygara etmek, şamata çıkarmak; i. gürültü, şamata; kaba şaka.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gürleyen, gürüldeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili neşeli, gürültülü; deliduman, delişmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) boğuk, kısık; velveleli, gürültülü, kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şenlik, neşeli ve gürültülü toplantı, eğlenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gürültü, patırtı, velvele, şamata, hengâme; kargaşalık; baş kaldlrma,isyan, ayaklanma; cümbüş, eğlenti; f. gürültü etmek; ayaklanmak, isyan etmek. Riot Act eskiden İngiltere'de on iki veya daha fazla kimse isyan çıkarmak maksadıyle toplanıp da

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayaklanmayla ilgili;gürültülü. riotously z. gürültü ile. riotousness kargaşalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,( A.B.D.),( argo) neşeli, canlı; gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (A.B.D.), (argo) çok neşeli, gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski., (argo) fazla gürültülü kimse veya şey; olağanüstü kimse veya şey; kasırga.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gümbürdemek; kükremek (arslan); heybetli ses çıkarmak; bağırmak, gürültü et- mek; kahkaha ile gülmek; gürültü ile nefes almak (at); i. kükreme, gürleme; heybetli ses; kahkaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cümbüş etmek, gürültü etmek. roisterer i.cümbüşçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sıçrayıp oynamak; kolayca kazanmak; i. sıçrayıp oynayan kız çocuk; hoyratça ve gürültülü oyun; k.dili kolayca kazanılan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., (argo) gürültü patırtı; f. gürültü patırtı çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. davul sesi; buna benzer gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruşturmak; kabartmak; karıştırmak; kırma yapmak, büzmek; (tüylerini) kabartmak; rahatını bozmak, rahatsız etmek; i. kırma, fırfır, farbala; zihni karışma; patırtı, gürültü, kargaşa. ruffler i. dikiş makinalarında kırma yapan ek alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i.gürlemek,gümbürdemek;gurlamak,gurulda- mak;(taşı) yuvarlanan fıçıya koyup parlatmak; i. gümbürtü, gürültü, gürleme; guruldama, gurultu; paytonun arkasındaki oturma yeri, bagaj yeri; şaft üzerinde yuvarlanan fıçı; A.B.D., (argo) dalaş, maraza. r

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili gürültü, şamata; kavga, çekişme. rumpus room evde oyun salonu.

Teknolojik Terim

Düşük Frekanslı gürültüleri azaltır. Rüzgarlı hava koşullarında çekim yaparken etkilidir.

Türkçe Sözlük

(i. Arapça şemâtet’den). Gürültü, patırtj, yaygara, velvele: Şamata etmek. Şamata teli = Acızık dokunmakla ses çıkarır gayet ince teneke.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültücü, çok gürültü patırdı eden: Pek şamatacı bir çocuktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ve patırtısı çok: Şamatalı yer.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Vere dökülen şeylerin gürültüsünü taklit ve tasvir ederek ekseriya art arda “sapır sapır” şeklinde kullanılır: Elmalar sapır sapır döküldü.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hırsla öperken veya yerken dudakların yaptığı gürültü: Şapır şapır öpmek, yemek «şapır şupur» da denilir.

