Hem-dil ne demek? | Hem-dil anlamı nedir? | Hem-dil

Hem-dil anlamı nedir?

Hem-dil ne demek?

Hem-dil anlamı nedir?

Hem-dil | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hem dil

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîle) («adi» den). Müsavi, eşit, benzer, eş, akran. Nazîr ve adîli yoktur, bî-adîl = Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adile) («adi» den if.). Adalet sahibi, adalet icra eden, hak dağıtan: Adil Amir, Adil hükümet. Şâhid-i Adil == Adalet üzere, doğru söyleyen şahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. fair. impartial. just. righteous. scrupulous. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair. impartial. kosher. on the level. right. righteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادل] adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیل] eşit, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Adil yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayağılık, aşağılık: Onun Adîliği kıyafetinden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpitude. commonness. inferior quality. vulgarity. baseness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority. commonness. meanness. baseness. pettiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be forgiven. to be pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be granted a pardon. to receive pardon. pardoned to be. receive a pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Hım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهن دل] acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). simya, alşimi.alchemist (i). simyager, alşimist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered post / mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

native / original language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vernacular. primitive language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aforoz, Lânetleme (özellikle katoliklerde) ; aforoz edilmiş veya lânetlenmiş kimse; yasak edilmiş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anathematize (ing). (-tise) (f). afaroz etmek, lanetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Tufandan evvelki. antediluvian (s).,(i). Tufandan evvelki devre ait; (i). eski kafalı kimse; çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şükran ve sevinç ilâhisi. national anthem milli marş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (geom). iç yarıçap, yanal yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. successive. successor. consecutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'da bulunan ve zırh gibi kabuğu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü perîşan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته دل] gönlü perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay’a ait arzu, istek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönül yüceliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهم] birlikte, beraber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabl Mukaddes'te bahsi geçen suaygırına benzer bir hayvan; A.B.D., k.dili iri ve kuvvetli insan veya hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru sözlü, mert. 2.Gönlü zengin. Baygönüllü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدل] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayati kimya, biyokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küfretmek, sövüp saymak, okumak. blasphemer i. kâfir kimse blas'phemous s. kâfir, zındık. blas'phemously z. kafirce. blas'phemy i. küfür, günaha girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. zalimce, kana susamış bir halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. bedeni, bedensel; maddi; z. bütün olarak, tamamen, kamilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., Bohemyalı; çek dili; çingene, Kıpti; k.h. Bohem, Bohem hayatı yasayan kimse, toplum kurallarını dikkate almadan yaşayan sanatçı ruhlu kimse; s. Bohemya halkına veya diline ait, Bohemya'ya özgü. Bohemianism serbest hayat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزدل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. magic. spell. cantankerousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül açıcı yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). chemical, chemist, chemistry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kimyasal, kimya ile ilgili; (i). kimyasal madde. chemical action kimyasal etki. chemical compound kimyasal bileşim. chemical engineer kimya mühendisi.chemical fire extinguisher eczalı yangın söndürücüsü. chemical reaction kimyasal reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). demiryolu; bir nevi bakara (kumar oyunu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadln iç gömleği, kombinezon; kadın elbisesi, pelerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın buluzü, bolero.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyager; (ing). eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kemoterapi; kimya ile tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). organik maddelerin endüstriyel kullanılışları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasımpatı, krizantem. corn chrysanthemum sarı pat, (bot). Chrysanthemum segetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnestness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). timsah, (zool). Crocodylus; krokodil; bu hayvanın derisi. crocodile tears yalancıktan ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süvarilerin koşu oyunu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) binicilik, at binme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zerrin, fulya, nergis, (bot). Narcissus pseudo-narcissus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to be interred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sazlarda ağıza alınıp üflemeye yarayan ince kısım. Dilcik de denir: Fagot’un dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yürek, gönül, Mb. Cân ü dilden = Çok isteyerek, candan, gönülden. Safây-ı dil = Gönül rahatlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. neck. spit. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual-in-line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلع] kenar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل] gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonguefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dilin ses, şekil, menşe, mânâ ve cümle yapısını inceleyen ilim, gramer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL BİLİM (i.) (uyd. k.). insanın konuşma kabiliyetini veya yeryüzündeki dilleri ses, şekil, mânâ ve sözdizimi bakımından inceleyen bilim, lengüistik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kısa süreli dil büyümelerinde aşağıdaki reçeteler kullanılır. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabuğu, şeftali, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya bir avuç nar kabuğu konur. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Suyuna 3 su bardağı şeftali suyu ilave edilip, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbaşotu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 çorba kaşığı toz zencefil, 1 çorba kaşığı ufalanmış kekik ve bir tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatılıp, süzülür. Gargara yapılır, hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language learning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study of languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tongue twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahatlandıran, avutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Aşüften = fesada düşürmek). Gönlü alt üst eden, çelen (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Avîhten = asılmak). Gönlün asıldığı; gönlü kendine bağlı tutan, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Gönlü bir şeyle bağlı bulunmayan, gönlü rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü incinmiş, kalbi kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, beste = bağlı). Gönlü birine bağlı olan, Aşık, müptelâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, cesten = istemek). Gönlün istediği, arzu olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbe batan, gönül delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL-FİGAR (i. F). Gönlü yaralı olan, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, fürûzânîden = parlatmak). Gönlü parlatan, sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, girîften tutmak). 1. Kalpte yerleşip çabuk unutulmaz, tesirli. 2. Hatırı kalmış, gücenmiş: Bana dil-gîrdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Gönül açan, iç açan, kalbe ferahlık veren. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü ölmüş, yüreği ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, hâsten = istemek). Gönül isteği, gönül arzusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hırâşîden = tırmalamak). Yüreği tırmalayan, çok feci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü zedeleyen, vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, nişesten = oturmak). Yürekte duran, yerleşen, pek hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pesendîden = beğenmek). Gönlün beğendiği, beğenilen şey, kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, rîş = yara). Gönlü yaralı. Ar. mecrûhül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, rübûden = kapmak). Gönül kapan, gönül alan, herkesi kendisine bağlayıp Aşık eden, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, şâd = mesrur). Gönlü sevinçli. Ar. mesrûrül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sâhten = yapmak). Gönül yapan, lutf ile muamele eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Gönül kırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhte = yanmış). Yüreği yanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü açılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhten = yakmak). Yürek yakan, pek acıklı ve tesirli: Vak’a-i dil-sûz-i Kerbelâ = Gönül yakan Kerbelâ vak’ası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, teng = dar). Gönlü daralmış, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkıntılı olma, iç sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Pek istekli, gönlü susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü canlanmış, dirilmlş, Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tenasül organı içindeki dilcik, bızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuklarda görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Gönüller, yürekl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakımsızlıktan harap etmek, tahrip etmek, kırıp dökmek; bakımsızlıktan harap olmak. dilapida'tion (i). harap olma, bakımsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آرا] gönül süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2.Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آشوب] gönül karıştıran, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. bir uzvu genişletmek için kullanılan alet; (anat). vücut boşluklarını genişleten adale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاویز] güzel, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü aydınlatan ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. dil = lisan, F. bâhten = oynamak). Söz bulup tatlı tatlı söyleme; karşılığı: Pısırık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلباز] gönül şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبسته] gönlü bağlanmış, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül bağlamış, aşık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar. grammar gramer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük dil, dil şeklinde küçük Alet. 2. Bızır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلجو] gönlün aradığı, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sıkıntı, inilti, ıztırap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل دزد] gönül hırsızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül sâhibi. 2. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افروز] gönül aydınlatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül aydınlatan. - (bkz.Dilfüruz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzu, istek, rica: Sizden bir dileğim vardır. 2. İstek, Ar. matlûb, Fars. hâhiş: Dileğini yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition. requisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. reguest. desire. entreaty. petition. request. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Dilenen şey, arzu, istek. 2.İsteme, arzu etme, dileme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir dileği bildirmek üzere resmî dairelere sunulan yazı. Osm. istida, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. application. letter of application. request. address. prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. bill. application. motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül ilacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İstemek, arzu etmek. 2. Aramak, istemek, talep etmek: Dile ne dilersen!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. beg. will. beseech. call down. plead. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. beg. bid. entreat. implore. invoke. like. plead. request. require. wish. to wish. to desire. to ask. to beg. to request. to plead. to implore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wish (for. to desire. to want. to long for. to ask for. to request. to beg. crave. implore. postulate. wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

