Har Hur ne demek? | Har Hur anlamı nedir? | Har Hur

Har Hur anlamı nedir?

Har Hur ne demek?

Har Hur anlamı nedir?

Har Hur | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: har hur

Türkçe Sözlük

(bk.) Har.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آب خرابات] (meyhane suyu) şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدم خوار] yamyam, insan yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, Sanskrit günahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ak» dan müştak olup, «eher» imlâsiyle Farsça’ya dahi geçmiştir). 1. Aklık, düzgün. 2. Perdaht kolası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

size. sizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

third party. bleaching. polish. blank. glossiness. satin finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Perdaht kolası sürmek, cilâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çoksesli musikide seslerin yürümesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) ahır. (Asıl Türkçe olup, Farsça’ya da geçmiştir). Hayvanlar yatırılan dam. Mirâhûr = Hükümdar hayvanlarının idaresine memur adam, Istabl-ı Amire müdürü. Has Ahur = Hükümdarın ‘hayvanlarına mahsus ahır ve bu ahır memurlarının ikametine mahsus İdare, Istabkı Amire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آخر] ahır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ahırlamak. (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hardala benzer, taneli bir habbe ki eczacılıkta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Habeşistan'ın resmi lisanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan bir çeşit çakmaklı tüfek. ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Sıhr’ın çokluğu). Evlenme neticesinde erkek akrabalar, güveyler, kayınbiraderler, kayınpederler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). akort çalan bir çeşit kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. flowers. youthful period of life. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهار] ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. mull. season. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high- tasted. seasoned. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهاری] ilkbahar ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahârat konmuş (yemek vesaire): Tuzlu, baharlı köfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» den). Temmuzda senenin en sıcak günleri olan maruf yedi gün ve bu günlerin sıcağı: Eyyâm-ı bâhûr = BAhUr günleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باخور] aşırı sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Bir gazete veya mecmuanın başmakalelerini yazan mu harrir, başyazar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bathurst, Gambia'mn başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Dilimizde buhur şeklinde kullanılır). Tütsü, künlük: Behûr yakmak. Behûr-ı Meryem = Köküne tuz ağırşağı denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buhurdan. Tütsü yakmaya mahsus kap. («dan» Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır), (bk.) Buhurdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (BuhOr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (Buhûr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حرکت] hareketsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak. ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

later. at a later time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاحرکت] hareketsiz, hareket etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.BD., (argo) palavracı kimse, kendini beğenmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without borrowing any money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. broşür, küçük kitap, risale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bükreş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buğu: Buhar makinesi = Buğu ile işler makine. Buhar gemisi = Buhar makinesinin temin ettiği kuvvetle hareket eden gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapor. vapour. exhalation. aura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fume. steam. vapour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapour. fume. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخار] buğu, buhar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam engine. vapour engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Buhara mensup, buğu ile ilgili. 2. Buhârî: (hi.) Buhârâlı, Buhârâ şehrinden. İmâm Buhâri: Büyük hadis bilgini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Buhar haline gelmek, Osm. tebahhur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporate. vaporize. to evaporate. to vaporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evaporate. to vaporize. vapour. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaporize. evaporate. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous. vapo u rous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Tütsü, günlük: Buhur yakmak. Buhûr-ı Meryem = Köküne tuz ağırşağı denilen nebat. (bk.) Behûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankincence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخور] tütsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tütsü yakmaya mahsus kap («dân». Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan Türkçe «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense-burner. incensory. thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخوردان] tütsülük, tütsü kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tütsülemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Tütsü yakmaya mahsus kap, buhurdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurdan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. İbranice). Tavşankulağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. capital letter. uppercase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -tharides) (ecza). kuduzböceğinden yapılan bir ilâç; kuduzböcegi, (zool). Cantharis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hileci kimse (iskambilde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzeyden sertleştirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi; psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım; gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi; (tıb). ishal, amel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). müshil, bağırsakları temizleyici;(i). müshil ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dört, Ar. erbaa (çihâr yanlıştır). Çehâr-yâr = Hulefây-ı RAşidîn, ilk dört halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü, (bk.) ÇArüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. packet money. pocket cash. spending money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins alabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). hafif gündelik ev işi; (f). yevmiye ile çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (-red, -ring) yanarak kömür haline gelmiş madde, kömür; (f). yakarak kömür haline getirmek; kavurmak; ateşe tutmak; yanarak kömür haline gelmek, kavrulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı uzun kanepeleri olan ve kenarları açık gezinti otobüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tek). sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin diğerlerine bir kelime ve ismi anlatmaya çalıştığı salon oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mangal kömürü; kara kalem; kara kalem resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazı, (bot). Beta vulgaris cicla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüklemek, tahmil etmek; doldurmak (tüfek, top, ocak vb); doyurmak; (havayı) gerginleştirmek; elek şarj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mükellef addetmek; fiyat talep etmek; hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak; hesaba kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük, hamule; bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı; görev, vazife; idare, nezaret, bakım; emanet; mesuliyet; itham, yükümleme; masraf, fiyat; ücret; vergi, rüsum, harç; emir, hücum, hamle, saldırı; borç; elek şarj. charge account mağazada aç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). dikkatle, ihtiyatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası; dört tekerlekli hafif gezinti arabası; (f). araba ile taşımak; araba ile gitmek; araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savaş veya yarış arabası sürücüsü, arabacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -mata) inayet, ihsan; Tanrı vergisi; başkalarını etkileyebilme yeteneğini veren ayrıcalı ruhsal kuvvet. charismat'ic (kerizmat-ik). (s). bu çeşit kuvveti olan; Tanrı vergisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düğünden sonra kap kacak ile yapılan gürültü, teneke çalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic (s). şarlatan. charlatanism (i). şarlatanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Ing)., (astr). Büyükay takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarliston dansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ABD, (k.dili). adale kasılması, kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabani hardal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kremalı pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cazibe, çekicilik; tılsım, zincirin ucuna takılan sallantı; muska; buyu, tılsımlı bir cümle veya duanın okunması. charmless (s). cazibesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cezbetmek, büyülemek, meftun etmek; sihirli bir güçle korumak; büyüleyici olmak, çekici olmak, teshir etmek. charm away büyüleyici bir tesirle (istenilmeyen bir şeyi) kovalamak. charmed life tehlikeden uzak bir hayat. I am charmed Memnun oldum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). yumuşak bir çeşit saten kumaş, şarmöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

cesetlerin veya öIü kemiklerinin konulduğu mahzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Yu)., (mit). ölümden sonra ruhları Styx ırmağından geçiren kayıkçı; kayıkçı, denizci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da kullanılan karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (den). portolon, deniz haritası; plan, grafik; çizelge; (f). plan yapmak, plan çıkarmak; harita yapmak. chartless (s). haritasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. charter

