Hak-bin ne demek? | Hak-bin anlamı nedir? | Hak-bin

Hak-bin anlamı nedir?

Hak-bin ne demek?

Hak-bin anlamı nedir?

Hak-bin | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hak bin

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hak görücü, hak verici, hakkı görenr

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah’ın kulu. - Hak, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeye hükmeden Allah’ın kulu.- Hakim, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat) başlangıçtan, aslından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hakik» den itaf.). Daha veya pek haklı, daha müstahak: O adam cümleden ahaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخربين] ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately afterwards. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately after. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Akıbet, son, F.: dîden: Görmek). Her işin sonunu evvelden gören, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت بين] sonu gören, ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğuştan beyaz saçlı, albinos, akşın hayvan veya insan. al binism (i). albinizm; abraşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i L.). (bk.) akşar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. albinos

akşın

Doğuştan boya maddesi bulunmadığı için kıllarında ve gözlerinde, bazen de derisinde ak olan (hayvan veya insan).


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right in rem. real right. real claim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bebek, çocuk; sanat eserlerinde isa'yı temsil eden çocuk tasviri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fenâ görürlük, kötümserlik, bedbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, dîden = görmek). Kötümser, herkesin kötülüğünü gören ve arayan. Bilhassa politika dilinde Fransızca pessimiste kelimesinin tercümesi olarak kullanılır ki, her hali fena görmeye meyleden demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. despondent. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبين] kötümser, karamsar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوابين] kapıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Horasan’ın Nişabur eyaletinde bir bölge.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحق] hakkıyla, hak ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). On kere yüz, dördüncü hanede yazılan rakam. Ar. elf, Fars. hezâr, 1000: Bin kişi, bin sene; bin bir, bin ikiyüz elli; iki bin 2000, üç bin 3000 ilâ. Pek çok: Bin kere söyledim; bin yaşa. Biniler, binlerle, binlerce = Pek çok. Bin dereden su getirmek = Birçok özürler söylemek. Bin cin ile = Çok arzu ederek. Fars. ez-cân-ü dil. Bingözotu = Mahmûde, sekamonya (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «dtden» fiilinden imas.). DOr-bîn = Uzaktan gören Alet, dürbün. Hurde-bîn = Küçük şeyleri gösteren Alet, mikroskop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand. thousand. mil. kilo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A box, frame, crib, or inclosed place, used as a receptacle for any commodity; as, a corn bin; a wine bin; a coal bin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put into a bin; as, to bin wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An old form of Be and Been.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A euphonic form of the prefix Bi-. a container; usually has a lid the quantity contained in a bin store in bins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a container; usually has a lid. the quantity contained in a bin. an identification number consisting of a two-part code assigned to banks and savings associations; the first part shows the location and the second identifies the bank itself. store in bins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A directory that contains programs Your home directory probably has a subdirectory named bin The system has directories called /bin and /usr/bin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In mainframe computing, a Bin, refers to the 'mailbox' where computer reports are distributed to computer users AITS maintains numbered bins for its clients' output at each campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The usual name of a directory containing runnable programs, possibly derived from the term binary or simply the english word denoting a container See searchpath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first six digits of the account number appearing on the card Each state implements a unique BIN for state program identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A DNA fragment size range within which alleles are assigned based on their relative electrophoretic mobilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'binary ' bin is frequently used as the name of a directory on a UNIX file system intended to contain executable programs, such as operating system utilities, or CGI programs in a subdirectory of a Web server's content root. equivalent to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Identification Number BPE: Business Process Engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Intelligence Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any Point of Sale container designed to hold bulk merchandise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A MacBinary II encoded file This file type, downloaded as MacBinary or Binary, can be decompressed with Stuffit Expander. [Arabic] son of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A directory that contains programs on a UNIX system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Each frequency point represented in the frequency domain display of an FFT is called a bin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic capability in the memory of some advanced pulse generators which stores a certain type of data Bins are usually associated with rate ranges For example, one cardiac event is recorded by the pulse generator, classified by rate range and then

