Hase ne demek? | Hase anlamı nedir? | Hase

Hase anlamı nedir?

Hase ne demek?

Hase anlamı nedir?

Hase | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hase

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Has bir cins patiska. 2. Bir cins ipekli kumaş. (bk.) Hasa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق حسنه] iyi huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t)., (i). hakketmek, oymak; kabartma işleri yapmak (maden üzerine); (i)., (matb). harflerin muhafazasında kullanılan demir çerçeve; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kovalama, av; kovalanan herhangi bir şey; (ing). avlanabilinen alan; (ing). başkalarının arazisinde avlanabilme hakkı. give chase avlamak. the chase avcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kovalamak, arkasından koşmak, peşine düşmek; avlamak; (k.dili). koşmak, acele etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avcı; takip topu; ABD sert içkiden sonra içilen su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (elek). iki fazlı, çift fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİVAN-I MUHASEBAT) (i. F. A.). Muhasebeler dîvânı, Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süslü çerçeve geçirmek, oturtmak, süslemek; kakma, kabartma veya oyma işiyle tezyin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Allah göstermesin, asla, kat’iyen, hiçbir vakit, hâşâ!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değer, kadir, şahsî, kıymet. İnsanın kendi tabiî değeri, neseb mukabili: Bu adamın haseb ve nesebir vardır (böyle beraber kullanılması aynı mânâda olmaları zannına sebebiyet vermiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İtibar, «be» edatıyle beraber «bihaseb» kullanılır ki, itibariyle, göre, -ce demektir Behasebülİrâb = Irâb itibariyle, İrâbca. Türkçe «ile» veya «-ce» edatıyle de kullanılır: Akrabalık hasebiyle, hasebince: Münasebetiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i haşebe, haşebât gelirken biz yanlış olarak ahşab kullanıyoruz). Ağacın odun kısmı, kerestesi, aslı: Ceviz ağacının haşebi iyi cilâ alır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. haşebât). Ağaç, odun, yonga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصبه] kızamık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Odun yapısında, odun gibi, oduna ait, odun cinsinden 2. (botanik) Ağaç gibi, ağaca benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T). Dolayısıyle, -den ötürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. by reason of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başkasının nimet ve faziletini çekemeyip bunların yok olmasını arzu etme, kıskanma: Hased etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسد] kıskançlık. hased etmek; kıskanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsıd). (bk.) HAsıd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Erkek tenasül Aletinin (penis) baş kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle sarayda görevli bazı subaylara verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of the bodyguard of the sultan. a woman in the harem much favoured by the Sultan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hükümdarların hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve zümrelere verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Karnın göbek ile kasık arasındaki aşağı kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. haseliyye) Karnın göbek ile kasık arasındaki aşağı kısmına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maiyet halkı: Hadem ü haşemi çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشم] maiyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hasene). Güzel: Vech-i hasen = Güzel yüz. Amâl-ı hasene = Güzel işler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسن] güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güzel, süslü. 2.Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hasene). Güzeller, güzellikler, güzel işler. (bk.) Hasene.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسنات] iyilikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hasenât). İyilik, güzel iş, iyi ve hayırlı iş, zıddı: Seyyie seyyiât: Hasenatı seyyiâtından fazladır = İyilikleri kötülüklerinden fazladır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسنه] güzel, iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A ). İki Hasan, yani Hz. Hasan ile kardeşi Hz. Hüseyin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hasene ait.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tavşan yahnisi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسن الخلق] huyu güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haseb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشرات] haşereler, börtü böcek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Böcek. (bk.) Haşarât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect. insect böcek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشره] böcek, haşere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hased.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. envy. jealousy. jealous. covetousness. green-eyed monster kıskançlık. çekememezlik. günü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. jealously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to envy. begrudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıskanç, (bk.) Hased.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitually jealous / envious. jealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Toprağı kazarak bir şeyler arama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (jeoloji). Pek eski zamanlardan kalma organların şekillerini muhafaza ile beraber taş haline geçmesi, fosilleşme, taşlaşma (Türkler’in yaptığı Ar. kelimelerdendir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحاثه] fosilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahs» ten masdar) (c. mübâhasât). 1. Bir iş hakkında iki kişi erasındaki söz, İki taraftan birinin, diğerinin sözünü çürütmeye kendi fikrini ispata çalışarak tartışması. Mübâhase sonunda kavgaya döndü. 2. Dava ve muhalefet suretiyle olmayarak bir madde hakkında sözleşme, herkes fikrini ve bildiğini söylemek üzere karşılıklı konuşma: İlme dair mübâhase ediyorduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hesap işleri. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay, (bk.) Muhâsebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. çok safhalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. müstehâsât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (jeoloji). Pek eski zamandan yer altında kalıp taşlaşmış hayvan veya bitkiler, fosil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. safha, görünüş; astr. ay veya diğer bir gezegenin değişik görünümlerinden her biri, faz; fiz., zool., kim. faz, safha; f., A.B.D. herhangi bir şeyi safhaları ile hazırlamak veya sunmak. phase down yavaş yavaş azaltmak. phase in yavaş yavaş kull

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., elek. çok fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satın alma, mübayaa, iştira, alım; satın alınan şey; kaymasın diye sıkı tutma; kaymasın diye bir şeyi sıkı tutmak veya hareket ettirmek için makara gibi alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. satın almak, mübayaa etmek; gayretle ele geçirmek, kazanmak; manivela ile kaldırmak veya çekmek. purchasable s. satın alınır, ele geçer. pur- chasing power satın alma kuvveti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çift fazlı (cereyan), birbirinden 90 derece farklı (iki cereyan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Tazelik, yumuşaklık. 2.Ucuzluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engelli yarış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., elek. trifaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., elek üç fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., elek. çift fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by