Har-ban ne demek? | Har-ban anlamı nedir? | Har-ban

Har-ban anlamı nedir?

Har-ban ne demek?

Har-ban anlamı nedir?

Har-ban | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: har ban

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşekçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آب خرابات] (meyhane suyu) şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yılının sekizinci ayı. 2. Eski İran inanışında bu ayda olan işlerin ilerlemesiyle meşgul olduğu farz olunan meleğin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبان] Âbân ayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. Eski Iran inanışında o gün, yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sayılırmış. Abân-gâh kime aitse onlar suya girip yıkanır eğlenirlermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) «Deveyi» çökertmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) tamamıyle bırakmak, terketmek, başından atmak; kendini tamamıyla vermek; kendini kaptırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) metruk, terk edilmiş; hayâsız, ahlâksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpekten sarımtırak dallarla işlenmiş bir nevi kumaş ki sarık ve sairede kullanılır: Bursa Abânîsi = bu kumaştan yapılmış «Abânî sarık».

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyük adım atmak. 2. Adımları fazla açarak ölçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça «aba» dan). 1. Bir şeyin üzerine kapanmak, üstüneçökmek, çullanmak: Filanın üzerine abandı. 2. Sarkmak, eğilmek: Pencereden abanıp baktım, 3. Adımları açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean against. to lean over. to push against. to batten on sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean over. to push. to press. to lean against sth. to live at sb's expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «Abenûs» tan) 1. Hindistan’da çıkan pek sert ve siyah bir ağaç. Siyahlık ve sertlik de ifade eder: Abanoz kesilmek. 2. Abanozdan yapılma: abanoz ok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Sıcak ülkelerde yetişir, kerestesine «abanoz» denir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدم خوار] yamyam, insan yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, Sanskrit günahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ak» dan müştak olup, «eher» imlâsiyle Farsça’ya dahi geçmiştir). 1. Aklık, düzgün. 2. Perdaht kolası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

size. sizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

third party. bleaching. polish. blank. glossiness. satin finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Perdaht kolası sürmek, cilâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çoksesli musikide seslerin yürümesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hardala benzer, taneli bir habbe ki eczacılıkta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Ala banda) (Denizcilik). Geminin bir tarafında bulunan topların birden boşanması, yaylım ateşi: Alabanda etmek. Orsa alabanda : Gemiyi birden çevirme kumandası, mec. Şiddetle azarlama ve kınama: Bir alabanda yedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

side of a ship. bulwarks. hard over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arnavutluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Arnavut; Arnavutça .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Habeşistan'ın resmi lisanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Lübnan Suriye sınırında ve Lübnan dağlarının doğrultusunda bir dağ silsilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazıbent.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan bir çeşit çakmaklı tüfek. ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Sıhr’ın çokluğu). Evlenme neticesinde erkek akrabalar, güveyler, kayınbiraderler, kayınpederler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilinden ateşler püskürür gibi fevkalâde tesirli ve şiddetli söz veya şiir söyleyen, ateş dilli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). akort çalan bir çeşit kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayak derisindeki ter bezleri ve kıl keselerinin mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Çıban yerinde, ilk önce sert ve kırmızı bir kabartı belirir. Ağrı vardır. Sonra iltihaplanır. Çıbanı sıkmamak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekikyağı, ayva

Hazırlanışı : Çıbanın üzeri, kekikyağı ile yağlanır. Sonra, orta büyüklükte bir ayva ortasından kesilerek üzerine konur. Sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman ‘X’ harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan ‘X’ şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı ‘X’ şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şeklinden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman “X” harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan “X” şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı “X” şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şekilden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâd» dan). Yelken. Bid-bân küşâ-yı azimet olmak = Azimet etmek, gitmek, yola çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبان] yelken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçıvan, bahçe bekçisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغبان] bahçıvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. flowers. youthful period of life. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهار] ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. mull. season. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high- tasted. seasoned. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهاری] ilkbahar ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahârat konmuş (yemek vesaire): Tuzlu, baharlı köfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BELBAN (i. Bulgarca’da ayıya derler). 1. Gezdirilip oynatılan ayı: Ne toplandınız, balaban mı oynuyor? 2. İri cüsseli insan veya hayvan: Balaban adam, doğan. 3. Büyük davul tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdy. fat. huge. large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk bekçisi. 2.Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu’d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş’dan sonraki en büyük hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bittern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. irileşmek, şişmek, İri ve şişman olmak. 2. Lakırdıyı ağızda çiğneyip sarhoş gibi söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Balanbanlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sorkun söğüdü, safsaf: Ban otu yahut bâk otu — Farsça’da «benk», Arapça’da ondan alınarak «bene» ve Fransızca’da dahi «beneg» denilen bir tıp bitkisi ki, tohumu sersemlik verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). «ci» mânâsiyle bazı Farsça isimlere katılıp türemiş isimleri teşkil eder: Bâğ-bân = Bağcı PAs-bân = Bekçi gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Vaktiyle Esklavonya ve Macaristan cihetlerinde sancak beylerine ve küçük prenslerine verilen unvandır: Voyvoda. Hâlâ oralarda bir ülkeye «Banat» yani banlık namı veriliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of fine muslin, made in the East Indies from the fiber of the banana leaf stalks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A public proclamation or edict; a public order or notice, mandatory or prohibitory; a summons by public proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A calling together of the king's vassals for military service; also, the body of vassals thus assembled or summoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In present usage, in France and Prussia, the most effective part of the population liable to military duty and not in the standing army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notice of a proposed marriage, proclaimed in church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Banns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interdiction, prohibition, or proscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A curse or anathema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pecuniary mulct or penalty laid upon a delinquent for offending against a ban; as, a mulct paid to a bishop by one guilty of sacrilege or other crimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To curse; to invoke evil upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To forbid; to interdict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To curse; to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient title of the warden of the eastern marches of Hungary; now, a title of the viceroy of Croatia and Slavonia. an official prohibition or edict against something 100 bani equal 1 leu prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a decree that prohibits something. 100 bani equal 1 leu. 100 bani equal 1 leu. an official prohibition or edict against something. a bachelor's degree in nursing. prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking is banned in this building'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bank anticipation notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notes issued by states and municipalities to obtain interim financing for projects that will eventually be funded long term through the sale of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basement Area Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Body Area Network means wireless communication between varios components attached to the body, such as data spectacles, earphones, microphones and sensors for medical applications and for work and leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Billing Account Number Used by telephone companies to designate a billing account, i e , a customer or customer location that receives a bill A customer may have any number of BANs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control that allows users and administrators to restrict users with a specific user name or nickname, or users from a specific domain from participating in a chat community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bond Anticipation Note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A proclamation of outlawry; a denunciation by the church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Approved Name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Approved Name. building area network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Broadband Access Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A removal of a user from the channel for infringement of channel rules With a ban a user can not return under most circumstances until a channel operator removes the ban For more information, please visit our Channel Guidelines page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bond Anticipation Notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disallow a chatter from entering a chat room Bans may be temporary, or permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short-term debt instrument that is issued by a municipality or a state At maturity, the debt is paid from the proceeds of a new bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A channel operator can ban a user from their channel; You can't join a channel from which you have been banned until the ban is removed See also kick. v to not permit; to stop; n an official restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyanname, tebliğ, bildiri; ortaçağda seferberlik ilanı. banns (i)., (çoğ). nikâh ilânı, evlenme beyannamesi. publish the banns nikâh kâğıtlarını asmak, nikâhı ilân etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hırvat ve Slovanya valisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yasaklamak, menetmek; (eski) lânetlemek, aforoz etmek; (i). yasak, aforoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henbane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(zm.). Ben zamirinin «datif» hali. Bana mısın dememek = Ona hiç bir şey kâr etmemek, aldırmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me. to me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me. to me. for me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal , banally , commonplace , hackneyed , trite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). adi, bayağı; umumi (fikir,ifade). banality (i). adilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muz, (bot). Musa paradisiaca sapientum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kara benekli kırıfıızı bir küçük böcek, uçuç böceği, zeruh. Banbul otu = Siğil otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Afrika’dan alınıp Birleşik Amerika yerlileri tarafından geliştirilen telli çalgı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., f, takım, zümre; bando; dans müziği çalan orkestra; (f).toplamak, bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek, birleşmek; bağlamak, bir araya toplamak. beat the band (argo) mükemmel olmak; şaşırtıcı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şerit, bant, kordele; sargı; kemer; kayış; çizgi; (f). çizgilerle süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mak. şerit testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sargı, bağ; f sarmak, bağlamak (yara veya göz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandage. ligature. swathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of calico printing, in which white or bright spots are produced upon cloth previously dyed of a uniform red or dark color, by discharging portions of the color by chemical means, while the rest of the cloth is under pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an In

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla kırmızı veya mavi zemin üzerine beyaz benek veya desenleri olan büyük mendil; herhangi bir büyük mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şapka muhafaza etmede kullanılan mukavva veya ince tahtadan yapılmış kutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -deaux) saç bağı veya şeridi, saç filesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince ve uzun bayrak; bandrol; den. flandıra; (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da bulunan bir cins büyük fare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «bandirea»). Ecnebî bayrağı, sancağı. Fransız bandıralı bir gemi. Bir ecnebî devletin bandırası altına girmek = O devletin tabiiyetini kabûl ve himayesi altına girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flag. ensign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Pekmez içine bandırılmış ceviz sucuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sulu şeyin içine bırakıp ıslatarak yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip. to dunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «banderole»). Tekelde bulunan tütün vesaire paketlerine yapıştırılan damgalı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haydut, eşklya, yol kesen kimse. banditry (i). haydutluk. bandits, banditti (i)., (çoğ). eşklya takımı, haydut çetesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bando sefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «banda»). Askerî mızıka takımı. Bir bando mızıka

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. the brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. brass band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. leader. music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Burmese method of armed and unarmed combat composed of karate-like striking a kicking, judo-like throws, stick fighting, swordplay, and knife and spear fighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Bando' is slang for members of the Marching Illini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student member of the Emerald Brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fişeklik; omuz kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit saç yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banderole

denetim pulu

1. Paketlerin, şişelerin ağızlarına konulan şerit veya etiket. 2. Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopoly tax label. banderole. banderol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A little banner, flag, or streamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Banderole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamped paper stuck on monopoly articles to indicate tax paid. label. revenue stamp. banderole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -men) mızıkacı, bando çalgıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada çalan muzik topluluklarına mahsus çoğu zaman üstü kapalı platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir geçit töreninde bandoyu taşıyan araba; A.B.D., (k.dili). gözde olan taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). topa vurur gibi sağa sola vurmak; mukabele etmek, atışmak; (s). çarpık, dışarı doğru meyilli (bacak); (i)., ing. hokey oyunu; hokey kulubü. bandylegged (s). çarpık bacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk Banyo

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zehir; afet, felâket, dert; öIüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öldürucü, zehirli; mahvedici, muzır. banefully (z). zehirli bir şekilde. banefulness (i). zehirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Ses, haykırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بانگ] ses. 2.haykırış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (z). gürültü, patlama; bir vuruş neticesinde çıkan ses; patırtı; enerji, bir şeyi yapma gayreti, şevk; A.B.D., argo heyecan, sevinç; argo uyuşturucu madde içitimi, morfin; (f). çarpmak, gürültü ile kapatmak; hızla vurmak; gürültü yapmak; argo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bağırma sesi. Hüngür hüngür ağlamayı, ses ve gürültü ile olan sair fiilleri tasvir için ard arda kullanılır: Bangır bangır ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the top of one's voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bangkok