Türkçe Sözlük

(i. Ses taklidi). Acele ile yerken veya hırsla öperken dudakların çıkardığı gürültü: Dudaklarının şapırtısı uzaktan işitiliyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). Suyun bol bol ve gürültü ile akması: Suların şarıltısı uzaktan işitiliyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kulağa gelen ve bir şey işitilmesini sağlayan titreşim, sadâ: Tabanca sesi, davul sesi. 2. İnsan veya hayvan ağzından çıkan sadâ, Ar. savt: Güzel sesi var. Ses çıkarmak = Söylemek, lâkırdı etmek. Ses çıkmak = Haber gelmek. Ses kopmak = Gürültü olmak. Ses kesilmek = gürültü kesilmek. Sasi kesmek = Sözü kesmek, susmak. Ses vermek = Çağırana cevap vermek: İşitiyor da ses vermiyor. Sesli sesli = Bağırarak: Sesle okumak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ses ve sadası olan, sesi çıkan. 2. Gürültü, gürültüsü çok: Sesli bir yerdir.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Sesi olmayan. 2. Kendi hâlinde, sâkin: Sessiz adamdır. 3. Gürültü etmeksizin, sesi Işitilmeyerek: Sessiz sadasız iş görüyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), argo kavga, gürültü, arbede; argo danslı eğlenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D). teneke gürültüleriyle yapılan alaylı serenat.

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminin düzenli, uyumlu çalışmasını kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca, alkol kullanmak, fazla sigara içmek, haddinden fazla çay, kahve veya süt içmek, çabuk ve gereği gibi çiğnemeden yemek yemek şikayetlerin artmasına neden olur. Hastanın karnında ağırlık hissi vardır, midede gurultu, yanma veya ekşime görülebilir. Geğirir, gaz çıkarır. Yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı ve unutkanlıktan da şikayet edilir. Aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon tohumu, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya 1 kahve kaşığı kimyon tohumu konur. 10 dakika bekletilir. Yemeklerden sonra içilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoğurulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarlakuşu, toygar, zool. Alauda arvensis; f. gürültü ederek eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-med, -ming) i. çarpıp kapamak, vurmak, çarpmak (kapı); hız ve gürültü ile vurmak veya yere çalmak; (argo) sövmek, slang. kalaylamak; i. çarpma, hızla kapama; şiddetle kapı kapama gürültüsü; briçte her eli kazanma; (argo) hakaret. slam down gürül

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., f. gürültü ile; düşüncesizce; f. gürültü ve şiddetle ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. güldürü; s. gürültülü, şakacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uykusu gelmiş, uykulu; mahmur; uyuşuk, tembel; uyuklatıcı. sleepylittle town gürültüsüz ve sakin kasaba. sleepily z. gözlerinden uyku akarak, mahmur halde. sleepiness i. uykulu olma hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. at gibi horuldamak; k.dili. kahkahalarla gülmek; (argo) koklayarak esrar çekmek; i. öfke belirten ses; atın horuldaması; kahkaha; (argo) bir yudum içki. snorter i. horuldayan kimse; şiddetli fırtına; gürültülü patırtılı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ses, seda, avaz; ima, anlam, mesaj; gürültü, şamata; ses erimi; f. ses çıkarmak, ses vermek; yüksek sesle ilân etmek; gibi görünmek; çalınmak, ötmek; ses çıkarttırmak, çalmak, öttürmek; açıkça övmek, herkesin içinde methetmek; tıb. ses çıkarttır

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tükürük saçmak; tükürük saçarak konuşmak; süratle ve anlaşılmaz bir şekilde konuşmak; i. tükürük saçma; dili dolaşarak laf söyleme; kuru gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-red,-ring) i. karıştırmak; harekete geçirmek; yerini değiştirmek; tahrik etmek; canlandırmak; harekete geçmek kımıldamak, kalkmak; canlanmak; i. karışıklık; gürültü, patırtı; hareket, telâş, kaynaşma, faaliyet. stir about dolaşmak. stir the fire

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültülü, patırtılı: Sunturlu düğün, kavga.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tuzlu ve çorak yer. 2. Kavga, gürültü, patırdı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (şûr = gürültü, •ngîhten = koparmak) Kavga ve gürültü koparan, gürültüye sebep olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. tatlı, şekerli; taze; hoş, latif, güzel; sevimli, şirin; mülâyim, nazik, yumuşak; mak. sessiz, gürültüsüz; verimli, mümbit (toprak); sert olmayan (şarap); i. tatlı şey, tatlı; çoğ. bonbon, şekerleme; güzel ve hoş kokulu şey; sevgili, maşuk

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gürültü, velvele. 2. Vaktiyle çubukları silmek için odanın ortasına konulan tahtadan veya madenden geniş ve ortası tokmaklı tabla. 3. (matbaacılık) Sahifeler makineye «konmak üzere sıkıştırıldığında harfleri vurarak düzeltmeye mahsus takoz.

