Hoş-abı | Hoş-abı ne demek? | Hoş-abı anlamı nedir?

Hoş-abı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hos abi

Türkçe Sözlük

(e.). Beğenme, şaşma, öfkelenme, üzülme gibi duygular bildirir: A, ne hoş; aal

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth month of the Jewish year according to the ecclesiastical reckoning, the eleventh by the civil computation, coinciding nearly with August. the blood group whose red cells carry both the A and B antigens the eleventh month of the civil year; the f

Türkçe - İngilizce Sözlük

the blood group whose red cells carry both the A and B antigens. a bachelor's degree in arts and sciences. the eleventh month of the civil year; the fifth month of the ecclesiastical year in the Jewish calendar. the muscles of the abdomen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدار] sulu. 2.parlak. 3.hoş

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Sulu, taze. 2.Parlak. 3.Sağlam vücutlu. 4.Nükteli. 5.Zarif, güzel, hoş. 6.Su veren hizmetçi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah’ın kulu. - el-Latif; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.Latif).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ayva. 2. Suda yaşıyan ve meydana gelen. 3. Açık mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبی] mavi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatlının zıddı, acı ilâç. 2 İçilemiyen tuzlu: Acı su. 3. Mizaca hoş gelmiyen, sert, acı söz. 4. Kulağa kötü gelen: Acı ses, acıağaç = Kavasiye, acıalma = Yenmez bir elma, acıbadem = Acımtırak ve sert kokulu bir cins badem, acıçaça = Bir cins balık, acıhıyar = Ebûcehil karpuzu, acımarul = Hindibâ nev’i, acıyonca = Yoncanın bir-cinsi, bed ve nahoş bir suretle = Acı acı bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayhoş etmek, biraz ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aralık, mesafe: İki ağaç arasındaki açıklık. 2. Ferahlık, nezaret: Gönül açıktan hoşlanır. 3. Meydan, yapı ve saireden boş arsa: Evin önünde bir açıklık vardır. 4. Havanın bulutsuz ve berrak olması: Bugünkü havanın açıklığı. 5. İffet hususunda laubalilik: Bu kadının açıklığı malumdur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. sympathy. commiseration. ruth. pathos. feeling. aching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Domain Group of hosts, routers, and networks operated and managed by a single organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Art Design Architecture and Media. red, a Babylonian word, the generic name for man, having the same meaning in the Hebrew and the Assyrian languages It was the name given to the first man, whose creation, fall, and subsequent history and that of his desc

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşgörüsüz; çok sert; (i). çok sert efsanevi bir taş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). razı olmak, muvafakat etmek kabul etmek, anlaşmak, uyuşmak; (gram). uyuşmak. agree to bir konuda mutabık kalmak, anlaşmak, kabul etmek agree with bir kimse ile mutabık kalmak. agreeable (s). hoş, tatlı; münasip, uygun, mutabık, iyi, güzel

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archway and Hospitals; AW - Archway Furnival; BD - Bedford; BG - Bounds Green; CF - Chase Farm Hospital; CH - Cat Hill; EN - Enfield; HE - Hendon; IH - Ivy House; NC - National Centre for Work Based Learning Partnerships; NM - North Middlesex Hospital ; Q

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association, or American Heart Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association, American Heart Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Hospital Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Associate of the Institute of Hospital Administrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for Adaptec Host Adapter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. mental hospital. metal asylum / home / institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivable. money owed to one. debt owed to one. credit. holding. claim. chose in action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. credit. receivable. chose in action. adjusted trial balance. lien. money on account. receivable item.

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli renklerde, rengârenk. Alacalı bulacalı = istenmiyecek, hoşa gitmiyecek surette çok renkli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fire: Automatic alarms are those received by electronic means from fire alarm systems They can indicate activation of smoke detectors, heat sensors, rate-of-rise detectors, wet or dry sprinkler systems Sprinkler activations are sometimes called waterflow

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary to. against. hostile to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cousin and son-in-law of Mahomet, the beauty of whose eyes is with the Persians proverbial; insomuch that the highest term they employ to express beauty is Ayn Hali - Chardin.

Şifalı Bitki

(Ekşimuşmula): Gülgillerden; kırlarda yabani olarak yetişen bir ağaçtır. Meyveleri; küçük muşmulaya benzer, kırmızı renklidir. Tadı mayhoştur. Hekimlikte meyvesi kullanılır. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a class of caustic bases, such as soda, potash, ammonia, and lithia, whose distinguishing peculiarities are solubility in alcohol and water, uniting with oils and fats to form soap, neutralizing and forming salts with acids, turning to brown severa

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Hawaii Hoş geldiniz; Allaha ısmarladık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Adrian renegade, a Venetian by extraction, who forswore the Christian faith to become a commander in the Turkish army He led the host to the siege of Corinth, while that country was under the dominion of the Doge He loved Francesca, daughter of Minott

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alkaline phosphatase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alto singer. the pitch range of the lowest female voice a singer whose voice lies in the alto clef second highest member of a group; 'alto clarinet or recorder' of or being the lowest female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lower range of woman's voice. a singer whose voice lies in the alto clef. the lowest female singing voice. the highest adult male singing voice. the pitch range of the lowest female voice. of or being the lowest female voice. of or being the highest male

Şifalı Bitki

(croton elutheria): Antil adalarında yetişen “liquidamber/sığla ağacı” denilen ağacın kabuğudur. Kabukların dışı kahverengiye yakın gri; içi ise sarıdır. Yandığı zaman hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser. Hazım bozukluklarını giderir. Kansızlıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geliş, vusul. Yalnız «resm-i hoş-Amedî» tabirinde kullanılır, safa geldiniz demek makamında edilen selâm resmine denir. Kudum tebriki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılık, letafet; (çoğ). hoş tavırlar; hayatın hoş ve konforlu yönleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, sevimli, tatlı. amiably (z). hoş surette, tatlılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğlendirmek, avutmak. amusement (i). eğlence, zevk. amusement park luna park. amusing (s). hoş, eğlendirici. amusingly (z) hoş ve eğlendirici bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (Bazı Arapça tabirlerde bulunur). An asi = Aslından. An cehl = Bilmeyerek. An samîm-ül-kalb = Yüreğin içinden, gönülden. An-gıy&b = Gıyaben, hazır olmaksızın, görmezsizin. An kasdin = Kasıtla, isteyerek. An karîb = Yakında, An yed = Elden ele. Anhu (mü. anhâ) (tes. anhamâ) (c. anhüm): Ondan, onlardan. Radıyallahüanhüm = Allah onlardan razı olsun. Anhâ = Bizden. Anküm = Sizden. Radiyallâhu, anhâ ve anküm Allah bizden ve sizden hoşnut olsun. Anhâ mlnhâ = Şundan bundan, şu bu, öte beri, şöyle böyle ederek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association of National Advertisers An association whose members are advertisers, i e , companies that advertise their products or services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to, or situated near, the anus; as, the anal fin or glands. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compu

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or related to the anus; 'anal thermometer'. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compulsiveness, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method that uses variations in frequency to carry signals Analog means 'analagous' or 'copy of' Analog technology transmits voice signals in the form of electrical signals whose frequency and amplitude are proportional to the vibrations in the voice Tra

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adabalığının midesinden çıkardığı güzel kokulu siyah bir madde ki, Hind Okyanusu sahillerinin bazı sığ mahallerinde bulunur. Misk ü anber. 2. Güzel koku: Anber kokuyor. 3. mec. Zülf-i dilberden kinaye olur. Anber balığı = Balinaya benzer ve karnından anber çıkan bir çeşit balık, adabalığı. Fr. Cachalot. Anber çiçeği = Hubb-ül-misk denilen yuvarlak, sarı renkli ve pek hoş kokulu bir cins çiçek ki, küçük bir ağacın üzerinde olur. Misk ile anber = Pek Alâ, pek münasip, isteğe uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hamsi balığı, tirhos balığı, (zool). Engraulis encrasicholus; ançüez . anchovy pear Batı Hint Adalarında yetişen bir ağacın meyvası; bu ağaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name stems from Angora Rabbit whose hair is exceptionally fine and though light gives much warmth to the wearer For commercial reasons Angora fabrics could also be available using MOHAIR COTTON/ MOHAIR YARN BLENDED and also WOOL/COTTON BLENDED KNITTING YA

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character whose actions work in direct opposition to the protagonist Examples:.

Yabancı Kelime

Fr. antipathie

1. sevimsizlik, soğukluk, iticilik, 2. ruh b. karşıt duygu

1. Sevimsiz olma durumu. 2. Sevimsiz olma durumu. 3. İtici olma durumu. 4. ruh b. Bazı kişilere veya varlıklara karşı duyulan ve belirli bir sebebe dayanmayan hoşnutsuzluk durumu.