dolmuş uçak

Belirli merkezler arasında belli bir tarifeye bağlı olmaksızın sefer yapan ucuz tarifeli uçak.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 19 yüzyılda ingiltere'de siyasi reformcuların kurdukları partinin doktrin ve hareketleri. Chartist (i). bu ahmın taraftarı. chartography (bak). cartography.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kartuziyen rahipleri tarafından Fransa ve ispanya'da imal edilen kokulu likör; sarımtırak açık yeşil renk. chartulary (bak). cartulary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women)., (ing). hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, ihtiyatlı, tedbirli; esirgeyici, cimri. charily (z). cimrice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sicilya sahiline yakın ve klasik mitolojide kadın canavar olarak şahıslandırılan tehlikeli bir girdap. between Scylla and Charybdis iki ateş arasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise; kilise ayini; herhangi bir Hıristiyan mezhebi; cemaat; din adamlığı; dinsel örgüt. church'goer (i). kiliseye muntazam giden kimse. church'man (i). kilise azası. church'warden (i). kilise mütevellisi. church'yard (i). kilise bahçesi ve me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiliseye getirmek; kilise disiplinine tabi tutmak; kilisede şükran duası etmek (bilhassa doğumdan sonra kadınlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkar kimse, hasis kimse, cimri adam; köylü; kaba adam. churlish (s). kaba, vahşi; tamahkar, cimri; işlenmesi zor (toprak). churlishly (z). kaba bir şekilde. churlishness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yayık, yayığa benzer herhangi bir alet; süt kabı; (f). tereyağı yapmak için sütü dövmek, çalkamak; devamlı olarak dövmek, karıştırmak. churning (i). çalkama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçarken kuşun çıkardığı kanat sesi, pırr; (bak). chirr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cîfe = lâşe, hörden = yemek). Leş yiyen, leş ile beslenen (hayvan ve kuş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). Dört, Ar. erbaa. Cihâr-yâr = İlk dört halîfe: Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alî. (bk.) ÇAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr»den) Sesle ve alenen söyleme veya okuma, cehr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهاریار] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek sesle, açıktan, alenen, cehren: Cihâren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهارا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و دو] dört ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و سه] dört ve üç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و یک] dört ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (coğ -ni) eski Yunan ve Romalılarda trajedi aktörlerinin giydikleri sandalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr). 1. Halk, Ar. nâs, umûm, enâm. 2. Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı. 3. Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهور] halk. 2.kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halk, ahali. 2.Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Türk dinî musikisinde koro ile okunan ilâhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Presidency of a Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cumhûriyye). Cumhura mensup ve müteallik olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوری] cumhuriyetle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوریت] cumhuriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiralty chart. marine chart. marine map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Sanskrit doğruluk, hakkaniyet, erdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutucu kimse, inatçı kimse, kaybettiği davada devam eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük boşaltma; ateş etme (top ve tüfek), yaylım ateşi; sırtından yük atma, ödeme, ifa; azil, tart, ihraç, işten çıkarılma; terhis, izin; cereyan, akıntı, akış; cerahat, boru gibi şeyden akan madde; (elek). boşaltma; boyayı çıkaran madde, ağartıcı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük boşaltmak (gemi); çıkarmak, akıtmak; top veya tüfekle ateş etmek; ödemek; ifa etmek (vazife); görevine son vermek, işten çıkarmak: terhis etmek; ihraç etmek; serbest bırakmak; (elek). cereyanı boşaltmak; ağartmak, rengini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, uyumsuzluk, düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). disulfürik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), (bk.) Dİvan.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla zarlarından ikisinin de dördü gösteren taraflarının üste gelmesi ile elde edilen tavla sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Külhancı. 2. Aşçı. 3. Tömbeki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehr). Dehrler, felekler, zamanlar, (bk.) Dehr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دهور] devirler. 2.dünyalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Bahirler, denizler, (bk.) Bahr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nehir ağzı, vadinin ovaya açılan ağzı, top ağzı; müz. nefesli sazlann ağızlığı; nefesli sazın ağıza yerleştirilme sekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mühr). Taylar, at yavruları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امهار] mehirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), imrahor, ahır beyi, ahır müdürü. Pâdişâhın ahırlarına nezâret eden sancakbeyi (tümgeneral) rütbesindeki kumandan. Istab-ı Amire nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nehir). Nehirler. (bk.) Nehir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهار] nehirler, ırmaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur’an-ı Kerim’de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., müz. ikilik notalardan daha küçük entervallere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kurmay: Erkân-ı harp zabiti = Kurmay subay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) yara kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sehr). Fikirler, (bk.) Sehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sihir). Sihirler, (bk.) Sihir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسحار] seherler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehr). Aylar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Güney Amerika'da yetişen bir zambak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hıristiyan kilisesine mahsus Aşai Rabbani ayini, Komünyon, şarap ve ekmek yeme ayini; bu ayin için takdis edilen şarap ve ekmek. Eucharis'tic (s.) Aşai Rabbaniye ait; şükrana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «zehre» dilimizde kullanılmamıştır). Çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازهار] çiçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çanak, çömlek, toprak testi. 2. Kendisini medheden, çok öğünen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فخار] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok övünen, kendini çok metheden. 2.Çanak, çömlek, toprak testi. 3.Saksı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ferah fahur = Ferah verici, iç açıcı. (bk.) Ferîh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fahr’den imüb,). Çok övünen, kendi vasıf ve meziyetleriyle övünen, tefâhur eden. Osm. mütekebbir, mutaazzım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فخور] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Övünerek, tefahhurla, iftihar ederek: Birtakım fahûrâne bir tavırla sallanarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهارس] fihristler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). delice cesur, atılgan, çılgın. foolhardily (z). delicesine bir cesaretle, çılgınca. foolhardiness (i). delice cesaret, çıIgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf Haritası teknolojisi, fotoğrafların tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Fotoğraf Haritası için iki şeye ihtiyaç vardır: Etkin İnternet bağlantısı olan bir BRAVIA ve enlem-boylam gibi dahili Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) bilgileri olan bir dijital fotoğraf. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google™ Earth veya Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri BRAVIA TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Photo Map, tüm fotoğraflarınızı BRAVIA TV’nizde tam renkli olarak izlemeye hazır olarak sanal bir haritada bir araya getiren en son Sony yeniliğidir. Photo Map teknolojisi, Sony’nin her 15 saniyede bir bulunduğunuz konumu kaydeden GPS aygıtını kullanarak her karenin tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google Earth™ ve Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dilbilgisi bakımından yanlış olduğu halde, kullanıldığı gibi kabûl edilen ve kullanılmasında mahzur görülmeyen kelime veya terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. horden = yemek). Keder eden, üzülen. Ar. mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black letter type. gothic type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (güz. san.), resimde göIge çizgileri; haritalarda dağ yamaçlarını gösteren ince çizgi, tarama çizgi; (f.) tarama çizgilerle göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.). Sıcak, sıcaklık (hararet daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köpeğin, kendisine yanaşan diğer bir köpeğe veya adama tehdit maksadıyle dişlerini göstererek ettiği hırıltıyı taklit ve tasvir eder. Hargür = Çekişme, mücadele, köpeklerin hırıltısı gibi kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek, Ar. hımâr, merkep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.) (mü. hârre) (harâret’ten if.). 1. Sıcak, hararetli, kızgın: Mıntaka-i hârre = Ekvator’un iki yönünde bulunan bölgeler ki, havaları daima sıcak olup, yaz ve kışları yoktur. Memâlik-i hârre = Sıcak ülkeler. 2. Yakıcı, hararet veren: Bahârât-ı hârre = Yakıcı bahârat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diken: Hâr ü has = Çalı çırpı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de: hor). Hakir, zelil, itibarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (horden fiilinden imas.). Yiyen, yiyici, Ar. Akil: Merdüm-hâr = Adam yiyen, yamyam, Ar. Akil-ül-beşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio; a traffic information broadcasting system used in the U S Drivers are alerted to tune their car radios to a specific channel in order to receive transmitted information HAR is similar to the European ARI system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person of the Scandinavian Trinity, which consists of Har , the Like Mighty, and the Third Person This Trinity is called 'The Mysterious Three,' and they sit on three thrones above the Rainbow The next in order are the AEsir , of which Odin, the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio Highway Advisory Radio is a system of low-power AM radio stations that broadcast information for motorists, such as traffic congestion and special event information They usually broadcast below 540 KHz or above 1640 MHz Signs like t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Helicopter Air Rescue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hiring Action Report. adj: hoary, grey 82.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خار] diken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خر] eşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] aşağılık, adi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy squabble. tumultuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Har.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bol ve serbest akan bir şeyi tasvir ederek art arda kullanılır. Hargür = Köpeklerin harıltısı gibi devamlı kavga ve çekişme: O evde hargür eksik değildir, (bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. har = merkep, mühre = boncuk). Katır boncuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mermer (dilimizde mermer gibi dalgalı kumaş ve kâğıtlara verdiğimiz «hâre» ismi de bundandır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud. stud farm. stud. stock farm. haras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud farm. stud. breed of horses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1) the abdomen 2) The location of one's soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The centre of gravity of the body, located in the lower abdomen; the centre of awareness in zazen meditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region in the lower abdomen that is the seat of awareness in zazen It is located approximately two inches below the navel. one's physical and spiritual center physically, in the lower abdomen a few inches below the navel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central balance point in the human body, located slightly below the navel All coordinated movement originates from this one point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mythical mountain. 'Abdomen ' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the seat of the soul and center of ki. 'Abdomen' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lower abdomen; physical and spiritual centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower abdomen The center of life energy, physical and spiritual Often used as a synonym for 'guts', courage All movement must originate from this point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's hara. center of the drumhead Hara literally means '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach, abdomen; intended more as centre of concentration and energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's HARA. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally 'belly ' The center of the body where one's soul resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Center of energy. adjective grey, hoary, old. also called 'Center'; a point in the lower abdomen corresponding to the body's center of gravity. belly or gut, which is a person's spiritual center. lower abdomen, belly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An epithet of Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abdomen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خراب] yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş. harâb etmek; yıkmak, bozmak, tahrip etmek. harâb olmak; yıkılmak, bozulmak, kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (harâbe’nin çokluğu ise de, o mânâda kullanılmayıp teklik gibi geçer): Meyhane, devam edenleri harâb eden derbeder ve sefâhat yeri. Tasavvuf ve şiirde: Rind ve olgun insanların buluşma yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابات] meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hârâbâtî-yân). t. Meyhaneye devam eden, ayyaş, sarhoş ve pejmürde. 2. Eline geçen parayı içki ve sefâhat yoluna harcayıp kendine, evine, barkına bakmayan düşkün adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, derbederlik, israf ve sefâhat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hârâbâtîce, harabatîlikle, israf, sefâhat ve sarhoşlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Virane, eski yapı yıkıntısı, bozulmuş bina kalıntısı. Asklepyon, Babalbek harabeleri. 2. mec. Pek harap ve yarı yıkık ev: Bir harabede oturuyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. ruin. wreck. wrack. desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruin. wreck. ruins ören. kalıntı. ramshackle building yıkı. tumbledown. houses or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابه] yıkıntı, harabe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça: harâbe = virane, Farsça nişesten = oturmak). Viranede oturan, bir viranenin köşesine sığınıp orada barınan yoksul kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place filled with ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haraplık, viranlık. 2. Okun, nişanın önüne vurarak sıçrayıp hedefe değmesi. 3. Harâbâtî olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i. A. hurûc’dan). 1. Vergi, Ar. cizye. 2. Vaktiyle Müslüman olmayan tab’anın askerlik bedeli olarak verdikleri şahsî vergi. Haraca kesmek = Haraca bağlamak; birisini haraç ödemeye, mutlaka bir şey vermeye mecbur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i.). Bir malın artırmaya çıkarılması, mezatla satılması. Tellâlların «haraç mezâd...» diye bağırmaları bu mânâ iledir (kelime Arapça ise de Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur. Belki «çıktı» demek olan fiilin mazi kipi «harece» den galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. exaction. racket. extortion. pad. protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. racket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. tribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراج] haraç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle Müslüman olmayan tab’adan haraç adıyla alınan şahsî vergiyi toplamakla görevli adam. Haraç tahsildarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racketeer. extortionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racket. racketeering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harhara). (bk.) Harhara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). Bir kimsenin geçineceği şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). 1. Bâkireler. 2. Delinmemiş inciler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Japonca). Japonlar’da karnını bıçakla deşmek suretiyle intihar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hara-kiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suicide, by slashing the abdomen, formerly practiced in Japan, and commanded by the government in the cases of disgraced officials; disembowelment; - - also written, but incorrectly, hari-kari. ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced by warriors in the traditional Japanese society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harakiri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAM) (i. A.). 1. İslâm dininde yapılması veya kullanılması yasak olan, helâl olmayan: İçki haramdır. İslâm dini domuz eti yemeyi harâm etmiştir. 2. Dokunulması ve tecavüzü yasak, kutsal, mukaddes, mübarek: Beytullah-ül-harâm, Mescid-i harâm, beled-i harâm, Muharrem-ülharâm. Harâm olsun = İçe sinmesin: Bana bundan sonra eğlence haram olsun. 3. Kullanılması din bakımından yasak olan şey, helâl zıddı: Haram yemek, haramdan kaçınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. illicit. ill-gotten. illegimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. ill-gotten. unlawful. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. unlawful. wrong. illicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This category is prohibited for the Muslim to do such as stealing and lying Doing the haram counts as a bad deed and not doing it counts as a good deed. forbidden unlawful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

