Har-istan’ ne demek? | Har-istan’ anlamı nedir? | Har-istan’

Har-istan’ anlamı nedir?

Har-istan’ ne demek?

Har-istan’ anlamı nedir?

Har-istan’ | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: har istan

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آب خرابات] (meyhane suyu) şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجمستان] İran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدم خوار] yamyam, insan yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, Sanskrit günahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afganistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ak» dan müştak olup, «eher» imlâsiyle Farsça’ya dahi geçmiştir). 1. Aklık, düzgün. 2. Perdaht kolası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

size. sizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

third party. bleaching. polish. blank. glossiness. satin finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Perdaht kolası sürmek, cilâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çoksesli musikide seslerin yürümesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hardala benzer, taneli bir habbe ki eczacılıkta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Habeşistan'ın resmi lisanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan bir çeşit çakmaklı tüfek. ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Sıhr’ın çokluğu). Evlenme neticesinde erkek akrabalar, güveyler, kayınbiraderler, kayınpederler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir işin başında bulunan bir kimsenin yardımcısı. Daha çok profesör ve doçent yardımcıları için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. assistant

1. yardımcı, 2. araştırma görevlisi

1. Yardım eden veya gerektiğinde yardım edecek olan kimse vb. 2. Yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğretim yardımcısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant. intern. coadjutor. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant. assistant to a professor. assistant doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant (of a professor. assistant. instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistantship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). akort çalan bir çeşit kanun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçelik ve bağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlk yaz, (Arapça: Rebl), ilkbahar: Bahar mevsimi. Bahar açmak = Ağaçlar ve çiçekler açılıp bahar olmak. Sonbahar, köhnebahar = Güz, hazân, fasl-ı harîf. Herdem bahar = Herdem tâze (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring. springtime. springtide. may. flower. youth. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice. spring. verdure. flowers. blossoms. blossomsspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. flowers. youthful period of life. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهار] ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart’la Haziran arası, ilkyaz. 2.Güzellik, güzel. 3.Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4.Put, çelipa, sanem. 5.Atılmış pamuk. 6.Ölçek. 7.Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bahârat) (Arapça’ da sarı papatya mânâsına olup, dilimizdeki mânâsı şöyledir): Tarçın ve karanfil gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere karıştırılır: Arablar yemeklere çok baharat korlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. mull. season. spice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high- tasted. seasoned. spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unseasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهاری] ilkbahar ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bahardan Arapça teşkil edilmiş galat bir tâbirdir). Bahar tavsifini ve çok defa bu münasebetle bir zatın medhinl ihtivâ eden kasîde veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahârat konmuş (yemek vesaire): Tuzlu, baharlı köfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spicy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Bir gazete veya mecmuanın başmakalelerini yazan mu harrir, başyazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZZAZISTAN (bk.) Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hastane. (Arapça’da dahi kullanılıp, Abbâsîler zamanında hastaneler bu namla yâd olunurdu).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (BuhOr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (Buhûr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حرکت] hareketsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak. ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

later. at a later time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاحرکت] hareketsiz, hareket etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.BD., (argo) palavracı kimse, kendini beğenmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without borrowing any money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bükreş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buğu: Buhar makinesi = Buğu ile işler makine. Buhar gemisi = Buhar makinesinin temin ettiği kuvvetle hareket eden gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapor. vapour. exhalation. aura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fume. steam. vapour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam. vapour. fume. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بخار] buğu, buhar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam engine. vapour engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Buhara mensup, buğu ile ilgili. 2. Buhârî: (hi.) Buhârâlı, Buhârâ şehrinden. İmâm Buhâri: Büyük hadis bilgini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporation. vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Buhar haline gelmek, Osm. tebahhur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evaporate. vaporize. to evaporate. to vaporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evaporate. to vaporize. vapour. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaporize. evaporate. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamy. vaporous. vapo u rous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. capital letter. uppercase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -tharides) (ecza). kuduzböceğinden yapılan bir ilâç; kuduzböcegi, (zool). Cantharis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hileci kimse (iskambilde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzeyden sertleştirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi; psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım; gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi; (tıb). ishal, amel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). müshil, bağırsakları temizleyici;(i). müshil ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bakır Kaplı Alüminyum Tel. Kulaklıkların yüksek frekansta ses performansı, hareketli parçaların kütlesi azaldıkça arttığından, Sony, geleneksel bobinlerden %30 daha hafifliğiyle önemli bir performans artışı sağlayan bakır kaplamalı bir alüminyum tel bobin geliştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dört, Ar. erbaa (çihâr yanlıştır). Çehâr-yâr = Hulefây-ı RAşidîn, ilk dört halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü, (bk.) ÇArüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çimenlik, bah

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok sık ağaçlardan müteşekkil orman. Bilhassa Hindistan ve daha çok Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sık ağaçlı orman. Bilhassa Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. packet money. pocket cash. spending money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins alabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ing). hafif gündelik ev işi; (f). yevmiye ile çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (-red, -ring) yanarak kömür haline gelmiş madde, kömür; (f). yakarak kömür haline getirmek; kavurmak; ateşe tutmak; yanarak kömür haline gelmek, kavrulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı uzun kanepeleri olan ve kenarları açık gezinti otobüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakter, huy, tabiat, ahlak; vasıf, nitelik; hususiyet, özellik; şöhret, nam; bonservis; statü, durum; tip, şahıs; (k.dili). garip kişiliği olan kimse; tiyatro karakter, canlandırılan kişi; işaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavsif, tanımlama, tarif, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tanımlamak, tavsif etmek. characterizer (i). tanımlayan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karaktersiz, seviyesiz, zayıf ahlaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tek). sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin diğerlerine bir kelime ve ismi anlatmaya çalıştığı salon oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mangal kömürü; kara kalem; kara kalem resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazı, (bot). Beta vulgaris cicla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüklemek, tahmil etmek; doldurmak (tüfek, top, ocak vb); doyurmak; (havayı) gerginleştirmek; elek şarj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mükellef addetmek; fiyat talep etmek; hücum etmek, hamle yapmak, saldırmak; hesaba kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük, hamule; bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı; görev, vazife; idare, nezaret, bakım; emanet; mesuliyet; itham, yükümleme; masraf, fiyat; ücret; vergi, rüsum, harç; emir, hücum, hamle, saldırı; borç; elek şarj. charge account mağazada aç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). dikkatle, ihtiyatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). eski zamanlarda kullanılan iki tekerlekli savaş veya yarış arabası; dört tekerlekli hafif gezinti arabası; (f). araba ile taşımak; araba ile gitmek; araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savaş veya yarış arabası sürücüsü, arabacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -mata) inayet, ihsan; Tanrı vergisi; başkalarını etkileyebilme yeteneğini veren ayrıcalı ruhsal kuvvet. charismat'ic (kerizmat-ik). (s). bu çeşit kuvveti olan; Tanrı vergisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayırseverlik, yardımseverlik; merhamet; sadaka; hayır işi; hayır cemiyeti, yardım derneği charity school (ing). hayat okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düğünden sonra kap kacak ile yapılan gürültü, teneke çalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic (s). şarlatan. charlatanism (i). şarlatanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Ing)., (astr). Büyükay takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarliston dansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ABD, (k.dili). adale kasılması, kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabani hardal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kremalı pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cazibe, çekicilik; tılsım, zincirin ucuna takılan sallantı; muska; buyu, tılsımlı bir cümle veya duanın okunması. charmless (s). cazibesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cezbetmek, büyülemek, meftun etmek; sihirli bir güçle korumak; büyüleyici olmak, çekici olmak, teshir etmek. charm away büyüleyici bir tesirle (istenilmeyen bir şeyi) kovalamak. charmed life tehlikeden uzak bir hayat. I am charmed Memnun oldum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). yumuşak bir çeşit saten kumaş, şarmöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

cesetlerin veya öIü kemiklerinin konulduğu mahzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Yu)., (mit). ölümden sonra ruhları Styx ırmağından geçiren kayıkçı; kayıkçı, denizci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da kullanılan karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (den). portolon, deniz haritası; plan, grafik; çizelge; (f). plan yapmak, plan çıkarmak; harita yapmak. chartless (s). haritasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. charter

dolmuş uçak

Belirli merkezler arasında belli bir tarifeye bağlı olmaksızın sefer yapan ucuz tarifeli uçak.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 19 yüzyılda ingiltere'de siyasi reformcuların kurdukları partinin doktrin ve hareketleri. Chartist (i). bu ahmın taraftarı. chartography (bak). cartography.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kartuziyen rahipleri tarafından Fransa ve ispanya'da imal edilen kokulu likör; sarımtırak açık yeşil renk. chartulary (bak). cartulary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -women)., (ing). hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, ihtiyatlı, tedbirli; esirgeyici, cimri. charily (z). cimrice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sicilya sahiline yakın ve klasik mitolojide kadın canavar olarak şahıslandırılan tehlikeli bir girdap. between Scylla and Charybdis iki ateş arasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cîfe = lâşe, hörden = yemek). Leş yiyen, leş ile beslenen (hayvan ve kuş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). Dört, Ar. erbaa. Cihâr-yâr = İlk dört halîfe: Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alî. (bk.) ÇAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr»den) Sesle ve alenen söyleme veya okuma, cehr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهاریار] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek sesle, açıktan, alenen, cehren: Cihâren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهارا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و دو] dört ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و سه] dört ve üç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و یک] dört ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bilmece.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanlarda kullanılan bir çeşit kitara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tabir) Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkasya’nın kuzeydoğusunda bir ülke ki eskiden Albanya denilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dagestan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Dağıstan halkından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mektep, medrese.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiralty chart. marine chart. marine map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Sanskrit doğruluk, hakkaniyet, erdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutucu kimse, inatçı kimse, kaybettiği davada devam eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yük boşaltma; ateş etme (top ve tüfek), yaylım ateşi; sırtından yük atma, ödeme, ifa; azil, tart, ihraç, işten çıkarılma; terhis, izin; cereyan, akıntı, akış; cerahat, boru gibi şeyden akan madde; (elek). boşaltma; boyayı çıkaran madde, ağartıcı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük boşaltmak (gemi); çıkarmak, akıtmak; top veya tüfekle ateş etmek; ödemek; ifa etmek (vazife); görevine son vermek, işten çıkarmak: terhis etmek; ihraç etmek; serbest bırakmak; (elek). cereyanı boşaltmak; ağartmak, rengini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, uyumsuzluk, düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Aslında olmayıp dışarının etkisiyle sonradan meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

externally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mesafe, uzaklık, ara, menzil; müddet, fasıla; aralık; (güz). (san). buut, perspektif; (f). geride bırakmak. a good distance off epeyce uzakta. at a distance uzakta, uzak bir yerde; belirli bir mesafede. from a distance uzaktan. keep one's

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzak, ırak (yer veya zaman); soğuk, ağır, mesafeli (kimse); belirsiz, hafif. distant relative uzak akraba. distantly (z). uzaktan, soğuk bir tavırla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), (bk.) Dİvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla zarlarından ikisinin de dördü gösteren taraflarının üste gelmesi ile elde edilen tavla sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Külhancı. 2. Aşçı. 3. Tömbeki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Bahirler, denizler, (bk.) Bahr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. existentialiste

fel. varoluşçu

Varoluşçuluk yanlısı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. existentialisme

fel. varoluşçuluk

Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Mutlak hürriyeti esas alan, kadere inanmayan ve insanın hür iradesiyle kendi kaderini çizdiğine inanan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mühr). Taylar, at yavruları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امهار] mehirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nehir). Nehirler. (bk.) Nehir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهار] nehirler, ırmaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur’an-ı Kerim’de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., müz. ikilik notalardan daha küçük entervallere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) eşit uzaklıkta,aynı mesafede olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kurmay: Erkân-ı harp zabiti = Kurmay subay.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Erivan.

Nüfus: 3.522.000.

Yüzölçümü: 11.500 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gürcistan, Doğuda Azerbaycan, Güneyde İran, Batıda Türkiye.

Din: %94 Ortodoks.

