Hafif Tertip çıtlatmak | Hafif Tertip çıtlatmak ne demek? | Hafif Tertip çıtlatmak anlamı nedir?

Hafif Tertip çıtlatmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hafif tertip citlatmak

Türkçe Sözlük

(i. F.). Su, Ab-ı Ateşrenk, Ab-ı Ateşpâre, ib-ı engür, Ab-ı tarab gibi tabirler şairlerce şarap yerine kullanılır. Ab-ı hayât (veya Ab ü hayat), Ab-ı hayvân, Ab-ı zindegî = Hızır’ın içtiği su ki içenleri ebedî hayata kavuşturduğuna inanılır. Lâtif ve hafif su. Ab-ı revân = Akar su, Ab-ı zer = Altın suyu, Alem-i Ab = içki toplantısı. Ab ü tâb = Revnak, terâvet, tazelik, Ab ü dâne = Mukadder olan rızk, kısmet, kader, Ab ü havâ — Bir memleketin sağlık durumu, suyu ve havası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) azaltmak, indirmek; kısmen yahut tamamıyla kesmek; azalmak, eksilmek, hafiflemek, çekilmek; hükmü kalmamak abatement (i) azaltma, azaltılma, azalış, tenzil; kesilmiş yahut indirilmiş meblâğ.

Türkçe Sözlük

(e.) «A bu nel» tabirinden hafifletilmiş olarak hayret edatıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şövalyelik rütbesi verilirken kucaklama, öpme veya kılıç yüzü ile omuza hafifçe vurma töreni; mükâfat; övme; (müz). rabıta.

Türkçe Sözlük

(i.) Kabakgillerden bir çeşit hıyar. Ustü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

Şifalı Bitki

(salvia officinalis): Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

Türkçe Sözlük

(eski afv) (i. A.). 1. Birinin suçundan geçme, kabahatine bakmama: Kusurumu affetti; af ile muamele etti. Fikir tashihi veya muhalefet gibi bir hareket gösteren sözden evvel söylemek zerafetten sayılır: Affedersiniz, af buyurursunuz bir şey söyliyeceğim; affınıza mağruren şu işi böyle yaptım. 2. Mazur tutmak, mecbur etmemek, müstesna tutup dahil etmemek: Yarın eğlenmeye gidilecekse beni af buyurmanızı rica ederim. 3. Azletmek, istifasını kabul etmek: Kendisini memuriyetinden affettiler. 4. (Hukuk). Bir suçlu hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra cezayı ya tamamen ortadan kaldırma veya hafifletme, aff-ı umumî = Mahkûmların hepsinin birden cezadan affolunması: Harpten sonra affı umumî ilân olundu.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). havai bir şekilde, hoppaca; hafife alarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havadar olma; hafiflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). havai; havadar; hava gibi hafif; hayali; çalım satan, kendine bir hava veren; çevik, canlı, şen; (güz). (san). şeffaf.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifletmek, yatıştırmak , teskin etmek. allevia'tion (i). hafifleme; teselli.

ELEMENTLER

Simgesi: Al

Atom Numarası:13

Kütle Numarası:26,982

Yoğunluk:2,702g/cm3

Erime Sıcaklığı:660 °C

Kaynama Sıcaklığı:2519 °C

Dayanıklı, kolay işlenebilen ve hafif bir element olması nedeniyle elektrik hatlarında ve endüstrinin diğer alanlarında yararlanılır.

Alaşımları, uçak ve roket parçaları yapımında kullanılır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melek; ölmüş bir kimsenin ruhu; melek gibi adam, melek huylu kimse; (k).dili bir piyes vb'nin masrafını üzerine alan kimse. angelfish (i). maymunbalığı, (zool). Squatina vulgaris. angel food cake beyaz ve hafif bir çeşit pasta. angelic (s).

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin yelkeni ziyade şişirerek yavaş gitmesiyle hasıl olan hafif yalpa.

Genel Bilgi

Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.

Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.

Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.

Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,1 gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65’İ su, yüzde 35’i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.

Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.

Teknolojik Terim

Genellikle “dev ekran” televizyonlar olarak anılan bu büyük kasalı televizyonlar çoğunlukla en az 40 inç büyüklüğünde dahili ekranlara sahiptir. Bir kaç yıl öncesine kadar, tüm arka projeksiyonlu televizyonlar, görüntü yaratmak için üç CRT kullanırdı. CRTler kullanıldığı için ortaya nispeten ağır ve çok yer kaplayan — neredeyse zemin standlı olarak tasarlanan televizyonlar çıktı. DLP, LCD ve LCoS gibi daha yeni mikro ekranlı arka projeksiyon teknolojileri daha kompakt, hafif ve “masaüstü” dev ekran televizyonlar tasarlanabilmesine olanak sağlamaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca ve Arnavutça’dan). Arnavûd suretinde yazılması lüzumsuzdur. Balkan yarımadasının batı cihetinde oturan bir kavim. Arnavut elması = Kalkandelen cihetinde çıkan Alâ cinsi. Arnavut biberi = Kırmızı biber. Arnavut peyniri =: Arnavutluğun Koniça cihetinde çıkan ufak, kelle şeklinde yağlı bir cins peynir. Arnavut darısı = Darının bir cinsi. Arnavut rıhtımı = Denizin dibini biraz tarayıp büyük taşları birbiri üzerine oturtmak suretiyle yapılan hafif rıhtım. Arnavut kaldırımı = Aynı şekilde yapılmış kaldırım.

Türkçe Sözlük

(i.) (Hafifletilmişi «arpa»). 1. Şaman Türkleri’nin din büyüklerinin hastalara okuduğu afsun, sihir. 2. Yılanı kovuğundan çıkarmak için veya zehirinin tesirini gidermek için okudukları afsun. (Doğu Türkçesi’nde afsun etmek, mânâsiyle «arpalmak» fiili dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F. «Aşinâ» dan). 1. Tanışıklığa delâlet eden selâm ve selâmlama gibi alâmet (iltifattan hafiftir). Aşinalık etmek = Selâm vermek, selâmlamak, merhaba demek: Bana Aşinâlık etmedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da kullanılan hafif bir mızrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak, teskin etmek, kesmek; tatmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hafifletici, dindirici, teskin edici.

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hafifletici, sulandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inceltmek, hafifletmek , azaltmak, daraltmak, zayıflatmak; değerini düşürmek attenua'tion (i). inceltme, zayıflatma, azaltma; incelme, daraltmak, azalma, zayıflama.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Av avalayan, Ar. sayyâd. 2. Avı pek seven hayvan: Avcı kedi. Avcıotu = Dem-i zühre denilen bitki. Avcıbaşı = Yeniçeri ocağının otuz üç sekbanın subayı. Askerlik. Avcı bölüğü = Hafif piyade (fr. chasseur).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dünyanın peyki. Ar. kamer, Fars. mâh. Dünyanın ellide biri büyüklüğündeki ay, bize güneşten aldığı ışıkla ve hep aynı yanı ile görünür. Bunun sebebi, dünyanın etrafındaki dönüşü ile kendi ekseni etrafındaki dönüşü süresinin aynı olmasıdır. Fakat ay dünya ile beraber güneşin çevresinde de dolandığından kavuşum yani güneş, yer ve ayın bir daha eski duruma geçmeleri 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 3 saniyede olur. 2. Ayın dünyanın etrafında bir devir yapmasıyle ölçülen zaman. Bir yılın on ikide biri. Şehr, mâh: Ramazan ayı, nisan ayı. 3. Ay ve daha çok hilâl resim ve şekli: Ay-yıldız, mec. Pek güzel ve parlak şahıs veya çehre. Ay ağılı = Bazan ayın etrafında görünen nur dairesi. Ar. hâle. Ay aydınlığı, ay ışığı = Ayın verdiği ışık. Fars. mehtap. Ayın on dördü = Dolunay. Ar. bedir. Aybaşı: 1. Her ayın birinci günü. 2. Kadınların Adet görmesi. Ar. hayz. Ay balta = Teber-i zeyn, bir balta çeşidi. Ay parçası = Pek güzel şahıs. Aytimur = Doğramacı keseri. Ayçiçeği = Güneşe doğru dönen büyük ve uzun saplı çiçek, abd-üş-şems. (Gün çiçeği dahi denilir). Aydede = Ufak çocukların aya verdikleri isim. Aydedeye misafir olmak = Açıkta yatmak. Ay doğdu = Yeni ay, hilâl. Aya doğ, ya doğayım demek = Pek güzel ve parlak olmak. Uçaylar = Mübarek sayılan recep ve şaban ile ramazan. Dolunay = Guruba yakın ay, hilâl, (istihkâm) Ay tabya = Hilâl Şeklinde tabya. Aybalığı = Vücudu, büyük bir balığın kesik başına benzeyen daire biçiminde bir balık (Orthagoriscus mola). Ay karanlığı = Bulutların arkasından ayın yaydığı hafif aydınlık. Ay tutulması = Dünyanın güneşle ay arasına girerek ay ışığına engel olması, dolayısıyle kısa bir süre ayın görünmemesi. Ay yıldız = Türk bayrağındaki hilâl ve beş ışınlı yıldızdan ibaret sembol. Ayda yılda bir = Pek seyrek olarak. Ayı gördüm, yıldıza itibarım yok = Bir şeyin iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanları benimsemediğinizi ifade eder.

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önemsiz şey; bilardoya benzer bir oyun; çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ABD bagaj, yolcu eşyası; ordu ağırlığı; hafifmeşrep kadın; işvebaz kız, canlı genç kadın. baggage master (i). bagaj memuru.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık kılçığı şeklinde, yol yol iç içe geçmiş açılar biçimindeki çizgilerden meydana gelen kumaş deseni. 2. Ortası yüksek olup iki tarafa doğru hafifçe alçalan: Balıksırtı yol.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. ballon). 1. Havadan hafif bir gaz kuvvetiyle havada yukarıya kalkan taşıt ki, gazı içine alan büyük ve hafif bir mahfaza ile ona bağlı, adamların oturmasına mahsus sandal gibi bir sepetten mürekkeptir. Osm. sefinetül-havâ. 2. Çocuk oyuncağı olarak gazla dolu, havada durur lastikten top.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahtası çok hafif olup, cankurtaran salı v.b. yapımında kullanılan bir tropikal Amerikan ağacı; bu ağacın tahtası; bu tahtadan yapılmış olan cankurtaran salı.

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe Sözlük

(i. Y). Havası boşaltılabilen bir fanus içindeki teraziden ibaret Barometre bir Alet. Havanın, cisimlerin ağırlığına yaptığı hafifletici etkiyi göstermekte kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i).kısır;meyvasız; kıraç, verimsiz (toprak); yavan, anlamsız; budala, boş kafalı; (i)., (gen).(çoğ). düz veya hafif meyilli, toprağı kumlu, nispeten çorak arazi. barrenly (z). kısır bir şekilde. barrenness kısırlık.

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Tüfek gibi omuza dayanarak kullanılan bir hafif silâh. Bu silâh roket atımında kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bira; alkollü veya alkolsüz olarak bitki kökleri, pekmez, şeker veya maya ile hazlrlanmlş herhangi bir içki. beer barrel bira fıçısı. beer garden bira icilen açık hava lokantası. small beer hafif bira; ing. önemsiz kimse, değersiz şey.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pek katı, sert. 2. Sağlam, metin, muhkem, e. Pek, sağlam olarak. («Pek» sözü bunun hafifletilmişi olsa gerektir).

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette oynayıp titremek.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe eğmek, aşağı yukarı hareket ettirmek (baş); kısa kesmek (saç); hafifçe vurmak, dokunmak. bob up birdenbire ortaya çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. demet, salkım; şakul, pendant; kısa kesilmiş saç modeli (kadın ve çocuklarda); balık yemi; olta mantarı; hafif bir darbe, vuruş; baş hareketi; ing., (argo) bir şilin; A.B.D. bir çeşit kızak veya kayak.

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hafif tuzlu, acı; tatsız. brackishness i. tuzluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefes, soluk; bir nefeslik zaman, dem, an; fısıltı; hafif rüzgâr; ağızdan çıkan buhar, buğu. breathtaking s. heyecan veren, insanın nefesini kesen. catch one-s breath soluğu kesilmek, soluk almak, dinlenmek. in the same breath bir solukta, aynı zamanda

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nefes almak, teneffüs etmek, soluk almak; hafifçe esmek; yaşamak, var olmak; koku neşretmek; nefes alıp vermek; fısıldamak; ifade etmek, belirtmek; agzından püskürtmek; hayat vermek, canlandırmak; nefes aldırtmak. breathe again veya freely rahat nefes

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs, nefes alma; nefes; bir nefeslik zaman, an; söyleme, ağza alma; ümit, hasret; hafifçe esiş; dilb. h'' harfinin sesi. breathing space rahatça nefes alma imkânı; dinlenme zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif rüzgâr, esinti, meltem; ing., k.dili münakaşa, huzur bozucu bir şey; f., k.dili coşarak gitmek, kolayca bitirmek. in a breeze (argo) kolayca.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. tıp). Bronş ve bronşçukların iltihaplanması. Bronşitin öksürük, hafif ateş, baş ağrısı ve balgam çıkarma gibi belirtileri vardır.

Sağlık Bilgisi

Akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır.

- Akut Bronşit : Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür. Sisli ve soğuk havalarda çok rahatsız olurlar. Hastalığın başlangıcında kuru ve ağrılı öksürük, az yapışkan balgam, sonraları sümüksü cerahatli balgam ile hafif ateş ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

- Kronik Bronşit : Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş sigarayı bırakıp istirahat etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Okaliptus yaprağı

Hazırlanışı : Kuru okaliptus yaprakları, ince ince kıyılır. Pipoya doldurulup içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fırça; fırçalama: çok tüylü kuyruk, özellikle tilki kuyruğu: kısa bir temas veya karşılaşma; müfreze çarpışması; elek. fırça; f. fırçalamak; süpürmek; hafifçe dokunmak, değinmek; aceleyle ve telâş1a hareket etmek. brush aside brush away bir kenara

Türkçe Sözlük

(i. A.) («ebû»dan hafifletilmiş olup bazı künyelerde bulununr). Peder, ata, baba: BU Alî Sİnâ, Ebû Al) bin Sini. Bülaceb = Acayip, garip. Bülheves = Hevese tâbi. BülfuzOl = Fuzulî, boş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büfe; büfe ,şeklinde verilen hafif yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. dört tekerlekli hafif ve tek atlı araba; çocuk arabası.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2.000 - 6.000 metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6.000 metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbus’ gibi isimler ekleniyor.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık 1 kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde 1-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağarlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2 bin-6 bin metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6 bin metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbüs’ gibi isimler ekleniyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tos vurmak; (beysbol) topa hafifçe vurmak; i. tos, boynuz darbesi; (beysbol) topa hafifçe vurma.

Sağlık Bilgisi

Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turşu suyu.

Hazırlanışı : 1 su bardağı turşu suyu az aralarla burna çekilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(den). hafif gomene, ince gomene, palamar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tek atlı ve körüklü hafif araba, kabriole; üstü açılabilen iki kapılı otomobil.

Türkçe Sözlük

(i. F. «çâbük» ten. Daha doğrusu Farsça’sı bu Türkçe kelimeden alınmıştır). Hızlı, tez, aceleli, hafif: Eli, eline çabuk, ayağına çabuk. Çabuk olun, çabuk davranın, geç kalmayın. Süratle. Ar. aceleten: Çabuk gel. Çabuk’ çabuk = Acele ile. Çarçabuk ss Pek süratle, derhal.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seri, hafif, çabuk: Çibük-dest = Eli hafif, eline çabuk. Çâbükpâ = Ayağı hafif. Ar. serî-ül-hareke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. caesuras, caesurae) bir mısraı okurken hafifçe durulacak yer; (müz). durgu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serî hareketli, eline ve ayağına ;abuk, hafif (ekseriya aynı mânâda olan cüst ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit hafif atlı araba; açıIır kapanır araba tentesi; kadınların eskiden giydikleri bir çeşit başlık.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kavis meydana getirmek; hafifçe bükülmek; dışbükey yapmak; (i). kavis, bükümlülük; (hav). kanadın bükümlülüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), hafif sandal, kano. Paddle your own canoe. Kendi işini kendin gör.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kanton. Canton crepe ince ve hafif bir cins krep ipekli kumaş. Canton flannel bir yüzü tüylü pamuklu kumaş. Cantonese' (i). Güney ,Çinli; Güney çin dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (müz). kısa, hafif ve neşeli şarkı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çâre’den hafifletilmiş olup yalnız çâr-nâçâr tâbirinde kullanılır ve ister istemez demektir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçesi: çarka). Hafif birliklerin saf ilerisinde yaptıkları tâlim. Çarha cengi = Bu suretle yapılan yani ilerideki karavulların ettikleri harp. Çarha topu = Bu talim ve cenge mahsus hafif top.

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle ordunun ilerisinde keşif maksadıyla gezen ve cenk eden hafif asker, karavul, ileri karakol.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köylülerin giydikleri ayakkabı ki, sepilenmemiş sığır derisinden yapılır, kenarlarındaki deliklerine geçirilen deri şerit veya kınnapla ayağa bağlanır. 2. Çarık taklidi olarak bağlamalı hafif iskarpin. 3. Top arabasının tekerleğine İnişte konulan pabuç. Arnavut çarığı = Telâfinden, ucu sivri ve kıvrık, püsküllü ve süslü hafif ayakkabı. Çarığı çıkarmak = Nazikleşmek, köylülük hâlinden kurtulmak. Demir çarık = Çok dayanıklı ayakkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kısa ve hafif gülle.

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne basıldıkça veya yere sürtüldükçe hafif patırtılar çıkaran bir eğlence fişeği.

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Türkçe Sözlük

(f.) (çalmak fiilinin hafifi). 1. Vurmak, çarpmak: El, kanat, kılıç çelmek. 2. Düşürmek, yere vurmak. 3. Kesmek, Osm. zebhetmek. 4. Kapmak, çarpmak. 5. Gidermek, akıl çelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Çingenelerinki gibi iki direkli hafif oba. Çerge çerisi; çingeneler. Çerge kabadayısı = Cesaret satan çingene.

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik çeşidinden küçük, ince bacaklı, pek hafif ve çok koşucu bir kara hayvanı, gazâl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hafif gezinti arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). hafif gündelik ev işi; (f). yevmiye ile çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası; dört tekerlekli hafif gezinti arabası; (f). araba ile taşımak; araba ile gitmek; araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engel, mania, fren; geciktirme; kontrol, teftiş; kontrol işareti; ABD fiş, vestiyer fişi; (lokantada) hesap; (kumaşta) ekose deseni; dama; satranç şah; tahtada hafif çatlak deseni. in check kontrol altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). şifon; kadın elbisesi aksesuarı; (s). hafif çırpılmış yumurta akı gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ağaç ve bitkilerin meyve ve tohumdan önce verdikleri çok renkli ve ekseri güzel kokulu yaprakların bütünü ki, bitkinin tenasül organı içindedir: Ayçiçeği vesaire. 2. Kumaş vesair üzerine renk ve boya ile yahut oymakla yapılan süs: Basma, halı çiçeği. Çevre çiçeği. Mermere oyulmuş çiçekler. 3. İnsanın bedeni üzerinde pıtrak çiçek gibi çıbanlar açan ağır hastalık ki, tfşı ile çaresi bulunmuştur. Cedrî = Çiçek illeti, çiçeğe tutulmak, çiçek bozuğu. 4. mec. Allâk, hilebâz: Ne çiçek olduğunu biliriz. 5. Bazı şeylerin özü: Kükürt çiçeği. Çiçek açmak = Tomurcukları açılıp (ağaç) çiçeklerle örtülmek: Bademler çiçek açtı (yalnız açtı da denir). Çiçeği burnunda = Pek taze, yeni koparılmış (hıyar ve kabak gibi ucunda çiçeği bulunan şeylerden gelir). Hafif aley tâbiri olarak insanlar hakkında da kullanılır. Çiçek bozuğu = Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olmuş, çopur. Çiçek suyu = Limon ve portakal gibi meyvelerin çiçekleriyle sair çiçek çeşitleri inbikten geçirilerek elde edilen su. Suçiçeği = Çiçek hastalığına benzeyen, vücutta su ile dolu seyrek birtakım kabarcıklar çıkaran çocuk hastalığı. Osm. cedri-i kâzib.

Türkçe Sözlük

(ÇİĞİSKİN yahut ÇİSKİN) (i.). 1. Pek ince çiğ, az ve hafif şebnem. 2. İnce ve güneş görünce eriyip görünmez olan kırağı.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif gürültüyü tasvir edip arka arkaya kullanılır: Cır cır etmek = Çok söylemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. ince değnekle hafifçe vurmak. 2. Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ince ve hafif yağmur.

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Pek hafif bir sesi taklit ve tasvir eder: Çıt pıt yürümek («çıtır» dahi denilir: Çıtır pıtır yürüyor). Pek hafif ses: O kadar halk toplandığı halde çıt yoktu. Kimse çıt etmedi.

Türkçe Sözlük

(f.). Parmakları veya ateşte tuz, mısır ve kestane gibi bir şeyi çıtırdatmak, patlatmak. Kıvılcım çıtlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crack (one's knuckles. to drop a hint about. hint.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif sıyrık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarak; midye ve istiridyeye benzer eti yenir bir deniz hayvanı, (zool). Cardium edule; bu hayvanın kabuğu; küçük hafif sandal. cockleshell (i). tarak kabuğu; küçük hafif sandal; kırışık. corn cockle karamuk, (bot). Agrostemma githago It warmed the co

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i). karşılaştırma; nüsha tavsifi; hafif yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme, değiş mübadele; A.B.D. bir kimsenin evi ile işi araslnda abonman bileti ile yaptğı yolculuk; (huk). cezanın değiştirilmesi veya hafifletilmesi. commutation ticket abone kartı veya bileti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değiş tokuş etmek mübadele etmek; deiştirmek veya hafifletmek (cezayı); toptan daha ucuza almak (aylık tren bileti v.b'ni); karşılığını ödemek; yerini tutmak; (elek). cereyanın yönünü değiştirmek her gün iş ile ev arasında gidip gelmek. commuter (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bir gaz veya sıvının ısınarak hafifleyip yükselmesi ve başka bir yerde soğuyup ağırlaşarak aşağı inmesi.

Türkçe Sözlük

(i.). ince çöp. Çörçöp = Çalı çırpı. Çörçöpten bir ev = Pek çürük ve hafif keresteden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mantara benzer, kuru, hafif.