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangla desh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladesh. bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bangladeş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halka, bilezik, halhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). perçem, kâkul, kırkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Haykırış, bağırış. 2.Gökgürültüsü, yankı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bina» dan). Yapan ve tesis eden, müessis: Çelebî Sultan Mehmed Han, Osmanlı devletinin ikinci bânîsi sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbriviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for a tribe, people, or nation; plural of ibn, son of a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da giyilen bir çeşit bol gömlek, ceket veya entari; Hindistan'da et yemeyen bir tüccar slnıfı; banyan ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). banyan ağacı, Hint inciri, (bot). Ficus benghalensis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sürgün etmek; kovmak, uzaklaştırmak. banisher (i). sürgüne gönderen kimse. banishment (i). sürgün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). banco, bir çeşit telli saz banjoist (i). banco çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.). Daha çok bahçelerde kullanılan arkalıklı veya arkalıksız sıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

park bench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench. overfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench; a high seat, or seat of distinction or judgment; a tribunal or court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mound, pile, or ridge of earth, raised above the surrounding level; hence, anything shaped like a mound or ridge of earth; as, a bank of clouds; a bank of snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steep acclivity, as the slope of a hill, or the side of a ravine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The margin of a watercourse; the rising ground bordering a lake, river, or sea, or forming the edge of a cutting, or other hollow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elevation, or rising ground, under the sea; a shoal, shelf, or shallow; as, the banks of Newfoundland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The face of the coal at which miners are working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deposit of ore or coal, worked by excavations above water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ground at the top of a shaft; as, ores are brought to bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To raise a mound or dike about; to inclose, defend, or fortify with a bank; to embank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To heap or pile up; as, to bank sand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass by the banks of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench, as for rowers in a galley; also, a tier of oars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bench or seat upon which the judges sit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The regular term of a court of law, or the full court sitting to hear arguments upon questions of law, as distinguished from a sitting at Nisi Prius, or a court held for jury trials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Banc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sort of table used by printers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench, or row of keys belonging to a keyboard, as in an organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An establishment for the custody, loan, exchange, or issue, of money, and for facilitating the transmission of funds by drafts or bills of exchange; an institution incorporated for performing one or more of such functions, or the stockholders , acting in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The building or office used for banking purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business; a joint stock or capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of money or the checks which the dealer or banker has as a fund, from which to draw his stakes and pay his losses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In certain games, as dominos, a fund of pieces from which the players are allowed to draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deposit in a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep a bank; to carry on the business of a banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deposit money in a bank; to have an account with a banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group or series of objects arranged near together; as, a bank of electric lamps, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a financial institution that accepts deposits and channels the money into lending activities; 'he cashed a check at the bank'; 'that bank holds the mortgage on my home'. sloping land ; 'they pulled the canoe up on the bank'; 'he sat on the bank of the riv

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument utilized in the financing of foreign trade, making possible Acceptance the payment of cash to an exporter covering all or a part of the amount of a shipment made by him Such an arrangement originates with the foreign importer who instructs h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity and fulfill the data width requirement of the CPU.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The margins of a channel Banks are called right or left as viewed facing in the direction of the flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending, and providing other financial services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending and providing other financial services. 1 A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity in order to fulfill t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the channel cross section that restricts lateral movement of water at normal levels The bank often has a gradient steeper than 45[[ordmasculine]] and exhibits a distinct break in slope from the stream bottom An obvious change in substrate m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institution for receiving, lending, and safeguarding money It may receive money on deposit, cash checks or bills of exchange, make loans, discount commercial paper, and issue bank notes. 1) A collection of sound patches in memory 2) A group of sound modul

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization, usually a corporation, chartered by a state or federal government, which does most or all of the following: receives deposits, pays interest on them, makes loans, invests in securities, and collects checks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MIDI instruments, a group of patches Each bank can contains up to 128 patches, numbered from 0-127 or 1-128 In favorite lists, a group of patches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow, is normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business, with a state or federal government charter , that provides services such as paying interest on deposits , issuing and collecting checks , and making loans , especially to businesses Shareholders receive part of a bank's profit as a return on t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a method of addressing Data Memory Since enhanced devices have 8-bits for direct addressing, instructions can address up to 256 bytes To allow more data memory to be present on a device, data memory is partitioned into contiguous banks of 256 byte

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow is normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division in the organization of memory; a group of memory chips, each of which contains a portion of a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An approved company that accepts monetary deposits or loans money In the UK, the Bank of England approves all banks. A range of frequencies between upper and lower limits or a group of tracks on a magnetic drum or magnetic disc or telco carrier equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank that is the drawee of a time draft and that becomes the acceptor of the draft. a rising ground in the sea, differing from a shoal, because not rocky but composed of sand, mud or gravel. A set of patches Any related set of items, e g , a filter bank

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area below the ordinary high water mark in a river or stream The ordinary high water mark is defined as the 2 33-year flood by the U S Army Corps of Engineers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank is a company that provides financial services There are a number of banks available, and which one to use really comes down to the one with which you feel most comfortable Their services range from providing a facility to save money to loaning mone

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board , pew , stool , reef , sandbank , desk , seat , band , bank , bench , layer , settle , stratum , bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki istenmeyen parçaları silmenizi, en sevdiğiniz şarkılardan oluşan çalma listesini hazırlamanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yığın, küme; bayır; kıyı, kenar (nehir,göl); kıyıdan açık kısımlarda deniz dibinin sığ olduğu bölge; mad. ocak agzı; bilardo masasının kenarı; kısa kürekçi sırası; piyano veya orgda tuş sıralanndan her biri; matb. küçük manşet; matb. gale yatağ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). banka; (iskambil) banko; (f). banka veya bankacılık vazifesini yapmak; bankaya para yatırmak; (k.dili). dayanmak, güvenmek. bank acceptance banka kabulü, banka akseptansı, kabul kredisi. bank account banka hesabı. bank bill banknot; bir banka t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr banque). Büyük şirket veya sarraflık idaresi. Para işleri ile uğraşan malî müessese: Yapı ve Kredi Bankası, Osmanlı Bankası, banka muamelâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking. bank. banking house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Bank Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account passbook. bank book. pass book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Bank Guaranteed Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker's card. cash card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Banka hissedarı, bankada görevli veya banka işleri uzmanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employee. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash dispenser. cashomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. banquier). Banka sahibi, bir banka idare eden büyük sarraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who conducts the business of banking; one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A money changer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dealer, or one who keeps the bank in a gambling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed in the cod fishery on the banks of Newfoundland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ditcher; a drain digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stone bench on which masons cut or square their work. the person in charge of the bank in a gambling game someone who owns or is an executive in a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. stockbroker. very rich person. money agent. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone who owns or is an executive in a bank. the person in charge of the bank in a gambling game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain You wouldn't use this one if you were talking to bankers, but if you are a banker talking to nonbankers you could change it thusly:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of envelope with a triangular flap see also Pocket/Wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A clearing bank, with settlement facilities at the SA Reserve Bank, appointed by a settling participant to pay the funds required to settle a purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Envelope with the opening on its longer dimension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who operates a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bankacı; kumar oyununda bankocu; özellikle morina balığl avmda Newfoundland kıyılarında kullanılan balıkçı gemisi; duvarcı veya taşçıların üzerinde çaIıştıkları taş veya tahta set.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f.). 1. Bir otomobili bir uçtan bir uca kaplayan tek parçadan ibaret oturacak yer. 2. Karayollarında asfalBamya tın iki yanındaki balastlı kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoulder. berm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banquette. berm. bench. window seat. stepped shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ingilizce «bank note»). Banka parası,.her memlekette millî bankanın para makamında tedavül etmek üzere çıkardığı muhtelif miktar ve kıymetli nakdî para, kâğıt para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutup bölgelerinde deniz suyunun donmasıyle meydana gelen buzların tamamı. Bankizler en çok Kuzey Buz denizinde görülür.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banquise

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. bank-note

kâğıt para

Devlet bankası tarafından piyasaya çıkarılan değeri kâğıt üzerinde belirtilen para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. banknote. bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank-note. banknotes. bank note. banknote. paper money. bank bill. banker's note. paper currency. denomination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İ. Dükkânlarda alıcıya göstermek üzere malların konup kaldırıldığı tezgâh. 2. Kumarda ortadaki paranın hepsine oynandığını ifade eden deyim. 3. 32 kartla oynanan bir iskambil oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). müflis (kimse), iflas etmiş olan (kimse); iflas ettirmek, mahvetmek, tüketmek. go bankrupt iflas etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iflas. declare bankruptcy iflas etmek. fraudulent bankruptcy hileli iflas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Avustralyada bulunan ve oradan Avrupaya getirilmiş olan san çiçekli bir cins çalı, banksiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyük şehirlerin merkezinden her gün gidilip gelinecek kadar uzaklıkta olan mahalle, çevre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banlieue

yörekent

Genellikle oturma alanı niteliğinde olan, şehir merkezinden uzakta veya sınırlarına yakın yerlerde bulunan şehir yöresi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suburb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suburb. city area. suburban area. bas ville. city boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local train. suburban train. local express. local railway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi sulu bir maddeye batırıp çıkarmak: Ekmeği et suyuna banmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dunk. to dip. to dunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bayrak, sancak, alem; gazet. manşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskoç. yassı yulaf veya arpa ekmeği, pide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). ban

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(konca): Patlıcangiller familyasından; yol kenarlarında, gölgelik yerlerde yetişen, 80 santimetre kadar boyunda uyuşturucu ve zehirli bir bitkidir. Açık yeşil renktedir. Her tarafında beyaz, uzun tüyler vardır. Çiçekleri sarımtırak, kırmızımsı mor renktedir. Meyvesinin içinde yüzlerce tohumu vardır. Ev ilaçlarında kullanılması tavsiye edilmez. Kullanıldığı yerler: Teskin edicidir. Titreme ve çarpıntıyı giderir. Uykuyu kaçırır. Keyif verir. Beyin hastalıkları, kore hastalığı ve nikriste faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. seğirdim yolu; yaya kaldırımı; büfe arkalığı; tek kollu sedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ziyafet, resmi ziyafet; (f). ziyafet çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Galler üIkesinde haykırmasının o evden bir öIü çıkacağma işaret ettiğine inanılan hayali bir peri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. tape. ribbon. strip. strap. braid. court plaster. fascia. fillet. recording. scotch tape. strapping. welt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. strap. tape. ribbon. tie. sticky tape. cushion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. headband. tape. belt. braid. paragraph. strap. striation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). ufak cins tavuk, ispenç, çin tavuğu; ufak tefek kavgacı insan; (s). küçük, ufak. bantamweight (i).,(spor) filiz siklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaka, latife, takılma, alay; (f). şaka etmek, takılmak, latife etmek. banterer (i). şaka eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stick with sticky tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çocuk, bebek, yumurcak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. bantu,bantus) Orta ve Güney Afrika'da yaşayan zenci kabile grubu; Bantu; bu gruba mensup kimse; Bantu dil grubu. ,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kadın, hatun, hanım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بانو] bayan. 2.büyük hanım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kadın hatun, hanım. 2.Kraliçe, prenses. 3.Gelin. 4.Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5.Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Banu).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Banu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. italyanca «bagno»). 1. Hamam, suya girmeye mahsus tabiî veya sunî mahal. Sıcak, soğuk, kükürtlü, çelikli banyo. Banyoya girmek. 2. Hamama girme, yıkanma: Doktorlar her sabah banyo etmeyi tavsiye ediyorlar, kükürt, kepek banyosu iyi geliyor. Umumîleştirilerek sudan başka şeyler hakkında da kullanılır: Kum banyosu, güneş banyosu. 3. Yıkanmaya mahsus kap: Çinkodan banyo, çocukbanyosu. Herhangi bir gaye ile, herhangi 108 bir maddenin batırılıp ıslatıldığı, yıkandı ğı eriyik: Fotoğraf banyosu. Mari banyosu (ben mari) = Bir kabı kaynar suya oturtarak içindekini ısıtmak veya eritmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathroom. liquor. bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathtub. bathroom. watering place. spa. development. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tub. bath tub. washing tub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Japonya'ya mahsus hürmet ifade eden bir selamlama şekli olup uzun ömür ve askerlikte ''ileri hücum manalarını taşır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Bir gazete veya mecmuanın başmakalelerini yazan mu harrir, başyazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Türk musikisinde kürdîli bir mürekkep kep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.) Türk musikisinde Kürdîli bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزبان] ağzı bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çöl, Ar. sahrâ, beriyye. Beyâbân-nişîn = Çölde oturan. Beyâbân-neverd — Çöllerde dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيابان] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilsiz, lisansız, Ar. ebkem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (BuhOr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (Buhûr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حرکت] hareketsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak. ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

