Ham Hum | Ham Hum ne demek? | Ham Hum anlamı nedir?

Ham Hum | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ham hum

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu. - Hamid; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Hamid).- Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) bir yerde kalmak; sabit durmak; tahammül etmek, dayanmak, çekmek; ikamet etmek, oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide by sebat etmek; itaat etmek durmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâmile, gebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suclamak, itham etmek, cürüm isnat etmek accusa'tion (i). cürüm isnadı, suçlama, itham; töhmet accused (s). sanık, maznun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Acımak işi. 2. Merhamet: Adamda acıma diye bir şey yok.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. compassion. mercy. pity. sympathy. clemency merhamet. commiseration.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: açıkmak). 1, Ağrımak, ağrıyı mucip olmak: Elim acıyor. 2. Keder ve teessüf etmek, merhamete gelmek: Şu adamın haline acırım. 3. Esirgemek, kıyamamak: Emeğime acırım. («Ağrımak» ile «acımak» arasındaki fark şudur ki: Ağrı daha esaslı ve derin, acı sathî, lâkin daha müessir ve yakıcı olur. Sızı ise başlıca sinirde nöbet nöbet gelip geçenidir).

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Hamur. 2. Yoğrulmuş şey, çamur ve saire. 3. Hamur gibi yoğrulmuş ve kaşıkla yenecek ilâç, macun.

Türkçe Sözlük

(i.). Merhamete şayan, teessüf veren: Acınacak bir haldedir.

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acıyıp merhamet etmek. 2. Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ham topraktan yeni tarlaya tahvil olunmuş yer. 2. Asılıp yüzülmek için koyunun bacağına açılan delik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi kapalı halden çıkarmak: Kapıyı açmak. 2. Örtülü şeyden örtüyü kaldırmak: Baş açmak. 3. Katlanmış şeyi çözmek: Bohça, bayrak açmak. 4. Delmek, kazmak: Delik, kapı açmak. 5. Bir şeyden engelleri giderip serbest bırakmak: Yol açmak. 6. Tıkalı şeyden tıkacı çıkarmak: Şişe, boru açmak. 7. Genişletmek, tevsî etmek: Odayı, bahçeyi, meydanı açmak. 8. Kazıp ziraat etmek, işlemek: Tarla, arazi açmak. 9. Aralığı tevsî edip seyrekleştirmek: Parmaklığı açmak. 10. Yufka haline koymak: Hamur açmak. 11. Tathir etmek, temizlemek: Çamaşırı açmak. 12. Cilâ ve perdah vermek. 13. Umuma ait bir bina kurmak ve idare etmek: Mektep açmak, tiyatro açmak. 14. izah ve tafsil etmek: İbareyi, sözü açmak. 15. İşleri sürmek: Söz, bahis açmak. 16. Emniyet edip söylemek, gizliyi söylemek: Bana bir şey açmadı. 17. Çözmek, halletmek: Düğüm açmak. 18. Yapraklanmak: Çiçek, ağaç açmak. 19. Berrak ve bulutsuz olmak: Hava açmak istemiyor. 20. Cilâlanmak. 21. Açığa varmak, engine açılmak: Gemi açıldı. Adım açmak: Acele ile yürümek. Ağız açmak: Söylemek, söze başlamak. Ağız açmamak: Susmayı tercih etmek. İştah açmak: İştah getirmek. El açmak: Dilenmek. Baş açmak: Beddua etmek. Bayrak açmak: Ayaklanmak. Çığır açmak: Yeni bir tarz ve usul icad etmek. Defter açmak: iane toplamak. Fal açmak: Fala bakmak. Kapı, yol açmak: Bir işte başkalarına örnek olmak. Kalem açmak: Yontmak. Göz açmak -İhtiyatlı ve dikkatli, gaflet etmemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yoğurma, hamur tutma, hamur veya çamur ve macun ve ona benzer bir şeyi el İle ezip karıştırma.

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık. 2. Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given in the Bible to the first man, the progenitor of the human race. 'Original sin;' human frailty. street names for methylenedioxymethamphetamine in Judeo-Christian mythology; the first man and the husband of Eve and the progenitor of the huma

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish architect who designed many public buildings in England and Scotland. street names for methylenedioxymethamphetamine.

Türkçe Sözlük

(i. «Ademceğiz» yanlıştır). Küçük ve fakir ve hakir yahut merhamete değer insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Allah rızası için diye rica etmek, istirham etmek adjura'tion (i). ciddi tembih veya dilek; yemin.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Affeden, daima suçdan geçip af ile muamele eden, merhametli, acıyan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daima affeden, merhametli. Esmaü’l-Hüsna’dandır. “Abd” takısı alarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan “Ietafet-i hamse” sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2.Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes’ade, Ali b. Süleyman.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahr» dan if.) (m. Ahire). 1. Son, sonraki: Ahır nefes = Son nefes. Ahır zaman = Son zaman. Ahır zaman peygamberi = Hazret-i Muhammed. 2. Biten, son bulan: Ahır oldu, bitti. (c.). Evâhir = Son zaman, nihayet: Evâhir-i ömründe, evâhir-i muharremde. Bir adamın evvel ve Ahırı = Başlangıçtaki ve sonraki hali. Min evvele ilâ Ahire = Başlangıcından nihayetine dek. Sonra, en sonra. Akıbet: «Eyledin zülfün gibî Ahır perişan hâlimi» (RÜhî). Evvel ve Ahır = Başlangıç ve son, her vakit. Ahırül-emr — En nihayet, akıbet (c.). Ahırîn = Sonrakiler. Evvelin ve Ahırın = Öncekiler ve sonrakiler.

Türkçe Sözlük

(f.). (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hulk.). (bk.) Hulk. 1. İnsanın yaradılışında haiz olduğu veya terbiye ile kazandığı rûhî, kalbî şeyler: Ahlâk-ı hamide = Güzel ahlâk. Fezâil-i ahlâk = Ahlâkın fâziletleri, hüsn-i ahlâk = İyi ahlâk, ahlâk-ı zemime = Kötü ahlâk. 2. Ahlâk ve terbiyeden bahseden ilim ki, felsefe şubelerindendir: llm-i ahlâk = Ahlâk ile uğraşan bilgeler. Ahlâk bozukluğu, fesâd-ı ahlâk = Umumî ahlâka Arız olan kötülük.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dilimizde kullanılmıyan «hami). 1. Yükler, 2. Ağır şeyler, eşya, ağırlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur’an-ı Kerim’de Saf suresinin 2.ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: “...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı.- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Ahmed-i Muhtar, Hz.Muhammed (s.a.s).

Türkçe Sözlük

(bk.) Ahırlamak. (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu uğurlu. 2.Ak. 3.Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devletinin kurucusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the brim. hammer and tongs. supremely. wildly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enormity. ignominy. infamy. turpitude. villainy. lowness. shamefulness. vileness. meanness.

Türkçe Sözlük

(i.). IX. yüzyıl Türk matematikçilerinden Musa oğlu Harezmli Muhammed’e, Araplar’ın verdiği «Alharezmî» kelimesinden, Batılılar’ın yaptığı bir terimdir. Ortaçağ’da ondalık sayı sistemine göre yapılan, sonraları ise, herhangi bir kaideye bağlı bulunan her çeşit hesap işlemine ad olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shiite and Sunnite sects United States prizefighter who won the world heavyweight champ

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States prizefighter who won the world heavyweight championship three times. the fourth caliph of Islam who is considered to be the first caliph by Shiites; he was a cousin and son-in-law of Muhammad; after his assination Islam was divided into Shii

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Muhammad; one of orthodox caliphs; focus for Shi'is. the name given to the Marshall amplifiers that came after the plexi's and had aluminum front panels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fourth of the four Rightly-Guided Caliphs and the cousin and son-in-law of Muhammad He was raised by Muhammad and was the second to embrace Islam after Khadeejah.

Türkçe Sözlük

(i. A.) «Abâ ehli» demektir. Hz. Muhammed’in aile üyelerine (kızı Hz. Fatma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’e) denir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the Supreme Being, in use among the Arabs and the Mohammedans generally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for GOD: if from earlier Semitic languages perhaps the God Before the birth of Muhammad, ALLah was known as a supreme, but not the sole, God Muhammad became aware, early in his life, of conflict between religions and of contest, therefore, between

Türkçe - İngilizce Sözlük

The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism wor

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. pell mell. shambolic.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem sevinç if ade eden bir kelime, elhamdülillah.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, güven, emniyet: Emn ü Amân ber kemâldir. 2. Af, müsaade: Aman vermek. 3. Istiman, sığınma: Aman istemek. El-aman = Af, merhamet, medet. Aman vermemek = Müsaade etmemek, asla merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi aman Allah = Allah selâmet versin, (bk.) Amân.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the Mohammedan nobility of Afghanistan and Scinde.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Türkçe Sözlük

(i.) (ve İstanbul şivesince bazen galat: Ane). Doğurduğu yavrularına nisbetle dişi insan veya hayvan, valide, mâder, ümm, nine. (mec.) 1. Aziz ve muhterem kadın: Hadice anamız, Meryem ana. 2. Bir şeyin en başlı kısmı, kütük, esas, merkez: Ana defter, ana direk. Uvey ana = Ana olmayan baba karısı. Ana baba = VAlideyn, ebeveyn. Ana baba evlâdı = Kıymetli, aziz, sevgili. Ana baba günü = Mahşer gibi kalabalıktı ve evlât, anasını, babasını düşünemiyecek derecede tehlikeli gün. Anadan doğma = Çırılçıplak. Büyük ana = Baba veya ananın annesi, Ar. cedde Hamam anası = Hamamda yanaşma ihtiyar kadın Demir anası = Gemi demirinin büyük kolu. Sütana = Sütnine. Kaynana = Karı kocadan birine nisbetle diğerinin anası, kayınvâlide.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamsi balığı, tirhos balığı, (zool). Engraulis encrasicholus; ançüez . anchovy pear Batı Hint Adalarında yetişen bir ağacın meyvası; bu ağaç.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Hamsi balığı tuzlaması.

Yabancı Kelime

Fr. anchois

hamsi ezmesi

Genellikle hamsi, bazen de çaça, sardalya veya tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı ezme.

Türkçe Sözlük

(i.). Anlatış tarzı, ifham, tefhim, ifade: Anlatışa göre fetvâ verilir.

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır). 1. İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum. 2. Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor. 3. Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. doorway. ante-room. antechamber. entree. entry. hall. vestibule.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shame. bashfulness. shyness. modesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

are (100 square meters. shame. modesty. skyness. bashfulness. stigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Remote Access. The governing body for rowing in England, responsible for organising the National Championships http://www ara-rowing org.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Awl-like hooked needle, often used for chain stitch embroidery. a fighter, one's own champion; a hostile fighter, an enemy.

Sağlık Bilgisi

Arı; bal ve balmumu yapan fakat, iğnesiyle sokan bir böcektir. Hassas bünyeli kimseleri soktukları zaman,onların şok geçirmelerine neden olabilirler. Eşek arıları ise; bal arılarına nazaran daha tehlikelidir. Arı sokmasında yapılacak ilk iş; arının iğnesini, ucu yakılmış bir iğne ile çıkarmaktır. Sonra arının soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca boğulur. Üzerine soğuk su dökülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Maydanoz. 2- Arpa unu, sirke.

Hazırlanışı : 1- Bir demet taze maydanoz iyice dövülür ve arının soktuğu yere sarılır. 2- Arpa unu, sirke ile karıştırılıp hamur yapılır. Arının soktuğu yere sarılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sırt, arka, püşt: Arkaya almak, arkası üstü yatmak. 2. Geri taraf, halef, verâ, pes: Dağın arkasında. 3. Yüz mukabili, ters, zahr: Kâğıdın arkasına yazmak. 4. Alt taraf, sonra, mâbâd: Arkadan gitmek, arkaya kalmak. 5. Hâmî, iltimasçı, koruyucu: O adamın arkası yoktur. 6. Himaye, yardım, müzaheret, iltimas: Arkasız bir şey olmaz. 7. Batın, kuşak, nesil: Arkadan arkaya: Batnen bâde batn = Soydan soya, nesilden nesle. Arka arkaya vermek = Yardımlaşmak, elbirliğiyle çalışmak. Arka arka = Gerisin geri. Arkadan arkaya = Gizliden, belli etmeksizin. Arkası pek, kuvvetli = Üşümeyecek surette giyinmiş. Bir şeyin arkasına düşmek = Takip etmek. Arkasında dolaşmak = Araştırıp ele geçirmeye çalışmak: Bir hizmet arkasında dolaşıyor. Arka vermek = Dayanmak, istinad etmek. Arkada ve geride bulunan: Arka kapı, arka sokak.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal semeri.

Türkçe Sözlük

(i.). Eğri, bir yandan öbür yana geçen, hamaylı. Arkurı adam = Ters adam. Arkurıdan gelmek = Kötü muamele etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat of arms. rigging. cipher. emblem. hamper. rig.

Şifalı Bitki

(pirus communis): Gülgillerden; çiçekleri beyaz bir ağacın meyvesidir. Armut; suluca yumuşak tatlı ve küçük çekirdeklidir. Rengi sarı ile yeşil arasında değişir. Ankara, Mustabey, Çengel, Kumla, Bey olmak üzere birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İdrarı bollaştırır. Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder. Yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu giderir. Susuzluğu keser. Tükürük ifrazatını artırır. Hamilelerin kusmalarını azaltır. Hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). mahkeme huzuruna çağırıp cürüm isnat etmek, suçlamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment (i)., (huk). mahkemede davayı resmen sanığa tebliğ etme; kusur veya kabahat yükleme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. barefaced. cheeky. impudent. unblushing. sassy. unabashed. bare faced. vigorous. bold. bold-faced. brassy. calm. daft. flip. flippant. fresh. hard-bitten. hardy. malapert. perky. pert. randy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. barefaced. blatant. bold. brazen. cheeky. fresh. gross. impudent. shameless. saucy. vigorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. violent. brassy. free. hoggish. impertinent. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the idea, character, or condition of, limiting the view to certain attributes or relations; as, virtue considered as virtue; this actor will appear as Hamlet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir. 2. Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. atrocious. base. contemptible. despicable. low. shabby. sordid. unsavoury. vile. baseness. lowness. meanness. mean. ignoble. dishonourable. shameful.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atfetmek, hamletmek, vermek, yüklemek, isnat etmek. ascribable (s). atfolunabilir, isnat olunabilir, yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükleme, isnat, atıf. ascription of praise Tannya övgü sunma, hamt, tesbih, tehlil.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortasına etli bamya dökülmüş pirinç veya arpa unu hamurundan ibaret Arap yemeği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In drama, a speech directed to the audience that supposedly is not audible to the other characters onstage at the time When Hamlet first appears onstage, for example, his aside 'A little more than kin, and less than kind!' gives the audience a strong sens

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) saldırmak, üzerine atılmak, üzerine varmak, hücum etmek, hamle etmek; tecavüz etmek, dil uzatmak assailable (s). tecavüz edilebilir. assailant (i). saldırgan kimse, mütecaviz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saldırı, şiddetli hucum, hamle, tecavüz; (f). saldırmak, hücum etmek, tecavüz etmek. assault and battery huk. muessir fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atamak, tayin etmek; aylrmak , tahsis etmek; kararlaştırmak; atfetmek , hamletmek; (huk). devretmek assignable (s). tayini mümkun, tahsisi mümkün; feragat edilmesi mümkün.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eğme, çevirme, meylettirme, imale, tevcih: Nazar atfetmek. 2. Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hamletme, isnat: Kendi yaptığı işi, söylediği sözü bana atfetmek istiyor; doktorlar halk sağlığının bu hâlini, havanın bozukluğuna atfediyorlar. 3. Bir kelime veya cümlenin önündeki kelime veya cümlenin hükmüne tâbi olmak şartiyle ona bağlanması: Bu ismi, bu cümleyi hangi isme, hangi cümleye atfedeceğiz? (Affolunan isim veya cümleye «mâtuf» ve diğerine «mâtuf-ı aleyh» denir). Harf-ı atıf, harf-i Atıf, hurOf-ı Atıfe = Atıf gösteren bağlama kelimeleri: Ve, dahi, ya, yahut, yoksa gibi. Atf-ı tefsir = Çok yakın mânâda olup sırf tasdik ve kuvvetlendirmek için «v» harfiyle benzeyenine atfolunan kelime: Ahz-ü girift, hüzn-ü keder gibi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çevirme, meylettirme, imale. 2.Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3.Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5.Beğenen. Atıf Efendi (Mehmet Kuyucaklı. (-İst. 1847). Osmanlı matematik bilgini. Şam ve İstanbul kadılıklarında bulundu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâtıf). Teveccüh, meyil, iyi zan, merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). takmak, raptetmek, iliştirmek, tutturmak; bitiştirmek, bağlamak; (huk). haczetmek , müsadere etmek; maiyete tayin etmek; vermek, hamletmek, isnat etmek; sevdirmek attached (s). bağlı, merbut, ilgili; ilişik; tutkun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) vermek, yüklemek, isnat etmek, atfetmek, hamletmek. attributable (s). isnat olunabilir, atfolunabilir. attribu'tion (i). isnat, verme, hamletme, atfetme; sıfat, nitelik; ozellik, hassa; yetki, salâhiyet attributive (s). verici, hamledici; (g

Türkçe Sözlük

(i. A. «atıf» dan imüb.). Pek esirgeyici, çok merhametli ve şefkatli: Rabb-ı atûf = Pek esirgeyici Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şefkat, merhamet.

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgeyici ve pek merhametli olan kimseye ve atûfetlû resmî lakabını taşıyan kişilere mensup ve müteallik mânâsiyle yazışmalarda kullanılır tâbirdir: Cânib-i Alî-i atûfîlerine, zat-ı Alî-i atûfîleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Royal vizier to Tutankhamen, Ay persuaded the boy king to banish the name and religion of the heretical Akhenaten, who preceded King Tut , and to restore the traditional gods of Egypt to prominence Ay succeeded Tutankhamen as pharaoh, who some Egyptologis

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yılın on iki bölümünden biri. 2.Dört hafta, 29-30, 31 günden oluşan zaman dilimi. 3.Kutsal kitapta adı geçen kent. Kudüs’ün kuzeyi. 4.Dünyanın uydusu. Ay: Mısır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon’un danışmanı oldu. Daha sonra o ölünce dul karısıyla evlenip tahta çıktı (İ.Ö. 1320).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Muhammed Tapar’ın oğlu. Büyük Selçuklu Sultanı Sancar’ı Oğuzların elinden tutsaklıktan kurtarıp tahtına oturttu. Selçukluları istila etmek isteyen Harizm Şahlan uzun süre engelledi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölüm vukuunda sabır ve tahammül etme.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Azm) (i. A.). 1. Kesin niyet, kasıt ve karar: Bu sene hacca gitmeye azmettim. 2. Kesin niyetli yola girme, hareket etme, müteveccih olma: Azm-i sefer eyledi, Şam’a azmeyledi. Ulul-azm = Kavimlerini Hak dinine davetle, İlâhî emirleri kabul ettirmek hususunda azim ve sebat eden büyük peygamberlerden Hazret-i Nuh, Hazret-i ibrahim, Hazret-i MÜsâ ve peygamberimiz Hazret-i Muhammed.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hami, isnad, nisbet, bir adama bir iş veya sözü yakıştırma, onundur diye hükmetme: Bana söylemediğim birtakım sözler azvetmişler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ebvâb). 1. Kapı, giriş, medhal: Bâb-ı merhamet (merhamet kapısı) açıktır. Minel-bâb ilel-mihrâb = Kapıdan mihraba kadar, cümlesi, hepsi, tamamı. 2. Dergâh, derbâr, umumî merci, başvurma yeri olan büyük kapı: Bâb-ı devlet = Devlet kapısı; herkesin başı bu bâba bağlıdır. 3. Büyük daire, kapı: Bâb-ı Ali = Sadrazamlık ve dîvân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve şûrây-ı devleti havi yüksek daire. Paşa kapısı = Sadrâzam dairesi. Bâb-ı meşihat, Bâb-ı fetvâ = Meşîhat-ı Islâmiye (şeyhülislâmlık) dairesi, şeyhülislâm kapısı. Bâb-ı seraskeri = Askerî daire, serasker kapısı (millî savunma bakanlığı, harbiye nezareti). 4. Bir kitabın bölündüğü kısımların beheri, ki taksimatın en büyüğü olup, ekseriya her bâb birkaç fasla ayrılır: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânî = Birinci bâb, ikinci bâb. 5. Arapça fiil tasnif şekillerinin beheri: Birinci, dördüncü bâb; ef’Al, tef’il, istif Al bâbları. 6. Husus, madde, keyfiyet: Ol bâbda = O hususta; bu bâbda malûmatım yoktur. O bâb-ı Ahar = O başka iş. 7. Geçit, boğaz, derbent (Bu mânâ ile Türkçe’de çok kullanılmaz, yalnız bazı has isimlerde bulunur): Bâb-ül-ebvâb = Şirvan’daki derbent. Bâb-ül-mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz. Bâb-üzzekkak = Cebel-i TArik Boğazı. Bâb-üsSaâde’t iş şerife = Harem-i Hümâyûn. Bâb-üs-Saâdet-iş-Şerife Ağası = Kızlar Ağası, Başağa. Bâb-ı Hümâyûn = Topkapı Sarayı’nın büyüft ve resmî kapısı. Gerek bâb ve gerek kapı isimleri bu mânâ ile kullanıldığından, ikisini de bu mânâ ile kullanmak, meselâ: Bâb-ı Seraskeri kapısı demek hata ise de, bâb bu mânâ ile ve kapı ise lügat mânâsında kullanılarak, «BAb-ı Seraskerî» denilen dairenin kapısı mânâsiyle «BAb-ı Seraskerî kapısında duran nöbetçi» denilirse, bu tâbirde hata görmek hatadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamur işi bir tatlı çeşidi.

Türkçe Sözlük

(I. A. F). Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrâzamların (başbakanların) resmî makamlarının adı. Daha önce Paşakapısı denirken, I. Abdülhamid zamanından itibaren BAb-ı Alî (Yüksek Kapı) denmeye başlanmıştır. Bâbıâlî, XVIII. yüzyılın sonlarına kadar, Veılr kapısı, Mİrî saray, Paşa sarayı, Bâb-ı Asafî, Sadrâzam kapısı diye de anılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Böbürlenme. 2.Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan’daki Türk-Hint İmparatorluğu’nu kuran kişi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, hamr, mey, sahbâ. Bâde-perest = Şaraba tapar, işrete pek düşkün. Bîde-nOş — Şarap içen. Bâde-nû? olmak = Şarap içmek: Falanın namına, sıhhatine bâde-nûş oldular.

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). umumhane, genelev, hamam; eski doğu memleketlerinde esirlerin konduğu zindan .

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baklagillerden bir ağaç; odunundan kırmızı boya çıkarılır Anavatanı Brezilya’dır. 2. Has olmayan her türlü boya (Hamatoxylon compeachianum).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hamurdan ceviz, badem veya kaymakla yapılan maruf tatlı, Antep, Şam baklavası. 2. Baklava dilimleri şekli, maîn şekli. Baklava şeklinde, maİn şeklinde parçalara bölünmüş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sledgehammer. sledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maul. sledge. big hammer.

Finansal Terim

(Bank Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır.

Türkçe Sözlük

(i. italyanca «bagno»). 1. Hamam, suya girmeye mahsus tabiî veya sunî mahal. Sıcak, soğuk, kükürtlü, çelikli banyo. Banyoya girmek. 2. Hamama girme, yıkanma: Doktorlar her sabah banyo etmeyi tavsiye ediyorlar, kükürt, kepek banyosu iyi geliyor. Umumîleştirilerek sudan başka şeyler hakkında da kullanılır: Kum banyosu, güneş banyosu. 3. Yıkanmaya mahsus kap: Çinkodan banyo, çocukbanyosu. Herhangi bir gaye ile, herhangi 108 bir maddenin batırılıp ıslatıldığı, yıkandı ğı eriyik: Fotoğraf banyosu. Mari banyosu (ben mari) = Bir kabı kaynar suya oturtarak içindekini ısıtmak veya eritmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Sen

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bar is the railing along the sides of the House and Senate chambers which separates the chamber floor and the side aisle Only legislators and certain legislative staff may be within the bar; only invited guests and staff may occupy the side aisles The

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak) (zooloji). Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere) denir. (Türkçe telaffuzu beygir). Enenmiş at, esb, fers (gerek yük, gerek binek ve koşum hayvanı olabilir), (bk.) Beygir.

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, keşîden = çekmek). 1. Yük çekici, yük kaldıran, ağır şeyler taşıyan. 2. mec. Sabırlı, tahammüllü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باربر] hamal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.

Türkçe Sözlük

(i. «batmak» tan). 1. Batacak, mahvolacak, kurtarılması mümkün olmayan, ümitsiz: Batak mal, batak bir şirket. 2. Batıcı, suya batan: Karabatak. 1. Batılan yer, çamurluk mahal, vahal. 2. Hamam havuzu. 3. Hayvanları sokmağa mahsus küçük göl. Karabatak = Ördeğe benzer, suya batıp çıkan bir cins su kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). banyo, hamam, banyo küveti, banyo dairesi, sıcak; kaplıca; fotoğraf, filim v.b. banyosu; (f)., ing. banyo etmek, yıkamak. bathhouse (i). hamam. bathrobe (i). bornoz. bathroom (i). banyo dairesi; tuvalet. bathtub (i). banyo kuveti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sert darbelerle vurmak, hırpalamak; dövmek; eskitmek tahrip etmek; hamle yapmak. battered baby büyükleri tarafından hırpalanmış küçük çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulu hamur; matb. bağlanmış sayfa halindeki dizilmiş harflerde bozukluk; bu bozukluğun meydana getirdiği yanlış; spor topa vuran oyuncu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir dinde mübarek addolunan gün, Ar. lyd: Şeker bayramı = lyd-ı fıtr. Ramazan ayının bitmesiyle başlayan bayram. Kurban bayramı = Hacıların bayramı, lyd-ı adhâ. Mûsevîler’in kamış, hamursuz bayramı. Millî günlerde bayram olur: Cumhuriyet bayramı vs. mec. Sevinç, şenlik. Şehr-Ayîn = Bayram etmek, şenlik etmek, sevinç gösterilerinde bulunmak. Kara bayram = Yas ve matem günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak, kaldırmak; tahammül etmek, dayanmak; üstüne almak; lâyık olmak; etrafa yaymak; aklında tutmak; (meyva) vermek (ağaç) ; doğurmak. bear down çabalamak; sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıyan kimse, hamil kimse; götüren kimse; tabut taşıyan kimse; rutbe veya makam sahibi; hamal. to the bearer hamiline.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, tavır, davranış; mahsul, ürün; verme, hasıl etme; taşıma, tahammül etme; ilgi, irtibat, alâka; kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek; mak yatak, mil yatağı; ayak; den. kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pus

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu. ama

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kınkanatlılar familyasından herhangi bir böcek. black beetle ing. hamamböceği, zool. Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan böceği, domuzlan böceği, zool. Brachinus crepitans dung beetle bokböceği reed beetle kamış böceği, zool. Donanica rove beet

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations; Also see decibel.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eblehlik, hamâkat, bönlük, ahmaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ünlem) şükretme;(ünlem) Hamd olsun!

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi kalpli, merhametli, şefkatli; tıb selim (tümör). benignly z. merhametle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi huylu, merhametli, müşfik. benignantly z. müşfik bir sekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

Türkçe Sözlük

(si.). Dörtten sonra gelen sayı. Ar. hamse, Fars. penc, 5: Beş tane, beş kişi, on beş, yirmi beş, yüz beş. Beşbıyık = Muşmulanın bir cinsi, döngel. Beşparmak = Çakır dikeni, arfec, bekmûn (bitki). Beşpençe = Deniz hayvanlarından bir deniz böceği. Beş çifte = On kürekle çekilir felke. Beşte bir = Beş kısımda bir kısım, Ar. hums, Fars. penc-yek. Beşkardeş = Sille, tokat. Beşibiryerde = Beşliralık yani beş yüz kuruşluk altın sikke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalvarmak, rica etmek, istirham etmek, niyaz etmek. beseecher i. rica eden kimse. beseechingly z. yalvararak.

Türkçe Sözlük

(dsi.). Beşinci, dördüncüden sonra gelen, beş derecesinde olan, Ar. hâmis, Fars. pencüm: Beşinci ev, beşinci fasıl, beşinci gün, on beşinci, yüz beşinci IH.

Türkçe Sözlük

(i.). Beş pul vesairesi olan, Ar. humâsî, muhammes. Oyun kâğıtlarının beş beneklisi: Kupanın beşlisi.

Türkçe Sözlük

(bk.) Betul. (Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bakire. 2.Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3.Ayrı kök salan fidan. 4.Hz.Meryem’in lakabı. 5.Hz.Muhammed (s.a.s)’in kızı Hz.Fatıma’nın lakabı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bakire. 2.Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3.Ayrı kök salan fidan. 4.Hz.Meryem’in lakabı. 5.Hz.Muhammed (s.a.s)’in kızı Hz.Fatıma’nın lakabı.

Türkçe Sözlük

(aslı: BâRGİR) (i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak). 1. Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere denir). 2. Enenmiş at, iğdiş, feres, esb: Binek, yük, araba, bostan, değirmen, saka beygiri. Ağanın beygiri — Küstah. Beygir sürücüsü = Kira beygirini sürüp arkasından giden adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Amansız, aman vermez, merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Melcesiz, koruyucusuz, hâmîsiz.

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Anlatılmak, Osm. ilâm ve ifhâm edilmek. 2. Haber verilmek: Bursa taraflarında bol yağmuryağdığı mahallinden bildiriliyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bildirme, anlatma, haber verme, Ar. İlâm, ifhâm. 2. Haber verme.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, anlatmak, Osm. İlâm ve ifhâm etmek. 2. Haber vermek: İşin aslını bana bildirdiler. Git anla da bize bir mektupla bildir. Haddini bildirmek = Değerini anlatmak, cezasını vermek.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی رحم] merhametsiz, acımasız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

first. premier. primary. champion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

first place. championship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

first rank / place. championship.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük İslam bilgini (973-Gazne 1048). İbn Sina’dan ders altı. Hindistan’a gitti. Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdı.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An adjuration or exclamation common among the Mohammedans.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بئثت] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, hayır dua, nimet, inayet, lütuf, hamt, şükran; azarlama; slang haşlama

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbe, vuruş; hamle, saldırı; ani gelen bela, felaket; rüzgar, şiddetli esinti; k.dili övünme, yüksekten atma. at one blow bir hamlede. come to blows kavgaya tutuşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük hayvan, haşarat çeşidi. (Fr. insecte). Ateşböceği = Kıçındaki fosforu aralık aralık parlatan bilinen sinek ki mayısta çıkar. Fars. şeb-tâb. Ağustosböceği = Orak kuşu, cırcır. Ekinböceği = Ekine musallat olan bir cins bit. Uzunböcek = Yılan. Ipekböceği = İpek yapan maruf böcek. Ar. dûd-el-kazz. Tesbihböceği = Ar. kanfese. Hamamböceği = Karafatma, oldukça İri bir cins böcek. Ar. kaker. Hanıtnböceği = Karalı kırmızılı uçar güzel bir küçük böcek. Hırsızların böceği = Hırsızları arayan. Sümüklüböcek = Salyangozun kabuksuzu. Kuduz böceği = Zeruh (galatı: Kunduz). Mayısböceği = Gülleri bozan küçük, yeşil ve parlak bir böcek. Böcekkabuğu = Yeşili ile mavi arasında güzel ve parlak bir renk. Bokböceği (bk.) Bok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ilah. Budalık mertebesine ulaşabilen fakat başkalarının ıstırabına karşı duyduğu merhamet ile bu mertebeden vazgeçen kimse.

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dividing. divisional. division. partition. splitting. dividing wall. screen. curtain. screening. section. compartment. closet. bay. chamber. fraction. hatch. hatchway. repartition. septum.

Türkçe Sözlük

(i. «bölmek» ten) 1. Bölünmüş bir şeyin her parçası, kıt’a, kısım, cüz 2. Pay, hisse, sehim: Beş bölüğe ayırmak. 3. Duvar, çit, perde gibi bir şeyle ayrılmış bina vesaire kısmı, oda, daire: Bu ev dört bölüğe ayrılmıştır. 4. Bir büyük cemaatten ayrılmış cemaat, fırka, takım, taife, hizip, zümre: Toplanan adamlar beş bölük olmuştu, bölük bölük geldiler. 5. Umumiyetle kalabalık, cemaat, sürü, gürûh, fevc: Bir bölük halk geldi. 6. Memleketin bir kısmı, cihet, taraf. 7. Ortadan bölünmüş saçın bir tarafa taranmış kısmı: Saçını iki bölük etmiş. 8. Askerlikte eskiden yüz kişiden mürekkep, şimdi daha kalabalık, bir yüzbaşının kumandasındaki birlik. Filân taburun birinci, ikinci bölüğü, bölük subayları. Bölük ağası = Jandarma ve zabtiye yüzbaşısı. Bölük emini = Bölüğün hesaplarına bakan subay veya assubay. Bölük başı = Yeniçeri ocağında yüzbaşıya eşit subay, eskiden hamalların ileri gelenlerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. top gibi derin ve kuvvetli bir ses çıkarmak, gürlemek; vızıldamak; hamle yapmak, acele hareket etmek; A.B.D. hızla büyümek, süratli bir gelişme kaydetmek (şehir ,iş); ileri gitmek, ilerlemek; i. hızla ilerleme veya yükselme (ticaret ,iş ,refah); ha

Türkçe Sözlük

(i. «burmak» tan). Hamurdan veya yufkadan yapılıp içine kıyma, peynir veya sebze vesaire konmakla tepside veya tavada pişen yemek çeşidi. Peynirli, kıymalı börek, suböreği, pufböreği, sigara böreği, tatarböreği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bear; s. taşınmış, götürülmüş; tahammül edilmiş, dayanılmış.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş ve hâlî olma, kalma: Hamam boşaldı. 2. Akma, dökülme, munsap olma: Kızılırmak, Karadeniz’e boşalıyor. 3. Yayılma, münteşir olma. Bütün bentlerin suyu ovaya boşaldı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. gap. hole. blank. cavity. vacuum. slackness. emptiness. nothingness. blankness. abysm. abyss. chamber. chasm. clear. clearance. daylight. desideratum. gulf. hiatus. hollow. hollowness. idleness. inanition. lacuna. nullity. separation. sinus. s.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıçrayış, fırlayış zıplama, geri tepme. at a bound bir hamlede.

Türkçe Sözlük

(i.). Darı hamurundan yapılan ekşimsi bir Türk içkisi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boz rengine çalar, bozumsu. 2. İşlenmemiş, ham ve çalılık halinde toprak. Bozcaada = Çanakkale Boğazı dışında küçük bir ada.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düzgünlüğünü izale etmek, başka hâle sokmak: Odayı düzeltmiştim, kim bozdu? 2. Harap ve vîran etmek: Bahçenin duvarını bozmuşlar. 3. Muattal ve battal etmek, işlemez bir hâle getirmek: Saatini kim bozdu? 4. İzâle, fesh ve lağvetmek: O usûlü bozdular. 5. ifsad, ihlâl etmek: Terbiyesiz adamlarla görüşmesi ahlâkını bozdu, yağmur yolları bozmuş. 6. Dokunmak, zarar etmek: Ham meyveler sıhhati bozar, şeker mideyi bozar. 7. Geri almak, nakzetmek: Yeminini, pazarlığı bozdu. 8. Mağlûp ve münhezim etmek: Düşmanın bir tümenini bozdu. 9. Beklenmeyen bir ters cevapla mahcup etmek: Herkesin önünde adamı bozmak iyi bir şey değildir. 10. Çıldırmak. 11. Çıldıracak surette bir şeyin üzerine düşmek: Bu adam atıyla bozacaktır. Abdest bozmak = Defi hâcet etmek. Ağız bozmak = Sövmek, küfretmek. İstifini bozmak = Kımıldamak, rahatını ihlâl etmek. Oruç bozmak = iftar etmek. Bağ bozmak = Üzümleri toplamak. Tarla bozmak = Açmak, işlemek. Latifey», şakaya bozmak = Ciddî olarak başlanmış bir sözü lâtifeye çevirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum up. undo. break. unmake. break down. upset. put out of action. vitiate. damage. whittle away. disorder. whittle down. disrupt. whittle off. adulterate. discomfit. ruin. spoil. corrupt. violate. wreck. cash. change. exchange. put to shame. disappo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin dimağ; çoğ. kavrayış, zeka, akıl, zihin, kafa. brain child k.dili fikri eser, buluş. brain fever beyin humması. brainpan i. kafatası. brainsick s. deli, akıl hastası. brainstorm i. ani ve şiddetli gelen cinnet krizi; k.dili ani gelen ilham. brain

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. cepheyi yarıp geçme; hamle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gelin veya düğüne ait; i. düğün. bridal chamber zifaf odası, gerdek. bridal wreath bof Spiraea cinsinden küçük beyaz çiçekli birkaç ,ceşit bitki; keçisakalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. paskalya çöreği hamuru ile yapılmış tatlı çörek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tahammül etmek, çekmek, dayanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbe, hamle, yüklenme. bear the brunt asıl yükü taşımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vahşi, yabani; hayvani; merhametsiz, insanlıktan uzak; kaba, nezaketsiz; makul olmayan, mantıksız. brutally z. vahşi bir şekilde. brutal'ity i. vahşilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, hava kabarcığı; değersiz ve göz boyayıcı herhangi bir şey; sahte hareket, gösteriş; kaynayış, kaynama; f. kaynamak, flkırdamak, kabarcıklar çıkarmak; kaynatmak, fıkırdatmak. bubble ehamber fiz. elektron v.b. hareketlerini gösteren cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cehri, bot. Rhamnus infectorius; topalak, bot. Rhamnus chlorophorus globosus.

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık. Ar. hamâkat, belâhat: Onun budalalığı Aşikârdır. Bir budalalık etti.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaynayan sudan ve ısınıp kuruyan ıslak şeylerden kalkan sulu hava, buhar. Buğuya oturmak = Buhar hamamı kullanmak.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berk-Yıldırımdan türetilmiştir. - Hz.Muhammedin Mirac’daki bineği. Kur’an’da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam kaynaklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2.Ka’b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside “Kaside-i bürde” olarak tanınır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Burmak işi, çevirme, döndürme, kıvırma. 2. Eneme, iğdiş etme. 3. Burulmuş şeyin şekli, helezonî şekil. 4. Vidalı ekser, vida. 5. Mide veya bağırsaklar buruluyormuş gibi karında hissolunan şiddetli ağrı. 6. Musluk,_ lüle. 7. Açılmış hamuru kıvırarak yaptıkları bir çeşit hamur tatlısı ki, sarığıburma dahi denir. 1. Burulmuş, kıvrılmış, kıvrık: Burma sarık. 2. Burulmuş gibi helezon şeklinde, helezonî, burmalı: Burma minare, direk. 3. Enenmiş, iğdiş: Burma at.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yakma, yakış; fırınlama; s. yanan, yanıcı; üzerinde çok münakaşa edilen, hararetli. burning glass pertavsız. burning point yanma noktası. fokus burning question hararetli sorun. burning shame rezalet, büyük ayıp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. desk. clerical. office. bureau. chamber.