M prohibited food; the word actually refers to that which is delineated or indeed sacred. forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred enclave in Mecca enclosing the Ka'bah, the focal point of the hajj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is against Islamic law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Holy Precinct of Mekka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something a Muslim must not do or eat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is unlawful or prohibited in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرام] haram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money illegitimately acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haram mala el uzatan adam, hırsız, uğru, haydut, yol kesici, şakıy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرامی] eşkıya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızlık, haydutluk, uğruluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uzun ve şiddetli konuşma, tirad; (f.) uzun ve şiddetli bir şekilde konuşmak, tirad söylemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramshackle. tumbledown. ruined. worn out. exhausted. tired out. desolated. marred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruined. in ruins. worn out. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. to destroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined / destroyed / exhausted / worn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall into ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harâb olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolation. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. garâre’den). Büyük çuval.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large haircloth rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARARET) (i. A.). 1. Sıcak, sıcaklık, Fars. germ: Güneşin, havanın harareti. 2. Susuzluk, ateş: Tuzlu yemekler insana hararet verir. Hararetimi söndüremiyorum. 3. Sıtmanın verdiği sıcaklık, yanma, ateş: Akşam çok harareti vardı. Harareti kırk dereceye çıktı. Harâret-bin = Fransızca pyroscope ve thermoscope denilen, harareti ölçmeye mahsus Alet. Harâret-i girîziyye = İnsan bedenindeki tabiî vücut sıcaklığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sıcak havada aşırı derecede veya ateşli hastalıklar sırasında vücut kaybettiği suyu karşılayamayacak olursa, hararet başlar. Harareti gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı arpa konur. Kaynatılıp süzülür. Hararet bastıkça birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. warmth. temperature. fever. thirst. fervor. fervour. caloric. feverishness. flush. intenseness. swelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glow. zeal. heat. fever. temperature. thirst. ardour. fervour. exaltation. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. heat. temperature. thirst. warmth. feverishness. vehemence. fervor. exaltation. ardour. flush. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرارت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Harâret derecesini gösteren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to excite (a discussion , the atmosphere , a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Canlanmak, kızışmak, coşmak: Maç hararetlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited / warm / heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı, coşkun: Öyle hararetli anlatıyordu ki, sözünü kesemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. heated. keen. zealous. thirsty. vehement. active. excited. lively. intense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. excited. lively. feverish. fierce. glowing. heated. hot. intense. strenuous. warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekincilik, çiftçilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) rahat vermemek; yormak, bizar etmek, tedirgin etmek, taciz etmek; (ask.) aralıksız saldırılarla taciz etmek . harass'ment (i.) taciz, bizar, rahatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراطين] solucan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırın öd kesesinde çıkan boncuk gibi katı şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب] harp, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savaş arayan, kavga çıkarmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumî harp, Birinci Cihan Harbi (1914-1918).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب عمومی] Birinci Dünya Savaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Çöpleme. Harbak-ı ebyaz = Ak çöpleme. Harbak-ı esved = Kara çöpleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربه] süngü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa mızrakla silâhlı eski bir askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenk ile, muharebe ederek, silâh kuvvetiyle: Prusyalılar harben Paris’e girdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çakmaklı ve kapsüllü tüfek ve tabancayı ağızdan doldurup fişeği bastırmaya mahsus demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harbiyye). Muharebe ve cenge yahut askerliğe ait. Umûr-ı harbiyye = Savaş işleri. Mühimmât-ı harbiyye = Çeşitli cephane. Fünûn-ı harbiyye = Savaş ilimleri. Mekteb-i harbiye = Harbokulu, aslı: Mekteb-i fünûn-ı harbiyye, erkân-ı harbiyye. Erkân-ı harb = kurmay. Harbî yer = Savaşla alınıp ancak askerle idare olunabilir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. straight. trustworthy. honest. outspoken. true. genuine. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. correct. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden harbiye denilen harbokulu öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli silâhlarda harbinin konduğu yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış). 1. Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker. 2. (fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) liman; sığınacak yer, sığınak; (f.) barındırmak; misafir etmek; beslemek. harborage (i.) barınacak yer, sığınak, melce .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خربزه] kavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARÇ) (i. A.). 1. Sarf, bozma: Verdiğiniz parayı tamamiyle harcettim. O paranın hepsi hareoldu mu? 2. (Masdar mânâsında olmayarak): Sarfolunacak para, masraf, harçlık: Çok harç gidiyor. 3. Bir resmî iş için verilen resim: Mahkeme harcı, intikal harcı, İlâm harcı. 4. (Türkçe): Bir şeyin imaline yarayan madde, kereste: Ustaların harcı kalmadığından boş duruyorlar. Yemek harcı. 5. Duvar örmeye ve sıva vesaireye yarayan kireç ile kum veya horasan yahut çamurla saman vesaire karışımı: Duvar harcı, sıv8 harcı, harç yapmak. 6. Elbiseye süs için çeşitli şekillerde dikilen kaytan vesaire: Kadın elbiselerine harç koymak bu sene moda oldu. Avrupa’dan hazır harç gelir. Harcı olmak = Yapabilmek elinden gelebilmek: Bu iş oun harcı değildir. Bu yükü kaldırmak benim harcım değildir. O ata binmek senin harcın mı? (bk.) Harcırah. Harc-ı Alem, harc-ı Am = Herkese göre, elverişli, herkesin kullanabileceği, ipekli elbise harc-ı Alem değildir. Vekilharç = Bir büyük konakta masraf işlerine bakan adam. Harcı içinden çıkmak = Ayrıca masraf etmeye hâcet olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax. fees. mortar. plaster. daub. grout. tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortar. plaster. ingredients. raw materials. expenditure. customs duties. expenses masraf. fees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خرج] vergi. 2.masraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. spending. consumption. outlay. outgo. expenditure. payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outlay. spending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outlay. spending. expenses. disbursement. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consume. spend. expend. use up. lay out. waste. dally away. employ. exert. spin out. swallow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expend. lose. to spend. to expenditure. to expend. to lay sth out. to blow. to waste. to use. to use up. to sacrifice. to kill. to victimize. use up. to waste. to dispanse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend. to use to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being spent. being used up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Masraf etmek, masrafa girmek: Bizi güzel eğlendirdi ama kendisi çok harcandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spent / used up / ruined / expended / harmed / killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرچنگ] yengeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yengeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adi, ucuz. Harcı ekmek = Ekmeğin Adî ve ucuz çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I ALEM) (i. A. F.). Herkesin kullandığı, yaptığı, kullanabileceği yahut yapabileceği. O iş harcıâlem, bana göre değil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج عالم] herkese açık, herkese uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süslerle bezenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kireç ve kum karışımıyla yapılmış duvar. Karşılığı: Kuru duvar. 2. Kaytan vesaireden çiçeklerle süslü: Harçlı entari, fermene. 3. Masraflı, çok masrafla vücuda gelen: Harçlı yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing mortar or plaster. decorated. trimmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alelâde masraflara mahsus para: Harçlığım yok, harçlığı kalmadı. Cep Harçlığı = Ufak tefek şahsî masraflara mahsus para: Çocuklara cep harçlığı vermeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. spending money. allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money. pin money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) zorla, kuvvetle, hızla; sertlikle, güçlükle, müşkülâtla; sıkıca; katı, sert; çok, aşırı; yakın, yanı başında; (den.) alabanda; son hadde kadar. hard by pek yakın, yakında. be hard put to it zor durumda olmak, darlıkta olmak. die hard şiddetle karşı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hardel’den). 1. Meşhur yakıcı tohum. Hardal tanesi = Pek küçük şey mânâsına. 2. Döğülmüş hardal macunu ki, yemekte ete sürülür: Fransız, ingiliz hardalı. Hardal lapası, yakısı = Ağrıyan yere yapıştırılan lapa veya yakı, dövülmüş hardal ile sıvanmış kâğıt: Hardal yakısı koymak, gezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خردل] hardal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sinapis): Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. - Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. - Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi “potasium mironat” ve “sinigrin”dir. - Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. - Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. - Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardaliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (konuşma dilinde: hardaliye). Hardal ile terbiye edilmiş şıra ki, hardal kuvvetiyle, ekşitilmeksizin de dayanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş, bildiğini okuyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) lop, katı (yumurta); (k.dili) sert; kolay kanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD sabit, kararlı, sabit fikirli, colloq. çetin ceviz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek; kuvvetlendirmek; sertleşmek, katılaşmak, pekişmek; kuvvetlenmek; donmak (çimento). hardened (s.), ask. yeraltında ve bombalara karşı takviye edilmiş (üs, roket üssü).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sertleştiren kimse veya madde; sikatif; çelik tavcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çirkin, sert ifadeli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamahkâr, cimri, eli sıkı; yumruğu kuvvetli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıkı dövüşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD inşaat işçisi; aşırı tutucu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüret; arsızlık, küstahlık yiğitlik, cesaret;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, sıkı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), argo kendi menfaatini düşünen, çıkarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sert toprak, killi toprak: işlenmemiş sert toprak; sağlam temel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kabuklu; ABD (k,dili) sabit fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıntı, darlık, meşakkat; eza, cefa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) peksimet, galeta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (oto.) üstü çelik araba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) madeni eşya, hırdavat; nalbur dükkânı; silâh; kompütör aksamı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gürgen, meşe, karaağaç gibi) sert tahtalı ağaç; bu ağaçların keresteleri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çok çalışkan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahammüllü, mukavim, dayanıklı, kuvvetli; cesur, gözüpek, cüretkâr, yiğit; kendine güvenen, atılgan, küstah; kışa dayanıklı, soğuğa dayanıklı (özellikle bitkiler). hardily (z.) yiğitlikle, mertçe. hardiness (i.) dayanıklılık, mukavim oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örs keskisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. mermer demek’ olan hârâ’dan). 1. Kumaş, kâğıt ve demir vesaire üzerindeki dalgalı çizgiler. 2. Mermer gibi dalgalı kumaş veya kâğıt. 3. Böyle bir kumaştan imal edilmiş: Hâre entari, hâre gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To excite; to tease, harass, or worry; to harry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rodent of the genus Lepus, having long hind legs, a short tail, and a divided upper lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a timid animal, moves swiftly by leaps, and is remarkable for its fecundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small constellation situated south of and under the foot of Orion; Lepus. swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes run quickly, like a hare; 'He hared down the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moiré. watered. mottled. moiréd cloth. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes. flesh of any of various rabbits or hares eaten as food. run quickly, like a hare; 'He hared down the hill'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The English gentleman who popularized Choice Voting, which he called 'Personal Representation', in the second half of the 19th century His work captured the attention of John Stuart Mill, the most famous scholar on representative government, who unsuccess

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person who determines the trail to be run and then sets the marks to lead the pack to the On-In Trickery and deception are often employed to foil the pack in its quest for beer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The energy of, the love of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a number of animals which moved into the thicker wooded landscape after the last ice age. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاره] granit, sert taş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yabani tavşan, (zool.) Lepus europaeus hare and hounds yola ufak kağıt parçaları saçarak oynanan tavşan-tazı oyunu,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert taş, kaya. 2.Meneviş, menevişli kumaş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çançiçeği, yaban sümbülü, (bot.) Campanula rotundifolia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hareket, hareke). Harekeler, hareketler, (bk.) Hareket, hareke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرکات] hareketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). Arapça’da kısa sesli harflerin nasıl okunacağını göstermeye mahsus işaret ki, yazının üstünde veya altında yazılıp asıl Arapça’da fetha, kesre, zamme olarak üçtür ki, kısa a, i ve u seslerini gösterir. Harekesiz okunması lâzım gelen harfin üzerine de sükûn ve tezm denilen işareti konur ki, harekenin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Bir harfe hareke yazmak veya hareke ile okumak, Osm. tahrîk etmek: İlk harfini esre ile harekelendirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Hareke almak, hareke ile okunmak, Osm. tahrîk olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Arap harflerinde). Hareke ile okunan harf, Ar. müteharrik: Kelimenin ilk harfi harekeli olmak lâzım gelir. 2. Harekeleri yazılı bulunan (yazı): Arap harflerinde çocuklara okutulacak ilk yazılar harekeli olmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. movement. move. motion. starting. behavior. behaviour. act. bearing. conduct. demeanour. deportment. gesture. locomotion. play. setout. step. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. activity. behaviour. deed. departure. front. life. locomotion. motion. move. movement. play. start. stir. stroke. act. conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transaction. conduct. deed. departure. locomotion. move. movement. play. step. stir. activity. act. earthquake. tremor. leaving. performance. start. proceeding. procedure. exploit. set-out. take-off. running. drive. function. stroke. traffic. dispatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرکت] hareket. 2.davranış. hareketsizlik; hareket etmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Enerjisi veya gücü var gibi görünen resimlerin devinim hâlinde olduğu izlenimi veren yanları. Bu devinim gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. behave. conduct. depart. do. move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act. to behave. to move. bob. budge. depart. evolve. exercise. go. travel. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk. budge. lever. manhandle. waft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

USB cihazlarının birbirleri arasında doğrudan veri aktarımı yapmasını sağlayan USB 2.0 özelliğini tamamlayan harika bir sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Önceden programlanmış belli şekillerin çizilmesi ve menü adımlarının atlanmasıyla nav-u ekranının kontrolü

