Hame ârâyı | Hame ârâyı ne demek? | Hame ârâyı anlamı nedir?

Hame ârâyı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hame arayi

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Acımak işi. 2. Merhamet: Adamda acıma diye bir şey yok.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. compassion. mercy. pity. sympathy. clemency merhamet. commiseration.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: açıkmak). 1, Ağrımak, ağrıyı mucip olmak: Elim acıyor. 2. Keder ve teessüf etmek, merhamete gelmek: Şu adamın haline acırım. 3. Esirgemek, kıyamamak: Emeğime acırım. («Ağrımak» ile «acımak» arasındaki fark şudur ki: Ağrı daha esaslı ve derin, acı sathî, lâkin daha müessir ve yakıcı olur. Sızı ise başlıca sinirde nöbet nöbet gelip geçenidir).

Türkçe Sözlük

(i.). Merhamete şayan, teessüf veren: Acınacak bir haldedir.

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acıyıp merhamet etmek. 2. Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.

Türkçe Sözlük

(i. «Ademceğiz» yanlıştır). Küçük ve fakir ve hakir yahut merhamete değer insan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Affeden, daima suçdan geçip af ile muamele eden, merhametli, acıyan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daima affeden, merhametli. Esmaü’l-Hüsna’dandır. “Abd” takısı alarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enormity. ignominy. infamy. turpitude. villainy. lowness. shamefulness. vileness. meanness.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, güven, emniyet: Emn ü Amân ber kemâldir. 2. Af, müsaade: Aman vermek. 3. Istiman, sığınma: Aman istemek. El-aman = Af, merhamet, medet. Aman vermemek = Müsaade etmemek, asla merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi aman Allah = Allah selâmet versin, (bk.) Amân.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shame. bashfulness. shyness. modesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

are (100 square meters. shame. modesty. skyness. bashfulness. stigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. barefaced. cheeky. impudent. unblushing. sassy. unabashed. bare faced. vigorous. bold. bold-faced. brassy. calm. daft. flip. flippant. fresh. hard-bitten. hardy. malapert. perky. pert. randy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. barefaced. blatant. bold. brazen. cheeky. fresh. gross. impudent. shameless. saucy. vigorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. violent. brassy. free. hoggish. impertinent. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. atrocious. base. contemptible. despicable. low. shabby. sordid. unsavoury. vile. baseness. lowness. meanness. mean. ignoble. dishonourable. shameful.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çevirme, meylettirme, imale. 2.Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3.Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5.Beğenen. Atıf Efendi (Mehmet Kuyucaklı. (-İst. 1847). Osmanlı matematik bilgini. Şam ve İstanbul kadılıklarında bulundu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. avâtıf). Teveccüh, meyil, iyi zan, merhamet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «atıf» dan imüb.). Pek esirgeyici, çok merhametli ve şefkatli: Rabb-ı atûf = Pek esirgeyici Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şefkat, merhamet.

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgeyici ve pek merhametli olan kimseye ve atûfetlû resmî lakabını taşıyan kişilere mensup ve müteallik mânâsiyle yazışmalarda kullanılır tâbirdir: Cânib-i Alî-i atûfîlerine, zat-ı Alî-i atûfîleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Royal vizier to Tutankhamen, Ay persuaded the boy king to banish the name and religion of the heretical Akhenaten, who preceded King Tut , and to restore the traditional gods of Egypt to prominence Ay succeeded Tutankhamen as pharaoh, who some Egyptologis

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ebvâb). 1. Kapı, giriş, medhal: Bâb-ı merhamet (merhamet kapısı) açıktır. Minel-bâb ilel-mihrâb = Kapıdan mihraba kadar, cümlesi, hepsi, tamamı. 2. Dergâh, derbâr, umumî merci, başvurma yeri olan büyük kapı: Bâb-ı devlet = Devlet kapısı; herkesin başı bu bâba bağlıdır. 3. Büyük daire, kapı: Bâb-ı Ali = Sadrazamlık ve dîvân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve şûrây-ı devleti havi yüksek daire. Paşa kapısı = Sadrâzam dairesi. Bâb-ı meşihat, Bâb-ı fetvâ = Meşîhat-ı Islâmiye (şeyhülislâmlık) dairesi, şeyhülislâm kapısı. Bâb-ı seraskeri = Askerî daire, serasker kapısı (millî savunma bakanlığı, harbiye nezareti). 4. Bir kitabın bölündüğü kısımların beheri, ki taksimatın en büyüğü olup, ekseriya her bâb birkaç fasla ayrılır: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânî = Birinci bâb, ikinci bâb. 5. Arapça fiil tasnif şekillerinin beheri: Birinci, dördüncü bâb; ef’Al, tef’il, istif Al bâbları. 6. Husus, madde, keyfiyet: Ol bâbda = O hususta; bu bâbda malûmatım yoktur. O bâb-ı Ahar = O başka iş. 7. Geçit, boğaz, derbent (Bu mânâ ile Türkçe’de çok kullanılmaz, yalnız bazı has isimlerde bulunur): Bâb-ül-ebvâb = Şirvan’daki derbent. Bâb-ül-mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz. Bâb-üzzekkak = Cebel-i TArik Boğazı. Bâb-üsSaâde’t iş şerife = Harem-i Hümâyûn. Bâb-üs-Saâdet-iş-Şerife Ağası = Kızlar Ağası, Başağa. Bâb-ı Hümâyûn = Topkapı Sarayı’nın büyüft ve resmî kapısı. Gerek bâb ve gerek kapı isimleri bu mânâ ile kullanıldığından, ikisini de bu mânâ ile kullanmak, meselâ: Bâb-ı Seraskeri kapısı demek hata ise de, bâb bu mânâ ile ve kapı ise lügat mânâsında kullanılarak, «BAb-ı Seraskerî» denilen dairenin kapısı mânâsiyle «BAb-ı Seraskerî kapısında duran nöbetçi» denilirse, bu tâbirde hata görmek hatadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi kalpli, merhametli, şefkatli; tıb selim (tümör). benignly z. merhametle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi huylu, merhametli, müşfik. benignantly z. müşfik bir sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

