Hak-i Pay, Hak-pay ne demek? | Hak-i Pay, Hak-pay anlamı nedir? | Hak-i Pay, Hak-pay

Hak-i Pay, Hak-pay anlamı nedir?

Hak-i Pay, Hak-pay ne demek?

Hak-i Pay, Hak-pay anlamı nedir?

Hak-i Pay, Hak-pay | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hak pay hak pay

Türkçe Sözlük

(bk.) HAk-i pâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah’ın kulu. - Hak, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeye hükmeden Allah’ın kulu.- Hakim, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hakik» den itaf.). Daha veya pek haklı, daha müstahak: O adam cümleden ahaktır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amortization. depreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lion's share. lion share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right in rem. real right. real claim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Horasan’ın Nişabur eyaletinde bir bölge.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحق] hakkıyla, hak ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پایان] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Exchange Transaction Fee)

Borsa üyelerinin, Borsa’da gerçekleştirdiği işlem hacmine göre hesaplanarak Borsa’ya ödenen meblağ olup Borsa Yönetim Kurulu’nca belirlenir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «dıhk»den). Çok gülen, çok gülücü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dihkan). 1. Çiftçiler, köylüler. 2. Köy ağaları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif ve hak). Doğrusu, hakikaten, hakkıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Allah’ın emri, ölüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hallâc-ı Mansûr’un söylediği: «Ben Hakk’ım» mânâsına gelen ve tasavvufta çok geçen meşhur söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-HAKIYKA) (e. A ). Hakikatte, hakikaten, gerçekten, doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a matter of fact. in truth. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحقيقه] gerçekte, aslında, doğrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hakka). 1. Doğru, gerçek: Bu söz haktır; Hak dini. 2. Adalet ve hak duygularına uygun, haklı, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k ince) (i. F.). Toprak, toz, Fars. türâb: Hâk-i pây = Ayağın tozu. 2. Mezar, toprak: Filânın hâkine hürmeten. Hâk ile yeksân = Toprakla beraber yıkılmış, eseri kalmamış: Timur birçok ülkeyi hâk ile yeksân eyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKK) (k ince) (i. A.). 1. Kazıma, oyma, maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma şekiller vesair oyma: Mühür, harf kalıpları hakketmek. 2. Bir yazı vesaireyi çakı, kalemtıraş vesaire ile kazıyarak yok etme: Şu noktayı hakketmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condign. right. justice. claim. benefit. authority. dibs. due. franchise. jus. title. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. due. franchise. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. the right. justice. law. just. a right. renumeration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. right. justice. right dealing. claim. title. one's due / right / share. fairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. pay. allowance. margin. benefice. beneficium. competence. franchise. jus. prerogative. privilege. reason. remuneration. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.pay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک] toprak. hak etmek kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. deserve. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deserve. to earn. ask for it. command. merit. rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek. hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek. hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hak görücü, hak verici, hakkı görenr