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting point. departure point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hareket Sensörü, odada olup olmadığınızı algılayabilen akıllı bir vücut ısısı ve hareket dedektörüdür. Odadan çıktığınızda, sensör TV sesini açık bırakarak “ekran kapalı” enerji tasarrufu modunu etkinleştirir. Odaya geri döndüğünüzde ekran hemen açılır. Hareket saptanmazsa, set 30 dakika sonra otomatik olarak bekleme moduna geçer.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enliven. relieve. to set in motion. to activate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jazz up. pep up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get into motion or action. to get into action/motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketi çok olan, canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving. mobile. active. live. animate. full of action. alive and kicking. bouncing. brisk. bustling. like a jack-in-the-box. rattling. restless. shifting. sliding. swinging. zippy. go-go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. agile. alive. brisk. busy. colourful. dashing. dynamic. floating. hectic. lively. restless. sappy. skittish. swinging. vibrant. moving. energetic. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. moving. vivacious. animated. breezy. brisk. busy. dapper. dramatic. eventful adj. fervent. go go. / adj. snappy. spry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Otomobil, motosiklet, uçak, gemi gibi hareket halindeki hava kirliliği oluşturucular.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kaydedicilerde, silme kafası, kaydetme/oynatma kafasından biraz uzakta yer aldığında video düzenlemesi mümkün değildir. Döner silme kafası, video kafası diski üzerinde bulunur ve kaseti tam kayıt konumunda siler. Hareketli silme kafaları Video8, Video Hi8 ve yüksek kaliteli VHS kaydedicilerde standarttır. Sonuçta bu özelliğe sahip kaydediciler, video düzenlemesi için idealdir ve mükemmel ekleme-kesme işlemleri yapabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. dynamism. activity. liveliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. vivacity. animation. briskness. buzz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareket etmeyen, cansız, durgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motionless. immobile. inactive. at rest. dormant. flat. inert. ponderous. put. quiescent. sleepy. stagnant. staring. stationary. still. stock-still. tepid. in repose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormant. grey. immobile. inactive. inert. motionless. quiescent. quiet. sleepy. still. torpid. static.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead. inactive. inert. motionless. stagnant. still. out of action. neutral. static. stockstill. breathless. dormant. immobile. placid. quiescent. quiet. sluggish. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaction. lull. quietus. rest. immobility. stillness. still. calm. inactivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility. inactivity. inaction. passivity. quietude. rest. stasis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hareketle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hâre gibi dalgalı olmak: Sudan kitabın sahifeleri hârelenmiş. Deniz hâreleniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marbled. opalescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Girilmesi herkese açık olmayan kutsal ve-saygı gösterilen yer. Harem-i Şerif = KAbe-i Şerîfe ve civarları. 2. İslâm evlerinin kadınlara mahsus dairesi: Hareme girdi. Haremdedir. Mukabili: Selâmlık. 3. Zevce, eş: Haremi kendisinden yaşlıdır. Harem ağası = Hareme girip çıkan hadım ağa. Harem-i hümâyûn = Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûn’un harem dairesi. Haremeyn, Haremeyn-i Şerîfeyn = KAbe-i Şerîfe ile Ravza-i Mutahhara ve bunların bulunduğu Mekke-i Mükerreme ile, Medîne-i Münevvere. Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn = Once Yavuz Sultan Selim tarafından alınan ve Osmanlı padişahlarının halîfe olduklarını gösteren unvan. Haremeyn pâyesi = Osmanlılar devrinde yüksek ilmî rütbelerden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hareem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem. women's apartments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apartments or portion of the house allotted to females in Mohammedan families.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The family of wives and concubines belonging to one man, in Mohammedan countries; a seraglio. living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of females associated with one male - used in reference to polygamous animals. ipet, institutions run by the pharaoh's first wife for the benefit of the pharaoh's wives and female relatives, not to be confounded with the muslim harem of later time

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quarters for Muslim women in a palace;. the mating and association of several adult females with one male. a women's compound associated with the royal palace and some temples, including quarters for queens and other women of distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرم] harem, herkesin giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harem, harem dairesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2.Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3.İç avlu. 4.Hicaz’da ihrama girilen yerden Ka’be’ye dek uzanan bölüm. 5.Mekke-Medine’nin ismi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eunuch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fiA. tes.) (m. harem). İki harem: Mekke ile Medîne. (bk.) Harem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the role and condition of a wife. the part of a house reserved for women and girls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرم سرای] harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurûf, hurûfât). 1. Bir alfabede bulunan ve okuyup yazmayı sağlayan işaretlerin beheri: Hurûf-ı Arabiyye, Latin harfleri. Hurûf-ı savtıyye = Sesli harfler. Hurûf-ı sâmite = Sesssiz harfler. Hurûf-ı mûceme = Arab alfabesinde noktalı harfler. Hurûf-ı mühmele = Noktasız harfler. 2. Yazı dizip kitap basmaya mahsus kurşundan dökme harf şekilleri (bu mânâ ile ekseriya «cem’ül-cem’» çokluğun çokluğu olan «hurûfât» kullanılır): Hurûfât basması = Böyle harflerle yapılan baskı. Taş basması mukabili. 3. (gramer) Kelimenin tasrif olunmaz ve kendi kendine kullanılmaz kısımları ki, ekseri birer harften ibaret olmaları münasebetiyle böyle adlandırılmıştır: Harf-i cer, harf-i ilsak, harf-i rabt, harf-l şart vesaire ki, hepsine «edat» diyoruz. 4. mec. Söz, kelâm, yazılı şey: Câml-i hurûf = Muharrir, yazar, müellif. 5. Remiz, suret, senbol, ima yoluyle dokunan söz: Harf atmak. Harf-be-harf = Harfi harfine, kelimesi kelimesine, harfiyyen, aynen, aslından ayrılmaksızın: Filân kitabı harf-be-harf, harfi harfine tercüme etti. Söylediğinizi harf-beharf, harfi harfine kendisine tebliğ ettim. Harf-i vâhid (menfî cümlelerde) = Hiçbir harf, hiçbir söz: Kendiliğimden harf-ı vâhid söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla. letter. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. letter of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرف] harf. 2.söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A., harf, Fars. endâhten = atmak). Söz atan, ima ile dokunaklı söz söyleyen, takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harf, Fars. girifte” = tutmak). Her işte ayıp arayan, Fars. ayb-cû, muârız, itirazcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz atma, ima ile söylenilen dokunaklı söz, takılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow by blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literally. verbatim. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARFİYYEN) (i.). Harfi harfine; hiçbir değişiklik yapmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük çadır, otağ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگاه] otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگوش] tavşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (c. harâhir). Hırıltı, hırıldama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir köpek balığı çeşidi (lamna cornubica).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواری] düşkünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hereb» den if.) (mü. hâribe). Kaçan, firâr eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هارب] kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâib). Bir kimsenin geçineceği şey, rızık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİÇ) (i. A. «hurûc»dan if.) (mü. hârice). Dış, dışarı, bir şeyin dışarısında bulunan, Fars. bîrûn, dahil mukabili: Hesaptan hariç. 1. Bir şeyin dış tarafı, dışarısı, dış tarafı, harici: Bu evin hârici, dahilinden güzeldir. 2. Ecnebi memleket: Eskiden şeker hariçten gelirdi, (matematik) HAric-i kısmet = Bölme işleminin neticesi, bölüm. Meselâ 20 sayısını 5’e bölünce bulduğumuz 4 rakamı hâric-i kısmettir. Hâric-ez-memleket = Devletler hukukunda aslında bir memlekette iken, hükmen başka memlekette sayılmak: Elçiler hâric-ez-memleket imtiyazını haizdirler. Hâric-an-il-merkez = Merkezden dışarıya yatkın kuvvet, Fransızca excentrique. Eklenen harflerle mekân zarfı mânâsını ifade eder: Hariçte, harice, hariçten: Dışarıda, dışarıya, dışarıdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short. but. save. excluding. excepting. except for. but the. barring. not including. save. bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. barring. except. excepted. excluding. exterior. save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outside. exterior. outer surface. foreign place. except for. with the exception of. barring. except. excepting. excluding. not included. than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارج] dış, dışarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dışardan, dış tarafında, dıştan: Evi haricen ve dahilen boyatmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجا] dıştan, dışarıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dıştan, dışla alâkalı. 2. Yabancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extrinsic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterior. external. out. outer. outside. foreign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign. external. exterior. exotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجی] dış ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases. foreign affairs dışişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خارجيه] dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A.) (umûr-ı hâriciyye’den kısaltılmış). Yabancı devletlerle bilhassa siyasî münasebetleri düzenleyen bakanlık: Hâriciye nezâreti, bakanlığı, hariciye nâzırı, vekili, bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Dışişleri bakanlığına bağlı memur. 2. Dış hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a diplomat. the diplomatic profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) etli yahni; yeşil fasulye. haricot bean kuru fasulye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرید] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâid). 1. Bâkir kız. 2. Delinmemiş inci, Fars. dürr-i nâsüfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HERİF) (i. A. hırfet’ten smüş.). 1. Sanat arkadaşı, aynı meslekte olan, Fr. collfegue. 2. içki ve eğlence arkadaşı. 3. (Türkçe söylenişi: herif) Adî ve bayağı adam, aşağı, basit insan: A herif. 4. Adam, şahıs, öteki: Herif size açıktan söylüyor, siz anlamıyorsunuz. Herif size haber verdi, ne kabahati var? (bk.) Herif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güz mevsimi, Fars. hazin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریف] rakip. 2.meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esnafça eğlenceye giden, esnaf gibi her biri masrafının hissesini vererek (Arifâne denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hârika). Yırtan, yaran, ortadan ayıran, Osm. şakkeden. Yalnız şu tâbirde geçer: Hârık-ı Ade = Adetî, tabiîyi, alışılmışı yırtan. Mucize ve keramet sahibi olan, hârikulâde. (bk.) HArikulâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Bir yerin ve yapının tutuşup yanması, yangın: Hartk vuku buldu. Harîkı itfâ etmek = Yangını söndürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hark’dan if). (mü. hârika). Yakan, yakıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریق] yangın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ateş, nâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havârik). 1. Hârikulâde şey. Eşyanın tabiati dışında ve tabiatin üstünde olan garip şey: Bir hârika oldu. 2. Hârika sayılacak derecede üstün şahıs, dehâ: Ibni Sİnâ bir hârika idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonderful. marvellous. marvelous. fabulous. gorgeous. fantastic. fantastical. yummy. beautiful. bully. cool. corking. divine. far-out. in the groove. groovy. immense. jolly good. keen. no mean. old. phenomenal. prodigious. ripping. scrumptious. splen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautiful. brilliant. dreamy. exquisite. fabulous. fantastic. gorgeous. great. heavenly. incredible. lovely. marvellous. prodigious. rare. sensational. smashing. superb. terrific. tremendous. wonder. wonderful. miracle. marvelous. extraordinary. great!. w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miracle. wonder. marvelous. extraordinary. brilliant. fabulous. fantastic. far out. first rate. glorious. gorgeous. heavenly. marvel. prodigious. prodigy. rip roaring. top- notch. wonderful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارقه] harika.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eşi görülmemiş, şaşılacak, (bk.) HArik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. stupendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارق العاده] olağanüstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bol bol ve serbest akan su vesaireyi ve buna benzeterek bir şeyin bollukla akışını tasvir ve taklit eder ve ekseriya art arda kullanılır: Bahçede sular harıt harıl akıyor. Harıl harıl söylemek = Büyük bir serbestlikle ve devamlı, ara vermeden lâkırdı etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harlarken çıkan ses (bk.) Harlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the roar of a burning fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Herkesin girmesi yasak olan kutsal yer: Harîm-i hâs = Eskiden bir büyük adamın hususî dairesi. 2. Harem, harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریم] kutsal. 2.harem. 3.avlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Biri için kutsal olan şeyl(Erkek İsmi) 2.Harem dairesi, harem. 3.Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan y(Erkek İsmi) 4.Bir evin civarı. 5.Avlu. 6.Ortak, şerik. 7.Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [حریم عصمت] kutsal saha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça harun’dan galat). Gemden anlamaz ve doğru gitmez huysuz at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (arın’dan galat ki, o da arık ve argın gibi, armak Türkçe fiilinden gelir). Yorgun, zayıf, bitkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yorulup pek bitkin düşmek. 2. (at) Huysuzlanıp doğru gitmemek ve gemden anlamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İpek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریر] ipek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harîriyye). 1. İpekten dokunmuş: Akmişe-i harîriyye = ipek kumaşlar. 2. İpek gibi yumuşak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریری] ipekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİS) (i. A.). Tamahkâr, pek fazla arzu ve hırs ile isteyen: Mala haris bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avaricious. ambitiously. greedy. acquisitive. ambitious açgözlü. hırslı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greedy. acquisitive. overly desirous. ambitious. avid. grasping. rapacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارث] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارس] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریص] hırslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhafız, bekçi, gözcü. 2.Koruyan, koruyucu. 3.Son derece hırslı olan. 4.Yemen’de bir Arap kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Harîscesine, hırslı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Haris).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارستان] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİTA) (i. A. Yunanca’ dan). 1. Bir bölgeyi, ülkeyi, devleti, kıtayı, dünyayı veya dünyanın herhangi bir parçasını belirli projeksiyon usulleriyle belirli nisbetlerde küçülterek gösteren resim veya şekil: Harîta-i berriyye, harîta-i bahriyye = Kara haritası, deniz haritası. Harîta-i mücesseme = Kabartma harita. Harîta-tüs-semâ = Yıldızları gösterir harita. 2. Meşinden kese ve torba, dağarcık, mec. Bu, haritada yoktu = Umulmuyor, beklenmiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart. reduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خریطه] harita.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapan veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapma işi, kartografi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography. surveying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİYY) (i. A.). Lâyık, de ğer, sezâ, müstahak (itaf. olan ahrâ daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Amuderya’nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy’a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka (halk dilinde: Hırızma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yarma, yırtma. 2. Ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakma (ihrak daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ünlem dinlemek, işitmek; ünlem Dinle! Dur! Sus! hark back sadede gelmek; geri çağırmak (tazı) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kalça kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. harkafiyye). Kalça kemiğine alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eski dinlemek, dikkatini vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keten ipliği, lif .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harlaşmak, harıltı, (bk.) Hırlamak vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) soytarı, palyaço; (s.) alacalı, çok renkli; dış köşeleri yukarı kıvrık (gözlük). harlequinade' (i.) pandomima, palyaço oyunu; soytarılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harıl harıl yanan: Harlı ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furiously burning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişe, orospu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişelik, orospuluk .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarar, hasar; şer, kötülük; felaket; (f.) zarar vermek, kötülük etmek. out of harm's way emniyette, emin yerde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üzerlik, (bot.) Peganum harmala .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fars. «harmen» den). 1. Hububatın sapından ayrılması için yapılan iş: Bu yağmur harmana engel oluyor. Harman vakti geçiyor. 2. Bu iş için, yani dövülme için hazırlanmış ekin demetlerinin hepsi. 3. Ekinlerin dövülmesi için hazırlanmış daire şeklindeki meydan: Harman çiftliğin ortasında olmalıdır. Harmanda oturuyordu. 4. Ekinlerin harmanda dövülmesi mevsimi: Harmanda ödemek üzere borç aldı. S. Herblrinden birer tane alınıp bir takım yapılmak üzere, ayrı ayrı sıralanmış kitap formaları veya tütün yaprakları vesaire: Kitabı harman etmek. Harman arabası = Harman makinesi. Harman dövmek = Tanelerini ayırmak üzere ekini harmanda dövmek. Harman savurmak — Tanelere karışık olan ince samanı ayırmak için kürekle havaya atıp rüzgârlandırmak. Harman sonu = Toz, toprakla karışık hububat. Harman kilesi = Büyük ölçek. Harman yeri = Harman dövmeye mahsus daire şeklindeki meydan. Tuğla harmanı = Tuğla yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. trashing. harvest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. threshing floor. grain for threshing. harvest. harvest time. admixture. heap of grain for threshing. operation of threshing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. threshing. threshing floor. stack of grain ready for threshing. harvest time. blending. blend. gathering. collating. mixture. mix. winnowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2.Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the end of the threshing season. residue of grain mixed with stones and soil. gleanings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher floor. stackyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hububatı harmanda dövüp savurmakla uğraşan adam. 2: Tütün yapraklarını harman eden işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher. blender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshing. blending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün vücudu saran, kolsuz bir çeşit pelerin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her birinden birer tane alıp takım yapmak üzere bir şeyin parçalarını takım takım eylemek. Harman etmek = Kitabın formalarını, tütün yapraklarını harmanlamak. 2. (hayvan) Bir daire üzerinde dönüp durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blend. collate. to go in circles. to turn in a wide circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. to blend. to collate. to gather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blended. to be collated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمن] harman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمنگاه] harman yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararlı, fena, ziyan verici. harmfully (z.) zarar verecek şekilde. harm fulness (i.) zararlılık, ziyankarlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararsız. harmlessly (z.) zararsız bir şekilde. harmlessness (i.) zararsızlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Armoni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony armoni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. levelness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uyumlu, ahenkli; harmonik, harmoniye ait; kulağa hoş gelen; (mat.) müzik ahengine benzer oranlara ait; (i.) (müz.) harmonik ses, esas sese katılan ikinci diziden ses. harmonical (s.) harmoniyle ilgili; uyumlu, ahenkli. harmonically (z.) uyu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armonika, ağız mızıkası; irili ufaklı cam bardaklar veya madeni parçalardan meydana gelen bir çeşit çalgı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (müz.), uyum bilgisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahenkli uyumlu, birbirine uygun; tatlı sesli, hoş sesli; düzenli, muntazam. harmoniously (z.) ahenkli olarak, uyumlu olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) kompozitör; uyum kurallarını bilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) harmonyum, küçük org .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) uyum sağlamak, ahenk temin etmek, düzen vermek; (müz.), harmonisini yapmak; uygun gelmek, uymak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahenk, uyum; (müz.), harmoni, seslerin uyması; uygunluk; ahenk ilmi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Piyanoya benzeyen ve körüğü ayakla işletilen küçük org. (bk.) Armonyum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمهره] katır boncuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) koşum takımı; pilot bağı; (f.) beygirin takımını vurmak, hayvanı koşmak; çalışacak duruma getirmek. harness maker saraç. in harness iş başında .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرنوب] keçi boynuzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. botanik). Keçiboynuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust bean keçiboynuzu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARB) (i. A.) (c. hurûb). Kavga, cenk, muharebe: Harbetmek, harbe gitmek, harb zamanı. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Harb fennini iyi bilip muharebenin tertibini yapan ve mevkileri tayin eden tâbiye mütehassısı subay, kurmay: Erkân-ı harb zabiti, erkân-ı harb reisi. Ilân-ı harb = Bir devletin diğer bir devlete, savaşa girmeye karar verdiğini resmen tebliğ etmesi. Bilâ-harb = Muharebe etmeksizin: Filân memlekete bilâ-harb girdiler. Dâr-ül-harb = Muharebenin geçtiği yer. İslâm hukukunda, İslâm ülkesi olmayan topraklar. Divân-ı harb = Askerî mahkeme. Dîvân-ı harb-i örfî s Örfî idare zamanında, askerlerden başka sivillere de hükmü geçen fevkalâde askerî mahkeme. Saff-ı harb = Muharebe sırasında askerin teşkil ettiği sıra. Fenn-i harb = (eskimiştir) Askerlik ve harple ilgili düzenli bilgiler. Meydân-ı harb = Savaşılan yer, muharebenin olduğu yer: Bir askerin cesareti meydân-ı harbde anlaşılır. Yâver-i harb = Muharebe zamanında veya barışta, kumandanın maiyetinde, emirlerini tebliğe hazır bulunan subay ki, kordon takar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war. battle. fight. combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical instrument consisting of a triangular frame furnished with strings and sometimes with pedals, held upright, and played with the fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constellation; Lyra, or the Lyre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A grain sieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on the harp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dwell on or recur to a subject tediously or monotonously in speaking or in writing; to refer to something repeatedly or continually; usually with on or upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on, as a harp; to play on the harp; to develop or give expression to by skill and art; to sound forth as from a harp; to hit upon. a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings stretched between the neck and the soundbox are plucked with the fingers. a pair of curved vertical supports for a lampshade. a small rect