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

am.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بن] oğul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ambar, kömürlük,kutu,sandık; f. ambarlamak,kutuya veya sandığa koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a thousand and one. an endless number of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebniye). 1. Yapı tesis: Bir büyük mektep bina etti. 2. Dayama, isnat, bir dava veya mes’eleyi bir şeyin üzerine kondurma: Bu davayı neye bina ediyorsunuz? (Bu İki mânâ da masdar hâlindedir). 3. Yapı, mimarlık eseri olarak duvarcı ve dülger marifetiyle vücûda gelmiş mesken vesaire, her çeşit mimarî eser: Güzel bir binadır. Kâgir, ahşab bina: Mİrî binâlar. 4. Gramerde fiilin mânâ bakımından çeşitleri, müteaddi, lâzım yahut mutâvaat hâlinde vesairede olması. 5. (Denizcilik). Gemilerin tahta kısmı, teknesi: Bina emini = Gemi teknelerinin inşaatına nezaret eden memur. Binî-berîn = Bunun üzerine, binaenaleyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gören, görücü. Ar. basîr: Çeşm-I bini = Gören göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction. door. edifice. erection. structure. building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. edifice. structure. construction. fabric. facilities. mansions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء] yapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينا] gören, iyi gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بنابرین] bundan dolayı, buna dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(z. f. A.). 1. Dayanarak. 2. — den ötürü, —den dolayı, —diği için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. in consequence of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء] dayanarak, göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan dolayı, bunun üzerine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan ötürü, bunun üzerine, bundan dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore. consequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء عليه] bu yüzden, bundan dolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ali’nin oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينام] adsız, tanınmamış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی نماز] beynamaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki kısımdan meydana gelen, çift; bot. çift; mat. çift değişkenli, biner; biyol. çift isimli; i. iki şeyin karışımı. binary star çiftli yıldız. binary system çiftli sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نصيب] nasipsiz, kısmetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çift halinde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulak ile işitme; iki kulaklı; stereofonik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâni, engel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نظير] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bin kişiye yakın olan bir tabur askere kumanda eden subay. Yarbayın bir alt derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader. field officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tabur askere kumanda eden subayın rütbe ve sıfatı: Falana binbaşılık verildi, binbaşılığa terfi etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank of major. majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hypericum calycinum): Çalılık ve fundalıklar arasında yetişen uzun ömürlü bir otsu bitkidir. 30-80 santimetre boyundadır. Gövdesi dört köşelidir. Yaprakları sapsızdır. Çiçekleri parlak sarı renktedir. Mayıs ve eylül aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. İştah açar. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bağlamak yerine tespit etmek, raptetmek; dondurmak; tutmak, menetmek, engel olmak; inkıbaz etmek; kenarını tutturmak ciltlemek; huk. senetle bağlamak; donmak, tutmak (çimento v.b.); i. bağlayan şey. bind over veya down huk. mali kefaletle bağlamak,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor kadife üzerine sırma ile kabartma çiçek, yaprak vs. işlenmiş elbise veya örtü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millesimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rarely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one per thousand. once in a blue moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f.). Pek seyrek olarak: O, bize bindebir gelir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ciltçi, mücellit; bağ; cilt kap; biçer bağlar makina; tutkal. bindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Body treatment combining exfoliation, herbal treatment and light massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bağlayıcı, tutucu; geçerli, muteber; i. ciltleme; cilt; kenar şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be seen aboard. to be put into a vehicle. to be hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorized forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bindirmek fiili ve tarzı .

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bindirme, blndiriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbrication. overlap. joint. corbel. embarkation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlap. scarf. lading. loading. embarkment. mounting. ramming. boarding. falling aboard. clinker work. clinker built. projection. embarkation. overlapping. overlapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bindirmek, binmeye sevk veya müsaade etmek, bir şeye zorlamak. Osm. irkâb etmek: Atına bindirmek: O, kendi atına kimseyi bindirmez. 2. Gemi ve araba gibi bir taşıta koymak, idhal etmek: Askeri gemiye, arabalara bindirdiler. 3. (saati) ileri almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to mount. to help to get on. to add on. to overlap. to superpose. to run into. to bump into. to ram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to add on. to overlap. to see sb abroad. to put sb on. to collide with. to ram. to run into. clash. get on / onto. get up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) uyuşturucu madde paketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. boru çiçegi, kahkaha çiçedi, gunduz sefası, cadır çiçegi, bot Convolvulus arvensis hooded bindweed kopek pençesi, bof Calystegia sepium