Yabancı Kelime

Fr. antipathique

sevimsiz, itici, soğuk

1. Hoşa gitmeyen. 2. Soğuk, benimsenilmeyen, sevimsiz, sevilmeyen, beğenilmeyen. 3. Sevimsiz veya yersiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş görünen, hitap eden, cazip, çekici, albenisi olan.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Awl-like hooked needle, often used for chain stitch embroidery. a fighter, one's own champion; a hostile fighter, an enemy.

Yabancı Kelime

İt. aroma

hoş koku

Bitki özlerinden veya yağlarından elde edilen koku.

Yabancı Kelime

Fr. aromatique

hoş kokulu

Hoş kokusu olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A network protocol that allows hosts to discover a node's hardware address from its IP address ARP requests are generally sent as broadcast to all nodes, and the node whose IP address matches that in the request replies The arp

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Used to dynamically discover the low-level physical network hardware address that corresponds to the high level IP Address for a given host, for instance ARP is limited to physical network systems that support broadcast packets

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Internet protocol used to map an IP address to a MAC address Defined in RFC 826 Compare with RARP. A means of determining a host's address from its Internet address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those branches of learning which are taught in the academical course of colleges; as, master of arts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artful person; a schemer. a person whose creative work shows sensitivity and imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person whose creative work shows sensitivity and imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous Systems Part of the internet layer that routers use to relate to network connectivity and packet addressing; the router checks the network address and only routes on the host address if the source and destination are on the same network.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film speed rating The numbers are identical to those in the ISO system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AHOS SHEF Automatic Processing System.

Türkçe Sözlük

(i. A.), işsizlik, boş durma, battal ve muattal olma: insana atâlet yakışmaz. (Tıp) atâlet-havâs: Duymamış, duygusuzluk (fr. dysesthösie).

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry it is used to denote the salts formed from those acids whose names end -ic ; as, sulphate from sulphuric acid, nitrate from nitric acid, etc.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağı tabakanın beğeneceği surette, aydınların hoşuna gitmiyecek kadar kaba ve Adî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltası: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. Israr ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı = Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = Israr etmek. Baştan ayağa f= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencerS altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek = Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Domuzayağı ±= Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle anlatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle arilatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Ameden) fiilinden if.). Gelici, gelen. Hoş iyende = Külfetsiz, gelişi güzel.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan). Kendine gelmiş, sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulmuş, aklı başında.

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulmuş adamın hâli, aklı başında olması.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dolaşıp yerine gelmek, tam bir devir icra etmek. 2. Bayılmadan ve sarhoşluktan kurtulmak, kendine gelmek.

Türkçe Sözlük

(f.) (Bayılmış veya sarhoş adamı) kendine getirmek, ifâkat buldurmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Ayva: Ekmek ayvası, şeker ayvası, gevrek ayva, limon ayvası, Çin ayvası = Bu meyvenin çeşitleri. Ayva çekirdeği = Donuk penbe renk. Ayva gibi = Pek sararmış, hasta. Ayvayı yutmak, yemek = Sarhoş olmak, fena bir vaziyete düşmek.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıyş»dan imüb.) (Arapça’da kullanılmaz). Daima lyş ü işret eden, çok içen, işrete mübtelâ, bekri, çok sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i.). İşrete düşkünlük, bekrilik, aşırı sarhoşluk.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük

veya AZAMETLÜ (i.). 1. Büyük, ulu, celâl sahibi: Ey azametli Allahım. 2. Kibirli, kibirlenen, mağrur: Azametli adamdan kimse hoşlanmaz. 3. Tantanalı, debdebeli: Azametli bir alayla.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ezbe). Tatlı. Fars. şîrîn. Ar. lezîz, Fars. hoş, Ar. latîf: Mâ-ı azb = Tatlı su. Lisân-ı azb-ül beyin = Tatlı söyliyen dil.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (k kalın okunur). Hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Baküs'e veya Baküs ayinlerine ait; (k).(h). şen, neşeli, keyif ehli; sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).(worse,worst) kötü, nahoş; değersiz; kifayetsiz; yanlış, kusurlu; geçersiz; bozuk, zararlı; keyifsiz, hasta; pişman, müteessir; şiddetli, sert; çürük. in bad k. dili güç durumda. be bad at something bir şeyi becerememek. bad debt şüpheli alacak, tahsi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malayan dagger shaped like a butterfly whose straight blade bears one sharp edge.

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili, sayha, nâra, böğürme, öğürme: Sarhoşların, öküzlerin bağırması.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağışlayış, ihsan, hediye. 2. Af, hoşgörme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. nursing home. home. hospital.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. irileşmek, şişmek, İri ve şişman olmak. 2. Lakırdıyı ağızda çiğneyip sarhoş gibi söylemek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As applied to dialects of Romani, includes those which developed south of Moldavia and Wallachia They are spoken today mainly in Greece and Bulgaria.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any railing that divides a room, or office, or hall of assembly, in order to reserve a space for those having special privileges; as, the bar of the House of Commons.

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den). 1. Soğuk, serd: Mâ-ı bârid = Soğuk su. 2. mec. Letafetten uzak, nâhoş, soğuk: Bârid tavır, muamele.

Türkçe Sözlük

(i.). Barışçı olan, barış içinde yaşamaktan hoşlanan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Territorial Baron is a lord who has been chosen to serve as ceremonial head for his Barony, either by himself or with a Baroness A Court Baron is a lord who has been given this title by the Crown.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazarlarımız «Bit pazarı» tabirini kullanmaktan iğrendikleri için, kamusu arayarak Arapça’da bu kelimeyi bulmuşlarsa da, bunun mânâsı «zayıf, ahmak, sarhoş olup, münasebet almadığı gibi, biraz münasebet alan «betât» kelimesi de o kadar nadirdir ki, bizim bit pazarına kadar düşmesi umulamaz. Bunun için bu uydurma kelimeyi lügat kitaplarımızdan çıkarıp, söylediğimiz gibi «Bitpazarı» yazmaktan çekinmemeliyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dam, as water; with up or back. a horse of a moderate reddish-brown color a compartment in an aircraft used for some specific purpose; 'he opened the bomb bay' a compartment on a ship between decks; often used as a hospital; 'they put him in the sick b

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, gaşyolmak: Kömürden bayılmıştı. 2. Solmak: Bu çiçekler bayılmıştır. 3. Çok sevmek, hoşa gitmek: Bu atın yürüyüşüne bayılırım. 4. Çok gülmek, yorulmak vesaireden kinaye olur: Gülmeden bayıldık. Yürümeden bayıldım. Susuzluktan bayılacağım. (Biriyle alay için «Aman bayılayım» terkibi de kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kötü, fena. 2. Çirkin, nâhoş, soğuk: Bed koku. Kötülük, fenalık, şer: Nİk ve bedi (iyi ile kötüyü) farketmek. (Birçok sıfat terkiplerinin teşkiline de girer ki başlıcaları sıralarında zikrolunacaklardır). Bed-renk = Açıkla koyu arasında kirlimsi renk.

Türkçe Sözlük

(i. F. 1. Sarhoşluğu kötü, fenâ sarhoş. 2. Kendini bilmeyecek derecede sarhoş, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bedmestlik, sarhoşluk, kendinden geçmişük

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert başlı at.2.Daima. 3.Hoş latif, yakışıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bira türünden, bira gibi; bira etkisiyle sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarhoş etmek, sersemletmek; şaşırtmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beğenmek, iyi bulmak, kabûl ve takdir etmek, Osm. pesend eylemek: Bu çiçeğin kokusunu beğenmedim. Yazısını çok beğendiler. 2. Seçmek, intihap etmek, hoşa gideni ayırıp almak: Sürüye girin de istediğiniz kadar koyun beğenin. Bir mağazada çorap beğeniyordu. 3. Tenezzül etmek, saymak: Adam beğenmiyor, kimseyi beğenmez. Kendini beğenmiş: Fars. Hod-pesend, Ar. mağrur.

