Hak-rah ne demek? | Hak-rah anlamı nedir? | Hak-rah

Hak-rah anlamı nedir?

Hak-rah ne demek?

Hak-rah anlamı nedir?

Hak-rah | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hak rah

Türkçe Sözlük

(HAK-İ RAH) (i. F ). Yol toprağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah’ın kulu. - Hak, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeye hükmeden Allah’ın kulu.- Hakim, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبراه] su yolu, kanal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hakik» den itaf.). Daha veya pek haklı, daha müstahak: O adam cümleden ahaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right in rem. real right. real claim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bürhân). Bürhânlar (deliller), (bk.) Bürhân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [براهين] deliller, kanıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Horasan’ın Nişabur eyaletinde bir bölge.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bİ-REH) (i. F.). 1. Yolsuz. 2. Münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. Musiki bilmeyen okuyucu, hânende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحق] hakkıyla, hak ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewery. beer house. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی رحم] merhametsiz, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One First Cause; also, one of the triad of Hindoo gods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The triad consists of Brahma, the Creator, Vishnu, the Preserver, and Siva, the Destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valuable variety of large, domestic fowl, peculiar in having the comb divided lengthwise into three parts, and the legs well feathered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are two breeds, the dark or penciled, and the light; called also Brahmapootra. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

part of the primary Hindu trinity of gods; the creator, whose breathes out the universe to make it come into existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inhabitant of the highest, non-sensual levels of heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Hinduism, a post-Vedic deity Brahma is the god of creation and first in the Hindu triad of Brahma, Vishnu, and Shiva He is represented as red in color, with four heads and four arms, holding, respectively, a goblet, a bow, a sceptre, and the Vedas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The creator God and member of the Hindu trinity of deities, which also includes Shiva and Vishnu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Creator God; the First Person of the Hindu Trinity, the other two being Vishnu and Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A creator god, with four heads to overlook each of the four directions Often just three heads, or only one, are shown Brahma is found both in Hindu and early Buddhist sculpture, eventually making his way to Japan as Bon-ten His vahana is a wild goose Desc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Infinite Eternal Element that manifests as all things and beings; literally that which bursts forth in the form of the universe; that which gives rise to the universe, supports it, and reabsorbs it. the Hindu creator god, one of the three chief manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three major deities of Hinduism, along with Visnu and Siva Adopted as one of the protective deities of Buddhism. the first created being of the universe; directed by Lord Visnu, he creates all life forms in the universe and rules the modes of p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The third aspect of the Hindu trinitySiva , Krishna and Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu name of God the Creator, one of the Trinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Creator God of the Trimurti in Bhakti Hinduism. creator. god of creation, knowledge, consort of Saraswati.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma, büyük Hint ilahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bacakları tüylü, kuyruğu ve kanatları kısa olan bir çeşit iri Asya tavuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the primary subject matter of the Upanishads, the very essence or principle of ultimate reality; the Absolute; the uncreated creator Brahman is the neuter, or impersonal, form of Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ultimate reality, as Hinduism speaks of it, the ground and source of all that is Sometimes it is referred to as impersonal or transpersonal, beyond all name and form But some Hindu traditions identify it as the transcendent Godhead that chooses to manifes