man. ikilem

İki önermesi bulunan ve her iki önermenin vargısı olan tasım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An argument which presents an antagonist with two or more alternatives, but is equally conclusive against him, whichever alternative he chooses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of things in which evils or obstacles present themselves on every side, and it is difficult to determine what course to pursue; a vexatious alternative or predicament; a difficult choice or position. state of uncertainty or perplexity especially a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of uncertainty or perplexity especially as requiring a choice between equally unfavorable options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catch-22 , dilemma , fix , jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşkül durum, çıkmaz; (man). ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imkânsız olan iki şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Avuç açıp rastgelenden para vesaire isteyen fakir ve muhtaç adam. Osm. sâil, gedâ: Kapıya bir dilenci geldi. 2. mec. Her şeyi istemekten utanmayan arsız ve tamakâr: O, pek dilenci bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mendicant. beggar. bum. cadger. mendicant. panhandler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. mendicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. cadger. panhandler. schnorrer. toe rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilenci hal ve sıfatı. Osm. sâİlik: Sonunda dilencilik etmeye mecbur oldu. 2. mec. Arsızlık, aç gözlülük: Çok dilencilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy. mendicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilenmeye mecbur etmek, dilenecek hâle getirmek: Bu israf bir gün kendisini dilendirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dilencilik etmek: Öksüz çocuk sokaklarda dilenmeye mecbur oldu. 2. Dilenircesine istemek, böyle isteyerek ele geçirmek: Ben onu dilendim, size nasıl vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. ask for alms. panhandle. bum. cant. mump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. to beg. to panhandle. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beg. to plead. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dilekte, istekte bulunan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (çoğ ti) eğlence için özel bir şeyle ilgilenen kimse; güzel sanatlar düşkünü kimse, sanat meraklısı kimse; amatör: (s). sathi merakı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگير] kırgın, alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل گداز] gönül eriten, yürek törpüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگشا] iç açıcı, ferahlık verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواه] gönlün istediği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواسته] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل خراش] yürek parçalayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunluğuna kesilmiş parça; bu şekilde parçalara bölünmüş bir şeyin her parçası, umumiyetle parça. Ar. kıt’a: Bir dilim karpuz, portakal dilimi, bir dilim ekmek, dilim dilim kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. strip. sector. segment. cut. round. shred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

