Hata-püş ne demek? | Hata-püş anlamı nedir? | Hata-püş

Hata-püş anlamı nedir?

Hata-püş ne demek?

Hata-püş anlamı nedir?

Hata-püş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hata pus

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hatâ = yanlış ve kabahat, Fars. pOşîden = örtmek). Yanlışı ve kabahatleri örten, görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça abâ, Farsça pûşiden = Giymek). Aba giyen, abadan hırka giyen, derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عباپوش] abalı. 2.derviş. 3.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographical mistake. printing error. error of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). üniversite veya okul arazi ve avlusu; (f). okulda kalma cezası vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). el bileği, el bileğini meydana getiren kemikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh giyen, zırhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cevşen = zırh, pûşîden = giymek). Zırh giyen, zırhlı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanpüskülügillerden bir süs bitkisi (ilex aquifolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ilex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külliyat, mecmua; (anat). esas; ana para, sermaye. corpusdelicti esas ve cismani delil (bir cinayet vukuunda) ceset. corpus juris kanun külliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). hücre, yuvar kan küreciği; zerre. red corpuscle alyuvar. white corpuscle akyuvar.corpuscular (s). zerrevi yuvara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alaca karanlığa ait (sabah ve akşam); (zool). alaca karanlıkta uçan (kuş, yarasa veya böcek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. dalk = eski ve yamalı hırka, pûşîden = giymek). Eski ve yamalı hırka giyen derviş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. eosen tabakasında fosil halinde bulunan bir çeşit küçük ilkel at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old and battered. ragged. shabby. tattered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yunusbalığına benzer memeli bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül örtülü, penbe yüzlü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) ihzar emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبط و خطا] yanlış yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «eşek sırtı» demek olan «harpeş» ten). Balık sırtı şeklinde çatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارپشت] kirpi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yanlış, yanlışlık, galat: Bunda bir hata vardır. Bu kitabın hataları pek çok. 2. Yanılma, istemiyerek edilen kusur: Hata ettim. 3. Kabahat, günah,, suç: Tenbih ettimse hatâ mı ettim? Kendi isteğimizle ettiğimiz fenalıklerın suçunu kadere yüklemek hatâdır. 4. (fıkh) Kasdî olmayarak yapılmış iş. Hata sevâb cedveli = Bir kitabın içindeki yanlışları ve bu yanlışların düzeltilmiş şekillerini içine alan cetvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrongness. error. mistake. wrong. fault. slip. balk. baulk. blemish. delinquency. demerit. failing. false step. falsity. faux pas. flaw. floater. fluff. gaffe. goof. imperfection. inaccuracy. lapse. slip-up. stumble. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defect. error. failing. fault. faux pas. impropriety. lapse. mistake. slip. trip. blunder. wrong action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. fault. mistake. balk. black. blemish. boner. bug. clanger. cock up. defect. delinquency. demerit. flaw. hamartia. illusion. inaccuracy. inexactitude inexactness. misconception. slip. stumble. trip. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خطا] yanlış, hata. 2.kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hata düzeltme sistemi, zorlu veri okuma koşulları altında bile en iyi çalma kalitesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hatâ = yanlış ve kabahat, Fars. pOşîden = örtmek). Yanlışı ve kabahatleri örten, görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Odun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanlış olarak, yanlışlıkla, Ar. sehven.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاء] yanlışlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطائيات] hatalar, yanlışlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاکار] hatalı, hata yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong. false. erroneous. inexact. inaccurate. amiss. delinquent. errant. erring. faulty. illegitimate. improper. incorrect. mistaken. solecistic. unsound. wet. amiss. out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. defective. errant. erroneous. fallacious. faulty. imperfect. inaccurate. mistaken. false. incorrect. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. defective. flawed. in the wrong. at fault. amiss. errant. erroneous. faulty expression. inaccurate. incorrect. inexact. wry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاپوش] hataları örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطر] tehlike.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korkulu, muhâtaralı, tehlikeli, emniyetsiz: Bir rlh-ı hatar-nâk = Tehlikeli bir yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطرات] tehlikeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطرناک] tehlikeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct. impeccable. irreproachable. unblemished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. irreproachable. unerring. watertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flawless. free of error. unerring. not at fault. impeccable. irreproachable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hatie). Sanıldığı gibi hatâ’nın cem’i değilse de o mânâda kullanılmıştır, (bk.) Hatie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطایا] yanlışlar, hatalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden Çin ve Doğu Türkistan’da imal edilen bir çeşit kumaş. 2. TezhTb sanatında lotüse benziyen çiçek motifi. 3. Tezhîbte merkezini hâtâyt denilen çiçek motifi işgal etmek üzere birbirine geçmiş sipiral dallardaki çiçek motiflerinden yapılan süsleme. 4. Çin’de pirinçten yapılan bir kâğıt cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). beyinde bulunan iki beyaz çıkıntının her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça hırka, Fars. pûşîden = giymek). Hırka giyen, derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ خرقه پوش] hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hırka giymek. 2.derviş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuşatma, etrafını çevirme: Gözün ihâta ettiği yerler. 2. Geniş, tam bilgi ve ihtisas: Coğrafyada ihâtası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enclose. surrounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احاطه] kavrama. 2.kuşatma, sarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vast. having many meanings. knowledgeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ژنده پوش] yamalı hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. campus