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. Hak, Fars. güften = söylemek). Doğru söyleyen, hakkı teslim eden, doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hak, Fars. güzâşten = yerine getirmek). Hakkı yerine getiren, haktan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hâk = toprak, pây = ayak). Ayağın toprağı, tozu, yahut ayağın bastığı toprak, yer (saygı mübalağası olarak kullanılır): Hâkpâyinize geldim, hâkpâyinize takdim ettim («hâkpayiniz geldiniz» suretinde yanlış kullanılırsa saygı değil hakaret olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAk-i pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. peresten = tapınmak). 1. Tanrı’ya ibadet eden, yalnız Allah’a tapınan. 2. Hak ve adaleti ve doğruyu tapınma derecesinde seven, doğrudan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakka tapınana lâyık bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAK-İ RAH) (i. F ). Yol toprağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toprakla beraber, hor, hakir (eskiden tevazu ve saygı tâbiriydi): Bende-i hâksârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perişanlık, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. şinâhten = tanımak). Doğruyu, adalet ve insafı tanıyan ve teslim eden, hakka riayet eden, uyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adil bir şekilde, hakka riayet ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakşinaslık, doğruyu tanıma; hakka riayet etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun ve her iki k da kalındır) (i. A. c.) (m. hakikat). Hakikatler. (bk.) Hakikat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقائق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkler’de büyük han, hanlar hanı, imparator, büyük imparator. Kaan ve kağan kelimelerinin Ar. Fars. telâffuzuna uydurulmuş şeklidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. turkish ruler. emperor. sultan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. emperor. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2.Kağan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (mü. hâkaniyye). Hâkana mensup ve ait, Ar. sultânî, Fars. şâhâne: Tapu ve kadastro idaresi. Hudûd-ı hâkanî = Osmanlı devleti hududu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hâkan olma hali. 2. Hâkanla idare şekli. 3. Hâkanın hakimiyetindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. revilement. defamation. affront. contempt. contumely. cuss word. epithet. hotfoot. indignity. invective. opprobrium. outrage. slap. slap in the face. slight. slur. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. invective. offence. slight. affront. indignity. offense. aspersion. defamation of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. insult. affront. animo defamandi. bricbat. compensatory damages. contumely. criminal libel. defamation. defamation of character. indignity. injurious language. verbal injury. outrage. sneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقارت] aşağılama, hakaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. insult. revile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insult. to become abusive. affront. demean. lace into. libel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. F.). Hakaretle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقارت آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقایق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک بيز] kalbur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. fairly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthfully. truly. justly. just. fair. on an equitable basis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Toprak yeri, dünya, arz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barlam (balık), merlos, (zool.) Merluccius vulgaris .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki tarafın aralarını bulmak için, anlaşarak seçtikleri kimse: Hakem tayin etmek; hakem komisyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitral. arbitrator. arbiter. referee. umpire. adjudicator. judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter. arbitrator. judge. ref. referee. umpire. referee. umpire yargıcı. adjudicator yargıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hakem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refereeing. umpiring. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration. the duties of an umpire. arbitratorship. umprireship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق گو] doğru sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. chikâyet» ten if.) (mü. hâkiyye). Nakil ve hikâye eden: Leylâ ile Mecnun efsanesini hâkî bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hâkiyân). 1. Toprağa mensup, ait veya topraktan ibaret olan, dünya adamı, insan. 2. Toprak rengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکی] hikaye eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خاکی] hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2.Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKIYK) (i. A. hak’tan smüş.) (mü. hakıyka) (c. ihkaa). Haklı, müstahak, bir şeye hakkı olan, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. reality. truth. the true. sooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality. gospel. reality. truth. fact. really. truly. sincerity. loyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقت] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2.Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3.Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu gören, doğru görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Doğru söyleyen, gerçek ve doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, doğruyu, gerçeği tanıyan, bilen, seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefakâr, sadık, doğru: Çok hakikatli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal. true. constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefasız, dostluğu ve hakları unutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful. disloyal. false in friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefâsızlık, sevgi ve dostlukta sebatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakikat’ten imen.) (mü. hakıykıyye). Sahih, gerçek, doğru, aslî, sahte veya mecazî olmayan: Hakikî yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. true. genuine. veritable. bona fide. dinkum. dyed-in-the-wool. pucka. pukka. rightful. sterling. straight-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. genuine. proper. real. true. original. sincere. unfeigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. genuine. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقی] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hikmet» ten smüş.) (c. hükemâ). 1. Üstün zekâsı ve yüksek ahlâkıyla seçkin adam, filozof: Lokman hakîm. Yunan hakimleri. 2. İlim ve felsefe mütehassısı. 3. Bütün ilim ve fenleri bilen adam, ansiklopedist, Alim, allâme: Hakîm-i zû-fünûn. 4. Tıb ilmi mütehassısı, tabip, doktor (bu mânâsıyle Türkçe’de «hekîm» şekli yerleşmiştir). Hakîm-i Mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hükm’den if.) (mü. hâkime) (c. hükkâm). 1. Hükmeden, Amir, galip: Hâkim soy, hâkim millet. 2. Üstte bulunan, havalesi olan: Kale, şehre hâkim idi; noktai hâkime. 3. Yargıç: Ağır ceza hâkimi. 4. Vali, Amir, Ar. Amil, bir memleketin idaresiyle görevli olan kimse: Memleketin hâkimi. 5. Hükümdar, emîr, hân: Buhârâ, Hıyve, Afgan hâkimi. Hâkim-i hakîkî, hâkim-i mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominating. commanding. dominant. predominant. magisterial. sov'ran. judge. ruler. adjudicator. justice. savant. recorder. solon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judge. masterful. predominant. sovereign. sage bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Tanrı. age. of great wisdom. philosopher. ruler. dominating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wise man; a physician, esp. a Mohammedan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Mohammedan title for a ruler; a judge. a Muslim physician a Muslim ruler or governor or judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicator. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim ruler or governor or judge. a Muslim physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکيم] Tanrı. 2.hakim, yargıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2.Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3.Üstte bulunan. 4.Hekim, akıllı, becerikli. 