segment. shred. slice. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. piece. section. jerk. split. shred. sliver. slab. cut. segment. tranche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilimlere ayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. cut. slice. to slice. to cut into slices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sliced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesur, yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلير] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mertlik, yiğitlik, yüreklilik, cesaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dereotu, yabantırak, (bot). Anethum graveolens dill pickle dereotlu hıyar turşusu. wild dill yabani dereotu, (bot). Anethum sylvestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give tongue to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dile gelmek, dillenip söz söylemek: Bir buçuk yaşında o kadar dillenmek! 2. Dili açılıp çok söylemek. 3. Edepsizlik etmek. 4. Dillere düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve iyi söyler: Pek dilli bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oyalanmak, yavaş yavas iş görmek, ağırdan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tercüman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dilmen).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilmek işi. 2. Dört köşe biçilmiş uzun direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slicing. chopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rail. section. slitting. splitting. splint. parting. slashing. rip. rift. lathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun uzun yarmak, dilim dilim kesmek: Karpuzu dilmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. slice. to slice. to chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. to slab. to slit. to shred. to lath. to slash. to split. to carve. to sliver. to rift. to rip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güzel. 2.Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلنشين] makbul, hoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل نواز] gönül okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل پسند] gönlün beğendiği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül kapan, gönül alan. 2.Tahminen 2 asırlık bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلربا] gönül hırsızı, gönül çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلشاد] gönlü şen. dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü hoş, sevilmiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül hükümdarı, şahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکن] kalp kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz söyleyemez, konuşmaz. Ar. ebkem, Fars. lâl: Dilsiz bir dilenci, sağır ve dilsizler mektebi. 2. SükUtî, çok konuşmaz. Ses çıkarmaz, uysal. Ar. sâkit: Dilsiz bir çocuk. Dilsiz ağızsız = Konuşmayan, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mute. dumb. voiceless. speechless. inarticulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. mute. speechless. silent. taciturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. silent. not speaking. inarticulate. speechless. voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lakırdı söyleyemiyenin hali. Ar. ebkem: Dilsizlik ne zor şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل سوخته] bağrı yanık, gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yakan, yürek yakıcı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تنگ] yüreği daralmış, sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تشنه] can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sulandırıcı madde; (s). sulandırıcı; eritici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulandırmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d) (s). su katılmış, sulu, hafif, açık. dilution (i). su katma, sulanma, su katılmış herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). selden ileri gelen, tufani; (jeol). diluviyuma ait. di luvium (i)., (jeol). tufan çöküntüsü, diluviyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Nehirlerin en eski alüvyonlarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «direm» den) (c. derâhim). 1. Okkanın dört yüzde bir kısmı. Yeni dirhem yahut dirhem-i Aşârî = Yeni okka denilen kilonun binde bir kısmı ki, eski dirhemin ortalama üçte biridir. 2. Araplarin eski bir gümüş parası. Takriben bir frank kıymetinde idi. (bk.) dirhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drachm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dram. drachma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودل] ikircikli, tereddütlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karayağız at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil), (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edilme fiili, yapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. efdai). Efdallar, en fâzıllar, en faziletliler, (bk.) Efdal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek mümtaz olanlar, çok bilgilil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahiplik, mâlik olma: Bu evin efendiliği kime aittir? 2. Efendi sıfat ve unvanı: Okuyup, yazmaya alışıp efendiliği kazandı. Efendilik, beylikten aşağı değildir. 3. Terbiye vakar ve temkin, çelebilik: Efendilik böyle mi olur? 4. Lutuf, ihsan, iyilik: Bana bir efendilik etmiş olacaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanly behaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çabuk anlayan. 2.Zihni açık olan. 3.Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz.Fehamet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMM) (i. A. mühim’den itaf.). Daha ehemmiyetli, daha mühim, fazla itinaya değer: Ehemm-i umûr = işlerin en ehemmiyetlisi. Takdîm-ül-ehem alelmühim = En ehemmiyetli olan işin mühimlere tercihi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهم] en önemlisi. ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Rind tabiatlı, kalender, gönül ehli, kalp adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalkavukluk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yasal elektrik, elektroşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kısa ömürlü böcekler sınıfı, efemeridler; kısa ömürlü herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir gün devam eden; ömrü kısa olan, geçici, devam etmeyen. ephemerid i., zool. bir çeşit kısa ömürlü sinek, su sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. senenin her gününde güneş ve birkaç yıldızın mevkiini tayin eden astronomik takvim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) eritem, vücudun bazı yerlerinde meydana gelen kızartı . erythemat' ic (s.) kızartı yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Edhem).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) mitolojinin kişilerin ilahlaştırılmasından doğduğunu kabul eden kuram; mitlerin gerçek olay veya kişiler üzerine kurulduğunu ileri suren teori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaba veya ağır bir söz yerine aynı anlamı veren daha hafif bir söz. euphemist (i.) bu tür hafif söz kullanan kimse. euphemis'tic (s.) hüsnütabir kabilinden. euphemis'tically (z.) hüsnütabirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çog mata) (tıb.) eksantem, çiçek ve kızamık gibi hastalıklarda ciltte hasıl olan kızartı, leke ve kabarcıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Fâzıl).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fazıl).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gitmek, vaki veya mümkün olmak: Oraya gündüz gidilmez. İki saatte gidilebilir mi? Merih’e gidilmek kabil olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be gone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı bukleli saçları olan kimse; düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tumturaklı söz. grandiloquent (s.) tumturaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a lady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement. detainer. body execution. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTE-DİL) (i. F.). Kalbi hasta, Ar. mecrûhul-fuâd, Fars. derdmend, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Farsça’dan). 1. İki veya daha fazla şeyin ve bilhassa zıt şeylerin birlikte bulunduğuna delâlet eder ve atıf gösterir, çok defa art arda kullanılır: Hem sizi, hem beni istiyor. Hem bilmez, hem olur olmaz konuşur. 2. (yalnız kullanılarak) Bir de, zaten, şurası da var ki: Hem ben size söyledimdi. Hem bana kabahat bulamazsınız. Hem ne lüzumu var? Hem de = Birde: Hem de siz bu işi yüklendiniz. Hem... hem de = Birinci mânâ ile kullanılır: Hem bilmiyor hem de söylemek istiyor. Hem dahi = Ve dahi, bundan başka (bu şekli eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEMM) (i. A.) (c. hümûm). J. Gaile, müşkül iş. 2. Tasa, kaygı, gam, keder, hüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. likewise. and also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Them An onomatopoetic word used as an expression of hesitation, doubt, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is often a sort of voluntary half cough, loud or subdued, and would perhaps be better expressed by hm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An utterance or sound of the voice, hem or hm, often indicative of hesitation or doubt, sometimes used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make the sound expressed by the word hem; hence, to hesitate in speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge or border of a garment or cloth, doubled over and sewed, to strengthen it and prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Border; edge; margin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border made on sheet-metal ware by doubling over the edge of the sheet, to stiffen it and remove the sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a hem or border to; to fold and sew down the edge of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