later. at a later time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاحرکت] hareketsiz, hareket etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.BD., (argo) palavracı kimse, kendini beğenmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn the helm to the lee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without borrowing any money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bükreş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buğu: Buhar makinesi = Buğu ile işler makine. Buhar gemisi = Buhar makinesinin temin ettiği kuvvetle hareket eden gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapor. vapour. exhalation. aura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fume. steam. vapour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapour. fume. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخار] buğu, buhar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam engine. vapour engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Buhara mensup, buğu ile ilgili. 2. Buhârî: (hi.) Buhârâlı, Buhârâ şehrinden. İmâm Buhâri: Büyük hadis bilgini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Buhar haline gelmek, Osm. tebahhur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporate. vaporize. to evaporate. to vaporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evaporate. to vaporize. vapour. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaporize. evaporate. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous. vapo u rous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. capital letter. uppercase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Shakespeare'in ,'Tempest'' adlı oyunundaki çirkin ve hayvana benzeyen köle; vahşi tabiatlı insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mud bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -tharides) (ecza). kuduzböceğinden yapılan bir ilâç; kuduzböcegi, (zool). Cantharis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hileci kimse (iskambilde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzeyden sertleştirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi; psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım; gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi; (tıb). ishal, amel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). müshil, bağırsakları temizleyici;(i). müshil ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İng.). Caz orkestrası.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» ten). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkaklık, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبانت] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dört, Ar. erbaa (çihâr yanlıştır). Çehâr-yâr = Hulefây-ı RAşidîn, ilk dört halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü, (bk.) ÇArüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. packet money. pocket cash. spending money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرب زبان] yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CESBAN (i. F.). Münasip, lâyık, şâyeste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yakışır, lâyık. Fars. şâyeste, sezâ-vâr: Hâlime cesbân bir i; bulunamadı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins alabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). hafif gündelik ev işi; (f). yevmiye ile çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (-red, -ring) yanarak kömür haline gelmiş madde, kömür; (f). yakarak kömür haline getirmek; kavurmak; ateşe tutmak; yanarak kömür haline gelmek, kavrulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı uzun kanepeleri olan ve kenarları açık gezinti otobüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tek). sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin diğerlerine bir kelime ve ismi anlatmaya çalıştığı salon oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mangal kömürü; kara kalem; kara kalem resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazı, (bot). Beta vulgaris cicla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüklemek, tahmil etmek; doldurmak (tüfek, top, ocak vb); doyurmak; (havayı) gerginleştirmek; elek şarj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mükellef addetmek; fiyat talep etmek; hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak; hesaba kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük, hamule; bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı; görev, vazife; idare, nezaret, bakım; emanet; mesuliyet; itham, yükümleme; masraf, fiyat; ücret; vergi, rüsum, harç; emir, hücum, hamle, saldırı; borç; elek şarj. charge account mağazada aç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). dikkatle, ihtiyatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası; dört tekerlekli hafif gezinti arabası; (f). araba ile taşımak; araba ile gitmek; araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savaş veya yarış arabası sürücüsü, arabacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -mata) inayet, ihsan; Tanrı vergisi; başkalarını etkileyebilme yeteneğini veren ayrıcalı ruhsal kuvvet. charismat'ic (kerizmat-ik). (s). bu çeşit kuvveti olan; Tanrı vergisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düğünden sonra kap kacak ile yapılan gürültü, teneke çalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic (s). şarlatan. charlatanism (i). şarlatanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Ing)., (astr). Büyükay takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarliston dansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ABD, (k.dili). adale kasılması, kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabani hardal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kremalı pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cazibe, çekicilik; tılsım, zincirin ucuna takılan sallantı; muska; buyu, tılsımlı bir cümle veya duanın okunması. charmless (s). cazibesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cezbetmek, büyülemek, meftun etmek; sihirli bir güçle korumak; büyüleyici olmak, çekici olmak, teshir etmek. charm away büyüleyici bir tesirle (istenilmeyen bir şeyi) kovalamak. charmed life tehlikeden uzak bir hayat. I am charmed Memnun oldum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). yumuşak bir çeşit saten kumaş, şarmöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

cesetlerin veya öIü kemiklerinin konulduğu mahzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Yu)., (mit). ölümden sonra ruhları Styx ırmağından geçiren kayıkçı; kayıkçı, denizci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da kullanılan karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (den). portolon, deniz haritası; plan, grafik; çizelge; (f). plan yapmak, plan çıkarmak; harita yapmak. chartless (s). haritasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. charter

dolmuş uçak

Belirli merkezler arasında belli bir tarifeye bağlı olmaksızın sefer yapan ucuz tarifeli uçak.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 19 yüzyılda ingiltere'de siyasi reformcuların kurdukları partinin doktrin ve hareketleri. Chartist (i). bu ahmın taraftarı. chartography (bak). cartography.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kartuziyen rahipleri tarafından Fransa ve ispanya'da imal edilen kokulu likör; sarımtırak açık yeşil renk. chartulary (bak). cartulary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women)., (ing). hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, ihtiyatlı, tedbirli; esirgeyici, cimri. charily (z). cimrice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sicilya sahiline yakın ve klasik mitolojide kadın canavar olarak şahıslandırılan tehlikeli bir girdap. between Scylla and Charybdis iki ateş arasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deri üzerinde haricî bir tesir olmaksızın hasıl olan, sivilceden büyük yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abscess. boil. carbuncle. pustule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. furuncle. carbuncle. ulcer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Derideki kıl keseleri veya bezlerinin hastalanması sonucu ortaya çıkan sızıntılı, ıslak kabarcıklara çıban denir. Katiyetle sıkılmamaları gerekir. Çıbanı olgunlaştırmak maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Orta boyda 1 kuru soğan, külde pişirilir. Ortasından kesilip çıbanın üzerine sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cîfe = lâşe, hörden = yemek). Leş yiyen, leş ile beslenen (hayvan ve kuş).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünyaca tanınmış kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alemi koruyan, hükümdar, padişah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Hükümdara mensup ve müteallik, şâhâne: Fermân-ı cihânbânî = Padişah fermanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). Dört, Ar. erbaa. Cihâr-yâr = İlk dört halîfe: Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alî. (bk.) ÇAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr»den) Sesle ve alenen söyleme veya okuma, cehr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهاریار] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek sesle, açıktan, alenen, cehren: Cihâren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهارا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و دو] dört ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و سه] dört ve üç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و یک] dört ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. şûbân ve çûbân). Ehlî hayvanları gezdirip otlatan adam: Koyun, keçi, sığır çobanı. Çoban armağanı çam sakızı = Küçük hediye. Çoban aldatan = Kırlangıçtan büyücek bir kuş, alaca tavuk. Çoban iğnesi, püskülü, değneği, düdüğü, süzgeci, tarafı, dağarcığı tuzluğu, minaresi = şitli bitkiler. Çoban köpeği = Sürüyü beklemeye mahsus köpek. Çoban merhemi — Terementi ve mumyağı vesaire ile yapılan bir nevi merhem. Çoban yıldızı = Zühre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd. herdsman. sheepman. cowman. grazier. shieling. bucolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd. sheepherder. flockman. sheperd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheepdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kırlangıçtan büyücek, uzunca kuyruklu, bir çeşit keçisağan: Bu kuş insanı yanına yaklaştırdığı halde yakalanmamasıyle tanınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightjar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanlara mahsus veya lâyık bir surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden yabanî bir bitki ve bunun torbayı andıran meyvesi (capsella pastoris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Turpgillerden yabani bir bitki, kuş ekmeği (thlaspi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabuğdayın bir çeşidi (polygonum aviculare) .

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Itır çiçeği cinsinden kokulu bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanpüskülügillerden bir süs bitkisi (ilex aquifolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ilex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, beyaz çiçekli bir bitki (scandix).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zühre, Çulpan, Venüs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ithal veya ihracı yasaklanmış; (i). kaçak mal. contraband of war tarafsız bir ülkenin, harpte taraflardan birine sattığı kaçak harp malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Sibel tanrıçasına ayin esnasında refakat eden ruh veya ilâh , Sibel rahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığır baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوبان] çoban.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنبان] sallayan. 2.sallanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı çıplak, aşağılık takımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nabız vurması, oynama, çarpma: Darabân-ı kalb — Yürek çarpması, çarpıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربان] çarpıntı. 2.vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir Özel Dosya özelliğidir. Delete Shuffle ya da Delete Play altında seçilen programlar, örneğin CD çalar ya da değiştiricide kullanılmak üzere saklanabilirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiralty chart. marine chart. marine map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapıcı, Ar. bevvâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربان] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state bank. government / state / national bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Sanskrit doğruluk, hakkaniyet, erdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bekçi, muhafız, kolcu. 2. Nöbet bekleyen, karakol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçilik, muhafızlık, kolculuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutucu kimse, inatçı kimse, kaybettiği davada devam eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak; terhis etmek; dağılmak. disbandment (i). dağılma; terhis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük boşaltma; ateş etme (top ve tüfek), yaylım ateşi; sırtından yük atma, ödeme, ifa; azil, tart, ihraç, işten çıkarılma; terhis, izin; cereyan, akıntı, akış; cerahat, boru gibi şeyden akan madde; (elek). boşaltma; boyayı çıkaran madde, ağartıcı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük boşaltmak (gemi); çıkarmak, akıtmak; top veya tüfekle ateş etmek; ödemek; ifa etmek (vazife); görevine son vermek, işten çıkarmak: terhis etmek; ihraç etmek; serbest bırakmak; (elek). cereyanı boşaltmak; ağartmak, rengini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, uyumsuzluk, düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışıklık, kargaşalık, fesat;rahatsızlık, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), (bk.) Dİvan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itboğan, (bot). Apocynum erectum; buna benzer birkaç ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla zarlarından ikisinin de dördü gösteren taraflarının üste gelmesi ile elde edilen tavla sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki dilli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

900MHz ve 1800MHz frekanslarında yayın yapan şebekelerle iletişim kurabilen cep telefonları için tanımlanan özelliktir. Üçüncü kuşak UMTS sisteminde bu iki frekans dışında daha yüksek bir bant genişliğinde yayın yapılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Külhancı. 2. Aşçı. 3. Tömbeki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak tabanı düz olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat footed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eban b. Osman b. Affan: Hz.Osman’ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe’ye refakat etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Bahirler, denizler, (bk.) Bahr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t.,Edepli ve terbiyeli bir adama yakışır, terbiyeli: Edîbâne bir tavrı vardır. 2. Ediplere, edebiyatçılara lâyık: Edîbâne konuşmalara girişti. Edep ve terbiye ile veya edebiyatçılara yakışır surette: Edîbâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına veya yanına toprak set yapmak embankment i. set yapma; toprak set.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mühr). Taylar, at yavruları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امهار] mehirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağarcık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انبان] heybe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nehir). Nehirler. (bk.) Nehir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهار] nehirler, ırmaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur’an-ı Kerim’de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., müz. ikilik notalardan daha küçük entervallere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kurmay: Erkân-ı harp zabiti = Kurmay subay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kadın baş örtüsü. 2. Tül peçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) yara kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sehr). Fikirler, (bk.) Sehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sihir). Sihirler, (bk.) Sihir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسحار] seherler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Güney Amerika'da yetişen bir zambak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hıristiyan kilisesine mahsus Aşai Rabbani ayini, Komünyon, şarap ve ekmek yeme ayini; bu ayin için takdis edilen şarap ve ekmek. Eucharis'tic (s.) Aşai Rabbaniye ait; şükrana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin herkesin oturduğu banliyösünden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «zehre» dilimizde kullanılmamıştır). Çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازهار] çiçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çanak, çömlek, toprak testi. 2. Kendisini medheden, çok öğünen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فخار] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok övünen, kendini çok metheden. 2.Çanak, çömlek, toprak testi. 3.Saksı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهارس] fihristler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). delice cesur, atılgan, çılgın. foolhardily (z). delicesine bir cesaretle, çılgınca. foolhardiness (i). delice cesaret, çıIgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf Haritası teknolojisi, fotoğrafların tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Fotoğraf Haritası için iki şeye ihtiyaç vardır: Etkin İnternet bağlantısı olan bir BRAVIA ve enlem-boylam gibi dahili Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) bilgileri olan bir dijital fotoğraf. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google™ Earth veya Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri BRAVIA TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Photo Map, tüm fotoğraflarınızı BRAVIA TV’nizde tam renkli olarak izlemeye hazır olarak sanal bir haritada bir araya getiren en son Sony yeniliğidir. Photo Map teknolojisi, Sony’nin her 15 saniyede bir bulunduğunuz konumu kaydeden GPS aygıtını kullanarak her karenin tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google Earth™ ve Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Görmeyerek ve görünmeyerek, gizliden, arkadan, yüze karşı olmayarak, şahsen tanımadığı halde: O adama gaibâne sevgim vardır, sizi gaibâne sevenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ecza şeytantersi, kasnı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Galip sıfatiyle, üstün gelen adama yakışır sûrette, galebe çalmışcasına: Galibâne bir tarzla, galibâne hareket ediyor, söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. horden = yemek). Keder eden, üzülen. Ar. mükedder.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple’ın her Mac’i bîr dijital stüdyoya dönüştürmesini sağlayacak yazılım.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i nohut