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Brahmans of India have long maintained that they, by their birth, are worthy of the highest respect Buddhists borrowed the term 'brahman' to apply to arahants to show that respect is earned not by birth, race, or caste, but by spiritual attainment thr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest of the Four Castes in ancient India at the time of Shakyamuni They served Brahma, with offerings; the keepers of the Vedas, i e priestly caste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transcendental ground of existence, or innermost essence of all reality In the Vedanta philosophy, Brahman is the Absolute, or sole reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Supreme soul of the universe underlying all existence, all pervading and infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu notion of the all-pervasive God who is identical to the self within us, especially as described in the Upanishads and Vedanta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spiritual essence of the universe The spiritual essence of the universe. the name given by Hindu teachers to the infinite divine reality from which all has emerged, and to which all will ultimately return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Absolute, Whole. same as Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supreme reality. the Hindu concept of an impersonal Supreme Being; the source and goal of everything. a member of a social and cultural elite ; 'a Boston Brahman'. a member of the highest of the four Hindu varnas; 'originally all brahmans were priests'. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin i. soylu ve kültürlü kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brahmanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) 1.X. yy.’ın başlarında Orta Asya’daki yağma boyundan çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen ünvan. 2.İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların unvanıdır. - Tarık Buğra, Saltuk Buğra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat edilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERAHAT) (i.), irin mânâsiyle dilimizde çok kullanılırsa da, Arapça olmayıp, cerâd kelimesinden galattır. Cerahat bağlamak = İrin tutmak, irinlenmek, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pus. matter. purulent matter. fester. ichor. sanies. suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. puss irin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. discharge. gathering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراحت] yara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (yara) Cerahat bağlamak, irin tutmak, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İrinli, işler (yara)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERRAH) (i. A. «cerh» ten). Yaralara ve haricî hastalıklara bakan ve ameliyat yapan tabib, operatör (Fr. chirurgien).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgeon. operator. saw bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراح] operatör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tıpta operatörlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراحی] operatörlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cerrahın yaptığı iş, fenn-i cerrâhî, cerrâhî: Cerrahlık bu son senelerde çok terakki etti, köylerde cerrahlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cerrar işi, dilencilik: Cerrârlığı sanat edinmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of reply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yara. (Arapça’ da taze bıçak yarası gibi cerahatslz olan yaraya mahsus olup, cerahatlisine «karha» derler). 2. Cerrahlık ilmi, fenn-i cerrâht. (Her iki mânâ ile dilimizde pek kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cirâhiyye). Cerrahlığa mensup ve müteallik: Ameliyyât-ı cirâhiyye, fenn-i cirraht. (Türkçe telaffuzu: cerrâhî).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DRAHOMA) (i.). Drahoma. Hıristiyanlar’da evlenen kızın, kocasına verdiği para, mal, mülk. (bk.) Drahoma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «dıhk»den). Çok gülen, çok gülücü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dihkan). 1. Çiftçiler, köylüler. 2. Köy ağaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dirhem). Dirhemler, (bk.) Dirhem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراهم] dirhemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlama, Ar. ziyâ, nûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, aydınlık, ışıklı: Dürr-i dırahşin = Parlak İnci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخشان] parlak, parlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlak, parlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Dal, ağaç. Ar. şecer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخت] ağaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yunanistan’da para birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i: Y.). Bazı topluluklarda bilhassa Rumlar’da gelin tarafından güveye verilen para veya mal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferh). Piliçler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ferah). Sevinçler, sevinmeler, iç açıklıkları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Hz.Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin’de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz.Süleyman’ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrâhten fiilinden imef.). Yükseltilmiş, yükselmiş, kaldırmış, kaldırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif ve hak). Doğrusu, hakikaten, hakkıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Allah’ın emri, ölüm.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Anadolu saz şairlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Hallâc-ı Mansûr’un söylediği: «Ben Hakk’ım» mânâsına gelen ve tasavvufta çok geçen meşhur söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. terah). Gamlar, tasalar, kederler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gönül açıklığı, sevinç, neşe, Osm. şadumanlık. Ar. inşirah, mesruriyyet. Ferah bulmak = Sevinmek, açılmak. Ferah vermek = Sevindirmek, açmak (Fars. «ferâh» ile karıştırmamalı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bol, geniş, vâsi, ferâh yer. 2. Şen, şâd, sıkıntıda olmayan, neşeli: Kalbini ferâh tutmalısın. 3. Gönlü şenlendiren, iç açıcı. Ar. müferrih: Bu köşk, bu oda pek ferâh; oldukça ferâh bir bahçe. 4. Çok, fazla, ziyade, bol: Ferâh ferâh yetişir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. roomy. wide. open. light-well. capacious. commodious. richness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. roomy. wide. open. light-well. capacious. commodious. richness. relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spacious. comfortable. well lighted and airy. contented. at ease. relieved. commodious. glad. lively. roomy. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرح] sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فراخ] geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Gönül açıklığı. 2.Sevinç, scvinme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisurely. amply. easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A. ferah = sevinç, F. Averden = getirmek). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. bahşîden = bağışlamak). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. ferah = sevinç, F. efzâyiden = arttırmak). Sevinç ve gönül açıklığını arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevinçli, Fars. şâd, şâdân. Ar. mesrur, münşerih-ül kalb. 2. Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin şed makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرح بخش] ferahlık veren, iç açıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.b.i.) (Kadın İsmi) - Ünlü bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şan ve şeref.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Şan ve şeref. -Erkek ve kadın adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle askerlerin fesleri üzerine dikilen daire biçiminde sarı tepelik. 2. Eskiden inzibat çavuşlarının boyunlarına taktıkları «kanun» kelimesi yazılı küçük plaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refresh. freshen up. freshen. draw a breath. draw breath. cheer. relieve one's feelings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unburden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become spacious or airy. to feel relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açmak, ferah hâle getirmek. 2. Sevindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, gönül açılmak: Böyle yerlerde gezmekle İnsan ferahlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gönül rahatlığı, iç huzuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. lift. spaciousness. roominess. contentment. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spaciousness. airiness. contentment. happiness. relief. amplitude. lift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk, genişlik. 2.Geniş y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.b.s.) (Kadın İsmi) - Sevinçli. - Türk müziğinin mürekkeb makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nazlı kız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.b.s.) (Kadın İsmi) 1.Sevinç veren. 2.Ferah saçan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-HAKIYKA) (e. A ). Hakikatte, hakikaten, gerçekten, doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a matter of fact. in truth. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحقيقه] gerçekte, aslında, doğrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) Sodom .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment. complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گمراه] yoldan çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hakka). 1. Doğru, gerçek: Bu söz haktır; Hak dini. 2. Adalet ve hak duygularına uygun, haklı, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k ince) (i. F.). Toprak, toz, Fars. türâb: Hâk-i pây = Ayağın tozu. 2. Mezar, toprak: Filânın hâkine hürmeten. Hâk ile yeksân = Toprakla beraber yıkılmış, eseri kalmamış: Timur birçok ülkeyi hâk ile yeksân eyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKK) (k ince) (i. A.). 1. Kazıma, oyma, maden, taş, tahta vesaire üzerine demir kalemle çukur veya kabartma şekiller vesair oyma: Mühür, harf kalıpları hakketmek. 2. Bir yazı vesaireyi çakı, kalemtıraş vesaire ile kazıyarak yok etme: Şu noktayı hakketmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condign. right. justice. claim. benefit. authority. dibs. due. franchise. jus. title. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. due. franchise. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. the right. justice. law. just. a right. renumeration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God. right. justice. right dealing. claim. title. one's due / right / share. fairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. pay. allowance. margin. benefice. beneficium. competence. franchise. jus. prerogative. privilege. reason. remuneration. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.pay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک] toprak. hak etmek kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. deserve. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deserve. to earn. ask for it. command. merit. rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek. hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek. hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hak görücü, hak verici, hakkı görenr