5.Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmederek, hâkimlik ve Amirlik tavır ve tarzıyle: Hâkimâne bir tavırla; hâkimâne emrediyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîme lâyık hal ve surette: Hakîmâne tavır ve hal; hakîmâne sözler; hakîmâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hâkim’in müennesi). Hey’et-i hâkime = HAkimler heyeti. Evsâf-ı hâkime = HAkim vasıflar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hakim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz.Harim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Amirlik, hâkimlik, hüküm ve emretme. 2. Yargıçlık, kadılık, nâiplik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgeship. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumaşın parlak ipek yolları. 2. Yol yol ipekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakaret’ten smüş.) (mü. hakîre). İtibârı, değeri olmayan, küçük görülen, horlanan, güçsüz, hürmet ve sevgi gösterilmeyen. Eskiden tevâzu ve mahviyet tâbiri olarak kullanılırdı: Bu abd-i hakîr; bu fakîr-i hakîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. mean. vile. despicable. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حقير] değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.hak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حک] kazıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sükût hakkı, susma payı, bir kimseye bildiğini söylememesi için verilen para veya tâviz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İkinci a uzun) (i. A.). Doğru. Elhak; hakka ki = Doğrusu bu ki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقا] gerçekten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. hâk’ten imüb). Maden, şimşir vesaire üzerine çelik kalemle yazı, resim ve çeşitli şekiller oymak sanatını bilen ve yapan adam. Fr. graveur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکاک] mühürcü. 2.kazıyıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire üzerine çelik kalemle oyma sanatı: Hakkâklık mühim bir sanattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (akkâm’dan galat), (bk.) Akkâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (f. A. T.). Ağaç, maden veya taş üzerine yazı veya şekil oymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. carve. chase. etch. incise. trace over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. etch. to engrave. to carve. to erase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. chase. engrave. incise. inscribe. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk ve insaf sahibi. 2.Bir insana ait olan şey. 3.Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4.Emek. 5.Pay, hisse. 6.Layık, münasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. the right to choose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. admission fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T.). Üzerine, için: Bu mesele hakkında konuşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round. after. of. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. concerning. regarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deservedly. duly. properly. rightly. rightfully. thoroughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. thoroughly. rightfully. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Gereği gibi, hakkını vererek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hakkından gelmek, galebe çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overcome. to crush. to suppress. to spoil. to eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine hakkını vererek alacak, verecek kalmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle mutual rights or claims. to be quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hakka yakın, doğru, gerçek, sahih. 2. Adalet, insafa yakın, Adilâne, insaflıca, munsıfâne. 3. Alacağı olan, müstahak. 4. Sözü veya işi doğru ve adalete muvafık olan: Siz haklısınız; bu dâvada kim haklı çıktı? Haklıyı haksızdan ayırmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. rightful. legitimate. de jure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eligible. reasonable. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. right. rightful. justifiable. justified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. justify. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rightness. rightfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justificability. justness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکروب] süpürge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناس] haktanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناسی] haktanırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakşinâs olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olmayan, bâtıl, çürük: Bu sözünüz, bu fikir haksızdır. 2. Bir dâva veya meselede doğruyu tutmayan, eğri ve çürük tarafı tutan: Siz haksızsınız; o, haksız çıktı, (hal): Doğruya, adalet ve insafa uygun olmayarak. Haksız söylüyorsunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. unfair. false. wrong. unjustified. undeserved. unearned. ill-gotten. wrongful. gratuitous. inequitable. iniquitous. insupportable. invidious. raw. tortious. uncalled-for. unequal. unmerited. unrighteous. unwarranted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invidious. uncalled-for. unwarranted. wrong. wrongful. unjust. unjustifiable. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. wrong. in the wrong. unjustifiable. not cricket. fluky. ill. inequitable. iniquitous. injurious. shabby. unequal. unfair. ungenerous. untitled. unwarranted. wrongful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilik, doğru olmayış. 2. Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrongness. injustice. wrong. inequity. iniquity. invidiousness. raw deal. tort. unjustness. unrighteousness. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. unfairness. wrong. a raw deal. a rough deal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. grievance. inequity. iniquity. injury. partiality. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrong. to do injustice. injure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, Allah’ın verdiği.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Herkesin hakkını gözeten kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el sıkma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok yüksek dereceli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance fee. per diem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dıhk» den). Güldürme, güldürülme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احقاق حق] hakkını verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLHAK) (ka ile) (i. A. «lahk» dan masdar) (c. Ilhâkat). 1. Katma, ekleme, Osm. zam ve ilâve etme: O görevi de filân memura ilhak ettiler. 2. (edebiyat) Kelimenin sonuna bir harf veya edat eklenmesi. 3. ilhak ve ilâve olunan, eklenen ve katılan şeyler: O evin bazı ilhakatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ الحاق] katma, karıştırma. 2.katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annex. possess oneself of a thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Katılma, ilâve olma, Ar. inzimâm: Geride kalmış olan tabura iltihak etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التحاق] katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to attach oneself to. accede. adhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of usufruct. usufruct right. usus fructus. beneficial interest. usufructuary right. right of common. access. beneficial service. legal usufruct. right to enjoyment of a property. tenancy. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of easement. easement right. servitude. right of access. right of way. right of passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) 1.İbranice «Gülme» anlamına geldiği söylenir. 2.Hz.İbrahim’in 2 oğlundan biri olan ve Ya’kub (a.s.)’un babası. Peygamberdir. Kur’an’da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakkuşu, Fars. mürg-ı şeb-Avîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of coast trading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share of profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kem = eksik, pâye = rütbe). Rütbesi aşağı, kıymeti, itibarı az olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sarıya bakan kahverengi, toprak rengi, hâki; i. bu renk kumaş; çoğ. bu kumaştan üniforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

