Hadise-i Ahire | Hadise-i Ahire ne demek? | Hadise-i Ahire anlamı nedir?

Hadise-i Ahire | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hadise ahire

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abidât). Bir hadiseyi gelecek nesillere hatırlatmak için inşa edilen yapı, heykel, anıt (mecazî mânâda da kullanılır: bu kitap bir Abidedir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud peygamber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur’an-ı Ke-rim’de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) gürültü, patırtı. make an ado hadise çıkarmak, kıyameti koparmak. without any more ado hemen, ses çıkarmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, maslahat; vaka, olay, hadise; hal; ilişki. an affair of honor namus veya şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri as affairs stand şimdiki halde. Iove affair aşk macerası.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Günün hadiseleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayalet, görüntü, tayf; gözle görülen şey, vaka, olay, hadise; acayip bir cismin görünmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Atiyye). 1. Gelecek olan, önde bulunan, müstakbel, mâzî ve hal mukabili: Zamân-ı atîde = Gelecek zamanda. Eyyâm-ı Stîye = Gelecek günler. 2. Önde, yukarıda yazılı bulunan: Ber vech-i Ati: Atîyyüz-zikr, Atiyyül-beyân = Alt tarafta zikir ve beyân olunan. Gelecek zaman, istikbal: Atîde zuhûr edecek hâdiseler; Atiden bahsetmek; Atisi karanlık.

Türkçe Sözlük

(i. A), (c. ebsâr-absâr). 1. Görme, rüyet. 2. Göz, Ar. ayn, Fars, çeşm, dîde. 3. Hakikat gözüyle göreme. Kalb gözü. Ul-ül-absâr = Basiret sahipleri, görüp anlayanlar. Ilm-ül-basar = Görme hâdiselerini inceleyen fizik dalı. (Fr. optique).

Türkçe Sözlük

(i.). Bir halin, bir hadisenin veya sözün doğruluğunu gösteren, inandırıcı şey, vesika.

Türkçe Sözlük

(i. dilbilgisi). Yan yana olan iki sesten birinin öbürüne benzemesine yol açan ses hadisesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyofizik, fizik kanunlarının biyolojik hadiselere uygulanması ilmi.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kimyanın organlardaki kimyevî hadiseleri inceleyen kolu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me’mun’un zevcesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aynı çağda yaşayan insan veya geçen hadiselerin her biri, hem-asr. 2. Çağımızda olan. Ar. muâsır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cevviyye). Fezaya, boşluğa, havaya ait, bunlarla alakalı. Alâim-i cevviyye = Feza alâmetleri, hadiseleri.

Türkçe Sözlük

(ses taklidi kelime). «Kafasına dank etmek veya demek» deyiminde geçer. Çoktan beri anlayamadığı bir şeyi, daha çok bir hadisenin tesiriyle birdenbire kavrayıvermek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gizli bir madde veya hadiseyi meydana çıkarmaya, tesblt etmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Muayyen bir hadiseyi gösteren grafik. 2. (botanik) Çiçek diyagramı: Bir çiçeğin bütün teferruatını gösteren taslak.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Asılsız hikaye. 2.Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. - Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik) Cisimlerin sathındaki durgun elektrikle alâkalı hadiseleriinceleyen fizik kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, hadise, vaka; eski Yunan tiyatrosunda bir perde; (roman, piyes,hikaye) bölüm, parça; tefrika; (müz.) kısım.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, vâsıl olmak: Erişir menzil-i maksûduna Aheste giden. 2. Uzanıp tutmak, el veya boy yetişmek: Şu rafa erişebilir misiniz? Ayağa kalksa başı tavana erişir. 3. (bir haber) Vasıl olmak: Bu hâdise o gün kendisine erişmiş. 4. Olmak, kemal bulmak: Üzümler daha erişmedi. 5. Evlenmeye elverişli yaşa gelmek, yetişmek: Erişmiş kızı vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, vaka, hadise; sonuç, netice, akıbet. at all events, in any event her halûkârda, ne olursa olsun. in the event of takdirde, halinde. quite an event olağanüstü bir durum. eventful (s.) hadiselerle dolu. eventfully (z.) olaylarla dolu olarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «evvel» den imen.). Bir iş veya hâdisenin başlan, ilk kısmı, asıl madde veya vak’alardan önce ortaya çıkan alâmetler. Ar. mebâdî, mukaddemât: Bu işin evveliyyâtı vardır; evveliyyâtını bilmedikçe işi anlıyamazsınız.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Afet, musibet, acınacak hal ve hadise. 2. Tiyatro oyunlarının acıklı ve ibret verici bir hikâyeden ibaret olanı (Fr. drame). FScia-nüvis = FAcia denilen acıklı tiyatro kitapları yazan muharrir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Varlığı şuurla idrak edilen hadise.