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. Hak, Fars. güften = söylemek). Doğru söyleyen, hakkı teslim eden, doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hak, Fars. güzâşten = yerine getirmek). Hakkı yerine getiren, haktan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hâk = toprak, pây = ayak). Ayağın toprağı, tozu, yahut ayağın bastığı toprak, yer (saygı mübalağası olarak kullanılır): Hâkpâyinize geldim, hâkpâyinize takdim ettim («hâkpayiniz geldiniz» suretinde yanlış kullanılırsa saygı değil hakaret olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HAk-i pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. peresten = tapınmak). 1. Tanrı’ya ibadet eden, yalnız Allah’a tapınan. 2. Hak ve adaleti ve doğruyu tapınma derecesinde seven, doğrudan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakka tapınana lâyık bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAK-İ RAH) (i. F ). Yol toprağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toprakla beraber, hor, hakir (eskiden tevazu ve saygı tâbiriydi): Bende-i hâksârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perişanlık, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. şinâhten = tanımak). Doğruyu, adalet ve insafı tanıyan ve teslim eden, hakka riayet eden, uyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adil bir şekilde, hakka riayet ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakşinaslık, doğruyu tanıma; hakka riayet etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun ve her iki k da kalındır) (i. A. c.) (m. hakikat). Hakikatler. (bk.) Hakikat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقائق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkler’de büyük han, hanlar hanı, imparator, büyük imparator. Kaan ve kağan kelimelerinin Ar. Fars. telâffuzuna uydurulmuş şeklidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. turkish ruler. emperor. sultan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. emperor. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2.Kağan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (mü. hâkaniyye). Hâkana mensup ve ait, Ar. sultânî, Fars. şâhâne: Tapu ve kadastro idaresi. Hudûd-ı hâkanî = Osmanlı devleti hududu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hâkan olma hali. 2. Hâkanla idare şekli. 3. Hâkanın hakimiyetindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. revilement. defamation. affront. contempt. contumely. cuss word. epithet. hotfoot. indignity. invective. opprobrium. outrage. slap. slap in the face. slight. slur. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. invective. offence. slight. affront. indignity. offense. aspersion. defamation of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. insult. affront. animo defamandi. bricbat. compensatory damages. contumely. criminal libel. defamation. defamation of character. indignity. injurious language. verbal injury. outrage. sneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقارت] aşağılama, hakaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. insult. revile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insult. to become abusive. affront. demean. lace into. libel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. F.). Hakaretle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقارت آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقایق] gerçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاک بيز] kalbur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. fairly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthfully. truly. justly. just. fair. on an equitable basis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Toprak yeri, dünya, arz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barlam (balık), merlos, (zool.) Merluccius vulgaris .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki tarafın aralarını bulmak için, anlaşarak seçtikleri kimse: Hakem tayin etmek; hakem komisyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitral. arbitrator. arbiter. referee. umpire. adjudicator. judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter. arbitrator. judge. ref. referee. umpire. referee. umpire yargıcı. adjudicator yargıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hakem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2.Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3.Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4.Allah’ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refereeing. umpiring. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration. the duties of an umpire. arbitratorship. umprireship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق گو] doğru sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. chikâyet» ten if.) (mü. hâkiyye). Nakil ve hikâye eden: Leylâ ile Mecnun efsanesini hâkî bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hâkiyân). 1. Toprağa mensup, ait veya topraktan ibaret olan, dünya adamı, insan. 2. Toprak rengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکی] hikaye eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خاکی] hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2.Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKIYK) (i. A. hak’tan smüş.) (mü. hakıyka) (c. ihkaa). Haklı, müstahak, bir şeye hakkı olan, lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. reality. truth. the true. sooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuality. gospel. reality. truth. fact. really. truly. sincerity. loyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth. actuality. fact. gospel. reality. veracity. verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقت] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2.Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3.Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu gören, doğru görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Doğru söyleyen, gerçek ve doğru sözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, doğruyu, gerçeği tanıyan, bilen, seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefakâr, sadık, doğru: Çok hakikatli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal. true. constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. loyal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefasız, dostluğu ve hakları unutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithful. disloyal. false in friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefâsızlık, sevgi ve dostlukta sebatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakikat’ten imen.) (mü. hakıykıyye). Sahih, gerçek, doğru, aslî, sahte veya mecazî olmayan: Hakikî yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. true. genuine. veritable. bona fide. dinkum. dyed-in-the-wool. pucka. pukka. rightful. sterling. straight-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. genuine. proper. real. true. original. sincere. unfeigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. genuine. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقی] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hikmet» ten smüş.) (c. hükemâ). 1. Üstün zekâsı ve yüksek ahlâkıyla seçkin adam, filozof: Lokman hakîm. Yunan hakimleri. 2. İlim ve felsefe mütehassısı. 3. Bütün ilim ve fenleri bilen adam, ansiklopedist, Alim, allâme: Hakîm-i zû-fünûn. 4. Tıb ilmi mütehassısı, tabip, doktor (bu mânâsıyle Türkçe’de «hekîm» şekli yerleşmiştir). Hakîm-i Mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hükm’den if.) (mü. hâkime) (c. hükkâm). 1. Hükmeden, Amir, galip: Hâkim soy, hâkim millet. 2. Üstte bulunan, havalesi olan: Kale, şehre hâkim idi; noktai hâkime. 3. Yargıç: Ağır ceza hâkimi. 4. Vali, Amir, Ar. Amil, bir memleketin idaresiyle görevli olan kimse: Memleketin hâkimi. 5. Hükümdar, emîr, hân: Buhârâ, Hıyve, Afgan hâkimi. Hâkim-i hakîkî, hâkim-i mutlak = Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominating. commanding. dominant. predominant. magisterial. sov'ran. judge. ruler. adjudicator. justice. savant. recorder. solon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judge. masterful. predominant. sovereign. sage bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Tanrı. age. of great wisdom. philosopher. ruler. dominating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wise man; a physician, esp. a Mohammedan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Mohammedan title for a ruler; a judge. a Muslim physician a Muslim ruler or governor or judge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicator. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim ruler or governor or judge. a Muslim physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکيم] Tanrı. 2.hakim, yargıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2.Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3.Üstte bulunan. 4.Hekim, akıllı, becerikli. 5.Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmederek, hâkimlik ve Amirlik tavır ve tarzıyle: Hâkimâne bir tavırla; hâkimâne emrediyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîme lâyık hal ve surette: Hakîmâne tavır ve hal; hakîmâne sözler; hakîmâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hâkim’in müennesi). Hey’et-i hâkime = HAkimler heyeti. Evsâf-ı hâkime = HAkim vasıflar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hakim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz.Harim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Amirlik, hâkimlik, hüküm ve emretme. 2. Yargıçlık, kadılık, nâiplik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgeship. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumaşın parlak ipek yolları. 2. Yol yol ipekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakaret’ten smüş.) (mü. hakîre). İtibârı, değeri olmayan, küçük görülen, horlanan, güçsüz, hürmet ve sevgi gösterilmeyen. Eskiden tevâzu ve mahviyet tâbiri olarak kullanılırdı: Bu abd-i hakîr; bu fakîr-i hakîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. mean. vile. despicable. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حقير] değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حق] Tanrı. 2.doğru. 3.hak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حک] kazıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sükût hakkı, susma payı, bir kimseye bildiğini söylememesi için verilen para veya tâviz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İkinci a uzun) (i. A.). Doğru. Elhak; hakka ki = Doğrusu bu ki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقا] gerçekten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. hâk’ten imüb). Maden, şimşir vesaire üzerine çelik kalemle yazı, resim ve çeşitli şekiller oymak sanatını bilen ve yapan adam. Fr. graveur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکاک] mühürcü. 