Türkçe Sözlük

(i.) (ve galatı: beğenmemezlik). 1. Beğenmemezlik, takdir etmeme, hoşlanmama: Ben, yemek hakkında beğenmezlik etmem. 2. Tenezzül, sayma-’ ma, kimseyi beğenmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aklını çelmek, ayartmak, aldatmak; cezbetmek, saptırmak; hoşça vakit geçirmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (Sabah demek olan «bekre» den, yani sabahtan içmeye devam eden), işrete mübtelâ, içkiye düşkün, sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i.), işrete ibtilâ, içkiye düşkünlük, sarhoşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Seçilmiş, beğenilmiş. 2.Güzel, hoş, latif.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brit. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2.Şimşek, parıltı. 3.Kulağa hoş gelen ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarhoş etmek, sersemletmek; bunaltmak. besotted s. sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. en iyi, en hoş, en uygun, en elverişli; i. en iyisi. best beloved en çok sevilen; çok sevgili. best man sağdıç. the best part yarısından fazla, çoğunluğu. Maybe it's all for the best Belki de böylesi daha hayırlı olur. at best olsa olsa taş çatlasa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathos. configuration. fashion. figure. form. format. make. manner. mode. semblance. shape. strain. stripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make bitter. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops proceeding from or exhibiting great hostility or animosity; 'a bitter struggle'; 'bitter enemies' expre

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews , as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That stage in the development of the ovum in which the outer cells of the morula become more defined and form the blastoderm. early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cell

Türkçe - İngilizce Sözlük

early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cells; during this stage implantation in the wall of the uterus occurs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f., i. kör, âmâ; anlayışsız, anlamamakta direnen; şuursuz, gözü kararmış; duygusuz; anlaşılması güç; gizli, gözden uzak; çıkmaz ; körü körüne olan; k.dili sarhoş; f. kör etmek körleştirmek; gözünü almak, kamaştırmak; i. perde, stor, güneşlik; pusu,

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., ing. (argo) sarhoş, zil zurna sarhoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hard, calcified tissue of the skeleton of vertebrate animals, consisting very largely of calcic carbonate, calcic phosphate, and gelatine; as, blood and bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hard type of connective tissue that contains collagen fibers, calcium phosphate, and hydroxyapatite. refers to a gray brown rather porous variety of the mineral smithsonite it is synonymous with drybone. n tulang.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,ing., leh. göze hoş görünen, güzel, zarif, hoş; sıhhatli, gürbüz. bonnily z. güzel bir şekilde. bonniness i. güzel oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göze hoş görünmesi için çeşitli metotlarla fazla büyümesi engellenmiş ağaç; bu çeşit ağaç büyütme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili sarhoş, kafası dumanlı; alkolik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Bayesian oscillation patterns, patterns found using BSA See Ruiz de Elvira and Bevia. An important era in the history of jazz, whose heyday was the 1940's Bop musicians returned to combos rather than the big bands of the previous swing er

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe a katabatic wind in Yugoslavia. a regional downslope wind whose source is so cold that it is experienced as a cold wind, despite compression warming as it descends the lee slope of a mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MUDs, a character whose on-screen actions stem from a program rather than a real person In Internet searching, an automated search agent that explores the Internet autonomously, and reports back to the user when the search conditions have been successf

Türkçe - İngilizce Sözlük

part of the primary Hindu trinity of gods; the creator, whose breathes out the universe to make it come into existence.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. anırma, kulakları tırmalayan herhangi bir ses; f. anırmak; gürültülü ve hoşa gitmeyen sesler çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tuğla, tuğla biçiminde şey; k.dili mert ve iyi bir kimse; f. tuğla döşemek, tuğla ile örmek veya kapamak. brickbat i. tuğla parçası, fırlatılan herhangi bir şey; k.dili hoşa gitmeyen söz veya tenkit, taş. brirck dust tuğla tozu, horasan. brickkiln

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koku, râyiha: Anber-bO = Anber gibi kokan. Hoş-bû = Güzel râyihalı. mec. Ümit: BÜy-i vefâ = Vefadarlık kokusu (ümidi).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe ve Farsça’da da kullanılır). Nisan ve mayısta erkeği güzel bir sesle öten maruf kuş. Fars. andelîb, hezâr: Bülbül ötüyor: Bülbül gibi hoş nağmeler ile terennüm ediyor. (GÜyâ güle sevgisi ve dikenden cefa görmesiyle, eski şairlerimize sermaye olmuş ise de, bülbül gülden değil asıl dikenden ve dikenli çalılıklardan hoşlanır). Bokluca bülbül = Bülbüle benzer küçük bir kuş. Çeşm-i bülbül = Renkli ve işlemeli şişe vs. XIX. asırda İstanbul’da yapılmışları çok değerlidir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerden havaya kalkıp rüzgârla yer değiştiren ve yağmur veya kar halinde yere inen buğu ki, bazen ufukları kaplayıp güneş ışıklarına bir dereceye kadar engel olur. Ar. sehâb, Fars. ebr. Bulutlara kadar, bulutlar içinde: Pek yüksek. Buluttan nem kapmak = Her şey den alınmak Bulut gibi = Ziyadesiyle sarhoş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin düzgünlüğünü bozup muntazam olmayan bir surette kat kat ve kırmalı etmek; ütüsünü bozmak: Kâğıdı, kumaşı buruşturmak. 2. Hoşlanmama alâmeti olarak (yüzü) toplayıp kat kat etmek, abûsluk göstermek: Yüzünü buruşturdu. 3. (dilin) Toplanıp çekilmesini mucip olmak: Bu şurup dil buruşturuyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a half-coupling fastened to the end of a hose.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağıza hoş bir koku veren pastil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahenksiz, kulağa hoş gelmeyen, bozuk (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksiz ses, kulağa hoş gelmeyen ses;(müz). akortsuzluğun sık sık olması.

Türkçe Sözlük

(i.). Şarap, içki, mey, bâde. Çakır keyif (doğrusu çakır keyfi) = Düşmeyecek derecede sarhoş. Fars. nîm-mest.

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı sarhoş, içki İçerken sarhoşluğun ilk demlerinde olan adam. (bk.) Çakır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, uyanık; tedbirli ihtiyatlı; açıkgöz; zeki anlayışlı; hünerli, becerikli; tutumlu, idareli; sessiz, sakin; kuytu, rahat; cazip, çekici, zarif, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). merak etmek, endişe etmek; ilgilenmek, alakadar olmak; üstüne almak, vazife edinmek; hoşlanmak, özel bir ilgi duymak, meyli olmak. care for bakmak; ilgilenmek; beğenmek; arzulamak. I don't care. Umurumda degil. Bana ne?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, cazip; hatırda kolay kalan, çabuk ögrenilir; hileli, aldatıcı.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

czech. czechoslovak. check. cheque. czech.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işini yapamamak. 2. Tahammül edememek. 3. Kıskançlık yüzünden hoş görmemek: Beni çekemediğin besbelli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.). Birinin hatırını hoş etmek için yapılan hareket: Falâna cemîle olmak üzere bu işi yapıyor.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevdet» ten) (mü. ceyyide). iyi, hoş, lâtif: Asâr-ı ceyyide = Hoş eserler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cezbedici, çekici, hoş, sevimli, cana yakın. charmingly (z). cana yakın olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teklifsizce konuşmak, samimi konuşmak; gevezelik etmek; hoşbeş etmek, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sohbet, teklifsiz konuşma, hoşbeş; birkaç cins ötücü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). neşeli, şen, hoş, neşe saçan; (i).,içten gelen. cheerfully (z). neşeyle. cheerfulness (i). neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (chose, chosen) seçmek, ayırmak, tercih etmek, arzu etmek, istemek; tercih yapmak. cannot choose but mecburdur. chooser (i). seçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (huk). şey, mal, şahsi eşya veya mal. chose in action alacak. chose in possession malikin elinde bulunan menkul eşya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the selling price of a good includes transportation costs , so that the buyer does not have to pay for those costs separately The risk of loss or damage to the goods in transport is borne by the seller or the seller's insurance company.

Türkçe Sözlük

(i.). Yerle beraber ufak bir bitkinin verdiği pek lezzetli ve güzel kokulu maruf meyve ki, çeşitleri olur: Dağ çileği = Bunun yabanisi (lezzet ve kokuca hepsinden üstündür). Firenk çileği = İri taneli, mayhoşçası. Çilek fidanı, çilek kökü, çilek tarlası, çilek reçeli, çilek şurubu, çilek dondurması. Ağaç çileği = Şeklen çileğe ve duta benzer olup küçük bir ağaç üzerinde hasıl olan kırmızı ve güzel rayihalı bir meyve, ahududu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2.İşve, naz. 3.Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Afganistan’da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirl(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Cıvık hale gelmek. 2. Çığırından çıkmak, hoş olmayan bir mecraya girmek: Lâubalileşmek, sululuk etmek: Bu iş iyice cıvıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iyi yontulmuş, temiz (iş); kesin; göze hoş görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merhamet şefkat; müsamaha, hoşgörü; yumuşak başlılık; mülayimlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplicity. multitude. plentifulness. muchness. crowd. affluence. ampleness. amplitude. commonness. considerable. fullness. fulness. heaviness. host. multeity. plenitude. plenty. plethora. plurality. superfluity. throng. vastness. lashings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. a large number of. majority. amplitude. host. mass. muchness. multiplicity. overmeasure. plenitude. plethora. plurality. quantity. surfeit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolayca arkadaş olabilir; hoş sohbet; samimi, sıcakkanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoşgörü, müsamaha, göz yumma. complai'sant (s). müsamahakâr, hoşgörü sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun; cana yakın, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşnut, memnun, razı; (i). memnuniyet, rahatlık, rıza, hoşnutluk, tatmin; (ing). Lordlar Kamarasında olumlu rey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. contented (s). halinden memnun, rahat, tatmin olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyet, kanaat, rahatllk, gönül hoşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ters, karşı, muhalif, aksi, zlt, aykırı; nahoş; aksi istikamette olan; (man). mütenake; (i). aksi ters; (z). aksine. contrary child inatçı çocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary..