Türkçe Sözlük

(i.). Ham iplikten dokunmuş bez: Bürümcük çarşaf.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. İpekböceği kozasının teli, ham ipek. 2. Böyle ipekten yapılmış ince bez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A joint where the ends of two objects come squarely together without scarfing or chamfering; also called butt joint.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.’ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır’ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz.Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşil kabuğu ile beraber ham bâdem vesair bu gibi meyve: Çağla bâdemi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çakır gözlü. 2.Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lighter. gaslighter. drive in. drive. hammer. stick. understand. be aware of. beetle. cotton on to. flash. flunk. ground. land. pitch. ram. root. rumble. strike. tack. tack down. twig.

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. clout. drive. hammer. lighter. nail. savvy. strike. tack. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have hammered down. to let people take cognizance of sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -daria) Roma hamamlarında sıcak oda.

Türkçe Sözlük

(i. A. “celb”den) (mü. câlib). Celbeden, kendine doğru çeken, çekici, cezbeden: CSlib-i merhamet = Merhamet çekici. Cilib-i nazar-ı dikkat = Dikkat nazarını çekici.

Türkçe Sözlük

(CAME-GAN) (i. F.). 1. Camla çevrilmiş veya örtülmüş yer. 2. Mağazaların önünde nümûnelik eşya teşhir edilen yer, vitrin: Camekândaki örnekleri satmazlar. 3. Hamamın girişinde seçkin müşterilerin soyunup giyinmesine mahsus camlı çerçevelerle bölünmüş hücreler: Cemekânda soyundum. 4. Sebze vesaire tohumlarının soğuktan muhafaza altında ekilmeleri için altı toprak ve üstü camlı çerçeve İle örtülü uzun ve alçak sandık, ser: Camekân içinde ekilir. 5. Camlı bölme: Camekânla ayrılmıştır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامکان] hamamda soyunma odası.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Su ile karışıp bulaşıcı hale gelen, içine batılabilen toprak: Sulu çamur, sıvışık, yapışkan çamur, sokaklar çamur olmuş, çamura batmak, bulaşmak. Lüleci, çömlekçi çamuru = Lüle veya çömlek yapmaya yarayan çamur. 2. Gerek çamurdan ibaret ve gerek kireç ile kum veya horasandan ibaret olan duvar harcı. Çamura düşmek = Ahlâkça lekelenmek, ahlâkına söz getirici bir duruma düşmek. Çamur sıvamak = itham ederek lekelemek. Çamura bulaşmak = Namussuz ve hayasız adamlarla uğraşmak. Çamura taş atmak = Edepsize sataşıp ağzını açtırmak. Çamurdan çıkarmak — Müşkül bir halden kurtarmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çamur sürmek, çamurla sıvamak. 2. (sular) Çamur getirip liman, menfez vesaireyi doldurmak. 3. mec. İtham etmek, lekelemek: İki el ile çamurladı.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak; nakletmek; götürmek; çekmek; sürüklemek; -e hamile olmak; desteğini kazanmak; zaptetmek; satışa arzetmek; elde etmek; devam ettirmek; (mat). geçirmek; menzili olmak; (mecliste). kabul edilmek; taşıyıcı vazifesi görmek; atıcı veya fırlatıcı k

Türkçe - İngilizce Sözlük

Championship Auto Racing Teams, founded in 1978, sanctions open-wheel Indy car races In 1996, most of its teams began boycotting the Indianapolis 500 after Indianapolis Motor Speedway president Tony George changed the specifications for Indy cars and star

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemek listesi, menü; (iskoç). oyun kâğıdı; eski harita, plan; eskrimde bir hamle veya savunma durumu. carte blanche kayıtsız şartsız yetki. carte de visite kartvizit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Yunanistan'daki Parnas dağında bulunan ilham çeşmesi. Castalian (s) bu ceşmeyle ilgili, ilham verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kalafat etmek, pencere veya kapı kenarlarını tıkamak; buz mıhı çakmak, kaymayı önleyici çivi çakmak. caulk'er (i). kalafatçı. caulk'inl (i). üstüpü; macun. caulking hammer kalafat tokmağı. caulking iron kalafat kalemi, kalafat keskisi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hububatın esmer ve uzun taneli bir cinsi ki, ekmeği iyi pişirilmek şartıyle lezzetli olursa da, ekseriya hamur gibi kalır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık ve hicranda bırakma, vefasızlık: Aşıklara vefa yerine cefa ediyor. 2. Cevr, ezâ. Fars. renciş: Bu kadar cefaya tahammül olunmaz. Cefâ-pîşe = Cefa etmeyi Adet edinmiş olan cefakâr. Cefâ-dîde = Cefa görmüş, ayrılık, çevir ve eziyet çekmiş olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamamın ateş yanan yeri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işini yapamamak. 2. Tahammül edememek. 3. Kıskançlık yüzünden hoş görmemek: Beni çekemediğin besbelli.

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer. malleus. striker. forge hammer. ram. pounder.

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunur: Çekilir hastalık değil.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürüklenmek, taşınmak: Bu araba bir atla çekilebilir. 2. Tahammül olunmak, başa gelmek: Çok zahmet çekildi, bunun da tavrı çekilmez. 3. Bir kenara gitmek, inzivâda olmak, bir şeye karışmamak: Kendisi çekilmiş, bir tarafa çekilmiş, çiftliğe, evine çekildi. 4. Toplanmak, büzülmek. Osm. tekabbuz etmek: Bu kumaş ıslanınca çekilir. S. Gerilmek, Osm. tevettür etmek: Ispazmozdan damarları çekildi. 6. Gerilemek, geriye doğru gitmek, dönüp gelinen tarafa doğru gitmek: Düşman askeri çekildi, deniz çekildi, sular çekildi. 7. Ortadan kalkmak, defolmak, mündefî olmak, yok olmak: Çekirge çekildi, hastalık çekildi. 8. Dağılmak, her biri bir tarafa gitmek. Osm. inhirâf etmek: Kalabalık çekildi, dâvetliler çekildiler, herkes çekildikten sonra.

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunmaz, pek ağır veya usandırıcı: Çekilmez bir hali, bir tabiatı vardır, (bk.) Çekilmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Naklettirmek, taşıtmak: Bu taşları öteye çektirmeli. 2. Sürükletmek, çekerek yürütmek, arabayı iki ata çektirmeli. 3. Çıkartmak, çekerek söktürmek: Bir çürük diş çektireceğim. 4. Kürek oynatmak, kürekle yürütmek, kürek çektirmek. 5. Tahammül ettirmek, yüklemek, eziyet etmek: Bu hastalık bana çok çektirdi.

Türkçe Sözlük

(CELLAD) (i. A.) (Asıl mânâsı: Kırbaççıdır). Idam’a mahkûm suçluları idam etmekle görevli adam. Ar. seyyâf. mec. Pek merhametsiz adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ithama lâyık, kusurlu bulunabilir. censurably (z). tenkide yol açan bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). tenkit, kınama; itham etme, suçlama; (f). sert bir şekilde tenkit etmek; kabahatli bulmak; tasvip etmemek, uygun bulmamak, münasip görmemek. censurer (i). kınayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşak, kemer; korse; (mit). aşk ilhamı veren ve üzeri birçok şeyle süslenmiş olan Venüs`ün kuşağı.

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bukalemun, (zool). Chamaeleon vulgaris; sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şev, oluk, kanal, yiv; (f). oluk açmak, pahını almak. chamfer bit havşa.chamfer plane pah rendesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ chamois) dağ keçisi, (zool). Rupicapra; bu hayvanın derisi, güderi. chamomile (bak). camomile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). şampiyon, bir karşlıaşmada birinci gelen kimse; savunucu kimse, müdafaa eden kimse; mücadeleci kimse; (s). galip. championship (i). şampiyonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüklemek, tahmil etmek; doldurmak (tüfek, top, ocak vb); doyurmak; (havayı) gerginleştirmek; elek şarj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mükellef addetmek; fiyat talep etmek; hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak; hesaba kay

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük, hamule; bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı; görev, vazife; idare, nezaret, bakım; emanet; mesuliyet; itham, yükümleme; masraf, fiyat; ücret; vergi, rüsum, harç; emir, hücum, hamle, saldırı; borç; elek şarj. charge account mağazada aç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mesih, isa. Christlike (s). isa gibi. Christ's thorn kaba diken, (bot). Rhamnus palurius.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili). saygıdeğer, dürüst; insani, merhametli; (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse; temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i. eski Türkçe). 1. Sabır, tahammül. 2. Sebat, karar.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sabır, tahammül.

Türkçe Sözlük

(f. eski Türkçe). Sabır ve tahammül etmek, acıya dayanmak, katlanmak.

Türkçe Sözlük

(i. eski Türkçe). Sabırlı, dayanıklı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmemiş, kaynatılarak yahut kızartılarak yenecek hale gelmemiş. Fars. nâ-pûhte: Çiğ et, çiğ sebze. 2. İyi pişmemiş, az pişmiş: Çiğ ekmek. 3. Olmamış, kemâle ermemiş, ham: Çiğ armut. 4. mec. Tecrübe görmemiş, alışmamış, ham, densiz: Bu adam pek çiğ. 5. Kötü, çirkin, bed, fena, lefafetsiz, soğuk: Çiğ renk. 6. işlenmemiş, tabiî hâlinde, ham: Çiğ toprak. Çiğ çiğ yemek = Büyük bir hırs ve kin göstermek: Askerimiz, düşmanı çiğ çiğ yemek istiyordu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmemiş olan şeyin hali: Bu etin çiğliği meydandadır. 2. Olmamış ve kemale ermemiş meyvenin hali, hamlık. 3. mec. Tecrübesizlik, densizlik, acemilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıkmak işi. 2. Çıkıntı, dışarıya çıkmış şey, dirsek. 3. Cumba, şehnişln 4. Hamamdan çıkarken lâzım gelen havlu ve silecek takımı. 5. Zuhur etmiş, icat olunmuş: Yeni çıkma = Yeni icat. (bk.) Çıkmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden, halk ağzında çırak). 1. Ocak ve kandile, yani ev barka malik olmuş, nimet ve İhsana veya vazife ve maaşa yahut bir memuriyete nail olan: Filan memuriyetle çırağ buyruldu. Beş yüz lira maaşla çırağ buyrulması. 2. Hizmetten affolunarak evinde oturmak üzere emekli maaşı verilen: Yüz kuruş maaşla çırâğ buyrulmuş hamlacılardandır. Artık ihtiyarladı, çırağ olmasını istiyor. 3. mec. Büyük nimet ve ihsana nail olan: Beni çırağ mı ettiniz zannediyorsunuz?

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Daimî surette ve kesilmez bir ince ses çıkaran şey. 2. İnce bir sesle çağlayarak akan su. 3. Ot çekirgesi. 4. Ağzı durmaz, geveze, çok söyler. 5. Hamurcuların kısa ve kalın oklavası’, merdâne. Çırçır gözlemesi = Bir nevi gözleme. 6. İçinde pamuk kozası ayıklanan sepet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pençe, hayvan pençesindeki kıvnk tırnak; pençeye benzer bir alet; (f). yırtmak, tırmalamak, pençe atmak; kaşımak. claw hammer domuz tırnağı çekiç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kil, balçık, çamur toprak; insan vücudunu meydana getiren hamur, insan vücudu. clayey, clayish (s). killi, kil gibi. clay pigeon kilden yapılmış ve havaya fırlatılan nişangâh. potter's clay çömlek çamuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merhamet şefkat; müsamaha, hoşgörü; yumuşak başlılık; mülayimlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merhametli, şefkatli; yumuşak başlı; yumuşak ve latif (hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bulut; duman veya toz bulutu; leke. cloudburst (i). sağanak. cloud-capped (s). bulut ile kaplanmış (dağ tepesi). cloud chamber (fiz). buhar hücresi cloudland (i). hayal. in the clouds hayal aleminde dalgın. under a cloud şüpheli; dertli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamamböceği, (zool). Blatta orientalis; karafatma, (zool). Carabus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). morina yavrusu; (ing). birkaç çeşit elma; ham elma. codling moth bir çeşit meyva kurdu, (zool). Carpocapsa pomonella.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Süzülüp suyun dibine duran çamur, lüleci ve çömlekçi çamuru, süzülmüş balçık. 2. Yağsız sütten yapılmış, çok tuzlu bir cins ham peynir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin çok olması. Ar. kesret, vefret, ziyâdelik, bolluk: Zahirenin çokluğu fiyatı düşürüyor. 2. Kalabalık, izdihâm. Nerede çokluk, orada... 3. Çok kere, çok defa, sık: O, bize çokluk gelmiyor, o mal bu memlekette çokluk bulunmuyor (bu mânâ ile başlıca menfî cümlede kullanılır). 4. (gramer). Cemi, (uydurması) çoğul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). duygusuz, merhametsiz, hunhar; soğuga karşı hassas; (biyol). soğuk kanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaka; gerdanlık; halka, kuşak; tasma, hamut; (zool). hayvanların boynunda yaka şeklindeki teekkül; (bot). kökle sapın birleştiği nokta. collar band gömleğin yaka şeridi. collar beam (mim). çatının kuşaklık kirişi. be hot under the collar kızmak, öfk

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanma, tutuşma; (kim). ısı ve ışık veren oksitlenme. combustion chamber yanma hücresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma fırını, yakım ocağı. combustion gases yakım gazları. combustion motor yakımlı motor. combustion period yanma süresi, yakım

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ticaret, iş, alım satım; toplumsal ilişkiler; cinsel ilişki. chamber of commerce ticaret odası. domestic commerce iç ticaret. foreign commerce dış ticaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şefkatli, merhametli, sevecen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, bir araya gelme; kalabalık, izdiham; bir park içinden geçen araba veya gezinti yolu; istasyon binasındaki hol; atletizm sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

conflux (i). kavşak, iki akarsuyun birbirlerine karıştıklarl nokta; kalabalık, izdiham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tıkanıklık, izdiham, kalabalık; (tıb). kan toplanması, kan hücumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Uzak Doğuda, özellikle Hindistan ve çin'de) hamal veya rençper.

Şifalı Bitki

(siyah susam): Düğünçiçeğigillerden; susam iriliğinde siyah tohumları olan bir çeşit bitkidir. Güzel kokuludur. Hamurişlerine çeşni vermek için kullanılır. Yurdumuzda 12 türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa; baş ağrısını keser. Nezle ve sara hastalığında tütsü yapılır. Suyu ile sivilcelere pansuman yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tıkamak, tıkayarak sokmak, sıkıca doldurmak; tıkınmak, tıka basa yemek; imtihan öncesi çok çalışmak; (i). kalabalık, izdiham cram-full (s). dopdolu, ağzına kadar dolu. cram it down his throat ağzına tıkmak, zorla kabul ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itham etmek, suçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz işareti; haç, put, çarmıh, salip, istavroz; isa'nın öIümünün sembolü olarak kullanılan haç şekli; keder, gam, elem, cefa, dert, musibet; dörtyol ağzı; melez. bear one's cross eziyete sabırla tahammül etmek, dertli olmak. Red Cross Kızılhaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalabalık, izdiham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ham, rafine edilmemiş; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi; (i). ham petrol crudely (z). kabaca; edepsizce. crudeness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zalim, gaddar, insafsız, merhametsiz; çekilmez, dayanılmaz; çetin, müşkül. cruelly (s). zalimane, insafsızca. cruelty (i). zulüm: zülmetme: gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yağda kızartılmış halka şeklinde veya burmalı hamur tatlısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekmek kadayıfına benzer kızarmış bir hamur tatlısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ezme, baskı, sıkma; kalabalık, izdiham;(k).dili şiddetli ve geçici sevgi, tutku, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağlayan. a crying shame çok yazık.

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü hamurla örtülerek pişen yemekler için kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Copper Units of Pressure In this pressure measuring technique a hole is drilled in the chamber and a piston fitted that presses on a calibrated copper slug The whole assembly is held in place with a yolk When the cartridge is fired the piston presses on t

Türkçe Sözlük

(I. A.) («dehâmet» den). Fazla kalın olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. circle. department. office. ring. round. apartment. flat. room. section. hall. administration. office building. ward. tenement. roundel. compartment. compass. studio. accomodation. area. bureau. chamber. circle chart. circuit. desk. hi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. brand. mark. marker. seal. stamper. rubber stamp. signature seal. branding iron. bad name. stigma. punch. ink pad. marking. bit pad. marking bit. hallmark. earmark. stamping. score. datemark. die hammer. sign marker. monogram. label. identifica

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir sıvıdan bir küçük küre teşkil edip düşen miktar. Ar. katre: Bir damla su, bir damla yağmur düşmedi. 2. damla ile akıtılan ilâç: Doktorun gözüme verdiği damlalar iyi geldi. 3. Yüreğe birdenbire gelen bir çeşit inme ki halk bir damla kan damlamasına hamleder, sekte-i kalb (kalb sektesi): Damla gelmiş. Damlaya tutuldu, mec. Bir damla = Pek az: Bana bir damla su vermediler. Damla damla = Azar azar, katre katre. Damla sakın — Sakızın saf ve iyisi. Damla yakut = Yakutun pek güzel renklisi, donuk olmayan, en beğenileni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sham. put-up job. thrown game. rigged game. collusion. frame- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

Şifalı Bitki

(akdarı): Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi’den aldıklarını söylerl(Erkek İsmi) En meşhur eseri Camiu’s-Sahih’dir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishevelled. shambolic. slummy.

Türkçe Sözlük

(i.). Dayanan, dayanıklı. Ar. mütehammil, Fars. tâb-Aver.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arkayı veya vücudun diğer bir yerini bir şeye yükleterek durmak. Osm. istinâd etmek, yasdanmak: Duvara dayandım, oğlunun koluna dayanmıştı. 2. Güvenmek, itimat etmek: Ben, size dayandım. 3. Sebat ve mukavemet etmek, metanet göstermek, durabilmek: O mevkide iki gün dayandı. 4. Sürmek, yaşamak, bozulmamak, devamlı olmak: Bu bina, bu esvap, bu hayvan çok dayandı. 5. Sabır ve tahammül etmek: Soğuğa, sıcağa, acıya dayanmak: Ben artık dayanamam. 6. İyilikte, yardımda bulunmak, imdada yetişmek: Askerle, erzakla dayandı. 7. Arkasını vermek, altına girmek: Siz de dayanın, kaldıralım, hep birden dayanalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yeraltı işçisini hava basıncından kurtarmak. decompression chamber uçuşa hazırlık için normal basıncı azaltan kapalı hücre.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Öteye itme, kakma, cezb ve celb’in zıddı: Gök cisimlerini yerli yerinde tutan cezb ve def kaidesidlr. 2. Savma, men, savuşturma: Bu ilâç sıtmayı def eder, öyle muzır bir adamı her yerden defederler. Olmak fiiliyle de kullanılır: Hele buradan defolup gitti. Hamdolsun baş ağrısı defoldu, defol, yıkıl, eksik oll 3. Verme, ödeme, sarf, harç (bu mânâ ile dilimizde masdarı az kullanılmıştır; ism-i mef’Ülü «medfûAt» kullanılır). 4. Ortadan kaldırma, imha etme, bertaraf etme: İhtiyaçlarını def etmek: Gaileyi def etti. 5. (hukuk) Davalı tarafından davacının davasını def edecek bir dava açılması. Def’-i hâcet = Abdest bozma.

Şifalı Bitki

(Laurus nobilis): Defnegillerden yaprakları güzel kokulu ve yaz kış yeşil olan ağaçtır. Boyu 2 metre kadardır. Akdeniz kıyılarında yetişir. Meyveleri yuvarlaktır. Rengi siyahımtıraktır. Yapraklarından yeşil renkli bir yağ çıkarılır. Kullanıldığı yerler: Terletir, ateşi düşürür, vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar, Hazmı kolaylaştırır. Sinir ağrılarını (nevralji) dindirir. Yağı bazı merhemlerle karıştırılır. Baharat olarak da kullanılır. Hamileler kullanmamalıdırlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Kayıkçıların, hamalların onbaşısı. Şimdi taksi ve dolmuş kâhyası.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin merhametine yahut himayesine sığınma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacksmith. ironsmith. forger. hammersmith. smith. smithy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ihbar etmek, haber vermek, ifşa etmek; mukavele veya anlaşmanın fesholunacağını haber vermek; suçlamak, itham etmek, bir kimsenin kusurlarını açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açıklamak, ifşa etmek, suçlamak itham etmek; bir kimsenin kusurlarını açığa vurmak. denuncia'tion (i). açıklama, ifşa ihbar, itham uyarma, ikaz. denunciative, denunciatory (s)., ihbar kabilinden. denunciator (i). ihbar eden kimse muhbir kimse; itham

Türkçe - İngilizce Sözlük

spike. depository. depot. magazine. storehouse. tank. warehouse. store. can. canister. jerrycan. reservoir. storage tank. storage room. yard. bin. garner. pack house. chamber. stock room. hopper. silo. security. deposit. garage. repertory. standpipe. chan

Finansal Terim

(Depositary Receipt)

Yerel bir saklama kuruluşunda depo edilen yabancı menkul kıymetleri temsilen çıkarılan ve bu menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, bunlara özdeş, hamiline yazılı, nominal değeri temsil ettiği yabancı menkul kıymetin para birimi cinsinden ifade edilen sermaye piyasası aracıdır.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Zarf hâli gösterir; de, içinde: Der-anbâr = Anbarın içinde. Deranbâr etmek = Anbara koymak. Der-kenâr = Kenarda, hâmişte. Der-kenâr etmek = HAmişte not olarak yazmak. Der-piş = Önde. Der-Ağûş = Kucakta. Der-hâtır etmek = Hatıra getirmek (yalnız böyle Farsça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kenâr = kıyı). Kenarda bulunan, bir yazının kenarına yazılmış mütalaa ve ifade, not, hâmiş, hâşlye: Derkenâr etmek. Bir derkenâr yazmak. Bâ der-kenlr beyin etmek = Notla göstermek.

Şifalı Bitki

(tereotu): Maydanozgillerden iplik biçiminde yaprakları olan güzel kokulu bir bitkidir. Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Hazmı kolaylaştırır, midenin gereği gibi çalışmasını sağlar. Hıçkırık ve hava yutmayı önler. Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Aybaşı kanamalarının kolay olmasını sağlar. Anne sütünü artırır. İştah açar. Ağız kokusunu giderir. Çocuklardaki gaz ağrılarını giderir. Yemeklere ve salatalara tat vermek için konur. Hamileler kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çok kalabalık, izdiham. 2. Bir zerdali çeşidi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give a leg up. give countenance to. keep smb. in countenance. lend countenance to. encourage. support. brace. prop. shore. stand by. buttress. back up. strengthen. advocate. assist. bear out. bear smb. out. bolster. bolster up. buoy. champion. counte.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assist. brace. buoy. buttress. carry. champion. cheer. countenance. endorse. favour. found. nourish. prop. shore. strengthen. subsidize. support. uphold. to prop up. to shore up. to support. to back up. to countenance. to uphold. to champion. to endorse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yemeği çok biber ve baharatla hazırlamak veya kızartmak; makinada ezip parçalamak (paçavra); (k).dili canını sıkmak, üzmek. deviled ham bir çeşit ezme jambon, krakova.

Türkçe Sözlük

yahut DEVLETLU 1. Dünyada. veya ahirette talih ve saadet veya makam ve nimet sahibi: Ne devletli adamdı. 2. Osmanlı devletinde vezirlere ve müşirlere verilen unvandı: Devletlû paşa hazretleri. Sadrâzamlara fehâmetlû devletlû, eski sadrâzamlara: Übbühetlû devletlû, şeyhülislâmla ra: Devletlû semâhatlû, seraskerlere devletlû atûfetlû, dârüssaâdet-iş-şerîfe ağalarına devletlû inâyetlû, mekke şeriflerine devletlû siyâdetlû, şehzâdelere devletlû necâbetlû unvanları verilirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hiçbir dine bağlı olmayan veya dinin hükümlerine riayet etmeyen. Ar. mülhid: Dinsiz adam. 2. mec. Merhametsiz. Allahtan’ korkmaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dinsiz adamın hali. Ar. ilhad: Dinsizlik bütün Alemde kötü görülür. Dinsizlikle suçlandırılmıştı. 2. mec. Merhametsizlik, gaddarlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da elbise demek olduğu halde Osmanlıca’da yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiplerinde bolluk mânâsında kullanılırdı: Asâr-ı merhamet-disâr = Merhametle dolu eserler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coffee and smoking saloon. a long backless sofa a Muslim council chamber or law court a collection of Persian or Arabic poems a Muslim council of state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long backless sofa. a Muslim council of state. a collection of Persian or Arabic poems. a Muslim council chamber or law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persian term initially designating the official registers,later the administrative offices of the state, and finally the sovereign's council of state There was a distinction between the Divan i-Am, or chamber for public audience with the prince which was

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğmak işi: Doğum kolay oldu. 2. Bir kimsenin doğduğu yıl: Ahmet kaç doğumlu? Doğumevi = Yalnız doğum yapacak hamile kadınların yattığı hastane.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı yahut tahıl gibi bir şeyi bulunduğu kap veya yerden dışarıya veya diğer bir kaba boşaltmak. Osm. sabbetmek: Su dökmek; şarabı fıçıya dökmek. 2. Düşürmek, Osm. ıskat etmek: Ağaçların bir kısmı yapraklarını döker, bir kısmı dökmez; hastalık bütün saçımı döktü. 3. Saçmak, sepmek, ekmek: Tavuklara yem döktüm. 4. Akıtmak, Osm. isâle ve irâka etmek: Göz yaşı dökmek. 5. Vücutta sivilce gibi şeyler çıkarmak: Vücudunun her tarafında çıbanlar dökmüş 6. Gemi veya demiryolu vesaire ile çıkarmak.Osm. sevk ve tahşîd etmek: İngilizler, Hin298 distan’a birçok mühendis döktüler; filan devlet hududuna asker döküyor. 7. Erimiş maden vesaireyi kalıba boşaltmak: Hurufat dökmek; top dökmek. 8. Sulu hamuru kaynar yağın içine veya sıcak saçın üzerine akıtıp bazı yenecek şeyler hazırlamak: Lokma, kadayıf dökmek. 9. Tüy ve hav gibi şeyi kaybetmek: Bu kadife çabuk havını döker; hayvanlar bu mevsimde tüylerini dökerler. 10. Dışarı atmak: Şu suyu, şu süprüntüyü dökün. Ayağına sıcak su dökmek = İyi karşılamak. Ter dökmek = Terlemek. Su dökmek = İşemek, Osm. tebevvül etmek. Kan dökmek = Muharebeye gitmek; canını feda etmek. Göz yaşı dökmek = Ağlamak. Yüz suyu (Osm. Ab-ı rû) dökmek = Haysiyetini ayaklar altına alıp yalvarmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A megalithic chambered tomb, with a large flat stone laid on upright ones.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boş yeri kalmamış. Fars. pür: Dolmuş testi, sandık, araba 2. Artık tahammül olunamayacak, taşacak derecede hiddetlenmiş: Osm. pür-hiddet, pürgazab. 3. İskelede, doluncaya kadar yolcu alıp, dolunca hareket eden nöbet kayığı, doldurma suretiyle yolcu taşıma, bu şekilde yolcu taşıyan nakil vasıtası. Dolmuşa gelmek = Kandırılmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Patlıcangillerden bir bitki ve içi pek sulu kırmızı meyvası, domates. Domatesin hem tazesi, hem de saklanmış suyu veya ezmesi yemeğe lezzet vermek için kullanılır. Amerika’dan gelmiştir ve çok çeşitleri vardır: Kırmızı domates, salkım domates: Yeşil domates = Bazı yemek ve turşularda kullanılan ham domates (Fr. tomate).

Türkçe Sözlük

(i. aslı tonuz) Pisliğiyle tanınmış dört ayaklı bir hayvan. Yabanî ve ehlî çeşitleri vardır. Ar. hınzır, Fars hûk. Yavrusuna çorpa derler. Pislikten, inat ve merhametsizlikten yahut fazla kuvvetten kinaye olarak tahkir mânâsında kulla nılır: Ne domuzdur. Domuz ağırşağı, ekmeği, ayrığı = Bir cins kök. Domuzayağı = 1. Tüfek sıkısını veya şişe tıpasını çıkarmaya mahsus burgu. 2. Vaktiyle, düşmanın ayağına batmak üzere yola atılan demirden sivri uçlu üçgen ayak oltası. Domuz arabası = Bir cins zırhlı araba, seyyar küçük metris. Domuzelması = Domalan. Domuz yağı = Domuzun derisi altında ve etinin üstünde kalın bir tabaka halinde bulunan yağ.

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz huyluluk, merhametsizlik: Yine domuzluğu tuttu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). herhangi koyu bir sıvı veya hamurumsu preparat; (hav). uçak kanatlarının yapımında kullanılan bez cilâsı; dinamit yapımında kullanılan madde; (argo). uyuşturucu madde, narkotik; (argo)., spor doping, uyarıcı ilâç; (argo). budala kimse; (argo)

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamur; hamur gibi herhangi bir şey; (argo). para. doughy (s). hamur gibi, hamur kıvamında olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beaten. wrought. hammered. forged. beating. battering. basting. pounding. pound. tanning. hammering. tattoo. dressing-down. hiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give a beating. dust smb.'s jacket. beat. pound. punish. tan. knock about. knock around. thrash. give smb. a thrashing. hammer. forge. bash up. baste. batter. beat out. beat up. belabor. belabour. bruise. cane. castigate. chastise. cl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beat. birch. flog. pound. to beat. to flog. to thrash. to hammer. to forge. to pound. to bombard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to flog. to forge. to pound down. to shell. to bombard. to thresh. to hammer. to pound. to strike. to beetle. to batter. to hit. to grind. to ram. to knock. to tramp. to thrash. to mill. to maul. to lash. to draw. to brake. to.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamt ve şükran duası, hamt ilahisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (drew, drawn) çekmek, sürüklemek; (kuyudan su) çekmek; silah çekmek; cezbetmek, ilgi çekmek; çizmek, resmetmek, kelimelerle tasvir etmek; içine çekmek, emmek (hava, sıvı); ilham almak, kaynak olarak kullanmak; almak (faiz, pa ra); suyunu boşaltm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürme, sürüş; araba gezintisi; araba yolu; hücum etme; (psik). itki; hayvanları toplayıp gütme; kuvvet nakli, işletme tarzı; hamle; enerji, kuvvet, gayret; (mak). döndürme mekanizması. drive shaft (mak). işletme (hareket) mili, çevirme mili. drivew

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak. 2. mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit meyvalı hamur tatlısı; kaynar çorba içinde pişen küçük hamur parçası; (k.dili) kısa boylu ve tombul kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüzün, neşesizlik, keder; kuruntu, evham. down in the dumps melankolik bir halde. dumpish, dumpy (s). melankolik, hüzünlü, kuruntulu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uğrama, Osm. dûçâr olma, tutulma: Yoksa nereden düş olurdum bu hayâl-i hâma ben. 2. Tesadüf, raslama: Düş gelmek = Raslamak, rasgelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceitful. tricky. left-handed. crafty. cross. designing. gadgety. intriguing. pettifogging. roguish. serpentine. trickster. impostor. bilker. deceiver. falsifier. intriguer. racketeer. rogue. shammer. shyster. tartar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

false. forged. fake. sham. spurious düzme. sahte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (dyed, dyeing) boya, kumaş boyası, renk, boyayıcı madde; (f). boyamak, boyanmak. dyestuff (i). boya ilacı. dyed in the wool (s). ham madde halinde boyanmış; hakikî, öz tamamıyle. doubledyed (s). iyi boyanmış; huyları kökleşmiş, yerleşmiş inanç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ham ipek veya keten rengi; bu renkte kumaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجزا] parçalar. 2.ilaç hammaddeleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hussy. indecent. nasty. naughty. spicy. immoral. ill-mannered. shameless. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-mannered. rude. shameless. insolent. / adj. ill- bred. immoral. impudent. indecent.

Türkçe Sözlük

(i. Ar. c.) (m. efham). (bk.) Efham.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahîm’den itaf.) (c. efâhîm). Daha veya pek büyük ve Alî, daha fehâmetli: Asaf-ı efham, efâhim-i vüzerâdan = Vezirlerin en büyüklerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çabuk anlayan. 2.Zihni açık olan. 3.Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz.Fehamet).

Türkçe Sözlük

(İĞRİ) (i.). 1. Bir tarafa meyleden, çarpık, doğru olmayan. Ar. muavvec, münhanî: Eğri odun, eğri yol. 2. Kemerli, bükülmüş. Ar. mukavves: Eğri kılıç. 3. mec. Söz ve işinde doğruluk olmayan, yalancı: Eğri adam. 4. Doğru olmayan, yalan. Ar. kâzib: Eğri söz... Doğru olmayarak, bir yandan çarpık: Eğri gitmek: Eğri oturmak, i. Eğrilik, Ar. İvicâc: Eğrisini doğrultmak, eğriden hoşlanmak. Eğri bakmak: 1. Kin ve hiddet nazariyle bakmak. 2. Şaşı olmak. Eğri büğrü = Her tarafı çarpık, muntazam olmayan: Eğri büğrü ağaç. Boynu eğri = 1. Merhamet çeken. 2. Bir çeşit çiçek, iri nergis. Eğri çehre = Ekşi yüz, abusluk. Çehre eğrisi = Gazap, hiddet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

HAMILTON-SMITH Elery, 1998, Pers comm to Max G METH.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. hadîs). Hadîsler, Hz. Muhammed’in sözleri, (bk.) Hadîs.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. tarih). Hz. Muhammed’in ailesi; ehl-i beyte kızı, damadı ve torunları dahildir.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) CAferî mezhebinden olan Şİİler’de Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki imam: Hz. Alî, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeyn-ül Abidîn, imâm-ı BAkır, Ca’fer-üs-SAdık, MÜsâ KAzım, Alî bin MOsâ, Muhammedin Nakî, Aliyy-üt-Takî, Hasan-ül-Askerî, Imâm-ı Mehdî.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı etmek). 1. Çeşitli tahıllar, bilhassa buğday unundan yapılmış hamurun ateşte yahut fırında veya tepside pişmesi ki, başlıca insan gıdalarındandır. Ar. hubz, Fars. nân: Buğday, mısır, arpa, çavdar ekmeği. 2. Yiyecek, yemek. Ar. taam. 3. Geçinecek, maişet: Ekmeğini çıkarmak. 4. iş, memuriyet, hizmet, vazife: Beni ekmeğimden edeceksiniz; memuriyetimi kaybetmeme sebep olacaksınız. Ekmek ufağı = Ekmek parçacıkları, tükenti. Ekmek içi = Yumuşak olan iç kısmı. Ar. nerme. Ekmek kabuğu = Üst ve alttaki kıtırı. Ekmek gibi = Pek eziz ve kıymetli, pek lâzım, vazgeçilemez nesne. Ekmeği dizinde = Temelsiz, geçici nimet veya hizmet. Ekmeğine yağ sürülmek = Arzusuna fazlasıyle kavuşmak. Paynir, ekmek = Yavan yemek. Tayın ekmeği = Askerlere verilen beylik ekmeği. Tuz, ekmek hakkı = Nimete teşekkür. Kuru ekmek = Katıksız, sade ekmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ekmek yapmaya mahsus: Ekmeklik hamur.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek çok zaman, en ziyade, ekseriyet üzere, alel-ekser: Şairler ekseriyâ ilhamlarına tâbi olurlar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatma duygusu ile dil ve ağzı buruşturarak yakan ve mutedili hoşa giden asit (hâmız): Ekşi limon, portakal, ayran, boza. 2. Mayalanıp ekşiyerek bozulmuş, ekşimiş: Ekşi hamur, şarap. 3. mec. Hoşa gitmez, nahoş, gülmez, abûs: Ekşi yüz, çehre. Ekşi şey, ekşilik. Ar. humz: Bu limonatanın ekşisi az, bu yemeğin eşkisi yok. S. Hamur mayası. Ekşi aş = Erikle etten yapılan bir çeşit yemek. Ekşi su = Asidi olan maden suyu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ekşi olmak, ekşilik kazanmak: Şıra, ayran, şarap ekşidi. 2. Mayalanmak, Osm. tahammür etmek: Hamur ekşidi. 3. Bayatlamak, bozulmak: Bu yemekler ekşidi. 4. Ekşilik hasıl edip rahatsız olmak. Midem ekşidi. 5. Asık suratlı, abûs olmak: Çehresi ekşimişti. 6. Çok sürünmek, bitirilmemek: Bu iş elimizde ekşidi. Başa «kşimek = Musallat olup def olmamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i tarif, hamd = şükür, lillâh = Allah’ındır). Şükür Allah’a, Cenabı Hakk’a şükürler olsun. El-hemdü-lilllh alâ külli hâl = Her halde Allah’a şükürler olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevk, canlılık, ateşlilik; hamle, davranma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Elekten geçirmek, elekle çalkamak, eleklemek: Unu elerler de sonra hamur yaparlar, mec. 2. İnceden inceye arayıp tarayarak araştırmak ve teftiş etmek. 3. Seçmek, ayıklamak.

Türkçe Sözlük

(f.) (un vesaireyi) Elekten geçirtmek, bir vasıta ile elemek: Bu unu eletmeden hamur yapmamalı.

Türkçe Sözlük

(si.). Beş defa on, yüzün yarısı. Ar. hamsîn, Fars pencâh: Elli gün, elli koyun.

Şifalı Bitki

(malus): Gülgillerden çiçekleri pembe, oldukça yüksek bir ağacın meyvesidir. Meyvesi (elma); çoğu yumruktan küçük ve yuvarlak, kabuğu parlak ve sert, kırmızıdan yeşile kadar türlü renktedir. Çekirdekleri ufaktır. Dokusu gevşektir. Kokusu hoş, tadı mayhoş veya tatlıdır. Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik gibi birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolestrolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastaları için faydalıdır. Dizanteri ve paratifoda iyileşmeye yardımcı olur. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Susuzluğu keser. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, Ar. emn, emniyet: O ülkede emn ü emân vardır. 2. Af, müsaade: Eman vermek (aman vermek). 3. Sığınmak, teslim olmak: Emân istemek: El-emân (el aman) = Af, merhamet, medet. Emân vermemek = Müsaade etmemek, aslâ merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi-emân-Allâh = Allah selâmet versin, (bk.) Aman.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korkusuz kimse. 2.Emniyette olan. 3.İnanan, güvenen. 4.İnanılır, güvenilir. 5.Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6.Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. - 7.(Hz.Muhammed (s.a.s) ve Cebrail’in adı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Arabian military commander, independent chieftain, or ruler of a province; also, an honorary title given to the descendants of Mohammed, in the line of his daughter Fatima; among the Turks, likewise, a title of dignity, given to certain high officials.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yığın, cemaat, kalabalık, izdiham.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meclis, cemiyet, şûrâ: Encümen-i dâniş = Akademi. Encümen-i teftiş ve muayene = II. Abdülhamid devrinde sansür komisyonu (halk dilinde Evcimend = Bir yere toplanma, öbek olma).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çek veya poliçenin arakasına imza etmek, ciro etmek, vesika arkasına bir şey yazmak; onaylamak, uygun bulmak. endorsee' i. poliçeyi hamil, poliçeyi elinde bulunduran kimse. endor'ser i. ciranta, bir senedi ciro eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahammül, sabır, dayanma, kaldırma, tahammül gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dayanmak, tahammül etmek, çekmek, kaldırmak, katlanmak; devam etmek, sürmek. endurable s. katlanılabilir, dayanılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dayanıklı, sabırlı, tahammüllü; ebedi, devamlı.