2.kazıyıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maden vesaire üzerine çelik kalemle oyma sanatı: Hakkâklık mühim bir sanattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (akkâm’dan galat), (bk.) Akkâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (f. A. T.). Ağaç, maden veya taş üzerine yazı veya şekil oymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. carve. chase. etch. incise. trace over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrave. etch. to engrave. to carve. to erase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. chase. engrave. incise. inscribe. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk ve insaf sahibi. 2.Bir insana ait olan şey. 3.Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4.Emek. 5.Pay, hisse. 6.Layık, münasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. the right to choose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. admission fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T.). Üzerine, için: Bu mesele hakkında konuşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the matter of. relating to. about. concerning. regarding. respecting. as regards. touching. over. in re. out of. re. round. after. of. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. concerning. regarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deservedly. duly. properly. rightly. rightfully. thoroughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. thoroughly. rightfully. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Gereği gibi, hakkını vererek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hakkından gelmek, galebe çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to overcome. to crush. to suppress. to spoil. to eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Biribirine hakkını vererek alacak, verecek kalmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to settle mutual rights or claims. to be quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hakka yakın, doğru, gerçek, sahih. 2. Adalet, insafa yakın, Adilâne, insaflıca, munsıfâne. 3. Alacağı olan, müstahak. 4. Sözü veya işi doğru ve adalete muvafık olan: Siz haklısınız; bu dâvada kim haklı çıktı? Haklıyı haksızdan ayırmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. rightful. legitimate. de jure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eligible. reasonable. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. right. rightful. justifiable. justified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. justify. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rightness. rightfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justificability. justness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکروب] süpürge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناس] haktanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حق شناسی] haktanırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakşinâs olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olmayan, bâtıl, çürük: Bu sözünüz, bu fikir haksızdır. 2. Bir dâva veya meselede doğruyu tutmayan, eğri ve çürük tarafı tutan: Siz haksızsınız; o, haksız çıktı, (hal): Doğruya, adalet ve insafa uygun olmayarak. Haksız söylüyorsunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. unfair. false. wrong. unjustified. undeserved. unearned. ill-gotten. wrongful. gratuitous. inequitable. iniquitous. insupportable. invidious. raw. tortious. uncalled-for. unequal. unmerited. unrighteous. unwarranted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invidious. uncalled-for. unwarranted. wrong. wrongful. unjust. unjustifiable. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. wrong. in the wrong. unjustifiable. not cricket. fluky. ill. inequitable. iniquitous. injurious. shabby. unequal. unfair. ungenerous. untitled. unwarranted. wrongful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilik, doğru olmayış. 2. Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrongness. injustice. wrong. inequity. iniquity. invidiousness. raw deal. tort. unjustness. unrighteousness. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. unfairness. wrong. a raw deal. a rough deal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. wrongfulness. grievance. inequity. iniquity. injury. partiality. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrong. to do injustice. injure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, Allah’ın verdiği.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Herkesin hakkını gözeten kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el sıkma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harhara). (bk.) Harhara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoldaş, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhamet eden, acıyan. Allah’ın koruyuculuğu. Allah’ın uhdesinde.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hurray, hooray ünlem, i., f. Yaşa! (alkış veya zafer ünlemi); i. bu ünlem; f. Yaşa ! diye bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance fee. per diem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnananların babası. 2.Hakların babası. 3.Kur’an’da ismi geçen İbrahim peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dıhk» den). Güldürme, güldürülme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احقاق حق] hakkını verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). 1. Cebren ve İstenilmeyen bir iş yaptırma, ikrâh ile oruç bozma (Arapça’da mânâsı bundan ibarettir). 2. İğrenme, tiksinme, nefret, Ar. teneffür: Bu işten bana ikrâh geldi (bunun doğrusu istikrâh’tır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgust. loathing. abhorrence. detestation. aversion. duress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکراه] tiksinme, iğrenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tiksinmek, iğrenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kendisi istemediği halde, isteği dışında, zorla, cebren: Ikrâhen oruç bozana günah yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکراها] tiksinerek, iğrenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (1. A. masdar) (c. iktirihit). Önceden hazırlanmadan düzgün şekilde (şiir veya nutuk) söyleme. Cem’i: Bu şekilde söylenmiş şiirler vesaire. Irticil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتراه] içinden gelerek konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLHAK) (ka ile) (i. A. «lahk» dan masdar) (c. Ilhâkat). 1. Katma, ekleme, Osm. zam ve ilâve etme: O görevi de filân memura ilhak ettiler. 2. (edebiyat) Kelimenin sonuna bir harf veya edat eklenmesi. 3. ilhak ve ilâve olunan, eklenen ve katılan şeyler: O evin bazı ilhakatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ الحاق] katma, karıştırma. 2.katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annex. possess oneself of a thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Katılma, ilâve olma, Ar. inzimâm: Geride kalmış olan tabura iltihak etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التحاق] katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to attach oneself to. accede. adhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten masdar). Açılma, açıklık, ferahlık: İnfirâh-ı derûn, inşirâh-ı kalb = Gönül, kalp ferahlığı. Deniz manzarası insana inşirah verir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشراح] açılma, ferahlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açılma. 2.Açıklık, ferahlık. - Kur’an-ı Kerim’de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of usufruct. usufruct right. usus fructus. beneficial interest. usufructuary right. right of common. access. beneficial service. legal usufruct. right to enjoyment of a property. tenancy. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhat» tan masdar). Rahatlendırma, rahat, ettirme, yorgunluk aldırma: Vücudunu ve zihnini iraha için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of easement. easement right. servitude. right of access. right of way. right of passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) 1.İbranice «Gülme» anlamına geldiği söylenir. 2.Hz.İbrahim’in 2 oğlundan biri olan ve Ya’kub (a.s.)’un babası. Peygamberdir. Kur’an’da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hakkuşu, Fars. mürg-ı şeb-Avîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). Kerih görüp nefret etme, tiksinme, iğrenme: Kıyafetinden insan istikrah eder (asıl Arapça’da mânâsı bir şeyi kerhen yani zorla ve istemeyerek yapmaktan ibarettir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکراه] iğrenme, tiksinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iğrenmek, tiksinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRAHAT) (i. A. «râhat» dan masdar). Rahatlanma, dinlenme: Biraz istirahat etmeli; istirahate muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. recreation dinlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. reposing. resting. ease. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استراحت] dinlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dinlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of coast trading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli müshil olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki (taraxacum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandelion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kayraalp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kerâhiyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کراهت] iğrenme tiksinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. iğrenme: Kerâhetle, Ar. maal-kerâhe. 2. İstemeyerek ve mecburiyet altında bir şey yapma, cebir, zorlama. 3. (fıkh) islâm dininde harâm olmadığı hade harâme yakınlığı olan şeyin hâli ki, bunlara mekrûh denir. Vakt-i kerahet (akşamcıların dilinde) = Akşam üzeri içki vakti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sarıya bakan kahverengi, toprak rengi, hâki; i. bu renk kumaş; çoğ. bu kumaştan üniforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. «kirâ» dan). Arşın’ın 16’da biri: Bir arşın üç kirâh kadar.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi. Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850’li yıllarda Hindistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak rengi anlamına gelen ‘Khaki’ adı verilmiş ve Türkçe’ye de ‘haki’ olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen ‘cramerton’ ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı’nda ordunun kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi.

Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini yaratmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği yapmıştır. Hatta Picasso’nun ordu giysilerini görünce, ‘Bunlar benim desenlerim’ diye bağırdığı bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahkeme). Mahkemeler, (bk.) Mahkeme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاکم] mahkemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tarh» tan im.). Bir verginin tutarını belirtmek için temel olarak alınan değer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâkim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ferah, sevinç. 2.Zayıf olma hali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhale). Merhaleler, (bk.) Merhale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhamet). Merhametler, (bk.) Merhamet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhem). Merhemler, (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: emîr-i Ahûr) (halk dilinde: imrahor). Has ahırın başı, ıstabl-ı Amire müdürü: Mİrâhûr-ı evvel, mîrahûr-ı sânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميرآخور] imrahor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمات] hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm»den) (c. muhakemât). 1. Dava İçin iki tarafın mahkemeye baş vurmaları, hâkim huzuruna çıkmaları: Yarın muhâkeme olacağız; bizim muhâkememiz gelecek haftaya kaldı. 2. İki tarafı dinleyip hükmetme, davayı hükme bağlamak için iki tarafın ifadelerini, şahit ve delillerini dinleyerek hükmetme: Onu muhâkemeye çektiler, muhakemeye aldılar. 3. Bir işi zihnen iyice araştırıp ve inceleyip bir karar verme: İnsan her işittiğini muhSkeme etmeksizin, kabûl etmemelidir; işi kendimce muhSkeme etmeden rey vermem. Kabl’el-muhâkeme = İşi İyice tetkik ve zihnen muhSkeme etmeden önce. (c.) Davalar, mahkemeye eit işler: MuhSkemSt dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgement. reasoning. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assize. reasoning. trial. judgement. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. judging. adjudicating. adjudication. reasoning sth out. thinking sth through. argumentation. cognizance. discretion. judgment judgement. question. reasoning. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محاکمه] hüküm yürütme. 2.yargılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk»dan imef.) (mü. muhakkaka). 1. Tahkik olunmuş, araştırılmış, doğruluğu ve gerçekliği anlaşılmış, doğru, gerçek, sahih, müsbet: O haber muhakkaktır. 2. Şüphesiz, tereddütsüz, mutlak: Yarın muhakkak gideceğiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. sure. doubtless. sure as death. infallible. safe. certainly. absulutely. surely. sure enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. indubitable. sure. certainly. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. certainly. sure. undoubtedly. for certain. doubtless. indisputable. by all manner of means. surely. unassailable. unquestionable. unquestioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محقق] doğru. 2.kesin. 3.mutlaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaaret» den imef.) (mü. muhakkara). Tahkir olunmuş, hakarete uğramış, alçalmış: Pek muhakkar adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan if.) (c. muhakkıkıyn). Bir olay ve hSlin sahih olup olmadığını araştıran, doğrusunu arayan, gerçeği ortaya çıkaran, araştıran ve inceleyen: Muhakkik bir tarihçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محقق] araştırmacı, tahkik edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest. vested rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lühûk» tan imef.) (mü. mülhaka). 1. Sonradan takılmış, takılmış, eklenmiş, bağlantı: Bahçeye mülhak bir parça yer. 2. Tlbî, ait: O nahiye filân kazaya mülhaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (I. A. c.). 1. Mülhaklar, ekler, bağlantılar. 2. Bir merkeze bağlı ve tâbf yerler: Konya vilâyetinin mülhakatı çoktur; oranın gümrüğü filân müdüriyet mülhakatındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tefecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ruhsat» dan imef.) (mü murahhasa). 1. İzinli, ruhsat verilmiş. 2. Gönderen devlet veya hey’et nâmına istediği şekilde rey verebilen diğer bir devlet veya hey’et nezdine gönderilmiş vekil, delege.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envoy. plenipotentiary. duly authorized or empowered. delegate. representative. deputy. negotiator. deputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرخص] delege.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managing director. delegate member. corporate executive. executive appointed by the board of directors of a corporation. president director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «hey’et-i murahhasa» dan kısaltılmış ve galat) Ermeni piskoposu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Murahhaslık: Murahhasiyyetle Berlin’e gitmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip gördüğü şekilde rey ve karar vermeye salâhiyeti olan vekil veya elçinin hâl ve sıfatı: Murahhaslıkla Viyana’ya gönderilmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.). Bülûğ çağına ermiş, on iki yaşına basmış erkek çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murahlk olma, bülûğ çağına ermişlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarahat» ten imef.) (mü. musarraha). Tasrîh edilmiş, sarâhat verilmiş, açıkça söylenmiş, açıklanmış, izah olunmuş, şüphe bırakmayacak surette apaçık: İcabeden muamele kanunda musarrahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, sarâhatle, şüphe bırakmayacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten imef.). Teşrih olmuş, otopsi ile açılmış ceset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk.dan imef.) (mü. mustahakka). 1. Hak kazanmış, haklı, istihkakı olan, lâyık: O adam mükâfata müstahaktır. Cezaya müstahak bir adam. 2. Hak edilen şey, bir adamın lâyık olduğu mükâfat veya ceza: Allah müstahakını versin (ekseriya ceza, şaka için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy of. deserving of. meriting. condign. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get what is coming to one. to get one's just deserts. deserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hakk»dan if.) (mü. mütehakkıka). Doğruluğu meydana çıkan, gerçekliği ispat olunan, gerçekleşen, tahakkuk eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. A. «hükm.den if.) (mü. mütehakkime). Hâkimlik takınan, hâkim ve Amir kesilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperious. domineering. masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den if.) (mü. müterahhime). Acıyan, merhamet eden, Osm. terahhum eyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarihle tarihli olarak, yıl, ay ve günü kayıtlı olduğu halde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ملحقات] ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسامحه کار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستحق] hak kazanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Müstahak olmayan. 2. İstihkak olunmamış, hak kazanılmamış, hak edilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HAK) (i. F.). Haksız, hak ve insafa aykırı. Nâhak yere = Haksız olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناحق] haksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voting right. qualification to vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hakan soyundan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent right. patent claim / right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gömlek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيراهن] gömlek, mintan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plastic surgery. plastic operation / surgery. plastic operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راه] yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Yaşa!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Yol. 2. Meslek, usûl, düzen. Harcırâh = Resmen bir memuriyete gönderilen görevliye verilen yol masrafı. Şâh-râh = Cadde, ana yol. Hemrâh = Yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol gösteren, kılavuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol kesen, eşkiya, yol vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değirmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. rihâl). Semer, palan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhet»). 1. Dinlenme, İşsizlik, istirahat: Siz rahat edin; artık rahatını buldu. 2. Istırapsızlık, gailesizlik, Asâyiş, ferah: Rahat vermedi, rahatınız yerinde mi? 3. Istırapsız, gailesiz, müsterih: Rahat mısınız? 4. Uygun, kullanışlı, kolaylıkla kullanılan: Palan, eğerden daha rahattır. 5. Müsterih olarak, Istirahatle: Rahat oturun; oraya trenle rahat gidilir. 6. Kolaylıkla: Bu anahtar çok rahat işler; bu tulumba ile su pek rahat çıkarılır. Rahat rahat = Ferah ferah: Akşama kadar oraya rahat rahat gidilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable. comfy. easy. luxurious. cavalier. complacent. cosy. cushioned. cushy. facile. leisure. at rest. restful. serene. snug. sweet. unconstrained. unconventional. undisturbed. unembarassed. untroubled. at ease. rest. comfort. ease. peace. comp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. comfortable. comfy. complacent. convenience. cosy. cushy. ease. easy. fine. fluent. free. peace. peaceful. rakish. relieved. repose. rest. restful. unmoved. welfare. comfort. free and easy. cushy. easily. at ease!. tranquility. quiet. at ease. tranq

