Haz ne demek? | Haz anlamı nedir? | Haz

Haz anlamı nedir?

Haz ne demek?

Haz anlamı nedir?

Haz | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: haz

Türkçe Sözlük

(HAZZ) (i. A.) (c. huzûz, huzûzât). 1. Hisse, behre, nasip: Hazz-ı vâfir. 2. Hoşlanma, hoşa gitme, lezzet alma: Böyle sözlerden hazzetmem, kendisi dedikodudan hazzeder. 3. Sevinme, memnuniyyet: Sıhhat haberinizi alıp çok hazzettim. Huzûz-ı nefsâniyye, huzûzât-ı nefsâniyye = Nefis ve şehvete ait lezzetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. pleasure. delight. enjoyment. gratification. rejoicing. enchantment. relish. elation. gusto. indulgence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. enjoyment. gusto. pleasure. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. pleasure. enjoyment. delectation. gratification. gusto. joy. palate. relish. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Health Action Zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heat-Affected Zone, or the area where laser beam and metal surface are in contact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heat Affected Zone - the edge of the laser-machined surface that receives an excess of heat during the operation In the HAZ, the microstructure is altered near the surface of the cut or weld - only into the first few thousandths of an inch of the parent m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heat Affected Zone - a narrow zone of material close to the cut edge that turns hard and brittle due to heat generated by the cutting process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cerrahî). Kesme, yarma, ameliyat. Kesilen yere göre birçok Osm. mürekkep terim teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر خزر] Hazar Denizi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Düşünülecek nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. apparatus. appliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device aygıt. trousseau çeyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهاز] çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. halk ağzında: çehizlemek). 1. Geline cihaz vermek, gelinin cihazını tedarik etmek ve hazırlamak. 2. (bir fakire) Muhtaç olduğu şeyleri vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, hazer = Sakınma). Sakın, sakınalım, sakınmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحالة هذه] şimdiki, günümüzdeki

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(T. A.). Emir ve ferman, emir sâhibi olan kimsenindir. Eskiden padişah ve sadrâzamlara yazılan mektupların sonunda kullanılan protokol cümlesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gazne, Afganistan'da bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. extant. present-day. the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present time. the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال حاضر] şimdiki durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) rasgele, gelişigüzel; (i.) şans, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bu, şu (bâzı Arapça tâbirlerde geçer): Lihâzâ = Bunun için. Mahâzâ = Bununla beraber. Fîyevmenâ hâzâ = Bugünkü günde. İlâ yevminâ hâzâ = Bugüne kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hazîne). Hazineler. (bk.) Hazine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزائن] hazineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maharet, fen ve sanatta geniş bilgi, olgunluk, tecrübe: Filân doktorun hazâkati söyleniyor. Başlıca doktorlar hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kuruyup dökülen ağaç yaprakları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimi, sonbahar, Ar. harîf. mec. Sararıp solma vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autumn. fall güz. sonbahar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the official of a synagogue who conducts the liturgical part of the service and sings or chants the prayers intended to be performed as solos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خزان] güz, sonbahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sonbahar, güz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimini görmüş, sararıp solmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.). Hazan, sonhabar yüzlü, sararmış, soluk yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonbahar görünüşlü. mec. Hüzün verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazâna erişmiş, solup sararmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( F.). Güz mevsimine Ait, güz ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazan (sonbahar) görmüş, sararıp solmuş yer, güz bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (huzûr’dan Ar. fiil. Yalnız şu tâbirde geçer): Mâhazar = Hazır bulunan şey, hazır ve elde ne varsa, ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar ve hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caspian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khazar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضر] güvenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2.Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) baht, şans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atılan tarafı; eski bir çeşit zar oyunu; bilardo oyununda bir vuruş; golf oyununda mânia; (f.) tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cüret göstermek. hazard a guess tahmin etmek, kafadan atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tehlikeli, rizikolu; şansa bağlı. hazardously (z.) tehlikeli olarak. hazardousness (i.) tehlike, riziko .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hafif sis, ince duman, pus; belirsizlik, müphemlik, çapraşıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (den.), fazla veya çetin işle yormak; A.B.D., eşek şakası yaparak üzmek (özellikle üniversiteye yeni gelenleri).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Topraktan yapılmış çanak çömlek gibi şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çanak çömlek gibi topraktan yapılan şeyler ve bunları yapmak sanatı, Fr. céramique.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) fındık ağacı, (bot.) Corylus; bu ağacın kerestesi; sarıya çalan kestane rengi; (s.) fmdık ağaca ait; açık kahverengi; elâ (göz). hazelnut (i.) fındık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi hazîl dilimizde kullanılmaz). Arkadaşlarını tehlikede bırakıp kaçan nâmert alçaklar, reziller, denîler. Boş adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahzân). Hüzünler, (bk.) Hüzün.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Üzüntü. Gam, ked(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Sakınma, Ar. ihtirâz: Hilekâr adamla ortaklık etmekten hazer etmeli El-hazer = Sakini zinhârl