yerleşke

Bir üniversitenin genellikle kent dışında derslik, öğrenci yurdu gibi her türlü yapı ve etkinlik alanlarıyla toplu bir biçimde bulunduğu yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etli lahana yemeği (asıl Türkçe’de lahana demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabbage stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabbage stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. capuchon

başlık

Üst giysilerinin yakalarına takılı başlık.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kapuska.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kefene sarılmış, kefenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık ve bilhassa başın tepesini örten ve başa yapışan yuvarlak ve hafif takke.. Eskiden kavuğun altına giyilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carcass , body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. deri veremi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner. imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. el tarağı metacarpal s. el tarağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn tassel. corn silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhâtab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutor. collocutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one spoken to. drawee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawee. person addressed / spoken to. addresee. acceptor. addressee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a question directed to oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatar»dan) (c. muhâtarât). Zarar ve ziyan veya can korkusu, tehlike: Bu işte muhâtara vardır; bile bile muhâtaraya girmemeli, (ticaret) Şirket-i muhâtara = Kâr ve zararı ortaklaşma olmak şartıyle kurulan şirket.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخاطره] tehlike. 2.zarar, ziyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkulu, tehlikeli: Muhataralı yol; muhataralı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mürekkep püskürtmeli, bir görüntü yaratmak için küçük bir diyafram açıklığından mürekkep damlalarının optik bir diskte belirtilen bir konuma doğrudan püskürtüldüğü, etkisiz bir nokta grafikli baskı teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نمدپوش] derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ahtapot, (zool.) Octopus; yaygın ve yıkıcı örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Oedipus. Oedipus complex Ödip kompleksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Olimpos dağı; cennet; gök.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Lat.). Eser. Musikide bir bestekârın eserlerinin sırasını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öpme işi, öpme, buse: Güvercinler tatlı tatlı öpüşüyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work; specif. , a musical composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical work that has been created; 'the composition is written in four movements'. 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers who catalogu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin for 'work,' these numbers list, in date order, when a work was composed or published. , Op: 'Work' With a number, used to show the order in which the works by a given composer were written or published Opus numbers are most often used for composers

