Hac ne demek? | Hac anlamı nedir? | Hac

Hac anlamı nedir?

Hac ne demek?

Hac anlamı nedir?

Hac | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. A. «hacc»dan). Hacı, hac görevini yerine getiren. Ekseriya «el» harf-i tarifiyle kullanılır: El-hâc. Hâcc-el-Haremeyn = KAbe’den sonra Medine’ye de gidip Peygamberimiz’in mezarını ziyaret etmiş olan hacı. (bk.) Hacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACC) (i. A.). Zilhicce ayında Mekke-i Mükerreme’de belirli törenlerle Kabe’yi ziyaret ve tavâf etmek ibadeti ki, İslâm’ın

5.şartıdır: Hac vazifesini yerine getirmek. Emîr-ül-hac = Osmanlı devrinde surre alayı ile karadan ve Şam yoluyla giden hacıları yöneten yüksek rütbeli görevli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ermenice’den). Hazret-i isa’nın gerildiği çarmıhı takliden, Hıristiyanların kutsal saydıkları, birbirini kesen iki hattan ibaret şekil. Ar. salîb, Fars. çelîpâ, istavroz: Haç çıkarmak = Hıristiyanlarca kendi alın ve göğüslerinde el ile haç resmini yapmak: Haçı suya atmak = Belirli günde Ortodokslar tarafından törenle bu fiili icra etmek. Kızılhaç = Kızılay’ın Hıristiyanlar’daki senbolü, Osm. Salîb-i Ahmer. (bk.) Salîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crucial. cross. crucifix. rood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cross. rood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاج] hacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle ordunun ilerisinde keşif maksadıyla gezen ve cenk eden hafif asker, karavul, ileri karakol.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). şakon; ispanyol asıllı bir eski zaman dansı; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuha yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuhaçiçeğigillerden, bir süs bitkisi (primula veriş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowslip. primrose. polyanthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(baharçiçeği): Çuhaçiçeğigillerden; sık çiçek açan bir süs bitkisidir. Kökü kırmızı; yaprakları sarıdır. Çiçekleri ise; koyu sarı renkte olup, çuha gibi kıvrıktır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. Sinirleri yatıştırır. Rahat uyku sağlar. Yarımbaş ağrılarını dindirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, hâc = hacı). Hacı. (bk.) Hacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحاج] hacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hacılar emîri, Osmanlı devrinde hacılar kafilesine reislik etmekle vazîfeli bulunan zat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Utanma, mahcubiyet, Fars. şerm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vücudun bir tarafını yarıp üzerine boynuz, bardak vs. koyarak kan çekmek ameliyatı: Hacamat etmek, hacamat olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupping. stabbing. knifing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood letting. leech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجامت] kan alma. hacamat yapmak kan almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hacamat yapan, yani boynuz yapıştırarak kan alan cerrah veya berber, Ar. haccâm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجامت] kan alma, hacamat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: kaçan). Ne vakit, ne zaman ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâcet). Hâcetler, dilekler, (bk.) HAcet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاجات] ihtiyaçlar. 2.istekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Delil ikame eden. Delille galip olan. 2.Irak valisi olup, Hz.Muhammed soyuna ve taraflarına eziyet eden Yusuf b. Sakail’nin unvanı. Yezid’in komutanlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haccâc’a yakışacak ağır zulüm (Haccâc, Emevî devri Arap valilerindendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hacamat yapmayı sançt edinen cerrah, hacamatçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجام] hacamatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجار] taş işçisi, taşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâc.dan mü. ). Hacca gitmiş kadın, hacı olmuş kadın: Hâce hanım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاجه] bayan hacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hacca giden, Kabe’yi ziyaret eden hacı kadın. 2.Bir çeşit akdiken. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Hac farizasını yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAcet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Efendi, ağa, çelebi, seyyid, sahip.

2.(Türkçe: hoca) Muallim, öğretmen, üstat: Mektep hocası, coğrafya, hesap, yazı hocası.

3.Sarıklı efendi, molla: Hoca efendi, hoca kıyafeti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجه] hoca. 2.efendi. 3.ağa. 4.sahip. 5.vezir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hoca. 2.Bilgin, öğretmen. 3.Çelebi, sahip, muallim, profesör. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hoca) (Türkçe m.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerinden, hususi bir rütbe taşıyan adam: Dİvân-ı hümâyûn hâcegânı, hâcegân rütbesi. (bk.) HAce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجگان] hocalar. 2.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerine verilen büyücek bir rütbe olup Tanzimat’tan sonraki rütbeli hâmiseye eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tacir: Bedestende hacegi

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجگی] hocalık. 2.efendilik. 3.ağalık. 4.sahiplik. 5.tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Utanma, utanıp şaşırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجل] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: hocalık).