Şifalı Bitki

(sabunotu): Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpüren, kir temizleyici bir bitkidir. Helvacılıkta, ağdayı ağartmak için de kullanılır. Kökü, büyük ve kalındır. Dışı, hafif kırmızımtıraktır. Çiçekleri; pembe, beyaz olup, salkım şeklindedir. Köklerin dövülmesinden çöven elde edilir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. Kusturur ve balgam söktürür. Cilt hastalıklarında da faydalanılır. Temizleyici olarak da kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (crept, creeping) sürünmek, emeklemek; ağır ve ihtiyatlı hareket etmek; nüfuz etmek, sokulmak; ürpermek; hafifçe kaymak; (bot). sarılmak, uzun dal sürmek. creep up on hissettirmeyerek yaklaşmak. My flesh creeps Tüylerim ürperiyor. creepy (s). ür

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaha kalkıp hafif sıçrama; (f). bu hareketi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesici; (den). kotra; (den). beş çifte filika; hafif tek atlı kızak. revenue cutter gümrük gözetme botu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifçe vurmak, dokunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dokunma, hafif vuruş; yumuşak veya ıslak bir şeyin bir parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). su serpmek, hafifçe Islatmak; amatör olarak bir sanat veya işle uğraşmak. dabbler (i). sathi çalışan kimse, eğlence kabilinden bir işle uğraşan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yemi hafifçe suya atarak balık tutmak; hafifçe veya birdenbire suya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek; (i). Iânetleme, damn'ın hafifletilmiş şekli. Darn itl Hey mübarekl I don't give a darn. Bana vlz gelir.

Türkçe Sözlük

(e.) (dahi ve daha’dan hafifletilmiş, katıldığı’ kelimeye göre ide» vaya «da» okunur). 1. Atıf içindir: ve hem, dahi: Gittim de geldim, gideyim de göreyim, gelin de görürsünüz. 2. Eklenti, zam ve ilâve beyan eder, daha, kezalik: Bir kere de gidin, ben gideceğim, siz de gelin, hem okur hem yazar da. Bir de = 1. Şurası da var ki: Bir de ilim yalnız dünyada geçinmek için olmayıp ahlâkan yükselmek için lâzımdır. 2. Velev ki, olsa bile: Ben de öyle demiştim, bundan ne çıkar? Sen de, adam sen de, aman siz de! Bırakın ehemmiyet vermeyin, (bk.) Da.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuvvetini kırmak hafifletmek, boğmak uyuşturmak (ağrı) kesmek (ses, ağrı); tatsızlaştırmak; parlaklığını gidermek, donuklaştırmak; ses geçmesini önlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tenzil, indirim, indirme; rütbe tenzili; rezalet; düşme, sukut; (güz). (san). uzak görünmesi için tonu hafifletme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire. 2. Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı. 3. Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: = 1. Deniz dibinde biten otlar. 2. Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz = 1. Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma. 2. Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sindirmek, hazmetmek: tasnif etmek, düzenlemek, tertip etmek: kavramak, idrak etmek, üzerinde düşünmek; (kim). ısı ile yumuşatmak. digestible (s). hazmedilebilir, hazmi mümkün, hafif. digest ibility (i). hazım imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulandırmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d) (s). su katılmış, sulu, hafif, açık. dilution (i). su katma, sulanma, su katılmış herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (i)., (müz). diminuendo, ses gittikçe hafifleyerek; (i). sesin gittikçe hafiflemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzak, ırak (yer veya zaman); soğuk, ağır, mesafeli (kimse); belirsiz, hafif. distant relative uzak akraba. distantly (z). uzaktan, soğuk bir tavırla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çift oturacak yeri olan tek atlı ufak araba; köpeklerin koşulduğu hafif araba.

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). okyanusun rüzgârların hafif ve sakin olduğu ekvatora yakın kısımları; iş ve sanat gibi çevrelerde durgunluk, sükunet; kasvet, keder, bezginlik, sıktntı. be in the doldrums canı çok sıkkın olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Yazın havanın üst tabakalarındaki su zerrelerinin donup iri ve yuvarlak buz taneleri suretinde yağması ki, bazen çok ve pek iri taneli yağarak büyük hasar verir. Ar. bered, Fars. tegerk: Dolu yağmak, düşmek: Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak = Hafif bir sıkıntıdan kaçarken daha ağırına uğramak.

Sağlık Bilgisi

Üşümenin en ağır şekline donma denir. Donan kişiyi birdenbire ısıtmamak gerekir. Böyle durumlarda yapılacak ilk iş; vücuda bir battaniye sarıp, ılık bir yere taşımak; orada başı hafif geriye doğru olmak üzere sırtüstü yatırmak, kol ve bacaklarını soğuk su ile iyice ovmaktır. Limonsuyu ile masaj yapılabilir. Aşağıdaki reçeteler de aynı amaçla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ceviz yaprağı konur. Kaynatılır. Ilıdıktan sonra, vücut bu suyla iyice ovulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski)., (argo). fahişe, orospu, hafif kadın; metres.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hafif uyku tavşan uykusu, şekerleme, kestirme, uyuklama; (f). uyuklamak, kestirmek, şekerleme yapmak. doze off uyuklamak, uykuya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) şövalyelik unvanı verilirken kılıçla omuza hafifçe dokunmak, şövalyelik unvanı vermek bir kimseye yeni bir unvan veya isim vermek, adlandırmak, çağırmak; vurmak, düzeltmek (kereste, deri).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarıdan aşağıya birden bire, ansızın ve elde olmayarak inmek. Osm. sukut etmek: Damdan bir kiremit düştü. Pencereden bir şey düştü. 2. Yukarıdan inmek, Osm. hübût, nüzûl etmek: Pencereden düştü. 3. Yürürken yahut dururken yıkılıp yere yatmak: Düşüp kolunu incitti. Hayvandan düştü. Az kaldı düşüyordum. Çocuğa bakın düşmesin. 4. Yıkılmak, devrilmek. Osm. münhedim olmak: Bahçe duvarının bir tarafı düştü. Bu ağaç bir gün düşecektir. 5. Yağmak: Bu gece epeyi yağmur düştü. Dağlara kar düşmüş olmalıdır. 6. Kıymetçe aşağılamak, ucuzlamak, kıymeti olmamak. Osm. tedenni etmek: Zahire çok düştü. Piyasa gittikçe düşüyor. 7. Derece ve miktarı yahut şiddeti azalmak, hafiflenmek, tenezzül etmek: Sıcak, soğuk, rüzgâr düştü. Sıtması daha düşmedi. Hiddeti düşünce haksızlığı anladı. 8. Kuvvetsiz kalıp zayıflamak, kuvvetten düşmek: Zavallı kadın, o kadar ihtiyar değilse de çektiği acılardan çok düştü. Artık bu son zamanda çok hasta düştü. 9. Servet ve itibarını kaybedip fakir olmak: Düşmüş bir aileye mensuptur. Pek muteber bir tacir iken ziyana uğrayıp düştü. 10. Uğramak, Osm. musâb olmak, tutulmak: Belâya düştüm. El ağzına düştük. 11. Tesadüf etmek, vaki olmak, vuku bulmak, zuhur etmek: Gün düşer ki çok alış veriş olur. Bazen öyle düşer. İşim düşerse gelirim. Oradan yolunuz düşerse bize uğrayın. Köy yolun sağına düşer. 12. Uymak, yakışmak, ait ve münasip olmak: Söylemek bana düşmez ama söyleyeceğim. Benim aleyhimde bulunmak size düşer mi? Öyle demek düşer. 13. Katılmak: Kervanın önüne, arkasına, peşine düştü. Önümüze düştü. Yola düştük. 14. Sığınmak, Osm. ilticâ ve dehâlet etmek: Ocağına, eteğine, ağına düştü. Ardına, arkasına düşmek = Takip etmek, arkasını bırakmamak. Etten düşmek = Arık ve lağar olmak, zayıflamak. Elden, ayaktan düşmek = Takatsiz kalmak, kötürüm olmak, iş yapamaz hâle gelmek. Üstüne düşmek = Çok sevmek, çok uğraşmak. Hesaptan düşmek = Tenzil etmek. Damdan düşmek = Münasebetsiz vakitte ve sırası değilken bir şey söylemek. Küçük düşmek = Mahcup olmak, mukabele edememek. Gözden düşmek = İtimadı ve teveccühü kaybetmek. Düşüp kalkmak = Beraber yaşamak, refakat etmek, arkadaşlık etmek. Düşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz alan kimse veya şey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak için giyilen önlük; kadınların yazın giydiği hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus araç.

Teknolojik Terim

Çok ince, nispeten hafif ve özellikle duvara monte edilebilen televizyonlar. Mevcut düz panel televizyonlarda plazma veya LCD teknolojisi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay, rahat; asude, sakin; yumuşak, uysal; hafif, yavaş, ağır .easy chair koltuk. easy mark (k.dili) kolayca aldatılabilen kimse.easy money kolay kazanılıp kolay sarf olunan para.easy of access kolay görüşülebilir, yanına yaklaşılabilir. in easy

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (k.dili) kolayca, rahatça. Take it easy Yavaş yavaş Kendini yorma. Kolayına bak .işi hafiften al Kızma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. oes) yankı; (müz.) bir parçanın hafif ve yankıyı andıran bir şekilde tekrarı; taklit eden kimse, taklitçi; şiirde bazı hece ve seslerin tekrarı, nakarat.

Teknolojik Terim

Gelişmiş Tanımlamalı (ED) Tweeter. Bu karbon kompozit tweeter, hafifliği üstün dayanıklılıkla birleştirerek, Super Audio CD’lerin dinlenilmesi için ideal, 70kHz’ye uzanan bir frekans aralığına sahiptir.

Teknolojik Terim

Geleneksel bir LED arka ışığı genellikle LCD ekranın arkasında yer alır ve ekrana ışık verir. Sony’nin en son buluşu olan Edge LED, optik bir plaka kullanarak LED ışıklarını ekranın kenarları boyunca yerleştirir. Sonuç, taşınması ve evde istediğiniz yere yerleştirilmesi daha kolay olan daha ince ve daha hafif bir LCD ekrandır.

Türkçe Sözlük

(i.) (efendl’den hafifletilmiş kelime olması muhtemeldir). İzmir ve Aydın zeybekleri arasında ağa mânâsında kullanılır: Bir efe geldi.

Türkçe Sözlük

(i. A. hafîf’ten itaf.). Daha veya en hafif, ehven: Ehaf ceza.

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Daha hafif, daha zararsız: Ehven-i şer veya ehven»i şerreyn = iki fenalığın en hafifi. 2. Daha ve pek ucuz: Ehven fiyatla satılıyor. Bunu ehven almışsınız.

Türkçe Sözlük

(i. A. kalîl’den itaf.). Daha yahut pek az, hafif, en küçük. Ar. ednâ: Ekall-i mücâzât = Cezaların en hafifi. Ekall-i kalil = Azın en azı, pek az, en aşağı. Ekallî = En az, en aşağı: Ekallî beş gün beklemeli. Lâ ekal = Hiç olmazsa, ondan aşağı olmamak şartiyle: Lâ ekal haftada bir kere neşrolunacaktır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın tutmak işlemek, asılmak gibi işlerde kullandığı iki organın beheri. Ar. yed, Fars. dest: Sağ el, sol el (umumiyetle omuzdan tırnak uçlarına kadar ve bilhassa kol ve bileğin dışında kalan aşağı kısmı yani bilek mafsalından itibaren avuçla parmakları içine alan cihete denilir). 2. Atın vesair dört ayaklıların ön ayaklarından her biri. 3. Maymunların el şeklinde ve el gibi kullanılan dört uzuvlarının her biri. 4. Aletlerin sapı, kol kulp: Değirmen eli. 5. Bazı Aletlerin vuracak ve dövecek kısmı, deste: Havaneli. 6. Ele ve avuca sığan miktar, evuç, tutam: Bir el buğday. 7. El ile yapılan bir işin bir defalığı, bir sefer: Bir el tabanca, bir el kâğıt. 8. mec. Vurma, darbe: Eli ağır. 9. Karışma, Osm. müdahale, dahi: Bu işte onun da eli vardır. 10. İktidar, irâde, ihtiyâr: O iş benim elimdedir. 11. Sahiplik, Osm. tasarruf, mâlikiyet: Mal bugün kimin elindedir? 12. İş, Ar. amel: Filân cerrâhın eli hafiftir. Filân hattatın eli bellidir. 13. Nöbet, sıra: El kimdedir? El atmak = Girişmek, Osm. tasaddi etmek. El açmak = Dilenmek. Eli açık = Cömert, verip dağıtan, müsrif. El altında = Hazır duran şey. El altından = Gizlice, kendini göstermeksizin, hafiyyen. Ele almak = Almak, kazanmak, kendi tarafına çevirmek. Ele avuca sığmaz = Zaptolunmaz, pek haşarı. El ayası = Avucun içinin düz yeri. Ar. râhe. El ele vermek = Birbirine yardım etmek, birlikte çalışmak. El vurmak = Girişmek, bir iş yapmaya koyulmak. 2. Çalmak, çırpmak, alkışlamak. 3. El koymak, dokundurmak, basmak. El uzatmak = Almaya hazırlanmak, istemek. Eli uzun = 1. Nüfûzlu. 2. Hırsız. El üstünde el var = Üstün üstü vardır. El uğuşturmak = Kederle şaşırmak. El etmek = İşaret etmek. Elde etmek = Kazanmak, kendi tarafına çevirmek. El ermek = Erişmek, nail olmak. El işi = Makine işi olmayıp el İle yapılmış. El bağlamak = Divan durmak. Ele bakmak = Muhtaç olmak, para beklemek. Eli bayraklı — Şirret, huysuz, fenalıkla tanınmış. El birliği = İttifak, işte ortaklık. Eli belde = Hizmete hazır. Eli boş = 1. İşsiz, Ar. muattal. 2. Bir şeye malik olmayan. Fars. tehî-dest. Eli pek = Cimri, hasis. El-pençe = Divan duran, hizmete hazır. El çabukluğu = Hokkabazlık. El çırpmak = El vurmak, alkışlamak. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarf-ı nazar etmek, fâriğ olmak, kef-i yed etmek. El değmek = Vakit ve fırsat bulmak. Elden = 1. Nöbete ve muamele sırasına konmayarak; bizzat takip ederek. 2. Pazar ve çarşıdan olmayarak, bir münasebetle doğrudan sahibinden olarak: Bu arabayı elden aldım. Elden düşme — Kelepir, kullanılmış, ucuz. Fransızca: d’occasion. Elden çıkarmak = Satmak, defetmek, mâlik olmaktan kurtulmak. Elden çıkmak = Ölmek. Elden gelmek = Yapabilmek, iktidarı dahilinde olmak: Bu iş elimden gelmez, elden gelen. Elde = 1. Emri altında. İktidarı dahilinde. 3. Kazanılmış, itaat eden. 4. Hazır, Ar. müheyyâ. Hesapta toplamada üstteki sıraya geçirilmek üzere alttaki sıradan artan sayı. Elde bir = En evvel hesaba dahil olması lâzım gelen: O, elde bir. El sürmek = Bir işe başlamak. El suyu = Abdest. El dokundurmak = El sürmek, karışmak. E

Sağlık Bilgisi

Hafif el ve ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya yarım kahve kaşığı kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Hepsi bir kerede içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. on bir; i. on bir rakamı (11, Xl); oyunda on bir kişilik takım. elevenses i. ing, k.dili sabah (saat 11.00'de) hafif yemek. eleventh s on birinci, on birde bir. eleventh hour son dakika, karar değiştirmek için son fırsat.

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. hadım etmek, enemek, burmak; kuvvetten düşürmek; (bazı kısımları çıkarmak veya sansür etme yoluyla) edebi bir yazıyı hafifletmek; s. kuvvetten kesilmiş; efemine, erkekliği olmayan. emascula'tion i. hadım etme veya edilme; kuvvetten düşürme, kuv

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü ‘rihter’de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik O (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. Şimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Sesin şiddet faktörü => Ses seviyesi (dB) => Sesin kaynağı

1.000.000.000.000.000.000 => 180 => Roket sesi 1.000.000.000.000.000 => 150 => Jet uçağının kalkışı 1.000.000.000.000 => 120 => Gök gürültüsü 100.000.000.000 => 110 => Klakson sesi (l metreuen) 10.000.000.000 => 100 => Metro istasyonu 1.000.000.000 => 90 => Mutfak blenderi 100.000.000 => 80 => Saç kurutucusu 10.000.000 => 70 => Otobandaki trafik 1.000.000 => 60 => Normal konuşma 10.000 => 40 => Oturma odası 1.000 => 30 => Kütüphane, hafif fısıltı 10 => 10 => Yaprak hışırtısı l 0 => İşitmenin alt sınırı

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkça bu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da ‘Herz’ birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olmasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü “rihter”de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik 0 (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. İimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkçabu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da “Herz” birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olamasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.

Türkçe Sözlük

ve hafifleterek EŞECİK-(i.). Küçük merkep.

Türkçe Sözlük

(f.), 1. (toprak, kül, ateş vesaireyi) Karıştırmak, hafifçe eşmek. 2. Aramak, araştırmak, Osm. taharri etmek. 3. Kışkırtmak, tahrik etmek,

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif rüzgâr.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan Arapça’ya geçmiştir). Havadan hafif olmak üzere gök cisimleri aralarında ve gökyüzünde varlığı farzedilen bir cisim ki ışığı ve sesi nakleder.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uçacak kadar hafif, gökyüzünün esir tabakasına ait.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafif surette kazdırmak, toprağı karıştırmak. 2. Koşturmak, Osm. tesrî etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlıların vücudunda kemik ile deri arasında bulunan, kas ve yağ tabakalarından meydana gelen madde. Ar. lahm, Fars. kûşt: Eti senin kemiği benim. 2. Koyun, sığır vesairenin eti ki, kemikle beraber satılır ve yenir. 3. Meyvenin derisiyle çekirdeği arasında olup yenen lezzetli madde: Şeftalinin eti; etli erik. 4. Ten, beden, vücut. Et beni = Küçük meme suretinde kabarcık. Et şeftalisi = Yarma olmayan ve eti çekirdeğine bitişik bulunan şeftali. Et suyu = Eti kaynatarak alınan yağlı ve kuvvetli su. Etkanat = Yarasa cinsinden hayvanların uçma Aletleri olan zar. Et kafalı = Zekâdan mahrum, kalın kafalı. Et kesimi, et kırımı = Hıristiyanların büyük perhize girecekleri günlerdeki yortu ve şenlikleri, apokarya, karnaval. Et lokması Et yemeği. Et meydanı = Vaktiyle Yeniçeri askerine et verilen meydan ve kışla önü ki, İstanbul’da Aksaray civarındaydı. Etine dolgun — Etlice, şişman olmaksızın semiz, tıknaz. Av eti = Avda vurulan hayvan ve kuş eti. Balık eti = Yağsız ve sert kaslardan ibaret et. Balık etli = Vücudü nârin olduğu halde organları etle kaplı ve etleri sert ve düzgün olan, zayıf ve lâgar olmamakla beraber şişman ve sarkık etli de olmayan. Diş eti = Dişlerin diplerinde bulunan ve dişler döküldükten sonra bir set teşkil eden etler. Kaba et = Baldır etleri gibi kalın ve yağsız butlar. Geyik eti = Kızların bülûğa erdikleri sıradaki hafif ve mütenasip dolgpnluğu: Geyik etine girmek = (kız) Bu dolgunluğu kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. via) (i). fena koku gibi hafif ve gözle görülmeden ortaya yayılan madde; çürüyen cisimlerden çıkan fena koku.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göklerle ilgili, havai, çok ince, ruh gibi; (kim.) eterik ethereally (z.) çok hafif olarak; narin bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaba veya ağır bir söz yerine aynı anlamı veren daha hafif bir söz. euphemist (i.) bu tür hafif söz kullanan kimse. euphemis'tic (s.) hüsnütabir kabilinden. euphemis'tically (z.) hüsnütabirle.

Teknolojik Terim

EX Kulaklıklar, derin bas sesler ve gerçek bir konfor sunmak üzere tasarlanan, kompakt ve hafif Sony kulak içi kulaklık serisidir.

Teknolojik Terim

ExpressCard™ teknolojisi PCMCIA tarafından sunulan yeni bir standardın adıdır. ExpressCard standardı masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarına daha ince, daha hızlı ve daha hafif modüler genişleme olanağı sunar. Tüketiciler bellek, kablolu veya kablosuz iletişim kartları ve güvenlik kartları gibi donanım seçenekleri ekleyebilirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, eksiltmek, hafifletmek, mazur göstermek; ciddîye almamak, hafiften almak. extenuating circumstances (huk). hafifletici sebepler. extenua'tion (i). azaltma, hafifletme; ciddiye almama, hafiften alma. exten'uator (i). hafifletici sebep. exten

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). donuk, belirsiz, zayıf, baygın,gevşek; isteksiz; (i). baygınlık, bayılma. fainthearted (s). yüreksiz, korkak; mahcup, çekingen. faintly (z). azıcık, hafiften. faintness (i). baygınlık, bayılma, halsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viski veya başka bir içki imal edilirken en son çıkan hafif ve karışık ispirto.

Türkçe Sözlük

(i. A. ferfer, ferfere’den). Hafif mizaçlı ağır ve itimada lâyık olmayan, savruk.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif mizaç, sebatsızlık, savrukluk, oynaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). harpte bazı hafif istihkamlarda kullanılan çalı demeti.

Türkçe Sözlük

ve hafifletilmişi FIŞIR (i) (ses taklidi). Bol akmayı tasvir ve taklid edip art arda kullanılır: Sular faşır faşır akıyordu.

Yabancı Kelime

İng. fast food

hazır yemek

Kısa sürede hazırlanan ve yemek için az zaman harcanan hafif yiyecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zayıf, kuvvetsiz, dermansız, takatsiz. feeble joke soğuk şaka. feeble minded (s). geri zekâlı; iradesiz. feebleness (i). zayıflık, kuvvetsizlik. feebly (z). zayıf bir şekilde, hafifçe, kuvvetsizce.

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı, kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir. Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine inanmasıdır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acıhıyar.

Hazırlanışı : 1 adet acı hıyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(I.). Eski bir cins hafif terlik.