Yabancı Kelime

Fr. industrie

sanayi

Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. balk. check. cramp. encumber. foil. forestall. frustrate. hamper. handicap. impede. prohibit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to prevent. baffle. balk. bind. blanket. check. clog. debar. disappoint. disrupt. hamper. inhibit. interfere. put the mocks on. obstruct. preclude. prohibit. shackle. shut in. thwart. trammel. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. block. check. cripple. cross. curb. discourage. frustrate. hamper. handicap. hinder. inhibit. interfere. obstruct. preclude. prevent. restrain. stop. stunt. thwart. to hinder. to impede. to obstruct. to prevent. to thwart. to frustrate. to restrain.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzüm. Ab-ı engûr = Şarap, Osm. hamr, bâde, mey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. wrack. wreckage. ruins. break-down. remnant. salvage. detritus. shambles.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevk, gayret, istek, heves; sanat aşkı; kuvvetli ilham. enthusiasy i. şevkli kimse, taşkın ve hararetli kimse; aşırı taraftar. enthusias'tic s. şevkli, hararetli, gayretli, hevesli. enthusias'tically z şevkle, gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) destansı, hamasi, menkıbevi; (i.) destan; bu tür konulu roman veya oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tarih; devir; çağ Christian era milâdi tarih. Mohammedan era hicri tarih.

Türkçe Sözlük

(i. A. rahim’den). Çok merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. F. iplik demek olan rişte’ den). Hamurdan kesme taze ev şehriyesi: Erişte çorbası.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurun yapışmaması için tepsiye un serpmek.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (ezandaki «hayye aie’s-saiâ» dan). Meydan okuma tâbiri, kendine güvenen meydana çıksın! İşte meydan: Aşk ateşine tahammül eden varsa essalâ!

Türkçe Sözlük

(i.). Merkebe yakışır bir surette, kabalık ve hamakatle: Eşekçe oynuyor; eşekçesine hareket ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Kabalık, budalalık, hamakat, münasebetsiz hal ve hareket: Eşeklik etti; eşeklik lâzım değil.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şefikten itaf.). Daha veya pek şefkatli, muhabbetli ve merhametli: Eşfak olan Allah.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha şefkatli, çok merhametli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) -1.Rüzgar, sabah rüzgarı. 2.İlham, çağrışım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ortaya çıkmasından beri çok zaman geçmiş olan. Ar. kadtm, atîk, Fars dîrîn, göhen: Eski zaman, eski maden, eski adamlar, eski şarap. 2. Şimdikinden önce olan. Ar. mukaddem, sabık, sâlif, Fars. pîşîn: Yenisi, eskisini aratıyor, eski bahçıvan. 3. Eskiyip yerleşmiş. Ar müzmin: Eski bir öksürüğüm vardır. 4. Kıdem kazanmış, kıdemli, Fr. doyen: Vezirlerin en eskisi. 5. Hükmü geçmiş, Ar. muattal: Eski takvim, eski moda. 6. Yaşlı, ihtiyar. Eski adamdır. 7. Zamanla bozulmuş şey, Osm. fersude, köhne: Eski esvap, eski kundura. 8. Bozuk, harap, viran: Eski ev, eski kale. Eskiler = 1. Eski adamlar. Ar. kudemâ, mütekaddimîn. 2. Eski esvap vs. Eskiden = Eski zamandan beri, Ar. minelkadîm. Baş eski = Eskiden saray emektarlarının en kıdemlisi. Eski pabuç = Değersiz şey. Eski pabucumu alırsın = Bir şey kazanamazsın. Eski püskü = Köhne şey, yırtık pırtık. Eski tas, eski hamam = Eskisinden asla farkı yoktur. Eski kurt = Kurnaz adam, bulunduğu mesleğin her şeyini bilen kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yardımcı fiil olarak isimleri fiil haline getirmeye yarar: İş halletmek, sebat etmek, sükût etmek, bayram etmek. 2. Yardımcı fiil olarak değer anlatan sözlerle beraber kullanılır: Bu eser beş para etmez, iyi ettin de oraya gittin. Bunu söylemekle fena etmedi. 3. Tahammül etmek: Ben gezmeden edemem, oysa o, gezmeden de edebilir. Beni görmeden edemiyor. 4. Zaman anlatan kelimelerle beraber erişmek: Konuşa konuşa sabahı ettik. 5. Bir şeyden mahrum bırakmak: Böyle giderse onu ekmeğinden ederim. 6. Yapmak: Sorma bana neler ettiğini. Çocuk altına etti. Ettiği hayır kendisinin olsun. Ettiği kâr kalmak = Yaptığı kötülüğün cezasını çekmemek. Ettiği yanına kalmamak = Yapılan bir kötülüğün cezasını bulmak.

Finansal Terim

(Eurobond)

İhracı yapan ülkenin kendi para birimi dışındaki bir döviz cinsinden ve uluslararası bir konsorsiyum aracılığı ile bir banka ve/veya sendikasyon tarafından birden fazla ülkede eşannlı olarak ihraç edien, genellikle hamiline kayıtlı tahvilerdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çok Ah eden. 2. çok dua eden. 3. Merhamet duygusu kuvvetli olan. 4. İmânı sağlam. 5. Din bilgisi geniş adam. Kur’an’da bu kelime ile Hz. Ibrâhim vasıflandırılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok ah eden. 2.Çok dua eden. 3.Merhametli. 4.İmanı sağlam. 5.Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6.Kur’an-ı Kerimde bu isimle Hz.İbrahim vasıflandırılmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) deriyi sıyırmak, deriyi yüzmek; şiddetle suçlamak, itham etmek. excoria'tion (i.) deriyi sıyırma, sıyrılma; şiddetle suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mak.) egzos, egzos borusu; vakumla tozu dışarı atan alet. exhaustchamber (oto.) çürük gaz kutusu. exhaust pipe egzos borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bekleyen, ümit eden, uman (kimse). expectant mother hamile kadın. expectantly (z). bekleyerek,ümitle.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Müslümanlar’ı namaza davet ve namaz vaktini ilân için müezzin tarafından minarede veya başka bir yerde okunan tekbîr, kelime-i şehâdet. Ezan okumak, ezan vermek, ezan okundu, ezân-ı Muhammedi, akşam ezanı, ezan vakti. Ezanda = Geç vakit, akşam. Türk musikişinde dinî musikinin cami musikisi dalında bir formdur.

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Toz haline, yassı hale getirilmek, dövülmek. Osm. sahk olunmak: Bu boya ezilmeden kullanılmaz. 2. Basılmak, ağır bir şeyin altında kalarak veya sıkışarak yamyassı olmak: Arabanın altında kolu ezilmiş; bu portakallar, kavunlar ezilmiştir. 3. Mağlûp olmak, tahammülü pek zor bir sıkıntı altında perişan olmak: Bu arada o biçare ezildi; dert ve kederden ezilip gitti. Ezilip büzülmek = Maksadını açık söyleyemeyip de sıkılarak konuşacak söz bulamamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bundle of pieces of wrought iron to be worked over into bars or other shapes by rolling or hammering at a welding heat; a pile.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ululuk, büyüklük, azamet. Osm. ulüvv-i şân. Sadrâzamlara, Mısır hidîvi ve hükümdarlık hânedanı mensuplarına, yarı müstakil hükümet ve emirlik başında bulunanlara verilen resmî unvan: Zât-ı fahâmet-penShî = Sadrâzam.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahm’den) (c. fihâm). Çok kuvvetli, İtibar ve nüfûz sahibi olan, fahâmetli: Düvel-i fahîme = İtibar ve nüfûz sahibi devletler.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahâmet’den smüş) (c. fihâm (bunun yerine galat olarak fahîm kullanıyoruz). Büyük, ulu, azametli, Osm. muazzam, mükerrem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). nadas olarak dinlendirilen arazi, nadas; dinlendirilecek tarlayı sürme, nadas etme, canlıların hamile olmadığı devir: (s). nadasa bırakılmış, ekilmemiş; (f). dinlendirilecek tarlayı sürmek, nadas etmek. Iie fallow boş kalmak. fallow crop

İsimler ve Anlamları

(t.h.i.) (Erkek İsmi) - 870-950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin İslam aleminde yayılmasına yol açmış Türk filozofudur. Kendisine muallim-i sani (Aristo’dan sonra 2.üstad) unvanı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük tesiri vardır. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. Asıl adı “Ebu Nasır Muhammed’tir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mayasız, hamursuz ekmek, İsrailliler’in muayyen günlerinde yedikleri hamursuz ekmek. 2. Mayasız hamurdan kesilmiş, şeker ile yapılır sade bir tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kusur, kabahat, hata, yanlış; eksiklik, ayıp; spor faul, hata; (jeol). fay, çatlak; (f). kusur bulmak, kınamak, ayıplamak, takbih etmek; tenkit etmek; suçlamak, itham etmek; (jeol). fay husule getirmek. faultfinder (i). tenkitçi, her şeye kusur

Türkçe Sözlük

(i.). Hayırlı bir iş uğrunda şahsî menfaatlerini ve canını bile feda eden adamın hali. Ar. hamiyyet.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (çoğ). his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat; (s). duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt one's feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly (z). tesir ederek, hissederek,

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fahamet).

Türkçe Sözlük

(i.). Sadrâzama ve Mısır hidîvi ile prenslere verilen unvan: Devletlû fahâmetlû paşa hazretleri, Almanya prenslerinden fahâmetlû hazretleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zalim, insafsız vahşi, korkunç; öldürücü. in one fell swoop bir hamlede, bir çırpıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kadın. femme de chambre oda hizmetçisi. femme fatale baştan çıkartıcı kadın.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Semiz, şişman, etli, yağlı. Ar. mülahham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). tahammür ettiren şey, maya; tahammür, mayalanma, ekşime; telâş, karışıklık, galeyan, heyecan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayalanmak ekşimek, tahammür etmek; mayalandırmak, tahammür ettirmek: coşmak (fikir), heyecanlanmak, telaş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mayalanma, fermantasyon, tahammür: galeyan, heyecan, fer'mentative (s). mayalanan, mayalayan: mayalanma sonucu hasıl olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ziyafet; açık hava eğlencesi, piknik; (f). ziyafet vermek; ağırlamak. fete champetre (Fr). açık hava eğlencesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fütûh ve bunun c. fütûhât). 1. Açma, açış, Fars. küşâd: Feth-i bâb = Kapıyı açma. 2. Başlama, Agaz. 3. Zabt, bir şehir ve memleketi düşman elinden almak: istanbul’un fethi, Bağdat’ın fethi; Sultan Süleyman’ın fetihleri çoktur, islâm’ın başlangıç tarihiyle alâkalı eserlerde yalnız Mekke’nin fethi anlaşılır. Hz. Muhammed: Fetihten sonra hicret yoktur buyurmuşlardır. 4. Galip gelme, zafer. Ar. nusrat. 5. Arapça’da bir harfin üstünle okunması ve üstün harekesi. Fetha da denilir. Ebu’l-Feth = FAtih, istanbul’u fethe muvaffak olan Sultan Mehmed Han. Sûre-i feth = Kur’an’da Fetih SÜresi.

Türkçe Sözlük

(f.). Ekşimek, mayalanmak. Osm. tahammür etmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2.Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3.Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4.İnce taze ve güzel vücutlu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modifier indicating 1 that the value associated with a name, once assigned, cannot be changed, or 2 that a method cannot be overridden in a subclass, or 3 that a class cannot be extended. the championship final of an event in which the fastest eight swi

Türkçe - İngilizce Sözlük

The championship final of an event in which the fastest eight swimmers from the morning preliminaries compete Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The championship final of an event in which the fastest eight swimmers from the morning preliminaries compete.

Finansal Terim

(Commercial Papers)

İhraçcıların borçlu sıfatı ile düzenleyip ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı kısa vadeli sermaye piyasası aracıdır.

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Türkçe Sözlük

(i. A. yunanca’dan). Erguvan, (kimya) HAmız-ı fırfîr = Bir kimyevî terkip. (tıp) DS-ül-fırfîr = Kızıl hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çakmaktaşı; çakmaktaşı gibi sert olan herhangi bir şey. flint and steel çelik çakmak. flint glass billur, kristal. flint heartted (s). merhametsiz, taş yürekli. flintlock (i). çakmaklı tüfek. flint ware hamurunda çakmaktaşı bulunan iyi cins çanak çö

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bükülmemiş ham ipek, floş; kısa ipek telleri, ipek gibi yumuşak tüyler. floss silk elişlerinde kullanılan floş, ham ibrişim. dental floss diş aralannı temizlemeye yarayan mumlu iplik. flossy (s). tüylü, hafif ve yumuşak; argo şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzme, su üstünde durma; (tic). sermaye temini; esham ve tahvilât satma; maden cevheri tozunu belirli bir sıvı içinde yüzdürerek ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dipnot, hamiş; (f). dipnot koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gave, given) affetmek, bağışlamak. forgivable (s). affedilebilir. forgiveness (i). af, bağışlama, bağışlanma, mağfiret. forgiving (s). affeden, merhametli. forgivingly (z). affederek, merhametle. forgivingness (i). affetme hasleti, bağışlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

false. sham. without foundation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). navlun, nakliye ücreti; yük, hamule; yük katarı, marşandiz; (f). yüklemek; nakletmek. freight car yük vagonu. freight train marşandiz, yük treni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dost, arkadaş, ahbap; koruyan kimse, hami; yardımcı; (b.h). Kuveykır mezhebine mensup kimse. be friends with ahbap olmak. have a friend at court mahkemede dayısı olmak, arkası olmak. make friends dost kazanmak. make friends with someone bir kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma hamamlarında serinleme yeri, soğukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ted, ting) cam haline gelmeden önceki hammadde karışımı; (f). cam karışımını belirli derecede ısıtmak.

Yabancı Kelime

İng. fuel-oil

yağ yakıt

Ham petrolün damıtılması sonunda elde edilen ve yakıt olarak kullanılan ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sermaye, mal, fon; stok; ser vet; ço para: f sermayeye tahvil etmek; eshama çevirmek; sermaye bulmak veya temin etmek funded debt birleştirilrrıiş dev let borçları mutual fund tic kendi hisse senetlerini satıp tedarik edilen para ile baş ka fir

Türkçe Sözlük

(i.). Bir iş yaparken veya hamamda vesair yerlerde bele bağlanan ipek peştemal: İpek futa.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mert, lutufkâr, cömert, eli açık. Osm. sehâvet sahibi. 2. Tanzimat sonrası Osftıanlı devletinde mülkiyede râbia ve hâmise rütbelerinde bulunanlara ve askeriyede mülâzim ve yüzbaşılara resmen verilen unvan ve lâkap.

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emniyeti kötü kullanma, vefasızlık, hâinlik, hiyânet: Bana, emanetime gadretti (asıl Arapça’daki mânâsı budur). 2. Merhametsizlik, merhametsizce davranış, zulüm, sitem, cevr cefâ: Kimseye gadretmemeli. 3. Haksızlık, haksız yere zarara sokma: Bana gadroldu, gündeliği o dereceye indirirsek rençberlere gadrolurdu.

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan gelir ve yalnız şu Arapça tâbirlerde geçer): Gaferallah lehü = Tanrı ona af ve merhamet etsin! Gaferaliah zunûbihi = Tanrı günahlarını affetsin!

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan imüb.) (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biri). Çok af ve merhamet eden, fazlasıyle yari ıgayıcı: Cenâb-ı Hak gaffâr ve rahimdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2.Çok merhamet eden. Allah’ın isimlerinden. -(bkz.Abdülgaffar).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gufran’dan if). Bağışlayıcı, af ve merhamet eden: Cenâb-ı Allah gafir-üz-zunûb’dur = Tanrı, günahları bağışlayıcıdır (gaffâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gufrân’dan imüb.). Fazla mağfiret, af ve merhamet eden, pek bağışlayıcı: Allah gafur ve rahîmdir (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridir ve başkası hakkında kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah’ın isimlerinden. - (bkz.Gaffar).

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorious. victor. winner. triumphant. champion. conquering. prevailing. victor. winner. vanquisher. top dog.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çorap bağı, dizbağı, jartiyer; b.h. İngiltere'de dizbağı nişanı; f. çorap bağı ile bağlamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak yılan, zool. Thamnophis.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

Türkçe Sözlük

(a kısa) (i.). 1. Dinsizlik, Ar. küfr. 2. Müslümanlık dışında bir din, bilhassa Hıristiyanlık dini. 3. mec. Merhametsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kıskanma, kıskançlık: Korkarım gayret beni öldürür. 2. Sevgili ve kutsal bir şeye yabancıların tecavüz ve taarruzunu görmekten hasıl olan tahammülsüzlük duygusu. Ar. hamiyyet: Kendisinde vatan gayreti, din gayreti vardır. Aile hakkında gayretini herkes bilir. 3. Fevkalâde çalışma, himmet; rehavet mukabili: Bu işi bugün bitirmeye gayret etmeli. Bu iş sizin gayretinizle olacaktır. 4. Sabır, tahammül, bir belâ olunca erkekçe davranma: Böyle bir halde siz gayret etmelisiniz ki, sizin gayretiniz diğerlerine de teselli versin. Gayreti elden bırakmamalı. Gayret vermek = Cesaret vermek teselli etmek. Gayreti kesilmek = Cesaretini kaybetmek. Birinin gayretini gütmek = Ona taraftarlık etmek: Daima hemşehrilerinin gayretini güder. 5. e. Gayreti... = Davran, himmet et, çalışmaya devam eti

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gayrete gelmek, himmet etmek. 2. Kıskanmak. 3. Hamiyet göstermek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çalışan ve himmet eden, yorulmaz, bıkmaz, çalışkan. 2. Kıskanç. 3. Hamiyetli.

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret ve hamiyeti, çalışkanlık ve himmeti olmayan, hamiyetsiz ve gevşek.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamiyet, “çalışmama ve himmet eksikliği, hamiyetsizlik, gevşeklik.

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gayret’ten imüb. olup şedde (çift y) ile kullanılması yanlıştır). Pek kıskanç, karısını ve kendisine mensup her şeyi fazla kıskanıp yabancıların yakınlığını ve tecavüzünü asla çekemeyen. Pek hamiyetli, son derecede iyilik ve gayret sahibi. 3. Pek çalışkan, fazla çalışan ve himmet eden: Gayûr bir öğretmen

Türkçe Sözlük

(i.). Karnında cenin, dölüt bulunan, Ar. hâmile: Gebe kadın, gebe kısrak. Gebe etmek, gebe bırakmak = Tohumlamak. Gebe kalmak = HAmile olmak, tohumlanmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın veya dişi hayvanın karnında yavru taşıması. Ar. hami, habâle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gestation. maternity. pregnancy. gestation hamilelik.

Teknolojik Terim

Gece Mavisi, yeni ÇİZGİ tasarım konseptinden ilham alınarak yaratılmıştır. TV kapalıyken, dikkatin dağılmasına neden olmadan görüntüleme deneyimi keyfini en üstü düzeye çıkarmak için, siyah rengin karanlığına bağlı olarak, çerçeve tamamen yok olur. Ama yakından bakınca, gece yarısı gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi, odanızın gerçekten ayrılmaz bir parçası haline gelen çerçevenin içerisine katıştırılmış parlak tozları görebilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gelmek, beriye hareket etmek. Ar. vürûd, Fars. Amed: Babam dün geldi. Her akşam eve gelir. Çocuklar şimdi okuldan gelecektir. 2. Geriye dönmek, Osm. rücû etmek: Gidip gelme: Osm. azîmet ve avdet: Gittiği ‘yerden gelmez. Git ama, çabuk gel. 3. Girmek, yaklaşmak, başlamak, olmak: Yaz geldi. Ramazan geliyor. Tatil, imtihan geliyor. 4. Yetişmek, Osm. vusûl, muvasalat etmek: Vapur kaçta gelir? 5. Ortaya çıkmak, belli olmak, Osm. zuhûr etmek, peydâ olmak, hâsıl olmak, tebâdür eylemek. Kendisine bir alıklık geldi, iki günde bir sıtma gelir. Hatırıma, aklıma geldi. 6. Dokunmak, isabet etmek, rasgelmek: Başına bir taş geldi. Başına bir musibet gelmiş. Gelen çekilecek. 7. Uymak, uygun ve muvafık olmak, yakışmak: Bu palto bana gelmez. Bu kıyafet benim yaşımda bulunanlara gelmez. Bu hesap işinize gelir mi? 8. Tesadüfen olmak, bulunmak, çıkmak, tesadüf etmek: O çizme bana dar, kısa geldi. Yediğim yemek mideme ağır geldi. Yağan yağmur ekinlere çok iyi geldi. 9. Ğörünmek zannolunmak: Bu yol bana pek uzun geldi. Bu meyve size acı gelmedi mi? Bana öyle geliyor ki = Zannediyorum. 10. Çekmek, tahammül etmek, dayanmak: Bu at yüke gelmez. Ben çok yürümeye gelmem. O adam şakaya, latifeye gelmez. 11. Netice vermek, Osm. intâc olunmak, netice suretiyle hasıl olmak, müncer olmak: Bundan ne gelir? Bundan çok şey gelebilir. Bu hal neden gelir? 12. Dûçâr olmak, uğramak: Aha gelmek. Ahıma geleceksiniz. 13. Gelir getirmek, irâd olmak, vâridat ve aidat suretinde hasıl olmak: Çiftlikten, malından, vakıftan kendisine senede bir kaç bin lira gelir. 14. Kabûl etmek, muvafakat eylemek: Sonunda benim sözüme geleceksiniz. O da benim fikrime geldi. 15. Kabil olmak, uymak: Hesaba, kaleme, imlâya, tarife gelmek. 16. Çıkmak, görünmek, Osm. sudûr etmek, sâdır olmak: Benden öyle iş gelmez. O adamdan böyle bir iş gelebilir mi? 17. Yalandan göstermek veya görünmek: Görmezden gelmek = Görmez gibi olmak. Bilmezden gelmek — Bilmez gibi olmak, tecahül etmek. Arkadan gelmek = Takip etmek. Aşağı gelmek: 1. İnmek, Osm. nüzul etmek. 2. Yıkılmak, düşmek. Ağıra gelmek = Güce gitmek, hiddete sebep olmak. Elden gelmek = Mümkün olmak, iktidar dahilinde olmak: Bu iş benim elimden gelmez: Ben yapmaya muktedir değilim. Elden gelen = İktidar dahilinde olan, kabil ve mümkün olan: Elden geleni esirgememeli, yapmalı. Elden ne gelir: Ne yapılabilir? Ele gelmek = 1. Yakalanmak, tutulmak, Osm. ahz ve girift olunmak. 2. Sahip olunmak, tasarruf olunmak, müyesser olmak: Böyle bir mal kolay ele gelmez (geçmez). İçeri gelmek = Girmek, Osm. dühûl etmek. İçe gelmek = Kalbe doğmak, Osm. sünûh etmek. İşe gelmek = Yaramak, kullanılabilir olmak. İleri gelmek = Netice çıkmak: Bu hal neden ileri geliyor? İlerigelen = Hatırlı kimse: Kasabanın ilerigelenleri: Eşraf ve Ayânı. İmâna gelmek = 1. İnanmak, Müslüman olmak, Osm. ihtidâ etmek. 2. mec. Sonunda doğruyu kabul etmek, kanmak. Başa gelmek = 1. Üste çıkmak, Osm. tasaddur etmek. 2. Vuku bulmak. Derde uğramış olmak: Başıma bir belâ geldi. Başıma geleni bilseniz. Başıma neler geldi. Başı taşa gelmek

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar, ise de: Gerçi ağır bir şey ise de çaresi olmadığından tahammül etmeli. Eski nesir ve nazımda «gerçi kim» ve «gerçi ki» suretinde de kullanılır: Gerçi kim şiir değildir o kelâm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal chamber. nuptial chamber.

Türkçe Sözlük

(i.). Gerecek Alet: Çulha gergisi. Hamla gergisi = Kayığın kürek çekilirken ayak dayanılan tahtası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıvrılıp çekilme: Telin gerilmesi zordur. 2. (denizcilik) Gerilme kuvveti — Bir halatın gerilmekle tayin olunan tahammül kuvveti.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گرمابه] hamam. 2.kaplıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa mahmut otu, yer meşesi. wall germander yer meşesi, meşecik, bot. Teucrium chamaedrys. water germander sarmısak otu, bot. Teucrium scordium.

Türkçe Sözlük

(f. aslı geidirmek). 1. Gelmesini sağlamak, uzak yerden yakına sevk ve nakletmek. Osm. celb ve ihzar, sevk ve İsâl eylemek: Yemeği getirin. Çeşmeden su, çarşıdan kumaş getirdiler. Avrupa’dan hayli hediyeler getirmiş. 2. Beyan etmek, nakletmek, zikretmek: Her kaideye bir misal getirmek: Her sözde bir hadîs-i şerif getirir. İddiasını isbat etmek için Mevlânâ’nın bir beytini, filânın bir sözünü getirdi. 3. Koymak, vaz’etmek; sokmak: Yoluna getirmek, fiile, kuvveden fiile getirmek, meydana, vücuda getirmek. 4. Uydurmak, tatbik etmek: Kumaşı dalı dalına getirmek, yazıyı satırı satırına getirmek: Terzi şu paltonun yakasını iyi getirmemiş. 5. Kalbetmek, çevirmek, döndürmek: Kuraklık, ekinleri bu hale getirdi. Araplar vaktiyle bütün Kuzey Afrika ve Doğu ahalisini İslâm’a getirmişlerdir. 6. icab etmek, meydana gelmesine sebep olmak, ortaya çıkarmak, vermek: Bu rüzgâr kar getirir. Bu hava sıtma getirir. Ham meyve hastalık getirir. Bu ilâç bana bir sersemlik getirdi. 7. Hâsıl ve peydâ etmek, uğramak, dûçâr olmak: Pişmanlık, merak, sevda getirmek. İmana getirmek -İnandırmak. mec. Yoluna koymak, ıslah etmek. Bir yere getirmek: Toplamak, cem’etmek, biriktirmek. İki ucunu bir yere getirmek = idare etmek, gelirini giderine dengeli hâle getirebilmek. Hak getire = Allah vere, yok. Hatıra, zihne, akla getirmek = Hatırlamak, düşünmek. Dört ayağını bir yere getirmek = Var kuvvetini vermek, elden geleni uzak etmemek. Dünyaya getirmek = Doğurmak. Dile getirmek = Teşhir etmek, aleyhinde söz söylenmesine sebebiyet vermek. Sonunu getirememek = Nihayette başarısız olmak, varını kaybetmek. Geri getirmek = İade etmek. Geviş getirmek = (geviş getiren hayvanlar) Yediklerini tekrar ağza getirip çiğnemek. Yerine getirmek = İcra, ifâ etmek, yapmak: O, vaidlerini yerine getirir.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. medih, övme, ululama, yüceltme, hamt, sena.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gitme, gidiş; k.dili gayret, kuvvet, enerji; teşebbüs, hamle, sefer; başarı; k.dili anlaşma. All systems are go. Herşey tamam. Başlayabiliriz. Devam edebiliriz. He made a go of it. İşini başardı. It's no go, Olacak iş değil. gonogo gage standart d

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın ve birçok hayvanların karınlarının ortasındaki deliğimsi şekil ki, rahimde cenîn iken barsak gibi bir bağ ile anasına bağlı olup anasının kanı oradan kendi bedenine geçip dolaşır. Ar. surre, Fars. nâf: Çocuğun göbeğini kesmek; göbeğinde bir sancı vardır. 2. Lahana, marul gibi bazı sebze ve meyvelerin ortası, merkezi: Marul, salata göbek bağlamış. Karpuz göbeği. 3. mec. Orta, merkez, kalbgâh: Ta göbeğinde, şehrin göbeğinde, tavan göbeği, keçe, şal göbeği. 4. Kuşak, batın, karın, zürriyet, nesil: Beş göbek torunu. 5. Hayvanın göbek tarafı postundan ibaret kürk, Fars. nâfe (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Göbek kürk. Göbeği düşmek = Göbek fıtkına uğramak. Göbek sökülmek = Çok zor görmek. Göbektaşı = Hamamın ortasında göbeğin üzerine yatılıp kendini ovdurmaya mahsus mermer döşeli yüksekçe yer. Kadıngöbeği = Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerin gözle görülebilen ufuklardan itibaren yukarda kubbenin içi gibi görülen şey ki, boşluktan yani fezâdan ibaret olup, arada bulunan atmosferden dolayı açık mavi görünür ve bulut denilen buharlar olmadığı, zaman, gündüzün güneş ışığı ile aydınlık ve gece yıldızlarla süslü bulunur. Ar. semâ, felek, Fars. Asmân, sipihr: Göğe bakmak, göğe çıkmak, gökten düşmek, inmek, yer, gök: Arz ve semâ. Gökyüzü = Semâ boşluğu, Fars. rû-yı Asmân (vaktiyle tabakalardan mürekkep sanıldığı için çok defa cemi olarak kullanılır): Göklere çıkmak (her dilde olduğu gibi hava mânâsıyle de kullanılır). Gökteki bulutlar, gökte uçan kuşlar. Gökte ararken yerde bulmak = Uzakta veya zorlukla aranılan şeyi birden ve kolay ele geçirmek. Göğe çıkmak = 1. Pek yükselmek. 2. mec. Çok hiddet etmek ve kızmak. Gökten inmek = Harikulâde bir suretle ortaya çıkmak: Gökten zenbille inmek. Yer, gök titremek = 1. Çok gürültü olmak. 2. Pek dehşetli bir günah işlenmek. Göğün direkleri alınmak = Çok yağmur yağmak. Baş göğe ermek = Çok iftihâr etmek. Gökten ne yağar da yer kabûl etmez = Tanrı tarafından gelene insan tahammüle mecburdur. Gök gürültüsü veya gök gürlemesi = Şimşek çakınca veya yıldırım düşünce duyulan gürültü.

Türkçe Sözlük

göz, gök su, gök yemiş: Ham meyve. Gömgök = Büsbütün mavi, koyu mavi, masmavi, berelenmiş. Gök kandil (halk dilinde: Körkandil) = Zil zurna, pek sarhoş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Götürmek, yakından uzağa sevk ve nakletmek, getirmek mukabili: İzin verdiğimiz uşak, eşyasını alıp götürdü. On defa eşyasını getirip götürdü. 2. Koparıp almak, Osm. ref ve İzale etmek: Gülle bir kolunu götürdü. Atını su götürdü. 3. Kaldırmak, tahammül etmek, kabil ve mütehammil olmak: Bu pirinç çok su götürür. Sert adamdır, lakırdı götürmez. 4. Almak, taşıyabilmek: Bu kap iki okka götüremez. Su götürmek = Tevile müsait olmak. Başka türlü ifadeye müsait olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleme, Osm. intizar, terakkup, tarassut. 2. İki çeşit hamur ki, biri tatlı diğeri börektir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarafet, letafet, nezaket; inayet, Iütuf, merhamet, gufran, kerem; rahmet; fazilet; şükran duası (sofrada); mühlet, müsaade (borç için); (müz.) asıl melodiye ilave edilen ve ufak olarak yazılan notalar; (f.) süslemek, tezyin etmek; şeref vermek

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ünlem cana yakın, şirin, hoşsohbet, mültefit; merhametli, kerim, rahim; ünlem Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Haşmetmeab Kral Hazretleri. graciously (z.) zarif olarak; sıcakkanlılıkla, cana yakınlıkla. graciousnes

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metric unit of weight One ounce equals 28 4 grams. metric measure of mass used for small objects -- 'A MacTruckie's hamburger weighs 115 grams '.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hamile, gebe. gravid'ity (i.) gebelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), büyük, kocaman, iri, cüsseli, azametli; çok, sayıca çok, külliyetli; uzun, sürekli; fazla; önemli; yüksek, meşhur; asil; mahir, usta; fevkalade; (k.dili) mükemmel; (z.), (k.dili) çok iyi, yolunda. great with eski hamile. be great on (k.dil

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yeşil; yeşillikle kaplanmış, yeşermiş; taze, canlı; ham, pişkin olmayan; acemi, cahil, toy; yarışa girmemiş (at); kurutulmamış, tuzlanmamış; pişmemiş, çiğ; soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan); (i.) yeşil renk; spor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) alçak kenarlı bir çeşit demir tava; (f.) böyle tavada hamur işi pişirmek. griddle cake (i.) bir çeşit gözleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keder verici, elem verici, üzücü, ıstırap veren acı veren; acıklı, elem ifade eden; ağır cezaya lâyık. grievously (z.) fena surette; acıklı. grievousness (i.) vahamet; acıklılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (mer, mest) vahşi, gaddar, merhametsiz, zalim; çirkin, suratsız; ümitsiz; korkunç, kerih; boyun eğmez, yavuz, çetin. grimly (z.) zulüm altında bütün kuvvetiyle çaIışarak; gaddarca, vahşiyane. grimness (i.) gaddarlık, zulüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ned, ning) (i.) sırıtmak, dişlerini göstererek gülmek; acı veya öfke ile dişlerini sıkmak; (i.) sırıtma sırıtış. Grin and bear it. Sabırla tahammül et.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of grasping; 'he released his clasp on my arm'; 'he has a strong grip for an old man'; 'she kept a firm hold on the railing'. the appendage to an object that is designed to be held in order to use or move it; 'he grabbed the hammer by the handle';

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya, Kuzey Pasifik Okyanusunda ada.

Coğrafi konumu: 13 28 Kuzey enlemi, 144 47 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: 541.3 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 125.5 km.

İklim: Tropikal deniz; hava genellikle sıcak ve nemlidir, kuzeydoğu rüzgarlarının etkisi ile değişmektedir. Ocak - Haziran arası kuru mevsim, Haziran - Aralık ayları arasında yağışlı sezon yaşanır.

Arazi yapısı: Volkanik özellikli, mercan resifleri ile çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lamlam Dağı 406 m.

Doğal kaynakları: Balık, turizm.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.64.

daimi ekinler: %18.18.

Diğer: %78.18 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 171,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.81 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.58 yıl.

Erkeklerde: 75.52 yıl.

Kadınlarda: 81.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guamlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Chamorro %37.1, Filipinli %26.3, diğer Pasifik adalı %11.3, beyaz ırk %6.9, Çinli, Japon, Kore ve diğer %6.3, diğer etnik gruplar %2.3, diğer %9.8 (2000).

Din: Roma Katolikleri %85, diğer %15 (1999 verileri).

Diller: İngilizce, Chamorro, Japonca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (1990 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guam Bölgesi.

kısa şekli : Guam.

Başkent: Hagatna (Agana).

İdari bölümler: yok (ABD’ye bağlıdır).

Bağımsızlık günü: yok (ABD’ye bağlıdır).

Milli bayram: Keşif Günü, Mart ayının birinci Pazartesi (1521).

Anayasa: 1 Ağustos 1950.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.5 milyar $ (2005 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %2.5 (2005 verileri).

İş gücü: 62,050 (2002 verileri).

Sektörel işgücü dağılımı: tarım: %26.

Endüstri: %10.

Hizmet: %64 (2004 verileri).

İşsizlik oranı: %11.4 (2002 verileri).

Endüstri: ABD askeriye, turizm, yapı malzemeleri, beton ürünleri, matbaa, gıda ürünleri, tekstil.

Elektrik üretimi: 1.764 milyar kWh (2004).

Elektrik tüketimi: 1.641 milyar kWh (2004).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2004).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2004).

Tarım ürünleri: Meyve, hindistancevizi, sebze, yumurta, domuz, kümes hayvanları, büyükbaş hayvan.

İhracat: 45 milyon $ (2004).

İhracat ürünleri: Petrol ürünleri, yapı malzemeleri, balık, yiyecek ve içecek ürünleri.

İhracat ortakları: Japonya %67.2, Singapur %11.6, Birleşik Krallık %4.8 (2005).

İthalat: 701 milyon $ (2004 verileri).

İthalat ürünleri: Petrol ve petrol ürünle

Sağlık Bilgisi

Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden bu hastalığa guşa veya cedre de denir. Tıp dilindeki adı strumadır. Guatr, özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur. İki çeşit guatr vardır.

- Basit Guatr : Bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer. Nedeni alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.

- Yumrulu Guatr : Bu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanmak, mümkün olduğu kadar çok balık, pırasa, kuru erik, yumurta, taze fasulye, pazı, soğan, sarmısak, dut veya dut kurusu, havuç yemek; inek sütü, erik hoşafı, ve havuç suyu içmek çok faydalıdır. Ayrıca kabız olmamaya gayret etmek gerekir. Lahana, mısır ve turp da yenmemelidir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meşe dalı kabuğu.

Hazırlanışı : 1 avuç meşe dalı kabuğu toz haline gelinceye kadar dövülür. Bu tozla guatırın üzeri ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.

Türkçe Sözlük

(i.A.) Allah'ın af, merhamet ve rahmeti.

Türkçe Sözlük

(GÜNAh) (i. F.). Öbür dünyada cezalandırılmayı icab ettiren i;, suç. Ar. ism, cürm: Günah etmek, günah işlemek, Allah günahlarımızı affetsin! Hayvanlara eziyet etmek günahtır. Günahı boynuma = Günahı varsa bana ait olsun. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Birini haksız itham etmek veya hakkında kötü düşünmek: Günahıma girme. Bi-günâh = Günahsız, günahı olmayan, kabahatsiz, mâsum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sin. isn't it a pity. crime. error. hamartia. iniquity. transgression. trespass. wrongdoing.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sesli, şamatalı: Pek gürültülü bir bağırması vardır. 2. Şamata ve velveleyi gerektiren, şamata ile yapılan: Makine dikişi pek gürültülüdür; gürültülü işten, konuşmadan hoşlanmam. 3. Kalabalıklı, izdihamlı: Hayli gürültülü bir düğün oldu.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzelliği ve etinin lezzetiyle tanınmış kuş ki, yabânî ve evcil olarak birçok cinsi vardır ve bazıları pek süslüdür. Ar. hamâme, fâhte, Fars. kebûter: Beyaz, siyah, paçalı, sorguçlu, ters tüylü güvercin, güvercin beslemek. Güvercinotu = Bir cins mine çiçeği. Güvercin budu = Bir cins yumurtalı köfte. Güvercin gerdanı = Yeşil ile mavi ve pembe arasında değişen renk, böcekkabuğu renginin daha güzeli ki, canfeste olur. Posta güvercini = Haberleşmede kullanılan güvercin, Fars. kebûter-i nâme-ber.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz.Muhammed (s.a.s)’in dostu (halifesi) Hz.Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حبيب] sevgili. 2.dost. 3.Hz. Muhammed

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gebelik, hami.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Delil ikame eden. Delille galip olan. 2.Irak valisi olup, Hz.Muhammed soyuna ve taraflarına eziyet eden Yusuf b. Sakail’nin unvanı. Yezid’in komutanlarından.

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerine verilen büyücek bir rütbe olup Tanzimat’tan sonraki rütbeli hâmiseye eşitti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Hadice: Hz.Muhammed (s.a.s)’in ilk eşi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the prophet muhammad's sayings/deeds.