Dil: Ermenice.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bugünkü Ermenistan 2 Nisan 1921’de bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kurulmuştur. 30 Aralık 1922’de SSCB’nin bir parçası olan Kafkas seddini oluşturmak üzere, 12 Mart 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan’la birleşti. Ermenistan, 5 Aralık 1936’da SSCB’nin anayasal bir cumhuriyeti oldu. 7 Aralık 198’de meydana gelen bir deprem sonucu 55.000’den fazla insan öldü, bir çok şehir yıkıntı haline dönüştü. Ermenistan 23 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etti ve 26 Aralık 1991’de SSCB dağılınca da tamamen bağımsız bir devlet oldu. Çoğunluğu Hıristiyan olan Ermenistan ile çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan arasındaki savaş 1992’de yayıldı ve 1993’te, 1994’te de devam etti. Azerbaycan’da Dağlık Karabağ Enklavi üzerine iki tarafın da egemenlik iddiaları vardı. 1994 Mayıs’ında Ermeni güçlerinin bu bölgede kontrol kazanmaları üzerine geçici bir ateşkes ilan edildi.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) yara kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sehr). Fikirler, (bk.) Sehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sihir). Sihirler, (bk.) Sihir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسحار] seherler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Güney Amerika'da yetişen bir zambak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hıristiyan kilisesine mahsus Aşai Rabbani ayini, Komünyon, şarap ve ekmek yeme ayini; bu ayin için takdis edilen şarap ve ekmek. Eucharis'tic (s.) Aşai Rabbaniye ait; şükrana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اول بهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «zehre» dilimizde kullanılmamıştır). Çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازهار] çiçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çanak, çömlek, toprak testi. 2. Kendisini medheden, çok öğünen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فخار] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok övünen, kendini çok metheden. 2.Çanak, çömlek, toprak testi. 3.Saksı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهارس] fihristler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arnavutça’dan). 1. Arnavutların giydikleri ve belden dize kadar uzanan geniş ve çok kırmalı patiskadan yapılmış beyaz bir giyecek: Arnavut fistanı. 2. Eski zaman modasında kadınların giydikleri çeşitli biçimde kırmalı ve süslü entari: ipek fistan. 3. (denizcilik) Direklerin güverte ıskarçalarını yağmurdan korumak için üzerine kaplanan muşamba. Baca fistanı = Bacaların alt nihayetindeki arbaz kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fistan giyen: Yunanlıların, efzun denen fistanlı bir sınıf askeri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fistan yapmaya yarayan, fistana mahsus: Fistanlık kumaş, basma. Bir fistan yapmaya yetecek ölçüde kumaş: Kendisine bu kumaştan bir fistanlık alacağım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). delice cesur, atılgan, çılgın. foolhardily (z). delicesine bir cesaretle, çılgınca. foolhardiness (i). delice cesaret, çıIgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf Haritası teknolojisi, fotoğrafların tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Fotoğraf Haritası için iki şeye ihtiyaç vardır: Etkin İnternet bağlantısı olan bir BRAVIA ve enlem-boylam gibi dahili Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) bilgileri olan bir dijital fotoğraf. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google™ Earth veya Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri BRAVIA TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Photo Map, tüm fotoğraflarınızı BRAVIA TV’nizde tam renkli olarak izlemeye hazır olarak sanal bir haritada bir araya getiren en son Sony yeniliğidir. Photo Map teknolojisi, Sony’nin her 15 saniyede bir bulunduğunuz konumu kaydeden GPS aygıtını kullanarak her karenin tam olarak nerede çekildiğini gösterir. Ayrıca, fotoğrafın GPS konumu Google Earth™ ve Picasa™ gibi bir yazılım kullanılarak ‘etiketlenebilir’. Her fotoğrafın çekildiği tarih ve saatle birlikte bu verileri TV’nize yüklediğinizde, Cyber-shot fotoğraf makinenizle veya Sony Ericsson cep telefonunuzla o anda tam olarak nerelere gittiğinizi görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Frenkler’in memleketi, Frenkler’le meskûn yer, Avrupa: Frengistan’a seyahat etti. Bu mânâda eskiden Fransa için kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. gam = keder, F. horden = yemek). Keder eden, üzülen. Ar. mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black letter type. gothic type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Bahar gülü. 2.Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.’nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan’ın annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(GÜLSİTAN) (i F.). Gül ülkesi, güllük, gül bahçesi, gül ağaçları çok bahçe. Sadî’nin ünlü eserinin adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül bahçesi, güllük. 2.Azerbaycan’da Karabağ bölgesinde bir mevki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Güneybatı Kafkasya’da bir ülke ki, Gürcü denilen ve Gürcü dili konuşan bir milletin yurdudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

georgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Georgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kabristan, mezarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گورستان] mezarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلستان] gül bahçesi, güllük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yatak odası, yatakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssinia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ethiopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.). Sıcak, sıcaklık (hararet daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köpeğin, kendisine yanaşan diğer bir köpeğe veya adama tehdit maksadıyle dişlerini göstererek ettiği hırıltıyı taklit ve tasvir eder. Hargür = Çekişme, mücadele, köpeklerin hırıltısı gibi kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek, Ar. hımâr, merkep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARR) (i. A.) (mü. hârre) (harâret’ten if.). 1. Sıcak, hararetli, kızgın: Mıntaka-i hârre = Ekvator’un iki yönünde bulunan bölgeler ki, havaları daima sıcak olup, yaz ve kışları yoktur. Memâlik-i hârre = Sıcak ülkeler. 2. Yakıcı, hararet veren: Bahârât-ı hârre = Yakıcı bahârat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diken: Hâr ü has = Çalı çırpı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de: hor). Hakir, zelil, itibarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (horden fiilinden imas.). Yiyen, yiyici, Ar. Akil: Merdüm-hâr = Adam yiyen, yamyam, Ar. Akil-ül-beşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio; a traffic information broadcasting system used in the U S Drivers are alerted to tune their car radios to a specific channel in order to receive transmitted information HAR is similar to the European ARI system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person of the Scandinavian Trinity, which consists of Har , the Like Mighty, and the Third Person This Trinity is called 'The Mysterious Three,' and they sit on three thrones above the Rainbow The next in order are the AEsir , of which Odin, the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio Highway Advisory Radio is a system of low-power AM radio stations that broadcast information for motorists, such as traffic congestion and special event information They usually broadcast below 540 KHz or above 1640 MHz Signs like t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Helicopter Air Rescue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hiring Action Report. adj: hoary, grey 82.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خار] diken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خر] eşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] aşağılık, adi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوار] yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy squabble. tumultuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Har.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bol ve serbest akan bir şeyi tasvir ederek art arda kullanılır. Hargür = Köpeklerin harıltısı gibi devamlı kavga ve çekişme: O evde hargür eksik değildir, (bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. har = merkep, mühre = boncuk). Katır boncuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mermer (dilimizde mermer gibi dalgalı kumaş ve kâğıtlara verdiğimiz «hâre» ismi de bundandır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud. stud farm. stud. stock farm. haras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stud farm. stud. breed of horses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

1) the abdomen 2) The location of one's soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The centre of gravity of the body, located in the lower abdomen; the centre of awareness in zazen meditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region in the lower abdomen that is the seat of awareness in zazen It is located approximately two inches below the navel. one's physical and spiritual center physically, in the lower abdomen a few inches below the navel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central balance point in the human body, located slightly below the navel All coordinated movement originates from this one point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mythical mountain. 'Abdomen ' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the seat of the soul and center of ki. 'Abdomen' Gravity and mass in the human body, traditionally considered in Eastern thought to be the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lower abdomen; physical and spiritual centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower abdomen The center of life energy, physical and spiritual Often used as a synonym for 'guts', courage All movement must originate from this point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's hara. center of the drumhead Hara literally means '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach, abdomen; intended more as centre of concentration and energy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One's center of mass, located about 2' below the navel Traditionally this was thought to be the location of the spirit/mind/ Aikido techniques should be executed as much as possible from or through one's HARA. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally 'belly ' The center of the body where one's soul resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Center of energy. adjective grey, hoary, old. also called 'Center'; a point in the lower abdomen corresponding to the body's center of gravity. belly or gut, which is a person's spiritual center. lower abdomen, belly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An epithet of Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abdomen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خراب] yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş. harâb etmek; yıkmak, bozmak, tahrip etmek. harâb olmak; yıkılmak, bozulmak, kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (harâbe’nin çokluğu ise de, o mânâda kullanılmayıp teklik gibi geçer): Meyhane, devam edenleri harâb eden derbeder ve sefâhat yeri. Tasavvuf ve şiirde: Rind ve olgun insanların buluşma yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابات] meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hârâbâtî-yân). t. Meyhaneye devam eden, ayyaş, sarhoş ve pejmürde. 2. Eline geçen parayı içki ve sefâhat yoluna harcayıp kendine, evine, barkına bakmayan düşkün adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, derbederlik, israf ve sefâhat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hârâbâtîce, harabatîlikle, israf, sefâhat ve sarhoşlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Virane, eski yapı yıkıntısı, bozulmuş bina kalıntısı. Asklepyon, Babalbek harabeleri. 2. mec. Pek harap ve yarı yıkık ev: Bir harabede oturuyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. ruin. wreck. wrack. desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruin. wreck. ruins ören. kalıntı. ramshackle building yıkı. tumbledown. houses or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرابه] yıkıntı, harabe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça: harâbe = virane, Farsça nişesten = oturmak). Viranede oturan, bir viranenin köşesine sığınıp orada barınan yoksul kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place filled with ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haraplık, viranlık. 2. Okun, nişanın önüne vurarak sıçrayıp hedefe değmesi. 3. Harâbâtî olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i. A. hurûc’dan). 1. Vergi, Ar. cizye. 2. Vaktiyle Müslüman olmayan tab’anın askerlik bedeli olarak verdikleri şahsî vergi. Haraca kesmek = Haraca bağlamak; birisini haraç ödemeye, mutlaka bir şey vermeye mecbur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAC) (i.). Bir malın artırmaya çıkarılması, mezatla satılması. Tellâlların «haraç mezâd...» diye bağırmaları bu mânâ iledir (kelime Arapça ise de Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur. Belki «çıktı» demek olan fiilin mazi kipi «harece» den galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. exaction. racket. extortion. pad. protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribute. tax. racket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection. tribute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراج] haraç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle Müslüman olmayan tab’adan haraç adıyla alınan şahsî vergiyi toplamakla görevli adam. Haraç tahsildarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racketeer. extortionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racket. racketeering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harhara). (bk.) Harhara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). Bir kimsenin geçineceği şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîbe). 1. Bâkireler. 2. Delinmemiş inciler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harîfe). Ev için sonhabar hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Japonca). Japonlar’da karnını bıçakla deşmek suretiyle intihar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hara-kiri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suicide, by slashing the abdomen, formerly practiced in Japan, and commanded by the government in the cases of disgraced officials; disembowelment; - - also written, but incorrectly, hari-kari. ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced by warriors in the traditional Japanese society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harakiri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARAM) (i. A.). 1. İslâm dininde yapılması veya kullanılması yasak olan, helâl olmayan: İçki haramdır. İslâm dini domuz eti yemeyi harâm etmiştir. 2. Dokunulması ve tecavüzü yasak, kutsal, mukaddes, mübarek: Beytullah-ül-harâm, Mescid-i harâm, beled-i harâm, Muharrem-ülharâm. Harâm olsun = İçe sinmesin: Bana bundan sonra eğlence haram olsun. 3. Kullanılması din bakımından yasak olan şey, helâl zıddı: Haram yemek, haramdan kaçınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. illicit. ill-gotten. illegimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. ill-gotten. unlawful. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbidden by religion. unlawful. wrong. illicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This category is prohibited for the Muslim to do such as stealing and lying Doing the haram counts as a bad deed and not doing it counts as a good deed. forbidden unlawful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

