Havai Hat ne demek? | Havai Hat anlamı nedir? | Havai Hat

Havai Hat anlamı nedir?

Havai Hat ne demek?

Havai Hat anlamı nedir?

Havai Hat | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: havai hat

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial line. overhead conveyor. air line. high line. overhead trackage. transmission line. cableway. overhead line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firing line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line of fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Çıkış sinyalinin hassas biçimde ayarlanmasını sağlar. Sinyal seviyesinin diğer cihazlarla eşleştirilmesi için sıklıkla kullanılır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü kadın. Ay ve hatun kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kırılmış, hatırı kırılmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küstahlık; küstahça karşılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali’nin kızı ve Osman beyin karısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographical mistake. printing error. error of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Kutluk Han’ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bisülfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipeline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipeline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halifelik, hiIâfet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat edilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERAHAT) (i.), irin mânâsiyle dilimizde çok kullanılırsa da, Arapça olmayıp, cerâd kelimesinden galattır. Cerahat bağlamak = İrin tutmak, irinlenmek, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pus. matter. purulent matter. fester. ichor. sanies. suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. puss irin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. pus. discharge. gathering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جراحت] yara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (yara) Cerahat bağlamak, irin tutmak, işlemeye başlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İrinli, işler (yara)

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. chat

sanal sohbet

Uluslararası iletişim ağ ortamlarını kullanarak çeşitli yazılımlar aracılığıyla kişilerle karşılıklı olarak yazılı, sesli veya görüntülü görüşme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teklifsizce konuşmak, samimi konuşmak; gevezelik etmek; hoşbeş etmek, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sohbet, teklifsiz konuşma, hoşbeş; birkaç cins ötücü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -teaux). şato Fransız tipi büyük köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şato sahibi kadın; buyük ve güzel bir evin hanımı; kadınların anahtar taşımak için bellerine taktıklan zincir; kadınların yakalarına taktıkları süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). renk değiştiren; (i). bu şekilde parlayan taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). menkul mal, taşınır mal; köle. chattel mortgage menkul rehin. goods and chattel ev bark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevezelik, boş laf, lafü güzaf; diş çatırdaması. chatter marks bir aletin titreşimi sonucu meydana gelen düzensiz çizikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gevezelik etmek; konuşur gibi sesler çıkarmak; çatırdamak (diş); (mak). titreşim meydana getirmek; alelacele söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşkan; konuşma şeklinde, sohbet tarzında. chattily (z). konuşkanlıkla chattiness (i). konuşkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iaf, havadan sudan konuşma; dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cihet). Cihetler, (bk.) Cihet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهات] yönler. 2.sebepler. 3.yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yara. (Arapça’ da taze bıçak yarası gibi cerahatslz olan yaraya mahsus olup, cerahatlisine «karha» derler). 2. Cerrahlık ilmi, fenn-i cerrâht. (Her iki mânâ ile dilimizde pek kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (mim). paralel çapraz çizgilerle gölgelemek, taramak. crosshatching (i). , (mim). paralel çapraz çizgiler, tarama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hatırda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در خاطر] hatırlama. 2.hatırda tutma. derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek. derhâtır eylemek hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şeyhülislâmlara verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهات] köyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). bisulfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâhî). Dâhiler, (bk.) DAhî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üzerinde durulmuş, kuvvetle ifade olunmuş, etkili; önemli, dikkati çeken; vurgulu, kuvvetli ifa desi olan, kesinlikle hareket eden. emphatically z. üzerinde durarak, belirterek; kesin olarak, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ilah.) eskatologya,ölümden sonraki hayata ait bahis dünya ve hayatın sonu bahsi eschatolog'ical (s.) böylebahis ve doktrinlere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir dilin doğru ve hatasız olarak, kolaylıkla söylenmesi ve yazılması. Sözün yanlış ve yabancı yahut pek seyrek kullanılan kelimelerden uzak olmasıyle beraber kaidelere de uygun olması: Fesâhatle söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Güzel, anlaşılır ve açık konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazâyih). Edepsizlik, kötü huyluluk, alçaklık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevinç, neşe. (bkz.Ferhad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fasâhat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فصاحت] fasihlik, dilde düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Açıklık, duruluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki), (bk.) Duraküstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rezalet, rüsvâlık, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلاحت] çiftçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Genişlik, açıklık, vüs’at: Geniş ve açık meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geniş, açık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) {feth’in cem’i olan fütûh’un cem’i). Fetihler, zaferler, fethedilen, zaptedilen ülkeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فسحت] genişlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فتوحات] fetihler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da dağ geçidi; çoğ. Güney Hindistan'ın doğusunda ve batısında bulunan dağ silsileleri; bir ırmağa inen merdiven. burning ghat böyle bir merdivenin başında Hinduların ölülerini yakmaya mahsus meydan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Canı sıkılmış, gücenmiş, kırgın. Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment. complacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). E begümecigi İlerden, yaprakları geniş, yuvarlak bir süs bitkisi (althaea rosea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hollyhock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(althaea rosa): Ebegümecigillerden; yaprakları geniş ve yuvarlak, çiçekleri büyük ve türlü renklerde olan bir süs bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir nezle ve öksürükten kaynaklanan şikayetleri giderir. Boğaz, bademcik ve diş eti iltihaplarını tedavi eder. Bağırsak iltihaplarını giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبط و خطا] yanlış yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD inşaat işçisi; aşırı tutucu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT) (i. A.) (c. hutût). 1. Çizgi, çizik: Bir hat çekmek, çizmek. 2. Yazı: Tâlik hattı. Hüsnühat (hüsn-i hat) = Güzel yazı: Hüsnihat hocası. 3. Bir sıra ve çizgi şeklinde şey: Demiryolu, telgraf hattı. Hatt-ı kebîr = Ana demiryolu, Anadolu hatt-ı kebîri. 4. (matematik) Birçok noktaların birbiriyle kesişmesinden meydana gelen çizgi: Hatt-ı müstakim = Doğru çizgi. Hatt-ı münhanî = Eğri çizgi. Hatt-ı münkesir = Kırık çizgi. 5. (coğ.) Dünya haritasında çizili bulunan tûl ve arz (enlem ve boylam) çizgileri: Hatt-ı Ustüvâ = Ek vator. 6. Gençlerde yeni çıkmaya başlayan bıyık ve sakal, (askerlik) Ateş hattı = Savaş meydanında mermilerin düşmana eriştiği anlaşılan mesafe başındaki sıra ki, asker orada durup kurşun atmaya başlar. Ictimâ-ı meyâh hattı = Suları bir yere toplanan bir arazi havzasını çeviren yüksek noktaların meydana getirdiği daire. Taksîm-i Meyâh hattı = Arazinin en yüksek noktalarının sırası ki, suları iki ayrı yöne doğru akar iki yamacı birbirinden ayırır. Hatt-ı hudûd = İki devlet arasındaki hududun teşkil ettiği çizgi. Hatt-ı hareket = (Hareket çizgisi). Bir kimsenin veya görevlinin takib etmesi icab eden yol, usul. Hatt-ı dest = El yazısı: Müellifin hatt-ı destiyle yazılı kitabın kıymeti pek büyüktür. Hatt-ı sebz = Gençlerin sakaldan önce yanaklarında biten ince tüy. Hatt-ı şarif, hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahlarının el yazısıyle yazılı ve bir hususun icrasına dair çıkan ve resmen ve alenen BAbıâlî’de okunan fermân: Gülhâne Hatt-ı Şerîfi, Islâhât Hatt-ı Hümâyûnu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hot. sing. pres. of Hote to be called.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A covering for the head; esp., one with a crown and brim, made of various materials, and worn by men or women for protecting the head from the sun or weather, or for ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cap or hat worn by officers or enlisted men when full-dress uniform, or dress uniform, is not worn. an informal term for a person's role; 'he took off his politician's hat and talked frankly' headdress that protects the head from bad weather; has shaped