within an ace of. narrowly. by a nose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ürünle birlikte verilen Picture Motion Browser yazılımı, fotoğraf koleksiyonunuza göz atmanıza ve koleksiyonunuzu yönetmenize yardımcı olur. Fotoğraflarınızı e-posta ile arkadaşlarınıza ve ailenize gönderebilir veya İnternet’teki paylaşım sitelerine kolaylıkla yükleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahkeme). Mahkemeler, (bk.) Mahkeme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاکم] mahkemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yurt özlemi, evseme, yurtsama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâkim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمات] hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgement. reasoning. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assize. reasoning. trial. judgement. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. judging. adjudicating. adjudication. reasoning sth out. thinking sth through. argumentation. cognizance. discretion. judgment judgement. question. reasoning. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمه] hüküm yürütme. 2.yargılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. sure. doubtless. sure as death. infallible. safe. certainly. absulutely. surely. sure enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. indubitable. sure. certainly. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. certainly. sure. undoubtedly. for certain. doubtless. indisputable. by all manner of means. surely. unassailable. unquestionable. unquestioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محقق] doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaaret» den imef.) (mü. muhakkara). Tahkir olunmuş, hakarete uğramış, alçalmış: Pek muhakkar adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan if.) (c. muhakkıkıyn). Bir olay ve hSlin sahih olup olmadığını araştıran, doğrusunu arayan, gerçeği ortaya çıkaran, araştıran ve inceleyen: Muhakkik bir tarihçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محقق] araştırmacı, tahkik edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest. vested rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lühûk» tan imef.) (mü. mülhaka). 1. Sonradan takılmış, takılmış, eklenmiş, bağlantı: Bahçeye mülhak bir parça yer. 2. Tlbî, ait: O nahiye filân kazaya mülhaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (I. A. c.). 1. Mülhaklar, ekler, bağlantılar. 2. Bir merkeze bağlı ve tâbf yerler: Konya vilâyetinin mülhakatı çoktur; oranın gümrüğü filân müdüriyet mülhakatındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk.dan imef.) (mü. mustahakka). 1. Hak kazanmış, haklı, istihkakı olan, lâyık: O adam mükâfata müstahaktır. Cezaya müstahak bir adam. 2. Hak edilen şey, bir adamın lâyık olduğu mükâfat veya ceza: Allah müstahakını versin (ekseriya ceza, şaka için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy of. deserving of. meriting. condign. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get what is coming to one. to get one's just deserts. deserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hakk»dan if.) (mü. mütehakkıka). Doğruluğu meydana çıkan, gerçekliği ispat olunan, gerçekleşen, tahakkuk eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. A. «hükm.den if.) (mü. mütehakkime). Hâkimlik takınan, hâkim ve Amir kesilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperious. domineering. masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملحقات] ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسامحه کار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستحق] hak kazanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Müstahak olmayan. 2. İstihkak olunmamış, hak kazanılmamış, hak edilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sebatsız, kararsız, geçici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HAK) (i. F.). Haksız, hak ve insafa aykırı. Nâhak yere = Haksız olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناحق] haksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناپایدار] kalıcı olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid, -paying) fazla ödemek; değerinden fazla ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hakan soyundan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sweet tropical fruit The juice of this fruit yields an enzyme that is used as a meat tenderizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orange-fleshed, melon-like fruit Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm; but eat when soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Almost oval melon-like fruit with creamy golden yellow skin, orange yellow flesh and many shiny black seeds right in the center; when slightly underripe, the flesh is firm, and at this point it is good for making relishes; it is soft and very juicy when r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit of the papaya tree, which grows from seed to a 20-foot fruit-bearing tree in under 18 months The fruit is juicy, smooth, and has a sweet-tart flavor 'Papain,' a digestive enzyme used in meat tenderizers, comes from papayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Native to North America, the papaya is a large fruit which is golden yellow when ripe Ripe papaya has an exotic sweet-tart flavor The fruit is sometimes called pawpaw Recipe: Frozen Fruit Smoothie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Papeeta Fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawpaw , papaya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large oval melon-like tropical fruit with yellowish flesh tropical American shrub or small tree having huge deeply palmately cleft leaves and large oblong yellow fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sweet tropical fruit The juice of this fruit yields an enzyme that is used as a meat tenderizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orange-fleshed, melon-like fruit Some weigh up to ten pounds, but most are about the size of a mango Papaya will ripen at room temperature, so you can buy them firm; but eat when soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Almost oval melon-like fruit with creamy golden yellow skin, orange yellow flesh and many shiny black seeds right in the center; when slightly underripe, the flesh is firm, and at this point it is good for making relishes; it is soft and very juicy when r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit of the papaya tree, which grows from seed to a 20-foot fruit-bearing tree in under 18 months The fruit is juicy, smooth, and has a sweet-tart flavor 'Papain,' a digestive enzyme used in meat tenderizers, comes from papayas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Native to North America, the papaya is a large fruit which is golden yellow when ripe Ripe papaya has an exotic sweet-tart flavor The fruit is sometimes called pawpaw Recipe: Frozen Fruit Smoothie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Papeeta Fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most complete source of protein, Papaya contains Vitamins A, B, C and E to clean, protect, condition and add moisture to your hair It helps to repair damaged hair fibers, making them stronger and thicker Papaya is a rich hair and skin moisturizer. a l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawpaw , papaya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit ağaç, bot. Carica papaya; bu agacın meyvasu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent right. patent claim / right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hisse, nasip, kısmet. 2. Kısım, bölük, parça, Ar. sehim: Bunu beş pay yapın. 3. mec. Azarlama. Pay etmek = Bölüşmek. Pay biçmek = Kıyas, mukayese etmek. Kendinden pay biçmek = Kendi nefsine göre kıyaslamak. Dikiş payı = Biçilen elbiseden dikişe gitmek üzere bırakılan fazla kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayak. (bk.) PA.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apportionment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. allowance. dividend. margin. numerator. part. portion. proportion. quota. ration. share. split. whack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover, as bottom of a vessel, a seam, a spar, etc., with tar or pitch, or waterproof composition of tallow, resin, etc.; to smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To satisfy, or content; specifically, to satisfy for service rendered, property delivered, etc.; to discharge one's obligation to; to make due return to; to compensate; to remunerate; to recompense; to requite; as, to pay workmen or servants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, figuratively: To compensate justly; to requite according to merit; to reward; to punish; to retort or retaliate upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To discharge, as a debt, demand, or obligation, by giving or doing what is due or required; to deliver the amount or value of to the person to whom it is owing; to discharge a debt by delivering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To discharge or fulfill, as a duy; to perform or render duty, as that which has been promised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give or offer, without an implied obligation; as, to pay attention; to pay a visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a recompense; to make payment, requital, or satisfaction; to discharge a debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, to make or secure suitable return for expense or trouble; to be remunerative or profitable; to be worth the effort or pains required; as, it will pay to ride; it will pay to wait; politeness always pays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Satisfaction; content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An equivalent or return for money due, goods purchased, or services performed; salary or wages for work or service; compensation; recompense; payment; hire; as, the pay of a clerk; the pay of a soldier. bear , in recompense for some action; 'You'll pay fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lot. portion. share. equal part. numerator. cut. desert. dole. interest. proportion. quantum. quota. quotum. ration. snack. whack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something that remunerates; 'wages were paid by check'; 'he wasted his pay on drink'; 'they saved a quarter of all their earnings'. give money, usually in exchange for goods or services; 'I paid four dollars for this sandwich'; 'Pay the waitress, please'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is your normal salary or wages plus any shift allowance, bonuses, contractual overtime, Statutory Sick Pay or Maternity Pay, and any other taxable benefit specified in your contract as being pensionable Pay does not include non-contractual overtime,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '. To cover with pitch Here's the devil to pay, and no pitch hot. money earned by employees for work performed, in the form of wages or salary. to give for something -- ' difference of what you pay and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for payment as in '20-Pay Life policy '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To honor the credit by putting the beneficiary in funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ordinary Pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In life insurance, abbreviation for payment as in 20-pay life policy Also, compensation, which may be defined in a variety of ways For example, under a unit credit pension plan, the employee's compensation and service are generally explained as a certain