Türkçe Sözlük

(i.). MOsevîler’in dince Alimi ve başı, râhibi: Başhaham, hahambaşı = israîltler’in mezhepçe en büyük reisleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâlik, sahib, taşıyan, Ar. hâmil: Hâiz-i ehemmiyet; filân rütbe ve nişanı hâizdir.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wise man; a physician, esp. a Mohammedan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Mohammedan title for a ruler; a judge. a Muslim physician a Muslim ruler or governor or judge.

Türkçe Sözlük

(HAL’) (I ince) (i. A.). 1. Çıkarmak, azletmek, ihraç etmek, mevkiinden atmak, bilhassa hükümdarı tahttan indirmek: II. Abdülhamid 1909’da hal’ edildi. 2. Karısını boşamak, çocuğu evlâtlıktan çıkarmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tenhaya çekilme, yalnız kalma: Halvet etmek = Büsbütün yalnız durmak veya biriyle tenha konuşmak üzere yalnız kalıp kimseyi içeriye almamak. 2. Tenha yer, boş mahal: Halvete çekilmek. 3. İbadet, zikir, riyâzet ve murakabe ile meşgul olmak üzere tenha bir hücreye kapanma: Halvete girmek; halvet etmek. 4. Hamamın bir kurnalı ve yalnız bir adamın yıkanmasına mahsus bölmesi: Hamam halveti.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bükülmüş, kemerli: Ebrûy-ı ham = Bükülmüş kaş. Büklüm, kıvrım: Ham-ı zülf. 2. Kemer, kubbe.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmemiş, çiğ: Ham et. 2. Olmamış, kemâle ermemiş: Ham meyve. 3. Açılmamış, tecrübesiz, acemî: Ham adam. 4. İşlenmemiş, açılmamış, boş: Ham toprak, ham arazi. 5. Rahata alışmaktan zahmete tahammül edemiyen: Oturmaktan pek ham oldum, vücudum ham laştı. 6. İşlenmemiş, tabiî halinde bulunan: Ham eşya, ham demir, ham şeker. 7. Boş, beyhude, münasebetsiz, abes: Ham teklif; ham hayal.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Ham-hum = Dırlanma; ham-hum etmek. Hamhalat = Biçimsiz, şapşal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crude. raw. rough. rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region back of the knee joint; the popliteal space; the hock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thigh of any animal; especially, the thigh of a hog cured by salting and smoking. meat cut from the thigh of a hog an unskilled actor who overacts a licensed amateur radio operator son of Noah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raw. crude. unrefined. unripe. green. / unrefined. unripened. uncultivated. rough. out of training. immature. rusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat cut from the thigh of a hog. son of Noah. a licensed amateur radio operator. an unskilled actor who overacts. exaggerate one's acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hind leg of pork/hog cured in various ways The leg is cut from the carcase and brined seperately Ham may be cooked, raw or smoked The french term Jambon refers to ham and also to a leg of fresh pork see also Ham pictures see also cooking a Ham. an amate

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the sons of Noah; he abused his father and Canaan, his son, was cursed for it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sanskrit word meaning the gross body or instrument of the soul The soul is the doer and the gross body is the instrument Ham also refers to the ego. The nearest tasting to Chinese ham Very salty. n daging babi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

According to Genesis, a son of Noah and the father of Canaan , Ham was considered the progenitor of various nations in Phoenicia, Africa, and West Arabia 'The land of Ham' is usually taken to be Egypt. janbon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خام] çiğ, ham.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خم] eğik eğri, bükük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) jambon, domuz budu; (çoğ.) kıç kaynağı, insanın kaynak ve oturma yeri; kaynak, but; dizin alt veya iç kısmı; tiyatro abartarak oynayan oyuncu; (k.dili) amatör radyo operatörü; (f.), argo aşırı duygusal veya abartmalı bir şekilde oynamak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büklüm büklüm, kıvrım kıvrım: Ham-be-ham saçlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hamile kullanılmamıştır). 1. Omuzdan asılan bağ: Kılıç, nişân hamâili. 2. Muska, tılsım.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmaklık, budalalık: Hamâkat etti.

Türkçe Sözlük

(HAMMAL) (i. A. «hami» den imüb.). Ücret karşılığında arkasında yük taşıyan adam: Gümrük hamalı, hamalbaşı, hamallar kâhyası, mec. Kaba ve terbiyesiz adam: Hamal gibi bir adam. Sırık hamalı = Ağır yükleri dört veya altı ve daha fazla kişi sırıkla kaldıran hamalların beheri. Hamal katarı, gemisi = Yük taşımaya mahsus demiryolu katarı veya gemi (eski tâbir).

Türkçe Sözlük

(bk.) Hammâliyye.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal iş ve sıfatı, mec. Kaba iş, fikir ve hal.

Türkçe Sözlük

HAMMAM (i. A.). Yıkanacak yer: Sıcak hamam; deniz hamamı; hamama girmek. Hamam böceği Bilhassa hamamlarda yaşar bir çeşit böcek. Kudret hamamı = Sıcak maden suyu, ılıca, kaplıca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkish bath. bath. hammam. bagnio. bathhouse. baths.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir hamam idare eden adam. 2. Rüyada kirlenerek cenabet olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hahambaşının iş gördüğü yer.

Türkçe Sözlük

(i. aslı meçhul). Becerikli, elinden iş gelir, cerbezeli: Hamarat kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماست] kahramanlık şiiri, hamase.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hamâset anlatan şiirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hamburg; bir çeşit kara üzüm; bir çeşit ufak tavuk; bir çeşit erkek şapkası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

citizen of Hamburg , hamburger , inhabitantnative of Hamburg.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sığır kıyması; bu kıymadan yapılmış köfte, hamburger.

Genel Bilgi

‘Ham’ kelimesinin İngilizce’deki anlamı ‘domuzun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek’ demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirir. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de ‘Salisbury Bifteği’ adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihinin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD’de İngilizce’deki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de ‘Salisbury Bifteği’ olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Genel Bilgi

“Ham” kelimesinin İngilizce’deki anlamı “domuızun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek” demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında onatuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen “Tatar Bifteği” ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacıyla gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servie sunar ve ona “Hamburg’a ait” anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Amanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getiri. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de “Salisbury Bifteği” adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Svaşı sonrası ABD’de İngilizcede’ki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de “Salisbury Bifteği” olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Övme, medih, sitâyiş. 2. Şükür, şükran, teşekkür (yalnız Cenâb-ı Hak hakkında kullanılır): Hamdolsun = Allah’a şükürler olsun. Elhamdülillah = Hamd ve şükür Cenab-ı Hak’ka mahsustur, şükür Allah’a (bu tâbir en fazla bir işin ve yemeğin sonunda ve eski kitapların başında dua yerine kullanılır). Bihamdullah, bihemditaâlâ = Allah’ın inayetiyle. Lehülhamd = Allah’a şükürler olsun.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («elhamdülillâh» cümlesinden kısaltılmış). Kitabın başında «elhamdülillâhi Rabb-ül-Alemîn» cümlesini yazma veya söyleme (besmele’ye de bakınız).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hamdi).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Baş tepesi: Hâme-pîriyı tâzim olan emr-nâmeleri = Gelip baş üzerine konan mektup (eski saygı ve nezaket tâbirlerinden).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hamutun koşum kayışına bağlı eğri tahtalarından biri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalemle yazılmış, Ar. muharrer, mektûb: Hâme-güzâr-ı vasf-ü târîf oldu (eski nezaket tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük

(i. F. hâme = kalem, rânden = sürmek). Kalem süren, kalem oynatan: Hâmerân olmak = Yazmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Kuzu. Hamel burcu = 12 burçtan biri ki, Güneş mart ayında bu burca girer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حملات] saldırılar, hamleler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâmil). Hâmiller, taşıyanlar, taşıyıcılar, (bk.) HAmil. Hamele-i Kur’an = Kur’an-ı Kerîm’i anlayarak ezberlemiş hafızlar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamlık, olmamışlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «himâye»den if.) (mü. hâmiyye). Sahip çıkan, himâye eden, koruyan: Onun hâmîsi yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den smüş.) (mü. hamîde). 1. Övülmeye değer, beğenilen medhe lâyık, Ar. memdûh: Ahlâk-ı hamîde, evsâf-ı hamîde. Hamîd-ül-hısâl = Her huyu beğenilen. 2. Hamd ü senaya lâyık olan Allah: Rabb-i Hamîd.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den if.) (mü. hamide). Hamd ve şükr eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حامد] hamd eden, şükreden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. 2.Hamdeden, şükreden kul. 3.Hz.Pey. (s.a.s)’in lakaplarından.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övülmeye değ(Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden (bkz.Abdülhamid). - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğrilmiş, bükülmüş, kanbur, kemerli: Kadd-i hamîde.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hamid).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den if.) (mü. hâmile). 1. Yüklü, yüklenmiş, üstünde bir yük bulunan. 2. Hâiz, üzerinde bulunan: Üçüncü rütbeden bir tane Osmânî nişanını hâmil bulunan. 3. Götüren, taşıyan, nakleden: Himil-i arîza = Mektup götüren. 4. Sahip, mutasarrıf. Tahvilâtın hâmilleri. 5. Gebe: Bu kadın hâmiledir; hâmile kısrak. 6. (hukuk) Uhdesinde bir poliçe bulunan. Kimya ve fizik terimlerinde Y. phore ve L. fere edatlarını tercüme ederek mürekkepler teşkil eder: Hâmil-i iş’Ar = pilifere ve hâmil-enâ = tecophore gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حامل] taşıyan. 2.hamile. 3.sahip. hâmil olmak; taşımak.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Yüklü. Gebe. 2.Sahip, malik. 3.Taşıyan, gözeten. 4.Uhdesinde bir poliçe bulunan. 5.Hamil-i vahy: Cebrail (a.s.). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gebe kadın (Arapça’da hâmile değil, hâmil denir).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حامله] gebe, hamile.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünde olduğu halde, taşıyarak, götürerek, naklederek: Mektubu hamilen geldi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Hamur. 2. Maya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمير] hamur.

Türkçe Sözlük

(dsi. A.) (mü. hâmise). Beşinci, Fars. pencüm: Bâb-ı hâmis, def’a-i hâmise, rütbe-i hâmise.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (eski rütbe-i hâmise› den). Osmanlı devrinde Tanzimat›tan sonra konulan beşinci rütbe ki, mülkî rütbelerin en aşağısıdır.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hamiyyet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Hamiyyet» kelimesinin Ar. terkiplerde aldığı şekildir. Hasb-el-hamiyye = Hamiyet gereğince.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanın memleketini, aile ve yakınlarını tecavüz ve hakaretten himaye ve muhafaza etmesi gayreti. Hamiyyet-i cahiliyye = Hak, hakikat ve kanuna karşı bâtıl itikatları muhafaza etmek gayreti, taassup, Fr. fanatisme.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hamiyyetmendân). Hamiyet sahibi, hamiyyet sahiplerinden olan, hamiyyetli: Hamiyyetmendân ahali tarafından yapılan bağışlar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamiyet sahibi, hamiyet sahiplerinden olan. Osmanlı devrinde Tanzimat’tan sonra askerlerde mülâzım (teğmen) rütbesinde ve mülkiyede ona eşit rütbede bulunanlara verilen unvandı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamz»dan if.) (mü. hamıza) (c. hâmızât). 1. Ekşi, ekşimtrak, kekre. 2. (kimya) Oksijen ile çeşitli maddelerin birleşmesinden çıkan bir madde ki, esas denilen bir cisimle birleşerek «harcız» diye anılan çeşitli kimyevî birleşikleri vücude getirir: Hâmız-ı azot, hâmız-ı tüffâh, hâmız-ı hadîd, hâmız-ı klor, hâmız-ı kibrit vesaire. Asit.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahmâl). 1. Yük, ağırlık: Ahmâli orada bıraktılar. 2. Gebelik: Kadın, hamli esnasında kendine dikkat etmelidir. 3. Isnad yakıştırma, kondurma: Ben akşamki baş ağrısını dünkü yorgunluğa hamlettim. 4. Yükletme, ihâle etme, bir işi birine terk ve teklif etme: Bu işi de size hamledeceğiz. Vazihami = Doğurma, Ar. tevlîd. (tıp) Haml-i kâzib = Yalancı hamilelik.

Türkçe Sözlük

(i.). Filikaların kıçtan birinci oturağında kürek çeken adam: Hamlacılar = Saray-ı hümâyûna mahsus kayıkların kayıkçıları.

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun müddet rahata alışmaktan zahmete dayanamaz olmak: At ahırda durmakla hamlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saldırma, atılma, hücum, savlet: Düşmanın üzerine bir hamle etti ki...

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Yüklemek, zannetmek, (bk.) Hami.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -1.Çok hamdeden, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hammad).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمال] hamal.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hammal ücreti, bir yük ve eşyanın taşınması ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حمام] banyo. 2.hamam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hamamcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç, tokmak; (anat.) çekiçkemği; tüfek horozu; muhtelif aletlerin uzunca, yassı ve ekseriya oynak kısımları; mezatçı tokmağı. hammer and sickle orak ve çekiç. hammer and tongs (k. dili) büyük gürültü ve gayretle. hammer lock güreşte kolun arkaya

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çekiçle vurmak, çekiçlemek; çekiçle işlemek; yumruk atmak, yumruklamak; (kalp) hızla atmak; zihnen çok çalışmak; saldırmak, hücum etmek. hammer an idea into one's head bir kimsenin kafasına bir fikri sokmak, zorla anlatmak. hammer at azimle uğraş

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hamak, (den.) branda yatak.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde bir asra yakın bir müddet kullanılmış bir nota yazısı sistemi. Kısaca «Hamparsum» da denir ve notayı yapan Ermeni asıllı bestekârın adını taşır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennes de olur). Şarap. Hamr-ı tıbbî = (tıp) İlâçla karıştırılıp hazırlanmış ve ilâç gibi içilen şarap.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ahmer). Kırmızı, kızıl. Elhamrâ = Kızıl saray, Endülüs’ ün Granada şehrinde, Araplar’dan kalma meşhur saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خمرا] kırmızı, kızıl. hamrâlanmak; kızarmak, kırmızılaşmak, al al olmak.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Daha, pek çok kızıl, kırmızı. - el-Hamra: İspanya’nın Gırnata şehrinde Araplardan kalma meşhur saray.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. hamriyye). Şaraba ait: Edviye-i hamriye = Şarabımsı ilâçlar.

Türkçe Sözlük

(si. A.). 1. Beş, 5: Bilâd-ı hamse, evkaat-ı hamse, havâss-ı hamse = Beş belde, beş vakit, beş duygu. 2. (edebiyat) Beş ayrı mesneviden mürekkep eserler külliyâtı: Nizâmî’nin Hamse’si, Nev’İ-zâde’ nin Hamse’si. Hamse-i Al-i Abâ = Peygamberimizin ev halkı. Hamse-i mübâreke = Beş parmak (el ile yemek yiyişle alay için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hamseci, hamse yazan, mesnevi şeklinde beş manzum uzun hikâye yazan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hami» den imüb.). Tahammülü fazla olan, çok tahammül eden.

Türkçe Sözlük

(i. A. hamr’dan). 1. Un ve ona benzer bir şeyin su ve diğer bir sıvı ile karıştırılmasından hâsıl olan yumuşak madde, Ar. acîn, macun: Hamur tutmak; hamur yoğurmak. 2. Ekmek hamuruna konulan maya: Hamursuz ekmek. 3. mec. Asıl, maya, cevher, tıynet: Onun hamuru kötü. 4. iyice pişmemiş, yumuşak: Hamur etmek. Hamur açmak = Yufka yapmak. Hamur işi = Hamurla yapılan börek gibi yemekler. Hamur işine karışmak = İnsan beceremiyeceği ve vazifesi dışında işlere girişmek. Bir hamur etmek = Çeşitli şeyleri birlikte karıştırmak. Hamur tahtası = Hamur açmaya mahsus tahta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük dairelerde aşçıların yalnız hamur işlerini yapanı. 2. Fırında ekmeğin hamurunu yoğurup hazırlayan adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fırınlarda hamur yoğuran kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurla kaplamak, macunlamak: Tencerenin ağzını hamurlamak.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamur hâlini almak.

Türkçe Sözlük

(i.). Mayasız ekmek. Hamursuz bayramı = Israilliler’in hamursuz ekmek yedikleri bayram.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamur kıvamında

Türkçe Sözlük

(i. F.). Susan, Ar. ebkem, sâkit. Hâmûş olmak = Sükût etmek, lakırdı söylememek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). (c. hâmûş). Sessizler, susmuşlar. Vâdî-i hâmûşân = Susmuşlar, sessizler vâdisi: Kabristan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Esneme. Hamyâze çekmek = Esnemek. 2. Mimikle küçümsemek, karşısındakini küçümseyici hareket yapmak.

Türkçe Sözlük

(HAMIZ) (i. A.). Ekşilik ve kekrelik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Tek Allah’a, Allah’ın birliğine inanan. 2.İslam inancına sıkı ve samimi olarak bağlanan. 3.Hz.Muhammed (s.a.s)’in tebliğinden önce Mekke’de tek Allah’a inananlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek merhametli olan Cenâb-ı Hak: Yâ Hannânl

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Çok acıyan, çok merhametli. Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim yapılır. Abdülhannan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahammüllü, mukavim, dayanıklı, kuvvetli; cesur, gözüpek, cüretkâr, yiğit; kendine güvenen, atılgan, küstah; kışa dayanıklı, soğuğa dayanıklı (özellikle bitkiler). hardily (z.) yiğitlikle, mertçe. hardiness (i.) dayanıklılık, mukavim oluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apartments or portion of the house allotted to females in Mohammedan families.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The family of wives and concubines belonging to one man, in Mohammedan countries; a seraglio. living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, plucked stringed instrument that predates the piano The strings are plucked mechanically, distinguishing it from the piano in which they are struck with hammers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the string instrument family, the sub-category of unbowed strings It has the following stages of sound production: energy source: muscle vibrating element: the strings resonating chamber: the instrument's body.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den) (c. havâşî). 1. Bir kitap veya kâğıdın kenarına yazılan ve içindeki bir kelime veya cümleyi izah edip açıklayan, ibare, not, dip notu, Osm. hâmiş, derkenâr. 2. Yine bunun sahifenin sonuna daha ince yazı ile yazılanı. 3. Bir metin veya şerhin zor anlaşılan yerlerini açıklayan ve her bahse «küle» tâbiriyle girişilen kitap: Arapça sarf ve nahiv kitapları üzerine birçok şerhler ve haşiyeler yazılmıştır (daha seyrek olanlarına «tâlikat» derler).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havâs) (his’den if. mü.). İnsan veya hayvanlardaki duygu gücü. Havâss-ı hâmse = Görmek, işitmek, koku, lezzet ve dokunmakla duymaktan ibaret olan beş duygu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. fault. mistake. balk. black. blemish. boner. bug. clanger. cock up. defect. delinquency. demerit. flaw. hamartia. illusion. inaccuracy. inexactitude inexactness. misconception. slip. stumble. trip. wrongdoing.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2.En son. 3.Hatemü’l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz.Muhammed. 4.Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış “Tayy” kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan “İbn Abdullah b. Sa’d”ın lakabı. 5.Çok cömert olan.

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru’l-Vera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz.Muhammed. Hayru’l-Beşer: İnsanların hayırlısı, Hz.Muhammed.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanların en hayırlısı; Hz. Muhammed.

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Tahammüllü, tolerans sahibi.

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Dokunaklı sözü kaldıramıyan kimse. Tahammülsüz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sindirme, midede eritme: Yediğini hazmedemiyor, hazmı kolay, hazmı zor. 2. mec. Tahammül etme, yutma, cevap vermeme: Dayımdan o kadar sözler işittim, hepsini hazmettim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. chamber. vagina dölyatağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. womb. chamber. tank. bin. hopper. bunker. receptor. standpipe. dome. recipient. storage. container. magazine. repertory. sump. store.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm’dan imüb.). 1. Çok hazmeden, hazmı kuvvetli. 2. mec. Çok tahammül eden, içi geniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalpsiz, merhametsiz, zalim, vicdansız; yüreksiz; cansız, sönük. heartlessly (z). kalpsizce, merhametsizce. heartlessness (i). kalpsizlik, merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hicret; göç; (b.h). Hz. Muhammed'in hicreti; hicri sene.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâmme). Zararlı böcekler, (bk.) HAmme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shame. embarassment.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru yolu arama, doğru yola girme. 2. Tanrı tarafından birinin kalbine ilhâm olunan hak yolunu aramak arzusu: Kendisine hidâyet geldi. 3. Hak dini, islâm dini.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhamet eden, acıyan. Allah’ın koruyuculuğu. Allah’ın uhdesinde.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİLAFET) (I. A.). 1. Halifelik, Sünnî Müslümanlar’ın ruhanî liderliği, Hz. Muhammed’in mânevî halefi olma: Hilâfet-i İslâmiyye, hilâfet-i kübrâ. 2. Halifelik ülkesi: Abbâsî hilâfetinin geniş sınırları vardı. 3. Stajyer ve yardımcılık, Osmanlı devrinde, devlet dairelerinde küçük kâtiplik (kalfa kelimesi buradan gelir). Arapça terkiplerde «hilâfe» suretinde kullanılır: Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi, halifelik başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. fox. fudge. humbug. sham. trick.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiat yavaşlığı, tabiatte yumuşaklık, sabır, tahammül, hiddet ve gazabın aksi: Hilmin fazlalığı miskinliktir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Süs, zinet, cevh(Erkek İsmi) 2.Güzel sıfatlar. 3.Güzel yüz. 4.Bir yazı sitili. 5.Hz.Muhammed’in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur es(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i.). inatçılık, titizlik, sertlik, terslik: Bu kadının hırçınlığı tahammül olunur şey değildir.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Peygamber’in hırkası. İstanbul’da Hz. Muhammed’e ait iki hırka vardır. Biri Yavuz Sultan Selim tarafından getirilmiştir. Topkapı Sarayı müzesindeki Hırka-i Saâdet Dairesi’ndedir. Diğeri Hırka-i Şerîf diye anılır; Şükrullah Efendi adında bir zat tarafından İstanbul’a getirilmiştir. Aynı adla anılan camide muhafaza edilir.

Türkçe Sözlük

(HİTAB) (i. A.). 1. Birine söz söyleme, sözü bir kimseye söyleme, Osm. tevcîh-i kelâm: Bana hitâb ederek söyledi, size hitâb edilmeyen sözü niçin üstünüze alıyorsunuz. 2. Bir topluluğa söylenilen nutuk. 3. (gramer) Fiil ve zamirde ikinci şahıs kullanılması ki, sözü dinleyenden ibarettir. Hitâb-ı izzet = Tanrı tarafından bir adama söz söylenme. Faslılhitâb = Bir kitap veya hutbenin başında besmele ve hamdele ve salavât ile duadan sonra «amma bâde» tâbiriyle mevzua girişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutan şey; kulp, tutamak, tutamaç; (huk). hamil, sahip; kiracı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya’da, Kuzey Çin Denizi kıyısında ve Çin sınırında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 22 15 Kuzey enlemi, 114 10 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 1,092 km².

Sınırları: toplam: 30 km.

sınır komşuları: Çin 30 km.

Sahil şeridi: 733 km.

İklim: tropikal muson; kışlar soğuk ve nemli, sonbahar ayları sıcak ve yağmurlu, yazlar güneşli geçer.

Arazi yapısı: Hong Kong`u oluşturan yarımada ve adalar, Çin`in güneydoğusundan güneybatıya doğru uzanan bir dağ sırasının kısmen su altında kalmış parçasıdır. Çok sayıdaki tepe, çoğunlukla volkanik kayaçlardan oluşur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Güney Çin Denizi 0 m;.

en yüksek noktası: Tai Mo Shan 958 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.05.

daimi ekinler: %1.01.

Diğer: %93.94 (2001 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (1998 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra kasırgalar ortaya çıkar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,940,432 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.59 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.89 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.95 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 81.59 yıl.

Erkeklerde: 78.9 yıl.

Kadınlarda: 84.5 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 0.95 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Çinli/Hong Konglu.

Nüfusun etnik dağılımı: Çinli %95, diğer %5.

Din: Yerel dinlerin karışımı %90, Hıristiyan %10.

Diller: Çince, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.5.

erkekler: %96.9.

kadınlar: %89.6 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel uzun şekli: Hong Kong Özel İdari Bölge.

kısa şekli : Hong Kong.

Yerel tam adı: Xianggang Tebie Xingzhengqu.

yerel kısa şekli: Xianggang.

Bağımsızlık durumu: Çin yönetimindedir.

İdari bölgeler: yok (Çin yönetimindedir.).

Bağımsızlık günü: yok (Çin yönetimindedir.).

Milli bayram: Ulusal gün 1 Ekim (1949).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü),WCL, WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Hong Kong, çoğunlukla uluslararası ticarete dayanan hareketli bir serbest piyasa ekonomisine sahiptir. Doğal kaynaklar kısıtlıdır ve gıda maddeleri ile ham maddeler ithal edilmektedir. İh

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock. rooster. hammer. hammer of a gun. bridge of a lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rooster. cock. hammer. bridge of a lock.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i. hamdolsun, Allaha şükür, osanna; i. şükretme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar. rough. rustic. boorish. ham-fisted. ham-handed. loutish. uncouth.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hücerât). 1. Küçük oda, odacık. 2. Tekkelerde dervişlere mahsus odaların beheri. 3. Tiyatro, hamam vesair umumî yerlerde ayrıca oturmak isteyenlere mahsus küçük oda, loca. 4. Eski tarzda odaların kapı tarafında kanatsız küçük dolap ki bardak vesaire koymaya mahsustu. 5. (anatomi) Dokular içinde arı gömeci şeklinde bitki ve hayvan dokularını meydana getiren unsurların her biri. Her hücre bir zar içindeki çekirdek ve protoplazma’dan ibarettir. Kemik hücresi, sinir hücresi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. cell göze. alcove. niche. room. chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. room. chamber. alcove. niche. closet. cooler. cubby hole. cubicle.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (c. ahlâk). Doğuştan, hulkî olan huy, tabiat, Fars. sirişt: Hulk-ı hasen = Güzel huy. c. 1. Her insanın vasıflandığı iyi veya kötü huylar. Ahlâk-ı hamide = Övülen, güzel huylar. Ahlâk-ı zemime = Zemmedilen, kötülenen, kötü huylar. 2. Felsefenin ahlâktan bahseden kısmı, huy ve tabiata ait olan insan halleri: Ahlâk dersi; ahlâk kitapları 3. iyi huylar, insanı mânen ve hakikaten süsleyen iyi tabiatler: Talebede her şeyden evvel ahlâk aranmalıdır; komünistlerde ahlâk aramamalı. Ahlâk-ı umümiyye = Bir toplumda ahlâk hükmüne geçmiş tabiatler: Ahlâk-ı umûmiyyeyi kötüleşmekten korumak elzemdir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küp. Hum-i mey = Şarap küpü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i., f. (-med, -ming) Ya, öyle mi? Acayip! Hım! (tereddüt belirten ünlem, bir düşüneyim'' anlamındaki ses); i. bu tür bir ünlem; f. tereddüt ve hoşnutsuzluk ünlemi çıkarmak. Bak. hem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-med, -ming) i. ağzını açmadan 'm' sesi çıkarmak; arı gibi vızıldamak; dudaklar kapalı olarak şarkı söylemek; mırıldanmak; k.dili faaliyette olmak; harıl harıl çalışmak, fig. kolları sıvamak; mırıltı ile söylemek (şarkı); i. vızıltı, mırıltı; makina

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insancı, merhametli, müşfik, insaniyetli; yükseltici, uygarlaştırıcı. humane letters, humane studies beşeri ilimler, konusu insan olan bilimler. humane society insan veya hayvanları himaye eden kurum. humanely z. insanca, merhametle, şefkatle. hu

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan, beşer; insanlık, beşeriyet, beniâdem; insaniyetperverlik, merhamet, şefkat. the humanities klasik Yunan ve Latin edebiyatları üzerinde çalışma; konusu insan olan ilimler, hümaniter bilimler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir sıcak iklim meyvesi. 2. Hurma şeklinde hamur tatlısı. Hurma ağacı = Bu meyveyi veren ağaç, Ar. nahl. Hurma dorusu = Hurmanın rengini andırır at donu. Trabzon hurması = Çok çekirdekli, hamı ağız buruşturur bir meyve ve bunu veren ağaç.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tavşan kafesi; büfe üstüne konulan tabak çanak dolabı; dolap, ambar; kulübecik; mad. kömür vagonu; çukur tepsi; hamur tahtası; f. ambara yığmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski mim. hamam ve odaları ısıtmaya mahsus yeraltı ısıtma tertibatı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibhâmât). Kapalı ve mânâsı şüpheli bir surette ifade: Bu sözde ibhâm vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ibhâm). Mübhem şeyler, üstü kapalı sözler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin içerisi, dahil. Ar. cevf, Fars. derûn: Evin, mağaranın, sandığın içi. 2. Bir şeyin ortasındaki kısmı, Ar. mağz, lüb, göbek: Ceviz, badem içi, ekmek içi. 3. Karın, mide, bağır, batın: içim bayılıyor, içim sancıyor, iç ağrısı. 4. .Kalb, gönül, vicdan: İçim kabûl etmiyor, içime doğdu, içi sıkılıyor. 5. Harem dairesi: İç ağası. 6. Bir şeyin dahilî ve gizli, yani görünmez tarafı, bâtın. Zâhir zıddı: İnsanın içi dışı bir olmalı. İç bayılmak — Açlıktan baygınlık gelmek. İç bulanmak = Mide bulanmak. İç almamak = Yiyememek, mide kabûl etmemek. İçe sığdıramamak = Havsalası almamak kabûl edememek. İçi içine sığmamak = Sükûn bulamamak. İç bağlamak = Meyvenin içindeki yenecek yeri meydana gelmek: Bu badem henüz iç bağlamamış. İç sürmek = İshal olmak. İç çekmek = Ah etmek, hayıflanmak. İçi sıkılmak = Canı sıkılmak. İçe doğmak — İlham olunmuş gibi hatıra gelmek. Kavuniçi = Turuncuya yakın koyu sarı. İçyağı = Barsakları kaplayan yağ çenberi. İçe, içten, içte, içine, içinde, içinden gibi ek harflerle zarf mânâsındadır. İçte = i. Arasında: On sene Amerikalıların içinde yaşadım. 2. Ortasında: İçimizde kötü adam yoktur. 3. Zarfında: Yirmi gün içinde okumayı öğrendi. İçinden = Ortasından: Çayırın içinden geçti. İç içe = İçerden daha içeri, biri diğeri içinde: İç içe odaları vardı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to invent. to create. to contrive. coin. design. devise. dream up. excogitate. father. hammer out. originate. trump up.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm»den masdar). Anlatma, bildirme: Meseleyi kendisine ifhâm ettim (tefhîm kelimesi daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesâd»dan masdar) (c. ifsâdât). 1. Bozma, halel verme, berbâd etme: Yediğim ham meyve midemi ifsâd etti. Kanı ifsâd olunmuş. 2. Fesâda uğratma, fitne ve kargaşalık verme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm» den) (c. İhâmât). 1. Vehim ettirme, vehim, şüphe ve tereddüde düşürme. 2. İki mânâsı olan bir kelimenin en az kullanılan mânâsını kasdetme. Ihâm-ı kabîh = Sözü edeb ve terbiyeye aykırı bir mecâzî mânâya getirme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Kızarma, kızıllık, (tıp) Kırmızı lekeler şeklinde beliren hafif bir cilt hastalığı, Fransızca: erytheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The white cotton dress worn by Mohammedan pilgrims to Mecca, For men, two scarfs, without seams or ornament of any kind, of any material except silk; one scarf is folded round the loins, and the other is thrown over the neck and shoulders, leaving the rig

Türkçe - İngilizce Sözlük

The white cotton dress worn by Mohammedan pilgrims to Mecca For men, two scarfs, without seams or ornament of any kind, of any material except silk; one scarf is folded round the loins, and the other is thrown over the neck and shoulders, leaving the righ

Türkçe Sözlük

(İHTİMAL) (i. A. «hami» den masdar) (c. ihtimâlât). 1. Yüklenme, kaldırmaya iktidar, tahammül: Nâ-tüvandır, anda bû teklîfe yokdur ihtimâl (Fuzûlî). 2. Mümkün olma, imkân, akla yakın olma, bir şeyin olabilmesi: Bu işin bugün bitmesi ihtimali zayıftır. Buna ihtimal vermem. Ağleb-i İhtimâle (ve doğrusu) ağleb-i ihtimâlâta göre = Her ihtimale karşı. İhtimâli yoktur = Mümkün değildir. İhtimaldir (ve doğrusu muhtemeldir yahut) ihtimali vardır = Mümkündür. İhtimâl-i baîd = Uzak ihtimal. İhtimâl-i galib = Kuvvetli ihtimal. Olabilir, belki: İhtimal bu akşam gelirler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Mayalanıp kaynama, ekşiyip mayalanma: Hamur, şarap ihtimâr etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-dealing. hypocritical. double-faced. two-faced. insincere. double. janus-faced. pharisaic. pharisaical. smooth-faced. smooth-tongued. soft-spoken. double-dealer. hypocrite. pharisee. counterfeiter. smoothie. shammer. simulator.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. masdar) (c. Iktihimit). 1. Düşüncesizce ve şiddetle hücum, saldırma. 2. Tahammül etme, müşkülleri yenme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilmiden masdar) (c. İlâmât). 1. Bildirme, anlatma, Ar. ifhâm. 2. (mülkî idare) Resmî bir yazının altına yazılan bir meclis veya heyetin kararı: İlâm yazmak, İlâm etmek. 3. (hukuk) Mahkemenin hüküm ve kararı yazılan mühürlü kâğıt: İlâm almak, İlâmın hükmünü icra etmek, İlâm harcı, İlâmât-ı şer’iyye.

Türkçe Sözlük

(i. A. (c. ilâvât). 1. Katma, arttırma, zam: Bu eve iki oda daha ilâve edeceğim. Bu bağın arkadan ilâvesi vardır. 2. Bir kitaba sonradan gerek yazarı ve gerek başkası tarafından, gerek ayrıca olarak sonuna ve gerek kısım kısım her tarafına eklenen bahisler, Fr. supplâment, Ar. zeyl: Bu sözlüğün bir de ilâvesi vardır. En meşhur tarih kitaplarına ilâveler yazılmıştır. 3. Bir gazetenin çıkardığı sayıdan başka ona ek olarak veya ayrıca çıkardığı sayı: Gazete ilâvesi, bir ilâve çıkmış. 4. İmzadan sonra mektubun altına yazılan şey, hâmiş, Fr. post scriptum, P. S.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting. exciting. engrossing. picturesque. absorbing. gripping. curious. quirky. taking. amazing. crackpot. fastmoving. juicy. kooky. quaint. far out. attractive. chamber. entertaining. exotic. piquant. refreshing.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ilhâmât). Tanrı’nın, kullarının kalbine bir şey duyurması: Kendisine bu gerçek llhâm olundu. Ancak ilhâm yoluyla doğru yola erişti. Bu, bir ilhâm-ı Rabbânî’dir. Sözleri ilhâmât kabîlindendir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الهامات] ilhamlar, esinler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.İlham).

Türkçe Sözlük

(i.). Tabiî sıcak su, sıcak maden suyu, kudret hamamı. Yerden kaynayanına kaynarca; üzerinde kubbe ve bina olursa kaplıca denir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot spring. spa kaplıca. kudret hamamı.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sığınma, birine kaçıp kendisinden himaye isteme: Allah’ın merhametine iltica etmekten başka çare yoktur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Sunni Islam, the leader of ritual prayer; in Shi'a Islam, the successor and heir to 'the light of Muhammad '. the leader of an Islamic community.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A religious leader; specifically, one of the hereditary successors of Muhammad, venerated Shiite Islam A religious leader; specifically, one of the hereditary successors of Muhammad, venerated Shiite Islam.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Allah ve peygamberine inanmayan, dinsiz, Ar. mülhid. 2. mec. Merhametsiz, insafsız, gaddar. 3. Yağsız, yavan, kuru: İmansız peynir.

Türkçe Sözlük

(i.), insafsızlıkla, merhametsizce, insafsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olgunlaşmamış, kemal bulmamış, ham, toy, olmamış, gelişmemiş, pişmemiş. immaturely z. yetişkin kimse gibi davranmayarak; vaktinden evvel, ol gunlaşmadan. immaturity i. hamlık, toyluk

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabırsız, tahammülsüz, içi tez, tez canlı; hoşgörü sahibi olmayan, müsamahakar olmayan; titiz, sinirli. impatience i. sabırsızlık. impatiently z. sabırsızllkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devlet memurunu mahkemeye sevketmek; suçlamak, itham etmek, hakkında şüphe göstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment i. A.B.D.'nde devlet memuruna karşımecliste dava açma; suçlama, itham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. niyaz etmek, yalvarmak, istirham etmek, dilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. gebe bırakmak, döllemek; işba haline getirmek, doyurmak; zihni doldurmak; s. gebe, hamile; meşbu, dolu. impreuna'tion i. dölleme, döllenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. isnat etmek, atfetmek, hamletmek, üstüne yıkmak, yüklemek; vermek.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. imtiyâzât). 1. Diğerlerinden ayrılma, farklı olma, fark, üstünlük: Arkadaşlar arasında imtiyâzı vardır. 2. Masraflı veya mesuliyeti! bir işin başkaları yapamamak üzere bir şahıs veya şirket ve heyete tahsisi, hususî, ruhsat: Demiryolu, vapur, maden, fabrika, gazete imtiyazı, imtiyaz ruhsat-nâmesi, berâtı. 3. Istisnâ, muafiyet, istisnâİ haklar: O adamın bazı imtiyazları vardır. 4. Muhtariyet, iç işlerinde serbest, fakat başka bir devlete tâbî devletin idaresi: I878’de BAb-ı Alî, Bulgaristan’a imtiyaz verdi. İmtiyaz nişanı = II. Abdülhamid’in ihdas ettiği en yüksek dereceli ve murassâ, tek rütbesi olan Osmanlı nişanı. İmtiyaz madalyası = Bu nişanın madalyası ki, altın ve gümüş cinsi vardır. Sâhib-i imtiyaz = İmtiyaz sahibi. Bir bayındırlık işinin veya bir fabrika, gazete vesairenin imtiyazını almış olan adam: Filan gazetenin sâhib-l imtiyâzı Ali Beydir.