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Sürünen bir kumaş ve eski terlik yahut hafif surette akan su sesini taklit ve tasvir ederek ekseriya mükerrer kullanılır: Fış fış, fışır fışır yürümek, sürünmek, akmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Gizlice bir şeyler söylemek, gizliden telkinde bulunmak, çok hafif sesle konuşmak: O adam kulaklarına bir şeyler fısıldadı.

Türkçe Sözlük

(i.). Kumaş, terlik ve su gibi bir şeyin hafif surette hareket ederken çıkardığı ses: Suyun, eteklerin fışırtısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak, rahne; yarma; (tıb). fisur, cilt veya mukozanın hafifçe veya yüzeysel olarak çatlaması; (f). yarmak, çatlatmak; ayrılmak, çatlamak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. İnsan vücudu ile alâkalı: Kültür fizik = Vücudu kuvvetlendirmeye, zindeleştirmeye hattâ bazı hafif sakatlıkları düzeltmeye yarayan hareketler, beden eğitimi. 2. Bir şahsın fizyonomisi, dış görünüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ed, Ied; ing,ling) fanila, pazen; (çoğ). fanila, iç çamaşırı; faniladan yapılmış spor pantolon; (f). fanila giydirmek, fanila ile oğmak. flanneled (s). fanila kaplı. flannelette' (i). hafif fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş, pazen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pire, (zool). Pulex irritans. fleabite (i). pire ısırması, pire yeniği, hafif ağrı. fleabitten (s). pire ısırmış; (k).dili köhne; çok ufak doru veya kula benekli beyaz (at). fleabane, fleawort (i). pire otu, boğa yaprağı, karnı yarık, (bot). Plan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hafif vuruş; fiske; leke, çizgi; (f). hafifçe vurmak, fiske vurmak; atıvermek. flicks (i)., argo sinema.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ne dediğini bilmez; hafifmeşrep; kararsız, dönek, maymun iştahlı; budala, kaçık. flightily (z). ne dediğini bilmeden, belirli bir fikri olmayarak: kararsızca. flight iness (i). kararsızlık, döneklik: kuş beyinlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). seyrek dokunmuş ve kolayca yırtılabilen (kumaş), hafif, ince, dayanıksız; inanılması güç: (i). müsvedde kâğıdı. flimsily (z). hafifçe, dayanıksız bir şekilde. flimsiness (i). hafif ve ince oluş, dayanıksızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (i)., (s). başparmakla havaya fırlatmak (para atarak oynanan kumarda olduğu gibi); fiske vurmak; darılmak, kırılmak; (i). fiske, hafif vuruş; alkollü bir çeşit içki; (s)., (k).dili arsız, küstah. flipflop (i). bir çeşit takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo hafifmeşrep kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bükülmemiş ham ipek, floş; kısa ipek telleri, ipek gibi yumuşak tüyler. floss silk elişlerinde kullanılan floş, ham ibrişim. dental floss diş aralannı temizlemeye yarayan mumlu iplik. flossy (s). tüylü, hafif ve yumuşak; argo şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hafif tüy kırpıntı; kuştüyü, yumuşak kürk; yüzdeki ince tüyler, ayva tüyü; (k).dili sahnede kötü okunan bir şey; (f). silkinip tüylerini kabartmak; söyleyeceği sözü unutmak veya yanlış okumak. fluffiness (i). tüy gibi yumuşak olma. fluffy (s

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). birden esip kısa süren rüzgâr; hafif sağanak, geçici hafif kar veya yağmur; telaş, heyecan, acele; borsada geçici bir faaliyet; (f). telâşa düşürmek, telâşa vermek, heyecanlanmak; (colloq). iki ayağını bir pabuca sokmak; sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). katlamak, bükmek; (matb). kırmak; sarmak, bağrına basmak; kaplamak; katlanmak, bükülmek; sarılmak, bürünmek; kavuşturmak (elleri); hafifçe katmak; (A.B.D)., argo tutulmayıp kapanmak (piyes); yorgunluktan çökmek; (i). kat, kıvrım; büklüm; boğu

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki), «fp» harfleri ile işaret edilen ve önce güçlü çalınıp söyleneceğini ve hemen sonra hafifletileceğini gösterir terim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). eğlenmek, oynamak; away ile boşa harcamak; (s). hafifmeşrep, hoppa.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Yelken doldurmayacak kadar hafif rüzgâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önemsiz, ehemmiyetsiz; anlamsız, manasız, saçma, boş uçarı, sathi. frivolously (z). hafiflikle, ehemmiyetsiz bir şekilde. frivolousness (i). uçarılık; önemsizlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (efsûn’un hafifletilmişi). Büyü, sihir. (bk.) Efsûn.

Türkçe Sözlük

(e. F.) (efsûs’un hafifletilmişi). Yazık, eyvah! (bk.) Efsûs.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoğaltan, arttıran. Efzûd’un hafifletilmişi. (bk.) Efzûd.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i sert rüzgâr, bora, fırtına; ,siir hafif rüzgâr, esinti, meltem; kahkaha tufanı

İngilizce - Türkçe Sözlük

, galliot i, den eski bir savaş gemisi, hafif kadırga, çektirme

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gumûm). Tasa, kaygı, keder, dert, Ar. gussa, Fars. endûh: Gam çekmek, gam yemek (Farsça «gam horden» fiilinden tercüme) = Kederlenmek. Def-i gam = Kederli gönlü eğlendirme hüzün ve kederi hafifletme. Ne gam, gam değil = Ne çıkar? Zararı yok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gazlı, gaz gibi; boş, ozsüz, hafif.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tül, ince ve seyrek dokunmuş kumaş; kafes tel; pus, duman. gauzy s. tül gibi, hafif; şeffaf.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gase). 1. Katı ve sıvı olmayıp, hava gibi hafif ve uçucu cisim. Osm. cism-i tayyâr. Bir sıvıyı çok ısıtarak gaz haline koymak. Ar. sanılıp gazât suretinde cem’i de kullanılmıştır. 2. Maden kömürünü yakarak elde edilen ve borularla şehrin her tarafına iletilen; yakılınca eskiden sokak ve evleri aydınlatan ağır kokulu bir uçucu cisim: Gazla sokakları aydınlatmak. Aşağıdaki mânâdan ayırmak için havagazı dahi denir. Havagazı ile işleyen birçok makine icat olunmuştur. 3. (yanlış) Yerden çıkan nefte benzer madenî bir sıvı ki, tasfiyeden sonra zeytinyağı yerine lambada yanarak aydınlatmaya yarar, petrol: Gaz yakmak, gaz lambası, gaz tenekesi, sandığı. 4. Petrol yakan lâmba, ışık, çerâğ: Şu gazı yakına getirin, bana gösterin.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavla oyununda vurgun taşı olup gelen zarda açık yer olmamakla öbür eli beklemek mecburiyetinde bulunuldukta kullanılır. «Gel ha» dan hafifletilmiş olarak da kullanılır. 2. Rast gele, rasgele = Tesadüfi, tesadüfen. Gele gele = Zamanla, git gide, yavaş yavaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (med, ming) kıymetli taş, cevher; cevher gibi kıymetli ve güzel şey; hafif bir çeşit pasta; f. kıymetli taşlarla süslemek, tezyin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, yumuşak huylu, kibar; tatlı; ıIımlı, mutedil; soylu, asil; hafif, latif. gently z. yavaşça, tatlılıkla, şefkatle, nezaketle. gentleness i. tatlılık, nezaket, şefkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeryüzü ölçmesi ile ilgili. geodesic dome fabrikada yapılan üçgenlerden meydana gelen ve kubbe şeklinde olan hafif bina. geodesic line mat. bir kürede iki nokta arasında çizilen en kısa çizgi.

Türkçe Sözlük

(e. F.) «Eğer» den hafifletilmiş olup yine o mânâ ile yani şart edatı olarak nadiren şiirde kullanılır: Ger dilersen bulasın andan necât (Mevlid).

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü, altı bir genişlikte kısa ağaç kap ki, başlıca koyun, sığır vesair sağmaya, ahırda su koymaya ve gemilerde su taşımada kullanılır: Bir gerdel dolusu süt, su. Gerdel cevizi = Gemi gerdellerine kulp yerine geçirilen halatın iki ucunda yapılan düğüm. Harîk gerdeli = Gemide köseleden yapılmış hafif gerdel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. (çoğ. -mans) Almanya veya Almanlara ait; i. Alman, Almanca. German measles tıb. bir çeşit hafif kızamık hastalığı, kızamıkçık. German script Almanlara mahsus yazı. German silver Alman gümüşü, beyaz metal. High German standart Almanca. Low German

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif gıcıklanma, kaşınmakla beraber az yanma: Boğazımda bir gici, gicik vardır (şimdi yerini tamamen «gıcık» kelimesine bırakmıştır).

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette gıcıklanmak. Yanmakla birlikte hafif kaşınmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenk, kaltaban. 2. Çıkışma ve hafif azarlama tâbiri olarak kullanılırsa asıl mânâsındaki ağır hakareti taşımaz: Seni gidi senil

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki tekerlekli tek atlı hafif araba; den. kik, bir çeşit hafif filika; bir çeşit zıpkın; mak. kumaş kabartma tezgâhı, piko tezgâhı. giga önek bilyon (109).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kıldan büyük çuval (harar, bu kelimenin hafifletilmişidir).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nebat, bitki, tâze ot, hafifletilmişi «giyeh» dir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ışın, şua; hafif ve geçici ışık: parlaklık; f. ışın saçmak, pırıldamak. a gleam of hope bir umit ışığı. a gleam of humor bir nebze güldürecek şey. gleaming s. ışınlar saçan, pırıltılı, tertemiz; ara sıra güneşli ( hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. cerahatli hafif akıntı (gen. belsoğukluğundan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. parıldamak, hafif ışık vermek; i. parıltı, hafif ışık; zerre, nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering i. zayıf ışık; ima, fikir edinme, seziş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oyuncak çocuk arabası; çocuğu yürümeye alıştırmak için kullanılan tekerlekli sandalye; çocuk arabası; hafif araba; (bak.) gokart .

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Hafif armalı bir çeşit gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) havada uçan ince örümcek ağı; örümcek ağı gibi ince kumaş; (s.) ince, hafif .

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit hafif sarı peynir.

Şifalı Bitki

(altıntop): Turunçgiller familyasından; bahçelerde yetiştirilen bir ağaç ve meyvesidir. Meyvesi, portakaldan daha iri, kanarya sarısı renginde, tadı hafif acımsı ve ekşidir. İçeriğinde C vitamini vadır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Karaciğerin normal çalışmasını sağlar. Safra ifrazatını arttırır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar tutukluğunu giderir, bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu ve zehirli atıkları atar. Kanı temizler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Felç ve kanamaları önler. Akciğer ve göğüs hastalıklarında faydalıdır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizinde adalar, Porto Riko’nun güneydoğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 16 15 Kuzey enlemi, 61 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 1,780 km².

Sınırları: toplam: 10.2 km.

sınır komşuları: Hollanda Antilleri (Sint Maarten) 10.2 km.

Sahil şeridi: 306 km.

İklimi: Subtropikal iklimin etkisindedir, yüksek nem oranı değişiklik göstermektedir.

Arazi yapısı: Basse -Terre iç kısımdaki dağlar arasında volkanik özellik taşıyanıdır; Grande-Terre bölümü ise alçak bir kireçtaşı oluşumudur; diğer yedi ada da çoğunlukla volkanik özellik taşımaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Soufriere 1,484 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, turizmin gelişmesine olumlu katkıda bulunan iklim ve sahiller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.7.

daimi ekinler: %2.92.

Diğer: %85.38 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 60 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Ekim ayları arasında kasırgalar (hurricane); Soufriere aktif yanardağdır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 452,776 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.88 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.15 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.41 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.06 yıl.

Erkeklerde: 74.91 yıl.

Kadınlarda: 81.37 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.9 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guadaluplu.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah veya melezler %90, beyazlar %5, Doğu Hindistanlılar, Lübnanlılar, Çinliler %5 civarındalar.

Din: Roma Katolikleri %95, Hindu ve pagan Afrikalılar %4, Protestanlar %1.

Diller: Fransız (resmi) %99, Creole kökenli (Hem Avrupa, hem de Asya soyundan gelenler).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %90.

erkekler: %90.

kadınlar: %90 (1982 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guadalup Bölgesi.

kısa şekli : Guadalup.

Yerel tam adı: Departement de la Guadeloupe.

yerel kısa şekli: Guadeloupe.

Bağımsızlık durumu: Fransa’ya bağlı bir ülkedir.

Başkent: Basse-Terre.

İdari bölmeler: yok (Fransa tarafından yönetilir).

Bağımsızlık günü: yok (Fransa’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bastille Günü, 14 Temmuz (1789).

Anayasa: 28 Eylül 1958 (Fransız Anayasası).

Hukuk sistemi: Fransa hukuku.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: FZ, WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Guadalup ekonomisi tarım, turizm, hafif sanayi ve hizmet sektörüne dayanır. Turizm ülkede anahtar sektördür. Gelen turistlerin çoğu ABD’li turistlerdir. Tarımda eskiden beri şekerkamışı en önemli ürünlerden olmuştur. Son dönemlerde ise şekerkamışı yerini yavaş yavaş başka ürünlere - muz, patlıcan ve çiçeklere bırakmıştır. Hafif endüstri şeker ve rom imalatı ile dikkati çekmektedir. Bazı sanayi malları ve yakıt dışarıdan ithal edilir. İşsizlik

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günâh kelimesinin hafifletilmiş şekli. (bk.) Günah.

Türkçe Sözlük

(HACM) (i. A ). Bir cismin büyüklüğü, büyüklük, cüsse, cesamet, cism: Ağırlıkta bundan hafifse de hacmi büyüktür.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük

(HAFİF) (i. A. hifef’ten smüş.) (mü. hafife). 1. Ağır olmayan, Fars. sebük: Pamuk en hafif katı cisimlerdendir. 2. Ciddî ve mühim olmayan, ağırlığı olmayan: Hafif adam, hafif mizaçlı, hafif meşrepli. (istihkâm) Hafif İstihkâm = Savaş zamanında alelacele yapılan geçici istihkâmlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. airy. lightweight. slight. lightly. weak. cushy. distant. dulcet. feeble. feint. frail. frivolous. lenient. loose. mild. piano. small. soft. subdued. tenuous. unsubstantial. light. digestible. easy of digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. casual. distant. feathery. gentle. soft. subdued. tenuous. thin. light yeğni. easy kolay. weak. dilute. slight. mild. mild. dull. unimportant. insignificant. flighty hoppa. light in weight. flight. amoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy. light (in weight. frivolous. slight. unimportant. insignificant. lightly. slightly. crepe. demi saison. dinky. gentle. mild. rare. serous. small. thin. washy. weak. weightless.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفيف] hafif.

Türkçe Sözlük

(f.). Rahatlamak, hafif bir hal almak, ağırlığı azalmak, hızı azalmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafiflemek. 2. mec. Ağırbaşlılığını kaybetmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif olma hali. Sıkıntının azalması, mec. Ağır başlı hareket etmeyiş.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafife almak, istihfaf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (matb.) resmi hafif noktalarla gösteren klişe.

Türkçe Sözlük

(HASTA-HANE) (i. F ). Hastaların kabûl ve tedavi olunduğu umumî bina, Fars. bîmâr-sitân. Seyyar hastahane = Savaşta kolayca yer değiştirmeye elverişli hafif ve gezici hastahBne.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâVA) (i. A.) (c. ehviye). 1. Dünyayı atmosferin bittiği yere kadar çeviren hafif gaz tabakası: Havaya kalkmak, havaya uçmak, durmak. 2. Bu tabakayı teşkil eden hafif gaz: Temiz hava teneffüs etmek. Hava başlıca oksijen ile azottan ve az miktarda diğer gazlardan mürekkeptir. 3. Atmosferin hal ve durumu: Bugün hava güzel, yağmurlu, karlı, sisli, soğuk, sıcak hava. Hava iyi olursa yarın gideriz. Bu ne hava? 4. Bir yerin sıhhî durumu, insanın sıhhatına yarayıp yaramamak itibariyle havanın hal ve durumu: Hafif, ağır, sıtmalı, sağlam hava. Oranın havası bana gelmedi. Havası ile uyuşamadım. O havalarda zayıf adam yaşayamaz. 5. (Türkçe) Herhangi bir musiki eseri, parçası: radyoda güzel bir hava çalıyor. 6. Bir binanın üstüne çıkmak, çatı katı yaptırmak hakkı: Dükkân benim ama havası başkasınındır. 7. Hafif rüzgâr, havanın hareket ve dalgalanması: Bugün hiç hava yoktur. 8. Boş, beyhude, faydasız yere: Bizim çalışmamız havaya gitti. 9. Ateşli silâhlar nişanının mesafeye göre değişen derecesi. 10. Baskı harflerinin yukarı veya aşağı gelmek üzere muhtelif yükseklikte kazılı olması, dökme hurufat derecesi. Ab ü havâ = Su ve hava: Bir yerin sıhhî durumu, iklimi: Ab ü havâsı güzel bir yer. Oranın Ab ü havâsı ile uyuşamadı. Açık hava = 1. Bulutsuz hava. 2. Bina dışarısı. Hava almak = 1. Teneffüs etmek, solunum yapmak, temiz hava teneffüs eylemek: Şu pencereyi açın hava alalım 2. Gezmek, açık havada dolaşıp ferahlamak: Çıkıp biraz hava alalım. 3. Havadar olmak, rüzgârlara maruz ve havanın değişmesine elverişli hal ve durumda bulunmak: O köşk iyi hava alıyor. Bu oda hiç hava almaz. Bâd-ı havâ = Hava yeli (Türkçe söylenişi: bedava): Parasız, Ar. meccânen ve mec. Pek ucuz: Bunu size bedava veririm. Şunu bedava almışsınız. Cew-i havâ = Dünyayı çeviren hava tabakası, Fransızca: atmosph&re. İlm-i cevv-i havâ ve kısaca: llm-i cev = Hava değişikliklerini inceliyen ilim. Fransızca: metiorologie. Sünbülî hava = Güneşsiz, yağmursuz, kapalı gibi, fakat güzel hava. Mart havası = Daima değişen, kararsız hava Hava hoş = Nasıl olsa olur: Bence hava hoş, vazife etmem (aldırmam). Herkes bir hava çalıyor = Herkes aklına geleni söylüyor. Bir fabrika ki, herkes bir hava çalıyor. Havadan = Bedava.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Heva ve hevesine tâbî, nefis ve şehvetine düşkün, hafif yaradılışlı. Havâİ-meşreb = Hafif. 2. Boş, beyhude, bâtıl: Havâİ şeylerle uğraşma. Havâi söz = Şuradan buradan asılsız konuşmalar. (bk.) Hevaî.

Şifalı Bitki

(alpinia): Zencefilgillerden, ıtırlı bir bitkidir. Doğu Asya’da yetişir. Kök sapları baharat olarak kullanılır. İçeriğinde “Alpinol” ve “Alpinin” gibi maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Tükürük ifrazatını artırır. Göğsü yumuşatır. Vücudun güçlenmesini sağlar. Mide, bağırsak gazlarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. Hava yutmayı önler. Grip ve soğuk algınlıklarında vücudun ısınmasını sağlar. Baş ağrısı ve baş dönmelerini dindirir. İdrar söktürür. Romatizma ve nikrisin şikayetlerini hafifletir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hafif sis, ince duman, pus; belirsizlik, müphemlik, çapraşıklık.

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldukça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri uçaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri, kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktur ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave bir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru denilir. Kuyruk rotoru aynen uçak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devirde döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalma ve yükselme sağlanır. Kanatlar arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldkça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri çaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktr ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave ir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru aynen çak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devire döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalmave yükselme sağlanır. Kanatlar arka arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). He senbolüyle gösterilen bir eleman. Gaz halindeki bu eleman, hafifliği dolayısıyle balon doldurmakta kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hevâ ve hevesine tâbi. Nefs ve şehvetine düşkün. Hafif meşrep. Hevâİ-meşreb = Hafif yaratılışta. 2. Boş, beyhude, bâtıl: Hevâİ şeylerle uğraşma. Hevâİ söz: Şuradan buradan esassız lakırdı etme. (bk.) Havâİ.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hafiflik, ehemmiyetsizlik. 2. Kolaylık.

Türkçe Sözlük

(aslı: HIFFET) (i. A). 1. Hafif şeyin hâli, hafiflik; sakalet, sakîllik ve ağırlığın zıddı. 2. Vakarsızlık, temkinsizlik, hafif huyluluk, hafiflik, hoppaIık. Hiffet-1 mejreb = Akılsızlık. Aklına, şuûruna huffet getirmek = Çıldırmak, (bk.) Hıffet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خفت] hafiflik. 2.hoppalık.

Şifalı Bitki

(genegerçekotu): Sütleğengillerden bir ağaçtır. Tohumlarından hindyağı çıkarılır. Hindyağı berrak, renksiz veya soluk sarı renkli, koyu kıvamlıdır. Kokusu yok denecek kadar azdır. Lezzeti hafif ve biraz tahriş edicidir. Etkili maddesi Ricinoleik asittir. Kullanıldığı yerler: Müshildir. Kabızlığı giderir. Saçkıranda faydalıdır. Lavmanlarda da kullanılır. Saçların dökülmesini önler.

Türkçe Sözlük

(i.) (belki hayırsız’dan). Başkalarının malını çalan adam, uğru, Ar. sârık, Fars. düzd. Aşık oyununda bir sayı. Hırsız malı = Çalınmış mal, Osm. Mâl-i mesrûk. Hırsız yatağı = Hırsızları kabûl ve mallarını saklayan adam ve yer. Deniz hırsızı = Korsan. At hırsızı = mec. Üstü başı hafif, dımdızlak, hayta.

Türkçe Sözlük

(i.). Birden, hızla ve hafiflikle kalkıp sıçramayı taklid ve tasvir eder: Hop kalktı, hop yerinden fırladı. Birden ve hızla ve hafiflikle kalkıp sıçramaya teşvik için kullanılır: Hop! Kalkın. Haydi, hop! Hop oturup hop kalkmak = Aşırı öfkelenmek.

Teknolojik Terim

Hoparlörün performansı, önemli ölçüde diyaframda kullanılan malzemeye bağlıdır. HOP (High Oriented Polyolefine) hoparlör diyaframları çok sağlam ve serttir. Çok hafif olduklarından mükemmel yüksek frekans tepkisine sahiptirler.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafiflikle ve birdenbire sıçramak, atılmak: Çocuk gibi hopluyordu. 2. Birdenbire oynamak, helecana gelmek: Yüreğim hopladı.