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. handwriting. calligraphy. railway. trackway. lap. railway track. stroke. row. lettering. letters. route. verge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headdress that protects the head from bad weather; has shaped crown and usually a brim. an informal term for a person's role; 'he took off his politician's hat and talked frankly'. put on or wear a hat; 'He was unsuitably hatted'. furnish with a hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As it pertains to the Headline puzzle, one of the two words necessary to create the mixed alphabet The hat is used to create a sequence of numbers which is then used to number the columns of a matrix containing the letters of the alphabet The columns are

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a train, a locomotive engineer and a conductor each wears a different kind of hat You will notice that various jobs in the society are designated by different hats From this we get the word hat as a slang term meaning one's specialized duties This is o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a detachable brake disc that comes in contact with the wheel hub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Job, the duties of a post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Caret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slang: High hat cymbals Submitted by Karl Kuenning RFL from Roadie Net. height above touchdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standing in the doorway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scientology slang term for a particular job, taken from the fact that in many professions, such as railroading, the type of hat worn is the badge of the job The term hat is also used to describe the write-ups, checksheets and packs that outline the purpos

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The enzyme responsible for the acetylation of lysine residues on histone tails.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

has , hath , haveth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) şapka; kardinalin şapkası; kardinallik rütbesi; (f.) şapka giydirmek. pass the hat parsa toplamak, iane istemek. talk through one's hat (k.dili) palavra atmak, bilmediği şeyden bahsetmek. throw one's hat into the ring yarışa girmek (politika

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Tehlike, muhâtara, emniyetsizlik. Pür-hatar = Tehlikesi çok, tehlikeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. hat yazı, Fars. Averden = getirmek). Sakal ve bıyığı yeni bitmeye başlamış delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yanlış, yanlışlık, galat: Bunda bir hata vardır. Bu kitabın hataları pek çok. 2. Yanılma, istemiyerek edilen kusur: Hata ettim. 3. Kabahat, günah,, suç: Tenbih ettimse hatâ mı ettim? Kendi isteğimizle ettiğimiz fenalıklerın suçunu kadere yüklemek hatâdır. 4. (fıkh) Kasdî olmayarak yapılmış iş. Hata sevâb cedveli = Bir kitabın içindeki yanlışları ve bu yanlışların düzeltilmiş şekillerini içine alan cetvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrongness. error. mistake. wrong. fault. slip. balk. baulk. blemish. delinquency. demerit. failing. false step. falsity. faux pas. flaw. floater. fluff. gaffe. goof. imperfection. inaccuracy. lapse. slip-up. stumble. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defect. error. failing. fault. faux pas. impropriety. lapse. mistake. slip. trip. blunder. wrong action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