Türkçe Sözlük

(i.). Amansız, aman vermez, merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی رحم] merhametsiz, acımasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ilah. Budalık mertebesine ulaşabilen fakat başkalarının ıstırabına karşı duyduğu merhamet ile bu mertebeden vazgeçen kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum up. undo. break. unmake. break down. upset. put out of action. vitiate. damage. whittle away. disorder. whittle down. disrupt. whittle off. adulterate. discomfit. ruin. spoil. corrupt. violate. wreck. cash. change. exchange. put to shame. disappo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vahşi, yabani; hayvani; merhametsiz, insanlıktan uzak; kaba, nezaketsiz; makul olmayan, mantıksız. brutally z. vahşi bir şekilde. brutal'ity i. vahşilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yakma, yakış; fırınlama; s. yanan, yanıcı; üzerinde çok münakaşa edilen, hararetli. burning glass pertavsız. burning point yanma noktası. fokus burning question hararetli sorun. burning shame rezalet, büyük ayıp.

Türkçe Sözlük

(i. A. “celb”den) (mü. câlib). Celbeden, kendine doğru çeken, çekici, cezbeden: CSlib-i merhamet = Merhamet çekici. Cilib-i nazar-ı dikkat = Dikkat nazarını çekici.

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.

Türkçe Sözlük

(CELLAD) (i. A.) (Asıl mânâsı: Kırbaççıdır). Idam’a mahkûm suçluları idam etmekle görevli adam. Ar. seyyâf. mec. Pek merhametsiz adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili). saygıdeğer, dürüst; insani, merhametli; (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse; temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merhamet şefkat; müsamaha, hoşgörü; yumuşak başlılık; mülayimlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merhametli, şefkatli; yumuşak başlı; yumuşak ve latif (hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). duygusuz, merhametsiz, hunhar; soğuga karşı hassas; (biyol). soğuk kanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şefkatli, merhametli, sevecen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zalim, gaddar, insafsız, merhametsiz; çekilmez, dayanılmaz; çetin, müşkül. cruelly (s). zalimane, insafsızca. cruelty (i). zulüm: zülmetme: gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağlayan. a crying shame çok yazık.

Türkçe Sözlük

(I. A.) («dehâmet» den). Fazla kalın olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin merhametine yahut himayesine sığınma.

Türkçe Sözlük

yahut DEVLETLU 1. Dünyada. veya ahirette talih ve saadet veya makam ve nimet sahibi: Ne devletli adamdı. 2. Osmanlı devletinde vezirlere ve müşirlere verilen unvandı: Devletlû paşa hazretleri. Sadrâzamlara fehâmetlû devletlû, eski sadrâzamlara: Übbühetlû devletlû, şeyhülislâmla ra: Devletlû semâhatlû, seraskerlere devletlû atûfetlû, dârüssaâdet-iş-şerîfe ağalarına devletlû inâyetlû, mekke şeriflerine devletlû siyâdetlû, şehzâdelere devletlû necâbetlû unvanları verilirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hiçbir dine bağlı olmayan veya dinin hükümlerine riayet etmeyen. Ar. mülhid: Dinsiz adam. 2. mec. Merhametsiz. Allahtan’ korkmaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dinsiz adamın hali. Ar. ilhad: Dinsizlik bütün Alemde kötü görülür. Dinsizlikle suçlandırılmıştı. 2. mec. Merhametsizlik, gaddarlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da elbise demek olduğu halde Osmanlıca’da yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiplerinde bolluk mânâsında kullanılırdı: Asâr-ı merhamet-disâr = Merhametle dolu eserler.

Türkçe Sözlük

(i. aslı tonuz) Pisliğiyle tanınmış dört ayaklı bir hayvan. Yabanî ve ehlî çeşitleri vardır. Ar. hınzır, Fars hûk. Yavrusuna çorpa derler. Pislikten, inat ve merhametsizlikten yahut fazla kuvvetten kinaye olarak tahkir mânâsında kulla nılır: Ne domuzdur. Domuz ağırşağı, ekmeği, ayrığı = Bir cins kök. Domuzayağı = 1. Tüfek sıkısını veya şişe tıpasını çıkarmaya mahsus burgu. 2. Vaktiyle, düşmanın ayağına batmak üzere yola atılan demirden sivri uçlu üçgen ayak oltası. Domuz arabası = Bir cins zırhlı araba, seyyar küçük metris. Domuzelması = Domalan. Domuz yağı = Domuzun derisi altında ve etinin üstünde kalın bir tabaka halinde bulunan yağ.

Türkçe Sözlük

(i.). Domuz huyluluk, merhametsizlik: Yine domuzluğu tuttu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hussy. indecent. nasty. naughty. spicy. immoral. ill-mannered. shameless. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-mannered. rude. shameless. insolent. / adj. ill- bred. immoral. impudent. indecent.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahîm’den itaf.) (c. efâhîm). Daha veya pek büyük ve Alî, daha fehâmetli: Asaf-ı efham, efâhim-i vüzerâdan = Vezirlerin en büyüklerinden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çabuk anlayan. 2.Zihni açık olan. 3.Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz.Fehamet).