Türkçe Sözlük

(f.) (Halis Türkçe bir kelime olduğu halde birinci hecesinin ince okunmasıyle ahenk kaidesine uymayışı gariptir. Aslının ı ile olacağından şüphe yoktur). 1. Doğru gözüyle bakmak, doğru diye kabûl etmek; kabûl ve tasdik etmek: İnsan her işittiğine inanmamalı. 2. İmân getirmek, itikat etmek kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek: Allah’ın birliğine ve Hazret-i Muhammed’in peygamberliğine inanmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sert, fırtlnalı (hava); haşin, merhametsiz. inclemency i. fırtınalı hava; buhranlı hal. inclemently z. sert bir şekilde, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak, suç yüklemek. inculpa'tion i. itham, suçlandırma. incul'patory s. suçlama türünden, suçlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddianame; suçlama, töhmet; dava açma. bill of indicment juri heyetine sunulan resmi ithamname. joint indictment birkaç kişiyi birden suçlayan ithamname.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalvarışa kulak vermez, amansız, merhametsiz; değiştirilemez. inexorably z. yalvarışa aldırmayarak; karşı konulmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aşılamak; telkin etmek, ilham etmek; içine dökmek veya akıtmak; demlendirmek (çay). infusive s. tesir edici; ilham veren; demlendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. kökleştirmek, yer etmek; ham iken boyamak, dokunmadan boyamak; s. kökleşmiş; ham iken boyanmış. ingrain carpet dokunmadan boyanmış halı. ingrained s. kökleşmiş, tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanlık dışı, merhametsiz, şefkatsiz, zalim; kıyıcı. inhumanly z. insafsızca. inhumanity i. insaniyetsizlik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İnkâriyye). İnkârla alâkalı, yollu. Istifhâm-ı inkârî = Olmaz maksadiyle olur mu yollu sual.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adalet ve doğrulukla davranış, birinin aleyhinde olan bir işte aşırı hareketlerde bulunmama, vicdana uygun hareket etme, itidalli hareket. İnsafa gelmek = Haksızlık etmekten vazgeçmek, merhamet etmek, zulümden vazgeçmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haktan, doğruluktan ayrılmayan, pek ileri varmayıp merhamet eden, insaflı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsafı olan, vicdanlı, merhametli: İnsaflı adam, insaflı davranış.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaflı bir şekilde, biraz vicdanlı ve merhametli: İçlerinde yalnız o insaflıcadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Haksızlık eden, vicdansız, tamahkâr ve merhametsiz: Ne insafsız adamdır ol

Türkçe Sözlük

(i.). Vicdansızlık, merhametsizlik.

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Antikçağlardan beri Ege kıyılarında yaşayanlar, bu bölgede çok bulunan sakız (mastika) ağacının reçinesini çiğniyor, bunun dişlerin temizlenmesine ve nefes kokularının güzelleşmesine yaradığını biliyorlardı.

Günümüzde çiklet diye bilinen bir tür sakızı ilk çiğneyenler ise Meksika yerlileriydiler. Yerel bir ağacın özünü çıkartıyorlar, bir kapta kaynatıyorlar ve güneşte kurumaya bırakıyorlardı. Sertleşen bu ‘chickle’ (çikıl) adını verdikleri beyaz özü ise çiğniyorlardı. Kokusu ve lezzeti olmayan bu ilk sakızın günümüz sakızları ile çok bir benzerliği yoktu.

Sakızın hammaddesi ABD’ye ilk olarak Lopez de Sanna adlı bir Meksikalı general tarafından getirildi. Thomas Adam isimli bir müteşebbis bu sakız hammaddesini önce kimyasal yolla ucuz sentetik lastik elde etmek için kullandı.

Bunda başarılı olamayınca sakızı sert şekerleme ile kapladı. Bu şekilde güzel lezzet ve koku da kazandırdığı ilk ticari sakızları minik toplar halinde piyasaya sundu. Daha sonra da ince düzgün plakalar şeklinde satışa çıkardığı sakızlar için yaptığı yoğun tanıtım kampanyası sonunda işler ummadığı kadar iyi gitti. Bu, bilimsel bir başarısızlığın bir başka başarıyı yaratabileceğinin güzel bir örneğiydi.

Bugün dünyada üretilen bütün sakızlarda hemen hemen aynı maddeler kullanılır: Sakızın ana maddesine ilaveten başta şeker olmak üzere tatlandırıcılar ile lezzet ve koku veren katkı maddeleri. Bunların miktarları ve oranları sakızın tipine göre değişir. Örneğin kocaman balon yapılabilen sakızlarda ana madde daha fazladır.

Genellikle toplum içinde sürekli çiklet çiğneyenlerin bu davranışları görgüsüzlük hatta saygısızlık ifadesi olarak kabul edilir. Sakız aleyhtarlarından öğretmenler çocukların sınıfta konsantrasyonunu bozduğunu, anne ve babalar sakızı yutarsa sindirim sisteminin bloke olacağını, doktorlar da aşırı sakız çiğnemenin tükürük bezlerini kurutabileceğini ileri sürerler. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda çiklet çiğnemenin diş sağlığı açısından faydalı olduğu tespit edilmiştir.

Ağzımızdaki tükürük salgısı dişlere dayanıklılık sağlayan kalsiyum maddesini temin etmektedir. Çiklet çiğneyen bir insanın ağzı daha fazla tükürük salgıladığından dişlerin dayanıklılığının artmasına neden olmaktadır. Örneğin ballı bir dilim ekmek yenildiğinde ağızda oluşan asit iki saat süre ile etkisini korur. Eğer yedikten sonra çiklet çiğnenmeye başlanırsa, bu asitli ortam 20 dakika gibi kısa bir sürede yok olmaktadır.

Çiklet çiğnerken ağızdaki kasların hareketleri insanın iştahını ve sigara içme arzusunu da frenler, konsantrasyonunu arttırır, gerilimini azaltır, sinir ve kaslarını gevşetir. İşte bu nedenlerle ABD Silahlı Kuvvetlerinde Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren tüm savaşlarda yiyecek ve su ile beraber askerlere çiklet de dağıtılmıştır.

Peki sakızı yuttuğumuzda midemizde yedi yıl kaldığı doğru mudur? Sakız bir gıda maddesi değildir. Bu nedenle midemiz bu tür şeyleri sindiremez ama bu onların midemizde devamlı olarak kalacakları anlamına gelmez. Sindirilemeseler bile midenin asit yoğunluklu sıvı ortamından diğer sindirilemeyen şeylerle birlikte, bağırsaklar yoluyla vücudu terk ederler.

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissiz, duygusuz; insafsız, merhametsiz; cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissetmez; hissiz, duygusuz; cansız, baygın; hissolunamaz, farkına varılamaz; yavaş; ilgisiz, aldırış etmeyen. insensibil'ity i. duygusuzluk, hissizlik, insafsızlık, merhametsizlik. insensibly z. duygusuzca, insafsızca, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilham, esin; vahiy; telkin; içeriye doğru nefes alma. inspirational s. ilham verici, ilham edici. inspir'atory s. nefesin içeri çekilmesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilham etmek, esinlemek; telkin etmek; içine çekmek (nefes), nefes almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilmez, katlanılamaz, tahammül olunamaz. insufferably z. tahammül olunamayacak derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz; haksız. insupportably z. dayanılmaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çekilmez, dayanılmaz, tahammül olunmaz. intolerabil'ity (i.) dayanılmaz hal. intolerably (z.) çekilmez derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hoşgörüsüz, müsamahasız; tahammülsüz. intolerance (i.) müsamahasızlık, hoş görmeme. intolerantly (z.) müsamaha göstermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) hamileliği önlemek için kullanılan ve dölyatağı yoluna yerleştirilen küçük alet, spiral .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dut yaprağı ile beslenen tanınmış böceğin yaptığı pek ince ve yumuşak teller ki, kıymetli kumaşlar ve ibrişim imaline yarar, Ar. harir, kaz. 2. İpekten yapılmış: İpek kumaş, ipek mendil. 3. ipek gibi yumuşak ve parlak: İpek saçlar. İpek böceği = İpeği yapan böcek ki, önce kurt ve sonra kelebek halinde olur. İpek böceği tohumu = Bu böceğin yumurtası. İpek çiçeği = Her renkte çiçek açar semizotu nevinden bir bitki. İpek kozası = Daha çekilmemiş ve böceğin yaptığı halde kozasına sarılı bulunan ipek. Ham ipek = Kaynamamış ve beyazlatılmamış ipek.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Umman Körfezi ve Basra Körfezi ve Hazar Denizi kıyısında, Irak ve Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 32 00 Kuzey enlemi, 53 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1.648 milyon km².

Sınırları: toplam: 5,440 km.

sınır komşuları: Afganistan 936 km, Ermenistan 35 km, Azerbaycan sınırı 432 km, Azerbaycan - Nahçıvan sınırı 179 km, Irak 1,458 km, Pakistan 909 km, Türkiye 499 km, Türkmenistan 992 km.

Sahil şeridi: 2,440 km.

İklimi: Hazar Denizi kıyısında subtropikal iklim hakimdir. Ülke genelinde bozkır iklimi etkisini gösterir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli, dağlarla çevrili, yüksektir; orta kısımlarda çöl ve dağ havzaları vardır; kıyılarda ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Kuh-e Damavand 5,671 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, demir, kurşun, manganez, çinko, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.78.

ekinler: %1.29.

Diğer: %88.93 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 76,500 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, su baskınları, kum fırtınaları, depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 68,688,433 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.1 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.48 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 40.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.26 yıl.

Erkeklerde: 68.86 yıl.

Kadınlarda: 71.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.8 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: İranlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Persler %51, Azeriler %24, Gilaki ve Mazandarani %8, Kürt %7, Arap %3, Lur %2, Baloch %2, Türkmen %2, diğer %1.

Din: Şii Müslüman %89, Sünni Müslüman %10, Zerdüştçü, Musevi, Hıristiyan ve Bahai %1.

Diller: Persce ve Pers Lehçeleri %58, Türkçe ve Türk lehçeleri %26, Kürtçe %9, Lurice %2, Baloçice %1, Arapça %1, Türkçe %1, diğer %2.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %79.4.

erkekler: %85.6.

kadınlar: %73 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İran İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : İran.

Yerel tam adı: Jomhuri-ye Eslami-ye İran.

yerel kısa şekli: İran.

ingilizce: Iran.

Yönetim biçimi: Şeriat Cumhuriyeti.

Başkent: Tahran.

İdari bölümler: 28 eyalet; Ardabil, Azarbayjan-e Gharbi, Azarbayjan-e Sharqi, Bushehr, Chahar Mahall va Bakhtiari, Esfahan, Fars, Gilan, Golestan, Hamadan, Hormozgan, Ilam, Kerman, Kermanshah, Khorasan, Khuzestan, Kohgiluyeh va Buyer Ahmad, Kordestan, Lorestan, Markazi, Mazandaran, Qazvin, Qom, Semnan, Sistan va Baluchestan, Tahran, Yazd, Zanjan.

Bağımsızlık günü: 1 Nisan 1979.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 1 Nisan (1979).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19,

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. urûk). J. Kök, asıl: lrku-z-zeheb = Altınkökü (bitki). 2. Damar: Urukunda dolaşan kan. 3. Nesil, sülâle, zürriyet, neseb: Bazı hayvanların ırkı. 4. Cins, çeşit, dal, şube: Beyaz ırk, sarı ırk. 5. mec. Duygu: Uruk-ı hamiyyet. Irkannesaâ = Kalça siniri adı. Kalça kemiğinden ökçeye kadar uzanan ve uçlarının şiddetli ağrısından doğan çok ıstırap verir bir hastalık, siyatik, Fr. sciatique.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) demir; demir alet; ütü; maden üçlü golf sopası; (tıp.) demir şurubu; (mec.) kuvvet, metanet; (s.) demirden yapılmış; demir gibi; merhametsiz, zalim, katı yürekli. Iron Age Demir Devri ironbound (s.) demirle takvive edilmiş; sabit; kuvvetli

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. bite off. nip. snap. champ. nibble. sting.

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâm» dan masdar). 1. Cenâb-ı Hakkin tebliğine ve öteki İman esaslarına inanma: Bütün peygamberler islâm üzere idiler, iman ile İslâm birdir: İslâm’a gelmek. 2. Peygamberimiz tarafından ilâhî vahy ile kurulan din, dîn-i Muhammedî, Müslümanlık: Dİn-i islâm. 3. İslâm dinini kabûl etme, Müslüman olma: Şeref-i İslâm ile müşerref oldu. 4. İslâm ümmeti, islâm cemaati: Ulemây-ı İslâm, halîfe-i İslâm, Alem-i İslâm. 5. Müslüman, Müslim: İslâm’dır, İslâm oldu. Hüccet-ülIslâm = En büyük kelâm bilgini imâm Gazâlî’nin lakabıdır. Seyf-ül-lslâm = Islâmin kılıcı HAlid bin Velîd’in lakabıdır. Şeyhülislâm — Osmanlı devletinde din, adalet ve eğitim işlerine bakan ve ulemânın başı sayılan büyük görevli; protokolde sadrâzamla eşit sayılır, fakat ondan sonra gelirdi. Türkistan’da büyük din Alimlerine de bu unvan verilmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhammed(s.a.s)’e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah’ın en son dini. 2.Allah’a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3.İyi geçinme, barış içinde olma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İslâmiyye). İslâm din ve ümmetine ait: Millet-i İslâmiyye, şerîat-i İslâmiyye, memâlik-i İslâmiyye, hamiyyet-i İslâmiyye. c. F. Islâmiyân = Müslümanlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. process. operate. function. perform. commit. engrave. go. run. travel. farm. tame. cultivate. brand. discourse. ferry. forge. grave. hammer. handle. indwell. instil. instill. penetrate. pierce. sink. sink into. stamp. strike. treat.

Şifalı Bitki

(spinacia oleracea): Ispanakgiller familyasından; kış sebzesi olarak yetiştirilen bir bitkidir. İçeriğinde demir, vitaminler ve enzimler bulunur. Kullanıldığı yerler: Vücudun dayanıklılığını artırır. Kansızlığı ve gelişme bozukluğunu giderir. Soğuk algınlığına karşı korur. Kalp ve gelişme bozukluğunu giderir. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Ruhi çöküntünün sıkıntılarını giderir. Kan miktarını artırır. Ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında faydalıdır. Kanser ve veremden korur. Hamilelerde faydalıdır. Doğacak bebeğin güçlü olmasını sağlar. Yara, yanık ve dolamada da faydalıdır. Dişlerin çürümesini önler. Şişmanlık ve şeker hastalığına da faydalıdır.

Genel Bilgi

Ispanak, vitamin ve diğer besin maddeleri bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Yapısının büyük bir kısmını su oluşturur. Özellikle C vitamini diğer sebzelere oranla daha fazladır hatta limon, portakal gibi turunçgillere yakındır. Ispanak kalsiyum ve demir bakımından da zengindir.

Ancak ıspanağı diğer yeşil sebzelerden ayıran, demir bakımından aşırı bir zenginlik de söz konusu değildir. Eşit ağırlıklı bir hamburgerde de ıspanak kadar demir vardır. Ayrıca bir mineralin bir sebzede çok bulunması, yenilince doğrudan vücudumuza geçeceği ve vücudumuzu bu mineraller bakımından zenginleştirip kuvvetlendireceği anlamına gelmez.

Her ne kadar çizgi roman kahramanlarının en eskilerinden olan Temel Reis zorda kalınca, bir konserve kutusu açıp içindeki ıspanağı yiyince adeleleri, pazuları şişip insan üstü bir güce sahip oluyor gibi görünüyorsa da ıspanağın içindeki gerek kalsiyumun gerekse demirin insan vücudu tarafından emilmesi zordur. Bu nedenle ıspanaktaki demirin insana pek faydası yoktur.

Temel Reis’in neden başka bir sebze değil de ıspanağı tercih ettiği konusunda, teneke kutu içinde satılan ıspanağın reklamını yapması dışında iki görüş daha var.

Birincisi, içindeki okzalik asitin verdiği ekşimsi tadı nedeniyle ıspanak yemeyi sevmeyen çocuklara bu yemeği sevdirmek. İkincisi ise ıspanakla demir, demirle kuvvet arasında ilişki kurarak demir eksikliğinin vücutta yarattığı zayıflık ve halsizliğin, ıspanak yemekle giderileceğine insanları inandırmaktır.

Demir eksikliğinin anemi denilen kansızlık hastalığı yarattığı doğrudur ama çok demir almanın da insanın kuvvetlenmesiyle fazla bir alakası yoktur. Vücudumuzun bir günlük demir ihtiyacını sadece ıspanaktan karşılayabilmek için yılda vücut ağırlığımızın iki misli kadar ıspanak yememiz gerekir ki bu da çok iyi bir fikir değildir. Ispanaktaki okzalik asit aşırı alındığında, idrarda toplanarak böbreklerde taş oluşumuna sebep olabilir.

Gelelim ıspanağın niçin yoğurtla yenildiğine. Gıdaların bileşimlerinde bulunan bazı maddeler, o gıdanın besin değerini azaltır. Örneğin ıspanakta bulunan okzalik asit, kalsiyumun vücut tarafından alınmasına mani olur. Bu nedenle okzalik asitçe zengin olan gıdalarla yoğun olarak beslenildiğinde, vücudun kalsiyumu bol gıdalarla takviye edilmesi gerekir.

Ispanak, semizotu, ebegümeci, pazı gibi gıdaların, kalsiyum zengini yoğurt ile yenilme alışkanlığının kökeni veya bilinçli olarak başlatılıp başlatılmadığı, insanların tat vermesi için mi yoksa sağlıklarını düşündükleri için mi bu alışkanlığı kazandıkları bilinmiyor ama kalsiyum eksikliğini gidermesi açısından yoğurt ilavesi son derecede yararlı ve sağlıklıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sabr’dan masdar). Sabır ve tahammül etme, katlanma, dişi ni sıkıp dayanma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den masdar). Çekmeye, celb ve yöneltme, sebep olma: Şefkat ve merhametini isticlâb etti.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSTİD’A) (i. A. «duâ» dan masdar). 1. Yalvararak isteme, dileme, ricâ ile talep: Cenâb-ı Hak’tan istid’ay-ı merhamet eyledi. 2. Hükümetten resmen ve yazılı olarak bir hak veya istek veya bir muamelenin yapılmasını isteme: Filân İşi mahkemeden istida etti. 3. Böyle bir iş veya istek rica etmek için bir resmî makama sunulan yazı kl, eskiden, pullu olması gerekirdi, istidânâme, arzuhal, dilekçe: Yazılı istidâ sunuldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten masdar). Yetişme, nâil olma, kavuşma (anlama ve istifham mânâsiyle kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den masdar) (c. istifhâmât). Sorup anlama. Anlamak için sorulan sual. Edit-ı istifhâm = Soru edatı, Türkçe’deki «mi?» gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istifhâmiyye). Soruya ait: Hitâb-ı istifhâmî, cümle-i istifhâmiyye.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten masdar). 1. istek, arzu (asıl Arapça’da mânisi bundan ibarettir). 2. (Türkçe’de iştah telâffuzuyla) yemeğe istekli olma, boğaz ve mide açlığı: Çok iştiham var; iştiham kapandı; salata iştihayı açar, iştiha verir; büyük bir iştiha ile yemeğe başladı. 3. mec. İstek, hal, arzu: İştiha ile iş görüyor; adamın kitap okumaya karşı iştihası yok.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Hamama girme, banyo etme. (tıp) İ«tihmâm-ür-reml = Kum banyosu.

Türkçe Sözlük

(i. İ. estimare). Değer takdiri, gümrükte ticarî mallara baha biçmek vazifesi: Istimâre memuru = Eşyaya kıymet biçen memur, muhammin.

Türkçe Sözlük

(i.). Gümrükte ticarî m8İlara baha biçen memur, Ar. muhammin, istimator.

Türkçe Sözlük

(i. i. estimatore). Gümrükte ticarî mallara baha biçen memur, Ar. muhammin; istimâreci.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meded»den masdar). 1. Yardım isteme, birinin yardım ve merhametine sığınma: Tanrı’dan istimdâd etti. 2. Düşmana karşı bir kumandandan veyahut müttefik bir devletten asker isteği: Karşısındaki kuvvetin çokluğunu görünce istimdâda mecbur oldu.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rica ve istirham mânâsiyle kullanılmışsa da, aslında Arapça’da yoktur ve Türkler’in «recâ» masdarından türettikleri bir kelimedir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den masdar) (c. istirhâmât). Merhamet isteme, yalvarma, yakarma, rica ve niyâz etme: Müsaadenizi istirhâm eylerim.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istirhâm). İstirhamlar, yakarışlar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Finlandiya ile Norveç arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 449,964 km².

Sınırları: toplam: 2,233 km.

sınır komşuları: Finlandiya 614 km, Norveç 1,619 km.

Sahil şeridi: 3,218 km.

İklimi: Güneyde ılıman, kuzeyde subarktik iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Daha fazla düz ve kısmen dalgalı ovalar, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hammarsjon gölünde bir koy -2.41 m.

en yüksek noktası: Kebnekaise 2,111 m.

Doğal kaynakları: Çinko, demir, kurşun, bakır, gümüş, kereste, uranyum, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.93.

daimi ekinler: %0.01.

Diğer: %94.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,150 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çevrili sularda yüzen buz kitleleri deniz trafiğini engellemektedirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,016,596 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.76 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 78.29 yıl.

Kadınlarda: 82.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: İsveçliler, Fin ve Sami azınlığı, Yugoslav, Norveç, Yunan, Türk.

Din: Lutherci %87, Roma Katolikleri, Ortodoks, Baptist, Müslüman, Musevi, Budist.

Diller: İsveççe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsveç Krallığı.

kısa şekli : İsveç.

Yerel tam adı: Konungariket Sverige.

yerel kısa şekli: Sverige.

ingilizce: Sweden.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Stockholm.

İdari bölümler: 21 bölge; Blekinge, Dalarnas, Gavleborgs, Gotlands, Hallands, Jamtlands, Jonkopings, Kalmar, Kronobergs, Norrbottens, Orebro, Ostergotlands, Skane, Sodermanlands, Stockholms, Uppsala, Varmlands, Vasterbottens, Vasternorrlands, Vastmanlands, Vastra Gotalands.

Bağımsızlık günü: 6 Haziran 1523.

Milli bayram: Bayrak Günü, 6 Haziran.

Anayasa: 1 Ocak 1975.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 6, G- 9, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kal

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa, Akdeniz kıyısında yarımadada, kuzeydoğu Tunus›ta yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 50 Kuzey enlemi, 12 50 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 301,230 km².

Sınırları: toplam: 1,932.2 km.

sınır komşuları: Avusturya 430 km, Fransa 488 km, Holy See (Vatican City) 3.2 km, San Marino 39 km, Slovenya 232 km, İsviçre 740 km.

Sahil şeridi: 7,600 km.

İklimi: 7 ayrı iklim görülmektedir. Ama genel olarak ılıman hava hakimdir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli ve dağlıktır, ovalar ve kıyıda alçak araziler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Blanc Tepesi (Monte Bianco) 4,748 m.

Doğal kaynakları: Cıva, potas, mermer, sülfür, doğal gaz, ham petrol, balık, kömür, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %26.41.

daimi ekinler: %9.09.

Diğer: %64.5 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 27,100 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları, toprak çökmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 58,133,509 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.06 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.83 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.81 yıl.

Erkeklerde: 76.88 yıl.

Kadınlarda: 82.94 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.5 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 140,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,000 (2003 verileri).

Ulus: İtalyan.

Nüfusun etnik dağılımı: İtalyan.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler, Müslümanlar.

Diller: İtalyanca (resmi), Almanca, Fransızca, Slovence.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.6 (2003).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İtalya Cumhuriyeti.

kısa şekli : İtalya.

Yerel tam adı: Repubblica Italiana.

yerel kısa şekli: Italia.

Eski adı: İtalya Krallığı.

ingilizce: Italy.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Roma.

İdari bölümler: 20 bölge; Abruzzi, Basilicata, Calabria, Campania, Emilia-Romagna, Friuli-Venezia Giulia, Lazio, Liguria, Lombardia, Marche, Molise, Piemonte, Puglia, Sardegna, Sicilia, Toscana, Trentino-Alto Adige, Umbria, Valle d›Aosta, Veneto.

Bağımsızlık günü: 17 Mart 1861.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 2 Haziran (1946).

Anayasa: 1 Ocak 1948.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe Sözlük

(i. A. «töhmet» ten masdar). 1. Birine töhmet, suç kabahat yükleme: Bundan dolayı beni itham edemezsiniz. 2. (hukuk) Vuku bulan bir kabahat veya cinayetin muhakemeden önce ve zan üzerine birine yöneltilmesi, suçlama.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ithâmiyye) (hukuk). Muhakemeden önce sanık olarak tevkif edilenlere suç yüklemekle alâkalı veya bu işe ait olan: Evrâk-ı ithâmiyye.

Türkçe Sözlük

(i. A. «töhmet» ten masdar). Bir kabahatin, suçun altında bulunma, ittihâm olunma.

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). Kalabalık, bir yare çok halk birikmesi: Kapısında büyük bir İzdiham gördüm; İzdihamdan giremedim.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the French word for 'ham' which consists of the hind leg of the pig, separated from the carcass at about the second joint of the verebrae.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Joint European Torus; european fusion experiment using the Tokamaks principle, that is being operated in Culham.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığı artmaksızın hacmi büyümek, şişmek: Döşek, şilte kabardı; şu yastığın pamuğunu attırsanız çok kabaracaktır. 2. Yükselmek, yukarı çıkmak, taşmak: Su kaynayınca kabardı; dağlarda karların erimesinden nehirler çok kabardı. 3. (hesap ve para) Çıkmak, çoğalmak: Defterimizde masraf kısmı gittikçe kabarmaktadır. 4. (hayvan ve bilhassa’erkek hindi vesaire) Tüylerini ürpertip dikmekle şişmek: Baba hindi kabarmaya başladı. 5. Ekşiyip könürerek yukarı kalkmak, Osm. tahammür etmek: Hamur, şıra kabarmaya başladı. 6. Dalgalanmak, dalga peyda etmek, coşmak: Deniz gittikçe kabarıyor. 7. (çuha vesairenin) Hevı kalkıp bozulmak: Bu çuha pek çabuk kabarır. 8. Tavlanmak, ıslanıp yumuşamak: Vücudun kiri kabarmak. 9. Bulanmak, karışmak: Safram kabardı. 10. Tefahur etmek, övünmek, kibir ve gurur göstermek, kurulmak: O kabarıp durmasın bu İşte bir hizmeti yoktur. Koltuk kabarmak = iftihar etmek.

Sağlık Bilgisi

Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, su.

Hazırlanışı : 8 bardak suya, 250 gram kuru erik konur. Erikler pişinceye kadar kaynatılır. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaç sıfatının üleştirme şekli: Hamallar kaçar para alacak?

Türkçe Sözlük

(aslı: KâDAİF) (i. A. c.) (m. kadife). (Halk dilinde kadayıf). Şeker şerbetiyle pişirilip tatlı yapılmak üzere çeşitli şekillerde dökülmüş hamur: Tel kadayıf = Tel gibi ince dökülmüşü. Ekmek kadayıfı = Yassı, daire şeklinde olup birbiri üstüne ikisi birlikte ve koyu şerbetle büyük tabakta pişirilerek arasına kaymak konulan cinsi. Yassı kadayıf = Ufak daire şeklinde olup yumurta ile tavada pişirileni. Deniz kadayıfı = Bir çeşit yosun ki, öksürük için haşlanıp suyu içilir, ciğerotu. bk. Kadife.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden kibar karısı, hanım. 2. Osmanlı padişahlarının ilk dört eşi: Kadın-efendi hazretleri. Baş-kadın-efendi = Padişahın birinci zevcesi. Kadın-efendiler, Avrupa protokolünde imparatoriçe değil, kraliçe derecesinde sayılırlardı. XVII. asırdan önce kadın-efendi yerine haseki denirdi. 3. insanın dişisi: Kadınlara mahsus salon; kadınların yeri ayrıdır. 4. Eskiden hanımdan aşağı olarak bir unvan: Kâhya (kethudâ) kadın, aşçı-kadın, bacıkadın. Kadınbudu = Yumurtaya bulanmış pirinçli ve kıymalı bir çeşit köfte. Kadıntuzluğu = Bir cins bitki, anberbâris. Kadın kadıncık = Terbiyeli, toplu ve kendi halinde kadın. Kadıngöbeği = Bir cins hamurlu tatlı. Kadın-nine = Büyükanne ve kayınvalide.

Türkçe Sözlük

(i.). Yuvarlak ve ortası çukur bir hamur tatlısı, bk. Kadın.

Türkçe Sözlük

(i. Farsça’dan). 1. Yazı yazmak, kitap basmak ve bir şey sarmak gibi işlerde kullanılan pamuk, ağaç vesaireden yapılan yaprak: Yazı, resim kâğıdı. 2. Mektup, nâme, tahrirat, varaka: Kâğıt yazmak; filândan bir kâğıt aldım; kendisinden kâğıt geldi. 3. Oyun ve kumar oynamaya mahsus mâruf kâğıtlar: Oyun kâğıdı, iskambil: Kâğıt oynamak. Sigara kâğıdı = Sigara sarmaya mahsus pek İncesi. Ebrûlu kâğıt = Eskiden ekseriya kitap kaplarının içlerine konan birkaç renkli kâğıt. Elek kâğıdı = Eskiden bordroların basılı olduğu kalın ve iyi kâğıt. Posta kâğıdı = İnce yazı kâğıdı. Bakkal kâğıdı = Bakkalların öte beri sardıkları kaba kâğıt. Tekâlı (tek aharlı), çiftâlı (çifte aharlı) kâğıt = Vaktiyle sülüs yazanların üzerine karalama yazıp bozdukları renkli parlak kâğıt. Tükürük kâğıdı = İnce sigara kâğıdı. Saman kâğıdı = Resme mahsus ince şeffaf kâğıt. Duvar kâğıdı = Duvarlara kaplanan desenli kâğıt. Kâğıt üzre koymak veya geçirmek = Yazmak, kaleme almak. Kâğıt üzerinde kalmak = Sözde kalmak, yerine getirilmemek. Banka kâğıdı = Poliçe veya banknot. Kâğıthelvası = KAğıt gibi ince ve yassı bir çeşit tatlı hamur ki çocuklar için sokaklarda satırlar. Helvacı kâğıdı = Ehemmiyetsiz ve lüzumsuz evrak. Kâğıt kavafı = Herkesin işlerine ait evrakını yürütmeyi üzerine alan adam. Tuvalet kâğıdı = Aptesanelerde kullanılan ince kâğıt. Kâğıt mendil, peçete = Mendil, peçete yerine kullanılan özel kâğıt. bk. Kâğaz.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfüçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş paçavralarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. Şaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’ya 1000 yılda gelemedi. Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanın bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene-Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı ?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından icat edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin aslı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıyan kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfiçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş parçalarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. İaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanı bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene - Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından ilan edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin adı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıayn kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geç(Erkek İsmi) 2.Kahredici, zorlayan. 3.Yok eden. 4.Ezici kuvvet. Kahir Billah: Abbasi halifesi. (Ebu Mansur Muhammed el-Mutezid). Muktedir’in kardeşi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinner. tinker. tinsmith. a fraud. shammer. tin plater. whitesmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a tinker / tinner. a fraud. shammer.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarı çıkarmak, Osm. ref’ etmek: Elinizi kaldırın; başımı kaldırıp baktım. 2. Yükseltmek, Osm. terfî etmek: Bu duvarı bir metre daha kaldırmalı; bu binanın tavanlarını beş on santim daha kaldırmak iyidir. 3. Yükleyip nakletmek, taşımak, götürmek: Daha buğdayı harmandan kaldırmadık; eşyayı bugün kaldıracağız. 4. Ref’ ve lağvetmek, fesheylemek: Ben o Adeti kaldırdım; ablukayı kaldırdı. 5. Ayaklandırmak, heyecanlandırmak, kötü yola sevketmek: Birtakım gençleri kaldırmaya çabalıyordu. 6. (av köpeği) Avı uçurmak veya yuvasından çıkarmak: Bizim köpek bugün bir geyik, bir keklik kaldırdı. 7. Fazla satın almak: Komşular çarşıdan birçok kumaşlar kaldırdılar. 8. Yüklenmek, tahammül edebilmek: Bu gülleyi kaldırabilir misin? Deve kaç kilo kaldırabilir. 9. Yeterli ve tahammüllü olmak: Bizim hâlimiz o kadar pahalı giyeceği kaldıramaz; bizim işimiz öyle kumaşlar kaldırmaz; bu yemek çok tuz kaldırmaz. 10. İyi etmek, yataktan kurtarmak: Doktor hastayı beş günde yataktan kaldırdı. 11. Ümit kesmek, vazgeçmek: Sen bugün gitmeyi kaldır. Atı dörtnala kaldırmak = Doludizgin koşturmak. El kaldırmak = Vurmak, vurmaya hazırlanmak. Ellerini kaldırmak = Dua etmek. Omuz kaldırmak = Bilmezlikten gelmek. Başkaldırmak = İsyan etmek, serkeşlik. Posta kaldırmak = Posta hazırlayıp göndermek. Tabanı kaldırmak = Koşmak, Osm. şitâb etmek. Yelkenleri kaldır mak = Yelken açıp gitmek. Yürek kaldırmak = Mide bulandırmak.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i.). Merhametsiz, iyi duyguları, acıması olmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. chamber. house.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güneydoğu Asya’da, Tayland Körfezi kıyısında, Tayland, Vietnam ve Laos arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 13 00 Kuzey enlemi, 105 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: toplam: 181,040 km².

Kara: 176,520 km².

Su: 4,520 km².

Sınırları: toplam: 2,572 km.

sınır komşuları: Laos 541 km, Tayland 803 km, Vietnam 1,228 km.

Sahil şeridi: 443 km.

İklimi: Tropikal muson iklimi hakimdir. Muson mevsimi Haziran’dan Ekim ayına kadardır. Kasım-Mayıs ayları dönemlerinde hava kurudur. Kışları kuzeyde biraz soğuktur, bütün yıl boyunca ülke genelinde ısı aynıdır.

Arazi yapısı: Ülke topraklarının büyük bölümünü orta kesimdeki geniş ovalar kaplamaktadır ve doğu kesimini boydan boya aşarak güneye doğru akan Mekong Irmağı egemendir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tayland Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Phnum Aoral 1,810 m.

Doğal kaynaklar: Kereste, değerli taşlar, demir yatakları, manganez, fosfat, hidrolik güç potansiyeli.

Arazi kullanımı: İşlenebilir topraklar: %20.44.

ekinler: %0.59.

Diğer: %78.97 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 2,700 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Muson yağmurları (Haziran - Kasım ayları arasında); su baskınları; arada sırada görülen kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,881,427 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %35.6 (erkek 2,497,595; kadın 2,447,754).

15-64 yaş: %61 (erkek 4,094,946; kadın 4,370,159).

65 yaş ve üzeri: %3.4 (erkek 180,432; kadın 290,541) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.94 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 68.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 59.29 yıl.

Erkek: 57.35 yıl.

Kadın: 61.32 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.37 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %2.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan kişi sayısı: 170,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 15,000 (2003 verileri).

Ulus: Kamboçyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Khmerler %90, Vietnamlılar %5, Çinliler %1, diğer %4.

Dinler: Budist %95, diğer %5.

Dil: Khmer (resmi) %95, Fransızca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %73.6.

Erkek: %84.7.

Kadın: %64.1 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kamboçya Krallığı.

kısa şekli : Kamboçya.

Yerel tam adı: Preahreacheanachakr Kampuchea.

yerel kısa şekli: Kampuchea.

Eski adı: Khmer Cumhuriyeti, Kamboçya Cumhuriyeti.

ingilizce: Cambodia.

Yönetim şekli: Cumhuriyet.

Başkent: Phnom Penh.

İdari bölmeler: 20 eyalet ve 4 belediye; Banteay Mean Cheay, Batdambang, Kampong Cham, Kampong Chhnang, Kampong Spoe, Kampong Thum, Kampot, Kandal, Kaoh Kong, K

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Maden yeri, maden kuyusu, maden damarı, bir madenin bulunduğu ve çıktığı yer. 2. mec. Kaynak, masdar, bir sıfatın çoklukla bulunduğu zat: Kân-ı merhamet = Merhamet mâdeni, yani pek merhametli zat. Kln-ı hllm 0 şerm = Pek yumuşak huylu ve utangaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

canal. duct. channel. station. conduit. culvert. chamfer. chute. dike. drain. flume. gullet. gully. meatus. pass. passage. vessel.

Türkçe Sözlük

ve galatı HANGİ (I.). İki veya fazla şeylerden birini tayin hususunda kullanılan sorgu tâbiridir: Bu iki taştan kangısı daha dayanıklıdır? Talebenizden kangısı daha istidatlıdır? Onun çok kabahatleri vardır, kangısını söyleyeyim? Kangı adam buna tahammül edebilir? Kangı devlet teb’asındandır? Kangı biri = Sorguyu mübhemleştirir: Hatalarınızın kangı birini söyliyeyim? bk. Hangi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed / executive session. within closed doors. closed-door hearing. hearing in camera / chambers. private sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrel. recriminate. scramble. scrap. to scramble for sth. to snatch from one another. to quarrel. to fight. to tussle. to go at it hammer and tongs. to compete.

Türkçe Sözlük

(i.). Üstüne hamam ve bina yapılmış sıcak maden suyu, örtülü kaynarca, ılıca, banyo: Bursa kaplıcaları (açığına ılıca ve kaynarca derler).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eş, Ar. refika, zevce, halîle: Filânın karısı. Karı koca = Ar. zevceyn. Karı koca kavgası = Karı ile koca arasındaki kıskançlık kavgası. Karakoca olmak = Evlenmek. 2. İnsanın dişisi, çamaşırcı karı, aşçı karı (hürmet için, kadın denilir). Çarşamba karısı = 1. Umacı, sihirbaz. 2. mec. Saçları dökük ve birbirine karışmış, üstü başı intizamsız kadın. Karılar (kadınlar) hamamı = mec. Gayet gürültülü yer. Karı düzeni Kadın hilesi. Kocakarı = Yaşlı kadın, Ar. acûz, Fars. pîre-zen. Kocakarı masalı, ilâcı. Kocakarı soğuğu = Kış aylarının sayılı soğuğu, berdelacûz

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan ve hayvanın belden aşağısında, mide ile barsakları ve böbreklerle mesaneyi ve kadında rahmi içine alan boşluk, Ar. batn, Fars. şikem: Karnı şiş. Karın ağrımak, karın acıkmak, karın doymak. 2. Her şeyin boşluğu, boş yeri: Geminin karnı. İki gemi karın karına gelmek: Yan yana bitişik durmak. 3. Rahim: Beni dokuz ay karnında taşıyan annem. Bir karından doğan kardeşler. 4. iç, batın: Herkesin karnındakini Allah bilir. 5. Arap harflerinde bazı harflerin içi: Cİm’in karnı (nûn ve sâd gibilerininkine kâse denir). Karın ağrısı = 1. Karındaki ağrı, sancı. 2. (halk dilinde: karnaksı) bedduâ tâbiri olup seslenen ve çağırıp bağıran adama cevaben söylenir. Aç karnına = Aç iken, bir şey yemezden. Karnı burnunda = Dokuz aylık gebe, doğurması yakın (kadın). Karnı geniş = Tahammüllü, Ar. mütehammil, hazımlı: Cim karnında bir nokta = Cahil. Karnıyarık = Ortadan yarılmış ve içine kıyma konmuş patlıcan yemeği.

Sağlık Bilgisi

Kasılarak vücudun hareketlerini sağlamaya yarayan organlardan her birine ve bunların tersi olan dokularına, kas (adale) denir. Herhangi bir kaza sonucu, kas yırtılacak olursa; aşağıdaki reçeteler uygulanır ve doktora başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Kepek, sirke, sargı bezi, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kepek üzerine azar azar su ve sirke dökülüp, hamur yapılır. Sonra, orta ateşte ısıtılır. Soğumadan sargı bezine konup, kasın üzerine sarılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sertlik, katılık, Ar. salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kalb kasaveti. 3. Keder, gam, dert, tasa, gaile: Çocukları için kasâvettedir. Oğlunun kasâvetini çekiyor. Siz kasâvet etmeyin, kasavet çekmeyin (dilimizde en çok Arapça’da pek kullanılmayan bu üçüncü mânâ ile kullanılır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz.Muhammed (s.a.s)’in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2.Kinci, ezici, ufaltıcı. 3.Yılın 11.ayı. 4.Yılın kış bölümü.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Katılık, sertlik, salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kasvet-i kalb. 3. Sıkıntı, melâl, hüzün, gam, keder: Servi ağaçlarının sıklığı insana kasvet verir, öyle yerlerde adama kasvet basar.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında yarımada, Suudi Arabistan sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 30 Kuzey enlemi, 51 15 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 11,437 km².