error. fault. mistake. balk. black. blemish. boner. bug. clanger. cock up. defect. delinquency. demerit. flaw. hamartia. illusion. inaccuracy. inexactitude inexactness. misconception. slip. stumble. trip. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خطا] yanlış, hata. 2.kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hata düzeltme sistemi, zorlu veri okuma koşulları altında bile en iyi çalma kalitesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hata = yanlış, kabahat, Fars. bahşîden = bağışlamak). Yanlış ve kabahatları affeden: Cenâb-ı Hak hatâ-bahştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hatâ = yanlış ve kabahat, Fars. pOşîden = örtmek). Yanlışı ve kabahatleri örten, görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Odun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanlış olarak, yanlışlıkla, Ar. sehven.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاء] yanlışlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطائيات] hatalar, yanlışlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاکار] hatalı, hata yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong. false. erroneous. inexact. inaccurate. amiss. delinquent. errant. erring. faulty. illegitimate. improper. incorrect. mistaken. solecistic. unsound. wet. amiss. out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. defective. errant. erroneous. fallacious. faulty. imperfect. inaccurate. mistaken. false. incorrect. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. defective. flawed. in the wrong. at fault. amiss. errant. erroneous. faulty expression. inaccurate. incorrect. inexact. wry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاپوش] hataları örten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطر] tehlike.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korkulu, muhâtaralı, tehlikeli, emniyetsiz: Bir rlh-ı hatar-nâk = Tehlikeli bir yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطرات] tehlikeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطرناک] tehlikeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct. impeccable. irreproachable. unblemished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. irreproachable. unerring. watertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flawless. free of error. unerring. not at fault. impeccable. irreproachable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hatie). Sanıldığı gibi hatâ’nın cem’i değilse de o mânâda kullanılmıştır, (bk.) Hatie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطایا] yanlışlar, hatalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden Çin ve Doğu Türkistan’da imal edilen bir çeşit kumaş. 2. TezhTb sanatında lotüse benziyen çiçek motifi. 3. Tezhîbte merkezini hâtâyt denilen çiçek motifi işgal etmek üzere birbirine geçmiş sipiral dallardaki çiçek motiflerinden yapılan süsleme. 4. Çin’de pirinçten yapılan bir kâğıt cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), den., ambar ağzı, ambar kapağı, kaporta; bent kapağı; bölmeli kapının alt kısmı; üstü açık kapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ince çizgilerle süslemek, ince çizgiler halinde kakma yapmak; (i.) resim ve kakma işlerinde gölge hâsıl eden ince çizgi, tarama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kuluçka makinasıyle civciv çıkarmak; yumurtadan çıkmak; (plan) yapmak, (kumpas) kurmak. hatch, hatching (i.) bir defada kuluçkadan çıkan civcivler. hatcher (i.) kuluçka tavuk; kuluçka makinası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ed, ing veya led, ling) keten veya kendir tarağı; (f.) keten taramak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) balık veya civciv üretmeye mahsus yuva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ufak balta, el baltası. bury the hatchet barışmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.), ambar ağzı, lombar ağzı; buna benzer bodrum kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) nefret etmek; bir kimseye düşman olmak; nefret duymak; (i.) nefret, kin, düşmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nefret edilen, kötü; nefretle dolu, kötü niyetli, hatefully (z.) nefretle. hatefulness (i.) kötü davranış; nefret .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. havâtım). 1. Mühür, imza yerine mektubun sonuna basılmak üzere sahibinin ismi kazılmış damga ki, ekseriya bir halkaya bağlı olup yüzük gibi parmağa geçirilirdi: Vaz’-ı hâtem, vaz’-ı mühür. 2. Yüzük: Elmas hâtem. 3. Mühür gibi bir şeyin en sonunda bulunan, en sonraki: Hâtem-ül-enbiy! = Peygamberlerin sonuncusu olan Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خاتم] mühür. 2.yüzük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2.En son. 3.Hatemü’l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz.Muhammed. 4.Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış “Tayy” kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan “İbn Abdullah b. Sa’d”ın lakabı. 5.Çok cömert olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hâtemce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Kapma, cin ve şeytanın kapıp götürmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطيئه] kabahat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe’de halk ağzında: HâTİP (i. A.). 1. Camide hutbe okuyan ve bu vazife İle görevli bulunan din adamı ki, bir camideki en yüksek rütbeli görevlidir. 2. Hitâbeti kuvvetli, iyi söz söyliyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطيب] hatip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hitab eden, söz söyleyen. 2.Camide hutbe okuyan. 3.Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Erken doğan kız çocuğu. Hz.Haticetü’l-Kübra; Hz.Peygamber’in ilk eşi ve 6 çocuğunun annesi. Ümmü’l-Mü’minin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hatâyâ). 1. Yanlış. 2. Suç, kabahat (Osmanlıca’da cem’i daha çok ve «hatâ» kelimesinin cem’i gibi kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. hâtıfe). 1. Süratle geçerken birdenbire kapıp götüren. 2. Göz kamaştıran: Berk-ı hâtıf = Göz kamaştıran şimşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hetf» den if.). 1. Bağıran, seslenen. 2. Gaibden işitilen ses (bu halde «hâtiften bir sadâ geldi» tâbiri doğru olamasa da, galat-ı meşhûr olarak başlıca bu suretle kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هاتف] gaipten gelen ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2.Göz kamaştıran. 3.Göze görünmeyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hatif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Taş duvarı takviye için bir İki metrede bir çekilen kereste veya tuğla tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. beam. girder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plank. stretcher. horizontal beam embedded in a stone wall to strengthen it. deal. table. grider. flitch. rail. linte. bearing bar. binder. bole. timber. hacking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen a wall with horizontal timber-ties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatm» den if.) (mü. hâtime). 1. Mühürleyen, mühür basan. 2. Bitiren, hatmeden: Hâtim-I Kur’an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hatm.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sona erdiren, bitiren. 2.Mühürleyen, mühürleyici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Son, encâm, akıbet, pâyân: Hâtime çekmek = Bitirmek. 2. Bir kitabın sonuna eklenen makale ki, ekseriya neticesi hükmündedir. Son söz; fâtihe mukaddime, ön söz zıddı: Hâtime-i kitâb, hâtimet-ül-kitâb. r