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, plucked stringed instrument that predates the piano The strings are plucked mechanically, distinguishing it from the piano in which they are struck with hammers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal frame that holds the shade over the base of the lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large upright roughly triangular musical instrument consisting of a frame housing a graduated series of vertical strings, played by plucking with the fingers. a shortening of 'French harp,' or harmonica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp's strings are plucked, and its pitches are changed by means of pedals Its ethereal tone is easily recognizable The harp frequently plays broken chords called arpeggios.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is an ancient instrument It is a chordophone, usually triangular in shape having anywhere from 1 to 47 strings The strings are knotted perpendicular to the soundboard It is played by strumming or plucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Historic and Archeological Resources Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for 'hot rolled annealed and pickled '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the string instrument family, the sub-category of unbowed strings It has the following stages of sound production: energy source: muscle vibrating element: the strings resonating chamber: the instrument's body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is the emblem of Ireland Its origin as the badge of Erin is obscure, but probably alludes to the instrument of Brian Boroimhe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) harp çalmak; harp çalarak ifade etmek. harp on üzerinde durmak, ısrarla yazmak veya söylemek. harper, harpist (i.) harpçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.), harp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. staff college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disabled ex-serviceman. disabled veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. war college. war academy. cadet school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arpağ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) büyük balıkları avlamakta kullanılan zıpkın; (f.) zıpkınlamak, zıpkınla öIdürmek. harpooner (i.) zıpkıncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) klavsen gibi eski tip piyano, harpsikord .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mitolojide yüzü ve vücudu kadına, kanatları ile ayakları kuşa benzer canavarlardan biri. harpy (i.) yırtıcı ve gaddar kimse. harpy (i.), harpy eagle Amerika'da bulunan bir cins kartal, (zool.) Thrasaetus harpyia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حار] kızgın, yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vaktiyle düşman gerilerini veya ülkesini ateşe vermeye ve yangın çıkarmaya mahsus gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâset» ten imüb.). Toprağı işleyip ekin ekmekle meşgul adam, ekinci, çiftçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hart» tan müb.). Çıkrıkçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراط] doğramacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) huysuz kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağmacı kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) tavşan tazısı; şahin familyasından bir kuş. marsh harrier kırmızı doğan, üsküflü doğan, (zool.) Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tapan, kesek kırma makinası; (f.) tırmık çekmek, kesek kırmak; hırpalamak, eziyet etmek; sinirlendirmek. harrowing (s.) üzücü, asap bozucu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Fasulye ve bakla şeklinde olan maruf siyah meyve. Keçiboynuzu. Harrub ağacı -Bu meyveyi veren ağaç ki, mutedil iklimlerin en sıcaklarında yetişir. Harrub şerbeti = Bu meyvenin kurusu kaynatılmakla yapılan şerbet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soymak, yağma etmek; rahat vermemek, taciz etmek, bizar etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çift sürme, tarla işleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرث] kültür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i harşefiyye = Enginar çeşidinden dikenli bitkiler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, acı; kaba, haşin, ters, huysuz, insafsız. harshly (z.) sertçe, huysuzca, kaba bir şekilde. harshness (i.) kabalık, haşinlik, terslik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرثی] kültürel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. haslet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kaba ve sert sesi ifade eder: Hart hart kaşınıyor. Hart diye ısırdı Hart hurt = Fazlaca ısırarak ve ses çıkararak yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stag; the male of the red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under Buck. male red deer United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers United States playwright who collaborated with George S.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States playwright who collaborated with George S Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers. male red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Addressable Remote Transducer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanscom Area Resource Team Airport-related businesses and airport users groups. HART stands for Highway Addressable Remote Transducer. hard einen Harten haben have a hard-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hart, like the stag, is an old bearing, though not of the earliest John Trie, son and heir of Alicia de Hertley, bore 'a hart's head caboched '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard , bitter , callous , firm , hard , harsh , punishing , rigorous , rigorously , rough , stern , toughly , unkind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) erkek karaca .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sipahilerin yeniçeri keçesine eşit olarak giydikleri toparlak keçe külâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya mahsus iri bir antilop .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «katlab» dan galat). Kocayemişi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyik boynuzu; eski, ecza. amonyum karbonatı, nişadırkaymağı . salts of hartshorn eski nışadır. spirits of hartshorn eski amonyak gazı, nışadırruhu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyikdili, (bot.) Phyllitis scolopendrium .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: cartouche’dan). Top fişeği. Hartuç çantası = Hartuç koymaya mahsus top arabasının arkasındaki sandık, (bk.) Kartuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) deli, patavatsız; (i.) delidolu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru gitmez, gemden anlamaz, huysuz (at). 2. mec. Muannid, inatçı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir’avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz.Musa’dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın huysuzluğu, gemden anlamayıp doğru gitmemesi. 2. Muannidlik, inatçılık, serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harnup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Kalori veren, verici, Fransızca: calorique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma ve Etrüsk'te kesilen kurbanın bağırsaklarına bakarak ilâhların arzularını oku- yan kâhin. haruspicy (i.) bu şekilde falcılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mârût denilen meleğin arkadaşı. 2. mec. Çok ustaca sihir, büyü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil’de bir kuyuya hapsedil- mişlerdir. 2.Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروار] eşek yükü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hasat; hasat mevsimi, ekinleri biçme zamanı; ürün, mahsul, rekolte; semere, sonuç, netice; (f.) biçmek, hasat etmek, mahsul devşirmek. harvest home harman sonu; harman sonunda verilen ziyafet. har vest moon sonbahar başındaki dolunay. har