Türkçe Sözlük

(i.). Hop diye her şeye girişen, düşüncesiz ve hafif mizaçlı, çocuk mizaçlı, delişmen: Hoppa bir adam, pek hoppa alışmış.

Türkçe Sözlük

(i.), içerken hafif gürültülü ses çıkarmak: Kahveyi höpürdeterek içti.

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜNKAR) (i.) («Hudâvendigâr» dan hafifletilmiş). 1. Osmanlı hükümdar, padişah ve sultanı. 2. Mevlânâ Celâleddîn-i RÜmî’nin unvanlarından.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Macar süvarisi; süslü üniforması olan hafif süvari askeri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. içki içmiş, sarhoş, hafif sarhoş, Fars. mest. 2. İçki içilen yer: İçkili lokanta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخفاف] hafife alma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Kızarma, kızıllık, (tıp) Kırmızı lekeler şeklinde beliren hafif bir cilt hastalığı, Fransızca: erytheme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtizâzât). 1. Hafif surette titreme, oynatılan bir telin bir süre titremesi gibi bir hareket, ürperme. 2. (fizik) Titreşim, havanın sesten dalgalanıp ses iletmeye vasıta olması, Fransızca: vibration.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtizâziyye) (fizik). İhtizâz (titreşim) denilen hafif titremeye ve dalgalanmaya ait: Hareket-I ihtizâziyye.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağlanmak, takılmak, takılıp kalmak: Kova, kuyunun İçinde taşa İlişti. 2. Durmak, kalmak, İlişmiş gibi ayrılamamak: Bu adam gittiği yerde ilişip kalır. 3. Az durmak, İğreti, geçici olarak oturmak: Sen biraz şurada iliş, ben şimdi gelirim. 4. Şüphe ve tereddüt etmek, tSrtz eylemek: Müsveddeyi okuyup bir, iki yerine İlişti. S. Dokunmak, sataşmak, taarruz etmek: Siz ona ilişmeyin. Göz ilişmek, göze ilişmek = Elde olmayarak, aramaksızın hafifçe görmek: Gözüm bir şeye ilişti. Gözüme bir şey ilişti. Gönül İlişmek = Gönülden ilgilenmek, Aşık olmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hafifletilmesi ve yatıştırılması mümkün olmayan, bastırılamaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalın mukabili, Ar. rskîk, Fars. bârik: İnce değnek. 2. Ufak, çok küçük, Ar. dakîk: İnce un, ince toz. 3. Sivri: İnce burun. 4. mec. Zarif, nazik, narin: İnce iş, ince nakış, ince adam. 5. Zekâsı olan, kavrayışlı: İnce zihin. 6. Hafif, muhtasar: İnce donanma, ince karakol. 7. Müessir, tesirli, keskin: İnce ağrı. Kulağa hafif gelen: İnce ses, ince vızıltı. 8. Ufak ve hurda olarak: ince dövmek. Tatbik ederek: Çok ince soruyor. Incehastalık = Verem. İncesaz = Türk sanat musikisinde fasıl repertuarını icra eden saz takımı. İnce kesim = Çelimsiz, zayıf. İnceden inceye = Teferruatına kadar, çok teferruatlı. İnce eleyip sık dokumak = Lüzumundan fazla incelemek, bir işin pek ilerisine varmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pek ince, pek hassas ve hafif: İncecik kalem, ses, iş. 2. Pek ince olarak: İncecik dövmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnce olan şeyin hali, Ar. rikkat, kalınlık mukabili. 2. Ufaklık, hurdalık, dikkat. 3. Naziklik, nâriklik, zarafet. 4. Hafiflik, keskinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyade, yaya asker. light infantry hafif piyade askeri. mounted infantry süratli gitmek için at veya arabaya binen fakat piyade olarak dövüşen asker. infantryman i. piyade, yaya er.

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan bu benzersiz teknoloji, pilin cihazı daha ne kadar çalıştırabileceğini bir dakikalık bir hassasiyetle göstermektedir. InfoLITHIUM piller hafif, küçük, güçlü ve çevre dostudur. Diğer teknolojilerin aksine, hafıza etkisi içermezler.

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine veya koşmasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı l kilogram olduğundan sadece l ,00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adalelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adaleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su onları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarının yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten daha rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. Şüphesiz bunun nedeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde kadınlara havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Çünkü bebekler, ana rahminde su içindedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine vaya koşamasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı bir kilogram olduğundan sadece 1.00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adelelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adeleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su oranları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarını yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. İüphesiz bunun nendeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.

Genel Bilgi

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet. Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.

Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı, elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ışıldama.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. escarpin). Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı, alafranga hafif kundura.

Türkçe Sözlük

(i. İng. denizcilik). İki direkli, yelkenli, hafif bir cins gemi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemm»den masdar). Koklatma. 2. Hafif surette ve dolayısiyle duyurma. 3. Sesli harfi ancak duyulacak ve tam hece teşkil etmiyecek şekilde söyleme.

Türkçe Sözlük

(İSTİHFAF) (i. A. «hiffet» ten masdar). Hafif ve ehemmiyetsiz gözüyle bakma, ehemmiyet vermeylş, hor görme: Bu işi o kadar istihfâf etmeyin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخفاف] hafife alma, küçümseme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استخفافکار] hafife alan, küçümseyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (red ring) (i.) sarsmak; titretmek; sinirlendirmek; sinirine dokunmak, batmak; bozuk ve çatlak ses çıkartmak, ahenksiz ses çıkarmak; (i.) sarsıntı, şok; çatlak ses. on a jar on the jar hafifçe aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cirit; elle atılan hafif kargı, harbe.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tehlike zamanında gemiyi hafifletmek için denize atılan mal; bu şekilde atıldıktan sonra karaya vuran eşya veya yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tehlike zamanında gemiyi hafifletmek amacıyle eşyayı denize atma; bu suretle denize atılan mal; f. bu suretle denize atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafif hafif ve çabuk sallanmak veya sallamak; i. titrek hareket; hafif sallantı; bak. joggle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan ve Çin'de kullanılan bir çeşit hafif top ve tüfek.

Sağlık Bilgisi

Dişetlerinin iltihaplanmasına; halk arasında dişeti iltihabı, tıp dilinde ise piyore veya paradontal hastalığı denir. Dişetleri çevresinde toplanan besinlerin orada mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Dişetlerinin kenarları düz, parlak, kırmızı ve hafifçe şikin bir şekil alır. Fırça ile dokunulduğunda kanar. Tedavi için yapılacak ilk iş, diş temizliğine itina göstermektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılıp gargara yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir veya birkaç kişi tarafından çekilen iki tekerlekli hafif Japon faytonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafifçe sarsmak, yavaşça sallamak; hafifçe sarsılmak veya sallanmak; geçme ile tutturmak; i. birden dürtme, sallama; sarsıntı; geçme.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. jury). 1. (hukuk) Cinayetle suçlananların o cürmü işleyip İşlemediklerine ve hafifletici sebepler bulunup bulunmadığını vicdanan karar vermek üzere itimat edilen vatandaşlardan teşkil olunan hey’et. Türk adliyesinde yoktur. 2. Çeşitli müsabakalarda derece alanları bildirmeye selâhiyetll bir heyet.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Hafif olduğu halde hacmi büyük: Kaba döşek, şilte; kaba denk, yük. 2. Şiş, tümsek: Kabaet. 3. Terbiyesiz, sözü ve devranışı ağır, yontulmamış, zarafeti olmayan: Kaba adam. 4. Adî, zarif, süslü veya ince ve nazik olmayan, bayağı: Kaba iş, kaba dikiş, kaba ekmek, işin kabası. 5. Terbiyeye aykırı, terbiyesizce: Kaba söz, kaba lisan. Kabaet = Sağrı budu. Kaba saba, kabataslak = Kaba bir suretle, işin yalnız kabası, ince teferrüatına girlşmeksizin: Kaba saba, kaba taslak şeklini çizmek. Kabasakal = Sakalı kabarık, büyük. Kabadayı = Gösterişte cesaret satan, yiğit taslağı, bk. Kabadayı. Kabakoz = Yalnız görünüşte gösterişli. Kabakulak = Bir hastalık, Osm. hummây-ı nekzî, Fr. orcillon.

Türkçe Sözlük

( KABAHAT) (i. A.) (c. kabâhât). 1. Çirkin iş ve hareket, yakışıksız davranış: Bunu yaptımsa, bunu söyledimse bir kabahat mi ettim? Bu da bir kabahat mi? 2. Hafif suç, kusur: Bu kabahatin cezası nedir? Kabahatimi bileyim de cezama razıyım. Kabahat etmek = Kusur etmek, yanılmak: Size danıştığıma kabaha ettim. 2. mec. Yellenmek.

Sağlık Bilgisi

Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır. Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kuluçka devresi, 18 gündür. Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir. Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Hindyağı.

Hazırlanışı : Her sabah aç karnına bir çorba kaşığı hindiyağı içilir. Bu hastanın kabız olmasını önler.

Genel Bilgi

Bu deneyi ilk olarak ABD Caiifornia’da Larry Walters, bildiğimiz çocuklar için olan uçan balonlarla değil meteoroloji balonları ile yapmıştır. Larry 42 tane balonu kendine bağlamış, kendisi de alimünyum bir sandalyeye oturmuş, emniyet olsun diye de yere bir halatla bağlanmış.

Tam yükselmeye başlarken yere bağlı halat kopmuş ve kontrolsuz bir şekilde 5 bin metreye kadar yükselmiş. Bundan sonra yanında bulunan tabanca ile yüksekliği kontrol için balonları tek tek patlatmaya başlamış. Bu arada yanında bulunan telsizle yakından geçebilecek uçakları ikaz etmeyi de ihmal etmemiş.

Balonları tek tek patlatarak inerken biraz da şanssızlığından, balonları bağlayan teller elektrik hatlarına takılmış ama sonunda yere sağ salim inmeyi başarmış. Bu üstün başarısından dolayı takdir bekleyen Larry’e ulusal havacılık kurallarını ihlal etti diye ilgililer çok kızmışlar ve cezalandırmaya karar vermişler. Bu hikayenin gerisi bilinmiyor ama biz hesap yolu ile kaç uçan balon bir insanın ayağını yerden kesebilir bulabiliriz. Bir litre helyum 0,18 gramdır. Bir litre hava l gramdır diye bilinir ama onun yüzde 80’inin nitrojen olduğunu düşünürsek bir litre hava, hemen hemen saf nitrojen kadar yani 1,25 gramdır diyebiliriz. Yani bir litre helyum, bir litre havadan yaklaşık l gram daha hafiftir.

30 santimetre çapındaki bir balonu tam küresel düşünüp hacmini hesap edersek 14.137 santimetreküp yani 14 litre eder. Helyumun bir litresi havadan l gram hafif olduğuna göre bu balon ucuna bağlanan 14 gram ağırlığı havaya kaldırabilir (balonun kendi ağırlığı ve ip ihmal edilerek).

Diyelim ki çocuğunuz 30 kilogram ağırlığında. Her biri 14 gram kaldırma gücündeki balonlardan 2.150 tanesini alıp eline verirseniz, bir anda yanınızdan kaybolup havalandığını görebilirsiniz, tabii teorik olarak.

Eğer daha büyük, 3 metre çapında bir kaç balon bulabilir ve helyumla şişirebilirseniz 55 kilogram ağırlığındaki eşinizi kaldırmaya 4 tanesi yetecektir.

30 metre çapındaki bir balon ise 14 ton ağırlığı kaldırabilir. Bu nedenle balon, zeplin türü hava araçlarının hacimleri çok büyüktür. Aslında bir litresinin ağırlığı 0,09 gram olan hidrojen bu işler için idealdir ama çok yanıcıdır, en ufak bir kıvılcım, patlamasına neden olabilir.

Hindenburg zeplininin bu nedenle başına gelenlerden dolayı zeplinle yolculuk tarihe karışmıştır. Helyum gazı kullanılarak tekrar eski günlerine dönmesi ümitle beklenmektedir.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâDİFE) (i. A.) (c. kadâif). 1. İpek, pamuk veya yünden örgülü parlak, hafif tüylü lüks kumaş. 2. Kadifeden mâmûl: Kadife elbise. Kadifeçiçeği = Yaprakları örgülü çiçek çeşitleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Sabah ve ikindi vakitleri yenilen hafif yemek. bk. Kahve.

Türkçe Sözlük

(i.). Ucu demirli hafif gönder, uzun mızrak. Ar. remh, Fars. nîze.

Türkçe Sözlük

(i.). Vücudun bir yerinde böcek gezinmesi yahut hafif yanma veya batma şeklinde duyulan his.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.

- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.

- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.

- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.

- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.

- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.

- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.

- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.

- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.

Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir. İç hastalıklar dışındaki etkenlerin neden olduğu kaşıntıların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Erik, sirke.

Hazırlanışı : Sirkeye batırılan erikler kaşınan yerlere sürülür. Günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ten üzerine giyilen hafif kadın fanilası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateş tutuşturmak veya sigara yakmak için çakmak vesaire ile tutuşturulan kuru şey, tutarak: Mantar kavı. 2. Bazı ağaçlarda ur gibi çıkan ve terbiye olunduktan sonra birer parçası çakmakla tutuşturulan pamuk gibi kuru ve yumuşak bir madde: Çakmakla kav tutuşturmak. 3. Parçalara ayrılmış ve her parçasının ucuna kibrit eczası sürülmüş, çabuk tutuşur kalınca kâğıt: Kav kutusu. Kav gibi = Kuru, hafif, çürük: Bu evin kerestesi kav gibi olmuş.

Şifalı Bitki

(cucumis melo): Kabakgiller familyasından; vatanı Küçük Asya olan, sürüngen gövdeli, iri meyveli bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları oldukça büyüktür ve yürek biçimindedir. Çiçekleri, yapraklarının koltuğundan çıkar. Meyvesi sulu ve güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. Rahat bir uyku verir. Böbrekleri ve kanı temizler. Cide temizlik verir. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Nikris ve romatizma şikayetlerinin hafiflemesini sağlar. Akciğer veremi ve kansızlıkta da faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinin şikayetlerini azaltır. Vücuda serinlik verir. Mide ve bağırsaklarda ülser veya iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonlular yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i. «kaymak» tan). Su üzerinde kayıp giden küçük tekne ki, çeşitleri ve muhtelif büyüklükte cinsleri olup kürekle veya sade yelkenle hareket eder: Piyâde kayık = Pek hafifi ki dar ve uzun olur: İki, üç çifte kayık, ateş kayığı. Odun kayığı — Odun taşıyan büyüceği. Pazar kayığı = Yedi çifte yük kayığı. Balık kayığı = Balıkçılara mahsus kabası.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık ve bilhassa başın tepesini örten ve başa yapışan yuvarlak ve hafif takke.. Eskiden kavuğun altına giyilirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). İnce softan hafif ve dar üstlük ki, vaktiyle Osmanlı ilmiyye kıyafetinde giyilirdi.

Türkçe Sözlük

(f.). Çentilmek, hafif gedik ve çentik yapılmak: Sert ağaç zor kertilir.

Türkçe Sözlük

(f.). Çentmek, hafif gedik ve çentik yapmak, ketmek, nişan yapmak: Çeteleyi kertmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Çenttirmek, kertik yaptırmak, hafif gedik ve çentik yaptırmak: Çeteleyi kerttirmek.

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça üç harekeden esre denilen hareke kl, i, ı okunan harfin altına yazılır. Kesre-i hafife = Türkçe’de cbiz» ve «kimi gibi ince okunan esre. Kesre-i sakiyle = Yine Türkçe’de «sıra» ve «ılık» gibi kalın okunan esre. Kısa ı, i vokalinin işareti.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, zevk almak, sevinçli olmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hasta veya neşesiz: Keyifsiz olduğu için gelemedi.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette hastalanmak, Osm. münharifü’l-mizâc olmak: Akşam keyifsizlendi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hastalık, Osm. inhirâf-ı mizâc: Keyifsizliği nedir?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değersiz şey, ıvır zıvır; hafif ve çerez türünden yiyecek, abur cubur.

Türkçe Sözlük

(e.). Bağ edatı olup şimdi hafifletilmiş ve Farsça’ya benzetilmiş şekli olarak «ki» kullanılıyor.: Bil ki (kim) bunun neticesi zararlıdır. Belklm = Belki. Tâ kim = Ta kl. Nitekim = Nasıl kl, olduğu gibi. Her ne kim = Her ne ki.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif ve devamlı şekilde oynamak: Bir fare, çekmecenin içinde kıpırdayıp duruyor.

Türkçe Sözlük

(I.). Hafif surette ve devamlı kımıldanma.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif şap hastalığı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gerdanı ve yanakları kırmızımsı, kuyruğu çatal siyah bir kuş ki, göçebelerden olup, kışın sıcak iklimlere göçer. Çeşitleri _vardır. 2. (denizcilik). Eski savaş gemilerinden hafif ve süratli yelkenli teknelere denilirdi. Kırlangıçotu = Fars. zerde-çâv, halk dilinde: zerdeçöp. Kırlangıç balığı = Kanatlan uzunca ve üstünün rengi gayet güzel kırmızılı, lezzetli bir cins balık. Kırlangıç dönümü = Ekim ayının başları. Kırlangıç fırtınası = Mart sonlarında olan fırtına.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. öpmek; hafifçe dokunmak; bilardoda hafifçe dokunacak surette bilyelere vurmak; i. öpuş öpücük, buse; hafif temas; çok hafif bir çeşit bonbon. kiss and be friends barışmak. kiss away the hurt ağrıyı öpücükle geçirmek. kiss the book Kitabl Mukad

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçurtma; çaylak, zool. Milvus; kell çaylak, zool. Milvus milvus; sıçancıl, zool. Milvus regalis; tic. sahte bono; den. hafif rüzgârda yelken direinin tepesine çekilen en ufak yelken. Arabian kite kocalak, zool. Milvus arabicus blackwinged kite k

Türkçe Sözlük

(I.). Kızamığa benzeyen ve ondan daha hafif geçen bir hastalık.

Sağlık Bilgisi

Deri döküntüleri, hafif ateş ve hafif nezle ile ortaya çıkan Alman kızamığı da denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde, rubella denir. Daha ziyade çocuklarda görülür. Ancak, hamile kadınların da, gebeliğin ilk üç ayı içinde kızamıkçık olma ihtimali vardır. Bu durumda, ana rahmindeki cenin de etkilenir. Hastalık, havadaki zerreciklerle bulaşır. Kuluçka devresi, çoğunlukla 17 gündür. Hastanın vücudunda pembe, düz lekeler görülür. Bazen boynun arka tarafındaki bezler de şişer. Tedavi için kullanılacak özel bir ilaç yoktur. Hastalık genellikle 4 gün içinde geçer. Bu süre içinde hastanın odasını ayırmak ve sağlam kimselerle görüştürmek gerekir. Kesin istirahat da şarttır. Hastada görülen nezle ve ağrıları tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeker.

Hazırlanışı : Ateşin üzerine 1 çorba kaşığı toz şeker konur. Yanarken çıkan duman teneffüs edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) her işe gelir; kaba ve dayanıklı (eşya); (i.), (den.) iki yelkenli hafif yat.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük, Ar. cesîm: Koca bina; koca dağ; koskoca ev. 2. İhtiyar, yaşlı, Fars. pîr, Ar. şeyh, müsîn: Koca adam; kocamak. 3. Eski, Ar. kadîm, meşhur: Koca Mustafa Paşa; Koca RAgıb Paşa. 4. İktidar ve tedbir sahibi, büyük, akıllı: Koca Sinan, Koca Hayreddin Paşa ne deniz muharebeleri etti. 5. Er, Ar. zevç, halîl: O kadının kocası sağ mıdır? Kocaoğlan = Ayı. Kocabaşı = Bir köy ihtiyarlarının birincisi, muhtar, (denizcilik) Koca reis = Şileplerde ikinci kaptan. Kocakarı = İhtiyar kadın, Fars. pîre-zen, Ar. acûz. Kocakarı soğuğu = Ar. berd-ül-acOz. Karı koca — Zevç ve zevce, Ar. zevceyn. Karı koca kavgası = Kıskançlık kavgası. Kara-koca = Ağarmamış İhtiyar, saçı, sakalı siyah yaşlı adam. Kocaya varmak = Evlenmek, ere gitmek. Kocayemişi = Çileğe benzer hafif bir cins dağ meyvesi ki, bir çeşidine tavulga derler.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Gazhanede bir dereceye kadar yakılıp gazı alındıktan sonra söndürülen, ısıtmada kullanılan maden kömürü; hafif ve dumanı az olup ısısı fazladır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Modaya fazla düşkün ve hafif kadın.

Türkçe Sözlük

(1. Fr.). Koket, hafif kadın.

Şifalı Bitki

(melilotus): Baklagiller familyasından, Avrupa’da ve yurdumuzda yetişen, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi silindir biçimindedir. Tüysüzdür. Çok dallıdır. Yaprakları almaşık dizilişlidir. Sarı çiçekleri güzel kokuludur. Meyvesi 4 mm kadar boyunda 1-2 tohumludur. Çiçekli ve yapraklı dallarında kumarin, melilotik ve kumarik asitler ile uçucu bir yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Hafif kabız vericidir. Romatizma ağrılarını dindirir. Vücuda rahatlık verir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Cologne’dan). Hafif kokulu tuvalet ispirtosu, ilk defa Almanya’nın Kolonya şehrinde yapılmıştır.

Türkçe Sözlük

Resim ve heykelde insan betisi resmedilir ya da heykeli yapılırken kullanılan klasik duruş (poz) biçimlerinden biri. Bu pozda ayakta duran kişi, kalçası ve bacaklarıyla gövdesinin üst kesimi hafifçe farklı yönlere dönük olarak betimlenir. Sözcüğün kökeni İtalyanca “contrapposto”dur.

Türkçe Sözlük

(I.) (konuk’tan hafifletilmiş). Misafir. Konu komşu = Misafir ve komşu. Konu komşuyu davet etmek lâzım, konu komşu arasında ayıp olur. Enikonu = LAyıkıyla, rahatça hayliden hayli: Uyandığım zaman enikonu gündüz olmuştu, bugün enikonu soğuk var.