1.Efendilik, sahiplik.

2.Öğretmenlik, muallimlik, okutma vazifesi: Mektepte bir hocalık aldı.

3.Eskiden Ulemâ kıyafeti, talebe ve molla sıfatı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahcâr). Taş, Fars. seng: Hacer-i şecer — Taş, odun, değersiz ve iktidarsız adam. Hacer-i esved = KAbe-i mükerremenin kapısı yanında, duvarda bulunan siyah göktaşı, hac töreninde ziyaret edilir. Hacer-01-cav = Havadan düşen taş, göktaşı: Hacer-i semli = Fezada kendi başına veya toplu surette devreden çeşitli büyüklükte taşlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر] taş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Taş, kaya. -Hacer-i Esved: Kabe’nin duvarında bulunan meşhur kara taş. 2.Hz.İsmail’in annesi ve Hz.İbrahim’in cariyesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر اسود] karataş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر سمائی] göktaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın sarısı renginde.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواجه سرا] harem ağası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hâcât, havâyic).

1.İhtiyaç, lüzum, iktizâ: Bu kadar tafsilâta ne hâcet? Böyle zahmetlere hâcet yok.

2.Muhtaçlık, zaruret.

3.Lâzım ve zaruri olan şey: İnsanın birçok hâcetleri vardır. Def-i hâcet =

1.Muhtaç olunan şeyi elde etme.

2.Abdest. Kazâ-i hâcet Abdest etme. Kadıyyül-hâcit — Her hâceti defeden Tanrı. Havâyic-i zarOriyye = İnsanın zarurî olarak muhtaç olduğu yiyecek, içecek ve giyecek gibi şeyler (Ar. terkiplerde «hâce» suretinde kullanılır): Indel-hâce, ledelhâee = Lüzumu hâlinde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. requirement. necessity. the need to relieve oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاجت] ihtiyaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ihtiyaç ve zarureti olan, muhtaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhtiyâcı gören, gideren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حاجتمند] muhtaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (güz. san.), resimde göIge çizgileri; haritalarda dağ yamaçlarını gösteren ince çizgi, tarama çizgi; (f.) tarama çizgilerle göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hâc» dan galat) (c. hüccâc). Yılın belirli zamanında KAbe-i şerifeyi ziyaret edip hac farizasını yerine getirmiş adam: Hacıları götüren vapur geldi: Hüccâc-ı Müslimîn = Müslüman hacılar (Hıristiyanlığın kutsal yerlerini, bilhassa Kudüs’ü ziyaret eden Hıristiyanlar’a da hacı denir). Hacıotu = Bir çeşit bitki, kan kurutan. Hacıbaba = Hacı olmuş ihtiyar ve muhterem adam (çoğunun hacı olduğu düşünülerek Araplar’a ve bilhassa yaşlılarına denir). Hacılar bayramı = Kurban bayramı, Ar. ıyd-1 adhâ. Hacı hoca = Hacı olmuş dindar adam. Hacıyatmaz = Ne türlü atılsa ağırlığının olduğu tarafa dönüp ayaküstü duran oyuncak. Hacılar yolu = Saman yolu, Fars. kehkeşân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hadji. pilgrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilgrim. hajji. hadji. christian pilgrim. attachment. charge. distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hadji. pilgrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاجی] hacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاجی] hicveden, yeren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hacca giden, Kabe’yi ziyaret eden, hacı. 2.Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumpkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hicâb’dan).

1.Kapıcı, perdedâr.

2.Eski islâm devletlerinde başmâbeynci, saray nâzırı veya vekil-i mutlak ve vezîr-i Azam vazifesini yapan büyük memur.

3.Kaş (bu mânâ ile c. havâcib, tes. hâcibeyn).