Türkçe - İngilizce Sözlük

stocking. sock. hose. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock. stocking. hose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. stocking. sock. footwear.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, sıcak, samimi, hoş; (i). çaydanlık örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kursak; hayvan midesi. It stuck in my craw ondan hoşlanmadım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerin yavaş yavaş kayması; (argo). hoşa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili). tüyleri diken diken olma, ürperme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fincan, bardak, kâse, kadeh; spor kupa; litrenin dörtte biri, 236 cm3. in his cups sarhoş. my cup of tea. (k).dili beğendiğim şey , hoşlandığım şey.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarhoş oyunu, yaygaralı ve gülünç hora: Curcuna tepmek; curcuna havası. 2. Kavga, gürültü patırdı, rezalet: Curcunaya kalkmak, çıkmak, çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). herkesin yalnız kendi menfaatine çalıştığna inanan kimse; insanlardan hoşlanmayan kimse; (b.h). kinik, sinik: (s). alaycı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dedicated Access Line. defended asset list; A ranked listing of facilities, forces, and national political items that require protection from attack or hostile surveillance The list is compiled from federal departments and agencies, unified and specified

Türkçe Sözlük

(i.) (sonundaki k harfi sesli harf alınca ğ harfine çevrilir). «Dam» dan gelir. Ağzın damı mahiyetinde olan üst kısmı: Tadı damakta kalmak = Lezzeti iyi duyulmak, çok hoşa gitmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek. (bk.) DAmen. DâMAR (i.) (damlar gibi vurması yüzünden bu şekilde edlandırılmış olabilir). 1. insan vücudunda kanın dolaştığı yollar ki çeşitli kalınlıkta borulardan ibarettir. Nabızlı damar, şahdamar = Kan veren büyük damar. 2. Damar veya köke benzeyip bir cismin içinde dallanan yollar. ihtilât yapan, tehlikeli yollar: Yağmur suları yerin damarlarına girer. 3. Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizikler: Pembe damarlı ve beyaz zeminli ebru. 4. Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası: Kuvarts kayası üzerinde altın damarları bulunur, bu suyun damarı zengin. 5. mec. Yaradılış, tabiat, huy, yaratık. Damarına dokunmak = Hiddet etmek, kızmak. Alnının damarı çatlamış = Utanmaz. Kan alacak damar = Faydalanılacak yol. Damara girmek = Birinin hatırını hoş edip kendi isteğini yaptırmak. Damarı tutmak = Olmayacak sebeplerden dolayı öfkelenmek veya inadı tutmak. 6. Soy kökü, yaradılış: Damarına çekmiş, damarı bozuk. 7. Huy, mizaç: Hasislik damarı. Şairlik damarı. Damar atmak = (kan damarı) Kalbin kasılmasıyle vurmak. Damar tabaka = Göz küresinin içinde ince kan damarlarından meydana gelen tabaka. Damarına basmak = Birini öfkelendirecek bir harekette bulunmak. Damarına çekmek = Soyunun huyuna çekmek. Damarı kurutun = Birinin huysuzluğuna öfkelenildiği vaDamasko kit beddua olarak söylenir. Damarını bulmak = Birinin okşanacak duygusunu bulup yumuşamasını sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili, sevgilim; (s). sevgili; sevimli, cici hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Hazret-i DAvûd’un sesine benzer kalınca, pek hoş ve tesirli (ses): Müezzin DAvûdî bir sesle ezan okudu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, güler yüzlü, şirin, zarif, hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set bounds to, mark the limits of See below Definitio; Definition. to give the meaning of a word or concept; typically this will involve the identification of a class or genus to which the item belongs and the identification of those characteristics th

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. changing. mutation. alteration. variation. switch. turn. metamorphosis. permutation. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. exchange. metamorphosis. alternation. giro. permutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. shift. variance. exchange. modulating. modulation. altering. barter. conversation. changeover. swap. transformation. transmutation. transition. revolution. preference. increment. metamorphosis. fluctuation. distortion. commutation. chopping. varia

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. to change. to alter. to become different. to be replaced by another. to be changed. to exchange sth for sth else. to change one's clothes. to trade sth for sth else. fluctuate. turn into. metamorphose. shift. vary. veer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. exchange. convert. alter. vary. shift. switch. swop. swap. replace. alternate. commute. disguise. diversify. doctor. falsify. garble. interchange. intersperse. juggle with. metamorphose. modify. recast. switch to. transmute. unmake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person whose worldview embraces Deism [noun] [OW] a philosophy of natural religion, emphasizing morality, and, usually, denying interference by a Creator with the laws of the universe Deism [CE] was a widely-held belief among the founding fathers of the

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dellmsi, deli gibi hareket eden. 2. Her şeyin yabanisi, terbiyesizi, zararlısı, azgını: Delice mantar, delice doğan, delice bal, delice ırmak. 3. Buğday ve çavdar ekini içinde biten hastalıklı siyah bir tane ki, ekmeğin içinde yenince bir nevi sarhoşluk ve sersemlik verir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). memnun etmek, sevindirmek; memnun olmak, sevinmek; hazzetmek, zevk almak, eğlenmek; (i). sevinç, zevk, keyif, haz; sevinç verme hassası; füsun, sihir. be delighted with -den memnun olmak. delightful (s). hoş, latif, güzel, şirin. delightfully

Şifalı Bitki

(tamarin): Baklagillerdn bir çeşit ağaçtır. Boyu 25 metre kadardır. Meyvesinden şerbet yapılır. Sıcak ülkelerde yetişir. Çiçekleri sarı kırmızı salkımlar halindedir. Meyvesi koyu kırmızımtırak, büyük ve tohumludur. Meyvesinin mayhoş lezzetli, macuna benzeyen öz kısmı kullanılır. İçeriğinde ekşi maddeler, nişasta ve şeker vardır. Kullanıldığı yerler: Susuzluğu giderir. Vücuda rahatlık ve serinlik verir. 20 gramı müshil tesiri gösterir. Bağırsakları temizler. Soğuk içilir.

Türkçe Sözlük

(mü. memnûne). t. Minnet altında bulunan, minnettar. 2. Hoşnut, razı. 3. (Türkçe) Sevinmiş, sevinçli: Kendisini çok memnun gördüm.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arzu edilen, istek uyandıran, çekici, cazip. desirabil ity (i). cazibe, arzu edilir olma, hoşa gitme. desirably (z). arzu edilir şekilde, cazip olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit., 'Dispersion.' applied collectively: To those Jews who, after the Exile, were scattered through the Old World, and afterwards to Jewish Christians living among heathen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

James i. 1. By extension, to Christians isolated from their own communion, as among the Moravians to those living, usually as missionaries, outside of the parent congregation. the dispersion or spreading of something that was originally localized the disp

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those Jews living outside the land of Israel.

Türkçe Sözlük

(i.). Didişmekten hoşlanan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz.Rasûlullah (s.a.s)’ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)’in bazen Dihyetü’l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, nişesten = oturmak). Yürekte duran, yerleşen, pek hoşa giden.