Türkçe Sözlük

(i.). Rüzgârın tatlı ve hafif hafif esişini ifade eder.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eski tarzda başlık ki, üzerine sarık sarılırdı, Fars. serpûş, Ar. kalensüve. 2. Bilhassa dervişlerin başlığı ki, ekseriya ucu sivri olur: Mevlevî külahı, külâh giymek. Hırka külah = Derviş kıyafeti. 3. Keçeden başka konacak hafif şey: Arnavut külahı, gecelik külâh. 4. Bir şeyin üzerini örtmeye mahsus ve ucu sivri şey: Minare külâhı, nargile külâhı. 5. mec. Hile, dolandırma: Bana külâh etti. Külâh-tabya = Sivri bir çeşit tabya. Külâh kapmak = Bir karışıklıktan faydalanıp kendi menfaatine uydurmak. Keçe külâh = Rütbesi kaldırılmış (vaktiyle rütbe ile beraber, onun alâmeti olan kavuğu da alınıp en alttaki keçe külâhla bırakılırdı). Gec külâh = Başlığını eğri giyen. mec. Nazlı, cilveli, edâlı.

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Rûhu hafif, çabuk hareketli. 2. Akıştan, bilhassa içkinin kadehe akışından çıkan ses.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. cour). 1. Saray, krallık sarayı teşkilât ve Adâbı. 2. Flört, hafif flört, hanımlara karşı nezaket gösterisi: Kur yapmak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında, Irak ve Suudi Arabistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 29 30 Kuzey enlemi, 45 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 17,820 km².

Sınırları: toplam: 462 km.

sınır komşuları: Irak 240 km, Suudi Arabistan 222 km.

Sahil şeridi: 499 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, aşırı sıcak yazlar ve kısa, serin kışlar.

Arazi yapısı: Düz ve hafif dalgalı çöl arazisi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: 306 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, karides, doğal gaz.

Sulanan arazi: 130 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,418,393 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.52 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 15.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.2 yıl.

Erkeklerde: 76.13 yıl.

Kadınlarda: 78.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.91 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.12 (2001 tahmini).

Ulus: Kuveytli.

Nüfusun etnik dağılımı: Kuveytli %45, diğer Araplar %35, Güney Asya %9, İran %4, diğer %7.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan, Hindu, Pers, diğer %15.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %83.5.

erkekler: %85.1.

kadınlar: %81.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kuveyt Devleti.

kısa şekli : Kuveyt.

Yerel tam adı: Dawlat al Kuwayt.

yerel kısa şekli: Al Kuwayt.

ingilizce: Kuwait.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Küveyt.

İdari bölümler: 5 eyalet; Al Ahmadi, Al Farwaniyah, Al ‘Asimah, Al Jahra’, Hawalli.

Bağımsızlık günü: 19 Haziran 1961 (İngiltere’den).

Milli bayram: Milli gün, 25 şubat (1950).

Anayasa: 11 Kasım 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BDEAC, CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), I

Genel Bilgi

Kuyruklu yıldızların diğer gökcisimlerinden farklı ve gizemli şekilleri, aniden ortaya çıkıp bir süre sonra yok olmaları, onların tarih boyunca insanlar tarafından Tanrıların habercileri olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ölüm ve felaket habercileri olduklarına, kuraklık, sel, açlık gibi büyük doğal afetlerin ve salgın hastalıkların hatta her iki dünya savaşının da o sıralarda görülen kuyruklu yıldızlardan kaynaklandığına inanılmıştır. Milattan önce 43 yılında Sezar’ın ölümünden sonra çok parlak bir kuyruklu yıldız görüldü ve onun Roma imparatorunun göğe yükselen ruhu olduğuna inanıldı. Böylece kuyruklu yıldızlardan ünlü kişilerin ölüm haberlerini almak gibi bir boş inanç daha yerleşti.

Bilim insanları Güneş sistemimizden çok uzakta ama yine Güneş çekimine bağlı olarak bir yörüngede dönen, her birinin kütlesi ve boyutu dünyamızdan çok az olan kirli kar topu şeklinde milyarlarca kuyruklu yıldız olduğuna inanıyorlar.

Bu görüşe göre başlangıçta görkemli kuyrukları olmayan bu gök cisimlerinden bazıları sistem içindeki karşılıklı çekim güçleri nedeni ile Güneş’e doğru hareket etmeye başlıyorlar.

Güneş’e yaklaştıkça, dış katmanlarında donmuş halde bulunan uçucu gazlar (karbondioksit, su, metan amonyum, vb.) hızla buharlaşmaya başlıyor. Güneş’e yaklaştıkça cismin etrafını gaz bulutu olarak sarıyorlar.

Güneş yüzeyinde devamlı patlamalar olduğundan ve uzaya büyük hızlarla gaz bulutları fırlatıldığından, cisim Güneş’e iyice yaklaştığında bunların etki alanına giriyor ve etrafındaki gaz bulutu Güneş’in tersi yöne doğru savrularak bir kuyruk görünümünü oluşturuyor. Bu nedenle kuyruklu yıldızların kuyruklarının yönleri hep Güneş yönünün ters tarafındadır.

Kuyruklu yıldızın kuyruğunun parlaklığına Güneş ışınlarının, gaz bulutu ve parçacıklardan yansımaları neden olur. Aslında büyüklüklerine bağlı olarak kuyruklu yıldızlar kuyruklarından sürekli madde kaybederler. Sonunda gök taşları haline gelen kuyruklu yıldız kalıntıları, dünya yakınından geçerken bize akan yıldız yağmurları olarak görünürler.

Eğer dünyamız bir kuyruklu yıldızın kuyruğu içinden geçerse ne olur? Bu, korkulacak bir şey değildir. Çünkü kuyruklu yıldızların kuyrukları yoğun değildir ve dünyanın bu kuyruk içinden geçmesi ona hiçbir şekilde etkide bulunmaz. Nitekim Halley kuyruklu yıldızı 1910’da geldiğinde, Dünya onun kuyruğunun içinden geçmişti ve bunun yeryüzüne bir zararı olmamıştı. Zamanımızda kuyruklu yıldızların normal gök cisimleri oldukları biliniyor. Bunlar çok büyük hacimli kuyruklarından dolayı korkutucu görünen aslında küçük ve hafif cisimlerdir. 12. yüzyılın ortalarından itibaren bilimin bunların yapılan ve ne olduklarını çözmeye başlamasından sonra halkın peşin hükümleri ve korkuları kaybolmaya başlamıştır.

Şifalı Bitki

(rumex): Karabuğdaygiller familyasından; nemli kırlarda yetişen, genellikle bir kaç yıl yaşayan, yeşil veya firfiri renkte orsu bir bitki cinsidir. Yaprakları hafifçe kabarık ve geniştir. Meyveleri üç köşeli veya yassıdır. Yurdumuzda yetişen türleri; Labada, büyük kuzukulağı, küçük kuzukulağı gibi çeşitleridir. Ev ilaçlarında büyük ve küçük kuzukulağının yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ile salata yapılıp, yenir. İdrar söktürür. Mide şişkinliğini giderir. Egzamalar üzerine kompress yapılır. Romatizmalılar, böbreklerinden hasta olanlar, yememelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaytan geçirip bağlamak; dantel ile süslemek; (k.dili) dövmek; renkler ile çizgilemek; korse kaytanını çekerek beli sıkıştırmak; içkiye hafif alkol katmak. lace into yumrukla saldırmak; şiddetle azarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit hafif Alman birası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alev gibi yalayarak yayılan; hafifçe parlayan (göz, gök). lambently (z.) alev gibi yayılarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ped, ping) (i.) dil ile yalayıp yutmak; hafif çarpmak (dalga); (i.) dil ile yalayıp ağzına çekme; köpeklere mahsus sulu yemek, yal; sahile yavaş çarpan dalganın sesi. lap up, lap down çabucak içip yutmak; beğenip kabul etmek, hakikat olarak kabul

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.), (müz.) largodan çabuk ve hafif; (z.) larghetto; (i.) ağır çalınan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gevşek, sıkı olmayan; ihmalci, kayıtsız: kesinlikten uzak; zayıf: kaygısız; hafif ishale tutulmuş: seyrek dokunmuş; (bot.) seyrek yapraklı veya çiçekli. laxity, laxness (i.) gevşeklik. laxly (z.) gevşek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yumuşatıcı, sükunet verici, yatıştırıcı; i. sükunet verici ilâç, hafif müshil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski mania, engel; tenis oyuna başlarken topun hafifçe ağa dokunarak geçmesi, let. without let or hindrance hiç bir engelle karşılaşmadan.

Türkçe Sözlük

(i.) (İ. levantino = Yakın Doğu ahalisinden). 1. Vaktiyle Venedikliler’ in kullandıkları hafif asker. 2. Osmanlı deniz kuvvetlerinde denizci er; bazen umumiyetle denizci mânâsında da kullanılır: Turgut Reis şanlı bir leventti. 3. Osmanlılar’da paşaların maiyetinde bir çeşit ücretli kara askeri. 4. mec. Çevik, hareketli, hafif tavır ve yakışıklı kıyafetli. Şehlevend = baş levend. mec. İrice yapılı güzel.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Levent olma. 2. Hafif ve yakışıklı hareket, tavır ve kıyafet: Leventlik satmak istiyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafif olmaktan dolayı havaya kalkmak, havada durmak; ispritizma kuvveti ile veya rüyada havaya yükselmek; havaya yükseltmek. levita'tion i. havaya yükselme olayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafiflik; hafifmeşreplik, hoppalık; münasebetsiz şakacılık; sebatsızlık, düşüncesizlik.

Yabancı Kelime

İng. light

yeğni

Ağır olmayan, hafif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. hafif; eksik; ehemmiyetsiz, önemsiz; ince; yüksüz, yükü hafif; az, ufak; hazmı kolay, hafif; iyi mayalanmış; gailesiz, endişesiz; çevik, ayağına tez; hafifmeşrep; kararsız; başı dönmüş, sersemlemiş; z. hafifçe, kolayca. light coin ayarı eksik s

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifletmek, yükünü azaltmak; neşelendirmek, sevindirmek; yükü azalmak, hafiflemek; neşelenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eli hafif; becerikli; yükü hafif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hafifçe; bir dereceye kadar; canlılıkla; ciddiye almadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hafif, kararsız, dönek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hafif; ehemmiyetsiz; i., spor tüy siklet; eksik ayar; zekâ ve şahsiyeti önemsiz olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. romatizma ve burkulmadan doğan agnları hafifletmek için ovarak kullanılan sıvı ilâç, liniment.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizin hafifçe dalgalanması: küçük dalgalardan gelen serpinti.

Teknolojik Terim

BRAVIA TV’niz açıldığında, logo da hafifçe aydınlatılır. Logo aydınlatması adı verilen bu rahatsız edici olmayan zarif özellik, BRAVIA menü sisteminden kolayca kapatılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. gevşek, sıkı ve bağlı olmayan, başıboş; dağınık, ayrı ayrı, seyrek, sıkışık olmayan; ahlakça serbest, hafifmeşrep, iffet sahibi olmayan; şüpheli, müphem; yumuşak (öksürük); ishal olmuş, kabız değil; f. gevşetmek, çözmek, açmak; salıvermek, hapi

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Hafif alkollü veya alkolsüz, deri veya saç tuvaletinde kullanılan kokulu su.

Sağlık Bilgisi

| Sırtın aşağı kısmında hissedilen çok şiddetli ağrıya lumbago denir. Belirtileri çeşitlidir. Mesela, hasta otururken, bir yerden kalkarken, eğilerek bir iş yaparken sırt bölgesinde şiddetli ağrılar hisseder. Ağrı belirtili bir noktadan başlayıp, kasıklara ve kalçaya doğru yayılır. Hastalığın belirli bir nedeni olmamakla beraber, bağların ve kasların fazla gerilmesi, disk kayması veya bel kemiği ile kalça kemiği arasındaki eklemlerin fazla zorlanması nedenler arasında sayılabilir. Tedavinin ilk şartı istirahat etmektir. Ayrıca sırta sıcak su torbası koymak ve masaj yapmak da çok faydalıdır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı zeytinyağı, hafif ateşte ısıtılır. Ilıdıktan sonra sırt bölgesine masaj yapılır. Aynı işlem, her gün tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif yemek, öğle yemeği; öğle yemeğinde yenen yiyecekler; f. öğle yemeği yemek veya yedirmek. lunch counter büfe. lunch hour öğle tatili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif yemek, hafif öğle yemeği. luncheonette' i hafif yemeklerin satıldığı küçük büfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandviç ve hafif yemekler yenilen lokanta.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («mâ-fih-şey» tâbirinden galat). 1. Yok, yoktur, kalmadı, hakgetire. Fülûs mâfiş — Para yok! 2. İçinde bir şey yokmuş gibi pek hafif bir cins yumurtalı hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya). Senbolü Mg olan hafif bir eleman.

ELEMENTLER

Simgesi: Mg

Atom Numarası: 12

Kütle Numarası: 24,305

Yoğunluk: 1,738 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 650 °C

Kaynama Sıcaklığı: 1090 °C

Çok parlak, beyaz bir alev çıkararak yanması nedeniyle, tek kullanımlık fotoğraf makinesi flaşlarında kullanılır.

Hafif bir element olduğu için, hava taşıtlarının yapı malzemelerinden biridir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Beyin, dimağ. 2. İlik. 3. İç, Ar. lüb. 4. Akıl. Bî-ma$z = Beyinsiz, akılsız. Sebük-mağz = Hafif beyinli, işin sonunu düşünmeyen, c. Sebük-mağzân.

Sağlık Bilgisi

Mantar yedikten bir süre sonra; şiddetli karın ağrısı, bulantı veya kusma, şiddetli derecede susama, vücutta soğuma ve morarma veya ishal görülürse, mantar zehirlenmesinden şüphe edilir. Bu durumda yapılacak ilk iş; hastayı kusturmaktır. Sonra gerekiyorsa, sunni solunum yaptırılır. Ağır vakalarda, hastayı mutlaka hastaneye götürmek gerekir. Aksi halde 48 ile 72 saat arasında ölümle sonuçlanabilir. Hafif vakalarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, limon suyu, su.

Hazırlanışı : 2 diş sarımsak dövülür. Üzerine 1 su bardağı limon suyu ve 1 su bardağı su konur. Karıştırıldıktan sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısrak. mare's nest hava alma, boşa çıkan buluş; karman çorman durum. mare'stail i. atkuyruğu, bot. Hippuris vulgaris; çok yüksekte olup bir noktadan yayılan hafif beyaz bulut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokuma ben zer bir çeşit hafif şekerleme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «metâ» dan) 1. Mal, eşya. 2. mec. (hafif görme ifadesiyle). Mal: Onun ne matah olduğunu biliriz.

Türkçe Sözlük

(I.). Vücutta birtakım hafif akıntılar yapan çatlaklar, basur vesaire: Mayası! olmak. Mayasılotu = Basura devâ sanılan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik), t. Kuzeybatıdan esen hafif ve serin rüzgâr: Mayistra esiyor. 2. Geminin grandi direğinin en alttaki sereni ve buna bağlı yelken: Mayistra sereni, yelkeni.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» tan İmef.) (mü. mebsûta). 1. Açılmış, yayılmış, serilmiş, döşenmiş, açık: Cömertliği mebsûttur. 2. Etrafıyla anlatılmış, mufassal. Zamme-I mebsûta = Arap harfleri İle yazılan Türkçe’de açık okunan zamme ki, kol ve yol gibi ağırı, göz ve söz gibi hafifi olurdu. Zıddı: Zamme-I makbûza.

Sağlık Bilgisi

Memenin üzerinde, şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateşle kendini belli eden içi irin dolu bir çıban görülür. Tedavinin ilk şartı temizlik kurallarına kesinlikle uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kara lahana, kafuru, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Bir kaba 1 tane kara lahana yaprağı, 25 gram parçalanmış kafuru ve 2 çorba kaşığı zeytinyağı konur. Hafif ateşte ısıtılır. Sonra kabın içindeki karışım yine kabın içindeki lahana yaprağının üzerine doldurulup, memenin üzerine konur. Temiz bir tülbentle sarılır. Bu işlem 3 saat arayla tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.) (belki Arapça «markadan kl, karnın en nazik yeri, demektir). 1. Karasevda, dalgınlık ve düşünmekle olan hafif delilik. Merak getirmek = Ruh hastalığına tutulmak. 2. Bir şeyi anlamak, öğrenmek istek ve hevesi, Fr. curiositfe: Bu makinenin nasıl işlediğini öğrenmeyi merak ettim. 3. Arzu, heves, bir şeyin üzerine çok düşme, ibtilâ. 4. Vesvese, telâş, şüphe üzerine korkma. 5. Bir şeye dikkat edip ehemmiyet vererek en iyisini aramak, rasgele olanını beğenmemek hâli. 6. Geçmiş bir acıyı hatırlamadan gelen keder ve hüzün. Merak sarmak = Heves ve arzu etmek, düşkünü olmak. Meraka dokunmak; merakı kalkmak = Geçmiş bir acıyı hatırlamaktan dolayı hüzünlü ve kederli olmak.

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası veya idrar yollarında meydana gelen taşlara; halk arasında mesane taşı, tıp dilinde kalkül denir. Boy şekli ve bileşimleri bakımından çeşitlidirler. Yerlerinde kaldıkları sürece pek rahatsızlık vermezler ama, yerlerinden ayrıldıklarında ağrı yaparlar. Ağrıyı hafifletmek için ağrının bulunduğu bölgeye ateşle ısıtılmış tuğla parçası veya içi sıcak su dolu bir şişe konulur. Ayrıca sıcak suya bastırılmış bir parça bezle de kompres yapılabilir. Taşları eritmek ve düşürmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 3 tane şalgam doğranır. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik). Elektrondan ağır, protondan hafif bir atom cisimciği.

Teknolojik Terim

Teletekst sayfalarını hafifçe sıkıştırarak, TV görüntüsü ya da video kaynağının aynı anda gösterilmesini sağlayan Çift Sayfa Teletekst ve PIP’in birleşimi.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kibar, nazik; yumuşak, zarif; ılımlı; hafif. mildly z. kibarca; biraz. mildness i. nezaket; ılımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süt. milk fever tıb. loğusa kadınlarda sütün gelişi ile meydana gelen hafif ateş. milk leg filibit. milk of human kindness insanın tabii şefkati. milk of magnesia İngiliz tuzu karışımı, bir çeşit müshil. milk run (argo) tehlikesiz uçuş (bomba uçaklar

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü davranmak. misdemeanant i. kabahat işlemiş kimse, kötü hareketinden dolayı suçlanan kimse; suçlu kimse. misdemeanor i. hafif suç; kötü davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yatıştırmak; azaltmak, hafifletmek. mitigating causes huk. cezayı hafifletici sebepler. mitigable s. yatıştırılabilir; azaltılabilir, hafifletilebilir. mitiga'tion hafifletme, azaltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yatıştırmak, itidale getirmek, yumuşatmak; yatışmak, yumuşamak; azaltmak, hafifletmek; başkanlık etmek, idare etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .tadil etmek, tebdil etmek, bir şeyde değişiklik yapmak, biraz değiştirmek; ılımlı yapmak, azaltmak, hafifletmek; gram. nitelendirmek, nitelemek, tamlamak. modifiable s. değiştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. konuşma ve şarkı söylemede ses perdesini icabına göre değiştirmek; yumuşatmak, hafifleştirmek, tatlılaştırmak (ses); makam ile söylemek; radyo modüle etmek. modula'tion i. tadil, hafifletme, hafifleme; müz. modülasyon, geçiş; fiz., radyo taşıyıcı bi

Türkçe Sözlük

(I. A. «hiffet» ten İmef.) (mü. muhaffefe). 1. Hafif hâle getirilmiş. 2. Kolay söylenecek şekilde kısaltılmış veya kapalı hecesi açılmış kelime: İzmit, iznikmlt’ten muhaffeftir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفف] hafifletilmiş.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hıffet» den İf.) (mü. muhaffife). 1. Hafiflendiren, ağırlığı gideren. 2. (hukuk) Cezayı hafifletmeye sebep olan: Esbâb-ı muhaffife.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخفف] hafifletici.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Şifalı Bitki

(patlangıç): Hanımeligiller familyasından; türlerinin çoğu Kış aylarında çiçekleri döken çalı veya ağaçcık halinde odunsu, ender olarak da otsu karakterde olan bir bitki cinsidir. Sürgünlerinin geniş bir özü vardır. Tomurcukları bol sayıda pullarla örtülmüştür. Çiçekleri beyazdır. Meyveleri kabuksuz tane şeklindedir. 20 kadar türü vardır. Yurdumuzda doğal olarak bulunur. Yaprakları uçucu yağ, şekerler ve bazı organik asitler taşır. Meyvelerinde acı madde, tanen, şekerler, valerian asidi ve bol miktarda renk maddesi bulunur. Yapraklar ve meyveler müshil olarak kullanılır. Köklerinde müshil tesiri vardır. Çiçekleri terletici ve hafif yatıştırıcıdır. Kullanılan kısımları; yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrarı çoğaltır. Anne sütünü artırır. Nezlede faydalıdır. Güneş yanıklarında da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. «Musul şehrinin adından»). Mendil ve iç çamaşırı gibi şeyler yapılan, sıkça dokunmuş, İnce, hafif bir çeşit kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. uyuklamak, hafif uykuya dalmak, kestirmek, şekerleme yapmak; gafil bulunmak; dikkatsiz davranmak; i. hafif kısa uyku, şekerleme. I caught him napping. Onu gafil avladım. Hazırlıksız tuttum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. neftyağı, gazyağının çok hafif bir cinsi; petrol.

Şifalı Bitki

(rümman): Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya’ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaçcıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtıraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi (Nar); portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Zayıflara faydalıdır. Mide ve bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (ne asıl’dan hafifletilmiş). Ne gibi, ne türlü. Nasılsa, nasıl ise, her nasılsa = Bilinmeyen bir sebeple, herhangi bir sebeple.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hafif surette ıslaklık, az yaşlık: Bu çamaşırda biraz nem vardır. 2. Havada veya bir binanın içinde ve duvarlarında olan yaşlık, rutubet: Havada, bu odada çok nem vardır. 3. Gece yağıp ortalığa konan incecik damlalar, çiy, şebnem, jâle: Gece nem yağar. Nem kapmak = Hafif surette ıslanmak, nem dokunmak. Buluttan nem kapmak = Küçük şeyden müteessir olmak veya alınmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, hafif surette yaş ve ıslak, rutubetli.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, hafif surette yaş ve ıslak, rutubetli.