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, bot. sarmaşık cinsi bitkilerin sap kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Binmeye mahsus, eğer veya palan vurulup binilmeye tahsis olunmuş: Binek at, katır. Binektaşı = Üstüne çıkılarak hayvana binmeye mahsus set, Fars. pâygâh, Ar. mârec.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle beast. mount. for riding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mount. horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horsedrawn carriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roadster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle horse. steed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mounting block.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی نمک] tuzsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında bin: Mevcut parayı bölüştüklerinde biner lira düştü. Toplanan askeri biner biner şevkettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousand each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviation for carabiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation of carabiner. short for carabiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American for carabiner which has too many syllables in. abbreviation for caribiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together. n abbreviation for carabiner, a short loop of metal with a gate on it to attach things together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Binet sistemine göre zekâ ölçme testi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينوا] zavallı. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) içki alemi, işret meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pelte gibi titrek ve dolgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeni doğmuş çocuğun kafasının yumuşak olan üst tarafı, kl tepesiyle alnı arasındadır, Ar. yafuh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fontanelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fontanel. fontanelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette oynayıp titremek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bingo oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hanların hanı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بينی] burun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ata binmede mahir adam, Ar. fâris, Fars. süvâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horseback rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equestrian. horseman. rider. horsewoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ata binmek mahareti. Ar. fürüsiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riding. horsemanship. equitation. riding. show jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riding. horsemanship. horse-riding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horsemanship. horse-riding. equitation. maneage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نهایه] sonsuz, bitmez tükenmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeye çıkmak, oturmak. Osm. rükûb edilmek: Ata öyle binilmez, gemiye ne vakit binilecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Bin derecesinde olan: Hz. Peygamber’in hicretinin bininci senesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousandth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the thousandth. millesimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ata binmek fiili ve tarzı. 2. Vaktiyle ata binildiği vakit giyilen resmî kıyafet. 3. Osmanlı devrinde ulemânın bazı merasimde giydikleri geniş cübbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style of riding a horse. parade uniform. mounting. boarding. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Dişler) birbirine binmek, Osm. Irticâm etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get on the same vehicle. to overlap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soylu kanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bin kuruş, bin lira vesaire kıymetinde olan: Binlik bir beygir. 2. Bin arşın vesaire boyunda veya bin kilo vesaire ağırlığında olan. Bin dirhem, yani iki buçuk okka sıvı olan şişe: Bir binlik zeytinyağı. 3. Bin liralık kâğıt para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a thousand-lira note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Binmek işi, Ar. rükûb. Diğer bir şeyin üstüne binen. Binecek surette yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir hayvanın üstüne çıkmak, Osm. rükûb etmek, süvâr olmak: Ata, katıra, deveye binmek. 2. Gemi ve araba gibi bir taşıta girmek, Osm. râkib olmak: Arabaya, gemiye, trene bindi. 3. Bir şeyin üstüne çıkmak: Duvarın üstüne bindi. 4. Bir hal ve suret almak: iş inada bindi. Dalına binmek = Kışkırtmak, musallat olmak. Küplere binmek = Çok hiddetlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mount. board. get on. hop on. ride. sit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mount. ride. to get on. to get into. to board. to mount. to ride. to overlap. to be added.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get up on. to board. to mount. to ride. to travel. to overlap. to be added to. to go aboard. enter. get on / onto. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. pusula dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Nazlı. 2.Cilveli. 3.Allah’a yalvaran.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالنتيجه] sonuçta, sonuç olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالنسبه] bir dereceye kadar, nispeten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Nurla özdeşleşmiş. 2.Bin tane nur.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. iki gözün de kullanılmasını icap ettiren; i sık sık coğ. aynı anda iki gözle bakılabilen dürbün veya teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., mat. iki terimli; i. aralarında + veya -- bulunan iki terim; biyol. iki terimli isim bio- önek hayat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Orta parmakla serçe parmağı arasındaki parmak, adsız parmak, yüzük parmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (mü. binât). Kız, Ar. kerîme, Fars. duhter: Zeyneb bint-l Ali = Ali kızı Zeynep, bint-l ineb, bint-ül-ineb = Şarap, (astronomi) Binât naaş — Büyük ayı yıldızı kümesinde bulunan yedi sâbit yıldız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنت] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Binkan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Civanperçemi adı ile anılan cinsten bir bitki türü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ride a bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makara, bobin, ufak tahta iğ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dantel makinasında dokunan bir çeşit tül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. fizik). Makara, umumî olarak silindir biçimindeki bir iskelete sarılmış, iletken tellerden mürekkep bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. spool. coil. roller. quill. reel. sheave. spiral. winding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. coil. pirn. reel. spool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbin. coil. spool. armature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mucellit, ciltçi. bookbinding i. mucellitlik, ciltçilik. bookbindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kulübe; kamara, kabin;(f). kabin veya kamarada yaşamak; küçük bir yere kapamak, tahdit etmek. cabin boy kamarot. cabin class ikinci sınıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). camlı ve raflı olan dolap; kabine, bakanlar kurulu; küçük özel oda;(s). dolap ile ilgili; gizli. cabinetmaker (i). ince iş yapan marangoz. cabinetwork (i). ince marangozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kannabin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karabina denilen tüfeği kullanan asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -ri) italyan polisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karabina, kısa tüfek, suvari tüfeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alın, nâsiye, cebhe: Çİn-i Cebin = Alın buruşukları, mec. Düşünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» den smüş.). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبين] korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sivrisinek ve tatarcık gibi sokup yakarak rahatsız eden ufak sineklerin umumt ismi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sivrisinekten ve benzeri muzır böceklerden korunmak için yatağın üstüne açılan tülden örtü. Ar. nâmûsiyye. 2. Sivrisinek ve benzeri muzır böceklerin toplandığı süprüntülük ve bataklık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosquito net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mosquito net. mosquitoe net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cihanı, dünyâyı gören, Allah. 2. Göz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hasekikupesi, (bot). Aquilegia vulgaris; (s). kumru gibi, kumru ile ilgili; kumru renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karıştırma, birleştirme; bileşim, terkip; bağdaşma, uyuşma, kaynaşma; birlik; kilidin şifre rakam veya harfleri; şifreli kilit; külot ve kombinezonu tekparça olan kadın iç çamaşırı; dans orkestrası combination lock şifreli kilit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzlaşma, birlik; A.B.D., (k).dili siyasi ve ticari çıkar sağlamak için bir araya gelen grup; biçerdöğer makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, karıştırmak, bir araya getirmek; toplamak; birleşmek, bir araya gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., çoğ. tarantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odalık olarak yaşama hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapatma, odalık cariye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «dıhk»den). Çok gülen, çok gülücü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İncelikleri gören, bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dihkan). 1. Çiftçiler, köylüler. 2. Köy ağaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. derûn = içeri, dîden = görmek) (tıb). İnsan bedeninin boğaz ve burun gibi bazı deliklerinden içeriye bakmaya mahsus dürbüne benzer bir Alet (Fr. endoscope).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkaları için yaşamak, başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan kimse; karşılığı hod-bin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiftlik atı, beygir, uysal at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوربين] dürbün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif ve hak). Doğrusu, hakikaten, hakkıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Allah’ın emri, ölüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hallâc-ı Mansûr’un söylediği: «Ben Hakk’ım» mânâsına gelen ve tasavvufta çok geçen meşhur söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal, Ar. asel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انگبن] bal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heiress , inheritress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-HAKIYKA) (e. A ). Hakikatte, hakikaten, gerçekten, doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a matter of fact. in truth. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحقيقه] gerçekte, aslında, doğrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gabn’dan if.) (m. gabine). Alış verişte aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraudulent overcharge. fraud. cheating on a sale. catching bargain. gross overcharge. overreaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take a ship. to go / to set aboard. board a ship. to take ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in his absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in absentia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal ile yapılan gül tatlısı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül kökü, gül biten y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Nar tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hakka). 1. Doğru, gerçek: Bu söz haktır; Hak dini. 2. Adalet ve hak duygularına uygun, haklı, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k ince) (i. F.). Toprak, toz, Fars. türâb: Hâk-i pây = Ayağın tozu. 2. Mezar, toprak: Filânın hâkine hürmeten. Hâk ile yeksân = Toprakla beraber yıkılmış, eseri kalmamış: Timur birçok ülkeyi hâk ile yeksân eyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKK) (k ince) (i. A.). 1. Kazıma, oyma, maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma şekiller vesair oyma: Mühür, harf kalıpları hakketmek. 2. Bir yazı vesaireyi çakı, kalemtıraş vesaire ile kazıyarak yok etme: Şu noktayı hakketmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condign. right. justice. claim. benefit. authority. dibs. due. franchise. jus. title. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. due. franchise. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. the right. justice. law. just. a right. renumeration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. right. justice. right dealing. claim. title. one's due / right / share. fairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. pay. allowance. margin. benefice. beneficium. competence. franchise. jus. prerogative. privilege. reason. remuneration. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.pay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک] toprak. hak etmek kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. deserve. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deserve. to earn. ask for it. command. merit. rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek. hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek. hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hak görücü, hak verici, hakkı görenr