Sınırları: toplam: 60 km.

sınır komşuları: Suudi Arabistan 60 km.

Sahil şeridi: 563 km.

İklimi: Çöl iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla düzlükler ve kumla çakıllardan oluşan çöller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Qurayn Abu al Bawl 103 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, balık.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.64.

daimi ekinler: %0.27.

Diğer: %98.09 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 130 km² (2002 verileri).

Doğal afetler: Duman, toz fırtınası, kum fırtınası.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 885,359 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.5 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 14.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 18.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.9 yıl.

Erkeklerde: 71.37 yıl.

Kadınlarda: 76.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.81 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.09 (2001 verileri).

Ulus: Katarlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %40, Pakistanlı %18, Hintli %18, İranlı %10, diğer %14.

Din: Müslüman %95.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %89.

erkekler: %89.1.

kadınlar: %88.6 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Katar Devleti.

kısa şekli : Katar.

Yerel tam adı: Dawlat Katar.

yerel kısa şekli: Katar.

ingilizce: Qatar.

Yönetim biçimi: İslam Hukukuna Dayalı.

Başkent: Doha.

İdari bölümler: 9 belediye; Ad Dawhah, Al Ghuwayriyah, Al Jumayliyah, Al Khawr, Al Wakrah, Ar Rayyan, Jarayan al Batinah, Madinat ash Shamal, Umm Salal.

Bağımsızlık günü: 3 Eylül 1971 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 3 Eylül (1971).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Ör

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, pek, Ar. haşin, Fars. dürüşt: Katı taş, katı toprak. 2. Kuru, Ar. yâbis, Fars. huşk: Katı ekmek, yumurta, et. 3. Şiddetli. Ar. şedîd, kavî, muhkem. 4. mec. Merhametsiz, acımaz: Katı yürek. 5. Pek, ziyade, çok: Katı yoruldu, katı susadı (eskimiştir). 6. Kuvvet ve şiddetle: Katı vurdu. 7. Sertlikle, huşûnetle, dürüştlükle: Katı katı elime bir şey dokundu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertlik, peklik, Osm. salâbet, huşûnet, dürüştlük: taşın katılığı. 2. Kuruluk, Ar. yübûset, Fars. huşkî: Ekmeğin, toprağın katılığı. 3. Şiddet, metânet: Yüz katılığı. 4. Merhametsizlik, acımazlık: Yürek katılığı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kumaş vesaireyi kat kat bükmek, bükerek sarmak, devşirmek: Kumaşı, elbiseyi, çamaşırı katlamak, kâğıdı ikiye katlamak. 2. İki kat etmek, tekrarlamak: Çifti İki, üç kere katlamak, tarlayı iki, üç kere sürmek. 3. Hamuru ince açmak, yufka yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

source. resource. resource, source. fountainhead. weld. welded place. patch. patched place. welding. patching. basis. beginning. bottom. breeding-ground. cradle. derivation. fount. fountain. fountain head. growth. ham. origin. parent. pr.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir şey ateşte fıkır fıkır etmek, Osm. galeyân eylemek, cûş ve hurûşa gelmek: Bu su kaynadı mı? 2. Kaynar suyun içinde pişmek: Bu et daha kaynamadı. 3. Şişip kabarmak, ekşimek, Osm. tahammur etmek: Şıra kaynamaya başladı, midesi kaynıyormuş. 4. Yerden şiddetle fışkırmak, Osm. feverân etmek: Yerden su kaynıyor. 5. Çok bulunup kaynayan su gibi hareket etmek: Bu dolapta karıncalar kaynıyor. 6. Birleşmek, yapışmak: Kırılan kol kemiği kaynadı. 7. Gizlice ve el altından düzenlenmek: Burada bir iş kaynıyor. 8. Rahat durmamak, Osm. cûş ve hurûşta olmak, deprenmek: Deniz kaynıyor, bu adam kaynayıp duruyor. 9. Suyun içinde batmak, denizin dibine inmek: O koca gemi beş dakikada kaynadı. 10. Mahvolmak: Bizim paralar kaynadı gitti.

Türkçe Sözlük

(KAZZ) (i. A). Ham ipek. Dûdül-kazz = Ipekböceği.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çok miktarda yemek vesaire kaynatmaya mahsus büyük tencere: Çorba, pilav, aşure kazanı. Çamaşır kazanı = Çamaşır suyunun kaynadığı kazan. 2. Su saklamaya veya kaynamasına mahsus madenden büyük kap: Vapur kazanı = Vapur makinesine istim getirecek suyun kaynamasına mahsus büyük mahfaza; hamam kazanı. 3. Eski bir çeşit hantal top. Yeniçeri ocağının yemek kazanı birtakım merasimle ve dua ile kurulup kaldırıldığından, meselâ kazanın yerinden kaldırılması isyan mânâsını ifade ederdi: Yeniçeriler, gece kazan kaldırdı. Kazandibi = Kazanın dibine yapışıp kazınarak çıkarılan kızarmış ve makbûl, is kokusu almış bir çeşit mahallebi, tavukgöğsü vesaire.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kelimât, kilem). 1. Mânâlı söz, bir dilde kullanılan sözlerin her biri. Gramerde kelime, isim ve fiil ve edat olarak üçe ayrılır. 2. Söz, lâkırdı, kelâm: Kelime-i tayyibe = Hatır alacak güzel söz. Kelime-be-kelime = Her sözü ayrıca ve hiçbirini atlamaksızın (tercüme etmek). Kelime-be-kelime tercüme = Meâlan (mânâ bakımından) tercümenin zıddı. Kelimetu’llah, Kelime-i Tevhîd = 1. «LAilâhe illallah Muhammed-en-resûl’ullah» cümlesi. Ilâ-yi kelimetu›llah = Hak dininin (İslâm dininin) yayılması ve şerefinin yükseltilmesi. 2. Allah›ın nefhi (üfürmesi) ile doğan Hazret-i Isâ. c. Mevsuk-ul-kilem = Sözüne inanılır, mutemet. Nâfizü’l-kilem = Sözü geçer, nüfuzlu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ucu olmayan, uçsuz, sonsuz, Fars. bt-pâyân: Gökyüzü kenarsızdır. 2. Çerçevesinde pervaz, çizgi veya çiçek gibi bir şeyi olmayan: Kenarsız halı. 3. Not, dip notu, hâmiş ve hâşiyesi olmayan: Kenarsız kitap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. infamous. scandalous. shameful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ridiculous and contemptible. shameless. disgraceful. infamous.

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve asaletin şartlarından olan yüksek kalblilik, Alîcenâblık, cömertlik: Kerem sahibi. 2. Lutuf, merhamet, ihsan, iyilik: Bu iş lutuf ve kereminize kalmıştır. Kerem buyurun = Lutuf, müsaade buyurun.

Türkçe Sözlük

(i. F. «keşiden» den imas.) (c. keşân). 1. Çeken, çekici, tahammül eden, dûçâr. Cefakeş = Cefa çeken. Mihen-keş Eziyet çeken. 2. Güzel ve çekici, câzip, tetlı. Dil-keş = Gönül çekici. 3. Kaldıran. Serkeş = Başkaldıran, itaatsiz. 4. Çekilen. Peşkeş = Önüne çekilen, takdim olunan, hediye. 5. Çekip uzatan, işleyen. Simkeş = Sırma işleyen

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürmek, kese sürerek vücudun kirini çıkarmak: Bu tellâk iyi keseliyor.

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürünüp temizlenmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekici, çeken. Mihnet-kaşende = Mihnet çeken. 2. Tahammül sahibi.

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kestirmek işi. Kat’i, itiraz ve değiştirilmesi kabil olmayan: Kestirme cevap, kestirme söz. 2. Tahminî, Ar. muhammen: Kestirme bir miktar. 3. Kısa, doğrudan, dolaşmaz: Kestirme yol.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katmeri çörek. 2. Pirinç unu hamurundan bir çeşit çörek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stone mason's hammer.

Türkçe Sözlük

(KEZZAB) (i.) (F. «tîz-Ab» dan galat). Kilsli taşları oyup aşındırmak kuvvetini taşıdığı için, taş basmasında, musluk vesaire taşlarını temizlemede kullanılan sert bir sıvı, azotik asit, nitrat asidi, Osm. hâmız-ı azot. Elinde kezzap suyu = mec. Ziyânkâr.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Kükürt. Kibrit-I ahmer = 1. Altın. 2. Simyâda fevkalâde kudretli olduğuna inanılan hayâli cisim. 3. (Türkçe) Ateş, mum vesaire tutuşturmak için sert bir şeye sürülerek yanan, ucu, ilâçlı ince çöp: Kibrit yakmak, tutuşturmak: Kibrit kutusu, (kimya) HAmız-ı kibrit = Kükürt terkiplerinden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stern. buttocks. haunches. butt. hindquarters. ass. nates. rump. slats. rear end. bottom. stern. arse. backside. behind. breech. bum. can. fanny. fundament. ham. hip. posterior. rear. tail. tail end.

Şifalı Bitki

(kyminon): Maydanozgiller familyasından; Mayıs - Haziran aylarında bayez veya pembemsi çiçekler açan, 15 - 20 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır’dır. Yaprakları dar ince şeritler halinde parçalıdır. Çiçekleri 3-5 saplı şemsiye durumundadır. Meyveleri ovaldir. İçeriğinde, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Keskin, hoş kokuludur. Tohumları baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Hazımsızlığı giderir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Birikmiş gazı söktürür. Hava yutmayı önler. Sinirleri yatıştırır. Sinirsel başdönmelerini keser. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma ve şişmanlıkta faydalıdır. Hamileler kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vücudun, yıkanmamaktan yağlanıp tuttuğu, çamaşır ve giyilen şeylere geçen pislik, Fars. çirk: Hamamda kesesiz kir çıkmaz; gömleğinin kiri; kir kabarmak; kir tutmak. 2. Umumiyetle pis şey: Tabağın kiri, kirli elbise.

Sağlık Bilgisi

Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir.

- Erkeklerde Kısırlık : Normal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir.

- Kadınlarda Kısırlık : Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir.

Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir. Bundan sonra, kısırlığı doğuran hastalıkların tedavisinde uygulanan reçetelerle birlikte aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Isırganotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ısırganotu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Acıma bilmez, zâlim, acımaz, merhametsiz: Pek kıyak adam. 2. Şiddetli, şedîd, cesur: Kıyak kahramandı. Aşırı, fevkalâde, mübalâğalı: Kıyak güzel; kıyak bahadır; kıyak zengin,

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgememe, merhametsizlik, gaddarlık: Onun kıyaklığı emsalsizdir.

Türkçe Sözlük

(i.) (Y. = lâcivert). Bu renkte bir kimya maddesi. Birleşikleri vardır. Hâmız-ı kiyanus vesaire.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyan, esirgemeyen, merhametsiz, pek zâlim: Pek kıyıcı adamdır. 2. Tütün vesaire kıyan: Tütün kıyıcı. Kıyıda balık avlayan balıkçı. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazı çıkarmak ve korumakla görevli memur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zâlimllk, merhametsizlik. 2. Tütün vesaire kıyan adamın mesleği, meşguliyeti. 3. Sahilde yapılan balıkçılık. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazın çıkarılıp saklanması görevi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping up. mincing. ground beef. ground meat. minced meat. hamburger.

Sağlık Bilgisi

Deri döküntüleri, hafif ateş ve hafif nezle ile ortaya çıkan Alman kızamığı da denilen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde, rubella denir. Daha ziyade çocuklarda görülür. Ancak, hamile kadınların da, gebeliğin ilk üç ayı içinde kızamıkçık olma ihtimali vardır. Bu durumda, ana rahmindeki cenin de etkilenir. Hastalık, havadaki zerreciklerle bulaşır. Kuluçka devresi, çoğunlukla 17 gündür. Hastanın vücudunda pembe, düz lekeler görülür. Bazen boynun arka tarafındaki bezler de şişer. Tedavi için kullanılacak özel bir ilaç yoktur. Hastalık genellikle 4 gün içinde geçer. Bu süre içinde hastanın odasını ayırmak ve sağlam kimselerle görüştürmek gerekir. Kesin istirahat da şarttır. Hastada görülen nezle ve ağrıları tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeker.

Hazırlanışı : Ateşin üzerine 1 çorba kaşığı toz şeker konur. Yanarken çıkan duman teneffüs edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yoğurmak, hamur haline getirmek, yoğurarak topak haline getirmek; masaj yapmak. kneader (i.) hamurkâr. kneading trough hamur teknesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. percentage. commission fee. rake-off. address commission. chamber. fittage. kickback. rake- off.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. consolide). Esham evrakı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Esham ve diğer parayla ilgili senet ve tahvillerin alım satımını meslek edinen ve bunlarla bir nevi kumar oynayan adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üzümün hamı, yeşili, ekşisi: Koruk şerbeti, korukla terbiye olunmuş yemek. 2. Her meyvenin hamı: Hurma koruğu, zeytin koruğu. Kayakoruğu = Ekseriya duvarlarda ve damlarda biten bir cins bitki.

Şifalı Bitki

(ekşi üzüm): Henüz olgunlaşmamış, ekşi, ham üzümdür. Şerbeti yapılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Kurdeşende faydalıdır. Göz ağrılarını dindirir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hamper. to bring a job to a standstill. to hobble a house.

Türkçe Sözlük

(f.). İtham olunmak, adı kötüye çıkmak, zarara sokulmak.

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Damı yarım küre şeklinde olan: Kubbeli câmi, kubbeli hamam; bu yüzüğün taşı pek kubbeli. 2. Kubbe şeklinde olan: Kubbeli dam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, tâkat, iktidar: Kudretim yetmiyor; kudretim yok ki. 2. Tanrı’nın her şeye kaadir olması, kâinâtı kaplamış olan ezelî kuvvet: Kudret-i ilâhiyye. 3. Tanrı yapısı, tabiat, insan eli karışmaksızın vücude gelen şeylerin kaynak ve aslı: Kudretten insan şeklinde bir taş. Kudret helvası = Bazı ağaçlarda olan bir madde. Kudret hamamı = Sıcak mâden suyu, banyo, ılıca, kaynarca. Kudret topu = Gök gürlemesi, Ar. raad. 4. Mâlî iktidar, servet, zenginlik: Kudret sahibi bir zat. 5. Ehil ve bir mevzuda iktidar sahibi, çok geniş bilgili olma, otorite: ilmî kudret, edebî kudret.

Türkçe Sözlük

(I. A. «kuds» ten imen.) (mü. kudsiyye). Kutsal, mukaddes, muazzez, azîz, Tanrı’ya ve meleklere ait. Alem-I kudsî = Tanrı katı. Hadîı-i kudsî = Peygamberimizin Allah’ın iihâmıyla söylediği sözler ki, kendiliğinden söylediği hedîs-i şeriflerden ayrılır. Fars. Kudsiyân = Tanrı katında oturanlar, yani melekler.

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasında küfe bulunan, küfe ile eşya nakleden: Küfeli hamal.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamam ateşliği. Külhanbeyi = Geceyi hamam ateşliğinin sıcak olan dış kısmında geçiren serseri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceyi hamam külhanlarında geçiren serseri, haylaz: Külhânîye bak.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Pek ufak ve sert taneler hâlinde olan toprak: Dere kumu; deniz kumu. İri kum = Taneleri büyük. İnce kum = Taneleri küçük. 2. ince toprak, toz. 3 Eskiden yazıyı kurutmaya yarayan toz. 4. Armutta ve bazı meyvelerde dişlere dokunan sert tenecikler. 5. Bazı dokumalarda pek ufak ve sık benekler. 6. Mesâne, böbrekte ve karaciğerde olan ince taşlar: Mesânesinde, karaciğerinde kum vardır; idrarında kum geliyor. 7. mec. Bolluk ve sıklık için kullanılır: Kum gibi kaynamak, mec. Kumda oynamak = Mahrum olmak. Kumbalığı = Yılanbalığı familyasından hamsiye benzer bir balık, sakankur. Kum saati = İki taraflı ve araları ince bir deliğe bağlanan camdan bir küçük kap ki, başaşağı çevrilince bir tarafındaki ince kum tam bir saatte öbür tarafa akarak zamanı ölçer. Kum gibi = mec. Gayet çok.

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırırlar. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.

Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz. Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kubbe, kubbeli dam: Câmi, hamam veya türbe künbedi (dilimizde Selçuklular devrinden kalan kubbeli veya külâh şeklinde damlı türbeler için kullanılır). 2. Gökyüzü kubbesi. 3. mec. Büyük ve kubbe şeklinde kavuk: Başında bir koca künbet vardı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup. heart. plate. pot. brougham. coupé.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. küreyvât) (küre’nin ism-i tasgıyri) (anatomi). Küçücük top ve yumru şey, Fr. globule: Küreyve-i beyzâ (alyuvar) kureyve-i hamrâ (kırmızı yuvar).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hamamlarda musluk altında, içinde su biriktirilen yuvarlak taş tekne.

Türkçe Sözlük

(i.). Kurşunla örtülmüş: Kurşunlu cami, hamam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. delusion. fancy. illusion. imagination. qualm. vision. strange fancy. imagination evham. vesvese.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kırâat» ten). Kuran sözcüğü Arapça’da QRE (kare’e/okudu) sözcüğünün sülasi (üç harfli kelime kökü sistemine göre) mastarıdır. “Anlam vermek” veya “anlayarak okumak”, anlamlarını ifade eder. İslâm’ın kutsal kitabının özel adı olan Kuran kelimesi, 58 âyette geçer. Ayrıca “kur’an” “okunan, okuyuş, okuma” “ekli, katlı, derli” anlamında özel ad olmayarak 12 ayette (Yusuf Suresi 12/2, Rad Suresi 13/31, İsra Suresi 17/106, Taha Suresi 20/113, Zümer Suresi 39/28, Fussilet Suresi 41/3,44; Şura Suresi 42/7, Zuhruf Suresi 43/3, Cin Suresi 72/1, Kıyame Suresi 75/17,18) geçer. Kur’ân veya Kur’ân-ı Kerîm, (Arapça : القرآن) İslam aleminde İslam peygamberi Muhammed’e (S.A.V.) , ayetleri Allah tarafından Cebrail aracılığıyla vahiyler şeklinde gönderildiğine inanılan kutsal kitap. İlk olarak 7. yüzyılda kitap haline getirilmiştir. Kuran ayrıca Furkan, Kelamullah, Kitabullah gibi isimlerle de anılır. Fatiha Sûresi ile başlayıp, Nas Sûresi ile sona erer. Okunuşunun kutsal olduğuna inanılarak, ilave işaretlemeler ve özel okunuşu tecvid ile birlikte nesilden nesile aktarılmıştır. Peygamberimiz’e nâzil olan, sıra bakımından dördüncü sayılan semâvî kitap. Mushaf-ı Şerif, Fürkan-ı Kerîm. Hâfız-ı Kur’an = Kurân-ı Kerîm’i ezberden bilen adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Pilavlık ve çorbalık ufak taneler hâlinde hamur: Kuskus pilavı, kuskus çorbası.

Sağlık Bilgisi

Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir. Ayrıca tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çorba kaşığı ıhlamur konur. 10 dakika bekletildikten sonra 1 su bardağı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küsterden fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Döşeyen. Merâhim-küster = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağacın kalın olan aşağı kısmı: Ağaçların dalları kesilip yalnız kütükleri kalmış. Ağacı kütük etmek = Dallarını kesmek. 2. Kalın odun, tomruk: Hamam kütüğü. 3. Bağ ağacı, her sene yeni filiz veren kalın kısmı: On bin kütükten ibaret bir bağ. 4. Ana defter, büyük ve esaslı defter: Kütüğe geçirmek, kütükte kayıtlı. 5. Başlıca iş veya şahıs: Asıl kütük odur. Evin kütüğü. Eski kütük = mec. Tecrübeli, dünya görmüş. Kütük olmak = mec. 1. Kesilmek, şişmek. 2. Çok sarhoş olmak. İş kütüğü = Kasap gibi bazı esnafın tek parçalı kütükten ibaret tezgâhları. Cehennem kütüğü = Cehennemlik, günahkâr. Kütük gibi, körkütük = Pek sarhoş olup yerinden kalkamamak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının kuzey yarısında, Kore Körfezi ve Japon Denizi kıyısında, Çin ve Güney Kore arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 127 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 120,540 km².

Sınırları: toplam: 1,673 km.

sınır komşuları: Çin 1,416 km, Güney Kore 238 km, Rusya 19 km.

Sahil şeridi: 2,495 km.

İklimi: Yağmurlu yazları ile birlikte ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlarla çevrilidir, dar vadiler, batıda kıyı ovaları yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japan Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Paektu-san 2,744 m.

Doğal kaynakları: Kömür, kurşun, tungsten, çinko, grafit, manganez, demir, bakır, altın, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %22.4.

daimi ekinler: %1.66.

Diğer: %75.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,600 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklıklar, su baskınları, tufanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 23,113,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.84 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.65 yıl.

Erkeklerde: 68.92 yıl.

Kadınlarda: 74.51 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.1 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Koreli.

Din: Geleneksel Budizm ve Konfüçyüsizm, Hıristiyanlık, Chondogyo.

Dil: Korece.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kuzey Kore.

Yerel tam adı: Choson-minjujuui-inmin-konghwaguk.

kısaltma: DPRK.

ingilizce: Korea, North.

Yönetim biçimi: Tek Partili Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Pyongyang.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 3 özel şehir; Chagang-do (Chagang Eyaleti), Hamgyong-bukto (Kuzey Hamgyong Eyaleti), Hamgyong-namdo (Güney Hamgyong Eyaleti), Hwanghae-bukto (Kuzey Hwanghae Eyaleti), Hwanghae-namdo (Güney Hwanghae Eyaleti), Kaesong-si (Kaesong Şehri), Kangwon-do (Kangwon Eyaleti), Namp’o-si (Namp’o Şehri), P’yongan-bukto (Kuzey P’yongan Eyaleti), P’yongan-namdo (Güney P’yongan Eyaleti), P’yongyang-si (P’yongyang Şehri), Yanggang-do (Yanggang Eyaleti).

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Demokratik Kore Halk Cumhuriyetinin kuruluşu, 9 Eylül (1948).

Anayasa: 1948 yılında kabul edilmiştir, 1972, 1992 ve 1998 yıllarında yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Ko

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Yu.) bazı kiliselerin ayinlerinde söylenen ve Ya Rabbi merhamet et', anlamına gelen dua; bu duanın bestesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tâkat getirilemez, çekilemez, tahammül olunmaz. Mâlâ-yutak = Tahammül olunmaz derecede. Teklîf-i mâlâyutak = Tahammül edilemez teklif.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamâyil şeklinde takılan fişeklik, göz göz palaska.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) parmak biçiminde yapılan bir çeşit hamur işi; yüksükotu, (bot.) Digitalis purpurea.

Türkçe Sözlük

Lahmacun, açılmış hamurun üzerine kıyma, maydanoz, soğan, sarımsak ve karabiber, isot (kırmızı biber) gibi baharatlarla hazırlanan malzeme sürüldükten sonra taş fırında pişirilmesiyle yapılan bir pide türüdür. İsmi Arapça etli hamur anlamına gelen lahm bi ajin’den türemiştir. İçinde tercihen zırhta çekilmiş et, isot (pul biber), domates, maydanoz, salça, sarımsak veya soğan, karabiber ve tuz bulunur. Bu malzemeler yeterli miktarda su alınarak iyice yoğrulur. Bu malzeme yaklaşık 2-3 milimetre kalınlığında ve yaklaşık 20-25 santimetre çapında açılmış olan hamurun üzerine konularak el ile yayılır. Taş fırında pişirilir. Limon sıkıp maydanoz koyarak yemenin lezzetini arttırdığı söylenir. Mardin ve Şanlıurfa’ya ait olan lahmacun bölgede közlenmiş patlıcanla beraber tüketilmektedir. Malzemeler yöreye göre ya da mevsime göre değişiklikler gösterebilmektedir. Mesela: biber salçası, fıstık, yeşil biber gibi malzemeler eklenebilir. Lahmacun Şanlıurfa ve Mardin’de soğanlı, Gaziantep’te sarımsaklı, Kahramanmaraş’ta ise hem sarımsak hemde soğanlı yapılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Tavada yağ içinde pişmiş yumurtalı hamur yemeği ki, üzerine şerbet ve şeker dökülür, yassı lokma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı’nın af ve merhametinden mehrum olma, Ar. nefrîn, kargıma: Lânet olsunl Canına lânet okumak. Mel’un: Ne lânet heriftirl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bazı bitkilerin sütlü özsuyu; kauçuğun hammaddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (laid) yatırmak, sermek; yatıştırmak; teskin etmek; koymak; vaz'etmek; yumurtlamak; üstüne koymak, koymak (vergi), yüklemek: isnat etmek, hamletmek; yerine koymak, dizmek; yaymak; belirli bir vaziyete koymak; önüne koymak, takdim etmek; kurmak (so

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedpan. pot. chamber pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber pot. commode. jerry. stool.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. maya, hamur; maya gibi işleyen tesir; f. mayalandırmak, maya ile kabartmak; maya gibi tesir etmek; bozmak. leaven the lump bütün hamuru mayalamak; hepsine tesir etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stain. spot. blemish. smirch. shame. attaint. blob. blot. blotch. blur. cloud. discoloration. discolouration. fleck. mackle. macula. maculation. mottle. slur. smear. soil. splodge. splotch. stigma. taint. tarnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blot. discredit. dishonour. mark. reproach. shame. smear. smirch. soil. speckle. splash. spot. stain. taint. blemish.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Akdeniz kıyısı, Mısır ve Tunus arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 17 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,759,540 km².

Sınırları: toplam: 4,348 km.

sınır komşuları: Cezayir 982 km, Cad 1,055 km, Mısır 1,115 km, Nijer 354 km, Sudan 383 km, Tunus 459 km.

Sahil şeridi: 1,770 km.

İklimi: Kıyı boyunca Akdeniz iklimi, iç kısımlarda kuru ve sert çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla çorak topraklar, düz ve dalgalı ovalar, platolar, çukurlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Sabkhat Ghuzayyil -47 m.

en yüksek noktası: Bikku Bitti 2,267 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, alçıtaşı.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %1.03.

daimi ekinler: %0.19.

Diğer: %98.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,900,754 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.69 yıl.

Erkeklerde: 74.46 yıl.

Kadınlarda: 79.02 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2001 verileri).

Ulus: Libyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Berber ve Araplar %97, Yunanlar, Maltalılar, İtalyanlar, Mısırlılar, Pakistanlılar, Türkler, Hintliler, Tunuslular.

Din: Sünni Müslümanlar %97.

Diller: Araplar, İtalyanlar, İngilizler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %82.6.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %72 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Büyük Sosyalist Libya Arap Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Libya.

Yerel tam adı: Al Jumahiriyah al Arabiyah al Libiyah ash Shabiyah al Ishtirakiyah al Uzma.

yerel kısa şekli: yok.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Tripoli (Trablusgarp).

İdari bölümler: 25 belediye; Ajdabiya, Al ‘Aziziyah, Al Fatih, Al Jabal al Akhdar, Al Jufrah, Al Khums, Al Kufrah, An Nuqat al Khams, Ash Shati’, Awbari, Az Zawiyah, Banghazi, Darnah, Ghadamis, Gharyan, Misratah, Murzuq, Sabha, Sawfajjin, Surt, Tarabulus, Tarhunah, Tubruq, Yafran, Zlitan.

Bağımsızlık günü: 24 Aralık 1951 (İtalya’dan).

Milli bayram: İhtilal Günü, 1 Eylül (1969).

Anayasa: 11 Aralık 1969, 2 Mart 1977.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkın

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elyaf). 1. Hurma ağacı kabuğundan ve buna benzer nebatî şeylerden çıkan iplik iplik şey: Liften örülmüş zenbll. Hamam lifi = Hamamda leğenin içinde sabunu köpürtmeye mahsus lif püskülü; lif halatı. Lif gibi = Pek sert ve hışır hışır: Saçları lif gibi olmuş. 2. (anatomi, botanik). İnce iplikler şeklinde madde, Fr. fibre.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Is mürekkebi hokkalarına konulan ham ipek: Hokkaya lika koymak, likasını değiştirmek. 2. (Türkçe) Boyacı ve yaldızcıların astar yerine kullandıkları ve Hind’den gelen bir çeşit zamk, lâk, lâke.

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (Li edatıyla Allah’tan mürekkep tertip). Lillâh için = Allah rızası için. Elhamdülillâh = Allah’a şükür. EI-minnet-iMAh = Minnet Allah’a mahsustur. El-hükmiliâh = Hüküm Allah’ indir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Heyecan ve ilham dolu olan. 2. (edebiyat) Eskiden lir çalınarak söylenen şiir; şimdi, bu şiir özelliğinde olan şiir; duyguları içli bir dille anlatan şiir. Başka edebî çeşitler ve musiki eserleri için de kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak. 2.Mülki idarede kaza-vilayet arasında bir derece, sancak. 3.Tugay. 4.Tuğgeneral. 5.Livai saadet, Liva-i şerif. Hz.Muhammed (s.a.s)’in bayrağı Livaü’l-Hamd: Muhammed ümmetinin mahşer günü altında toplanacakları bayrak. Makam-ı Ahmedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yük, hamule; sıklet, ağırlık; endişe, üzüntü, kaygı; fikir yorgunluğu; silâh doldurmak için barut ve fişek; mak. mukavemet; bir cihazın ihtiva ettiği elektrik miktarı, şarj. load displacement den. geminin tam yükünü alınca çektiği su. load factor bi

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Bir defada yutulan yiyecek: Yemeğe oturup ilk lokmasını yutmakta iken; iri iri lokmalar yuvarlıyordu. 2. Parça, bölüm, az miktar: Şu dilenciye bir lokma ekmek verin; pişirttiği tatlıdan kimseye bir lokma vermedi. 3. Bir çeşit hamur tatlısı. 4. Bir çeşit pamuklu lökün macunu. Saray lokması = Bir çeşit lokma tatlısı. Lokma lokma etmek = Parçalamak. Lokmagöz = Göz kıkırdakları iri ve dışarı fırlamış adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit tatlı kurabiye. 2. “rahat-ul hulküm”da (boğaz rahatlatan) denilen şeker, lâtilokum. Hacılokumu = Şerbetle yenen kuru ve şekersiz lokum. Kuşlokumu = Yumurtalı ve tatlı bir çeşit ince hamur. Lokum, su, şeker, nişasta ve sitrik asit veya tartarik asit veya potasyum bi tartarat ile hazırlanan lokum kitlesine gerektiğinde çeşni maddeleri, kuru ve/veya kurutulmuş meyveler ve benzeri maddelerin ilavesiyle tekniğine uygun olarak hazırlanan geleneksel bir Türk tatlısı. Arapçada “rahat-ul hulküm”(boğaz rahatlatan) olarak geçmekte olan ve bu tamlamadan türetilen lokum,kimi kaynaklara göre 15’inci yüzyıldan beri Anadolu’da yapılmaktadır. Kimi kaynaklara göre ise 18.yy sonunda Muhittin Hacı Bekir tarafından sert şekerlerden sıkılan 1.Abdülhamit’in yumuşak şekerleme isteği üzerine açılan bir yarışma neticesi icat edilmiş ve bu yarışmada da Muhittin Haci Bekir birinci olmuştur. Bununla birlikte ister 18.yy ister 15.yyda icat edilmiş olsun lokumu seri olarak üreten,popülerleştiren ve Avrupa’ya tanıtan kişinin Ali Muhittin Hacı Bekir olduğu tartışmasızdır. Lokum,Avrupa’da 19.yüzyılda bir İngiliz gezgininin Avrupa’ya Hacı Bekir’in lokumunu götürmesi ile yayılmaya başladı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The capital city of England. the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The capital city of England. the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammüllü, sabırlı, azap çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. efendi, sahip, mal sahibi; hakim, hükümdar; lord (bir asalet unvanı); b.h. Rab, Allah, Tanrı; Hazreti İsa; f. lord payesi vermek. Lord bless me! Aman ya Rabbi! Lord Chamberlain İngiltere'de baş mabeyinci. lord it over someone gururlu dav- ranm

Türkçe - İngilizce Sözlük

To allot; to sort; to portion. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake' nephew of Abraham; God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction

Türkçe - İngilizce Sözlük

To allot; to sort; to portion. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake' nephew of Abraham; God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. seven, sevgi gösteren, müşfik. loviny cup iki kulplu büyük içki kâsesi, mükafat olarak verilen kâse. loving-kindness i. şefkat, lütuf, iyilik, merhamet. lovingly z. sevgi ile. lovingness i. sevgi tavrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. daha aşağı; daha alçak. lower case minüskül, küçük harf. lower chamber halk meclisi, avam kamarası. lower class alt tabaka. lower criticism metnin aslını araştıran eleştiri. lower court huk. bidayet mahkemesi, alt mahkeme. lower deck ikinci

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili ister istemez tahammül etmek, kahrını çekmek. If you don't like it you can lump it (argo) Beğensen de bir beğenmesen de.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kılıç ile hamle; saldırış, hamle; f. eskrim veya boksta hamle etmek; saldlrmak, davranmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. miyâh). Su, Fars. Ab. Mâ-ı cârî = Akar su. Mâ-ı lezîz = Tatlı su. Tedâvî bi’l-mâ = Su ile tedavi, (kimya) Hydro Yun. tâbirini tercüme eder. Hâmız-ı mâ = Hidrasit. Hâmız-ı kibrît-i mâ = Hidrosülfürik asit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain. gentleman in waiting.

Türkçe Sözlük

(MACUN) (i. A. «acn» dan imef.) (c. maâcin). 1. Hamur kıvâmında şey. 2. O kıvamda ilâç: Bir macun tertîb etti. 3. Çocuklar İçin sokakta satılan bir çeşit yarı sıvı, yapışkan tatlı. 4. Tiryakilerin yuttuklerı bir çeşit afyon terkibi. 5. Yapılarda yağlıboyadan önce yarık ve delikleri kapamak için sürülen koyu bir terkip: Boyacı macunu. 6. Çerçeve camlarının kenarlarına sürülen hamur: Camcı macunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şair Virgilius ile Horatius'un hamisi; hami, bilhassa edebiyat ve sanat hamisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) («mâ-fih-şey» tâbirinden galat). 1. Yok, yoktur, kalmadı, hakgetire. Fülûs mâfiş — Para yok! 2. İçinde bir şey yokmuş gibi pek hafif bir cins yumurtalı hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime). 1. Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil. 2. Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Yanardağlardan çıkan hamur kıvamındaki madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meryem Ana'nın Hamt ilahisi (Luka 1: 4655); bu ilahi için müzik parçası.

Türkçe Sözlük

(MAĞRÜR) (i. A. «gurOr» dan imef.) (mü. mağrûre). 1. Bir şeye güvenen, bir şeye dayanıp başka çare ve tedbir aramayan: Lutuf ve merhametinize mağrur olarak. 2. Güvenilmeyecek bir şeye güvenerek aldanan: Servete mağrur olmamalı. 3. Övünen, kibirli: Pek mağrur adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Güvenerek, dayanarak, itimat ederek: Lutuf ve merhametinize mağrûren bu işe teşebbüs ettim. 2. Aldanarak, aldanıp boş bir şeye dayanıp güvenerek: Servetine mağrûren pervâsız konuşuyor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2.Mahbub-i Hûda, (Allah’ın sevgilisi) Hz.Muhammed (s.a.s).

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. abashed. shy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. shy. bashful. out of countdown. coy. embarrassed. faint hearted. hangdog. sheepish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. bar. court. law court. trial. court of law. legal tribunal. hearing. chamber. civic center. forum. judicator tribunal. judicial court. judiciary.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâmid). 1. Övülmeye lâyık ve hak kazanmış hâl ve hareket. 2. Şükür, şükran, teşekkür.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mahâmil, Türkçe benzeri: mahmel). 1. İki kişinin oturmasına mahsus olarak devenin üstüne konulan bir çeşit sepet. 2. Mekke ve Medîne’ ye her yıl hac mevsiminde kafile ile gönderilen hediyeler: İstanbul mahmili, Mısır, mahmili, mahmil-i şerif.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den imef.) (mü. mahmûde). Övülmüş, övülmeye değer ve lâyık: Ahlâk-ı mahmûde. Mahmudü’l-hisâl = İyi ahlâk sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محمود] övülmüş. 2.hamd edilmiş.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamım» den imef.) (mü. mahmûme) (tıp). Sıtmalı, sıtmaya tutulmuş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre). 1. Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış. 2. Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşr» dan iz, im.). Ölülerin dirilip ayağa kalkacakları yer ve zaman, kıyâmet: RÜz-i mahşer; mahşerde herkes hareketlerinden mes’Ül olacaktır. 2. mec. Pek kalabalık topluluk, izdihâm: Düğün evi mahşer olmuş, mahşere dönmüş.

Türkçe Sözlük

(i.) (i. macaroni). Hamurdan çeşitli şekillerde dökülmüş ve pilâv gibi pişirilen bir yiyecek. Düdük makarnası = İçi boş makarna.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emrâz). 1. Hastalık, Ar. dâ, illet: Emrâz-ı dahiliye; emrâz-ı hâriciye; emrâz-ı cildiye; emrâz-ı efrenciye (iç, dış, cilt, frengi hastalıkları); maraz-ı müstevli (salgın hastalık). 2. Dert, belâ, tahammülü zor hâl: Bu iş bana maraz oldu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şen’un adında birinin kızı olup hicretin 7.yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mukavkıs tarafından Hz.Muhammed’e (s.a.s) hediye edilen kıbti bir cariye. Hz.Peygamberin hanımlarından küçük yaşta ölen oğlu İbrahim’in annesi.

Türkçe Sözlük

(i. İng. denizcilik). Üzerine basıp yelkeni bağlamak için serenlerin cundasından hamaylısına bağlanmış halat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. analık, annelik hali. maternity dress. hamile elbisesi maternity hospital doğumevi, doğum hastanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. matzot, matzos) hamursuz ekmek.

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça mâye’den). Bazı şeylere kıvam vermek İçin kullanılan madde: Hamur, ekmek mayası, yoğurt, peynir mayası.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Maya ve hamurla ekşimek, Osm. tahammür etmek: Hamur, süt mayalanmak. 2. mec. Birikip çoğalmak, Osm. terâküm etmek: Kendisinde mayalanmış mal vardır.

Türkçe Sözlük

(I.). Mayası olan, Osm. tahammür etmiş: Mayalı hamur.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Mayalama İşine yarayan: Mayalık hamur, yoğurt. 2. Damızlık: Mayalık kısrak.

Türkçe Sözlük

(i.). Mayası ve hamuru olmayan, hamursuz: Mayasız ekmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. convocation. council. house. parliament. assembly. board. turkish grand national assembly. social gathering. assembly. council. place of assembly.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâmil.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Muhammed isminin türkçesi. (bkz.Muhammed).