Türkçe Sözlük

(f.). Nemli olmak, nem kapmak, hafif surette ıslanmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Nemli olmak, nem kapmak, hafif surette ıslanmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Nemli etmek, hafif surette ıslatmak, tertib etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Nemli etmek, hafif surette ıslatmak, tertib etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif surette yaş ve ıslak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif surette yaş ve ıslak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hangi yerli: Siz nerelisiniz? Şair NAbî nereli idi? odada çok nem vardır. 3. Gece yağıp ortalığa konan incecik damlalar, çiy, şebnem, jâle: Gece nem yağar. Nem kapmak = Hafif surette ıslanmak, nem dokunmak. Buluttan nem kapmak = Küçük şeyden müteessir olmak veya alınmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafif ve latif rüzgâr: Nesim-i sabâ, bâd-ı sabâ = Sabah yeli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hafif rüzgar. 2.Hoş, mülayim insan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nesîmiyye). Hafif ve latif rüzgâra ait. Havây-ı nesimi = Solunabilen temiz hava.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeniden olup vücut bulma. Neş’et-i uhrâ = Mahşer’deki yeniden dirilme. 2. Keyif, sevinç: O gün neş’esi vardı. Neş’em bozuldu. Biraz neş’esi geldi. 3. Hafif sarhoşluk, keyifli olma: Bira neş’e getirir, neş’e verir (bu son iki mânâsiyle doğrusu: neşve’dir).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şenlendirmek: Meclisi neş’elendirmek için birtakım tuhaflıklar yaptı. 2. Hafif surette sarhoşluk getirmek, keyif vermek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şenlenmek, neş’e bulmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, keyifli olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şen: Bugün pek neşelisiniz. 2. Hafif surette sarhoş, keyifli: O da oldukça neşeliydi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. azar azar ısırmak, kemirmek; çöplenmek; i. hafif ısırma; ufak lokma, ufak parça.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları çok güçlü olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0. l milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna ‘sulu sepken’ diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya ‘don’ şeklinde yeryüzünde kalır ya da ‘kırağı’ oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacıklarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975 yılında Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow ‘snomax’ denilen bir proteini toz parçacıkları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükselerek 12.000 metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Bu buz taneleri ağırlıkları nedeni ile o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0.1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3 bin metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna “sulu sepken” diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya “don” şeklinde yeryüzünde kalır ya da “kırağı” oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacılarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975’de Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow “snomax” denilen bir proteini toz parçacıları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülğr. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükelerek 12 bin metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Buz taneleri ağırlıkları nedeniyle o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle gökten sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görülüyorlar.

Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilebilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970 tarihinde Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir buluttan çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en usta olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında arttırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam ters etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Genel Bilgi

Heralde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? İemsiyemi yanıma alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken, bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor da başımıza böyle göklerden sular geliyor?

Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.

Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur olarak yeryüzüne inmiyor. Bir nulutun en fazla yarısı yağmur olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir. Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26 Kasım 1970’de Guadaloupe’de olmuş, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yağmur yağmıştır.

Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78’i okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı oranda okyanuslardan geliyor.

Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3 dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli süre vardır.

Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir. Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının, yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi başaramıyorlar.

Teknolojik Terim

NXT Fiat Panel isimli bu teknoloji, hafif ve ince hoparlör üretmeye olanak tanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif grimsi beyaz renk.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük opera. Yer yer musiki ile konuşmaların karışık olduğu hafif sahne eseri.

Teknolojik Terim

Düşük ya da yüksek ışık koşullarında çerçevenin belirlenmesine yardımcı olmak için CCD kazanımı hafifçe artırılarak pozlamadan hemen önce LCD vizörde ekstra parlak görüntü sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifletmek (hastalık, zorluk), teskin etmek, yatıştırmak; (kaba hat veya hakareti) mazur göstermek. palliation i. özür; hafifletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hafifletici; özür kabilinden; i. hafifletici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hafif felç, parezi; frenginin sebep olduğu felç ve akıl hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) i. el ile veya yassı bir şey ile hafifçe vurmak; ayağı hafif hafif yere vurmak; hafif adımlarla koşmak; i. fiske, hafif vuruş; yalın ayağın çıkardığı ses; ufak kalıp (tereyağı). pat on the back tebrik etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bebeklere giydirilen hafif ayakkabı.

Türkçe Sözlük

(i.). Katı, kuru ekmek, seferde dayanmak ve hafif olmak için çok pişirilen ekmek, galeta.

Sağlık Bilgisi

Dil peltekliğinin nedenleri çeşitlidir: Müzmin nezle, bademciklerin hastalanmasından dolayı burundan konuşma, kısmi sağırlık, yarık damak bu duruma neden olabilir. Burundan konuşma şeklinde görülen pelteklikte aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, bal, papatya çiçeği.

Hazırlanışı : Bir çay fincanı süzme bala, 2 çorba kaşığı nane ve 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Hafif ateşte ısıtılarak macun yapılır. Sonra dilin üstü, altı bununla ovulur. Her gün tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. güneş veya ay tutulmasının başında veya sonunda görülen hafif gölge; yarı gölge; yarı aydınlık yarı karanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuvvetli ve çabuk vurmak; tıb. muayene gayesiyle parmaklarla veya bir aletle hafif hafif vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçük, ufak. petit jury bir davada son kararı veren on iki kişilik juri heyeti. petit mal tıb. sara hastalığının hafif şekli. petit point etamin veya kanaviçe üzerine yapılan kanaviçe işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., müz. çok hafif (sesle), kıs. pp.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., müz. hafif (sesle), kıs. p.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafife almak, etkisiz bir şekilde yapmak; su dökmek, işemek. piddle around boşuna uğrasmak. piddling s. önemsiz, ehemmiyetsiz, küçük, bayağı.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Elektrikle işleyen gramofon. Otomatik pikap = Plakları kendi kendine değiştiren, diyaframı kendi kendine hareket eden pikap cinsi. 2. Hafif kamyonet.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. pique). Kabarma benekli ve kalınca bez, hafif yatak örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) İng.,( argo) yenmek; sınavda kalmak; hafifçe değip geçmek, sıyırmak (kurşun); öldürmek; ölmek pip out ölmek, son nefesini teslim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar veya domino üzerindeki nokta; radyoda saati bildiren hafif vuruşlardan biri; bir salkım çiçeğin tomurcuklarından her biri; bazı çiçeklerin kökü; teğmenlere takılan yıldız işareti.

Türkçe Sözlük

(i.). Ter ve sıcaklıktan vücudun kasık ve koltukaltı gibi bazı yerlerinde ve bilhassa çocuklarda meydana gelen hafif yara ve kızarıklık.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif ve yavaş sesi ifade eder ve art arda yahut çıt edatiyle beraber kullanılır: Pıt pıt yürüyerek geldi. Çıt-pıt yok = Hiç ses sada ve gürültü yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif sesleri ifade eder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., i., f. birbirini takip eden vuruşlarla; i. hafif hafif çarpma; f. hafif hafif çarpmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve süratli hareketi tasvir ve taklid ederek, art arda kullanılır: Pıtır-pıtır yürüyordu. Çıtır-pıtır yümek = Nazlı nazlı, hafif kırıtarak yürümek.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif ve düzgün sesi ifade eder: Dutlar pıtır pıtır dökülüyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif gürültü, ince patırdı: Yaprakların pıtırtısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hızlı ve hafif patırtı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yaya yürüyen adam. 2. (askerlik) Yaya askeri: Piyâde alayı; piyâde subayı. 3. Hafif bir çifte kayık. 4. Satrançta ön sıradaki taşların herbiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. pleksimetre, göğüs muayenesinde hastanın göğsüne konulup üzerine hafif hafif vurulan ufak levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif klasik veya popüler müzik konseri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pek hafif yumurtalı ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. İng., k.dili göze çarpmayan; hafif içkili; solak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe delmek, iğne veya diken sokmak; mahmuzla dürtmek; vicdan azabı vermek; batma acısı duymak. prick out a pattern iğne batırarak el işi modeli yapmak. prick the bubble önemli sanılan birinin foyasını meydana çıkarmak; bir ümidi boşa çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karıncalanma; diken, sivri uç; f. hafifçe batırmak, diken sokmak; iğnelenmek, karıncalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hafif bir suçtan dolayı gözaltına alınma; (memuru) deneme süresi; gözaltı; kanıtlama; huk. vasiyetnamenin onaylanması. probation officer hafif suçluyu gözaltında bulunduran memur. probational, probationary s. deneme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözaltında olan hafif suçlu; deneme devresinde olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kışkırtma, tahrik, teşvik; dürtü; gücendirme, öfkelendirme; kızılacak şey, güce gidecek mesele. do (it) under provocation kışkırtı tesirinde kalarak yapmak, tahrik sonucu yapmak. on the slightest provocation en hafif etkenle.

Türkçe Sözlük

(T. ses taklidi). Hafif surette esen rüzgârı veya ince üflemeyi tasvir ve taklid eder.

Türkçe Sözlük

(i.). Rüzgârın hafif ve serin esişini ifade eder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağsız ve hafif kadın ayakkabısı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havada, yere dokunacak surette alçaktan peydâ olan duman, sisin hafifi: Havada pus var. 2. Meyvelerin üzerinde meydana gelen hafif beyazlık. 3. Ağaçların kütük ve dallarında meydana gelen yosun ve kabuk. 4. Yaprakların üzerine konan örümcek ağı, kurt ve böcek yuvası. 5. Memenin emziği üzerinde hâsıl olan kabuk.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çökmek, sinmek. 2. Pus çökmek, ortalığı hafif sis kaplamak. 3. Pusuya yatmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle askerlerin giydikleri hafif sarık. (bk.) Poşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., golf topu deliğe sokmak için hafif vuruş; f. bu suretle topa hafifçe vurmak. putter i. bu hafif vuruşa mahsus değnek. putting green golf deliğinin etrafındaki dümdüz kesilmiş çimenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hak kazanmak, ehliyet kazanmak; ehliyet vermek; kısıtlamak, sınırlandırmak; değerlendirmek; nitelendirmek; hafifletmek; gram nitelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. uçan hafif bulut; fırtına izi; f. rüzgârın önünde uçmak (bulut).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmama, ıstırap: Dar pabuç çok rahatsızlık verir. 2. Keyifsizlik, hafif hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafif sesli, yumuşak sesli, tatlı sesli, lâtif sözlü kız.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz.Rahim).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., den. direkleri hafifçe arkaya yatık; yan, yampiri, çarpık; gösterişli. rakishly z. yana eğilmiş olarak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gevşeklik, zaaf, kuvvetsizlik. 2. Söyleyişte eksiklik, doğr. söyleyemeyiş, tutukluk, hafif kekeme! Dilinde rekâket vardır. Rekâket-i lisân = Konuşmada tutukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gevşetmek, biraz salıvermek; zayıflatmak, yumuşatmak, hafifletmek; gevşemek, yumuşamak; dinlenmek, istirahat etmek, eğlenmek. relaxa'tion i. dinlenme, gevşeyip istirahat etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gönlünü ferahlatmak, sıkıntısını hafifletmek veya defetmek; kurtarmak, yardım etmek; nöbetini devralmak, yerine nöbete girmek; renk katarak güzellik vermek; hakkını vermek. relieve oneself dışan çıkmak. relievable s. yardım edilir, hafifletilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. af; vaz geçme, feragat; eksiltme, hafifletme, teskin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çökük, tepesi yuvarlak ve hafif girintili (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çalkamak, hafifçe yıkamak; yıkayarak sabununu gidermek, durulamak; i. çalkama; saç boyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki kişilik hafif otomobil; binek atı; bisiklet .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarı bükülmüş iplik; f. göz veya delikten geçirmek; taramak; ipliği çekip hafifçe bükmek. rov'ing i. ipliği çekip hafifçe bükme; yarı bükülmüş iplik.

Türkçe Sözlük

(e. F. «Asâ» dan hafifletilmiş). Benzer, eş. Anber-sî = Anber gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kuzeydoğudan esen hafif ve latif rüzgâr. Bid-ı sabi = Sabah yeli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından.

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Rüzgâr gibi hafif ve çabuk giden.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde tinea tonsurans denilen saçkıran, bir çeşit mantarın neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşır. Tedaviye, hastalıklı yerdeki saçları kesmek veya traş etmekle başlanır. Saçlar, haftada iki kere yıkanır. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : Saçkıranlı yer, ustura ile hafifçe çizilir. Sonra ortasından kesilmiş bir diş sarımsak sürülür.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sudOr). 1. Göğüs: Sadrını madalyalarla süslemiş. IIlet-l sadr = Göğüs hastalığı. 2. Yürek, kalb, hatır: Sadra şifâ verecek bir haber, bir cevap yoktur. 3. Her şeyin önü, başı, ilerisi, en yüksek yer: Sedra geçmek, sadırda kurulmuş (odanın baştarafında oturmaya mahsus olan «sedir bundan galattır. (bk.) Sedir). 4. Başbakan, en yüksek makamda bulunan. Sadr-ı Anadolu = Anadolu kazaskeri. Sadr-ı RÜm = Rumeli kazaskeri. 5. («sadrâzamı dan hafifletilmiş) Sadr-ı lâhık, sadr-ı sâbık (şimdiki sadrâzam, eski sedrâzam).

Türkçe Sözlük

(hafifletilmişi ŞEHBAL) (i. F.). Kuş kanadının en uzun tüyleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahâfet» ten smüş.) (mü. sahîfe). Gevşek, zayıf, hafif, boş: Akıllıca sahîftir.

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) (müfredi «saki» dilimizde kullanılmaz). İnsan ve cin, dünya ile Ahıret, insan ile hayvan, Arap ile Acem yahut ağır şeylerle hafif şeyler. Seyyid-i Sakaleyn = Peygamberimiz. Şeyhülislâm Ebussûd Efendiye «Müftt-i Sakaleyn» unvanı verilmişti.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. ı:sıklet» ten smüş.) (mü. sakile) (c. sukalâ). 1. Ağır. 2. Sıkıntılı, can sıkan: Pek sakil adamdır. 3. Çirkin: Bu söz pek sakîl düşer. 4. telâffuzu ağır ve kalın olan, zıddı: hafîf.

Türkçe Sözlük

(i.) Soytarılık ve mukallitlik ederek her kalıba giren hafif mizaçlı hoppa insan.

Türkçe Sözlük

(i.). Soytarılık, mukallitlik, tuhaflık, hafif mizaçlılık.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Marmara sahillerinde işleyen, başı kıçı bir, hafif bir çeşit tekne.

Türkçe Sözlük

(f.). Yürürken hafifçe sağa, sola eğilmek, Osm. hırâmân olmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (denizcilik, Fr. chaloupe). Osmanlılar tarafından kullanılan iki direkli hafif tekne.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kısa boylu ve genişçe kayık. 2. Bir çeşit hafif ayakkabı (vaktiyle sandal ağacından yapıldığından bu adı almıştır).

Türkçe Sözlük

(i.). Arkadan dayanacak yeri olup yandan kol dayayacak yerleri olmayan hafif iskemle.

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit sinir hastalığıdır. Nedeni beynin çalışmasında görülen bir anormalliktir. Tıp dilinde epilepsi denir. Grand mal ve petit mal olmak üzere iki çeşidi vardır.

- Grand Mal :

Saranın ağır şekline grand mal denir. Hasta nöbet gelmeden önce aura denilen bir devre geçirir. Bu sırada da, nöbetin geleceğini anlar. Bu devrede, kulak çınlaması, belirli bir yerde ağrı, titreme vardır. Ne olduğunu anlayamadığı bir koku hisseder. Kısa bir süre sonra da, şuurunu kaybederek yere düşer. Vücudunda kuvvetli çırpınmalar başlar. Kol ve bacakları ritmik bir şekilde kasılıp, gevşer. Ağzı köpürür, dilini ısırabilir, farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletini koyabilir. Bir süre sonra da kasılmalar azalır, derin bir soluk alarak sakinleşir ve kendine gelir.

- Petit Mal :

Saranın hafif şeklidir. Bu çeşit saralıda şuur kaybı görülür fakat, kasılma ve gevşemeler görülmez. Hatta bazen çevresindekiler kriz geçirdiğini bile anlamaz. İlkyardım olarak, kriz geçiren hastanın yaralanmasını önleyici tedbirler alınır. Dilini ısırmaması için de temiz bir mendili top yaparak ağzına koymak faydalıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Üzerlik, su.

Hazırlanışı : Bir kahve kaşığı üzerlik tohumu, havanda dövüldükten sonra az suyla içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. tavada hafif kızartılmış, sote.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. 2.Bataklık, sazlık. 3.Küçük pınar, kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -zos, -zi) it., müz. sonat veya senfonide hafif ve canlı kısım, skerzo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. insanı normalin dışma çıkarmayan hafif bir şizofreni sekli. schizothymic s. bu durumla ilgili

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif vuruş veya vuruş sesi; terlik; f, (golf) sopa vurmadan önce yere vurmak

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kavurmak, ateşe tutmak, hafifçe yakıp sızlatmak; acı tenkitlerle incitmek; yanmak, kavrulmak; k.dili otomobil veya bisikletle hızlı gitmek; i. hafif yanık; yanık izi. scorched earth policy düşmanın yararlanmasını önlemek için bütün mahsulu ve z

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafifçe yaralamak, tırmıklamak; son vermek; i. hafif yara veya tırmık izi, çentik.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gözde meydana gelen hafif bir perde ki, dumanlı görmeye sebep olur, Fr. pannus.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hafif, çabuk, serî.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2.Sevgili, aziz.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sebük = hafif, bâr = yük). 1. Hafif yüklü, yanında çok eşya bulunmayan. 2. mec. Hızlı giden, ayağına hafif.

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mağz = beyin) (c. sebük-mağzân). Hafif beyinli, akılsız.

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mizâç = huy, tabiat). Hafif mizaçlı, hafif meşrepli.

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. rûh = can). Ağır canlı olmayan, sohbeti hoş ve güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک] hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seferiyye). 1. Yolculukla alâkalı. 2. Seferle alâkalı, sefere ait. 3. Oruç ve namazın hafifletilmesini gerektiren; yolculuk hâliyle alâkalı.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı kasların elde olmayan hafif oynaması: Göz seğirmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهلا] hafif şaşı. 2.ela gözlü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Koyu mavi ela göz. 2.Hafif, tatlı şaşı.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Soğuk, tatlı ve hafif su.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Tatlı, lezzetli, hafif su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hafif ve lezzetli su. Cennet’te bir çeşmenin ismidir. 2. Çeşitli deliklerden su akıtan sebil.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Tatlı ve hafif su. 2.Cennette bir çeşmenin adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (yağmur). Serpinti hâlinde hafif hafif yağmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Az ve hoşa gider surette soğuk olmak, hafif surette soğumak.

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynamak, kımıldanmak, sinir hafif surette oynamak: Gözüm seyiriyor. (bk.) Seğirmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seyyie) (c. seyyiât). Kötü, fena, hafif günah.

Türkçe Sözlük

(f.). Dolayısiyle anlamak, hafif surette hissetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) içine zencefilli gazoz karıştırılmış hafif bira.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (leh.) hafif gezinti arabası, brıçka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) on sekizinci yüzyılda Thomas Sheraton tarafından icat edilen zarif ve hafif mobilya stili ile ilgili.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Türkçe Sözlük

(i.). Yün döşek veya ot minder üzerine yapılan pamukla dolmuş hafif ve yumuşak döşeme: Yatak şiltesi, minder şiltesi. Erkân şiltesi = Üstüne oturmak üzere dört köşeli şilte ki, oturulacak yere naklolunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. ateşte ağır ağır kaynamak; kaynar hale gelmek; hafif heyecan içinde bulunmak; kaynama derecesinin birkaç derece altında pişirmek; i. öfke veya coşkunluktan patlar hale gelme; hiddeti zapt etme hali. simmer down k.dili. yavaş yavaş hafiflemek, yat

Şifalı Bitki

(buxus sempervirens): Şimşirgiller familyasından; her zaman yeşil çalı veya ağaç halinde odunsu bir bitki cinsidir. Yurdumuzda yetişen adi şimşir; çoğunlukla sık dallı bir çalı, bazen 10 metreye kadar boy salan bir ağaçtır. Çiçekleri yeşilimsi sarıdır. Yaprakları ve dallarının kabuğunda; alkoloidler, uçucu yağ, reçineli bileşikler ve tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Terletir, ateş düşürür ve vücudu rahatlatır. Hafif derecede müshildir. Karaciğer hastalıklarında kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cra) suret, hayal; hafif benzeyiş, taklit.

Genel Bilgi

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşcasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.

Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen tuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, altı bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer dört bacak daima sabit durumdadır.

Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.

Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açığa kavuştu.

Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (singeing) i. azıcık yakmak, ütülemek, alazlamak, hafifçe yakmak; i. hafif yanık.

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasız ve ökçesiz hafif terlik ki, yürürken sürünerek şıp şıp gibi bir ses çıkarması yüzünden böyle denmiştir. Sıfat gibi de kullanılıp «şıp şıp terlik» denir.

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; giriften = tutmak). Arslanı tutacak derecede kuvvetli ve cesur (hafif sarhoş olanlar için şaka yol 11u söylenir).