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. comfort. comfortable. easy. relaxed. please and quiet. untroubled. easygoing. sb who has an easy manner. comfy. commodious. convenient. cosy. cushy. homey. to keep a good house. peaceful. physical comfort. rest. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at ease. standing in the at-ease position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at ease. to rest easy. to be untroubled. to take it easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel at ease. to be relaxed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. harry. haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lokumun asıl adı. (bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with ease. easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortably. easily. smoothly. without difficulty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxation. relief. reprieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let one's hair down. relax. let go. ease. feel relieved. let oneself go. open out. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. unwind. to become comfortable. feel relieved. calm down. to feel relieved. to relax. to rest. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel better / relieved. to feel at ease. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Rahat etmek, müsterih olmak, dertsiz olmak: Gailesinden kurtulup rahatlandı. 2. Dinlenmek, yorgunluk almak, istirahat etmek: Çok yoruldum, bir, İki saat rahatlanacağım. 3. Sükûnet bulmak: Ortalık rahatlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstirahat: Ortalıkta rahatlık var; o, rahatlığı seven bir edamdır. 2. Uygunluk, muvafakat: Bu kıyafetin rahatlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. ease. facility. easiness. leisureliness. boon. cosiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation. amenity. boon. comfort. ease. facility. latitude. lift. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace and quiet. comfort. ease. easy goingness. peace of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmayan, darlık ve ıstırapta bulunan: Siz orada rahatsızsınız; sizi rahatsız ettik; gece vakti kimseyi rehatsız etmemek için hastalığımı sakladım. 2. Rahat kullanılmayan, ıstırap ve sıkıntı veren. Uygunsuz: Bu yatakta rahatsız oldum. 3. Keyifsiz: Rahatsız olduğu İçin evden çıkamadı; kendisini hayli rahatsız gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncomfortable. disturbed. uneasy. troubled. comfortless. unrestful. worrisome. unwell. ill. ailing. bad. in bad health. constrained. diseased. incommodious. indisposed. out of sorts. poorly. queer. seedy. sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. disturbed. fitful. indisposed. poorly. punk. restless. uncomfortable. uneasy. unwell. upset. anxious. sick. ill. unwell. funny. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. indisposed. uncomfortable. a bit unwell. under the weather. sick. ail. incommodious. molestation. out of sorts. poorly. under the wheater. uneasy. unhappy. unquiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besiege. bite. bother. disturb. embarrass. fuss. intrude. molest. offend. perturb. pester. rasp. tease. trouble. worry. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disturb. to bother. to trouble. to inconvenience. to annoy. chafe. derange. discomfit. discommode. disquit. harass. niggle. perturb. plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel unwell. to feel ill. ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmama, ıstırap: Dar pabuç çok rahatsızlık verir. 2. Keyifsizlik, hafif hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. uneasiness. disquiet. inconvenience. inquietude. trouble. unrest. annoyance. disease. illness. ailment. indisposition. dysphoria. complaint. discomfiture. discomposure. distemper. disturbance. draft. embarrassment. fidget. harassment. ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ailment. complaint. discomfort. disorder. disturbance. inconvenience. upset. uneasiness. trouble. indisposition. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. indisposition. uneasiness. slight sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehâvet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yol bilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). El ayası, avuçiçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Avuç içi, el ayası.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahat, huzurlu, dingin.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [راهب] rahip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rühbân). 1. Papaz, Hıristiyan din adamı. 2. Keşiş. 3. Müslümanlıktan başka dine mensup din adamı: Budist râhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Dünyadan el, etek çekerek manastırda yaşayan kadın rahip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. sister. priestess. vestal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nun. priestess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Saf ve kokulu şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Gitme, göçme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yük hayvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Rahat, sakin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(RAHM) (i. A.) (c. erhâm). 1. Dölyatağı. 2. Karâbet, hısımlık. Sıla-i rahm = Akraba ve yakınları ziyaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten) (mü. rahîme). Esirgeyen, acıyan, merhametli (aynı zamanda Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» dan) (mü. râhlme) (c. râhimîn). Rahmeden, acıyan ve esirgeyen, merhametli. Erhamü’r-râhimîn = Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uterine. uterus. womb. loins. matrix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uterus. womb. merciful. gracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matrix. womb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحيم] merhametli. 2.merhamet eden Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur’an’da 220 yerde zikredilmiştir. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrahim).