Türkçe Sözlük

(Galvani’nin adından) (i. fizik). Birbiri üzerine tesir eden maddelerin birbirine geçmesi neticesinde elektrik meydana gelmesi hâdisesi. Bu hâdise önce 1789’da Galvani tarafından ölü kurbağaların incelenmesi sırasında tesbit edilmişti.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Yanma hadisesi olmadan meydana gelen ışık, Ar. lem’a (Fr. luminescense).

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Sızdırıcı bir perde ile ayrılmış iki çeşit sıvının bu perdeden geçerek karışmaları hadisesi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlılardaki veraset hadiselerini inceleyen biyoloji kolu.

Türkçe Sözlük

(i.). İşlerin yürüyüşü, hadiseler.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). iki titreşim hareketinin birbirini yok etmesi hadisesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tatsız hadiselerle geçen toplantı, gösteri vs.

Türkçe Sözlük

(i. A. hades’ten smüş.) (mü. hadîse). 1. Yeni, Ar. cedîd, Fars. nev-zuhûr Hadîs-üs-sin = Gen;. 2. Sonradan ortaya tıkan, eski olmayan (bu mânâ ile «hâdis» daha çok kullanılmıştır). 3. (c. ehâdîs). Peygamberimiz’in sözü veya bir iş ve hareketi: Hadîs-i şerif; il m-i hadîs; nakl-i ehâdîs-i şerife.

Türkçe Sözlük

(i. A. hudûs’tan if.) (mü. hâdise). 1. Yeni zuhur eden veya vuku bulan, meydana çıkan: Bir mesele hâdis oldu. 2. Eski olmayan, soradan vücuda gelmiş, yaratılmış, Ar. mahlûk: Alem hâdistir. 3. Yeni, Fars. nevzuhur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havâdis, hâdisât). 1. Olay, vak’a, vâkıa, vuku bulan hal ve keyfiyet, macera: Hâdisit-ı dehr = Zamanın olayları. 2. (tıp) Bir hastalığın devamı sırasında ortaya çıkan hal, hastalığın tesadüfen başka bir renk alması, Arıza. 3. (c. havadis). Haberler, vukuat, yeni vuku bulmuş işler: Bugünkü gazetelerde hiç havadis yok: Yurt havadisi, dış havadis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

event. incident. happening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affair. phenomenon. event. incident. occurence. case. occurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. event. incident. occurrence. happening. action. affair. appearance. phenomenon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حادثه] olay.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâdise). Hâdiseler. (bk.) HAdise.

Türkçe Sözlük

(e.). Haydi artık. (bk.) Hadisene.

Türkçe Sözlük

(HAYR) (i. A ). 1 .İyilik: Hayır işlemek, hayrı dokunmak. 2. Fayda: Hayır görmemek, hayır kalmamak, hayır yok. Hayırdır inşallah = 1. Bir rüyayı iyiye yormak için kullanılır. 2. Şaşkınlık ve merak veren hâdiseler karşısında söylenir. Hayrola = Ne var, ne oluyor? Merak edildiğini anlatır mânâsına.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr). Hipnozla alâkalı tatbikatın ve hadiselerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(HİSS-İ KABLELVUKU) (i. A.). Bir hâdiseyi olmadan önce sezmek.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Bir mıknatıs alanında tutulan bir çelik parçasının bu alandan uzaklaştırıldığı zaman, kendisinde yine bir kısım mıknatıslığın saklı kalması hâdisesi ve bunun derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekiş; ilişme, ilişiklik; engel, mâni, arıza; topallama, aksama; bağlantı parçası; (den). volta, bağ, adi duğüm; (A.B.D)., (k).dili askerlik süresi. hitchhike (f). otostop yapmak. without a hitch pürüzsüz olarak, hadisesiz bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Vücuda giren mikropların, yutucu hücreler tarafından yutulup yok edilmesi hâdisesi (fagositoz).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. iber). Bir şeyden kaçınmak üzere ders alıp kendine gelmeye sebep olacak olay ve hal; böyle bir hal ve hâdiseden ders alma, Osm. mütenebbih olma: Suç işleyenlere, başkaları ibret alsınlar diye ceza verilir. İbret alınacak bir haldir.

