Hab Gâh-ıi | Hab Gâh-ıi ne demek? | Hab Gâh-ıi anlamı nedir?

Hab Gâh-ıi | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hab gah ii

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab’dan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah’ın kulu. (bkz.el-Habir). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah’ın kulu. Vehhab, Allah’ın isimle-rindendir. - “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. script. alphabet alfabe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanımak, şahsen bilmek. acquaint oneself with öğrenmek, aşinallk peyda etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

Teknolojik Terim

Microsoft’un haberleri, e-postaları ve ajanda güncellemelerini gerçek zamanlı olarak algılanabilmesini sağlayan programı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Yabancı Kelime

Fr. adénite

tıp ak kan yangısı

Lenf düğümleri iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. banal. base. cheap. coarse. common. contemptible. despicable. dirty. low. mean. measly. monstrous. poor. scurvy. shabby. shoddy. sordid. stale. tacky. tawdry. vile. vulgar. worthless. low-down. ordinary. customary. usual. cheapjack. third-rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. normal. habitual , inferior. common. low quality. commonplace. mean. base. banal. cheap. coarse. crummy. deferred ordinary shares. despicable. hackneyed. low. petty. pitiable. pitiful. poor. profane. prosaic. rubbishy. schlock. scurv.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek; öğüt veya nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz well-advised (s). tedbirli, akıllı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, temiz. Ashab’dan bu ismi kullananlar olmuştur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet; etkileme , tesir etme, teessür; hastalık. play on one's affections karşısındakinin hislerine hitap etmek. win one's affection bir kimsenin sevgisini kazanmak. affectionate (s). seven; sevgi gösteren.affectionately (z). sevg

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayın onüçüncü gecesi. 2.Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

African. inhabitant of Africa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاه] haberdar. âgâh etmek haberdar etmek. âgâh olmak haberdar olmak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk devlet adamı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاهی] haberdarlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sevgi, muhabbet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگه] haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگهی] haberdarlık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe - İngilizce Sözlük

the habit of using a particular expression.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarı kalkmak, yükselmek, yukarıya meyletmek: Kıldan ağar muhabbet terazisi. 2. Buhar olup yukarı kalkmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

folk. population. inhabitants. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the people. the inhabitants of. population. the public. community. resident community. resident population.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Habîb). (bk.) Habîb. Dost, muhib: O adam ahbabımdır, ahbabca konuşuruz.

Türkçe Sözlük

(i.). Dostluk, muhabbet, dostça münasebet.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Haber). Haberler. (bk.) haber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] haberler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haber veren, rivayet eden.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dostlar, arkadaşlar, (bk.) Habîb.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uhûd). 1. Bir işi üstüne alıp söz verme, uhdesine alma: Ahdettim. 2. Cenâb-ı Hakk’a karşı olan taahhüt, and, yemin: Ahdim olsun. 3. Sözleşme, mukavele, peymân, misak, muahede : Ahd ve peymân. 4. Tanrı’ca, İsrail’e vaki olan misak: Ahd-i Atıyk: Tevrat, Ahd-i Cedîd: İncil. 5. Zaman, devir, hengâm, asır: Ahd-i kadîmde, Romalılar’ın ahdinde, ahd-i şehâb = Gençlik zamanı. 6. Bir hükümdarın zamanı, saltanat devri: Sultan Orhan Gazi ahdinde; ahd-i Sultân Selîm hânîde. 7. Fermân-ı Alî, hatt-ı hümâyûn.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hardala benzer, taneli bir habbe ki eczacılıkta kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Akmak fiili, cereyan, akış. 2. Yıldız akması (eskiden «şahâb» denirdi).

Yabancı Kelime

Fr. accréditif

1. ekon. güven yazısı, 2. ekon. kredi mektubu

1. Belirli bir nicelikteki para için, bir bankanın yükümlülüğü altında, üçüncü bir kişi yararına bir başka bankada veya aracısında açtırılan hesap. 2. Bankaların veya mali kuruluşların müşterilerine ticari işlemlerle ilgili kredi hesabı açtırmak için şubelerine veya muhabirlerine gönderdikleri yazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitual evening drinker. working in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a habitual drinker in the evenings. sb who works in the evenings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drinking habitually in the evenings.

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari’nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için). 2. Yansılamak (ışık). 3. Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).

Türkçe - İngilizce Sözlük

herbalist. haberdasher.

Yabancı Kelime

Fr. actuel

1. güncel, 2. fel. edimsel

1. Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.). 2. Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist (i). etrafı telaşa veren kimse. alarmingly (z). korku verecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir tehlikeyi veya haberi bildiren işaret veya tertibat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. mean. base. bass. contemptible. dastardly. despicable. ignoble. ignominious. inane. lorry. lousy. low- down. nefarious. recreant. reptile. scurvy. shabby. small. sneaking. sordid. vile. yellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alpha. first letter of Greek alphabet.

Yabancı Kelime

Fr. alphabet

db. abece

Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. abc. primer. script.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the alphabet. a primer.

Yabancı Kelime

Fr. alphabétique

abecesel

Alfabe sırasına göre dizilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical. alphabetical abecesel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yabancı, yabancı uyruklu, ecnebi; başka Irktan olan kimse; bazı hak veya imtiyazlardan mahrum olan kimse; hariçte bırakılan kimse; (f). başkasına devretmek (mal v.b.) ; muhabbetini soğutmak. alienable (s). satılabilir, ferağı kabil. un

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustomed. customary. frequent. habitual. ordinary. orthodox. routine. usual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. routine. custom. consuetude. habitude. practice. praxis. use. wont.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction. custom. habit. practice. ritual. wont.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. convention. consuetude. custom. groove. habituation. practice. second nature. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in the habit of doing. get used to. get accustomed to smth. accommodate oneself. addict. acclimate. acclimatize. accommodate. adjust. drop into a habit. become inured to. orient oneself. orientate oneself. become reconciled to. reconcile oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be used to. to be accustomed to. to get used to. to become accustomed to. to accustom oneself. to acclimatize oneself. to be in the habit of. to become addicted. to become reconciled to. to inure oneself to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağ, canlı, hayatta, diri; şevkli, sevinçli, faal; heyecanlı; hassas, haberdar, uyanık, farkında. alive with bees arı dolu. Man alive I argo Hey mübarek I

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcoholic. alcoholic. habitual drinker. alcohol addict. dipsomaniac. problem drinker. sponge. toper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcoholic. habitual drunkard.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfabe; unsurlar, esaslar. alphabet'ical (s). alfabe sırasına göre. alphabet'ically (z). alfabe sırası ile.

Türkçe Sözlük

(i). Çok dağınık ve karışık. Altüst böreği = İki yüzü de ayrı ayrı kızartılarak pişirilen börek. Altüst etmek = Karma karışık hale getirmek. Altüst olmak = Karma karışık hale gelmek, şaşkınlıktan perişan olmak: Bu haberi duyar duymaz altüst oldum.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da geçmiş zaman fiili olup imas. gibi kullanılır). 1. Geliş, gelme, vusul: Amed şüd = Gidip gelme, eyâb ve zehâb. 2. Vaktiyle defterlerde kayıt işareti olup, kaydı terkin olunanlarda «reft» kelimesiyle işaret olunurdu (Bundan «Amediyye» yanlış tâbirini de teşkil edip gümrük terimlerinde kullanıyorlarsa da, kabûle şayân değildir).

Türkçe Sözlük

(i.). Bâb-ı Alt’de MAbeyn-i Hümâyûnla olan muhabere kaleminin reisi ve Meclis-i HAss-ı Vükelâ başkâtibi: Amedci Bey. Asıl resmî adı: Amedî-i Dİvân-i Hümâyûn’dur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Habeşistan'ın resmi lisanı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Memur eden. 2.Bayındırlaştıran. (bkz.Amir). - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü. Habeşistan’a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)’dir.

Türkçe Sözlük

(yahut anison) (i. Rumca). Râzyâne-i RÜmî denilen bir bitki ki habbeteri güzel kokulu olup, ekmeğe ve bazı içkilere konur. Mısır, Çin anasonu: Bunun çeşitleri. Anason yağı, ruhu: Habbesinden çıkarılan mayiler.

Yabancı Kelime

İng. anchorman

ana haber sunucusu

Toplanan haberleri önem derecesine göre değerlendiren ve yayımlayan yetkili sunucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Katoliklerin sabah, öğle ve akşam okudukları ''tecessüdü isa duası; bu duanın okunacağı zaman haber veren çan sesleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anjin, boğaz iltihabı , boğak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bildirmek, beyan etmek, haber vermek, ilân etmek. announcer (i). spiker. announcement (i). tebliğ, ilân, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haber, tebliğ etme, bildirme, ilân; (bh). Cebrail vasıtasıyla Hazreti Meryem'e ulaştırılan haber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antenna, either retractable, 1', 3', 6' rubber flex, stubby. , referred to in Prov 6:6; 30:25, as distinguished for its prudent habits Many ants in Palestine feed on animal substances, but others draw their nourishment partly or exclusively from vegetable

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Barsak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). iltihabı azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş zaman, muzari, bazı dillerde kesinlikle zaman bildirmeyen zaman; özellikle Yunanca'da haber kipinin geniş zamanı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Apandis iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yaklaştırmak, yakına getirmek, yaklaşmak, yanaşmak, yakına gelmek ; baş vurmak, müracaat etmek; başlamak, işe koyulmak; (i). yaklaşma, yanaşma; methal; başlangıç; spor golf topunu yeşil meydana sokan vuruş. approachable (s). müracaat e

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Denize düşen şeyleri arayıp çıkarmakla meşgul adam. 2. Gümrükte yolcuların eşyasını muayeneye memur adam. Bir şeyi arar gibi dönüp dolaşan. Arayıcı fişek: Bu suretle dolaşan donanma fişeği. Arayıcı kevkeb: Osmanlıca’da «şehâb-ı sâkıb» denilen yıldız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It inhabits the mountains of Siberia and central Asia. wild sheep of semidesert regions in central Asia.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. archiduc). Habsburg (Avusturya Macaristan) imparatorluk hanedanı prenslerine verilen unvan. «Büyük duka» demektir. Türkçe’de «arşidüke» da denmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arşidükün feşi veya kızı. Habsburg Alman hanedanında imparatorluk prensesi: Büyük düşes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skillful application of correct knowledge in the order of making It is a habit residing in the soul of the artist which is ordered toward making rather than mere doing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (s), (tlb) arterit; (s) mafsala ait; mafsal iltihabına ait

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tlb) mafsal iltihabı, arterit

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. atrocious. base. contemptible. despicable. low. shabby. sordid. unsavoury. vile. baseness. lowness. meanness. mean. ignoble. dishonourable. shameful.

Türkçe Sözlük

(i. A.). On kişi veya on şeyin toplamı, onluk, onlar: Aşere-i mübeşşere = Hazret-i Peygamber’in Cennet’le müjdelediği 10 büyük sahâbe.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bir başkasını aşkla seven. 2.Dalgın, unutkan. 3.Tasavvufta Allah’a muhabbet duyan kişi. Aşık Çelebi (1520-1572) Osmanlı şair ve yazarlardan.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Aşinâ» dan). 1. Tanışıklığa delâlet eden selâm ve selâmlama gibi alâmet (iltifattan hafiftir). Aşinalık etmek = Selâm vermek, selâmlamak, merhaba demek: Bana Aşinâlık etmedi.

Türkçe Sözlük

(i. A. Aslı: Işk). Sevgi, sevda, muhabbet, alâka, ibtilâ: Kays ile Leylâ birbirlerine olan aşklariyle destan olmuşlardır. Aşk-ı hakiki = Gerçek olan Tanrı aşkı. Aşk-ı mecazi = Nefis ve şehvet esası üzerine dayanan aşk. Allah aşkına = Allah’ı severseniz, Aşkolsun = Bir şey içene denir. Bazen «aferin» mânâsiyle de kutlanılır ve aksi mânâyı kasdederek alay yoluyla da kullanılır. Pîr aşkına= Karşılıksız, mükâfatsız, meccanen: Biz iki ay pîr aşkına çalışmış olduk. Aşkınıza, falanın aşkına = Muhabbetinize, falanın muhabbetine (içki sırasında söylenen sözlerden). Aşka gelmek = Şevk ve heyecana kapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشنایی] dostluk. 2.bilme, haberdarlık.

Yabancı Kelime

İng. asparagus

uydurma

Gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Assosiated Press haber ajansı

Şifalı Bitki

(zemberekotu): Atkuyruğugillerden; kök sapı ömürlü olan, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu giderir. İdrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.

Sağlık Bilgisi

Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Yoğurt, su. 2- Arpa

Hazırlanışı : 1- Hastanın göğsüne ve sırtına yoğurt sürülür. Kuruduktan sonra ılık su ile ıslatılmış bir bezle silinir. Ayrıca ayran içirilir. 2- Bir avuç arpa, bir litre suda kabukları ayrılıncaya kadar kaynatılır. Limon sıkılır, tadlandırılır. Yudum yudum içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «atıf» dan if.) (mü. Atıfe). 1. Yüzünü çeviren, meyleden, mâil, müteveccih. 2. Birine teveccühü, meyil ve muhabbeti olan, lutuf ve teveccühle bakan. 3. iki kelime veya cümleyi bağlıyan (kelime): Harf-i Atıf (harf-i atıf); vav-ı Atıfe; hurûf-ı Atıfe.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i.A. «atık»dan smüş.) mü. atîka) (c. uteka). 1. Eski, kadîm, beyt-i atîk-ı kâbe-i şerife. Ahd-I atîk = Tevrât. Atîk, Sahâbelerin en eskisi olan Ebû Bekr’in lâkabıdır. 2. Azatlı, azat olmuş (köle). Asâr-ı atika = Eski zamanlardan kalan san’at eserleri: Asâr-ı atîka ilmi; Asâr-ı atîka müzesi.

Türkçe Sözlük

(f. «at» dan). 1. At gibi kalkıp fırlamak, sıçramak. 2. Fışkırmak. 3. Geçmek, üstünden geçip bırakmak: Okurken iki satır atladı. 4. Aşmak, öteye geçmek: Şu dağı atlasak. Adım atlamak = Kuvvet yettiği kadar adım açarak sıçramak. 5. Bir engeli fırlayarak aşmak: Duvardan atlamak. Hendekten atlamak 6. Vakit kaybetmeden binivermek: Arabaya atlayıp geldim. 7. Yanılmak, aldanmak. Atladı gitti Genç Osman. Gazete falan haberi atlamış.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık, merbutiyet; ilgi, alaka; sevgi, muhabbet, dostluk; (huk). zapt ve müsadere, haciz; zapt ve müsadere ilamı; ek parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eski Roma,da kuşlara bakarak kehanet etmekle görevli bir çeşit falcı; kâhin; (f). kehanet etmek, önceden haber vermek;yormak. augural (s).kahinliğe ait. augury (i). kehanet; fal, alâmet; kehanet ayini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (i). (Lat). selâm, merhaba; (i).bir selam duası.Ave Maria Selam, ey Meryem !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haber, bilgi, malumat; muhabere gemisi, avizo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).haberdar, farkında, vakıf, uyanık. be awere of farkında olmak, farkına varmak. awareness (i). farkında olama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 16th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ayin is the 16th letter of the Hebrew alphabet. nothingness; in addition, the first emanation of the Sefirtot, Keter, is sometimes described as ayin. 16th letter of the Hebrew alef-beit. the 16th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe Sözlük

(f.)’. 1. Ayırmak, tefrik etmek. 2. Bölmek, taksim etmek: İkiye ayırdı. 3. Seçerek ayırmak: iyi adamları ayırmalı. 4. Seçmek, intihab etmek: İçlerinden bir iki tane ayıralım. 5. Yarmak, bölmek, ortasından parçalamak: Kalası dörde ayırdı. 6. Boşatmak: Onu kocasından ayırdılar. 7. Çekmek, almak: Derisinden ayırdılar. Göz ayırmamak = Çok dikkat etmek.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alcoholic. drunkard. bibulous. common drunkard. confirmed drunkard. habitual drunkard. heavy drinker. legless. soak.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Haberi olan. 2. Akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağzı köpeğinkine benzeyen kısa kuyruklu bir maymun türü, Habeş maymunu.

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addicted. dependent. hooked. subsidiary. in the bondage of vice. clinging. confirmed. habitual. inveterate. subject. linked. addict. interdependent. freak. given to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inveteracy. dependence. subjection. addiction. dependency. dependance. habit. bondage. fixation. indulgence. servitude.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخبر] haberli, haberdar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Talih, kısmet, ikbal: Bahtı var imiş; bahtı yoktur; bah»-ı siyah = Kara talih. Bedbaht = Talihsiz. Nîgbaht = İyi talihli. Baht-ı bîdâr = Uyanık yani uygun talih. Baht-ı hâb-alûd = Uyumuş gibi, müsaid olmayan talih.

Şifalı Bitki

(hablülhilal): Cava’da ve Malabar’da yetişen ve zehirli meyvesiyle balıkları sersemleterek yakalamaya yarayan zehirli bir bitkidir. 50 santim boyundadır. Dalları yeşil ve tüylüdür. İlaç olarak yaprak ve çiçekleri kullanır. Kullanıldığı yerler: Terletir, idrar söktürür. Vücudu rahatlatır. Had bronşit ve nezlede, bütün bulaşıcı hastalıklarda kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an inhabitant of the Balkan Peninsula of or denoting or relating to the Balkan countries or their inhabitants or the Balkan peninsula or the Balkan Mountains.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Turkish word meaning mountain The Balkans include several mountain ranges The region has been called the Powder Keg of Europe because many wars began there. an inhabitant of the Balkan Peninsula. of or denoting or relating to the Balkan countries or the

Türkçe - İngilizce Sözlük

native or inhabitant of the Balkans.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. night club. counter where drinks are served. habitué de la maison. honky tonk. profit centre. watering hole.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi; tazyik: Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara, sıvılar ise içinde bulundukları kabın hem dibine, hem de yanlarına; gazlar da, içinde kapalı oldukları kabın her tarafına basınç yapar. Alçak basınç (meteoroloji) = Barometrede 760 milimetrenin altına düşen hava durumu. Yüksek basınç = 760 milimetrenin üstünde bulunan hava durumu. Yüksek basınç güzel havayı, alçak basınç kötü havayı haber verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vuruş, darbe; darbeden ileri gelen ses; (müz). tempo; ses; polis devriyesi; ilginç bir haberin rakip gazeteden evvel neşri; (fiz). birbirine yakın iki sesin meydana getirdigi ritmik çatlşma sesi. beaten (s). dövülmüş; mağlup, yenilmiş; çok kullanılmı

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make partaker of one's bed; to cohabit with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go to bed; to cohabit. a piece of furniture that provides a place to sleep; 'he sat on the edge of the bed'; 'the room had only a bed and chair' a plot of ground in which plants are growing; 'the gardener planted a bed of roses' a foundation of earth o

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology the term bed refers to a individual layer of the rock, which is distinguishable from the beds above and below it.

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçi, bir şeyi bekleyip muhafaza eden adam, muhafazacı. Ar. hâris, Fars. dîde-bân, korucu. Mahalle bekçisi = Gece sokaklarda dolaşıp emniyete bakan, eskiden cenaze ve düğün gibi olaylarda ahalinin hizmetinde bulunan adam. Köşk, yalı, konak bekçisi = Boş bulunan böyle bir daireyi bekleyip muhafaza eden adam. Koru bekçisi = Korucu. Köşk bekçisi = Eskiden yangını haber vermek için kulede bekleyenler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoist. egotist. egocentric. hoggish. piggish. self- centered. shabby. thoughtless. ungenerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alike. like. similar. analogous. parallel. same. analogic. analogical. approximate. conformable. congener. congenerous. connate. correlative. homologous. indistinguishable. kindred. look-alike. simulant. vicinal. like. closely. in common. of a piece.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Fazilet. 2.Seçkin olma vasfı. 3.Olgunluk. el-Bera’ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin’i fethetti. Kufe’de vefat etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. abysmal. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. diabolical. dire. dreadful. execrable. foul. frightful. ghastly. grotty. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. miserable. nasty. poisonous. putrid. ropy. rotten. shabby. sh

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci. 2.Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müjde, bir iyi haber tebliği.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde, muştu, iyi hab(Erkek İsmi) 2.Güler yüzlülük, gülümseme.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «beşâret» den smüş.). İyi bir haber getiren, müjde yetiştiren, müjdeci. Beşir-i nezir = Peygamberimiz. (Güzel ve güler yüzlü mânâlarıyla dilimizde kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjde getiren müjdeci. 2.Güleryüzlü güleç adam. Kur’ani bir kavramdır. İnsanlara Allah’ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur’an için kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büsûr, tıp). Bir çeşit küçük sivilce. Besre-i rediye, besre-i habise = Çıktığı yeri kangren eder tehlikeli bir sivilce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See B, and cf. etymology of Alphabet. the 2nd letter of the Greek alphabet beets preliminary or testing stage of a software or hardware product; 'a beta version'; 'beta software' second in order of importance; 'the candidate, considered a beta male, was p

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sohbet ve muhabbet meclisi, içki meclisi: Bezm-i ülfet, bezm-i işret, bezm-i vefâ.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Aksini gösteren mânâsiyle isimlerin başına girer: Bi-edeb = Edebsiz. Bî-asl-ü-esâs = Asıl ve esası olmıyan. Biamân = Amansız. Bî-behre = Nasipsiz. Bîpervâ = Pervasız. Bî-tâb = TAkatsiz. Bîhuzûr — Rahatsız. Bî-haber = Habersiz, malûmatsız. Bî-şek, bî-gümân = Şüphesiz. Bi-nevâ = Sahipsiz. Bî-vâye = Mecalsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vukufsuz, malûmatsız, bihaber.

Türkçe Sözlük

(BÜBER) (i. Hindce’den gelir). Hind’den ve o cihetteki adalardan gelen yakıcı bir habbe ki tozu yemeğe konur. Ar. fülfüt. Kara biber dahi denilir. Asıl Türkçesi ısıot. Kırmızı biber = Arnavut biberi. Yeşil biber = Bunun tazesi. Tuz biber = Baharat, mec. Lezzet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dwell; to inhabit; to abide; to stay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Anlatılmak, Osm. ilâm ve ifhâm edilmek. 2. Haber verilmek: Bursa taraflarında bol yağmuryağdığı mahallinden bildiriliyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bildirme, anlatma, haber verme, Ar. İlâm, ifhâm. 2. Haber verme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, anlatmak, Osm. İlâm ve ifhâm etmek. 2. Haber vermek: İşin aslını bana bildirdiler. Git anla da bize bir mektupla bildir. Haddini bildirmek = Değerini anlatmak, cezasını vermek.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break oneself of a habit. leave. let go. let. abandon. release. discontinue. quit. drop. stop. give up. go without. let smb. have it. walk out. allow. chuck. consign. demise. dismiss. dispose of. drop in. drop out. edge out. expose. fail. take one's.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera’: Sahabedendir. Babası Bera’ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information in a computer, equivalent to a single zero or a one The word 'bit' is a contraction of a 'binary digit ' Eight bits are needed to create a single alphabetical or numerical character, which is called a 'byte '.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır:

- Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.

- Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işaret olmak, alamet olmak, delalet etmek; eski kehanet etmek, gelecekten haber vermek. bode ill uğursuzluğa delalet etmek. bode well hayra alamet olmak.

Sağlık Bilgisi

Havasızlıktan, toz, sigara içmek, burun tıkanıklığı, dişeti iltihabı gibi nedenlerden kaynaklanır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazırlanışı : 1 tane elma külde pişirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeğinin tozu ufalanıp, boğazın iki yanına konulur, sarılır.

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen boş. BONCUK (i.). Hayvanların yularına ve nazara karşı çocukların üstlerine takılan camdan çeşitli renklerde ve ekseriya mavi, delikli tane: Katır boncuğu, nazar boncuğu. Kadın esvabına takılır siyah ve küçükleri de vardır. Habbe. Boncuk illeti = Çocuk havalesi (bir çocuk hastalığı). BONO (i. İ.). Açık havale, poliçe. BONSERVİS (i. Fr.). İyi hizmet belgesi. Bir kimsenin çalıştığı yerden ayrılırken iyi hizmet ettğine dair aldığı kâğıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. free. empty. null. idle. uninhabited. unoccupied. vacant. void. waste. useless. unemployed. barren. absent. loose. slack. hollow. unfilled. weightless. unfurnished. unloaded. spare. clear. dead. evacuated. desolate. disengaged. not filled. footle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim. indomitable. unbending. uncrushable. unruly and dangerous. unyielding.

Türkçe Sözlük

(f.). Aralarını açmak: Muhabbetimizi çekemeyip bizi bozuşturmak istiyorlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inhabitant of the highest, non-sensual levels of heaven.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s., z. radyo ile yayınlamak, neşretmek; saçmak; etrafa yaymak (dedikodu v.b.); radyo ile yayın yapmak, haber iletmek; saçma suretiyle tohum ekmek; i. radyo yayını; neşriyat, radyo programı; s. yayınlanmış, neşredilmiş; neşriyata ait; saçılmış; z.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir çeşit zaturree; bronş1arın ve ciğerlerin iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kasık lenfa bezlerinin bir cins iltihabı, hıyarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ekmek yapmaya ve insanın gıdasına yarayan hububatın en başlısı. Çeşitleri çoktur. 2. Miskalin 72’de bir kısmı, habbe (tartı). Buğday başı = Başak. Ar. sünbüle. Mısır buğdayı = Kalembek, kokoroz.

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerden havaya kalkıp rüzgârla yer değiştiren ve yağmur veya kar halinde yere inen buğu ki, bazen ufukları kaplayıp güneş ışıklarına bir dereceye kadar engel olur. Ar. sehâb, Fars. ebr. Bulutlara kadar, bulutlar içinde: Pek yüksek. Buluttan nem kapmak = Her şey den alınmak Bulut gibi = Ziyadesiyle sarhoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitution. structure. physique. organization. contexture. fabric. habit of body. quality. texture.

Sağlık Bilgisi

Burun akıntısının nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi birşey kaçmış olmasıdır. Ayrıca kızamık başlangıcında da görülür. Burun akıntısını tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı ılık suya 10 damla limon suyu konup, karıştırılır. Burna azar, azar çekilir. Günde 3 kere tekrar edilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Müjde, sevinçli hab(Erkek İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). vızıltı; dedikodu, söylenti: (k).dili telefon konuşması; (f). vızıldamak; fısıldamak; konuşmak; (ing)., argo gitmek, terket-mek, ayrılmak ;vızıltıya benzer bir ses çıkarmak; bir dedi-kodu veya şayiayı yaymak; vızıltıya benzer seslerle haberle

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Cebreden, zorlayan. 2.Galip gelen. 3.Aziz ve kuvvetli olan. Allah’ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4.Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey’atından sonra müslüman oldu. Rasulullah’ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrıların habercisi olarak elinde taşıdığı asa; tıp ilminin sembolü olarak kullanılan yılanlı asa.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den) (mü. cahihiie) (c. cühelâ, cihâi, cehele). 1. Bilmeyen, bilmez, nâdân, bî haber: Cahil adam. 2. Okumamış, ilimden mahrum, ümmt: Şu çocuğu okutun cahil bırakmayın. 2. Genç, tecrübesiz, acemi: O, cahil bir çocuktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «câl» den) (Arapça’da yoktur, Osmanlılar yapmışlardır). Yapma, sahte, uydurma, doğru ve samimî olmayan: Câlî bir muhabbetle, câlî bir zarafet göstermek istiyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f bağırmak, seslenmek, çağırmak; davet etmek, ilân etmek; bağırarak ilgi çekmek; çağrıda bulunmak, haber vermek (kongre, toplantı); telefon etmek; isimlendirmek, hitap etmek;... olarak kabul etmek; haykırmak; ilgi çekmek için yüksek sesle konuşmak; uğrama

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uydurma, asılsız haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -mata, -mas) (tıb). habis ur, kanser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). kalp iltihabı, kardit.

Türkçe Sözlük

(i. Kayser’den galat). Vaktiyle Türkler’ce Habsburg hanedanından gelen ve Viyana’da oturan Almanya imparatoruna verilen unvandır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Yu).(mit). sözüne asla inanılmayan Truva'lı kadın peygamber; kotü olayları önceden haber veren kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ces» ten) (c. cevâsis). 1. Kötülüğe ait haber ve sırları gizlice öğrenip haber veren kimse. 2. Düşman tarafından bir devletin askerî, siyasî, iktisadî durumunu ve kuvvetini öğrenmek üzere asıl şahsiyetini gizleyerek onun ülkesine veya ordusuna sokulmuş, yahut kendi vatanı aleyhinde böyle bir hizmette bulunmak üzere düşman tarafından kazanılmış adam. Eski Türkçe’de: Çaşıt.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gûyâ gaaib’ten, Alem-i gayb’dan haber veren bir ilim. (bk.) Cifr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جفر] gaipten haber veren bilim.

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedlar. peddler. mercery. mercer. monger. tradesman. trucker. haberdasher. trader. haberdashery. hawker. sundryman. hardware. small dealer. general dealer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem, (ing). , (k.dili). merhaba; Allaha ısmarladık.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: Cefr). Rakamlar ve rumuzlarla ifade olunan ve güya gaipten haber veren ilim. Hazret-i Ali’ye isnat olunur (Fransızca’dan aldığımız «şifre» kelimesi bu Arapça kelimeden gelir) (Türkçe’ de telaffuzu daha çok: Cifir).

Şifalı Bitki

(kocayemiş): Gülgillerden sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemişi pembe renkli olup, kokuludur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır. Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker. Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir. Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir. Cilde tazelik ve güzellik verir. Damar sertliği, mafsal iltihabı, romatizma, ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir. Alerji yapabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mean. ungenerous. close-fisted. stingy. cheeseparing. pinchpenny. hard-fisted. chary. churlish. close. costive. illiberal. mangy. measly. near. niggard. parsimonious. penurious. scrimp. scrimpy. scrooge. shabby. skimp. skimpy. skinny. sordid. spare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehir, kent, büyük kasaba; şehir halkı. city block kesişen sokaklarla ayrılan arsa. cityreds şehirde büyümüş. city dump çöplük. city editor gazetede mahalli muhabirleri idare eden müdür. city father ehri yöneten kimse. city manager belediye baskanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözle görülmeyen şeyleri görme kudreti; basiret; başkalannın zihninden geçenleri okuma hassası, gaipten haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). garipten haber veren, gözle görülmeyen şeyleri gören; (i). bu hassaları haiz kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çöcök = körpe, yavru). 1. İnsan yavrusu: Erkek çocuk, kız çocuk. 2. Genç, delikanlı. Ar. fetâ: İyi çocuktur. 3. mec. Hoppa mizaçlı, aklı bir şeye ermeyen. Çoluk çocuk = Aile, ev halkı. 4. Bir ailenin yavrusu, evlât: Ali’nin iki çocuğu var. 5. Teklifsiz arkadaşlar arasında, erkek şahıs: Ahmet’i yirmi yıldır tanırım, iyi çocuktur. Çocuk aldırmak = Ana rahmindeki cenini ameliyatla aldırmak. Çocuk bahçesi = Çocukların oynaması ve hava alması için hazırlanmış bahçe. Çocuk düşürmek = Çocuğu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak. Çocuğu olmak = Çocuğu doğmak. Çocuklar =’ Teklifsiz konuşmalarda «arkadaşlar!» demektir. Çocuk oyuncağı = Önem verilmeye değmeyen. Çocuk peydahlamak = Evli olmadan gebe kalmak. Çocuktan al haberi = Gizli tutulan bir şey çocukların rasgele söyledikleri bir sözle anlaşıldığı zaman söylenir. Çocuk yapmak = İsteyerek çocuk sahibi olmak. Çocuk yuvası = Çalışan kadınların iş saatlerinde küçük çocuklarını bıraktıkları bakımevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak; eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.

Yabancı Kelime

Fr. cohabitation

birlikte yaşama

Birlikte oturma, bir arada yaşama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). karın ağrısı; birdenbire nöbet tarzında gelen ağrılar; sancı; bağırsak iltihabı, kolik. colicky (s). karın ağrısı çeken; bağırsak iltihabına benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kalınbağrsak iltihabı, kolit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avrupa otellerinde veya hükumet dairelerinde hizmet eden uşak veya haberci; ingiltere'de kapıcılık vb. işlerde bulunan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifade etmek, anlatmak; nakletmek; meramını anlatmak; muhabere etmek, haberleşmek; bulaştırmak; aralannda bağlantı olmak; bildirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haberleşme; ulaşım; ulaştırma; bağlantı irtibat; haber, mektup. Minister of Communications Ulaştırma Bakanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). konjonktivit, konjonktiv iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pişirmek, pişmek; tahrif etmek; (k.dili). üzerinde oynamak (hesaplar), (argo). suya düşürmek. cook up (k.dili). pişirmek; hazırlamak, uydurmak. cook one's goose mahvına sebep olmak. What's cooking ? (k.dili). Ne dolaplar dönüyor? Ne haber? Ne

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uymak, uygun gelmek, tekabül etmek, karşılamak; benzemek. correspond to tekabül etmek, benzemek. correspond with mektuplaşmak muhabere etmek, haberleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekabül, uygunluk; mektuplar, mektuplaşma, yazışma muhabere.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). muhabir; tekabül eden şey; (s). karşılıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerini tutan; mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yavru (ayı, aslan, kaplan); budala çocuk; küçük tek motorlu uçak; (f). yavrulamak. cub reporter tecrübesiz genç gazete muhabiri. cub scout yavrukurt.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek inci anlamında. Hz.Ali (r.a.)’nin kızkardeşi ve Rasulullah’ın amcasının kızı olan hanım sahabi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavülde olan, geçerli; hali hazırdaki; şimdiki zamana ait, revaçta olan, tutulan. (moda). current account cari hesap. current events gazete haberleri. current expenses günlük masraflar, günlük giderler. current history bugünün tarihi. currently (z

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mesane iltihabı, sistit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. perpetual. permanent. continual. habitual. imprescriptible. perdurable. perennial. in and out of season. standing. stationary demand. steady.