Türkçe Sözlük

(İĞRİ) (i.). 1. Bir tarafa meyleden, çarpık, doğru olmayan. Ar. muavvec, münhanî: Eğri odun, eğri yol. 2. Kemerli, bükülmüş. Ar. mukavves: Eğri kılıç. 3. mec. Söz ve işinde doğruluk olmayan, yalancı: Eğri adam. 4. Doğru olmayan, yalan. Ar. kâzib: Eğri söz... Doğru olmayarak, bir yandan çarpık: Eğri gitmek: Eğri oturmak, i. Eğrilik, Ar. İvicâc: Eğrisini doğrultmak, eğriden hoşlanmak. Eğri bakmak: 1. Kin ve hiddet nazariyle bakmak. 2. Şaşı olmak. Eğri büğrü = Her tarafı çarpık, muntazam olmayan: Eğri büğrü ağaç. Boynu eğri = 1. Merhamet çeken. 2. Bir çeşit çiçek, iri nergis. Eğri çehre = Ekşi yüz, abusluk. Çehre eğrisi = Gazap, hiddet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkusuzluk, Ar. emn, emniyet: O ülkede emn ü emân vardır. 2. Af, müsaade: Eman vermek (aman vermek). 3. Sığınmak, teslim olmak: Emân istemek: El-emân (el aman) = Af, merhamet, medet. Emân vermemek = Müsaade etmemek, aslâ merhamet etmeyip cezasını vermek. Fi-emân-Allâh = Allah selâmet versin, (bk.) Aman.

Türkçe Sözlük

(i. A. rahim’den). Çok merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şefikten itaf.). Daha veya pek şefkatli, muhabbetli ve merhametli: Eşfak olan Allah.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha şefkatli, çok merhametli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çok Ah eden. 2. çok dua eden. 3. Merhamet duygusu kuvvetli olan. 4. İmânı sağlam. 5. Din bilgisi geniş adam. Kur’an’da bu kelime ile Hz. Ibrâhim vasıflandırılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok ah eden. 2.Çok dua eden. 3.Merhametli. 4.İmanı sağlam. 5.Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6.Kur’an-ı Kerimde bu isimle Hz.İbrahim vasıflandırılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ululuk, büyüklük, azamet. Osm. ulüvv-i şân. Sadrâzamlara, Mısır hidîvi ve hükümdarlık hânedanı mensuplarına, yarı müstakil hükümet ve emirlik başında bulunanlara verilen resmî unvan: Zât-ı fahâmet-penShî = Sadrâzam.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahm’den) (c. fihâm). Çok kuvvetli, İtibar ve nüfûz sahibi olan, fahâmetli: Düvel-i fahîme = İtibar ve nüfûz sahibi devletler.

Türkçe Sözlük

(i. A. fahâmet’den smüş) (c. fihâm (bunun yerine galat olarak fahîm kullanıyoruz). Büyük, ulu, azametli, Osm. muazzam, mükerrem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (çoğ). his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat; (s). duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt one's feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly (z). tesir ederek, hissederek,

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fahamet).

Türkçe Sözlük

(i.). Sadrâzama ve Mısır hidîvi ile prenslere verilen unvan: Devletlû fahâmetlû paşa hazretleri, Almanya prenslerinden fahâmetlû hazretleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çakmaktaşı; çakmaktaşı gibi sert olan herhangi bir şey. flint and steel çelik çakmak. flint glass billur, kristal. flint heartted (s). merhametsiz, taş yürekli. flintlock (i). çakmaklı tüfek. flint ware hamurunda çakmaktaşı bulunan iyi cins çanak çö

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gave, given) affetmek, bağışlamak. forgivable (s). affedilebilir. forgiveness (i). af, bağışlama, bağışlanma, mağfiret. forgiving (s). affeden, merhametli. forgivingly (z). affederek, merhametle. forgivingness (i). affetme hasleti, bağışlama.

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emniyeti kötü kullanma, vefasızlık, hâinlik, hiyânet: Bana, emanetime gadretti (asıl Arapça’daki mânâsı budur). 2. Merhametsizlik, merhametsizce davranış, zulüm, sitem, cevr cefâ: Kimseye gadretmemeli. 3. Haksızlık, haksız yere zarara sokma: Bana gadroldu, gündeliği o dereceye indirirsek rençberlere gadrolurdu.

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan gelir ve yalnız şu Arapça tâbirlerde geçer): Gaferallah lehü = Tanrı ona af ve merhamet etsin! Gaferaliah zunûbihi = Tanrı günahlarını affetsin!

Türkçe Sözlük

(i. A. gufrân’dan imüb.) (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biri). Çok af ve merhamet eden, fazlasıyle yari ıgayıcı: Cenâb-ı Hak gaffâr ve rahimdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2.Çok merhamet eden. Allah’ın isimlerinden. -(bkz.Abdülgaffar).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gufran’dan if). Bağışlayıcı, af ve merhamet eden: Cenâb-ı Allah gafir-üz-zunûb’dur = Tanrı, günahları bağışlayıcıdır (gaffâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gufrân’dan imüb.). Fazla mağfiret, af ve merhamet eden, pek bağışlayıcı: Allah gafur ve rahîmdir (Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridir ve başkası hakkında kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah’ın isimlerinden. - (bkz.Gaffar).