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلنشين] makbul, hoş.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü hoş, sevilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for Deutsche Industrie Normung , DIN is a German organization that establishes standards for industry One common place you'll encounter DIN standards in America is with circular multi-pin plugs, like those found on the ends of MIDI cables Other

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dine upon; to have to eat. give dinner to; host for dinner; 'I'm wining and dining my friends' have supper; eat dinner; 'We often dine with friends in this restaurant'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

have supper; eat dinner; 'We often dine with friends in this restaurant'. give dinner to; host for dinner; 'I'm wining and dining my friends'. Qui dort dine The seven sleepers and others required no food till they woke from their long sleep The same may b

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü. 2. Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3. Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir. 4. Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür. 5. Makad, dübür, oturak yeri. 6. mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı. 7. mec. Evlâdın en küçüğü. 8. Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nahoş, hoşa gitmeyen; kötü, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness (i). uygunsuzluk, nahoşluk; terslik. disagreeably (s). terslikle, nahoş derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, hoşnutsuzluk, tasvip etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik, dargınlık; (f). memnuniyetsizliğe sebep olmak; (s). memnun olmayan, hoşnutsuz. discontentedly (z). hoşnutsuz olarak, memnuniyetsizlikle, istemeyerek. discontentedness discontentment (i). hoşnutsuzluk, me

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). vour (i)., (f). itibarsızlık, gözden düşme; zarar; (f). gözden düşürmek, rağbet etmemek, hoşlanmamak; taraftar olmamak, aleyhinde olmak, karşı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sevmemek, hoşlanmamak, hazzetmemek; (i). nefret, hoşlanmayış. take a dislike to soğumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, kırılma, gücenme, öfke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tiksinme, hoşlanmayış; (f). hoşlanmamak, beğenmemek, tiksinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). memnun etmemek, hoşnut etmemek, tatmin edememek. dissatisfac'tion (i). memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, tatminsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sevmeyiş, hoşlanmayış; (f). tadını beğenmemek, zevk almamak, hazzetmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tatsız, nahoş, sevilmeyen, makbul olmayan. diststefully (z). tatsız bir şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those beliefs held as established or put forth as an authoritative or expert opinion, often contained in a secondary or tertiary source, but that have little or no supportive empirical evidence from primary sources Medical dogma is usually derived from un

Türkçe - İngilizce Sözlük

maternity hospital. maternity ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile. weaving. cotton cloth. woven. hosiery. web.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işleme, geçme, tesir. 2. Zarar verme, bozma. 3. Başa vurma, sarhoş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. El ile veya vücudun diğer bir organıyle ilişmek, sürülmek. Osm. temas etmek: Soğuk havada mermere dokunmak fenadır; elim dokunmakla soğukluğunu duydum. 2. El sürüp bozmak, halel getirmek, değiştirip bozmak, ilişmek: Kimse bu kâğıtlara dokunmasın; ben o yemeğe hiç dokunmadım; buna asla el dokunmamıştır. 3. İncitmek, zarar vermek, rahat bırakmamak, sataşmak: Bu çocuğa dokunmayın; şu fakire niçin dokunuyorsunuz? 4. Tesir etmek, işlemek, tesirli olmak: Bana, onun sözü dokunmaz; söylediği söz bana çok dokundu. 5. Sarhoşluk vermek, çok sert gelip sersemlik getirmek: Bu tütün, bu şarap bana dokunur. 6. Hüzün, keder, üzüntü vermek, merakı arttırmak: Böyle şarkılar bana dokunur; kaval sesi adama dokunur. 7. Sıhhatçe zararlı olmak, yaramamak, rahatsızlık vermek: Ekşi şeyler bana dokunur; zeytinyağı cilt hastalığı olanlara dokunur; her yemeğin çoğu dokunur. 8. Ait olmak: Hayrı dokunmuyorsa bari şerri de dokunmasın; o işte bana dokunur bir taraf göremiyorum. 9. Tecavüz ve tasallut etmek: Irza, namusa dokunmamalı; o söz haysiyetine dokundu. Su ya sabuna dokunmamak = Hiçbir tara fa zararı olmamak, karışmamak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). tatlı, aheste, hoş, dolçe. dolce far niente tatlı rehavet. dolce vita tatlı hayat. dolcis'simo (s)., (z)., (müz). çok tatlı, çok hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Director of Nursing. Underwear with a variety of different fly cuts, extending to the knees or ankles Those which extend to the knees, the part from the bottom edges to the hips is ornemanted either by thick borders or sprinkled motifs Beside these, there

Türkçe - İngilizce Sözlük

The introduction of an element that alters the conductivity of a semiconductor Adding boron to silicon will create a P-type material, while adding phosphorus or arsenic to silicon will create N-type material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Improvement of the performance of automatic speech recognition by the use of sound recordings collected while the service is in operation. the process in which a crystalline structure is altered by replacing existing atoms with those atoms from other elem

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) . erkek ördek. mallard drake yeşilbaş, (zool). Anas platyrhynchos.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çok korkmak, korku ve endişe duymak, korku hissetmek; hoşlanmamak, sevmemek; (i). büyük korku, dehşet, korku hissi; huşu; çekinme, hürmetten ileri gelen korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (drank, drunk) içmek, alkollü içki içmek; yutmak, çekmek aImak kana kana içmek; şerefe kadeh kaldırmak; in ile zevk duyarak doya doya seyretmek veya dinlemek; to ile şerefine içmek. drinker (i). içki içen kimse; ayyaş veya sarhoş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içecek şey; içki; bir defada içilen miktar; fazla içki içme; argo büyük su kütlesi, deniz, okyanus. a drink of water bir bardak su. hard drinks sert içki, sarhoş edici içki. soft drinks meşrubat, alkolsüz içki. strong drinks, kuvvetli içki, sert

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak drink: (s)., (i). sarhoş içkili, mest; (i). sarhoş adam; sarhoşluk; içki âlemi.drunk as a fiddler veya lord çok saıhoş, fitil gibi, slang küfelik drunk with success basarı sevinciyle kendinden geçmiş. blind drunk körkütük sarhoş.dead drunk fitil gib

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).sarhoş, sarhoşlukla ilgili, sarhoşluk esnasında olan. drunkenly (z). sarhoşlukla. drunkenness (i). sarhoşluk. drunkom'eter (i). kandaki alkol miktarını nefesten ölçen alet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the President of the U

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to unemployed individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the Preside

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa hoş gelen, ahenkli; tatlı, hoş, latif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zevk vermek, hoşa gitmek; yatıştırmak, dindirmek; tatlılaştırmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duman vermek, dumana tutmak veya asmak. 2. Bulandırmak, karartmak. Kafayı dumanlamak = Sarhoş olmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen, kalender meşrepli, sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. enemy. foe. hostile. antagonist. antagonistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostile. antagonistic. antagonistically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. forbidding. hostile. icy. oppugnant. venomous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. antagonism. hatred. animosity. bad blood. hostility. opposition. animus. dead-set. feud. venom. virulence. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animosity. antagonism. enmity. feud. hostility. hatred.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antagonism. enmity. hatred. hostility.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heykel, büst, resim, tasvir, suret, şekil; hoşa gitmeyen bir kimsenin kötü tasviri. burn veya hang in effigy (halkın nefret ifadesi olarak) bir kimsenin büstünü veya resmini yakmak veya asmak.

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Şart edatı olup şart sigası bulunan şart cümlesine girer ki, bu siga şart göstermeye kâfi olduğundan bu edat fazladır. Bunun için dilimizde böyle bir edat yoktur: Eğer sevaba nail olmak isterseniz bu işi yapın. Yaşamak çok hoş olurdu, eğer ölüm olmasaydı. 2. Gerek, Fars. hâh, ister: (mükerrer olarak) Eğer Aşık, eğer sâdık ziyaret eylese bir kez (şimdi bu mânâ ile kullanılmamaktadır). Nadiren hemzesi kaldırılıp yalnız «ger» kalır: Ger dilersen bulasın ondan necât. Şiirde bazen şart cümlesinin sonuna katılır: Olmasaydi kalemin çâk-i girîbânı eğer.

Şifalı Bitki

(azakeyeri): Yılanyastığıgiller familyasından; akarsu kıyıları ve bataklıklarda yetişen 60-70 cm. boyunda bir otsu bitkidir. Meyveleri yeşilimsi renktedir. Çiçekleri, siyahımsı-erguvani renklidir. Tadı mayhoştur. Kullanıldığı yerler: İştahı açar, mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide ekşimesini geçirir. Mide ülserini iyileştirir. İdrar ve adet söktürür. Dişetlerini kuvvetlendirir. Ter söktürür, ateşi düşürür ve ağrıları dindirir. Kusturur, aksırtır. Sinirleri yatıştırır. Sarılık ve nikris tedavisinde kullanılır.

Türkçe Sözlük

(İĞRİ) (i.). 1. Bir tarafa meyleden, çarpık, doğru olmayan. Ar. muavvec, münhanî: Eğri odun, eğri yol. 2. Kemerli, bükülmüş. Ar. mukavves: Eğri kılıç. 3. mec. Söz ve işinde doğruluk olmayan, yalancı: Eğri adam. 4. Doğru olmayan, yalan. Ar. kâzib: Eğri söz... Doğru olmayarak, bir yandan çarpık: Eğri gitmek: Eğri oturmak, i. Eğrilik, Ar. İvicâc: Eğrisini doğrultmak, eğriden hoşlanmak. Eğri bakmak: 1. Kin ve hiddet nazariyle bakmak. 2. Şaşı olmak. Eğri büğrü = Her tarafı çarpık, muntazam olmayan: Eğri büğrü ağaç. Boynu eğri = 1. Merhamet çeken. 2. Bir çeşit çiçek, iri nergis. Eğri çehre = Ekşi yüz, abusluk. Çehre eğrisi = Gazap, hiddet.