both. and. besides. and also. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed for safety and strength reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. -- Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. high energy milk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using a Whip stitch to attach the linings [Devlin, 1840].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HE Microwave. hemlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed to eliminate sharp edges and increase rigidity. the edge created by folding metal back on itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هم]-deş,-daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (med, ming) elbise kenarı, baskı; (f). kıvırıp kenarını bastırmak. hem in, hem about kuşatmak, içine almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem (f). (med, ming) Hım! (bir kimseyi uyarmak için çıkarılan ses; tereddüt veya şüphe belirten ses); (f) böyle bir ses çıkarmak; tereddüt ederek konuşmak. hem and haw mırın kırın etmek, açıkça söylemekten çekinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir asır ve zamanda yaşayan veya yaşamış olan, çağdaş, Ar. muâsır: Hem-asrı olan şairlerin biyografilerini yazmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki meclisi arkadaşı, arkadaş, nedîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir cinsten olan, cinsi bir olan: Hemcins hayvanlar. 2. Bir cinsiyet veya milliyete mensup olan, bir milletten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir civarda bulunan, komşu: Kendisiyle hemcivârız. 2. Birbiriyle temas halinde, aynı hudutta: Hemcivar devletler, kazâlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkı fıkı, canciğer arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı dert ve kedere düşenlerin her biri: İnsan hem-derdiyle halleşebiiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte çalışan, arkadaş: Hem-dest idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Her ikinin diğeri: O iki ortak hem-diğeriyle iyi geçiniyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı halde bulunan, halleri benzer veya bir olan: Bizim arkadaşla hem-hâliz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. F.). Bir ahlâk ve tabiatta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dizginleri beraber olan, yani birlikte hayvan yürütenlerin beheri, atbaşı beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. hem-kademân). Ayakdaş, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dindaş, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tek mânâ ifade eden, mânâca ortak, Ar. müterâdif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir meşrepte bulunan, tabiatı ve yaşayışı aynı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mezhepte bulunan, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isimleri bir olanların beheri, adaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hem-dem, arkadaş, Ar. musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber oturan. Ar. celîs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakdaş, yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoldaş, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sırdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir renkte bulunan, renkleri bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber giden, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir fikir ve reyde bulunan, aynı düşüncede ve görüşte olan: Ben onunla daima hem-rey idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Atları yan yana yürüyen, birlikte binip giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rütbede bulunan, rütbeleri bir olanların her biri, Ar. akrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ders arkadaşı. Bir ders okuyanların her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Komşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyan, uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şehir ahalisinden olan, memleketli: Bir hemşeri gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Arkadaş. 2. Diğerine nisbetle karı kocanın her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt, yaşta beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş, Fars. hâher, Ar. uht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir sofrada yemek yiyenerin beheri, sofra arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlikte sohbet eden, görüşen, konuşan: Daima iyi adamlarla hem-sohbet olmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diz dize oturan, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo- önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan akıtıcı ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آگوش] sarmaş dolaş, kucak kucağa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آهنگ] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemâheng.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kana veya kan damarlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همان] derhal, hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiğit erkek, iri yarı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hemân-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). O anda, derhal, der-akab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sanki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانا] adeta, tıpkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هماندم] o anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانند] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم عصر] çağdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kanla ilgili; kanla dolu, kanlı, kan renginde; (tıb). kana tesir eden; (i). kanı etkileyen ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lâcivert bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir maden filizi. Kırmızı veya esmer renkte tabiî demir oksidinden ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haematite. hematite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hematit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آواز] bir ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal in rank. of the same kind / gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همباز] ortak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same kind. fellow being. fellow creature. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. fellow-man. of the same kind. of the same kind/race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. equal. of the same kind. fellow creature. fellow human. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جنس] aynı cinsten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cinsten olma: O iki hayvan birbirine benziyorsa da aralarında hemcinslik yoktur. 2. Bir kavimden olma: Kendisiyle hemcinslikten başka bir münasebetimiz yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جوار] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fars. HEM-CİVARİ) (i.). 1. Komşuluk. 2. Hudutları bitişik olma: Belçika ile Holanda hemcivardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همچو] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدم] arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم درد] dert ortağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدیگر] birbiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hep, bütün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همه] tümü, hepsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Koyun vesair hayvanların gözlerine ve ağızlarına yapışıp rahatsız eden küçük bir cins sinek. 2. mec. Şaşkın adam, çolpa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگان] tümü, hepsi, herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEMAN) (e. F.). 1. Anîde, ansızın, derhal, der-akab, çabucak: Hemen hazırlayıp getirdi. Hemen soyunup yattı. 2. Az evvel: Siz geldiğinizde ben hemen kalkmıştım. Hemen yatmıştım. 