M prohibited food; the word actually refers to that which is delineated or indeed sacred. forbidden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sacred enclave in Mecca enclosing the Ka'bah, the focal point of the hajj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is against Islamic law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Holy Precinct of Mekka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something a Muslim must not do or eat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is unlawful or prohibited in Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرام] haram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money illegitimately acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harâm, Fars. zâde = doğmuş). Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haram mala el uzatan adam, hırsız, uğru, haydut, yol kesici, şakıy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرامی] eşkıya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızlık, haydutluk, uğruluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرام زاده] piç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uzun ve şiddetli konuşma, tirad; (f.) uzun ve şiddetli bir şekilde konuşmak, tirad söylemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramshackle. tumbledown. ruined. worn out. exhausted. tired out. desolated. marred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruined. in ruins. worn out. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. to destroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined / destroyed / exhausted / worn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall into ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harâb olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolation. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. garâre’den). Büyük çuval.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large haircloth rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARARET) (i. A.). 1. Sıcak, sıcaklık, Fars. germ: Güneşin, havanın harareti. 2. Susuzluk, ateş: Tuzlu yemekler insana hararet verir. Hararetimi söndüremiyorum. 3. Sıtmanın verdiği sıcaklık, yanma, ateş: Akşam çok harareti vardı. Harareti kırk dereceye çıktı. Harâret-bin = Fransızca pyroscope ve thermoscope denilen, harareti ölçmeye mahsus Alet. Harâret-i girîziyye = İnsan bedenindeki tabiî vücut sıcaklığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sıcak havada aşırı derecede veya ateşli hastalıklar sırasında vücut kaybettiği suyu karşılayamayacak olursa, hararet başlar. Harareti gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı arpa konur. Kaynatılıp süzülür. Hararet bastıkça birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. warmth. temperature. fever. thirst. fervor. fervour. caloric. feverishness. flush. intenseness. swelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glow. zeal. heat. fever. temperature. thirst. ardour. fervour. exaltation. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. heat. temperature. thirst. warmth. feverishness. vehemence. fervor. exaltation. ardour. flush. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرارت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Harâret derecesini gösteren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to excite (a discussion , the atmosphere , a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Canlanmak, kızışmak, coşmak: Maç hararetlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited / warm / heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı, coşkun: Öyle hararetli anlatıyordu ki, sözünü kesemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. heated. keen. zealous. thirsty. vehement. active. excited. lively. intense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. excited. lively. feverish. fierce. glowing. heated. hot. intense. strenuous. warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekincilik, çiftçilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) rahat vermemek; yormak, bizar etmek, tedirgin etmek, taciz etmek; (ask.) aralıksız saldırılarla taciz etmek . harass'ment (i.) taciz, bizar, rahatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراطين] solucan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırın öd kesesinde çıkan boncuk gibi katı şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب] harp, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savaş arayan, kavga çıkarmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumî harp, Birinci Cihan Harbi (1914-1918).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب عمومی] Birinci Dünya Savaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Çöpleme. Harbak-ı ebyaz = Ak çöpleme. Harbak-ı esved = Kara çöpleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربه] süngü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa mızrakla silâhlı eski bir askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenk ile, muharebe ederek, silâh kuvvetiyle: Prusyalılar harben Paris’e girdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çakmaklı ve kapsüllü tüfek ve tabancayı ağızdan doldurup fişeği bastırmaya mahsus demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harbiyye). Muharebe ve cenge yahut askerliğe ait. Umûr-ı harbiyye = Savaş işleri. Mühimmât-ı harbiyye = Çeşitli cephane. Fünûn-ı harbiyye = Savaş ilimleri. Mekteb-i harbiye = Harbokulu, aslı: Mekteb-i fünûn-ı harbiyye, erkân-ı harbiyye. Erkân-ı harb = kurmay. Harbî yer = Savaşla alınıp ancak askerle idare olunabilir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. straight. trustworthy. honest. outspoken. true. genuine. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. correct. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden harbiye denilen harbokulu öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli silâhlarda harbinin konduğu yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış). 1. Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker. 2. (fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) liman; sığınacak yer, sığınak; (f.) barındırmak; misafir etmek; beslemek. harborage (i.) barınacak yer, sığınak, melce .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خربزه] kavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARÇ) (i. A.). 1. Sarf, bozma: Verdiğiniz parayı tamamiyle harcettim. O paranın hepsi hareoldu mu? 2. (Masdar mânâsında olmayarak): Sarfolunacak para, masraf, harçlık: Çok harç gidiyor. 3. Bir resmî iş için verilen resim: Mahkeme harcı, intikal harcı, İlâm harcı. 4. (Türkçe): Bir şeyin imaline yarayan madde, kereste: Ustaların harcı kalmadığından boş duruyorlar. Yemek harcı. 5. Duvar örmeye ve sıva vesaireye yarayan kireç ile kum veya horasan yahut çamurla saman vesaire karışımı: Duvar harcı, sıv8 harcı, harç yapmak. 6. Elbiseye süs için çeşitli şekillerde dikilen kaytan vesaire: Kadın elbiselerine harç koymak bu sene moda oldu. Avrupa’dan hazır harç gelir. Harcı olmak = Yapabilmek elinden gelebilmek: Bu iş oun harcı değildir. Bu yükü kaldırmak benim harcım değildir. O ata binmek senin harcın mı? (bk.) Harcırah. Harc-ı Alem, harc-ı Am = Herkese göre, elverişli, herkesin kullanabileceği, ipekli elbise harc-ı Alem değildir. Vekilharç = Bir büyük konakta masraf işlerine bakan adam. Harcı içinden çıkmak = Ayrıca masraf etmeye hâcet olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax. fees. mortar. plaster. daub. grout. tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortar. plaster. ingredients. raw materials. expenditure. customs duties. expenses masraf. fees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خرج] vergi. 2.masraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. spending. consumption. outlay. outgo. expenditure. payment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outlay. spending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outlay. spending. expenses. disbursement. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça harc’dan). 1. Sarfetmek, bozmak: O kadar parayı bir günde harcadı. Çok para harcıyor. 2. Birini isteyerek tehlikeye sokmak: O adam beni harcamak istiyor. Bozuk para gibi harcamak = Aynı mânânın mübalağalı şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consume. spend. expend. use up. lay out. waste. dally away. employ. exert. spin out. swallow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expend. lose. to spend. to expenditure. to expend. to lay sth out. to blow. to waste. to use. to use up. to sacrifice. to kill. to victimize. use up. to waste. to dispanse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend. to use to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being spent. being used up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Masraf etmek, masrafa girmek: Bizi güzel eğlendirdi ama kendisi çok harcandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spent / used up / ruined / expended / harmed / killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرچنگ] yengeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yengeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adi, ucuz. Harcı ekmek = Ekmeğin Adî ve ucuz çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I ALEM) (i. A. F.). Herkesin kullandığı, yaptığı, kullanabileceği yahut yapabileceği. O iş harcıâlem, bana göre değil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج عالم] herkese açık, herkese uygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARC-I RAH) (i. F. Ar. hare = masraf, Fars. râh = yol). Yol masrafı, bir memur veya subayın görevle bir yerden bir yere gitmesi için, rütbe ve maaşı ile ve gideceği mesafeye göre resmen verilen para: Hareket etmek için harcırâhını aldı. Harcırah nizâmnâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel expense. subsistence money. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel allowance. travelling expenses. travelling allowance. fare payments. marching money. deadheading pay. per diem allowance. transport allowance. transportation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرج راه] yol parası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süslerle bezenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kireç ve kum karışımıyla yapılmış duvar. Karşılığı: Kuru duvar. 2. Kaytan vesaireden çiçeklerle süslü: Harçlı entari, fermene. 3. Masraflı, çok masrafla vücuda gelen: Harçlı yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing mortar or plaster. decorated. trimmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alelâde masraflara mahsus para: Harçlığım yok, harçlığı kalmadı. Cep Harçlığı = Ufak tefek şahsî masraflara mahsus para: Çocuklara cep harçlığı vermeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. spending money. allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. pocket money. pin money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı, sert, pek; güç, müşkül, zor, çetin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, şefkatsiz; şiddetli, kötü, acı; anlaşılmaz, zor; ağır; çalışkan, faal; inatçı, ters; çirkin, kötü; acı (su); gram. kalın sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekşimiş, alkol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) zorla, kuvvetle, hızla; sertlikle, güçlükle, müşkülâtla; sıkıca; katı, sert; çok, aşırı; yakın, yanı başında; (den.) alabanda; son hadde kadar. hard by pek yakın, yakında. be hard put to it zor durumda olmak, darlıkta olmak. die hard şiddetle karşı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hardel’den). 1. Meşhur yakıcı tohum. Hardal tanesi = Pek küçük şey mânâsına. 2. Döğülmüş hardal macunu ki, yemekte ete sürülür: Fransız, ingiliz hardalı. Hardal lapası, yakısı = Ağrıyan yere yapıştırılan lapa veya yakı, dövülmüş hardal ile sıvanmış kâğıt: Hardal yakısı koymak, gezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خردل] hardal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sinapis): Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. - Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. - Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi “potasium mironat” ve “sinigrin”dir. - Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. - Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. - Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustard gas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardaliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (konuşma dilinde: hardaliye). Hardal ile terbiye edilmiş şıra ki, hardal kuvvetiyle, ekşitilmeksizin de dayanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş, bildiğini okuyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) lop, katı (yumurta); (k.dili) sert; kolay kanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD sabit, kararlı, sabit fikirli, colloq. çetin ceviz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek; kuvvetlendirmek; sertleşmek, katılaşmak, pekişmek; kuvvetlenmek; donmak (çimento). hardened (s.), ask. yeraltında ve bombalara karşı takviye edilmiş (üs, roket üssü).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sertleştiren kimse veya madde; sikatif; çelik tavcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çirkin, sert ifadeli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamahkâr, cimri, eli sıkı; yumruğu kuvvetli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıkı dövüşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD inşaat işçisi; aşırı tutucu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüret; arsızlık, küstahlık yiğitlik, cesaret;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, sıkı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), argo kendi menfaatini düşünen, çıkarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sert toprak, killi toprak: işlenmemiş sert toprak; sağlam temel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kabuklu; ABD (k,dili) sabit fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıntı, darlık, meşakkat; eza, cefa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) peksimet, galeta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (oto.) üstü çelik araba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) madeni eşya, hırdavat; nalbur dükkânı; silâh; kompütör aksamı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gürgen, meşe, karaağaç gibi) sert tahtalı ağaç; bu ağaçların keresteleri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çok çalışkan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahammüllü, mukavim, dayanıklı, kuvvetli; cesur, gözüpek, cüretkâr, yiğit; kendine güvenen, atılgan, küstah; kışa dayanıklı, soğuğa dayanıklı (özellikle bitkiler). hardily (z.) yiğitlikle, mertçe. hardiness (i.) dayanıklılık, mukavim oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örs keskisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. mermer demek’ olan hârâ’dan). 1. Kumaş, kâğıt ve demir vesaire üzerindeki dalgalı çizgiler. 2. Mermer gibi dalgalı kumaş veya kâğıt. 3. Böyle bir kumaştan imal edilmiş: Hâre entari, hâre gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To excite; to tease, harass, or worry; to harry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rodent of the genus Lepus, having long hind legs, a short tail, and a divided upper lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a timid animal, moves swiftly by leaps, and is remarkable for its fecundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small constellation situated south of and under the foot of Orion; Lepus. swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes run quickly, like a hare; 'He hared down the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moiré. watered. mottled. moiréd cloth. wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift timid long-eared mammal larger than a rabbit having a divided upper lip and long hind legs; young born furred and with open eyes. flesh of any of various rabbits or hares eaten as food. run quickly, like a hare; 'He hared down the hill'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The English gentleman who popularized Choice Voting, which he called 'Personal Representation', in the second half of the 19th century His work captured the attention of John Stuart Mill, the most famous scholar on representative government, who unsuccess

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person who determines the trail to be run and then sets the marks to lead the pack to the On-In Trickery and deception are often employed to foil the pack in its quest for beer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The energy of, the love of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a number of animals which moved into the thicker wooded landscape after the last ice age. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاره] granit, sert taş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yabani tavşan, (zool.) Lepus europaeus hare and hounds yola ufak kağıt parçaları saçarak oynanan tavşan-tazı oyunu,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert taş, kaya. 2.Meneviş, menevişli kumaş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çançiçeği, yaban sümbülü, (bot.) Campanula rotundifolia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hareket, hareke). Harekeler, hareketler, (bk.) Hareket, hareke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرکات] hareketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). Arapça’da kısa sesli harflerin nasıl okunacağını göstermeye mahsus işaret ki, yazının üstünde veya altında yazılıp asıl Arapça’da fetha, kesre, zamme olarak üçtür ki, kısa a, i ve u seslerini gösterir. Harekesiz okunması lâzım gelen harfin üzerine de sükûn ve tezm denilen işareti konur ki, harekenin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Bir harfe hareke yazmak veya hareke ile okumak, Osm. tahrîk etmek: İlk harfini esre ile harekelendirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Arap harflerinde). Hareke almak, hareke ile okunmak, Osm. tahrîk olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Arap harflerinde). Hareke ile okunan harf, Ar. müteharrik: Kelimenin ilk harfi harekeli olmak lâzım gelir. 2. Harekeleri yazılı bulunan (yazı): Arap harflerinde çocuklara okutulacak ilk yazılar harekeli olmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. movement. move. motion. starting. behavior. behaviour. act. bearing. conduct. demeanour. deportment. gesture. locomotion. play. setout. step. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. activity. behaviour. deed. departure. front. life. locomotion. motion. move. movement. play. start. stir. stroke. act. conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transaction. conduct. deed. departure. locomotion. move. movement. play. step. stir. activity. act. earthquake. tremor. leaving. performance. start. proceeding. procedure. exploit. set-out. take-off. running. drive. function. stroke. traffic. dispatching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرکت] hareket. 2.davranış. hareketsizlik; hareket etmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Enerjisi veya gücü var gibi görünen resimlerin devinim hâlinde olduğu izlenimi veren yanları. Bu devinim gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. behave. conduct. depart. do. move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act. to behave. to move. bob. budge. depart. evolve. exercise. go. travel. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk. budge. lever. manhandle. waft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

USB cihazlarının birbirleri arasında doğrudan veri aktarımı yapmasını sağlayan USB 2.0 özelliğini tamamlayan harika bir sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Önceden programlanmış belli şekillerin çizilmesi ve menü adımlarının atlanmasıyla nav-u ekranının kontrolü