4.(tıp) Ara-zarı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاجب] kapıcı. 2.perdedar. 3.engel. 4.kaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2.Kapıcı. -Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük çiftlik, fabrika veya iş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Karın gurultusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacâlet» ten i.). Utanmış, mahcup, Fars. şermende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجيل] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sa. manyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACM) (i. A ). Bir cismin büyüklüğü, büyüklük, cüsse, cesamet, cism: Ağırlıkta bundan hafifse de hacmi büyüktür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volume. capacity. body. bulk. gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk. size. volume. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk. capacity. mass. volume. size. content. cubage. cubic contents. measurement. holding. dimensions. flat scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Heykel gibi mekânda yer işgal eden bir kütleye veya hacime dairdir. Bu yanılsamayı sağlayabilmek için sanatçılar mod etme (modelling) veya tarama(hatching) gibi teknikler kullanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. voluminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voluminous. having volume. bulky. volumed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACR) (i. A. fıkh). Bir kanunî sebepten dolayı birinin kendi malını kullanmaktan alıkonulması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hicret eden, göçen.

2.Sayıklayan hasta.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hicret eden, bir başka yere geçen. 2.Sayıklayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz oyununda halk görüşünün ve duyuşunun temsilcisi olan Karagöz’e karşı, kendisini halktan üstün görme, bilgiçlik taslama, kitap dili kullanma gibi özenişleri temsil eden şahsın adı olup bu karakterde bulunanlar için söylenir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حاجيان] hacılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dibindeki ağırlık dolayısıyle yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dik bir durum alan oyuncak.

2.mec. Müşkül durumlarda kendisini çabucak toparlamayı beceren kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler. roly-poly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tumbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HACZ) (i. A. hukuk). Birinden alacağını kurtarmak için bir mal veya mülkünü mahkeme tarafından rehin hükmüne koyup zapt veya satışını isteme muamelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacz» den).

1.Ayıran, bölen, tefrik eden.

2.(anatomi) Bedenin içindeki bazı oyukları ayıran bölme zarlarına denir: Hicâb-ı HAciz = Göğsü karından ayıran büyük zar, diyafram.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraint. sequestration. attachment. confiscation. distress. garnishment. levy. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distraint. sequestration. seizure. attachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. distraint. sequestration. arrestment. confiscation. distress. levy. levy of distress. real poinding. salvage lien. seizure. judicial sequestration. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاجز] ayıran. 2.haczeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequestered. sequestrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kira beygiri; ihtiyar at; kiralık atlı araba; AB,D, (k,dili.) taksi; külüstür araba; (f.) araba sürmek, taksi şoförlüğü yapmak. huck stand taksi durağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) çentmek, yarmak, yontmak, kıymak; (İng,), (leh.) toprağı sürüp ekmek; kuru kuru öksürmek; A,B,D, argo becermek; slang çakmak; (i.) çentik; çentmeye mahsus alet; kekeleme; kuru öksürük; incik kemigine atılan tekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (s.) adi yazılar yazan kalitesiz yazar; (f.) para için adi yazı yazmak; (s.) adi yazıya ait. hack work adi yazı. hack writer para için adi yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) balık, peynir veya tuğla kurutmak için kullanılan ızgara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çentmek, yontmak, parçalamak; yontulmak, parçalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) keten ve kendir tarağı; horozun boynundaki uzun ve ince tüyler; bu tüyden yapılmış sinek şeklindeki olta iğnesi; (çoğ.) kızgınlık anında köpeğin boynunda dikleşen tüyler; (f.) keten tarağı ile taramak; olta ucuna suni sinek yemi takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (f.) binek veya koşum atı; kira arabası; (s.), (mec.), çok kullanılmış; adi, bayağı; (f.), (nad.) sokak arabası gibi daima ve her işe kullanmak; eskitmek, körletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) adi, harcıa1em, günlük; dile düşmüş; basmakalıp; kaşarlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), hack saw demir testeresi, vargel testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çarmıha germek, haç şeklinde bir tahtaya mıhlayarak asmak: Hıristiyanlar, Yahudiler’in Hazret-i Isâ’yı haçiadıklarına inanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerdek, gelin odası gerdek odası. (bk.) Hacle-gâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجله] gerdek odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Gelin odası, (hacle kelimesinde zaten yer adı bulunduğundan, tekrar gâh yer eki getirerek haclegâh şeklinde kullanmak doğru olmamakla beraber yine de kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حجله گاه] gerdek odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Utanma, Ar. hacâlet (az kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجلت] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Utandırıcı, utanç verici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خجلت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crusader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crusade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crusade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). XI. XIII. yüzyıllarda Avrupalı Hıristiyanlar tarafından Müslümanlar’a karşı açılan savaşlara katılanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the crusaders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hacim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجم] hacim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük bakımından, cüsse itibariyle, cesametçe: Ağır ise de hacmen küçüktür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجما] hacimce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haç şeklinde olan, dikine biribirini ortadan kesen iki düz çizgi şeklinde olan. Ar. salîb-üş-şekl: Haçvârî yol. Salip şeklinde olarak: İki yol orada haçvârî karşılaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجز] haciz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Haciz koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seise. distrain. levy. sequestrate. distrain on. attach. confiscate. distrain up. distress. garnish. garnishee. impound. sequester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sequestrate. to seize. to attach. to distrain. confiscate. distress. to take in execution. to affix the seals. sequester. to put a stop upon sth. to put under stoppage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ihtiyaç duyulduğu zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinme, ferah, Ar. sürür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتهاج] sevinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business volume. trading. rate of operations. volume of business. volume of work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trading volume. transaction volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Traded Value)