3. Daiima, mütemadiyen, aralıksız, bir düziye, arasız: Hemen söyler, hemen yürür. 4. Takriben, sanki, gibi: Hemen kalmadı = Pek az kaldı, sanki kalmadı. Hemen yoktur = Yok gibidir. İkisi hemen birdir (bu mânâ ile daha çok art arda kullanılır: Hemen hemen birbirinin aynıdır). 5. Az kaldı: Hemen düşünüyordum. 6. Yalnız, ancak, tek: Hemen bir evimiz vardır. Hemen şu iyiliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. prompt. immediately. instantly. directly. in no time. instantaneously. on the spot. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. incontinently. in an instant. on the instant. instanter. in a jiffy. now. at once. in short order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. instantly. quick. straightaway. at once. right now. just. nearly. almost. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. right away. right now. nearly. almost. about. as soon as. without delay. directly. forthwith. in the instant. instanter. instantly. in no time. right off. straight off. pronto. shortly. soon. straightaway. then and there. thereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all but.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. almost. much. nearly. practically. virtually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. very nearly. pretty soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpish. in no time. trice in a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همفکر] aynı düşüncede, hemfikir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aynı fikri paylaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگنان] herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.) (hem = berâber, İn = bu). Bu bile, tıpkı bu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedenin ve özel likle başın bir tarafının ağrıması, yarım baş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Köyden şehre yeni ge!ip bir şey bilmez kaba ve şaşkın adam: Büsbütün hemicek bir adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım daire, yarım daire şeklinde olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Sarı sarmaşık da denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همين] bu, işte bu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i F.). Daima, her zaman, her vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميشه] daima, her zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarıküre hemispher'ic(al) (s). yarıküreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم قد] boydaş, aynı boyda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکار] meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکيش] dindaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (terz). elbise veya paltonun etek ucu, etek boyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köknara benzer bir çam ağacl, (bot). Tsuga; baldıran, ağıotu, (bot). Conium maculatum. water hemlock su baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هم] kaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همنام] adaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. Irsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Alyuvarların en önemli cevheri. Birleşiminde demir, azot, oksijen, kömür ve kükürt vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemoglobin. haemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The normal coloring matter of the red blood corpuscles of vertebrate animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The iron-containing pigment of the red blood cells which carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance contained within red blood cells that carries oxygen from the lungs throughout the body Hemoglobin is responsible for the color of red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hemoglobin is a substance contained within the red blood cells and is responsible for their color It has the unique property of combining reversibly with oxygen and is the medium by which oxygen is transported within the body It takes up oxygen as blood p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying part of the red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecule in the red blood cell that carries oxygen Hemoglobin combines with oxygen in the lungs and releases it in the tissues It is what makes blood red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen to all parts of the body Hemoglobin is measured in grams per deciliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron-containing pigment of the red blood cells that carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The component of red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemoglobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemofili kanın pıhtılaşmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanama. hemorrhagic (s). kanamaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). basur, emeroit. hemorrhoid'al (s). basura ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanamayı kontrol altına alan alet veya ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenevir, kendir, (bot). Cannabis sativa; esrar, haşiş; kenevir lifi; (k).dili idam ipi. Indian hemp hintkeneviri, (bot). Apocynum cannabinum. Virginian hemp, water hemp su kendiri, (bot). Acnida cannabiona; su keneviri, (bot). Bidens tripartita; ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. accomplice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همپا] arkadaş, kafadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراز] sırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همریش] bacanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسال] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسایه] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همسفر] yoldaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow townsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ هم شهری] hemşeri. 2.yurttaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسر] eş, karı kocadan her biri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemşehrî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir memleket ahalisinden olanlar arasındaki münasebet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم سن] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sick nurse. sister. health visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sister kız kardeş. bacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sicknurse. trained nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همشيره] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood kız kardeşlik. nursing hastabakıcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم صحبت] sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (terz). kumaşın kenarını ajurla bastırmak, ajur yapmak; (i). ajur, antika, sıçandişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denk, müsavi, eşit, eş, benzer, şebih, nazîr: Bihemtâ = Benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همتا] eş, benzer, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz, Ar. müstevî. 2. Uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هموار] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daima, her zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همواره] daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kese, torba, çanta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميان] heybe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ همزاد] doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da ve Arap asıllı eski Türk alfabesinde kısa a veya e sesi veren işaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the same level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level / grade crossing / passage. grade crossing. level crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri verilmek, geri gönderilmek,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