Türkçe Sözlük

(İHBAR) (i. A. «haber» den masdar) (c. ihbârât). Haber verme, bildirme, anlatma, malûmat verme, yetiştirme: Hâdiseyi bana ihbar ettiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. olay, hadise, vaka; önemsiz olay; s. bağlı, tabi; fiz. gelen, düşen.

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr»den masdar) (c. intişârât). 1. Yayılma, dağılma, üreme. 2, Dillere düşme, Osm. fâş olup şuyû bulma: O hadise şehrin her tarafına intişar etti. 3. Taammüm etme, herkes hissedar olacak surette çoğalıp yayılma.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sukut» tan masdar). t. Düşürme, aşağı atma. 2. Yok etme, yerine kaldırma. 3. Hükümsüz bırakma, iptal, başa gelmesi kaçınılmaz olan bir kazanın ufak bir hâdise ile olmuş hükmüne geçmesi: Ayağınızı incittinizse de bununla belki bir büyük kaza iskat olundu. 4. Mahrum etme, kaybetme: Haklarından iskat olundu. 5. Ölünün ruhu için, yani azaplarının affı için verilen sadaka: Iskat parası. İskat-ı cenin = Çocuk düşürme.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. journal) (denizcilik), fcvmiye defteri. Liman Jurnali = Gemi‘m limanda bulunduğu müddetçe hâdiselerin kaydolunduğu defter. Seyir jurnali = Sefer sırasındaki olayların kaydedildiği defter. bk. Curnal.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabarma işi. 2. (coğrafya) Bilhassa ayın çekimi neticesi denizlerde 12 saat 25 dakika ara ile meydana gelen yükselme hâdisesi, med. Kanada kıyısında kabarmanın yüksekliği 21 metreyi bulur.

Türkçe Sözlük

(i. A. T. felsefe). Hâdiselerin Allah tarafından önceden ve değişmez bir şekilde tesbit edildiğine inanan felsefî görüş, cebriye.

Genel Bilgi

Osmanlı hazinesinin meşhur “Kaşıkçı Elması” IV. Mehmet zamanında fakir bir adam tarafından İstanbul Yenikapı’da bir çömleğin içinde bulundu. Adam Elmas’ı iki tahta kaşık karşılığı bir kaşıkçıya devretti. Kaşıkçı da Elması çok ucuz bir bedele kuyumcuya sattı. Hadise anlaşılınca Elmas, Sultan IV. Mehmet tarafından hazineye alındı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasten olmayarak, hatâ ile, ansızın vuku bulan elem verici bir hadise neticesinde: Kazâen ayağını kırmış, kazâen denize düştü.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Çok ince bir boru, bir sıvıya daldırıldığı zaman, bu sıvı, boruyu ıslatıp ıslatmadığına göre, boru içine geçen sıvının üst yüzü dıştaki sıvının sathından ya daha yukarıda ve çukur veya daha aşağıda ve tümsek bir durum alır; sıvıların denge prensiplerine aykırı olan bu hususuiyete kılcallık denir. Lambalarda petrolün fitilde yükselmesi, süngerin suyu çekmesi, birer kılcallık hadisesidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kısas). 1. Anlatılan doğru veya uydurma olay, hikâye, rivâyet: Kıssa-i YÜsuf; Ferhâd ve Şİrîn kıssası. 2. Vak’a, hâdise, olay, Fars. ser-güzeşt: Kıssayı kendisine anlattım. Ahsen-ülKısas = Kıssaların en güzeli (Hazret-i YÜsuf’un hikâyesi ki Kur’an-ı Kerîm’de bu tabirle geçer). Kıssa-hân = Hikâyeler söyleyen, anlatan. Kıssadan hisse = Hikâyeden alınacak ders ve öğüt. El-kıssa = Sözün neticesi, hulâsası, Osm. elhâsıl, hâsıl-ı kelâm.