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, hasatçı; biçer döğer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Harizm).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Harzemli. 2. Harzem’e ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvanların (özellikle domuzun) yürek ve ciğer gibi yenilen iç uzuvları, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I HAREKET) (i. A. F.). Davranış, tutulan yol, tutulacak yol, tutum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air map. weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tamarind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizhıyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthirsty. sanguinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blutgierig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونخوار] kan içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, şems: HOr ü mâh = Güneş ve ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Asıl Arapça’da hûrâ» nın cem’i olup gözleri iri ve siyahı pek siyah, beyazı pek beyaz kızlar demektir. Dilimizde müfred gibi ve ekseriya nisbet «İ» siyle «hûrî» kullanılır). Cennet’e gideceklere vâdedilen pek güzel kızların beheri, hûri. HÜr-ll-ayn = İri gözlerinin siyahı pek siyah ve beyazı pek beyaz kızlar veya periler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahrâr). Köle ve esir olmayan, kendi benliğine sahip ve istediği hareketi yapmakta serbest olan, Fars. Azâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. independent. liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free (not eslaved. unconstrained. untrammelled. free. independent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حور] huri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Özgür, bağımsız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bazı Batılı milletlerin «yaşa!» mânâsında kullandıkları alkış sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp «hurûc» dan). Bedenin çeşitli yerlerinde çıkan çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıpranarak işe yaramaz hâle gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hurâfe). Bâtıl inanışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرافات] hurafeler, batıl inançlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurâfât). Bâtıl İnanış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. legend. myth. silly tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. old wive's tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرافه] batıl inanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خرافه پرور] hurafelere inanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) hurafelere inanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hâr). İri gözlü; aslı güzel Cennet kızları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). - Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meşin veya kilimden büyük heybe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large leather saddlebag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlebag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). (bkz.Hüray).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük, ufak. Hurdahâş, hurd mürd = Parça parça: Aynayı bir yumrukla hurdahâş etti. Hurd-sâl = Küçük yaşta, Ar. sagıyr-üs-sinn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرد] küçük, ufak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ufak şey, ufak parça, Fars. rîze: Bakır hurdaları. 2. İnce, hassas, dakîk mânâ, nükte, gizli mânâ Ar. mazmûn. 3. Ufak ve kırıntıdan ibaret olan: Hurda inci. 4. Pek ince ve küçük: Hurda yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattletrap. scrap. junk. salvage. write-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carcass. crock. wreck. dilapidated. scrap. junk. old car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk. scrap. scrap iron / metal. waste. refuse. worn-out. completely worn-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük şeyleri gösteren, mikroskop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inceden inceye, pek ince ve derin: Hurdabînâne tetkik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hurdabinle (mikroskopla) görülebilecek kadar küçük (Arapça olamıyacağından müennesinde «hurdabîniyye» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak tefek şeyler veya eski demir Aletler ve şeyler satan adam, hırdavatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. junkman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. scrap iron dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adamın işi, hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşe yaramayacak şekilde kırılıp parçalanmış, paramparça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. bashed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ufalmak, parça parça olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Farsların kullandığı şemsi senenin 3.ayına verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = kırıntı, çîden = toplamak). Kırıntı toplayan, dökülen kırıntıları toplayan fakir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = küçük, ince; dânisten = bilmek). Nükte ve incelikleri anlayan, bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = ufak tefek şeyler, fürûhten = satmak). Ufak tefek şeyler satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. hürde = mec. mazmun, gizli mânâ, giriften = tutmak). Sözün içinde gizil mânâyı arayarak itiraz eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mikroskop, (bk.) hurdabîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرده بين] büyüteç. 2.mikroskop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرده گير] kusur bulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarışlarda kullanılan engel veya çit; engelli yarış; seyyar ağıl; İng. dallardarı sepet gibi örülmüş portatif parmaklık veya engel; f. etrafına parmaklık veya çit çevirmek; yarışta engel atlamak. high hurdles yüksek engel; yüksek engelli 110 m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüray).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. latarna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram’dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül gibi özgür güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.). 1. Cennet kızı. 2. mec. Çok güzel (kadın).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حوری] huri, cennet kızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cennet kızı. 2.Sevgili. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). HÜrî gibi, hûrîye ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esir olma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özgür soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hızla atmak savurmak, fırlatıp atmak; hiddetle söylemek; i. hızla atış, fırlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burgan cinsinden hububat çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültülü karışıklık; arbede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir sıcak iklim meyvesi. 2. Hurma şeklinde hamur tatlısı. Hurma ağacı = Bu meyveyi veren ağaç, Ar. nahl. Hurma dorusu = Hurmanın rengini andırır at donu. Trabzon hurması = Çok çekirdekli, hamı ağız buruşturur bir meyve ve bunu veren ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. persimmon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(şecere-i temir): (: Hurmagiller familyasından sıcak ülkelerde yetişen bir ağacın meyvesidir. Ağacın boyu 30 metre kadardır. Gövdesi sütun biçimindedir. Yaprakları büyük ve dilimlidir. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni gelişmeyi sağlar. Besleyicidir. Kansere karşı koruyucudur. Zihni yorgunluğu giderir. Anne sütünün, bol ve besleyici olmasını sağlar. Boğaz ağrılarını keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir. Kemik hastalıklarında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date-palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hurma ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şeref, haysiyet: Bu müberek günün hürmetine. 2. Saygı, riayet, itibar, ikram, İzâz: Misafire hürmet etmek şarttır. 3. Bir şeyin şer’an harâm olması, haramlığı: Şarabın hürmeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. regard. veneration. deference. obeisance. tribute. homage. honor. honour. reverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homage. respect. regard. esteem saygı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. regard. courtesy. deference. duty. homage. reverence. veneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Saygı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to respect. consider. honour. revere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hürmet olsun diye, saygı ve ikram maksadıyle: Kendisine hürmeten ayağa kalktılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saygılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respectful. deferent (action. worthy of respect. respected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Şeref, haysiyet ve itibar sahibi, saygıya değer. 2. mec. Büyük, okkalı. 3. Osmanlılar’ca Hıristiyan piskopos ve metropolidlere verilen resmî unvandır: Selânik Rum metropolidi hürmetlû felsnca efendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçümsenmiyecek büyüklükte, oldukça büyük, okkalıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespectful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saygısızlık, riayetsizlik, hürmet ve itibar etmeyiş: Bizim Adetimizce büyüklerin yanında fazla konuşmak hürmetsizlik sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespect. indignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Zerdüştlerin hayır tanrısı. 2.Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3.Jüpiter, müşteri, erendiz. 4.Sasani sülalesinden 5.padişahın adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski Iranlılar’ın ibadet ettikleri İki mâbuttan iyilik İlâhı sandıkları kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. (bk.) Hürmüz. 2. Basra Körfezi’nde Hürmüz Boğazı civarında çıkan ek inci.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hürkal).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hure.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word used as a shout of joy, triumph, applause, encouragement, or welcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hurray, hooray ünlem, i., f. Yaşa! (alkış veya zafer ünlemi); i. bu ünlem; f. Yaşa ! diye bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hür kadın, câriye veya esir olmıyan kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şen, sevinçli, gönül açıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevinçli. 2. Gönül açıcı. (bk.) Hurrem.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2.Bir yazı sitili. 3.Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman’ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yeşil taze. 2.Gönülaçıcı. 3.Şen şakrak, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Şen ve gönül açan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinç, sevinçli olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasırga, bora. hurricane deck yolcu gemilerinin en üst güvertesi. hurricane lamp rüzgar feneri, gemici feneri. hurricane signal şiddetli ve tehlikeli bir kasırganın geleceğini işaret eden bayrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aceleye gelen, telaşlı. hurriedly z. acele ile; çabucak. hurriedness i. aceleye gelme, acele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜRRİYYET) (i. A). Esir ve köle olmayıp tamamen hür ve müstakil olma, Azâdlık: Hürriyyet-i şahsiyye = Şahıs hürriyeti. Hürriyy»t-I mezhebiyye = Mezhep hürriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence. liberty özgürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hürlük, serbestlik. 2.İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acele etmek, acele ile gitmek; koşmak; acele ettirmek; acele ile göndermek; sıkıştırmak; i. acele telaş. Hurry up! Acele et! Çabuk ol! Haydi! in a hurry acele ile, telâşla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telaş, acele koşuşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hürol).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hursende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanaatkâr, kanaat eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hürriyeti seven kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, Ar. şems.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güneş, aftab, mihr, şems. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (hurt) yara, bere, zarar, hasar; acı, ağrı, sızı; f. incitmek, acıtmak, yaralamak; rencide etmek, acı vermek, kederlendirmek; zarar vermek, hasara uğratmak; acımak, ağrımak. hurtful s. zararlı; incitici, ıstırap veren. hurtfully z. zarar verecek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çarpmak; hızla atılmak veya fırlamak; hızla fırlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harb). Harpler, savaşlar, (bk.) Harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çıkma, dışarı çıkma: Hurûe etti = Çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hurûc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خروج] çıkış. 2.ayaklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (çokluğunun çokluğu hurûfât) (m. harf). Harfler, (bk.) Harf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («harf» in çokluğunun çokluğudur). Kurşundan dökülmüş baskı harfleri: Küçük, büyük, italik, batone hurufat. Hurufat basması = Tipografya. Zıddı: Taşbasması, litografya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. typeface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kur’an’daki harflerden mânâlar ve hükümler çıkaran bir tasavvuf kolu. Ar. hurûfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şamata, gürültü, bağırma, telâş: Cûş-u hurûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروش] coşku, coşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırıp şamata eden veya ederek, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Hep birden den ve patırdı ile.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) (bkz.Hürsev).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Deniz yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr» den masdar). 1. Belli etme, Aşikâr söyleme, açıklama. 2. Yüksek sesle okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahriden). Fahirlendirme, şereflendirme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Onurlandırma, üstün etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İFTİHAR) (I. A. «fahr» dan masdar). 1. Övünme, şan ve şeref sayma, koltuk kabartma, fahretme: Türkler tarihleriyle iftihar ederler. 2. İftihara sebep olacak zât, Osm. medâr-ı iftihar: Iftihârül-ulemâ, iftihâr-ül-emâsil-vel-akrân