itibarı geri verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kiraya verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öçetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sürdürülmek, devam edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kır yaşayışını anlatan kısa manzum veya mensur yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idyll. idyl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) 1.Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2.Küçük ve şairane resim. 3.İçten ve saf aşk.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

salgılanmak, çıkarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açığa vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hediye edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozulmak, halel getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak, hatırlatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltılmak, özetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm Sony stereo video kameralarda, önceden kaydedilmiş iki dilli yazılımın çalması için kullanılan kanalı seçen bir anahtar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilingual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yok edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yadsınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). 1. Denizin derinlik derecesini anlamak için gemilerde kullanılan Alet. 2. Denizin derinliğini ölçme: İskandil etmek. 3. mec. Bir şeyin aslını, esasını veya bir işteki niyet ve gizli maksadı anlamağa çalışma, Ar. istiknâh: Ben bir kere iskandil edeyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. lead. sounder. plumb. sinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. measurement of the depth of water. sounding line. investigating. depth finder. feeler. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kullanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvenilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özen gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admittedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savrukluk, acelecilik, şimdi «acele olma» mânâsında kullanılıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency. haste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hurriedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok edilmek. 2.giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yükseltilmek, yüceltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bildirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.verilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönderilmek, yollanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadı unvan ve vazifesi, Ar. kazâ: Kadılık pek mes’uliyetli bir vazifedir. 2. Bir kadı’nın dairesi, bir kadı’nın hükmü geçen yer, kaza: Orası bir kadılık yeridir (şimdi: kaymakamlık, ilçe).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی القضات] başkadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kandil). Kandiller. bk. Kandil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KINDIL) (i. A.) (c. kanâdîl). 1. Zeytinyağı içine batırılmış bir fitilin yanmasiyle ışık veren aydınlatma Aleti ki, çeşitleri vardır. Kandil yakmak. Sönük bir kandilin ışığında dikiş dikiyordu. 2. Sünbül gibi çiçeklerin çiçeği: Bu sünbülün kandili ne kadar çok. Kandilağacı = Bir cins ağaç. İdare kandili = Az aydınlık vermek üzere gece uyurken yakılan kandil çeşidi kl, bazıları kısa mumdan ibarettir. Kandil uçurmak = Çocuklar sabun köpüğünden balon üflemek. Kandil çöreği = Kutsal gecelerde hususi surette yapılıp yenen yağlı çörek. Kandilçiçeği = Civan perçemi çeşidi. Şamandıra kandili = Fitili tıpa parçalarını havi bir ufacık şamandıra İle yağın üzerinde duran kandil çeşidi. mec. Gökkandil (körkandil) = Kendinden geçmiş, mesut, gözü dumanlı sarhoş. Kandil gecesi = Minarelerde kandil yanan kutsal gecelerin beheri: Velâdet-i Nebevi, Regaaib, Berât, Mtrâc geceleri gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp shaped like a small glass bowl. kerosene lamp. one of the five Islamic holy nights when the minarets are illuminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumî bir yer veya dairede ve meselâ cami ve sokak vesairede kandilleri yakmakla görevli adam. 2. Kandil yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Serenleri kaldırmaya yarayan halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kutsal gecelerden bir kandil gecesini birbirine tebrik etmek, bu münasebetle tebrikleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandilleri olan, kandillerle süslenip aydınlatılmış. Kandilli temenni = Eli pek aşağı ve art arda İndirip kaldırarak verilen selâm. Kandilli çiçek = Salkım salkım sarkan çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminated by an oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandil konan yer. Kandil gününe mahsus: Bu elbiseyi kandillik olmak üzere yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be recorded. to be entered. to be noted. to be enrolled. to be registered. to be taken notice of. to be scored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kaktüs): Atlasçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Nopal zamkı elde edilir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatically. spontaneously. per se. of one's own accord. of oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatic. of one's own accord. automatically. by oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of one's own accord. ex mero motu. naturally. per se. without preoccupation. unprompted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öz, Ar. zât, nefs: Kendiliğinden = Kendi başına, kendinden, Osm. re-y’i hodla: Kendiliğimden = Kendi başıma, kendimden vesaire (yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discovered. to be found out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. catch. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Margin Trading)