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch. poor-fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sığırtmaç, sığır çobanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gazab’dan smüş.). Öfkeli, kızgın, hiddetli, Ar. hadîd, Fars. gazab-nâk.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözetici, gözcü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka, cep: Çâk-ı girtbân: Yakanın yırtılması. Girîbln-çik = Yakesı yırtılmış, mec. Çok kederli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریبان] yaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka tutucu, tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit gömlek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya'da dama tahtasında oynanan bir oyun .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunken bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black letter type. gothic type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash. girl-watching. eye bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(son g incedir) (I. F ). 1. Bir topluluk tarafından bir ağızdan ve makamla yapılan dua, Osm. sürûd, Ahenk veya tekbîr ve tahlil: Bektaşî, Mevlevi, Yeniçeri gülbangi. 2. Vaktiyle mektebe yeni başlayan çocuğun evinin kapısı önünde mektep çocuklarının ettikleri dua.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Masallarda geçen korkunç hayalet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghoul. goblin. ogre. ogress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bogey. ghoul. goblin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sun bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلبانگ] ilahi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گلبانگ محمدی] ezan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Küba menşeli bir dans.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Cuban dance in duple time music composed in duple time for dancing the habanera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slow, rhythmic dance of Cuban origin, also poular in Spain The name is derived from Havana, Cuba's capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cuban dance of Spanish origin, the first major Latin influence on U S music around the time of the Spanish-American War Provided the rhythmic basis of the modern tango, which makes its influence in 20th century American music difficult to trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 19th century Cuban song and dance form that is slow to moderate in tempo and in duple meter. music composed in duple time for dancing the habanera. a Cuban dance in duple time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Küba'da yapılan bir dans; bu dansa göre müzik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güney Arabistan’da bir kasaba.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.). Sıcak, sıcaklık (hararet daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köpeğin, kendisine yanaşan diğer bir köpeğe veya adama tehdit maksadıyle dişlerini göstererek ettiği hırıltıyı taklit ve tasvir eder. Hargür = Çekişme, mücadele, köpeklerin hırıltısı gibi kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek, Ar. hımâr, merkep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.) (mü. hârre) (harâret’ten if.). 1. Sıcak, hararetli, kızgın: Mıntaka-i hârre = Ekvator’un iki yönünde bulunan bölgeler ki, havaları daima sıcak olup, yaz ve kışları yoktur. Memâlik-i hârre = Sıcak ülkeler. 2. Yakıcı, hararet veren: Bahârât-ı hârre = Yakıcı bahârat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diken: Hâr ü has = Çalı çırpı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de: hor). Hakir, zelil, itibarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (horden fiilinden imas.). Yiyen, yiyici, Ar. Akil: Merdüm-hâr = Adam yiyen, yamyam, Ar. Akil-ül-beşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio; a traffic information broadcasting system used in the U S Drivers are alerted to tune their car radios to a specific channel in order to receive transmitted information HAR is similar to the European ARI system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person of the Scandinavian Trinity, which consists of Har , the Like Mighty, and the Third Person This Trinity is called 'The Mysterious Three,' and they sit on three thrones above the Rainbow The next in order are the AEsir , of which Odin, the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio Highway Advisory Radio is a system of low-power AM radio stations that broadcast information for motorists, such as traffic congestion and special event information They usually broadcast below 540 KHz or above 1640 MHz Signs like t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Helicopter Air Rescue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hiring Action Report. adj: hoary, grey 82.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خار] diken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خر] eşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] aşağılık, adi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy squabble. tumultuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Har.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bol ve serbest akan bir şeyi tasvir ederek art arda kullanılır. Hargür = Köpeklerin harıltısı gibi devamlı kavga ve çekişme: O evde hargür eksik değildir, (bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. har = merkep, mühre = boncuk). Katır boncuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mermer (dilimizde mermer gibi dalgalı kumaş ve kâğıtlara verdiğimiz «hâre» ismi de bundandır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud. stud farm. stud. stock farm. haras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud farm. stud. breed of horses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1) the abdomen 2) The location of one's soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The centre of gravity of the body, located in the lower abdomen; the centre of awareness in zazen meditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region in the lower abdomen that is the seat of awareness in zazen It is located approximately two inches below the navel. one's physical and spiritual center physically, in the lower abdomen a few inches below the navel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central balance point in the human body, located slightly below the navel All coordinated movement originates from this one point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mythical mountain. 'Abdomen ' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the seat of the soul and center of ki. 'Abdomen' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lower abdomen; physical and spiritual centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower abdomen The center of life energy, physical and spiritual Often used as a synonym for 'guts', courage All movement must originate from this point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's hara. center of the drumhead Hara literally means '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach, abdomen; intended more as centre of concentration and energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's HARA. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally 'belly ' The center of the body where one's soul resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Center of energy. adjective grey, hoary, old. also called 'Center'; a point in the lower abdomen corresponding to the body's center of gravity. belly or gut, which is a person's spiritual center. lower abdomen, belly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An epithet of Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abdomen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خراب] yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş. harâb etmek; yıkmak, bozmak, tahrip etmek. harâb olmak; yıkılmak, bozulmak, kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (harâbe’nin çokluğu ise de, o mânâda kullanılmayıp teklik gibi geçer): Meyhane, devam edenleri harâb eden derbeder ve sefâhat yeri. Tasavvuf ve şiirde: Rind ve olgun insanların buluşma yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابات] meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hârâbâtî-yân). t. Meyhaneye devam eden, ayyaş, sarhoş ve pejmürde. 2. Eline geçen parayı içki ve sefâhat yoluna harcayıp kendine, evine, barkına bakmayan düşkün adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, derbederlik, israf ve sefâhat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hârâbâtîce, harabatîlikle, israf, sefâhat ve sarhoşlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Virane, eski yapı yıkıntısı, bozulmuş bina kalıntısı. Asklepyon, Babalbek harabeleri. 2. mec. Pek harap ve yarı yıkık ev: Bir harabede oturuyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. ruin. wreck. wrack. desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruin. wreck. ruins ören. kalıntı. ramshackle building yıkı. tumbledown. houses or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابه] yıkıntı, harabe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça: harâbe = virane, Farsça nişesten = oturmak). Viranede oturan, bir viranenin köşesine sığınıp orada barınan yoksul kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place filled with ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haraplık, viranlık. 2. Okun, nişanın önüne vurarak sıçrayıp hedefe değmesi. 3. Harâbâtî olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i. A. hurûc’dan). 1. Vergi, Ar. cizye. 2. Vaktiyle Müslüman olmayan tab’anın askerlik bedeli olarak verdikleri şahsî vergi. Haraca kesmek = Haraca bağlamak; birisini haraç ödemeye, mutlaka bir şey vermeye mecbur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i.). Bir malın artırmaya çıkarılması, mezatla satılması. Tellâlların «haraç mezâd...» diye bağırmaları bu mânâ iledir (kelime Arapça ise de Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur. Belki «çıktı» demek olan fiilin mazi kipi «harece» den galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. exaction. racket. extortion. pad. protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. racket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. tribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراج] haraç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle Müslüman olmayan tab’adan haraç adıyla alınan şahsî vergiyi toplamakla görevli adam. Haraç tahsildarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racketeer. extortionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racket. racketeering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harhara). (bk.) Harhara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). Bir kimsenin geçineceği şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). 1. Bâkireler. 2. Delinmemiş inciler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Japonca). Japonlar’da karnını bıçakla deşmek suretiyle intihar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hara-kiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suicide, by slashing the abdomen, formerly practiced in Japan, and commanded by the government in the cases of disgraced officials; disembowelment; - - also written, but incorrectly, hari-kari. ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced by warriors in the traditional Japanese society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harakiri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAM) (i. A.). 1. İslâm dininde yapılması veya kullanılması yasak olan, helâl olmayan: İçki haramdır. İslâm dini domuz eti yemeyi harâm etmiştir. 2. Dokunulması ve tecavüzü yasak, kutsal, mukaddes, mübarek: Beytullah-ül-harâm, Mescid-i harâm, beled-i harâm, Muharrem-ülharâm. Harâm olsun = İçe sinmesin: Bana bundan sonra eğlence haram olsun. 3. Kullanılması din bakımından yasak olan şey, helâl zıddı: Haram yemek, haramdan kaçınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. illicit. ill-gotten. illegimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. ill-gotten. unlawful. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. unlawful. wrong. illicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This category is prohibited for the Muslim to do such as stealing and lying Doing the haram counts as a bad deed and not doing it counts as a good deed. forbidden unlawful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