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling proud. pride. pride and joy. source of pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتخار] övünme, kıvanma, kıvanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Şeref, şan. 2.Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, gurur duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, kıvanç duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Mart, nisan, mayıs aylarını içine alan mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. vernal. spring. springtime. springtide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring bahar. ilkyaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. springtime. spring time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yılın ilk mevsimi, bahar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyumlu olmayan, uyumsuz, ahenksiz; müzik yöntemine aykırı, kötü sesli. inharmoniously z. uyumsuz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi kendini öldürme: Üzüntüden intihar etmek derecesine gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. suicide. selfdestruction. autocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. self-destruction. self-murder. self-slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحار] kendini öldürme, canına kıyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kendini öldürmek, canına kıymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). 1. Dayanma, güvenme, arka verme. 2. Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan masdar). 1. Gösterme, meydana çıkarma, Aşikâr etme: Ancak savaşta herkes cesaretini izhâr edebilir. 2. Yalandan gösteriş, kendini satma: Izhâr-ı mâlOmat. bk. İzhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. display. showing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اظهار] gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gösterme, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göstermek, belli etmek, açığa vurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana çıkarma, gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» den imüb.). Fazlasıyle hakreden, yerlere, batıran, mahveden, kahredici kudret sahibi. Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Allah’ın 99 adından biridir. Allah seni «Kahhâr» ismiyle kahretsin: Mâruf bedduâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قهار] kahredici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2.Allah’ın isimlerinden. - İsim olarak kullanılmaz. - (bkz.Abdülkahhar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Kahharcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden, etli çiçekleri sebze olarak yenen bir bitki (brassica deracea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırırken veya kaba kaba kaşınırken işitilen sesi tasvir ve taklit eder: Eline bir elma almış kart kart ısırıp duruyordu. Kart kart kaşınmak ne kadar ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırmayı taklit ve tasvir eder: Elindeki elmayı kartadak ısırdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hartum, Sudan'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowercase. small letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Seslerin teksesll olarak yürümesi. Ahengî hareketin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («lâhûrî» isminin Rumca kaidesince yapılmış şeklidir). 1. Hind lâhûrîsi taklid edilerek yapılan yünden bir çeşit ince kumaş: Mavi lahuraki. 2. Lahuraki denilen yünden yapılmış: Lahuraki entari, hırka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hind’in LAhur şehrinde yapılan nefis şâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاشه خوار] leş yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atalet, uyuşukluk; tıb. letarji lethar'gic(al) s. uyuşuk. lethar'gically z. uyuşuk şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل و نهار] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğal kurşun oksidi, mürdesenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baştan çıkartan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). Kendisiyle övünülen, iftihar olunan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihrace, Hint hükümdarlarına mahsus ünvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihracenin karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. skill. art. dexterity. diplomacy. finesse. hand. handiness. ingenuity. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهارت] beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilful. proficient. dexterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. proficient. intelligent. perfection to. politic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalığı olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik,elden gelmeyiş: Bu işte maharetsizliğini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Hindistan’da bîr şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» dan imef.) (mü. makhûre). 1. Birinin zoruna baş eğmiş, mağlûp, mahkûm: Barbaros Hayreddin Paşa, bütün o sahilleri makhûr eyledi. 2. Mahv ve helâk olan. Ar. müzmahil. 3. Tanrı’nın gazabına uğramış: Kavm-i Ad makhûr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقهور] kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسخره] soytarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zuhûr» dan im.) (c. mezâhir). 1. Bir şeyin göründüğü yer veya şahıs, tecellî yeri: Tanrı’nın lutuflarının mazherı. 2. Kavuşma, elde etme, şereflenme: Mazhar-ı iltifat, mazhar-ı teveccüh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Tekkelerde kullanılan zilsiz def.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظهر] ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin göründüğü çıktığı y(Erkek İsmi) 2.Nail olma, şereflenme. 3.Bazı tekkelerde oturarak uyurken dayanılan kısa değerde. 4.Bir çeşit tef.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılaşmak, nail olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mazhar çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şereflenme, elde etme: Bu saadete mazhariyet büyük bir şeydir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behr» den İmef.) (mü. mebhûre). Nefes darlığına uğramış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) (bkz.Mebhur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Övünme sebebi. Mefhar-ı KAinât = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفخر] övünç kaynağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan masdar) (c. mefâhir). Övünme, iftihar etme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İftihar duyma, övünme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهار] yular, dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahreç). Mahreçler, çıkışlar, (bk.) Mahreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mehre’den çıkan hızlı hecin develeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. «mühr» ün Ar. sanılarak imef. kipinden galat tâbir ve doğrusu «mahtûm» dur). Mühürlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممهور] mühürlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (merdüm = insan, horden = yemek). İnsan yiyici, insan eti yiyen, yamyam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردم خوار] insan yiyen, yamyam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. meshûre). Sihir edilmiş, büyüye uğramış, büyü ile aldanmış, sihirlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEŞHÜR) (i. A. «şöhret» ten imef.) (mü. meşhûre). Şöhret kazanmış, yayılmış, herkesin bildiği ve tanıdığı, adlı sanlı, ünlü, nâm sahibi: Meşhur adam, onun eserleri meşhurdur. Galat-ı meşhûr e= Yanlış olduğu halde halk arasında doğru yerine kullanılan kelime veya tâbir. (c. meşâhir) Şöhretli adam, ismi herkesçe bilinen kimse. Meşâhir-I şuaridan = Şairlerin ünlülerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. well-known. reputed. famed. celebrated. noted. illustrious. of mark. proverbial. renowned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebrated. famed. famous. noted. proverbial. well-known. celebrated ünlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. distinguished. ever familiar. great. known. legendary. of mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسحور] büyülenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشهور] ünlü, tanınmış, bilinen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ünlü, argın, tanınmış.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyülemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyülenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Meşhur).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مست خراب] körkütük sarhoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

körkütük sarhoş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخوار] içkici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. menâhir). Burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: emîr-i Ahûr) (halk dilinde: imrahor). Has ahırın başı, ıstabl-ı Amire müdürü: Mİrâhûr-ı evvel, mîrahûr-ı sânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميرآخور] imrahor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميراث خوار] mirasyedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten la), (bk.) Matara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطهره] matara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on beş rupi kıymetinde eski altın Hint parası, mohur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır», «te’hîr» den imef.) (mü. muahhare). Geride bulunan, sonra olan, sonraya kalmış ve geriye kalmış, zıddı: mukaddem, sonraki: O savaş XVI. asırdan daha muahhardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤخر] sonraki, daha sonraki, geç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sonradan, sonra: Gidip muahharen yine geldi. 2. Yakın vakitte, önceden: Kendisini muahharen gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahire» den imef.) (mü. müddahare). Biriktirilmiş, toplanmış: Onun müddahar erzakı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Kendi iyiliklerini sayarak akranına üstün çıkmaya çalışma, başkalarına karşı övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muflharet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربات] harpler, muharebeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. war. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. engagement. fighting. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربه] harbetme, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâset» ten). Muhafaza, koruma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محارب] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harf» den imef.) (mü. muharrefe). Tahrif olunmuş, gerçek mânâsı dışında bir mânâ verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2.Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10.gününde aşure pişirilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şer’an haram ve yasak olan şeyler: Muharremâttan kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرمات] dinî yasaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Eskiden yılbaşı olan muharrem ayının ilk günü yapılan tebrik töreni ve bu vesileyle verilen bahşiş veya hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrere). Yazılmış, yazılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muharrere bu mânâ ile kullanılmamıştır). Yazılmış şeyler, Ar. mekâtîb, evrak: Çekmecenin içinde birtakım muharrerât buldum; muharrerât-ı resmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâb» dan if.) (mü. muharribe). Tahrip eden, yıkıp virân eden, mahv ve perişan eden, yıkıcı: Muharrib-i bilâd = Ülkeler yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرب] tahrip edici, yıkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. muharrike). 1. Oynatan, harekete getiren, çeviren: Bu makinenin muharriki nedir? 2. Tahrik ve teşvik eden, kışkırtan kandıran: Bu işin bir muharriki vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرق] yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrire). 1. Yazan, Osm. kâtip, müstensih. 2. Kaleme alan, yazı ile ifade eden, Osm. münşî. Pek mâhir bir muharrir; muharrire bir kız. (i. A. c.) Muharrirîn. 3. Gazeteci, yazar, fıkra yazarı: O gazetenin iyi muharrirleri vardır. Başmuharrir = Gazetenin başmakalelerini yazan kimse (eskiden neşriyat ve yazı işleri müdürü yerini de tutardı). 2. Yazar, müellif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer. author. authoress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» dan if.) (mü. muharrisa). Hırslandıran, hırs ve tamaı arttıran, kışkırtan, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrişe), (tıp) Tahriş eden, azdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜHR) (i. F.). 1. Bir adamın veya bir daire ve idarenin ijmi kazılı bulunan mâden veya taştan damga ki, imza yerine mektup ve senetlerin altına ve mektup zarfına yahut bir kapı ve kapak vesaireyi yapıştıran mumun üzerine basılırdı (şimdi yalnız resmf kâğıtlarda kullanılmaktadır), Ar. hâtem: Mühür basmak. 2. Bunun kâğıda veya mühür mumuna basılmış şekli ve yazısı: Mühürünü okuyamadım; mühürünü yaladı. Fekk-i mühür = Mühür mumu veya kurşunla mühürlenmiş bir şeyden mühürü bozup açma. Mühr-i Süleyman = Hazret-i Süleymân’ın mühüründe kazılı olduğu söylenen iki üçgen şekli. Mühür mumu = Mektup zarfı ve başka şeyler üzerine eritilip üzerine mühür basılmaya mahsus ve balmumu ile bazı reçinelerden yapılmış kırmızı veya diğer renkte madde çubuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. signet. impress. cachet. signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cachet. chop. seal. signet. signet ring. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signet ring. stamp. affix. cachet. paper seal. signet. fascimile stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mühürlenmiş, mühürle kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraver of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı. 2. Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing. affixing of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür basmak: Senedi mühürledinlz mi? Bu zarfı mühürlemeli; anbarı mühürlediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. to seal. to stamp with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to put under seal. to stamp with a seal. to lock up and affix a seal to. affix seals to sth. to seal with lead. to affix a seal. to place under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına veya üstüne mühür basılmak: Bu mektuplar mühürlendi mi? Bu zarflar mühürlenecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be under seal. to be stamped with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür bastırmak: Mazbatayı üyelere mühürletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put sth under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Altına mühür basılmış. Ar. mahtûm: Mühürlü bir senet. 2. Üstü kapatılıp mühür basılmış, Ar. mahtûm: Mühürlü zarf; mühürlü mağaza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed. under seal. stamped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which lacks a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haref» ten if.) (mü. münharife). 1. inhirâf eden, sapan, bir tarafa meyledip doğru gitmeyen, sapa, çarpık. 2. Değişmiş. 3. Sıhhatte olmayan. Münharifüi-mizâc = Keyifsiz. 4. (matematik) İki kenarı eşit ve diğer ikisi eşit olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten imef.) (mü. mutahhara). 1. Temizlenmiş, temiz olan: Namaz kılacak adamın üstü başı mutahhar olmalıdır. 2. Mübarek, mukaddes, kutsal. Ravza-i Mutahhara = Peygamberimizin Medîne’deki türbesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Takdir edilmiş, temizlenmiş, temiz. Temiz mübarek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. mütehâribe) (tes. mütehâribeyn). Savaşan tarafların her biri: Düvel-i mütehâribe, tarafeyn-i mütehâribeyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. müteharrike). 1. Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden: Buharla müteharrik makine. 2. Harekesi olan, harekeli (harf). Gayr-ı müteharrik = Hareketsiz, sabit, müteharrik olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powered by. driven by. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحری] araştırıcı, araştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحرک] hareket eden, kıpırdayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ansızın olan, oluveren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüz. Leyl-ü nehâr = Gece gündüz. Nısf-ı nehâr = Gündüzün ortaSfı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهار] gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -Gündüz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. nehâriyye). Gündüze ait. Nehârî mektep = Yalnız gündüzün ders için devam olunup, gece yatılmayan mektep, zıddı: Leylî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهاری] yatılı olmayan okul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlkbahar. Yeni bahar.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(NISFÜ’N-NEHAR) (i. A. astronomi). Meridyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصف النهار] meridyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Internet üzerinden dosya paylaşımına izin veren ücretsiz yazılım.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i meyva bahçesi; meyva ağaş1am