Türkçe Sözlük

(a kısa) (i.). 1. Dinsizlik, Ar. küfr. 2. Müslümanlık dışında bir din, bilhassa Hıristiyanlık dini. 3. mec. Merhametsizlik, insafsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarafet, letafet, nezaket; inayet, Iütuf, merhamet, gufran, kerem; rahmet; fazilet; şükran duası (sofrada); mühlet, müsaade (borç için); (müz.) asıl melodiye ilave edilen ve ufak olarak yazılan notalar; (f.) süslemek, tezyin etmek; şeref vermek

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ünlem cana yakın, şirin, hoşsohbet, mültefit; merhametli, kerim, rahim; ünlem Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Haşmetmeab Kral Hazretleri. graciously (z.) zarif olarak; sıcakkanlılıkla, cana yakınlıkla. graciousnes

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keder verici, elem verici, üzücü, ıstırap veren acı veren; acıklı, elem ifade eden; ağır cezaya lâyık. grievously (z.) fena surette; acıklı. grievousness (i.) vahamet; acıklılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (mer, mest) vahşi, gaddar, merhametsiz, zalim; çirkin, suratsız; ümitsiz; korkunç, kerih; boyun eğmez, yavuz, çetin. grimly (z.) zulüm altında bütün kuvvetiyle çaIışarak; gaddarca, vahşiyane. grimness (i.) gaddarlık, zulüm.

Türkçe Sözlük

(i.A.) Allah'ın af, merhamet ve rahmeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Baş tepesi: Hâme-pîriyı tâzim olan emr-nâmeleri = Gelip baş üzerine konan mektup (eski saygı ve nezaket tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خامه] kalem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hamutun koşum kayışına bağlı eğri tahtalarından biri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalemle yazılmış, Ar. muharrer, mektûb: Hâme-güzâr-ı vasf-ü târîf oldu (eski nezaket tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük

(i. F. hâme = kalem, rânden = sürmek). Kalem süren, kalem oynatan: Hâmerân olmak = Yazmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Kuzu. Hamel burcu = 12 burçtan biri ki, Güneş mart ayında bu burca girer.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâmil). Hâmiller, taşıyanlar, taşıyıcılar, (bk.) HAmil. Hamele-i Kur’an = Kur’an-ı Kerîm’i anlayarak ezberlemiş hafızlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek merhametli olan Cenâb-ı Hak: Yâ Hannânl

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Çok acıyan, çok merhametli. Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim yapılır. Abdülhannan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalpsiz, merhametsiz, zalim, vicdansız; yüreksiz; cansız, sönük. heartlessly (z). kalpsizce, merhametsizce. heartlessness (i). kalpsizlik, merhametsizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shame. embarassment.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhamet eden, acıyan. Allah’ın koruyuculuğu. Allah’ın uhdesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insancı, merhametli, müşfik, insaniyetli; yükseltici, uygarlaştırıcı. humane letters, humane studies beşeri ilimler, konusu insan olan bilimler. humane society insan veya hayvanları himaye eden kurum. humanely z. insanca, merhametle, şefkatle. hu

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan, beşer; insanlık, beşeriyet, beniâdem; insaniyetperverlik, merhamet, şefkat. the humanities klasik Yunan ve Latin edebiyatları üzerinde çalışma; konusu insan olan ilimler, hümaniter bilimler.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sığınma, birine kaçıp kendisinden himaye isteme: Allah’ın merhametine iltica etmekten başka çare yoktur.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Allah ve peygamberine inanmayan, dinsiz, Ar. mülhid. 2. mec. Merhametsiz, insafsız, gaddar. 3. Yağsız, yavan, kuru: İmansız peynir.

Türkçe Sözlük

(i.), insafsızlıkla, merhametsizce, insafsız bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sert, fırtlnalı (hava); haşin, merhametsiz. inclemency i. fırtınalı hava; buhranlı hal. inclemently z. sert bir şekilde, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yalvarışa kulak vermez, amansız, merhametsiz; değiştirilemez. inexorably z. yalvarışa aldırmayarak; karşı konulmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanlık dışı, merhametsiz, şefkatsiz, zalim; kıyıcı. inhumanly z. insafsızca. inhumanity i. insaniyetsizlik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adalet ve doğrulukla davranış, birinin aleyhinde olan bir işte aşırı hareketlerde bulunmama, vicdana uygun hareket etme, itidalli hareket. İnsafa gelmek = Haksızlık etmekten vazgeçmek, merhamet etmek, zulümden vazgeçmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haktan, doğruluktan ayrılmayan, pek ileri varmayıp merhamet eden, insaflı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsafı olan, vicdanlı, merhametli: İnsaflı adam, insaflı davranış.

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaflı bir şekilde, biraz vicdanlı ve merhametli: İçlerinde yalnız o insaflıcadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Haksızlık eden, vicdansız, tamahkâr ve merhametsiz: Ne insafsız adamdır ol

Türkçe Sözlük

(i.). Vicdansızlık, merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissiz, duygusuz; insafsız, merhametsiz; cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissetmez; hissiz, duygusuz; cansız, baygın; hissolunamaz, farkına varılamaz; yavaş; ilgisiz, aldırış etmeyen. insensibil'ity i. duygusuzluk, hissizlik, insafsızlık, merhametsizlik. insensibly z. duygusuzca, insafsızca, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) demir; demir alet; ütü; maden üçlü golf sopası; (tıp.) demir şurubu; (mec.) kuvvet, metanet; (s.) demirden yapılmış; demir gibi; merhametsiz, zalim, katı yürekli. Iron Age Demir Devri ironbound (s.) demirle takvive edilmiş; sabit; kuvvetli

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den masdar). Çekmeye, celb ve yöneltme, sebep olma: Şefkat ve merhametini isticlâb etti.