M prohibited food; the word actually refers to that which is delineated or indeed sacred. forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred enclave in Mecca enclosing the Ka'bah, the focal point of the hajj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is against Islamic law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Holy Precinct of Mekka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something a Muslim must not do or eat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is unlawful or prohibited in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرام] haram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money illegitimately acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haram mala el uzatan adam, hırsız, uğru, haydut, yol kesici, şakıy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرامی] eşkıya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızlık, haydutluk, uğruluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uzun ve şiddetli konuşma, tirad; (f.) uzun ve şiddetli bir şekilde konuşmak, tirad söylemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramshackle. tumbledown. ruined. worn out. exhausted. tired out. desolated. marred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruined. in ruins. worn out. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. to destroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined / destroyed / exhausted / worn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall into ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harâb olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolation. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. garâre’den). Büyük çuval.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large haircloth rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARARET) (i. A.). 1. Sıcak, sıcaklık, Fars. germ: Güneşin, havanın harareti. 2. Susuzluk, ateş: Tuzlu yemekler insana hararet verir. Hararetimi söndüremiyorum. 3. Sıtmanın verdiği sıcaklık, yanma, ateş: Akşam çok harareti vardı. Harareti kırk dereceye çıktı. Harâret-bin = Fransızca pyroscope ve thermoscope denilen, harareti ölçmeye mahsus Alet. Harâret-i girîziyye = İnsan bedenindeki tabiî vücut sıcaklığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sıcak havada aşırı derecede veya ateşli hastalıklar sırasında vücut kaybettiği suyu karşılayamayacak olursa, hararet başlar. Harareti gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı arpa konur. Kaynatılıp süzülür. Hararet bastıkça birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. warmth. temperature. fever. thirst. fervor. fervour. caloric. feverishness. flush. intenseness. swelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glow. zeal. heat. fever. temperature. thirst. ardour. fervour. exaltation. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. heat. temperature. thirst. warmth. feverishness. vehemence. fervor. exaltation. ardour. flush. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرارت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Harâret derecesini gösteren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to excite (a discussion , the atmosphere , a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Canlanmak, kızışmak, coşmak: Maç hararetlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited / warm / heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı, coşkun: Öyle hararetli anlatıyordu ki, sözünü kesemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. heated. keen. zealous. thirsty. vehement. active. excited. lively. intense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. excited. lively. feverish. fierce. glowing. heated. hot. intense. strenuous. warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekincilik, çiftçilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) rahat vermemek; yormak, bizar etmek, tedirgin etmek, taciz etmek; (ask.) aralıksız saldırılarla taciz etmek . harass'ment (i.) taciz, bizar, rahatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراطين] solucan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırın öd kesesinde çıkan boncuk gibi katı şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب] harp, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savaş arayan, kavga çıkarmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumî harp, Birinci Cihan Harbi (1914-1918).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب عمومی] Birinci Dünya Savaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Çöpleme. Harbak-ı ebyaz = Ak çöpleme. Harbak-ı esved = Kara çöpleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربه] süngü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa mızrakla silâhlı eski bir askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenk ile, muharebe ederek, silâh kuvvetiyle: Prusyalılar harben Paris’e girdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çakmaklı ve kapsüllü tüfek ve tabancayı ağızdan doldurup fişeği bastırmaya mahsus demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harbiyye). Muharebe ve cenge yahut askerliğe ait. Umûr-ı harbiyye = Savaş işleri. Mühimmât-ı harbiyye = Çeşitli cephane. Fünûn-ı harbiyye = Savaş ilimleri. Mekteb-i harbiye = Harbokulu, aslı: Mekteb-i fünûn-ı harbiyye, erkân-ı harbiyye. Erkân-ı harb = kurmay. Harbî yer = Savaşla alınıp ancak askerle idare olunabilir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. straight. trustworthy. honest. outspoken. true. genuine. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. correct. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden harbiye denilen harbokulu öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli silâhlarda harbinin konduğu yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış). 1. Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker. 2. (fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) liman; sığınacak yer, sığınak; (f.) barındırmak; misafir etmek; beslemek. harborage (i.) barınacak yer, sığınak, melce .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خربزه] kavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARÇ) (i. A.). 1. Sarf, bozma: Verdiğiniz parayı tamamiyle harcettim. O paranın hepsi hareoldu mu? 2. (Masdar mânâsında olmayarak): Sarfolunacak para, masraf, harçlık: Çok harç gidiyor. 3. Bir resmî iş için verilen resim: Mahkeme harcı, intikal harcı, İlâm harcı. 4. (Türkçe): Bir şeyin imaline yarayan madde, kereste: Ustaların harcı kalmadığından boş duruyorlar. Yemek harcı. 5. Duvar örmeye ve sıva vesaireye yarayan kireç ile kum veya horasan yahut çamurla saman vesaire karışımı: Duvar harcı, sıv8 harcı, harç yapmak. 6. Elbiseye süs için çeşitli şekillerde dikilen kaytan vesaire: Kadın elbiselerine harç koymak bu sene moda oldu. Avrupa’dan hazır harç gelir. Harcı olmak = Yapabilmek elinden gelebilmek: Bu iş oun harcı değildir. Bu yükü kaldırmak benim harcım değildir. O ata binmek senin harcın mı? (bk.) Harcırah. Harc-ı Alem, harc-ı Am = Herkese göre, elverişli, herkesin kullanabileceği, ipekli elbise harc-ı Alem değildir. Vekilharç = Bir büyük konakta masraf işlerine bakan adam. Harcı içinden çıkmak = Ayrıca masraf etmeye hâcet olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax. fees. mortar. plaster. daub. grout. tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortar. plaster. ingredients. raw materials. expenditure. customs duties. expenses masraf. fees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خرج] vergi. 2.masraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. spending. consumption. outlay. outgo. expenditure. payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outlay. spending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outlay. spending. expenses. disbursement. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consume. spend. expend. use up. lay out. waste. dally away. employ. exert. spin out. swallow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expend. lose. to spend. to expenditure. to expend. to lay sth out. to blow. to waste. to use. to use up. to sacrifice. to kill. to victimize. use up. to waste. to dispanse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend. to use to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being spent. being used up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Masraf etmek, masrafa girmek: Bizi güzel eğlendirdi ama kendisi çok harcandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spent / used up / ruined / expended / harmed / killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرچنگ] yengeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yengeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adi, ucuz. Harcı ekmek = Ekmeğin Adî ve ucuz çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I ALEM) (i. A. F.). Herkesin kullandığı, yaptığı, kullanabileceği yahut yapabileceği. O iş harcıâlem, bana göre değil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج عالم] herkese açık, herkese uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süslerle bezenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kireç ve kum karışımıyla yapılmış duvar. Karşılığı: Kuru duvar. 2. Kaytan vesaireden çiçeklerle süslü: Harçlı entari, fermene. 3. Masraflı, çok masrafla vücuda gelen: Harçlı yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing mortar or plaster. decorated. trimmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alelâde masraflara mahsus para: Harçlığım yok, harçlığı kalmadı. Cep Harçlığı = Ufak tefek şahsî masraflara mahsus para: Çocuklara cep harçlığı vermeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. spending money. allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money. pin money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) zorla, kuvvetle, hızla; sertlikle, güçlükle, müşkülâtla; sıkıca; katı, sert; çok, aşırı; yakın, yanı başında; (den.) alabanda; son hadde kadar. hard by pek yakın, yakında. be hard put to it zor durumda olmak, darlıkta olmak. die hard şiddetle karşı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hardel’den). 1. Meşhur yakıcı tohum. Hardal tanesi = Pek küçük şey mânâsına. 2. Döğülmüş hardal macunu ki, yemekte ete sürülür: Fransız, ingiliz hardalı. Hardal lapası, yakısı = Ağrıyan yere yapıştırılan lapa veya yakı, dövülmüş hardal ile sıvanmış kâğıt: Hardal yakısı koymak, gezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خردل] hardal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sinapis): Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. - Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. - Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi “potasium mironat” ve “sinigrin”dir. - Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. - Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. - Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardaliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (konuşma dilinde: hardaliye). Hardal ile terbiye edilmiş şıra ki, hardal kuvvetiyle, ekşitilmeksizin de dayanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş, bildiğini okuyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) lop, katı (yumurta); (k.dili) sert; kolay kanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD sabit, kararlı, sabit fikirli, colloq. çetin ceviz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek; kuvvetlendirmek; sertleşmek, katılaşmak, pekişmek; kuvvetlenmek; donmak (çimento). hardened (s.), ask. yeraltında ve bombalara karşı takviye edilmiş (üs, roket üssü).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sertleştiren kimse veya madde; sikatif; çelik tavcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çirkin, sert ifadeli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamahkâr, cimri, eli sıkı; yumruğu kuvvetli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıkı dövüşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD inşaat işçisi; aşırı tutucu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüret; arsızlık, küstahlık yiğitlik, cesaret;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, sıkı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), argo kendi menfaatini düşünen, çıkarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sert toprak, killi toprak: işlenmemiş sert toprak; sağlam temel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kabuklu; ABD (k,dili) sabit fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıntı, darlık, meşakkat; eza, cefa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) peksimet, galeta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (oto.) üstü çelik araba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) madeni eşya, hırdavat; nalbur dükkânı; silâh; kompütör aksamı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gürgen, meşe, karaağaç gibi) sert tahtalı ağaç; bu ağaçların keresteleri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çok çalışkan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahammüllü, mukavim, dayanıklı, kuvvetli; cesur, gözüpek, cüretkâr, yiğit; kendine güvenen, atılgan, küstah; kışa dayanıklı, soğuğa dayanıklı (özellikle bitkiler). hardily (z.) yiğitlikle, mertçe. hardiness (i.) dayanıklılık, mukavim oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örs keskisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. mermer demek’ olan hârâ’dan). 1. Kumaş, kâğıt ve demir vesaire üzerindeki dalgalı çizgiler. 2. Mermer gibi dalgalı kumaş veya kâğıt. 3. Böyle bir kumaştan imal edilmiş: Hâre entari, hâre gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To excite; to tease, harass, or worry; to harry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rodent of the genus Lepus, having long hind legs, a short tail, and a divided upper lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a timid animal, moves swiftly by leaps, and is remarkable for its fecundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small constellation situated south of and under the foot of Orion; Lepus. swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes run quickly, like a hare; 'He hared down the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moiré. watered. mottled. moiréd cloth. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes. flesh of any of various rabbits or hares eaten as food. run quickly, like a hare; 'He hared down the hill'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The English gentleman who popularized Choice Voting, which he called 'Personal Representation', in the second half of the 19th century His work captured the attention of John Stuart Mill, the most famous scholar on representative government, who unsuccess

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person who determines the trail to be run and then sets the marks to lead the pack to the On-In Trickery and deception are often employed to foil the pack in its quest for beer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The energy of, the love of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a number of animals which moved into the thicker wooded landscape after the last ice age. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاره] granit, sert taş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yabani tavşan, (zool.) Lepus europaeus hare and hounds yola ufak kağıt parçaları saçarak oynanan tavşan-tazı oyunu,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert taş, kaya. 2.Meneviş, menevişli kumaş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çançiçeği, yaban sümbülü, (bot.) Campanula rotundifolia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hareket, hareke). Harekeler, hareketler, (bk.) Hareket, hareke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرکات] hareketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). Arapça’da kısa sesli harflerin nasıl okunacağını göstermeye mahsus işaret ki, yazının üstünde veya altında yazılıp asıl Arapça’da fetha, kesre, zamme olarak üçtür ki, kısa a, i ve u seslerini gösterir. Harekesiz okunması lâzım gelen harfin üzerine de sükûn ve tezm denilen işareti konur ki, harekenin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Bir harfe hareke yazmak veya hareke ile okumak, Osm. tahrîk etmek: İlk harfini esre ile harekelendirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Hareke almak, hareke ile okunmak, Osm. tahrîk olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Arap harflerinde). Hareke ile okunan harf, Ar. müteharrik: Kelimenin ilk harfi harekeli olmak lâzım gelir. 2. Harekeleri yazılı bulunan (yazı): Arap harflerinde çocuklara okutulacak ilk yazılar harekeli olmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. movement. move. motion. starting. behavior. behaviour. act. bearing. conduct. demeanour. deportment. gesture. locomotion. play. setout. step. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. activity. behaviour. deed. departure. front. life. locomotion. motion. move. movement. play. start. stir. stroke. act. conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transaction. conduct. deed. departure. locomotion. move. movement. play. step. stir. activity. act. earthquake. tremor. leaving. performance. start. proceeding. procedure. exploit. set-out. take-off. running. drive. function. stroke. traffic. dispatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرکت] hareket. 2.davranış. hareketsizlik; hareket etmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Enerjisi veya gücü var gibi görünen resimlerin devinim hâlinde olduğu izlenimi veren yanları. Bu devinim gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. behave. conduct. depart. do. move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act. to behave. to move. bob. budge. depart. evolve. exercise. go. travel. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk. budge. lever. manhandle. waft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

USB cihazlarının birbirleri arasında doğrudan veri aktarımı yapmasını sağlayan USB 2.0 özelliğini tamamlayan harika bir sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Önceden programlanmış belli şekillerin çizilmesi ve menü adımlarının atlanmasıyla nav-u ekranının kontrolü

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting point. departure point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hareket Sensörü, odada olup olmadığınızı algılayabilen akıllı bir vücut ısısı ve hareket dedektörüdür. Odadan çıktığınızda, sensör TV sesini açık bırakarak “ekran kapalı” enerji tasarrufu modunu etkinleştirir. Odaya geri döndüğünüzde ekran hemen açılır. Hareket saptanmazsa, set 30 dakika sonra otomatik olarak bekleme moduna geçer.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enliven. relieve. to set in motion. to activate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jazz up. pep up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get into motion or action. to get into action/motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketi çok olan, canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving. mobile. active. live. animate. full of action. alive and kicking. bouncing. brisk. bustling. like a jack-in-the-box. rattling. restless. shifting. sliding. swinging. zippy. go-go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. agile. alive. brisk. busy. colourful. dashing. dynamic. floating. hectic. lively. restless. sappy. skittish. swinging. vibrant. moving. energetic. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. moving. vivacious. animated. breezy. brisk. busy. dapper. dramatic. eventful adj. fervent. go go. / adj. snappy. spry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Otomobil, motosiklet, uçak, gemi gibi hareket halindeki hava kirliliği oluşturucular.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kaydedicilerde, silme kafası, kaydetme/oynatma kafasından biraz uzakta yer aldığında video düzenlemesi mümkün değildir. Döner silme kafası, video kafası diski üzerinde bulunur ve kaseti tam kayıt konumunda siler. Hareketli silme kafaları Video8, Video Hi8 ve yüksek kaliteli VHS kaydedicilerde standarttır. Sonuçta bu özelliğe sahip kaydediciler, video düzenlemesi için idealdir ve mükemmel ekleme-kesme işlemleri yapabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. dynamism. activity. liveliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. vivacity. animation. briskness. buzz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareket etmeyen, cansız, durgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motionless. immobile. inactive. at rest. dormant. flat. inert. ponderous. put. quiescent. sleepy. stagnant. staring. stationary. still. stock-still. tepid. in repose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormant. grey. immobile. inactive. inert. motionless. quiescent. quiet. sleepy. still. torpid. static.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead. inactive. inert. motionless. stagnant. still. out of action. neutral. static. stockstill. breathless. dormant. immobile. placid. quiescent. quiet. sluggish. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaction. lull. quietus. rest. immobility. stillness. still. calm. inactivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility. inactivity. inaction. passivity. quietude. rest. stasis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hareketle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hâre gibi dalgalı olmak: Sudan kitabın sahifeleri hârelenmiş. Deniz hâreleniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marbled. opalescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Girilmesi herkese açık olmayan kutsal ve-saygı gösterilen yer. Harem-i Şerif = KAbe-i Şerîfe ve civarları. 2. İslâm evlerinin kadınlara mahsus dairesi: Hareme girdi. Haremdedir. Mukabili: Selâmlık. 3. Zevce, eş: Haremi kendisinden yaşlıdır. Harem ağası = Hareme girip çıkan hadım ağa. Harem-i hümâyûn = Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûn’un harem dairesi. Haremeyn, Haremeyn-i Şerîfeyn = KAbe-i Şerîfe ile Ravza-i Mutahhara ve bunların bulunduğu Mekke-i Mükerreme ile, Medîne-i Münevvere. Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn = Once Yavuz Sultan Selim tarafından alınan ve Osmanlı padişahlarının halîfe olduklarını gösteren unvan. Haremeyn pâyesi = Osmanlılar devrinde yüksek ilmî rütbelerden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hareem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem. women's apartments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apartments or portion of the house allotted to females in Mohammedan families.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The family of wives and concubines belonging to one man, in Mohammedan countries; a seraglio. living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of females associated with one male - used in reference to polygamous animals. ipet, institutions run by the pharaoh's first wife for the benefit of the pharaoh's wives and female relatives, not to be confounded with the muslim harem of later time

