Hem-ser ne demek? | Hem-ser anlamı nedir? | Hem-ser

Hem-ser anlamı nedir?

Hem-ser ne demek?

Hem-ser anlamı nedir?

Hem-ser | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hem ser

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Arkadaş. 2. Diğerine nisbetle karı kocanın her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب کوثر cennet suyu, 2.şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emergency room / ward. emergency room / service. emergency room. emergency service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cemiyet içindeki davranış ve nezaket kaideleri, görgü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap eden kimse; imza eden kimse; dilekçe sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) danışman, müşavir; danışman öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Hım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصر] en kısa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). simya, alşimi.alchemist (i). simyager, alşimist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاکثر] çok defa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aforoz, Lânetleme (özellikle katoliklerde) ; aforoz edilmiş veya lânetlenmiş kimse; yasak edilmiş şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

anathematize (ing). (-tise) (f). afaroz etmek, lanetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaza ait, kaz gibi; aptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şükran ve sevinç ilâhisi. national anthem milli marş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşı, antiserum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (geom). iç yarıçap, yanal yükseklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(si. A.). On iki: Eimme-i isnâ aşere = On iki imam. Vâhid-aşere: On birinci. Sânî-aşere: On ikinci v.s.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عشر] on.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ajer) (matematik). Onluklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). On kişi veya on şeyin toplamı, onluk, onlar: Aşere-i mübeşşere = Hazret-i Peygamber’in Cennet’le müjdelediği 10 büyük sahâbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عشره] onlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crave for unusual foods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ispat ve iddia ile beyan etmek; üzerinde durmak, teyit etmek; demek, öne sürmek, söylemek, iddia etmek assert one's rights hakkını öne sürmek. assertive (s). iddiacı. assertively (z). öne sürerek. assertion (i). iddia, teyit, hakkını ispat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses dublajı özelliğine sahip video kaydedicilerde, audio dub ya da audio insert işlevi bulunur. Bu işlevler, sesin üzerine yeniden kayıt yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آواره سر] aylak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mevlevî Ayîni’ne verilen ad. (bk.) Ayîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başında gailesi olmayan, rahat, gailesiz, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Başar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. Fr). Polis karakol kumandanı, başkomiser.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Initial Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların sahip olmaları zorunlu asgari çıkarılmış sermayeleridir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهم] birlikte, beraber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabl Mukaddes'te bahsi geçen suaygırına benzer bir hayvan; A.B.D., k.dili iri ve kuvvetli insan veya hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman; sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. berserk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Beşer, her birine veya her defasında beş: Mevcut parayı taksim ettiklerinde beşer lira düştü. Beşer beşer saymalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvân-ı nâtık (konuşan mahlûk, yani insan. İstanbullu mânâsına da gelir). Nev’I beşer = İnsan cinsi. Ebul-beşer = Hazret-i Adem. S«yyil-ül-beşer = Peygamberimiz (insanlığın efendisi). Ilm-ül-beşer = Antropoloji ve etnoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. mankind insanoğlu. insan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. mankind. five each. five a piece. humanity. mortal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشر] insan. 2.insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Derinin dış tabakası: Beşere-i dâhiliyye, beşere-i muhâtiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشره] deri, dış deri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. beşeriyye). İnsana mensup ve müteallik. Ahvâl-ı beşeriyye = İnsanlık halleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

human.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

human.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشری] insanlıkla ilgili, insanî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEŞERİYET) (i. A.). İnsanlık, insanın tabiî hâli: Beşeriyyet icabı. «Beşeriyyet» ile «insaniyyet» arasında çok fark vardır. Beşeriyyet, insanın her türlü tabiî hallerine, insaniyyet ise yalnız faziletlerine ve mânevî büyüklüklerine aittir. Meselâ unutkanlık, korku, iştaha, şehvet gibi haller beşeriyyet; kerem, cömertlik, vefa, kanaat gibi haller ise insaniyyet vasıflarındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mankind. humanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. humankind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشریات] antropoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشریت] insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بسر و چشم] başüstüne, başım gözüm üstüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Başsız ve ayaksız, mec. Perişan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bilginer).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayati kimya, biyokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی سر] başsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی شرم] orman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küfretmek, sövüp saymak, okumak. blasphemer i. kâfir kimse blas'phemous s. kâfir, zındık. blas'phemously z. kafirce. blas'phemy i. küfür, günaha girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bohemian life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., Bohemyalı; çek dili; çingene, Kıpti; k.h. Bohem, Bohem hayatı yasayan kimse, toplum kurallarını dikkate almadan yaşayan sanatçı ruhlu kimse; s. Bohemya halkına veya diline ait, Bohemya'ya özgü. Bohemianism serbest hayat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of recommendation. testimonial. reference. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. testimonial. certificate of good service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of recommendation. certificate of good service. bene decessit. character. testimonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange commisionary / warden. exchange commissionary. exchange warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başıaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı kesik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bahçe içinde bulunan köşk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kervansaray, büyük yolcu hanı veya otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapaklı toprak veya cam tencere, güveç; böyle bir tencerede pişirilen yemek; kimya laboratuvarlarında kullanlıan saplı küçük kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sohbet, konuşma, söyleşi, hasbıhal; sohbet tarzında yazılmış kısa makale veya deneme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Taraf tutmayan. Ar. müstenkif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommittal. non-committal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommittal. abstaining. uncommitted. abstainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstainer. abstaining. unpolled / adj / unpolled elector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). buhurdan, buhurdanlık, buhurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avcı; takip topu; ABD sert içkiden sonra içilen su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). chemical, chemist, chemistry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kimyasal, kimya ile ilgili; (i). kimyasal madde. chemical action kimyasal etki. chemical compound kimyasal bileşim. chemical engineer kimya mühendisi.chemical fire extinguisher eczalı yangın söndürücüsü. chemical reaction kimyasal reaksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). demiryolu; bir nevi bakara (kumar oyunu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadln iç gömleği, kombinezon; kadın elbisesi, pelerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın buluzü, bolero.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyager; (ing). eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kemoterapi; kimya ile tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). organik maddelerin endüstriyel kullanılışları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasımpatı, krizantem. corn chrysanthemum sarı pat, (bot). Chrysanthemum segetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Cihan’ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Issued Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış hisse senetlerini temsil eden sermayeleridir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kederini paylaşmak, dert ortağı olmak, rikkat göstermek. commisera'tion (i). teselli, rikkat, acıma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). besteci, bestekâr, kompozitör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kondensatör, buhar sıkıştırma makinası, tazyik makinası; elektrik kondensatörü ; teksif adesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruma; (ing). doğal kaynakları koruma teşkilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruma, muhafaza, himaye, koruyuculuk; doğal kaynakları koruma (orman, toprak,, yabani hayvanlar). conservation of energy (fiz). kudretin baki kalması. conservation of matter (fiz). maddenin baki kalması. conservationist (i). doğal kaynakları koru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tutucu, muhafazakâr; ıIımlı, mutedil; (i). tutucu kimse; koruyucu madde. Conservative (i). (ingilterede) Muhafazakar Parti üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konservatuvar, müzik ve tiyatro okulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iimonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). reçel, konserve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korumak, muhafaza etmek; şeker ile muhafaza etmek, konserve yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). av köpeği; koşan sukuşu, (zool). Cursorius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kruvazör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typewriter ribbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typewriter ribbon. copying ribbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazırlanışı : 1 adet çiğ patates soyulup iyice yıkanır ve rendelenir. Çıkan su sabahları aç karnına içilir. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arteriosclerosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atherosclerosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Desten okuyan, destancı.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Depositary Receipt)

Yerel bir saklama kuruluşunda depo edilen yabancı menkul kıymetleri temsilen çıkarılan ve bu menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, bunlara özdeş, hamiline yazılı, nominal değeri temsil ettiği yabancı menkul kıymetin para birimi cinsinden ifade edilen sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درد سر] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para basılan yer. (bk.) Darb-hâne.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deri üzerinde ufak bir şişlik veya bir türlü iyileşmeyen bir yara şeklinde başlayabilen bir çeşit kanserdir. Şişlik, başlangıçta ufak bir yumru şeklindedir. Bir süre sonra aynı yer açılır ve yara haline dönüşür, sonra kabuk bağlar. Bu gibi durumlarda telaşlanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildiği takdirde iyileşir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe yaprağı.

Hazırlanışı : 10 tane menekşe yaprağı, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). çö1, sahra, bozkır; (s): çöl halinde olan, boş, ıssız. desert fauna çöl direyi. desert flora çöl biteyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). terketmek, ayrılmak, bırakmak; (ask). vazifeden kaçmak; kaçmak, firar etmek. deserter (i). firari, kaçak. desertion (i). firar, terk; terkedilmişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). liyakat, istihkak, pay, hisse; mükafatı hak etme. He got his deserts. Hak ettiğini buldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müstahak olmak,layık olmak; hak kazanmak, mükafata 1ayık olmak. deservedly (z). hakkıyla, haklı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mükafata 1ayık, değerli. deserving of praise övülmeye layık değerli deservingly (z). övülmeye lâyık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemeğin sonunda yenen tatlı, yemiş soğukluk. dessert spoon tatlı kaşığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ultra gerçekçi surround için stereo müzik kaynaklarından ses çalma. Sony’den Dijital Konser Salonu bir konser salonunda bulacağınız akustik türünü oturma odanıza taşır. Daha zengin müzik çalma için gelişmiş DSP teknolojisini kullanarak ses ekosu ekleyerek her bir enstrümanın sıcaklığını yakalayan benzersiz bir üç boyutlu ses alanı oluşturur.

Teknolojik Terim by

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. «direm» den) (c. derâhim). 1. Okkanın dört yüzde bir kısmı. Yeni dirhem yahut dirhem-i Aşârî = Yeni okka denilen kilonun binde bir kısmı ki, eski dirhemin ortalama üçte biridir. 2. Araplarin eski bir gümüş parası. Takriben bir frank kıymetinde idi. (bk.) dirhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drachm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dram. drachma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Droseragiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Hastalara ayakta bakılan yer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dispensaire

sağlık ocağı

Mahalle, köy, kasaba vb. idari birimlerde vatandaşın sağlık sorunlarının giderildiği, tedavilerinin yapıldığı devlet kuruluşu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outpatient clinic. dispensary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tez, travay, risale: nutuk, söylev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarar, ziyan. do dis serviceto bir kimseye zarar vermek.disserve (f). bir kimseye kötülük etmek, incitmek, kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulating capital. floating / liquid / working capital. floating capital. liquid capital. current capital. effective capital. floating assets. rolling capital. revolving fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ipekten yapılmış duvar halısı; küfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şifoniyer; içine porselen veya gümüş takımlar konulan büfe; mutfak dolabı veya rafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). giydiren kimse, birinin giyinmesine yardımcı olan kimse; iyi giyinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A genus of low perennial or biennial plants, the leaves of which are beset with gland-tipped bristles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Sundew. the type genus of Droseraceae including many low bog-inhabiting insectivorous plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. botanik), ikiçeneklilerden, yapraklarıyla böcek yakalayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu servo devresi, diske en hızlı erişimi ve yüksek düzeyde doğru okuma sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3 çalarınızla müzik dinlerken ses düzeyinin şarkılar arasında değişmesi keyfinizi kaçırabilir. Dynamic normaliser, WALKMAN® MP3 ve MP4 çalarlarda bulunan ve ses düzeyini otomatik olarak dengeleyip eşit ses kalitesi sağlayan bir Sony teknolojisidir. Böylece bir şarkıdan diğerine geçerken sesi ayarlamaya gerek kalmaz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.), insanların babası yani Adem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوالبشر] Âdem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary work. literary output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karayağız at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çabuk anlayan. 2.Zihni açık olan. 3.Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz.Fehamet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افسر] subay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افسر] taç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Taç. 2.Subay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz.İklil).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(EHEMM) (i. A. mühim’den itaf.). Daha ehemmiyetli, daha mühim, fazla itinaya değer: Ehemm-i umûr = işlerin en ehemmiyetlisi. Takdîm-ül-ehem alelmühim = En ehemmiyetli olan işin mühimlere tercihi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهم] en önemlisi. ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lesser of two evils. the lesser evil. of two evils choose the less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) CAferî mezhebinden olan Şİİler’de Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki imam: Hz. Alî, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeyn-ül Abidîn, imâm-ı BAkır, Ca’fer-üs-SAdık, MÜsâ KAzım, Alî bin MOsâ, Muhammedin Nakî, Aliyy-üt-Takî, Hasan-ül-Askerî, Imâm-ı Mehdî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exacerbation