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of wages, salary, or other earned income you receive for your employment, including amounts you contribute to a 401, 403 or flexible benefits plan, but excluding any Providence-funded dollars you receive in cash from a flex plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پای] ayak. 2.dip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. kaynamış katranla kalafat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye, verme; ödenen sey, ücret, maaş; bedel, karşılık; ceza veya mükâfat. pay dirt işletme zahmetine değer miktarda maden ihtiva eden toprak; herhangi kârlı bir şey. pay office vezne dairesi. pay phone umumi telefon. be in the pay of hizm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (paid) ödemek, tediye etmek; karşılığını vermek; karlı olmak, yararlı olmak; etmek. pay as you go vakti geldiğinde derhal ödemek. pay a visit ziyaret etmek. pay in para yatırmak. pay off maaş vermek; öç almak, acısını çıkarmak; A.B.D., k.dili işe y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak, besten = bağlamak) (Türkçe: payvand). At vesair hayvanların yürümelerini önlemek için iki veya çift olarak dört ayağına vurulan bağ, bukağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak; dâşten = tutmak). İyice yerleşmiş, sürekli, sâbit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., pây = ayak, endahten = atmak). Ayak atan, ayak atmış, ayak basmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Derece, rütbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. pây = ayak, mâlîden = sürmek). Ayak altına alma, çiğneme. Pâymâl etmek = Ayak altına alıp çiğnemek, mec. Riayet etmemek, hor kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, SCART üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanabilirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F„ pây = ayak, zeden = vurmak). Ayağına pranga vurulmuş câni. Pây-zen kıyafetli = Pejmürde ve korkunç kıyafetli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Badem.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Son, Ar. Ahir, nihayet, gaaye: Bu iş pâyâna erdi. 2. Uç, kenar. Bî-pâyân = Sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایان] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Son nihayet. Uç, kenar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prop. pit prop. buttress. support. shore. pier. pillar. plank. spur. standard. stock. strut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abutment. buttress. footing. prop. shore. strut. support. pile. bracing. bolster. backstay. propping. study. shorer. hanging. gib. leg. batter pile. pillar. stemple. skid counterfort. pier. stilt. stake. crutch. supporter. stiffener. falsework. cantilever