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quarters for Muslim women in a palace;. the mating and association of several adult females with one male. a women's compound associated with the royal palace and some temples, including quarters for queens and other women of distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرم] harem, herkesin giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harem, harem dairesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2.Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3.İç avlu. 4.Hicaz’da ihrama girilen yerden Ka’be’ye dek uzanan bölüm. 5.Mekke-Medine’nin ismi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eunuch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fiA. tes.) (m. harem). İki harem: Mekke ile Medîne. (bk.) Harem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the role and condition of a wife. the part of a house reserved for women and girls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرم سرای] harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurûf, hurûfât). 1. Bir alfabede bulunan ve okuyup yazmayı sağlayan işaretlerin beheri: Hurûf-ı Arabiyye, Latin harfleri. Hurûf-ı savtıyye = Sesli harfler. Hurûf-ı sâmite = Sesssiz harfler. Hurûf-ı mûceme = Arab alfabesinde noktalı harfler. Hurûf-ı mühmele = Noktasız harfler. 2. Yazı dizip kitap basmaya mahsus kurşundan dökme harf şekilleri (bu mânâ ile ekseriya «cem’ül-cem’» çokluğun çokluğu olan «hurûfât» kullanılır): Hurûfât basması = Böyle harflerle yapılan baskı. Taş basması mukabili. 3. (gramer) Kelimenin tasrif olunmaz ve kendi kendine kullanılmaz kısımları ki, ekseri birer harften ibaret olmaları münasebetiyle böyle adlandırılmıştır: Harf-i cer, harf-i ilsak, harf-i rabt, harf-l şart vesaire ki, hepsine «edat» diyoruz. 4. mec. Söz, kelâm, yazılı şey: Câml-i hurûf = Muharrir, yazar, müellif. 5. Remiz, suret, senbol, ima yoluyle dokunan söz: Harf atmak. Harf-be-harf = Harfi harfine, kelimesi kelimesine, harfiyyen, aynen, aslından ayrılmaksızın: Filân kitabı harf-be-harf, harfi harfine tercüme etti. Söylediğinizi harf-beharf, harfi harfine kendisine tebliğ ettim. Harf-i vâhid (menfî cümlelerde) = Hiçbir harf, hiçbir söz: Kendiliğimden harf-ı vâhid söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla. letter. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. letter of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرف] harf. 2.söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A., harf, Fars. endâhten = atmak). Söz atan, ima ile dokunaklı söz söyleyen, takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harf, Fars. girifte” = tutmak). Her işte ayıp arayan, Fars. ayb-cû, muârız, itirazcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz atma, ima ile söylenilen dokunaklı söz, takılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow by blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literally. verbatim. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARFİYYEN) (i.). Harfi harfine; hiçbir değişiklik yapmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük çadır, otağ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگاه] otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگوش] tavşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (c. harâhir). Hırıltı, hırıldama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir köpek balığı çeşidi (lamna cornubica).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواری] düşkünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hereb» den if.) (mü. hâribe). Kaçan, firâr eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هارب] kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâib). Bir kimsenin geçineceği şey, rızık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİÇ) (i. A. «hurûc»dan if.) (mü. hârice). Dış, dışarı, bir şeyin dışarısında bulunan, Fars. bîrûn, dahil mukabili: Hesaptan hariç. 1. Bir şeyin dış tarafı, dışarısı, dış tarafı, harici: Bu evin hârici, dahilinden güzeldir. 2. Ecnebi memleket: Eskiden şeker hariçten gelirdi, (matematik) HAric-i kısmet = Bölme işleminin neticesi, bölüm. Meselâ 20 sayısını 5’e bölünce bulduğumuz 4 rakamı hâric-i kısmettir. Hâric-ez-memleket = Devletler hukukunda aslında bir memlekette iken, hükmen başka memlekette sayılmak: Elçiler hâric-ez-memleket imtiyazını haizdirler. Hâric-an-il-merkez = Merkezden dışarıya yatkın kuvvet, Fransızca excentrique. Eklenen harflerle mekân zarfı mânâsını ifade eder: Hariçte, harice, hariçten: Dışarıda, dışarıya, dışarıdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short. but. save. excluding. excepting. except for. but the. barring. not including. save. bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. barring. except. excepted. excluding. exterior. save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outside. exterior. outer surface. foreign place. except for. with the exception of. barring. except. excepting. excluding. not included. than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارج] dış, dışarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dışardan, dış tarafında, dıştan: Evi haricen ve dahilen boyatmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجا] dıştan, dışarıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dıştan, dışla alâkalı. 2. Yabancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extrinsic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterior. external. out. outer. outside. foreign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign. external. exterior. exotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجی] dış ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases. foreign affairs dışişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خارجيه] dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A.) (umûr-ı hâriciyye’den kısaltılmış). Yabancı devletlerle bilhassa siyasî münasebetleri düzenleyen bakanlık: Hâriciye nezâreti, bakanlığı, hariciye nâzırı, vekili, bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Dışişleri bakanlığına bağlı memur. 2. Dış hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a diplomat. the diplomatic profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) etli yahni; yeşil fasulye. haricot bean kuru fasulye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرید] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâid). 1. Bâkir kız. 2. Delinmemiş inci, Fars. dürr-i nâsüfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HERİF) (i. A. hırfet’ten smüş.). 1. Sanat arkadaşı, aynı meslekte olan, Fr. collfegue. 2. içki ve eğlence arkadaşı. 3. (Türkçe söylenişi: herif) Adî ve bayağı adam, aşağı, basit insan: A herif. 4. Adam, şahıs, öteki: Herif size açıktan söylüyor, siz anlamıyorsunuz. Herif size haber verdi, ne kabahati var? (bk.) Herif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güz mevsimi, Fars. hazin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریف] rakip. 2.meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esnafça eğlenceye giden, esnaf gibi her biri masrafının hissesini vererek (Arifâne denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hârika). Yırtan, yaran, ortadan ayıran, Osm. şakkeden. Yalnız şu tâbirde geçer: Hârık-ı Ade = Adetî, tabiîyi, alışılmışı yırtan. Mucize ve keramet sahibi olan, hârikulâde. (bk.) HArikulâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Bir yerin ve yapının tutuşup yanması, yangın: Hartk vuku buldu. Harîkı itfâ etmek = Yangını söndürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hark’dan if). (mü. hârika). Yakan, yakıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریق] yangın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ateş, nâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havârik). 1. Hârikulâde şey. Eşyanın tabiati dışında ve tabiatin üstünde olan garip şey: Bir hârika oldu. 2. Hârika sayılacak derecede üstün şahıs, dehâ: Ibni Sİnâ bir hârika idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonderful. marvellous. marvelous. fabulous. gorgeous. fantastic. fantastical. yummy. beautiful. bully. cool. corking. divine. far-out. in the groove. groovy. immense. jolly good. keen. no mean. old. phenomenal. prodigious. ripping. scrumptious. splen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautiful. brilliant. dreamy. exquisite. fabulous. fantastic. gorgeous. great. heavenly. incredible. lovely. marvellous. prodigious. rare. sensational. smashing. superb. terrific. tremendous. wonder. wonderful. miracle. marvelous. extraordinary. great!. w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miracle. wonder. marvelous. extraordinary. brilliant. fabulous. fantastic. far out. first rate. glorious. gorgeous. heavenly. marvel. prodigious. prodigy. rip roaring. top- notch. wonderful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارقه] harika.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eşi görülmemiş, şaşılacak, (bk.) HArik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. stupendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارق العاده] olağanüstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bol bol ve serbest akan su vesaireyi ve buna benzeterek bir şeyin bollukla akışını tasvir ve taklit eder ve ekseriya art arda kullanılır: Bahçede sular harıt harıl akıyor. Harıl harıl söylemek = Büyük bir serbestlikle ve devamlı, ara vermeden lâkırdı etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harlarken çıkan ses (bk.) Harlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the roar of a burning fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Herkesin girmesi yasak olan kutsal yer: Harîm-i hâs = Eskiden bir büyük adamın hususî dairesi. 2. Harem, harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریم] kutsal. 2.harem. 3.avlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Biri için kutsal olan şeyl(Erkek İsmi) 2.Harem dairesi, harem. 3.Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan y(Erkek İsmi) 4.Bir evin civarı. 5.Avlu. 6.Ortak, şerik. 7.Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [حریم عصمت] kutsal saha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça harun’dan galat). Gemden anlamaz ve doğru gitmez huysuz at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (arın’dan galat ki, o da arık ve argın gibi, armak Türkçe fiilinden gelir). Yorgun, zayıf, bitkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yorulup pek bitkin düşmek. 2. (at) Huysuzlanıp doğru gitmemek ve gemden anlamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İpek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریر] ipek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harîriyye). 1. İpekten dokunmuş: Akmişe-i harîriyye = ipek kumaşlar. 2. İpek gibi yumuşak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریری] ipekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİS) (i. A.). Tamahkâr, pek fazla arzu ve hırs ile isteyen: Mala haris bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avaricious. ambitiously. greedy. acquisitive. ambitious açgözlü. hırslı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greedy. acquisitive. overly desirous. ambitious. avid. grasping. rapacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارث] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارس] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریص] hırslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhafız, bekçi, gözcü. 2.Koruyan, koruyucu. 3.Son derece hırslı olan. 4.Yemen’de bir Arap kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Harîscesine, hırslı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Haris).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارستان] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİTA) (i. A. Yunanca’ dan). 1. Bir bölgeyi, ülkeyi, devleti, kıtayı, dünyayı veya dünyanın herhangi bir parçasını belirli projeksiyon usulleriyle belirli nisbetlerde küçülterek gösteren resim veya şekil: Harîta-i berriyye, harîta-i bahriyye = Kara haritası, deniz haritası. Harîta-i mücesseme = Kabartma harita. Harîta-tüs-semâ = Yıldızları gösterir harita. 2. Meşinden kese ve torba, dağarcık, mec. Bu, haritada yoktu = Umulmuyor, beklenmiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart. reduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خریطه] harita.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapan veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapma işi, kartografi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography. surveying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİYY) (i. A.). Lâyık, de ğer, sezâ, müstahak (itaf. olan ahrâ daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Amuderya’nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy’a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka (halk dilinde: Hırızma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yarma, yırtma. 2. Ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakma (ihrak daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ünlem dinlemek, işitmek; ünlem Dinle! Dur! Sus! hark back sadede gelmek; geri çağırmak (tazı) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kalça kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. harkafiyye). Kalça kemiğine alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eski dinlemek, dikkatini vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keten ipliği, lif .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harlaşmak, harıltı, (bk.) Hırlamak vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) soytarı, palyaço; (s.) alacalı, çok renkli; dış köşeleri yukarı kıvrık (gözlük). harlequinade' (i.) pandomima, palyaço oyunu; soytarılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harıl harıl yanan: Harlı ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furiously burning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişe, orospu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişelik, orospuluk .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarar, hasar; şer, kötülük; felaket; (f.) zarar vermek, kötülük etmek. out of harm's way emniyette, emin yerde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üzerlik, (bot.) Peganum harmala .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fars. «harmen» den). 1. Hububatın sapından ayrılması için yapılan iş: Bu yağmur harmana engel oluyor. Harman vakti geçiyor. 2. Bu iş için, yani dövülme için hazırlanmış ekin demetlerinin hepsi. 3. Ekinlerin dövülmesi için hazırlanmış daire şeklindeki meydan: Harman çiftliğin ortasında olmalıdır. Harmanda oturuyordu. 4. Ekinlerin harmanda dövülmesi mevsimi: Harmanda ödemek üzere borç aldı. S. Herblrinden birer tane alınıp bir takım yapılmak üzere, ayrı ayrı sıralanmış kitap formaları veya tütün yaprakları vesaire: Kitabı harman etmek. Harman arabası = Harman makinesi. Harman dövmek = Tanelerini ayırmak üzere ekini harmanda dövmek. Harman savurmak — Tanelere karışık olan ince samanı ayırmak için kürekle havaya atıp rüzgârlandırmak. Harman sonu = Toz, toprakla karışık hububat. Harman kilesi = Büyük ölçek. Harman yeri = Harman dövmeye mahsus daire şeklindeki meydan. Tuğla harmanı = Tuğla yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. trashing. harvest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. threshing floor. grain for threshing. harvest. harvest time. admixture. heap of grain for threshing. operation of threshing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. threshing. threshing floor. stack of grain ready for threshing. harvest time. blending. blend. gathering. collating. mixture. mix. winnowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2.Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the end of the threshing season. residue of grain mixed with stones and soil. gleanings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher floor. stackyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hububatı harmanda dövüp savurmakla uğraşan adam. 2: Tütün yapraklarını harman eden işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher. blender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshing. blending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün vücudu saran, kolsuz bir çeşit pelerin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her birinden birer tane alıp takım yapmak üzere bir şeyin parçalarını takım takım eylemek. Harman etmek = Kitabın formalarını, tütün yapraklarını harmanlamak. 2. (hayvan) Bir daire üzerinde dönüp durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blend. collate. to go in circles. to turn in a wide circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. to blend. to collate. to gather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blended. to be collated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمن] harman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمنگاه] harman yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararlı, fena, ziyan verici. harmfully (z.) zarar verecek şekilde. harm fulness (i.) zararlılık, ziyankarlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararsız. harmlessly (z.) zararsız bir şekilde. harmlessness (i.) zararsızlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Armoni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony armoni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. levelness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uyumlu, ahenkli; harmonik, harmoniye ait; kulağa hoş gelen; (mat.) müzik ahengine benzer oranlara ait; (i.) (müz.) harmonik ses, esas sese katılan ikinci diziden ses. harmonical (s.) harmoniyle ilgili; uyumlu, ahenkli. harmonically (z.) uyu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armonika, ağız mızıkası; irili ufaklı cam bardaklar veya madeni parçalardan meydana gelen bir çeşit çalgı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (müz.), uyum bilgisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahenkli uyumlu, birbirine uygun; tatlı sesli, hoş sesli; düzenli, muntazam. harmoniously (z.) ahenkli olarak, uyumlu olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) kompozitör; uyum kurallarını bilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) harmonyum, küçük org .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) uyum sağlamak, ahenk temin etmek, düzen vermek; (müz.), harmonisini yapmak; uygun gelmek, uymak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahenk, uyum; (müz.), harmoni, seslerin uyması; uygunluk; ahenk ilmi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Piyanoya benzeyen ve körüğü ayakla işletilen küçük org. (bk.) Armonyum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمهره] katır boncuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) koşum takımı; pilot bağı; (f.) beygirin takımını vurmak, hayvanı koşmak; çalışacak duruma getirmek. harness maker saraç. in harness iş başında .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرنوب] keçi boynuzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. botanik). Keçiboynuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust bean keçiboynuzu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARB) (i. A.) (c. hurûb). Kavga, cenk, muharebe: Harbetmek, harbe gitmek, harb zamanı. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Harb fennini iyi bilip muharebenin tertibini yapan ve mevkileri tayin eden tâbiye mütehassısı subay, kurmay: Erkân-ı harb zabiti, erkân-ı harb reisi. Ilân-ı harb = Bir devletin diğer bir devlete, savaşa girmeye karar verdiğini resmen tebliğ etmesi. Bilâ-harb = Muharebe etmeksizin: Filân memlekete bilâ-harb girdiler. Dâr-ül-harb = Muharebenin geçtiği yer. İslâm hukukunda, İslâm ülkesi olmayan topraklar. Divân-ı harb = Askerî mahkeme. Dîvân-ı harb-i örfî s Örfî idare zamanında, askerlerden başka sivillere de hükmü geçen fevkalâde askerî mahkeme. Saff-ı harb = Muharebe sırasında askerin teşkil ettiği sıra. Fenn-i harb = (eskimiştir) Askerlik ve harple ilgili düzenli bilgiler. Meydân-ı harb = Savaşılan yer, muharebenin olduğu yer: Bir askerin cesareti meydân-ı harbde anlaşılır. Yâver-i harb = Muharebe zamanında veya barışta, kumandanın maiyetinde, emirlerini tebliğe hazır bulunan subay ki, kordon takar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war. battle. fight. combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical instrument consisting of a triangular frame furnished with strings and sometimes with pedals, held upright, and played with the fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constellation; Lyra, or the Lyre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A grain sieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on the harp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dwell on or recur to a subject tediously or monotonously in speaking or in writing; to refer to something repeatedly or continually; usually with on or upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on, as a harp; to play on the harp; to develop or give expression to by skill and art; to sound forth as from a harp; to hit upon. a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings stretched between the neck and the soundbox are plucked with the fingers. a pair of curved vertical supports for a lampshade. a small rect