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native, or a naturalized inhabitant, of Denmark. a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ziyafete gitmeyi bildiren ve teklif eden, davetlilere davetli olduklarını haber veren adam: Filân zattan davetçi geldi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasting. long lasting. enduring. durable. resistant to. proof. fast. for hard wear. heavy-duty. cast-iron. consolidated. firm. gritty. hard. hardy. impervious. impregnable. indestructible. invulnerable. keeping. nonperishable. patient. refractory. re.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s(. sağır; kulak asmayan. deaf-and -dumb alphabet sağır ve dilsizlere mahsus işaret alfabesi. deaf-mute (i). sağır ve dilsiz kimse. turn a deaf ear to dinlememek, kulak asmamak, aldırmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öIüm, öIme, vefat; katil, ölüme sebebiyet veren şey. deathbed (i). ölüm döşeği. deathblow (i). öIdürücü darbe. death certificate ölüm ilmuhaberi, defin ruhsatı. deathcup (i). çok zehirli bir çeşit mantar, (bot). Amanita. death duty (ing). veraset ve

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, beyan etmek, ifade etmek, ortadan söylemek, alenen söylemek; bildirmek, haber vermek; iddia etmek; ispat etmek. Well, I declare I Aman I Acayip !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Yunanistan'daki Delfi'yle ilgili; Delfi mabedinin gaipten haber veren kâhinine ait; muğlak, meçhul, anlaşılmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The closed figure produced by connecting three coils or circuits successively, end for end, esp. in a three-phase system; often used attributively, as delta winding, delta connection , etc. the 4th letter of the Greek alphabet a low triangular area where

Türkçe - İngilizce Sözlük

A value used in referring to power tables that combines gamma and the sample size. a low triangular area where a river divides before entering a larger body of water. the 4th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A habitation cylinder, or sub-division thereof; one of the sub-elements of a Cluster. ntia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ihbar etmek, haber vermek, ifşa etmek; mukavele veya anlaşmanın fesholunacağını haber vermek; suçlamak, itham etmek, bir kimsenin kusurlarını açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). deri iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, çözmek, çıkarmak, koparmak, sökmek; çıkmak, kopmak, ayrılmak. detachable (s). çıkarılabilir, yerinden sökülebilir detachment (i). ayırma, aynlma, çıkarma; müfreze; ayrılık; dalgınlık; tarafsızlık; (ask). kol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one ' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one ' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal. : a god or deity; divin

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytan, iblis; cin, ifrit; habis kimse; delicesine cesur veya öfkeli kimse; Allah'ın belâsı; kör şeytan; zavallı kimse; matbaacı çırağı. devil's advocate Katolik Kilisesinde aziz adayı aleyhinde münakaşa eden savcı; karşı tarafı tutarak münakaşa

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit of Abu Dhabi, Aden, Algeria, Bahrain, Iraq, Jordan, Kuwait, Libya, South Yemen and Tunisia. 100 dinars equal 1 rial. the basic unit of money in Yugoslavia. the basic unit of money in Tunisia. the basic unit of money in Libya. the basic u

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Canlanmak, hayata gelmek: Mahşerde ölüler dirlecektir. 2. (pörsük şey) Sertleşmek, katılaşmak: Bu çiçekler artık dirilmez. 3. mec. Kuvvet ve tazelik kazanmak, cesaret almak, canlanmak, taze hayat bulmak: Bu haberi alınca dirildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açmak, ifşa etmek; keşfetmek, göstermek, izhar etmek. disclosure (i). açma, ifşa etme, söyleme; ifşa olunan şey, ifşaat, haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hatırını kırmak, hatırını saymamak, ricasını kabul etmemek, gücendirmek. disobliging (s). habr kırıcı, ricasını kabul etmeyen, kaba, nezaketsiz. disobligingly (z). hatır kırarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırt etmek, ayırmak, tefrik etmek; anlamak, idrak etmek; sivrilmek, temayüz etmek; değer kazandırmak. distinguishable (s). görülebilir, fark edilebilir. distinguishably (z). farkedilecek surette. distinguished (s). üstün, mükemmel, kibar, sivri

Türkçe - İngilizce Sözlük

Upholstered couch without arms or back Originated from the Turkish habit of piling rugs for reclining.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kehanet, keşif, fal açma, gaipten haber verme; isabetli tahmin. div'inator (i). kâhin, falcı. divin'a tory (s). kehanete ait, kehanet iddiasında, gaipten haber veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sezmek, hissetmek, gaipten haber vermek; kehanette bulunmak, önceden bilmek; fal açmak, fala bakarak önceden haber vermek; içine doğmak, malum olmak; tahmin etmek; özel bir çubuk ile yerini bulmak. diviner (i). kâhin, falcı, önceden haber veren

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ifşa etmek, açığa vurmak, söylemek, yaymak. divulgence (i). ifşa etme, bir haberi yayma, ifşaat.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dindarlık, dinin kaide ve hükümlerine tamamiyle riayet: Eshab-ı diyânetten bir zattır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In England and America the same syllables are used by many as a scale pattern, while the tones in respect to absolute pitch are named from the first seven letters of the alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ oes, os) şimdi nesli tükenmiş olan güvercin cinsinden uçamayan büyük bir cins kuş, (zool). Rapheco; k.dili dünyadan habersiz kimse, budala kimse, aptal kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri olmayan, düz, bir uçtan bir uca bir istikamet üzere giden. Ar. müstakim, Fars. râst: Doğru yol, doğru direk, doğru duvar. 2. Yalan olmayan, gerçek. Ar. sahih, muhakkak: Doğru söz, doğru havadis. 3. Yalan söylemez, doğruluktan ayrılmaz, sâdık. Fars. rast-gû: Doğru adam. 4. Doğruluk üzere hareket eden, namuslu. Ar. müstakim: Doğru bir veznedar. 5. Hile bilmeyen, iyi niyetle hareket eden, hâlis: Kalbi doğru; doğru yürekli. 6. Hatâsız, yanlışsız, sağlam: Doğru hesap. 7. Doğru olarak, bir tarafa ve istikamete, sapmayarak ve eğrilmeyerek: Bu yol doğru oraya çıkıyor; doğru yürümek, gitmek. 8. Yalan olmayarak, gerçekten, sahiden: Doğru söyle; doğru haber alabildiniz mi? 9. Hilesiz, temiz kalble, iyi niyetle: Doğru düşünmek. 10. Doğruluk, hakikat, gerçek: Doğruyu sevmek. Doğrudan ayrılmamak 11. Semt ve cihet bildirerek yönelmeyi gösterir: O tarafa doğru hareket etti. 12. Derece bildirerek yaklaşmayı gösterir: Otuz yaşlarına doğru. Doğrudan, doğrudan doğruya Vasıtasız. Doğrusu = Yalansız, Osm. el-hak, bilâ-hilâf. Gün doğrusu = 1. Doğu, şark. 2. Güney doğu rüzgârı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olma hali, düzlük, istikamet. Fars. rastî: Bu yolun, bu direğin doğruluğu. 2. Gerçeklik, sıhhat. Fars. dürüstî: Bu haberin, bu sözün doğruluğu. 3. Yalan söylemeyen adamın hali. Ar. sıdk, Fars. rast-gûluk: Bu adamın-doğruluğu. 4. Namus, iyi niyet, istikamet, dürüstlük, doğruluktan ayrılmamalı. 5. Hilesizlik, temizlik: Kalbimin doğruluğu. 6. Hatâ yokluğu, yanlışsızlık, sıhhat: Hesabın doğruluğu.

Sağlık Bilgisi

Doğum sancıları; doğumun habercisidir. Başlangıçta 20 dakikada bir gelen doğum sancıları, daha sonra sıklaşır ve her seferinde döl yatağı kasılıp, sertleşir. Sancılar sırasında kanama görülmezse korkulacak bir şey yoktur. Doğumu kolaylaştırma ve sancıları dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatlı bademyağı.

Hazırlanışı : Sancılar başlayınca bir çorba kaşığı tatlı bademyağı içilir. Ayrıca karın ve tenasül organının çevresi bademyağı ile ovulur.

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be poured out. to be spilled. to be thrown away. to be shed. to get old and shabby. to be tired. to be in a miserable state. to drop. to fall. to pour. to flow. to run. to spill. to crumble. to decompose. to disintegrate. empty. slop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrosanct. untouchable.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çuhadan entari gibi önü açık olarak kavuşturulur ve üstüne kuşak bağlanır eski bir elbise: Tatar dolaması. 2. Parmakta olan, ağrı verici bir iltihab, kurlağan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Civilized race inhabiting the island southeast of the Minor Continent Dragons all use specific elemental magic. a small aimal with wings and four legs, compare with birds only two legs. old SCA euphemism for a car.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Sundew. the type genus of Droseraceae including many low bog-inhabiting insectivorous plants.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.

Türkçe Sözlük

(Eski Türkçe’de tün: gece, tün a gün: geceden evvelki yani dünkü gün). İçinde bulunulan günden evvelki gün. Osm. ims, deyrûz: Dün gördüm. Dün nerede idiniz? Dün gece = Bundan evvelki gece. Dün değil evvelki gün. Dünkü gün: Dünden haberim vardı. Dünden beri görmedim. Düne gelinceye kadar bilmezdim.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hİll aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. İarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. İarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti.

Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik İirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe Sözlük

(i. «duymak» tan). 1. işitme, duyma. Ar. istimâ: Duygusu gevşek. 2. işitmekle elde edilen bilgi. Ar. mesmûAt, Fars. Agâhî: Duygusu çok. 3. His, duyular vasıtasıyle haber alma ve duyma: Bu adamda duygu yoktur. Duygusu çok adam (güzel ve temiz Türkçe bir kelime olduğu halde, çok defa bunun yerine «his» Arapça kelimesi geçmiştir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hassas, hissi fazla, duyar, teessürlü. 2. Malumatlı, haberdar, bilgili.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hissiz, duymaz, hissetmez, hiçbir şey kalbine tesir etmez. Katı yürekli. Osm. teessürsüz. 2. Anlayışsız, malûmatsız, habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşitme, Ar. istimâ. 2. Haber alma. Ar. istihbar. 3. His, müteessir olma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşitilmek, Osm. mesmû olmak, istimâ edilmek: Oradan öğretmenin sesi duyulur mu? 2. Yayılmak, Osm. münteşir olmak, intişâr etmek: Öyle bir haber duyuldu. 3. Meydana çıkmak, bilinme, yayılma, açıklanma: Sizin sakladığınız sır duyuldu. 4. His olunmak: Pirenin, derinin üzerinde yürüdüğü duyulur.

Türkçe Sözlük

(f.). İşittirilmek, Osm. ismâ edilmek: Bu haber kimseye duyurulmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. arrange. correct. cure. do. level. make. mend. reclaim. rectify. redress. reform. rehabilitate. remedy. restore. retrieve. smooth. square. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth letter of the English alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Ex-. the 5th letter of the Roman alphabet the base of the natural system of logarithms.

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı ebem gümeci). Çiçeği ve kökü tıpta kullanılan ve yaprığı sebze gibi yenilen meşhur bitki, pinpirik. Ar. habbâzî.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Asıl adı Halid b. Seyd’dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine’ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul’a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Sahabedendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). gazete vb'nin müdürüne ait veya böyle bir kimsenin uslubuna göre; (i). başmakale. editorialize (f). haber naklederken yorum yapmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. habîb). Habîbler, dostlar, (bk.) Habib, ahibbâ.

Türkçe Sözlük

(EHLIYYET) (i. A.) (ehl ile masdar edatından mürekkep). 1. İktidar, işin ustası olma: Ehliyeti müsellemdir. Eshâb-ı ehliyyettendir = Ehliyet sahiplerindendir. 2. Ehliyet vesikası, ehliyetnâme: Şöförlük ehliyetini aldım.

Türkçe Sözlük

(i.). Ekmek yapan ve gezdirip satan adam. Ar. habbâz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. costume. clothes. clothing. garment. attire. apparel. gown. habit. raiment. robe. tire. tog. toggery. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. garment. cloth. suit of clothes. clothes press. costume. gear. habit. raiment. stich. vesture.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. seçime ait, intihabi; seçme yetkisi olan; seçilen, seçim sonucu iş başına getirilen; arzuya bağlı; i. seçimli ders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first letter of the arabic alphabeta name. the first letter of the arabic alphabet.

Türkçe Sözlük

(i.). Ellemek işi. (bk.) Ellemek. El ile seçilmiş, birer birer ayrılmış, seçme, seçilme, müntehab: Elleme kömür.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mia kullanılmaz) (anatomi) Barsaklar: Em’l-yı dakika = İnce barsaklar. Em’A-yı galize = Kalın barsaklar. İltihab-ı em’A = Barsaklara ait muhtelif hastalıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyin iltihabı, ansefalit.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsan. 2.Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)’den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)’ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)’ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97-107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçaklık, habislik, iğrençlik, büyük kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nasr bu mânâ ile kullanılmaz). Peygamberimiz’in Medine ahalisinden ve Hazrec ile Evs kabilelerinden olan arkadaşları. Sahâbe, muhâcirîn ve Ensâr olmak üzere ikiye ayrılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bağırsak iltihabı, anterit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 5th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 5th letter of the Greek alphabet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, vâsıl olmak: Erişir menzil-i maksûduna Aheste giden. 2. Uzanıp tutmak, el veya boy yetişmek: Şu rafa erişebilir misiniz? Ayağa kalksa başı tavana erişir. 3. (bir haber) Vasıl olmak: Bu hâdise o gün kendisine erişmiş. 4. Olmak, kemal bulmak: Üzümler daha erişmedi. 5. Evlenmeye elverişli yaşa gelmek, yetişmek: Erişmiş kızı vardır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsâl etmek: Tanrı çok yıllara eriştirsin. 2. Haber vermek, Osm. ihbâr, inbâ etmek. Bir haberi yetiştirmek: Burada söylediklerimizi kendisine eriştirmişler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam’ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru’l-Erkam olarak ulaşmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir haber veya iş için bir yere gönderilme, bu gönderilmenin gayesi; iş. errand boy ayak işlerine koşulan çocuk, çırak . a fool's errand saçma bir şey, boşuna teşebbüs go on an errand, run an errand bir haber götürmek veya bir iş yapmak için bir yere

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Oldukça mutlu, daha saadetli. 2.Çok hayırlı. – Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır. Esad b. Zürare: Sahabedendir. Künyesi Ebu Umame’dir. Akabe bey’atmdan önce müslüman oldu. 1.2.ve 3.Akabe bey’atlarında hazır bulundu. Medine’ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. yılında Şevval ayında (Bedir öncesi) vefat elti.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (esrâr’dan c. olup sırr’ın ikinci cem’idir. Ar. cem’ü’l-cem’). Avuç ve alındaki çizgiler ki, bazı dolandırıcıların gaipten haber vermek iddialarına dayanak olur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. üss). 1. Temel. 2. Asıl, aslî durum: Bu işin esası böyle değildir. 3. Gerçek, hakikat, sıhhat: Haberin esası yoktur, (kimya) Bir asitle karışarak asit teşkil eden tuz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şefikten itaf.). Daha veya pek şefkatli, muhabbetli ve merhametli: Eşfak olan Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اصحاب] sahipler. 2.ashab.

Türkçe Sözlük

(bk.) Ashâb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. antiquated. archaic. bygone. corny. dated. early. former. late. obsolete. old. onetime. past. shabby. sometime. unto. used. veteran. ex. previous. obsolescent. old-fashioned. out of date. outmoded. worn-out. secondhand. back.

Türkçe - İngilizce Sözlük

old and battered. ragged. shabby. tattered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a peculiar race inhabiting Arctic America and Greenland.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many respects the Eskimos resemble the Mongolian race. the language spoken by the Eskimo people a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amarok. a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit. the language spoken by the Eskimo people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Language created by Ludwig Zamenhof in 1887 The foundation blocks are: The alphabet consists of 28 letters, each of which has one sound Six standard accented letters exist: c, g, h, j, s, u Stress falls on the penultimate syllable of each word Verbs do no

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerless. unique. unmatched. unequaled. unpaired. unprecedented. unsurpassed. beyond example. heavenly. inapproachable. inimitable. irreplaceable. matchless. non pareil. only. superlative. surpassing. unequalled. unexampled. unrivalled.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Habeşistan. Ethiopian (i.), (s.) Habeşistanlı, Habeş; (s.) Habeşistan'a ait. Ethiopic (s.), (i.) Habeşistan'a ait: (i.) Habeş dili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. house. household. home. house. dwelling. dwelling place. place. residence. accommodation unit. crib. domicil. domicile. dwelling house. habitation. hangout. housing. inhabitation. settlement. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. house. household. home. dwelling. dwelling place. place. residence. accommodation unit. crib. domicil. domicile. dwelling house. habitation. hangout. housing. inhabitation. settlement. rooms. abode. door. pad. roof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

home. house. dwelling place. household. office. institution. family. abiding place. accomodation. bricks and mortar. dwelling. dwelling house. habitation. hang out. inhabitancy. private dwelling. residence. settlement. tenement.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İncil'in getirdiği haber; İncil kitaplarından biri; iyi haber, müjde.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2.Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym . Sahabedendir. Mekke’nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehitlerindendir. Hadis rivayetleriyle ün kazandı.

Türkçe Sözlük

(i.). Fabrika sahibi, bir fabrikayı idare eden adam: Kâğıt fabrikacısı, fabrikacılarla muhabere etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. fücûr’dan) (c. fecere, füccâr). 1. Fenâ huylu, günâhkâr, fücur sahibi. 2. Sefih, çok içen. 3. Habîs, rezîl, şerîr, şakî. 4. Kadına düşkün erkek, erkeğe düşkün kadın.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Faziletli. 2.Rasulullah’a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.

Türkçe Sözlük

(i.). İsmi söylenmek, istenilmeyen veya belli olmayan bir şahıs veya şeyi gösterip «falan» sözünden daha belirli gibi kullanılır: Falanca adam geldi diye haber vermeli, falanca yeı% gideceğim, dedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aşina, bilen, malûmatı olan, haberdar olan; tanınan, bilinen; teklifsiz,mahrem, samimi; Lâubalî, arsız; (i). teklifsiz dost, arkadaş; aile ferdi; hizmetçi; cin, ruh. familiar spirit bir insanın hizmetinde olduğu farz edilen cin veya ruh. get fa

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal. transient. transitory. perishable.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Normal ölçüden fazla olma, aşırılık. Ar. vefret, ifrat, aşırı derece: Fart-ı muhabbet, fart-ı zekâ, fart-ı tahassür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kehanet kabiliyeti olan, gaipten haber veren, geleceği önceden haber verebilen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire animal population, living or fossil, or a given area, environment, formation, or time span. all of the animals found in a given area. the total animal population that inhabits an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A habitat composed of woodland and swamp.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. farîze). Şeriatta, mirastan ve vârislerin her birine düşen hisselerin miktar ve vasıflarından bahseden ilim: İyi ferâiz bilir. Eshab-ül-ferâiz = Mirasa dahil olanlar, verese, (bk.) Farîze.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi bir kimsenin kulağına fısıltı halinde söylemek. 2. Gizlice haber vermek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zihin açıklığı, uyanıklık, anlayış, zeyreklik: Eshâb-ı zekâ ve fıtnattan = Zekâ ve fıtnat sahiplerinden (fetânet ile aynı mânâdadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).habis, çok çirkin, alçakça; ağır suç kabilinden. flagitiously (z). habis bir şekilde, ağır suç teşkil edecek şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American flamingo is P. ruber; the European is P. antiquorum. large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large pink to scarlet web-footed wading bird with down-bent bill; inhabits brackish lakes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birden alevlenmek, şimşek gibi çakmak veya parlamak; birden parlamak; birden akla gelmek; cam bir mamule ikinci bir renkte ince cam tabakası ilâve etmek; telgraf veya radyo ile acele haber ulaştırmak; (k).dili birdenbire göstermek; yağmurdan koru

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (tıp). Toplardamarlarda iç zar iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (tıp). Organlar arasındaki veya deri altındaki katılgan dokunun iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remove from one place or habitation to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plant life. the plant and/or bacteria species that inhabit a particular environment, e g , intestinal flora.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo uyanık, haberdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sisli, dumanlı; bulutlu, bulanık. I don't have the foggiest idea. Haberim yok. Hiç fikrim yok. foggily (s). duman içinde gibi, bulanik, karışık. fogginess (i). duman, dumanlı oluş, sisli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deli, meraklı, düşkün. fond of seven, âşık. fondly (z). şefkatle, sevgiyle, muhabbetle. fondness (i). sevgi, merak, iptilâ, düşkünlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete assortment of printing type of one size, including a due proportion of all the letters in the alphabet, large and small, points, accents, and whatever else is necessary for printing with that variety of types; a fount.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (knew, known) önceden bilmek. foreknow'ledge (i). önceden bilme, önceden alınan haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ran, run) önden koşmak, koşup geçmek, önünden gitmek; müjdelemek. forerunner (i). selef; cet, ata; müjdeci, haberci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (told telling) önceden haber vermek; kehanette bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). atlarda görülen tırnak iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Western Europe; a European; a term used in the Levant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name given by the Turks, Greeks, and Arabs to any of the inhabitants of the western parts of Europe, as the English, Italians, Germans, Spaniards, French, etc.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Orman, koru ve bilhassa arslan yatağı olan yer: Usdül-gaabe fi mârifet-is-sahâbe = İbnü’l-Esîr’ in Peygamberimizin sahabesinin biyografilerini anlatan ünlü Arapça eseri.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gaflet’den if.) (mü. gafile). Yapacağını önceden düşünmeyen, başına geleceği önceden düşünmeyip ihmal eden, gaflette bulunan, gafletli, ihtiyatsız, dikkatsiz, habersiz: Gafil bulundum, beni gafil avladı, gafil davranmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غافل] habersiz.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Gafletle olunan, gaflette bulunan adama yakışır surette, dikkatsizlikle, habersizce gafilâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde gafle şeklinde bulunur). Gafil olma hali, gafillik, habersizlik, dalgınlık, boş bulunma: Gaflet etmek, gaflette bulunmak. Hâb-ı gaflete dalmak = Gaflet uykusuna dalmak. Alel-gafle = Gaflet üzere, kendinde olmayarak, dalgın olduğu halde, habersiz, ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفلت] habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gafletle, dalgınlıkla, kendinde olmayarak, ansızın, habersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f (ged, ging) susturmak için ağlza sokulan tlkaç; t/b ağzı açık tutmak için agıza sokulan alet; f söyletmemek; ağzım tlkamak; (haberin) yayılmasına engel olmak, susturmak; t/b alet ile ağzım açık tutmak; ögürmek gag rule mecliste konuşmay smırlan

Türkçe - İngilizce Sözlük

one of the five watches or periods of the day ; also 'place' or 'area'. And.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گاه] kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.) (mü. gamıza) (gumûz’dan if.). Anlaşılmaz, müphem, dolaşık: Gamız tabir, gamız haberler.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide iltihabı, gastrit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mide ve bağırsakların iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hazır ve göz önünde olmama, var’ın zıddı: O adam gaybdadır. 2. Bellisiz ve meçhul şeyler, görünmez ve bilinmez haller, sır ve gizli olan şeyler: Alem-i gayb, gaybdan haber vermek. Alim-ül-gayb = Görünmez şeyleri bilen Allah. 3. Gözle görünmez olan rûhânî ve mânevî Alem: Imân-ı bi’l-gayb, hızâne-i gayb = Tanrı’nın mânevî hazinesi. Lisân-ül-gayfa = Büyük Iran şairi HAfız-ı Şİrâzî’nin lakabıdır. (bk.) Kayıp, gaib.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gaybiyye). Alem-i gaybiyye, rûhâniyyete ait: Ihbâr-ı gaybiyye = Gayba ait haber verişler.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gazette). Ekseriya gündelik ve in folio (büyük boyda) çıkan, haber veren yayın organı.

Gazeteler

Günün manşetlerini, öne çıkan haberlerini burdan takip edebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazetede yazı işleri kısmında çalışan basın mensubu, yazar, muhabir, foto muhabiri, musahhih, ressam vs.: O, eski bir gazetecidir. 2. Gazete gezdirip satan, Ar. müvezzî: Bir gazeteci geçerse gazete alalım.

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın veya dişi hayvanın karnında yavru taşıması. Ar. hami, habâle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usual; common, on most occasions; as, his general habit or method.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru, Ar. sahîh, vâkî, muhakkak: Gerçek haber, gerçek söz. 2. Sahte olmayan, hakiki, halis: Gerçek altın, gerçek sırma. Gerçek insan. 3. Sadık, yalan söylemez: Gerçek adam, gerçek dost, gerçeksiniz. 4. Gerçekten, doğru, hakikaten: Gerçek söylüyorum. Gerçek geldi mi? 5ı Tamam, iyi hatırıma geldi: Gerçek size bir şey söyleyecektim. Gerçek, o iş nasıl oldu? 6. Doğruluk, sıhhat, hakikat: Gerçeği söylemek. Gerçekten = t. Filvâkî, filhakika, hakikaten: Gerçekten öyledir. 2. Hakikî, sahih, sahte olmayan.

Türkçe Sözlük

(f.). Doğru çıkmak, doğruluğu, sıhhati ortaya çıkmak; sahihleşmek, tahakkuk etmek: Haber gerçeklendi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gitme, hareket, ayrılış: Böyle ansızın ve habersiz gidişinin sebebini anlayamıyorum. 2. Yürüyüş tarzı, Fars. reftâr: Bu gidişle siz iki saatte oraya varamazsınız. 3. Tarz, hareket, Fars. reviş: O adamın gidişini beğenmiyorum. O, bu gidişle pek az zamanda varını mahvedecektir. Gidiş müdürü = Eskiden pâdişâhın geliş, gidişlerini düzenleyen yüksek protokol görevlisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes. garment. garments. apparel. clothing. costume. domino. dress. habit. number. raiment. dress suit. vesture. wear. wrap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dil iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i.). Göndermek işi ve tarzı: Gece vakti haber göndermiş.

Türkçe Sözlük

(f.) (ası I Türkçe’de geri dönmek ve eğrilmek demek olan gönmek fiilinin müteaddtsidir). Yollamak, salmak, Osm. irsâl, isbâl, ba’s etmek: Babama bir mektup, bir hediye gönderdim. Oğullarını okula gönderiyor. Haber, selâm göndermek; ileri göndermek: Sürmek, öne geçirmek. İçeri göndermek = Sokmak, ithal etmek. Geri göndermek = Red ve iade etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın duygu merkezi, yüreğin mânevi varlığı, kalb, Fars. dil. Ar. fuâd: Gönlüm istiyor, gönlüme tesir etti, gönül ihtiyarlamaz. 2. mec. Duygu, his, tesir: O adamda gönül yoktur. 3. Muhabbet, şefkat, sevgi: Gönül vermek, bağlamak. 4. Aşk, alâka, ibtilâ: Gönül çekiyor, gönül belâsı. 5. İstek, arzu, heves, meyil, hâhiş: Okumaya gönlü yoktur. O kitapta gönlüm kaldı. Gönül ile, gönülsüz işliyor. 6. Rıza, muvafakat: Bir türlü gönlü olamadı. Ben, onun gönlünü ederim. 7. Cesaret, cüret, şecaat (bu mânâ ile yürek daha çok kullanılır). 8. Kibir, gurur, Ar. taazzum, tekebbür: O adamda hiç gönül yoktur. Pek gönülsüzdür. 9. Ahlak, yaradılış, sîret, tabiat, duygu: Gönlü güzel adam. Onun gönlü kimsede yoktur. 10. Hatır: Gönlünü almak, yapmak, gönül kırmak. 11. Mide: Gönlüm bulanıyor. O yemeği gönlüm almadı. Gönül açılmak = Ferahlamak, neşelenmek. Gönül açıklığı = Ferahlık, neş’e. Gönül almak = Hatır yapmak, memnun etmek, sevindirmek. Gönül eğlencesi = Gönlü dinlendiren şey, Fars. dil-Arâm, dil-firîb. Gönlü olmak = Razı olmak, rıza vermek, muvafakat etmek. Gönlünü etmek = Kandırmak, Osm. ırzâ etmek. İki gönül bir olmak = Sevişmek, Osm. muâşaka etmek. Gönül bulandırmak = Yürek bulandırmak, mide kabartmak. mec. Şüpheyi davet etmek. Gönül bulanmak = Yürek bulanmak, mide bozulmak, kusacak hâle gelmek, mec. Şüphelenmek’. Gönül bolluğu = Kanaat, göz tokluğu. Can ve gönülden = Samimiyetle, arzu ile. Hatır, gönül = İltimas, birini memnun etmek için adalet ve hakkaniyetten ayrılma. Gönlü hoş olmak — Memnun ve hoşnut olmak. Gönül hoşluğu = Memnuniyet, hoşnutluk. Gönülden = Kalben, arzu ile, isteyerek. Gönülden kopmak = (bir sadaka veya iane için) Kendiliğinden verilmek: Herkes gönlünden ne koparsa verir. Gönül darlığı = Hüzün, keder, ıztırap. Gönül kalmak = Kırılmak, hatır kalmak, Osm. münfail ve münkesir olmak. Gönlü kara = Kötülük isteyen, kötü niyetli, yüreği fena. Gönül kırmak = Hatır bozmak, üzmek, kelbini kırmak. Gönlünce = Arzusunca, İstediği gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguishable. perceptible. visible.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mülâkat. 2. Sohbet, sevgi, muhabbet. 3. Mükâleme, konuşma, görüşme, müzakere.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki veya fazla kimsenin karşılıklı konuşması; karşılaşmak, buluşmak: Kardeşimle çoktan görüşmedim. Komşularla her gün görüşürüz. Görüşmeyeli nasılsınız? Birbirimizi görmeyeli. 2. Konuşmak, sohbet etmek, muhabbet eylemek: Bir saat kadar görüştük. Öteki beriki ile görüşmeye sarfedeceğim zamanı kitap okumaya ayırsam daha faydalı olur. Uzun uzadıya görüştük. 3. Söyleşmek, konuşmak, müzakere etmek: Bu iş için görüşmeliyiz. Kendileriyle görüşüp bir karar verelim. 4. Sohbet, anlaşma, temas etmek: O, kimse ile görüşmez. Görüştüğü adamlar sayılıdır. 5. Tanışmak, birbirini tanımak, tanışıklığı bulunmak, Osm. muârefesi olmak veya muârefe peyda etmek: Falan zatla görüşüyor musunuz? Komşuyuz ama, görüşmüyoruz. Alçaktan görüşmek = Dalkavukluk etmek, aşağıdan almak, Osm. müdârâ etmek. Görüşmemek = Dargın olmak, münasebeti kesmek: Ben, onunla görüşmüyorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) incili şerif; dört incilden biri; iyi haber, müjde; doğru söz, hakikat; akide. gospel truth asıl hakikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dedikodu, gevezelik, boş laf; dedikoducu kimse; (f.) dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper (i.) dedikoducu kimse. gossipy (z.) dedikodulu (haber).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

Sağlık Bilgisi

Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Susam, su.

Hazırlanışı : 1 kahve kaşığı susamın üzerine 5 damla su dökülür. Karıştırılıp göz kapaklarının üzerine sürülür. Yarım saat sonra ılık su ile yıkanır.

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tane, habbe, tohum, zerre; hububat; eczacı tartısında 0,065 gram; doku, ağaç ve taşın damarı, bu damarların düzen lenişi; mizaç, huy; (f.) tanelemek; ağaç damarlarını taklit edercesine boyamak, mermer taklidi boyamak; deriyi işlemek; sepilem

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) habbe veya tohum şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asma; A.B.D. dedikodu yoluyla haber alma, kulaktan kulağa haber nakli. I heard by way of the grapevine. Ağızdan duydum .

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu arasında, Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 07 Kuzey enlemi, 61 40 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 344 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 121 km.

İklim: tropikal; kuzeybatıdan daima rüzgarlar esmektedir.

Arazi yapısı: Orta kısmında volkanik özellik taşıyan dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Saint Catherine Dağı 840 m.

Doğal kaynakları: Kereste, tropikal meyveler.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.88.

ekinler: %29.41.

Diğer: %64.71 (2005 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Kasım ayları arası kasırga mevsimidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 89,703 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -12.59 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.27 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.87 yıl.

Erkeklerde: 63.06 yıl.

Kadınlarda: 66.68 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Grenadalı.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar %82, kuzey Asyalılar ve Avrupalılar, azınlık olarak Arawaklar/Karayip Kızılderilileri.

Din: Roma Katolikleri %53, Anglikan %13.8, diğer Protestanlar %33.2.

Dil: İngilizce (resmi), Fransız kökenliler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %96.

kadınlar: %96 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Grenada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Saint George’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 1 bağımsız bölge; Carriacou ve Petit Martinique, Saint Andrew, Saint David, Saint George, Saint John, Saint Mark, Saint Patrick.

Bağımsızlık günü: 7 Şubat 1974 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 7 Şubat (1974).

Anayasa: 19 Aralık 1973.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), LAES, NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), OPANAL, OPCW (K

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Buz Denizi ile Atlas Okyanusu arasında, Kanada’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 72 00 Kuzey enlemi, 40 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 2,166,086 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sınırları: 44,087 km.

İklimi: Kuzey kutbu iklimi. Ortalama sıcaklığın 7 C olmasına karşın iklim kuru ve güneşlidir. Kışlar soğuktur ve buzlu bölgelerde sıcaklık yazın bile donma noktasının altındadır.

Arazi yapısı: Ülkenin beşte dördü buz tabakasıyla kaplı olup adanın ortalarına doğru buzlar bir hayli irtifa kazanır ve ada, kocaman bir beyaz kubbe görünümü alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Gunnbjorn 3,700 m.

Doğal kaynakları: Çinko, kurşun, demir, kömür, molibden, altın, platin, uranyum, balık, fok balığı, balina, hidro enerji, petrol ve doğal gaz.

Coğrafi Not: Grönland Buz Katmanı, Antarktika`dan sonra dünyanın ikinci büyük buz kütlesidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 56,361 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun büyük kesimi batı kıyısındaki küçük kasabalarda yaşar.

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -8.37 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.4 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.94 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 73.6 yıl (2006 veriler).

Ortalama çocuk sayısı: 2.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 (1999).

Ulus: Grönlandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Grönlandalı %88, Danimarka ve diğerleri %12 (Ocak 2000).

Din: Evangelist Luthercilik.

Diller: Grönlandaca (Eskimo dialekti), Danimarkaca, İngilizce.