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاتمه] son. hâtime vermek; son vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hatim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtime = son, Fars. keşîden = çekmek). Hâtime çeken, bitiren, tamamlayan, sona ediren, ikmâl eden: Hâtimekeş olmak = Bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hatîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. pulpit orator. elocutionist. rhetorician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. public speaker. good speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. public speaker. a good speaker. preacher. elocutionist. public orator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. power of elocution. preaching. eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATIR) (i. A. «hutOr» dan if.) (c. havâtır). 1. insanın düşünme ve ezberleme kuvveti, fikir, zihin, akıl, hâfıza kuvveti: O vak’a hatırımdadır. Sen hatırıma getir. Hatırımdan çıktı: Hatırda kalmak, hatıra gelmek. Hatırdan çıkmış = Unutulmuş. 2. Gönül, kalb, dil, his ve duygu kuvveti. Hatırım kaldı = Gücendim. Hatır yapmak = Gönül yapmak. Hatır kırmak = incitmek. 3. Saygı, riayet: Sizin hatırınız İçin. Onun hatırı büyüktür. O adam hatıra bakmaz. Ben hatır için söz söylemem. Hatır saymak. 4. Keyif, hal: Hatır sormak = Hatırınız iyi mi? Hatırı sayılır = Ehemmiyetlice, hayli büyük. Hatır kalmak = Gücenmek, Osm. münfail olmak: Hatırınız kalmasın ama, oğlunuz pek çalışkan değildir. Cem’iyet-i hâtır = İnsanın aklı ve fikri yerinde ve aklın dağınık ve karışık bir halde olmaması. Der-hitır etmek = Hatıra getirmek, hatırlamak. Safl-yı hltır = Kalb huzuru, gönül rahatlığı. Meriyyül-hltır = Hatırı sayılır, sözü geçer. Hatır sormak = Bir hasta veya lohusaya hâline münasip yiyecek ve içecekten bir şey götürmek veya göndermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATIR)’ (i. A. «hater» den smüş.) (mü. hatîre). 1. Muhataralı, tehlikeli: Tarik-ı hatîr. 2. Büyük, yüksek, Alî, şanlı, mühim: Emr-i hatîr = Yüce emir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sake. respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. sake. influence. consideration. weight. mind. one's feelings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sake. memory. mind. one's feelings. one's sensitivities. influence. consideration. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاطر] hatır, gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خطير] tehlikeli. 2.yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şan ve şeref sahibi. 2.Yüce, ulu. 3.Tehlikeli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert şeylerin kesilip parçalanırken çıkardığı sesi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi), (bk.) Hatır hatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation paper. accomodation bill. windbill. accomodation bill / note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hStır, Fars. mânden = kalmak). Hatırı kalmış, gücenmiş, Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hâtır, Fars. nişânden = durmak). Hatırda kalan, hatırda duran: O hal hâl A hâtır-nişânımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtır, Fars. nüvâhten = okşamak). Hatır okşayan, gönlü hoş eden, hatır sayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. hâtır, Fars. şinâhten = tanımak). Hatıra riayet eden, kimsenin hatırını kırmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatıra riayet ederek, kimsenin hatırını kırmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatıra riayet etme, kimsenin gönlünü kırmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(son a’yı uzatarak söylemek çok büyük hatadır ki, son zamanlarda böyle talâffuz moda olmuştur) (i. A. «hutûr’ dan if. mü) (c. hâtırât). 1. Hatıra gelen şey, fikre doğan şey: Bir hatıra olmak üzere söylüyorum. 2. Hatırda kalmış şey, yâdigâr: Gençliğimin bir hâtırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commemorative. memory. remembrance. souvenir. relic. heirloom. keepsake. memento. recollection. survival. token.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keepsake. memento. memory. relic. remembrance. souvenir. recollection. reminiscence. rememberance. memoirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. recollection. souvenir. reminiscence. memento. keepsake. rememberance. token. trophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاطره] hatıra, hatıra gelen. hatıra getirmek; aklına getirmek, düşünmek. hâtıra hutûr etmek; hatırlamak, anımsamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diary. journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memoirs. recollections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خاطرات] hatıralar. 2.anı kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâtıra). Hâtıralar, (bk.) HAtıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزار] gönül inciten, hatır kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yanlış olarak «hazîre» yerine kullanılır, (bk.) Hazîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anamnesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollection. remembrance. reminiscence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remembering. recollecting. recall. recollection. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hatırda tutmak, unutmamak: O vak’ayı pek güzel hatırlıyorum. Öyle. bir şey söylediğinizi hiç hatırlamıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remember. recall. recollect. call to mind. call up. recapture. recur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollect. remember. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remember. to recall. to recollect. bethink. call to mind / to memory. call up. look back. mind. reminisce. reproduce. think of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be remembered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminding. recall. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin hatırına getirmek, Osm. der-hâtır ettirmek: Siz hatırlatmasaydınız büsbütün unutacaktım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. remind of. bring to mind. recall. bring back. call to mind. conjure up. echo. be evocative of. evoke. invoke. put smb. in mind of. be redolent of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. to bring to mind. to remind. to call sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to call attention to. bring back. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatırı sayılır, sözü geçer, Ar. mer’iyyül-hâtır: Çok hatırlı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential. esteemed. of consequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönlü okşayan, hatırnaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan, hoşnut eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerate. courteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطرشناس] hatırbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatır gözetme, hatır bilme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ختم] hatim, hatim indirme. 2.mühürleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mühürleme, mühür basma (çok kullanılmışsa da yerine kullanılan temhir yanlış olduğundan, hatm ve tahtîm demek doğrudur). 2. Bitirme, tüketme, sona erdirme: Hatm-i kelâm etmek = Sözü bitirmek. Söze nihayet vermek. 3. Kur’an-ı Kerîm’i tamamen okuyup bitirme, başından sonuna kadar okuma: Ramazanda Kurân-ı Kerîm’i hatmedeceğim. Bir hatim indireceğim. 4. Okuma dersi olarak Kur’an-ı Kerîm’i okuyup bitirme: Bir senede hatmetti: Hatm-I Kur’ An = Kur’an hatmi. Hatm-i kelim = Söz hatmi, sözü bitirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hatmederek, bitirerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hatm, hatim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to read from beginning to end. to read from cover to cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebegümecine benzer ve ondan büyük meşhur bir çiçek ki, kurusu haşlanarak göğsü yumuşatmak için içilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