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting point. departure point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Hareket Sensörü, odada olup olmadığınızı algılayabilen akıllı bir vücut ısısı ve hareket dedektörüdür. Odadan çıktığınızda, sensör TV sesini açık bırakarak “ekran kapalı” enerji tasarrufu modunu etkinleştirir. Odaya geri döndüğünüzde ekran hemen açılır. Hareket saptanmazsa, set 30 dakika sonra otomatik olarak bekleme moduna geçer.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu yeni parazit giderme teknolojisi, hareketli nesnelere herhangi bir etkide bulunmadan artalandaki parazitini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enliven. relieve. to set in motion. to activate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jazz up. pep up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get into motion or action. to get into action/motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketi çok olan, canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving. mobile. active. live. animate. full of action. alive and kicking. bouncing. brisk. bustling. like a jack-in-the-box. rattling. restless. shifting. sliding. swinging. zippy. go-go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. agile. alive. brisk. busy. colourful. dashing. dynamic. floating. hectic. lively. restless. sappy. skittish. swinging. vibrant. moving. energetic. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. moving. vivacious. animated. breezy. brisk. busy. dapper. dramatic. eventful adj. fervent. go go. / adj. snappy. spry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Otomobil, motosiklet, uçak, gemi gibi hareket halindeki hava kirliliği oluşturucular.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kaydedicilerde, silme kafası, kaydetme/oynatma kafasından biraz uzakta yer aldığında video düzenlemesi mümkün değildir. Döner silme kafası, video kafası diski üzerinde bulunur ve kaseti tam kayıt konumunda siler. Hareketli silme kafaları Video8, Video Hi8 ve yüksek kaliteli VHS kaydedicilerde standarttır. Sonuçta bu özelliğe sahip kaydediciler, video düzenlemesi için idealdir ve mükemmel ekleme-kesme işlemleri yapabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. dynamism. activity. liveliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. vivacity. animation. briskness. buzz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareket etmeyen, cansız, durgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motionless. immobile. inactive. at rest. dormant. flat. inert. ponderous. put. quiescent. sleepy. stagnant. staring. stationary. still. stock-still. tepid. in repose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormant. grey. immobile. inactive. inert. motionless. quiescent. quiet. sleepy. still. torpid. static.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead. inactive. inert. motionless. stagnant. still. out of action. neutral. static. stockstill. breathless. dormant. immobile. placid. quiescent. quiet. sluggish. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaction. lull. quietus. rest. immobility. stillness. still. calm. inactivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobility. inactivity. inaction. passivity. quietude. rest. stasis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hareketle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hâre gibi dalgalı olmak: Sudan kitabın sahifeleri hârelenmiş. Deniz hâreleniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marbled. opalescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Girilmesi herkese açık olmayan kutsal ve-saygı gösterilen yer. Harem-i Şerif = KAbe-i Şerîfe ve civarları. 2. İslâm evlerinin kadınlara mahsus dairesi: Hareme girdi. Haremdedir. Mukabili: Selâmlık. 3. Zevce, eş: Haremi kendisinden yaşlıdır. Harem ağası = Hareme girip çıkan hadım ağa. Harem-i hümâyûn = Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûn’un harem dairesi. Haremeyn, Haremeyn-i Şerîfeyn = KAbe-i Şerîfe ile Ravza-i Mutahhara ve bunların bulunduğu Mekke-i Mükerreme ile, Medîne-i Münevvere. Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn = Once Yavuz Sultan Selim tarafından alınan ve Osmanlı padişahlarının halîfe olduklarını gösteren unvan. Haremeyn pâyesi = Osmanlılar devrinde yüksek ilmî rütbelerden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hareem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem. women's apartments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apartments or portion of the house allotted to females in Mohammedan families.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The family of wives and concubines belonging to one man, in Mohammedan countries; a seraglio. living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of females associated with one male - used in reference to polygamous animals. ipet, institutions run by the pharaoh's first wife for the benefit of the pharaoh's wives and female relatives, not to be confounded with the muslim harem of later time

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quarters for Muslim women in a palace;. the mating and association of several adult females with one male. a women's compound associated with the royal palace and some temples, including quarters for queens and other women of distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرم] harem, herkesin giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) harem, harem dairesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2.Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3.İç avlu. 4.Hicaz’da ihrama girilen yerden Ka’be’ye dek uzanan bölüm. 5.Mekke-Medine’nin ismi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eunuch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fiA. tes.) (m. harem). İki harem: Mekke ile Medîne. (bk.) Harem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the role and condition of a wife. the part of a house reserved for women and girls.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta giremeyeceği yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرم سرای] harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurûf, hurûfât). 1. Bir alfabede bulunan ve okuyup yazmayı sağlayan işaretlerin beheri: Hurûf-ı Arabiyye, Latin harfleri. Hurûf-ı savtıyye = Sesli harfler. Hurûf-ı sâmite = Sesssiz harfler. Hurûf-ı mûceme = Arab alfabesinde noktalı harfler. Hurûf-ı mühmele = Noktasız harfler. 2. Yazı dizip kitap basmaya mahsus kurşundan dökme harf şekilleri (bu mânâ ile ekseriya «cem’ül-cem’» çokluğun çokluğu olan «hurûfât» kullanılır): Hurûfât basması = Böyle harflerle yapılan baskı. Taş basması mukabili. 3. (gramer) Kelimenin tasrif olunmaz ve kendi kendine kullanılmaz kısımları ki, ekseri birer harften ibaret olmaları münasebetiyle böyle adlandırılmıştır: Harf-i cer, harf-i ilsak, harf-i rabt, harf-l şart vesaire ki, hepsine «edat» diyoruz. 4. mec. Söz, kelâm, yazılı şey: Câml-i hurûf = Muharrir, yazar, müellif. 5. Remiz, suret, senbol, ima yoluyle dokunan söz: Harf atmak. Harf-be-harf = Harfi harfine, kelimesi kelimesine, harfiyyen, aynen, aslından ayrılmaksızın: Filân kitabı harf-be-harf, harfi harfine tercüme etti. Söylediğinizi harf-beharf, harfi harfine kendisine tebliğ ettim. Harf-i vâhid (menfî cümlelerde) = Hiçbir harf, hiçbir söz: Kendiliğimden harf-ı vâhid söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. character. cedilla. letter. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter. letter of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرف] harf. 2.söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A., harf, Fars. endâhten = atmak). Söz atan, ima ile dokunaklı söz söyleyen, takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harf, Fars. girifte” = tutmak). Her işte ayıp arayan, Fars. ayb-cû, muârız, itirazcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söz atma, ima ile söylenilen dokunaklı söz, takılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow by blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literally. verbatim. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARFİYYEN) (i.). Harfi harfine; hiçbir değişiklik yapmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük çadır, otağ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگاه] otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگوش] tavşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (c. harâhir). Hırıltı, hırıldama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir köpek balığı çeşidi (lamna cornubica).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواری] düşkünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hereb» den if.) (mü. hâribe). Kaçan, firâr eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هارب] kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâib). Bir kimsenin geçineceği şey, rızık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİÇ) (i. A. «hurûc»dan if.) (mü. hârice). Dış, dışarı, bir şeyin dışarısında bulunan, Fars. bîrûn, dahil mukabili: Hesaptan hariç. 1. Bir şeyin dış tarafı, dışarısı, dış tarafı, harici: Bu evin hârici, dahilinden güzeldir. 2. Ecnebi memleket: Eskiden şeker hariçten gelirdi, (matematik) HAric-i kısmet = Bölme işleminin neticesi, bölüm. Meselâ 20 sayısını 5’e bölünce bulduğumuz 4 rakamı hâric-i kısmettir. Hâric-ez-memleket = Devletler hukukunda aslında bir memlekette iken, hükmen başka memlekette sayılmak: Elçiler hâric-ez-memleket imtiyazını haizdirler. Hâric-an-il-merkez = Merkezden dışarıya yatkın kuvvet, Fransızca excentrique. Eklenen harflerle mekân zarfı mânâsını ifade eder: Hariçte, harice, hariçten: Dışarıda, dışarıya, dışarıdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short. but. save. excluding. excepting. except for. but the. barring. not including. save. bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. barring. except. excepted. excluding. exterior. save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outside. exterior. outer surface. foreign place. except for. with the exception of. barring. except. excepting. excluding. not included. than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارج] dış, dışarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dışardan, dış tarafında, dıştan: Evi haricen ve dahilen boyatmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجا] dıştan, dışarıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dıştan, dışla alâkalı. 2. Yabancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extrinsic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterior. external. out. outer. outside. foreign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign. external. exterior. exotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارجی] dış ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases. foreign affairs dışişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خارجيه] dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A.) (umûr-ı hâriciyye’den kısaltılmış). Yabancı devletlerle bilhassa siyasî münasebetleri düzenleyen bakanlık: Hâriciye nezâreti, bakanlığı, hariciye nâzırı, vekili, bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Dışişleri bakanlığına bağlı memur. 2. Dış hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a diplomat. the diplomatic profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) etli yahni; yeşil fasulye. haricot bean kuru fasulye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرید] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâid). 1. Bâkir kız. 2. Delinmemiş inci, Fars. dürr-i nâsüfte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HERİF) (i. A. hırfet’ten smüş.). 1. Sanat arkadaşı, aynı meslekte olan, Fr. collfegue. 2. içki ve eğlence arkadaşı. 3. (Türkçe söylenişi: herif) Adî ve bayağı adam, aşağı, basit insan: A herif. 4. Adam, şahıs, öteki: Herif size açıktan söylüyor, siz anlamıyorsunuz. Herif size haber verdi, ne kabahati var? (bk.) Herif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güz mevsimi, Fars. hazin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریف] rakip. 2.meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esnafça eğlenceye giden, esnaf gibi her biri masrafının hissesini vererek (Arifâne denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hârika). Yırtan, yaran, ortadan ayıran, Osm. şakkeden. Yalnız şu tâbirde geçer: Hârık-ı Ade = Adetî, tabiîyi, alışılmışı yırtan. Mucize ve keramet sahibi olan, hârikulâde. (bk.) HArikulâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Bir yerin ve yapının tutuşup yanması, yangın: Hartk vuku buldu. Harîkı itfâ etmek = Yangını söndürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hark’dan if). (mü. hârika). Yakan, yakıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریق] yangın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ateş, nâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havârik). 1. Hârikulâde şey. Eşyanın tabiati dışında ve tabiatin üstünde olan garip şey: Bir hârika oldu. 2. Hârika sayılacak derecede üstün şahıs, dehâ: Ibni Sİnâ bir hârika idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonderful. marvellous. marvelous. fabulous. gorgeous. fantastic. fantastical. yummy. beautiful. bully. cool. corking. divine. far-out. in the groove. groovy. immense. jolly good. keen. no mean. old. phenomenal. prodigious. ripping. scrumptious. splen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautiful. brilliant. dreamy. exquisite. fabulous. fantastic. gorgeous. great. heavenly. incredible. lovely. marvellous. prodigious. rare. sensational. smashing. superb. terrific. tremendous. wonder. wonderful. miracle. marvelous. extraordinary. great!. w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miracle. wonder. marvelous. extraordinary. brilliant. fabulous. fantastic. far out. first rate. glorious. gorgeous. heavenly. marvel. prodigious. prodigy. rip roaring. top- notch. wonderful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارقه] harika.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eşi görülmemiş, şaşılacak, (bk.) HArik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. stupendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خارق العاده] olağanüstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bol bol ve serbest akan su vesaireyi ve buna benzeterek bir şeyin bollukla akışını tasvir ve taklit eder ve ekseriya art arda kullanılır: Bahçede sular harıt harıl akıyor. Harıl harıl söylemek = Büyük bir serbestlikle ve devamlı, ara vermeden lâkırdı etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harlarken çıkan ses (bk.) Harlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the roar of a burning fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Herkesin girmesi yasak olan kutsal yer: Harîm-i hâs = Eskiden bir büyük adamın hususî dairesi. 2. Harem, harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حریم] kutsal. 2.harem. 3.avlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Biri için kutsal olan şeyl(Erkek İsmi) 2.Harem dairesi, harem. 3.Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan y(Erkek İsmi) 4.Bir evin civarı. 5.Avlu. 6.Ortak, şerik. 7.Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [حریم عصمت] kutsal saha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça harun’dan galat). Gemden anlamaz ve doğru gitmez huysuz at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (arın’dan galat ki, o da arık ve argın gibi, armak Türkçe fiilinden gelir). Yorgun, zayıf, bitkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yorulup pek bitkin düşmek. 2. (at) Huysuzlanıp doğru gitmemek ve gemden anlamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İpek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریر] ipek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harîriyye). 1. İpekten dokunmuş: Akmişe-i harîriyye = ipek kumaşlar. 2. İpek gibi yumuşak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریری] ipekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİS) (i. A.). Tamahkâr, pek fazla arzu ve hırs ile isteyen: Mala haris bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avaricious. ambitiously. greedy. acquisitive. ambitious açgözlü. hırslı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greedy. acquisitive. overly desirous. ambitious. avid. grasping. rapacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارث] çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حارس] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریص] hırslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Muhafız, bekçi, gözcü. 2.Koruyan, koruyucu. 3.Son derece hırslı olan. 4.Yemen’de bir Arap kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Harîscesine, hırslı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Haris).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارستان] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİTA) (i. A. Yunanca’ dan). 1. Bir bölgeyi, ülkeyi, devleti, kıtayı, dünyayı veya dünyanın herhangi bir parçasını belirli projeksiyon usulleriyle belirli nisbetlerde küçülterek gösteren resim veya şekil: Harîta-i berriyye, harîta-i bahriyye = Kara haritası, deniz haritası. Harîta-i mücesseme = Kabartma harita. Harîta-tüs-semâ = Yıldızları gösterir harita. 2. Meşinden kese ve torba, dağarcık, mec. Bu, haritada yoktu = Umulmuyor, beklenmiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart. reduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

map. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خریطه] harita.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapan veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapma işi, kartografi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography. surveying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARİYY) (i. A.). Lâyık, de ğer, sezâ, müstahak (itaf. olan ahrâ daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Amuderya’nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy’a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka (halk dilinde: Hırızma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yarma, yırtma. 2. Ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakma (ihrak daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ünlem dinlemek, işitmek; ünlem Dinle! Dur! Sus! hark back sadede gelmek; geri çağırmak (tazı) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kalça kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. harkafiyye). Kalça kemiğine alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eski dinlemek, dikkatini vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keten ipliği, lif .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Harlaşmak, harıltı, (bk.) Hırlamak vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) soytarı, palyaço; (s.) alacalı, çok renkli; dış köşeleri yukarı kıvrık (gözlük). harlequinade' (i.) pandomima, palyaço oyunu; soytarılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harıl harıl yanan: Harlı ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furiously burning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişe, orospu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fahişelik, orospuluk .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) zarar, hasar; şer, kötülük; felaket; (f.) zarar vermek, kötülük etmek. out of harm's way emniyette, emin yerde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üzerlik, (bot.) Peganum harmala .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fars. «harmen» den). 1. Hububatın sapından ayrılması için yapılan iş: Bu yağmur harmana engel oluyor. Harman vakti geçiyor. 2. Bu iş için, yani dövülme için hazırlanmış ekin demetlerinin hepsi. 3. Ekinlerin dövülmesi için hazırlanmış daire şeklindeki meydan: Harman çiftliğin ortasında olmalıdır. Harmanda oturuyordu. 4. Ekinlerin harmanda dövülmesi mevsimi: Harmanda ödemek üzere borç aldı. S. Herblrinden birer tane alınıp bir takım yapılmak üzere, ayrı ayrı sıralanmış kitap formaları veya tütün yaprakları vesaire: Kitabı harman etmek. Harman arabası = Harman makinesi. Harman dövmek = Tanelerini ayırmak üzere ekini harmanda dövmek. Harman savurmak — Tanelere karışık olan ince samanı ayırmak için kürekle havaya atıp rüzgârlandırmak. Harman sonu = Toz, toprakla karışık hububat. Harman kilesi = Büyük ölçek. Harman yeri = Harman dövmeye mahsus daire şeklindeki meydan. Tuğla harmanı = Tuğla yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. trashing. harvest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. threshing. threshing floor. grain for threshing. harvest. harvest time. admixture. heap of grain for threshing. operation of threshing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. threshing. threshing floor. stack of grain ready for threshing. harvest time. blending. blend. gathering. collating. mixture. mix. winnowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2.Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the end of the threshing season. residue of grain mixed with stones and soil. gleanings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher floor. stackyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hububatı harmanda dövüp savurmakla uğraşan adam. 2: Tütün yapraklarını harman eden işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thresher. blender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshing. blending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün vücudu saran, kolsuz bir çeşit pelerin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Her birinden birer tane alıp takım yapmak üzere bir şeyin parçalarını takım takım eylemek. Harman etmek = Kitabın formalarını, tütün yapraklarını harmanlamak. 2. (hayvan) Bir daire üzerinde dönüp durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blend. collate. to go in circles. to turn in a wide circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. to blend. to collate. to gather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blended. to be collated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمن] harman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمنگاه] harman yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararlı, fena, ziyan verici. harmfully (z.) zarar verecek şekilde. harm fulness (i.) zararlılık, ziyankarlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zararsız. harmlessly (z.) zararsız bir şekilde. harmlessness (i.) zararsızlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Armoni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony armoni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. levelness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uyumlu, ahenkli; harmonik, harmoniye ait; kulağa hoş gelen; (mat.) müzik ahengine benzer oranlara ait; (i.) (müz.) harmonik ses, esas sese katılan ikinci diziden ses. harmonical (s.) harmoniyle ilgili; uyumlu, ahenkli. harmonically (z.) uyu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armonika, ağız mızıkası; irili ufaklı cam bardaklar veya madeni parçalardan meydana gelen bir çeşit çalgı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (müz.), uyum bilgisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahenkli uyumlu, birbirine uygun; tatlı sesli, hoş sesli; düzenli, muntazam. harmoniously (z.) ahenkli olarak, uyumlu olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) kompozitör; uyum kurallarını bilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) harmonyum, küçük org .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) uyum sağlamak, ahenk temin etmek, düzen vermek; (müz.), harmonisini yapmak; uygun gelmek, uymak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahenk, uyum; (müz.), harmoni, seslerin uyması; uygunluk; ahenk ilmi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Piyanoya benzeyen ve körüğü ayakla işletilen küçük org. (bk.) Armonyum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمهره] katır boncuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) koşum takımı; pilot bağı; (f.) beygirin takımını vurmak, hayvanı koşmak; çalışacak duruma getirmek. harness maker saraç. in harness iş başında .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرنوب] keçi boynuzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. botanik). Keçiboynuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carob. locust bean keçiboynuzu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARB) (i. A.) (c. hurûb). Kavga, cenk, muharebe: Harbetmek, harbe gitmek, harb zamanı. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Harb fennini iyi bilip muharebenin tertibini yapan ve mevkileri tayin eden tâbiye mütehassısı subay, kurmay: Erkân-ı harb zabiti, erkân-ı harb reisi. Ilân-ı harb = Bir devletin diğer bir devlete, savaşa girmeye karar verdiğini resmen tebliğ etmesi. Bilâ-harb = Muharebe etmeksizin: Filân memlekete bilâ-harb girdiler. Dâr-ül-harb = Muharebenin geçtiği yer. İslâm hukukunda, İslâm ülkesi olmayan topraklar. Divân-ı harb = Askerî mahkeme. Dîvân-ı harb-i örfî s Örfî idare zamanında, askerlerden başka sivillere de hükmü geçen fevkalâde askerî mahkeme. Saff-ı harb = Muharebe sırasında askerin teşkil ettiği sıra. Fenn-i harb = (eskimiştir) Askerlik ve harple ilgili düzenli bilgiler. Meydân-ı harb = Savaşılan yer, muharebenin olduğu yer: Bir askerin cesareti meydân-ı harbde anlaşılır. Yâver-i harb = Muharebe zamanında veya barışta, kumandanın maiyetinde, emirlerini tebliğe hazır bulunan subay ki, kordon takar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war. battle. fight. combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical instrument consisting of a triangular frame furnished with strings and sometimes with pedals, held upright, and played with the fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constellation; Lyra, or the Lyre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A grain sieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on the harp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dwell on or recur to a subject tediously or monotonously in speaking or in writing; to refer to something repeatedly or continually; usually with on or upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To play on, as a harp; to play on the harp; to develop or give expression to by skill and art; to sound forth as from a harp; to hit upon. a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harp. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a chordophone that has a triangular frame consisting of a sounding board and a pillar and a curved neck; the strings stretched between the neck and the soundbox are plucked with the fingers. a pair of curved vertical supports for a lampshade. a small rect

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, plucked stringed instrument that predates the piano The strings are plucked mechanically, distinguishing it from the piano in which they are struck with hammers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal frame that holds the shade over the base of the lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large upright roughly triangular musical instrument consisting of a frame housing a graduated series of vertical strings, played by plucking with the fingers. a shortening of 'French harp,' or harmonica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp's strings are plucked, and its pitches are changed by means of pedals Its ethereal tone is easily recognizable The harp frequently plays broken chords called arpeggios.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is an ancient instrument It is a chordophone, usually triangular in shape having anywhere from 1 to 47 strings The strings are knotted perpendicular to the soundboard It is played by strumming or plucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Historic and Archeological Resources Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for 'hot rolled annealed and pickled '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the string instrument family, the sub-category of unbowed strings It has the following stages of sound production: energy source: muscle vibrating element: the strings resonating chamber: the instrument's body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The harp is the emblem of Ireland Its origin as the badge of Erin is obscure, but probably alludes to the instrument of Brian Boroimhe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) harp çalmak; harp çalarak ifade etmek. harp on üzerinde durmak, ısrarla yazmak veya söylemek. harper, harpist (i.) harpçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.), harp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. staff college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disabled ex-serviceman. disabled veteran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arp. harp. harp çalmak. israrla belırtmek. durmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. war college. war academy. cadet school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arpağ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) büyük balıkları avlamakta kullanılan zıpkın; (f.) zıpkınlamak, zıpkınla öIdürmek. harpooner (i.) zıpkıncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) klavsen gibi eski tip piyano, harpsikord .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mitolojide yüzü ve vücudu kadına, kanatları ile ayakları kuşa benzer canavarlardan biri. harpy (i.) yırtıcı ve gaddar kimse. harpy (i.), harpy eagle Amerika'da bulunan bir cins kartal, (zool.) Thrasaetus harpyia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حار] kızgın, yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vaktiyle düşman gerilerini veya ülkesini ateşe vermeye ve yangın çıkarmaya mahsus gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâset» ten imüb.). Toprağı işleyip ekin ekmekle meşgul adam, ekinci, çiftçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hart» tan müb.). Çıkrıkçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراط] doğramacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) huysuz kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağmacı kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) tavşan tazısı; şahin familyasından bir kuş. marsh harrier kırmızı doğan, üsküflü doğan, (zool.) Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tapan, kesek kırma makinası; (f.) tırmık çekmek, kesek kırmak; hırpalamak, eziyet etmek; sinirlendirmek. harrowing (s.) üzücü, asap bozucu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Fasulye ve bakla şeklinde olan maruf siyah meyve. Keçiboynuzu. Harrub ağacı -Bu meyveyi veren ağaç ki, mutedil iklimlerin en sıcaklarında yetişir. Harrub şerbeti = Bu meyvenin kurusu kaynatılmakla yapılan şerbet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) soymak, yağma etmek; rahat vermemek, taciz etmek, bizar etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çift sürme, tarla işleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرث] kültür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i harşefiyye = Enginar çeşidinden dikenli bitkiler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, acı; kaba, haşin, ters, huysuz, insafsız. harshly (z.) sertçe, huysuzca, kaba bir şekilde. harshness (i.) kabalık, haşinlik, terslik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرثی] kültürel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. haslet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kaba ve sert sesi ifade eder: Hart hart kaşınıyor. Hart diye ısırdı Hart hurt = Fazlaca ısırarak ve ses çıkararak yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stag; the male of the red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See the Note under Buck. male red deer United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers United States playwright who collaborated with George S.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States playwright who collaborated with George S Kaufman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States lyricist who collaborated with Richard Rodgers. male red deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Addressable Remote Transducer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hanscom Area Resource Team Airport-related businesses and airport users groups. HART stands for Highway Addressable Remote Transducer. hard einen Harten haben have a hard-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hart, like the stag, is an old bearing, though not of the earliest John Trie, son and heir of Alicia de Hertley, bore 'a hart's head caboched '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard , bitter , callous , firm , hard , harsh , punishing , rigorous , rigorously , rough , stern , toughly , unkind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) erkek karaca .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sipahilerin yeniçeri keçesine eşit olarak giydikleri toparlak keçe külâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya mahsus iri bir antilop .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «katlab» dan galat). Kocayemişi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyik boynuzu; eski, ecza. amonyum karbonatı, nişadırkaymağı . salts of hartshorn eski nışadır. spirits of hartshorn eski amonyak gazı, nışadırruhu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geyikdili, (bot.) Phyllitis scolopendrium .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: cartouche’dan). Top fişeği. Hartuç çantası = Hartuç koymaya mahsus top arabasının arkasındaki sandık, (bk.) Kartuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. shell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) deli, patavatsız; (i.) delidolu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru gitmez, gemden anlamaz, huysuz (at). 2. mec. Muannid, inatçı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir’avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz.Musa’dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın huysuzluğu, gemden anlamayıp doğru gitmemesi. 2. Muannidlik, inatçılık, serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harnup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Kalori veren, verici, Fransızca: calorique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma ve Etrüsk'te kesilen kurbanın bağırsaklarına bakarak ilâhların arzularını oku- yan kâhin. haruspicy (i.) bu şekilde falcılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mârût denilen meleğin arkadaşı. 2. mec. Çok ustaca sihir, büyü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil’de bir kuyuya hapsedil- mişlerdir. 2.Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروار] eşek yükü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) hasat; hasat mevsimi, ekinleri biçme zamanı; ürün, mahsul, rekolte; semere, sonuç, netice; (f.) biçmek, hasat etmek, mahsul devşirmek. harvest home harman sonu; harman sonunda verilen ziyafet. har vest moon sonbahar başındaki dolunay. har

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, hasatçı; biçer döğer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Harizm).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Harzemli. 2. Harzem’e ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvanların (özellikle domuzun) yürek ve ciğer gibi yenilen iç uzuvları, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I HAREKET) (i. A. F.). Davranış, tutulan yol, tutulacak yol, tutum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air map. weather chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazan (sonbahar) görmüş, sararıp solmuş yer, güz bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Hindûstân). Hind ülkeleri. Hindistan cevizi = 1. Baharattan sayılan sert bir tane ki, mideyi kızdırmak ve sancıyı durdurmak için yenir, cevz-i bua. 2. Kabuğu sert ve içi kestane gibi beyaz ve besleyici, portakaldan büyükçe bir meyve, narcil, koka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

india. hindustan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rupee. india. indian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

India. rupee. the subcontinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya, Arap Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Burma ile Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 20 00 Kuzey enlemi, 77 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 3,287,590 km².

Sınırları: toplam: 14,103 km.

sınır komşuları: Bangladeş 4,053 km, Butan 605 km, Burma 1,463 km, Çin 3,380 km, Nepal 1,690 km, Pakistan 2,912 km.

Sahil şeridi: 7,000 km.

İklimi: Güneyde tropikal musondan kuzeydeki ılıman iklime kadar çeşitlilik görülmektedir.

Arazi yapısı: Güneyde yüksek ovalar (Deccan Yaylası), Gang arazisinde düzlükler, batıda çöller, kuzeyde Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kanchenjunga 8,598 m.

Doğal kaynakları: Kömür, demir, manganez, mika, boksit, titanyum, krom, doğal gaz, elmas, petrol, kireçtaşı, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İslenebilir topraklar: %48.83.

daimi ekinler: %2.8.

Diğer: %48.37 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 558,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık, su baskını, yıldırımlı fırtına, deprem, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,095,351,995 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.07 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 54.63 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.71 yıl.

Erkeklerde: 63.9 yıl.

Kadınlarda: 65.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.9 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.1 milyon (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 310,000 (2001 verileri).

Ulus: Hintli.

Nüfusun etnik dağılımı: Hint-Aryan %72, Dravidian %25, Moğol ve diğer %3 (2000).