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Grönland.

yerel adı: Kalaallit Nunaat.

ingilizce: Greenland.

Bağımsızlık durumu: Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı bir adadır. Grönland’ın savunmasında ve dışişlerinde Danimarka söz sahibi olmakla beraber Grönlandlılar 1979’da yer alan bir anlaşma sonunda içişlerinde krallığa bağlı olmaktan kurtuldular.

Yönetim biçimi: Federal Demokrasi.

Başkent: Nuuk (Godthab).

İdari bölümler: 3 bölge; Avannaa (Nordgronland), Tunu (Ostgronland), Kitaa (Vestgronland).

Bağımsızlık günü: yok (Danimarka Krallığı’na bağlıdır).

Milli bayram: Haziran 21 (en uzun gün).

Anayasa: 5 Haziran 1953 (Danimarka Anayasası).

Hukuk sistemi: Danimarka.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), NC, NIB (İskandinavya Yatırım Bankası).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Topraklarının ancak %1’i tarıma elverişli olduğundan buranın yerlileri olan Eskimolar balıkçılık ve avcılıkla geçinmektedir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.1 milyar $ (2001 veriler).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1.6 (1999 veriler).

İş gücü: 24,500 (1999 veriler).

İşsizlik oranı: %10 (2000 veriler).

Endüstri: Gıda maddeleri, el sanatları, post, küçük tersaneler.

Elektrik üretimi: 295 milyon kWh (2004).

Elektrik tüketim

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. funny. comedian. laughable. risible. screaming. waggish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. amusing. comic. humorous. laughable. ridiculous. burlesque. camp. derisive. derisory. droll. fantastic. fantastical. foolish. grotesque. jesting. ludicrous. gilbertian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absurd. comic. comical. derisive. droll. funny. hilarious. humorous. laughable. ludicrous. priceless. rich. ridiculous. risible. silly. waggish. amusing. foolish. beggarly. very little.

Türkçe - İngilizce Sözlük

laughable. ridiculous. funny. absurd. arty crafty. burlesque. comic. comical. farcical. humo u rous. ludicrous. preposterous. risible. screaming. silly. zany.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (gen.) (çog.) dişeti. gumboil (i.) diş eti iltihabı .

Türkçe Sözlük

(i.). Güzelliği ve etinin lezzetiyle tanınmış kuş ki, yabânî ve evcil olarak birçok cinsi vardır ve bazıları pek süslüdür. Ar. hamâme, fâhte, Fars. kebûter: Beyaz, siyah, paçalı, sorguçlu, ters tüylü güvercin, güvercin beslemek. Güvercinotu = Bir cins mine çiçeği. Güvercin budu = Bir cins yumurtalı köfte. Güvercin gerdanı = Yeşil ile mavi ve pembe arasında değişen renk, böcekkabuğu renginin daha güzeli ki, canfeste olur. Posta güvercini = Haberleşmede kullanılan güvercin, Fars. kebûter-i nâme-ber.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Sanki, sözde (başkasının tasdik olunmayan esassız sözü anlatılırken kullanılır): GÜyâ bu işi kendisi görmüş, gûyâ ben size haber vermişim. 2. Zannedersin ki, imiş gibi: Resmini gören gûyâ kendisini karşısında imiş gibi olur. Eski ifade tarzında bazen «ki» edatiyle beraber kullanılır: GÜyâ ki havaya uçmuş.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel olan şahıs veya şeyin hali. Ar. hüsn, cemâl, bahâ: Güzellik kadın için birinci süstür; kız güzelliğine güvenip ilim ve terbiye tahsilinden geri kalmamalıdır. 2. İyilik, Ar. tayyib, hoşluk: Bugünkü havanın güzelliği, bu sesin güzelliği. 3. Yavaşlık, tatlılık, Ar. hilm: Güzellikle kandırdım, güzellikle kaldırıp öbür tarafa koymalı, güzellikle söylemek. 4. Düzgün, süs. 5. iyi havadis, iyi haberler, iyilik, sağlık: Ne var, ne yok? Güzellik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seçilmiş, seçkin, müntehab. Ar. mümtâz. Bir şeyin en iyi kısmı: Asâr-ı güzide = Seçkin eserler. Türk şairlerinin en güzidesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Seçen, intihâb eden, seçip ittihaz eden, kabûl eden, beğenen (terkiplere girer): Vahdet-güzin = Kendini Tanrı’nın birliği yolunda ibadet ve takvâya adamış kimse. Kûşe-güzîn-i feragat = Feragat köşesini seçip kabûl eden. 2. Seçilmiş, seçkin: Cihâr yâr-ı güzîn = İlk 4 Halîfe, Hulefây-ı RAşidîn.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyku, Ar. nevm: Hâb ve râhatını terk etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: House Air Waybill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

HIV/AIDS Bureau The bureau within the Health Resources and Services Administration of the DHHS that is responsible for administering the Ryan White CARE Act Within HAB, the Division of Service Systems administers Title I, Title II, and the AIDS Drug Assis

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for harmful algal blooms, also known as marine phytoplankton blooms or red tides In this naturally occurring phenomenon for which instances are reported for around 300 species blooms with cell concentrations of several million per liter occur

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواب] uyku. 2.rüya.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «habis»). Kötülükler, yaramazlıklar, kötü işler. Ummül-habâis = Kötülüklerin anası ki, eski dilde içki yerine kullanılmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Cuban dance in duple time music composed in duple time for dancing the habanera.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 19th century Cuban song and dance form that is slow to moderate in tempo and in duple meter. music composed in duple time for dancing the habanera. a Cuban dance in duple time.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, yaramazlık, fenalık, haylazlık: Habâsetine diyecek yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubz» den imüb.). Ekmekçi: Habbtzin = Eekmekçi esnafı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hubûb ve bunun cem. hubûbât). Tane. Habbeyi kubbe yapmak = Mübalâğa etme. Habbe-i vâhide (bir habbe) = Hiç (Osm. menfi cümlelerde geçer). Habbe-tüs-sevdâ = Çörekotu. c. Zahire, buğday, arpa, çavdar gibi ürünler.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Ne güzel, ne kadar lâtif, zehî! Habbezâ bâğçe-i pâdşeh-İ rûy-i zemini (Neft).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük

(i.). Haber veren, haber getiren kimse.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD erkek giyimi satan mağaza; (ing.) tuhafiyeci. haberdashery (i.) şapka dükkânı; (ing.) tuhafiye eşyası veya dükkânı.

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer) (mü. haberiyye) Bir olayı haber veren (fiil ve cümle): Haberi fiil, cümle-i haberiyye. Mukabili: inşâİ.

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine haber göndermek, biribirine malûmat vermek.

Türkçe Sözlük

(i.). Haberi olan, haberi olarak: Haberli gelseydiniz, hazırlanırdık. Onlar haberli geldiler.

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Doğu Afrika’da bir memlekettir ki, ahalisi zenci olmadıkları halde esmer ve Hıristiyan’dır. Aslında birkaç ayrı ırktır. 2. Habeş ahalisinden olan veya onlar gibi siyah ile beyaz arasında koyu esmer renginde bulunan adam: Habeş bir köle, bir cariye (doğrusu Habeşî’ dir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حبشه] Habeşistan. 2.Habeş.

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Habeşiyye). Habeş memleketi ahalisinden veya bunlara mensup ve ait yahut bunların renginde olan: Habeşîler, zenci değildir; lisân-ı Habeşî.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hub» dan smüş.) (mü. habîbe) (c. ahbâb, ahibbâ). Sevilen, sevgili, dost. Habîbullah = Tanrı’nın sevgilisi yani Peygamberimiz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Habib)

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hâbîde-gân). Uyuyan, uyumuş, uykuya dalmış.

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hâbîde). Uyuyanlar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Habil. Hz.Adem’in oğullarından, Kabil’in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den smüş.). Haber ve malûmatı olan, bilgili, Osm. agâh, vâkıf, haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبير] haberli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2.Cenab-ı Hak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubs» dan smüş) (mü. habîse). 1. Kötü, fena, fasit: Ervâh-ı habise = Kötü ruhlar, cinler. 2. Habâset eden, fesatçı, yaramaz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. habâis). Fenâ huy, fenâ hal, çirkin şey, kötü hareket, kötü iş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubut» tan if.) (mü. hâbite). Aşağı inen, düşen, hubut eden. Tedrîc-i hâbit (edebiyat) = Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek: Alim, kâtip, hoşgû bir edam (aksine tedrîc-i sâid denir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) adet, alışkı, alışkanlık, itiyat, tabiat, huy; iptila, düşkünlük; zihni yapı, kafa; yaradılış, tıynet; elbise, kıyafet, kılık; din adamları ve binicilerin giydiği özel kıyafet; (biyol.) özel olarak büyüme veya yetişme. habitforming (s.) iptilâ hası

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) giydirmek. habited in giymiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) oturulabilir, ikamete elverişli habitabil'ity, hab'itableness (i.) oturulacak halde olma .

Türkçe - İngilizce Sözlük

Place where anything is commonly found. the type of environment in which an organism or group normally lives or occurs; 'a marine habitat'; 'he felt safe on his home grounds'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The environment in which a population or individual lives; includes not only the place where a species is found, but also the particular characteristics of the place that make it especially well suited to meet the life cycle needs of that species Habitat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The natural environment/area/location in which where an organism normally grows. the area in which an animal, plant, or microorganism lives and finds the nutrients, water, sunlight, shelter, living space, and other essentials it needs to survive Habitat l

Türkçe - İngilizce Sözlük

A specific area or environment in which a particular type of plant or animal lives Components of a habitat include food, water, and shelter. the place where an organism lives and/or the conditions of that environment including the soil, vegetation, water,

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific area or environment in which a particular plant or animal lives An organism's habitat provides all of the basic requirements for the maintenance of life For example, typical coastal habitats include beaches, marshes, rocky shores, bottom sedi

Türkçe - İngilizce Sözlük

The location and environmental conditions in which a particular organism normally lives. the type of environment in which an organism or group normally lives or occurs; 'a marine habitat'; 'he felt safe on his home grounds'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alışılmış, mutat, itiyat edinilmiş; daimi. habitually (z.) alışıldığı şekilde, âdet üzere. habitualness (i.) alışkanlık, âdet, mutat oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) alıştırmak, alışkanlık haline getirmek, itiyat kespettirmek. habitua'tion (i.) itiyat, alışkanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitude; mode of life; general appearance. person's predisposition to be affected by something ; 'the consumptive habitus'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person's predisposition to be affected by something ; 'the consumptive habitus'. constitution of the human body.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. ip, urgan, Fars. resen. 2. (anatomi ve botanik). İp gibi bağlayıcı şeyler. Habl-i metin = Selâmet vasıtası. Habl-i mevhum = Daima olacak gibi görünüp de gittikçe uzaklaşan istek. Habl-ül-verid Ensedeki kalın sinirler (Fr. «cable» (kablo) ismi «habl» Arapça kelimesinden gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havâdis, hâdisât). 1. Olay, vak’a, vâkıa, vuku bulan hal ve keyfiyet, macera: Hâdisit-ı dehr = Zamanın olayları. 2. (tıp) Bir hastalığın devamı sırasında ortaya çıkan hal, hastalığın tesadüfen başka bir renk alması, Arıza. 3. (c. havadis). Haberler, vukuat, yeni vuku bulmuş işler: Bugünkü gazetelerde hiç havadis yok: Yurt havadisi, dış havadis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. wrong. in the wrong. unjustifiable. not cricket. fluky. ill. inequitable. iniquitous. injurious. shabby. unequal. unfair. ungenerous. untitled. unwarranted. wrongful.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sonsuz, daim, ebedi. 2.Bir yıldan çok yaşayan. 3.Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah’ın kılıcı olarak anıldı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» tan if.). (mü. hâlise). Karışık ve sahte olmayan, saf, temiz, doğru, hilesiz: Hâlis yağ, hâlis gümüş. Mahabbet-i hâlise = Hilesiz sevgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.) orman perisi, ağaç perisi; zehirli bir Hindistan yılanı; bir çeşit Habeş maymunu

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizen of Hamburg , hamburger , inhabitantnative of Hamburg.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Gırtlak başı, Ar. re’sü’l-kasaba, Fransızca: larynx. (tıp) lltihâb-ı hançere = Gırtlak başının iltihabından doğan hastalık, Fransızca laryngite denilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) sinsi adam; (s.) alçak, habis; mahcup, ürkek, korkak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar.’da cins ismi müfred habbe olur. (bk.) Habbe). Yuvarlak bir tane suretinde hazırlanıp yutulan ilâç. Hap almak, hap yutmak, mec. Hapı yutmak = Aldanıp zarar görmek, bitmek, mahvolmak, (botanik) Habb-üs-selâtîn, habb-ül-mülûk = Kene otu. Habb-ı sevdâ = Çörekotu vesaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitat Action Plan.

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. letter of the alphabet.

Türkçe Sözlük

(HERİF) (i. A. hırfet’ten smüş.). 1. Sanat arkadaşı, aynı meslekte olan, Fr. collfegue. 2. içki ve eğlence arkadaşı. 3. (Türkçe söylenişi: herif) Adî ve bayağı adam, aşağı, basit insan: A herif. 4. Adam, şahıs, öteki: Herif size açıktan söylüyor, siz anlamıyorsunuz. Herif size haber verdi, ne kabahati var? (bk.) Herif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanscom Area Resource Team Airport-related businesses and airport users groups. HART stands for Highway Addressable Remote Transducer. hard einen Harten haben have a hard-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitually jealous / envious. jealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As it pertains to the Headline puzzle, one of the two words necessary to create the mixed alphabet The hat is used to create a sequence of numbers which is then used to number the columns of a matrix containing the letters of the alphabet The columns are

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a detachable brake disc that comes in contact with the wheel hub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct. impeccable. irreproachable. unblemished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. irreproachable. unerring. watertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flawless. free of error. unerring. not at fault. impeccable. irreproachable.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hitab eden, söz söyleyen. 2.Camide hutbe okuyan. 3.Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حوادث] yeni haberler. 2.olaylar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2.Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Utanma, sıkılma. Ar. hacâlet, mahcûbiyyet, Fars. şerm: Hazret-i Osman bin Affân sahabe arasında hayâsı ile tanınmıştı. 2. Nâmus, edeb.

Türkçe Sözlük

(HAZZ) (i. A.) (c. huzûz, huzûzât). 1. Hisse, behre, nasip: Hazz-ı vâfir. 2. Hoşlanma, hoşa gitme, lezzet alma: Böyle sözlerden hazzetmem, kendisi dedikodudan hazzeder. 3. Sevinme, memnuniyyet: Sıhhat haberinizi alıp çok hazzettim. Huzûz-ı nefsâniyye, huzûzât-ı nefsâniyye = Nefis ve şehvete ait lezzetler.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.). Hazan, sonhabar yüzlü, sararmış, soluk yüzlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Man; a male; any male person; in this sense used substantively. the 5th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a very light colorless element that is one of the six inert gasses; the most difficult gas to liquefy; occurs in economically extractable amounts in certain natural gases. the 5th letter of the Hebrew alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (heard) işitmek, duymak; dinlemek, kulak vermek; haber almak, mektup almak;sorguya çekmek, ifadesini almak. Hear IHear ! (ing)., Bravo ! Yaşa ! hear of, hear about oğrenmek, haber almak. hearout sonuna kadar dinlemek ! won't hear of it Kabul etm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylenti, şayia, dedikodu, söz, haber. hearsay evidence (huk). başkalarından işitilerek öne sürülen delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helyosta ile gönderilen haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Alo. Merhaba Günaydın Hoş geldiniz. Hoş bulduk. (nad). Yahu, nedir bu ?

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitat Evaluation Procedure.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karaciğer iltihabı, kara sarılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haberci, müjdeci; protokol görevlisi, teşrifatçı; (f). haber vermek, ilan etmek, teşrifini haber vermek; takdim etmek, huzura çıkarmak. Heralds College (ing). hanedan arma ve neseplerini tespit eden heyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (mit). tanrıların habercisi olan ilim ile seyahat ve belagat tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kabırcıklar hâsıl eden bir deri iltihabı, uçuk. herpes zoster (tıb). zona. herpet'ic (s). uçuk gibi, uçuğa benzer.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korku ve saygı duygusu uyandıracak hal ve durum, mehâbet: Arslanın heybeti çoktur. 2. Mühim ve büyük bir adamın görünmesinden hasıl olan korku ve saygı duygusu: Heybetinden dili tutuldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

majesty. awe and dread. grandeur. majesty mehabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (A.B.D). merhaba, (ing). dikkati çekmek için çağrı.

Türkçe Sözlük

(HİMAYE) (i. A.). Koruma, sahip çıkma, Ar. siyânet, sahâbet: O adam filânın himayesi altındadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hindistan. 2.Sahabeden Ebu Süfyan’ın karısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native inhabitant of Hindostan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Hindoo. a person who adheres to Hinduism a native or inhabitant of Hindustan or India of or relating to or supporting Hinduism; 'the Hindu faith'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Hindustan or India. a person who adheres to Hinduism. of or relating to or supporting Hinduism; 'the Hindu faith'. the predominant religious tradition of the Indian subcontinent Originally, the word 'Hindu' or 'Shindu' was an Ary

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo vakıf, haberdar, uyanık; zamana uygun.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beş duygudan biriyle olan anlayış, duygu: Tenimin üzerinde bir şeyin yürüdüğünü hissettim. 2. mec. Dolayısiyle anlama, Osm. zımnen idrâk: Ben onların geleceklerini hissetmiştim. Ibtâl-i his = Duygunun uyuşturulması, duyurmama: Kloroformla hastanın hissini iptal etmek. Hiss-i derûni, hiss-i kalbî = Yüreğe doğan duygu: Piyangoyu kazanacağımı bir hiss-i derûnî ile anlamıştım. Hiss-i mukaddem = Bir şeyi oluşundan önce haber veren duygu, Ar. hiss-i kable’l-vuku, Fr. prâssentiment.

Sağlık Bilgisi

Horlamanın nedenleri çeşitlidir. Derin bir uyku, sırt üstü yatmak horlamaya neden olabileceği gibi; burun polipleri, burnun çarpık olması, burun iltihabı, burunda ahtapot ve ağzı kapayamamak da neden olabilir. Yan yatarak uyumak, belin tam ortasına küçük bir lastik top koyarak yatmak horlamayı önler. Bu tedbirlerle geçmeyen horlamalarda, gerçek neden bulunup ona göre bir tedavinin uygulanması gerekir.

Genel Bilgi

Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. Onlar kendileri için öterler.

Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. Ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. Horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. Horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir.

Gerek doğan Güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. Buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Sabah Güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır.

Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. Gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar.

Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. Horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynidir. ‘Her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. Öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder.

Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. Bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkını ifade eden iletişim ötüşleridir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-ter, -test) sıcak, kızgın; acı, yakıcı (biber vb); şiddetli, sert, hararetli; hiddetli; yüksek gerilimli akım taşıyan (tel); tehlikeli miktarda radyoaktivite ihtiva eden; yakın; yeni, taze (haber vb); polisçe aranmakta olan; kızışmış, şehvetli; A.B

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orta hizmetçisi. housemaid's knee tıb. dizkapağı iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, A.B.D, k.dili merhaba.

Türkçe Sözlük

(HUBB) (i. A.). Sevgi, muhabbet: Hobb-i Ehl-i Beyt = Peygamberimiz’in ailesine karşı duyulan sevgi. Hubb-i câh = Yüksek mevkilere erişme hırsı.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Habâset. (bk.) Habâset.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. habbe). Habbeler, taneler, tahıl. (bk.) Habbe.

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜKM) (i. A.) (c. ahkâm). 1. Hâkimlik, hükümet, Amirlik: Filânın hükmü geçer, filânın hükmü altındadır. 2. Emir, irade, kumanda: Hükmetmek; hükmü geçmek; hükmü nâflz olmak; filânın hükmüyle hareket ediyor. 3. Karar; bir dâva veya meseleyi dinleyip iyice tahkik ve muhakeme ettikten sonra verilen katî karar ve netice, kanun icabının ortaya çıkması: Hüküm vermek; mahkemenin hükmü; beş sene müddetle hapsine hükmolundu. 4. Kuvvet, ehemmiyet, nüfuz: Onun Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmünü icra ediyor; kışın hükmü geçti. 6. Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmündedir. 7. İktizâ, icap, gerek: Kanun hükmünce; zarafet kaidesi hükmünce. Hükmü olmak = Kuvvetli ve nüfuzlu olmak. Hükmünde olmak = Değerinde bulunmak. Hüküm sürmek = 1. Hâkim olmak, hükümet etmek. 2. Cârî olmak. Hükmü geçmek = 1. Emri nüfuzlu ve cârî olmak. 2. Kuvvet ve tesiri geçmek, c. 1. Emirler, irâdeler: Ahkâm-ı llâhiyye. 2. Nizamlar, kanunlar: Adlî ahkâm, ahkâm-ı dîniyye. 3. Yıldızlardan başka tabiî ve semâİ alâmetlerden çıkarılmak istenilen mânâlar, Ar, istihrâcât, gaipten haber vermeler: Ahkâm çıkarmak: Müneccimlerin ahkâmı, mec. Garip ve gülünç hükümler: Ahkâm kurmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hâlislik, saflık, doğruluk, yalan ve hileden uzak olmak: Hulûs-i mahabbet, hulûs-i niyyet, hulûs-i kalb. 2. Samimiyet, samimî sevgi: Hulûsla namaz kılmaz; o adamda hulûs yoktur. 3. Çatma, yaranma, dalkavukluk, Ar. müdâhene: Yalnız hulûs için öyle söylüyor; hulûs çakmak. Arz-ı hulûs etmek = Samimî sevgi göstermek. Akran arasında selâm tâbiridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

State of mind, whether habitual or temporary ; disposition; temper; mood; as, good humor; ill humor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram’dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. temper. nature. vein. habit. temperament. blood. cheer. constitution. humor. humour. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood. custom. humour. temper. temperament. vein. habit. disposition. make-up. bad habit. obstinacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. habit. temper. temperament. disposition. nature. natural tendency. blood. grain. humour. kidney. mental disposition. second nature. spirit. trick. vein. way.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebâlîs ve ebâlise). 1. Şeytan. 2. mec. Habis, çok kötü, pek entrikacı adam. İblis tırnağı = Şeytan tırnağı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah ‹in amcası Abbas’ın oğlu. Sahabedendir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling liquor. drunkenness. being habitually drunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Collegium of Rehabilitative Audiology.

Sağlık Bilgisi

İdrar yollarında veya idrar yaparken yanma çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Belsoğukluğu, ülser, mesane iltihabı, prostat iltihabı, mesane uru, yumurtalık iltihabı, apandisit düşünülebilir. Bu nedenle tedaviye geçmeden önce, hastalığı doğuran nedeni tespit etmek gerekir. Tedavi, hastalığı doğuran nedene göre yapılır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 bardak sıcak suya 1 tutam nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Tamamı bir kerede içilir.

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası iltihabı; idrar yolları taşı, belsoğukluğu veya eklem hastalıklarının neden olduğu bir hastalıktır. Çok içki içenlerde görülür. İdrar yollarında acıma hissedilir. Tedaviye yardımcı olmak için bol miktarda su içilir, sıcak banyolar yapılır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çay bardağı dolusu arpa konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Başlıca bağlamaya yarayan uzun ve kalınca bükülmüş sicim, Ar. habl, Fars. resen, rismân: Çamaşır ipi, kovanın ipi. Daha kalınına urgan, büsbütün kalınına halat, ipten incesine de sicim denir. İpucu = Vesile, sebep. İpucu vermek = Sebebiyet vermek. İpe un sermek = Baha neler uydurarak bir işi yapmaktan kaçınmak. İpine basan = Sersem. İp parası vermek = Belâyı def etmek. İpe çekmek = Asmak. İpten kuşak = Son derecede fakirlik. İpe dizmek = Tanzim etmek. İpini sürümek = Cezasını aramak. İp kaçkını = Asılacak adam. İpten, kazıktan kurtulmuş = Birçok cinayet işlemiş. İpiyle kuyuya inilmez = İtimada lâyık olmayan, sözüne güvenilmez. İpini kırmış = Azgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cehalet, cahillik. ignorant s. cahil, bilgisiz; bilmeyen; habersiz. ignorantly z. cahilce, bilgisizce; habersiz olarak.

Türkçe Sözlük

(İHBAR) (i. A. «haber» den masdar) (c. ihbârât). Haber verme, bildirme, anlatma, malûmat verme, yetiştirme: Hâdiseyi bana ihbar ettiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] bildirme, haber verme.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihbâr). İhbarlar, haber vermeler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihbâriyye) (edebiyat). Vuku bulmuş veya bulacak bir halden haber vermeye ait, emir, yasak, dua ve arzu gibi mânâlara delâlet etmeyen (fiil, cümle vesaire): «Ben geldim, o gelecektir» cümleleri ihbarî cümleler ve «sen gel, o gelmelidir» cümleleri inşâİ cümlelerdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçak eşyayı hükümete haber verene ödenen para, muhbir ücreti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den masdar). Yoklayarak ve deneyerek öğrenme.

Türkçe Sözlük

(i. «habs» den masdar) (tıp). Tutulma, tutukluluk: lhtibâs-ı bevl = İdrar tutulması. İhtibâs-ı safra vesaire.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Diriltme, canlandırma, yeniden hayat verme: Kıyamet günü Cenâb-ı Hak ölüleri ihyâ buyuracaktır. 2. Taze hayat verircesine şenlendirip imar etme: Uzatılan demiryolu hatları Anadolu’yu ihyâ etti. 3. Kuvvet ve tazelik verme: Bu yağmur bağları ihyâ etti. 4. Sevindirme, güzel bir haberle veya lutuf ve İhsanla sevinç yaratma: Beni ihyâ buyurdunuz. 5. Yeniden kuvvet, şan ve şeref kazandırma: islâm’ın ihyâsı. 6. Uyandırma, vücûda getirme, tesis veya tamir: Bir çeşme, bir tekke, bir mektep ihyâ etti. 7. (geceyi) İbâdetle ve uykusuz geçirme: Gecelerini ihyâ ediyor. İhyây-ı mevât = Boş yerleri açıp tarıma elverişli hâle getirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

residing. stay. dwelling. habitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitation. residence. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. residing. abode. habitation. inhabitancy. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dwell. to reside. to live (in a building , at a place. abide. domiciliate. hang out. inhabit. to hold state.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıb. kıvrım bağırsak iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehb.den masdar). 1. Alevlendirme, tutuşturma. 2. İltihaba uğratma, şişirip, cerahatlandırma.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ilhâdât) (masdar). 1. Gerçek İtikattan sapıtma. Tanrı’nın varlığına ve birliğine inanmayış. 2. (masdar mânâsı olmaksızın): Dinsizlik, itikatsızlık, inanç bozukluğu. Ashâb-ı ilhâd = Müşrikler, dinsizler.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

malady. disease. illness. malady sayrılık. hastalık. bad habit. addiction. cause. reason. nuisance. pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. disease. reason. illness. chronic illness. bad habit. addiction. defect. fault.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. iltihâbiyye). iltihâba ait: Asâr-ı lltihâbiyye = İltihap eserleri.

Türkçe Sözlük

(İLTİHAB) (i. A.) (c. iltihâbât). 1. Alevlenme, tutuşma, parlama: Esen rüzgâr, alevin birden iltihâbına sebep oldu. 2. (tıp) Hasta bir organa kanın hücumu ile hasıl olan ağrılı hararet, şiş ve kızarma: Mide iltihabı, mafsal iltihabı vs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük şeytan, küçük habis ruh; afacan çocuk, haşarı çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devlet memurunu mahkemeye sevketmek; suçlamak, itham etmek, hakkında şüphe göstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment i. A.B.D.'nde devlet memuruna karşımecliste dava açma; suçlama, itham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bozulmaz, çurümez, yokolmaz. imperishableness i. bozulmazlık, çürümezlik, yok olmazlık. imperishably z .zeval bulmadan, yok olmayacak bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebe»den masdar). Haber verme, Osm. ihbar: Vaziyetin inbâ buyrulması rica olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hür, bağımsız, başlı başına, ayrı, serbest; kendi geliri ile geçinebilen; pol. parti dışı olan; i. bağımsız kimse; parti üyesi olmayan kimse. independently z. bağımsız olarak; aynca, birbirini etkilemeden, birbirinden habersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayırt edilmesi olanaksız, seçilemez. indis- tinguishably z. seçilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bilgi vermek, haber vermek, söylemek, bildirmek; şekil vermek, canlandırmak; fikrini açmak; against veya on ile ihbar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber veren kimse, malumat veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. malumat, bilgi, haber; huk. şikâyet; danışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sakin olmak, ikamet etmek, içinde oturmak. inhabitable s. içinde oturulur, oturmaya elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. (-ed,- ing veya- led,- ling) baştaki, birinci, evvelki; i. kelimenin ilk harfi; kıta başındaki büyük harf; f. kısa imza atmak. Initial Teachlng Alphabet okumayı öğrenmek için İngilizce bir fonetik alfabe. initially z. başlangıçta, evvela

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inşâAt). 1. Yapma, vücuda getirme, yapış: Bir ev, bir gemi inşa etmek. 2. Kaleme almak, edebiyat kaidesine tatbik ederek ve nesir yoluyla yazılı ifade: Şiir ve inşâda kudretli bir edebiyatçı. 3. (edebiyat) Emir, te• menni ve dua, yap, yapsın, yapmalı, yapsa gibi. Mukabili: haber. 4. Türkçe çeşitli yazışmalara alıştırmak için mektup, tezkere, dilekçe, tebrik ve tâziyetnâme, senet, vesaire örneklerini içinde toplayan kitap: İnşâ rehberi. 5. c. Inşaât: Bina veya gemi yapımıyla alâkalı işler: İnşaatla uğraşmak, inşaat dairesi (inşa ile imal arasında şu fark vardır ki, inşa, kereste ile yapılan mimarlık ve gemicilikle alâkalı işlere mahsus olduğu halde, imal her suretle yapmaya, meselâ madenden eşya yapmaya da denir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iç, iç taraf, dahil; iç yüz; s. iç, içteki, dahili. inside in formation içeriden sızan haberler. have the inside track yarış alanının en iç ve dolayısıyle en kısa kısmına yakın olmak; daha elverişli mevkide olmak. inside out ters yüz. insider i

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akıl, zekâ, anlayış; istidat; zekâ sahibi; malumat, haber; bilgi, vukuf. intelligence bureau istihbarat bürosu. intelligence quotient zekâ bölümü, öIçülmüş zeka derecesini gösteren rakam. intelliqence service istihbarat teşkilâtı. intelligence te

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbiri ile konuşmak veya muhabere etmek, birinden diğerine serbestçe gidip gelmek. intercommunicable (s.) birinden diğerine geçilebilir. intercommunica'tion (i.) bir biriyle temas, ulaşım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. intihâbât). 1. Seçme, seçim, bir şeyin en iyisini ayırıp alma: Filan eserden birkaç şiir intihap ettim. İntihap olunmuş kitaplar. 2. Millet meclisi, idare meclisi, belediye için üye seçimi. 3. İstekliler içinden en muktedir ve lâyık olanların seçilmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. intihâbiyye). Seçimle, intihapla alâkalı.

Türkçe Sözlük

(bk.) İntihâb.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyy» den masdar). Bir köşeye çekilme, çekilip karışmama, dünya ile alâkayı kesme: İnzivaya çekildi. Eshâb-ı inzivâ = Bir köşeye çekilenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) International Phonetic Alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction. devotion. habit. indulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institute on Rehabilitation Issues. Instrument used by teachers to determine an accurate reading level such as: Sucher-Allred Jerry Johns Basic Reading Inventory S T A R Reading Program Teacher made. from hairu, to enter.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kusur bulunamaz, aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. irreproachableness (i.) kusursuzluk irreproachably (z.) kusur bulunamaz bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuyû» dan masdar) (c. işâAt). Şuyû ettirme (bir haberi) yayma, neşir: Asılsız haber işâa edenler. İŞ’AB (i. A.). Ölme.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. İkram, ağırlama, İzâz. 2. Kabûl, seçim, Ar. ihtiyâr, intihâb (Türkçe’de cömertçe ortaya koyma, saçıp dağıtarak ağırlama mânâlarına da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(aslı: İSM) (i. A.) (e. esmâ, esâmi). Ad, nam: İsminiz nedir? İsim söylemek = Birinin ismini, yani kim olduğunu haber vermek. İsim koymak — Ad takmak, Osm. tesmiye etmek. İsim vermek = Birinin adını söyleyip kim olduğunu haber vermek. İsmiyle = Adını söyleyerek. Gramerde bir kelime çeşidi: Adam, arslan, ağaç, taş, yel, akıl, sabır gibi. İsm-i hâs, ism-i Am, ism-i cins, ism-i zât, ism-i fâil, ism-i mef’Ül, ism-i zamân, ism-i mekân, ism-i Alet, ism-i’ tafdîl, ism-i mübâlağa, ism-i mensûb, ism-i tasgîr, ism-i işâret, ism-i mevsûl: Osmanlı gramerinde ismin çeşitleri. İsm-i Azam = Allah ismi. Esmâ-i hüsnâ = Cenâb-ı Hakkin 99 adı. Esmâyı üzerine sıçratmak = Darıltmak, gücendirmek, kötü kimseler bulaşmak. Bismillâh = Allahın adiyle.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duyulmak, Osm. mesmû olmak: Bir ses işitildi; buradan top sesi işitilir. 2. Haber alınmak, Osm. istihbâr olunmak, mesmû olmak: Bir sergi açılmasına karar verildiği işitilmiştir. 3. Dinlenmek, Osm. mesmû ve makbûl olmak: Benim sözüm işitilmedi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duymak, kulakla hissetmek, Ar. sem’, Osm. istimâ eylemek: Sesinizi işittim. Gece atılan topu işittim. 2. Haber almak, Osm. istihbâr etmek: Geldiğinizi dün işittim; bir şey işittim acaba doğru mu? 3. Dinlemek, kulak asmak: Boşuna ağzınızı yoruyorsunuz, o adam işitmez; nasihat işitmez. İşitmezden, işitmezlikten gelmek = İşitmez gibi olmak, sağırlığa vurmak. Lâkırdı, söz işitmek = Azarlanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. correction. improvement. reclamation. reform. improvement of a genetic strain by selection. restitution. revision. revise. rehabilitation. refinement. reforming. modification. elimination. training. perfection. repair. reparation. renovation. r

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ölülerin, ruhlarıyla, bazı şartlar altında haberleşilebileceğine inanan görüş ve bu gaye ile yapılan denemeler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolate. deserted. solitary. isolated. desert. forlorn. forsaken. retired. stark. unfrequented. uninhabited. void. waste. widowed. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolate. lonely and uninhabited. gaunt. lonely. solitary. unmanned. void.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Müjde alma, bir haber alıp sevinme. Bir haberi müjde gibi kabûl etme: Avrupa’dan İstanbul’a gelişinizi istibşâr ettim.