Bir aracı kuruluş nezdinde, müşteri adına kredi hesabı açılması koşulu ile müşteri ve aracı kuruluş arasında yapılacak sözleşme hükümleri çerçevesinde kredi kullanarak borçlanmak suretiyle menkul kıymet alınmasını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on account. sales on account. credit sale. purchase on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crocodile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uvula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Bir cins dişbudak. 2. Çocukların hecelerin, şekillerini değiştirerek veya hecelere ilâveler yaparak konuştuğu uydurma sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlaşılmaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlaştırılmak, imar edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. matematikle ilgili, kesin, tam. mathematically z. matematik yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matematik. abstract veya pure mathematics kuramsal matematik. applied mathematics . uygulamalı matematik. higher mathematics yüksek matematik. mathemati'cian i. matematikci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. dövüşe yarar uzuvlarından birini sakatlayarak bir kimseyi müdafaasız bırakma suçu; kargaşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «merhem» den galat), (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Melodili Alarm işlevi, radyo alarmının yanı sıra size çeşitli melodi seçenekleri sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. olup, ancak Ar.’da havlu ve peçete demektir ve «mendîl» şeklindedir). 1. Burun, yüz ve el silmeye mahsus olarak cepte taşınan pamuk veya keten yahut ipekten dört köşeli dokuma: El, burun mendili, ipek mendil. 2. Elde taşınacak şeyler koymaya mahsus bohça gibi ve astarsız boyalı kumaş: Bir mendil elma, mendile sarılı bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hankie. hanky. rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hanky. hankie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. nose rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Yasak edilmek, bırakılmamak, (bk.) Men.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yasaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâhim). 1. Yaralara ve ağrıyan yerlere sürülmek üzere verilen yağlı ve yarı donmuş kıvamda ilâç: Yaraya merhem sürmek, merhem kullanmak. 2. mec. Acı ve şiddeti geçirip yumuşatacak şey; teselli sebebi. Merhem-) dil = Gönül merhemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. balm. pomade. pomatum. unction. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream. emulsion. ointment. salve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. emulsion. pomade. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرهم] pomad, yara kremi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrokimya, ufak miktarlarla ilgilenen kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Yunan Asya adalarından biri. Yunanca: Lesbos ve bunun merkezi olan şehir. Yunanca: Mitilini. 2. Başlıca bu adada yetişen bir cins küçük at ki, çocuklar tarafından kullanılır: Midilliye binmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony. lesbos. lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mytilene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mirasyedi işi ve hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Korint mimarisinde korniş çıkıntısı altına gelen destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. morfem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. muaddile). Tâdil, eşit ve beraber kılan. (astronomi) Muaddilü’n-nehâr = Gündüzle gecenin eşit olduğu, yılda iki defa güneşin geçtiği daire ki, arzı iki eşit kısma ayırır, ekvator.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدل] denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi», muâdeie’den if.) (mü. muâdile). Beraber, müsavi, eşit, ölçü, cisim veya değerce bir olan sayı. Bîmuâdil = Emsalsiz, örneksiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. equal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. alike. similar. of equal standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادل] denk, eşdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mübadele olunmuş; başkasıyle değiştirilmiş. 2. Türkiye’ deki Rumlar’la değiş edilerek Yunanistan’ dan getirilen Türkler: Bir mübâdll kafilesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behm» den imef.) (mü. mübheme). Belirsiz, sınırsız, tayin olunmayan, her tarafa çekilebilen: Müphem söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (Türkçe’de). Belirsiz bir mânâya delâlet eden kelimeler: Ne, kim, kaç vs. gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mübhem olma hâli, belirsizlik, bellisizlik, örtülülük, anlaşılmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUDİLL) (i. A. «dalâlet» ten if.) (mü. mudille). Idlâl eden, doğru yoldan sapıtan, azdıran, baştan çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güç, zor, çetin, muğlak, karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd.den imef.) (mü. mümehhede). 1. Yapılmış. 2. Düzenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den imef.) (mü. mülheme). Ilhâm olunmuş: Aşktan mülhem bir şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspired. revealed by inspiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemk» ten if.) (mü. münhemike). Bir işin üstüne çok düşen, Osm. inhimâk eden: Dersine pek münhemik bir talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adûl» den if.) (mü. mün’adile). Doğru yoldan sapmış, Osm. adûl etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vague. indefinite. ambiguous. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguous. equivocal. vague. indefinite. uncertain. cloudy. dark. doubtful. equivocate. exigent. hazy. loose. nebulous. recondite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhemiyyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. haziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imef. (mü. müstefheme). Anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den if.) (mü. mütebâdile). 1. Bir birinin yerine geçebilen, nöbetle değişen. 2. (matematik, geometri) Karşılıklı. Zâviyetân-ı mütebâdiletân = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedeli» den if.). Tebeddül etmiş, değişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. mûtedile). 1. Ne pek fazla, ne pek az olup orta halde bulunan, itidal üzere olan, itidalli: MÜtedil hava. 2. Yavaş, yumuşak, sert olmayan, pek ileri varmış olmayan: MÜtedil fikir sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild. temperate. moderate. equable ılımlı. ılıman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moderate. temperate. mild. continent. gentle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتدل] ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İtidal üzere, orta halde: MÜtedilâne hareket, mûtedilâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mütteheme) («müttehim» şekli yanlıştır). 1. İtham olunan, şüphe olunan, kendisine bir cürüm ve kabahat yüklenen. 2. Kabahatli, bir suç işleyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

abartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak, satın alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz, belli belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi ve emsali olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz olmayan. 2. Uymayan, uygunsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.taşınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönül resmi, gönül süsü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül nazı, gönül cilvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürgüne gönderilmek. 2. Menfî hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yayınlanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu, ışıklı gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gönülden, içten.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tercüman, çevirmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif suç, kabahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

peşmelba, şurup ve şeftalili dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PESTİL) (i.). Meyve ezmesinin yufka hâlinde kurutulmuşu: Kayısı, erik pesdili. Pestilini çıkarmak = mec. Çok dövmek, hırpalamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.ışığın kimyasal etkilerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fotokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Tufandan sonra yaşayan (canlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar olma, tarafını tutma, tercih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yürekli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek ısıyla meydana gelen kimyasal değişikliklere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bağlanmak, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yanın radyoaktif unsurları inceleyen dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

