Hem-diğer ne demek? | Hem-diğer anlamı nedir? | Hem-diğer

Hem-diğer anlamı nedir?

Hem-diğer ne demek?

Hem-diğer anlamı nedir?

Hem-diğer | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hem diger

Türkçe Sözlük

(i. F.). Her ikinin diğeri: O iki ortak hem-diğeriyle iyi geçiniyorlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Hım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). simya, alşimi.alchemist (i). simyager, alşimist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aforoz, Lânetleme (özellikle katoliklerde) ; aforoz edilmiş veya lânetlenmiş kimse; yasak edilmiş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anathematize (ing). (-tise) (f). afaroz etmek, lanetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şükran ve sevinç ilâhisi. national anthem milli marş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (geom). iç yarıçap, yanal yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهم] birlikte, beraber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabl Mukaddes'te bahsi geçen suaygırına benzer bir hayvan; A.B.D., k.dili iri ve kuvvetli insan veya hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayati kimya, biyokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küfretmek, sövüp saymak, okumak. blasphemer i. kâfir kimse blas'phemous s. kâfir, zındık. blas'phemously z. kafirce. blas'phemy i. küfür, günaha girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., Bohemyalı; çek dili; çingene, Kıpti; k.h. Bohem, Bohem hayatı yasayan kimse, toplum kurallarını dikkate almadan yaşayan sanatçı ruhlu kimse; s. Bohemya halkına veya diline ait, Bohemya'ya özgü. Bohemianism serbest hayat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). chemical, chemist, chemistry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kimyasal, kimya ile ilgili; (i). kimyasal madde. chemical action kimyasal etki. chemical compound kimyasal bileşim. chemical engineer kimya mühendisi.chemical fire extinguisher eczalı yangın söndürücüsü. chemical reaction kimyasal reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). demiryolu; bir nevi bakara (kumar oyunu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadln iç gömleği, kombinezon; kadın elbisesi, pelerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın buluzü, bolero.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyager; (ing). eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kemoterapi; kimya ile tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). organik maddelerin endüstriyel kullanılışları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasımpatı, krizantem. corn chrysanthemum sarı pat, (bot). Chrysanthemum segetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka, öte, öteki, Ai-İDiğer iş, diğer adamlar. Diğeri = Başkası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altered. different. forth. other. farther. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. other. second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. the other. alternative. other / adj , adv ,.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگر] diğer, başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka defa, başka zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkaları için yaşamak, başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan kimse; karşılığı hod-bin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka türlü, değişik, Osm. tarz-ı Aharda, Ar. mütegayyir: Hâlim diğer-gûn oldu = Hâlim değişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başka gün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دگرگون] başka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگرکام] başkalarını düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «direm» den) (c. derâhim). 1. Okkanın dört yüzde bir kısmı. Yeni dirhem yahut dirhem-i Aşârî = Yeni okka denilen kilonun binde bir kısmı ki, eski dirhemin ortalama üçte biridir. 2. Araplarin eski bir gümüş parası. Takriben bir frank kıymetinde idi. (bk.) dirhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drachm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dram. drachma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karayağız at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çabuk anlayan. 2.Zihni açık olan. 3.Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz.Fehamet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(EHEMM) (i. A. mühim’den itaf.). Daha ehemmiyetli, daha mühim, fazla itinaya değer: Ehemm-i umûr = işlerin en ehemmiyetlisi. Takdîm-ül-ehem alelmühim = En ehemmiyetli olan işin mühimlere tercihi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهم] en önemlisi. ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yasal elektrik, elektroşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trafik Anonsları (Traffic Announcement – TA) işlevinin, geçerli trafik bültenlerini kaçırmadan, trafik anonsu yapmayan istasyonları dinlemenizi sağlayan gelişmiş bir sürümüdür. Trafik anonsu yapıldığında, EON işlevi ayarlı istasyonun trafik programına otomatik olarak geçer.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kısa ömürlü böcekler sınıfı, efemeridler; kısa ömürlü herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir gün devam eden; ömrü kısa olan, geçici, devam etmeyen. ephemerid i., zool. bir çeşit kısa ömürlü sinek, su sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. senenin her gününde güneş ve birkaç yıldızın mevkiini tayin eden astronomik takvim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) eritem, vücudun bazı yerlerinde meydana gelen kızartı . erythemat' ic (s.) kızartı yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Edhem).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) mitolojinin kişilerin ilahlaştırılmasından doğduğunu kabul eden kuram; mitlerin gerçek olay veya kişiler üzerine kurulduğunu ileri suren teori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaba veya ağır bir söz yerine aynı anlamı veren daha hafif bir söz. euphemist (i.) bu tür hafif söz kullanan kimse. euphemis'tic (s.) hüsnütabir kabilinden. euphemis'tically (z.) hüsnütabirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çog mata) (tıb.) eksantem, çiçek ve kızamık gibi hastalıklarda ciltte hasıl olan kızartı, leke ve kabarcıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Farsça’dan). 1. İki veya daha fazla şeyin ve bilhassa zıt şeylerin birlikte bulunduğuna delâlet eder ve atıf gösterir, çok defa art arda kullanılır: Hem sizi, hem beni istiyor. Hem bilmez, hem olur olmaz konuşur. 2. (yalnız kullanılarak) Bir de, zaten, şurası da var ki: Hem ben size söyledimdi. Hem bana kabahat bulamazsınız. Hem ne lüzumu var? Hem de = Birde: Hem de siz bu işi yüklendiniz. Hem... hem de = Birinci mânâ ile kullanılır: Hem bilmiyor hem de söylemek istiyor. Hem dahi = Ve dahi, bundan başka (bu şekli eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEMM) (i. A.) (c. hümûm). J. Gaile, müşkül iş. 2. Tasa, kaygı, gam, keder, hüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. likewise. and also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Them An onomatopoetic word used as an expression of hesitation, doubt, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is often a sort of voluntary half cough, loud or subdued, and would perhaps be better expressed by hm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An utterance or sound of the voice, hem or hm, often indicative of hesitation or doubt, sometimes used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make the sound expressed by the word hem; hence, to hesitate in speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge or border of a garment or cloth, doubled over and sewed, to strengthen it and prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Border; edge; margin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border made on sheet-metal ware by doubling over the edge of the sheet, to stiffen it and remove the sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a hem or border to; to fold and sew down the edge of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