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Sabit, devamlı: Devlet ve ikbali pâyende olsun. 2. (Türkçe’de) Destek, dayak, yerinden oynamış bir şeyin düşmemesi için konulan destek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolster. to stay. to prop. to support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propped. supported. stayed. buttress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sonsuz, nihayetsiz, tükenmez. 2. Uçsuz, kenarsız. Ar. nâmütenâhî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) sonsuz, bitmez tükenmez, engin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایبند] ayak bağı. 2.engel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایبوسی] ayak öpme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bayağı kesirlerde birimin kaç eşit parçaya bölünmüş olduğunu gösteren sayı, payın altına yazılan bir çizgi ile paydan ayrılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerleşme, süreklilik, sebat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partner. sharer. shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. joint owner. stakeholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tediye günü, maaş veya ücretin verildiği gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.: tatil etmek). T. Muvakkat tatil, istirahat. Paydos etmek = Muvakkat tatil etmek. Paydos vakti = İşin tatil edildiği zaman, istirahat saati. 2. Bazı sebeplerden dolayı yapı vesaire işlerinin tatil olunması: Parası tükendiği için yapıyı paydos etmeye mecbur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recess. break. rest. respite. end of a work period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. rest. end of the workd day. stopping work for a while. taking a break. knocking- off time. recess. respite. standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Rütbe, mertebe. 2. Eskiden ilmiye mensuplarına verilen rütbe: Anadolu, Rumeli pâyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. position. grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the British system of withholding tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. position. degree. honour. nominal rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay-As-You-Earn method of income tax collection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay-As-You-Earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Pay As You Earn PAYE is the system under which your employer deducts income tax from your pay during the year It is a sophisticated system as it takes into account your personal allowances and the different tax rates and tax bands The tax dedu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay as you earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Pay-As-You-Earn, a taxation procedure for wage and salary earners under which income tax is deducted in instalment from periodic pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay As You Earn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Government system whereby employers have to deduct tax before paying out the net income to employees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pay As You Earn A scheme that every small business employing people must set up and administer to pay income tax and National Insurance contributions to the Inland Revenue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Income tax for salary and wage earners that is deducted by the organisation each payroll and paid to Inland Revenue as part of the Tax Payment. the British system of withholding tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایه] rütbe, derece. 2.basamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Aşama, rütbe, derece. 2.Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ödenebilir; ödenmesi gereken, verilecek; karlı, kar sağlayan. pay able at sight görüldüğünde tediye olunur. payable on demand ibrazında tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendisine borç ödenen kimse, alacaklı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bir ilmî rütbesi olan. Haremeyn pâyeli = Haremeyn pâyesini hâiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pagan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Payanda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پاینده] kalıcı, sürekli. 2.payanda, destek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequin. spangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. lasting. permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Saygın, rütbeli. 2.Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-dâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایين] aşağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PAY-TAHT) (i. F). Bir devletin hükümdar ve hükümetinin bulunduğu şehir, taht şehri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایتخت] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایيز] güz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایکوب] dans eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. scolding. tirade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. earful. lecture. lesson. rebuke. remonstrance. reprehension. reprimand. reproof. rocket. talking to. telling off. unbraiding. wigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Pay ve hisse vermek. 2. Payını ve müstahak olduğu cevabı vermek. 3. Tekdir etmek, azarlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to flay. to lecture. to rebuke. to take sb to task. to tell sb off. to tear sb off a strip. to tick sb off. to reprehend. to reprove azarlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. berate. call down. castigate. to take a person to cleaners. flay. rebuke. remonstrate. to make representations. reprove. take to task. to take sb to task. upbraid sb. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being shared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing. communion. share out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. share out. go shares. divide. split. divvy. divvy up. cast in. double up. double up on. partake. participate of. go snacks. whack up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partake. pool. share. split. to share. to divide and share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. to share. to divide. to share out. to apportion. to partition. to go fifty fifty with sb. pool. share in. to go snacks. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repartition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apportion. carve. deal. portion. share. to impart. to portion sth out. to carve sth up. to deal sth out. to share. to divide. to apportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to see that sb gets his share of sth. to divide. to apportion. give out. outportion. portion out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azarlatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir taşıtın taşıdığı gelir getiren yük, bir roketin taşıdığı yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maaş katibi; veznedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye; ücret, maaş; taksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) kâfir veya putperest kimse; Hristiyan olmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ücret ödeme; k.dili ödül veya ceza; k.dili sonuç, netice, bir meselenin sonu; çıkış noktası; A.B.D., (argo) rüşvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) rüşvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pyrex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maaş veya ücret bordrosu; maaşlann toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri bacaklı. 2. Satrancın piyade taşı. Paytak yolu = Keçi yolu, patika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knock-kneed. bandylegged. pawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knock-kneed. bandy-legged. bowlegged. bandy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phaeton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. pâybend’den galat). Atın ayağına vurulan bağ, köstek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2.Rençb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Penguenlerin tıpkı hacıyatmaz gibi sağa sola sallanarak yürümelerinin sebebini bilimadamları araştırdı. Ortaya ilginç bir sonuç çıktı. Kutuplarda yaşayan bu sevimli hayvanlar, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürüyorlar. Colorado Üniversitesi’nden Timothy Griffin ve Rodger Kram, penguenleri San Diego kentindeki Deniz Dünyası Merkezi’nde aylarca süren bir incelemeye aldı ve ilginç bulgular elde etti.