Türkçe Sözlük

(İSTİHBAR) (I. A. «haber» den masdar) (c. istihbârât). Asıl mânâsı: Sorup araştırarak haber ve bilgi alma iken; dilimizde duyma, haber alma mânâsiyle kullanılıyor: Gelişinizi dün istihbâr ettim. İstihbârât = Duyulan şeyler, toplanan haberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبار] duyum, haber alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبارات] duyumlar, haber almalar.

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kabl»den masdar). 1. Gelecek zaman, mazi zıddı ve hâl olmayan zaman. Ar. Ati: İstikbalde ne olacağını ancak Allah bilir; istikbalden haber vermek iddiesı. 2. Karşılama, gelmekte olan kimseyi ağırlamak için önüne çıkma: Pek parlak bir istikbâle mazhar oldu; onu merasimle istikbal ettiler; istikbâline çıktılar. 3. (astronomi) Güneş ve Ayin birbirine karşı bulunması: İstikbâl-i kamer. 4. Fiilde gelecek zaman kipi ki, dilimizde «cek» ve «cak» edatiyle son bulur: Gelecek, yazacak gibi. Istikbâl-i mâzt = Geçmiş zamanın içinde bir gelecek gösteren kip: Gelmiş olacak gibi. Hikâye-i istikbâl — Nakil ve rivâyet olunan bir geçmiş zamana göre gelecek gösteren kip: Gelecekmiş gibi. İstikbâl-i kıble = Kıbleye yönelme, doğrulma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haber sorma, bilgi isteme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). Yanına alma, beraber götürme: Kitabını istishâb ederek gitti. Bil-istishâb = Beraber alarak, ...le birlikte.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemm» den masdar). 1. Koklama, koku alma, kokusundan duyma. 2. mec. Dolayısıyla anlama, uzaktan ve dolayısıyla haber alma.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. iş’Arât). Yazılı olarak bildirme, haber verme: Durumu iş’Ar ediniz; iş’Ar-ı ahire değin; iş’ Arât-ı vâkıası nazar-ı İtibâra alınmadı (daha çok yazı dilinde kullanılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) Internatıonal Teaching Alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

who always objects. habitual objector.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. consuetude. custom. groove. habituation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a habit of. to get into the habit of.

Türkçe Sözlük

(I. A. «tulü» dan) (c. ıttılâAt). Öğrenme, bilgi edinme, Osm. muttali, haberdar olma, kesb-i vukuf: Kesb-I ıttıll etmek = Malûmât almak, öğrenmek, vâkıf olmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan masdar) (c. ittisâlât). 1. Ulaşma, bitişme. 2. Aralık yokluğu, temâs, biribirine dokunma: ittisâli kesmek. 3. Biribirine yakınlık. Ittisâlinde = Tâ yanında, bitişik olarak. Kesb-i ittisal etmek = Yanyana gelmek, temas etmek, bitişmek. 4. Bir bina, arsa ve arazinin dört tarafındaki hududu. 5. (askerlik) Orduyu meydana getiren tümen ve başka birlikler arasındaki muhabere ve bitişme yolları.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geri dönme, gelme: lyâb ü zehâb = Gidip gelme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapy. amendment. reclamation. recruitment. rehabilitation. restoration. uplift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. heal. remedy. rehabilitate. improve. make better. upgrade. ameliorate. amend. better. cicatrize. cleanse. nurse. pull round. pull through. recruit. recuperate. set up.

Türkçe Sözlük

(I. A. «zevâl»den masdar). Giderme, defetme, yok etme: Kederini izâle etmek. İztle-i bikr = Bâkireliği giderme (doğrusu: izâle-i bekâret), (tıp) İzita-i ufûnet = ilâçlarla İltihabı yok edip mikropları öldürme işi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is chiefly arboreal in its habits.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail kralı Ahab'ın karısı İzabel; şirret kadın.

Sağlık Bilgisi

Dişetlerinin iltihaplanmasına; halk arasında dişeti iltihabı, tıp dilinde ise piyore veya paradontal hastalığı denir. Dişetleri çevresinde toplanan besinlerin orada mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Dişetlerinin kenarları düz, parlak, kırmızı ve hafifçe şikin bir şekil alır. Fırça ile dokunulduğunda kanar. Tedavi için yapılacak ilk iş, diş temizliğine itina göstermektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılıp gargara yapılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Topuk kemiği, aşık kemiği anlamında. 2.(Mecazen): Şeref, şan, onur anlamında kullanılır. 3.Ka’b b. Züheyr (Vll.yy.): Sahabedendir. Rasulullah için okuduğu Kaside-i Bürde çok meşhurdur. Birçok dillere çevirisi yapıldı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyun yüzünde yağmur damlaları, vesaireden hâsıl olan hava ile dolu şişcik, Ar. habâb .2. Hava veya su ile dolu olarak deri üzerinde hâsıl olan ufak sivilce: Ellerinde birtakım kabarcıklar çıkmış; kabarcık, dil kabarcığı.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kabûl»den if.) (mü. kabile). 1. Alan, kabûl eden: Kabil-i terbiyye = Terbiye alan, terbiye kabûl eden. 2. Müsait, kabiliyet ve istidadı olan: Kaabll-I hitâb = Kendisine hitap olunabilir. 3. Mümkün, yapılabilir: Bu iş kabil değildir. Kabil-i imkân = Mümkün. 4. (tıp) Gebe kadınların çocuklarını almak iş ve tarzını bilen, ebe, ebe tabip: Falan doktor mahir bir kabildir; fakat kadın iyi bir kabiledir, (hi.). Hazret-i Adem’ in çocuklarından biri ki, kardeşi HAbil’ln katilidir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Olabilir, mümkün. 2.Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz.Âdem’in büyük oğlu olup kardeşi Habil’i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. câble ki, o da Ar. «habl»dan). Elektrik akımı iletmede veya telgraf, telefon hatlarında kullanılan izole edilmiş iletken tellerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaçma hâli, firar, firârîlik: Asker kaçağı olduğu haber alınıp yakalandı. 2. Gümrükten veya resimden kaçırılmış olma: Bu tütünün kaçaklığı bellidir.

Türkçe Sözlük

(f.). I. Firar etmek, gizlice gitmek: Hapishaneden kaçtı; askerden birkaç er kaçmış; çocuk okuldan kaçtı. 2. Habersiz Savuşup gitmek: Yanımda idi ne vakit kaçtı göremedim. 3. Koşup sür’ atle gitmek: Köpeklerin korkusundan bir kaçıyordu kil 4. Çekinmek, karışmak istememek, Osm. ictinâb etmek: Ben hizmetten kaçmam lâkin elimden gelmiyor; masraftar kaçıyor. 5. (kadınlar erkeğe) Görünmemek, örtünmek, tesettür etmek: Kızı bu sene kaçmaya başladı, benden kaçmıyor. 6. Zail olmak, ortadan kalkmak: Keyfim kaçtı. 7. Girmek, nüfuz etmek: Kulağıma su, pire kaçtı. 8. Biraz bir tarafa gelmek: Şuradaki ipi al sağa kaç. Ağızdan kaçmak = Dikkatsizlikle söylenmek: Ağızımdan bir söz kaçtı. Sancağa kaçmak — Gemi seyir yolundan sağ tarafa salmak. İskeleye kaçmak = Sol tarafa salmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. mind. mental attitude. intelligence. brain. habit. headpiece. knob. noddle. noggin. understanding.

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race which, with the Hottentots and Bushmen, inhabit South Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the country north of Cape Colony, the name being now specifically applied to the tribes living between Cape Colony and Natal; but the Zulus of Natal are true Kaffirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race inhabiting Kafiristan in Central Asia. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kehânet» ten if). (c. kâhene). Eski Isrâl11iler’de vesair bazı dinlerde gaibden haber vermek iddiasında bulunan rûhânî reis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاهن] gaipten haber veren, kehanette bulunan.

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Gaipten haber veren kâhin tavır ve usûlünde, kâhincesine, kâhine yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eski isrâilliler’de vesair bazı dinlerde gaibden haber vermek iddiasında bulunan kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). Gaipten haber vermek iddiasında bulunan insanın hâli.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kavi» den if) (mü. kaile). 1. Diyen, söyleyen, bir sözün sahibi: Bu sözün, bu beytin kaili kimdir? 2. Râvî, nâkil ve rivâyet eden: Bu haberin kailini bulmalı. 3. Razı, rıza veren: Benim dediğime bir türlü kail olmadı; ben işin o suretle halledileceğine kailim; ben bir karıncanın ezilmesine kail olmam.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kalbiyye). 1. Yüreğe ve gönüle ait yürekten, can ve gönülden olan: Benim sevgim kalbidir; bir mahabbet-i kalbiyye ile seviyor; hissiyyât-ı kalbiyye. 2. (tıp) Yüreğe ait; kalp hastalığına tutulmuş, kalbinden rahatsız olan, kalb hastası: O adam kalbîdir. Fr. cardiaque. Kalbiyyü’ş-şekl = Yürek biçiminde, yürek şeklinde bulunan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «halife» den). 1. Eskiden mekteplerde öğretmenin yanında bulunan, hademeden üstün görevli: Mektep kalfası. 2. Dülger ve duvarcı ustasının ikincisi. 3. (ikinci mânâdan gelir) Bina inşasını üstüne alan başusta: Kalfanız kimdir? Binayı hangi kalfaya yaptıracaksınız? Bizdeki kalfaların çoğu mimarlıktan habersiz, duvarcılıktan veya dülgerlikten yetişmedir. 4. Bir kalemde kıdemli kâtip (bu mânâda c. hâlinde «hulefâ» kullanılıp başlarına da «ser-hulefâ» denmiştir). 5. Eskiden bir dairede cariye ve halayıkların başı. 6. Umumiyetle halayıklara verilen unvan. Başkalfa = Birinci yamak, serhalîfe.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Hematüri adı verilen bu durum, önemli bir hastalığın işareti olabilir. Bu nedenle vakit kaybetmeden bir doktora başvurmak gerekir. İdrarda kan görülmesi; idraryolu iltihabı, prostat iltihabı, mesane taşı, böbrek kanaması, böbrekte taş veya kum, kan hastalıkları veya bir başka hastalığın belirtisi olabilir. Ayrıca bazı ilaçlar ve gıdalar da idrarda kan görülmesine neden olabilir. Örneğin çilek, domates, ıspanak veya ağrı kesici ilaçlar kan işemeye neden olabilir. Tedaviye yardımcı olmak amacıyla şeftali ve semizotu yenebilir.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Hemoptizi denilen kan tükürmek, önemli bir hastalığın habercisidir. Akciğer kanseri, verem, bronşit, mitral darlığı veya zatürreeden şüphelenilir. Ancak dişeti kanaması gibi pek önemli olmayan bir durumda olabilir. Bu nedenle, hastanın sırtına bir yastık konup, oturtulur. Vakit kaybetmeden doktor çağrılır. Ayrıca tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, sirke, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Suyuna bir kahve kaşığı saf sirke ilave edilip, içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two alphabets used in Japanese, hiragana and katakana.

Türkçe Sözlük

(i. «kanun çavuşu» tâbirinden kısaltılmış). Eskiden askerlerin askerî nizama aykırı harekette bulunmamalarına dikkat etmek ve bulunanları haber vermek veya tevkif ettirmek vazifesiyle görevli memur.

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilir adamın hâli, vukuf, malûmat, haberdarlık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Şifalı Bitki

(dar-i fülfül): İkiçenekliler sınıfının, karabibergiller familyasından, vatanı Doğu Hindistan olan, yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları yürek biçiminde ve damarlıdır. Çiçekleri sarkıktır. Meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Cinsel istekleri kamçılar. Sinirleri kuvvetlendirir. Yiyeceklerde baharat olarak kullanılır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, egzama, üremi, bağırsak iltihabı ve romatizmadan şikayet edenler, mümkün olduğu kadar az kullanmalıdırlar.

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Amuderya’yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kasabât). Kamış, saz, Fars. nây, ney (anatomi) Kasaba-i ree = Akciğer boruları, (tıp) lltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında hâsıl olan kızarma ve öksürük, Fransızca: bronchite.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kasaba). Nefes boruları, bronşlar. Iltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında meydana gelen kızarma ve öksürük.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kasd» dan if.). 1. Kast ve niyet eden, azimli. 2. Postacı, haber götüren adam, eski Türkçe: Yam, ulak, Tatar, Ar. sâİ, Fars. peyk. .

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.

- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.

- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.

- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.

- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.

- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.

- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.

- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.

- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.

Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir. İç hastalıklar dışındaki etkenlerin neden olduğu kaşıntıların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Erik, sirke.

Hazırlanışı : Sirkeye batırılan erikler kaşınan yerlere sürülür. Günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, biçme: Ağaç kat’etmek. İpi bıçakla, makasla kat’etti. 2. Ayırma, bağlantısını kaldırma: Kat’-ı münasebet, kat’-ı alâka. 3. Yok etme, Ar. ref, imhâ: Kat’-ı ümîd, kat’-ı muhâbere. 4. Halletme: Davayı, meseleyi kat’etmek. 5. Geçme, yol alma, Ar. mürûr: Kat’-ı tarıyk, kat’-ı mesâfe: Bir günlük yolu sekiz saatte kat’ettik. 6. (geometri) Kesme, çizgi ve yüzeylerin birbirini kesip geçmesi (tekatû da denirdi). Kat’-ı rahm = Akrabayı ziyaret etmeme. Sıla-i rahim zıddı. Kat’-ı tarıyk = Yol kesicilik, eşkiyalık, haydutluk. Kat’-ı muhâbere = Münasebetleri kesme. Kat›-ı merâtib = Birbiri arkasından rütbe alıp yükselme. Kat’-ı mesafe = İlerleme. Kat’-ı nazar = Yüzçevirme, şöyle dursun: Astronomiden kat›-ı nazar, biraz coğrafya bile okutmuyor. Kat’-ı nâkıs = (geometri) Elips. Kat’-ı zâid = (geometri) Hiperbol. Kat’-ı münasebet = Dostluğu kesme. Kat’-ı dâvâ = Davayı halletme.

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı y(Erkek İsmi) 2.Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rugs from central Caucasus, usually decorated with distinctive geometric designs. a Muslim who is a member of a Turkic people of western Asia. a landlocked republic south of Russia and northeast of the Caspian Sea; the original Turkic-speaking inhabitants

Türkçe Sözlük

(i. A. «kizb» den if.) (mü. kâzibe). 1. Yalan söyleyen, sözü doğru olmayan, yalancı: O adamın kâzib olmasını asla tasavvur etmezdim. 2. Doğru ve sahih olmayan, sâdık zıddı, yalan, sahte: Kavl-i kâzib, haber-i kâzib. Şöhret-i kâzibe = İktidar ve fazileti olmaksızın her nasılsa ün yapan adamın haksız ve asılsız şöhreti. Subh-ı kâzib = Güneş doğmadan önce ışığın aksi ile görünen az aydınlık. Subh-ı sâdık zıddı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekbâd). Karaciğer. Iltihâb-ı kebed, elem-i kebed, hasât-ı kebed, seretân-ı kebed vs. = Karaciğer hastalıkları.

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmiş koyunların omuz küreklerine bakarak kayıptan haber vermek iddiasında bulunan adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasalı, üzgün, Ar. mükedder: Zavallı pek kederliydi. 2. Keder veren, gamlı ve kederli olan, Fars. hüzn-engîz: Kederli haber.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Gûyâ, sanki, sözde: Keenne ben size haber vermiştim: Keenne sizin sözünüze itimat etmemiş (keennehü de denir).

Türkçe Sözlük

(KİHANET) (i. A.) Eski ibrânîler’de, Yunanlılar’da vesair eski kavimlerde bazı ruhanîlerin ve kimselerin çeşitli vasıtalara başvurmak iddiasıyle gaaipten haber vermeleri: İslâm’da kehânet yasak ve haramdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kühûf). 1. in, mağara, Ar. gaar. 2. mec. Sığınacak yer, Ar. melce, melâz. 3. (tıp). Vücutta mağara gibi oyuk yer ki tabiî veya bir hastalıktan hâsıl olur: Kehf-i rie = Veremden akciğerde açılan oyuk. Eshâb-ı kehf = Uzun müddet bir mağarada uyumuş olan meşhur yedi kişi ile köpekleri.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ektâf). 1. Omuzküreği, kürek kemiği. 2. Omuz. Ilmü’l-ektâf = Koyunun omuz küreklerindeki lekelere bakarak gaipten haber vermek iddiası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

outward form. shape. appearance. dress. costume. fashion. garb. habit. livery. rig. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby. shabbily dressed. disreputable. dowdy. mean. out at elbows. seedy. slovenly.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (tes. kilyeteyn = İki böbrek, böbrekler) (anatomi). Böbrek, (tıp) İltlhâb-ı kilye, zâtü’l-kilye = Böbreklerin iltihaplanması hastalığı. Hasltü’lkilye = Böbrekte taş olma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalıp. 2. (felsefe) Değişebilen, iğreti ve geçici nitelik: Bir maddenin şekli bir kiptir. 3. (gramer) Fiil kök ve gövdelerinin şahsa bağlanmak, böylece kullanış sahasına çıkmak için girdikleri şekil, fiil çekimi kalıbı, siga. Haber kipleri: Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman, görülen geçmiş zaman, öğrenilen geçmiş zaman. Tasarlama kipleri: Şart, istek, gereklilik, emir. Birleşik kipler: Hikâye, rivayet, şart. Gelecek zaman kipi: Gelecek zaman slgası, emir kipi: Emir sigası.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergelil(Erkek İsmi) 2.Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ürkütüp kaçırmak: Kargaları bakla tarlasından kışkırtmalı. 2. Urkürtmek, korkutmak, telâşa düşürmek: Birtakım yalan haberlerle herkesi kışkırttı. 3. Heyecana düşürmek, Osm. tehyîc etmek: Kendi fırıldağını döndürmek için birtakım akılsızları kışkırttı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. habiliments. costume. togs. apparel. attire. caparison. garb. get-up. habit. livery. turnout. vesture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attire. dress. clothes. costume a person's overall appearance. apparel. costume. garb. habit. livery. rig. trim.

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır. Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur. Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir. Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir. Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar. Hastalığın kolayca geçmesi ve bir başka hastalığa neden olmaması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Dut.

Hazırlanışı : Döküntüler başlamadan önce 250 gram dut yedirmek, döküntülerin çabuk çıkmasına yardımcı olur. Aynı uygulama karadut şurubu ile de yapılabilir.

Sağlık Bilgisi

Kendine has bir deri döküntüsü ve boğaz ağrısı ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde scarlatina denir. Nedeni, bademciklere yerleşen bir çeşit mikroptur. Hastalık aniden ortaya çıkan baş ağrısı, titreme, boğaz yanması, bulantı, ve havale ile başlar. Ateş yükselir. Nabız hızlanır ve bademcikler de şişer. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından çok kısa bir süre sonra, ağız çevresi hariç vücudun diğer yerlerinde kırmızı lekeler belirir. Dilin üstü de beyaz bir tabakayla kaplanır. Bu tabaka 3 gün sonra kalkar ve dil ağaç çileği görünümünü alır. Hastalık en fazla 6 hafta içinde geçer. Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastanın odası ayrılır. Başkaları ile görüşmesi engellenir. Odası sık sık havalandırılır. Sulu ve sindirilmesi kolay yiyecekler verilir. İyi tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam adaçayı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Ilıdıktan sonra gargara yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) matem çanı sesi; sala; ölüm haberi, kara haber; herhangi bir şeyin yok olacağı haberi; (f.) matem çanı ile ilan veya davet etmek; salâ vermek; matem çanı gibi ağır ağır çalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (knew, known) bilmek, tanımak; seçmek, farketmek; iyi bilmek, malumatı olmak, malumat edinmek; haberi olmak, haberdar olmak; ezberlemek; tecrübeyle bilmek; eski cinsi münasebette bulunmak. He should have known better than to do it. O işi yapmayacak k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bilgi, malumat. be in the know malumatı olmak, gizli bir şeyden haberi olmak.

Yabancı Kelime

Fr. kode

1. harf, 2. şifre

1. Dildeki bir sesi gösteren ve alfabeyi oluşturan işaretlerden her biri. 2. Gizli haberleşmeye yarayan işaretlerin tümü.

Türkçe Sözlük

(i.). Muhabbet dellâlı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerin fide yeri, tohumların ekilip fidan oldukları yer, fidelik, fidanlık. 2. mec. Aslî yer, vatan, menşe. Kökünde büyümek — Vatanından dışarıya çıkmamak, dünya görmemek, dünyadan habersiz olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz? 2. Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı. 3. Müsaade etmek, engel olmamak. 4. Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun. 5. Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular. 6. Atmak, yükletmek. 7. Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı. 8. Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın. 9. Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş. 10. Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu. 11. Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı. 12. Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian. derisive. funnily. grotesque. hilarious. waggis

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. comical. funny. comedian. burlesque. humo u rous. laughable. ludicrous. ridiculous. waggish. zany.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görüşme, dostluk. 2. Mükâleme, müsâhabe, sohbet: Konuşması tatlı bir adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

housing. house. domicil. domicile. residence. abode. condo. dwelling. habitation. quarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abode. habitation. residence. dwelling. domicile.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözü görmez, Ar. Amâ, Fars. nâ-bînâ: Kör adam, bir kör dilenci; bir gözü iki gözü kör. Anadan doğma kör = Ar. darîr. 2. Görmez, sakat: Gözü kör; bir gözü kör oldu; kör gözlü. 3. Kesmez, keskin olmayan, künd: Kör çakı. 4. Işıksız, karanlık: Körkandil, koroda. 5. Çözülmez, karışık: Kördüğüm. 6. ihtiyatsız, gafil, habersiz. Körebe = Bir çeşit çocuk oyunu ki, birinin gözünü bağlayıp diğerleri çevresine dolaşmakla oynanılır. Köroğlu = Türk halk edebiyatının tanınmış bir kahramanı ve tahakkümünden kinâye olarak karı, zevce. Bir köroğlu bir ayvaz = Ben ve karım, kalabalığım yoktur. Ölünün körü = «Kör ölür bâdem gözlü olura meselinden alınarak birinin sözüne karşı alay ve küçümseme mânâsında kullanılır. Körboğaz = Oburluk. Kördöğüşü = Kimsenin kimseden haberi olmaksızın gafletle yapılan iş: Bir kördüğüşüdür gidiyor: Kimsenin kimseden haberi yoktur. Körsıçan = Köstebek. Körkandil = Pek sarhoş. Körkaya = Deniz içinde, görünmez taş. Körükörüne = Gafletle. Körgözlü = Nankör. Köryol = Demiryollarda ucu çıkmaz yol.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüksek çardak gibi bina, kule: Yangın köşkü. 2. Yüksek ve manzarası olan dinlenme odası, kule, Fars. cihân-nümâ. 3. Bağ ve bahçe içinde yazlık oturma yeri, Osm. kasr: Yazın köşkünde oturuyor; köşk yalıya tercih edilir. Köşk bekçisi = 1. Yazlık bir köşkte kışın oturup köşkü bekleyen adam. 2. Yangın köşkünde nöbet bekleyip yangını haber veren yangın memuru, bk. Köşklü.

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden İstanbul’da yangın kulesinde nöbet bekleyen ve yangın çıkınca koşup her yere haber verme işini yapan kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acele İle yürütmek: Hayvanı koşturup ter içinde bırakmış. 3. Sür’atle göndermek, hızla yetiştirmek: Kendisine haber koşturdum. 3. mec. Boşuna yorulmak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında ada devleti, Florida’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 21 30 Kuzey enlemi, 80 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 110,860 km².

Sınırları: toplam: 29 km.

sınır komşuları: Guantanamo Körfezinde ABD Donanma Merkezi 29 km.

Sahil şeridi: 3,735 km.

İklimi: Ülkede subtropik iklim hakimdir. Yıllık ortalama sıcaklık 26Cº. Ocak ayıyla Ağustos ayındaki sıcaklık arasında az bir fark vardır. Küba’da Haziran-Ekim arasında görülen ve saate 265 km’lik bir hıza ulaşan kasırgalara rastlanır. Mayıs-Ekim arası yağışlı mevsim, Kasım-Nisan arası kuru mevsim görülür. Yaz ortalama sıcaklık; 27.4Cº civarındadır. Ortalama Sıcaklık: 22.2Cº.

Arazi yapısı: Yatık ve inişli çıkışlı ovalar, dik kayalar ve güneydoğuda dağlar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Pico Turquino 2,005 m.

Doğal kaynakları: kobalt, nikel, demir, bakır, manganez, tuz, kereste, silis, petrol, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %27.63.

Sürekli ekinler: %6.54.

Diğer: %65.83 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 8,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Doğu sahillerinde Ağustos - Ekim aylarında kasırgalar ortaya çıkar, kuralıklar genel sorunlardandır.

Coğrafi Not: Karayipler’in en büyük ülkesidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 11,382,820 (Haziran 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.31 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.57 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.85 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.22 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.41 yıl.

Erkeklerde: 75.11 yıl.

Kadınlarda: 79.85 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kübalı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %51, beyaz ırk %37, siyah ırk %11, Çinli %1.

Din: Roma Katolikleri %85 Protestanlar, Musevileri, diğer.

Diller: İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %97.2.

kadınlar: %96.9 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Küba Cumhuriyeti.

kısa şekli : Küba.

Yerel tam adı: Republica de Cuba.

yerel kısa şekli: Cuba.

Yönetim biçimi: Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Havana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 1 belediye; Camaguey, Ciego de Avila, Cienfuegos, Ciudad de La Habana, Granma, Guantanamo, Holguin, Isla de la Juventud, La Habana, Las Tunas, Matanzas, Pinar del Rio, Sancti Spiritus, Santiago de Cuba, Villa Clara.

Bağımsızlık günü: 20 Mayıs 190

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarım küre şeklinde yapılmış kârgir dam, künbet: Ayasofya’nın birçok kubbesi olup ayrı ayrı sütunlar üzerine dayandıkları halde, Süleymâniye bir tek kubbe ile örtülüdür. Kubbealtı = Tanzimat’tan önce «dîvân-ı hümâyûn» denen Türk imparatorluk hükümetinin toplandığı Topkapı Sarayı’ndaki bina. Habbeyi kubbe etmek = Ehemmiyetsiz bir şeyi büyük göstermek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Sağlık Bilgisi

Kulak ağrısı başka bir hastalığın belirtisidir. Kulak borusu zarı iltihabı, kulak nezlesi, ortakulak iltihabı, kulak yolundaki çıban, boyun bezeleri, yüz nevraljisi, bademcik iltihabı veya çene mafsalındaki hastalık, kulak ağrısına neden olabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 diş sarımsak külde pişirildikten sonra ufalanır. Üzerine 1 kahve kaşığı zeytinyağı ilave edilip, karıştırıldıktan sonra kulak deliğine sokulur.

Sağlık Bilgisi

Dış veya ortakulak iltihabından kaynaklanır. Akıntı azsa, dışkulak iltihabı, koyu sarıysa ortakulak iltihabı düşünülür. Mastoid iltihabının neden olduğu akıntı ise, krem kıvamında olup, çoktur. Kulaktan kanlı akıntı gelmesi, kulak zarının delinmiş olması veya kafatası kırığından kaynaklanabilir. Doktora başvurmak gerekir. İltihabın neden olduğu kulak akıntılarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : Kulağa günde 2 kere birer damla saf sirke damlatılır.

Sağlık Bilgisi

Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Basit kulak çınlamalarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : 2 su bardağı sirke kaynatılır. Çıkan buhar kağıttan bir huni yardımıyla kulağa verilir.

Sağlık Bilgisi

Ortakulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Vakit geçirilmeden doktora başvurmak gerekir.

- Ortakulak İltihabı : Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar ortakulağın iltihaplanmasına neden olabilir. Hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir.

- Kulak Arkasındaki Kemiğin İltihabı : Nedeni, genellikle ortakulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır. Hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Bütün bütüne, büsbütün, tamamen, tamamiyle: Külliyyen inkâr ediyor. 2. (menfî cümlede): Hiç, asla: Külliyyen görmedim. Külliyyen haberim yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuşların birinci midesi, katı, taşlık: Kuş, kursağında taneleri sindirir. 3. Umumiyetle mide: Kursağına habbe girmemiş. Kursağı boş = mec. Aç. 4. Sucuk doldurmak ve düdük yapmak gibi işlerde kullanılan ince barsak kurusu: Düdüğün kursağı patladı. 5. Kursak gibi ince deri: Kursak def. mec. Kursağım patladı = Çok bağırdım, söyledim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a bonfire of. get clear of. break oneself of a habit. be saved. be freed. get out of. get away. smooth away. shake off. break away. break loose. defecate. discard. disengage. dispose of. ditch. elude. evade. extricate oneself. escape. free onese.

Türkçe Sözlük

(i.). Muhabbet tellâlı, kaltaban (eskimiştir).

Şifalı Bitki

(asparagus): Zambakgiller familyasından; çalı veya yarı çalı halinde odunsu, çoğu sarılıcı, bazı türleri de otsu olan Asya, Afrika ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Yaprakları pul gibi ve almaşık dizilişlidir. Çiçekleri küçüktür. Renkleri yeşilimsi veya beyazdır. Meyveleri üzümsüdür. 150 kadar türü vardır. Tıbbi kuşkonmaz Trakya ve Doğu Anadolu’da yabani olarak yetişir. Çiçekleri sarımsı yeşildir. Meyvesi kırmızıdır. Kök ve rizomlarında şekerler, mannit, koniferin, asparajin A ve C vitaminleri vardır. Hekimlikte toprakta sürünen gövdesi, kökü ve tomurcukları kullanılır. İlkbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kalp hastalıklarından doğan ödemleri giderir. İdrar söktürür. İdrar yollarını temizler. Sinirleri kuvvetlendirir. Kanı temizler. Karaciğer ve böbreklerin muntazam çalışmasını sağlar. Karaciğer şişliğini indirir. Dalak hastalıklarında faydalıdır. Zihin yorgunluğunu giderir. Sivilce ve egzamanın iyileşmesinde yardımcı olur. Kandaki şeker miktarını düşürür. El ve ayaklarda görünen şişlikleri indirir. Bel soğukluğu böbrek ve mesane iltihabı olanlarla, çok sinirli kimselerin kullanmaması gerekir.

Genel Bilgi

Sadece papağan ve muhabbet kuşları değil, üzerinde uğraşıldığında kargalar, kuzgunlar, saksağanlar ve sığırcıklar da konuşabilirler. Hatta bir kaç kelime söyleyebilen serçe ve kanaryalar bile kayıtlara geçmiştir.

Aslında bu, kuşların yaptıkları konuşma değil, sesleri ezberlemeleri ve taklit etmeleridir. Her insan ağzı ile konuşur ama konusabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler daha sonra dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları da konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır.

Kuşların ses organlarının memeli hayvanlardan çok farklı olarak gırtlakta değil de göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerinde yer alması kuşların bu ses taklit özelliklerini daha anlaşılmaz bir hale getirmektedir. Ses organlarının bu yeri dolayısıyla tavuk, ördek gibi bazı kuşgiller kafaları kesildikten sonra da ötmeye devam ederler.

Bu ses taklit yeteneği bazı kuşların doğasında vardır. Tabiatla içice yaşarken diğer kuşların seslerini taklit edebilmeleri sayesinde onlarla daha iyi iletişim kurabilmişler ve çevreye daha iyi uyum sağlayabilmişlerdir.

Konuşma denilince ilk akla gelen kuş olan papağanlar Avrupa’ya ilk olarak Büyük İskender tarafından Hindistan’dan getirilmişlerdir. Papağanlar arasında en iyi konuşan tür olan Afrika Papağanları’nın gelişi ise daha sonradır. Muhabbet kumarı 19. yüzyılın ortalarında Avustralya’dan Avrupa’ya getirilmişlerdir. Papağanlar insan isimleri, selam, emir ve soru sözcüklerini öğrenmekten hoşlanırlar. Bir papağan 500-600 kelime öğrenebilir. Zamanla bazı kelimeleri unutur ve yerine yeni kelimeler öğrenir.

Papağanların insan seslerini ve hayvanların bağırışlarını son derece benzeterek taklit etme ve parmaklarını kullanabilme yeteneklerine rağmen çok gelişmiş bir tür oldukları söylenemez. Uzmanlara göre papağanlar, ruhsal bakımdan kargagillerden daha az gelişmişlerdir.

Şifalı Bitki

(kusso): Gülgiller familyasından Habeşistan’da yetişen almaşık yapraklı, katmerli çiçekli ve dişi organı geniş tepecikli bir ağaçtır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürmeye yarar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. perfect. excellent. blameless. accomplished. beyond reproach. capital. clean. correct. final. flawless. ideal. immaculate. impeccable. indefectible. irreproachable. precise. free from taint. taintless. thorough. thoroughgoing. unblemished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. perfect. excellent. blameless. accomplished. beyond reproach. capital. clean. correct. final. flawless. ideal. immaculate. impeccable. indefectible. irreproachable. precise. free from taint. taintless. thorough. thoroughgoing. unblemished. defi

Genel Bilgi

Kuyruklu yıldızların diğer gökcisimlerinden farklı ve gizemli şekilleri, aniden ortaya çıkıp bir süre sonra yok olmaları, onların tarih boyunca insanlar tarafından Tanrıların habercileri olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ölüm ve felaket habercileri olduklarına, kuraklık, sel, açlık gibi büyük doğal afetlerin ve salgın hastalıkların hatta her iki dünya savaşının da o sıralarda görülen kuyruklu yıldızlardan kaynaklandığına inanılmıştır. Milattan önce 43 yılında Sezar’ın ölümünden sonra çok parlak bir kuyruklu yıldız görüldü ve onun Roma imparatorunun göğe yükselen ruhu olduğuna inanıldı. Böylece kuyruklu yıldızlardan ünlü kişilerin ölüm haberlerini almak gibi bir boş inanç daha yerleşti.