taşlanarak öldürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be refused / rejected. meet with a refusal. put off. receive refusal. to be rejected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dikilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çaresiz, ilaçsız. remedilessness i. çaresizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül rengi») (musiki). Türk musikisinde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fiilden türetilmiş (kelime); kelime yapımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı Amerika kızılderili kabilelerinde reis; parti şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sâde-dilân). 1. İçi temiz, hile bilmez insan. 2. Bön, saf adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساده دل] saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Temiz yürekli. 2.Saf, bön.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساده دلانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. sedilia) kilisede papazlara mahsus iskemle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. slf = sade, Fars. dil = yürek). Yüreği sade, hile bilmeyen, bön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous. gullible. ready to believe. muf. wide eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دل] yüreği temiz. 2.saf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Sadelikle, sadedllce, bönlükle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دلانه] yürek temizliği ile. 2.safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) 1.yürek temizliği. 2.saflık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf mute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (saht = katı, dil = yürek). Katı yürekli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) plan, tasarı, şema. schemat'ic s. şematik, şema halinde. schematically z. şematik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sistemli bir şekilde düzenlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tasavvur olunan düzen, plan proje; sınıflandırma cetveli; tertip entrika, dolap; f. tertip etmek, tasavvur edip kurmak; plan yapmak; dolap çevirmek, entrika çevirmek. schemer i. plan yapan kimse; dolap çeviren kimse, düzenbaz veya hilekar kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örtülmek, örülmek, kapatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Taş yürekli, merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دل] taş yürekli, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دلانه] acımasızca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş, gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül neşesi») (musiki). Türk Musikisi’nde artık kullanılmıyan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i..) (Kadın İsmi) - Gönül neşesi, gönül sevinci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül vermiş, tutkun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيفته دل] gönlünü kaptırmış, delicesine aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çenelilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته دل] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimdiki halde, şimdiki zaman için: Şimdilik bu kadar kâfidir. Şimdilik bir şey yoktur, hastalıkta şimdilik bir tehlike yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for now. temporarily. for the present. for the time being. pro temp. pro tempore. for the nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the present. for the time being. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the time being. for the present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; dil = yürek). Arslan yürekli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atom ve moleküllerin tertibini inceleyen kimya dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. mıymıntı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soru yöneltmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (. 1. Gönül süsleyen ateş. 2. (Musiki) Türk Muslkisi’nde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Türk musikisinin şed makamlarından biri. 2.Gönül ateşi, gönül sıcaklığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TADİL) (i. A. «adi» den masdar) (c. tadîlât). I. Adalete uydurma, doğru etme, doğrultma. 2. Fazla aşırılıktan kurtarıp lüzumu derecesinde bulundurma, itidal kazandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. changing. altering. moderating. tempering. modulation. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design conversion. remodeling. modifications. alterations. change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. amendments. modifications. alterations. changes. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fadl» dan masdar). Birini diğerlerinden üstün tutma, tercih. Ism-İ tafdîl = Mukayese ve tercih gösteren sıfat ki, dilimizde «daha» ve «en», eski Türkçe’de «rek» ve «rak», Farsça’da ise «ter», «terîn» edatlarıyla ifade olunur: Ar. ekber, Türkçe daha büyük, en büyük, eski Türkçe büyükrek, Fars. büzürgter, büzürgterîn gibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Birini diğerinden üstün tutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aranmak. 2.araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sınırlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlamlaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aşağılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boşaltılmak. 2.salıverilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yıkılmak, bozulmak, harap edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haşiye yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değiştirilmek, dönüştürülmek.2.teslim edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sunulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değerlendirilmek. 2.beğenilmek. 3.değer biçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kuvvetlendirilmek, desteklenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzenlenmek, tertip edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.benzetilmek. 2.nazire yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.arıtılmak. 2.temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzeltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candied. soft spoken. suave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırılmak, nitelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tazminat verilmek, zarar karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدیل] değiştirme. 2.doğrulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلات] değiştirmeler, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişiklik yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلا] değiştirilerek, değişiklik yapılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arapçalaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.tanımlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek, askıya alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birbirine verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ululanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «budl»den masdar). Birine cimrilik isnâdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEBDİL) (i. A. «bedel» den masdar) (c. tebdilât). Değiştirme, başka bir şekle koyma. Tebdîl-i havâ = Sıhhatça görülen lüzum üzerine havası daha iyi bir yere gitme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Resmî bir görevli veye büyük bir insanın, hüviyetini gizleyerek gezmesi: Tebdil çıkmıştı, tebdil geziyordu. 2. Sivil polis hafiyesi Tebdîl hasekisi = Eskiden saray ahırları seyislerinin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. alteration. replacement. exchange. in disguise. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدیل] değiştirme, dönüştürme, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek, dönüştürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirmek, dönüştürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dönüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değiştirerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبدیلا] değiştirerek, dönüştürerek. 2.değiştirilerek, dönüştürülerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uzaklaştırılmak. 2.sürgün edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yenilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

donatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denenmek, sınanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

incelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kitap haline getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak, ayırt edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

döşenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yorumlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.birine bırakılmak. 2.ihale edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözdağı verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çoğaltılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yalanlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

lanetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arzu edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sağlanmak, gerçekleştirilmek. 2.güvenci verilmek, emin kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soluk alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ teng = dar, dil = gönül). Gönlü dar, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlenmek, resmedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak, düzenlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rezil edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rastlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

benzetilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sicile kaydedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yüreklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sergilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.ayırt edilmek. 2.tanı konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

silahlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zehirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırılmak, denilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Can ve gönülden istekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تشنه دل] seven, arzulu, can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can ve gönülden istekli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hızlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şevklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uğurlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.durdurulmak. 2.kapatılmak. 3.tutuklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

belgelendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genişletilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dağıtılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süslenmek, bezenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bir araya getirilmek, birleştirilmek. 2.kaleme alınmak, yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

pekiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.) onları, onlara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir konuya ait; (dilb.) köke ait; (müz.) esas makama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mevzu, konu, madde, tem, tema; öğrenciye verilen yazı ödevi; (dilb.) kök, gövde; (müz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluğunda idari bölge. theme song bir dans orkestrasının kendisini belirtmek için kullandığı müzik parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. termokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürek ve yelkenle yürüyen bir çeşit küçük gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. töhmet). Töhmetler, suçlamalar, (bk.) Töhmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damargenişleten ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vaat edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiddetli, hiddetli; ateşli vehemence, -cy i. hiddet, şiddet, ateşlilik. vehemently z. şiddetle, hiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax tranche. tax bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anılmak, hatırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Yahudi din ve mezhebi, MÜsevîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. physical constitution. make-up. disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. making. natural disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by nature. naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gönül arkadaşı, sevgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). 7 saz veya ses için yazılmış çok sesli eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yedi parçadan meydana gelen veya yedi beneği vesairesi olan: Yedili iskambil kâğıdı: Kupanın yedilisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yedi lira vesaire kıymetinde olan: Yedilik kumaş. 2. Yedi metre vesaire boyunda olan: Yedilik direk. 3. Yedi kilo vesaire ağırlığında olan, yedilik kuzu. 4. Düğünün yedinci günü giyilmek üzere güvey tarafından geline yaptırılan kıymetli elbise: Güzel bir yedilik yaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalpleri bir, aynı arzuda bulunanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یک دل] bir gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklenmek, arttırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

boğazlanmak, kesilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kötülenmek, yerilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eski bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan dokularının kimyasal bileşiminden bahseden kimya dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by