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tatma duygusu ile dil ve ağzı buruşturarak yakan ve mutedili hoşa giden asit (hâmız): Ekşi limon, portakal, ayran, boza. 2. Mayalanıp ekşiyerek bozulmuş, ekşimiş: Ekşi hamur, şarap. 3. mec. Hoşa gitmez, nahoş, gülmez, abûs: Ekşi yüz, çehre. Ekşi şey, ekşilik. Ar. humz: Bu limonatanın ekşisi az, bu yemeğin eşkisi yok. S. Hamur mayası. Ekşi aş = Erikle etten yapılan bir çeşit yemek. Ekşi su = Asidi olan maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. elâstikî, esnek, eski şeklini alan, toplanıp çekilen; lâstikli; hoş görü sahibi, şartlara kolayca uyabilen; üzüntü, hastalık veya yorgunluktan sonra çabucak kendine gelen, kendini çabuk toparlayan, kolay kolay yılmayan; ekon. ihtiyaca göre artı

Şifalı Bitki

(malus): Gülgillerden çiçekleri pembe, oldukça yüksek bir ağacın meyvesidir. Meyvesi (elma); çoğu yumruktan küçük ve yuvarlak, kabuğu parlak ve sert, kırmızıdan yeşile kadar türlü renktedir. Çekirdekleri ufaktır. Dokusu gevşektir. Kokusu hoş, tadı mayhoş veya tatlıdır. Amasya, Gümüşhane, Niğde ve Ferik gibi birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin bulantı ve kusmalarını azaltır. Hastalıkların çabuk geçmesini sağlar. İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasında yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kanı temizler. Kolestrolü düşürür. Damar sertliği ve kalp krizlerini önler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastaları için faydalıdır. Dizanteri ve paratifoda iyileşmeye yardımcı olur. Öksürüğü keser. Kompostosu ateşi düşürür. Susuzluğu keser. Uçukları geçirir. Cildin taze ve güzel kalmasını sağlar. Göz ve kulak ağrılarında da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. latîf’ten itaf.). Daha veya pek latif ve hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Element Manager. a square unit with edges equal to the chosen point size, named from the letter M which was the widest letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying in or into, used in many English words, chiefly those borrowed from the French.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekici, cazip, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zevk almak, beğenmek, hoşlanmak, sevmek; kullanabilme yeteneğine sahip olmak. enjoy oneself zevk almak, keyfine bakmak, hoşça vakit geçirmek. enjoyable s. hoş, tatlı, zevkli, eğlenceli. enjoyably z. zevk alacak surette. enjoyment i. zevk, hoşlanma; b

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eğlenceli, hoş. entertainingly z. eğlenceli bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıfat, lakap; hakaret veya hoşnutsuzluk belirten söz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a trivalent metallic element of the rare earth group; occurs with yttrium. a room in a hospital or clinic staffed and equipped to provide emergency care to persons requiring immediate medical treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Oestrogen receptor A protein on breast cancer cells that binds oestrogens It indicates that the tumour may respond to hormonal therapies Tumours with plenty of ER have a better prognosis that those which do not.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for 'emergency room,' this is the part of the hospital where kids go when there is some kind of big and unexpected health problem or accident.

Türkçe Sözlük

(i. erimek’den). Ağızda erir gibi lezzetli ve hoş (meyve).

Şifalı Bitki

(prune): Gülgillerden beyaz çiçekli bir ağacın yemişidir. Erik, çoğu ceviz büyüklüğünde, kabuğu ince, sarıdan kırmızıya ve mora kadar türlü renkte, tadı mayhoş veya tatlı, etli, sulu tek ve sert çekirdekli bir yemiştir. B vitamini bakımından zengindir. Kullanıldığı yerler: Sinirleri kuvvetlendirir. Zihin yorgunluğunu giderir. Kabızlığı giderir. İdrar söktürür ve vücudun rahatlamasını sağlar. Karaciğer şişliğini giderir. Böbrekleri dinlendirir. Kansızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Romatizma, mafsal kireçlenmesi ve nikriste faydalıdır. Çekirdekleri de, bağırsak solucanlarını düşürmekte kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. «eşmek» ten). Binmeye yarayan meşhur hayvan. Ar. hımâr, Fars. har, merkez: Dişi eşek, eşek yavrusu, Mısır, Bağdad eşeği. mec. Ahmak, akılsız, idrâksiz, kaba ve münasebetsiz adam (bu takdirde iki ş ile «eşşek» de denir). Eşek arısı = Bal vermez yaban arısı. Eşek oyunu = itişerek ve vuruşarak yapılan kaba şaka. Eşek balığı = Kuru morina. Eşek hıyarı = Bir nebat Eşekdikeni = Yaban enginarı. Eşek şakası = İtişerek yapılan kaba şaka. Eşek turpu = Bir cins bitki. Eşek kurdu = Geyve. Eşekkulağı = (bk.) Eşekkulağı. Eşek başı = Var lığı, selâhiyetleri, küçümsenen kimseler hakkında ve soru halinde kullanılır: Adam orada eşek başı mı? İnsan sorar bir defa! Eşek davası = Geometride bir davanın adı. Eşek hoşaftan ne anlar? = Umumiyetle beğenilen bir şeyi iyi karşılamıyanlar için söylenir. Eşek kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır = Bir şeyin hep aynı halde kaldığını anlatır. Eşek sudan gelinceye kadar dövmek = Adamakıllı dövmek. Eşeğe gücü yetmeyen semerini döver = Gücünün yetmediği birine kızarak hıncını onun daha zayıf yakınlarından almaya kalkanlar hakkında söylenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. creation. handiwork. piece. baby. production. achievement. consequence. effort. ghost. vestige. shadow. smell. spark. strain. suggestion.

Türkçe Sözlük

(i. «esrimek» ten. Aslı ösrük). 1. Sarhoş, mest. 2. Azgın, kızgın: Esrik deve. 3. Zayıf, hasta, dermansız.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı ösrümek). 1. Sarhoş olmak. 2. Kızmak, azmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

furniture. gear. goods. stuff. articles. luggage. belongings. merchandise. property. wares. commodities. objects. article. ware. material. materials. movable. bonded goods. chose. commodity. freightage. furnishing. lagan. object. things.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek iyi, faydalı, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tatlı ses; (dilb.) ses ahengi. euphon'ic (s.) kulağa hoş gelen, telaffuzu hoş, ahenkli ses veren. eupho'nious (s.) sesi ahenkli, sesi kulağa hoş gelen. eupho'niously (z.) ahenkli bir sesle. eu'phonize (f.) sesi tatlılaştırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Families Anonymous A self-help organization for families whose lives have been affected by the addiction of a family member. field artillery.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel; hoş, zarif, istenir; saf, temiz,pak; dürüst, haklı, doğru, adil, mubah; sarışın,kumral; orta, vasat, şöyle böyle; uygun, muvafık, müsait; iyi, açık (hava); uğurlu; okunaklı, açık. fair and square doğru ve dürüst,haklı. fair ball beysbol iyi bi

Yabancı Kelime

İng. fair play

sp. dürüst oyun

Kurallara ve karşılıklı hoşgörüye bağlı kalınarak oynanan oyun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which produces effects analogous to those of a fan, as in exciting a flame, etc.; that which inflames, heightens, or strengthens; as, it served as a fan to the flame of his passion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard unit of electrical capacity; the capacity of a condenser whose charge, having an electro-motive force of one volt, is equal to the amount of electricity which, with the same electromotive force, passes through one ohm in one second; the capac

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beraberce hoş vakit geçirme, arkadaşlık, refakat; samimiyet; üniversitede bilimsel araştırma için verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulüp.