althea. marshmallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(althaea officinalis): Ebegümecigillerden; büyük, yuvarlak, yumuşak yapraklı ve uzun köklü bir bitkidir. Çiçekleri beyazımsı mor veya pembedir. Hekimlikte kökü ve yaprakları kullanıllır. İçeriğinde fazla miktarda müsilaj vardır. Çiçekleri Temmuz ve Ağustos aylarında, kökleri ise Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Nezle ve bronşitin sebep olduğu şikayetleri giderir. Ağız, boğaz ve diş eti iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak iltihaplarını giderir. Sancıları dindirir. Dövülmüş hatmi taneleri, vücuda sürülecek olursa, sivrisinek ve böcek sokmalarını önler.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ختن] sünnet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka iğnesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka askısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). Nehirlerde kılavuzların iskandil gönderleri ki, üzeri kadem ölçüsüyle bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kin, nefret, düşmanlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), hat tree şapka asmaya mahsus ayaklı askı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خط] çizgi. 2.yol. 3.yeni terlemiş bıyık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bile, o derecede, bir derecede ki: Ben kimseyi dinlemem, hattâ sizi de. Bazı defa kuvvetlendirmek için «bile» edatı eklenir: Hattâ gözümle görsem bile inanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in tune. even. yet. insomuch as. insomuch that. in fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. nay. in fact. as a matter of fact. as well. also. besides. moreover. so much so that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. moreover. besides. nay. very. yes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حتی] üstelik, hatta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oduncu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطاب] oduncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATTAT) (i. A. «hat» tan imüb.) (c. hattâtîn). 1. Güzel yazı ve bilhassa sülüs ve nesih gibi yazılar yazan adam. Güzel yazı sahibi: Bu levhayı hangi hattâta yazdırdınız? 2. Güzel yazı öğreticisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calligrapher. pen-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calligrapher. penman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاط] hattat, güzel yazı yazan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Güzel yazı ve bilhassa sülüs ye nesih gibi yazılar yazmak mahareti, Güzel yazıya sahip olmak. 2. Güzel yazı öğreticiliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calligraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession of a calligrapher. penmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapkacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I FASL) (I.A.F.). Ayırma çizgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I HAREKET) (i. A. F.). Davranış, tutulan yol, tutulacak yol, tutum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HâDUN, KADUN, KADIN) (i.) (Arapça’da cem’i: havâtîn). 1. İslâm’ dan önceki ve daha sonraki Türk devletlerinde hâkan zevcesi, imparatoriçe. 2. İtibarlı kadın, hanım, Fars. bânû, Ar. seyyide kullanılıyorsa da, hâtûn kelimesinde daha fazla saygı vardır. Hâtûn, kimseye derdini anlatamıyor. Güzelhâtun otu, güzelavrat otu = İtalyanca belladona dedikleri çiçek ki, tıbbî bitkilerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wifie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman. lady. wife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman. lady. wife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kadın. 2.Eş, zevce. 3.Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan.- Örfte isim olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük veya az itibarlı kadın, kadıncağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hatavât). 1. Adım. 2. Ölçü sayılan itibari adım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطوه] adım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Heva ve hevesine tâbî, nefis ve şehvetine düşkün, hafif yaradılışlı. Havâİ-meşreb = Hafif. 2. Boş, beyhude, bâtıl: Havâİ şeylerle uğraşma. Havâi söz = Şuradan buradan asılsız konuşmalar. (bk.) Hevaî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. airy. flighty. frivolous. sky blue. pertaining to the air. fanciful. light sky-blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. sky-blue. irresponsible. flighty. airy. whimsical. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هوائی] havaya ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banger. firework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireworks. skyrocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial line. overhead conveyor. air line. high line. overhead trackage. transmission line. cableway. overhead line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heva ve hevesine uyma, ciddiyetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perkiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flightiness. inconstancy. irresponsibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Havâİ şeyler ve sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e: A.). Ölmüş, kaybedilmiş bir şeye duyulan hasret için söylenir, yazık, haniya, nerde: Heyhât... Gençlik günleri geçti I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيهات] yazık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). (ted, ting) büyüklük taslayan kimse, züppe kimse; (s). züppe; (f). saymamak, önem vermemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اباحت] helal sayma, mübah görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extension. extension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic flight. domestic flights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinion. conviction. interpretation. caselaw. case law. ruling case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işleri öyle veya böyle idare etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuşatma, etrafını çevirme: Gözün ihâta ettiği yerler. 2. Geniş, tam bilgi ve ihtisas: Coğrafyada ihâtası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enclose. surrounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احاطه] kavrama. 2.kuşatma, sarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vast. having many meanings. knowledgeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel. official tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ıslah). Islahlar. bk. Islah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصلاحات] düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformer. reformist. improver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صطلاحات] terimler, tabirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRAHAT) (i. A. «râhat» dan masdar). Rahatlanma, dinlenme: Biraz istirahat etmeli; istirahate muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. recreation dinlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. reposing. resting. ease. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استراحت] dinlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dinlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ittihâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. combination. becoming united. agreeing. being unanimous. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vereinigung. bund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Meşrutiyet devrindeki İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nden olan veya bu partinin fikirlerine taraftar bulunan şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlik ve anlaşma eksikliği veya yoklu,u.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. İzâh). izâhlar, açıklamalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exposition. explanations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanations. direction. explanation. explication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضاحات] açıklamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( KABAHAT) (i. A.) (c. kabâhât). 1. Çirkin iş ve hareket, yakışıksız davranış: Bunu yaptımsa, bunu söyledimse bir kabahat mi ettim? Bu da bir kabahat mi? 2. Hafif suç, kusur: Bu kabahatin cezası nedir? Kabahatimi bileyim de cezama razıyım. Kabahat etmek = Kusur etmek, yanılmak: Size danıştığıma kabaha ettim. 2. mec. Yellenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. guilt. blame. sin. delinquency. demerit. wrongdoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdeed. offence. sin. fault. offense. guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misdemeanour. blame. fault. sin. minor offense. guilt. misconduct. crime. debt. delinquency. demerit. misdeed. misdoing. minor offence offense. trivial offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قباحت] suç, kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faulty. guilty. in the wrong. culpable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