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Rahimden gelen cerahatli akıntının neden olduğu bir çeşit egzamadır. Rahimde veya vajina çevresinde kızarma ve şişlikler görülür. Bu şişlikler bir süre sonra su toplayıp, kabuklanır. Kaşıntı, zonklama ve yanma hissedilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı soğuk suya 1 çorba kaşığı bal konur. Karıştırılıp hepsi bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam tere otu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Sabahları aç karnına, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Bu hastalık, aybaşı hali dışında görülen aşırı kanamalarla kendini gösterir. Aybaşı hali sırasında da sancı olmaz. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Fesleğen.

Hazırlanışı : Bir avuç fesleğen ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kave fincanı içilir. Aynı işlem, şikayetler kesilinceye kadar tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe çiçeği, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya, 1 tutam kuru menekşe çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra 20 dakika bekletilip, süzülür. Bu suyla rahim yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Bazı kadınların vajina veya rahimleri bacaklarının arasına doğru sarkar. Bu durum, yaşlı kadınlarda görüldüğü gibi gençlerde de görülebilir. Nedenleri, müzmin öksürük, ıkınma, ağır şeyler kaldırma, aşırı yorgunluk, rahim ur veya polipleri, doğum sırasında destekleyici kas ve bağların zayıflamış olması veya aileden gelen eğilimdir.

Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acıyıp esirgeyerek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip’i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. Aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafif sesli, yumuşak sesli, tatlı sesli, lâtif sözlü kız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz.Rahim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk. parson. clergy. clergyman. cleric. clerk in holy orders. divine. dominie. sky pilot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clergyman. monk. priest. celibate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. minister. pastor. monk. clergyman. ecclesiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priesthood. ministry. holy orders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahîse). Ucuz, ehven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bal arısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yolluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحل] semer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üzerine kitap vs. konmak üzere, öne alınan, tahtadan dar ve alçak eski tip masa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading desk. lettern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RUHM) (i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet: Hâlime rahmetmedi; rahmi çok bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] acıma, merhamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] rahim, döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten). Rahmeti bol (yalnız Allah hakkında kullanılır ve Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحمان] merhametli Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur’an-ı Kerim’de 55’ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’in 55.suresinin adıdır. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz.Abdürrahman).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmâniyye). Rahmân’e, Allah’a ait, zıddı: şeytânî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, kutsal, Allah’a özgü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Esirgeme, merhamet. 2. Tanrı’nın rahmedip ölülerin günahlarını af buyurması: Allah rahmet eyleyel 3. mec. Tanrı’nın kullarına merhametinin açık bir nişânesi olan yararlı yağmur: Rahmet düştü, rahmete tutulduk, rahmet başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's compassion. rain. mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's mercy and grace. rain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God's mercy. rain. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحمت] acıma, merhamet. 2.yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahmetle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı’nın rahmetine erişmesi dua olunan, rahmete muhtaç ve lâyık, merhum: Rahmetli babam. İsim gibi de kullanılır: Rahmetli böyle şeylerden hoşlanmazdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. deceased. sainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. the deceased. the late. deceased. departed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the deceased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rahmetli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın esirgemesi, koruması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rahmete ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmiyye) (tıp). Dölyatağına ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acımayla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rahmi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهنامه] yol haritası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedik, yıkık ve bozuk yer. mec. Zarar, ziyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fissure. gap. breach. gash. wound. damage. harm. crevice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رخنه] yarık, gedik. 2.bozukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gedik ve yıkığı olan. 2. mec. Eksiği olan. 3. Ziyana uğramış, zarar görmüş: Bu İşte en çok rahnedâr olan benim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gedik açmak. 2.zarar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهنما] yol gösteren, kılavuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pek güzel ve yürük at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rahşende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رخشان] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parıltılı. Işıltı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رخشنده] parlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parıldayan, parıldayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. edebiyat). At için yazılan kasîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. At takımı. 2. Yol levazımı. 3. Ev döşemesi. 4. Pencere ve kapı kanatlarını çerçeveye bağlayan menteşe takımı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رخت] ev eşyası. 2.koşum takımı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ata) Raht ve takım takmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Raht ve takım takılmış (at.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RAHTVAN) (i ). At gaşiyesinin sırmalı kaytanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «râh-vâr» dan galat). 1. Biniciyi sarsmaksızın süratle yürüyen at ve katır yürüyüşü: Bu atın güzel r vanı vardır. 2. Bu nevi yürüyüşle yürüyen at: Bir rahvan almak isterim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهوار] atın eşkin yürümesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهزن] yol kesen, haydut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهاکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pre-emptive right. preferential right. right of preference. right or priority / preference. preference subscription. stocks right. first option. first refusal. first right of purchase. first refusal of. stock warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Pre-emptive Right)