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe bastırarak el sürmek: Birinin sırtını, kolunu sıvazlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. hafif yelkenli filika, hafif sandal, kik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. hafif çarpışma, müfreze muharebesi; çekişme, hafif kavga; f. çatlşmak; çekişmek. skirmish drill ask. çarpışma talimi. skirmish line seyrek asker. saffu skirmisher i., ask. avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe kayarak veya aceleyle gitmek, suyun yüzünde kayarak gitmek: kaydırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ürkek (at); utangaç; oynak, hafif; aldatıcı, hilekar. skittishly z. ürkekçe . skittishness i. ürkeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gevşemek; hafiflemek, şiddetini kaybetmek, durgunlaşmak, durulmak; söndürmek (kireç). slack off yavaş yavaş gevşemek, durulmak. slack up hızını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slapped, slapping) i., z. hafifçe vurmak, tokat atmak; hakaret etmek; gelişi güzel koymak; i. tokat, şamar, hafif sille; hakaret; z. ansızın, birdenbire, (informal) şıp diye, pattadak; k.dili. dosdoğru. slap in the face hakaret. slap on yürürlüğe

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-red, -ring) i. küçük düşürecek söz söylemek, önemsememek; hızlıca ve hafifçe geçmek; gizlemek; sözü ağzında gevelemek; müz. iki perdeli notaları kaydırır gibi çalmak veya söylemek; kirletmek, lekelemek; i. iftira kabilinden zem, yerme; müz. ses ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif koku veya lezzet; f., gen. (of ile) hafif çeşnisi veya kokusu olmak; imada bulunmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. ufak, ufacık, küçük, mini mini; önemsiz; ahlakça zayıf olan, alçak, soysuz; ince, hafif; kuvvetsiz; adi; az, cuzi; i. ufak şey; az miktar; bir şeyin ince yeri; z. hafif hafif, yavaşça; önemsizce. small arms tabanca gibi ufak silahlar, el s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir çeşit hafif gem; f. ağzına gem vurmak; İng., (argo) çalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çentmek; (kriket) topa hafifçe vurup yönünü değiştirmek; i. çentik; hafif vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gülmekten kendini alamamak, hafifçe ve alaylı olarak gülmek; i. zor zapt edilen gülümseme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. burnunu çekmek; i. burun çekme. the sniffles k.dili. hafif nezle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soda; karbonat, sodyum bikarbonat; çamaşır sodası; sodyum hidroksit; gazoz; maden sodası; dondurmalı ve sodalı bir içecek. soda ash karbonat, nötür sodyum karbonat. soda cracker tuzlu bisküvi. soda fountain büfe, hafif yemekler veren lokanta. soda

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. yumuşak; mülâyim, tatlı, nazik, uysal, latif; sakin, asude; yufka yürekli; zayıf, ince, narin, dayanıksız; hafif; ask. korumasız; kim. bakterilerle ayrışabilen; İng., leh. nemli, ılık (hava); i. yumuşak şey; yumuşaklık; k.dili. ahmak kimse; z

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe araya girmek, dar bir yere sokulup yerleşmek: O da gelip araya sokuştu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teselli, teselli sebebi; f. teselli etmek, kederini hafifletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yatıştırmak, teskin etmek, yumuşatmak; rahat ettirmek, mülâyimleştirmek, hafifleştirmek. soothing s. yatıştırıcı. soothingly z. yatıştırıcı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüzgârın denizden getirdiği hafif su serpintisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafif ateşte kaynatmak; kaynamak; k.dili. endişe etmek; i. türlü, güveç; k.dili. kuruntu, endişe, merak. stew in one's own juice kendi başına açtığı derde yanmak . in a stew telâşla, heyecanla, acele ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zorla itaat ettirmek, boyun eğdirmek; baskı altında tutmak; hafifletmek, yumuşatmak; toprağı tarıma elverişli kılmak. subdu'al i. boyun eğme, razı olma.

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Çiçeği andıran, fakat pek hafif olan bir çocuk hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şeker; tatlı söz, kompliman; (argo) şekerim; f. şeker katmak; tatlı sözlerle yumuşatmak veya hafifletmek; A.B.D. akça ağaçtan şeker çıkarmak; şekerlenmek. sugar beet şeker pancarı bot. Beta saccharifera. sugar bowl şekerlik, şeker kâsesi. suga

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek kişilik iki tekerlekli ve tek atlı hafif araba. sulky plow oturacak yeri ve tekerlekleri olan pulluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hafif buğday.

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Denizden çıkarılan ve bitkiye benzer bir hayvan olan hafif bir cisim ki silmeye, ovmaya ve su vesair suları toplamaya yarar. 2. Süngere benzer kabaca ve yumuşakça şey: Süngertaşı = Süngere benzer hafif bir taş kî mermerleri ve tahtaları ovmaya yarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, (eski) dört tekerlekli ve iki sıralı hafif gezinti arabası.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süzgeçten veya süzgeç yerini tutan bir şeyden geçirilip, tasfiye olunmak. 2. Hafif ve gizli bir surette kayarak gitmek veya uçmak. 3. Çok zayıflamak, arıklanmak: Bu hastalık yüzünden büsbütün süzüldü. 4. (gözler) Mahmur olmak, uykudan yarı kapanmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Türk memleketlerinde (bilhassa Türkistan’da) oturan İranlı. Tacikistan = Türkistan’da İranlılar’ın hafif ekseriyet teşkil ettikleri bir bölge.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıffet» den). 1. Hafifleme, hafiflenme. 2. Ayağa mest, çizme gibi konçlu şeyler giyme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıffet» ten masdar). 1. Hafifletme, ağırlığını azaltma: Yükünü tahfif etti. 2. Kolaylaştırma: Yazın dersleri tahfif etmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخفيف] hafifletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. evcilleştirilmiş, ehlileştirilmiş, alıştırılmış; uysal, munis, yumuşak huylu; zararsız; tatsız, yavan, manasız; f. ehlileştirmek, evcilleştirmek; uysallaştırmak, uslandırmak; yumuşatmak, hafifleştirmek. tame'ly z. uysalca. tame'ness i. evcillik

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafifçe vurarak bastıran kimse veya alet, sıkmaç.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafifçe vurmak; tıkırdatmak; pençe vurmak (ayakkabı); i. hafif vuruş; tıkırtı,tıpırtı; pençe; ayakkabı demiri. tap on the shoulder seçmek; omzuna hafifçe vurmak. tap dance ayak uçlarını veya topuklan yere vurarak yapılan bir dans.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafifçe vuran kimse veya şey; maniple.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafifçe vurma; musluktan alınan şey.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. «Taraf» tan hafifletilmiştir, bazen şiirde kullanılır, (bk.) Taraf. 2. Bakış, nazar. 3. Göz ucu.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Yer yüzünde çok bol bulunan sert cisim. Ar. hacer, Fars. seng: Taş atmak, taşla vurmak. 2. Kaya. 3. Taştan direk, sütun veya heykel: Dikilitaş, Çenberlitaş, Kıztaşı. 4. Yüzük, küpe vs.de kullanılan maden: Cevâhir taşı, pek kıymetli bir taş buldum, tek taş yüzük. 5. Dama ve satranç gibi oyunlarda oynatılan pul: Taş oynamak, dama taşı. 6. Böbrek ve safra kesesi gibi iç organlarda teşekkül eden taşcık: Mesane taşı, karaciğerinde taş vardır. 7. Taştan yapılmış: Taş bina, taş köprü, taş mektep. 8. Taş gibi sert ve katı: Taş yürekli. Taş atmak = İmâ yoluyla birisinin lehinde olmayan söz söylemek. Atlama taşı = Çamur veya sudan geçmek için ayak basmak üzere ortaya konan taş. Taş atıp kolu yorulmamak = Zahmetsizce bir şeye sahip olmak. Alçı «aşı = Yakılıp alçı yapılan taş Ayak taşı = Kayıklarda denk taşı. Ot taşı = Ateşe dayanır bir cins sünger taşı. Taş ocağı = Yapı vesaire için taş çıkarılan yer. Taş bademi = Kabuğu sert badem, zıddı: diş bademi. Başı taşa gelmek = İbret olacak bir neticeye erişmek Başını taştan taşa vurmak = Çok pişman olup dövünmek. Bir taşla iki kuş vurmak = Bir zahmetle iki iş görmek. Taşbalığı = Bir cins balık. Bağra taş basmak = Sabır ve tahammül etmek, acıya katlanmak Baltayı taşa vurmak = Farkında olmaksızın birinin yüzüne karşı kendisine veya yakınına dokunur söz söylemek. Bileziktaşı = Kuyunun ağzına konulan ortası delik taş, taştan kuyu halkası. Bileği taşı = Bıçak ve benzerlerinin bilendiği taş. Binek taşı = Bazı merdiven altlarında ve kapı yanlarında, hayvana binmede basamak yerini tutmak için konan taş veya sed. Teslim taşı = Bazı tarikat mensuplarının boyunlarına astıkları balgamî veya siyah taştan etrafı dişli daire şeklinde taş. Tekne taşı = Çeşme suyunun aktığı yere konulan taş tekne. Temel taşı = Yapı temeline konulan büyük ve sağlam taş. Ceher.nemtaşı = Çürük etleri yakmakta kullanılan pek yakıcı bir kimyevî madde. Çakmak taşı = Çakmakla vurulunca kıvılcım çıkaran taş ki, çakmaklı silâhlara da konurdu. Çakıltaşı = Nehir ve deniz kenarlarında çalkanmaktan yuvarlak veya bidem taneleri şeklini almış küçük taşlar ki, rengârenk olup kaldırım yapmakta da kul lanılır. Taş çatlasa = Ne yapılsa, imkânı yok. Çeki taşı = Odun, taş vesaire tartmak için ölçü sayılan tartılı taş ki, bir demir halka ile çekiye asılı olur. Çırpıcı taşı = Su ile beraber deniz veya nehir içindeki taş, Fr. recif. Taş çıkarmaks = Oyunda, hile vesairede birinden daha mahir olup kendisine npüsaade etmek, geçmek, üstün gelmek. Harman taşı = Harman dövülen taş. Değirmen taşı = Değirmenin altlı üstlü iki taş tekerleği. Taşa dönmek = Pek sertleşmek, katılaşmak. Süzgeç, süzgü taşı = Delikleri süzgeç gibi kullanılan taş. Sünger taşı = Biçimce süngere benzeyen, pek hafif taş Taşı sıksa suyunu çıkarır = Gayet kuvvetli insan. Dağ, taş = Görünen yerlerin hepsi, dere tepe. Taş toprak = Moloz. Taşa tutmak Taş atarak kovalamak. Faltaşı = Falcıların attığı küçük çakıl taşı. Gözlerini faltaşı gibi açmak = Hayretle bakmak. Kaldırım taşı = Kaldırıma döşenen taş. Karataş = 1. Çocukların yazı

Şifalı Bitki

(siklamen): Çuhaçiçeğigiller familyasından; toprak altında yassı ve toparlak yumruları olan çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları uzun saplı, kalp şeklinde ve açık renkli lekelidir. Çiçekleri uzun saplıdır. Rengi pembe, veya morumsu pembedir. Hafif kokuludur. Meyvesi kapsül şeklindedir. Toprak altında bulunan kısmında; zamk, pektin, şeker ve saponin karakteri bir glikozit taşır. Köküne, topalak kökü denir. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Aybaşı kanı söktürür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهاون] hafife alma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafifçe titreme, Osm. lerzân olma, Fars. lerze.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevn» den) (c. tehvînât). 1. Kolaylaştırma, hafifletme: İnsan, işini mümkün mertebede tehvîn etmeye çalışmalıdır. 2. Fiyatını azaltma, ucuzlatma, ehven hâle getirme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tekdîriyye) (hukuk). Mücâzât-ı tekdîriyye = Kabahat çeşidinden olan suçların gerektirdiği hafif ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşatmak, hafifletmek: ölçülü hale getirmek, tadil etmek, ıslah etmek: kıvama getirmek; su karıştırıp yoğurmak (balçık); çeliğe su vermek, çeliği kızdırıp hemen soğutarak sertleştirmek, tav vermek, tavlamak; müz. çalgıyı gam dizisine göre akort e

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ince, narin; ince uzun; seyrek, hafif; yerleşmemiş, yüzeyde kalan. tenu'ity (i.) incelik; seyreklik. tenuously (z.) seyrek seyrek, hafifçe. tenuousness (i.) seyreklik, hafiflik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (nadiren «terbiyet» kullanılmıştır). 1. Besleyip yetiştirme, büyütme. 2. İlim ve edeb öğretme, Ar. te’dîb, tâlim, ahlâkı yüceltme; Çocuklarını iyi terbiye etti. 3. Alıştırma, tâlîm; Ayıyı, maymunu terbiye ederler, terbiye olmuş at. 4. Edeb öğrenmesini temin etmek üzere hafifçe ceza verme, tedîb: Bu çocuk pek çığırından çıktı, terbiye ister. 5. Bazı yemeklere yumurta, limon, yahut sirke, salça vesaire ilâvesiyle lezzet verilmesi: Çorbayı, pilici, yahniyi terbiye etmeli.

Türkçe Sözlük

(i.). Evde giyilen hafif, ekseriyetle arkalıksız ayakkabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. arrangement. composition. scheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

composition. method. order. arrangement. disposition. type-setting. prescription. plot. trick. plan. project. recipe. medical prescription.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arraignment. arrangement. composition. contrivance. disposition. setting up. setup. organizing. planning. contriving. the manner in which sth is arranged. disposition of troops. typesetting. way. manner. series. order. formula. c.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-ner, -nest) ince; seyrek; hafif, sulu; soluk, cansız; zayıf; cılız, çelimsiz, kuvvetsiz; eksik, yetersiz. disappear into thin air yok olmak; toz olmak. out of thin air hiç yoktan, havadan. My patience has worn thin. Sabrım tükendi. His anger wa

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gıcıklamak, gıdıklamak; k.dili. eğlendirmek, memnun etmek; hafif hafif dokunmak; gıdıklanmak; i. gıdıklama, gıdıklanma. tickle one's fancy hoşuna gitmek. tickle the palm of rüşvet vermek. tickle grass çayırgüzeli, bot. Eragrostis

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gücenme, hafif çekişme; f. gücenmek, kızmak.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif ve ince bir sesi ifade eder: Tık tık pencereye vurdu.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe tıkırtı çıkarmak.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük

(i.). Kapalı ağızla hafif aksırma.

Türkçe Sözlük

(f.). Kapalı ağızla hafif surette aksırmak: Aksırıp tıksırıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki kişilik ve iki tekerlekli hafif araba.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Madenî bir şeyin hafif fakat keskin sesini ifade eder: Tın etmek, tın tın ötmek, tınlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafif renk vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; ecza. mahlul, ruh, ispirto eriyiği; başka şeye katılmış cüzi şey; f. hafif renk vermek; içine katmak; hafifçe etkilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafifçe boyamak, renk vermek; içine başka şey karıştırmak; i. hafif renk; cüzi şey.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Büyük yılan, ejderha. 2. (astronomi). Gökyüzünde yedi burç boyunca uzanan hafif bir beyazlık (kehkeşân diye tercüme edenler yanılmışlardır; tinnîn, kehkeşândan ayrıdır, ondan küçük ve hafiftir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; renk çeşidi; matb. zemin rengi; f. hafif renk vermek, hafif boyamak. It was red tinted with purple. Eflatuna çalan kırmızıydı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i .hafif hafif vurmak, tıkırdatmak; i hafif vuruş, tıkırdatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -pinu), i. bir yana yatırmak veya eğmek; şapkayla selam vermek; hafifçe vurmak; bir yana yatmak veya eğilmek; i. meyil; hafif vuruş; İng. çöplük. tip over devirmek, devrilmek. tip the scales ağırlığında olmak; etkilemek.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif surette yürüme sesini ifade eder: Tavşan karın üzerinde tıp tıp, tıpır tıpır yürüyordu, çocuk küçük ayaklarıyle tıpış tıpış yürümeye başladı, yüreğim tıp tıp ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif surette yürümeyi anlatır: Karın üzerinde yakalarının tıpırtısı işitiliyordu.

ELEMENTLER

Simgesi: Ti

Atom Numarası: 22

Kütle Numarası: 47,867

Yoğunluk:4,54 g/cm3

Erime Sıcaklığı:1668 °C

Kaynama Sıcaklığı: 3287 °C

Düşük yoğunluklu, hafif dayanıklı ve kolay işlenebilir bir metaldir.

Alaşımları, hava taşıtlarında ve füzelerde kullanılır.

Çelik kadar sağlam olduğu halde, ondan yaklaşık % 45 daha hafiftir.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir. El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir. Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku hastalığında görülür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanıp yuvarlak olmuş şey. 2. Katlanıp bağlanmış bir denk, deste ve bağ hâline konmuş kumaş vesaire: Bir top bez, çuha, kâğıt, şerit, kaytan. 3. Büyük ateşli silâh. Kale topu = Sabit olanı. Sahrâ topu = Düz yerlerde tekerlekle, hayvanla veya motorla taşınan büyük top. Dağ topu = Sarp yerlerde katırla naklolunan hafifi. 4. Topun atılması, boşanması ve sesi: Selâm topu, iftar, sahur topu, yangın topu. Top atmak = 1. Top boşaltmak. 2. (argo) İflâs etmek: Bu sırada birçok tüccar top attı. Topu atmak = (argo) Ölmek: rııan da topu attı. Top atımı = 1. Topun bir kere boşanması. 2. Topun attığı güllenin vardığı menzil, top menzili. Top arabası = Topun, naklolunurken yüklendiği iki tekerlekli alçak araba. Top altı = Kale meydanı, kale toplarının altında bulunan alçak yer. Altıntop = Bir çiçek. Altın topu = Pek güzel küçük çocuk. Top anbarı = Uç güverteli gemilerin ikinci güvertesi. Top otu = Kuru sıkı. Top oyunu = Top atıp tutmakla oynanılan oyun. Topçeker = Ağır topla silâhlı eski ganbotların büyükçesi. Topa tutmak = Topla nişan alıp gülle atmak, topla dövmek. Kar topu = 1. Karı yuvarlayarak yapılan büyük yığın. 2. Birbirine vurup oynamak için elde sıkarak yuvarlatılan kar. 3. Bir çeşit çiçek. 4. mec. Beyaz tombul çocuk. Top gibi = Tereddütsüz, hemen. Top yoluna gitmek = Heder olmak. 5. Yuvarlak, küre şeklinde: Top salata, top akasya, top çehre. 6. Yığılmış, toplanmış: Topyekûn, top edelim. 7. Bütün, cümle, hep: Topu geldiler, topunu gördük. Tortop = Karmakarışık toplanmış: Giyeceklerini tortop edip bir köşeye attı. Toptan = Hepsi birden, birlikte. Top topuz = Kısa boylu tıknaz, topaç adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. iz, eser, nişan: azıcık şey, zerre, az miktar: işaret: kalıntı: ormanda patika: hafif çizgi; f. izlemek: izini araştırıp bulmak; ayrıntıları ile tanımlayarak aslını göstermek: çizmek: dikkatle çizmek veya yazmak: şeffaf kağıt üzerinden kopya

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) tuzak, kapan, kapanca; hile, desise; koku veya gaz çıkmasın diye borudaki S şeklinde kıvrım; iki tekerlekli tek atlı hafif araba; (argo) ağız; çoğ. dans orkestrasında vurma çalgılar; f. tuzağa düşürmek; kapanca ile tutmak; engel o

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) sürçmek, çelmek, selme takmak; hafif hafif veya sekerek yürümek, sekmek, sıçramak, seğirtmek; yanılmak, hata yapmak; mak. açılmak, çözülmek, boşalmak, engeli kaldırıp serbest bırakmak, harekete geçirmek; nad. yolculuk etmek; hatasını

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çevik, kıvrak; hafif adımlarla yürüyen; i. hafif ve çevik adımlarla yürüme; hafif bir dans. trippingly z. sekerek.

Türkçe Sözlük

(i.) (L. tegula). 1. Fırında pişmiş, kırmızı ve sert kerpiç. Kerpiç tuğlası = Adi cinsi. Delikli tuğla = Bölmeleri, delikleri olan hafif tuğla. Köşe tuğlası, pres tuğla = Duvar köşelerine mahsus kenarı basılmış, iyi cinsi. Ateş tuğlası = Ateşe dayanır cinsi. Çini tuğla = Döşeme için çini taklidi yapılan iyi ve pahalı tuğla. Tuğla kırmızısı = Koyu kırmızı. 2. Tuğladan yapılmış: Tuğla duvar, tuğla bina.

Genel Bilgi

Her canlının gözü ve görme sistemi, onun yaşadığı hayata uygun olarak gelişmiştir. Gece veya gündüz mü yaşadıkları, av ile mi beslendikleri, kara, hava veya deniz canlısı mı oldukları insanı hayrete düşürecek bir şekilde gözlerinden anlaşılır.

İnsan dış dünyayı üç boyutlu görebilen yani sağ ve sol gözü cisimleri eş zamanlı algılayabildiği için derinlik hissi olan nadir canlılardandır. İnsanda sağ ve sol gözün görme oranları çok ufak bir farkla hemen hemen çakışır ve bu ufak fark da üç boyutlu görmeyi sağlar. Hayvanlar sol gözle sol, sağ gözle sağ yanlarını görürler. Bu nedenle dış dünyayı bir resim tablosu gibi algılarlar yani derinlik boyutu yoktur.

Tavşan başını çevirmeden aynı zamanda hem arkasını hem önünü görebildiğinden arkadan habersizce yaklaşıp onu yakalamak mümkün değildir. Ancak bir tavşan başını çevirmeden burnunun ucunda olup biteni göremez. At da başını hafif çevirirse arkasındaki her şeyi görebilir.

Böylece ot yiyen hayvanların arkalarından yaklaşan et yiyici hayvanları fark edip kaçabilmeleri kabiliyeti sağlanmıştır. Yırtıcı et yiyicilerin ise gözleri önde olup görme alanları daha dardır ama gelişmiştir, düşmanın uzaklığını çok iyi ölçebilirler.

Su aygırlarının gözleri kulaklarına yakındır ve bu şekilde ağır vücutları suyun içindeyken bile etrafı gözetleyebilirler. Arının 12,000 gözü vardır, gözü meydana getiren bu binlerce merceğin her biri başlı başına bir gözdür. Bukelamunun gözleri birbirlerinden bağımsız çalışırlar. Bir göz avı izlerken diğer göz çevreyi tarayabilir. Eşeklerin gözlerinin konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.

Kurbağanın gözünün kapasitesi ise ancak önünden geçen bir sineği görüp yakalayabilmesini sağlayabilecek kadardır. Köstebeğin toplu iğne başı büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki yaşamı için yeterlidir. Bazı hayvanlar renkleri gayet iyi görebilirken bir bölümü renge duyarlı değildir.

İnsan gözü ise bunların içinde en az bir amaç için kullanılanı ama en fazla şartlara uyum sağlayanıdır. Gözlerimiz insan oluşumuzdaki en büyük etkenlerden biridir. Bir çok memelinin en önemli duyusu koku, böceklerin ise tat iken insanlarda görme en üstün duygudur. Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar karanlıkları, balık kadar su altını mükemmel görebilme yeteneğimiz olmasa da, yine de sadece sınırlı bir ortamı değil her şeyi iyi görürüz ve daha önemlisi iyi algılarız.

Yeryüzündeki tüm canlı türlerinin etraflarındaki nesneleri farklı biçimde gördüklerini biliyor muydunuz? Yani ne kadar canlı türü varsa, o kadar da farklı göz ve bakış açısı vardır.