Türkçe Sözlük

(aslı: İSTİD’A) (i. A. «duâ» dan masdar). 1. Yalvararak isteme, dileme, ricâ ile talep: Cenâb-ı Hak’tan istid’ay-ı merhamet eyledi. 2. Hükümetten resmen ve yazılı olarak bir hak veya istek veya bir muamelenin yapılmasını isteme: Filân İşi mahkemeden istida etti. 3. Böyle bir iş veya istek rica etmek için bir resmî makama sunulan yazı kl, eskiden, pullu olması gerekirdi, istidânâme, arzuhal, dilekçe: Yazılı istidâ sunuldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meded»den masdar). 1. Yardım isteme, birinin yardım ve merhametine sığınma: Tanrı’dan istimdâd etti. 2. Düşmana karşı bir kumandandan veyahut müttefik bir devletten asker isteği: Karşısındaki kuvvetin çokluğunu görünce istimdâda mecbur oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den masdar) (c. istirhâmât). Merhamet isteme, yalvarma, yakarma, rica ve niyâz etme: Müsaadenizi istirhâm eylerim.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i.). Merhametsiz, iyi duyguları, acıması olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Maden yeri, maden kuyusu, maden damarı, bir madenin bulunduğu ve çıktığı yer. 2. mec. Kaynak, masdar, bir sıfatın çoklukla bulunduğu zat: Kân-ı merhamet = Merhamet mâdeni, yani pek merhametli zat. Kln-ı hllm 0 şerm = Pek yumuşak huylu ve utangaç.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sertlik, katılık, Ar. salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kalb kasaveti. 3. Keder, gam, dert, tasa, gaile: Çocukları için kasâvettedir. Oğlunun kasâvetini çekiyor. Siz kasâvet etmeyin, kasavet çekmeyin (dilimizde en çok Arapça’da pek kullanılmayan bu üçüncü mânâ ile kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Katılık, sertlik, salâbet. 2. Merhametsizlik, duygusuzluk: Kasvet-i kalb. 3. Sıkıntı, melâl, hüzün, gam, keder: Servi ağaçlarının sıklığı insana kasvet verir, öyle yerlerde adama kasvet basar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, pek, Ar. haşin, Fars. dürüşt: Katı taş, katı toprak. 2. Kuru, Ar. yâbis, Fars. huşk: Katı ekmek, yumurta, et. 3. Şiddetli. Ar. şedîd, kavî, muhkem. 4. mec. Merhametsiz, acımaz: Katı yürek. 5. Pek, ziyade, çok: Katı yoruldu, katı susadı (eskimiştir). 6. Kuvvet ve şiddetle: Katı vurdu. 7. Sertlikle, huşûnetle, dürüştlükle: Katı katı elime bir şey dokundu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertlik, peklik, Osm. salâbet, huşûnet, dürüştlük: taşın katılığı. 2. Kuruluk, Ar. yübûset, Fars. huşkî: Ekmeğin, toprağın katılığı. 3. Şiddet, metânet: Yüz katılığı. 4. Merhametsizlik, acımazlık: Yürek katılığı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. infamous. scandalous. shameful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ridiculous and contemptible. shameless. disgraceful. infamous.

Türkçe Sözlük

(i.). Asalet ve asaletin şartlarından olan yüksek kalblilik, Alîcenâblık, cömertlik: Kerem sahibi. 2. Lutuf, merhamet, ihsan, iyilik: Bu iş lutuf ve kereminize kalmıştır. Kerem buyurun = Lutuf, müsaade buyurun.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Acıma bilmez, zâlim, acımaz, merhametsiz: Pek kıyak adam. 2. Şiddetli, şedîd, cesur: Kıyak kahramandı. Aşırı, fevkalâde, mübalâğalı: Kıyak güzel; kıyak bahadır; kıyak zengin,

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgememe, merhametsizlik, gaddarlık: Onun kıyaklığı emsalsizdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyan, esirgemeyen, merhametsiz, pek zâlim: Pek kıyıcı adamdır. 2. Tütün vesaire kıyan: Tütün kıyıcı. Kıyıda balık avlayan balıkçı. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazı çıkarmak ve korumakla görevli memur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zâlimllk, merhametsizlik. 2. Tütün vesaire kıyan adamın mesleği, meşguliyeti. 3. Sahilde yapılan balıkçılık. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazın çıkarılıp saklanması görevi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küsterden fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Döşeyen. Merâhim-küster = Merhametli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Yu.) bazı kiliselerin ayinlerinde söylenen ve Ya Rabbi merhamet et', anlamına gelen dua; bu duanın bestesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı’nın af ve merhametinden mehrum olma, Ar. nefrîn, kargıma: Lânet olsunl Canına lânet okumak. Mel’un: Ne lânet heriftirl

Türkçe - İngilizce Sözlük

stain. spot. blemish. smirch. shame. attaint. blob. blot. blotch. blur. cloud. discoloration. discolouration. fleck. mackle. macula. maculation. mottle. slur. smear. soil. splodge. splotch. stigma. taint. tarnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blot. discredit. dishonour. mark. reproach. shame. smear. smirch. soil. speckle. splash. spot. stain. taint. blemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The capital city of England. the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The capital city of England. the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center United States writer of novels based on experiences in the Klondike gold rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital and largest city of England; located on the Thames in southeastern England; financial and industrial and cultural center.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. seven, sevgi gösteren, müşfik. loviny cup iki kulplu büyük içki kâsesi, mükafat olarak verilen kâse. loving-kindness i. şefkat, lütuf, iyilik, merhamet. lovingly z. sevgi ile. lovingness i. sevgi tavrı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime). 1. Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil. 2. Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.