Türkçe Sözlük

(i. A. Y. philosophos’tan Arapçalaşmış). Madde ve hayatı; bunların, cemiyet, ruh, kâinat gibi belirtilerini, sebep, prensip ve gaye bakımından inceleyen zihnî zalışma ve bu çalışmaların zihnî verimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

General term for a filamentary material The single unit of substance that is broken into parts fit to form threads to be woven; a filament Any material whose length is at least 100 times its diameter, typically 0 10 to 0 13 mm.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (L. philosophus, Y. philosophos. Ar. feylosof). Felsefe ile uğraşan bilgin. Ar. hakim: Eski filozoflar. 1. Hakim, akıllı, ilim ve irfan sahibi: Filozof adam. 2. Kayıtsız, lâubâli, dünya işlerine ehemmiyet vermez, kalender meşrepli: O filozof adamdır. 3. İtikatsız, dinsiz, Ar. dehrt. (bk.) Feylosof.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (f). güzel, ince, zarif; (saf, katkısız, katışıksız, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mükemmel, üstün: berrak, açık; (z)., (k).dili güzel, hoş, iyi; (f). toz haline getirmek; güzelleşmek. fine arts güzel sanatlar. finedraw (f)., (te

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo grevi bozan işçi, ihbar eden işçi, muhbir, ele veren işçi, oyun bozan işçi; hoşa gitmeyen kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In property insurance, 'fire' refers to the unintentional or 'hostile' occurrences of flame and combustion Damage caused by fire in your fireplace, for instance, is not covered under your homeowners insurance quotes policy But if your rug were ignited by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion evidenced by a flame or glow Insurance distinguishes between a 'hostile' fire and 'friendly' fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion sufficient to product a spark, flame or glow and which is hostile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion which is rapid enough to produce a flame or glow A fire, for purposes of Property Insurance, must be 'hostile,' which means it is not in a place in which it is intended to be Fires in their proper contained area are called 'friendly fires' and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court decisions have held generally that there are three elements which constitute a fire within the meaning of an insurance policy: Rapid oxidation Visible flame or glow Hostile or unfriendly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). döven, kırbaçlayan; (i). özellikle kendisini kırbaçlayan veya kırbaçlatmaktan hoşlanan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The layer of yeast that helps the formation of aldehydes during the aging of certain wines such as those in Jerez, Moriles, Montilla, Rueda and the region of Jura.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sert, haşin, ürkütücü nahoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of form fields on a web page whose information is processed by a web server The information on a form is sent to a server when the user submits the form by clicking a button or image,.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A script on a website with a submission form that allows visitors to post messages on your website for others to read These messages are usually sorted within discussion categories, or topics, chosen by the host, or possibly the visitor A forum is also ca

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphor. phosphorus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphorous. phosphoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing phosphorus. phosphorous. phosphoric.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, hile yapmak; sarhoş etmek; (kitap yapraklarının kenarlarını) kırmızıya boyamak; ekşitmek (bira).

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taşkırangillerden bir çalı ve bunun kırmızı ve mayhoş meyvesi (ribes rubrum).

Şifalı Bitki

(ribes rubrum): Taşkırangillerden; bir çalıdır. Yemişi uzun salkım şeklinde olup, taneler, ufak ve kırmızıdır. Tadı mayhoştur. 150 kadar türü vardır. Daha çok şurubu yapılarak kullanılır. İçeriğinde organik asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürür, vücuda rahatlık verir. Böbreklerdeki taşların düşürülmesine yardımcı olur. Karında toplanan suyu söker. Karaciğer şişliğini giderir. Sarılığı giderir. Romatizma ve mafsal kireçlenmelerinde de faydalıdır. Sindirim yollarındaki iltihapları temizler. Şurubu, çok besleyicidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yağda pişirilmiş; kızartılmış; argo sarhoş. fried eggs sahanda yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, sersemletmek, sarhoş etmek; sarhoş olmak, sızmak; (i). sersemlik, şaşkınlık, sarhoşluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very, extremely, completely and utterly 'Those baatezu Hardheads were ful angry when we gave them the laugh!'. a family of languages of the Fulani people of West Africa and used as a lingua franca in the sub-Saharan regions from Senegal to Chad; the best

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f (ned, ning) s eğlence, zevk; şaka, latife; f, k dili şaka etmek, eğlenmek; s, k dili eğlendirici, hoş for fun işin içine para katmadan (oyun oynamak); şaka ol sun diye in fun şakadan, latife olarak Like funl Yok canıml make fun of, poke fun a

Türkçe - İngilizce Sözlük

A range of winds from 34 to 47 knots ; see also weather definitions. a wind whose 'ten-minute average speed at height 10 equals at least 37 knots. A nautical term defining weather conditions in which wind speed ranges between 34 to 40 knots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visit between whalers at sea; a holding of social intercourse between those on different vessels at sea, or between persons ashore.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zengin kadın. Zengin kız. 2.Çok hoş. 3.Şarkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. bahçe; bostan; s alelade. garden hose bahçe hortumu. Garden of Eden cennet bahçesi. garden party gardenparti. botanical garden bitkilerin sergilendiği bahçe. kitchen garden sebze bahçesi. market garden bostan.

Şifalı Bitki

(poppy): Yazın kırlarda yetişen ve gelincikgillere örnek olarak alınan bir çeşit çiçekli bitkidir. Çoğu kırmızı renklidir. Yaz aylarında toplanıp, gölgede temiz bir kağıt üzerine serilerek kurutulur. İçeriğinde rheadine vardır. Kokusu hoş değildir. Tadı da acıdır. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, astım, bronşit ve göğüs nezlesinde rahatlık sağlar. Boğmacayı keser. Kan tükürme ve kan kusmayı keser. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir. Yılancık da faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Al. sevimli, misafirperver, tatlı, hoş. gen. kıs. gender, general, genitive, genus. Gen. kıs. General, Genesis.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tazelik, Osm. civanlık, şebâb: Dünyada gençlik gibi nimet yoktur. Gençlik kuvveti. 2. Gençlik zamanı, Osm. ahd-i şebâb: Gençliğim hatırıma geldi. Gençlik bir daha gelmez. Allah gençliğini bağışlasın. Gençliğe doymak — Gençlik, zamanını hoş geçirmek. Gençliğine doymadı = Genç iken öldü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organized sequence of molecules that 'spells out' the information necessary to construct a specific messenger called 'messenger RNA' which, in turn, makes a specific protein Every cell requires a host of genes that act as blueprints to produce highly s

Türkçe - İngilizce Sözlük

Choosing a Host Hosting Terminology Protection of contents.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güler yüzlü, şen, hoş; müsait; hayat verici. genially z. güler yüzlü olarak, hoşa giden bir davranışla. genial'ity, gen'ialness i. sempatik oluş, sevimlilik, nezaket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh, can: hayalet, hortlak, heyulâ, tayf; cin; iz, gölge. ghost town ahalisi olmayan metruk kasaba. ghost writer bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında makale veya kitap yazan kimse. give up the ghost ölmek, ruh teslim etmek. Holy Ghost Ruhü

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dev, dev gibi kimse veya şey: s. iri, cesim, kocaman, muazzam. giant powder bir çeşit dinamit. giant star astr. dev yıldız. giant stride dev adımı. mental giant çok akıllı adam, deha. There were giants in those days. Atalanmız bizden yüksek ada

Türkçe Sözlük

(f.). Gıcır gıcır ötmek: Dişleri hiddetten gıcırdıyordu. Ayakkabıların gıcırdamasından hoşlanmam.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-der, -dest) memnun, sevinçli; güzel, parlak; gülen, ferah. glad eye argo göz etme, gözle işaret etme. glad hand argo el sıkma, hoş geldiniz deme. glad rags argo bayramlık (giysi), en süslü elbise. gIadly z. memnuniyetle. gladness i. memnunluk.

Türkçe Sözlük

göz, gök su, gök yemiş: Ham meyve. Gömgök = Büsbütün mavi, koyu mavi, masmavi, berelenmiş. Gök kandil (halk dilinde: Körkandil) = Zil zurna, pek sarhoş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gökle ilgili göğe ait semavi. 2.Mavi, mavimsi. 3.Güzel hoş güzelce, latif. 4.Gösterişli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güzel çok güzel. 2.Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3.İnce narin zarif. 4.Güler