tıp alevlenme

Sessizce sürmekte olan bir hastalığın belirtilerinin artması.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (kesîr’den itaf.). En çok, en fazla, en ziyade: Ekser halk, şairlerin ekseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir çivi, Ar. mismar, mıh: Tablalı ekser, lofça ekseri, mec. Ekseri oynamış = Aklı yerinde olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثر] en çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir çivi yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ekseriya’dan kısalmış yahut sonundaki «i» Türkçe iyelik ekidir). En ziyade, çok zaman, ekseriya, umumiyetle: İnsanlar ekseri kendi nefisleriyle mukayese ederek karar verirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mostly. usually. most of the time. quite often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اکثری] çoğu. 2.çoğu kez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek çok zaman, en ziyade, ekseriyet üzere, alel-ekser: Şairler ekseriyâ ilhamlarına tâbi olurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.). 1. En büyük kısım, çokluk. 2. Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır. 3. Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. generality. plurality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largely. generally. mostly. usually çoğunlukla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریا] çoğu zaman, sık sık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Reylerin, oyların çokluğu, en az yarıdan bir fazlası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت آراء] oy çokluğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Yarımın bir fazlasıyle elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثریت مطلقه] çoğunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Demir çivi kakmak, ekserle mıhlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Demir çivi kaktırmak, ekserle mıhlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Temrin. Musikide estetik endişe olmaksızın teknik ilerleme için yapılan beste ve icrâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yasal elektrik, elektroşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Herbirine veya her defasında elli: Hepsine ellişer lira verdiler. Arabalara ellişer tahta koyarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fifty each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük çivi, ekser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kısa ömürlü böcekler sınıfı, efemeridler; kısa ömürlü herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir gün devam eden; ömrü kısa olan, geçici, devam etmeyen. ephemerid i., zool. bir çeşit kısa ömürlü sinek, su sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. senenin her gününde güneş ve birkaç yıldızın mevkiini tayin eden astronomik takvim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Serim).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) eritem, vücudun bazı yerlerinde meydana gelen kızartı . erythemat' ic (s.) kızartı yapan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige. shadow. smell. spark. strain. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trace. work. work of art. product of a person's skill. result. consequence. effect. impress. performance. shadow. strain. streak. track. vestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اثر] iz. 2.eser, yapıt. 3.kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nişan, alamet, iz. 2.Etki, tesir. 3.Yok olmuş bir nesneden kalma parça. 4.Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. 5.Hadis, hadis ilmi. 6.İmal, icat. 7.Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Esericedit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ESER-İ CEDID) (i), iyi vasıflı yazı kâğıdı mânâsında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient monuments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Edhem).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) mitolojinin kişilerin ilahlaştırılmasından doğduğunu kabul eden kuram; mitlerin gerçek olay veya kişiler üzerine kurulduğunu ileri suren teori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaba veya ağır bir söz yerine aynı anlamı veren daha hafif bir söz. euphemist (i.) bu tür hafif söz kullanan kimse. euphemis'tic (s.) hüsnütabir kabilinden. euphemis'tically (z.) hüsnütabirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çog mata) (tıb.) eksantem, çiçek ve kızamık gibi hastalıklarda ciltte hasıl olan kızartı, leke ve kabarcıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dışarı çıkarmak. exserted (s)., (bot)., (zool). dışarı çıkmış (uzuv veya kısım).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze görünsün diye yapılan iş; hayranlıkla seyretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanüstü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق البشر] insan üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (I İnce okunur). Bağları sarıp üzüm kütüklerini bozan böcek ve bunun yol açtığı bağ hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Alıcının, doğrudan kanal girilerek programlanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Gazel söyleyen yani yazan şair. «Gazel okuyan» mânâsındaki gazel-hân ile karıştırmamalıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غزل سرا] gazel şairi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. suyu çabuk ısıtmaya mahsus kazan, şofben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fasılalarla sıcak su fışkırtan kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران سر] mağrur, kendini beğenmiş, kasıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret service. intelligence agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. giyerine). Tatlımsı yumuşatıcı bir sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glycerin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glycerine. glycerol. glycerin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glycerine. glycerol. glyceryl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Gobi Çölü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemide makina yağcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., argo, (aşağ.) Meksikalı; İspanyolca konuşan Amerikalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül toplayan, gül dağıtan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواجه سرا] harem ağası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). On birinci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuvaför, berber .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tenhaya çekilip oturmaya mahsus köşk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرم سرای] harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanlık İcâbı olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشرات] haşereler, börtü böcek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Böcek. (bk.) Haşarât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect. insect böcek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشره] böcek, haşere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) palamar, yoma, kablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanların en hayırlısı; Hz. Muhammed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Farsça’dan). 1. İki veya daha fazla şeyin ve bilhassa zıt şeylerin birlikte bulunduğuna delâlet eder ve atıf gösterir, çok defa art arda kullanılır: Hem sizi, hem beni istiyor. Hem bilmez, hem olur olmaz konuşur. 2. (yalnız kullanılarak) Bir de, zaten, şurası da var ki: Hem ben size söyledimdi. Hem bana kabahat bulamazsınız. Hem ne lüzumu var? Hem de = Birde: Hem de siz bu işi yüklendiniz. Hem... hem de = Birinci mânâ ile kullanılır: Hem bilmiyor hem de söylemek istiyor. Hem dahi = Ve dahi, bundan başka (bu şekli eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEMM) (i. A.) (c. hümûm). J. Gaile, müşkül iş. 2. Tasa, kaygı, gam, keder, hüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. likewise. and also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Them An onomatopoetic word used as an expression of hesitation, doubt, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is often a sort of voluntary half cough, loud or subdued, and would perhaps be better expressed by hm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An utterance or sound of the voice, hem or hm, often indicative of hesitation or doubt, sometimes used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make the sound expressed by the word hem; hence, to hesitate in speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge or border of a garment or cloth, doubled over and sewed, to strengthen it and prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Border; edge; margin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border made on sheet-metal ware by doubling over the edge of the sheet, to stiffen it and remove the sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a hem or border to; to fold and sew down the edge of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