Türkçe Sözlük

(MAĞRÜR) (i. A. «gurOr» dan imef.) (mü. mağrûre). 1. Bir şeye güvenen, bir şeye dayanıp başka çare ve tedbir aramayan: Lutuf ve merhametinize mağrur olarak. 2. Güvenilmeyecek bir şeye güvenerek aldanan: Servete mağrur olmamalı. 3. Övünen, kibirli: Pek mağrur adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Güvenerek, dayanarak, itimat ederek: Lutuf ve merhametinize mağrûren bu işe teşebbüs ettim. 2. Aldanarak, aldanıp boş bir şeye dayanıp güvenerek: Servetine mağrûren pervâsız konuşuyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. abashed. shy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. shy. bashful. out of countdown. coy. embarrassed. faint hearted. hangdog. sheepish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb ashamed. confound. confuse. embarrass.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lahm» den im.). Çok kanlı geçen büyük muharebe: Kosova melhame-i kübrâsı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merhamet). Merhametler, (bk.) Merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametli, şefkatli; acı çektirmeyen. mercifully z. merhametle; acı çekmeden. mercifulness i. merhametlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, amansız, şefkatsiz, acımasız. mercilessly z. merhametsizce, şefkatsizce. mercilessness merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhamet, inayet, lütuf; rahmet, mağfiret, af; bereket; insaf. Mercy!, For mercy's sake ! Aman ! Allah aşkına ! at the mercy of insafına (kalmış), elinde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm»dan mimli masdar). Acıma, rahm: Fukaraya merhamet etmek. Rabbim, senden merhameti...

Türkçe Sözlük

(MERHUM) (i. A. «rahm» dan imef.) (mü. merhûme). 1. Tanrı rahmetine erişen, Tanrı tarafnıdan af ve merhametle müjdelenen. Ummet-i merhûme = Muhammed ümmeti, Müslümanlar. 2. Hakk’ın rahmetine erişen rahmetli, ölmüş: Merhum pederim, Reşid Paşa merhum (isimden önce ve sonra gelebilir). 3. Yakında ölmüş olan: Merhumun terekesini yazmaya geldiler. Merhumenin bir vasiyeti vardır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahâmet» den imef.) (mü. mufahhama). Saygıdeğer, hürmet edilen: Müşîr-i mufahham; düvel-i mufahhama; metbû-ı mufahhamımız (eski protokol tâbirleri).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahame»den imef.) (mü. mürahhama). Harf atılarak hafifletilmiş (kelime).

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şefakat» ten İf.) (mü. müşfika). 1. Merhametli, acıyan. 2. Şefkatle seven, şefkatli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). 1. Merhametle, acıyarak. 2. Sevgi ve şefkatle.

Türkçe Sözlük

(1. A. «rahm ve ruhum’» dan imef.) İstirham olunan, hakkında birinin merhameti ve yardımı istenen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den if.) (mü. müterahhime). Acıyan, merhamet eden, Osm. terahhum eyleyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent. corrupt. crooked. deceitful. devious. dishonest. dodgy. rascal. rogue. shady. shameless. scoundrel. dishonourable.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yumuşak. Nerm-dil = Yüreği yumuşak, merhametli.

Türkçe Sözlük

(i.) (ögsüz = annesiz’den). Yetim. Öksüzler babası = Yetimlere karşı merhametli zat. Öksüzbalığı — Renksiz bir çeşit kırlangıç balığı. Öksüz parmak = Başparmak. Öksüz sevindiren = Cicili bicili şey, az kıymetli şatafatlı şey. Öksüz anası = Fakir çocuklarını görüp gözeten kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhamet ve sempati gibi his uyandırma gücü veya yeteneği.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı. 2. Metin, sağlam, kavî. Karnı tok, sırtı pek = HAli, vakti yerinde. 3. Merhametsiz, acımaz. 4. Dayanır, cefakeş: Pek canlı. 5. Dönmez, inatçı: Pek başlı. (e.). 6. Çok, ziyade, gayet, sıfatların başına girip mübalağa beyan eder: Pek iyi, pek güzel, pek yoruldum. 7. Süratle, hızla, hızlı olarak: Pek yürümek, pek koşmak. 8. Yüksek sesle, bağırarak: Pek söylemek. 9. Şiddet ve kuvvetle: Pek vurmak. Eli pek = Hasis. Pek pek = Çok çok, haydi heydi: Pek pek beş, on kuruş verilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «perverden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Besleyici, besleyen, nafaka veren. 2. Terbiye eden, yetiştiren: Bende-perver; maarif-perver. 3. Seçip alan, hâiz. Merihimperver = Merhameti olan. 4. Seven: Vatan-perver.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan, hazin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acınacak halde olan, merhamet uyandıran, acıklı. pitiably z. acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhamet uyandıran, acınacak halde olan; değersiz, aşağılık. pitifully z. merhamet uyandırarak. pitifulness i. acınacak hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, taş yürekli, kalpsiz. pitilessly z. merhametsizce. pitilessness i. merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. acıma merhamet, şefkat; acınacak şey; f. acımak, merhamet etmek. feelpity for acımak. for pity's sake Allah aşkına out of pity merhameten, acıyarak. take pity on merhamete gelmek. What a pity! Ne yazık! Vah vah!

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, elverişli, ümitli; merhametli, cömert, lütufkar. propitiously z. uygun bir şekilde. propi- tiousness i. lütufkârlık; ümit vericilik.

Türkçe Sözlük

(RABB) (i. A.) (c. erbâb). 1. Efendi, mâlik, sâhip, idare eden, ehil. Rabbü’d-dâr = Ev sahibi. Erbib-ı nâmûs = Namuslu adamlar. 2. Kâinâtın sahip ve mâliki olan Tanrı: Rabbim! Sen merhamet eyle. Bu mânâ ile «Rabbî = Rabbin» şeklinde de kullanılır: Rabbî’ye emanet olun! Aman yarabb! Yarabbî ne yapayım?