Din: Hindu %81.3, Müslüman %12, Hıristiyan %2.3, diğer %4.4 (2000).

Dil: İngilizce, Hintçe, Bengali (resmi), Telugu (resmi), Marathi (resmi), Tamil (resmi), Urdu (resmi), Gujarati (resmi), Malayalam (resmi), Kannada (resmi), Oriya (resmi), Punjabi (resmi), Assamese (resmi), Kashmiri (resmi), Sindhi (resmi), Sanskrit (resmi), Hindustani.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %59.5.

erkekler: %70.2.

kadınlar: %48.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hindistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hindistan.

ingilizce: India.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Yeni Delhi.

İdari bölümler: 28 eyalet ve 7 birleşik bölge; Andaman ve Nicobar Adaları, Andhra Pradesh, Arunachal Pradesh, Assam, Bihar, Chandigarh, Chhattisgarh, Dadra ve Nagar Haveli, Daman ve Diu, Delhi, Goa, Gujarat, Haryana, Himachal Pradesh, Jammu ve Kashmir, Jharkhand, Karnataka, Kerala, Lakshadweep, Madhya Pradesh, Maharashtra, Manipur, Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Orissa, Pondicherry, Punjab, Rajasthan, Sikkim, Tamil Nadu, Tripura, Uttaranchal, Uttar Pradesh, Batı Bengal.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1947 (İngiltere’den).

Milli bayram: Cum


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cocos nucifera): Tropikal bölgelerde yetişen, hurma cinsinden bir çeşit ağacın yemişidir. Portakaldan büyüktür. Kabuğu çok serttir. İçinde sütümsü bir sıvı vardır. Yemişin içinde kabuğuna bitişik yağlı ve nişastalı eti vardır. Büyük ve Küçük olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte küçükleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croatia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Croatia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna - Hersek ve Slovenya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 45 10 Kuzey enlemi, 15 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 56,542 km².

Sınırları: toplam: 2,197 km.

sınır komşuları: Bosna - Hersek 932 km, Macaristan 329 km, Sırbistan 241 km, Karadağ 25 km, Slovenya 670 km.

Sahil şeridi: 5,835 km.

İklimi: Akdeniz ve kıtasal iklim etkilidir.

Arazi yapısı: Coğrafik olarak çeşitlilik göstermektedir; Macaristan sınırı boyunca düz ovalar, Adriyatik kıyısında yüksek olmayan dağlar ve dağlık bölge yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Dinara 1,830 m.

Doğal kaynakları: Petrol, az miktarda kömür, boksit, demir, kalsiyum, doğal asfalt, silis, mika, kil, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %25.82.

Sürekli ekinler: %2.19.

Diğer: %71.99 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 110 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yıkıcı depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,494,749 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.58 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.99 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.68 yıl.

Erkeklerde: 71.03 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 10 (2001 verileri).

Ulus: Hırvat.

Nüfusun etnik dağılımı: Hırvat %89.6, Sırp %4.5, diğer %5.9 (Boşnak, Macar, Slovenyalı, Çek ve Romalı) (2001).

Din: Roma Katolikleri %87.8, Ortodoks %4.4, Müslüman %1.3, Protestan %0.4, diğer %6.1 (2001).

Diller: Hırvatça %96.1, Sırpça %1, diğer %2.9 (İtalyanca, Macarca, Çekce, Slovakca ve Almanca).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.5.

erkekler: %99.4.

kadınlar: %97.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hırvatistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hırvatistan.

Yerel tam adı: Republika Hrvatska.

yerel kısa şekli: Hrvatska.

ingilizce: Croatia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Zagrep.

İdari bölümler: 20 bölge ve 1 şehir; Bjelovarsko-Bilogorska Zupanija, Brodsko-Posavska Zupanija, Dubrovacko-Neretvanska Zupanija, Istarska Zupanija, Karlovacka Zupanija, Koprivnicko-Krizevacka Zupanija, Krapinsko-Zagorska Zupanija, Licko-Senjska Zupanija, Medimurska Zupanija, Osjecko-Baranjska Zupanija, Pozesko-Slavonska Zupanija, Primorsko-Goranska Zupanija, Sibensko-Kninska Zupanija, Sisacko-Moslavacka Zupanija, Splitsko-Dalmatinska Zupanija, Varazdinska


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthirsty. sanguinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blutgierig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونخوار] kan içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Deniz yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr» den masdar). 1. Belli etme, Aşikâr söyleme, açıklama. 2. Yüksek sesle okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahriden). Fahirlendirme, şereflendirme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Onurlandırma, üstün etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İFTİHAR) (I. A. «fahr» dan masdar). 1. Övünme, şan ve şeref sayma, koltuk kabartma, fahretme: Türkler tarihleriyle iftihar ederler. 2. İftihara sebep olacak zât, Osm. medâr-ı iftihar: Iftihârül-ulemâ, iftihâr-ül-emâsil-vel-akrân

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling proud. pride. pride and joy. source of pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتخار] övünme, kıvanma, kıvanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Şeref, şan. 2.Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, gurur duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, kıvanç duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Mart, nisan, mayıs aylarını içine alan mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. vernal. spring. springtime. springtide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. spring bahar. ilkyaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. springtime. spring time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yılın ilk mevsimi, bahar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyumlu olmayan, uyumsuz, ahenksiz; müzik yöntemine aykırı, kötü sesli. inharmoniously z. uyumsuz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi kendini öldürme: Üzüntüden intihar etmek derecesine gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. suicide. selfdestruction. autocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. self-destruction. self-murder. self-slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحار] kendini öldürme, canına kıyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kendini öldürmek, canına kıymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. «şehre» mânâsında). Türkiye’nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğunun taht şehri (1453 1922), İslâm halifeliğinin son merkezi (1516 1924). Türkler’den önce Bizans (Doğu Roma) imparatorluğunun taht şehri idi (3951453). İstanbul pâyesi = İstanbul kadılığı ilmî rütbesi ki, askerî rütbelerden birinci ferik (orgeneral) e eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the largest city and former capital of Turkey; rebuilt on the site of ancient Byzantium by Constantine I in the fourth century; renamed Constantinople by Constantine who made it the capital of the Byzantine Empire; now the seat of the Eastern Orthodox Chu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar kullanılan, yakası kapalı bir çeşit redingot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). 1. Dayanma, güvenme, arka verme. 2. Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan masdar). 1. Gösterme, meydana çıkarma, Aşikâr etme: Ancak savaşta herkes cesaretini izhâr edebilir. 2. Yalandan gösteriş, kendini satma: Izhâr-ı mâlOmat. bk. İzhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. display. showing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اظهار] gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gösterme, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göstermek, belli etmek, açığa vurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana çıkarma, gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mezarlık, Ar. makbere: Kabristanın etrafına duvar çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard sinlik. gömütlük. mezarlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burying ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قبرستان] mezarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kâfirler memleketi. Afganistan’ın güneydoğusundaki MÜnistân eyaletinin eski adı. 2. Güneydoğu Afrika sahilleri, Fr. cafrerie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» den imüb.). Fazlasıyle hakreden, yerlere, batıran, mahveden, kahredici kudret sahibi. Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Allah’ın 99 adından biridir. Allah seni «Kahhâr» ismiyle kahretsin: Mâruf bedduâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قهار] kahredici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2.Allah’ın isimlerinden. - İsim olarak kullanılmaz. - (bkz.Abdülkahhar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Kahharcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden, etli çiçekleri sebze olarak yenen bir bitki (brassica deracea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cauliflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(karnabit): Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil, çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar, kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir. Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Cinsel gücü arttırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalıdır. Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırırken veya kaba kaba kaşınırken işitilen sesi tasvir ve taklit eder: Eline bir elma almış kart kart ısırıp duruyordu. Kart kart kaşınmak ne kadar ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir şeyi ısırmayı taklit ve tasvir eder: Elindeki elmayı kartadak ısırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakhistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kazakhstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kazakhstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hartum, Sudan'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirghizia. kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kyrgyzstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya, Çinin batısı.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 75 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 198,500 km².

Sınırları: toplam: 3,878 km.

sınır komşuları: Çin 858 km, Kazakistan 1,051 km, Tacikistan 870 km, Özbekistan 1,099 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Tien Shan’ın yüksekliklerinde kuru kıtasaldan kutupsala değişiklik görülür; güneybatıda subtropikal iklim görülür, kuzey dağ eteklerindeki bölgelerde subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: Tien Shan zirvesini vadi ve havzalar kuşatmışlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kara-Darya 132 m.

en yüksek noktası: Jengish Chokusu 7,439 m.

Doğal kaynakları: Çok hidro güç, altın kaynakları ve diğer metaller, kömür, petrol, doğal gaz, cıva, bismut, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.55.

daimi ekinler: %0.28.

Diğer: %93.17 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 10,720 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,213,898 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.32 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.5 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 34.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.49 yıl.

Erkeklerde: 64.48 yıl.

Kadınlarda: 72.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,900 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kırgız.

Nüfusun etnik dağılımı: Kırgız %52.4, Rus %18, Özbek %12.9, Ukrayna %2.5, Alman %2.4, diğer %11.8.

Din: Müslüman %75, Rus Ortodoksları %20, diğer %5.

Diller: Kırgızca - resmi dil, Rusça - resmi dil.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.7.

erkekler: %99.3.

kadınlar: %98.1 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kırgızistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kırgızistan.

Yerel tam adı: Kyrgyz Respublikasy.

yerel kısa şekli: yok.

Eski adı: Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Kyrgyzstan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Bişkek.

İdari bölümler: 7 bölge ve 1 şehir; Batken Oblasty, Bishkek Shaary, Chuy Oblasty (Bishkek), Jalal-Abad Oblasty, Naryn Oblasty, Osh Oblasty, Talas Oblasty, Ysyk-Kol Oblasty (Karakol).

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 31 Ağustos (1991).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kal


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowercase. small letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutmeg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(myristica): Myristicaceae familyasından; Anavatanı Molük olan, diğer sıcak bölgelerde de yetiştirilen, 16 - 18 m yüksekliğinde bir ağaç ve onun meyvesidir. Görünüş itibariyle Portakal ağacına benzer. Tohumları beyazımsı kül halinde ve yuvarlaktır. Kabuğu soyulmuş halde satılır. İçeriğinde uçucu bir yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştah açar. Kalp ve sindirim ilaçları yapmakta kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کوهستان] dağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Kürd ülkeleri: Kürdistan dağları. 2. iran’ın Ardelân eyaletinin eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Seslerin teksesll olarak yürümesi. Ahengî hareketin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاشه خوار] leş yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Lazlar’ın oturduğu ülke. 2. Osmanlı devrinde Rize sancağına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atalet, uyuşukluk; tıb. letarji lethar'gic(al) s. uyuşuk. lethar'gically z. uyuşuk şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل و نهار] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğal kurşun oksidi, mürdesenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun mesafeli; şehir dışı (telefon konuşması).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baştan çıkartan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). Kendisiyle övünülen, iftihar olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Macarlarin oturdukları ülke ki, Tuna’nın iki tarafında olup bir devlet teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hungary. hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Romanya’nın kuzeybatısı.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 93,030 km².

Sınırları: toplam: 2,171 km.

sınır komşuları: Avusturya 366 km, Hırvatistan 329 km, Romanya 443 km, Sırbistan 151 km, Slovakya 677 km, Slovenya 102 km, Ukrayna 103 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: Ilıman; kışlar soğuk, bulutlu ve nemli, yazlar ılımlı geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tisza Nehri 78 m.

en yüksek noktası: Kekes 1,014 m.

Doğal kaynakları: Boksit, kömür, doğal gaz, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %49.58.

daimi ekinler: %2.06.

Diğer: %48.36 (2005).

Sulanan arazi: 2,300 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,981,334 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.25 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.86 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 8.39 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.66 yıl.

Erkeklerde: 68.45 yıl.

Kadınlarda: 77.14 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.32 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,800 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2001 verileri).

Ulus: Macar.

Nüfusun etnik dağılımı: Macar %89.9, Romalı %4, Alman %2.6, Sırp %2, Slovak %0.8, Romanyalı %0.7.

Din: Roma Katolikleri %67.5, Calvinist %20, Lutherci %5, ateist ve diğer %7.5.

Diller: Macar %98.2, diğer %1.8.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.4.

erkekler: %99.5.

kadınlar: %99.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Macaristan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Macaristan.

Yerel tam adı: Magyar Koztarsasag.

yerel kısa şekli: Magyarorszag.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Budapeşt.

İdari bölümler: 19 bölge, 20 kentsel bölge ve 1 başkent; Bacs-Kiskun, Baranya, Bekes, Bekescsaba, Borsod-Abauj-Zemplen, Budapest, Csongrad, Debrecen, Dunaujvaros, Eger, Fejer, Gyor, Gyor-Moson-Sopron, Hajdu-Bihar, Heves, Hodmezovasarhely, Jasz-Nagykun-Szolnok, Kaposvar, Kecskemet, Komarom-Esztergom, Miskolc, Nagykanizsa, Nograd, Nyiregyhaza, Pecs, Pest, Somogy, Sopron, Szabolcs-Szatmar-Bereg, Szeged, Szekesfehervar, Szolnok, Szombathely, Tatabanya, Tolna, Vas, Veszprem, Veszprem, Zala, Zalaegerszeg.

Bağımsızlık günü: 1001 (Kral Stephen tarafından birleştirilmiştir).