both. and. besides. and also. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed for safety and strength reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. -- Edge of material doubled over onto itself for the purpose of safe handling or to increase edge stiffness. high energy milk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Using a Whip stitch to attach the linings [Devlin, 1840].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HE Microwave. hemlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge created by folding metal back on itself Metal is hemmed to eliminate sharp edges and increase rigidity. the edge created by folding metal back on itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هم]-deş,-daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (med, ming) elbise kenarı, baskı; (f). kıvırıp kenarını bastırmak. hem in, hem about kuşatmak, içine almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem (f). (med, ming) Hım! (bir kimseyi uyarmak için çıkarılan ses; tereddüt veya şüphe belirten ses); (f) böyle bir ses çıkarmak; tereddüt ederek konuşmak. hem and haw mırın kırın etmek, açıkça söylemekten çekinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir asır ve zamanda yaşayan veya yaşamış olan, çağdaş, Ar. muâsır: Hem-asrı olan şairlerin biyografilerini yazmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki meclisi arkadaşı, arkadaş, nedîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir cinsten olan, cinsi bir olan: Hemcins hayvanlar. 2. Bir cinsiyet veya milliyete mensup olan, bir milletten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir civarda bulunan, komşu: Kendisiyle hemcivârız. 2. Birbiriyle temas halinde, aynı hudutta: Hemcivar devletler, kazâlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkı fıkı, canciğer arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı dert ve kedere düşenlerin her biri: İnsan hem-derdiyle halleşebiiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte çalışan, arkadaş: Hem-dest idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Her ikinin diğeri: O iki ortak hem-diğeriyle iyi geçiniyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı halde bulunan, halleri benzer veya bir olan: Bizim arkadaşla hem-hâliz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. F.). Bir ahlâk ve tabiatta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dizginleri beraber olan, yani birlikte hayvan yürütenlerin beheri, atbaşı beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. hem-kademân). Ayakdaş, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dindaş, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tek mânâ ifade eden, mânâca ortak, Ar. müterâdif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir meşrepte bulunan, tabiatı ve yaşayışı aynı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mezhepte bulunan, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isimleri bir olanların beheri, adaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hem-dem, arkadaş, Ar. musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber oturan. Ar. celîs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakdaş, yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir pâye ve rütbede bulunanların beheri, akran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoldaş, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sırdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir renkte bulunan, renkleri bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beraber giden, yol arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir fikir ve reyde bulunan, aynı düşüncede ve görüşte olan: Ben onunla daima hem-rey idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Atları yan yana yürüyen, birlikte binip giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rütbede bulunan, rütbeleri bir olanların her biri, Ar. akrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ders arkadaşı. Bir ders okuyanların her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Komşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyan, uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şehir ahalisinden olan, memleketli: Bir hemşeri gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Arkadaş. 2. Diğerine nisbetle karı kocanın her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaşıt, yaşta beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş, Fars. hâher, Ar. uht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir sofrada yemek yiyenerin beheri, sofra arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlikte sohbet eden, görüşen, konuşan: Daima iyi adamlarla hem-sohbet olmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aynı zamanda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diz dize oturan, arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo- önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hemato, hemo önek kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan akıtıcı ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آگوش] sarmaş dolaş, kucak kucağa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آهنگ] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemâheng.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kana veya kan damarlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همان] derhal, hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiğit erkek, iri yarı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hemân-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). O anda, derhal, der-akab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sanki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانا] adeta, tıpkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هماندم] o anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانند] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم عصر] çağdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kanla ilgili; kanla dolu, kanlı, kan renginde; (tıb). kana tesir eden; (i). kanı etkileyen ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lâcivert bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir maden filizi. Kırmızı veya esmer renkte tabiî demir oksidinden ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haematite. hematite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hematit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hematoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم آواز] bir ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal in rank. of the same kind / gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همباز] ortak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same kind. fellow being. fellow creature. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. fellow-man. of the same kind. of the same kind/race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow. equal. of the same kind. fellow creature. fellow human. fellow man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جنس] aynı cinsten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cinsten olma: O iki hayvan birbirine benziyorsa da aralarında hemcinslik yoktur. 2. Bir kavimden olma: Kendisiyle hemcinslikten başka bir münasebetimiz yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم جوار] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fars. HEM-CİVARİ) (i.). 1. Komşuluk. 2. Hudutları bitişik olma: Belçika ile Holanda hemcivardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همچو] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدم] arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم درد] dert ortağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همدیگر] birbiri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hep, bütün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همه] tümü, hepsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Koyun vesair hayvanların gözlerine ve ağızlarına yapışıp rahatsız eden küçük bir cins sinek. 2. mec. Şaşkın adam, çolpa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگان] tümü, hepsi, herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEMAN) (e. F.). 1. Anîde, ansızın, derhal, der-akab, çabucak: Hemen hazırlayıp getirdi. Hemen soyunup yattı. 2. Az evvel: Siz geldiğinizde ben hemen kalkmıştım. Hemen yatmıştım. 3. Daiima, mütemadiyen, aralıksız, bir düziye, arasız: Hemen söyler, hemen yürür. 4. Takriben, sanki, gibi: Hemen kalmadı = Pek az kaldı, sanki kalmadı. Hemen yoktur = Yok gibidir. İkisi hemen birdir (bu mânâ ile daha çok art arda kullanılır: Hemen hemen birbirinin aynıdır). 5. Az kaldı: Hemen düşünüyordum. 6. Yalnız, ancak, tek: Hemen bir evimiz vardır. Hemen şu iyiliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. prompt. immediately. instantly. directly. in no time. instantaneously. on the spot. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. incontinently. in an instant. on the instant. instanter. in a jiffy. now. at once. in short order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. instantly. quick. straightaway. at once. right now. just. nearly. almost. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. right away. right now. nearly. almost. about. as soon as. without delay. directly. forthwith. in the instant. instanter. instantly. in no time. right off. straight off. pronto. shortly. soon. straightaway. then and there. thereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all but.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. almost. much. nearly. practically. virtually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. very nearly. pretty soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpish. in no time. trice in a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همفکر] aynı düşüncede, hemfikir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aynı fikri paylaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگنان] herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.) (hem = berâber, İn = bu). Bu bile, tıpkı bu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedenin ve özel likle başın bir tarafının ağrıması, yarım baş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Köyden şehre yeni ge!ip bir şey bilmez kaba ve şaşkın adam: Büsbütün hemicek bir adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım daire, yarım daire şeklinde olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Sarı sarmaşık da denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همين] bu, işte bu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i F.). Daima, her zaman, her vakit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميشه] daima, her zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarıküre hemispher'ic(al) (s). yarıküreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم قد] boydaş, aynı boyda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکار] meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکيش] dindaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (terz). elbise veya paltonun etek ucu, etek boyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köknara benzer bir çam ağacl, (bot). Tsuga; baldıran, ağıotu, (bot). Conium maculatum. water hemlock su baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هم] kaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همنام] adaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. Irsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Alyuvarların en önemli cevheri. Birleşiminde demir, azot, oksijen, kömür ve kükürt vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemoglobin. haemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The normal coloring matter of the red blood corpuscles of vertebrate animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In arterial blood, it is always combined with oxygen, and is then called oxyhemoglobin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the iron-protein component in the red blood cells that carries oxygen to body tissues. substance in the red blood cells that supplies oxygen to the cells of the body. iron-containing, oxygen-carrying pigment in red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The iron-containing pigment of the red blood cells which carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance contained within red blood cells that carries oxygen from the lungs throughout the body Hemoglobin is responsible for the color of red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hemoglobin is a substance contained within the red blood cells and is responsible for their color It has the unique property of combining reversibly with oxygen and is the medium by which oxygen is transported within the body It takes up oxygen as blood p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying part of the red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molecule in the red blood cell that carries oxygen Hemoglobin combines with oxygen in the lungs and releases it in the tissues It is what makes blood red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen from the lungs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen to all parts of the body Hemoglobin is measured in grams per deciliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein inside your red blood cells It is the part of the red blood cell that carries oxygen from your lungs to the rest of your body Hemoglobin also carries sugar, because sugars can stick to all kinds of proteins in your body. a type of protein in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iron-containing conjugated protein or respiratory pigment occurring in the red blood cells of vertebrates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A respiratory protein contained in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues of the body Its structure consists of two pairs of globin chains and a heme group that binds the oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This protein carries oxygen in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron-containing pigment of the red blood cells that carries oxygen from the lungs to the tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein in red blood cells that transports oxygen and carbon dioxide and gives blood its red color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The component of red blood cells that carries oxygen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemoglobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemofili kanın pıhtılaşmaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanama. hemorrhagic (s). kanamaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). basur, emeroit. hemorrhoid'al (s). basura ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanamayı kontrol altına alan alet veya ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenevir, kendir, (bot). Cannabis sativa; esrar, haşiş; kenevir lifi; (k).dili idam ipi. Indian hemp hintkeneviri, (bot). Apocynum cannabinum. Virginian hemp, water hemp su kendiri, (bot). Acnida cannabiona; su keneviri, (bot). Bidens tripartita; ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. accomplice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همپا] arkadaş, kafadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراز] sırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همریش] bacanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسال] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسایه] komşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همسفر] yoldaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow townsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ هم شهری] hemşeri. 2.yurttaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همسر] eş, karı kocadan her biri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemşehrî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir memleket ahalisinden olanlar arasındaki münasebet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم سن] yaşıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sick nurse. sister. health visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sister kız kardeş. bacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sicknurse. trained nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همشيره] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood kız kardeşlik. nursing hastabakıcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم صحبت] sohbet arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (terz). kumaşın kenarını ajurla bastırmak, ajur yapmak; (i). ajur, antika, sıçandişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denk, müsavi, eşit, eş, benzer, şebih, nazîr: Bihemtâ = Benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همتا] eş, benzer, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz, Ar. müstevî. 2. Uygun, muvafık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هموار] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daima, her zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همواره] daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kese, torba, çanta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هميان] heybe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ همزاد] doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da ve Arap asıllı eski Türk alfabesinde kısa a veya e sesi veren işaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the same level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level / grade crossing / passage. grade crossing. level crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Peygamber’irı hırkası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيره سر] sersem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabanturpu, bayırturpu, yabani lahana, acırga, karaturp, bot. Armoracia lapathifolia. horseradish tree banağacı, bot. Moringa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir evde barınacak yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government commissioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beyinsiz, akılsız, deli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında iki: Parayı bölüştüler, ikişer lira düştü. Bu fidanları ikişer liraya aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time. two by two. in twos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İlk baş, ilk önce, birinci.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları


İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz, etrafına dikkat etmez, dalgın. inobservance i. dikkatsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ortaya eklenen şey; kitap ortasına eklenen sayfalar; bir mecmua veya gazete arasına konulan ilâve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sokmak, arasına sıkıştırmak, ortasına geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekleme; eklenen şey; bir ilânın gazeteye bir defa konması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses, ağ ve video verilerinin yalnızca bir veri hattı üzerinden iletilmesini sağlayan iletişim standardı. ISDN, analog telefon şebekesinin değiştirilmesini başlatmıştır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oniki, 12: Elmme-i İsnâ-aşer = Oniki İmam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اثنی عشر] oniki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. hopeful. pollyanna. roseate. sanguine. optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimistic. sanguine. optimist. optimistic nikbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. rose coloured. sanguine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyimser olma hâli, iyimser davranma, nikbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. juge commisaire). (hukuk) İflâs İşlerine bakmak üzere mahkeme tarafından tayin olunan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overwhelming majority. crushing majority. whooping majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparator; bilhassa Kutsal Roma Germen imparatoru ile Avusturya veya Alman imparatoru, kayser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leukemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Vücudun her yerinde sıkabilen, erkenden çaresine bakılmazsa, insanı öldürebilen ağrılı ur.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancer. carcinoma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancerous. suffering from cancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancerous. malignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cancérologie

kanser bilimi

Kanseri ve ona yol açan hastalıkları inceleyen tıp dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karoseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coachwork. bodywork. body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. automotive bodies. carriage body. coachwork. vehicle body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerde, motor, makine, tekerlek ve şasi gibi kısımların dışında kalan doğrama, döşeme gibi şeylerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاروان سرای] kervansaray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başlıca Edirne taraflarında yapılan bir çeşit peynir, üç dört parmak kalınlığında, tekerlek biçiminde yapılır: Kaşar peynir, kaşar peyniri. 2. mec. Arsız, yüzsüz, vurdumduymaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاسهء سر] kafatası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kasîdeserâyân). Kasîde söyleyen, kasîde yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kasîde-serâ). Kaside söyleyenler, kaside yazanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قصيده سرا] kaside şairi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered capital. authorized capital. capital. registered capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Authorized Capital)

Ortaklıkların, esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla, Yönetim Kurulu Kararıyla, Türk Ticaret Kanunu’nun sermayenin artırılmasına dair hükümlerine tabi olmaksızın çıkartabilecekleri, azami hisse senedi miktarını gösteren, Ticaret Sicili’ne tescil edilmiş sermayeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâYSAR) (i. A.) (c. kayâsire) (L. Caesar). Eski Roma ve Bizans imparatoru: Kayser-i RÜm (meşhur Sezarin adından gelir; Çar kelimesi de bunun Slavca şeklidir). 1871’den sonra Batı Roma imparatorlarına halef olduğu kabûl edilen üç Almanya imparatoru da bu unvanla anılmıştır: Kayser Wilhelm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kayseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kayseriyye). Kaysere ait (Kayseri şehrinin adı buradan gelir ve aslı Kaysariyye’dir). (tıp) Ameliyyât-ı kayseriyye = Sezaryen. Çocuğun sezaryenle alınması ki, meşhur Sezar bu şekilde dünyaya gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın baş vurmasına mâni olan kayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dülger ve marangoz Aleti ki, kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin, öteki tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, Fars. tîşe. mec. Nalıncı keseri = Kendine doğru yontmak için kullanılır. mec. Menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze. adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet’te bir çeşme ki, Hazret-i Ali’nin sâkîliğini edeceği söylenmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کوثر] cennet. 2.cennetteki bir havuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Maddi ve manevi çokluk, kalabalık nesil. 2.Cennette bir havuzun ırmağın adı. 3.Kur’an-ı Kerim’de en kısa sure.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. vişne rakısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Emniyet teşkilâtında üçüncü rütbeye yükselmiş polis görevlisi. 2. Şirketleri ve toplantıları hükümet adına murakabe etmekle görevli kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commissary. commissioner. commissar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police superintendent. superintendent. police captain. captain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high commissioner. ranking police officer. government inspector of firms. government observer at public meetings. commissar. commissary. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komiserin işi veya vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Komiserlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki sanatkârlarının, dinleyiciler huzurunda icrada bulunmaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concert. impresario. concert dinleti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concert. performance. musical performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Konçerto.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. conservateur

tutucu

Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservatoire. conservatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservatoire. conservatory. school. academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Hususî usullerle uzun müddet bozulmadan dayanacak hale konmuş yiyecek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canned. tinned. canned food. bottled food. preserves. preserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

can. tinned food. canned food. preserves. tinned. canned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canned food. tinned food. canned. tinned. conserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

can , preserve , preservered food , tin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to preserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