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, plucked stringed instrument that predates the piano The strings are plucked mechanically, distinguishing it from the piano in which they are struck with hammers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal frame that holds the shade over the base of the lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large upright roughly triangular musical instrument consisting of a frame housing a graduated series of vertical strings, played by plucking with the fingers. a shortening of 'French harp,' or harmonica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp's strings are plucked, and its pitches are changed by means of pedals Its ethereal tone is easily recognizable The harp frequently plays broken chords called arpeggios.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is an ancient instrument It is a chordophone, usually triangular in shape having anywhere from 1 to 47 strings The strings are knotted perpendicular to the soundboard It is played by strumming or plucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Historic and Archeological Resources Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for 'hot rolled annealed and pickled '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the string instrument family, the sub-category of unbowed strings It has the following stages of sound production: energy source: muscle vibrating element: the strings resonating chamber: the instrument's body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is the emblem of Ireland Its origin as the badge of Erin is obscure, but probably alludes to the instrument of Brian Boroimhe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) harp çalmak; harp çalarak ifade etmek. harp on üzerinde durmak, ısrarla yazmak veya söylemek. harper, harpist (i.) harpçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.), harp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. staff college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disabled ex-serviceman. disabled veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. war college. war academy. cadet school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arpağ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) büyük balıkları avlamakta kullanılan zıpkın; (f.) zıpkınlamak, zıpkınla öIdürmek. harpooner (i.) zıpkıncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) klavsen gibi eski tip piyano, harpsikord .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mitolojide yüzü ve vücudu kadına, kanatları ile ayakları kuşa benzer canavarlardan biri. harpy (i.) yırtıcı ve gaddar kimse. harpy (i.), harpy eagle Amerika'da bulunan bir cins kartal, (zool.) Thrasaetus harpyia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حار] kızgın, yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vaktiyle düşman gerilerini veya ülkesini ateşe vermeye ve yangın çıkarmaya mahsus gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâset» ten imüb.). Toprağı işleyip ekin ekmekle meşgul adam, ekinci, çiftçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hart» tan müb.). Çıkrıkçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراط] doğramacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) huysuz kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağmacı kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) tavşan tazısı; şahin familyasından bir kuş. marsh harrier kırmızı doğan, üsküflü doğan, (zool.) Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tapan, kesek kırma makinası; (f.) tırmık çekmek, kesek kırmak; hırpalamak, eziyet etmek; sinirlendirmek. harrowing (s.) üzücü, asap bozucu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Fasulye ve bakla şeklinde olan maruf siyah meyve. Keçiboynuzu. Harrub ağacı -Bu meyveyi veren ağaç ki, mutedil iklimlerin en sıcaklarında yetişir. Harrub şerbeti = Bu meyvenin kurusu kaynatılmakla yapılan şerbet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soymak, yağma etmek; rahat vermemek, taciz etmek, bizar etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çift sürme, tarla işleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرث] kültür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i harşefiyye = Enginar çeşidinden dikenli bitkiler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, acı; kaba, haşin, ters, huysuz, insafsız. harshly (z.) sertçe, huysuzca, kaba bir şekilde. harshness (i.) kabalık, haşinlik, terslik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرثی] kültürel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. haslet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kaba ve sert sesi ifade eder: Hart hart kaşınıyor. Hart diye ısırdı Hart hurt = Fazlaca ısırarak ve ses çıkararak yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stag; the male of the red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under Buck. male red deer United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers United States playwright who collaborated with George S.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States playwright who collaborated with George S Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers. male red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Addressable Remote Transducer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanscom Area Resource Team Airport-related businesses and airport users groups. HART stands for Highway Addressable Remote Transducer. hard einen Harten haben have a hard-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hart, like the stag, is an old bearing, though not of the earliest John Trie, son and heir of Alicia de Hertley, bore 'a hart's head caboched '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard , bitter , callous , firm , hard , harsh , punishing , rigorous , rigorously , rough , stern , toughly , unkind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) erkek karaca .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sipahilerin yeniçeri keçesine eşit olarak giydikleri toparlak keçe külâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya mahsus iri bir antilop .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «katlab» dan galat). Kocayemişi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyik boynuzu; eski, ecza. amonyum karbonatı, nişadırkaymağı . salts of hartshorn eski nışadır. spirits of hartshorn eski amonyak gazı, nışadırruhu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyikdili, (bot.) Phyllitis scolopendrium .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: cartouche’dan). Top fişeği. Hartuç çantası = Hartuç koymaya mahsus top arabasının arkasındaki sandık, (bk.) Kartuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) deli, patavatsız; (i.) delidolu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru gitmez, gemden anlamaz, huysuz (at). 2. mec. Muannid, inatçı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir’avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz.Musa’dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın huysuzluğu, gemden anlamayıp doğru gitmemesi. 2. Muannidlik, inatçılık, serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harnup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Kalori veren, verici, Fransızca: calorique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma ve Etrüsk'te kesilen kurbanın bağırsaklarına bakarak ilâhların arzularını oku- yan kâhin. haruspicy (i.) bu şekilde falcılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mârût denilen meleğin arkadaşı. 2. mec. Çok ustaca sihir, büyü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil’de bir kuyuya hapsedil- mişlerdir. 2.Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروار] eşek yükü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hasat; hasat mevsimi, ekinleri biçme zamanı; ürün, mahsul, rekolte; semere, sonuç, netice; (f.) biçmek, hasat etmek, mahsul devşirmek. harvest home harman sonu; harman sonunda verilen ziyafet. har vest moon sonbahar başındaki dolunay. har

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, hasatçı; biçer döğer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Harizm).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Harzemli. 2. Harzem’e ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvanların (özellikle domuzun) yürek ve ciğer gibi yenilen iç uzuvları, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I HAREKET) (i. A. F.). Davranış, tutulan yol, tutulacak yol, tutum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air map. weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç kordelesi, bant .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). banotu, (bot). Wyoscyamus niger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkunç, korku verici. 2. Pek utangaç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korkunç, korku veren. 2.Çok utangaç.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Yeni, gelişmiş kızılötesi (IR) uzaktan kumanda teknolojisi Komutlar, ana birime mevcut IR sistemlerinden 10 kat daha yüksek hızlarda aktarılmaktadır. İletim uzunluğu genişletilmiş ve yansıyan sinyallerin hatasız alınması sağlanmıştır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيابان] cadde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthirsty. sanguinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blutgierig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونخوار] kan içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. koca, zevç; f. idare etmek; idareli kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiftçilik, ziraat; idarecilik; ekonomik bir şekilde ev idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu teknoloji, TV’nin, kablo TV yayınlarında bulunan daha geniş aralıktaki belirli kanalları almasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Deniz yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr» den masdar). 1. Belli etme, Aşikâr söyleme, açıklama. 2. Yüksek sesle okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahriden). Fahirlendirme, şereflendirme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Onurlandırma, üstün etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İFTİHAR) (I. A. «fahr» dan masdar). 1. Övünme, şan ve şeref sayma, koltuk kabartma, fahretme: Türkler tarihleriyle iftihar ederler. 2. İftihara sebep olacak zât, Osm. medâr-ı iftihar: Iftihârül-ulemâ, iftihâr-ül-emâsil-vel-akrân