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmen deliğine tane veren tahtadan oynak bir Alet ki, daima gürültü eder.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Atın ayaklarıyla, çekiç vesairenin gürültüsü gibi kuru bir sesi taklit ve tasvir ederek çok defa art arda kullanılır: Takır takır bir at geçtiğini işittim. Takır-tukur da denilir: Sabahleyin ustaların takır-tukur işlediklerini işittik. 2. Takır takır ses çıkaracak şekilde boş. Bu mânâ ile ekseriya «tam» mübalâğa edâtı ile beraber kullanılır: Bizim kiler tam-takır.

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Takırtı etmek, kuru ve sert gürültü çıkarmak: Ortalık donmuş olduğundan hayvanların ayakları çok takırdıyor.

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Kuru ve sert bir ses çıkartmak, gürültü ettirmek: Ayaklarını takırdatarak geldi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvan ayaklarının çıkardığı gürültü gibi kuru ve sert ses: Takırtısı işitiliyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). «Takır» kelimesinin belirttiği gürültünün daha ağırını taklid ve tasvir eder: Takur tukur, takur tukur.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kazan gibi bir şey yuvarlanırken çıkan gürültüyü enlatır.

Teknolojik Terim

CNR : Taşıyıcı – Gürültü Oranı (dB). Taşıyıcı – gürültü oranı, alınan taşıyıcı gücünün alınan ses gücüne göre ölçüsüdür.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Iztırapla karışık acele: Çok telâş etti; telâş etmeyin. 2. Gürültü, patırtı: Evin içinde bir telâş var.

Genel Bilgi

Sesimiz telefonda ses hızı ile gitmez. Telefonun ağız kısmı denilen mikrofona konuştuğumuzda, ses burada elektrik akımına çevrilir. Karşı tarafın telefonunda tekrar sese çevrilene kadar yolculuğunu elektrik akımı olarak yapar.

Bilindiği gibi elektriğin hızı ışık hızı ile aynıdır. Dolayısıyla ses telefonda ışık hızı ile yol alır. 5 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşınızla telefonla konuşurken onun bulunduğu yerde gök gürlerse, şimşeğin ışığının gökgürültüsünden önce gelmesi gibi, gökgürültüsünün telefondaki sesi de havadan gelen sesine göre daha önceden kulağımıza ulaşır.

Ses hızı, deniz seviyesinde, kuru ve sıfır derecedeki havada saniyede 331,4 metredir. Bakır kablo içinde ise saniyede 3500 metre kadardır. Yani sesimiz telefonda ışık hızı ile değil de ses hızı ile gitseydi (ki bu mümkün değildir) 600 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşımız konuştuklarımızı telefonda 3 dakika sonra duyabilirdi. Düşünebiliyor musunuz böyle bir konuşma sonunda gelecek telefon faturasını?

Türkçe Sözlük

(i. A. «velvele» den). Gürültü patırdı etme.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Birden büyük bir gürültü ile düşmeyi tasvir eder: Tıngadak bir şey düştü.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Sahan ve tencere gibi şeylerin çıkardığı gürültülü sesi ifade eder ve ekseriya art arda veya tıngır mıngır şeklinde kullanılır: Bakırlar raftan tıngır mıngır yuvarlandı; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. 2. Peşin para sayılmasını tasvir eder: Parayı tıngır tıngır saydı.