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Köy ve kasabada, evde oturanların hâli, göçebeliğin aksi. 2. Sefer ve harbin aksi, sulh, asâyiş, istirahat zamanı. Hazer vaktindeki yüz bin asker, sefer vaktinde üç yüz bine çıkar. Hazer zamanı, hâl-i hazer = Sulh ve asâyiş hali, zamanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حذز] sakınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Deniz, bahr, büyük su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hazret). Hazretler: Ordu kumandanları paşalar hazerâtı. (bk.) Hazret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضرات] hazretler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hazeriyye). 1. Köy ve kasabada yaşayanların yaşayış şekil ve tarzına ait, bedevî zıddı. Medenî: Hazerî ömür, hazerî yaşama. 2. Sefer ve harbin dışındaki sulh ve asâyişe ait, seferi zıddı: Tertîb-i hazerî, askerin hazerî miktarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aradan kaldırma, giderme, Ar. tayy, silme: Kelimenin bir harfini, harekesini, noktasını hazfetmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حذف] silme, kaldırıp atma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hazf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû» dan if.) (mü. hâzıa). Tevazû gösteren, mütevazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاضع] alçakgönüllü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazâkat» ten if.) (mü. hâzıka) (c. huzzak). Mahir, maharetli, ilim veya san’atında, bilhassa tıpta vukuf ve malûmatı tam olan: Tabîb-i hâzık, huzzâk-ı etibbâdan = Tabiblerin en mahirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاذق] usta, yetenekli, ehil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.) (yanlış tâbir). Hazâkatle, mahirâne. Doktorum pek hâzikane ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm»dan if.) (mü. hâzıma). Sindiren, hazmettiren, bu su pek hâztmdır, hâzım bir ilâç içmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezm» den if.). Düşmanı yenip hezimete uğratan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm» den if.) (mü. hâzime). Hazm ve ihtiyat sahibi, çok dikkatli, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hazm» dan smüş.). İşini sağlam tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Midenin yenilen şeyleri hazmetmek kuvvet ve hassası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sindirici kuvvet, (bkz.Hazim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Tahammüllü, tolerans sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patient. tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Dokunaklı sözü kaldıramıyan kimse. Tahammülsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unable to adapt to those around him / her.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hazım işinin yolunda olmaması hali. (bk.) Hazım.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 2 kahve kaşığı karbonat konup, eritilir. Yemekten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspepsia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspepsia. indigestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indigestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİN) (i. A. «hüzn»den) (mü. hazîne). I. Hüzün ve kedere düşmüş; hüzünlü, gamlı, Ar. mağmûm, mükedder, üzüntülü: Kendisini pek hazin gördüm. 2. Hüzün ve kedere delâlet eden, hüzünlü: Hazin bir çehresi, bakışı vardır. 3. Hüzün ve keder verici: Hazin bir manzara, hazin bir makam, bir yer, hüzün ve kederle, mahzun ve gamlı olarak: Hazin hazin bakıyordu, çoban hazin hazin kaval çalıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazâne» den if.). 1. Hazinedar, hazine emini, hazine muhafızı. 2. Umumiyetle muhafız, bekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. sorrowful. pathetic. dolorous. lugubrious. mournful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. melancholy. touching. moving. sorrowful. tragic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. pathetic. touching. moving. funereal. piteous. pitiful. sorrowful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزین] hüzün dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خازن] haznedar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2.Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazâin) (Türkçe: hazne). 1. Para konan ve saklanan yer, vezne, sandık: Devlet hazinesi (maliye bakanlığına yalnız hazine de denir). 2. Değerli şeyler saklamak üzere yapılmış muhafazalı yer depo. 3. Akar suyun veya yağmur suyunun birikip saklandığı yer, sarnıç, depo, su hazinesi de denir (Türkçe’de bu mânâda daha çok «hazne» denir). 4. Top ve tüfek barutunun konduğu yer. 5. Gönjülü mal, defîne. 6. İrin biriken yer. 7. Para vesair değerli şeylerden ibaret yük. 8. Vaktiyle on altı bin altın kurüş miktarı. Hazîne-i hâssa = Osmanlı hükümdarına ait emlâk, arâzi vesairenin gelir ve masraf dairesi. Hazîne kethudâsı — Eskiden Enderûn-ı Hümâyûn’daki değerli mal ve eşyanın muhafaza ve idaresine memur zat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffers. treasure. exchequer. stores. riches. coffer. repertory. store. storehouse. thesaurus. treasure house. trove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchequer. treasure. treasury. strong room. treasure trove. national treasury. source. public treasury. excgequer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury. exchequer. purse. strongroom. treasure-trove. national treasury. a treasure. a much-valued person / thing. storage place. depot. treasury department / house. repertory. safe deposit. coffers. gazophylacium. jewel house. repository. storeroom. th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزینه] hazine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Devlet malının parasının saklandığı y(Erkek İsmi) 2.Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasury bills. certificate of indebtedness. treasury bill. treasury bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Treasury Bill)