Türkçe Sözlük

(i. A. «lahm» den im.). Çok kanlı geçen büyük muharebe: Kosova melhame-i kübrâsı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhamet). Merhametler, (bk.) Merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametli, şefkatli; acı çektirmeyen. mercifully z. merhametle; acı çekmeden. mercifulness i. merhametlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, amansız, şefkatsiz, acımasız. mercilessly z. merhametsizce, şefkatsizce. mercilessness merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhamet, inayet, lütuf; rahmet, mağfiret, af; bereket; insaf. Mercy!, For mercy's sake ! Aman ! Allah aşkına ! at the mercy of insafına (kalmış), elinde.

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. merdin). 1. Adam, insan. 2. Erkek. Merd ve zen = Erkek ve kadın. Merd-i Hudâ = Velî, evliyadan adam. 3. Yiğit, cesur: Mert adam. 4. Hamiyetli, insaniyetli, iyiliksever. Nâmerd = Korkak, alçak. (bk.) Mert.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Erlik, erkeklik. 2. Cesaret, yiğitlik, bahadırlık. 3. Hamiyyet, insanlık, (bk.) Mertlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm»dan mimli masdar). Acıma, rahm: Fukaraya merhamet etmek. Rabbim, senden merhameti...

Türkçe Sözlük

(MERHUM) (i. A. «rahm» dan imef.) (mü. merhûme). 1. Tanrı rahmetine erişen, Tanrı tarafnıdan af ve merhametle müjdelenen. Ummet-i merhûme = Muhammed ümmeti, Müslümanlar. 2. Hakk’ın rahmetine erişen rahmetli, ölmüş: Merhum pederim, Reşid Paşa merhum (isimden önce ve sonra gelebilir). 3. Yakında ölmüş olan: Merhumun terekesini yazmaya geldiler. Merhumenin bir vasiyeti vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâtib). 1. Basamak, derece: Mertebe mertebe çıktılar. 2. Rütbe, pâye, menzile. Yükseliş derecesi: Bu mertebeye erişti. 3. Miktar, değer, kıymet: Bu mertebede sabır ve tahammülü herkes gösteremez. 4. (musiki) Musikide usullerin derecesi, 2, 4, 8 veya 16 derecesinde olması. Silsile-i merâtib = Rütbeye göre, aşağıdan yukarıya sırasiyle: Sllsile-i merâtibe rîayet etmek. Ali meritiblhlm = Rütbelerine göre, rütbe sırasiyle.

Genel Bilgi

Dalkavukluk eskiden nizamnameleri, kahyaları, narhları olan bir esnaf kuruluşuydu. Dalkavuklar kendilerine yapılan her türlü hakarete tahammül eden bu işi meslek edinen insanlara verilen isimdi. Dalkavuklara yapılan her muzipliğin bir tarifesi vardı. Mesela dalkavuğa atılan her tokatın bedeli 30 para, merdivenden yuvarlamanın ücreti 180 paraydı. Bir fındık sıçanını kuyruğu dışarıda kalacak şekilde dalkavuğun ağzına sokma 400 para, ellerin ve ayakların domuz topu şeklinde bağlanması 40 paraydı. Bir sakatlık olursa hareketi yapan dalkavuğu tedavi ettirmeye mecburdu. Ölüm olursa masraflar işi yaptıranlar tarafından karşılanıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mütâabe dilimizde kullanılmaz). Yorgunluklar, zahmetler, meşakkatler: Metâib-i sefere tahammül etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab» dan imef).) (mü. metbûa). 1. Kendisine tâbî olunan, zıddı: tâbî. Metbûl mutahhamım = Tabasından bulunduğum hükümdar veya devlet.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeni doğmuş çocuk. 2.İhsanın doğduğu y(Erkek İsmi) 3.Doğulan zaman. Hz.Muhammed’in doğumunu anlatan manzum es(Erkek İsmi) - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. slaughter house. abattoir. butchery. shambles. packing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abattoir. shambles. slaughterhouse. abattoir kesimevi. kanara. salhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. butchery. meat house. shambles.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the prophet mohammed's ascension.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Merdiven. 2.Göğe çıkan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz.Muhammed (s.a.s)’in göğe çıktığı gece ki, Recep ayının 27’sine rastlayan kandil gecesidir. O gecede 5 vakit namaz farz kılınmıştır.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzeydoğu Afrika ülkelerinden olan Mısır, kuzeyden Akdeniz, doğudan Kızıldeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batıdan Libya ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 27 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,001,450 km².

Sınırları: toplam: 2,665 km.

sınır komşuları: Filistin 11 km, İsrail 266 km, Libya 1,115 km, Sudan 1,273 km.

Sahil şeridi: 2,450 km.

İklimi: Mayıs - Ekim ayları arası kadar sıcak bir yaz, Kasım - Nisan ayları arası serin bir kış olmak üzere genelde iki mevsim görülür. Çölde yazın sıcaklık gölgede her zaman 40 dereceyi geçer. Ancak gece sıcaklık, 15-18 derece kadardır. Sahra’dan gelip, Deltaya kadar uzanan hamsin rüzgarları genellikle bahar mevsiminde eserler. Kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar. Kıyı kesiminde Akdeniz iklim özelliği nedeniyle kışın yağış ortalaması 100-200mm. arasındadır.

Arazi yapısı: 1280 km uzunluğundaki Nil Vadisi , Sudan sınırından Akdeniz’e kadar uzanarak doğu ve batı çöllerini birbirinden ayırır. Batı çölü hemen hemen yüzölçümünün 3/4 ‘ünü kaplar. Ortalama yükseklik 210-250 metre olmasına rağmen güneybatı ucunda , yüksek kayalıklı bölgede 2130m.’ye ulaşır.Bölgenin çoğu yeri taşlı çöllerden meydana gelmesine rağmen, yer yer kumluk ovalara da rastlanır. Plato görünümünde olan bölgenin çeşitli yerlerinde oluşan çökmeler sonucu yeraltı sularının yerleşmesine imkan veren sığ kuyular meydana gelmiştir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Qattara Çukuru -133 m.

en yüksek noktası: Catherine Tepesi 2,629 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, fosfatlar, manganez, kireçtaşı, alçıtaşı, talk, asbest, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.92.

Sürekli ekinler: %0.5.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %96.58 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 34,220 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, yaygın depremler, su baskınları, heyelanlar, volkanik aktivite, bahar mevsiminde esen hamsin rüzgarları kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 78,887,007 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun %45’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus artış oranı: %1.75 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.21 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 31.33 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.29 yıl.

Erkeklerde: 68.77 yıl.

Kadınlarda: 73.93 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.83 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

Ulus: Mısırlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Mısır halkının yaklaşık %91’ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların %91.5’i Müslüman, kalanı Hıristiyan’dır. İkinci önemli etnik unsur nüfusun %7’sini oluşturan Kıptilerdir. Kıptilerin tamamı Hıristiyan’dır. Kıptilerin kendilerine özel bir dilleri vardır. Ancak bugün artık Kıptice konuşan kalmamıştır ve Kıptiler de Arapça konuşmaktadırlar. Ka

Türkçe Sözlük

(MİZAN) (i. A. «vezn» den iâ.) (c. mevâzin). 1. Ölçü Aleti, terazi: Mizana çekmek. 2. Tartı, ölçü, münasip ağırlık: Mizanda olmak. 3. mec. Akıl, anlayış, muhakeme kabiliyeti: Mizana gelmek. 4. Ölçme, ayar: Trenin aldığı yol, hızının mizanıdır. 5. Kıyamette iyilik ve kötülüklerin ölçüleceği ölçü, mânevi terazi. Yevmü’l-mîzân = Mahşer günü. 6. Yedinci burç ki Sünbüle (Başak) ile Akrep burçları arasında olup güneş bu burca sonbaharın başlangıcında girer: Burc-I Mizân = Terazi Burcu. 7. (matematik) Dört işlemden birinin doğru olup olmadığını anlamak için yapılan hesap, kontrol. 8. (kimya) Bazı şeylerin kuvvet ve derecesini göstermeye yarayan çeşitli Aletlerin isimlerinin terkibine girer. Mizânü’l-harlre = Termometre. MizânU’l-rutûba = igrometre. Mîzinü’lhavi = Barometre, aerometre. Mizânü’lemlâh; mîzânü’l-hâmızât vs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed, -bing) insan kalabalığı, izdiham; ayaktakımı, avam; k.dili gangsterler çetesi: f. güruh halinde saldırmak, kitle halinde hücum etmek; merakla etrafını sarmak; yığılmak. mob law halk tarafından yürütülen kanun, linç kanunu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy's modern classes incorporate traditional Martha Graham technique with Alvin Ailey, Paul Taylor and Humphrey-Limon styles Other styles included in advanced levels of training.

Türkçe Sözlük

(I. i.). 1. İstirahat, yorgunluk alma, nefes alma: Hamal ağır bir yük almış olduğundan üç defa mola verdi. Mola taşı = Hamalların yorgunluk almak için yüklerini dayadıkları taş ki, eskiden sokaklarda yer yer bulunurdu. 2. (denizcilik). Koyuverme, bırakma, gevşetme: İpi, halatı, küreği molal

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sabah, sabah vakti, seher; başlangıç, başlama; b.h. fecir tanrıçası; s. sabahleyin olan, sabaha mahsus. morning gown sabahlık, robdöşambr. morning performance matine, sinema veya tiyatronun gündüz seansı. morning sickness hamilelerde sabah bula

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Müsluman, Islam, Müslim. Moslem (Mohammedan) calendar bak. calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighter. champion of islam. fighter for islam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahâmet» den imef.) (mü. mufahhama). Saygıdeğer, hürmet edilen: Müşîr-i mufahham; düvel-i mufahhama; metbû-ı mufahhamımız (eski protokol tâbirleri).

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (feriy’den imef. olup müfteriyât şekli galattır. Müfredl dilimizde kullanılmaz). Birine yalandan isnat olunan »uçlar, iftiralar, uydurma ithamlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Muhammed; Mehmet. Muhammadan s. Müslüman. Muhammadanism i. islam, Müslümanlık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2.Birçok güzel huylara sahip. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. Kur’an’da dört yerde zikredilmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Muhammediyye). 1. Peygamberimlz’e ait: Dİn-i Muhammedi, şerîat-ı Muhammediyye. 2. İslâm dininde bulunan, islâm dinine mahsus: Ezân-ı Muhammedî.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr»dan imef.) (mü. muhammere). Mayalanmış, ekşiyip kabarmış (galatı «muhtamar»).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hums» dan imef.) (mü. muhammese). 1. Beşli, beş katlı. 2. (matematik) Beş köşeli, beş açılı şekil, beşgen. 3. (edebiyat) Beş mısrâlı kıt’alardan yapılmış klasik şiir şekli. 4. (musiki) Muhammes şarkı = Beş mısrâlı şarkı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «humn» den if.) (mü. muhammine). 1. Tahmin eden, tahminci. 2. Mala baha biçen gümrük memuru. 3. Rehin verilen mücevher vesair değerli eşyanın kıymetini tahmin ve takdir eden memur, estlmatör. 4. Resim ve vergiye bağlanacak emlâkin değerini tayin eden memur: Tahrîr-I emlâk muhammini.

Türkçe Sözlük

(i.). Muhamminin iş ve görevi: Bir muhamminliğe tayin olundu; o adam muhamminlik edemez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hami» dan imef.) (mü. mhtemele). Olmak ihtimali olan, mümkün, kabil, beklenen: Bugün gelmeleri muhtemeldir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hamr» dan imef.). Mayalanıp ve ekşlyip kabarmış mânâsiyle «muhammer» ve «mütehammer» yerine kullanılmışsa da, Arapça mânâsı büsbütün başkadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten masdar) (c. mükâşefât) (tasavvuf). Mutasavvıflara Tanrı’nın ilhâmıyle İlâhî sırların açılması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfect. excellent. complete. unique. accomplished. all-around. alpha plus. ambrosial. banner. beyond praise. bully. capital. champion. classic. classical. classy. commanding. consummate. copybook. dandy. dreamy. elegant. famous. faultless. fine. fin.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den imef.) (mü. mülheme). Ilhâm olunmuş: Aşktan mülhem bir şiir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İlham veren, içe doğduran, esinlendiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok sayı; kalabalık, izdiham, halk yığını; çokluk.

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Türkçe Sözlük

(i. A. «resi» den imef.) (mü. mürsele). Gönderilmiş, yollanmış (I. A. c. mürseltn). Peygamber. Seyyidü’l-Mürselîn = Hazret-i Muhammed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ham şeker, şeker kamışından alınan nemli esmer şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaire yardım eden ilham, esinleyici güç; b.h. Müzlerden biri.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şefakat» ten İf.) (mü. müşfika). 1. Merhametli, acıyan. 2. Şefkatle seven, şefkatli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). 1. Merhametle, acıyarak. 2. Sevgi ve şefkatle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslim. moslem. mohammedan. mahometan. mussulman. muslim. moslem. mussulman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mohammedan. moslem. muhammadan. muslim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

islamism. mohammedanism. mahometanism.

Türkçe Sözlük

(MUSTAFA) (i. A. «safvet» imef.) Seçilmiş, seçkin. Peygamberimiz’in isimlerindendir: Hazret-i Muhammed Mustafa.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Mustafaviyye). Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya ait.

Türkçe Sözlük

(1. A. «rahm ve ruhum’» dan imef.) İstirham olunan, hakkında birinin merhameti ve yardımı istenen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den lf.) (mü. mütehammile). 1. Tahammül eden, çeken, yüklenebilen, dayanabilen: Bu direk o kadar ağırlığa mütehammil değildir. 2. (denizcilik) Mütehammil su hattı = Geminin son derecedeki yükle çektiği su derecesi.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayret» ten İf.) (mü. mütehayyire). Şaşmış, şaşırmış, hayrete uğramış, ne yapacağını bilmeyen. Hâmse-I mütehayyire = Eskilerce bilinen beş gezegen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den if.) (mü. müterahhime). Acıyan, merhamet eden, Osm. terahhum eyleyen.

Türkçe Sözlük

(I. A. «zihâm» dan if.) (mü. mütezâhime). Birbirini iterek ve birbiri üstüne çıkarak biriken, kalabalık ve izdihamla toplanan.

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mütteheme) («müttehim» şekli yanlıştır). 1. İtham olunan, şüphe olunan, kendisine bir cürüm ve kabahat yüklenen. 2. Kabahatli, bir suç işleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki taraflı, karşılıklı; ortak, müşterek. mutual friend müşterek dost. mutual fund bak. fund. mutual insurance karşılıklı sigorta, karın belirli bir kısmının poliçe hamiline ödenmesini gerek- tiren sigorta. mutual love karşılıklı sevgi. mutuality

Türkçe Sözlük

(I. A. «zahm» den masdar). Birbirini itip sıkıştırarak hücum etme, Ar. tezâhüm, izdihâm.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmemiş, ham, çiy. 2. mec. Tecrübesiz, acemi, toy.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sabırsız, sabır ve tahammülü kalmamış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yonulmamış. 2. mec. Terbiye görmemiş, ham, kaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نعت] övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To spike, as a cannon. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard attach something some

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny plate covering and protecting part of the dorsal surface of the digits. a thin pointed piece of metal that is hammered into materials as a fastener. a former unit of length for cloth equal to 1/16 of a yard. attach something somewhere by means of na

Türkçe Sözlük

(NALİN) (i. A.). Bir çift ayakkabı, bir çift sandal, (m. Türkçe) Hamamda ve sulu yerlerde giyilen tahtadan, yüksekçe ve tesmalı ayakkabı: Nalın giymek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent. corrupt. crooked. deceitful. devious. dishonest. dodgy. rascal. rogue. shady. shameless. scoundrel. dishonourable.

Şifalı Bitki

(rümman): Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya’ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaçcıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtıraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi (Nar); portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Zayıflara faydalıdır. Mide ve bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نارس] ham, olgunlaşmamış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نارسا] ham. 2.uygun olmayan.

Türkçe Sözlük

(NATIR), NATUR (i. A. «natâret» den if.). 1. Bağ ve bahçe bekçisi, bağcı, bahçıvan. 2. Hamam işçisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

look. eye. sight. blink. regard. evil eye. hex. whammy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نعت] övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yumuşak. Nerm-dil = Yüreği yumuşak, merhametli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. nevrozlu, sinir hastalığı olan; k.dili evhamlı; sinirlere ait; nevrozlu kimse; fazla duygulu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete kâğıdı, üçüncü hamur kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. New Hampshire.

Genel Bilgi

Böcek yeme fikrinin insanda oluşturduğu tek duygu iğrenme duygusudur. İnsanların gıda tüketim alışkanlıklarını, kalori değerleri ve beslenme dengesi değil, dinler, gelenekler kısacası kültürler belirler.

Günümüz insanları birkaç omurgalı, yumuşakça ve kabukluları yemesine karşın, atalarımız böcek yiyici idi.

Böcekler bol miktarda protein ve yağsız sığır etinden daha az yağ içerirler, içlerinde bol miktarda kalsiyum, demir, çeşitli minareller ve vitamin vardır.

Protein içeriği bakımından, çekirge yüzde 50-75, örümcek yüzde 64, karınca yüzde 24, tavuk yüzde 23, balık yüzde 21, sığır eti yüzde 20 ve kuzu eti yüzde 17 zengindir.

Avrupalılar böcek yemez ama Afrika’da değişik çekirge türleri ve iri kelebek tırtılları yenir. Tayland’da bir tür iri su böceği, Yeni Gine’de ağustos böceği, Japonya’da kızartılmış yaban arısı, yalnız veya diğer besin maddeleri ile veya soslarla karıştırılıp yenmektedir.

Halen dünyamızda, insan gıdası olarak beş yüz civarında böcek türü yenilmeklte, bunun yüzde 40’ı Meksika’da tüketilmektedir.

İnsanların böcek yeme alışkanlığını kazanamamalarının sebebi muhtemelen, böceklerin boyutlarının küçük, dolayısıyla tüketim için gerekli olan miktarın temininin zor olamasından kaynaklanmaktadır.

Bundan sonra söyleyeceklerimiz, bizi dikkatli okuyan ve evlerindeki kalorifer böceğinin ekonomik değerini anlayan okurlara;

Eğer böcek yemeye karar vermişseniz, onları sağlıklı olarak yakalamalı ve derhal işleme koymalısınız, çünkü ölü böcekler çok çabuk bozulurlar.

Karasinekler ve hamamböcekleri gibi böcekler çoğunlukla bakteri taşırlar, bunları yememek gerekir. Aslında öyle veya böyle bütün böcekler parazit taşıdıklarından, iyi bir pişirme gerekir. Tüylü böcekler boğazı tahriş eder, renkli böcekler ise çoğunlukla zehirlidir.

İaka bir yana, insanlar sağlıklı bir şekilde böcek yiyebilme alışkanlığına kavuşsalardı, besi hayvancılığına ayrılan otlaklar bugün orman olarak korunabilecekti!

Genel Bilgi

Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan’dan doğuya, sonra Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm’de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed’in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet’de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33’er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor.

Yüce Yaratıcı’ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de ‘tespih’ adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000’lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır.

Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor.

Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yalvarma, rica: Bu işi görmenizi niyâz ediyor (rica ve istirhâm’dan daha kuvvetli ve daha naziktir). 2. Dua. 3. Bazı tarîkatlerde selâm tâbiri: Kendilerine arz-ı niyâz ederim. 4. ihtiyaç, muhtaçlık. Bî-r.iyâz = ihtiyaçsız, muhtaç olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Külçe hâlinde gümüş. Nukra-i ham = İşlenmemiş gümüş külçesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

room. chamber. apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. room. association. society. organization. accomodation. apartment. half pension.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Sevinç yahut bir zahmet ve sıkıntıdan kurtuluş ifadesidir: Oh, hamdolsunl Bugün iyiceyim oh! Oh, ne latif havai 2. Okşama ve teşvik için kullanılır: Oh, benim oğlum! 4. Başkasının ve bilhassa öğüt dinlemeyenin başına gelene memnuniyet gösterir: Oh olsun!

Türkçe Sözlük

(i.). Hamur açmaya mahsus çekme çubuk ki, bir çeşit deynek gibi ince, uzun ve bir çeşidi de tokmak gibi kalın ve kısa olup, yalnız elle tutulacak uçları incedir.

Türkçe Sözlük

(i.) (ögsüz = annesiz’den). Yetim. Öksüzler babası = Yetimlere karşı merhametli zat. Öksüzbalığı — Renksiz bir çeşit kırlangıç balığı. Öksüz parmak = Başparmak. Öksüz sevindiren = Cicili bicili şey, az kıymetli şatafatlı şey. Öksüz anası = Fakir çocuklarını görüp gözeten kadın.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vuku bulmamış. 2. Yetişmemiş, ham: Olmamış üzüm.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaşamaz olmak, can vermek, hayatı terketmek, vefat. 2. Solmak, yumuşak, pejmürde olmak: Bu çiçekler ölmüş. 3. Kıvamını kaybedip düşmek. 4. Pek fazla sıkılmak, pek şiddetli korku, dehşet, ıztırap ve zahmet çekmek: Korkudan, açlıktan, susuzluktan, meraktan ölüyor. 5. Hükmü kalmamak. Ecelsiz ölmek = Kazaya uğrayıp ölmek. Ölüp ölüp dirilmek = Çok çekmek. Ölür müsün, öldürür müsün? = Tahammül olunamıyacak bir muamele hakkında kullanılır. Senin için, senin yoluna öleyim = Sana fedâ olayım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trough. gutter. channel. conduit. groove. chute. chamfer. chase. flute. gangway. gouge. gully. gully drain. rabbet. riffle. runnel. slot. spline. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamfer. chase. conduit. corrugation. furrow. gain. groove. guide. gutter. hopper. rut. trough. eaves trough. flame. chute. slide. sluiceway. sluice. raceway. race. channel. flute. gorge. canal. cannelure. fluting. undulation. flume. tunnel. runway. hollo

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugated. grooved. fluted. chamfered. gorged. chased. slit. channeled. serrated. cabled. undulated. splined. striated.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan ve Roma'da gaipten haber veren kahin; bu kahinin gaipten verdiği haber; bu kahinin kehanette bulunduğu kutsal yer; vahiy, ilham.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir tür kuş ya da ejderha. 2.Hz.Muhammed (s.a.s)’in damadı ve Hz.Ömer’den sonra devlet başkanı olan III. halife. 3.Osmanlı devletinin kurucusu, Osman Gazi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuş şakımak: Kuşlar, bülbül, horoz ötmek: Bu kanarya ne güzel ötüyor. 2. (Nefes veya hava ile çalman bir çalgı) çalınmak, ses çıkarmak: Boru öttü, bu klarnet ötmüyor. 3. (İçi boş şey) ses çıkarmak: Bu teneke ötüyor. 4. Yankı ile çınlamak: Hamamın kubbesi ötüyordu, şarkılarından dağlar ötüyordu. 5. mec. Mânâsız, rasgele söz söylemek, çançan etmek: Bütün gün ötüp durdu. Borusu ötmek = Nüfuzlu olmak, sözü geçmek. Kulak ötmek = Kulak çınlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedpan. pot. saddle. chamber pot. bottom. foot. stand. seat. badpan lazımlık. thwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber pot. slop jar. potty. low stool. bottom. base. foundation. trestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grassy plain. savanna. champaign.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kımıldanmak, hareket etmek: Bu taş yerinden oynamaz, zor oynar. 2. Sıçramak, hoplamak, sağa sola atılarak oyunlar yapmak: Bu tay çok oynar. 3. Bükülmek, kırılmak: Bir ayağı oynamaz, bu bebeğin, kolları bacakları oynar. 4. Eğlence için olan oyunların biriyle meşgul olmak: Bu çocuk bütün gün oynar. 5. Oyun gibi boş ve faydasız süsle uğraşıp vakit kaybetmek: Nakkaş, marangoz çok oynuyor. 6. Halecana uğramak: Yüreğim oynadı. 7. Sarsılıp yerini biraz değiştirmek: Bu bina oynamış, temelinin bir tarafı oynadı. Aklı oynamak = Deli olmak. Gülüp oynamak = Sevinç göstermek. 8. Bir oyun icrâ etmek, bir oyunla uğraşmak: Kâğıt, tavla, dama, satranç, bilardo, kumar oynamak. 9. Kumara koymak, kumarda kaybetmek: Bütün parasını oynadı. 10. Tiyatroda temsil etmek: Bu akşam tiyatroda Hamlet’i oynayacaklar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who worships false gods; an idolater; a heathen; one who is neither a Christian, a Mohammedan, nor a Jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who worships false gods; an idolater; a heathen; one who is neither a Christian, a Mohammedan, nor a Jew.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed, -ing veya -led, -ling) aynalık tahta ile süslemek (kapı); iskoç., huk. resmen itham etmek. paneling i. aynalık tahtalan; kömür madenini bölmelerle ayırma.

Şifalı Bitki

(matricaria chamomilla): Bileşikgiller familyasıından; Nisan-Eylül aylarında çiçek açan, 25 cm kadar boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları ince parçalı olup, sapsızdır. Çiçeğinin orta kısmı sarıdır. Kenarlarında 12-20 tane dil biçiminde beyaz renkli çiçek vardır. Çiçeklerin içeriğinde acı madde, tanen ve glikozitler vardır. Meyvesi sarımtırak esmer renkli bir uçucu yağ taşır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür. Ağrıları keser. Spazm çözer. Terletir. Sinirleri yatıştırır. Bağırsak gazlarını giderir. Vücuda rahatlık verir. Boğaz bademcik ve diş etlerinin iltihaplarını giderir. Bel ve baş ağrılarını geçirir. Saçları sarartmak için de kullanılır. Papatyayağı spazm giderir. Ağrıları dindirir. Mikropları öldürür. Sinirleri yatıştırır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. paranoya, delilik. paranoiac s., i., tıb. paranoya ile ilgili; i. paranoik hasta; evhamlı deli. par'anoid s. paranoya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anne veya baba; ata, cet; sebep olan şey, kaynak, memba; koruyucu kimse, hami olan kimse; çoğ. ana baba, ebeveyn. parent teachers' association okul aile birliği. parentage i. analık ve baballk hali; soy, nesep nesil. parental s. ana babaya ait. pa

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İnsanda ve bazı hayvanlarda el ve ayağın uçlarından ayrılan kısımlardan herbiri; insanda beş tane bulunur: El, ayak parmakları. Başparmak, şahadet parmağı, orta parmak ve yüzük parmağı, serçe parmak = İnsanın beş parmağının isimleridir. 2. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların herbiri: Tekerleğin iki parmağı kırıldı. 3. Parmaklık denilen, iki veya üç yerinden kuşakla bağlanmış tahta yahut demir çubuklardan mürekkep olan bölmenin her çubuğu: Bu parmaklığın birkaç çubuğu değiştirilmelidir. 4. Dağ tepesinin sivri yeri. 5. Uzunluk ölçüsü olarak bir ayağın 12 ve arşının 24’te biri. 6. Koyu bir sıvıya batırılan bir parmağın aldığı miktar: Bir parmak bal, yağ. 7. mec. Müdahale, karışma. Ar. dahi, kışkırtma: Bu işte onun parmağı vardır. Adsız parmak = Yüzük parmağı. Ağıza bir parmak bal çalmak = Tatlı veya faydalı bir şey gösterip aldatmak, ümide düşürmek. Altıparmak = 1. Elinde bir fazla parmağı olan. 2. Çubuklu bir cins kumaş. 3. Palamut balığının iri cinsi. Ortaparmak = İnsan elinin ortadaki en uzun parmağı. On parmağı yakasında — Dava ve şikâyet, birini mesul tutmayı ifade eder. Başparmak = Elin, ayrıca bulunan kalın ve kısa parmağı, Ar. ibham. Beşparmak = 1. Ahtapot cinsinden bir deniz böceği. 2. Çakır dikeni denilen bir cins bitki. Parmağı ağzında = Şaşa kalmış. Parmak usulü = Hece veznini anlatmakta kullanılır. Parmak üzümü = Uzun taneli bir cins üzüm. Parmak ısırmak — Şaşakalmak. Parmak hesabı — Hesabı parmakla yapma. Parmak karıştırmak = Müdahale etmek. Parmakla gösterilmek = Meşhur ve seçkin olmak. Serçe parmak İnsan elinin en küçük ve kenarda bulunan parmağı. Şehadet parmağı = Başparmağın karşısında bulunan parmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., huk. davada müdafaa veya itham yollu söz; s. sözlü, şifahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçiş, geçme; paso, şebeke; sınavda geçme; boğaz, geçit, dar yol; ask. hatlardan geçme izni; hal, durum; meç hamlesi; hokkabazların kaybetme oyunu; top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass s

Türkçe Sözlük

(i. İ. pasta). 1. Hamurdan çeşitli şekilerde yapılan tatlı: Bademli, çikolatalı pasta. 2. Otomobil cilâ malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kola; hamur; macun; lapa; çömlekçi çamuru; elmas taklidi cam; f. kola ile yapıştırmak; üstüne yapıştırmak; (argo) yumruk atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mukavva; hamur tahtası; (argo) kartvizit, iskambil kâğıdı; s. mukavvadan yapılmış; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamur işi, pasta. pastry cook hamur işi aşçısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hamur gibi, macun kıvamında; solgun. pastyfaced s. uçuk benizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhamet ve sempati gibi his uyandırma gücü veya yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabır tahammül, sebat, dayanma; informal dişini sıkma; ing. tek kişi tarafından oynanan bir iskambil oyunu. patience dock labada, bot. Rumex patientia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sabırlı, dayanıklı, mütehammil; azimli, sebatkâr; i. tedavi altında bulunan hasta. patiently z. sabırla, tahammülle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doing the duty of a patron; giving aid or protection; tutelary. a regular customer someone who supports or champions something the proprietor of an inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a regular customer. the proprietor of an inn. someone who supports or champions something.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami, veli; patron, efendi; daimi müşteri; sanatkar himaye eden kimse. patron saint bir kimse veya meslek veya kurumu himaye ettiği farzolunan aziz, koruyucu melek olduğu kabul edilen aziz. patronage i. hamilik, himaye, koruma, yardım; birisini göreve

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yassı köfte; küçük börek. pattycake i. bebeklerin el çırpma oyunu. pattypan i. birkaç bölümü olan küçük börek tepsisi. patty shell içi sonradan doldurulacak pişmiş hamur veya tart.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ödenebilir; ödenmesi gereken, verilecek; karlı, kar sağlayan. pay able at sight görüldüğünde tediye olunur. payable on demand ibrazında tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bazı ham meyvalarda bulunan jelatinli bir madde, pektin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. kanatlı at; ilham perisi; astr. kuzey takımyıldızlarından biri, Pegasus.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı. 2. Metin, sağlam, kavî. Karnı tok, sırtı pek = HAli, vakti yerinde. 3. Merhametsiz, acımaz. 4. Dayanır, cefakeş: Pek canlı. 5. Dönmez, inatçı: Pek başlı. (e.). 6. Çok, ziyade, gayet, sıfatların başına girip mübalağa beyan eder: Pek iyi, pek güzel, pek yoruldum. 7. Süratle, hızla, hızlı olarak: Pek yürümek, pek koşmak. 8. Yüksek sesle, bağırarak: Pek söylemek. 9. Şiddet ve kuvvetle: Pek vurmak. Eli pek = Hasis. Pek pek = Çok çok, haydi heydi: Pek pek beş, on kuruş verilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sığınma. 2. Sığınacak yer: Allahtan başka melce ve penâhım yoktur. 3. (Fars. sıfat terkiplerinde) Bir şeyin melcei, hâmîsi. Risalet-penâh = Hz. Muhammed. Hılâfet-penâh = Halîfe. Nezâret-penâh = NAzır. Adâlet-penâh — Adil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beş mısralı (şiir), beşli, muhammes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şavuot, Tevrat'ın verildiği gün, Musevilerin Haftalar Bayramı; Hlristiyanların paskalyadan elli gün sonraki Hamsin yortusu. Pentecos'tal s. bu yortuya ait; çok duygusal ayinleri ve tutucu dini akideleri olan Hristiyan mezheplerine ait.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Fars. pencşenbih’ten). Haftanın beşinci günü, cumadan evvelki gün, Ar. yevmü’l-hamis.

Türkçe Sözlük

(i. F. «perverden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Besleyici, besleyen, nafaka veren. 2. Terbiye eden, yetiştiren: Bende-perver; maarif-perver. 3. Seçip alan, hâiz. Merihimperver = Merhameti olan. 4. Seven: Vatan-perver.

Türkçe Sözlük

(i. F. «püşt-mâl» den galat; sırt silecek demektir ). 1. Büyük havlu, hamam havlusu, büyük silecek. 2. Hamamda veya çalışırken bele bağlanan futa. Peştemallık = İtibarlı bir dükkânın müşterisine karşılık, kiralayanın diğerinden aldığı ikramiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشتمال] peştemal, hamam havlusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rica, istirham; temenni, dilek, niyaz, dua; arzuhal, istida dilekçe; f. rica etmek, istirham etmek; talepte bulunmak; dilemek, niyaz etmek; dilekçe vermek. petition in bankruptcy borçlu veya alacaklı tarafından yapılan iflas talebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrol. crude petroleum ham petrol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilikte Kitabı Mukaddes'ten kısa bir parça taşıyan deri kutu; muska, hamail, tılsım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hap; hazım ve tahammülü güç bir şey;( argo) çekilmez kimse. the pill doğum kontrol hapı. a bitter pill yenilir yutulur olmayan bir şey, kabulü güç iş.

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: pirohi). İçi peynirli bir çeşit hamur yemeği.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz. 2. Olmuş, ham olmayan. 3. mec. Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan. 4. mec. Yüzsüz, arsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan, hazin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acınacak halde olan, merhamet uyandıran, acıklı. pitiably z. acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan; değersiz, aşağılık. pitifully z. merhamet uyandırarak. pitifulness i. acınacak hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, taş yürekli, kalpsiz. pitilessly z. merhametsizce. pitilessness i. merhametsizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metal spike that is hammered into a crack for use as protection or an anchor A staple of early climbers, they are not widely used anymore Also known as pins.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. acıma merhamet, şefkat; acınacak şey; f. acımak, merhamet etmek. feelpity for acımak. for pity's sake Allah aşkına out of pity merhameten, acıyarak. take pity on merhamete gelmek. What a pity! Ne yazık! Vah vah!

Türkçe Sözlük

(i. İ. piazza). 1. Meydan, açıklık, gezilecek yer. 2. Gezme, gezinme, dolaşma. 3. (ticaret) Çarşı, pazarda geçen fiyat, râyiç, narh: Bugün yapağının piyasası yedi liradır. 4. Altın, esham ve tahvilât vesaire kıymeti, borsa râyici: Piyasa çok yüksektir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Kumsal, deniz sahili. 2. Deniz banyosu yapılmak üzere hazırlanmış kumsal (Türkçe’de gerçek plaj hususiyeti olmayan deniz hamamlarına da plaj denmektedir: Tarabya plajı).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (pleaded veya pled) yalvarmak, rica etmek, istirham etmek; huk. dava açmak; suçlamak veya savunmak; iddia etmek; mazeret göstermek. plead guilty huk. suçu kabul etmek. plead not guilty huk. suçu reddetmek. pleadable s. davada cevap veya özür olar

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işletmek, kullanmak; etmek, yapmak, bir faaliyeti devam ettirmek; birbirini takip eden hamlelerle yormak ve bunaltmak; taciz etmek, sıkıştırmak, (sual yağmuruna) tutmak; çalışmak; hedefe doğru ilerlemek; düzenli seferler yapmak, gidip gelmek; den. r

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Çin ipeği, ham ipekten dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., Kan taşıma, nakletme; karadan kayık nakliyatı; nakliyat yolu; nakliye, hamaliye, hamallık; f. kayık nakletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamal; siyah bira. porterage i. hamallık; hamal parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sonra gelen, sonraki; gerideki; anat. kıça yakın; i., çoğ. insan kıçı, kaba etler. posterior chamber anat. ardoda. posteriorly z. sonradan gelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar; kıs. p.s.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yırtıcı kuş pençesi; saldırma, atılma, hamle; f. üzerine atılıp avlamak (av). pounce at, pounce on birden üstüne atılmak, hamle etmek; ani olarak gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ağır darbe, vuruş, hamle; vurulan yer, darbe izi; f. vurmak, dövmek ezmek; yumruklamak; havanda dövmek; dalgaya çarpmak (gemi); hızla çarpmak veya atmak (yürek); ağır adımlarla yürü- mek; güçlükle yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. övmek, methetmek, sena etmek; hamdetmek, şükretmek; i. övgü, sena, medih, sitayiş; hamt, şükür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dua etmek, niyaz etmek; yalvarmak, istirham etmek; ibadet etmek, namaz kılmak. pray'er i. dua eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., (argo) hamile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gebe, hamile; fikirlerle dolu, semereli; manalı, dolgun. pregnancy i. gebelik. extrauterine pregnancy karın gebeliği. tubular pregnancy dış gebelik. pregnantly z. gebe olarak; fikirle dolu bir şekilde, manalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bası, tabı; basma, matbua; taşbasması resim; basılı resim; gazete, dergi; iz; basma işi kumaş; basma kalıbı; foto. negatiften yapılmış resim; gazete kâğıdı, üçüncü hamur kâğıt. in print basılmış, satılmakta. out of print baskısı tükenmiş. rush into

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müstahsil, üretici, fabrikatör; hasıl eden kimse, meydana getiren kimse; sin. yapımcı, prodüktör; karbon monoksit gazının istihsal olunduğu ocak. producer goods hammadde, üretim maddeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. destek yapmak, desteklemek, sırık ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak; i. destek, dayak, ayak, payanda; çamaşır sırığı; hami olan kimse, yardımcı kimse, destekleyici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kehanet; keramet; ilham; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, elverişli, ümitli; merhametli, cömert, lütufkar. propitiously z. uygun bir şekilde. propi- tiousness i. lütufkârlık; ümit vericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship i. hamilik; kral vekilliği. protectress i. hami kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamilik; bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi; başka devletin idaresinde bulunan devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. halka ait, umuma ait, umumi, genel; herkese mahsus; açık, aleni. i. halk, ahali, umum: seyirciler. publicad dress system hoparlor tertibatı, kıs. P.A. public baths halk hamamları. public buildings halka mahsus binalar. public credit umumi itib

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. umumun yararını düşünen, hamiyetli, yardımsever.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pişmiş, pişkin. 2. Tecrübeli, Fars. kâr-Azmûde. Nâ-pûhte Ham, çiğ, tecrübesiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp. postage stamp. revenue stamp. playing piece. spangle. scale. washer. slake. lamelle. tinsel. rover. hammer. water marker. lamina. pool. slug.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. meyva eti, meyva özü; kâğıt hamuru; su ile karışık maden tozu; f. dövüp lapa veya hamur haline koymak; yumuşak ve özlü etini çıkarmak; özlenmek, öz gibi olmak. pulpous s. etli, özlü, yumuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İbr. şubat veya marta tesadüf eden ve Haman'ın elinden Yahudi kavminin kurtuluşu hatırasına yapılan Musevi bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-put, -ting) i., s. koymak, yerleştirmek; belirli bir şekle sokmak; sokmak; avucu yukarı tutarak atmak (gülle); sevketmek, harekete getirmek, zorlamak; hamletmek, üzerine yüklemek; söylemek, öne sürmek, reye koymak; acele gitmek, koşmak; kelimelerl

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i., z. çabuk, seri, hızlı, tez, süratli; keskin, anlayışlı; işlek, faal; tez elden; titiz, çabuk kızan; gebe, hamile; eski hayatta, canlı, diri; i. tırnak altındaki hassas et; his; z. çabucak, süratle, hemen. quick returns çabuk gelen kazanç. as quic

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Ne hak ile? Hangi yetkiyle? q.v. kıs. quod vide müracaat, buna bakınız, b., bk. rabbin'ical s hahamlara veya öğrettikleri şeylere ait

Türkçe Sözlük

(RABB) (i. A.) (c. erbâb). 1. Efendi, mâlik, sâhip, idare eden, ehil. Rabbü’d-dâr = Ev sahibi. Erbib-ı nâmûs = Namuslu adamlar. 2. Kâinâtın sahip ve mâliki olan Tanrı: Rabbim! Sen merhamet eyle. Bu mânâ ile «Rabbî = Rabbin» şeklinde de kullanılır: Rabbî’ye emanet olun! Aman yarabb! Yarabbî ne yapayım?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haham, Musevi din lideri. Grand Rabbi hahambaşı. rabbinate i. hahamlık, hahamhane. Rabbin'ic i. ortaçag başlarında hahamların kullandığı İbrani dili. rabbin'ical s. hahamlara veya öğrettikleri şeylere ait.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur’an-ı Kerim’de Nur suresi 2.ayet. Hadid suresi 27.ayette geçmekledir.