culpable. guilty. blameworthy. criminal. delinquent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olan, suçlu: Kendisi kabahatli olduğunu biliyor da sesini çıkarmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Suç sahibi olma, suçluluk:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameless. innocent. faultless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçu olmayan, Fars. bi-günâh, Ar. mâsûm: O adam kabahatsizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultlessness. innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suç yokluğu, bî-günahlık, masumluk: Onun kabahatsizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line of patrol stations along an international border.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Çocuklara Arız olan hastalık ki, kemiklerinin incelip, başlarının kalınlaşmasına ve dermansızlığa yol açar. Sıskalık, Fr. rachitisme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir defa bakışlar, bir göz atışlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lemha). Bakışlar, göz atışlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. lenfatik; içinde lenf bulunan; lenfe ait; heyecansız, aşırı serin kanlı, kaygısız, tembel halli; i. lenf damarı. lymphatic gland lenf bezi. lymphatic system lenf sistemi. lymphatic vessel lenf damarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHATT) (i. A.). Yol boyunca inilecek yer, menzil, konak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da evliya derecesinde adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Manhattan adası; viski ve vermutla yapılmış bir içki. Manhattan District atom bombası. planının şifreli ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» den) (c. mesâllh) (Ar. tâbirlerde «maslahâ» şeklinde geçer). 1. Sulh ve asayiş yolu, iyilik yolu: Böyle maslahat gördüler; maslahat iyi neticeye varmaktır. 2. İş, husus, mesele, durum. Oraya bir maslahat için gitti. 3. Ehemmiyetli İş, mes’ele: Bu da bir maslahat mı? Amma da maslahat yaptınız. Ashâb-ı mesâlih = İş sahipleri, kendi işleri İçin hükümete müracaat edenler, hükümetçe işi olanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصلحت] iş. 2.dirlik düzenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İş gören, İş bilir. 3. Elçi ve büyükelçi vekili: Danimarka maslahatgüzârı (maslahatgüzâr sözünün eskiden «küçükelçi» mânâsı da vardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elçi vekilliği, geçici elçilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصلحت گزار] elçi adına devlet işlerini yürüten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümetçe işi olenlar: Yalnız maslahatltları içeriye koyuyorlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. iğrenç şeyler. 2. Şer’an yasak olmayıp ancak iyi de olmayan şeyler: Mekrûhât yemeye ne mecburiyet vardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «melh»den). Güzellik, şirinlik. Ar. hüsn, sabâhat. Melâhat-ı vech = Yüz güzelliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملاحت] yüz güzelliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, yüz güzelliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arazinin ilmi şekilde ölçülmesi, arsa, tarla, ev ve toprağı ölçmek: Arsayı mesaha edip dört parçaya taksim ettiler. 2. Arazi vesalrenin ölçülmesi ilmi, geometrinin bundan bahseden kısmı: Fenn-i mesâha pek lüzumlu bir ilimdir. 3. Bir arsa vesairenin ölçüsü, miktarı. Mesaha-i sathiyye = Yüzölçümü: filân vilâyetin mesaha-i sathiyyesl şu kadar kilometrekaredir. Mesâha zenciri = Araziyi ölçmede kullanılan yüz mıkyaslı zencir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Şeyhlik: Filân tekkenin meşîhati. Meşîhat-ı İslimlyye = Şeyhülislâmlık. Meşihat pâyesi = Şeyhülislâma verilen ve sadrâzamlığa eş olan ilmî rütbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مشيخت] şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشروحات] açıklamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Övme, medhetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدحت] övgü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övme. - Türk dil kuralı açısından “d/t” değişmesiyle kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. gemicilik). Denizcilik, deniz işletmeciliği işi: Eski Finikeliler milâhatta pek ilerlemişlerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Midhat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahâ» den masdar). Övünme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Övünme, iftihar etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ihâta» dan imef.) (mü. muhâta). 1. Çevrilmiş, etrafı alınmış, kuşatılmış: Duvarla muhat bir bahçe. 2. Bir şeyin içinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sümük ve ona benzer yapışkan sıvı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاط] çevrili, kuşatılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muhâtab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutor. collocutor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one spoken to. drawee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawee. person addressed / spoken to. addresee. acceptor. addressee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a question directed to oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatar»dan) (c. muhâtarât). Zarar ve ziyan veya can korkusu, tehlike: Bu işte muhâtara vardır; bile bile muhâtaraya girmemeli, (ticaret) Şirket-i muhâtara = Kâr ve zararı ortaklaşma olmak şartıyle kurulan şirket.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مخاطره] tehlike. 2.zarar, ziyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkulu, tehlikeli: Muhataralı yol; muhataralı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatele» den). Aldatma, dolandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. muhâtıyye) (tıp). Sümük çeşidinden, lüzûcetli sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıtâb» dan if.) (mü. muhatıba). Birine söz söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatt»dan imef.) (mü. muhattata). T. Çizgili, çizili. 2. Yivli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNHATT) (i. A. «hatt» tan if.) (mü. münhatta). Inhitât eden, çöken, çökük: Münhat yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatm» dan if.) (mü. mütehattime). Son derece lüzumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ayât-ı müteşâbihe yâni Kur’an-ı Kerîm’in dış mânâsı kastedilmeyen Ayetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uhuvvet» den mas.). 1. Kardeşlik, birbirini kardeş sayma. 2. Dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NASİHAT) (i. A.) (c. nasâih). Öğüt. Nasîhat-pezîr = Nasihat kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. warning. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. admonition. sermon. advise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصيحت] öğüt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to advise. to counsel. admonish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kendisinden öğüt alınacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nasihat eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şan, şeref. 2. Şan ve şeref sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şan, şeref, onur. 2.Şan, şeref sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), mec. Temizlik, nezihlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nihâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). ilm-i nahv (gramer) bilginleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıvacı kuşu, (zool.) Sitta europaea. rock nuthatch kaya sıvacı kuşu, (zool.) Sitta neumayer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. fosforik asit tuzu, fosfat; fosfatlı suni gübre; asit fosforikle yapılan şurup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line ahead. fore- and-after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhet»). 1. Dinlenme, İşsizlik, istirahat: Siz rahat edin; artık rahatını buldu. 2. Istırapsızlık, gailesizlik, Asâyiş, ferah: Rahat vermedi, rahatınız yerinde mi? 3. Istırapsız, gailesiz, müsterih: Rahat mısınız? 4. Uygun, kullanışlı, kolaylıkla kullanılan: Palan, eğerden daha rahattır. 5. Müsterih olarak, Istirahatle: Rahat oturun; oraya trenle rahat gidilir. 6. Kolaylıkla: Bu anahtar çok rahat işler; bu tulumba ile su pek rahat çıkarılır. Rahat rahat = Ferah ferah: Akşama kadar oraya rahat rahat gidilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable. comfy. easy. luxurious. cavalier. complacent. cosy. cushioned. cushy. facile. leisure. at rest. restful. serene. snug. sweet. unconstrained. unconventional. undisturbed. unembarassed. untroubled. at ease. rest. comfort. ease. peace. comp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. comfortable. comfy. complacent. convenience. cosy. cushy. ease. easy. fine. fluent. free. peace. peaceful. rakish. relieved. repose. rest. restful. unmoved. welfare. comfort. free and easy. cushy. easily. at ease!. tranquility. quiet. at ease. tranq