Bilim insanları Güneş sistemimizden çok uzakta ama yine Güneş çekimine bağlı olarak bir yörüngede dönen, her birinin kütlesi ve boyutu dünyamızdan çok az olan kirli kar topu şeklinde milyarlarca kuyruklu yıldız olduğuna inanıyorlar.

Bu görüşe göre başlangıçta görkemli kuyrukları olmayan bu gök cisimlerinden bazıları sistem içindeki karşılıklı çekim güçleri nedeni ile Güneş’e doğru hareket etmeye başlıyorlar.

Güneş’e yaklaştıkça, dış katmanlarında donmuş halde bulunan uçucu gazlar (karbondioksit, su, metan amonyum, vb.) hızla buharlaşmaya başlıyor. Güneş’e yaklaştıkça cismin etrafını gaz bulutu olarak sarıyorlar.

Güneş yüzeyinde devamlı patlamalar olduğundan ve uzaya büyük hızlarla gaz bulutları fırlatıldığından, cisim Güneş’e iyice yaklaştığında bunların etki alanına giriyor ve etrafındaki gaz bulutu Güneş’in tersi yöne doğru savrularak bir kuyruk görünümünü oluşturuyor. Bu nedenle kuyruklu yıldızların kuyruklarının yönleri hep Güneş yönünün ters tarafındadır.

Kuyruklu yıldızın kuyruğunun parlaklığına Güneş ışınlarının, gaz bulutu ve parçacıklardan yansımaları neden olur. Aslında büyüklüklerine bağlı olarak kuyruklu yıldızlar kuyruklarından sürekli madde kaybederler. Sonunda gök taşları haline gelen kuyruklu yıldız kalıntıları, dünya yakınından geçerken bize akan yıldız yağmurları olarak görünürler.

Eğer dünyamız bir kuyruklu yıldızın kuyruğu içinden geçerse ne olur? Bu, korkulacak bir şey değildir. Çünkü kuyruklu yıldızların kuyrukları yoğun değildir ve dünyanın bu kuyruk içinden geçmesi ona hiçbir şekilde etkide bulunmaz. Nitekim Halley kuyruklu yıldızı 1910’da geldiğinde, Dünya onun kuyruğunun içinden geçmişti ve bunun yeryüzüne bir zararı olmamıştı. Zamanımızda kuyruklu yıldızların normal gök cisimleri oldukları biliniyor. Bunlar çok büyük hacimli kuyruklarından dolayı korkutucu görünen aslında küçük ve hafif cisimlerdir. 12. yüzyılın ortalarından itibaren bilimin bunların yapılan ve ne olduklarını çözmeye başlamasından sonra halkın peşin hükümleri ve korkuları kaybolmaya başlamıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large body of water, typically freshwater, which can be formed by glaciers, river drainage, surface water runoff, or ground water seepage Lakes provide an area for recreational activity and a habitat for wildlife They are particularly important to migra

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) topal, ayağı sakat; eksik, kusurlu; ABD, argo habersiz; (f.) topal etmek veya olmak. lame back ağrıyan sırt. lame brain (k.dili) aptal. lame duck (bak.) duck lame excuse kabul edilmez özür. lamely (z.) topallayarak. lameness (i.) topallık.

Türkçe Sözlük

(e.). Çokluk eki olup isimlerle fiillerin 3. teklik şahıslarına eklenir: Deniz, denizler; Adam, adamlar; kim, kimler; yazdı, yazdılar; gelir, gelirler. «Ve» ile biten zamir ve isimlerde bu edattan önce bir «n» girer: Bu, bunlar; şu, şunlar; o, onlar. Bazen 1. ve 2. şahısların çokluk hallerine de girer: Bizler, sizler gibi ki, bizim gibi ve sizin gibi adamlar, bizim ve sizin benzerleriniz demektir. 3. şahıs çokluklarında bazen fiil söylenmeyip yalnız bu edat kalır: İyiler = iyidirler. Evde hep İyiler mi? = İyi midirler? Sayı isimlerine katılınca ünlü kişileri gösterir: Kırklar. Eimme-i Itnâ-ı Aşer = On iki imâm. On iki = Havariyûn. Yediler = (Ashâb-ı Kehf).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) gırtlak iltihabı, larenjit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gülünç, gülünecek, gülünür; tuhaf, acayip. laughably (z.) gülünecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya learnt) öğrenmek; işitmek; haber almak. learn by heart ezberden öğrenmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Akdeniz kıyısı, Mısır ve Tunus arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 17 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,759,540 km².

Sınırları: toplam: 4,348 km.

sınır komşuları: Cezayir 982 km, Cad 1,055 km, Mısır 1,115 km, Nijer 354 km, Sudan 383 km, Tunus 459 km.

Sahil şeridi: 1,770 km.

İklimi: Kıyı boyunca Akdeniz iklimi, iç kısımlarda kuru ve sert çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla çorak topraklar, düz ve dalgalı ovalar, platolar, çukurlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Sabkhat Ghuzayyil -47 m.

en yüksek noktası: Bikku Bitti 2,267 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, alçıtaşı.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %1.03.

daimi ekinler: %0.19.

Diğer: %98.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,900,754 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.69 yıl.

Erkeklerde: 74.46 yıl.

Kadınlarda: 79.02 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2001 verileri).

Ulus: Libyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Berber ve Araplar %97, Yunanlar, Maltalılar, İtalyanlar, Mısırlılar, Pakistanlılar, Türkler, Hintliler, Tunuslular.

Din: Sünni Müslümanlar %97.

Diller: Araplar, İtalyanlar, İngilizler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %82.6.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %72 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Büyük Sosyalist Libya Arap Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Libya.

Yerel tam adı: Al Jumahiriyah al Arabiyah al Libiyah ash Shabiyah al Ishtirakiyah al Uzma.

yerel kısa şekli: yok.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Tripoli (Trablusgarp).

İdari bölümler: 25 belediye; Ajdabiya, Al ‘Aziziyah, Al Fatih, Al Jabal al Akhdar, Al Jufrah, Al Khums, Al Kufrah, An Nuqat al Khams, Ash Shati’, Awbari, Az Zawiyah, Banghazi, Darnah, Ghadamis, Gharyan, Misratah, Murzuq, Sabha, Sawfajjin, Surt, Tarabulus, Tarhunah, Tubruq, Yafran, Zlitan.

Bağımsızlık günü: 24 Aralık 1951 (İtalya’dan).

Milli bayram: İhtilal Günü, 1 Eylül (1969).

Anayasa: 11 Aralık 1969, 2 Mart 1977.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkın

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of a hypertext document which, when selected with a mouse, takes the user to another document or a different section of the current document For example, this glossary has links for each of the letters of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of a hypertext document which, when selected with a mouse, takes the user to another document or a different section of the current document For example, this glossary has links for each of the letters of the alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.deniz sigortası işlerine bakan ve gemiciliğe ait haberler neşreden şirket. Lloyd's list denizcilik havadislerini neşreden gazete. Lloyd's Register Lloyd sicil defteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mevzii, mevkii, mahalli, yöresel; belirli bir yere ait; mec. dar, sınırlı; i. her istasyonda duran tren; banliyö treni; gazetede mahalli haber. local authority huk. mahallin en yüksek sivil makamı, mahalli idare. local color sanatta ve edebiyat

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. askerlik). Herhangi bir askerî harekette yol, haberleşme, ikmal gibi hizmetleri sağlayan strateji bölümü.

Yabancı Kelime

Fr. logistique

1. ask. geri hizmet, 2. man. modern mantık

1. Askerlik mesleğinin savaşta veya askerî harekâtta, yol, haberleşme, sağlık, yiyecek, içecek, silah sağlama vb. çok yönlü hizmetleri en akılcı, etkili ve seri bir biçimde plan ve programa bağlayıp uygulayan hizmetler bütünü. 2. Kavramları kelimelerle değil göstergelerle göstererek işlem yapan, matematiğe dayalı mantık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sevgi, muhabbet, aşk; sevgili, yâr, dost; b.h. aşk tanrısı, Küpid; psik. eros; (tenis) sıfır, hiç sayı kazanmamış olma. love affair aşk macerası. love apple (eski) domates. love beads hippilerin taktıkları renkli boncuklar. love charm aşk husule g

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Meleopsittacus undulatus; ufak bir papağan.

Türkçe Sözlük

(MACERA) (I. A.) (mâ = bağ, cerâ = «cereyân» dan mazi fiili). Cereyan eden şey, vuku bulan hâl, vak’a, Fars. ser-güzeşt: Benim maceradan haberim yoktu, macerayı olduğu gibi nakletti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sihirbazlık, sihir, büyücülük, büyü; gözbağcılık, hokkabazlık; s. sihirle ilgili, büyücülükte kullanılan; sihirli, büyülü magic mirror bakılınca gaipten haber veren ayna. magic wand sihirli değnek. black magic cin ve şeytanlar aracılığıyle yap

Türkçe Sözlük

(i. A. «habs» den imef.). Hapishane, insan hepsine mahsus bina, zindan (bu mânâ ile «mahbus» dememeli). Cezaevi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2.Mahbub-i Hûda, (Allah’ın sevgilisi) Hz.Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. - (bkz.Mahbub).

Türkçe Sözlük

(i. A. «habs» den imef.) (c. mahbûsîn). Hapsolunmuş, mevkuf, tevkif olunmuş.

Türkçe Sözlük

(i.). Gizil, gizlice, kimse görmeyecek ve haber almayacak surette: Mahfîce konuştuk, eğlendik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mahmûle). 1. Yüklenmiş, bir hayvanın üzerine konmuş. 2. Yüklenen, yöneltilen, bir şeye verilen: Bu sıcaklık yağmursuzluğa mahmûldür. 3. (mantık) Mesnet, haber.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazz» dan imef.) (mü. mahzûza). Hazzeden, hoşlanan, memnun, hoşnut: Bu haberden çok mahzûz oldum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary artery of the supply or drain system to which all the branches connect Referred to as the Main Vent in the vent system Back to alphabetical list. A relatively large pipe in a distribution system for drinking water or in a collection system for

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary artery of the supply or drain system to which all the branches connect Referred to as the Main Vent in the vent system Back to alphabetical list. A relatively large pipe in a distribution system for drinking water or in a collection system for

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavuşuk ve bitişik olma, yakınlık, Ar. kurb: Bu haberin doğruluğa makrûniyyeti hâlinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötücül, bedhah, habis; garezci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. habislik; tıb. habis tümör.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan. Malikii’l-Mülk, Allah. 2.Yedi cehennemin hakimi ve kapıcısı olan melek. 3.Zebanileri idare eden melek. İmam Malik, Maliki mezhebinin kurucusu. Ashab bu ismi kullanmıştır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, Akdeniz’de adalar, Sicilya’nın güneyinde yer almaktalar.

Coğrafi konumu: 35 50 Kuzey enlemi, 14 35 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 316 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 196.8 km.

İklimi: Akdeniz iklimi.

Arazi yapısı: Çoğunlukla alçak araziler, kayalıklar, düz ve bölümlere ayrılmış ovalar, kıyıda uçurumlar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Ta’Dmejrek 253 m.

Doğal kaynakları: Kireçtaşı, tuz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %32.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %61 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 11.45 km² (2000 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 394,583 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.74 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 2.37 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.1 yıl.

Erkeklerde: 75.64 yıl.

Kadınlarda: 80.79 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.52 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Maltalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Maltalılar.

Din: Roma Katolikleri %91.

Diller: Maltaca (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.76.

erkekler: %86.91.

kadınlar: %89.55 (1995 sayımı).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Malta Cumhuriyeti.

kısa şekli : Malta.

Yerel tam adı: Repubblika ta’ Malta.

yerel kısa şekli: Malta.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: La Valletta.

İdari bölümler: yok (Valletta’dan yönetilir).

Bağımsızlık günü: 21 Eylül 1964 (İngiltere’den ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 21 Eylül (1964).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Ör

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Bilinen şeyler, öğrenilmiş hakikatler: O adamın çok malûmatı vardır. 2. Biliş, haber, vukuf: Bu bahiste malûmatım yoktur; filâna da malûmat veriniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adamotu, kan kurutan, adamkökü, muhabbet otu, hacı otu, bot. Mandragora officinarum; bak. May apple.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ele ait; el ile yapılan veya idare edilen; i. bir ilmin veya bir sanatın esaslarını toplayan küçük kitap, elkitabı; ask. talimname, kılavuz; müz. orgda tuş tertibatı, klavye. manual alphabet parmak hareketleriyle şekil verilen sağır-dilsiz alfa

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» den) (c. mesâllh) (Ar. tâbirlerde «maslahâ» şeklinde geçer). 1. Sulh ve asayiş yolu, iyilik yolu: Böyle maslahat gördüler; maslahat iyi neticeye varmaktır. 2. İş, husus, mesele, durum. Oraya bir maslahat için gitti. 3. Ehemmiyetli İş, mes’ele: Bu da bir maslahat mı? Amma da maslahat yaptınız. Ashâb-ı mesâlih = İş sahipleri, kendi işleri İçin hükümete müracaat edenler, hükümetçe işi olanlar.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sun’» dan imef.) (mü. matnûa). 1. San’atlı yapılmış, san’at mahsûlü, mâmûl: Londra’da masnû bir makine. 2. Asit ve tablt olmıyan, yapma, sunt. İcat ve ihtlrâ olunmuş, uydurma, yapma, düzme: Bu haber matnûdur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb meme iltihabı.

Şifalı Bitki

(midenuvaz): Maydanozgiller familyasından; yaprakları güzel kokulu ve parçalı, kazık köklü, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir. Tohumları ufak ve esmerdir. Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde, biraz uçucu yağ, müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları, kökü ve meyvesi kulanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pulverize; as, mealed powder. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse the food served and eaten at one time any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the food served and eaten at one time. any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s aracılık etmek, vasıta olmak, araya girmek; ara bulmak; arada haber götürmek; s. dolaylı ilgisi olan, doğrudan doğruya olmayan, dolayıslyle olan; ara yerde bulunan, ortada olan, ikisi ortası. mediately z. vasıta olarak. media'tion i. ara buluculu

Yabancı Kelime

İng. media

1. iletişim ortamı, 2. iletişim araçları

1. Bildirişim, haberleşme veya komünikasyon imkânlarının sağlandığı ortam. 2. Toplumda sözlü veya yazılı haber alma imkânını sağlayan teknik araçlar.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. psikoloji). Görünüşe göre, sahip olduğu tabiatüstü kuvvetler sayesinde, ruhlardan haber alma gücüne sahip olan şahıs.

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâbil) (anatomi). 1. Rahim yolu, rahmin ağzından dışa kadar olan mesafe. 2. Rahim, döl yatağı.

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine mektup yazmak, Osm. mükâtebe, mürâsele, muhâbere etmek: Taşrada bulunan babamla daima mektuplaşıyoruz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kudretli, nüfuzlu, Habeş köle. Melik ve anber isimlerinden birleşik isim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevm» den mimli masdar). 1. Uyku, Ar. nevm, Fars. hâb. 2. Rüya, düş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebeân» den im.) (c. menâbî). 1. Bir suyun yerden çıktığı yer, kaynak, pınar: Fırat’ın menbaı, menâbî-i Nil. 2. mec. Bir haberin çıktığı yer. Bu rivayetin menbaını bulamadım.

Türkçe Sözlük

(I. Y. tıp). Beyin zarları iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tıb. beyinzarı iltihabı, menenjit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Romalıların ticaret mabudu; astr. Merkür, Utarit; k.h. haberci; kim. cıva; termometre veya barometrede bulunan cıva sütunu; yer fesleğeni, bot. Mercurialis perennis. mercuryvapor lamp civa buharlı lamba.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm için söylenen iltifat tâbiri olup, asıl Arapça’da «genişleyin» ve «rahat oturun» mânâsiyle «hoşgeldiniz» yerine kullanılır. Şiirde bilhassa kasîdelerde övülene söylenir: Merhabâ ey Seyyidü’l-kevneyn-i mahbûb-t Hudâ... Merhabâ ey şehr-i ramazân...

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine «merhaba» deyip selâmlaşmak.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). 1. Yazılı olarak bırakılan, sözle veya elden gönderilen kısa haber: Telefon edip bir mesaj bırakmış; mesajınızı aldım. 2. Devlet adamlarının bir topluluğa veya bir yabancı devlet adamına yazılı hitabı, tebliği.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sidik torbası, (tıp) İltihâb-ı mesâne, zâtü’l mesane = Mesâne hastalıkları, Fr. cystite.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. bağırsakları karın duvarına bağlayan ince zar, ince bağırsak askısı, mesenter. mesenter'ic s. mesentere ait. mesenteritis i. tıb. mesenter iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwelling. habitation. domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

domicile. dwelling. house. residence. tabernacle. legal residence. lodgment. lodging. private house. tenement. homestead. abode. domestic building. dwelling unit. habitation. hangout. home. inhabitancy. inhabited. living quarter.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sem’» den imef.) (mü. mesmûa) (c. mesmûAt). 1. İşitilmiş, haber alınmış: Öyle bir şey mesmûum oldu. 2. Dinlenilir, dinlenmeye lâyık: Bu dava hiçbir mahkemede mesmû olamaz. 3. Dinlenilen, kabûl olunan: Söyledimse de sözüm mesmû olmadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ortakulak iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sürür» dan imef.) (mü. mesrûre). 1. Sevinmiş, şen, şâd: Bu haberden çok mesrûr oldu. 2. isteğine erişmiş: inşâllah siz de mesrûr olursunuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber, mesaj; resmi bildiri; peygamberin halka bildirdiği haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber götüren kimse, ulak; kurye.

Yabancı Kelime

Fr. métapsychique

ruh b. ruh ötesi

Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan).

Yabancı Kelime

Fr. météorologue

hava tahmincisi

Havanın gelecek gün veya hafta içindeki durumunu birtakım verilere dayanıp yaklaşık olarak ortaya koyan ve bunu haber kanallarına ileten kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vedd» den masdar, müveddet şekli galattır). Sevmek, sevgi, muhabbet: Aramızdaki samimi meveddet.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sevgi, muhabbet. Dostluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Muhabbeti!, seven (eskiden aşağı rütbede bulunanlara verilen unvandı).

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «vakf» dan imef.) (mü. mevkufe). 1. Durdurulmuş, alıkonmuş: Davanın sonuna kadar para mahkemede mevckuftur. 2. Tutulmuş, tevkif olunmuş, zan üzerine geçici şekilde habsolunmuş. 3. Vakfedilmiş, vakfolmak üzere terk ve teberrû olunmuş, evkafa ait. 4. Mütevakkıf, bağlı: İngilizce’nin doğru söylenmesi bir İngiliz’den öğrenmeye mevkuftur. (i. A. c.) Mevkuftn = Tevkif olunmuş adamlar, mahbuslar: Mevkufînin sorgusu.

Türkçe Sözlük

(MEZHEB) (i. A. «zehâb» dan im.) (c. mezâhib). 1. Gidilen ve yürünen yer, yol. 2. İlim ve felsefede seçilen yol, meslek: Aristo mezhebi, mezheb-i KÜfiyyûn. .3. Din: Mezheb-i İslâm. 4. Bir dinin şubelerinden her biri: Hanefî, ŞAfiî mezhepleri, Protestan mezhebi.

Türkçe Sözlük

(MİDE) (i. A.) insanda ve hayvanlarda yiyeceği hazmedip barsaklara döken iç organ ki, göğüs ile karın arasındadır, kursak, (tıp) İltihab-ı mide, elem-i mide, tevessü-i mide vesaire = Çeşitli mide hastalıkları.

Sağlık Bilgisi

Mide veya karın ağrısı karnın üst kısmında, bazen de sırt bölgesinde hissedilir. Bu ağrılar bir takım hastalıkların belirtisidir. Örneğin; gastrit, kolit, sinirsel hazımsızlıklar, müzmin safra kesesi iltihabı, safra taşı, mide ülseri, veya mide kanserinde yukarıda tarif edilen şekilde ağrılar görülür. Kısa süreli mide veya karın ağrılarında tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır. 1-2 günde geçmeyen ağrılarda doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru soğansuyu.

Hazırlanışı : 1 fincan suya, 5 damla kuru soğan suyu konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde üç kere tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Nedenleri çok çeşitli olan bir rahatsızlıktır. Hastanın midesinde yanma ile birlikte ekşime de vardır. Ağzına ekşi ve yakıcı bir sıvı dolar. Bu belirtiler aç veya tok karnına görülebilir. Ağır yemekler, bozulmuş yiyecekler, mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri, safra kesesi iltihabı, mide ekşimesine neden olabilir. Tedavinin ilk şartı, hastalığı doğuran nedeni bulmaktır. Doktora gitmek gerekir. Mide ekşimesinden şikayet edenlerin, yemeklerini gayet iyi çiğnemeleri, biberli, baharatlı, ekşili, salamura yapılmış gıdaları terk etmeleri gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı soğuk suya 1 kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırıldıktan sonra içilir.

Sağlık Bilgisi

Mide veya sindirim sisteminde görülen rahatsızlıkların çoğu, sinirlerin devamlı olarak gergin olmasından veya karaciğer hastalıklarından kaynaklanır. Çünkü sinir sisteminin bozulması, vücuttaki bütün salgı bezlerini, bu arada mide ve karaciğer salgı bezlerini de etkiler. Ayrıca, karaciğere dokunacak şeylerin devamlı olarak kullanılması da, sindirim sisteminde rahatsızlıkların doğmasına uygun zemini hazırlar.

Mide veya sindirim sisteminde meydana gelen rahatsızlıklar şöyle tespit edilir:

- Mide yanması, mide zafiyeti : Yemeğe başladıktan kısa bir süre sonra başlayıp, devam eden ağrılar.

- Mide iltihabı, onikiparmak ülseri : Yemek yedikten kısa bir süre sonra başlayan ağrılar.

- Mide ülseri : Yemek tedikten 2-3 saat sonra başlayan ağrılar.

Hepsinde de uyulması gereken kurallar kısaca şu şekide sıralanabilir.

- Yemeğe çiğ salata veya taze meyve ile başlamak sindirim sistemi için çok faydalıdır.

- Lokmalar iyice çiğnenmeli ve yavaş yenmelidir.

- Sofradan, tam manasıyla doymadan kalkmalıdır.

- Yemekte ve yemekten sonra fazla miktarda su içmemelidir.

- Çok sıcak veya çok soğuk şeyler yenmemelidir.

- Yemekleri her gün belirli saatlerde yemelidir.

- Yemekten sonra 1 saat kadar istirahat etmelidir.

Mide ve sindirim bozukluklarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kerviz kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane kereviz kökü konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra ikişer çorba kaşığı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevgi, muhabbet.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Muhabbetli, şefkatli, dost, seven.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhabbet, sevgi, dostluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kötülükçü kimse, habis kimse; s. zalim, gaddar, vicdansız; eski imansız.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bir buçuk dirhemlik eski bir ölçü ki, kıymetli taşlar vesaire için de kullanılır. Miskal ile = Pek az miktarda: Muhabbet kantarla alışveriş miskal ile (atasözü).

Türkçe Sözlük

(I. F.) (halk dilinde: meyân). t. Bel: Miyânından haber sârarsan ıklîm-İ melâhatte (mısrâ). 2. Orta, vasat. Mlyân-ı râh = Yolun ortası. 3. Ara, aralık. Ar. mâbeyn: Miyânımızda olan sırlar. Mû-miyân = Kıl belli, ince belli. 4. (musiki) Türk musikisinde şarkı ve bestelerin üçüncü mısrâları ki, geçki yapılır, (bk.) Meyân.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebeklerin yeraltını oyarak çıkardıkları toprak yığnı, köstebek tepesi; önemsiz şey. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ay, kamer, mah; uydu; dolunay veya hilâl şeklindeki şey; ay ışığı, mehtap; f.,k.dili dalgın dalgın gezinmek. moon blind ness bayt. atlara mahsus bir çeşit göz iltihabı; tıb tavukkarası, gece körlüğü. moonshine i. mehtap; saçma, boşlakırdı, kur

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1835'te telgraf makinasnı icat eden Amerikalı Samuel Morse Morse alphabet, Morse code Mors alfabesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 12th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

SS. the 12th letter of the Greek alphabet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşk» tan masdar). Biribirine Aşık olma, karşılıklı aşk ve ilgi, sevişme, biribirine aşk ve muhabbet besleme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korunan, sığınan. 2.Çok aziz, izzet sahibi, saygı uyandıran, kıymetli, muhterem, sevgili. Muaz b. Cebel, sahabeden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bilâğ» dan if.) (mü. mübelliğa). Tebliğ eden, bir emir veya haberi yerine yetiştiren. Büyük camilerde son cemaate imamın ve müezzinin sözlerini tekrar ederek yetiştiren adam.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tebliğ eden, haber veren bildiren. 2.Büyük camilerde imamın söylediğini tekrarlayan kimse. - Hz.Peygamberin isimlerinden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den imef.) (mü. mübeşşere). Tebşîr olunmuş, müjde verilmiş, bir iyi haberle sevindirilmiş: Af ile mübeşşer. Aşere-i Mübeşşere = Peygamber’in hayatlarında cennetle müjdelediği en seçkin 10 sahâbe.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den if.). Tebşîr eden, müjde veren, iyi bir haber vererek sevindiren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bed’» dan imef.). 1. Başlangıç, baş. 2. (Arap gramerinde) İsim cümlesinin iki parçasından biri ki, cümlenin başında olur: «Allahü Ekber» cümlesinde «Allah» mübtedâ ve «ekber» haber’dir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitué. frequenter. regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter. regular visitor. regular customer. habitué. frequent visitor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «elem» den if.) (mü. müellime). 1. Elem ve ağrı veren, acıtan, ağrıtan. Darb-ı müellim = Acıtan vuruş. 2. Elem ve keder veren, hüzünlü: Babamın ölümü pek müellim bir haberdi.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. «muhâbat» dan). Korku, çekinme. Bî-muhâbâ = Pervasızca, çekinmeden.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı mahabbet olup, bu şekli galattır). 1. Sevme, sevgi, sevişme: Muhabbetimiz eskidir. 2. Dostluk, sadakat: Muhabbet-i Ehl-i Beyt. 3. Aşk: Aşk ve muhabbet. 4. Dostça sohbet, konuşma: Oturup muhabbet ediyorduk; muhabbet arasında, (bk.) Mahabbet.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostça mektup: Muhabbet-nâmenizl aldım (büyükten küçüğe yazılan mektup için kullanılırdı). 2. Aşk mektubu.

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den) (c. muhâberât). 1. Haberleşme, mektuplaşma, yazışma: Kendisiyle her hafta muhabere ediyoruz, tüccarın muhaberesi muntazamdır. 2. Askerlikte bir sınıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابره] haberleşme.

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Muhabere sınıfından olan asker.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den if.) (mü. muhâbire). Biriyle haberleşen: Gazete, ticaret muhabiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخابر] haberci.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten if.) (mü. muhâcire) (c. muhâcirîn). 1. Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye giden adam: Kırım, Bosna muhâcirleri; Amerika’daki Avrupa muhâcirîni. 2. Peygamberimizde birlikte veya sonradan Mekke’yi bırakarak Medine’ye göç eden sahâbe: Muhâcirîn ve Ensâr.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük

(I. A. «haber» den İf.). Haber veren, bir şeyi ihbâr eden, bir gazeteye veya hükümete bir işten haber veren. Muhbir-I sâdık = Haber verdikleri şeylerden mes’ul olmamak için isimlerini gizliyenlere denir ve alay yollu kullanılır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخبر] haber veren, haberci.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haber veren, haberci.

Türkçe Sözlük

(MUHİBB) (i. A. «hubb» dan if.) (mü. muhibbe). Seven, sevişen, muhabbetli, muhabbeti, sevgisi olan: Muhlbb-i Ehl-i Beyt; muhlbb-i fukarâ. (i. A. c.). Muhlbbân. 1. Dost, yâr: Muhibb-i sâdık. 2. Derviş olmaksızın tarîkatlerden birine yakınlığı olan: Mevlevî muhibbi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Müjdeler, sevinçli haberl(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevinç verici bir haber, Ar. beşâret: Bu, benim için bir müjdedir; size müjde, istediğiniz oldu. 2. İyi bir haber getirene verilen bahşiş: Vereceğim haber için müjdemi isterim.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Muştu, sevinç haberi, büşra. 2.Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş.

Türkçe Sözlük

(I. F.). İyi bir haber veren, müjdeci, Ar. beşîr.

Türkçe Sözlük

(i.), (halk dilinde muştuluk). İyi bir haber getirene verilen bahşiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den masdar) (c. mükâtebât). Biribirine yazma, mektuplaşma, muhabere: Babamla muntazam mükâtebemiz vardır; ortağımla mükâtebeyi kestim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den İf.) Biriyle mektuplaşan, sık sık yazan, muhaberede bulunan: Orada bir mükâtibim vardır.

Türkçe Sözlük

(İ.A. «kizb» den if.) (mü. mükezzibe). Yalancı çıkaran, birinin yalanını meydana koyan, bir haberin yalan veya birinin yalancı olduğunu gösterip ilân eden, yalanlayan, tekzîb eden: O haberi mükezzib resmî bir ilân.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabs»dan imef.) (mü. muktebese). Bir yerden alınan, faydalanılan: Bu haber diğer bir gazeteden muktebestir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nahb» dan if.) (c. müntehabât). Intihâb edilmiş, seçilmiş, seçkin.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nahb» dan if.) (c. müntehibîn). intihâb eden, seçen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den if.) (mü. münteşire). 1. Yayılmış, açılmış, dağınık. 2. Duyulmuş, Osm. şuyû bulmuş, şâyî: Haber-i münteşir; havâdis-i münteşire. 3. Basılıp neşrolunmuş: Münteşir kitaplar. Gayri münteşir = Henüz basılmamış kitap ve yazı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2.Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «resel» den masdar) (c. mürâselât). 1. Mektuplaşma, muhabere. 2. Vaktiyle kadınların, vekil tayini için yazdıkları resmî mektup.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haber veren, bildiren. 2.Emir ve işaret eden. 3.Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûd» den imef.) (gramer). Bir İsim cümlesinde isnâd olunan parça ki, gramerde «haber» ve mantıkta «mahmul» da denilir: «Allah kadîmdir» cümlesindeki «kadîm» müsneddir. Müsned-ün-ileyh = Cümlenin diğer parçası ki, müsned ona dayanır. Gramerde «mübtedâ» da denilir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den imef.) (mü. müstahbere). Haber alınmış, işitilmiş, duyulmuş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Müjde, sevindirici hab(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinçli bir haberi bildirmek, müjdelemek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zor. Güçlü, dayanıklı. Ashabdan ünlü şehid Mus’ab b. Umeyr’in adıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuûr» dan if.) (mü. müş’ire). Iş’Ar eden, bildiren, haber veren.

Türkçe - İngilizce Sözlük

customary /. everyday. ordinary. normal. routine. conventional. general. accustomed. common. consuetudinary. customary. habitual. usual. wonted.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cess» den if.) (mü. mütecessise). Yoklayan gizli şeylerden haber almaya çalışan, araştıran, teftiş eden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «esef» den if.) (mü. müteessife). Esef ve keder eden, üzülen: Bu haberden çok müteessir oldu.

Türkçe Sözlük

(MÜTEHABB) (i. A. «hubb»den if.) (mü. mütehâbbe). Sevişen, İyi münasebetlerde bulunan, birbirine dost olan. Düvel-i mütehâbbe = Dost devletler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss» ten if.). Duygulu, pek duygulu (Arapça’da mânâsı: haberlere kulak asan).

Türkçe Sözlük

(MÜDHİŞ) (i. A. «dehşet» ten if.) (mü. müdhişe). Ürküten, korkutan, dehşet veren: Pek müthiş bir canavar gördüm, müthiş bir haber.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tulü dan if.) (mü. muttalia). Bir işe ittılaı olan, haberdar, bilgili: Gerçeğe muttali olamadım.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan masdar) (c. muvâredât). 1. Gidip gelme: Muvârede yolunu temin etmek. 2. İki şairin tesadüfen ve birbirinden haberleri olmaksızın aynı mânâda söz söylemeleri: İki şair arasında bu beyitte muvârede olmuştur, (c.) Bir memleketten diğerine naklolunan eşya ve insanlar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sevgi, muhabbet, dostluk.

Şifalı Bitki

(musa): Muzgiller familyasından; sıcak bölgelerde yetişen, çok yıllık ve çok büyük bir otsu bitki cinsidir. Yurdumuzda Antalya ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Muz ağacının gövdesi; toprak altında kök-sap veya soğan halinde bulunur. Yaprakları bu kök-saptan çıkar. Tabandaki çiçekleri meyve verir. Meyvelerin tamamı sarkık bir sapın üzerinde toplu halde bulunur. Nişasta ve şeker bakımından zengindir. Lezzetlidir. Fırında veya güneşte kurutulduğu zaman çok besleyici bir un verir. Kullanıldığı yerler: Vücudun ihtiyacı olan bütün maddeleri karşılar. Kemiklerin gelişmesini sağlar. Nekahat devresini kısaltır. Sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabında, bağırsak hastalıklarında faydalıdır. Müzmin kabızlık çekenler fazla yememelidir.

Türkçe Sözlük

(MUZADD) (I. A. «zıdd» an if.) (mü. muzâdde). Karşı bulunan, aykırı, bir şeyin zıddına ve aksine tesir eden. Tıp terimlerinde Yunanca «antl» ekini tercümede kullanılır: Muzâd-ı lltihâb, muzâd-ı taaffün, muzâd-ı nezle vesaire gibi.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. omurilik iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kalp kası iltihabı.