Milli bayram: St. Stephen Günü, 20 Ağustos.

Anayasa: 18 Ağustos 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik K


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihrace, Hint hükümdarlarına mahsus ünvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihracenin karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. skill. art. dexterity. diplomacy. finesse. hand. handiness. ingenuity. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهارت] beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilful. proficient. dexterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. proficient. intelligent. perfection to. politic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalığı olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik,elden gelmeyiş: Bu işte maharetsizliğini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «bîmaristân» dan galat). Hastahane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسخره] soytarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zuhûr» dan im.) (c. mezâhir). 1. Bir şeyin göründüğü yer veya şahıs, tecellî yeri: Tanrı’nın lutuflarının mazherı. 2. Kavuşma, elde etme, şereflenme: Mazhar-ı iltifat, mazhar-ı teveccüh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Tekkelerde kullanılan zilsiz def.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظهر] ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin göründüğü çıktığı y(Erkek İsmi) 2.Nail olma, şereflenme. 3.Bazı tekkelerde oturarak uyurken dayanılan kısa değerde. 4.Bir çeşit tef.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılaşmak, nail olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mazhar çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şereflenme, elde etme: Bu saadete mazhariyet büyük bir şeydir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Övünme sebebi. Mefhar-ı KAinât = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفخر] övünç kaynağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan masdar) (c. mefâhir). Övünme, iftihar etme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İftihar duyma, övünme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهار] yular, dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahreç). Mahreçler, çıkışlar, (bk.) Mahreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mehre’den çıkan hızlı hecin develeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (merdüm = insan, horden = yemek). İnsan yiyici, insan eti yiyen, yamyam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردم خوار] insan yiyen, yamyam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مست خراب] körkütük sarhoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

körkütük sarhoş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخوار] içkici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZARİSTAN) (i. F.). Ölüler için mezar kazılan yer, mezarlık, makbere: Duvarla çevrili bir mezaristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. menâhir). Burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميراث خوار] mirasyedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten la), (bk.) Matara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطهره] matara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Moğollar’ın oturduğu ülke ki, bugünkü Moğolistan devleti dışında kuzeyde Rusya’ya ait Buryatlstan ve güneyde Çin’e ait İç Moğolistan’dan ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mongolia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mongolia. mongolia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da, Çin ve Rusya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 105 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 1.565 milyon km².

Sınırları: toplam: 8,161.9 km.

sınır komşuları: Çin 4,676.9 km, Rusya 3,485 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Çöl, kıtasal.

Arazi yapısı: Geniş çöl ve yarı çöllükler, çimenlerle kaplı stepler, batı ve güneybatıda dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hoh Nuur 518 m.

en yüksek noktası: Nayramadlin Orgil (Huyten Orgil) 4,374 m.

Doğal kaynakları: Petrol, bakır, molibden, tungsten, fosfat, kalay, nikel, volfram, altın, gümüş, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.7.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %81.

Ormanlık arazi: %11.4.

Diğer: %1.9 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Toz ve kar fırtınaları, otlak ve orman yangınları, kuraklıklar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,654,999 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.47 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 53.5 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.26 yıl.

Erkeklerde: 62.14 yıl.

Kadınlarda: 66.5 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.39 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Moğol.

Nüfusun etnik dağılımı: Moğol %85, Türk %7, Tungusic %4.6, diğer %3.4 (1998).

Din: Tibet Budist Lamaizm’i %96, Muslüman, Şamanizm ve Hıristiyan %4 (1998).

Diller: Moğolca %90, Türkçe, Rusça (1999).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %97.5 (2000).

Yönetimi

Ülke adı: Gelenkes adı: Moğolistan.

yerel adı: Mongol Uls.

Eski adı: Dış Moğolistan.

Yönetim biçimi: Çok Partali Sosyalist Cumhuriyeti.

Başkent: Ulan Batur.

İdari bölümler: 18 bölge ve 3 belediye; Arhan**** Bayanhongor, Bayan-Olgiy, Bulgan, Darhan, Dornod, Dornogovi, Dundgovi, Dzavhan, Erdenet, Govi-Altay, Hentiy, Hovd, Hovsgol, Omnogovi, Ovorhan**** Selenge, Suhbaatar, Tov, Ulaanbaatar, Uvs.

Bağımsızlık günü: 11 Temmuz 1921 (Çin’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü /İhtilal Günü, 11 Temmuz (1921).

Anayasa: 12 Şubat 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF (diyalog partneri), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (gözlemci), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fo


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır», «te’hîr» den imef.) (mü. muahhare). Geride bulunan, sonra olan, sonraya kalmış ve geriye kalmış, zıddı: mukaddem, sonraki: O savaş XVI. asırdan daha muahhardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤخر] sonraki, daha sonraki, geç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sonradan, sonra: Gidip muahharen yine geldi. 2. Yakın vakitte, önceden: Kendisini muahharen gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahire» den imef.) (mü. müddahare). Biriktirilmiş, toplanmış: Onun müddahar erzakı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Kendi iyiliklerini sayarak akranına üstün çıkmaya çalışma, başkalarına karşı övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muflharet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربات] harpler, muharebeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. war. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. engagement. fighting. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربه] harbetme, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâset» ten). Muhafaza, koruma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محارب] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harf» den imef.) (mü. muharrefe). Tahrif olunmuş, gerçek mânâsı dışında bir mânâ verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2.Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10.gününde aşure pişirilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şer’an haram ve yasak olan şeyler: Muharremâttan kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرمات] dinî yasaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Eskiden yılbaşı olan muharrem ayının ilk günü yapılan tebrik töreni ve bu vesileyle verilen bahşiş veya hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrere). Yazılmış, yazılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muharrere bu mânâ ile kullanılmamıştır). Yazılmış şeyler, Ar. mekâtîb, evrak: Çekmecenin içinde birtakım muharrerât buldum; muharrerât-ı resmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâb» dan if.) (mü. muharribe). Tahrip eden, yıkıp virân eden, mahv ve perişan eden, yıkıcı: Muharrib-i bilâd = Ülkeler yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرب] tahrip edici, yıkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. muharrike). 1. Oynatan, harekete getiren, çeviren: Bu makinenin muharriki nedir? 2. Tahrik ve teşvik eden, kışkırtan kandıran: Bu işin bir muharriki vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرق] yakıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrire). 1. Yazan, Osm. kâtip, müstensih. 2. Kaleme alan, yazı ile ifade eden, Osm. münşî. Pek mâhir bir muharrir; muharrire bir kız. (i. A. c.) Muharrirîn. 3. Gazeteci, yazar, fıkra yazarı: O gazetenin iyi muharrirleri vardır. Başmuharrir = Gazetenin başmakalelerini yazan kimse (eskiden neşriyat ve yazı işleri müdürü yerini de tutardı). 2. Yazar, müellif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writer. author. authoress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محرر] yazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer. writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» dan if.) (mü. muharrisa). Hırslandıran, hırs ve tamaı arttıran, kışkırtan, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muharrişe), (tıp) Tahriş eden, azdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haref» ten if.) (mü. münharife). 1. inhirâf eden, sapan, bir tarafa meyledip doğru gitmeyen, sapa, çarpık. 2. Değişmiş. 3. Sıhhatte olmayan. Münharifüi-mizâc = Keyifsiz. 4. (matematik) İki kenarı eşit ve diğer ikisi eşit olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten imef.) (mü. mutahhara). 1. Temizlenmiş, temiz olan: Namaz kılacak adamın üstü başı mutahhar olmalıdır. 2. Mübarek, mukaddes, kutsal. Ravza-i Mutahhara = Peygamberimizin Medîne’deki türbesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Takdir edilmiş, temizlenmiş, temiz. Temiz mübarek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. mütehâribe) (tes. mütehâribeyn). Savaşan tarafların her biri: Düvel-i mütehâribe, tarafeyn-i mütehâribeyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. müteharrike). 1. Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden: Buharla müteharrik makine. 2. Harekesi olan, harekeli (harf). Gayr-ı müteharrik = Hareketsiz, sabit, müteharrik olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powered by. driven by. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحری] araştırıcı, araştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحرک] hareket eden, kıpırdayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hurmalık, hurma bahçesi veya ormanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نخلستان] hurmalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüz. Leyl-ü nehâr = Gece gündüz. Nısf-ı nehâr = Gündüzün ortaSfı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهار] gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -Gündüz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. nehâriyye). Gündüze ait. Nehârî mektep = Yalnız gündüzün ders için devam olunup, gece yatılmayan mektep, zıddı: Leylî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهاری] yatılı olmayan okul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İlkbahar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نوبهار] ilkbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İlkbahar. Yeni bahar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kamışlık, sazlık («ney-zâr» ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نيستان] sazlık, kamışlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(nigâr-istân) (i. F.). 1. Resim, tasvir ve heykellerle dolu yer, resim ve heykel müzesi. 2. Putlarla dolu mâbed, puthane. 3. mec. Güzelleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidanlık, fidan yetiştirilen bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NISFÜ’N-NEHAR) (i. A. astronomi). Meridyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصف النهار] meridyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mukavemetsizlik, karşı koymayış, direnmeyiş, teslimiyet. nonresistant (i.) karşı koymayan kimse; otoriteye uyma taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Internet üzerinden dosya paylaşımına izin veren ücretsiz yazılım.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i meyva bahçesi; meyva ağaş1am

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla fiyat istemek; fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük; fazla fiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uzbekistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uzbekstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uzbekistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani. pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rupee. pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani. pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rupee. pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Muslim republic that occupies the heartland of ancient south Asian civilization in the Indus River valley; formerly part of India; achieved independence from the United Kingdom in 1947.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pakistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Arap Denizi kıyısında, Hindistan, İran ve Afganistan arasunda, kuzeyde Çin sınırında yer alır.

Coğrafi konumu: 30 00 Kuzey enlemi, 70 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 803,940 km².

Sınırları: toplam: 6,774 km.

sınır komşuları: Afganistan 2,430 km, Çin 523 km, Hindistan 2,912 km, Iran 909 km.

Sahil şeridi: 1,046 km.

İklimi: Daha fazla sıcak ve kuru çöl iklimi hakimdir. Kuzeybatıda ılıman, kuzeyde arktik iklim tipleri görülür.

Arazi yapısı: Doğuda Indus ovası, kuzey ve kuzeybatıad dağlar, batıda Balochistan platosu yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: K2 (Mt. Godwin-Austen) 8,611 m.

Doğal kaynakları: Toprak, doğal gaz, sınırlı petrol yatakları, kömür, demir, bakır, tuz, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %27.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %5.

Diğer: %61 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 171,100 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yaygın depremler, yağmur sonrası su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 144,616,639 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.11 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.84 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 80.5 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 61.45 yıl.

Erkeklerde: 60.61 yıl.

Kadınlarda: 62.32 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.41 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 74,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 6,500 (1999 verileri).

Ulus: Pakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Punjabi, Sindhi, Pashtun (Pathan), Baloch, Muhajir.

Din: Müslüman %97, Hıristiyan, Hindu, ve diğer %3.

Diller: Punjabi %48, Sindhi %12, Siraiki %10, Pashtu %8, Urduca (resmi) %8, Balochi %3, Hindko %2, Brahui %1, İngilizce, Burushaski, ve diğer %8.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %42.7.

erkekler: %55.3.

kadınlar: %29 (1998).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Pakistan İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : Pakistan.

Eski adı: Batı Pakistan.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Islamabad.

İdari bölümler: 4 eyalet, 1 bölge, 1 başkent bölgesi; Balochistan, Federal yönetim Bölgesi, Islamabad Başkent Bölgesi, North-West Frontier Province, Punjab, Sindh.

Bağımsızlık günü: 14 Ağustos 1947 (İngiltere’den).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 23 Mart (1956).