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System proposed by CISL in 1986 to follow on after Multics Eventually canceled by Bull Officially known as NOS/VS3 or HVS release 3 This group was managed by Michael Tague. 'work ' An opus number indicates the chronological order in which a piece was comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HP/Linux Cluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lat Work; labor; the product of work or labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caementicium - concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open Architecture Purse System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operations Pipeline Unified System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Organization of Persistent Upwelling Structures, a program taking place in 1983 that studied the inner part of a filament near Point Conception, California See Atkinson et al.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This represents a single-composer publication, not necessarily the chronological order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work, composition; commonly used to denote the number of a published work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opuses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. opera) eser; kitap; müzik parçası, opus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa ve önemsiz eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kissing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Birbirini öpmek, bûse verip almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kiss one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öpüşmeye yani birbirini öpmeye zorlamak veya izin vermek. 2. Barıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot. ballot paper. voting paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballot. ballot paper. voting paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pabuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. palpi) zool. dokunaç. palpiform s. dokunaç gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. palp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. komposit familyası bitkilerinin kaliksinde meydana gelen şemsiye biçimindeki kıllı uzuv, papus. pappose s. papuslu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاپوش] pabuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evrim teorisinde insanla maymun arasında olduğu farzolunan insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya mahsus bir hayvan, ornitorenk, zool. Ornithorhyn chus anatinus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -pi) bak. polyp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havada, yere dokunacak surette alçaktan peydâ olan duman, sisin hafifi: Havada pus var. 2. Meyvelerin üzerinde meydana gelen hafif beyazlık. 3. Ağaçların kütük ve dallarında meydana gelen yosun ve kabuk. 4. Yaprakların üzerine konan örümcek ağı, kurt ve böcek yuvası. 5. Memenin emziği üzerinde hâsıl olan kabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Giyen, giyinmiş, örtünmüş. Hırka-pûş = Hırka giyen. 2. Giyilen, Ar. melbûs. Ser-püş = Başa giyilen şey. Pâ-pûş (pabuç) = Ayağa giyilen şey. 3. Örten, saklayan. Ayb-pOş = Ayıb örten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. inch. mist. slight fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The yellowish white opaque creamy matter produced by the process of suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It consists of innumerable white nucleated cells floating in a clear liquid. a fluid product of inflammation the tenth month of the Hindu calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. inch. mist. drizzle. vapor. vapour cloud. damp. water smoke. fume. dampness. smog. aerosol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white, yellow-green, or beige creamy fluid that is formed by decomposing tissue, white blood cells, and tissue fluids. blood, serum, damaged tissue, white blood cells and bacteria found at places of infection or injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute inflammatory exudate composed of dead and dying neutrophils and necrotic surrounding tissue; a foul-smelling, milky yellow fluid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of dead bacteria, white blood cells and other body secretions created by the body to rid itself of infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pale yellow or green fluid found where there is an infection. liquid material containing broken-down leukocytes and cells, usually resulting from inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Packet Utilisation Standard utilisation standard. the tenth month of the Hindu calendar. a fluid product of inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پوش] giyen, örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. cerahat, irin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çölde uzaktan su gibi görünen duman, serap, ılgım salgım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Puslu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Silâhlar, zırh ve silâh gibi harp Aletleri. 2. At takımı. 3. Alet ve edevat takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. equipment araç. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyununda şakşak ve tahta kılıç gibi Aletle maskaralık eden soytarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zırh giymiş, zırhlı, cebeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpüş, bûse. (bk.) BÜse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜselik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oğul, erkek evlât.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Oğul, erkek çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby carriage. pushchair. stroller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroller. pushchair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itmek, dürtmek; sürmek, sevketmek, yürütmek; sıkıştırmak, tazyik etmek; saldırmak, üzerine hücum etmek, arkasını bırakmamak; tos vurmak, boynuz ile vurmak; k.dili kanunsuz yoldan uyuşturucu madde satmak. push about öteye beriye kakmak; kakışmak. p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. itiş, kakış, dürtüş, sürme; hücum; baş sıkılması, ihtiyaç, sıkıntı; basacak yer, düğme; argo ahbaplar takımı, kumpanya. push button elektrik düğmesi. pusher i. iten kimse veya şey; enerjik kimse; uyuşturucu madde satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bölme içinde tamamlayıcı hoparlör sürücüleri kullanılarak, daha iyi bas tepkisi sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri bir topu iterek oynanan bir oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el ile itilerek sürülen araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iten; enerjik, girişken; küstah, sataşkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo kolay aldanır kimse, yemlik; kolay iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. raptiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzükoyun yatarak vücudu esnetme hareketi, şınav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Örtü, perde: Kâbe-i Şerîfe’nin pûşîdesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پوشيده] örtülü. 2.gizli. 3.kapalı. 4.