Türkçe Sözlük

(NA-MİHRBAN) (i. A ). Muhabbetsiz, şefkatsiz, vefâsız.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haberci, haber veren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haberci, haber veren. 2.Yüksek, yüce. 3.Büyük Türk şairidir. 17.asrın ikinci yarısında yaşamıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ulu, şerefli kimse. 2.Sonradan şair olan kimse. 3.Haberci, haber veren.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mektup: Bir nâme yazdı. 2. Aşk mektubu: Nâme yazmaya mahsus süslü kâğıt. Nâme-i hümâyûn = Osmanlı padişahı tarafından bir hükümdara yazılan mektup. Diğer isimlere katılarak o ismin mânâsına ait kitap, risale veya yazı mânâsına gelir: Emir-nâme, beyannâme, târif-nâme, tâlim-nâme, telgraf-nâme, sâl-nâme, şâh-nâme, şehâdet-nâme, sulh-nâme, ahid-nâme, muhabbet-nâme vs.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Bir şeyden bazen soru sormak için kullanılır: Sİz kimsiniz, elinizdeki nedir? Ne istiyorsunuz? Bu ne adamdır. 2. Şaşkınlık ve bolluk gösterir: Ne güzel! Ne soğuk! Ne yağmur! Bu ne hava! Yalnız olarak şaşma edatı gibi de kullanılır: Ne! 3. Soru olmaksızın müphemlik ve umumîlik gösterir: Ne buldu ise aldı; ne :şitse inanır; ne isterse yapsın. 4. izafet zamirleri ile birleşerek «hangi şey» mânâsını ifade eder: Nem, nemiz, nen, neniz, nesi, neleri, nemiz eksik? Nen var? (c.). Başlıca «ne kadar şeyler» mânâsıyle kullanılır: Ne umurum, ne umurun, bana ne vs. Neme, nene lâzım; ne vazifem, ne vazifen. Ne o = Nedir? Ne oluyor? Ne olursa = Her ne olsa. Ne olursa olsun — Her halde, netice iyi de olsa, kötü de olsa, Fars. herçi-bâd-Abâd. Ne ola (nola) = Bir şey değildir, büyük bir şey mi? Ne çıkar? Ne için (niçin) = Ne sebepten, ne maksatla? Ne ise = Tafsilâta hâcet yoktur, ne olursa olsun. Nece = Ne dilde, hangi dille= Türkçe söylemiyorsa nece söylüyor? Neci = 1. Hangi san’at sahibi, hangi san’ atla meşgul: Bu adam kunduracı mıdır necidir? 2. Hangi münasebetle: Sen, burada necisin? Ne hâcet = Daha neler? Ne hâl = Keyfiyet, nasıliık: Ne haldedir? Ne hâle geldi? Ne hâl peydâ etti? Ne haber, bir şey var mı, bir şey bilir misiniz? Nedir = Ne var, ne oluyor? Ne türlü = Nasıl: Bu ne türlü işdir? Ne türlü yaptınız? Neden = Ne sebepten; neden dolayı, Ne için? Ne demek = 1. Mânâsı, nedir? 2. O nasıl söz, öyle şey mi olur? Ne demek olsun = Öyle şey olmaz. Ne zaman, ne vakit = Hangi vakit ve zamanda? Ne aceb = Acaba. Ne kadar = 1. Sayı sualidir: Ne kadar kâğıt istiyorsun? Bu bardak ne kadar su alır? 2. Çok, ne çok: Ne kadar su içiyorsunuz. Bu havayı ne kadar severim. 3. Her ne miktarda: Ne kadar çalışsanız ona yetişemezsiniz. Her ne kadar = İle beraber, olduğu halde: Her ne kadar okumamış ise de sözü sohbeti yerindedir; her ne kadar ihtiyacım var ise de ondan bir şey istemeyeceğim. Ne gerek, re lâzım = Neme gerek, neme lâzım = Bana ait değildir, ben karışmam; nene, nenize, nesine gerek, lâzım. Ne münasebet = Hiç, asla, öyle şey olmaz. Ne var = Nedir, ne oluyor? Ne var ne yok = Ne haber? Neye = Ne için, ne maksatla: Neye geldiniz? Ne sebepten: Dün neye gelmediniz?

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Hab(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(NEBE’) (i. A.) (c. inbâ). Haber.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haberci. Peygamb(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pislik, murdarlık. NECAŞİ (i. A.). Habeş hükümdarlarına verilen unvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölülerle haberleşerek fala bakma; sihirbazlık, büyücülük. necromancer i. büyücü, sihirbaz. necroman'tic s. büyücülük yapan; büyü kabilin- den; şaşılacak, harikulade.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Halitosis denilen nefes kokusunun nedenleri çeşitlidir. Genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır:

- Hazımsızlık, geğirme, kokulu yiyecekler, alkol ve bazı ilaçlar.

- Burun veya sinüz hastalıkarı.

- Çürük dişler, ağız yaraları veya bademcik iltihabı.

- Kusma veya uzun süreli perhizler.

Diğer taraftan şeker hastalığı, kansızlık ve ateşli hastalıklar sırasında da nefes kokusu hissedilir. Herşeyden önce, ağız temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çürük dişler tedavi ettirilmeli, yenilen ve içilen şeylerin kokusuz olmasına dikkat edilmelidir. Hergün temiz havada yürümek de faydalıdır. Kısa sürede geçmeyen nefes kokularında bir doktora başvurmak gerekir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir bardak ılık suya, 1 tatlı kaşığı süzme bal konur, karıştırılıp, içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Habeşistan hükümdarı, Negüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. komşu; yakın kimse veya şey; f. komşu olmak; yakın olmak; yaklaşmak, yaklaştırmak. good neighbor policy iyi komşuluk siyaseti. Howdy, neighbor! Merhaba kardeş! next door neighbor kapı komşu, yakın komşu. neighboring on komşu, yakın. neigh borly

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zam., bağ. ikisinden hiç biri, ne bu ne öteki; bağ. ne , ne de. Neither of them knows Hiç birinin haberi yok. neither white nor red nor black ne beyaz ne kırmızı ne de siyah. It is neither here nor there Onun önemi yok Mesele onda değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. böbrek iltihabı, nefrit.

Türkçe Sözlük

(NEŞR) (i. A.). 1. Dağıtma, yayma: Bu çiçek güzel bir koku neşrediyor. 2. Herkese duyurma: Haber neşretmek. 3. Gazeteye bir haber koyma. 4. Kitap, gazete vs. basıp yayma, yayın. 5. Umumî hâle koyma: İlim neşri. 6. Kıyâmet gününde bütün insanların dirilmesi; haşir ve neşir. (bk.) Haşr (edebiyat) Leff-ü neşr. (bk.) Lef.

Türkçe Sözlük

(NEŞRİYYAT) (i. A. c.). 1. Herkese duyurulan şeyler. 2. Gazetelerin yazdıkları şeyler: O gazetenin neşriyatı daima doğrudur. 3. Basıp yayma, yayınlar. 4. Yalan ve uydurma haberler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sinir iltihabı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deniz. (bkz.Derya). Sahabe isimlerindendir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (nüvîd şekli galattır). İyi haber, müjde.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyi, sevinçli hab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İyi, sevinçli haber, müjde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haber, havadis. news media haber yayınlama araçları. news vender İng. gazeteci. break the news ilk haber vermek. newsy s., k.dili haberlerle dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ajans haberleri, haber yayını.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinemada dünya haberlerini veren film.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz ‘merhaba’ deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerinin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olmasaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karakteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karakteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insana en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile T’ ve ‘B’, dudak ve dişleri ile ‘F’ ve ‘V, dilin ön kısmı ile ‘T’ ve ‘D’, dilin arka kısmı ile de ‘K’ ve ‘G’ seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılmalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

Genel Bilgi

İnsan sesi, daha doğrusu insan konuşması oluşurken katkıda bulunan o kadar çok şey vardır ki, bunlar bir araya gelince iki insanın konuşmasının aynı olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Hatta her bireyin konuşması o kadar kendine özgüdür ki, telefonda sesin alttan ve üstten belirli frekansları yok edilmesine rağmen, açar açmaz “merhaba” deyişinden karşımızdaki kişiyi tanıyabiliriz.

Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerimizin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır. Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız, dişlerimiz, dilimiz olamsaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı.

Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karekteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer. Ayrıca kişinin karekteri, havanın akışı ve hızı, ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur, kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.

Hayvanlarda ise beyinde böyle bir bölge yoktur. Bazı papağan, muhabbet kuşu hatta karga türlerinin konuşmaları onların ezberleme ve tekrar edebilme yetenekleridir. Bilinçli bir konuşma söz konusu değildir. Genetik olarak insanan en yakın olan şempanzelerin bile dil ve damak yapıları nedeni ile insan gibi konuşmaları mümkün değildir.

Dünyanın dört bir yanında farklı lisanlar konuşuluyor ama tüm bu insanlar ağızlarında benzer sesler çıkarıyorlar. Her iki dudakları ile “p” ve “b”, dudak ve dişleri ile “f” ve “v”, dilin ön kısmı ile “t” ve “d”, dilin arka kısmı ile de “k” ve “g” seslerini çıkarıyorlar.

Dilin ilk insanlarda, işbirliği daha doğrusu kültür ve bilgileri gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğduğu sanılıyor. Günümüze kadar altı bin dil geliştirilmiş. Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin daha az sayıda harfle yazılamalarıdır. Altay dilleri ailesine giren Türkçe’mizde bazı ilginç özellikler var. Bir kere cisimleri dişi ve erkek olarak ayırmıyoruz, ses uyumu var ve bir ad veya fiil kökünden değişik eklerle yeni kelimeler türetebiliyoruz.

İnsan yüzündeki kaş, göz, burun, ağız ve diğer şekillerin çok az fark göstermelerine rağmen hepsi birleşince nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, oluşumunda katkıda bulunan şeylerin çeşitliliği açısından konuşmamız da öyledir.

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.

Genel Bilgi

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle gökten sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görülüyorlar.

Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilebilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970 tarihinde Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir buluttan çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en usta olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında arttırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam ters etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Genel Bilgi

Heralde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? İemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle göklerden sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir nulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970’de Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (leh.) hiç bir suretle, asla. noise tnoyz) (i.), (f.) ses, gürültü, patırtı, şamata, velvele, yaygara; haberleşmede gönderiler haberi değiştiren veya karıştıran parazit. enerjide düzensizlik; (f.) gürültü etmek, ses çıkarmak. noise about yaymak,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) uçakta önceden yer ayırtan ve sonradan gitmediği halde haber vermeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ilan, ihbarname, haber, bilgi; ihtar, uyarma, ikaz; dikkat, önemseme; riayet; eleştiri (kitap); saygı; (f.) dikkat etmek; bahsetmek; önem vermek; farkına varmak; saygı göstermek. give notice işten çıkacağını önceden haber vermek. serve not

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bildirmek. notification (i.) bildirme, haber verme; ihbar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

population. inhabitants. inhabitantants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

population. people. number of inhabitants. persons. register of births. club of rome.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nihab). Her şeyin en seçilmişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a spirit believed to inhabit an object or preside over a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a spirit believed to inhabit an object or preside over a place.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Müjde, muştu. Hayırlı hab(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Türk dil kuralı açısından son harf olan “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

O, the fifteenth letter of the English alphabet, derives its form, value, and name from the Greek O, through the Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation used in calling or directly addressing a person or personified object; also, as an emotional or impassioned exclamation expressing pain, grief, surprise, desire, fear, etc. the 15th letter of the Roman alphabet the blood group whose red cel

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (gen.) of veya to ile unutkan; habersiz; çevresinden habersiz; ilgisiz. obliviously (z.) ilgisizce, unutarak. obliviousness (i.) ilgisizlik, unutkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) meşguliyete ait; işgal kuvvetleri ile ilgili; meslek dolayısıyle meydana gelen (hastalık veya zarar). occupational therapy meşguliyetle tedavi, rehabilitasyon.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tahsil olunmak: Bir dil kolay öğrenilmez. 2. Haber alınmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Anlamak, haber almak: Bugün bir şey öğrendim. 2. Ders görerek bilmek: İlim, san’at öğreniyor. 3. İstifade etmek: Sizden çok şeyler öğrendim. 4. Tecrübesi artmak: insan yaşadıkça öğrenir. 5. Tahsil etmek: Bu çocuk bir şey öğrenmeyecektir. 6. Sorup anlamak. 7. Alışmak, ülfet etmek: At, ahırını; tavuk, kümesini öğrendi.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır.

- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.

- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.

- Balgamlı öksürük : Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir su bardağı şalgam suyuna, 2 tatlı kaşığı süzme bal konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra sıcak sıcak içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analphabet. illiterate. unlearned.

Bilim

Olay Ufku

Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır.

Kara deliğin olay ufku

Bir yıldızın olay ufku, yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılıdır. Örneğin kütlesi 10 Güneş kütlesi olan bir yıldız içe çöküp kara delik haline geldiğinde çapı 60 km olan bir olay ufkuna sahip olur. Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. Kimi kara deliklerde iki olay ufku vardır. Kimileri "olay ufku" terimi yerine kara deliğe pek uygun olmamakla birlikte “kara deliğin yüzeyi” terimini kullanırlar. (Terimin uygun olmamasının nedeni, bir gezegen veya yıldızdaki gibi katı ve gazlardan oluşan bir yüzeyinin olmamasıdır.) Fakat burada birtakım özel nitelikler gösteren bir bölge söz konusu değildir; bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişlerinde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta "dönüşü olmayan nokta"dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir. Öte yandan olay ufkunun sınırına yaklaşmış bir gözlemci, kara delikten yeterince uzaktaki bir gözlemciye kıyasla, zamanın farklı bir şekilde aktığının farkına varacaktır. Kara delikten uzakta olan gözlemcinin diğerine düzenli aralıklarla (örneğin birer saniye arayla) ışık işaretleri yolladığını varsayalım: Kara deliğe yakın gözlemci bu işaretleri hem daha enerjetik (ışığın kara deliğe düşmek üzere yaklaştıkça maviye kayma sonucuyla bu ışık işaretlerinin frekansı daha yüksek olacaktır) hem de ardışık işaretlerin aralarındaki zaman aralığı daha kısalmış (birer saniyeden daha az) olarak alacaktır. Yakın gözlemci, uzaktakine oranla zamanın daha hızlı aktığı izleminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci de aksine, diğerinde meydana gelen şeylerin gitgide daha yavaş seyrettiğini görecek, zamanın daha yavaş aktığı izleniminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci kara deliğe bir nesnenin düştüğünü görmesi halinde, ona nazaran "çekimsel kızıla kayma" ve "zamanın genleşmesi" fenomenleri birleşmiş durumda olacaktır: Nesneden çıkan işaretler gitgide kızıl, gitgide parlak (uzak gözlemciye varmadan önce gitgide artan enerji kaybıyla çıkarılan ışık) ve gitgide aralıklı olacaktır. Yani pratikte, gözlemciye varan ışık fotonlarının sayısı, gitgide hızla azalacaktır ve nesnenin kara deliğe gömülüp görünmez olmasının ardından tükenecektir. Nesnenin henüz olay ufku sınırında hareketsiz durduğunu gören uzaktaki gözlemcinin onun düşmesini engellemek üzere olay ufkuna yaklaşması boşuna olacaktır. Kara deliğin "tekilliği"ne yaklaşan bir gözlemciyi etkilemeye başlayan etkilere “gelgit etkileri” denir. Bu etkiler kütleçekim alanının homojen olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle nesnenin biçimsizleşmesine (doğal biçimini kaybetmesine) yol açarlar. Bu “gelgit etkileri bölgesi” dev kara deliklerde tümüyle olay ufkunda yer alır; fakat özellikle "yıldızsal kara delik"lerde olay ufkunun sınırını da aşarak etkide bulunur. Dolayısıyla yıldızsal kara deliğe yaklaşan bir astronot daha olay ufkuna geçmeden parçalanacakken, dev kara deliğe yaklaşan bir astronot, daha sonra “gelgit etkileri” ile yok edilecek olmakla birlikte, olay ufkuna bir güçlükle karşılaşmadan giriş yapacaktır.

Kaynak: Wikipedia

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir durumdan bir duruma geçmek, yeni bir hâl almak: Şarap sirke oldu, ateş kül oldu. 2. Bir unvan, makam veya durum ve sıfat kazanmak: Müfettiş olmak, yüzbaşı olmak, adam olmak. 3. Haberi ile beraber fiil mânâsını verip değişiklik gösterir. İyi olmak = iyileşmek. Sağ olmak = Yaşamak. Hasta olmak = Hastalanmak. Sakat olmak = Sakatlanmak. 4. Arapça sıfatlar ve masdarlarla mürekkep fiiller yapar: Nâdim olmak, me’yûs olmak, defolmak, fevtolmak, zâyî olmak. 5. Yardımcı fiil gibi kullanılıp Türkçe fiillerin bazı mürekkep kiplerini teşkil eder: Gitmiş olacağım, gitmiş olursam, gidecek oldu, gelecek olursa. 6. Var ve mevcut olmak: Bu şartın olması ile olmaması birdir. 7. Vuku bulmak, vâki olmak, cereyan etmek: Ne oldu? Dışarda kavga oldu. 8. Câiz ve münasip olmak, yakışmak, elvermek: Bunu ikiye bölsek olur mu? 9. Yapılmak, imal veya icrâ olunmak: Turşu böyle olur. 10. Mümkün ve kabil olmak: Hiç olur mu? Dünyada olmayacak şey yoktur, her şey olur, olur iş değildir. 11. Ermek, yetişmek, olgunlaşmak: Üzüm oldu, armut iyice olmadıkça yenmez. 12. Gelmek, vâki olmak, ortaya çıkmak: Bir gün olur meydana çıkar. 13. Gelmek, çatmak: Sabah oldu, akşam oluyor. Olan oldu = iş işten geçti Oldum olası, oldum olalı = Çok eskiden, baştanberi. Oldubitti = Artık geçti, Osm. emr-i vâki. Olsa olsa = Nihayet, son ihtimal olarak, bundan fazla olamaz. Olsun = Peki, öyle olsun, zararı yok. Olursa o kadar = Son derecede, bundan fazla olmaz Ne oldum budalası, ne oldum delisi = Sonradan elde ettiği durumuna ve servetine mağrur olup övünen. Ne olacak = Daha ne istersin, bundan fazla ne olabilir? No’la = Ne ola, ne olacak. Hiç olmazsa = En az, en azından.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immortal. eternal. deathless. undying. everlasting. endless. imperishable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair. corrective maintenance. restoration. repair work. restorage. rehabilitation. restitution. improvement. overhauling. overhaul. after sales service. reparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to repair. to restore. to make amends for. to improve. to overhaul. to rehabilitate. to repaint. to innovate. amend. bushel. to make good. renew. service. sort.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sızmak, sızıp akmak; dışarı sızmak, duyulmak (sır veya haber); sızdırmak, dışarı vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz iltihabı. ophthalmic s. göze ait. ophthal- mol'ogy i. göz bilgisi. ophtlalmoscope i. oftalmoskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afyon. opium den, opium joint afyonkeşlere mahsus gizli kahvehane. opium habit afyonkeşlik, afyon çekme alışkanlığı. opium poppy haşhaş, afyon çiçeği,bot. Papaver somniferum. opium smoker afyonkeş, esrarkeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan ve Roma'da gaipten haber veren kahin; bu kahinin gaipten verdiği haber; bu kahinin kehanette bulunduğu kutsal yer; vahiy, ilham.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Perde ayaklılardan bir su kuşu. Angıt ördeği = Ayakları pek geride ufacık çeşidi. 2. Hastaların yataktan kalkmadan su dökmelerine mahsus ördek şeklinde, yani boynu bir ucunda ve yukarıya doğru kap. Ördek edalı = Paytak. Ördekbaşı = LAciverde çalar zümrüt yeşili. Ordekbalığı = Yassıca bir balık. Ilıca ördsği = Rahata alışık insan. Ördek muhabbeti = Dostların acılarına sade vah vah demekle yetinmek. Kaz yerine ördek almak = Aldanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. org, erganun; biyol. örgen, uzuv; haber organı; araç, alet, vasıta. organ grinder latarnacı. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org düğmesi. mouth organ ağız mızıkası. party organ parti organı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Özel, y(Erkek İsmi) Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 2.Gizli, habersiz. 3.Huy, yaratılış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kemik iliği iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kulak iltihabı. otitis media ortakulak iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhabitant. sitting. snug-fitting. inhabitant sakin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sitting. sitting. staying. stay. fit. residence. occupation. inhabitation. living. habitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitation. residence. sitting. settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwelling. settlement. stay. sitting. housing. living. lodging. residing. resting. settling. quatering. precipitation. deflation. sinking. sedimentation. fit. deposition. habitation. residence. rest. seating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sit. sit down. be seated. take a seat. sit oneself. seat oneself. sit on. fit. live. reside. occupy. dwell in. indwell. inhabit. gear. hang out. locate. lodge. park oneself. perch. room. set. settle. stable. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwell. inhabit. live. reside. sit. to sit. to sit down. to squat. to live. to reside. to inhabit. to occupy. to dwell. to fit well. to settle. to sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sit. to sit down. to sit upon. to reside at. dwell to fit on to settle. to subside. to house. to stay. to quarter. to inhabit. to lodge. to rest. stabilize. to precipitate. to sink. to r.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Gerçek hab(Erkek İsmi) -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is related to the bears, and inhabits the mountains of Northern India.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. muhabbet tellâlı, pezevenk; f. pezevenklik etmek. pander to someone's tastes yaltaklanmak. panderer i. pezevenk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

) A theocratic mission which governed native Indians from 1605 to 1769 It started when Spain granted the Society of Jesus exclusive rights to rule an area in what is now Paraguay and which then was inhabited by 100,000 to 200,000 Guarani Indians The previ

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit ufak papağan, muhabbetkuşu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrubby. sloppy. sloven. slovenly. slut. dirty. filthy. dowdy. tatty. shabby. scruffy. scruff. slob.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (argo) ihbar etmek, ele vermek, haber vermek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby. ragged. down at heels. down the heels. tacky. down heels. out at heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedraggled. ragged. shabby. tatty. worn out. down at heel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ragged. shabby. worn-out. frowzy. ratty. scruffy. seedy. tacky.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasdik, beğenme cevabı. 2. Benzerlerinden aşağı olmayan: Pekâlâ bir çocuk, niçin beğenmediniz? 3. «Öyle kabûl edelim» mânâsında, daha çok bir itiraz cümlesinden önce kullanılır: Pekâlâ madem gidecektin neden haber göndermedin? 4. Karşı koyma ifade eden cümlenin başına getirilir: Pekâlâ yazarım, ondan mı korkacağım?

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbul’un 1920’de ingilizler tarafından işgalinden sonra istanbul’daki fedâi gruplarının Ankara ile telgraf muhaberesini gizlice sağlamak üzere o tarihte İstanbul telgraf müdür vekili olan İhsan «Pere» Bey başta olmak üzere Ingilizler’den gizli olarak kurulan «Gizli Telgraf Merkezi» ne verilmiş olan ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kalp dış zarının iltihaplanması, perikard iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. perinevr iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kemik dış zarı iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Karın zarı iltihabı.

Yabancı Kelime

Fr. péritonite

tıp karın zarı yangısı

Karın zarının çabuk ilerleyen veya kronik iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. karınzarı iltihabı, peritonit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zararlı, tehlikeli; kötü; öldürücü, mahvedici, habis, kinci. pernicious anemia tıb. anemi pernisyoz, sonucu genellikle kötü olan ağır bir çeşit kansızlık. perniciously z. zarar verici surette, tehlikeli olarak, öldürücü durumda. per niciousness i

Türkçe Sözlük

(i. F.) (peygam’dan). Haber. Peyâm-Aver = Haber getiren. Peyâm-ber = Haber getiren, peygamber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيام] haber.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Haber, başkasından alınan bilgi, nebe.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Haberle, bilgi ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيغام] haber.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. peygamberin). Allah’ın verdiği emir ve haberleri getirip insanlara tebliğ eden şahıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيغمبر] peygamber. 2.haberci.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Allah tarafından kullarına haber götürmekle görevlendirilmiş seçkin insan. Nebi, Rasul. - Yalnız Peygamberlere mahsus bir isimdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Haber ve mektup götürüp getiren. Peyk-i ecel = Azrâil. 2. (astronomi) Bir gezegenin etrafında dönen gezegen: Ay, dünyanın peykidir. Sun’İ peyk = insanlar tarafından dünya etrafında dönecek şekilde atılan yapma peyk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. farenjit, gırtlak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fonetik, sesçik. phonetic alphabet fonetik alfabe. phonetic spelling fonetik imlâ. phonetically z. fonetik olarak. phonetics i. sesbilim, fonetik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyin humması; menenjit; diyafram iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small furry animal which lives in Terra del Fuego Difficult to hunt, due to its nocturnal habit, the Pim is worth the chase Although a full grown pim dresses out at under two ounces, a dozen make a tasty treat Natives of Terra del Fuego often eat nothin

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pezevenk, muhabbet tellâlı kadın simsarı; f. pezevenklik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğüs zarı iltihabı, zatülcenp. pleurit'ic(al) s. zatulcenp hastalığına ait veya bu hastalığa tutulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb zatürree, akciğer iltihabı. double pneumonia iki taraflı zaturree.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. omruilikteki gri maddenin iltihabı,çocuk felci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belt polity intermediate in size between deme and Cluster Typically a single habitat cylinder or torus. state or society characterized by a sense of community.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden belirtmek veya haber vermek (özellikle kötü olayı).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa zamanda meydana gelecek bir olayın habercisi veya delili; harika, acibe. porten'tous s. meşum, uğursuz; hayret verici, harikulade.

Türkçe Sözlük

(i. I. posta). 1. Bir yere gönderilen, bir yerden gelen mektup ve emanetlerin bütünü: Avrupa postası daha gelmedi. 2. Muhabere, münasebet, gidip gelme. Postayı kesmek = Gidip gelmekten vazgeçmek. 3. (askerlik) Selâma veya karakola çıkan küçük askerî birlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. odaya güzel koku vermek için kavanoz içinde biriktirilen gül yaprakları ve baharat; müz. potpuri; edebi seçmeler, müntahabat, seçmeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden bilme veya haberi olma; İskoç., huk. ilk soruşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haberci, müjdeci, muştucu. precursory s. önceden haber veren; ön, ilk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., gram., man. yüklem, haber; bir önermede kabul veya reddedilmiş nokta; s. yüklemle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin vukuunu önceden haber vermek, kehanette bulunmak. prediction i. kehanet, önceden haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basımcı; İng. gazeteci, muhabir; ütücü.

Yabancı Kelime

Fr. primitivisme

fel. ilkelcilik

1. Avrupa sanatının çağımıza kadar geçirdiği gelişmelerden habersiz görünen, ilkel ulusların sağlam, kaba, saf, yalın biçimli sanatını benimseyen görüş. 2. İlkellik özlemini ileri süren düşünce akımlarının genel adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse; muhabbet tellâlı, pezevenk. procuress i. pezevenk kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kehanette bulunmak, keramet göstermek, önceden haber vermek, gaipten haber vermek; peygamberlik etmek, kehanette bulunmak; tahminde bulunmak.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır. Ayrıca 6 hafta süreyle aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Servi yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Teknolojik Terim

Radyo istasyonunu aramanızı ve ayarladığınız istasyonun türünü görmenizi sağlar. NEWS (haber) ve SPORT (Spor) gibi PTY veri isimleri, kafa biriminin ekranında görüntülenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ceza vermek, cezalandırmak; yola getirmek; azarlamak, tekdir etmek; ıstırap çektirmek, eziyet vermek; şiddetle dövmek, hırpalamak (boksta). punishable s. cezalandırılır; cezaya layık. punishment i. ceza, tekdir; k.dili zorluk, cefa, eziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gaipten haber veren falcı kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. anjin, bademcik iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Peru yerlileri tarafmdan bir yere haber gönderilirken habercinin ayrıntıları unutmaması için eline verilen yer yer düğümlenmiş renkli ipler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. radyo telsiz telgraf veya telefon; telsiz telgraf veya telefonla gelen haber; radyo alıcı veya vericisi; f. radyo ile yayımlamak; telsiz telgrafla haberleşmek; s. radyoya veya telsiz telgrafa ait; radyoda kullanılan. radio astronomy radyo

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (radiodiffusion sözünün kısaltılmışı). 1. Hertz dalgaları vasıtasıyle, konuşma, haber, konser vesair programlar yayma tekniği. 2. Radyo yayınlarım alıcı cihaz.

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Telsiz telgrafla gönderilen haber, bu haberin yazılı olduğu kâğıt.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrafi’). Rafi’ b. Hadic, sahabeden.

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (c. râvî). Rivayet edenler. Râviyiıvı ahbir = Haberleri rivayet edenler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemical symbol for Rhenium. frigerated Warehouse: A warehouse that is used to store perishable items requiring controlled temperatures.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah’a yalvaran. As-hab’ın kullandığı isimlerdendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) almak; kabul etmek; haber almak; anlamak, kavramak; taşımak, kaldırmak; uğramak, maruz kalmak. receiving line teşrifatçılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tavlı; ateşten kıpkırmızı kesilmiş; yepyeni (haber); kızgın, heyecanlı; müfrit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return to a good state; to amend or correct one's own character or habits; as, a man of settled habits of vice will seldom reform.

Yabancı Kelime

Fr. réhabilitation

ekon. ve tıp iyileştirme

1. ekon. İflas hâlindeki işletmeyi iyi yönetimle kâra geçirme. 2. tıp Bir kimsenin iş yapmaya engel olan sakatlığını, yetersizliğini gidermek veya bozuk olan ruhsal durumunu düzeltmek amacıyla uygulanan tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tamir etmek, onarmak; yeniden ehliyetini vermek; namus veya itibarını iade etmek, eski haklarını iade etmek. rehabilita'tion (i.) eski itibara iade, eski hale gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalıntı, bakıye; yadigâr, habra; mukaddes emanet; çoğ. bir azizin cesedi veya cesedinin bir kısmı veya eşyası.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (edebiyat, arûz’da) Her mısraı dört fâilâtün’den mürekkep bir bahir: Bahr-i Remel. 2. Rakamlar yazarak işaretler yaparak gaipten haber vermek iddiası, remilcilik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. remmâl). 1. Kum. 2. Nokta ve çizgilerle gaipten haber verme dolandırıcılığı, remil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. söylemek, anlatmak, nakletmek; rapor vermek veya yazmak; resmen malumat vermek veya yazmak; haber yaymak; haber vermek, şikayet etmek; kendi hakkında malumat vermek; i. rivayet, şöhret, şayia, söylenti; rapor, takrir, malumat; top sesi, patlama

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete muhabiri; muhbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. iftira etmek, sitem etmek, serzeniş etmek; ayıplamak, kınamak, şerefsizlik veya leke getirmek; i. ayıp, ar, rezalet; ayıplama, kınama; azar, serzeniş, sitem; leke, yüz karası olan kimse. reproachable s. ayıplanır, serzenişe lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha’nın babası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. de

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. burun iltihabı, iç burun zarının iltihabı, burun nezlesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. biniş: binicilik: s. binek: yolculuk veya binicilikte kullanılan. riding habit kadın için binici elbisesi. riding hood kadın biniciye mahsus başlık. riding master binicilik hocası. riding school binicilik okulu. riding whip süvari kamçısı.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. rivâyât). 1. Bir haber, söz anlatma, hikâye: Birtakım haberler rivâyet etti. 2. Nakil ve rivayet olunan hikâye ve haber, halk ağzına düşen söz: Bir rivâyet işittim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software program that traverses the internet gathering information into searchable web databases Robots are sometimes referred to as web spiders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman type, letters, or print, collectively; in distinction from Italics. a typeface used in ancient Roman inscriptions a resident of modern Rome an inhabitant of the ancient Roman Empire of or relating to or characteristic of Rome ; 'Roman architecture';

Türkçe - İngilizce Sözlük

a resident of modern Rome. an inhabitant of the ancient Roman Empire. a typeface used in ancient Roman inscriptions. relating to or characteristic of people of Rome; 'Roman virtues'; 'his Roman bearing in adversity'; 'a Roman nose'. of or relating to or c

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Latin alphabet Also used to describe any plain, upright letter Back to top.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. vicdansız ve alçak kimse; s. zalim, gaddar, canavarca, habis. ruffianly s. gaddarca, habisçe.

Türkçe Sözlük

(RÜYA) (i. A.). Uykuda gölülen şey, düş. Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve duygulardır. Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir. Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar, her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır. Farklı psikoloji ekollerinin, parapsikologların ve deneysel spiritüalistlerin rüyaları farklı biçimlerde açıklama çabaları olmuştur. Rüyaların işleyişinin açıklanması bilimsel topluluğun genel kabulüne göre varsayımlar düzeyinden öteye pek gidememiş olup, rüyalar halen esrarını korumakta olan bir inceleme alanını oluşturmaktadır. Rüyaların bilimsel incelenmesi oneiroloji adını alır. Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Rüya

Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Rüya

Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. deshabille. housecoat. morning gown. robe. gown. neglige. negligee. peignoir. wrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recidivist. ex-convict. hardened / old / habitual offender. inveterate criminal. convicted previously. habitual criminal. gaol bird. old offender.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kutlu, uğurlu. İyilik, kuvvetlilik. Ashab isimlerinden, Sa’d b. Ebi Vakkas. Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenmiş olanlar) dandır.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sudOr). 1. Göğüs: Sadrını madalyalarla süslemiş. IIlet-l sadr = Göğüs hastalığı. 2. Yürek, kalb, hatır: Sadra şifâ verecek bir haber, bir cevap yoktur. 3. Her şeyin önü, başı, ilerisi, en yüksek yer: Sedra geçmek, sadırda kurulmuş (odanın baştarafında oturmaya mahsus olan «sedir bundan galattır. (bk.) Sedir). 4. Başbakan, en yüksek makamda bulunan. Sadr-ı Anadolu = Anadolu kazaskeri. Sadr-ı RÜm = Rumeli kazaskeri. 5. («sadrâzamı dan hafifletilmiş) Sadr-ı lâhık, sadr-ı sâbık (şimdiki sadrâzam, eski sedrâzam).