making or selling of canned food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Toprağı rüzgar erozyonundan korumak için dikilen ağaçlar ve çalılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâdiseleri umumiyetle menfî tarafından gören; her işin sonunu kötü gören, iyimser karşıtı, Fars. bedbin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. pessimistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. pessimist. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pessimistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrywart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mevlevîler’in kudûm’a verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlaşılmaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) lama manastırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fiz.) leyzer, ışık dalgalannı kuvvetlendiren veya üretebilen bir çeşit meyzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. daha küçük, daha az, iki kimse veya şeyin küçüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaybeden kimse; ziyan eden kimse. a good loser oyunu kaybedince kızmayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşr» dan iz, im.). Ölülerin dirilip ayağa kalkacakları yer ve zaman, kıyâmet: RÜz-i mahşer; mahşerde herkes hareketlerinden mes’Ül olacaktır. 2. mec. Pek kalabalık topluluk, izdihâm: Düğün evi mahşer olmuş, mahşere dönmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the last judgement. armageddon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the last judgement. great crowd. great confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محشر] kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Huy, tabiat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgment day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgment day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mahşeri andıran, mahşerle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmetçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. menservants) uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معشر] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. düzenli frekansı olan ve elektromanyetik dalgalar meydana getiren veya frekans ve görünüşü aynen muhafaza ederken bu dalgaları kuvvetlendiren herhangi bir tertibat, meyzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «işret» ten im.) (c. meâşır). Birlikte yaşıyan insanlar topluluğu, yığın, cemiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güçlük, zorluk, çaparazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâşere, topluluğa alt olan, ortaklaşa: Mâşerî vicdan, mâşerî devlet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معشری] kollektif, ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماتمسرا] yas tutulan ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. matematikle ilgili, kesin, tam. mathematically z. matematik yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matematik. abstract veya pure mathematics kuramsal matematik. applied mathematics . uygulamalı matematik. higher mathematics yüksek matematik. mathemati'cian i. matematikci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tic. mark. mavzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. dövüşe yarar uzuvlarından birini sakatlayarak bir kimseyi müdafaasız bırakma suçu; kargaşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معشری] kollektif.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «merhem» den galat), (bk.) Merhem.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğu Sultanı hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. testere gagalı ördek, zool. Mergus merganser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâhim). 1. Yaralara ve ağrıyan yerlere sürülmek üzere verilen yağlı ve yarı donmuş kıvamda ilâç: Yaraya merhem sürmek, merhem kullanmak. 2. mec. Acı ve şiddeti geçirip yumuşatacak şey; teselli sebebi. Merhem-) dil = Gönül merhemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. balm. pomade. pomatum. unction. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream. emulsion. ointment. salve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ointment. salve. emulsion. pomade. unguent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرهم] pomad, yara kremi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1. Parlaklık verilmiş iplik. 2. Bu iplikle yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسرات] sevinçler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sürür» dan mîmli masdar). 1. Sevinç. 2. Sevince alt tören, şenlik, düğün, Ar. sûr: icrây-ı meserret. Meserret-bahş = Sevindiren, meserret ve sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسرت] sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sevinçl(Erkek İsmi) Şenlik, sevinç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yesâr»dan). Ordunun sol kolu, sol cenah. Zıddı: meymene.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميسره] sol kanat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrokimya, ufak miktarlarla ilgilenen kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tedavi edilmeyen mide ülseri, müzmin gastrit ve çok içki içmenin neden olduğu bir çeşit kanserdir. Hastanın göğüs boşluğunda, yanma ve ağrı, sık sık susama, bulantı, kusma, kansızlık, ruhi çöküntü, az idrar ve sert büyük abdest görülür. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, iyileşme ihtimali o kadar fazla olur. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, su.

Hazırlanışı : Bir bardak sıcak suya, taze koparılmış ve ufalanmış 1 tane karanfil çiçeği konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp, aç karnına içilir. Bu işlem her yemekten önce tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان سرا] misafirhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. mixer

1. tek. çırpıcı, 2. tek. karmaç

1. Pişirmeden önce malzemeyi çırpan, karıştıran elektrikli alet. 2. Pişirmeden önce malzemeyi çırpan, karıştıran elektrikli alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beater. blender. mixer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixer. blender. beater. cement mixer. shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cimri kimse, pinti kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sefil, pek fakir; dertli, bedbaht, perişan; mutsuz; acınacak halde; zavallı; k.dili hasta; sefalet getiren; süfli, aşağılık, pek kötü; utanmaz. miserably z. pek fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. Mezmurlar kitabında 51'inci Mezmur (Latince metin de bu kelime ile başlar); bu Mezmurun bestesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda yaralı şovalyeyi azaptan kurtarmak için son darbenin vurulduğu hançer; manastırda oruç gibi bir vecibeden affedilme; manastırda böyle affedilenlere mahsus oda; kilisede ayakta ilâhi soyleyenlerin dayandığı küçük çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. merhamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cimri, hasis, pinti. miserliness i. cimrilik, pintilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dert, ıstırap, acı; sefalet; bedbahtlık; leh. eziyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. morfem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Halk ile birlikte yaşayıp hoş geçinme, (bk.) Adâb-ı muâşeret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşr» den İmef.) (mü. muaşşere). 1. On parçadan yapılmış veya on kısma bölünmüş, onlu, onluk. 2. Şiirde on mısrâlı kıt’alardan yapılmış manzume. 3. (i. A. matematik). On açısı olan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cbeşr» den mesdar). 1. Girişme, tutuşma, başlama: O kitabın yazılmasına bugün mübâşeret edeceğim. 2. Cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den imef.) (mü. mübeşşere). Tebşîr olunmuş, müjde verilmiş, bir iyi haberle sevindirilmiş: Af ile mübeşşer. Aşere-i Mübeşşere = Peygamber’in hayatlarında cennetle müjdelediği en seçkin 10 sahâbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behm» den imef.) (mü. mübheme). Belirsiz, sınırsız, tayin olunmayan, her tarafa çekilebilen: Müphem söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (Türkçe’de). Belirsiz bir mânâya delâlet eden kelimeler: Ne, kim, kaç vs. gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mübhem olma hâli, belirsizlik, bellisizlik, örtülülük, anlaşılmazlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İbşar olunmuş, müjdelenmiş, mübeşş(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kendisine bir şey tesir etmiş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesr» den imef.) (mü. müfessere). Açıklanmış, tefsir olunmuş: Ibârât-ı müfessere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minute of dissent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd.den imef.) (mü. mümehhede). 1. Yapılmış. 2. Düzenlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den imef.) (mü. mükessere). Kırık, kırılmış, Fars. şikeste. (e.) (Arapça gramerde) cem’-l mükesser = Kaidesiz, bükümlü çokluk ki, harflerin değişmesiyle olur: Nedim, nüdemâ; şiir, eş’Ar; tanbOr, tanâbîr... gibi. Zıddı: cem’-i sâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den imef.) (mü. mülheme). Ilhâm olunmuş: Aşktan mülhem bir şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspired. revealed by inspiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemk» ten if.) (mü. münhemike). Bir işin üstüne çok düşen, Osm. inhimâk eden: Dersine pek münhemik bir talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten if.). (mü. münşerihe). Açık, ferahlı, eğlenen, sıkılmayan: Hatırı, kalbi münşerih olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vague. indefinite. ambiguous. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguous. equivocal. vague. indefinite. uncertain. cloudy. dark. doubtful. equivocate. exigent. hazy. loose. nebulous. recondite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhemiyyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. haziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Arapça «mlnşâr» dan). Marangoz ve çıkrıkçı gibi esnafa mahsus eğri testere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten imef.). Teşrih olmuş, otopsi ile açılmış ceset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten imef.) (mü. müşerrefe). Şereflenmiş, şerefli, şeref ve izzete erişmiş, teşrifinizle müşerref olduk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» den if.) (c. müşerrihîn). Teşrih yapan doktor ve bilgin, anatomi mütehassısı, Fr. anatomiste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imef. (mü. müstefheme). Anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şer’» den if.) (yapma kelime). Şeriat ile uğraşan bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «reşh» den if.) (mü. mütereşşiha). Ter gibi sızan, terleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mütteheme) («müttehim» şekli yanlıştır). 1. İtham olunan, şüphe olunan, kendisine bir cürüm ve kabahat yüklenen. 2. Kabahatli, bir suç işleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yüsr» den imef.) (mü. müyessere). Kolayı bulunup yapılan, rastgelen, nasip olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişilmek, işe başlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهم] belirsiz, belli belirsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şeref kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi ve emsali olmayan, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Düz olmayan. 2. Uymayan, uygunsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Türk müziğinde birleşik bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisi makam ve dizilerinde tam sekizli ve beşlilerin toplam sayısı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nurser).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir evde çocuklara ayrılan oda veya daire; fidanlık. nurseryman (i.) fidanlık bahçıvanı. nursery rhyme çocuk şiiri. nursery school anaokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) görünür; öIçüIür; izlenebilir; incelemeye değer, dikkat etmeye değer; görülür, ayırt edilebilir. observably (z.) görülecek şekilde. observingly (z.) dikkatle bakarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerine getirme, yapma; görenek, adet, örf; tören, usul; mezhep, tarikat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikkat eden, dikkatli, riayet eden; itaatli, kanuna riayetkâr. observantly (z.) dikkat ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkatli bakma, inceleme; gözlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rasathane; etrafın manzarasını seyretmek için yapılmış kule.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. astronomi). Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. observatoire

gök b. gözlemevi

Gök gözlemleri yapan, gök cisimlerini ve olaylarını inceleyen yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek; yerine getirmek, tutmak; ileri sürmek, düşünceyi belirtmek; gözlemek; kutlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkat eden kimse; gözleyen kimse; uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Paid in Capital)

Esas sermaye sistemine tabi ortaklıklarda, ortaklarca taahhüt edilen sermayenin nakden ödenmiş kısmıdır.


Finansal Terim by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. passers-by) yoldan gelip geçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., zool. tüneyen ötücü kuş; serçegillerden herhangi bir kuş; s. tüneyen ötücü kuşlar takımına ait; serçe gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

peşmelba, şurup ve şeftalili dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.ışığın kimyasal etkilerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fotokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. filim ile dizme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony görüntü ve video düzenleme yazılımı paketi

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Farklı sıcaklıklarda bile frekans ayarı sağlayan ayarlama devresi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. poz veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaşırtıcı soru veya mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklama, saklanma; muhafaza, koruma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. saklayan, koruyan; i. koruyucu şey, bozulmayı önleyici kimyasal madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. reçel, şekerleme; av hayvanları için ayrılmış koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, esirgemek, vikaye etmek; saklamak; reçelini yapmak; konsevesini yapmak; çürümesini veya bozulmasını önlemek, sağlam tutmak, dayandırmak. preservable s. korunabilir, saklanabilir; konservesi yapılabilir. well preserved dinç, genç kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dikiş makinasında ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Atkestanesi, su.