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. Hak, Fars. güften = söylemek). Doğru söyleyen, hakkı teslim eden, doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hak, Fars. güzâşten = yerine getirmek). Hakkı yerine getiren, haktan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hâk = toprak, pây = ayak). Ayağın toprağı, tozu, yahut ayağın bastığı toprak, yer (saygı mübalağası olarak kullanılır): Hâkpâyinize geldim, hâkpâyinize takdim ettim («hâkpayiniz geldiniz» suretinde yanlış kullanılırsa saygı değil hakaret olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAk-i pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. peresten = tapınmak). 1. Tanrı’ya ibadet eden, yalnız Allah’a tapınan. 2. Hak ve adaleti ve doğruyu tapınma derecesinde seven, doğrudan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakka tapınana lâyık bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAK-İ RAH) (i. F ). Yol toprağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toprakla beraber, hor, hakir (eskiden tevazu ve saygı tâbiriydi): Bende-i hâksârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perişanlık, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. şinâhten = tanımak). Doğruyu, adalet ve insafı tanıyan ve teslim eden, hakka riayet eden, uyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adil bir şekilde, hakka riayet ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakşinaslık, doğruyu tanıma; hakka riayet etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun ve her iki k da kalındır) (i. A. c.) (m. hakikat). Hakikatler. (bk.) Hakikat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقائق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkler’de büyük han, hanlar hanı, imparator, büyük imparator. Kaan ve kağan kelimelerinin Ar. Fars. telâffuzuna uydurulmuş şeklidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. turkish ruler. emperor. sultan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. emperor. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2.Kağan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (mü. hâkaniyye). Hâkana mensup ve ait, Ar. sultânî, Fars. şâhâne: Tapu ve kadastro idaresi. Hudûd-ı hâkanî = Osmanlı devleti hududu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hâkan olma hali. 2. Hâkanla idare şekli. 3. Hâkanın hakimiyetindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. revilement. defamation. affront. contempt. contumely. cuss word. epithet. hotfoot. indignity. invective. opprobrium. outrage. slap. slap in the face. slight. slur. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. invective. offence. slight. affront. indignity. offense. aspersion. defamation of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. insult. affront. animo defamandi. bricbat. compensatory damages. contumely. criminal libel. defamation. defamation of character. indignity. injurious language. verbal injury. outrage. sneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقارت] aşağılama, hakaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. insult. revile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insult. to become abusive. affront. demean. lace into. libel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. F.). Hakaretle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقارت آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقایق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک بيز] kalbur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. fairly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthfully. truly. justly. just. fair. on an equitable basis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Toprak yeri, dünya, arz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barlam (balık), merlos, (zool.) Merluccius vulgaris .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki tarafın aralarını bulmak için, anlaşarak seçtikleri kimse: Hakem tayin etmek; hakem komisyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitral. arbitrator. arbiter. referee. umpire. adjudicator. judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter. arbitrator. judge. ref. referee. umpire. referee. umpire yargıcı. adjudicator yargıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hakem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refereeing. umpiring. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration. the duties of an umpire. arbitratorship. umprireship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق گو] doğru sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. chikâyet» ten if.) (mü. hâkiyye). Nakil ve hikâye eden: Leylâ ile Mecnun efsanesini hâkî bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hâkiyân). 1. Toprağa mensup, ait veya topraktan ibaret olan, dünya adamı, insan. 2. Toprak rengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکی] hikaye eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خاکی] hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2.Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKIYK) (i. A. hak’tan smüş.) (mü. hakıyka) (c. ihkaa). Haklı, müstahak, bir şeye hakkı olan, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. reality. truth. the true. sooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality. gospel. reality. truth. fact. really. truly. sincerity. loyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقت] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2.Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3.Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu gören, doğru görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Doğru söyleyen, gerçek ve doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, doğruyu, gerçeği tanıyan, bilen, seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefakâr, sadık, doğru: Çok hakikatli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal. true. constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefasız, dostluğu ve hakları unutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful. disloyal. false in friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefâsızlık, sevgi ve dostlukta sebatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakikat’ten imen.) (mü. hakıykıyye). Sahih, gerçek, doğru, aslî, sahte veya mecazî olmayan: Hakikî yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. true. genuine. veritable. bona fide. dinkum. dyed-in-the-wool. pucka. pukka. rightful. sterling. straight-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. genuine. proper. real. true. original. sincere. unfeigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. genuine. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقی] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hikmet» ten smüş.) (c. hükemâ). 1. Üstün zekâsı ve yüksek ahlâkıyla seçkin adam, filozof: Lokman hakîm. Yunan hakimleri. 2. İlim ve felsefe mütehassısı. 3. Bütün ilim ve fenleri bilen adam, ansiklopedist, Alim, allâme: Hakîm-i zû-fünûn. 4. Tıb ilmi mütehassısı, tabip, doktor (bu mânâsıyle Türkçe’de «hekîm» şekli yerleşmiştir). Hakîm-i Mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hükm’den if.) (mü. hâkime) (c. hükkâm). 1. Hükmeden, Amir, galip: Hâkim soy, hâkim millet. 2. Üstte bulunan, havalesi olan: Kale, şehre hâkim idi; noktai hâkime. 3. Yargıç: Ağır ceza hâkimi. 4. Vali, Amir, Ar. Amil, bir memleketin idaresiyle görevli olan kimse: Memleketin hâkimi. 5. Hükümdar, emîr, hân: Buhârâ, Hıyve, Afgan hâkimi. Hâkim-i hakîkî, hâkim-i mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominating. commanding. dominant. predominant. magisterial. sov'ran. judge. ruler. adjudicator. justice. savant. recorder. solon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judge. masterful. predominant. sovereign. sage bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Tanrı. age. of great wisdom. philosopher. ruler. dominating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wise man; a physician, esp. a Mohammedan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Mohammedan title for a ruler; a judge. a Muslim physician a Muslim ruler or governor or judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicator. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim ruler or governor or judge. a Muslim physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکيم] Tanrı. 2.hakim, yargıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2.Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3.Üstte bulunan. 4.Hekim, akıllı, becerikli. 5.Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmederek, hâkimlik ve Amirlik tavır ve tarzıyle: Hâkimâne bir tavırla; hâkimâne emrediyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîme lâyık hal ve surette: Hakîmâne tavır ve hal; hakîmâne sözler; hakîmâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hâkim’in müennesi). Hey’et-i hâkime = HAkimler heyeti. Evsâf-ı hâkime = HAkim vasıflar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hakim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz.Harim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Amirlik, hâkimlik, hüküm ve emretme. 2. Yargıçlık, kadılık, nâiplik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgeship. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumaşın parlak ipek yolları. 2. Yol yol ipekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakaret’ten smüş.) (mü. hakîre). İtibârı, değeri olmayan, küçük görülen, horlanan, güçsüz, hürmet ve sevgi gösterilmeyen. Eskiden tevâzu ve mahviyet tâbiri olarak kullanılırdı: Bu abd-i hakîr; bu fakîr-i hakîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. mean. vile. despicable. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حقير] değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.hak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حک] kazıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sükût hakkı, susma payı, bir kimseye bildiğini söylememesi için verilen para veya tâviz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İkinci a uzun) (i. A.). Doğru. Elhak; hakka ki = Doğrusu bu ki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقا] gerçekten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. hâk’ten imüb). Maden, şimşir vesaire üzerine çelik kalemle yazı, resim ve çeşitli şekiller oymak sanatını bilen ve yapan adam. Fr. graveur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکاک] mühürcü. 