Türkçe Sözlük

(KIYAS) (I. A.). 1. Bir şeyi diğer bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hükmetme: Kırdaki yolları şehrin sokaklarıyla kıyas etmemeli; benim işim onun işiyle kıyas olunmaz. 2. Benzetme, benzerlik: Bu adamı başkasına kıyas etmeyin; bu kimse ile kıyas kabûl etmez. 3. (edebiyat) Umumî kaideye uyma: Kıyâs ile tasrîf olunan fiiller. 4. Doğru sayılan bir hükümden üçüncüyü çıkarma esasına dayanan muhakeme usûlü. 5. (fıkh) Ayet ve hâdîs İle, ispatlanmamış konuların Ayet ve hadîse dayanan benzerlerine uydurulması. Bî-kıyâs = Derecesiz, hadden fazla. Ala’l-kıyl» = Kıyas olarak. Allgayri’-l-kıyâs = Kaideye uymayarak. Kıyîs-ı nef» = Kendine benzeterek hükmetme, kendinden örnek alma.

Türkçe Sözlük

(i.). Hâdiseleri umumiyetle menfî tarafından gören; her işin sonunu kötü gören, iyimser karşıtı, Fars. bedbin.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Hâdiseleri, tarihlerini göstererek sıralama işi: Cumhuriyet devri kronolojisi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mes’ut bir hâdise dolayısıyle duyulan sevinci söz, yazı veya hediye ile anlatmak. 2. Mes’ut bir hâdiseyi anma maksadıyla yapılan eğlence, toplantı: Kutlama töreni.

Türkçe Sözlük

(I. Y.). 1. Bir mıknatıs alanındaki fizik hadiselerini sağlayan kuvvet. 2. Telkin ve hipnoz olayları ile bunların nazariyelerine verilen ed.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Cisimlerin hareketleriyle alâkalı hadiseleri inceleyen bilim. 2. Bu ilimle alâkalı. 3. Kafa yormaksızın el veya makine ile yapılan.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Bütün hadiseleri harekete çevirerek açıklamaya çalışan bir felsefe doktrini.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Gösteri maksadıyla yahut bir hadiseye dikkati çekmek için yapılan toplantı, nümayiş.

Türkçe Sözlük

(I, Fr.). 1. Bir tiyatro eserini temsil etmek üzere hazırlama, sahneye koyma. 2. mec. Sahte şey, terkip, düzen: Bu hadise bir mizansenden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi «nâzile» kullanılmamıştır). 1. Hadiseler, olaylar, felâketler. 2. (Türkçe m. nezle): Nevâzile uğradım, nevâzil oldum (bu mânâ ile nezlenin cem’i sanılarak kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(NİŞAN) (i. F.). 1. Alâmet, eser: Nâm ve nişanı, kalmadı. 2. Senbol, belli olmak için edilen işaret, damga vesaire: Nişan koymak. 3. Yara eseri, iyi olmuş yaranın belli olan yeri: Kılıç yarasının yüzünde nişanı kaldı. 4. Ok veya kurşun ve gülle ile vurulması istenen nokta, hedef: Nişâna atmak, nişan dikmek. 5. Hedefe vurmak üzere silâhın göze götürülüp doğrulması: Nişan almak, nişan atmak. 6. Silâhın üzerinde nişan almaya mahsus ve ekseriya oynak ve dereceli Alet: Bu tüfeğin nişanı doğru değildir. 7. Bir kıza namzed olan erkeğin buna alâmet olmak üzere verdiği yüzük vesaire: Kızın parmağında nişanı vardı. 8. Namzetlik, nikâhlanmadan önceki sözleşme, sözlülük. 9. Bir hâdiseye hâtıra olmak üzere dikilen taş: Nişan taşı (nişantaşı). 10. Tuğray-ı hümâyûn, Osmanlı devrinde ferman ve beratlara çekilen işaret. 11. Devlet tarafından yüksek hizmet sahiplerine verilen ve göğse takılan alâmet. Her devlette dereceleri vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oluş, meydana çıkma; vaka, olay, hadise. occurrent (s.) olan, meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Hadise.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rivâyet» ten) (mü. râviyye). (c. rivâyât, râviyân). Nakil, rivâyet ve hikâye eden, hadîs, şiir, tarih vesaire nakleden, Ar. nâkil: Bu hadîs-i şerifin râvisi, falandır: Bu mühim hâdiseyi anlatan râvî diyor ki.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâl = yıl, nâme = kitap). Bir senelik takvimi ve hâdiseleri gösteren ve her sene çıkan kitap, yıllık.