Hazırlanışı : Bir tencere suda 2 avuç atkestanesi haşlanır. Günde 5 tane yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemi muhasebecisi veya veznedan. pursership i. gemi veznedarlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oğul, erkek evlât.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Oğul, erkek çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پسر] oğul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek ısıyla meydana gelen kimyasal değişikliklere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yanın radyoaktif unsurları inceleyen dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe çiçeği, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya, 1 tutam kuru menekşe çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra 20 dakika bekletilip, süzülür. Bu suyla rahim yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. rezerpin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer ayırtma, ayırtılmış yer; açığa vurmama, fikrinin hepsini söylememe; hıfız, muhafaza, bilhassa şahsı için saklama; şüphe; şart, ihtiraz kaydı; A.B.D. bilhassa kızılderililer için ayrılmış arazi parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ihtiyaten saklamak, ilerisi için saklamak; hakkını muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtiyat olarak saklanan şey; çekinip sıkılma ve açılamama; ilgisizlik, kayıtsızlık; ağız sıkılığı; ask., çoğ. yedek askerler; çoğ. yedek kuvvet; ihtiyat akçesi; orman olarak ayrılan araziç reserve air biyol. ciğerde daima bulunan hava kalıntısı. res

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başka zaman veya muayyen bir kimse için saklanılmış; çekingen; ağzı slkı; vakur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. su haznesi, su deposu, sarnıç, bent; hazne; havza; depoda saklanan ihtiyat eşya; f. hazne veya depoda saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fiilden türetilmiş (kelime); kelime yapımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yataktan kalkan kimse; merdiven basamağının dik olan kısmı; sahneye konabilen basamaklı platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Venture Capital Investment Trust)

Kayıtlı sermayeli olarak kurulan ve çıkarılmış sermayelerini esas olarak sermaye ve faiz kazancı elde etmek amacıyla risk sermayesi yatırımlarına yönelten halka açık anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. döner şişi; pişmiş yemek dükkânı; müşterilerin seçtikleri yemeği pişirip veren lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı Amerika kızılderili kabilelerinde reis; parti şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En üstün, deha eseri olan sanat mahsulü. Bir zamanlar bu mânâda «şeh-kâr» kullanılmış, «şâheser» i, Fr. chef d’oeuvre’ü tercüme ederek, ilk defa Kemal Emin Bara kullanmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. masterwork. magnificent. chef d'oeuvre. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شاه اثر] üstün nitelikli eser.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Değerli, üstün nitelikli. Kalıcı, değerli, üstün yapıt.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoreline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of art. artistic work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

matb. düz harfler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Savaşan asker, insan, savaşçı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mata) plan, tasarı, şema. schemat'ic s. şematik, şema halinde. schematically z. şematik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sistemli bir şekilde düzenlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tasavvur olunan düzen, plan proje; sınıflandırma cetveli; tertip entrika, dolap; f. tertip etmek, tasavvur edip kurmak; plan yapmak; dolap çevirmek, entrika çevirmek. schemer i. plan yapan kimse; dolap çeviren kimse, düzenbaz veya hilekar kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک سر] dangalak. 2.aşağılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. self-service

seçal

Kafeterya, lokanta, büyük mağaza vb. yerlerde yemeği alma, parayı kasaya ödeme gibi bazı hizmetlerin alıcı tarafından yerine getirilmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi fikrinde ısrar eden, kendini empoze eden, kendini zorla kabul ettiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefsini koruma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. selfservis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Salsara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Baş, tepe, kafa, Ar. re’s. 2. Baş, reis: Sertabip, sermuharrir. 3. Uc, kenar: Ser-rîşte = İp ucu. 4. Son, nihayet. Ez-ser-i nev = Yeni baştan, yeniden. Ser-be-zemîn = Başını yere koyarak. Serdengeçti = Eski bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm şeriatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm şeriatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞERR) (i. A.) (c. şürûr). 1. Kötülük, fenalık, kötü iş, zıddı: hayr. 2. Kavga, fitne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservatory. greenhouse. hothouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. top. summit. apex. greenhouse. hothouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SER Systems previous owners of Locam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Designation for a round Service Entrance cable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Services, Employment Redevelopment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The soft error rate is the frequency of errors caused by alpha particles, cosmic radiation) and other factors which do not permanently damage the memory system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Series. to be; Soy I''m.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substitution Error Rate or the rate of occurrence of incorrect characters from an automatic identification system. serial. to be.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soft Error Rate When a high energy charged particle like alpha particle passes into depletion layer of SRAM cell, it usually excites a lot of bound electrons and generates a bunch of electron-hole pairs which may cause switch the bit state of memory cell

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enormity. evil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evil. wickedness. harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سر] baş. 2.başkan. 3.uç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شر] kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرع] din kuralları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeniden başlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SER-AHENG) (i. F. ser = baş, Aheng = çalgı). Çalgı takımının başı, orkestra şefi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, Amed = geldi) (c. serâmedân). Başa gelen, en başta bulunan, reis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). t. Asker ve ordu kumandanı, Ar. kaaid. 2. Harbiye nâzırı, millî savunma bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seraskerlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarkı söyleyen, Osm. tegannî ve terennüm eden, hânende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serbest, rahat, başıboş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Korkusuz, cesur, pervâsız. 2. İran’da bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başbaşa, baştanbaşa, büsbütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başa bağlanan veya sarılan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı bağlı veya örtülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, bülend = yüksek) (c. ser-bülendân). Başı yüksek, başta gelen, üstün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeşmebaşı, suyun kaynağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mekik dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş pişirici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Askerbaşı, kumandan. Serdir-ı ekrem = Osmanlı devrinde, pâdişâh olmadığı zaman onun yerine kumanda eden başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Defterin başında kaydedilen, en başta bulunan, en ileri geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Başını eğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başını yükselten, başta gelen, Osm. temâyüz eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıbet, son.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parmak ucU.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serefrâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş eğme, Ar. itaat, Inkıyâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönen, şaşkın, Avâre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı kızmış, sarhoş, kızgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönmüş, şaşkın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı ağır, sersem, mahmur, sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Bir atlı bölüğünün veya bir kervanın başı, ileri geçeni, reisi. 2. mec. Baş, reis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). işin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. ser = uc, mO = kıl). Kıl ucu, kıl kadar, pekaz. (menfi cümlede): Hiç, asla: Emrinizden ser-i mO şaşmadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sergerde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Başvurma. 2. Başa vuracak şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mahalle ve sokakbaşı. 2. mec. Sevgilinin semti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, nâme = mektup). 1. Mektup, risâle ve kitap vesaire başında yazılan yazı. 2. Serlevha, başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. ser = baş, nigûn aşağı). 1. Başaşağı, Ar. mâkûs. 2. mec. Talihsiz, bedbaht. Ar. menkûb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. ser = baş, nüvişten = yazmak). 1. Başa yazılan, alın yazısı, kader, takdir. 2. Sernâme, unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dopdolu, mâlâmâl, taşkın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baştan ayağa, kadar, baştan aşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Baştan başa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Baş tacı, başa giyilen tac, 2. mec. Başa giyilen tac gibi saygı ve sevgi duyulan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başvurmuş, baş gösterilmiş. Ser-zede-i zuhûr olmak = Çıkıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Toprak, Fars. hâk. 2. Yer, arz, zemin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söyliyen: Gazel-serâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservatory. forcing bed. forcing frame. forcing house. frame. garden frame. glasshouse. greenery. greenhouse. hothouse. orangery. plant-house. span. stove. winter garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greenhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greenhouse. hothouse. coolhouse. glasshouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثرا] toprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرا] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Saray. Büyük konak. Köşk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Saray perdesi. 2. Pâdişahlara mahsus otağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). Çölde uzaktan vâha gibi görünen ve ışık kırılmasından ileri gelen hâl, pusarık, ılgım salgım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سراب] serap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çöllük arazide, ışık kırılması sonucu görülen aldatıcı gerçek olmayan hayal, ılgım, salgım. - Türk dili açısından “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرابخوار] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük saray, saraycık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Saraycık, küçük saray, konak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building or selling greenhouses. commercial growing of hothouse flowers. vegetables or fruits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâdıkat). 1. Büyük perde. 2. Otağ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin şereflisi, büyüğü. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرافت] şereflilik. 2.soyluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet. Hz.Muhammed (s.a.s)’in soyundan olma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرآغاز] başlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saray; harem dairesi. the Seraglio Topkapı Sarayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kervansaray; saray.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerife). Şerifler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîfe). Şerifler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeriha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serîre). (bk.) Serîre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرائر] sırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîta) (dilimizde olmadığı için «şart» ın cem’i olarak kullanılır). Şartlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرائط] koşullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شراکت] ortaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Baş yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرآمد] ileri gelen, önde gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سر آمدان] ileri gelenler, önde gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) 1. Çömlek, çömlekçilik. 2. Çömlek çeşidinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramic. made of ceramic. ceramic objects. tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramicist. ceramist. seller of ceramic object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fata morgana. mirage. will-o'-the-wisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally. completely. from head to foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سراپا] baştan ayağa, bir baştan bir başa, tüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Baştan ayağa, bütün, hep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساراپرده] saray perdesi. 2.otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. phim) en yüksek melekler sınıfından biri. seraphic(al) (s.) meleğe ait, melek gibi, çok güzel. seraph'ically (z.) melek gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şerârât). Kıvılcım. Şerâre-pâş = Kıvılcım saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şerârât). Kıvılcım. Şerâre-pâş = Kıvılcım saçan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شراره] kıvılcım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kıvılcım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرارت] kötülük, şerlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baştanbaşa, bütün, tekmil, birdüziye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سراسر] bir baştan bir başa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Baştan başa, büsbütün. 2.Altın veya gümüş telle dokunmuş kıymetli bir çeşit kumaş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titizlik, geçinememe, geçimsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titizlik, geçinememe, geçimsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hayran, şaşkın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سراسيمه] afallamış, sersemleşmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ سرعسکر] başkomutan. 2.savunma bakanı, harbiye nazırı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün ikinci Mahmut Mısır Çarşışı’nda halk arasında gezinirken uğradığı bir dükkanda kendisine kahve getiren sevimli bir kahveci çırağını çok sevdi. Hemen o gün saraya alınan çocuk sonradan tarihimizin meşhur Serasker Rıza Paşa’sı olmuştur.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ سرعسکری] başkomutanlık. 2.savunma bakanlığı, harbiye nazırlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serasker makamı, unvan ve sıfatı: Filân paşa iki kere seraskerlik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Don, şalvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saray.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرای] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ay gibi güzellerin başı. 2.Büyük konak. Saray.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezeleri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeriat). Şeriatlar. (bk.) Şeriat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeriat). Şeriatlar. (bk.) Şeriat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرایع] şeriat hükümleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. şiryân). Şiryanlar. (bk.) Şiryân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şiryân). Şiryânlar. (bk.) Şiryân.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Serbest, özgür. Rahat, dertsiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A: anatomi). Sarsakları kuşatan içyağı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Sırp, Sırplı; Sırp dili; (s.) Sırp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربسر] bir baştan bir başa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kayıtsız, hür. Ar. muhtar. 2. mec. Mahcup olmayan, utanmayarak hareket eden, sıkılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavalier. disengaged. easy. exempt. fetterless. footloose. free. freehearted. freewheeling. go-as-you-please. independent. latitudinarian. leisure. liberal. at liberty. loose. open. permissive. quit. unattached. unbound. unchecked. unconfined. uncons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footloose. free. leisured. liberated. loose. rakish. spare. unattached. welcome. unreserved. frank. unconstrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. unrestricted. open. unobstructed. at ease. who behaves in too free-and-easy way around men. at large. broad / adj ,. disengaged. floating. footloose. go as you please. independent. at leisure. leisured. liberal. quit. spare. unchecked. uncon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سربست] özgür. 2.kayıtsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emancipate. free. liberate. loose. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deallocate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free trade zone. free zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all-in wrestling. catch-as-catch-can wrestling. all in wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self employment-. professional service. professional occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vers libre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free-kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely. loose. with ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serbestlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربستی] serbestlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe easily. to feel relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hür ve serbest olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. independence. latitude. looseness. permissiveness. unconstraint. unrestraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude. loose. freedom. independence. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. lack of restriction. easy manner. ease. ease of manners. facility. freedom. independence. latitude. leisure. unrestraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سر بسجود] alnı secdede.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), t. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen İlâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen ilâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شربت] şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mayaotu): Kendirgiller familyasından; yurdumuzda da yetişen tırmanıcı gövdeli, çok yıllık bir otsu bitkidir. Gövde ince ve serttir. Yaprakları uzun saplıdır. Kullanılan kısımları dişi çiçek durumları, çiçekler üzerinde bulunan salgı tüyleri ve köküdür. Çiçeklerin terkibinde uçucu yağ, acı maddeler, reçineler, tanen gibi maddeler vardır. Kullanıldığı yerler:Vücudu kuvvetlendirir. Sinirleri yatıştırır. Uyku verir. Şehveti azaltır. İdrar söktürür. Kanı temizler. İştah açar. Mide ağrılarını giderir. Romatizma ve böbrek taşlarının sebep olduğu şikayetleri giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bira imalinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Sırbistan. Serbian (s.), (i.) Sırbistan'a ait; (i.) Sırplı; Sırpça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Başta gelen, yüce üstün. - Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربلند] başı yüce, yücebaşlı..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sürOc). Eyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anus, kıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anus, kıç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sevgili, sevilen, başcan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Serçegilerden bir kuş Asıl Türkçe’si çuğur ve çuğurcuk olup sığırcık bunun galatıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adsız parmak, yüzük parmağı. (Halk dilinde: En küçük parmak).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sparrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sparrow. house sparrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sparrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Serçe, tarla kuşu gibi kuş cinslerini toplayan bir ta kim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beş parmağın en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرچشمه] kaynak. 2.pınarbaşı. 3.önder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (sözü) Bağlayıp düzeltmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Soğuk, Ar. bârid. 2. Kaba, haşin, çirkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرد] düzgün dile getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرد] soğuk. 2.sert, haşin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça c. serâdib). Suyu soğuk tutmaya mahsus yer; sıcak memleketlerde serinlikte oturmaya mahsus yeraltı odası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serdâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سردار] önder. 2.komutan, başkomutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan, serdar-ı ekrem.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serdar sıfat, unvan ve vazifesi, başkumandanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başından vazgeçmek, ölümü göze almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person ready to sacrifice his life for a cause or a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fedai, akıncı, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş, gönül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb spread sth out. to have sb hang sth up to dry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baş dümenci, dümen kullanmakla görevli tayfa. 2. Savaş gemilerinde çavuştan yüksek bir rütbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quartermaster. helmsman. steersman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük parmağın ucundan şehâdet parmağı ucuna kadar olan mesafe ve ölçü ki, karıştan küçüktür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sereserpe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry; withered; no longer green; applied to leaves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry; withered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Sear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Claw; talon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the stages that follow one another in an ecological succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of plant communities that successively follow one another in the same habitat from the pioneer stage to a mesic climax. the series of communities that follow one another in a natural succession, as in the change from a bare field to a mature fo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organisms in a community at a given point in the successional sequence The final sere is the climax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The product of succession: the entire sequence of plant communities that successively occupy and replace one another in a particular environment over time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A developmental series of communities a chain of seral stages containing the initial , one or more transitional stages, and a single climax stage. survival, evasion, resistance, and escape. having lost all moisture; 'dried-up grass'; 'the desert was edged