2.kazıyıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire üzerine çelik kalemle oyma sanatı: Hakkâklık mühim bir sanattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (akkâm’dan galat), (bk.) Akkâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (f. A. T.). Ağaç, maden veya taş üzerine yazı veya şekil oymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. carve. chase. etch. incise. trace over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. etch. to engrave. to carve. to erase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. chase. engrave. incise. inscribe. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk ve insaf sahibi. 2.Bir insana ait olan şey. 3.Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4.Emek. 5.Pay, hisse. 6.Layık, münasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. the right to choose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. admission fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T.). Üzerine, için: Bu mesele hakkında konuşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round. after. of. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. concerning. regarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deservedly. duly. properly. rightly. rightfully. thoroughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. thoroughly. rightfully. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Gereği gibi, hakkını vererek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hakkından gelmek, galebe çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overcome. to crush. to suppress. to spoil. to eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine hakkını vererek alacak, verecek kalmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle mutual rights or claims. to be quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hakka yakın, doğru, gerçek, sahih. 2. Adalet, insafa yakın, Adilâne, insaflıca, munsıfâne. 3. Alacağı olan, müstahak. 4. Sözü veya işi doğru ve adalete muvafık olan: Siz haklısınız; bu dâvada kim haklı çıktı? Haklıyı haksızdan ayırmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. rightful. legitimate. de jure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eligible. reasonable. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. right. rightful. justifiable. justified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. justify. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rightness. rightfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justificability. justness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکروب] süpürge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناس] haktanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناسی] haktanırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakşinâs olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olmayan, bâtıl, çürük: Bu sözünüz, bu fikir haksızdır. 2. Bir dâva veya meselede doğruyu tutmayan, eğri ve çürük tarafı tutan: Siz haksızsınız; o, haksız çıktı, (hal): Doğruya, adalet ve insafa uygun olmayarak. Haksız söylüyorsunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. unfair. false. wrong. unjustified. undeserved. unearned. ill-gotten. wrongful. gratuitous. inequitable. iniquitous. insupportable. invidious. raw. tortious. uncalled-for. unequal. unmerited. unrighteous. unwarranted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invidious. uncalled-for. unwarranted. wrong. wrongful. unjust. unjustifiable. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. wrong. in the wrong. unjustifiable. not cricket. fluky. ill. inequitable. iniquitous. injurious. shabby. unequal. unfair. ungenerous. untitled. unwarranted. wrongful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilik, doğru olmayış. 2. Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrongness. injustice. wrong. inequity. iniquity. invidiousness. raw deal. tort. unjustness. unrighteousness. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. unfairness. wrong. a raw deal. a rough deal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. grievance. inequity. iniquity. injury. partiality. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrong. to do injustice. injure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, Allah’ın verdiği.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Herkesin hakkını gözeten kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el sıkma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Harâret derecesini gösteren Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hasibe).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Alyuvarların en önemli cevheri. Birleşiminde demir, azot, oksijen, kömür ve kükürt vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemoglobin. haemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The normal coloring matter of the red blood corpuscles of vertebrate animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The iron-containing pigment of the red blood cells which carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance contained within red blood cells that carries oxygen from the lungs throughout the body Hemoglobin is responsible for the color of red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hemoglobin is a substance contained within the red blood cells and is responsible for their color It has the unique property of combining reversibly with oxygen and is the medium by which oxygen is transported within the body It takes up oxygen as blood p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying part of the red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecule in the red blood cell that carries oxygen Hemoglobin combines with oxygen in the lungs and releases it in the tissues It is what makes blood red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen to all parts of the body Hemoglobin is measured in grams per deciliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron-containing pigment of the red blood cells that carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The component of red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemoglobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account of. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalnız kendisini gözeten, mağrur, kibirli, bencil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودبين] bencil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bencillik, gurur, kibir, Ar. enâniyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Horozbina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayabalığı familyasından, küçük bir balık (blemnius).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blenny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük şeyleri gösteren, mikroskop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inceden inceye, pek ince ve derin: Hurdabînâne tetkik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hurdabinle (mikroskopla) görülebilecek kadar küçük (Arapça olamıyacağından müennesinde «hurdabîniyye» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mikroskop, (bk.) hurdabîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرده بين] büyüteç. 2.mikroskop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance fee. per diem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bint) (c. ebna, benî). Oğul: Hasan bin Ali, Fatma bint Ahmed. Ebnâ-i sebil = Yolcular. BenîAdem = Adem oğulları, insanlar, cinsimiz. Ibn-i vakt = Zamane adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if need be. if the / should the occasion arise. at a pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dıhk» den). Güldürme, güldürülme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احقاق حق] hakkını verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLHAK) (ka ile) (i. A. «lahk» dan masdar) (c. Ilhâkat). 1. Katma, ekleme, Osm. zam ve ilâve etme: O görevi de filân memura ilhak ettiler. 2. (edebiyat) Kelimenin sonuna bir harf veya edat eklenmesi. 3. ilhak ve ilâve olunan, eklenen ve katılan şeyler: O evin bazı ilhakatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ الحاق] katma, karıştırma. 2.katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annex. possess oneself of a thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Katılma, ilâve olma, Ar. inzimâm: Geride kalmış olan tabura iltihak etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التحاق] katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to attach oneself to. accede. adhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of usufruct. usufruct right. usus fructus. beneficial interest. usufructuary right. right of common. access. beneficial service. legal usufruct. right to enjoyment of a property. tenancy. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of easement. easement right. servitude. right of access. right of way. right of passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) 1.İbranice «Gülme» anlamına geldiği söylenir. 2.Hz.İbrahim’in 2 oğlundan biri olan ve Ya’kub (a.s.)’un babası. Peygamberdir. Kur’an’da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakkuşu, Fars. mürg-ı şeb-Avîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Fransa ihtilâli sırasmda şiddet dönemini başlatan politikacı; Dominik tarikatında papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ژرف بين] ayrıntılı düşünen, dikkatli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nikâh-sırasında koca tarafından eşine taahhüt olunan nikâh parası ki, boşanma gerektiğinde ödemeye mecburdur, Ar. mühr-i müeccel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. booth. car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cubicle. cabin. cabinet. booth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. small room. booth. cubicle. driver's cab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کابين] mehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. cabinet). 1. Bir devletin vekiller hey’eti, hükümet: Fransa kabinesi değişti (XIX. asırda «kabineto» de kullanılmıştır). 2. Hekim muayenehanesi. 3. Helâ. 4. Küçük oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. surgery room. consulting room. cubicle. water closet. toilet hela.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. council of ministers. administration. small room. consulting room. ministry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stateroom , cage , cubicle , cabin , dressing room , stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kamineto.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of coast trading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kalbin; dakikada 90’dan fazla atmasına, tıp dilinde taşikardi denir. Ancak bu sayı, yaş gruplarına göre değişir.