Türkçe Sözlük

(i.). Madenî şeylerin gürültüsü gibi kuru ve sesli gürültü: Raftan kaplar büyük bir tıngırtı ile yuvarlandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili heyecanlı faaliyet, telaş, gürültü, patırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, karışıklık, kargaşalık, kargaşa; heyecan. tumultuary s. gürültülü, patırtılı, kargaşalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzensiz; gürültülü, patırtılı, kargaşalı. tumultuously z. düzensizce. tumultuousness i. kargaşalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, karışıklık, dağdağa; telâş.

Türkçe Sözlük

(f.). Gürültülü ve karışık kalın bir ses işitmek, böyle bir sesle gürültü etmek: Kulağım uğulduyor; kulağımda bir şeyler uğulduyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Kulağa gelen gürültülü ve boğuk ses: Kulağımdan bir uğultu eksik olmuyor; arıların uğultusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, velvele, şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü, velveleli; kahkahadan kırıp geçiren. uproariously z. gürültuyle; çok gülünç bir şekilde. uproariousness i. gürültü.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde insomnia denilen uykusuzluğu doğuran nedenler çeşitlidir. Örneğin yorgunluk, mide şişkinliği, hazımsızlık, zayıflatıcı veya uyarıcı ilaçlar, fazla sıcak, rahatsız edici ışık, gürültü sinir bozukluğu, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, ağrılar, kalp veya akciğer hastalıkları, ateş, kaşıntı, günlük olayların etkisi, yatağın uygun olmaması, tedirginlik gibi nedenler uykusuzluğa neden olur. Uykusuzluğu doğuran nedeni bulmak gerekir. Basit uykusuzluklarda yatmadan önce sigara, çay, kahve gibi şeyler içmemek, müzik dinlemek, yatak odasını havalandırmak, bir bardak sıcak süt içmek ve sıcak banyo yapmak çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kakule, su.

Hazırlanışı : Yatmadan 1 saat önce kabukları çıkarılmış 5 tane kakule yenip üzerine bir bardak su içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şamata, gürültü, patırtı: Bir velvele koptu.

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. Uçuşan böcekler gibi ince bir sesle gürültü etmek: Sivrisinekler vızlayıp, vızıldayıp duruyordu. 2. Yavaş bir sesle fakat durmadan şikâyet etmek, sızlanıp durmak: Artık sen de vızıldayıp durma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü, bağırma kabilinden, şamatalı. vociferously z. gürültülü bir şekilde. vociferousness i. gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) gürültü; tantana, gösteriş; çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem), i. Yaşa! i. gurültülü şenlik. make whoopee şamata yapmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Büyük ışık parlaması ve gök gürültüsüyle ortaya çıkan bulutlar arasında veya buluttan yere elektrik boşalması, sai(Kadın İsmi) 2.Şiddetli, süratli, çabuk! Yıldırım harekatı. Ünlü Osmanlı padişahı: Yıldırım Bayezid.

Türkçe Sözlük

(I. ses taklidi). Şiddetle titreyip ses çıkarmayı ifade ederek art arda kullanılır: Zangır zangır titriyordu. Topun gürültüsünden camlar zangır zangır oynadı,

Türkçe Sözlük

(f.). Fazlaca sesle vızırdamak, durmayıp zırıltı ve gürültü etmek, dırlanmak; Eşek gibi zırlayıp öuruyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fazlaca sesle yapılan vızıltı, gürültü, dırıltı. 2. Kavga, gürültü: O evde zırıltı eksik değildir. Kaynana zırıltısı = Çevrildikçe zırıltılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.

Türkçe Sözlük

(i.) (F. sûrnâ’dan). 1. Keskin, acı bir ses çıkaran ve ekseriya davul ile beraber olarak üfleyerek çalınan maruf çalgı. 2. mec. münasebetsiz ve soğuk sözlerle çok gevezelik eden adamdan kinaye olur. Zil zurna = (argo) Çok sarhoş, kendini bilmez sarhoş. Davul zurna ile = Gürültülü, patırtılı bir şekilde.