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hastalığı ve sakatlığı olmayan: Sağlam adam. 2. Her tarafı doğru ve kusursuz, kırık ve bozuk olmayan, bütün, tam: Sağlam sandalya, sağlam saat. 3. Doğru, gerçek, sahih: Sağlam söz, sağlam haber. 4. Güvenilebilir, emin: Sağlam bir adamla göndermeli. 5. Metin, müstahkem, kuvvetli: Sağlam bina, sağlam kale. 6. Dayanıklı, metanetli, çürük ve gevşek olmayan: Sağlam vücut, sağlam toprak, sağlam ağaç, sağlam iş. 7. Sıhhata yarar, dokunmaz: Garantiye almak, sağlam hava. Sağlam kazığa bağlamak = Temin etmek, (denizcilik) Sağlam rüzgâr = Değişmeyen ve daima aynı şiddette esen rüzgâr.

Türkçe Sözlük

(i.). Doğru haber, bilgi. (bk.) Salık.

Türkçe Sözlük

(ŞİHAB) (I. A.). 1. Alev, ateş parçası. 2. Akan yıldız.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâhib, sahâbî). «ashâb» ile aynı mânâdadır, (bk.) Sahip, ashâb, sahâbî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ashâb, sahâbe). Peygamberimiz’in bizzat görüp konuştuğu çağdaşları, yakınları.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sahâbiyyât). Peygamber’le görüşüp konuşan kadın.

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahâb.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. sâhib, sahâbî, sahâbe ve ashâb ile aynı mânâdadır) (bk.) sâhib, sahâbi, ashâb, sahâbe.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerçek çıkmak: Falanın geleceği sahihleşti mi7 2. Tasdik olunmak, doğruluğu anlaşılmak: Dünkü haber sahihleşti.

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sohbet» ten if.) (c. ashab, sahâbe, sahb). Konuşulan, arkadaş. Peygamberimiz’le konuşabilen çağdaşları: Ashâb-ı Kirâm. Sahâbe-i Resûlu’llâh, Al ve sahbına salât ve selâm olsun.

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sahb» dan if.) (mü. sâhibe) (c. ashâb). Bir mal, mülk vs.’nin mâliki: Ev sahibi, bu koyunların sahibi kimdir? 2. Sahiplik sıfatı taşıyan. 3. Bir şeyi temsil eden: İmtiyaz sahibi. 4. Bir şeyi yapıp vücuda getiren. Fâil, müellif: Gülistân sahibi Şeyh SAdî. 5. Koruyan, himaye eden. Bir kimseye sahip çıkmak = Himaye etmek, tarafını tutmak. Sahip çıkmak = Sahibi olduğunu iddia etmek. Sihib-i hâne = Bir evin efendisi, ev sahibi. Sâhibe-i hâne = Evin hanımı. Söz sahibi = Nüfuzlu, sözü geçer. Tabiat sahibi = Zevk sahibi. Sâhib-kırân = Cihangir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desert. open country. wide plain. wide. barren and uninhabited area. waste. wilderness.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sây» den if.) (mü. sâiye). 1. Çalışan, sâyeden. 2. Bir haber veya mektup götürmek için bir yere gönderilen haberci, ulak, tatar, Ar. berîd.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. Sevap kazanmış, Allah katında makbul tutulmuş. Sahabe isimlerinden

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. still. tranquil. serene. resident. inhabitant. backwater. clear. comfortable. dispassionate. dreamy. dweller. easy. impassive. imperturbable. nerveless. pacific. peaceful. placid. quiescent. quiet. reposeful. restful. sedate. serebe. silent. smooth.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Haber, bilgi. Haberci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. soluk borusu veya dolyolu iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Salt was an important commodity and used for preserving meat See the entry for Salt in the main Alphabetic Section of Malcolm Bull's Trivia Trail and Red Hills, Salt-making, Saltern.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) tıb. ur, mafsal dokularında görülen habis tumor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarı renk, sarı olan şeyin hâli ve görünüşü. 2. Safrakesesi iltihabından doğan bir hastalık. 3. Ekine Arız olan bir hastalık, san, hava çalığı.

Sağlık Bilgisi

Safranın kana karışıp, bütün dokuları hatta göz aklarını bile sarıya boyaması ile ortaya çıkan bir hastalık belirtisidir. Tıp dilinde ikter denilen sarılığın üç çeşidi vardır.

- Hemolitik sarılık :

Kandaki alyuvarların tahrip olması sonucu safra, kana karışır. Hastanın idrar rengi normal, büyük tuvaleti ise koyudur.

- Hepatik sarılık :

Bir virüsün neden olduğu karaciğer iltihabıdır. Karaciğer hücreleri şişer ve safra yolları tıkanır. Belirtileri, yavaş yavaş görülür. Hastada ateş, iştahsızlık, ishal ve kusma vardır. En çok görülen sarılık çeşidi budur.

- Obstrüktif sarılık :

Nedeni, safra kanallarının tıkanmış olmasıdır.

Ortak belirtileri ise şunlardır. Hastalığın neden olduğu sarı renk, önce göz aklarında görülür. Sonra yüz, boyun, gövde, kol ve bacaklara kadar yayılır. İdrarın rengi sarı ile koyu kahverengi arasında değişir. Ciltte de kaşıntı vardır. Büyük abdest, kil renginde ve fena kokuludur. Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir. Sıkı bir perhiz uygulanır. Aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç doğranmış pazı konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Göğüs zarı iltihabı, zâtülcenb.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz. 2. Haber. S. İleri sürülerek savunulan düşünce, dava, tez.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. 2.Sağlam. 3.Şöhret, ün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Haber veren, haber götüren, muhbir. 2. Müjde götüren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuyû» dan if.) (mü. şâyia). 1. Duyulmuş, herkesin malûmu olmuş, yaygın: Bu haber şâyî oldu. 2. Hisse sahipleri arasında ortak, bölünmemiş: Hisse-i şâyia.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sa’y» den İf.) (mü. sâiye). 1. Çalışan, Osm. sây eden. 2. Bir haber veya mektup götürmek için bir yere gönderilen şahıs, ulak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şâyiât). Şuyû bulmuş, yayılmış haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) yara kabuğu; koyun uyuzu; bitki yapraklarına musallat olan bir hastalık; k.dili greve katılmayan veya grevcilerin yerine çalışan işçi; (argo) habis herif; f. kabuk bağlamak (yara), kabuklanmak; k.dili grevcilerin yerine çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz akı iltihabı, sklerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. alçak, adi ve habis kimse, hain kimse, vulg. dürzü; s. alçak, adi. seoundrelly s. alçak, adi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). Seçilmiş, Ar. Müntehab, Fars. güztde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Seçmek işi. Ar. intihâb, Ihtiyâr. 2. Görüp farketme. i. Seçkin, Osm. intihap veya ihtiyar olunan veya olunmuş: Onun askeri hep seçme adamlardan ibaretti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gören kimse; gaipten haber veren kimse, peygamber, kahin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

miserable. wretched. poor. abject. destitute. beggarly. dead-end. down at heels. hangdog. poverty-stricken. ropy. shabby. sordid. squalid. starveling. down and out. miserable. poor. wretch. rep.

Türkçe - İngilizce Sözlük

miserable. wretched. extremely poor. pitifully worn-out or dilapidated. abject. reprobate. shabby. sordid. squalid.

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kolay, sade. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yumuşak. 2.Kolay. 3.Taze, körpe. Habeşistan’a hicret eden kadın sahabelerden.

Sağlık Bilgisi

Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir.

Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra :

- Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.

- Orta derecede 130 mg. 190 mg.

- Ağır derecede 160 mg. 215 mg.

İki çeşit şeker hastalığı vardır.

- Şekersiz Diabet :

Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.

- Şekerli Diabet :

Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir.

Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir.

İki çeşit şeker koması vardır.

- Diabetik Koma :

Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.

- Şeker Eksikliği Koması :

Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.

Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karadut, su.

Hazırlanışı : Beş çorba kaşığı karadut ezilip, suyu çıkarılır. Yemeklerden 10 dakika önce, 1 su bardağı suya 10 damla konup içilir.

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Sulh, barış, asayiş. 2. Tehlikelerden uzak olma, selâmet, sonu iyi ve hayırlı çıkma (bu mânâ ile selâmet daha çok kullanılır). 3. Allah’ın isimlerindendir: Ya Selâml 4. Aşinâlık. Esselâmü aleyküm = Selâm üstünüze olsun! Ve aleykümselam = Bu selâmın cevabı. Aleyhisselîm = Peygamberler ve bazen sahabelerin adı geçince söylenen dua tâbiridir: Hazret-i NÜh aleyhisselâm. Vesselam = işte o kadarl DArü’s-Selâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. 3. Tanzanya’nın başkenti. Medînetii’s-Selâm = Yine Bağdad şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayıran seçici; telsiz telgrafta birkaç haberi bir arada gönderme sistemine ait. selective service (A.B.D.) kura ile askerlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Niyaz kabul eden derviş. İran İsfahan’ından olup, Rasulullah’la birlikte İslami mücadelede üzerine düşeni fazlasıyla yapmış büyük mücahid ve sahabi. Selman-ı Farisi’ye nispetle bu ad kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Gemilerde işaretle haberleşmek için kullanılan Alet. 2. Kara nakil vasıtalarına yolun açık veya kapalı olduğunu gösteren ışık tertibatı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli. Ashabın kullandığı isimlerden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of plant communities that successively follow one another in the same habitat from the pioneer stage to a mesic climax. the series of communities that follow one another in a natural succession, as in the change from a bare field to a mature fo

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik, maddî varlık. Ashâb-ı servet, ehl-i servet = Zenginler. Ilm-i servet = Günümüzde «iktisad ekonomi» denilen ilim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kulağa gelen ve bir şey işitilmesini sağlayan titreşim, sadâ: Tabanca sesi, davul sesi. 2. İnsan veya hayvan ağzından çıkan sadâ, Ar. savt: Güzel sesi var. Ses çıkarmak = Söylemek, lâkırdı etmek. Ses çıkmak = Haber gelmek. Ses kopmak = Gürültü olmak. Ses kesilmek = gürültü kesilmek. Sasi kesmek = Sözü kesmek, susmak. Ses vermek = Çağırana cevap vermek: İşitiyor da ses vermiyor. Sesli sesli = Bağırarak: Sesle okumak.

Sağlık Bilgisi

Boğaz veya gırtlağın, dışarıdan gelen organizmalar tarafından istila edilmesi sonucu ortaya çıkar. Nedeni, soğuk algınlığı, bağırmak, çok konuşmak, boğazı tahriş edici duman veya benzeri gazlar veya boğaz iltihabıdır. Kısa sürede geçmeyen ses kısıklığında, doktora başvurmak gerekir. Kısa süreli ses kısıklığının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kereviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 kahve fincanı ufalanmış kereviz yaprağı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülüp, gargara yapılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esmerlik, kara renkli adam. - Sahabe isimlerindendir.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevme duygusu, muhabbet, aşk, şefkat.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevme hissi, aşk muhabbet.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Sevme, muhabbet. 2.Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe.

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinç duymak: Bu haberden çok sevindi.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevme, sevmek tarzı, muhabbet: Onu öyle bir sevişle seviyor ki!

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. peripatetic. planetary. habitually moving. itinerant peddler. itinerant. travelling. portable. movable.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (e. Şuûn) (Çokluğun çokluğu: Şuûnât). 1. İş. 2. Yeni iş, olay, haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kılıksız, pejmurde, eski püskü; kötü, haksız. shabbily (z.) kılıksızca, pejmurde bir halde; haksızca; cimrice. shabbiness (i.) kılıksızlık; haksızlık.

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahâb.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basit; bir seferde tek haber gönderilebilen telgraf sistemine ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

estrangement from god. an act that is regarded by theologians as a transgression of God's will. ratio of the opposite side to the hypotenuse of a right-angled triangle. god of the moon; counterpart of Sumerian Nanna. the 21st letter of the Hebrew alphabet

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Şinâhten fiilinden imas. olup birleşik sıfat teşkilinde bulunur) 1. Bilen, anlayan, tanıyan, haber ve bilgisi olan. Ahter-şinâs = Müneccim. Tirîh-şinâs ~ Tarihçi. Mûsikî-şinâs = Müzisyen. 2. Riâyet eden, uyan, bakan. Hâtır-şinâs = Hatır sayan, terbiyeli. Hukuk-şinâs = Hukuka riayet eden, hukukçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. günahkâr, günah kabilinden; ahlâk dışı; habis, şerir. sinfully z. günahkarca, günah işleyerek, haince. sinfulness i. günahkarlık, günah, hainlik.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Malezya ve Endonezya arasında adalar.

Coğrafi konumu: 1 22 Kuzey enlemi, 103 48 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 647.5 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: alçak.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Singapur Şeridi 0 m.

en yüksek noktası: Bukit Timah 166 m.

Doğal kaynakları: balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %5.

Diğer: %87 (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,300,419 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.5 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 26.45 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.62 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.17 yıl.

Erkeklerde: 77.22 yıl.

Kadınlarda: 83.35 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.22 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.19 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 4,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 210 (1999 verileri).

Ulus: Singapurlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Çinli %76.7, Malay %14, Hintli %7.9, diğer %1.4.

Din: Budist, Müslüman, Hıristiyan, Hindu, Sikh, Taoist, Konfüçyanist.

Diller: Çince (resmi), Malay (resmi), Tamil (resmi), İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.5.

erkekler: %97.

kadınlar: %89.8 (1999).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Singapur Cumhuriyeti.

kısa şekli : Singapur.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Singapur.

İdari bölümler: yok.

Bağımsızlık günü: 9 Ağustos 1965 (Malezya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Ağustos (1965).

Anayasa: 3 Haziran 1959.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), PCA (Daimi Hakemlik

Türkçe - İngilizce Sözlük

arse. bugger. nerve. sinew. string. fibre. anger. irritation. emotional balance. equanimity. crabby. irritating. irksome. annoying. fiber. rib. vein. nervous. habit.

Türkçe Sözlük

(i.). Gizli, saklı, gizliden sokan yılan gibi habersiz zarara sokan: Pek sinsi adamdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boşluk, kovuk; anat. sinüs: anat. beyinde kara kan kanalı; tıb. içinde cerahat toplanan boşluk sinusitis i., tıb. sinus iltihabı, sinüzit.

Sağlık Bilgisi

Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler ugulanır.

Türkçe Sözlük

(i.). Gelip geçenlerin habersiz olerak resmini çeken, çektikleri fotoğrafı sonradan karta basıp satan fotoğrafçı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the swamps, lagoons, and ditches of the Southern United States.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). İdrar torbası iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kalça sinirlerinin iltihabı.

Sağlık Bilgisi

Üst bacağın arka kısmı, arka bacağın dış tarafı ve siyatik siniri boyunca yayılan ağrıya siyatik denir. Ağrı, bazen birdenbire gelir. Bazen de yavaş yavaş ilerler. Otururken, kalkarken, uzanırken hareketler zorlukla yapılır. Belkemiğinin aşağı bölgesi, hassastır. Ağrılar yürürken, öksürürken ve gerinirken daha da artar. Halk arasında sinir romatizması da denir. Nedeni, omurlar arasında kıkırdak disklerin yerinden oynaması, yani disk kayması, omurganın alt bölümünün iltihaplanmış veya zedelenmiş olması, dizkapağı iltihabı veya sinir iltihabıdır. Tedavinin ilk şartı yatak istirahatidir. Ayrıca yatak altına kalın bir tahta koymalı, iki yastıktan fazla da yastık kullanmamalıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Andızotu.

Hazırlanışı : İki adet andızotu kökü dövülüp, ağrılı yerlere sürülür. 3 saat sonra ılık suyla yıkanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Slavic language spoken in Slovakia a native or inhabitant of Slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Slovakia. the Slavic language spoken in Slovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A man or boy habitually negligent of neathess and order; the correlative term to slattern, or slut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pusuya yatarak düşman askerini tüfekle vurmak; karşılıklı kaba söz söylemek; A.B.D., (argo) sigara izmariti aramak; i. tüfekle vurma; hakaret etme. snipe hunt kendisinin yalnız bırakıldığından habersiz olarak avını bekleyen kişiye oynanan oyun.

Şifalı Bitki

(basaliye): Zambakgiller familyasından; yumrumsu ve yeşil yaprakları kullanılan keskin kokulu, acı bir otsu bitkidir. Bileşiminde uçucu ve sabit yağ, şekerler, fermentler ve amino asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, mafsal iltihabı, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zayıflamayı sağlar. Böbrek ağrısını dindirir. Zihin yorgunluğunu dindirir. Baygınlığı geçirir. Prostat bezinin hastalanmasını önler. İktidarsızlıkta faydalıdır. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İhtiyarlamayı geciktirir. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Koroner damarları genişletir. Cerahatlerin boşalmasına yardımcı olur. Dolama ve arpacıkta da faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aloof. antipathetic. asexual. bleak. chill. chilly. clinical. cold. dank. distant. dour. feeble. frosty. inclement. lukewarm. nip. nippy. nonchalant. piercing. soulless. standoffish. stiff. unapproachable. wintry.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Soğuk olan şeyin hâli, Ar. burûdet, Fars. serdî: Buzun soğukluğu uzaktan tesir eder. 2. (mec.) Soğuk, sevgiden mahrum muamele: Beni bir soğuklukla kabul etti; aramızda bir soğukluk belirdi. 3. Yemeğin sonunda hoşaf, mahallebi ve bilhassa meyve gibi serinlik vermeye mahsus yiyecek. 4. Hamamın pek sıcak olmayan dış kısmı: Soğuklukta yıkandım. Beisoğukluğu = İdrar yolunun iltihâbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Hamitic people of East Central Africa. the Cushitic language spoken by the Somali people a member of a tall dark people inhabiting Somalia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a tall dark people inhabiting Somalia. the Cushitic language spoken by the Somali people. of or relating to the African republic of Somalia or its people or their language and culture; 'Somali coffee is excellent'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of some specified place; as, sons of Albion; sons of New England.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zamanca gerilik. Konuşulan zamanın ardından gelen zamanı gösterir, Ar. muahharan: Sonra gel; ben sizden sonra gittim. 2. Yoksa, aksi halde: İyi çalışsın, sonra sınıfta kalır. Sonraya = Gelecek zamana: Bu işi sonraya bırakalım; onun ziyaretini en sonraya bıraktık. Sonradan = Ben sonradan haber aldım. Bundan sonra = Bundan böyle, ileride. Sonrası = Alt tarafı, ilerisi: Sonrası nasıl oldu bilmem. Sonraları = En son zamanlarda: Çok terbiyeli çÖCllktU, SOHrOİtrı terbiyesi bozuldu. En sonra = En nihayet, Akıbet. sonraki (i.). Sonradan gelen veya sonra olan: O sonraki iştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-said, -saying) gaipten haber vermek, geleceği söylemek. soothsaying i. kehanet, falcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâhin, gaipten haber veren kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söz, lâkırdı etmek. 2. Demek: Ne söylediniz? 3. Anlatmek, haber vermek, ifade ve beyan etmek: Hâlini söyledi; gezdiği yerlere dair çok şeyler söylüyordu; bunu size kim söyledi? 4. İhtar ve tenbih etmek, uyarmak: Çocuklara söyleyin derslerini hazırlasınlar; Ben ona söylerim siz merak etmeyin. 5. Haber vermek, gammazlık etmek: Çocuklara tenbih etmeli bu meseleyi kimseye söylemesinler. Açık söylemek = Kapalı ifadeyle değil, doğrudan doğruya söylemek. Allah için söylemek = Tanrı aşkına doğrusunu söylemek. İyi söylemek = Övmek: Hakkınızda çok iyi söylüyordu. Büyük söylemek = Övünmek. Türkü, şarkı söylemek = Tegannî ve terennüm etmek, okumak. Çok söylemek = Gevezelik etmek, sözü uzatmak. Doğru söylemek = Sözünde isabet etmek. Yabana söylemek = Saçma, yersiz ve haksız konuşmak, yalancı çıkmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Doğruluğu belli olmayan haber, rivâyet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kelime: «Bülbül» Fersça’dan alınma bir sözdür. 2. Kelimelerden mürekkep, İsteklerin ifedesine yarayan lâkırdı, Ar. kelâm, kavi: Atalarımızdan kalma bir sözdür. 3. Haber, havâdis, şâyia: Bir söz işittim; bir söz dolaşıyor. 4. Vaad, taahhüt: Kendisi söz verdi; o sözünde durmaz adam değildir. 5. Uyuşma, Ar. mukavele, muvafakat, karar: Aramızda söz ettik; önler söz bağlamışlar; söz alıp vermişler. 6. Bahis: Onun sözü geçti; ondan söz açıldı. 7. Dedikodu, Fars. güft-ü gû, Ar. kıyl-u kaal: Söz olmasın diye çekmiyorum. 8. Hüküm, nüfuz. Atalarsözü = Ar. Darb-ı mesel. Söz atmak = Sözle sataşmak, Osm. harfendâzlık etmek. Acı söz = Hoşe gitmeyecek söz. Söz açılmak = Bahsi geçmek. Söz anlamak = Anlayış göstermek. Söz anlatmak = İnandırmak. Söz almak = VAdettlrmek. Söz ayağa düşmek = Küçük büyüğü dinlememek, her kafadan bir ses çıkmak. Sözebesi = Durmadan konuşan, laf yetiştiren. Söz eri = Baş, reis. Sözünün eri = Sözünde durur, vâdine sadık. Söz ehil = Güzel söz söylemeye muktedir, Osm. mîr-i kelâm. Söz etmek = Bir şeyden bahsetmek. Söz başı = Bahis başı. Söz bir Allah bir = Söylediğim söyledik, kararımdan dönmem. Söz bir etmek = Söz birliği etmek, ittifak etmek. Söz bitmek = Karar verilmek, muvafakat hâsıl olmak. Söz birliği = İttifak. Büyük söz = Kibirle söylenilen söz. Söz aramızda, beynimizde = Gizli kalsın, kimse işitmesin. Söz çıkarmak = Haber yaymak. Düşman sözü — İftira. Söz düşmek = Bahsi geçmek. Sözde = Sanki, güya. Sözden dönmek = Vaadden caymak. Söz dinlemek = Kanmak, itaat etmek. Söz tutmak = Dediğini yapmak. Söz kaldırmak = Sert söze tahammül etmek. Söz kesmek = Karar vermek. Sözü kesmek — Sözü tamamlamadan bırakıp sükût etmek. Söz geçirmek — Sözünü dinletmek. Söz gelişi = Meselâ, farazâ. Söz götürmek = Kesin olmamak. Söz götürmez = Diyecek yok. Söz girmek, karışmak — Bir bahse başka lâkırdı karışmak. Sözüm ona, sözüm yabana = Biri hakkında ağır veya edebe aykırı bir şey ileri sürülünce söylenen nezaket cümlesi. Sözüm sözdür, sözüm söz olsun = VA’dimden dönmem. Söz vermek = Vaad ve taahhüt etmek. Sözü yabana atmak = İtibar etmemek. Yabana atılacak söz değildir = Doğrudur. Söz yok = Diyecek yok, uygun, doğru. Saz ve söz = Eğlenceli meclis. Söz alıp vermek = Bir işi kararlaştırmak.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Konuşmacı. 2. Radyoda programları takdim eden, haber bültenlerini okuyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dalak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. kare, dört köşeli, dik açılı; omuzları enli; doğru, âdil, insaflı; namuslu; tam, kesirsiz; tam, açık; (argo) modadan habersiz, gençlik fikirlerine karşı koyan, eski kafalı; z., k.dili. doğru, dosdoğru; tam yerinde, isabetli. square dance dör

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kare, dördül: gönye, T cetveli, iletki; şehir içindeki meydan veya küçük park; etrafı dört sokakla sınırlanmış arsa, ada; iki sokak arasında mesafe; (dama tahtasında) hane; mat. bir sayının ikinci kuvveti, kare; (argo) yeniliklerden habersiz ve b

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ağız iltihabı. stomato (önek) ağız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The shutoff valves under sinks and toilets Back to alphabetical list.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ashâb). 1. Sabah, sabah vakti: Namâz-ı subh = Sabah namazı; subh-ü mesâ = Sabah-akşam. 2. Fecir, şafak; subh-i sâdık = Şafak sökme; »ubh-i kâıib = Şafaktan önceki elaca karanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent. not guilty. blameless. clean handed. guiltless. in the clear. unimpeachable. unsuspecting. white handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. mean. base. shabby. ragged kılıksız. hırpani.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemptible. low-down. inferior. wretched. dressed in dirty. shabby clothes. menial. out at elbows. reptile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. shabbiness.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ashab-ı kiramın meşhurlarından bazılarının ismi. Süfyan-ı Sevri: Kelamcı, muhaddis, alim.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İslam’ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir’in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. lasting. constant. steady. enduring. permanent. standing. abiding. assiduous. chronic. consistent. continual. continuum. durable. habitual. hourly. imprescriptible. incessant. invariable. perennial. perpetual. persistent. running. secular.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Duyulma, herkesin malûmu olma, yayılma, dağılma, intişar: Bu haber şüyû buldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. temper. temperament. character. disposition. habit. natural quality. caharacter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. nature. the natural world. natural character.

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural. unaffected. customary. habitual. pure.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Peygamberimiz’in ashâbından biriyle görüşebilen kimse: Tâbiîn-i klrâmdandır. Teba-I tâbiîn = TAbiİnden biriyle görüşebilen.

Yabancı Kelime

İng. tabloid

küçük gazete

Siyasi ve sosyal meseleleri tek bir haberle veren bir tür gazete.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss»den). 1. Haber duyup inanma. 2. Kalbden duyma. 3. Hislenme, duyguyla intibâ alma (bu iki mânâ dilimize mahsustur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. false. attachable. postiche. assumed. by-. bye-. pseudo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixing. attaching. fastening. affixing. putting on. pinning to. hanging on. artificial. glass. false. attachment. connection. loose. hanging. attachable. attached. wearing. mounting. artificier. assembl.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. aslı: dâne). 1. Habbe: Buğday tanesi. 2. Tohum, ekilen habbe: Tane ekmek, serpmek. 3. Ateşli silâhlara doldurulan mermi, kurşun, gülle. 4. Adet, miktar, sayı: Bir tane ceviz, beş tane karpuz (canlılar için kullanılması yanlış ve yersizdir). Tane tane = Taneleri ayrı ayrı olan: Tane tane bir pilâv pişirir; sözlerini tane tane söyler. Taneye gelmak = Ekin başak bağlamak, tohuma gelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Tartary in Asia; a member of any one of numerous tribes, chiefly Moslem, of Turkish origin, inhabiting the Russian Europe; written also, more correctly but less usually, Tatar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan masdar). 1. Râzı ve hoşnud etme. 2. Bir tecavüzde bulunan kimsenin, pişmanlığını söyleyip affını dilemesi: Tarziye talebinde ısrar ediyor. 3. Sahâbe ve din büyükleri için «Radiyallâhüanh» duâsını okuma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sun’» dan masdar) (c tasnîAt). 1. Uydurma, yapma, yakıştırma. 2. Yalandan uydurma, icat, sahte olarak yapma: Bu haberi kendisi tasnî etmiştir. 3. (cerrâh!) Eksik olan bir organın tahta, kauçuk vesaireden sahtesini uydurup takma.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Andaman Denizi ve Tayland Körfezi kıyısında, Burma’nın güneydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 514,000 km².

Sınırları: toplam: 4,863 km.

sınır komşuları: Burma 1,800 km, Kamboçya 803 km, Laos 1,754 km, Malezya 506 km.

Sahil şeridi: 3,219 km.

İklimi: Tropikal.

Arazi yapısı: Orta kısımlarda ovalar, doğuda Khorat Platosu, ülke genelinde dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tayland Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Doi Inthanon 2,576 m.

Doğal kaynakları: Kalay, kauçuk, doğal gaz, tungsten, tantal, kereste, kurşun, balık, alçıtaşı, linyit, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %34.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %2.

Ormanlık arazi: %26.

Diğer: %32 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 44,000 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yer çökmeleri, kuraklıklar, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 61,797,751 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.86 yıl.

Erkeklerde: 65.64 yıl.

Kadınlarda: 72.24 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.87 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %2.15 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 755,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 66,000 (1999 verileri).

Ulus: Taylandlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Tay %75, Çinli %14, diğer %11.

Din: Budizm %95, Müslüman %3.8, Hıristiyanlık %0.5, Hinduizm %0.1, diğer %0.6 (1991).

Diller: Tay, İngilizce, etnik ve bölgesel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.8.

erkekler: %96.

kadınlar: %91.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tayland Krallığı.

kısa şekli : Tayland.

Eski adı: Siam.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bangkok.

İdari bölümler: 76 bölge; Amnat Charoen, Ang Thong, Buriram, Chachoengsao, Chai Nat, Chaiyaphum, Chanthaburi, Chiang Mai, Chiang Rai, Chon Buri, Chumphon, Kalasin, Kamphaeng Phet, Kanchanaburi, Khon Kaen, Krabi, Krung Thep Mahanakhon (Bangkok), Lampang, Lamphun, Loei, Lop Buri, Mae Hong Son, Maha Sarakham, Mukdahan, Nakhon Nayok, Nakhon Pathom, Nakhon Phanom, Nakhon Ratchasima, Nakhon Sawan, Nakhon Si Thammarat, Nan, Narathiwat, Nong Bua Lamphu, Nong Khai, Nonthaburi, Pathum Thani, Pattani, Phangnga, Phatthalung, Phayao, Phetchabun, Phetchaburi, Phichit, Phitsanulok, Phra Nakhon Si Ayutthaya, Phrae, Phuket, Prachin Buri, Prachuap Khiri Khan, Ranong, Ratchaburi, Rayong, Roi Et, Sa Kaeo, Sakon Nakhon, Samut Prakan, Samut Sakhon, Samut Songkhram, Sara Buri, Satun, Sing Buri, Sisaket, Songkhla, Sukhothai, Suphan Buri, Surat Thani, Surin, Tak, Trang, Trat, Ubon Ratchathani, Udon Thani, Uthai Thani, Uttaradit, Yala, Yaso

Türkçe Sözlük

(TAZE) (i. F.). 1. Yeni kesilmiş, bayatlanmamış, buruşmamış, taravetli: Taze şeftali, taze salata. 2. Kuru olmayan, yeşil: Taze bamya, teze üzüm. 3. Yeni duyulan, henüz ortaya çıkan: Taze haber. 4. Genç, körpe: Taze kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öğrenmeye hevesli, öğrenme kabiliyeti olan; uysal. teachabil'ity, teachableness i. öğrenme kabiliyeti.

Türkçe Sözlük

(TEBLİĞ) (i. A. «bülûğ» dan masdar) (c. tebligaat). 1. Yetiştirme, eriştirme, götürme, nakil: Bu haberi, selâmımı tebliğ et. 2. (hukuk) Resmî bir kâğıt, bilhassa mahkemeye ait bir yazıyı ilgiliye imza karşılığı verme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teyid edilme, kuvvetlenme, sağlamlaşma: Alınan haber teeyyüd etmedi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. te’hîrât). Geriye, sonraya bırakma, geciktirme: imtihanı bir hafta daha tehir ettiler; bir haber alıncaya kadar gelişinizi tehir edin. Bilâtehir = Sonraya bırakmaksızın, acele olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large Turkoman tribe currently inhabiting the northeastern part of Iran and the area around Herat in Afghanistan 19th century rugs are very sought after by collectors today and the rugs' designs are usually of brownish red fields decorated with rows of

Türkçe Sözlük

(i. -A. «künye» den). Bir kimseye Arap usûlü üzere künye koyma, ebû falan yahut ibni falan künyesini verme: Sehâbe-i kiramın çoğunu doğrudan doğruya Hz. Muhammed tekniye buyurmuştur.

Türkçe Sözlük

(i. «telgraf» tan kısaltılmış) (halk arasında telgraf kelimesindeki «tel» sözünü ve bu muhabere cihazının telden ibaret olduğunu görerek, bu ismi «tel» sözünden yapılma zannıyla, yanlış olarak bu suretle kullanılmıştır). 1. Telgraf: Tel vurmak, tel çekmek. 2. Telgraf-nâme: Falandan bir tel geldi; bir tel aldım.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «likaa.dan) (c. telakkiyyât). 1. Alma, kabûl etme: Bazı emirleri telakki etmeye gitti. 2. Bir suretle kabûl etme: Verdiğiniz haberi nasıl telakki etti?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telgraf, telgrafla gönderilen haber .

Türkçe Sözlük

(i. A. «leheb.den). Al lenme, tutuşma, parlama, Ar. iltihâb.

Yabancı Kelime

Fr. télécommunication

uz iletişim

Haber, yazı, resim, sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik vb. elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı veya alınması.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Elektrik akımından faydalanılarak iki merkez arasında mors işaretleriyle haberleşme işi. 2. Telgrafla gönderilen haber ve bunun yazıldığı kâğıt, telgraf-nâme: Bir telgraf çekti, telgraf geldi («telgraf» taki «tel» sözü Yunanca uzak demek olup, Türkçe «tel» ile münasebeti olmadığından, telgraf ve tefgrafnâme yerine «tel» kullanılmamalıdır). Telgrafçiçeği = Tel ile asılı bir saksıda bitip dalları aşağı sarkan sarmaşık kabilinden bir bitki.

Türkçe Sözlük

(i.). Telgrafla gelen haberin yazılı olduğu kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (told) söylemek, nakletmek, hikâye etmek, anlatmak; ifade etmek, beyan etmek, tebliğ etmek, bildirmek; saymak, birer birer saymak; emretmek; keşfetmek, ifşa etmek, yaymak; temin etmek; itiraf etmek; tesiri olmak, tesir etmek; haber vermek, haber

Türkçe - İngilizce Sözlük

lonely. unfrequented. isolated or solitary place. desolate. lone. uninhabited. unmanned.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) veter iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Bir haberi veya bir tesirin uyandırdığı karşı hâdise, Osm. aksülamel. 2. Geri tepen kuvvet.

Genel Bilgi

Tek sebebi var, vakum yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.

Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Termosun içine kahve konulursa ısısı dışarı kaçamayacağı için kahve sıcak kalır, soğuk su koyarsanız dışarıdan içeriye ısı giremeyeceği için su ısınmaz, soğukluğunu muhafaza eder.

Vakumlu yani havasız ortamın izolasyon özelliği, 1643 yılından, Toricelli’nin bugünkü termometrelerin atası olan civalı barometreyi icadından beri biliniyordu. Ne var ki yaratılan vakumu muhafaza edebilecek, aynı zamanda da ısıyı iletmeyecek lastik türü malzemelerden o zamanlar kimsenin haberi yoktu.