Türkçe Sözlük

(I.) (y. k.). 1. (fizik) Bir noktanın art arda ve müsavi zaman aralıklarında hep aynı hareketi tekrarlaması: Sarkacın hareketi bir salınımdır. 2. Ay yüzünün yarısından biraz fazlasının dünyadan görülebilmesini sağlayan hâdise.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsanların birbirleriyle karşılaştıklarında kullandıkları yakınlık dostluk, saygı ifade eden söz, yaptıkları işaret veya hareket. 2.Emniyet, huzur, selamet, esenlik, sağlık, sağlamlık. 3.Selam: Yüce Allah’ın isimlerinden, Fani olmama, ze-valsizlik, her çeşit arıza ve hadiseden salim olmak. Her türlü tehlikeden koruyup selamete çıkaran.

Türkçe Sözlük

(i.). Başa gelen, heyecan verici hâdise, macera, sergüzeşt.

Türkçe Sözlük

(i.). Hâdiseleri aşırı duygu tezahürleri yapmadan, heyecana kapılmadan karşılayan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıcaklığı giderip soğuk yapmak: Suyu ne ile soğutuyorsunuz? Bu yemeği çok soğuttunuz. 2. (mec.) Sevgi ve iyi münasebete bir dereceye kadar halel getirmek, iki kişinin arasını açmak: Onu bizden soğutacak bazı hâdiseler oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kavga etmek, hadise çıkarmak; matb. bozmak dağıtmak (hurufat); i. kavga, arbede, dırıltı, hırgür. squabbler i. kavgacı.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir hadisenin başı ile sonu arasındaki belirli zaman, müddet.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beklenmedik bir anda-olan ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen hâdise, umulmadık şey.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hâdiseyi anlatmadaki ifade düzeni, hikâye etme şekli.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Uzaklardaki bir hâdiseyi tabiatüstü ve bilinmeyen bir hisle duyma hâli.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Bir haberi veya bir tesirin uyandırdığı karşı hâdise, Osm. aksülamel. 2. Geri tepen kuvvet.

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek ve tabancayı ateşlemek için çekilen madenî dil: Tüfeğin tetiği, tabancanın tetiği, tabancanın tetiğini çekmek. Tetiğini bozmamak = mec. Hiç kımıldamamak, telâş etmemek. Tetikte olmak = mec. Olması muhtemel bir hâdiseyi büyük bir dikkatle beklemek.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bitki ve hayvan gibi varlıkların muhtelif uyarıcı sebeplerle yer değiştirmeleri hâdisesi.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir hâdiseyi uğur saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hadisesiz, olaysız; sessiz. uneventfully z. hadise olmadan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

event. occurrence olay. hadise. happening.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vuku bulan hâl, geçen macera, hâdise, olay, olmuş hâl. 2. Harb, cenk, mesele (Arapça’da bir kere düşüş demek olup, pek bu mânâlara gelmediğinden, vâkıa veya vakîa’dan galat olsa gerektir) Vak’a-nüvîs = Osmanlı imparatorluğu zamanında, meydana gelen vakaları yazmaya memur resmî devlet tarihçisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vakayî). 1. Vuku bulan hâl, geçmiş olan hâdise, macera: Ben, o vâkıayı gözümle gördüm. 2. Rüya, düş: Vâkıamda gördüm. 3. Gerçi, her ne kadar.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Bir hâdiseyi açıklayabilmek için gerçek olarak kabûl edilen prensip, ipotez, faraziye

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Bir hâdisenin neticelerinden faydalanmak için onu olmuş gibi saymak, farzetmek.

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.), t. Düşme, düşüş. 2. Tesadüf etme, isabet etme, ansızın gelip çatma. 3. Geçme, olma, meydana gelme: Çarşıda bir kavga vuku bulmuş. Vuku-ı hâl = Bir hâdisenin oluş şekli: Ben, vuku-ı hâli bildirdim. Kesîrü’lvuku = Çok ve sık olan. Nâdirü’l-vuku = Seyrek tesadüf olunan. Adîmü’lvuku = Hiç olmayan, vuku bulmayan.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Gece denizde balıkların veya küreklerin hareketi neticesindeki fosforlaşma hâdisesi sonunda görülen ışık.