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling proud. pride. pride and joy. source of pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتخار] övünme, kıvanma, kıvanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Şeref, şan. 2.Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, gurur duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, kıvanç duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ikebana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Japon usulü çiçek düzenleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Mart, nisan, mayıs aylarını içine alan mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. vernal. spring. springtime. springtide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring bahar. ilkyaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. springtime. spring time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yılın ilk mevsimi, bahar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyumlu olmayan, uyumsuz, ahenksiz; müzik yöntemine aykırı, kötü sesli. inharmoniously z. uyumsuz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soru işareti ile ünlem işaretinden icat edilmiş karışık bir işaret .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasaba veya şehirler arasında bulunan, şehirleri birbirine bağlayan (demiryolu, telefon).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi kendini öldürme: Üzüntüden intihar etmek derecesine gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. suicide. selfdestruction. autocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. self-destruction. self-murder. self-slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحار] kendini öldürme, canına kıyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kendini öldürmek, canına kıymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nezaketsiz, terbiyesiz kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, basit metin girişi ve düzenlemesi için 600 karaktere kadar sık kullanılan sözcüklerin kaydedilmesine izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). 1. Dayanma, güvenme, arka verme. 2. Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. sbandito). Haydut, yol kesici, şek! adam, pek iri vücutlu ve korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan masdar). 1. Gösterme, meydana çıkarma, Aşikâr etme: Ancak savaşta herkes cesaretini izhâr edebilir. 2. Yalandan gösteriş, kendini satma: Izhâr-ı mâlOmat. bk. İzhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. display. showing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اظهار] gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gösterme, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göstermek, belli etmek, açığa vurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana çıkarma, gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulating tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reefer jacket. donkey jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hut. duffle-coat. topper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (halk dilinde: kapan). Büyük terazi, bk. Kapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» den imüb.). Fazlasıyle hakreden, yerlere, batıran, mahveden, kahredici kudret sahibi. Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Allah’ın 99 adından biridir. Allah seni «Kahhâr» ismiyle kahretsin: Mâruf bedduâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قهار] kahredici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2.Allah’ın isimlerinden. - İsim olarak kullanılmaz. - (bkz.Abdülkahhar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Kahharcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pezevenk. 2. Namussuz, yalancı, şaklaban, şarlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenklik, kurumsaklık. 2. Namussuzluk, yalancılık, şaklabanlık, şarlatanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kılların dibinde başlayıp süratle büyüyen bir iltihaptır. Özellikle sırt, ense ve yüzde meydana gelir. Nedeni stafilokok cinsi mikroptur. Tıp dilinde füronkül denir. Kan çıbanı küçük kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe ağrısı ve gerginliği artar. En sonunda baş verir. Bir süre sonra da orta kısmı yumuşar, sarılaşır ve içindeki cerahat boşalır. Kabuk döküldükten sonra da yerinde ufak bir iz kalır. Kan çıbanlarını, kesinlikle sıkmamak ve hatta dokunmamak gerekir. Çabuk olgunlaşması ve cerahatin boşalması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytin.

Hazırlanışı : 10 tane siyah zeytin allınır. Çekirdekleri çıkarıldıktan sonra ezilip çıbanın üzerine konur. Bu işlem çıban boşalıncaya kadar devam eder.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). İptidai bir saban çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kervan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاربان] kervan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden, etli çiçekleri sebze olarak yenen bir bitki (brassica deracea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırırken veya kaba kaba kaşınırken işitilen sesi tasvir ve taklit eder: Eline bir elma almış kart kart ısırıp duruyordu. Kart kart kaşınmak ne kadar ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırmayı taklit ve tasvir eder: Elindeki elmayı kartadak ısırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel ve iyi kaleme alınmış, Osm. münşîyâne: Kâtibâne ifade, bir tarz-ı kâtibânede. Eski yazı usûlüne uygun: Kâtibâne yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemici, gemi kaptanı, Ar. mellâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتيبان] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir yeri yöneten kadın kahya. 2.Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hartum, Sudan'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Özellikle sırt, ense veya yüzde meydana gelip, kıl diplerinin iltihaplanmasıyla beliren bir çeşit çıbandır. Küçük, kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe, ağrı artar, fakat çoğu zaman baş verme görülmez. Kör çıbanları kesinlikle sıkmamak ve kurcalamamak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Keten tohumu, vazelin.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı vazeline, 3 çorba kaşığı dövülmüş keten tohumu konur. İyice karıştırıldıktan sonra çıbanın üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowercase. small letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KURBAN) (i. A.) (c. karâbîn). 1. Tanrı yolunda kesilen ve Allah’a yaklaşma vesilesi sayılan, koyun ve başka eti yenen hayvan: Kurban kesmek. 2. mec. Bir uğura feda olma: Kurbanın olayım, size kurban olsun. Kurban bayramı = En büyük Müslüman dinî bayramı, Ar. lyd-i adhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. sacrifice. offering. victim. sufferer. fall guy. fatality. holocaust. martyr. oblation. patsy. peace offering. prey. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering. sacrifice. victim. sacrificial animal. muslim festival of sacrificies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificial animal. victim of an accident or disaster. offering. victim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2.Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3.Bir gaye uğruna feda olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Feast of the Sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. victimize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice to. immolate. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurban olmak üzere kesilmeye lâyık veya mahsus: Kurbanlık koyunlar, mec. Kurbanlık koyun = Yumuşak huylu ve sessiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. to be sacrificed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial animal. sacrificial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little suspecting the disaster that awaits him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Seslerin teksesll olarak yürümesi. Ahengî hareketin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاشه خوار] leş yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lübnan Cumhuriyeti; Lübnan dağları. Lebanese i., s. Lübnanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atalet, uyuşukluk; tıb. letarji lethar'gic(al) s. uyuşuk. lethar'gically z. uyuşuk şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل و نهار] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğal kurşun oksidi, mürdesenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baştan çıkartan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). Kendisiyle övünülen, iftihar olunan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihrace, Hint hükümdarlarına mahsus ünvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihracenin karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. skill. art. dexterity. diplomacy. finesse. hand. handiness. ingenuity. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهارت] beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilful. proficient. dexterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. proficient. intelligent. perfection to. politic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalığı olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik,elden gelmeyiş: Bu işte maharetsizliğini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسخره] soytarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zuhûr» dan im.) (c. mezâhir). 1. Bir şeyin göründüğü yer veya şahıs, tecellî yeri: Tanrı’nın lutuflarının mazherı. 2. Kavuşma, elde etme, şereflenme: Mazhar-ı iltifat, mazhar-ı teveccüh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Tekkelerde kullanılan zilsiz def.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظهر] ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin göründüğü çıktığı y(Erkek İsmi) 2.Nail olma, şereflenme. 3.Bazı tekkelerde oturarak uyurken dayanılan kısa değerde. 4.Bir çeşit tef.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılaşmak, nail olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mazhar çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şereflenme, elde etme: Bu saadete mazhariyet büyük bir şeydir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi yoktur). 1. Yapılar. S. Temel, esas, kaideler: Mebânî-l hendese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبانی] temeller. 2.yapılar, binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Övünme sebebi. Mefhar-ı KAinât = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفخر] övünç kaynağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan masdar) (c. mefâhir). Övünme, iftihar etme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İftihar duyma, övünme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهار] yular, dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahreç). Mahreçler, çıkışlar, (bk.) Mahreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mehre’den çıkan hızlı hecin develeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Memenin üzerinde, şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateşle kendini belli eden içi irin dolu bir çıban görülür. Tedavinin ilk şartı temizlik kurallarına kesinlikle uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kara lahana, kafuru, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Bir kaba 1 tane kara lahana yaprağı, 25 gram parçalanmış kafuru ve 2 çorba kaşığı zeytinyağı konur. Hafif ateşte ısıtılır. Sonra kabın içindeki karışım yine kabın içindeki lahana yaprağının üzerine doldurulup, memenin üzerine konur. Temiz bir tülbentle sarılır. Bu işlem 3 saat arayla tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (merdüm = insan, horden = yemek). İnsan yiyici, insan eti yiyen, yamyam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردم خوار] insan yiyen, yamyam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Merteban’da yapılan bir cins çanak çömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudut muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مرزبان] sınır muhafızı. 2.sınır beyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مست خراب] körkütük sarhoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

körkütük sarhoş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخوار] içkici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهربان] sevgi dolu, şefkatli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Muhabbetli, şefkatli, dost, seven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhabbet, sevgi, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. menâhir). Burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميراث خوار] mirasyedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten la), (bk.) Matara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطهره] matara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafir kabûl eden adam, konak sahibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarlatanlıkla sahte ilâç satan kimse; şarlatan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır», «te’hîr» den imef.) (mü. muahhare). Geride bulunan, sonra olan, sonraya kalmış ve geriye kalmış, zıddı: mukaddem, sonraki: O savaş XVI. asırdan daha muahhardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤخر] sonraki, daha sonraki, geç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sonradan, sonra: Gidip muahharen yine geldi. 2. Yakın vakitte, önceden: Kendisini muahharen gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahire» den imef.) (mü. müddahare). Biriktirilmiş, toplanmış: Onun müddahar erzakı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Kendi iyiliklerini sayarak akranına üstün çıkmaya çalışma, başkalarına karşı övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muflharet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربات] harpler, muharebeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. war. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. engagement. fighting. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربه] harbetme, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâset» ten). Muhafaza, koruma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محارب] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harf» den imef.) (mü. muharrefe). Tahrif olunmuş, gerçek mânâsı dışında bir mânâ verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2.Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10.gününde aşure pişirilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şer’an haram ve yasak olan şeyler: Muharremâttan kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرمات] dinî yasaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Eskiden yılbaşı olan muharrem ayının ilk günü yapılan tebrik töreni ve bu vesileyle verilen bahşiş veya hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrere). Yazılmış, yazılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muharrere bu mânâ ile kullanılmamıştır). Yazılmış şeyler, Ar. mekâtîb, evrak: Çekmecenin içinde birtakım muharrerât buldum; muharrerât-ı resmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâb» dan if.) (mü. muharribe). Tahrip eden, yıkıp virân eden, mahv ve perişan eden, yıkıcı: Muharrib-i bilâd = Ülkeler yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرب] tahrip edici, yıkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. muharrike). 1. Oynatan, harekete getiren, çeviren: Bu makinenin muharriki nedir? 2. Tahrik ve teşvik eden, kışkırtan kandıran: Bu işin bir muharriki vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرق] yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrire). 1. Yazan, Osm. kâtip, müstensih. 2. Kaleme alan, yazı ile ifade eden, Osm. münşî. Pek mâhir bir muharrir; muharrire bir kız. (i. A. c.) Muharrirîn. 3. Gazeteci, yazar, fıkra yazarı: O gazetenin iyi muharrirleri vardır. Başmuharrir = Gazetenin başmakalelerini yazan kimse (eskiden neşriyat ve yazı işleri müdürü yerini de tutardı). 2. Yazar, müellif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer. author. authoress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» dan if.) (mü. muharrisa). Hırslandıran, hırs ve tamaı arttıran, kışkırtan, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrişe), (tıp) Tahriş eden, azdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Dostça, dostluğa yakışır şekilde: Ben, size muhibbâne söylüyorum. 2. Bir tarikat muhibblne yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haref» ten if.) (mü. münharife). 1. inhirâf eden, sapan, bir tarafa meyledip doğru gitmeyen, sapa, çarpık. 2. Değişmiş. 3. Sıhhatte olmayan. Münharifüi-mizâc = Keyifsiz. 4. (matematik) İki kenarı eşit ve diğer ikisi eşit olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla, mutaassıpcasına: Mutaassıbâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten imef.) (mü. mutahhara). 1. Temizlenmiş, temiz olan: Namaz kılacak adamın üstü başı mutahhar olmalıdır. 2. Mübarek, mukaddes, kutsal. Ravza-i Mutahhara = Peygamberimizin Medîne’deki türbesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Takdir edilmiş, temizlenmiş, temiz. Temiz mübarek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taaccüp ederek, şaşakalarak, hayretle: Müteaccibâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Zorla, galip gelerek, zorbalıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. mütehâribe) (tes. mütehâribeyn). Savaşan tarafların her biri: Düvel-i mütehâribe, tarafeyn-i mütehâribeyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. müteharrike). 1. Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden: Buharla müteharrik makine. 2. Harekesi olan, harekeli (harf). Gayr-ı müteharrik = Hareketsiz, sabit, müteharrik olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powered by. driven by. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحری] araştırıcı, araştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحرک] hareket eden, kıpırdayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Lâyık olmayan, yakışıksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-MİHRBAN) (i. A ). Muhabbetsiz, şefkatsiz, vefâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA’L-BEND) (i. F„ Ar. na’l, Fars. besten = bağlamak, takmak). Nal takan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacksmith. horseshoer. farrier. black iron work. ironsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nal takma işi ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elbisede dik yaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüz. Leyl-ü nehâr = Gece gündüz. Nısf-ı nehâr = Gündüzün ortaSfı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهار] gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -Gündüz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. nehâriyye). Gündüze ait. Nehârî mektep = Yalnız gündüzün ders için devam olunup, gece yatılmayan mektep, zıddı: Leylî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهاری] yatılı olmayan okul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, (bk.) Merdiven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, (bk.) Merdiven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by