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. comfort. comfortable. easy. relaxed. please and quiet. untroubled. easygoing. sb who has an easy manner. comfy. commodious. convenient. cosy. cushy. homey. to keep a good house. peaceful. physical comfort. rest. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at ease. standing in the at-ease position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at ease. to rest easy. to be untroubled. to take it easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel at ease. to be relaxed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. harry. haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lokumun asıl adı. (bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with ease. easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortably. easily. smoothly. without difficulty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxation. relief. reprieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let one's hair down. relax. let go. ease. feel relieved. let oneself go. open out. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. unwind. to become comfortable. feel relieved. calm down. to feel relieved. to relax. to rest. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel better / relieved. to feel at ease. to calm down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Rahat etmek, müsterih olmak, dertsiz olmak: Gailesinden kurtulup rahatlandı. 2. Dinlenmek, yorgunluk almak, istirahat etmek: Çok yoruldum, bir, İki saat rahatlanacağım. 3. Sükûnet bulmak: Ortalık rahatlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstirahat: Ortalıkta rahatlık var; o, rahatlığı seven bir edamdır. 2. Uygunluk, muvafakat: Bu kıyafetin rahatlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. ease. facility. easiness. leisureliness. boon. cosiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation. amenity. boon. comfort. ease. facility. latitude. lift. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace and quiet. comfort. ease. easy goingness. peace of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmayan, darlık ve ıstırapta bulunan: Siz orada rahatsızsınız; sizi rahatsız ettik; gece vakti kimseyi rehatsız etmemek için hastalığımı sakladım. 2. Rahat kullanılmayan, ıstırap ve sıkıntı veren. Uygunsuz: Bu yatakta rahatsız oldum. 3. Keyifsiz: Rahatsız olduğu İçin evden çıkamadı; kendisini hayli rahatsız gördüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncomfortable. disturbed. uneasy. troubled. comfortless. unrestful. worrisome. unwell. ill. ailing. bad. in bad health. constrained. diseased. incommodious. indisposed. out of sorts. poorly. queer. seedy. sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. disturbed. fitful. indisposed. poorly. punk. restless. uncomfortable. uneasy. unwell. upset. anxious. sick. ill. unwell. funny. rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. indisposed. uncomfortable. a bit unwell. under the weather. sick. ail. incommodious. molestation. out of sorts. poorly. under the wheater. uneasy. unhappy. unquiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besiege. bite. bother. disturb. embarrass. fuss. intrude. molest. offend. perturb. pester. rasp. tease. trouble. worry. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disturb. to bother. to trouble. to inconvenience. to annoy. chafe. derange. discomfit. discommode. disquit. harass. niggle. perturb. plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hastalanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel unwell. to feel ill. ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmama, ıstırap: Dar pabuç çok rahatsızlık verir. 2. Keyifsizlik, hafif hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. uneasiness. disquiet. inconvenience. inquietude. trouble. unrest. annoyance. disease. illness. ailment. indisposition. dysphoria. complaint. discomfiture. discomposure. distemper. disturbance. draft. embarrassment. fidget. harassment. ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ailment. complaint. discomfort. disorder. disturbance. inconvenience. upset. uneasiness. trouble. indisposition. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. indisposition. uneasiness. slight sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رشحات] sızıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güzellik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, letafet.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Gemil(Erkek İsmi) 2.Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Safhalar, devreler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phases. stages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفحات] aşamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Güçlü, güzel cins at, atların şahı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). İyi işler, ahlâk ve insaniyetçe beğenilen işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dindar, iffetli, temiz Müslüman kadınlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik, (bkz.Semahat).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Çok düşünmeden fikre doğan, akla gelen şeyl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıklık, şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak surette açık ifade.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحت] açıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Açıklık, ibarede açıklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, doğrudan doğruya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. nominatim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحة] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Yumuşak huyluluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mademki, madem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauch. debauchery. dissipation. dissolytenesss. reckless extravagance with money. profligacy. squandering. depravation. libertinism. orgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفاحت] sefihlik, zevk ve eğlence düşkünlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سماحت] iyilikseverlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). t. Cömert. 2. Eskiden kazaskerlik pâyesini alanlara ve «devletlû» unvâniyle beraber şeyhülislâma verilen resmî unvandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serhad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border. frontier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEYAHAT) (iki y ile yanIıştır) (I. A.). Uzak yerlere gitme, uzun yolculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traveling. travelling. travel. trip. journey. voyage. eyre. peregrination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. expedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. travelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سياحت] gezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to voyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir seyyahın gezdiği yerlere ve seyahatte görüp geçirdiği şeylere dair yazdığı kitap: Evliyâ Çelebt’nin Seyâhat-NAme’sl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel book. travels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Seyahat, gezi. 2.Gölgenin güneşle beraber dönmesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kırmak, paramparça etmek, darmadağın etmek, tahrip etmek; dengesini kaybettirmek; parçalanmak, kırılmak, darma dağın olmak; bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dağılmaz cam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça tâbirlerde «sıhha» şeklinde kullanılır). 1. Gerçeklik, gerçeğe uygun olma: Bu sözün sıhhati var mıdır? 2. Sağlamlık, dürüstlük, sakat ve noksan olmamak. 3. Yanlış ve hatâlı olmama, doğruluk: Bu kitabın yazısı pek iyi değilse de sıhhatine diyecek yoktur. 4. Vücudun illetli, sakat ve hasta olmaması, sağlam olması, sağlık, Afiyet: Vücut sıhhati. Sıhhat üzre = Sağ sağlam olarak. Sıhhatler, sıhhat (ve) Afiyetler ola = Hamamdan çıkan, tıraş olan kimselere söylenen iyi temenni sözü. Hıfzıssıhha = Tıbbın sıhhati korumakla uğraşan dalı, sağlık bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health. truth. truthfulness. correctness. health sağlık. correctness doğruluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health. correctness. soundness. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صحت] doğruluk. 2.sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıhhati yerinde olan, sağlam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buxom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