Tüm hisse senetleri için gerçekleşen işlemlerdeki her emrin içerdiği hisse senedi sayısı ile işlem fiyatının çarpılarak elde edilen yekünlerin toplanmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden, beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi, gündüzsefası, çit sarmaşığı (convolvulus persicum).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çitsarmaşığı): Çitsarmaşığıgiller familyasından, uçları mavi çizgili beyaz çiçekler açan bir çeşit sarmaşıktır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek kumaş dokuyan çulha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hıristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nehc» den) (c. menâhic).

1.Büyük ve işlek yol, cadde.

2.mec. Meslek, yol. Mlnhâc-ı hidâyet = Doğru yol.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hecv» den). Birbirini hicvetme, iki şâir arasında hiciv şeklinde karşılıklı şiir söyleme: Eski şâirler muhâcâtı çok severlerdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ayağı sekili beyaz at. 2.Gerdeğe konulmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm»dan) (c. muhâcemât). Her taraftan ve birden hücum etme, üşüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten). Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye göçme, hicret, göç: Bu yıl çok muhâceret oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. immigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücOm» dan if.). Hücum eden, saldıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مهاجم] saldıran. 2.saldırgan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten if.) (mü. muhâcire) (c. muhâcirîn).

1.Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye giden adam: Kırım, Bosna muhâcirleri; Amerika’daki Avrupa muhâcirîni. 2.Peygamberimizde birlikte veya sonradan Mekke’yi bırakarak Medine’ye göç eden sahâbe: Muhâcirîn ve Ensâr.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. refugee göçmen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigrant. immigrant. migratory. refugee. emigree. entryman. incomer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجر] göçmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Göç eden, göçmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmezliğe gelen, aldırmayan, kusuru olana karşı şiddet göstermeyip yumuşak davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den if.) (mü. mütehaccire). Taş hâline gelmiş, taş olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحجر] taşlaşmış, fosilleşmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili şiddetli öfke; A.B.D., k.dili pataklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sattığı şeylere yaptığı hizmete karşılık yüksek fiyat isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants high prices for his merchandise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants high prices for his merchandise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) pek viran, harap, yıkık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. rachis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

psik. Rorşah testi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) derme çatma kulübe. shack up argo gecelemek; bir yaşamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) pranga, zincir; engel, mâni; kelepçe, bağlama demiri; (f.) zincirle bağlamak, prangaya vurmak; engel olmak, elini kolunu bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, kangrenleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelişmiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstünde kalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelimiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstündekalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'da bazı ağaçlardan çıkarılan reçineli madde (ilâç veya tütsü olarak kullanlılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tacamahac.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacm»den). Hacimlenme, büyüme, irileşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den masdar). Taş olma, taş gibi katılaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحجر] taşlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

taşlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecâ» dan).

1.Hicvetme.

2.Karşılıklı hiciv söyleme.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهاجی] hicivleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm» dan.) (c. tehacümât). Birlikte ve birden hücûm etme, her taraftan koşup toplanma, üşüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerted attack. rush. rushing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تهاجم] saldırı. 2.üşüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üşüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zincirlerini çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehc» den imüb.). Pek fazla yanan, pek parlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok parıltı. Çok alevli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. küt diye vurmak, hızla vurmak; fırlatmak; çarpmak; dövmek; i., k.dili. pat, küt, vuruş sesi; (argo) hisse, pay. whack off bıçakla kafasını uçurmak. whack up hisselere bölmek, paylaşmak; derme çatma kurmak. have a whack at (argo) sıra

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., (İng.), k.dili. kocaman, heyulâ gibi; z. çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by