both. and. besides. and also. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed for safety and strength reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. -- Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. high energy milk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using a Whip stitch to attach the linings [Devlin, 1840].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HE Microwave. hemlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed to eliminate sharp edges and increase rigidity. the edge created by folding metal back on itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هم]-deş,-daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (med, ming) elbise kenarı, baskı; (f). kıvırıp kenarını bastırmak. hem in, hem about kuşatmak, içine almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem (f). (med, ming) Hım! (bir kimseyi uyarmak için çıkarılan ses; tereddüt veya şüphe belirten ses); (f) böyle bir ses çıkarmak; tereddüt ederek konuşmak. hem and haw mırın kırın etmek, açıkça söylemekten çekinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir asır ve zamanda yaşayan veya yaşamış olan, çağdaş, Ar. muâsır: Hem-asrı olan şairlerin biyografilerini yazmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki meclisi arkadaşı, arkadaş, nedîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir cinsten olan, cinsi bir olan: Hemcins hayvanlar. 2. Bir cinsiyet veya milliyete mensup olan, bir milletten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir civarda bulunan, komşu: Kendisiyle hemcivârız. 2. Birbiriyle temas halinde, aynı hudutta: Hemcivar devletler, kazâlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkı fıkı, canciğer arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı dert ve kedere düşenlerin her biri: İnsan hem-derdiyle halleşebiiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte çalışan, arkadaş: Hem-dest idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Her ikinin diğeri: O iki ortak hem-diğeriyle iyi geçiniyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı halde bulunan, halleri benzer veya bir olan: Bizim arkadaşla hem-hâliz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. F.). Bir ahlâk ve tabiatta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dizginleri beraber olan, yani birlikte hayvan yürütenlerin beheri, atbaşı beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. hem-kademân). Ayakdaş, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dindaş, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tek mânâ ifade eden, mânâca ortak, Ar. müterâdif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir meşrepte bulunan, tabiatı ve yaşayışı aynı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mezhepte bulunan, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isimleri bir olanların beheri, adaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hem-dem, arkadaş, Ar. musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber oturan. Ar. celîs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakdaş, yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoldaş, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sırdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir renkte bulunan, renkleri bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber giden, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir fikir ve reyde bulunan, aynı düşüncede ve görüşte olan: Ben onunla daima hem-rey idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Atları yan yana yürüyen, birlikte binip giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rütbede bulunan, rütbeleri bir olanların her biri, Ar. akrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ders arkadaşı. Bir ders okuyanların her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Komşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyan, uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şehir ahalisinden olan, memleketli: Bir hemşeri gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Arkadaş. 2. Diğerine nisbetle karı kocanın her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt, yaşta beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş, Fars. hâher, Ar. uht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir sofrada yemek yiyenerin beheri, sofra arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlikte sohbet eden, görüşen, konuşan: Daima iyi adamlarla hem-sohbet olmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diz dize oturan, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo- önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan akıtıcı ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آگوش] sarmaş dolaş, kucak kucağa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آهنگ] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemâheng.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kana veya kan damarlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همان] derhal, hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiğit erkek, iri yarı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hemân-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). O anda, derhal, der-akab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sanki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانا] adeta, tıpkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هماندم] o anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانند] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم عصر] çağdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kanla ilgili; kanla dolu, kanlı, kan renginde; (tıb). kana tesir eden; (i). kanı etkileyen ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lâcivert bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir maden filizi. Kırmızı veya esmer renkte tabiî demir oksidinden ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haematite. hematite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hematit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آواز] bir ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal in rank. of the same kind / gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همباز] ortak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same kind. fellow being. fellow creature. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. fellow-man. of the same kind. of the same kind/race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. equal. of the same kind. fellow creature. fellow human. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جنس] aynı cinsten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cinsten olma: O iki hayvan birbirine benziyorsa da aralarında hemcinslik yoktur. 2. Bir kavimden olma: Kendisiyle hemcinslikten başka bir münasebetimiz yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جوار] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fars. HEM-CİVARİ) (i.). 1. Komşuluk. 2. Hudutları bitişik olma: Belçika ile Holanda hemcivardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همچو] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدم] arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم درد] dert ortağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدیگر] birbiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hep, bütün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همه] tümü, hepsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Koyun vesair hayvanların gözlerine ve ağızlarına yapışıp rahatsız eden küçük bir cins sinek. 2. mec. Şaşkın adam, çolpa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگان] tümü, hepsi, herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEMAN) (e. F.). 1. Anîde, ansızın, derhal, der-akab, çabucak: Hemen hazırlayıp getirdi. Hemen soyunup yattı. 2. Az evvel: Siz geldiğinizde ben hemen kalkmıştım. Hemen yatmıştım. 3. Daiima, mütemadiyen, aralıksız, bir düziye, arasız: Hemen söyler, hemen yürür. 4. Takriben, sanki, gibi: Hemen kalmadı = Pek az kaldı, sanki kalmadı. Hemen yoktur = Yok gibidir. İkisi hemen birdir (bu mânâ ile daha çok art arda kullanılır: Hemen hemen birbirinin aynıdır). 5. Az kaldı: Hemen düşünüyordum. 6. Yalnız, ancak, tek: Hemen bir evimiz vardır. Hemen şu iyiliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. prompt. immediately. instantly. directly. in no time. instantaneously. on the spot. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. incontinently. in an instant. on the instant. instanter. in a jiffy. now. at once. in short order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. instantly. quick. straightaway. at once. right now. just. nearly. almost. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. right away. right now. nearly. almost. about. as soon as. without delay. directly. forthwith. in the instant. instanter. instantly. in no time. right off. straight off. pronto. shortly. soon. straightaway. then and there. thereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all but.