Hazine tarafından vadesi bir yıldan kısa süreli olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma senetleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçesi: haznedar). Bir hazinenin idare ve muhafazasına memur adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dayak atma; fazla veya zor iş; şaka olarak munasebetsiz işler yaptırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR) (i. A. «huzûr» dan if.) (mü. hâzıra) (c. huzzar, hâzırûn). 1. Bahis mevzuu olan yerde mevcut olan, bizzat bulunan, Ar. kaaim; gaaip zıddı: Bu söz olurken o da hazırdı Hazır bulunanlarla konuştu. Huzzâra dert yandı. Hâzır-ı bi’l-meclis = Mecliste mevcut bulunan. 2. Tedarik edilip göz önünde bulunan, Ar. müheyyâ, Fars. Amâde: Bütün sefer levâzımı hazırdır. 3. Her bakımdan tamamlanan ve her türlü malzemesi tedarik olunup bir iş için müheyyâ olan: Ben hazırım, araba daha hazır olmadı, yemek hazırdır. 4. Yapılmış ve dikilmiş halde satılan ısmarlama olarak yaptırılmayan: Hazır gömlek, elbise, ayakkabı. 5. Hât-i hâzır = Şimdiki hal. Latince: statquo yani durumun muhafazası demek olan ve siyasî dilde kullanılan tâbirin tercümesinde de «hâl-i hâzır» terkîbi kullanılmıştır. Emr-i hâzır = Gramerde emir sigasının muhatâbı: Yap, yapın gibi (Arapça gaaiplerini başka siga suretinde ayırıp «emr-i gaaip» denir). Hazır etmek = Hazırlamak, el altında tutmak. Askerlikte: Hazır ol! Hazır dur! (galatı: Has dur!) = Başka bir kumandayı almak için hazır bulunmak kumandası. Hazırcevap = Derhal münasip cevap bulup söyleyen çabuk kavrayışlı adam. Hazıra konmak = Miras suretiyle veya başka yolla emeksiz servete mâlik olmak: Zaten, tam sırasıdır: Hazır gelmişken şu işi de görelim, hazır kalem elimizde iken filâna da bir mektup yazalım, c. Huzzâr = Mecliste hazır bulunan kimseler, cemaat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared. ready-made. quick. present. available. stand-by. up for. willing. agreeable. content. cut and dried. cut-and-dried. disposed. finished. forthcoming. forward. game. go. handy. on. on hand. on tap. operational. prompt. reach-me-down. r.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthcoming. game. handy. immediate. prepared. ready. ripe. set. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. present. prepared. in attendance. attending. ready-made. available. in the can. finished. forthcoming. geared up. handy. immediate. ready made. mounted. prompt. ripe. actual stock. on tap. on toast. willing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاضر] huzurda. 2.hazır, mevcut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hazır Aksesuar yuvası üzerinden harici flaş birimleri takılabildiğinden, çeşitli flaşlar kullanılabilir. Bu durum özellikle stüdyo ortamı için çok kullanışlıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-mixed concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attend. to be present. to stand by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready wear. ready-to-wear. off the peg clothes. ready to wear. ready- to-wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready cash. ready money. ready cash / money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared food stuffs. package food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİRAN) (i. Süryânîce’ den). Yılın dördüncü ayı ki, yaz mevsiminin ilk ayıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZIR-CEVAB) (i. A.). Her söze, derhal, düşünmeksizin uygun cevap veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick at repartee. witty. good at repartee. quick-witted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good at repartee. quick to answer back. quip. ready reply. ready wit. witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wittiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hemen giyilebilecek elbise satan adam. Kapamacı (eski tabir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of ready-made clothing. one who expects everything to be handed to him / her on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, hazır esvap satanın sanat ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tendency to expect everything to be handed to one on a silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حظيره] etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. hazâir) (yanlış olarak hatîre de denir). Etrafı duvar veya çitle çevrilmiş küçük mezarlık vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concoction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır etmek, Osm. tehie etmek: Aşçıya söyleyin, yemeği hazırlasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equip. prepare. make ready. arrange. coach. concoct. engross. groom. knock up. lay. lay out. set. set by. stage. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brevity. dispose. do. fit. get. install. lay. make. prepare. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setup. to prepare. to make ready. arrange. brew. to compile a catalog ue. coach sb for an examination. equip. fit. forearm. get. set. square away. tailor. tee up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gereğini tedarik edip hazır olmak: Ben yolculuk için hazırlanıyorum. Osm. tehie edilmek, hazır bulundurulmak: Yemek hazırlandı mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gird up one's loins. get ready. be prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get ready. to be readied. cook up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işe hazır olmak için lâzım gelen işler, Ar. tedârikât: Yolculuk için hazırlık görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparative. preparatory. stand-by. preparation. arrangement. provision. providence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. preparation. providence. provision. readiness. preparatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparatory period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prep school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. well-prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. extempore. extemporaneous. unready. unprovided for. offhand. at half cock. extemporary. incautious. off-the-cuff. offhanded. unprovided. unrehearsed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extempore. impromptu. offhand. unprepared. ad lib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. impromptu. unscripted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta. Sıfat gibi de kullanılıp: Hazırlop yumurta denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. hâzır). Meydanda, göz önünde olanlar, bizzat bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاضرون] bulunanlar, hazır olanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. En aşağı ve alçak yer, evc’in zıddı. 2. (astronomi) Bir gezegenin güneşten en uzak bulunduğu yer ve astronomide güneş, ay ve gezegenlerin arza en uzak bulundukları nokta, Fr. p£rig4e.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mesud, mutlu. 2.Hisse ve nasibi olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Haziz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Terketmek. 2.Allah ilminde, Allah’ın insanı lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. İsim olarak kullanılmaması daha uygundur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sindirme, midede eritme: Yediğini hazmedemiyor, hazmı kolay, hazmı zor. 2. mec. Tahammül etme, yutma, cevap vermeme: Dayımdan o kadar sözler işittim, hepsini hazmettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Basiretli davranmak, işini sağlam tutmak, ihtiyatlı olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضم] sindirim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hazm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digest. stomach. get over. tolerate. bear. accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digest. to digest. to stomach. to put up with. to be able to bear/stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to digest. to stomach / to endure sth. assimilate. stomach. take lying down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hazmiyye). Hazma ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hazîne. 2. Depo: Su haznesi, (bk.) Hazîne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. chamber. vagina dölyatağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. womb. chamber. tank. bin. hopper. bunker. receptor. standpipe. dome. recipient. storage. container. magazine. repertory. sump. store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeşil, sebze, hadra. 2.Gökyüzü. 3.Türk musikisinde mürekkep bir makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir Arap kabilesinin ismi. 2.Hz.Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine’de kabul eden ve ilk İslam devletinin temelini teşkil eden ensarın en önemli kolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old man. old fellow (playful address to an intimate fellow ; title given to a venera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