örtü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, tabansız, yüreksiz, çekingen.pusillani- mously z. korkakça. pusillanimity, pusil- lanimousness i. korkaklık, alçaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BÜsîş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mânâyı kuvvetlendirmek için «eski» sıfatıyla beraber kullanılır. Eski püskü = Eski, yırtık eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İplik, İpek yahut sırma ve telden yukarısı top ve aşağısı dağınık askı. Püsküllü belâ = Büyük çapraşık dert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. tuft. fringe. coma. beard. thrum. tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. tuft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tassel. beard. bobble. feather. tag. tuft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasseled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasselled. tufted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a peck of trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). 1. Suyun damlaları . gibi dağınık: Püskürme ben; püskürme dallı kumaş. 2. Bol yığılmış, kırmalı ve düşük. Püskürme şalvar = Kırmalı paçaları ayağın üzerine düşen. 3. Havada patlayıp dağılan: Püskürme fişek. 4. Püskürülen şey, patlayıp yayılma: Yanardağ püskürmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eruption. spraying sth from one's mouth. eruption. blowing. splatter. pulverizing. sprinkling. ejection. effusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağızla üfliyerek bir şeyin üzerine su yağdırmak: Su püskürmek. 2. Şiddetle havaya sıçratıp dağıtmak: Vezüv dağı küller, ateşler püskürüyordu. 3. Zorla geri atılma: Düşman püskürdü. 4. Su püfler gibi şiddetle gülmek. 5. (çay) Fışkırmak, köpürmek. Ateş püskürmek = mec. Çok kızgın olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spray sth from one's mouth. to spew out. to erupt. jet. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray. atomizer. aerosol. spray can. spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repulse. spraying. injection. repelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spraying. dusting. sprewing out injection. blowing. blasting. sprinkling. atomization. repulsion. belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulverization. spray. spray on. spout. atomize. vaporize. belch. repulse. repel. beat off. dash. pulverize. squirt. vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. spray. to spray. to belch. to repulse. to repel. to fight sb/sth off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray. to spray. to dust. to spew out. to spume forth lava. to repulse. to drive back an attacker. to blow. to blast. to inject. to sprinkle. to atomize. to jet. to repel. to spatter. sparge. fence out. fight off. rush. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yanardağın ağzından çıkan çeşitli maddeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lava. aerosol. spray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repelling. repellent. atomizer. spreader. sprinkler. sprayer. spray. injector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sprayed. to be dusted. to be driven back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yanardağın püskürdüğü madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazy. misty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazy. misty. foggy. cloudy. nebulous. nebulose. nebular. nubilous. dreamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çökmek, sinmek. 2. Pus çökmek, ortalığı hafif sis kaplamak. 3. Pusuya yatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kedi; çocuk veya genç kadın (sevgi belirtisi). puss moth Avrupa'ya mahsus iri bir pervane. a sly puss kurnaz kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo yüz, surat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cerahat dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kaba ferç; kaba cinsi münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kedi. pussy willow ipek gibi püskülleri olan bir söğüt ağacı, bot. Salix discolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kedi gibi sessizce yürümek; kendi fikrini belirtmemek; i. fikrini belirtmeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cinsî sapık erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arka, sırt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoundrelly. scoundrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. cunt. catamite. fairy. queen. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive male homosexual. queer. fag. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fickleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., tıb. sivilceler hâsıl etmek, kabarcık haline girmek; s. sivilce dolu. pustulant i. sivilceler hâsıl eden bir ilaç. pustular s. sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion i. sivilce hâsıl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivilce, kabarcık, püstül; bot. kabartı, sivilceye benzer benek. pustulous s. sivilcelerle dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Pusula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşmana ansızın vurmak üzere saklanılıp beklenilen gizli yer, Fars. kemin, kemîngâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. ambuscade. wait. blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. ambuscade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambush. place where one lies in ambush. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle askerlerin giydikleri hafif sarık. (bk.) Poşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kullanılan şekli: pusla, i. bussola). Dünyanın kutuplarındaki mıknatıslık sebebiyle daima kuzeye doğru dönen bir ibre vasıtasiyle yön tayinine yarayan Alet. Pusulayı şaşırmak = mec. Ne yapacağını bilememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hatırda kalması veya birine hatırlatılmak istenen bir şey yazılmış küçük kâğıt, küçük tezkere. 2. Bir hesap ve alış veriş hülâsası yazılı kâğıt: Pusulasını gönderin, parasını vereyim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. bussola

yön belirteci

Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. chit. note. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. compass. reminder. slip. note. slip of paper. compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. line. slip. tag. note. memorandum. bill. nillet. leaflet. letter. account. billet. debenture. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Pisliğe delâlet eden kelimelerle beraber kullanılır: B.. püsür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flaw. defect. mistake. pain in the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili gürültü, şamata; kavga, çekişme. rumpus room evde oyun salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرپوش] başlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara, pûşîden = giymek). Karalar giyinmiş, mateme girmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) mızmız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jazzed up. ornate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susup sinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: TâHTABOŞ) (i.) (Fars. tahte = tahta, pûşîden = örtmek). Dam üzerinde döşemeli yer ki, başlıca çamaşır sermeye mahsustur: Çamaşırı tahtapûşta kurutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Zaman (kuş gibi) uçar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ufak fes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zırh, pürden = giymek). Zırh giyen, zırhla kendini muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زره پوش] zırhlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by