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. almost. much. nearly. practically. virtually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. very nearly. pretty soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpish. in no time. trice in a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همفکر] aynı düşüncede, hemfikir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aynı fikri paylaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگنان] herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.) (hem = berâber, İn = bu). Bu bile, tıpkı bu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedenin ve özel likle başın bir tarafının ağrıması, yarım baş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Köyden şehre yeni ge!ip bir şey bilmez kaba ve şaşkın adam: Büsbütün hemicek bir adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım daire, yarım daire şeklinde olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Sarı sarmaşık da denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همين] bu, işte bu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i F.). Daima, her zaman, her vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميشه] daima, her zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarıküre hemispher'ic(al) (s). yarıküreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم قد] boydaş, aynı boyda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکار] meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکيش] dindaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (terz). elbise veya paltonun etek ucu, etek boyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köknara benzer bir çam ağacl, (bot). Tsuga; baldıran, ağıotu, (bot). Conium maculatum. water hemlock su baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هم] kaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همنام] adaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. Irsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Alyuvarların en önemli cevheri. Birleşiminde demir, azot, oksijen, kömür ve kükürt vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemoglobin. haemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The normal coloring matter of the red blood corpuscles of vertebrate animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The iron-containing pigment of the red blood cells which carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance contained within red blood cells that carries oxygen from the lungs throughout the body Hemoglobin is responsible for the color of red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hemoglobin is a substance contained within the red blood cells and is responsible for their color It has the unique property of combining reversibly with oxygen and is the medium by which oxygen is transported within the body It takes up oxygen as blood p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying part of the red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecule in the red blood cell that carries oxygen Hemoglobin combines with oxygen in the lungs and releases it in the tissues It is what makes blood red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen to all parts of the body Hemoglobin is measured in grams per deciliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron-containing pigment of the red blood cells that carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The component of red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemoglobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemofili kanın pıhtılaşmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanama. hemorrhagic (s). kanamaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). basur, emeroit. hemorrhoid'al (s). basura ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanamayı kontrol altına alan alet veya ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenevir, kendir, (bot). Cannabis sativa; esrar, haşiş; kenevir lifi; (k).dili idam ipi. Indian hemp hintkeneviri, (bot). Apocynum cannabinum. Virginian hemp, water hemp su kendiri, (bot). Acnida cannabiona; su keneviri, (bot). Bidens tripartita; ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. accomplice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همپا] arkadaş, kafadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراز] sırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همریش] bacanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسال] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسایه] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همسفر] yoldaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow townsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ هم شهری] hemşeri. 2.yurttaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسر] eş, karı kocadan her biri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemşehrî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir memleket ahalisinden olanlar arasındaki münasebet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم سن] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sick nurse. sister. health visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sister kız kardeş. bacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sicknurse. trained nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همشيره] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood kız kardeşlik. nursing hastabakıcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم صحبت] sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (terz). kumaşın kenarını ajurla bastırmak, ajur yapmak; (i). ajur, antika, sıçandişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denk, müsavi, eşit, eş, benzer, şebih, nazîr: Bihemtâ = Benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همتا] eş, benzer, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz, Ar. müstevî. 2. Uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هموار] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daima, her zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همواره] daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kese, torba, çanta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميان] heybe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ همزاد] doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da ve Arap asıllı eski Türk alfabesinde kısa a veya e sesi veren işaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the same level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level / grade crossing / passage. grade crossing. level crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlaşılmaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. matematikle ilgili, kesin, tam. mathematically z. matematik yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matematik. abstract veya pure mathematics kuramsal matematik. applied mathematics . uygulamalı matematik. higher mathematics yüksek matematik. mathemati'cian i. matematikci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. dövüşe yarar uzuvlarından birini sakatlayarak bir kimseyi müdafaasız bırakma suçu; kargaşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «merhem» den galat), (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâhim). 1. Yaralara ve ağrıyan yerlere sürülmek üzere verilen yağlı ve yarı donmuş kıvamda ilâç: Yaraya merhem sürmek, merhem kullanmak. 2. mec. Acı ve şiddeti geçirip yumuşatacak şey; teselli sebebi. Merhem-) dil = Gönül merhemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. balm. pomade. pomatum. unction. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream. emulsion. ointment. salve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. emulsion. pomade. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرهم] pomad, yara kremi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrokimya, ufak miktarlarla ilgilenen kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. morfem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behm» den imef.) (mü. mübheme). Belirsiz, sınırsız, tayin olunmayan, her tarafa çekilebilen: Müphem söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (Türkçe’de). Belirsiz bir mânâya delâlet eden kelimeler: Ne, kim, kaç vs. gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mübhem olma hâli, belirsizlik, bellisizlik, örtülülük, anlaşılmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd.den imef.) (mü. mümehhede). 1. Yapılmış. 2. Düzenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den imef.) (mü. mülheme). Ilhâm olunmuş: Aşktan mülhem bir şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspired. revealed by inspiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemk» ten if.) (mü. münhemike). Bir işin üstüne çok düşen, Osm. inhimâk eden: Dersine pek münhemik bir talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vague. indefinite. ambiguous. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguous. equivocal. vague. indefinite. uncertain. cloudy. dark. doubtful. equivocate. exigent. hazy. loose. nebulous. recondite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhemiyyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. haziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imef. (mü. müstefheme). Anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mütteheme) («müttehim» şekli yanlıştır). 1. İtham olunan, şüphe olunan, kendisine bir cürüm ve kabahat yüklenen. 2. Kabahatli, bir suç işleyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz, belli belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi ve emsali olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz olmayan. 2. Uymayan, uygunsuz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