healthy. good. healthful. hearty. by the square. on one's toes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Cep telefonlarının kısa mesaj gönderme ve alma özelliklerini kullanarak sohbet etmektir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ön kenarı aşağı veya yukarı bükülebilen şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., i. biraz, bir dereceye kadar; i. bir parça, bir şey; önemli kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuyrukkakan, zool. Saxicola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süper fosfat gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şûrîde = karışık, A. hâtır = hatır). Kafası karışık ve perişan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شوریده خاطر] gönlü perişan, aklı karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنوحات] akla gelenler, içe doğanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخطی] haddini bilmeme, sınırı geçme, çizgiyi geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatm» den masdar). Çok lüzumlu ve yerinde olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hatıra getirme, hatıra gelme (Ar.’da mânâsı başkadır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخطر] anımsama, hatırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anımsamak, hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gönlünü alma, gönlünü hoş etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توضيحات] açıklamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Gönül hoşluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phone line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trunk. telephone line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلميحات] göndermeler, îmâlı anlatmalar..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنبيهات] uyarılar, tembihler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(A.B.D.) kovboy şapkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. teşebbüh). Benzemeler, andırmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «silâh» tan) (c. teslîhât). Silâhlandırma, silâh verme:

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bağlaç ki, diye. in that mademki. O that... Keşke...

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.), (s.), (z.) (çoğ. those) o, şu; (s.) o, adı geçen, mezkür; (z.) öyle, o kadar that is, that is to say yani. That's that. İşte o kadar. Başka söz istemez. that way ondan dolayı; o durum: Mary and John are that way about each other. Mary ile Jo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dam örtüsü olarak kullanılan saz veya saman; yaprakları dam örtüsü olarak kullanılan birkaç çeşit hurma ağacı; (f.) saz veya yapraklarla dam kaplamak. thatching (i.) damı sazla kaplama; bu iş için kullanılan malzeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Aşçılık, yemek pişirmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tramline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Saçma sapan sözler, hezeyan, herze, yersiz ve boş söz: Türrehât dinlemeye vaktim yoktur.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bebekler iki yaşına geldiklerinde artık yürüyebilen, düşünebilen, konuşabilen, akıl yürütebilecek tutarlı davranışlar göstermeye başlayan birer minik insan haline gelirler. Bu yaşta insanların isimlerini bilirler, basit şarkıları ezberleyebilirler hatta bir önceki gün ve bir önceki hafta içinde olanları hatırlayabilirler. Ancak tüm bunları zaman içinde unuturlar. Hafızaları bir iki önemli görüntü dışında tamamen silinir.

Bilim insanları geçmiş tecrübelerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anı veya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Bu görüşe göre üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller. Hikaye ve anılarını anlatamıyorlar daha doğrusu hikayenin kurgusunu yapıp kişileri yerlerine oturtma yeteneğine ancak üç yaşından sonra sahip olabiliyorlar. Bu nedenle de üç yaşından önce zaman, yer ve karakter kavramlarını anlayamıyorlar.

Üç yaşından küçükler çok düzgün konuşabildikleri, anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde, tüm olanları bir bütün içinde şekillendiremiyorlar, bunu ilerde anlatabilecek bir hikayeye dönüştürüp hafızaya kaydedemiyorlar. Bir başka deyişle hafızamız, hayatta ne yaptığımızı ve ne yapıldığını kavramaya başladığımız 3 - 4 yaşlarında çalışmaya başlıyor ve daha önce olan olayları hatırlamamız mümkün olmuyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ümm). İslâm literatüründe klasik sayılan başlıca kitaplar. (bk.) Um.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak parçalara ayrılmamış, parçalanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امهات] anneler. 2.temeller, esaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerl(Erkek İsmi) Vahalar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Vazıhlık, açıklık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقاحت] arsızlık, utanmazlık, hayasızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., s., (ünlem) ne; ne kadar; bir şey; (Bazen ingilizcede what kelimesi ile baslayan cümlecikler Türkçe cümlede fiil içinde belirlenir. What you are doing is correct Yaptıgınız doğrudur. He has no income but what he earns Kazandığından başka geliri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., s. bütünü, hepsi; k.dili. ne; s. hangi, ne; her hangi, hiç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biblo rafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zam. ne, hangi; zam. bütünü, hepsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vınlayan kuyrukkakan, zool. Saxicola rubetra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by