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) sear.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lüzumsuz yere harcama, (İsraf daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yüksek mânevi derece. 2. İftihar, övünme: Bu, benim için bir şereftir. 3. Bir şahıs veya şeyin benzerlerinden seçilmesi, seçkinlik, imtiyaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yüksek mânevi derece. 2. İftihar, övünme: Bu, benim için bir şereftir. 3. Bir şahıs veya şeyin benzerlerinden seçilmesi, seçkinlik, imtiyaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honor. laurels. honour. dignity. glory. reputation. repute. flower. kudos. pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinction. face. glory. honour. kudos. privilege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crown. glory. good repute. honour. kudas. lustre luster. reputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرف] şeref. 2.üstünlük. 3.kıvanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ahlak ve faziletler sonucu meydana gelen manevi yücelik. 2.İyi ün. İftihar edilecek şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şeref-bahşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşiden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref, Fars. bahşîden = bağışlamak). Şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. efzâyîden = artırmak). Şeref arttıran, şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. efzâyîden = artırmak). Şeref arttıran, şeref veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). «Şeref-nümâ» makamının eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). »Şeref-nümâ» makamının eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. resânîden = yetiştirmek). Şeref yetiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. resânîden = yetiştirmek). Şeref yetiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. rîhten = dökmek). Şeref döken, şeref veren, şeref sunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. rîhten = dökmek). Şeref döken, şeref veren, şeref sunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sâdır = sudûr eden, çıkan). Şerefle sudûr eden, çıkan («şeref-sânih» gibi padişah emirleri hakkında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref; sâdır = sudûr eden, çıkan). Şerefle sudûr eden, çıkan («şeref-sânih» gibi padişah emirleri hakkında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sudûr = sâdır olma). Şerefle sâdır olan, çıkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sudûr = sâdır olma). Şerefle sâdır olan, çıkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sunûh = akla gelmek). Şerefle akla gelen (padişah emirleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sunûh = akla gelmek). Şerefle akla gelen (padişah emirleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref; Fars. yâften = bulmak). Şeref ve itibar bulan ve kazanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref; Fars. yâften = bulmak). Şeref ve itibar bulan ve kazanan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرفبخش] şeref veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şerefât). Minarenin ezan okunan yeri: Uç şerefeli minare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şerefât). Minarenin ezan okunan yeri: Uç şerefeli minare.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Büyük, yüce hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir yerin imarından dolayı bir mülke kazandırılan şeref ve itibara karşılık, sahibinden alınan para: Açılan cadde üzerinde bulunan yapılardan şerefiyye alınacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir yerin imarından dolayı bir mülke kazandırılan şeref ve itibara karşılık, sahibinden alınan para: Açılan cadde üzerinde bulunan yapılardan şerefiyye alınacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şeref ve itibar kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şeref ve itibar kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şeref ve itibar kazanmak, kıymet ve itibarı artmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şeref ve itibar kazanmak, kıymet ve itibarı artmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creditable. glorious. proud. honourable. honorable. esteemed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glorious. good. hono u rable. illustrious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Çok nazlı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرافراز] başı yüce. 2.başta gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

padişahın emriyle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerefi olmıyan, namussuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerefi olmıyan, namussuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishonorable. dishonourable. dishonored. inglorious. undignified. dishonest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignoble. scurvy. shoddy. dishonourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

/ adj. cad. ignoble. inglorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishonorableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corruption blood. dishonesty. dishonour. ignominy. improbitu. mala fides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

padişahın emriyle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek şiddetli hırs ve tamah, tamahkârlık, açgözlülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek şiddetli hırs ve tamah, tamahkârlık, açgözlülük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (meteor.) tropikal bölgede güneş batmasından hemen sonra bulutsuz gökten yağan çisenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yaramaz, kötülük eden, edepsiz. 2. Rahvan: Şeremet et.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cérémonie

tören

Anma, kutlama, nişan, evlenme, ölüm gibi sebeplerle yapılan toplantı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). 1. Umumiyetle silindir şeklinde uzun ve kalın çam kerestesi. 2. Üzerine kare yelkenler çekilmek üzere direkler ortasından konan ağaçlar. 3. Seren yapmaya yarayan köknar kerestesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boom. yard. spar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serums.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Uzun, kalın ve silindir şekilli çam kerestesi. Yelkenlilerde ana direğe dik şekilde tutturulan ve yelken germeye yarayan ağaç. Seren yapılan köknar kerestesi. 2.Orun, makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tezcanlı, çevik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (müz.) serenat; serenat müziği; (f.) serenat çalmak veya söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرانجام] son. 2.başa gelen olay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi porsuk ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, endâhten = atmak). Başını atan, koyan, feda eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) beklenmedik şeyler bulma şansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) berrak, açık, sakin; yüce, âli. His Serene Highness Zati Samileri (Avrupa'da prensler için kullanılan bir unvan). serenely (z.) sakince, sükunetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sükunet, huzur; durgunluk, berraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Serendil). - Baş gül. Güllerin birincisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerâre). Şerâreler. (bk.) Şerâre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerâre). Şerâreler. (bk.) Şerâre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرر] kıvılcımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rahat rahat, gönlünün dilediği gibi, çekinip sakınmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yengeç, çağanoz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرطان] yengeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A servant or slave employed in husbandry, and in some countries attached to the soil and transferred with it, as formerly in Russia. a person who is bound to the land and owned by the feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helot. serf. villein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who is bound to the land and owned by the feudal lord. in the feudal system, a person who was bound to the land of his lord and who was transferred with the land when ownership changed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serf Semi-free peasant who worked his lord's demesne and paid him certain dues in return for the use of land, the possession of which was heritable These dues, usually called corvee, were usually in the form of labour on the lord's land Generally this ave

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Someone who is affiliated with, but not a member of, any House.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A peasant Essentially a slave in medieval times. -a slave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) toprağa bağlı köle, serf. serf'age, serf'dom (i.) serflik, kölelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرفراز] başı yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرفرو] başı önde, başı eğik, itaat eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.itaat etmek. 2.başını eğmek. 3.düşünceye dalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) serj, yünlü kumaş; şayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) çavuş; komiser muavini; (İng.) eski yüksek davavekilii sergeant at arms parlamentoda güvenlik görevlisi. sergeant major başçavuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelf. shopwindow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serges.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Laf. 2.Vitrin. 3.Tepelerdeki düzlük y(Erkek İsmi) 4.Yorgun, perişan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرگردان] avare, aylak. 2.şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Baş, reis, 2. Şakt, haydut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sermek» ten). 1. Serilen ve yayılan şey. 2. Satılmak üzere yere serilmiş eşya, meyve vesaire ve bunların serildiği yer: Karpuz sergisi. 3. Fuar, Fr. exposition: Paris’in 1900 sergisi. 4. Devlet hazinesinde karşılığında para verilmek üzere muvazene usûlünce düzenlenmiş olan senet. 5. mec. Yorgunluktan serilip yayılmış: Sergi oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibition. display. show. show window. showing. exposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibit. exhibition. show. exposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallery. display. exhibition. show. rug. mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhibition hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salon. exhibition hall / room showroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has set up a display of things to sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «şer-gîr» den galat). Yaramaz, sert, haşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Farsça «şer-gîr» den galat). Yaramaz, sert, haşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibit. exhibition. showing. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhibition. display. displaying. exhibiting. exposition. presentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibit. expose. show. display of smth. emcee. execute. flourish. set out. shew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display. exhibit. to exhibit. to display. to present. to show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to display. to exhibit. to show. to set forth. lay out. make an exhibition. to set on show. show off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be exhibited. to be displayed. to be shown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F ). Gübre. Serglnotu = Bir çeşit sarmaşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir adamın başından gelip geçen şeyler, mâcera.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adveturer. fortune seeker. gentleman of fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرگذشت] macera, serüven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şürûh). 1. Açma, yarma. 2. Bir .kitabı açıklamak maksadıyla kaleme alınan eser. 3. mec. İzah, tafsil, açık anlatma: Bunu bana şerhediniz, anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şürûh). 1. Açma, yarma. 2. Bir .kitabı açıklamak maksadıyla kaleme alınan eser. 3. mec. İzah, tafsil, açık anlatma: Bunu bana şerhediniz, anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annotation. commentary. explanation. interpretation. note. marginal note. declaratory clause. exegesis. exposé. exposition. gloss. paraphrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرح] açma. 2.açılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme ve yarma eseri, bıçak yarası: Kılıçla başında bir şerha açmıştı. 2. Parça, dilim, yarık. Şerha şerha = Şahrem şahrem, dilim dilim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرحه] dilim dilim olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dilim dilim, parçamparça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرحد] sınır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu. - Türk dil kuralına göre “d/t” getirilerek de kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudut başı, iki devlet arasındaki hudut boyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. (=.). Hudut muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şerh» den smüş.). Pek hırslı, açgözlü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kurt, canavar. 2.Baş okuyucu, şarkıcı başı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serhad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border. frontier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. serhengân). Ça vuş, kavas, yasakçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرهنگ] çavuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Çavuş. 2.Türk müziğinde çok eski birleşik makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Asil kan, soylu kan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Belli bir düzene göre birbiri arkasından gelen şeyler dizisi: Kitap serisi, pul serisi, kazalar serisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sür’at» ten smüş) (mü. serta). Çabuk, süratli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serial. chain. quick. rapid. speedy. crash. fast. fleet. high-speed. seriate. sharp. summary. serial. series. battery. cycle. sequence. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battery. course. fast. mass. prompt. ready. round. sequence. series. speedy. serial. quick. swift. rapid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