Normal Kalp Atışları :

0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140

1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120

3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100

7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90

20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir.

Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pekmez, üzüm sirkesi.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı pekmeze 1 çorba kaşığı üzüm sirkesi konup, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kâmbînân). Kâm almış, isteğine ermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kâm-bûr). Kâm alanlar, isteğine ermiş olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmbînlik, kâm görücülük, isteğine erişme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mutlu, bahtiyar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kurbân). Kurbanlar, bk. Kurban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: carabine). Genişçe ağızlı eski bir tüfek çeşidi. Süvari tüfeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine. blunderbuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabina ile silâhlı: Karabinalı asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). italyan jandarmalarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eğri bakan, şaşı. 2. Yanlış, ters düşünen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کجبين] şaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for one's own account. on one's own account. to one's own expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sarıya bakan kahverengi, toprak rengi, hâki; i. bu renk kumaş; çoğ. bu kumaştan üniforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Rusça L.). Birbirini tatamamlayan kuruluşların bütünü, büyük fabrikalar sistemi. Tarım kombinası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combination

1. birleştirme, 2. tertip

1. Birleştirmek işi. 2. Düzenleniş, sıralanış biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combiné

toplu

Bir arada, bütün.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined. sectional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combined ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). I. Tertip, düzenleme. S. Kısa ve kolsuz kadın iç çamaşırı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combinaison

düzenleme

Bir işi başarıya ulaştırmak için alınan önlemler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petticoat. shift. shimmy. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. arrangement. combination. slip. petticoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. sokak veya bahçede çöp kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahkeme). Mahkemeler, (bk.) Mahkeme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاکم] mahkemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâkim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصوبين] mensuplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyn, beyân»dan İf.) (mü. mübîne). 1. iyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayıran: Kur’an-ı mübîn. 2. Açık, apaçık, doğru, belli: Dİn-i mübîn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran. 2.Açık anlaşılır, aşikar, belli. 3.Kur’an’ı Kerim’i bazen de peygamber (s.a.s.)’i vasfetmek için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz, Mübin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as required by. in accordance with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمات] hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgement. reasoning. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assize. reasoning. trial. judgement. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. judging. adjudicating. adjudication. reasoning sth out. thinking sth through. argumentation. cognizance. discretion. judgment judgement. question. reasoning. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمه] hüküm yürütme. 2.yargılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. sure. doubtless. sure as death. infallible. safe. certainly. absulutely. surely. sure enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. indubitable. sure. certainly. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. certainly. sure. undoubtedly. for certain. doubtless. indisputable. by all manner of means. surely. unassailable. unquestionable. unquestioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محقق] doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaaret» den imef.) (mü. muhakkara). Tahkir olunmuş, hakarete uğramış, alçalmış: Pek muhakkar adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan if.) (c. muhakkıkıyn). Bir olay ve hSlin sahih olup olmadığını araştıran, doğrusunu arayan, gerçeği ortaya çıkaran, araştıran ve inceleyen: Muhakkik bir tarihçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محقق] araştırmacı, tahkik edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest. vested rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lühûk» tan imef.) (mü. mülhaka). 1. Sonradan takılmış, takılmış, eklenmiş, bağlantı: Bahçeye mülhak bir parça yer. 2. Tlbî, ait: O nahiye filân kazaya mülhaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (I. A. c.). 1. Mülhaklar, ekler, bağlantılar. 2. Bir merkeze bağlı ve tâbf yerler: Konya vilâyetinin mülhakatı çoktur; oranın gümrüğü filân müdüriyet mülhakatındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk.dan imef.) (mü. mustahakka). 1. Hak kazanmış, haklı, istihkakı olan, lâyık: O adam mükâfata müstahaktır. Cezaya müstahak bir adam. 2. Hak edilen şey, bir adamın lâyık olduğu mükâfat veya ceza: Allah müstahakını versin (ekseriya ceza, şaka için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy of. deserving of. meriting. condign. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get what is coming to one. to get one's just deserts. deserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hakk»dan if.) (mü. mütehakkıka). Doğruluğu meydana çıkan, gerçekliği ispat olunan, gerçekleşen, tahakkuk eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. A. «hükm.den if.) (mü. mütehakkime). Hâkimlik takınan, hâkim ve Amir kesilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperious. domineering. masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبين] açıklayan, açıklayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملحقات] ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسامحه کار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستحق] hak kazanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü görmeyen, kör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Müstahak olmayan. 2. İstihkak olunmamış, hak kazanılmamış, hak edilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نابينا] kör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HAK) (i. F.). Haksız, hak ve insafa aykırı. Nâhak yere = Haksız olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناحق] haksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİK-BİN) (i. F.). İyimser, her şeyi hoş gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimistic. optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نيکبين] iyimser.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İyims(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hakan soyundan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent right. patent claim / right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir binadaki boru tesisatı; kurşun ve lehim işleri; su tesisatım yapma; boru tesisatçılığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. kanda bulunan ve kanın pıhtılaşmasında etken olan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راست بين] gerçekçi, doğruları gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Herşeyin doğrusunu gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهاکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Genetik mühendislik tekniklerinden, farklı birey veya türlerin DNA’larını birleştirmeye kadar uzanan değişik tekniklerin ürünü

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaburgalar: den. ıskarmozlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .Amerika'ya mahsus kızıl göğuslü bir ardıçkuşu; (ing.) kızıl gerdan, nar bülbülü, zool. Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) mit. yaramaz peri. robin's egg blue ardıçkuşu yumurtasının rengi olan yeşilimsi açık mavi. Robin Hood ingiliz efsanele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pre-emptive right. preferential right. right of preference. right or priority / preference. preference subscription. stocks right. first option. first refusal. first right of purchase. first refusal of. stock warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Pre-emptive Right)