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla fiyat istemek; fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük; fazla fiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. firavun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. firavunlara ait veya benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Ferisilere ait; ikiyüzlü, mürai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically z. ikiyüzlülükle, mürailikle. Pharisaism i. Ferisilere mahsus tavır ve davranış; k.h. ikiyüzlülük, mü- railik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Musevilerde dini bir tarikata mensup kimse, Ferisi; k.dili kendini beğenmiş mürai kimse, ikiyüzlü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pharmaceutics, pharmacy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eczacılığa ait; ilâç kullanımına ait. phar- maceutic chemistry farmasotik kimya. pharmaceutically z. eczacılık usullerine göre. pharmaceutics i. eczacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. farmakoloji, eczacılık ilmi. pharmacologist i. farmakolog, eczacılık uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâçların bileşimini ve hazırlanma usullerini anlatan kitap; bir eczanede bulunan ilâçların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eczacılık; eczane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fener, fener kulesi; b.h. İskenderiye'ye yakın Faros adasında eski zamanlarda bulunan fener kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. gırtlağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. farenjit, gırtlak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gırtlak muayenesine mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. gırtlağı yarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. farinks, yutak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. filarmonik, müzik seven. philharmonic orchestra filarmoni orkestrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sardalya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saban demiri, saban kulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akgözlü ördek, pasbaş, zool. Aythya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek molekül ağırlığı olan karbonhidrat, nişasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ravza.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روضهء مطهره] Hz. Muhammedin mezarının bulunduğu yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayışkıran, saban kıran, bot. Ononis hircina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [رباخوار] tefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rûze = oruç, hârden = yemek). Oruç yiyen, oruj tutmayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir karışım içindeki şeker oranını ölçmeye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tatlı; fazla şekerli; şeker niteliğinde; içinde şeker bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakaroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. sakarine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sakarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صحاری] çöller. 2.kırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük Sahra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sahrâ). (bk.) Sahrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ramazanda şafaktan önce yenen yemek

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uykusuzluk, gece uyuyamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekmek fırını, ekmek tandırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meal before dawn during ramazan. meal before dawn during ramadan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساحور] sahur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2.Ay ağılı, hale. Dünya’nın Ay’a düşen, Ay tutulmasını meydana getiren gölgesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساقين شبه منحرف] yamuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâl = yıl, hürde = yemiş). Yaşlı, ihtiyar, geçkin: Bir pîr-i sâl-hurde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «ser-Ahûr» dan galat). 1. Eski bir rütbe sahibi. 2. (silâhşor’dan galat). Vaktiyle bir kale ve yerin muhafazasıyla görevli olup, bu hizmete karşılık vergi vermeyen asker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شارب الليل والنهار] ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

32 GB’a kadar kapasite artırımına izin veren yeni nesil SD hafıza kartı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den İmüb.) (mü. sehhâre). 1. Mübalağa ile büyü yapan, büyücü, sihirbâz. 2. mec. Sihre benzer bir kuvvetle kendine çeken.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحار] büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel, büyüleyici kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) İspanyol Musevileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرابخوار] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرمحرر] başyazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شش جهار] altı ve dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voiceless consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırık çömlek parçası; böcek kanadı zarfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saban demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) pay, hisse, parça; hisse senedi; (f.) taksim etmek, hisselere ayırmak; bölüşmek, paylaşmak; iştirak etmek; hissesi olmak; hisse veya payına düşeni almak. share and share alike eşit paylarla. go shares paylaşmak. preferred shares imtiyazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçi, ortakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) köpekbalığı, (zool.) Mustelus vulgaris; camgöz, (zool.) Galeus canis; dolandırıcı; argo usta kimse; (f.) dolandırıcılıkla geçinmek. angel shark kelerbalığı, (zool.) Squatina squatina. blue shark pamukbalığı, (zool.), Carcharias glaucus. great

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) köpekbalığı derisi; düz ve parlak yüzlü bir cins rayon kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (müz.) notayı tizleştirmek, tiz sesle söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (z.) keskin, sivri; zeki, açıkgöz; istekli; çok dikkatli; pürüzsüz, temiz; acı; ekşi; sert, haşin, hiddetli, şiddetli; (müz.) diyez, çok tiz (ses); cimri, hesabi; dokunaklı, etkili, tesirli; ABD, argo kıyak, mükemmel; (i.) diyez nota, diyez

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin ağızlı, keskin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bilemek, keskinletmek, açmak, sivriltmek, inceltmek; sertleştirmek; ekşileştirmek; acılaştırmak; şiddetlendirmek, kuvvetlendirmek. sharpener (i.) bileyici; kalemtıraş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dolandırıcı, dalavereci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin görüşlü; tetik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarpi, sivri burunlu dibi düz yelkenli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sivri uçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çapraz; sert; çok aç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin görüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iğneleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zeki, şeytan gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yamuk (y. k.). _

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبه منحرف] yamuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war of nerves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Şir = süt; horden = yemek). Süt içen, henüz sütten kesilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرخوار] süt çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumnal. autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spintariskop, alfa ışınları göstericisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehr). Şehrler, aylar, takvimin ayları, (bk.) Şehir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kükürt, kıs. S ;lahana kelebeğine benzer sarı bir kelebek. flowers of sulfur kükürtçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sülfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kompresörle güçlendirmek; fazla yüklemek; i. fazla yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kompresor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. taşıyabileceğinden fazla yüklemek, fazla doldurmak; fazla fiyat istemek; bir krediyi deftere kaydetmemek; posta pulunun üzerine yeni fiyat bastırmak; i. fazla ağır yük; d.y. fazla navlun alma; krediyi deftere kaydetmeyiş; posta pulları üzerine

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهور] aylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شترخوار] deve dikeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Temizlik. 2. Şer’İ yıkanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleanliness. purity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طهارت] temizlik. 2.temizlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cleanse oneself (especially after urinating or defecating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hary»den masdar) (c. taharriyât). Araştırma, bir şeyin esasını ve gereğini bulmak için arayıp inceleme veya seçme. (bk.) Taharri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تحری] arama. 2.araştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aranmak. 2.araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aramak. 2.arştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainclothes policeman. plainclothesman. police detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحریات] araştırmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) araştırmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten mas.). 1. Kımıldanma, hareket etme, oynama. 2. (Harf) harekelenme, bir hareke ile okunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çekinme, sakınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taharrüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten imüb.). Pek temiz ve temizleyici.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek temiz, temizleyici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhâr» dan masdar) (c. tebahhurât). 1. Buğulanma, (su) kaynayıp buğu olma, ağma. 2. Tütsülenme..

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» dan masdar). Bir şeyin içine dalma, pek derine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبخر] buharlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبحر] göllenme. 2.derin bilgi sahibi olma, uzmanlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

buharlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Buharlanmalar. (bk.) Tebahhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «te’hîr» den). 1. Sonraya, geriye kalma. 2. Gecikme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being delayed. delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفخر] şişinme, övünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan) (c. tefahhurât). Övünme, kurulma, Osm. fahretme: Dünyada hiçbir şeyle tefahhur etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan) (c. tefâhürât). Birine karşı tefahhur etme, övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mashara» dan). Maskaralık etme, birini alaya alma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمسخر] maskaralık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

maskaralık etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2. Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. sign. appearing. becoming visible. becoming manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. ovations. cheers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yell. public demonstration. ovation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestations. signs. demonstration (to protest sth. ovation. cheering. applause. booing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühre»den). Çiçeklenme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçeklenme.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kil. buhurdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. perşembe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, bir oynatıcı aygıtının harmonik sesler ya da yüksek sesler ekleyerek bir ses sinyalini ne kadar bozabileceğini toplam ses sinyalinin yüzdesi olarak ölçen ve gösteren bir değerdir. %1’in altındaki bir THD değeri işitilemez fakat ses bozulması kümülatiftir. Yani bir ses sinyali beş ayrı bileşenden geçiyorsa, bu ses sinyali her bir bileşende THD toplamı kadar bozulabilir. Örneğin, her bir bileşende %1 THD varsa, toplam bozulma %1’in 5 katı ya da, %5 olarak ölçülürdü.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücudun su toplamış yerinden sıvıyı çekmeye mahsus cerrah aleti, trokar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. trocar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brickyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. borçlandırılmamış; elek. şarj edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haritası yapılmamış; meçhul, bilinmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kiliseden tardetmek, aforoz etmek, kiliseden mahrum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hakkından az ücret istemek; yeteri kadar patlayıcı madde koymamak; i. hakkından az ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (beygirden) koşum takımını çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sükünetle yapılan, acelesiz, telâşsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zarar görmemiş, acımamış...

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bütünü meydana getiren ilgili öğelerin/parçaların kendi aralarındaki iletişimi. W. Kandinsky`e göre; “Armoni, kompozisyondur.” Müzikten ödünç alınan bu terim, resim unsurlarının tatmin edici veya hoşa gidecek biçimde düzenlendiği duygusunu dile getirir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشترخار] deve dikeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steward. majordomo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majordomo. butler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. wharves) f. rıhtım, iskele, büyük yük iskelesi; f. iskele veya rıhtım yapmak; rıhtıma getirmek veya çıkarmak. wharf rat bir çeşit büyük fare;(A.B.D.),( argo) rıhtımda dolaşan serseri veya hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iskelenin yük boşaltma veya depolama için kullanılması; iskele ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .iskele muhafaza memuru rıhtım müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimenta): Mersingiller familyasından; Amerika’nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve baharat elde edilen bir bitkidir. Her tarafı kokuludur. Kokusu ve tadı; tarçın, karanfil, karabiber ve hindistancevizininkine benzer. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Unutkanlığı giderir. Vücudun direncini artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F., zahm = darbe, yara; hürden = yemek). 1. Bir darbeye uğramış. Ar. musâb, duçar. 2. Yaralı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). Pek dalgalı ve oynak, coşkun ve taşkın: Bahr-ı zehhâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زرخرید] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sakın, aman!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنهار] sakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZUHUR) (i. A.). Baş gösterme, meydana çıkma, görünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance. becoming visible. sudden happening. advent. birth. coming. dawn. emergence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظهور] ortaya çıkma, görünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Görünme, meydana çıkma, baş gösterme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ortaya çıkmak, çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hesapta olmayan, umulmadık (şeyler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظهورات] beklenmedik gelişmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortaoyununda taklitçi. Zuhûrî kolu = Ortaoyunu takımı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Orta oyununda komik rolünü yapan kimse.

İsimler ve Anlamları by