(ehrentitel für helige).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضرت] sayın, hazret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nibs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm’dan imüb.). 1. Çok hazmeden, hazmı kuvvetli. 2. mec. Çok tahammül eden, içi geniş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sisli, dumanlı, puslu; anlaşılmaz, müphem, belirsiz, muğlak, çapraşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حظ] sevinç, haz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Hoşlanmak, zevk ve lezzet almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. be pleased. to relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased by. delight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital yüksek tanımlı TV biçimlerini görüntüleyebilen ve ayrı bir HDTV tunerine bağlanan televizyonları tanımlamak için kullanılan terim. Bu televizyonlar 720p ve 1080i HD biçimlerini görüntüleyebilir, hem analog komponent hem de dijital HDMI™ bağlantısına sahiptir ve en az 720 satırdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air-conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ganimet bilip kaçırmama: İntihâz-ı fırsat etmek = Fırsatı kaçırmamak (yalnız bu tabirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den masdar). T. Edinme, kabûl etme: Bu kanunu ittihâz etmiştir; onu dost ittihâz etti: Dostluğa kabûl etti. 2. Addetmek, saymak, nazariyle bakma: Bunu kendisine kaide ittihâz etmiştir. 3. Kullanrwa, istimal etme: Şu iki odayı misafir odaları ittihâz ediyorum. 4. Düşünme, kurma, başvurma: Bunun önünü almak için bir tedbir ittihâz etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اتخاذ] alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thesaurus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vocabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («lihâze» şekli galattır). Göz ucuyla bakma, bir nazar atma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (II = edat: için, hâzâ = işaret ismi: bu). Bunun için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ, hazar = «huzûr» dan geçmiş zaman). Hazır olan, hazır her ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Böyle olmakla beraber, böyle ise de.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحضر] hazırda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخازن] mahzenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاذیر] sakıncalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخذ ]] kaynak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzen), (bk.) Mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzûr). Mahzurlar, (bk.) Mahzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhzır), (bk.) Muhzır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den if.). 1. Bir şeyin alındığı yer, kaynak. 2. Bir yazarın bir kitap yazmak içirr başvurup içlerinden bilgi aldığı kitapların her biri: O kitabı yazmakta çok emek sarfettiyse de, mehazları eksikti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den im.). Bir şeyin alındığı yer, kaynak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzûr» dan) (c. muhâzarât). 1. Edebiyat ve tarihe ait fıkra, hikâye ve latife. 2. (c.) ilim, fen, tarih ve edebiyata ait hatırda tutulan ve yeri geldikçe söylenen bilgi: O adamın muhâzarâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hizâ» den) (mü. muhâziyye). Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan, muvazi, Fr. paralele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer» den imef.) (mü. muhazzire). Sakındıran,’ ihzâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iahz»dan masdar) (c. mülâhazât). 1. Dikkatle bakma. 2. İyice düşünme: Bu işi iyi mülâhaza ettiniz mi? İşi mülâhaza etmeden konuşmamalı. Mülâhazasiyle = Fikriyle, fikrine dayanarak, düşünerek: Yağmur yağar mülâhazasiyle muşambayı giydim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation. considered though. consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapacağını veya söyleyeceğini etrafıyla düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşüncesizlik, tedbirsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Mülâhazalar, düşünceler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considered thoughts. observations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank space (on a printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazm»dan) (mü. münhezime). Hazmolunan, sinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû»dan if.). Alçak gönüllü, mütevâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» dan imef.) (mü. müttehaza) (»müttehız» yanlıştır). İttihaz olunan, kabûl edilen, geçer, kullanılan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dönüştürücü kutu adı da verilen bu alıcılar, televizyonda görüntülemek üzere yayınları (analog kablolu, dijital kablolu veya HDTV) dönüştürür. HDTV yayınlarına hazır televizyonların (dahili HDTV tuneri olmayanlar) dijital televizyon programlarını alabilmeleri için uyumlu bir HDTV tuneri set üstü cihazına bağlanmaları gerekir.

Teknolojik Terim by

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminin düzenli, uyumlu çalışmasını kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca, alkol kullanmak, fazla sigara içmek, haddinden fazla çay, kahve veya süt içmek, çabuk ve gereği gibi çiğnemeden yemek yemek şikayetlerin artmasına neden olur. Hastanın karnında ağırlık hissi vardır, midede gurultu, yanma veya ekşime görülebilir. Geğirir, gaz çıkarır. Yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı ve unutkanlıktan da şikayet edilir. Aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon tohumu, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya 1 kahve kaşığı kimyon tohumu konur. 10 dakika bekletilir. Yemeklerden sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. spin plots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dikte etme cihazlarında kayıt başlangıcına saat ve tarihin otomatik olarak kaydedilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû» dan). Alçakgönüllülük gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüzn»den masdar). Kederli, hüzünlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazer»den masdar). Sakınma, çekinme, Ar. ihtirâz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karar almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقس علی هذا] bununla kıyasla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses bilgisinin ilk bir kaç saniyesini sürekli olarak kaydeden bir özelliktir. Böylece kayıt düğmesine geç basılsa bile kaydın başlangıcı yakalanabilir.

Teknolojik Terim by