peşmelba, şurup ve şeftalili dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.ışığın kimyasal etkilerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fotokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek ısıyla meydana gelen kimyasal değişikliklere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yanın radyoaktif unsurları inceleyen dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fiilden türetilmiş (kelime); kelime yapımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı Amerika kızılderili kabilelerinde reis; parti şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) plan, tasarı, şema. schemat'ic s. şematik, şema halinde. schematically z. şematik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sistemli bir şekilde düzenlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tasavvur olunan düzen, plan proje; sınıflandırma cetveli; tertip entrika, dolap; f. tertip etmek, tasavvur edip kurmak; plan yapmak; dolap çevirmek, entrika çevirmek. schemer i. plan yapan kimse; dolap çeviren kimse, düzenbaz veya hilekar kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atom ve moleküllerin tertibini inceleyen kimya dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. mıymıntı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.) onları, onlara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir konuya ait; (dilb.) köke ait; (müz.) esas makama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mevzu, konu, madde, tem, tema; öğrenciye verilen yazı ödevi; (dilb.) kök, gövde; (müz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluğunda idari bölge. theme song bir dans orkestrasının kendisini belirtmek için kullandığı müzik parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. termokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. töhmet). Töhmetler, suçlamalar, (bk.) Töhmet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiddetli, hiddetli; ateşli vehemence, -cy i. hiddet, şiddet, ateşlilik. vehemently z. şiddetle, hiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük ayı takım yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birbirine, birbirini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یک دیگر] birbiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan dokularının kimyasal bileşiminden bahseden kimya dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by