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur’an-ı Kerim’de Nur suresi 2.ayet. Hadid suresi 27.ayette geçmekledir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten) (mü. rahîme). Esirgeyen, acıyan, merhametli (aynı zamanda Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» dan) (mü. râhlme) (c. râhimîn). Rahmeden, acıyan ve esirgeyen, merhametli. Erhamü’r-râhimîn = Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحيم] merhametli. 2.merhamet eden Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur’an’da 220 yerde zikredilmiştir. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrahim).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. râhim). Merhametliler, acıyanlar, acıyıp esirgeyenler.

Türkçe Sözlük

(RUHM) (i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet: Hâlime rahmetmedi; rahmi çok bir adamdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] acıma, merhamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحمان] merhametli Tanrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur’an-ı Kerim’de 55’ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’in 55.suresinin adıdır. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz.Abdürrahman).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Esirgeme, merhamet. 2. Tanrı’nın rahmedip ölülerin günahlarını af buyurması: Allah rahmet eyleyel 3. mec. Tanrı’nın kullarına merhametinin açık bir nişânesi olan yararlı yağmur: Rahmet düştü, rahmete tutulduk, rahmet başladı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحمت] acıma, merhamet. 2.yağmur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıması olan, merhametli.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «rikkat» ten smüş.) (mü. rakîka). 1. İnce, yufka, nârin. 2. Azadsız köle ve câriye. 3. mec. Merhametli, çabuk müteessir olan: Kalb-i raktk.

Türkçe Sözlük

(I. A. «re’fet» ten). Fazlasıyle merhametli ve esirgeyici (Allah’ın 99 adından biridir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılır. -(bkz.Abdürrauf). Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur’an-ı Kerim’de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid suresi 27.ayette geçmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşamak; acıyıp merhamet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşamak bilmez, şefkatsiz, amansız. relentlessly z. merhametsizce. relentlessness i. merhametsizlik, insafsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nedamet bilmez, merhametsiz, amansız. remorselessly z. insafsızca, acımayarak. remorselessness i. insafsızlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. contemptible. disreputable. shameful. dirty. low down. low-down. abject. dishonorable. dishonourable. flagitious. flagrant. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. infamous. outrageous. raffish. scandalous. shitty. stinking. villainous. sc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. de

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski) merhamet, acıma, şefkat; üzülme, acınma, yerinme, pişman olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (eski) merhametli; kederli, üzüntülü; acınacak halde olan. ruthfully z. acınarak, kederle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, insafsız ruthlessly z. insafsızca. ruthlessness i. insafsızlık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Katı, sert, çetin. 2. Kuvvetli, metin. Pek çok, aşırı: Saht merhametsizdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Samaritan s., i. Samiriye ile ilgili; i. Samiriyeli; Samiriye dili. a good Samaritan merhametli kimse, özellikle hastalara yardım eden kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. mischance. shame. misfortune. bad luck. bad break.

Türkçe Sözlük

(i. tes. A.). Hamel burcunun Alfa ve Beta yıldızları.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şefakat» ten smüş.) (mü. şefîka). Merhamet ve sevgisi olan, şefkatli («müşfik» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhameti olmayan: Şefkatsiz ana.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi ve merhamet yokluğu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Taş yürekli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) utanç, ar, hayâ, hicap; ayıp, utanacak şey, rezalet, münasebetsiz şey, yakışık almayan şey; (f.) utandırmak, mahcup etmek; gölgede bırakmak. Shame on you! Ayıp! Utan ! Yazıklar olsun! For shame! Ayıp! It is a shame to laugh at her. Onunla

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) utangaç, mahcup, çekingen. shamefac'edly (z.) mahcup olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayıp, utanç verici, çirkin, yüzkarası. shamefully (z.) utanılacak şekilde; çirkince. shamefulness (i.) utandırıcı hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) utanmaz, arsız, hayasız. shamelessly (z.) utanmadan, arsızca. shamelessness (i.) arsızlık, utanmazlık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alâmet, nişan, eser: İnsaniyet şiârı. 2. Senbol, alâmet-l farika, parola. 3. Sıfat terkiplerinde bir şeyi taşıma mânâsını ifade eder. Merhamet-şiâr = Merhametli. Şöhret-şiâr = Şöhret sahibi, meşhur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chafe. fret. to be bored. be annoyed. be uneasy. be ashamed. to be squeezed. to be pressed. to feel embarrassed. to be in straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. shameless. unabashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazenness. shamelessness. ease of manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulge. distend. inflate. swell. to swell. to become swollen. to become inflated. to get/grow fat. to be distended. to expand. to feel ashamed. to be too tired to go on.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak kalpli, yufka yürekli, merhametli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idareli, tedbirli; merhametli, vicdanlı. sparingly z. tedbirli olarak sparingness i. tedbir, ihtiyat, idare.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Lütufta, ihsanda bulunan, bağış yapan kimse. Acıyan, merhamet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. Thames nehri üzerindeki kuğuların senede bir yapılan markalama işlemi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «atf» tan) (c. taattufât). Acıma, şefkat ve merhamet etme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarû»dan masdar) (c. tazarruât). Kendini alçaltarak huşû ile yalvarma: Tanrı’nın merhametini tazarrû ederim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling too ashamed (to do sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, kolay üzülür, kolay incinir; ufak şeyden etkilenir; zayıf, olgunlaşmamış; müşfik, merhametli, şefkatli; dokunaklı, hassas; ince, narin, cılız; sevgi dolu, seven; dikkatli, incitmekten çekinir; körpe, gevrek, yumuşak. tenderly z. şefkatle . te