Ortaklıkların bedelli sermaye artırımlarına mevcut ortakların öncelikle katılma hakkıdır. Sözkonusu hak, hisse senedine bağlı “Yeni Pay Alma Kuponları” karşılığında ve ayrıca hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Rights Coupon Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin nakdi sermaye artışı yapmak üzere belirledikleri rüçhan hakkı kullanma süresi içinde sözkonusu hisse senedi üzerinde bulunan yeni pay alma kuponunun alınıp satılabilmesi için, Borsa’ca belirlenecek süre içinde açılan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of recourse. right of avoidance. right of cancellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. sehâkâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right to vote. elective franchise. right of choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سخاکار] cömert, eliaçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tapu senedi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (shook, shaken) sarsmak, çalkamak, titretmek, silkmek, sallamak; metanetini bozmak; sallanmak, sarsılmak; titremek; (müz.) ihtizaz etmek, titreşim halinde olmak; argo atlatmak, başından defetmek, Shake a leg. Tez oluver. shake down sarsarak düşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarsıntı, sarsma; titreme, ihtizaz; sallanış; silkiş; sesin titremesi; kerestenin yarık veya çatlağı; yersarsıntısı, zelzele. get a fair shake ABD, argo hakkı tanınmak. milk shake çikolata veya şurupla çalkalanmış süt veya dondurma. no great shake

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yer yatağı; ABD, argo haraca bağlama; (s.) alıştırma amacıyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Amerika'da bulunan bir Protestan mezhebi; (kh) sallanan şey; karıştırıcı; kalbur; tuzluk, biberlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniden düzenleme, yeni personel atama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorguçlu asker şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zayıf, keyifsiz; titrek, sarsak; sarsıntılı. shakiness (i.) sarsaklık, titreklik; sarsıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of asylum / sanctuary. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kemikleri kuşatan ince zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bal ile sirke şerbeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyü ile bağlamak, teshir etmek. spellbound s. büyülenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water wheel. vortex wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ., -diees) mat. satır altına yazılan rakam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan masdar). Doğru ve gerçek olduğu meydana çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. realization gerçekleşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrual. realization. becoming a reality. turning out to be true. accrument. falling due. assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقق] gerçekleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den masdar). Hüküm sürme, hâkim kesilme: Tahakküm etmek, birinin tahakkümünü çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny baskı. zorbalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحکم] hükmetme, hükmü altında tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hükmetmek, hükmü altında tutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial discretion. right to exercise judicial discretion. discretionary right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telephone booth. telephone booth / box / kiosk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamental rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sakız ağacı, yabani fıstık ağacı, (bot.) Pistacia terebinthus. terebin'thic, terebin'thine (s.) sakız ağacına ait veya bu familyadan olan; terementi yağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kudret helvası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تأليف بين] uzlaştırıcı, birleşirici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru takımı, borular; boru yapmaya mahsus madde; boru şeklinde dokunmuş kumaş; tüp veya boru yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Su, buhar, gaz akımının tesiriyle diinen bir çarkı olan motor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat., zool. sarmal şekilde kıvrılmış, türbinal; i., bak. turbinated bone.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıvrımlı, türbinal; bot. konik şekilde sarmal; zool. konik. turbinated bone insan burnundaki koni şeklinde üç kemikten biri. turbina'tion i. kıvrımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bound) bağını çözmek; çözmek; gevşetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolay korkmaz, kolay değişmez, sabit, sarsılmaz, sağlam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarsılmamış; sabit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto right. right to veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. danaayağı, bot. Arum maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. odunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hanımeli, bot. Lonicera periclymenum;frenk asması, bot. Parthenocissus quinquefolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok mühim, bütün dünyayı sarsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظاهربين] sadece görünüşe bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle kaftan altına giyilen kısa pamuklu. 2. Kundaktaki çocuklara gömleğin üstüne giydirilen pazen vesaireden kısa kollu ceket.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Mobbing İngilizce bir kelime. Saldırma, aşağılama, hor görme anlamlarına geliyor. Çalışma ortamında belirli bir kişiyi hedef alan ve uzun süre devam eden olumsuz davranışlar olarak tanımlanıyor. ‘İşyerinde ruhsal taciz’ veya ‘psikolojik terör’ olarak Türkçe’ye çevriliyor.

İlk kez 1984’te İsveçli psikolog Heinz Leymann’ın yaptığı bir araştırmayla gündeme geldi. Leymann ‘mobbing’i bir ya da birkaç kişinin bir çalışana karşı sistematik olarak ve düşmanca yürüttüğü aktiviteler olarak tanımlıyor. Saldırılar kişinin itibarını zedelemeyi, onun iletişim fırsatlarını ortadan kaldırmayı ve iş başarısını düşürmeyi hedefliyor. Bu davranışlar o kişiyi bezdirmek ve işinden istifa etmesini sağlamak amacıyla yani bilinçli bir şekilde uygulanıyor.

Bir şirketin organizasyonundaki bozukluklar ve kötü yönetim otomatik olarak mobbing için ortam yaratıyor. Bu nedenle en çok hastane, okul veya dini kurumlar gibi otoritenin pek de sıkı olmadığı ortamlarda rastlanıyor. Belirsizlikten kaynaklanan otorite boşluğunda güçlü güçsüzü eziyor. İirketin üst yönetimi bu problemi çözmek yerine görmezlikten gelirse problem derinleşiyor ve büyüyor.


Genel Bilgi by