Termos başlangıçta kahve veya soğuk suyun sıcaklığını muhafaza etmek için değil, bir laboratuar aleti olarak sıvı ve gazları muhafaza etmek amacı ile tasarlandı. İngiliz fizikçi Sir James Dewar, 1890’lı yıllardaki bu buluşunun patentini hiç bir zaman almadı ve bilimsel kuruluşlara bağışladı.

Dewar’ın Alman asistanı Reinhold Burger bu cihazdaki ticari geleceği iyi gördü ve 1903’de Almanya’da patentini aldı. Hatta ismi için ödüllü bir yarışma dahi açtı. Kazanan isim Yunanca ‘ısı’ anlamına gelen ‘Thermos’ oldu. Bu isim 1970 yılına kadar ticari bir marka olarak kaldı. Sonraları bu tip cihazların genel ismi olarak herkes tarafından kullanılması kabul edildi.

Termosun daha çok tanınmasını ve evlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlayanlar kuzey ve güney kutbuna giden kaşifler, Everest’in tepesine çıkan dağcılar ve zeplin yolcuları oldu. Dünyanın bir ucuna giderken bile kahveyi sıcak tutabilen termosa karşı insanların güven duyguları arttı. Termos piknik çantasında unutulmaması gerekenlerin içinde en baştaki yerini aldı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan) (c. tevârüdât). 1. Birbiri arkasından gelme, her taraftan gelip birikme. 2. (edebiyat). İki şairin tesadüfen ve birbirlerinden haberleri olmaksızın aynı meâlde ve aynı sözlerle bir beyit veya mısrâ söylemeleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vitr»den) (c. tevâtürât). Bir haberin ağızdan ağza yayılması.

Türkçe Sözlük

(I. A. «vech»den) (c. teveccühât). 1. Yüz çevirme, doğrulma, bir yere doğru hareket etme. 2. Gelme, yanaşma, Osm. takarrüb etme, nasip ve müyesser olma: Talih kendisine teveccüh etti. 3. Meyil, muhabbet, sevgi: Bana teveccühü yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. haber, havadis.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tilâmîz, tilâmize). 1. Talebe. 2. Çırak, kalfa. 3. Tâbî, ashâb: Hazret-i Isâ’nın tilâmizi.

Sağlık Bilgisi

Tırnak kenarlarında veya altında cerahat birikmesine, tırnak iltihabı denir. Nedeni, ufak kesikler veya sıyrıklar sonucu bakterilerin yerleşmesidir. İltihaplanan tırnağın kenarında kızarıklık görülür. Ağrı da vardır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Maydanozlar, tırnağın üzerine konup, temiz bir bezle sarılır. Aynı işleme iltihap boşalıncaya kadar devam edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. bademcik. tonsillar s. bademciğe ait, bademcikle ilgili. tonsillec'tomy, tonsillot'omy i., tıb. bademcik ameliyatı. tonsillitis i.,tıb. bademcik iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. soluk borusu iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fitting or portion of a fixture that, when properly vented, holds water to prevent entry of sewer gases Back to alphabetical list.

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. weird. strange. bizarre. odd. curious. peculiar. funny. unusual. whimsical. antic. comical. cranky. droll. erratic. flaky. funny peculiar. laughable. offbeat. peregrine. quizzical. rum. rummy. screwball. screwy. singular. splay. twee. unaccust.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. queer. ridiculous. strange. curious. odd. annoing. oddly enough. bizarre. comical. cranky. crochety. eccentric / adj , n / (. exotic. far out. laughable. novel. odd enough. odd- looking. outlandish. outre. peculiar. quaint. rich. uncouth. unnatural

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundries. notions. draper. haberdasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

variety shop / store. confectionary shop. store dresser. haberdasher. milliner. news monger. general dealer.

Genel Bilgi

Her canlının gözü ve görme sistemi, onun yaşadığı hayata uygun olarak gelişmiştir. Gece veya gündüz mü yaşadıkları, av ile mi beslendikleri, kara, hava veya deniz canlısı mı oldukları insanı hayrete düşürecek bir şekilde gözlerinden anlaşılır.

İnsan dış dünyayı üç boyutlu görebilen yani sağ ve sol gözü cisimleri eş zamanlı algılayabildiği için derinlik hissi olan nadir canlılardandır. İnsanda sağ ve sol gözün görme oranları çok ufak bir farkla hemen hemen çakışır ve bu ufak fark da üç boyutlu görmeyi sağlar. Hayvanlar sol gözle sol, sağ gözle sağ yanlarını görürler. Bu nedenle dış dünyayı bir resim tablosu gibi algılarlar yani derinlik boyutu yoktur.

Tavşan başını çevirmeden aynı zamanda hem arkasını hem önünü görebildiğinden arkadan habersizce yaklaşıp onu yakalamak mümkün değildir. Ancak bir tavşan başını çevirmeden burnunun ucunda olup biteni göremez. At da başını hafif çevirirse arkasındaki her şeyi görebilir.

Böylece ot yiyen hayvanların arkalarından yaklaşan et yiyici hayvanları fark edip kaçabilmeleri kabiliyeti sağlanmıştır. Yırtıcı et yiyicilerin ise gözleri önde olup görme alanları daha dardır ama gelişmiştir, düşmanın uzaklığını çok iyi ölçebilirler.

Su aygırlarının gözleri kulaklarına yakındır ve bu şekilde ağır vücutları suyun içindeyken bile etrafı gözetleyebilirler. Arının 12,000 gözü vardır, gözü meydana getiren bu binlerce merceğin her biri başlı başına bir gözdür. Bukelamunun gözleri birbirlerinden bağımsız çalışırlar. Bir göz avı izlerken diğer göz çevreyi tarayabilir. Eşeklerin gözlerinin konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.

Kurbağanın gözünün kapasitesi ise ancak önünden geçen bir sineği görüp yakalayabilmesini sağlayabilecek kadardır. Köstebeğin toplu iğne başı büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki yaşamı için yeterlidir. Bazı hayvanlar renkleri gayet iyi görebilirken bir bölümü renge duyarlı değildir.

İnsan gözü ise bunların içinde en az bir amaç için kullanılanı ama en fazla şartlara uyum sağlayanıdır. Gözlerimiz insan oluşumuzdaki en büyük etkenlerden biridir. Bir çok memelinin en önemli duyusu koku, böceklerin ise tat iken insanlarda görme en üstün duygudur. Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar karanlıkları, balık kadar su altını mükemmel görebilme yeteneğimiz olmasa da, yine de sadece sınırlı bir ortamı değil her şeyi iyi görürüz ve daha önemlisi iyi algılarız.

Yeryüzündeki tüm canlı türlerinin etraflarındaki nesneleri farklı biçimde gördüklerini biliyor muydunuz? Yani ne kadar canlı türü varsa, o kadar da farklı göz ve bakış açısı vardır.

Hayvanların gözleri ne kadar farklılık gösterirse göstersin aslında optik sistem aynıdır. Hepsi neticede birer fotoğraf makinesi gibi çalışır. Ancak görme sadece mekanik bir işlem değildir. Beynimiz gözden gelen sinyalleri algılamanın yanında ona duygularımızı da katar, yorumlar. Yani duygularımız ve çevre kavramları da gördüklerimizi etkiler. Kimine göre güzel olan bir şey bir başkasına çirkin görünebilir.

Tüm bunlardan insan gözünün kapasitesinin bir sınırı olduğu ancak kendi yaşam savaşını sürdürebilecek yeterlilikte olduğu sonucu çıkar. O halde yaşamda gözlerimizle göremediğimiz çok şey var. “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” lafı da pek gerçekçi değildir. İnsan dünyanın pek çok özelliğini görememekte hatta hayal bile edememektedir. Siz, radyo dalgalarını, röntgen ışınlarını, uzaktan kumandanızın televizyonunuza gönderdiği sinyali görebiliyor musunuz?

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cold tree-less habitat with permanently-frozen subsoil which supports only low shrubs, grasses, mosses and lichens.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut. 2. Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular. 3. El dokundurmak: Şu masayı tutma. 4. Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor? 5. Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor. 6. Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak. 7. Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor. 8. Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu. 9. Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak. 10. Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu. 11. itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor. 12. Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu. 13. Başlamak: İşi yoluyla tutmak. 14. Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak. 15. Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak: 1. İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor. 2. Ağrımaya başlamak: Başım tuttu. 3. Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı. 4. işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz. 5. Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak = 1. İşe yaramak. 2. Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak = 1. Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak, temas etmek: El ele tutuştular. 2. Kavga etmek, mücadele etmek: Onlar sonunda tutuşacaklardır. 3. Alevlenmek, parlamak: Ateş tutuştu, ocak tutuşmuş. 3. Başlamak, girişmek, teşebbüs etmek: Kavgaya, yazıya tutuştu. 4. Birlikte tutmak, bir yere getirmek, temas ettirmek: El tutuşmak. 5. Bağlamak, anlaşmak: Lades tutuşmak, bahis tutuşmak. Etekler tutuşmak = mec. Çok telâş etmek, çaresiz kalıp ne yapacağını şaşırmak. Haberi alınca etekleri tutuştu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. timpan zarı iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çeşit, cins, kategori; tip; remiz, kinaye, ima; numune, örnek; en âlâ cinsten numune, ideal örnek; matb. basma harf veya harfler, hurufat; f. kopyasını veya nümunesini çıkarmak; daktiloda yazı yazmak; önceden göstermek veya haber vermek; belir

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. körbağırsak iltihabı. typhlitic s. bu iltihapla ilgili.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sahabedendir. Übey b. Ka’b.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Küçük köle, kölecik. Ashabın kullandığı isimlerdendir. Ubeyde b. el-Cerrah.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Uçmaya zorlamak veya imkân vermek. 2. mec. Çok övmek. 3. Sür’atle göndermek, çabuk yetiştirmek: Haber uçurmak. 4. Çalmak, çarpmak: Kitaplarımızı birer birer uçuruyorlar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ashabın meşhurlarından: Ukbe b. Nafı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

messenger. courier haberci. messenger - özel ulak. special deliver.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ulaştırmak işi. 2. Haberlerin, malların ulaşmasını temin eden, işlerin ve vasıtaların bütünü, münakalât.

Türkçe Sözlük

(ÜMM) (i. A.) (c. ümmât, ümmehât). Ana, Fars. mâder. Ummü’l-Mü’minîn = Peygamber’in zevcesi, bilhassa Hz. Hadice ve Hz. Ayşe. Ummü’l-habâis = mec. Şarap, içki. Umm-i dünyâ = Kahire. Ümm-i Kur’an = Fatiha sûresi. Ümmü’lveled = Çocuk anası olan odalık, câriye.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Arap denizi, Umman Körfezi, Basra Körfezi kıyısında, Yemen ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 21 00 Kuzey enlemi, 57 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 212,460 km².

Sınırları: toplam: 1,374 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 676 km, Birleşik Arap Emirlikleri 410 km, Yemen 288 km.

Sahil şeridi: 2,092 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, kıyıda sıcak ve nemli, iç kısımlarda sıcak ve kuru iklim görülür.

Arazi yapısı: Orta çöl ovası, kuzey ve güneyde engebeli dağlık bölge.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Arap Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Shams 2,980 m.

Doğal kaynakları: Petrol, Bakır, asbest, mermer, kireçtaşı, krom, alçıtaşı, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %20 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 580 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,622,198 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.43 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.48 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 22.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.04 yıl.

Erkeklerde: 69.9 yıl.

Kadınlarda: 74.29 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.04 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

Ulus: Ummanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap, Baluchi, Güney Asyalılar, Afrikalılar.

Din: Müslümanlık, Hinduizm.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce, Baluchi, Urdu, diğer diller.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Umman Sultanlığı.

kısa şekli : Umman.

Yerel tam adı: Saltanat Uman.

yerel kısa şekli: Uman.

Eski adı: Muskat ve Umman.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Muskat.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 vilayet Ad Dakhiliyah, Al Batinah, Al Wusta, Ash Sharqiyah, Az Zahirah, Masqat, Musandam, Zufar.

Bağımsızlık günü: 1650.

Milli bayram: Sultan Qaboos’un doğum günü, 18 Kasım (1940).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OIC (İslam Konferansı Ör

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. farkında olmayan, habersiz; önemsemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (to ile) fark edilmeden; habersizce. do something unbeknown to someone bir işi başka birinin haberi olmadan yapmak. Unbeknownst to us, they had already bought the house. Bizim haberimiz olmadan evi almışlar bile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. İskoç. ve İng. leh. dikkate değer, fevkalade; tuhaf, garip; yabancı, meçhul; z. fevkalade olarak; son derecede; i. tuhaf şey; yabancı; çoğ. havadis, haberler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-stood) anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; şart kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayışlı olmak; hemfikir olmak, hisleri paylaşmak. It is understood that... Koşulan şartlara göre... give one to unde

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mahkemece itham edilemez; kusursuz, suçsuz, aleyhinde diyecek olmayan. unimpeachably z. şüphe götürmez derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. habersiz. unknowingly z. bilmeyerek, farkında olmadan .

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. United Nations Relief and Rehabilitation Administration.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde görülen şişliklere halk arasında ur, tıp dilinde ise tümör denir. İyi huylu, kötü huylu ve iltihabi olmak üzere üç çeşidi vardır. İyi huylu urların tedavisinde, aşağıdaki reçeteler uyulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Semiz otu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç semiz otu konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Semiz otları urun üzerine sarılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Kulp, sağlam. Urvetü’l-Vuska, sağlam kulp. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Sahabe adlarındandır: Urve b. ez-Zübeyr.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Meşhur sahabelerden bazılarının ismi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tatbik etmek, uygun getirmek: Ceketi vücuda uydurmalı. 2. Düzeltmek, tesviye etmek, yoluna koymak: İşleri uydurup sonra rahat etmeli. 3. Düzmek: Kendiliğinden birtakım haberler uydurmuş. 4. İyi tesir bırakmıyacak şekilde elde etmek: Bu kitabı nereden uydurdunuz? Ayak uydurmak = Peşinden gitmek, birine ve bir şeye uymak. Anahtar uydurmak = Asıl anahtardan başka bir anahtarla kilidi açmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tatbik edilmek: Bu mesele kanunun bu maddesine uydurulamaz. 2. Tesviye edilmek, düzeltilmek: Bahçenin her tarafı uydurulup sonra istenen şeyler dikilmelidir. 3. İcat edilmek’, düzülmek: Bu haber uydurulmuş bir şeye benziyor.

Türkçe Sözlük

(I. «uyumak» tan). 1. İnsan ve birçok hayvanlara her gün ve bilhassa geceleri gelen tabiî uyuşukluk hâli, Ar. nevm, Fars. hâb: Uyku uyumak. 2. mec. Gaflet, basiretsizlik, ileriyi görememe. 3. Cehalet, bilmezlik: Çinliler uykudaydılar. Uyku açılmak = Uyku sersemliği gitmek. Uyku basmak = Uyku hâli gelmek, istemeksizin uyumak. Uyku dağılmak, kaçmak = Uyku arzusu dağılıp artık uyuyamamak. Uyku kestirmek = Biraz uyuyarak uykuyu defetmek. Uykuya dalmak = Derin uyumak. mec. Gaflet uykusuna dalmak; uykuya varmak = Uyumak. Uykudan kalkmak = Uyanmak.

Şifalı Bitki

(ineb): Üzüm asmasının glikozca zengin olan meyvesidir. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni gücü artırır. Kan yapar. Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide ülseri, gastrit, karaciğer hastalıkları, dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Şişmanlıkta faydalıdır. Hamilelerin mide bulantısını önler. Cilt güzelliğini sağlar. Nekahat devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dölyolu iltihabı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bağışlayan, ihsan eden. - Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır. “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: Abdülvahab.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakf, vukuf» dan) (mü. vâkıfa). I. Duran, ayakta duran. 2. Arafat’ta vakfede duran. 3. Bir işte bilgisi, vukufu, malûmatı olan, Fars. Agâh, haberdar, Ar. muttali: Ben bu işe vâkıf değildim. 4. Gözü açık, haberli, malûmatlı: Vâkıf adamdır. 5. Bir mal ve mülkü vakfeden, vakıf sahibi: Bu hayratın vâkıfı kimdir?

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2.Duran, ayakta duran. Arafat’ta vakfe yapan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kalp kapakçığı iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan if.) (mü. vâride). Vürud eden, gelen, vasıl olan: Vârid olan bir habere göre, evrâk-ı vâride. 2. Bir şey hakkında söylenen, tatbik olunan: Bu mevzûda birçok hadîs vârid olmuştur. Vârid-i hâtır = Hatıra gelen, Osm. sânih olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vesâit). 1. iki şey arasında münasebet kurmaya yardımcı olan şey: Muhabere vasıtası. 2. Araya giren, iki şahıs veya tarafın aralarını bulan adam, aracı, Osm. miyancı: Anlaşmalarına vasıta oldu, fabrika ile görüşmemize vasıta olacak bir adam lâzım. 3. Alet, Alet gibi kullanılan şey. 4. Neseb, soy silsilesinin her bir derecesi, atalardan her biri: Onun nesebi sekiz vasıta ile filana vasıl olur. S. Nakil vasıtası veya halk arasında bundan kısaltılmış olarak vasıta = Otomobil, araba, tren vesaire. Bil-vâsıta = Doğrudan olmayarak, birinin araya girmesiyle, birini araya koyarak. Tekâlif-i bi’l-vâsıta = Gümrük vs. şeklinde alınan vergi, vasıtalı vergi. Bilâ-vasıta = Vasıtasız, doğrudan doğruya. Tekâlif-i bilâ-vasıta = Doğrudan doğruya alınan vergi, vasıtasız vergi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitat. home. homeland. land. motherland. native land. native shore. soil.

Sağlık Bilgisi

Bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Veba mikrobunu taşıyan farelerin pireleri tarafından insanlara geçer. Nedeni, pisliktir. Pis ve güneş girmeyen yerler veba için en uygun ortamlardır.

Hastalık, mikrop kapıldıktan sonra gelen 2-8 gün içinde kendini gösterir. Hastada, aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme, kusma, nefes darlığı, halsizlik, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme, kasık ağrıları ve devamlı dalgınlık görülür. Dili de kahverengi ve kurudur. Yapılacak ilk iş hastayı tecrit etmektir. Çevresindeki sağlıklı kimselerin de koruyucu aşı olması gerekir. Bugün için önemi kalmayan ve eski devirlerde olduğu kadar çok görülmeyen bu hastalığın tedavisi için geç kalmadan sağlık kuruluşlarına haber vermek gerekir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (vidâd, vüdâd şekilleri de vardır). Sevme, sevgi, muhabbet, dostluk.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2.Allah’ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara rahmet ve rızasını irade eden yüce Allah. -(bkz.Abdülvedud). Kur’an’da Hud, ayet: 90; Buruc, ayet: 14’te zikredilmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehb» den imüb.). Fazlası ile bağışlayan ve veren (Allah’ın sıfatlarındandır). Abd-ül-vehhâb as İhsan sâhibi olan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau’l-Hüsna’dan-dır. Kur’an-ı Kerim’de, Al-i İmran, ayet: 8; Sa’d suresi ayet: 9 ve 35’te geçmektedir. - (bkz.Abdülvehhab).

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. vehhâbiyye) (c. vehhâbiyyûn). Abdülvehhâb isminde biri tarafından Necd taraflarında çıkarılan mezhebe bağlı kimse ve bu mezheple alâkalı: Vehhâbî mezhebi, Hanbelî mezhebinin bir dalıdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهابيت] vehhâbîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهابيون] vehhâbîler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vermek, teslim etmek, Osm. İtâ etmek: Paketi bana verin, parayı kime verdiniz? 2. Hediye ve ihsan etmek, bağışlamak: Fakirlere verir, o kimseye bir şey vermez. 3. Ödemek, Osm. tediye etmek: Aldığınız eşyanın parasını verdiniz mi? 4. Çıkarmak, neşretmek: Islanınca fena bir koku veriyor. 5. Hâsıl etmek, meydana getirmek; verimi olmak: Bu tarla senede ne veriyor? Bankaya yatırılan para ne kadar faiz verir? 6. Yormak, tefsîr etmek: Bu sözünü neye veriyorsunuz? Bana olan dargınlığına veriyorum. Yardımcı fiil olarak, sür’at bildirir: Alıvermek, gidivermek, yazıvermek ki, hemen alıp geçmek vesaire demektir. Ateşe vermek = Yakmak. Ara vermek = Fasıla vermek, kesmek. Ara vermeksizin = Fasılasız. Arka vermek = Dayanmak. Arka arkaya vermek = Birbirine dayanmak, yardımlaşmak. Elvermek = Yetmek. Ele vermek — Haber verip teslim etmek, sırrını meydana çıkarmak. Aman vermek = 1. Affetmek. 2. Zaman vermek, müsaade etmek. Uste vermek = 1. Değiştirilen bir şey için fazla bir şey vermek. 2. Fayda beklerken zarar görmek: Paramı almadıktan başka kaybettiğim şemsiyeyi de üste vermiş olduk. Baş vermek = 1. Canını feda etmek, baş koymak. 2. Başaklanmak, baş bağlamak. Başbaşa vermek = Konuşmak. Bereket versin = Allah bolluk versin. Bereket versin ki = İyi ki, Allah’a şükrolsun ki. Bel vermek = Eğilmek, öne doğru kanburlaşmak, beli çıkmak: Bu duvar bel vermiş. Boy vermek = Uzamak. Boyun vermek = İtaat, baş eğme. Pay vermek, payını vermek = Paylamak, çıkışmak, sövmek. Pey vermek = Satın aldığını temin için bir şeyin kıymetinden bir miktarını önceden vermek. Teminat vermek = Sağlamlaştırmak İçin bir karşılık göstermek. Can vermek = 1. Ölmek. 2. Pek fazla istemek. Hak vermek = Haklı bulmak. Renk vermek = Belli etmek. Zahmet vermek = Yormak. Senet vermek = Taahhüt etmek. Söz vermek = VAd ve taahhüt etmek. Falan şey süsünü vermek = Ona benzetmek, onun gibi tanıtmak: Adam kendine tüccar süsü verdi. Şan vermek = Şöhret kazanmak. Kaçamak vermek = 1. Firar etmek. 2. Vazifesi başına gitmemek. Kulak vermek = Dinlemek. Mânâ vermek = Tevil etmek, başka bir maksada yormak: Benim sözüme, buraya gelişime mânâ vermiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşağı, aşağılık, değersiz; alçak, rezil, habis, şeni, pespaye; kötü, iğrenç nefrete lâyık, çirkin, pis. vile'ly z. alçakça, adice, çirkin bir şekilde. vile'ness i. alçaklık, adilik, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hain veya cani kimse; edebi eserde kötü adam; çapkın adam; problem yaratan durum. villainy i. alçaklık, habislik, hainlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. habislik kabilinden, alçak, çok çirkin, bozuk, kötü, murdar. villainously z. habisçe, alçakçasına. villainousness i. habislik, alçaklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They have a thick head, short ears, and a short hairy tail. any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of various small mouselike rodents of the family Cricetidae having a stout short-tailed body and inconspicuous ears and inhabiting fields or meadows.

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.). 1. Durma, duruş, hareketten kalma, Ar. tevakkuf. 2. Bir hâlde bulunma, ileri veya geri gitmeyip aynı hâlde kalma: Hastalığı vukuf hâlinde (bu iki mânâ ile tevakkuf daha çok kullanılmıştır). 3. Bilme, anlama, haberdar olma, Ar. ıttılâ: Bu işe vukufum yoktur. Ehl-i vukuf; erbâb-ı vukuf = Bir iş hakkında tam, yeter malûmatı olan (lar), bilirkişiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Vahabi. Wahabiism i. Vahabilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. savaş, harp, muharebe; mücadele; strateji; s. savaşa özgü, savaşta kullanılan, savaş sonucu oluşan. war cloud savaş bulutu, savaşa alâmet olan şey. war correspondent savaş muhabiri. war crime savaş suçu. war criminal savaş suçlusu. war cry sava

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ikaz etmek, uyarmak, tehlikeyi haber vermek; önceden haber vermek; huk. ihbar etmek, ihtar etmek; öğütlemek, tavsiye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ihtar, uyarma, ikaz; ihbar; s. uyarıcı; ihbar eden. a week's warning bir haftalık vade. be a warning to someone birisine ibret olmak. give warning uyarmak, ikaz etmek, tehlikeyi haber vermek. take warning nasihat kabul etmek, ibret almak. warn

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük muhabbetçiçeği, bot. Reseda luteola; kuçük muhabbet çiçeğinden çıkarılan sarı boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. günahkâr, kötücül, habis; kötü, hayırsız; adi, bayağı, aşağılık; tehlikeli, fena; şeytansı; k.dili. çok ustalıklı; i., the ile kötü kişiler. wickedly z. günahkarca. wickedness i. günahkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i. işaretle (haber) vermek; i. işaret verme; işaretle verilen haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruzgar, yel, hava; kasırga, hortum, bora; havanın estiği yön; havanın getirdiği koku, nefes; haber; soluk, nefes; boş laf; çoğ. orkestrada nefesli çalgılar; bağırsakta gaz. in the wind olmakta, patlamak üzere; kafası dumanlı, sarhoş. in the wind's

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (argo) haberdar etmek, bilgi vermek. wise up (argo) aklını başına toplamak, hizaya gelmek; akıllanmak. Wise up! Sakın ha! Dikkat et! Gözünü aç!

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıllı, tedbirli; tecrübeli, bilgin olan, ferasetli; bilgece; mahir, usta; k.dili. haberli; A.B.D., (argo) küstah. wise guy (argo) ukalâ, pişkin herif. .Don't get wise! Haddini bil! get wise (argo) haberdar olmak, dorusunu bilmek. I'm wise to him

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. söz; sözcük, kelime; lafız; lakırdı, laf; vaad, söz; haber, malumat; parola; emir, işaret, kumanda; gen. çoğ. konuşma; çoğ. ağız kavgası, münakaşa; kelam; f. sözle ifade etmek, söylemek, ifade etmek. word blindness okuma yitimi, aleksi. word for wo

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili radyoda haberlerin son özeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sefil kimse, biçare kimse, zavallı kimse; alçak adam, habis kimse.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Tasdik, kabul bildirir; evet: Siz bizimle gelecek misiniz? Ya. 2. Kuvvetlendirme için olup, ya birincisi gibi cevapta veya kuvvetlendirilecek sözün sonunda ve bazen art arda olarak kullanılır: Bunu siz mi yazdınız? Ya. Öyleyse bu, sîzin hakkınızdır. Ya ya. Benimdir ya! Alırım ya. 3. Sözü aktarma sırasında ve «gelince, gelelim» mânâsıyle kullanılır: Ya, siz ne yapacaksınız? 4. Peki ama, iyi ama, şu kadar var ki: Ya gelmek istemezse, ya haber alırsa. 5. Şart sigasından sonra «A» yerine kuvvetlendirme ve acelelik bildirir: Gelse ya! Gelseler ya!

Türkçe Sözlük

(YAHÜD) (e. F.). İki şekilden birini ifâde eder: Bugün yahut yarın geliniz. Ya bugün gideriz, yahut yarın. Bana haber yollarsınız, veyahut ben haber gönderip sorarım.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir haberi bildirmek üzere gönderilmiş adam, haberci. 2. Peygamber, resûl, nebî.

Türkçe Sözlük

(t). 1. Yanmış, yanık. 2. Fazla zarar görmüş. 3. Bina, orman vesairenin yanması: Bu gece filan yerde yangın vardı. Yangın kulesi = Yangını görüp haber vermek üzere işaret çekmeye mahsus yüksek kule. Yangın topu = Vaktiyle yangını haber vermek için atılan top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

structural. architecture. being. blood. build. building. chemistry. composition. conformation. constitution. construction. contexture. corpus. disposition. edifice. erection. fabric. fiber. fibre. form. frame. framework. habit. habit of body. make. m.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işe gelmez, hayırsız, faydasız. 2. Kötü, Ar. şerîr, muzır, habîs. 3. Zorba. 4. Gürültücü, patırtıcı, rahat durmaz: Yaramaz çocuk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostluk, muhabbet, sadâkat. 2. İmdat, yardım, muâvenet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dostluk, muhabbet, Ar. musâdakat. 2. Aşıklık.

Türkçe Sözlük

Canlıların yaşamlarını sürdürdüğü fiziksel yerleşim mekanıdır. Bunlar hayvanlar için sezona göre değişik fiziksel mekan olabilir. Örneğin kış uykusuna yatan bir ayı için kış sezonunda yaşam mekanı bir mağara, bir in olabilir. Yazın ise kırlar, dağlar, ormanlar, bu hayvanın yaşam mekanıdır. Bu terim hem habitat, hem biyotop anlamında da kullanılır. (habitat, biyotope/ lebensraum )

Türkçe - İngilizce Sözlük

to live. to inhabit. to experience. to dwell. to survive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiarity. habit. aptness. inclination. predisposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

correspondence. correspondence muhabere.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeni, kullanılmamış, Ar. cedîd, mücedded, Fars. nev: Yeni elbise, ev, silâh. 2. Oluşundan beri çok vakit geçmemiş. Ar. hâdis, Fars. nev-zuhûr: Yeni dünya, yeni haber, yeni moda. 3. Acemi, tecrübesiz: Yeni hizmetçi, o, yenidir daha. 4. Az evvel: O, yeni geldi; o kitabı yeni okudum. Yeni baştan = Tekrar, ihtidadan. Yeniden = Tekrar, baştan başlayarak: Bu kitabı yeniden okuyacağım. Yeniden yeni = Gittikçe daha yenisi: Yeniden yeni şeyler icat olunuyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inveteracy. emplacement. habitation. lodgement. lodgment. settlement. settling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboriginal. autochthonous. domestic. domicilled. homemade. indigenous. local. native. native-born. aboriginal. american indian. autochthon. habitant. inhabitant. resident.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmesini sağlamak. 2. Söylenmesi münasip olmayan şeyi hemen haber vermek. Söz yetiştirmek = Cevaba muktedir olmak, mukabele etmek: Ona söz yetiştirmek ne kadar müşkül. Lakırdı yetiştirmek = Dedikodu etmek, gammazlık eylemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrepit. shabby. stale. threadbare. worn.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olmayan, mevcut olmayan, var mukabili, Osm. gayr-ı mevcûd, Ar. mefkud: Yok oldu, onu yok saymalı. 2. Değil, olmaz, hayır: Yok öyle değil. Yok etmek = Mahvetmek. İşin yoksa = Beyhude yere, faydasız. Yok demek = Red ve inkâr etmek, kabûl etmemek. Yoğuna vermek = Bedavaya ve pek ucuza vermek. Var, yok = Her şey, mal ve mülk: Varını yoğunu sarfetti. Var yok = Pek az var, yok gibi. Yok yere = 1. Nafile, beyhude. 2. Sebepsiz. Yüzü olmamak = Evvelce fazlaca bir iyilik gördüğünden tekrar başka bir şey istemeye cesaret edememek veya bir hususundan dolayı yüzüne bakamamak. Ne var, ne yok? = Ne haberler?

Türkçe Sözlük

(f.). Yola çıkarmak, göndermek, Osm. irsâl etmek: Adam, mektup, haber yolladım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşınan şey: Beygir yükü, otomobil yükü. Yük kaldırmak, taşımak, götürmek. 2. Ağır şey, ağırlık. Ar. eskaal: Bu, bir yüktür, yükleri burada bırakın. 3. Gebelik, Ar. hami, habl. 4. Gemi veya araba vesaireye. doldurulan şey, hamöle: Gemi, yükünü çıkardı, yük alıyor. 5. Eskiden beş yüz bin kuruş: Bir yük. 6. mec. Çok yorup ezen ve sıkan iş, sıkıntı: Bu da bana bir yük oldu. Beni bu yükten kurtarın. Yükü üzerinden atmak = Mesuliyet altına girmemek, mesuliyetten kaçınmak. Yükün altından kalkamamak = Bir işin hakkından gelememek. Yük vurmak = Yük yüklemek: Cins hayvana yük vurmak günahtır. Yük olmak = Zahmet ve sıkıntı vermek, Osm. bâr olmak. Yük hayvanı, arabası =: Yük taşımaya mahsus. Yükünü tutmuş = mec. Zenginleşmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

country. home. homeland. hostel. native country. habitation. student dormitory. institute. fatherland. habitat. dormitory.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürümeye sevk veya icbar etmek, Osm. revân etmek, temşiye eylemek: Çocuğu, atı yürütmek. 2. İleri sürmek, ileri götürmek: İşi yürütmek, dâvâyı yürütmek, saati yürütmek. 3. İşletmek, Osm. mahsûb etmek: Faiz yürütmek. Saman altından su yürütmek = Kimseye duyurmaksızın iş görmek. 4. (argo) Bir şeyi sahibinden habersiz alıp götürmek, çalmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zehâb» dan). 1. Gidici, giden. 2. Bir fikir ve zanna uyan, sapan, inanan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zû» sıfatının müennesi). 1. Sahib, mâlik, ehil olan kadın. Zât-üzzevc = Kocalı (kadın). 2. (tıp) Muhtelif organlara Arız olan iltihaplardan ibaret hastalıkların türlü tâbirini teşkil eder. Zitül-cenb = Akciğer zarı iltihabı. Zât-ül kebed = Karaciğer iltihabı. Zit-ür-rie = Akciğer iltihabı. Zit-ül-kilye = Böbrek iltihabı. Zât-ül-mesine = Mesane iltihabı vesaire. 3. (paleontoloji). Hayvan ve bitkiler için çok kullanılır. Zât-üs-sedâyl = Memeli hayvan.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır.

- Lober Pnömoni : Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar. Ateş, 40 dereceye kadar yükselir. Fakat 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir.

- Virüs Zatürreesi : Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.

- Bronköpnomoni : İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır. Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur. Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Saf zeytinyağı.

Hazırlanışı : Dörder saat arayla birer çorba kaşığı saf zeytinyağı içilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذات الجنب] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذات الرئه] zatürriye, akciğer iltihabı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (zihâb şekli yanlıştır). Bir fikir ve zanna tâbî olma, sapma, bir fikir ve zanda bulunma, zan, itikat: Benim zehâbım yanlış çıktı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Karınca yumurtası. Ebu Zerr: Ashab-ı Kiram’da zühd ve takvaca meşhur bir zat.