Türkçe Sözlük

(i. A. “rahm”den). Acıma, merhamet etme, merhamete gelme: Halime terahhum etti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترحم] acıma, merhamet etme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Acıyarak, acımaktan dolayı, merhameten: Haline terahhumen müsaade etmeli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. unmannerly. ill-mannered. mannerless. shameless. naughty. dirty. bad. improper. blackguardly. broad. caddish. churlish. coarse. coarse-grained. graceless. ill-bred. immodest. immoral. impertinent. impudent. indelicate. inelegant. insolent.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mevzuunu efsanelerden veya tarihten alan, seyreden üzerinde merhamet veya dehşet hissi uyandıran sahne eseri, facia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. köprü ötesinde; Londra'da Thames nehrinin güney tarafında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vahşi, haşin ve merhametsiz, gaddar, zalim; insafsız, yıkıcı. truculence, -cy i. vahşilik, haşinlik. truculently z. gaddarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Hıristiyan olmayan; Hıristiyanlığa aykırı, Hıristiyana yakışmaz; merhametsiz; nazik olmayan, kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, insaniyetsiz, zalim. unmercifully z. merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, amansız, sert; gevşemeyen. unrelentingly z. durmadan; merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esirgemeyen; bol, çok; affetmeyen, aclmasız, merhametsiz. unsparingly z. esirgemeden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shame. disgrace. deception. opprobrium. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guilt. shame. modesty. bashfulness. embarrassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarrass. put smb. to shame. shame. put to the blush. put smb. to confusion. humiliate. make smb. feel small. bring disgrace on smb. disgrace. abash. confound. mortify. scandalize. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abash. embarrass. humiliate. mortify. shame. wither. to put to shame. to shame. to mortify. to humiliate. to embarrass. to show sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. bashful. timid. shamefaced. coy. shame-faced. diffident. embarrassed. gawky. mean. pudent. retiring. timorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashamed. bashful. coy. diffident. mean. prude. retiring. self-conscious. shamefaced. shy. strange. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shame. being ashamed. embarrassment. blush. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blush. compunction. shame. feeling ashamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be shy. blush. be ashamed. be ashamed of. blush with shame. feel shame at. look small. feel small.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blush. outrageous. to blush. to be ashamed. to be embarrassed. to blush. to feel cheap. to look small. to feel small.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. unashamed. bare faced. barefaced. bold. bold-faced. brazenfaced. gay. immodest. ribald. sassy. unabashed. unblushing. unembarassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

barefaced. blatant. brassy. profligate. shameless. unabashed. vile. brazen. immodest.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hazım güçlüğü, zor hazmedilen şeyin hâli. 2. Ağır ve tehlikeli olan şeyin hâli, tehlike, Ar. muhatara: Hastalığın vahâmeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وخامت] korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vahâmet» ten) (mü. vahîme). 1. Hazmı güç, hazmolunmaz, ağır. 2. Neticesi tehlikeli, korkulu, muhataralı: Oranın havası vahîmdir, vahîm bir İŞ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shame. a pity. a shame. what a pity!. what a shame!. pity. alas!.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pity. shame. so much the worse.

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). AJlah sana merhamet etsin (dua tabiri).

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent. rip. slit. torn. ragged. shameless. ripped. brazen-faced. forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rip. split. tear. to be torn. to be rent. to rip. to become insolent/shameless.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Göğüs boşluğunda iki akciğer arasında kaslardan meydana gelen, kanı akciğerlere, vücuda basan organ, kalb. 2. mec. İnsanda duygu merkezi, gönül. Ar. fuâd: Yüreği katı, yüreği pek hassas. 3. Karın, bağır, Ar. batn, Fars. şikem: Yürek sancısı, yürek sürmek. 4. mec. Cesaret, Ar. şecaat: Harpte yürek lâzım. 5. Acımak hissi, merhamet, şefkat: Sizde hiç yürek yok mudur? Yürekler acısı = Pek acınacak hâl. Yürek oynamak = Kalb çarpıntısına uğramak. Yürek tüketmek = Beyhude yere çok söylemek, telâş etmek. Yürek çarpmak = Yürek sık sık vurup helecana uğramak. Yürek çarpıntısı = Kalbin normalden fazla atması. Yürek sürmek = İshale uğramak. Yürek dayanmak = Bir acıya veya can acıtacak işe tahammül edip müteessir olmamak: Benim yüreğim dayanamaz. Yürek katılmak = Baygınlık gelmek. Yürek kopmak = Şiddetli sancıya uğramak. Yürek vermek = Cesaret vermek, Osm. teşcî etmek. Yüreğin yağı erimek = 1. Şiddetle ve sabırsızlıkla arzu etmek. 2. Pek fazla üzülmek. Yürek yağ bağlamak = 1. Bu hâli gerektiren hastalığa uğramak. 2. mec. Pek gai leşiz ve içi geniş olmak. 3. Çok sevinmek. Yüreği yufka = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i.). Cesur, kahraman; pek yürekli. Katı yürekli = Merhametsiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare faced. barefaced. bold-faced. brash. brassy. brazenfaced. cheeky. fresh. gay. hard-bitten. hard-boiled. hardy. impudent. pushful. pushing. ribald. saucy. shameless. unabashed. unashamed. unblushing. conscience-proof. hard-nosed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. barefaced. brazen. cheeky. impudent. shameless. unabashed. impertinent.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zulmsden) (mü. zâlime) (c. zâlimin, zulemâ). Haksızlık ve zulum eden, haksız, gaddar, kıyıcı, merhametsiz.

Türkçe Sözlük

(i.). Zulüm, merhametsizlik, gaddarlık.

Türkçe Sözlük

(i. F„ zebûn = kuvvetsiz, küşten = öldürmek). Kuvvetsiz ve müdafaadan Aciz bulduğu adama merhamet etmeyen, düşküne vuran.