Hayvanların gözleri ne kadar farklılık gösterirse göstersin aslında optik sistem aynıdır. Hepsi neticede birer fotoğraf makinesi gibi çalışır. Ancak görme sadece mekanik bir işlem değildir. Beynimiz gözden gelen sinyalleri algılamanın yanında ona duygularımızı da katar, yorumlar. Yani duygularımız ve çevre kavramları da gördüklerimizi etkiler. Kimine göre güzel olan bir şey bir başkasına çirkin görünebilir.

Tüm bunlardan insan gözünün kapasitesinin bir sınırı olduğu ancak kendi yaşam savaşını sürdürebilecek yeterlilikte olduğu sonucu çıkar. O halde yaşamda gözlerimizle göremediğimiz çok şey var. “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” lafı da pek gerçekçi değildir. İnsan dünyanın pek çok özelliğini görememekte hatta hayal bile edememektedir. Siz, radyo dalgalarını, röntgen ışınlarını, uzaktan kumandanızın televizyonunuza gönderdiği sinyali görebiliyor musunuz?

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yük yığını, bohçalaşmış eşya ki, at yükünün iki dengi arasına atılır. 2. Üzerine seyisin bindiği hafif yük.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Piyano gibi çalgılarda hafifçe vurularak ses çıkartılan dokunma dilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. döndürerek oynatmak; önemsiz şeylerle meşgul olmak; i. hafifçe döndürme. twiddle one's thumbs parmaklarıyle oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaca karanlık; başarının sönmesi; mec. yarı buçuk veya az bilgi. Twilight of the Gods İskandinav mit tanrılarla devlerin birbirlerini mahvettikleri savaş. twilight sleep doğum ağrılarını azaltmada kullanılan hafif anestezi.

Genel Bilgi

Uçak kazalarında uçak paramparça olsa da, denizin dibine gitse de hemen kokpit denilen pilot kabinindeki son konuşmaları kaydeden karakutular aranır. Çoğunlukla korkunç kaza enkazı arasından sağlam olarak bulunan bu kutular sayesinde kazanın nedenlerine ulaşılır. Karakutu bu kadar sağlam malzemeden yapılıyorsa neden uçağın tümünde aynı malzeme kullanılmıyor? Uçakların rahatça havada kalabilmeleri, uzun mesafelere az yakıtla ulaşabilmeleri, mümkün olduğunca hafif malzemeden yapılmış olmalarına bağlıdır. Bu malzemeler çoğunlukla alimünyum ve plastiktir.

Kokpitteki sesleri ve uçuş bilgilerini kaydeden her iki kutu da paslanmaz çelikten yapılır. En ve boyları yaklaşık 25’er santimetre, derinlikleri 12-13 santimetredir. Kutuların et kalınlıkları ise 6-7 milimetre kadardır. Kutular ayrıca ısıya ve yangına karşı tedbir olmak üzere plastikle çevrili sıvı köpük ile de donatılmışlardır.

Kutular o kadar sağlamdırlar ki, denize düşmüş bir uçağın kutuları 7 sene sonra çıkarılabilmiş ama buna rağmen kayıtlar sağlıklı olarak dinlenebilmiştir. Başlangıçta kutular kanatların birleşme noktasına yakın bir yere konuluyorlardı. Bu bölge uçağın en ağır kısmı olduğundan düşüş anında bu ağır parçalar kutuların üzerlerine düşerek zarar verebiliyorlardı. Sonraları kutular uçağın kuyruk kısmına konulmaya başlanıldı. Tabii bu, uçağın kuyruk kısmındaki koltuklar insanlar için daha emniyetlidir anlamına gelmez, ancak bu yer karakutuların uçağın enkazından en uzağa düşmesini sağlamaktadır.

Uçak kazalarının nedenleri değişiktir. Havada bir şekilde infilak ederek düşen uçaklarda yolcuların kurtulma olasılığı yoktur. Bu nedenle de uçağın yapıldığı malzeme bu açıdan önemli değildir. Uçak yere bir bütün halinde çarpsa da düşen bir asansörde olduğu gibi yolcular çarpmanın şiddetinden hayatlarını kaybederler.

Uçağın içine sıvı köpük doldurmak elektronik aletleri koruyabilir ama insanların sadece ölüm nedenlerini değiştirir. Uçağın malzemesini karakutu malzemesinden yapmak, parçalanma ve yangından zarar görme tehlikelerini önler ama ne yazık ki bu malzemeden yapılmış bir uçak da uçamaz.

Karakutuların renkleri kara değil turuncudur. Bu rengin tercih edilmesinin sebebi enkaz arasından daha rahat fark edilmeleri içindir.

Genel Bilgi

Bazen çocuğa alınan bir uçan balon elinden kaçabilir. Hep beraber havada yükselen balona bakakalınır. Bu balon havada ne kadar yükselecektir acaba?

Uçan balonların doldurma uçları ne kadar iyi bağlanmış olursa olsun, çok az da olsa hava daha doğrusu helyum kaçırırlar. Havadan çok daha hafif helyum gazı ile şişirilen bu balonların ağızlarından kaçırdıklarını eve getirdiğimiz ve tavana yapışıkmış gibi havada duran balonun sabah olunca porsuyup yere inmiş olduğunu görünce anlarız.

Balonun ağzının ideal bir biçimde bağlanmış olduğunu kabul etsek bile havada yükselebileceği mesafe yine de sınırlıdır. Yükseldikçe hava basıncı azaldığından ve balonun iç basıncı dışındakinden daha yüksek kaldığından balon yükseldikçe şişmeye başlar. Sonunda balonun yapıldığı malzemeye, hacmine ve malzemenin kalınlığına bağlı olarak belirli bir yükseklikte patlar.

Küçük uçan balonlar en çok 10 bin metreye, sepetinde insan taşıyan büyük balonlar 30 bin metreye, bilim insanları tarafından içinde ölçüm aletleriyle birlikte yollanan araştırma balonları da 40 bin metreye kadar yükselebilirler.

Balonların belirli yükseklikte dış basıncın azlığına dayanamayıp patlamalarından bazı bilimsel gözlemlerde de faydalanılır. Hava tahmin balonlarına bağlı hava sıcaklığını, basıncını ve nem oranını ölçen aletler vardır. Bu balonlar yaklaşık 30 bin metre yükseklikte patlayacak şekilde yapılmışlardır. Aletler açılan bir paraşütle yere yumuşak iniş yaparlar. Hem üzerlerindeki değerler kaydedilir hem de oldukça pahalı olan bu ölçüm aletlerinin tekrar kullanılabilmeleri sağlanır.

Bu ölçüm aletleri bir tarlanın ortasına, bir ağacın tepesine veya bir vadi yatağına da düşebilirler. Onları bulanların ilgili makamlara götürmeleri artık aletlerin ne olduklarını anlamalarına veya insaflarına kalmıştır.

Sağlık Bilgisi

Dudakta veya burun kenarında hafifçe şişmiş, kırmızı ve ağrılı bir leke şeklinde beliren bir hastalıktır. Nedeni, tükürükte bulunan bir çeşit virüstür. Daha ziyade ateşli hastalıklar ve soğuk algınlığı sırasında görülür. Tıp dilinde Herpes simplex denir. Dudak veya burun kenarında meydana gelen kırmızı lekeler, bir süre sonra su toplar, küçük kabarcıkar meydana gelir. Birkaç gün sonra da sararırlar ve kabuk bağlarlar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu.

Hazırlanışı : Uçukların üzerine günde birkaç kere limon suyu sürülür.

Teknolojik Terim

Ultra Yüksek Performans (UHP) lamba teknolojisi, birçok dijital projektörde bulunan metal halojenürlü lambadan daha gelişmiştir. Aynı parlaklığı elde etmek için daha az güç kullanır ve bu da ışık çıkışı büyük ölçüde azalır demektir. Böylece kolayca değiştirilebilen yüksek performanslı lambalara sahip daha küçük, daha sessiz ve daha hafif bir projektörünüz olur.

Teknolojik Terim

Cyber-shot® U, şık ve zarif bir alüminyum gövdeye sahiptir ve yalnızca 87 gram ağırlığındadır. Hafifliği ve küçüklüğü (yalnızca 84,5 x 39,8 x 28,6 mm) harika tasarımını güçlendirmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. olduğundan eksik veya hafif göstermek. understatement bir şeyi olduğundan hafif gösteren ifade.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. değerinden aşağı değer vermek; hafifsemek. undervalua'tion i. değerinden az gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağlam olmayan, sıhhatsiz; gerçeksiz, geçersiz; derme çatma, çürük; derin olmayan, hafif (uyku). unsoundly z. çürük bir şekilde. unsoundness i .çürüklük.

Genel Bilgi

Boşluk, havasızlık anlamında kullanılan ‘vakum’ terimi çoğu kez yanlış anlaşılır. Normal şartlarda, deniz seviyesinde, vücudumuzun her santimetrekaresi üzerinde l kilogram hava basıncı vardır. Parmağınıza l kilogramlık bir yük taksanız zor taşırsınız ama parmağınızın minik bir bozuk para büyüklüğünde olan kısmı üzerinde her zaman bu ağırlık vardır. Bir de bütün vücudun üzerinde olanı düşünün.

Üzerimizdeki atmosfer tabakasının ağırlığının yarattığı bu hayli yüksek basınç altında ezilmeyiz hatta hissetmeyiz bile. Vücudumuz buna göre ayarlanmıştır. Bu basınç biraz artarsa (denize daldığımızda) veya biraz azalırsa (uçakta veya yüksek dağlara çıkıldığı zaman) vücudumuz, kulaklarımız başta olmak üzere bunu hemen algılar.

İşte basıncın, santimetrekareye l kilogram (l 000 gram) olan atmosfer basıncının altına düşmesine vakum denilir. Örneğin santimetrekarede 0,8 kilogramlık (800 gram) bir basınç pratikte atmosfer basıncının ne kadar altında ise o kadar yani l 000-800= 200 milibar vakum olarak ifade edilir.

Vakumda, yani hava basıncı atmosfer basıncından daha düşük olduğunda üzerimizdeki basınç da azalmış yükümüz hafiflemiş olduğuna göre vücudumuz da daha rahat etmez mi? Hayır, tersine. Vücudumuzun iç basıncı atmosfer basıncına göre ayarlıdır. Dışımızdaki basınç düşerse, denge bozulacağından ve iç basıncımız fazla geleceğinden başta damarlarımız olmak üzere tüm organlarımız zarar görebilir, devam etmesi durumunda ise insanı ölüme götürebilir.

Hakiki veya mutlak vakum tam sıfır hava basıncına ulaşmaktır ki, bu pratikte mümkün değildir. Uzayda bile hakiki vakum yoktur. Bir ortamın hakiki yani mutlak vakumda olması için içinde molekül, atom, elektron, ve atomun diğer küçük parçacıklarından hiçbirinin olmaması gerekir. Uzayda ‘neutrinus’ denilen partiküller vardır, bu nedenle uzayda bile hakiki vakum vardır diyemiyoruz. Ancak uzay o kadar büyük, parçacıklar da o kadar küçüktürler ki yüzde 99,9999.... vakumdur diyebiliriz.

Elinize bir şişe alıp havasını boşaltıp, ağzını da sızdırmaz şekilde kapatırsanız şişenin içinde vakum oluşmuştur diyebiliriz. İişenin kapağında bir delik açarsanız dışarıdaki hava derhal içeri hücum eder, içerdeki vakumun yerini alır. O halde dünyamızı çevreleyen hava tabakası niçin uzayın boşluğuna, vakumlu ortamına kaçmıyor?

Örnekteki havanın, şişenin içine dalmasına sebep üzerindeki atmosferik basınçtır. Atmosferde 10 bin metreye çıkıldığında (yolcu uçaklarının normal uçuş yüksekliği) hava basıncı santimetrekarede 0,3 kilograma, 16 bin metrede 0,1 kilograma düşer.

Atmosferin üst katmanlarına gittikçe de hava basıncı sıfıra yaklaşır. Havanın vakumlu ortama kaçmasını yaratacak bir hava basıncı yoktur, bu nedenle uzayın boşluğu hava moleküllerini çekemez, atmosfer tabakamız da uzayın boşluğuna kaçıp gitmez. Tabii dünyanın çekim gücünü de unutmamak lazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. değişir, değişken; kararsız, sebatsız; biyol. değişken i. değişen şey mat. değişken nicelik: astr. değişken yıldız: çoğ. okyanusta rüzgarların hafif ve sakin olduğu ekvatora yakın kısımlar. variabil'ity, variableness i. değişkenlik. variably z.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çiçek hastalığına benzer; i. hafif bir çeşit çiçek hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavga, çatışma; münakaşa, hafif çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., Rom. tar. hafif piyade.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif heves, hafif arzu.

Sağlık Bilgisi

Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur.

Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Isırganotu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam ısırganotu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeşilimsi. viridescence i .hafif yeşillik.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Basit entrikalar üzerine kurulmuş hafif komedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buhar olabilen, buharlaşabilen, uçar, gaz haline gelir; havai, hafif meşrep; dönek; çabuk alevlenir; kısa süreli, geçici; devamsız. volatileness, volatility i. buharlaşabilme.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilmî, teknik tâbirleri hafifletilerek halkın anlayacağı hâle getirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yavaş yavaş götürmek, sürüklemek (rüzgar veya dalgalarla); i. hafif ses veya koku; sürüyüp götürme; hafif esinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

yeni bir çeşit ufak ve hafif iç yakımlı makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ılık, hafif sıcak; ısıtan, sıcak tutan; hararetli; canlı; gayretli, şevkli; heyecanlı, çabuk heyecanlanan; sıcakkanlı; sıkıcı; güz. san. sıcak (renk); yeni, taze; saklanan şeye veya gerçeğe yaklaşmış durumda olan. warm front meteor. sıcak hava kitl

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısıtmak, kızdırmak; ısınmak, kızmak; teşvik etmek, teşvik olunmak .warm to veya toward şevkle sarılmak. warm up ısınmak; ısıtmak; yarışmadan önce hafif idman yapmak; motoru ısıtmak için çalıştırmak; konser veya temsilden önce son bir hazırlık yapm

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yıkamak, ıslatmak; su ile silmek; yıkanmak, banyo yapmak; ince boya tabakası ile kaplamak, yaldızlamak; temizlemek; min. toprağı yıkayarak altın filizini ayırmak; yıkanmaya dayanmak (kumaş); hafif hafif çarpmak (dalga); aşınmak. wash away su ile

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sulu, kuvvetsiz, çorba gibi, hafif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sulamak; suvarmak, su vermek; harelemek (ipek); su katmak, sulandırmak; sulanmak; su içmek (hayvan), suvarılmak; karşılığı olmadan hisse senetlerini çoğaltmak. water down sulandırmak; hafifletmek, yumuşatmak. The smell of fresh bread makes my mouth

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zayıf, kuvvetsiz, mecalsiz, takatsiz; hafif, dayanıksız; metanetsiz; sebatsız; akılsız, şaşkın; eksik; hükümsüz; foto. silik çıkmış; dilb. vurgusuz; düşük. weak sister k.dili. dayanıksız ve zayıf kimse. weakly s., z. hasta, hastalıklı; z. zaaf ile;

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zayıf düşürmek; zayıflatmak, zayıflamak; takatini kesmek, takati kesilmek; hafifletmek, hafiflemek; direnci azalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif ve süratli kayık; f. bu kayıkla taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafif hafif esmek; tereddüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hızlı ve hafif hareketle süpürme: ufak süpürge veya fırça: (İng.) yumurta teli; f. hafif hafif süpürmek; (İng.) yumurta çırpmak; çalkamak; hızla hareket etmek veya fırlatmak, fırlamak. whisk away ortadan yok etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. yavan, sulu, hafif; karaktersiz, renksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tutam, bir tutam şey; bağlam, deste, ufak demet; hüzme; ufak süpürge; bataklık yakamozu; f. süpürmek; buruşturmak. wisp'y s çok ince, çok hafif, çok zayıf; bir tutam.

Şifalı Bitki

(sofur): Patlıcangiller familyasından; yurdumuzun hemen hemen her bölgesinde rastlanan, 1-2 m boyunda, çok yıllık, fena kokulu bir bitkidir. Haziran-Eylül ayları arasında mor renkli çiçekler açar. Gövdesi sarılıcıdır. Meyvesi sarımsı-kırmızıdır. Dallarında dulcamarin vardır. Meyveleri; solanın ve solasein taşır. Kullanıldığı yerler: Deri hastalıklarında kan temizleyici, hafif uyuşturucu ve romatizma ağrılarını giderici olarak kullanılır. Şehveti keser. Salgıları azaltır.

Genel Bilgi

Yağmur yağarken koşanların daha çok ıslanacağını ileri süren, insanı yağmurda sallana sallana dolaşmaya iteleyen bir görüş ile hiçbir şey fark etmeyeceğini iddia eden bir başka görüş ortada dolanıp durmaktadır.

Hiçbir şey değişmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre vücudunuzun bir dikdörtgen olduğunu ve yağmur damlalarının yere dik düştüğünü farz edelim. İster bir yüz metreci gibi hızlı koşun, ister sallanarak yürüyün bir şey fark etmez. Hızınıza bağlı olmadan vücudunuza düşen yağmur tanesi sayısı aynı kalır. Koştukça ön tarafınıza bir saniyede daha çok yağmur tanesi isabet edecektir ama süre kısaldığından toplam sayı ve sonuç değişmeyecektir.

‘Yağmurda yürüyünüz’ diyenler ise koşma durumunda yağmur damlalarının aynı sürede daha çok sayıda birikeceğini ve buharlaşmaları için daha az zaman olduğundan üzerimizin daha ıslak olacağını, aerodinamik tesirleri hesaba katarak, düz yürürken üzerimize düşmeyecek düşey damlaların, koşarsak karşıdan gelecekleri için temas edeceklerini, yürürken başımıza düşen damla sayısının koştuğumuz sırada düşenden fazla olamayacağını ileri sürerek ‘ahmak ıslatan’ diye de tabir edilen hafif yağışlarda yürümeyi öneriyorlar. Tabii burada unutulmaması gereken şey yavaş yürürken bacaklarımızın da çok yağış alacağı.

‘Koşunuz!’ görüşüne göre ise, yağmurda koşmakla yürümek arasında, vücudumuza düşen yağmur tanesi miktarı açısından bir fark olmayabilir ama önemli olan başımıza düşen miktardır. Bu nedenle koşarsak süre kısalır ve başımıza düşen yağmur miktarı azalır.

Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kağıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği saptanmıştır. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir.

Şüphesiz bu Önermeler yapılırken, rüzgarın yönü, üzerimizdeki giysilerin şekli ve cinsi ve en önemlisi kapalı alana ulaşılacak mesafe göz önüne alınmamış ve değerlendirmeler kısa mesafelere göre yapılmıştır. Uzun mesafelerde hiç şansınız yok, koşabildiğiniz kadar koşun ama en doğrusu yağmur geçene kadar kapalı bir yerde oyalanın.

Sağlık Bilgisi

Sıcak bir şeyin veya yakıcı bir maddenin etkisiyle vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen hücre ve doku bozulmasına yanık denir. Yanıklar ikiye ayrılır:

- Basit Yanıklar : Bunlar, deride hafif bir kızarıklık meydana getiren yanıklardır. Bir süre sonra, içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Bunları, kesinlikle patlatmamak gerekir. Yapılacak şey gerekli ilacı sürüp iyileşmesini baklemektir.

- Önemli Yanıklar : Yanık alanı büyük ve derinliği de fazla ise, önemli bir yanık var demektir. Bu gibi durumlarda mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.

Basit yanıkların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çürük elma, tuz. veya Patetes

Hazırlanışı : Bir tane çürük elma ezildikten sonra, üzerine 1 kahve kaşığı tuz ekilip, yanığın üzerine konur. İkincisi; Çiğ Patates dilimlenerek yada rendelenerek yanık üzerine konur.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir türlü bünyesi olan. İri yapılı = Cüsseli. Narin yapılı = Ufak tefek. Hafif yapılı = Zayıf. Kunt yapılı = Güçlü kuvvetli.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif, sebük, eğir zıddı.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafiflik, Ar. hıffet, ağırlık zıddı.

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden kadınların kırlarda serbest gezinmek için ferâce yerine giydikleri hafif üst elbisesi ki, baş örtüsüyle giyilirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saatin iki ibresinin büyüğü. 2. Türlü biçimlerde hafif levha (dik bir eksene geçirilerek rüzgârın istikametini göstermeye yarar).

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif mizaçlı ve açık meş-epli kadın, sürtük.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalıpla basılıp, el İle boyanmış tülbent. 2. Bir çeşit kaba ve hafif pabuç.

Türkçe Sözlük

(f.). Az yarmak,.hafif surette çatlatmak: Çıbanı yırmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ince, hafif, Ar. rakîk: Bu tahtalar pek yufka. 2. Az elbiseli, az giyinmiş, hafif elbiseli. 3. ince açılmış hamur yaprağı: Börek, baklava yufkası, yufka açmak. Yufka kebabı = Yufkaya sarılıp pişmişti. Yufka böreği = Açılmış olarak çarşıdan alınan yufkadan börek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif, yeğni, Fars. sebk.

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif nazarıyla bakmak, Osm. istihfâf etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzen, yüzmek bilen. 2. Suya batmaz, suyun üzerinde durur, hafif. 3. Balıkların su içinde yüzmek için kullandıkları kanat.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır.

- Lober Pnömoni : Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar. Ateş, 40 dereceye kadar yükselir. Fakat 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir.

- Virüs Zatürreesi : Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.

- Bronköpnomoni : İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır. Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur. Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Saf zeytinyağı.

Hazırlanışı : Dörder saat arayla birer çorba kaşığı saf zeytinyağı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. batıdan esen hafif ve ılık rüzgar, meltem; zefir (kumaş).

Türkçe Sözlük

(i.). Patavatsız, münasebetsiz, hafif mizaçlı ve geveze; her şeyi karıştırıp ağzı ve eli durmayan: Zevzek adam, zevzek çocuk.

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif silâhlı ve asâyişi muhafazaya memur eski bir sınıf asker. Selçuklular zamanında böyle bir asker sınıfı kurmuş olan Aydın ve Manisa ahalisi ki, «efe» diye de tanınırlar ve kendilerine mahsus kıyafetleri vardır: Zeybek oyunu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taş veya camdan küçük yuvarlak bilye ki, çocuk oyuncağıdır. 2. Lâstik bir bağa asılmış, içi taş dolu hafif bir toptan ibaret çocuk oyuncağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransız ordusunda hafif piyade askeri. Zouve jacket işlemeli kısa yelek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hafif, saf ve tatlı su.