series. quick. swift. rapid. speedy. fast. gamut. hasty. run. sequence. string. tissue. track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سریع] hızlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çabuk, hızlı.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Tek tel ya da optik arayüz üzerinden veri iletme yöntemi. Kontrol verileri, veri bloklarının arasına yerleştirilebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) seri halinde olan; tefrika halinde yayımlanan, devamı olan; (i.) tefrika. serial number seri numarası. serially (z.) tefrika halinde. serialize (f.) tefrika halinde yayımlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çabuk, sür’atle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (i. şerâyî) (Ar. tâbirlerde «şerîa» şeklinde geçer). 1. Doğru yol. 2. Bir kavim ve ümmetin idaresi için ilâhî kanun: Hazret-i MÜsâ’nın şerîati. 3. Bilhassa islâm hukuku ki «şer’, şer’-i şerif» denir. (bk.) Şer’.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شریعت] din hükümleri. 2.doğru yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerîat taraftarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) birer birer, sıra ile, seri halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ipek gibi, atlas gibi; (bot.) üIgerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipekböcekçiliği, ipekçilik. sericul'turist (i.) ipekböceği yetiştiricisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Brezilya ve Paraguay'a özgü kariyama denilen kuş, (zool.) Cariama cristata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tek ve (çoğ.) sıra, silsile, seri, dizi. in series sıra halinde, arka arkaya. series winding (elek.) seri sargısı, dizi sargısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Seri 60, Nokia tarafından geliştirilmiş Smartphone yazılımı platformudur. Symbian kullanan telefonlara uyumlu bir platformdur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten smüş). (mü. şerîfe) (c. eşraf, şürefâ). 1. Şeref sahibi: Câmî-i şerîf, tefsîr-i şerîf. 2. Soyunda şeref bulunan, asil, ileri gelen (Bu mânâ ile başlıca cem’i «eşrâf» kullanılır). 3. Hz. Hasan yoluyla Peygamber’den inenler veya bu iddiada bulunan (bu mânâ ile cem’i «şürefâ» gelir), (bk.) Seyyid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheriff. sherif. shereef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheriff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شریف] şerefli. 2.Hz. Hüseyin soyundan gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şerefli, kutsal. Soylu temiz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (matb.) harfin altında veya üstünde bulunan ince çizgilerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şerif).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. sérigraphie

ipek baskı

Bir lastik silindir ile uygun bir malzemenin şablon maskeye bastırılarak görüntünün bir yüzey üzerine geçirilmesi işlemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk screen printing. screen printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serigraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dokuma veya kâğıt ve derinin kuvvet ve esnekliğini öIçen aygıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Et dilimi. 2. (cerrahî) Büsbütün kopmaksızın bedenden ayrılmış et parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞERİK) (i. A. «şirket» ten smüş.) (mü. şerîke) (c. şürekâ). 1. Ortak, müşterek, bir şirketteki üyelerin hepsi. 2. Arkadaş: O, benim mektep şerikimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شریک] ortak. 2.okul arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ortaklık. 2. Arkadaşlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Serilmiş, yayılmış, döşenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yayılmak, döşenmek, Osm. inbisât etmek: Nişasta kurumak için güneşe serilir. 2. Yatmak, hastalanıp yatağa düşmek: Nezleden bütün ev halkı serildi. 3. Düşmek, dökülmek: Rüzgârdan bütün meyveler serildi; kuraklıktan ağaçların yaprakları serildi. Açılmak, döşenmek: Yataklar serildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spread out. to be hung up. to be flattened by a blow. to sprawl oneself out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Serme işi. 2.Sabırlı. 3.Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sabırlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. chilly. fresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chilly. cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A European finch closely related to the canary. any of various brown and yellow finches of pats of Europe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chilly. cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of various brown and yellow finches of pats of Europe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanarya, (zool.) Serinus canarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Brezilya'da yetişen kauçuk ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. dispassionate. cool-headed. imperturbable. coolheaded. self-possessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool-headed. imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool-headedness. imperturbability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serinlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become cool. become cooler. cool. freshen. freshen up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. to cool. get cool or chilly. to become cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cool off. to get cool. to get chilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az ve hoşa gider surette soğuk olmak, hafif surette soğumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serinlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get cool / chilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Serin hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cool. refresh. refrigerate. to cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cool sb / sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serin olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chill. cool. freshness. fresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chilliness. the cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coolness. chilly. cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hem ciddi hem de güIünçlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ağır, temkinli, aklı başında, vakarlı, ciddi, ağırbaşlı; gerçek, hakiki; önemli; tehlikeli, vahim. seriously (z.) cidden, ciddi olarak. seriousness (i.) ciddiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Taht: Serîr-i saltanat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerr» den smüş.) (mü. şerire) (c. eşrâr, eşirrâ). Hayırsız, kötü adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سریر] taht.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شریر] kötü, şirret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شریر] kötü insan, kötülük eden insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Taht. Yatacak y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâir). Gizli şey, sır, gizli fikir ve hâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. tıp) (mü. serîriyye). Yatırıp kontrol altında bulundurarak hastaya bakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. tıp). Hasta koğuşları, hastaya bakılan yerler, klinikler. Sertriyylt-ı dâhiliyye = iç hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hurma kabuğundan ip veya şerit. 2. (cerrahî) Dar ve uzun sargı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bir barsak paraziti, tenya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. belki Arapça şerît’ten). Örme yassı kaytan: Sırma yün, ipek şerit: Kenarlarına şerit çevirmek, pantalon şeriti, kol şeriti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. strip. cord. stripe. ribbon. tape. braid. lane. traffic lane. roadway. tapeworm. fascia. fillet. gut. lace. riband. strap. tab. welt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. braid. cord. cordon. edging. lane. ribbon. strap. string. strip. tape. tapeworm. belt. lane. tapeworm tenya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ribbon. band. streamer. lane. cord. lacing. piping. strap. striation. string. strip. tab. tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شریطه] koşul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şeritle süslemek, şerit çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Vücutları şerit biçiminde ve parçalı olan, asalak olarak insan veya hayvan bağırsaklarında yaşayan yassısolucanlar takımı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سریع الانتقال] kıvrak zekalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hz.Peygamber (s.a.s)’in bulunmadığı küçük askeri birliklere verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şerîate uygun ve tâbî işler: Şer’iyyât ile uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سریه] müfreze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. a.). Şeriata uygun olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) sergeant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Soylu kan, başkan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرکاتب] başkâtip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bitki çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرکرده] lider, baş. 2.elebaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, keşiden = çekmek). Baş kaldıran, itaatsiz, Ar. muannid: Serkeş adam, at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contumacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intractable. unruly. refractory. disobedient. lawless. lawless man. recalcitrant. truculent. vocal person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکش] dikkafalı, inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Serkeşlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکشی] dikkafalılık, inatçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serkeş olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unruliness. intractableness. refractoriness. contumaciousness contumacy. ill- nature. recalcitrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Kadın İsmi) - Baş kız, kızların, güzellerin başı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mutlu, talihli, kutlu insan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکوی] sokak başı, mahalle başı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir yazının, kâğıt, sahife veya kitap vesairenin başına yazılan yazı, başlık: Bu kitabın serlevhası yaldızla yazılmış; serlevhası eksik bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heading. title. headline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرلوحه] başlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Utanma, mahcûb olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرم] utanç, utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utangaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Şermende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). bk Şermende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Soğuk, kış. Ar. şitâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرما] soğuk. 2.kış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Soğuk kış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tüccarların ve ticaretle uğraşan müesseselerin ticaret esası olarak ortaya koydukları asıl mal, Ar. re’s-ül-mâl: Sermayesi yok ki, ticaret yapsın; bin liralık sermaye ile ticarete girişilir mi? 2. Bir şeyin tâcire mal olduğu meblâğ; ticaret ve kâr payı katılmaksızın olan değeri: Yüz liraya veremem çünkü sermayesi daha yüksek. 3. mec. Kazanılmış bilgiler: Zavallı adam çok yazıyorsa da sermayesi noksan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. stock. stock-in-trade. fund. principal. corpus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. fund. capital anamal. kapital. riches. wealth varlık. servet. prostitute. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. capital, capital stock. proprietorship. outlay. costprice. wealth. cost. fund. bond fund. funds. stock in trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرمایه] anapara. 2.genelev kadını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase)