Ortaklıkların bedelli sermaye artırımlarına mevcut ortakların öncelikle katılma hakkıdır. Sözkonusu hak, hisse senedine bağlı “Yeni Pay Alma Kuponları” karşılığında ve ayrıca hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Rights Coupon Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin nakdi sermaye artışı yapmak üzere belirledikleri rüçhan hakkı kullanma süresi içinde sözkonusu hisse senedi üzerinde bulunan yeni pay alma kuponunun alınıp satılabilmesi için, Borsa’ca belirlenecek süre içinde açılan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of recourse. right of avoidance. right of cancellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük cadde, Osm. tarîk-ı sultanî. Şaşırılması mümkün olmayan doğru ve açık yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. sehâkâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شاهراه] anayol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Büyük işlek yol, ana yol, cadde. 2.Şaşırılması mümkün olmayan doğru ve açık yol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıklık, şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak surette açık ifade.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحت] açıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Açıklık, ibarede açıklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, doğrudan doğruya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. nominatim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحة] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gandhinin uyguladığı pasif direniş programı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right to vote. elective franchise. right of choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAh-râh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سخاکار] cömert, eliaçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tapu senedi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (shook, shaken) sarsmak, çalkamak, titretmek, silkmek, sallamak; metanetini bozmak; sallanmak, sarsılmak; titremek; (müz.) ihtizaz etmek, titreşim halinde olmak; argo atlatmak, başından defetmek, Shake a leg. Tez oluver. shake down sarsarak düşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarsıntı, sarsma; titreme, ihtizaz; sallanış; silkiş; sesin titremesi; kerestenin yarık veya çatlağı; yersarsıntısı, zelzele. get a fair shake ABD, argo hakkı tanınmak. milk shake çikolata veya şurupla çalkalanmış süt veya dondurma. no great shake

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yer yatağı; ABD, argo haraca bağlama; (s.) alıştırma amacıyle yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Amerika'da bulunan bir Protestan mezhebi; (kh) sallanan şey; karıştırıcı; kalbur; tuzluk, biberlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniden düzenleme, yeni personel atama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorguçlu asker şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zayıf, keyifsiz; titrek, sarsak; sarsıntılı. shakiness (i.) sarsaklık, titreklik; sarsıntılı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of asylum. right of asylum / sanctuary. right of sanctuary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلهء رحم] yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kemikleri kuşatan ince zar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski). herif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çıkan, bir sayıdan çıkarılacak sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuran suresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Delik, gedik, yarık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سوراخ] delik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins yumuşak ipekli kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SÜRAHİ) (I. A.). Uzun boyunlu su ve şarap şişesi: Bir sürahi su; sürahiyi doldurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jug. pitcher. decanter. carafe. water-bottle. water bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decanter. carafe. jug. dispenser. pitcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحی] sürahi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan masdar). Doğru ve gerçek olduğu meydana çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. realization gerçekleşme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrual. realization. becoming a reality. turning out to be true. accrument. falling due. assessment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحقق] gerçekleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accrue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den masdar). Hüküm sürme, hâkim kesilme: Tahakküm etmek, birinin tahakkümünü çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny baskı. zorbalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domination. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحکم] hükmetme, hükmü altında tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hükmetmek, hükmü altında tutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial discretion. right to exercise judicial discretion. discretionary right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copyright. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamental rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “rahm”den). Acıma, merhamet etme, merhamete gelme: Halime terahhum etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترحم] acıma, merhamet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Acıyarak, acımaktan dolayı, merhameten: Haline terahhumen müsaade etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Terahhumlar, acımalar, (bk.) Terahhum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahvet» ten). Gevşeme, gevşek, gayretsiz olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (geom.) dört tane üçgen yüzü olan cisim. tetrahedral (s.) dört satıhlı, dört yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tevrat, Eski Ahdin ilk beş kitabı; Musa şeriatı; k.h. Musevi edebiyatında kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Göz kapaklarının altında birtakım kabarcıkların belirmesiyle başlayan bulaşıcı bir göz hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Trakonya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(radyo) 300 ile 3000 megasikl arasında frekans, kıs. uhf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolay korkmaz, kolay değişmez, sabit, sarsılmaz, sağlam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarsılmamış; sabit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax base. assessment. tax assessment. basis of appointment. basis of assessment. assessable income / profits. assessment to tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veto right. right to veto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok mühim, bütün dünyayı sarsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by