Anayasa: 10 Nisan 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), C (beklemede), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), I


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pakistani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. firavun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. firavunlara ait veya benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Ferisilere ait; ikiyüzlü, mürai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically z. ikiyüzlülükle, mürailikle. Pharisaism i. Ferisilere mahsus tavır ve davranış; k.h. ikiyüzlülük, mü- railik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Musevilerde dini bir tarikata mensup kimse, Ferisi; k.dili kendini beğenmiş mürai kimse, ikiyüzlü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pharmaceutics, pharmacy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eczacılığa ait; ilâç kullanımına ait. phar- maceutic chemistry farmasotik kimya. pharmaceutically z. eczacılık usullerine göre. pharmaceutics i. eczacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. farmakoloji, eczacılık ilmi. pharmacologist i. farmakolog, eczacılık uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâçların bileşimini ve hazırlanma usullerini anlatan kitap; bir eczanede bulunan ilâçların toplamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eczacılık; eczane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fener, fener kulesi; b.h. İskenderiye'ye yakın Faros adasında eski zamanlarda bulunan fener kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. gırtlağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. farenjit, gırtlak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gırtlak muayenesine mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. gırtlağı yarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. farinks, yutak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. filarmonik, müzik seven. philharmonic orchestra filarmoni orkestrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sardalya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پستان] meme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saban demiri, saban kulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akgözlü ördek, pasbaş, zool. Aythya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek molekül ağırlığı olan karbonhidrat, nişasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ravza.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روضهء مطهره] Hz. Muhammedin mezarının bulunduğu yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşı gelen, direnen, mukavemet eden (şey veya kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayışkıran, saban kıran, bot. Ononis hircina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résistance

fiz. direnç

1. Bir nesnenin elektrik akımına karşı dayanma özelliği. 2. Bir çevrime istenilen değerde ek direnç katmak için kullanılan düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance. resistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistor. resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance. resistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [رباخوار] tefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rûze = oruç, hârden = yemek). Oruç yiyen, oruj tutmayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir karışım içindeki şeker oranını ölçmeye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tatlı; fazla şekerli; şeker niteliğinde; içinde şeker bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakaroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. sakarine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede hizmet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sakarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صحاری] çöller. 2.kırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük Sahra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sahrâ). (bk.) Sahrâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şah ülkesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساقين شبه منحرف] yamuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شارب الليل والنهار] ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

32 GB’a kadar kapasite artırımına izin veren yeni nesil SD hafıza kartı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski iranlılar’da harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شبستان] yatak odası. 2.harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den İmüb.) (mü. sehhâre). 1. Mübalağa ile büyü yapan, büyücü, sihirbâz. 2. mec. Sihre benzer bir kuvvetle kendine çeken.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحار] büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel, büyüleyici kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük şehir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهرستان] kent, büyük şehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taşlık yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) İspanyol Musevileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرابخوار] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرمحرر] başyazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servi ormanlığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سروستان] servilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شش جهار] altı ve dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vowel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voiceless consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırık çömlek parçası; böcek kanadı zarfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saban demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) pay, hisse, parça; hisse senedi; (f.) taksim etmek, hisselere ayırmak; bölüşmek, paylaşmak; iştirak etmek; hissesi olmak; hisse veya payına düşeni almak. share and share alike eşit paylarla. go shares paylaşmak. preferred shares imtiyazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçi, ortakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) köpekbalığı, (zool.) Mustelus vulgaris; camgöz, (zool.) Galeus canis; dolandırıcı; argo usta kimse; (f.) dolandırıcılıkla geçinmek. angel shark kelerbalığı, (zool.) Squatina squatina. blue shark pamukbalığı, (zool.), Carcharias glaucus. great

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) köpekbalığı derisi; düz ve parlak yüzlü bir cins rayon kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (müz.) notayı tizleştirmek, tiz sesle söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (z.) keskin, sivri; zeki, açıkgöz; istekli; çok dikkatli; pürüzsüz, temiz; acı; ekşi; sert, haşin, hiddetli, şiddetli; (müz.) diyez, çok tiz (ses); cimri, hesabi; dokunaklı, etkili, tesirli; ABD, argo kıyak, mükemmel; (i.) diyez nota, diyez

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin ağızlı, keskin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bilemek, keskinletmek, açmak, sivriltmek, inceltmek; sertleştirmek; ekşileştirmek; acılaştırmak; şiddetlendirmek, kuvvetlendirmek. sharpener (i.) bileyici; kalemtıraş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dolandırıcı, dalavereci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin görüşlü; tetik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şarpi, sivri burunlu dibi düz yelkenli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sivri uçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çapraz; sert; çok aç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin görüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iğneleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) zeki, şeytan gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yamuk (y. k.). _

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبه منحرف] yamuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Avlak, av yeri, avı çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war of nerves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Şir = süt; horden = yemek). Süt içen, henüz sütten kesilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرخوار] süt çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumnal. autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. spintariskop, alfa ışınları göstericisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kompresörle güçlendirmek; fazla yüklemek; i. fazla yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kompresor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. taşıyabileceğinden fazla yüklemek, fazla doldurmak; fazla fiyat istemek; bir krediyi deftere kaydetmemek; posta pulunun üzerine yeni fiyat bastırmak; i. fazla ağır yük; d.y. fazla navlun alma; krediyi deftere kaydetmeyiş; posta pulları üzerine

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شورستان] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Yemen’in kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 45 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1,960,582 km².

Sınırları: toplam: 4,415 km.

sınır komşuları: Irak 814 km, Ürdün 728 km, Kuveyt 222 km, Umman 676 km, Katar 60 km, Birleşik Arap Emirlikleri 457 km, Yemen 1,458 km.

Sahil şeridi: 2,640 km.

İklimi: Sert ve kuru çöl iklimi.

Arazi yapısı: Issız çöller büyük bir bölümü kapsamaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Sawda’ 3,133 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, altın, bakır.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %56.

Ormanlık arazi: %1.

Diğer: %41 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 4,350 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yaygın kum ve toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,757,092 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.27 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 1.32 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 51.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.09 yıl.

Erkeklerde: 66.4 yıl.

Kadınlarda: 69.85 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (1999 verileri).

Ulus: Suudi Arabistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90, Afrika-Asyalı %10.

Din: Müslüman %100.

Diller: Arapça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %62.8.

erkekler: %71.5.

kadınlar: %50.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suudi Arabistan Krallığı.

kısa şekli : Suudi Arabistan.

Yerel tam adı: Al Mamlakah al Arabiyah as Suudiyah.

yerel kısa şekli: Al Arabiyah as Suudiyah.

Yönetim biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Riyad.

İdari bölümler: 13 bölge; Al Bahah, Al Hudud ash Shamaliyah, Al Jawf, Al Madinah, Al Qasim, Ar Riyad, Ash Sharqiyah (Doğu Bölgesi), ‘Asir, Ha’il, Jizan, Makkah, Najran, Tabuk.

Bağımsızlık günü: 23 Eylül 1932 (Krallığın kuruluşu).

Milli bayram: Krallığın kuruluşu, 23 Eylül (1932).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası


Ülke by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شترخوار] deve dikeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaz, Ar. sayf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستان] yaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستانی] yazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadzhikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadjikistan. tadzhikistan. tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Temizlik. 2. Şer’İ yıkanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleanliness. purity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طهارت] temizlik. 2.temizlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cleanse oneself (especially after urinating or defecating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hary»den masdar) (c. taharriyât). Araştırma, bir şeyin esasını ve gereğini bulmak için arayıp inceleme veya seçme. (bk.) Taharri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تحری] arama. 2.araştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aranmak. 2.araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aramak. 2.arştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plainclothes policeman. plainclothesman. police detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحریات] araştırmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) araştırmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten mas.). 1. Kımıldanma, hareket etme, oynama. 2. (Harf) harekelenme, bir hareke ile okunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çekinme, sakınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taharrüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tatarstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tatarstan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu, bir oynatıcı aygıtının harmonik sesler ya da yüksek sesler ekleyerek bir ses sinyalini ne kadar bozabileceğini toplam ses sinyalinin yüzdesi olarak ölçen ve gösteren bir değerdir. %1’in altındaki bir THD değeri işitilemez fakat ses bozulması kümülatiftir. Yani bir ses sinyali beş ayrı bileşenden geçiyorsa, bu ses sinyali her bir bileşende THD toplamı kadar bozulabilir. Örneğin, her bir bileşende %1 THD varsa, toplam bozulma %1’in 5 katı ya da, %5 olarak ölçülürdü.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. Geminin geri geri gitmesi; bu maksatla pervanesini ters yönde çevirmesi. 2. mec. Ters yüz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sternway. disavowal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse ! astern ! backward rotation. going backwards. making over by resewing it. reversing back motion. reverse motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücudun su toplamış yerinden sıvıyı çekmeye mahsus cerrah aleti, trokar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. trocar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brickyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Orta Asya’da Türkler’le meskûn büyük ülke ki, Doğu Türkistan bugün Çin’de, Güney Türkistan ise Afganistan’da, fakat büyük parçası olan Batı Türkistan, Rusya’da kalmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkestan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkestan. turkistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkestan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkestani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkmenistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkmenistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Hazar Denizi kıyısında, İran ile Kazakistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 60 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya’da.

Yüzölçümü: 488,100 km².

Sınırları: toplam: 3,736 km.

sınır komşuları: Afganistan 744 km, Iran 992 km, Kazakistan 379 km, Özbekistan 1,621 km.

İklimi: subtropikal çöl iklimi.

Arazi yapısı: Kuzeyde dağlar ve kum çölleri, İran sınırında alçak dağlar, batıda hazar denizi yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Vpadina Akchanaya -81.00 m.

en yüksek noktası: Gora Ayribaba 3,139 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğala gaz, kömür, sülfür, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %63.

Ormanlık arazi: %8.

Diğer: %26 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 13,000 km² (1993 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,603,244 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -1.04 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 73.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 61 yıl.

Erkeklerde: 57.43 yıl.

Kadınlarda: 64.76 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.58 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Türkmen.

Nüfusun etnik dağılımı: Türkmen %77, Özbek %9.2, Rus %6.7, Kazakistanlı %2, diğer %5.1 (1995).

Din: Müslüman %89, Doğu Ortodoks %9, diğer %2.

Diller: Türkmence %72, Rusça %12, Özbek %9, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: kısa şekli: Türkmenistan.

Eski adı: Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Aşkabat.

İdari bölümler: 5 vilayet: Ahal (Ashgabat), Balkan (Nebitdag), Dashhowuz (eski Tashauz), Lebap (Charjew), Mary.

Bağımsızlık günü: 27 Ekim 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 27 Ekim (1991).

Anayasa: 18 Mayıs 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Oli


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. borçlandırılmamış; elek. şarj edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haritası yapılmamış; meçhul, bilinmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hakkından az ücret istemek; yeteri kadar patlayıcı madde koymamak; i. hakkından az ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (beygirden) koşum takımını çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bütünü meydana getiren ilgili öğelerin/parçaların kendi aralarındaki iletişimi. W. Kandinsky`e göre; “Armoni, kompozisyondur.” Müzikten ödünç alınan bu terim, resim unsurlarının tatmin edici veya hoşa gidecek biçimde düzenlendiği duygusunu dile getirir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Özbekistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشترخار] deve dikeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steward. majordomo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majordomo. butler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. wharves) f. rıhtım, iskele, büyük yük iskelesi; f. iskele veya rıhtım yapmak; rıhtıma getirmek veya çıkarmak. wharf rat bir çeşit büyük fare;(A.B.D.),( argo) rıhtımda dolaşan serseri veya hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iskelenin yük boşaltma veya depolama için kullanılması; iskele ücreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .iskele muhafaza memuru rıhtım müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by nature. naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allspice. pimento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimenta): Mersingiller familyasından; Amerika’nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve baharat elde edilen bir bitkidir. Her tarafı kokuludur. Kokusu ve tadı; tarçın, karanfil, karabiber ve hindistancevizininkine benzer. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Unutkanlığı giderir. Vücudun direncini artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(hi. F.). Yunan memleketi (aslında Yunan, zaten memleket ismi olduğundan, «sitân» edatının ilâvesi galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greece. greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, Ege Denizi, İon denizi ve Akdeniz kıyısında, Arnavutluk ile Türkiye arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 22 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 131,940 km².

Sınırları: toplam: 1,228 km.

sınır komşuları: Arnavutluk 282 km, Bulgaristan 494 km, Türkiye 206 km, Makedonya 246 km.

Sahil şeridi: 13,676 km.

İklimi: Ilıman, kışlar yumuşak ve nemli, yazlar kuru ve sıcak geçer.

Arazi yapısı: Dağlar denizden başlayarak bir silsile oluşturmaktalar. Kuzeydoğuda billurlu dağlar, batıda Dinar sistemine bağlı sıradağlar ve Ege Denizinde adalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Olimpos Dağı 2,917 m.

Doğal kaynaklar: Boksit, linyit, manganez, petrol, mermer, hidro enerji.

Doğal kaynakları: tarıma uygun topraklar: %20.45.

daimi ekinler: %8.59.

Diğer: %70.96 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,530 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,688,058 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.34 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.24 yıl.

Erkeklerde: 76.72 yıl.

Kadınlarda: 81.91 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 9,100 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Yunan.

Nüfusun etnik dağılımı: Yunan %98, Türk ve diğer %2.

Din: Yunan Ortodoksları %98, Müslümanlar %1.3, diğer %0.7.

Diller: Yunanca %99 (resmi), İngilizce, Fransızca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.5.

erkekler: %98.6.

kadınlar: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Yunan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Yunan.

Yerel tam adı: Elliniki Dhimokratia.

yerel kısa şekli: Ellas or Ellada.

Eski adı: Yunanistan Krallığı.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Atina.

İdari bölümler: 51 bölge ve 1 bağımsız bölge; Ayion Oros (Mt. Athos), Aitolia kai Akarnania, Akhaia, Argolis, Arkadhia, Arta, Attiki, Dhodhekanisos, Drama, Evritania, Evros, Evvoia, Florina, Fokis, Fthiotis, Grevena, Ilia, Imathia, Ioannina, Irakleion, Kardhitsa, Kastoria, Kavala, Kefallinia, Kerkyra, Khalkidhiki, Khania, Khios, Kikladhes, Kilkis, Korinthia, Kozani, Lakonia, Larisa, Lasithi, Lesvos, Levkas, Magnisia, Messinia, Pella, Pieria, Preveza, Rethimni, Rodhopi, Samos, Serrai, Thesprotia, Thessaloniki, Trikala, Voiotia, Xanthi, Zakinthos.

Bağımsızlık günü: 1829 (Osmanlı İmparatorluğu).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 25 Mart (1821).

Anayasa: 11 Haziran 1975; Mart 1986 tarihinde yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar B


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). Pek dalgalı ve oynak, coşkun ve taşkın: Bahr-ı zehhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زمستان] kış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زمستانی] kışlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زرخرید] köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sakın, aman!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنهار] sakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by