Türkçe Sözlük

(RAHM) (i. A.) (c. erhâm). 1. Dölyatağı. 2. Karâbet, hısımlık. Sıla-i rahm = Akraba ve yakınları ziyaret.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten) (mü. rahîme). Esirgeyen, acıyan, merhametli (aynı zamanda Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» dan) (mü. râhlme) (c. râhimîn). Rahmeden, acıyan ve esirgeyen, merhametli. Erhamü’r-râhimîn = Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحيم] merhametli. 2.merhamet eden Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur’an’da 220 yerde zikredilmiştir. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrahim).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük

(RUHM) (i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet: Hâlime rahmetmedi; rahmi çok bir adamdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] acıma, merhamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحمان] merhametli Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur’an-ı Kerim’de 55’ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’in 55.suresinin adıdır. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz.Abdürrahman).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Esirgeme, merhamet. 2. Tanrı’nın rahmedip ölülerin günahlarını af buyurması: Allah rahmet eyleyel 3. mec. Tanrı’nın kullarına merhametinin açık bir nişânesi olan yararlı yağmur: Rahmet düştü, rahmete tutulduk, rahmet başladı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحمت] acıma, merhamet. 2.yağmur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıması olan, merhametli.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «rikkat» ten smüş.) (mü. rakîka). 1. İnce, yufka, nârin. 2. Azadsız köle ve câriye. 3. mec. Merhametli, çabuk müteessir olan: Kalb-i raktk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The weight which strikes the blow, in a pile driver, steam hammer, stamp mill, or the like.

Türkçe Sözlük

(I. A. «re’fet» ten). Fazlasıyle merhametli ve esirgeyici (Allah’ın 99 adından biridir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılır. -(bkz.Abdürrauf). Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geçmektedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روضهء مطهره] Hz. Muhammedin mezarının bulunduğu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çiğ, pişmemiş; ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş bükülmemiş, tasfiye olunmamış; olgunlaşmamış; derisi sıyrılmış; soğuk; taze, yeni; acemi, tecrübesiz; (i.), the ile sıyrık. in the raw doğal halde, işlenmemiş; ABD, (k.dili) çıplak. raw deal a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tabaklanmamış deri, ham deri; ham deriden yapılmış kamçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD kırmızı kasketli bagaj hamalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) vermek, isnat etmek, hamletmek; göndermek, havale etmek, müracaat etmek; işaret etmek, ima etmek; bakmak, danışmak, sormak. referable (s.) havale edilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur’an-ı Kerim’de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid suresi 27.ayette geçmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşamak; acıyıp merhamet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşamak bilmez, şefkatsiz, amansız. relentlessly z. merhametsizce. relentlessness i. merhametsizlik, insafsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nedamet bilmez, merhametsiz, amansız. remorselessly z. insafsızca, acımayarak. remorselessness i. insafsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rica, dilek, niyaz, temenni, istirham; revaç, talep; istenilen şey; f. rica etmek, yalvarmak, niyaz etmek, istirham etmek, dilemek. a request for help yardım dileme. by request rica üzerine. grant a request bir ricayı kabul etmek. in great requ

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessilinin ikametgâhı; doktorluk ihtisas devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. oturan, sakin, mukim; yerleşmiş; aslında bulunan; gelip geçici olmayan (kuş); i. bir yerde oturan kimse, yerli; bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karşı durmak, mukavemet etmek; dayanmak, tahammül etmek; i. bir yüzeyi paslanma veya çürümeden korumak için sürülen bir madde; kumaş boyacılarının kullandığı tutkal gibi ve kimyasal tesire karşı gelen madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ifşa etmek, açıklamak, açığa vurmak; göstermek; ilham yoluyle bildirmek. revealment i. açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli şeyi gösterme veya söyleme; gizli şeyin meydana konması; ifşa, açığa vurma, keşif; ilah. Allah tarafından verilen ilham, vahiy; b.h. Kitabı Mukaddes'in son cüz'ü, Vahiy Kitabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, revolves; specifically, a firearm with several chambers or barrels so arranged as to revolve on an axis, and be discharged in succession by the same lock; a repeater. a pistol with a revolving cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gun, usually a handgun, with a multi-chambered cylinder that rotates to successively align each chamber with a single barrel and firing pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projectile weapon of the pistol type, having a breechloading chambered cylinder so arranged that the cocking of the hammer or movement of the trigger rotates it and brings the next cartridge in line with the barrel for firing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of pistol named for its unique feeding system consisting of a revolving cylinder with multiple cartridge chambers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotten. ridiculous. fucked up. scandal. disgrace. ignominy. indignity. infamousness. obloquy. opprobrium. outrage. outrageousness. scene. shambles. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. contemptible. disreputable. shameful. dirty. low down. low-down. abject. dishonorable. dishonourable. flagitious. flagrant. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. infamous. outrageous. raffish. scandalous. shitty. stinking. villainous. sc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. de

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karşılık, hamle; çabuk ve zekice verilen cevap; f. çabuk karşı hamle yapmak; çabuk ve zekice cevap vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamamböceği, zool. Blatta orientalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

I. kalabalık, halk yığını, izdiham.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. koşmak, hızla yürümek, acele etmek; saldırmak; hızla akmak; düşüncesizce hamle yapmak; koşturmak, acele ettirmek; geriye atmak, püskürtmek; Amerikan futbolunda topu koltuğuna alıp koşmak; A.B.D. üyeliğini göz önünde bulundurmak. rush a bill through

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşma, acele etme; hücum, hamle, hız; hızlı hareket; üşüşme rush hour işin veya trafiğin en sıkışık olduğu zaman. rush order acele sipariş. in a rush meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s paslı, paslanmış; ham, tembelleşmiş. rustily z. paslanmış halde, paslı olarak. rustiness i. paslılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) merhamet, acıma, şefkat; üzülme, acınma, yerinme, pişman olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (eski) merhametli; kederli, üzüntülü; acınacak halde olan. ruthfully z. acınarak, kederle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, insafsız ruthlessly z. insafsızca. ruthlessness i. insafsızlık.

Türkçe Sözlük

(SABR) (i. A.). 1. Başa galen acıya karşı tellş ve Üzüntü göstermeyip dayanma, tahammül. 2. Gelecek ve olacak bir şey için acele ve tellş göstermeyip bekleme.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sabr» dan if.) (mü. slbıra) (c. sâbırtn). 1. Sabreden, tellş ve kuruntu etmeksizin bekleyen. 2. Bir zahmet ve acıya veya bir tecavüz ve haksızlığa karşı hiddet etmeyip sabır ve tahammül eden, sabırlı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. 2.Acele etmeyen.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sabır ve tahammülü olmayan, acıya dayanamayan. 2. Bekleyemeyen, aceleci, tellşlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow impatient. to champ.

Türkçe Sözlük

(i. Latince «sapo.dan). Kir çıkarmak, gerek vücudu ve gerek çamaşır vesaireyi yıkeyıp temizlemekte kullanılan, zeytinyağıyla kireç, kül, soda veseireden yapılan madde. Girit sabunu = Bir çeşit beyaz sabun. Arap sabunu = Hamur hâlinde ve koyu renklisi. Leke sabunu = Leke çıkarmaya mahsus terkip. Misk sabunu = Kokulu sabun. Sabun taşı = Leke çıkarmak için kullanılan bir çeşit kil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aspur, yalancı safran, papaganyemi, bot. Carthamus tincoıtorius; bu çiçeklerin tohumundan yapılan bir ilaç.

Şifalı Bitki

(zaferan): Süsengiller familyasından; yurdumuzda da yetiştirilen, 10-15 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Etli, yuvarlak, kaidesi yassı, 4 cm kadar çapında, üstü esmer renkli ve zarımsı pullarla kaplı, alt tarafında da kök parçaları bulunan bir soğanı vardır. Yaprakları uzun ve koyu yeşildir. Çiçekleri mor renklidir. Sonbahar mevsiminde yapraklardan önce açar. Meyvesi kapsül şeklindedir ve sonbahar aylarında meydana gelir. İçeriğinde; şekerler, organik asitler, krosin ve uçucu yağ vardır. Tepeciklerinden elde edilen toz; renk, tat ve koku verici olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır. Rahim hareketlerini arttırır. İştah açar. Sinir zayıflığını giderir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamilelerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Muhammed (s.a.s)’in isimlerinden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحابه] Hz. Muhammed’in sohbetlerine katılan müslüman.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahipler, sahip çıkanlar, tutanlar. 2.Asr-ı saadet döneminde yaşamış ve Hz.Muhammed’i görmüş mü’min kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحابی] Hz. Muhammed’in sohbetlerini katılan müslüman.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. 2.Bir akdin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. 3.Doğrulayan, isbat eden. 4.Hz.Muhammed’in sıfatlarından.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahâdet» den if) (c. ŞuhOd). 1. Gördüğü veya bildiği şeyleri mahkemede yerinde ifade ederek davanın isbatına yardımcı olan. 2. Tanrı’nın birliğine şahit olan Hz. Muhammed’in sıfatlarından biri. 3. Senet yerine geçecek derecede makbul ve muteber bir eserden getirilen misal: Şâhid-i Adil = Şehâdetinde asla şüphe olunmayan şahit. Yalan şâhid, şâhid-i zor = Yalan yere şâhitlik eden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ram. pile driver. steam hammer. beetle. battering ram.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beetle. pile driver. drop press. punch press. hammer. ram. drop block. tup. tilt-hammer. drop-hammer. monkey.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Katı, sert, çetin. 2. Kuvvetli, metin. Pek çok, aşırı: Saht merhametsizdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fake. false. artificial. spurious. imitated. sham. counterfeit. bogus. apocryphal. bad. base. bastard. colorable. double-dealing. dud. duff. dummy. factitious. forged. fraudulent. hollow. make-believe. mannered. mock. phoney. phony. pinchbeck. pious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affected. apparent. bogus. cardboard. counterfeit. deceitful. fake. mock. phoney. specious. spurious. strained. false. artificial. pnoney. phony. sham.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. clumsy. gawky. ungainly. butterfingered. ham-fisted. ham-handed. blaze.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şükr» den if.) (mü. şâkire). Şükür ve hamd eden, gördüğü iyiliği unutmayıp şükrünü yerine getiren.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer five times a day If this seems arduous to non-Muslims there is a tradition in Islam that Muhammad actually beseeched God to reduce the number down to five from an original fifty times a day Prayer in Islam is praise of God - not asking or requestin

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. salât). Müfred gibi «Allahümme salli alâ seyyldinâ Muhammedin ve alâ Alihi Muhammed» duAsı. Salavât getirmek, okumak = Bir tehlike hâlinde bu duânın okunması Adet olduğundan, pek sert adam hakkında: Yanına salavâtla varılır, denilir, (bk.) Salât.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attack. to assail. to assault sb / sth. to rush. to charge. to charge at. to act on. to dissolve. assault. carve up. dash. go at. hammer. hit. invade. lay about one. lay on. make at. make for. push. ramp. sally. set about. tear into. tilt at. we.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğlence veya jimnastik maksadiyle sallanmak üzere bir ağaca veya dikilmiş direklere asılı tahta. 2. Küçük çocukları uyutmada kullanılan iki ucundan iple asılı yatak. 3. Yine bu şekilde ve ekseriya ipten ağ hâlinde büyükler için yatak (hamak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuşatma esnasında askerin hücuma geçmesi; ani hareket veya hamle; gezinti; espri, nükteli söz; f. dışarı fırlamak; hücuma geçmek; toplu halde geziye çıkmak. sally port ask. çıkış kapısı .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tek, sırf, bilhassa, sade: Salt ben gideceğim. Salt hamurdan yapılmış börek. 2. Ancak, yalnız, şu kadar ki: Bu iş olacak, salt ben göremiyeceğim.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hazret-i Muhammed’e okunan salât ve selâm duasının bir kısmı: Elhamdü l’llâhi Rabbi’l-Alemîn (hamdele) ve’s-salât ü ve’s-selâm ü elâ seyyidinâ Muhammedin ve Alihî ve sahbihî ec mâİn (salvele).

Türkçe Sözlük

(i.). Hz. Muhammed’in adı anıldıkça söylenmesi mûtad olan «Sallallâhü aleyhi ve sellem» duasının kısaltılmışı olup böyle yazılırsa da yine «Sallallâhü aleyhi ve sellem» suretinde okunur. Başka peygamberler hakkında ekseriya «aleyhisselâm» duası söylenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A black boy who works for Will Varner in The Hamlet.

Türkçe Sözlük

(i.). Baba tatlısı da denilen bir hamur tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Samaritan s., i. Samiriye ile ilgili; i. Samiriyeli; Samiriye dili. a good Samaritan merhametli kimse, özellikle hastalara yardım eden kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

champagne. bubbly. fizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

champion. champion. champ. grand master.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı sançmak’dan sançak). Ucu sivri demirden olup yere saplanan büyük bayrak, Ar. râyet, livâ: Sancak açmak, çekmek. 2. Eskiden her vilâyetin bölündüğü üç beş dairenin her biri ki, birkaç kazadan mürekkepti. 3. (denizcilik) Gemide, geminin başına doğru dönük durulunca, geminin sağ tarafı. Sol tarafa iskele denir. Sancak boğmak = Yardım sitemek için yapılan eski bir işarettir ki, sancak ortasınden boğularak asılırdı. Sancak beratı = Bir geminin tâbiiyetini belirten resmi vesika. İşaret sancağı = İşaret için çekilen dört köşeli sancak. Sancak-ı Şerif = Hz. Muhammed’in, mukaddes emanetler arasında bulunan sancağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. mischance. shame. misfortune. bad luck. bad break.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki özü; hayat verici öz; ağacın özlü veya canlı kısmı; (argo) aptal kimse, avanak kimse. cellulary sap hücre özsuyu. crude sap ham besisuyu. raw sap ham usare . sap green yeşil zeytin renginde boya.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şer» den if.). 1. Kanun ve nizam koyan, Osm. vâzı’-ı kaanûn. 2. Şeriat sahibi olan Hz. Muhammed.

Türkçe Sözlük

(i.). Burma biçimi verilerek yapılan bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tahıl saklamak için kazılıp üstüne tepme toprak çekilen çukur, gündüç, tepengü. 2. Omuzda ekmek hamuru taşıdıkları oyunlu tahta.

Türkçe Sözlük

(i. tes. A.). Hamel burcunun Alfa ve Beta yıldızları.

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sauna, Fin hamamı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up with. defend. advocate. protect. stand up for. stick up for. argue. argue for smth. plead. justify. champion. declare oneself. fence. fight. stand up. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. champion. defend. justify. maintain. plead. support. to defend. to advocate. to champion. to maintain. to stand sb up for sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defend. apologise. apologize. champion. hold one's own against all comers. stick up for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. champion. defensive. exponent. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

defender. counsel for the defense. defensive. advocate. assertor. champion. counsel for the defence. upholder.

Türkçe Sözlük

(i. F„ sâye = gölge, küsterden = döşetmek). 1. Gölge salan, gölge eden. 2. mec. Koruyucu, Ar. hâmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kil. bazı tarikat keşişlerinin giydiği kolsuz gömlek; bazı tarikat mensuplarının giydiği uzun hamail; çoğ. kuşların omuzunda biten tüy.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şefakat» ten smüş.) (mü. şefîka). Merhamet ve sevgisi olan, şefkatli («müşfik» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(ŞEFAKAT) (i. A.) (Ar. tâbirlerde «şefaka» şeklinde bulunur). Acıyarak ve esirgeyerek sevme, ana babanın çocuklarına sevgisi gibi gönülden ve karşılıksız sevgi. Dârü’ş-şafaka = Yetimler için İstanbul’da kurulmuş yatılı lise. Şefkat nişanı = ||. Abdülhamid’in ihdâs ettiği, kadınlara mahsus nişan ki, madalyası da vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhameti olmayan: Şefkatsiz ana.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhamet yokluğu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sihâm, eshâm). 1. Ok, yayla atılan ucu sivri demirli kamış (bu mânâ ile birinci cem’i kullanılır). 2. Hisse, pay, Ar. nasîb, Fars. behre. 3. Devlet tarafından ikraz olunan paraya mukabil alınan resmi senet (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sabır, tahammüllü, dayanıklı. - Türk dil kuralına göre «b/p» olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Huylar, ahlâk, tabiatlar. Şemâil-i Şerife = Hz. Muhammed’in ahlâkı ve bundan bahseden kitap.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yük hayvanlarına yükü bağlamak için sırtlarına konulan fay, palan. 2. Hamal arkalığı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Taş yürekli, merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ham derinin kullanılır hâle getirilmesi için yapılan işler: Bu hayvanın derisi sepi kabûl etmez. 2. Kürkün boyanıp terbiye edilmesi: Kürke sepi vermek

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet. Hz.Muhammed (s.a.s)’in soyundan olma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş, reis, bir şeyin en ileri bulunanı. Server-i KAinlt = Hz. Muhammed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece placed temporarily upon the head of a pile when the latter cannot be reached by the weight, or hammer, except by means of such an intervening piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bevel. chamfer. slope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bevel. slope. declivity. decline. slant. sloping. slanting. bevelling. oblique. inclined. pitching. skew. mitre. miter. scrap. cant. chamfer.

Türkçe Sözlük

(i.). Hz. Muhammed’in nesline mensûb olan: Zamanımızda seyyidlik iddia edenlerin hiçbirinin iddiası doğru değildir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İşlenmemiş ham altın. Süs için asılan inci ve altın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (f.) taklit, yapmacık, yalan, hile; (s.) taklit, yalan, yapmacık; (f.) hile yapmak, yapmacık yapmak, taklit etmek. sham sleep yalandan uyumak, uyur görünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şaman . Shamanism (i.) şamanizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) salhane, mezbaha; karışık ve harap yer. in a shambles altüst, karmakarışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) utanç, ar, hayâ, hicap; ayıp, utanacak şey, rezalet, münasebetsiz şey, yakışık almayan şey; (f.) utandırmak, mahcup etmek; gölgede bırakmak. Shame on you! Ayıp! Utan ! Yazıklar olsun! For shame! Ayıp! It is a shame to laugh at her. Onunla

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) utangaç, mahcup, çekingen. shamefac'edly (z.) mahcup olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayıp, utanç verici, çirkin, yüzkarası. shamefully (z.) utanılacak şekilde; çirkince. shamefulness (i.) utandırıcı hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) utanmaz, arsız, hayasız. shamelessly (z.) utanmadan, arsızca. shamelessness (i.) arsızlık, utanmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mayasız ekmek, hamursuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kalkan, siper; koruyucu şey; hami: himaye, savunma, mudafaa; (ask.) top kalkanı; maden ocaklarında toprağın düşmesini engelleyici duvar; hane kalkan; (f.) korumak, muhafaza etmek; siper olmak, örtmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alâmet, nişan, eser: İnsaniyet şiârı. 2. Senbol, alâmet-l farika, parola. 3. Sıfat terkiplerinde bir şeyi taşıma mânâsını ifade eder. Merhamet-şiâr = Merhametli. Şöhret-şiâr = Şöhret sahibi, meşhur.

Türkçe Sözlük

(aslı: ISICAK) (i.). 1. Yakmayacak derecede kızgın, soğuk olmayan, üşütmez, ısınmış, Ar. hârr, Fars. germ: Sıcak su, sıcak hava, sıcak yemek, sıcak oda. Kanısıcak = Sevimli, herkesle çabuk dost olur. 2. Sıcaklık, hararet: Ben çok sıcaktan hoşlanmam; havada çok sıcak vardır; bu seneki sıcağı çoktan görmemiştik. 3. İçinde sıcak su ile yıkanılan yer, hamam: Sabah sıcağa gitmiştim. 4. Sıcak yer, ısınmış yer: Sıcaktan soğuğa çıkmak. Sıcağı sıcağında = mec. Tavında, zamanını geçirmeden.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça tâbirlerde «sıhha» şeklinde kullanılır). 1. Gerçeklik, gerçeğe uygun olma: Bu sözün sıhhati var mıdır? 2. Sağlamlık, dürüstlük, sakat ve noksan olmamak. 3. Yanlış ve hatâlı olmama, doğruluk: Bu kitabın yazısı pek iyi değilse de sıhhatine diyecek yoktur. 4. Vücudun illetli, sakat ve hasta olmaması, sağlam olması, sağlık, Afiyet: Vücut sıhhati. Sıhhat üzre = Sağ sağlam olarak. Sıhhatler, sıhhat (ve) Afiyetler ola = Hamamdan çıkan, tıraş olan kimselere söylenen iyi temenni sözü. Hıfzıssıhha = Tıbbın sıhhati korumakla uğraşan dalı, sağlık bilgisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chafe. fret. to be bored. be annoyed. be uneasy. be ashamed. to be squeezed. to be pressed. to feel embarrassed. to be in straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. shameless. unabashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazenness. shamelessness. ease of manners.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Darîatmak, daraltmak, tazyik etmek: Denkleri sıkmak. 2. El ile sıkıştırıp suyunu almak: Üzüm, limon, çamaşır sıkmak. 3. Kuvvet vermek, pekleştirmek, şiddetlendirmek: Elini sıkmak, sesi sıkmak. 4. Zorlamak, tazyik etmek: Çok sıkarsan doğrusunu mu itiraf eder? 5. Iztırap vermek, sıkıntı vermek: Böyle sözler adamı sıkar. 6. (bir ateşli silâhı) Boşaltmak: Bir tabanca, bir kurşun sıktı. İç, can sıkmak = Keder vermek. Diş sıkmak = Gayret veya tahammül etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük hamam havlusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pit or airtight chamber for storing grain or other loose materials, or for packing and preserving green crops for fodder.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şükür, hamd: Allah’a hamd-ü sipâs olsun.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamdeden, şükreden.

Türkçe Sözlük

(i. F., sipâs = şükür, güzârîden = edâ etmek). Hamd ve şükür eder, minnetdâr.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Cam. 2. Gelinlere takılan camdan tel, renkli camdan boncuk. 3. Elmas taslağı, ham elmas. 4. Camdan tel gibi parlak kıl. Sırçalı kürk = Parlak ve kaba tüylü kürk. 5. Mozayik.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Siyer). 1. Bir insanın ahlâkı, tabiat ve karakteri, zıddı: sûret: SÜret ve streti güzel. 2. Macera. 3. Biyografi. 4. c. Hz. Muhammed’in biyografisi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. - Hz.Muhammed’in hal tercümesi.

Türkçe Sözlük

(I.). Kabuğu sıyrılmış İnce uzun ağaç: Çamaşır, bahçe sırığı. Hamal sırığı = Hamalların ağır şeyler kaldırdıkları ağaç ki, bir çiftini dört hamal kullanır. Sırık hamalı = Bu suretle sırık kullanarak ağır yükler taşıyan hamallar. Sırık arabası — Bir iki sırıkla merbut dört tekerlekten ibaret yük arabası. Sırık gibi gezmek = Bir iş görmeyip boş boş dolaşmak (uzun boy hakkında da aşağılayıcı maksatla kullanılır: Sırık herif).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arkanın yukarı tarafı: Sırtına almak; sırtını duvara vermek. 2. Hayvanın kılıçlama olan arkasının en yukarısı: Atın sırtı eyerden yara olmuş. 3. Hayvanın sırtından çıkan kürk: Samur, karakulak, kurt sırtı. 4. Uzanan dağın boyuna süren kılıçlema yeri, yamaç üstü. 5. İstihkâm. Sırttan atmak = mec. Üzerine almamak, kaçınmak, baştan savmak. Sırta almak = Yüklenmek; taahhüt etmek. Balık sırtı = Ortası kebarık ve kubbeli. Birinin sırtından çıkarmak = Onu zarara sokarak kazanmak. Sırt sırta vermek = Yardımlaşmak. Sırtını dayamak = Güvenmek. Salla-sırt etmek = Sırtına atmak, yüklenmek. Sırtı kavî = İyi giyinmiş, üşümeyecek surette çok giyinmiş. 6. mec. Hâmisi olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulge. distend. inflate. swell. to swell. to become swollen. to become inflated. to get/grow fat. to be distended. to expand. to feel ashamed. to be too tired to go on.

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Ekmekçilerin hamur teknesine yapışan hamurları temizlemeye mahsus Aletleri. 2. Marangozlukta tahtayı kazımıya mahsus Alet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hamam tası. 2. Bir çeşit mangal.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sîret). (bk.) Sİret. m. gibi Hz. Muhammed’in biyografisini anlatan eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ağır çekiç, varyos; f. varyosla vurmak. sledgehammer i. varyos, balyoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. iyice ıslanmış, sırılsıklam; hamur gibi (ekmek); anlamsız, donuk; ayyaş suratlı; f. iyice ıslatmak veya ıslanmak; donuklaştırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one attached to a Mohammedan mosque, esp. a student of the higher branches of theology in a mosque school.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak kalpli, yufka yürekli, merhametli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold storage. cool store. coolhouse. refrigerating chamber. cold storage house. cold store.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Soğuk olan şeyin hâli, Ar. burûdet, Fars. serdî: Buzun soğukluğu uzaktan tesir eder. 2. (mec.) Soğuk, sevgiden mahrum muamele: Beni bir soğuklukla kabul etti; aramızda bir soğukluk belirdi. 3. Yemeğin sonunda hoşaf, mahallebi ve bilhassa meyve gibi serinlik vermeye mahsus yiyecek. 4. Hamamın pek sıcak olmayan dış kısmı: Soğuklukta yıkandım. Beisoğukluğu = İdrar yolunun iltihâbı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arkadaşlık. 2. Hazret-i Muhammed’le konuşma: Sohbet-i nebeviyye. 3. Konuşma, görüşme, birlikte oturup söyleşme: Akşamları toplanıp sohbet ederdik, sohbet arasında sözü geçti; sohbeti tatlı bir adamdır. Helva sohbeti = Eskiden helva pişirip yemek için akşamdan sonraları yapılan toplantı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Hamitic people of East Central Africa. the Cushitic language spoken by the Somali people a member of a tall dark people inhabiting Somalia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maya olarak kullanılan ekşi hamur; (argo) Alaska'da altın arayıcısı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kelime: «Bülbül» Fersça’dan alınma bir sözdür. 2. Kelimelerden mürekkep, İsteklerin ifedesine yarayan lâkırdı, Ar. kelâm, kavi: Atalarımızdan kalma bir sözdür. 3. Haber, havâdis, şâyia: Bir söz işittim; bir söz dolaşıyor. 4. Vaad, taahhüt: Kendisi söz verdi; o sözünde durmaz adam değildir. 5. Uyuşma, Ar. mukavele, muvafakat, karar: Aramızda söz ettik; önler söz bağlamışlar; söz alıp vermişler. 6. Bahis: Onun sözü geçti; ondan söz açıldı. 7. Dedikodu, Fars. güft-ü gû, Ar. kıyl-u kaal: Söz olmasın diye çekmiyorum. 8. Hüküm, nüfuz. Atalarsözü = Ar. Darb-ı mesel. Söz atmak = Sözle sataşmak, Osm. harfendâzlık etmek. Acı söz = Hoşe gitmeyecek söz. Söz açılmak = Bahsi geçmek. Söz anlamak = Anlayış göstermek. Söz anlatmak = İnandırmak. Söz almak = VAdettlrmek. Söz ayağa düşmek = Küçük büyüğü dinlememek, her kafadan bir ses çıkmak. Sözebesi = Durmadan konuşan, laf yetiştiren. Söz eri = Baş, reis. Sözünün eri = Sözünde durur, vâdine sadık. Söz ehil = Güzel söz söylemeye muktedir, Osm. mîr-i kelâm. Söz etmek = Bir şeyden bahsetmek. Söz başı = Bahis başı. Söz bir Allah bir = Söylediğim söyledik, kararımdan dönmem. Söz bir etmek = Söz birliği etmek, ittifak etmek. Söz bitmek = Karar verilmek, muvafakat hâsıl olmak. Söz birliği = İttifak. Büyük söz = Kibirle söylenilen söz. Söz aramızda, beynimizde = Gizli kalsın, kimse işitmesin. Söz çıkarmak = Haber yaymak. Düşman sözü — İftira. Söz düşmek = Bahsi geçmek. Sözde = Sanki, güya. Sözden dönmek = Vaadden caymak. Söz dinlemek = Kanmak, itaat etmek. Söz tutmak = Dediğini yapmak. Söz kaldırmak = Sert söze tahammül etmek. Söz kesmek = Karar vermek. Sözü kesmek — Sözü tamamlamadan bırakıp sükût etmek. Söz geçirmek — Sözünü dinletmek. Söz gelişi = Meselâ, farazâ. Söz götürmek = Kesin olmamak. Söz götürmez = Diyecek yok. Söz girmek, karışmak — Bir bahse başka lâkırdı karışmak. Sözüm ona, sözüm yabana = Biri hakkında ağır veya edebe aykırı bir şey ileri sürülünce söylenen nezaket cümlesi. Sözüm sözdür, sözüm söz olsun = VA’dimden dönmem. Söz vermek = Vaad ve taahhüt etmek. Sözü yabana atmak = İtibar etmemek. Yabana atılacak söz değildir = Doğrudur. Söz yok = Diyecek yok, uygun, doğru. Saz ve söz = Eğlenceli meclis. Söz alıp vermek = Bir işi kararlaştırmak.

Türkçe Sözlük

1) Doğruluğu ve gerçekliği tartışılabilir olmak; 2) Dedikodu yapmak; 3) Tahammül etmek, katlanmak. Deyim

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idareli, tedbirli; merhametli, vicdanlı. sparingly z. tedbirli olarak sparingness i. tedbir, ihtiyat, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arsenikli ham maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ruhsal, ruhanı, manevi, tinsel, bâtıni; Allah tarafından ilham edilmiş; kutsi, ruhani, kiliseye veya kutsal şeylere ait; i. Amerika zencilerine özgü ilâhi. spiritually z. manen, ruhani olarak. spiritualness i. manevilik, ruhanilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sünger; sünger gibi emici şey; k.dili. asalak, tüfeyli, parazit; mayalanmış ve dinlenmeye bırakılmış hamur; platin gibi bazı madenlerin sünger hali; tıb. tampon; topun içini temizlemeye mahsus uzun saplı yuvarlak fırça, uskunca fırçası; f. sü

Türkçe - İngilizce Sözlük

The legislator who guides the bill through the legislative process after the bill has passed the originating chamber The sponsor must be a member of the opposite chamber of the one in which the bill was filed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yay, zemberek; yaylanma; atlama, fırlama veya sıçrama gücü veya yeteneği; geri tepme; atılış fırlayış, sıçrayış, hamle; ilkbahar bahar; başlangıç; kaynak, menşe; memba, kaynak pınar; den. seren veya kerestenin çatlağı veya eğrilmesi. spring bala

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who sprints; one who runs in sprint races; as, a champion sprinter. someone who runs a short distance at top speed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. ani hamle yapmak, davranmak; i. ani hamle; kısa müddet için faaliyet artışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıklılık, tahammül, kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stood) ayakta durmak, kaim olmak; durmak, ayakta kalmak; kalmak, baki kalmak; sebat etmek, tahammül etmek, çekmek, dayanmak; sabit olmak; inat etmek, ayak diremek; olmak, bulunmak; durmak; uymak, uygun gelmek; (İng.) aday olmak; den. gitmek, yol

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. bir yerin ürettiği başlıca mahsul; esaslı yemek maddelerinden biri; hammadde; elyaf; unsur; içerik, muhteva; satış yeri; ambar; s. devamlı üretilen veya satılan; ana, esas; piyasayı tutmuş, yerleşmiş; f. (yün elyafı) uzunluğuna göre tasnif e

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldız; yıldız şekli; yıldız işareti; tiyatro, sin. yıldız; mümtaz şahsiyet, sporda mükemmel oyuncu; talih. star apple meyvası elmaya benzer ve Antiller'de yetişen bir ağaç, bot. Chrysophyllum cainito Star Chamber eskiden İngiltere'de hudutsuz yetk

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhar, islim, buğu, istim; k.dili. kuvvet, şiddet, enerji; k.dili. hidde.t steam boiler buhar kazanı. steam engine buhar makinası; lokomotif. steam hammer buharlı varyos .steam heat buharlı kalorifer sistemi. steam shovel istimli ekskavatör. steam t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stent is sometimes used during angioplasty to hold open the dilated blood vessel after angioplasty It is effective in decreasing recurrent obstruction of the blood vessel following the procedure Ventricle -- Pumping chambers of the heart.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. stok, depo malları; mevcut mal; satılacak mal; bir çiftlikte bulunan hayvanlar; sermaye hisseleri, hisse senedi; ağaç gövdesi; ırk, silsile, soy, nesep, nesil; dil ailesi; menşe; asıl; çorba için hazırlanan et suyu; hammadde; tüfek veya tabanca ku

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mide, karın; iştah; istek; f. sindirmek, hazmetmek; tahammül etmek, katlanmak, dayanmak. stomach ache mide ağrısı. stomach pump mide yıkamaya mahsus tulumba. stomach tooth alt azıdişi. stomachful i. karın veya mide dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şiddet, zor; itina, ağırlık, önem, ehemmiyet; mak. iç mukavemet; basınç, tazyik; tahammül; gerginlik; dilb. vurgu, kuvvet; f. baskı yapmak, tazyik etmek; önem vermek, önemle üstünde durmak; vurgulamak. stress accent vurgulama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma ve Yunan'da uzun saplı hamam kaşağısı; eski Roma binalarında süs için yapılan bir çeşit oyuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vuruş, darbe; vuruş tesiri; darbe tesiri yapan şey; inme; ani bir gayretle yapılan şey; vuruş sesi; çarpma; kürek çekme tarzı; hamlacı; bölme işareti; kalem vuruşu; okşama; psik. manevi okşama; yüzme çeşidi; f. okşamak; kürekçilere hareket işare

Türkçe - İngilizce Sözlük

accusation. allegation. implication. indictment. reproach. charge. indictment itham.

Türkçe Sözlük

(f.). Suç yüklemek. Osm. ithâm etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuse. blame. charge. impeach. incriminate. indict. plead. reprehend. to accuse. to indict. to blame. to charge sb itham etmek. lay the blame.

Türkçe Sözlük

(f.). ithâm edilmek.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Kızıldeniz kıyısında, Mısır ile Eritre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 2,505,810 km².

Sınırları: toplam: 7,687 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 1,165 km, Cad 1,360 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 628 km, Mısır 1,273 km, Eritre 605 km, Etiyopya 1,606 km, Kenya 232 km, Libya 383 km, Uganda 435 km.

Sahil şeridi: 853 km.

İklimi: Güneyde tropikal, kuzeyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Genellikle düz ovalar, doğu ve batıda dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kızıldeniz 0 m.

en yüksek noktası: Kinyeti 3,187 m.

Doğal kaynakları: petrol; demir, bakır, krom, çinko, tungsten, mika, gümüş, altın, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %30 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 19,460 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 36,080,373 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.79 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.04 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 68.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 56.94 yıl.

Erkeklerde: 55.85 yıl.

Kadınlarda: 58.08 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 5.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.99 (1999 verileri).

Ulus: Sudanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %52, Arap %39, Beja %6, yabancı %2, diğer %1.

Din: Sünni Müslüman %70, yerel inançlar %25, Hıristiyan %5.

Diller: Arapça (resmi), Nubice, Ta Bedawie, çeşitli Nilotic lehçeleri, Nilo-Hamitic, Sudan dilleri, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %46.1.

erkekler: %57.7.

kadınlar: %34.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Sudan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Sudan.

Yerel tam adı: Jumhuriyat as-Sudan.

yerel kısa şekli: As-Sudan.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Hartum.

İdari bölümler: 26 vilayet; A’ali an Nil, Al Bahr al Ahmar, Al Buhayrat, Al Jazirah, Al Khartum, Al Qadarif, Al Wahdah, An Nil al Abyad, An Nil al Azraq, Ash Shamaliyah, Bahr al Jabal, Gharb al Istiwa’iyah, Gharb Bahr al Ghazal, Gharb Darfur, Gharb Kurdufan, Janub Darfur, Janub Kurdufan, Junqali, Kassala, Nahr an Nil, Shamal Bahr al Ghazal, Shamal Darfur, Shamal Kurdufan, Sharq al Istiwa’iyah, Sinnar, Warab.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1956 (Mısır ve İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ocak (1956).

Anayasa: 12 Nisan 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-7

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ia) hamamlarda terleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. terleyen; terletici, ter döktürücü; i. sıcak hamam veya banyo; terletici madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göz yumma, müsamaha; tahammül, dayanma, sabır. on sufferance zarar vermemek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ıstırap çekmek; tutulmuş olmak, müptela olmak; cezasını çekmek; idam olunmak; cefa çekmek; (eski) katlanmak, tahammül etmek; müsaade etmek, izin vermek, bırakmak. sufferer i. ıstırap çeken kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilebilir, dayanılabilir, tahammül edilebilir. sufferably z. tahammül edilebilir şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ruler, or sovereign, of a Mohammedan state; specifically, the ruler of the Turks; the Padishah, or Grand Seignior; officially so called. the ruler of a Muslim country.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Sunna (the sayings and doings of Mohammed , which form a basis. circumcision.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İyi ahlak, iyi tabiat. 2.Hz.Muhammed’in sözleri, işleri ve tasvipleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compere. ham. host. compère. emcee.

Türkçe Sözlük

(i A.). Kuvvetli ve doğru bilgiye erişme, ilhâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. desteklemek; tahammül etmek, götürmek, dayanmak, tutmak, kaldırmak, çekmek; kuvvet vermek, cesaret telkin etmek; beslemek, geçindirmek; masrafını vermek; devam ettirmek; ispat etmek, teyit etmek; savunmak, müdafaa etmek; yardım etmek, tutmak,

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilir, tahammül edilebilir; ispat edilebilir.

Türkçe Sözlük

(f.). I. Bir şeyi diğer bir şeye tema