Yeni hisse senedi ihraç edilerek mevcut ödenmiş / çıkarılmış sermayenin artırılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital market. money market. capital / issue market. capital / money market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Sermayeli, sermayesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owing or investing of capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier. capitalist. investor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owner or investor of capital. equity owner. magnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمایه دار] sermaye sahibi, kapitalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sermek işi. Serilmiş, yayılmış, Ar. münbasıt, mebsut. (bk.) Sermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebediyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمد] ebedî, sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sermediyye). Ebedî, dâimî, bâkî, ölümsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaymak, açmak, yere vurmak, düşürmek. Ipa un sarmak = Boş, yersiz özürler ileri sürmek. Leşini sermek = Çok dövüp ölüm derecesine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spread out. spread. lay. lay out. unfold. stretch. let things slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drape. lay. spread. wrap. to spread out/over. to lay. to hang up. to beat down. to neglect. to lay along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spread sth out on (the ground or floor. to spread sth over. to neglect sth. lay. lay out. leave in the cold. open. spread. stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Meleklerin başı, melek kadar güzel ve iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Utanmış, utangaç, mahçup. 2. Utanacak bir işte bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمنده] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Utangaç, çok utanan, mahcup.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمندگی] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمست] sarhoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarhoş, sarhoşluktan başı ağırlaşıp sersemlemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, içmekten gelen beş ağırlığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمستی] sarhoşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمگين] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Utangaç, mahcup.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمناک] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) vaız, dinsel öğüt, hutbe; nasihat, ihtar. sermonette (i.) kısa vaız. sermon'ic (s.) va'za uygun, vaız kabilinden. sermonize (f.) uzun uzadıya nasihat vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شرمسار] utangaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرمحرر] başyazar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سرمنجم] müneccimbaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرنامه] mektup başlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çok nazlı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş okşayan, sevecen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرنگون] başaşağı, tepetakla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tepetakla olmak, başaşağı gelmek, yenilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş ışık. İlk ışık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرنوشت] yazgı, alın yazısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek seromla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - Önder ol, baş ol.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) serom ve tesirlerinden bahseden ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serum.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) seroma ait, seroma benzer, serom meydana getiren. serous membrane yürek zarı, karınzarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eğlencelerde kullanılan ve savrulduğu zaman çözülen, sıkı sarılmış renkli kâğıt şeridi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper streamer. antigorite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sserpentine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sepelemek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle down. to spit down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçan. Etek serpen = Salkım-saçak, çolpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Pençe ucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir takke.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yılan; iblis; yılan gibi hain adam; eskiden kullanılan yılankavi bir nefesli çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yılankavi, yılan gibi kıvrılan; (i.) yılantaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) vücuda yayılan herhangi bir cilt hastalığı. serpiginous (s.), (tıb.) cilt hastalığı olan, yayılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İyi geliş, büyü, güzelleş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Azar azar saçılmak. 2. (çocuk) Gelişmek, boy atıp büyümek. Yüreğe su serpilmek = Ferahlamak, huzura kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sprinkled. to be scattered. to thrive. to blossom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sprinkled. to be scattered. to grow. to sprinkle down. to spit down. blossom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yağmur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Azar azar serperek yağan yağmur. 2. Dökülen bir sıvıdan sıçrayan damlalar: Serpintiden üstübaşı ıslandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzling. scattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Azar azar serpmek: Şu tavuklara biraz yem serpiştir. 2. Az miktar su saçmak: Bir bulut biraz yağmur serpiştirerek geçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle. to scatter or distribute. to drizzle. to spit. to scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle or scatter sth here and there in small quantities. to sprinkle down. to spit down. intersperse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Serpmek işi. 2. Benek benek, dağınık benek ve çiçek serpilmiş, dağınık: Serpme çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sprinkling. scattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scatter. sprinkle. to sprinkle. to scatter. strew. to spit. to drizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle. to scatter. to sprinkle down. to snowdown. asperse. distribute. spatter. spray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Azar azar saçmak. 2. Azar azar saçılmak, dağılmak: Sakala kır serpmek; biraz yağmur serpmeye başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Serpmek İşini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sprinkle or scatter sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرپوش] başlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşrâr). 1. Kötü adam, fenalık eden, Ar. fâsid, fâsık («şerir» ile aynı mânâdadır). 2. Daha kötü, en kötü. (İtaf. «eşerr» yerine).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شر] kötülük. 2.kötü davranış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Refah ve memnuniyetle yaşayış, hoş hallik. Mukabili: darrâ: Ne serrâda ne darrâda.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Genişlik, kolaylık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سراج] saraç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Çok sevilen, sayılan kimse, baştacı. 2.(Ar.) Saraç.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سراج خانه] saraçhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) testere dişli (yaprak), serrat. serra'tion, serrature (i.) testere gibi dişli oluş, testere dişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şirret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şerriyye, şerre). Kötülüğe ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıkı sıra halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. İpucu. 2. mec. Bir şey hakkında belirtiler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) pek ince testere dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرشار] dolu, ağzına kadar dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «serâsime» den). 1. Aklını toplayamayan: Dumandan sersem oldum. 2. Budala, akılsız, alık: Sersem sersem geziyor. 3. Unutkan, bir şey hatırında kalmaz, zihni meşgul: Sersem oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddy. scatty. dizzy. dozy. scatterbrained. foolish. silly. addle-brained. addle-headed. addle-pated. dull. foggy. light-headed. muddleheaded. muzzy. oafish. opaque. sheepish. stupid. woozy. scatterbrain. silly. stupid. clod. dope. dullard. gunsel. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clot. dozy. mindless. woozy. stunned. bewildered. stupified. foolish. scatterbrained. silly. stupefied. dazed. confused. muddled. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupefied. dazed. confused. muddled. addled. muddleheaded. dopey. silly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light headedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hare brained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagger. stupor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sersem hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reel. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sersem hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. obfuscate. stagger. stump. stun. stupefy. transfix. to daze. to stun. to stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stun. to stupefy. to daze. to confuse. to muddle sb up. to addle. befuddle. bewilder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sersem olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dizziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dazedness. mental confusion. muddleheadedness. muddleheaded action. fuddle. muddle. stupefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ötede beride gezen, başı boş, işi gücü olmayıp boşta dolaşan, derbeder, haylaz, Avâre: Serseri oldu, serseri geziyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. wandering. good-for-nothing. adrift. errant. larrikin. no-good. outcast. roguish. stray. strayed. vagabond. tramp. rascal. bummer. rogue. beat. bum. dawdler. dosser. down and out. drifter. flotsam. flotsam and jetsam. gadabout. hob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bum. drifter. fiddler. hobo. hooligan. outcast. stray. tramp. vagabond. vagrant. drifting. wandering. footloose. stray. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tramp. vagabond. vagrant. good-for-nothing. bum. loafer. adrift. beggar. hedge bird. hiker. layabout. ne'er do well. piker. plug ugly. prowler. punk. runabout. varmint. yob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرسری] aylak. 2.anlamsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stray bullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floating mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serseri bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become loafer / vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serserinin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rascality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a ne'er-do-well. loafer. hoboism. hooliganism. vagabondage. vagrancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serserice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. şerâsif). Kaburga kemiklerinin ön taraftaki uçlarında bulunan kıkırdak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Fars. «serd»den). 1. Katı, yumuşak olmayan, çetin, Fars. dürüşt, Ar. sulb. 2. Keskin: Sert sirke, rakı, tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. stiff. tough. strong. firm. sharp. strict. harsh. drastic. severe. violent. brutal. acrid. adamant. astringent. austere. bad. bitter. bossy. cast-iron. caustic. crusty. cutting. exact. exacting. fierce. flinty. forbidding. get-tough. granite. g.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. acrimonious. adamant. astringent. bad. bitter. boisterous. curt. dour. ferocious. firm. forbidding. fresh. grim. gruff. hard. harsh. heady. leathery. pungent. repressive. rigid. rigorous. rough. rude. scathing. severe. smart. starchy. steely. stern

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. harsh. rough. severe. sharp. tough. potent. austere. brisk. brusque. brutal. crabby. craggy. crusty. curt. draconian. drastic. fierce. forbidding. generous. gruff. heavy handed. high. hot. ill. keen. leathery. hard line. nipping. repressive. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Baştacı, çok sevilen, sayılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İnatçı, direngen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرتاپا] baştan ayağa, baştanbaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرتاسر] baştanbaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sert, katı, acımasız el.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Katı, sırt, acımasız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vesika, belge, tasdikname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. certification

onaylama

Onaylamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleştirmek, (bk.) Sertleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. becoming severe. erection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erection. hardening. stiffening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toughen. harden. stiffen. solidify. become hard. become tough. tighten. tighten up. indurate. get a hard on. have a hard on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bake. harden. stiffen. toughen. to harden. to stiffen. to toughen. to become severe. to become erect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get up. harden. stiffen. toughen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard bitten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardener. stiffener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulcanization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harden. steel. stiffen. toughen. to harden. to stiffen. to toughen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden. to toughen. to harshen. to make sth strong. steel. stiffen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert olan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asperity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrimony. asperity. austerity. rigour. strength. turbulence. vehemence. hardness. toughness. sharpness. pungency. potency. severity. rigor. violence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardness. harshness. roughness. strength. toughness. potency. sharpness. pungency. asperity. austerity. rigidity. rigour. severity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Baş tuğ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Boynuz. 2. Şarap kadehi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Kanın, pıhtılaşmasından sonra kalan sıvı kısmı. Serum fizyolojik = Belirli bir terkiple tuzlu veya şekerli damıtık su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sera. serum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The watery portion of certain animal fluids, as blood, milk, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin watery fluid, containing more or less albumin, secreted by the serous membranes of the body, such as the pericardium and peritoneum. watery fluid of the blood that resembles plasma but contains fibrinogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The clear liquid that separates from the blood when it is allowed to clot This fluid retains any antibodies that were present in the whole blood. the fluid, non-cellular portion of blood that remains after coagulation; lymphatic fluid. a clear fluid that

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The clear portion of any body fluid Blood serum is the clear liquid that separates from blood upon clotting. the fluid component of blood after the cells are removed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The clear, fluid portion of blood lacking both blood cells and fibrinogen It is the fluid remaining after coagulation of plasma, the noncellular liquid faction of blood. the clear or slightly yellowish liquid that remains after the plasma portion is allow

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serum is the fluid portion of the blood ; it is essentially similar in composition to plasma but lacks fibrinogen and other substances that are used in the coagulation process. is the clear, slightly yellow fluid which separates from blood when it clots I

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The liquid portion of blood with the red and white blood cells removed Often used for measurement of chemical substances in the body. the clear portion of blood. a blood component that separates from blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The liquid portion of the blood after it clots The blood is collected in sterile tubes without an anticoagulant and allowed to clot The liquid portion or serum is removed after the clot forms Most chemical tests are performed using serum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fluid obtained on upon separating clotted, whole blood into its solid and liquid components. the clear, straw-coloured, liquid portion of the plasma that does not contain fibrinogen or blood cells, and remains fluid after clotting of blood. the fluid port

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Blood from which cells and fibrin have been removed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The liquid part of blood that makes up about half its volume Serum differs from plasma in that the blood sample has clotted A centrifuge is used in the laboratory to separate serum from cells after blood has clotted. fluid portion of blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Part of the blood containing antibodies. 1) The clear portion of any body fluid; the clear fluid moistening serous membranes 2) Blood serum; the clear liquid that separates from blood on clotting The cell-free portion of the blood from which the fibrinoge

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. s, ra) serom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başa gelen, heyecan verici hâdise, macera, sergüzeşt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure. episode. experience. exploit. adventure macera. escapade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventure. escapade. exploit. push / pull theory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurer. rover. adventurer maceracı. maceraperest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communist adventurism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servigillerden «selvi» de denilen ağaç. Serv-i revân, «erv-i hırâmân = Düzgün vücutlu sevgiliyi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرو] servi, selvi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرو بلند] boyu servi gibi düzgün ve uzun olan sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nazlı, sallanan selvi. 2. Nazlı nazlı, salınarak yürüyen sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرو خرامان] salınarak yürüyen sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرو نهال] fidan gibi düz servi. 2.servi boylu güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرو روان] yürüyen servi. 2.yürüyen servi boylu güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Söz, masal.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Afrika'ya özgü siyah benekli ve uzun bacaklı yaban kedisi, (zool.) Felis serval.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hizmetçi, uşak; köle, kul; besleme, yanaşma. servant boy uşak. servant girl hizmetçi kız. fellow servant kapı yoldaşı. public servant memur, devlet memuru. your humble servant, your obedient servant bendeniz, kulunuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) hizmet etmek, hizmetini görmek, hizmetkarı olmak; yardım etmek; kulluk etmek; tapmak; emrini yerine getirmek; müşteriye bakmak; servis yapmak; işe yaramak, işine gelmek, işini görmek; uygun olmak; yetişmek, elvermek, kâfi gelmek; doldurup at

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرواندام] servi boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş, reis, bir şeyin en ileri bulunanı. Server-i KAinlt = Hz. Muhammed.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. server

bl. sunucu

Bir ağda diğer kullanıcılar tarafından erişilen kaynakları barındıran bilgisayar.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرور] önder, lider, baş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hizmetçi; servis atan oyuncu; tepsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Baş, başkan, reis, ulu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سروران] önderler, liderler, başlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık, başkanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik, maddî varlık. Ashâb-ı servet, ehl-i servet = Zenginler. Ilm-i servet = Günümüzde «iktisad ekonomi» denilen ilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune. havings. means. possessions. wealth. assets. riches. effects. pile. shekels. treasure. property. abundance. affluence. gold. substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asset. fortune. means. money. pile. possession. riches. wealth. possessions. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune. riches. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثروت] zenginlik, varlık. 2.ekonomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ve galatı SELVİ) (I. F. «serv» den). 1. Servigillerin örnek bitkisi: Dağ servisi, Lübnan servisi. 2. mec. Atın alnında serviye benzeyen uzun beyaz nişan. Serv-i »imin, gümüş servi = Denize akseden ay ışığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cypress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(selvi): Servigiller familyasından; genellikle kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Birçok çeşidi vardır. Adi servi 20-30 m kadar boy alabilen, sütun şeklinde bir servi türüdür. Kabukları ince ve düzgün, uzun çatlaklıdır. Yaprakları koyu yeşil renklidir. Sürüngenlerinin ucunda, 3 cm kadar çapında, esmer renkli kozalağı vardır. Dal ve yapraklarından elde edilen uçucu yağın içeriğinde, tanen ve servi kafurusu vardır. Hekimlikte kozalalar kullanılır. Kullanıldığı yerler: İshali keser. Kanamaları durdurur. Şeker hastalığında da faydalıdır. Saçları kuvvetlendirmekte ve diş ağrılarını dindirmekte de kullanılır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) Serbia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by