İki bilimadamı, araştırmanın sonucunu şöyle açıkladı : “Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlıyor. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depoluyor. Normal yürümüş olsalar, kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları gerekiyordu. İşte bunu keşfederek bu şekilde yürümeyi geliştirmişler.

Sadece yürümeye başlarken enerji harcıyorlar, bir de dururken....


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(PEST-PAYE) (i. F ). Aşağılık, Adî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar. squalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Filayağı. Büyük camilerde kubbeyi tutan örme sütun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid) parasını önceden vermek, peşin ödemek. prepayable s. peşin ödenir. prepayment i. peşin ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهاکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (repaid) geri vermek, ödemek; karşılığını yapmak veya ödemek; karşılığını vermek. repayable s. geri dönmesi mümkün, karşılığı yapılır. repayment i. yeniden tediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pre-emptive right. preferential right. right of preference. right or priority / preference. preference subscription. stocks right. first option. first refusal. first right of purchase. first refusal of. stock warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Pre-emptive Right)

Ortaklıkların bedelli sermaye artırımlarına mevcut ortakların öncelikle katılma hakkıdır. Sözkonusu hak, hisse senedine bağlı “Yeni Pay Alma Kuponları” karşılığında ve ayrıca hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Rights Coupon Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin nakdi sermaye artışı yapmak üzere belirledikleri rüçhan hakkı kullanma süresi içinde sözkonusu hisse senedi üzerinde bulunan yeni pay alma kuponunun alınıp satılabilmesi için, Borsa’ca belirlenecek süre içinde açılan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of recourse. right of avoidance. right of cancellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. sehâkâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pây = ayak). Ayağı çabuk, ayağına çabuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک پای] ayağına çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right to vote. elective franchise. right of choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سخاکار] cömert, eliaçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tapu senedi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (shook, shaken) sarsmak, çalkamak, titretmek, silkmek, sallamak; metanetini bozmak; sallanmak, sarsılmak; titremek; (müz.) ihtizaz etmek, titreşim halinde olmak; argo atlatmak, başından defetmek, Shake a leg. Tez oluver. shake down sarsarak düşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarsıntı, sarsma; titreme, ihtizaz; sallanış; silkiş; sesin titremesi; kerestenin yarık veya çatlağı; yersarsıntısı, zelzele. get a fair shake ABD, argo hakkı tanınmak. milk shake çikolata veya şurupla çalkalanmış süt veya dondurma. no great shake

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yer yatağı; ABD, argo haraca bağlama; (s.) alıştırma amacıyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Amerika'da bulunan bir Protestan mezhebi; (kh) sallanan şey; karıştırıcı; kalbur; tuzluk, biberlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniden düzenleme, yeni personel atama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorguçlu asker şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zayıf, keyifsiz; titrek, sarsak; sarsıntılı. shakiness (i.) sarsaklık, titreklik; sarsıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of asylum / sanctuary. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kemikleri kuşatan ince zar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dişi hayvanı kısır etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan masdar). Doğru ve gerçek olduğu meydana çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. realization gerçekleşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrual. realization. becoming a reality. turning out to be true. accrument. falling due. assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقق] gerçekleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den masdar). Hüküm sürme, hâkim kesilme: Tahakküm etmek, birinin tahakkümünü çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny baskı. zorbalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحکم] hükmetme, hükmü altında tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hükmetmek, hükmü altında tutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial discretion. right to exercise judicial discretion. discretionary right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( A.B.D.) net maaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vergi veren kimse, vergi mükellefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamental rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Dividend)

Ortaklıkların dönem içinde elde ettikleri kârdan mevcut ortakların pay alma hakkıdır. Sözkonusu hak, hisse senedine bağlı “Kâr Payı Kuponları” karşılığında ve ayrıca hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır. Borsa’da işlem gören şirketler kar payı dağıtmaları halinde nakit ve/veya hisse senedi şeklinde dağıtılabilir.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hak ettigi maaştan az vermek. underpaid s. hakkından az para alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolay korkmaz, kolay değişmez, sabit, sarsılmaz, sağlam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarsılmamış; sabit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto right. right to veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok mühim, bütün dünyayı sarsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. ersatz. factitious. spurious. synthetic. synthetical. unnatural. imitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. cardboard. synthetic. synthetic suni. affected. mannered. phoney yapmacık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial. synthetic. imitation. affected. cultured. ersatz. factitious. plasticated. postiche. sophisticated. stylized. unnatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Artificial Market/ Artificial Price)

Bir veya birkaç üyenin, bir veya birden fazla seanslar boyunca herhangi bir menkul kıymet için, sözkonusu menkul kıymetin gerçek piyasa değerini yansıtmayacak şekilde fiyat (yapay fiyat) teşekkül ettirecek şekilde sürekli olarak önceki alım emrine göre daha yüksek fiyatlarda alım emirleri veya sürekli olarak daha düşük fiyatlarda satım emirlerinin borsaya iletilmesi ile oluşturmaya çalışılan piyasaya yapay piyasa denir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yap.

Türkçe Sözlük by