Türkçe - İngilizce Sözlük

shadow. shade. shading. ghost.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın duygu merkezi, yüreğin mânevi varlığı, kalb, Fars. dil. Ar. fuâd: Gönlüm istiyor, gönlüme tesir etti, gönül ihtiyarlamaz. 2. mec. Duygu, his, tesir: O adamda gönül yoktur. 3. Muhabbet, şefkat, sevgi: Gönül vermek, bağlamak. 4. Aşk, alâka, ibtilâ: Gönül çekiyor, gönül belâsı. 5. İstek, arzu, heves, meyil, hâhiş: Okumaya gönlü yoktur. O kitapta gönlüm kaldı. Gönül ile, gönülsüz işliyor. 6. Rıza, muvafakat: Bir türlü gönlü olamadı. Ben, onun gönlünü ederim. 7. Cesaret, cüret, şecaat (bu mânâ ile yürek daha çok kullanılır). 8. Kibir, gurur, Ar. taazzum, tekebbür: O adamda hiç gönül yoktur. Pek gönülsüzdür. 9. Ahlak, yaradılış, sîret, tabiat, duygu: Gönlü güzel adam. Onun gönlü kimsede yoktur. 10. Hatır: Gönlünü almak, yapmak, gönül kırmak. 11. Mide: Gönlüm bulanıyor. O yemeği gönlüm almadı. Gönül açılmak = Ferahlamak, neşelenmek. Gönül açıklığı = Ferahlık, neş’e. Gönül almak = Hatır yapmak, memnun etmek, sevindirmek. Gönül eğlencesi = Gönlü dinlendiren şey, Fars. dil-Arâm, dil-firîb. Gönlü olmak = Razı olmak, rıza vermek, muvafakat etmek. Gönlünü etmek = Kandırmak, Osm. ırzâ etmek. İki gönül bir olmak = Sevişmek, Osm. muâşaka etmek. Gönül bulandırmak = Yürek bulandırmak, mide kabartmak. mec. Şüpheyi davet etmek. Gönül bulanmak = Yürek bulanmak, mide bozulmak, kusacak hâle gelmek, mec. Şüphelenmek’. Gönül bolluğu = Kanaat, göz tokluğu. Can ve gönülden = Samimiyetle, arzu ile. Hatır, gönül = İltimas, birini memnun etmek için adalet ve hakkaniyetten ayrılma. Gönlü hoş olmak — Memnun ve hoşnut olmak. Gönül hoşluğu = Memnuniyet, hoşnutluk. Gönülden = Kalben, arzu ile, isteyerek. Gönülden kopmak = (bir sadaka veya iane için) Kendiliğinden verilmek: Herkes gönlünden ne koparsa verir. Gönül darlığı = Hüzün, keder, ıztırap. Gönül kalmak = Kırılmak, hatır kalmak, Osm. münfail ve münkesir olmak. Gönlü kara = Kötülük isteyen, kötü niyetli, yüreği fena. Gönül kırmak = Hatır bozmak, üzmek, kelbini kırmak. Gönlünce = Arzusunca, İstediği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (better, best) (i.), ünlem iyi, âIâ, güzel, hoş; uygun, münasip, yerinde; faydalı; doğru; hayır sahibi, kerim, cömert; uslu, itaatli; dini bütün; muteber; şerefli; sağlam, mükemmel, dolgun; çok, büyük; hünerli; güvenilir; hayırlı; bozulmamış; sı

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (s.), (i.) Allaha Ismarladık. Hoşça kal. Güle güle. Selametle; (s.), (i.) veda .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güzel, hoş görünüşlü; büyük. goodliness (i.) iyilik, iyi huyluluk .

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Görüş vasıtasiyle bir şeyin şekil ve dış durumunu hissetmek, Osm. rü’yet ve müşâhede eylemek: Yeni yapılan mektebi gördüm. Ömründe deniz görmemiş. 2. Görüş hassasına mâlik olmak, Osm. bînâ olmak: Deynekle gezen şu ihtiyar hiç mi görmüyor? Biraz görüyormuş. Onun gözleri görmez. Bir gözü az görür. 3. Anlamak, Osm. derk ve fehm etmek: Gördüm ki iş fena olacak. Gördün ki fayda yoktur. 4. Mütalaa ve mülâhaza etmek, bulmak, düşünerek, muhakeme eylemek: Bu işi nasıl görüyorsunuz? O adamı nasıl gördünüz? Ben bu havayı iyi görmüyorum. Lâyık, reva, münasip görmek. 5. Rasgelmek, tesadüf etmek, buluşmak, konuşmak, görüşmek, mülâkat etmek: Onu dün gördüm. Berikini yarın göreceğim. Çoktan kendisini görmedim. 6. Ziyaret etmek, ziyaretine gitmek: Hastalandım da kimse görmeye gelmedi. Hastayı görmek bir insanlık vazifescidir. 7. Edâ ve İfâ etmek, yapmak, yerine getirmek, tesviye eylemek: iş görmek, hizmet görmek, masraf görmek, hesap görmek: Ben kendi işimi kendim görürüm. 8. Uğramak, çekmek, Osm. dûçâr ve giriftâr olmak: Bu işten çok zarar gördüm. Ömründe sıtma görmemiş. Çok acı görmüş. Ceza görmek. 9. Erişmek, kavuşmak, elde etmek, Osm. nâil olmak, Fars. dest-res olmak: Kendisinden çok iyilik gördüm. Çok insaniyetini gördüm. Sizden ne gördüm. Sevabını cezasını, mükâfatını görürsünüz. 10. Denemek, tecrübe etmek, geçirmek: İş görmüş, gün görmüş. 11. Gezmek, bulunmak, yaşamak: Çok yerler görmüş, Avrupa görmüş. Hindistan’ı görmüş. Mektep görmek. 12. Almak: Terbiye görmek, ders görmek. Bu arazi hiç gübre, su, çapa görmemiş. 13 Hazırlamak, hazır etmek: Yolculuk hazırlıklarını görüyor. 14. Düşünmek, tedbir almak, bulmak: Çaresini gör. Kendi hâlini görsün. 15. Geçirmek: Bu sene yaz, kış görmedik 16. Lüzum kipine eklenerek meşguliyet ve devamlılık gösterir: Alagörmek, yazagörmek. Az görmek = Azdır diye beğenmemek, küçümsemek. Çok görmek = kıskançlık duymak, çekememek. Hoş görmek = İyi görmek, müsamaha etmek, tasa etmemek. Düş, rüya görmek = MAnâ Aleminde görmek. Adet görmek = Hayız gelmek (kız) bülûğa erişmek. Gün görmek = 1. Aydınlık almak. 2. Mevkie, rahata erişmek. Gün görmüş = Tecrübeli. Göreyim seni = Teşvik tabiridir. Haydi bakalım, utandırma beni! Gün görmez = Karanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sukabağı, (bot.) Cucurbita pepo; kantar kabağı; bunların kabuğundan yapılan kap veya maşrapa. bitter gourd hanzal, (bot.) Citrullus colocynthis dish cloth gourd lif, (bot.) Cucurbita luffa. snake gourd yılan kabağı, (bot.) Trichosanthes angunia .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nahoş, kötü; çapkın, hayasız. gracelessly (z.) zarafetten yoksun olarak; hayasızca. gracelessness (i.) zarafet yoksunluğu; hayâsızlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ünlem cana yakın, şirin, hoşsohbet, mültefit; merhametli, kerim, rahim; ünlem Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Haşmetmeab Kral Hazretleri. graciously (z.) zarif olarak; sıcakkanlılıkla, cana yakınlıkla. graciousnes

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) minnettar, müteşekkir, değerbilir; hoş, güzel, makbul. gratefully (z.) minnetle, şükranla. gratefulness (i.) minnet, şükran borcu; minnettarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. gratifyingly (z.) hoşa gidecek surette, tatmin ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sersemlemiş, sarhoş, ayyaş .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hodançiçeği, (bot.) Lithospermum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is rich in phosphates and ammonia, and is used as a powerful fertilizer. the excrement of sea birds; used as fertilizer.

Sağlık Bilgisi

Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden bu hastalığa guşa veya cedre de denir. Tıp dilindeki adı strumadır. Guatr, özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur. İki çeşit guatr vardır.

- Basit Guatr : Bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer. Nedeni alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.

- Yumrulu Guatr : Bu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanmak, mümkün olduğu kadar çok balık, pırasa, kuru erik, yumurta, taze fasulye, pazı, soğan, sarmısak, dut veya dut kurusu, havuç yemek; inek sütü, erik hoşafı, ve havuç suyu içmek çok faydalıdır. Ayrıca kabız olmamaya gayret etmek gerekir. Lahana, mısır ve turp da yenmemelidir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meşe dalı kabuğu.

Hazırlanışı : 1 avuç meşe dalı kabuğu toz haline gelinceye kadar dövülür. Bu tozla guatırın üzeri ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Güzel kokululuk. mec. Hoş ve güzel sözlülük.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzın kendi mihveri üzerinde bir kere dönmesinden ibaret yirmi dört saatlik zaman. Ar. yevm, Fars. rûz: Ay otuz gündür, on gün geçti, beş gün evvel. 2. Yirmi dört saatlik günün aydınlık olan kısmı ki, ortalama on iki saat olup yazın uzar ve kışın kısalır, gündüz, gece mukabili, Ar. nehâr, Fars. rûz (bu mânâ ile bizce kullanılmaz olmuştur). 3. Zaman, çağ, devir, Fars. hengâm: Sultan Mahmud Han gününde, filân valinin gününde o vilâyette asayiş yerinde idi. 4. Hoş geçirilen zaman, ikbal, saadet, rahat: Zavallı, gün görmedi, gün görmüş, gün geçirmiş adam. 5. Hususî gün, resmî gün, yortu: Yarın İngiltere Kraliçesi’nln günü imiş, dün MÜsevîler’in günü idi. 6. Vakit, zamen: Bir gür zengin de olur, onun da günü var, gün oluı ki, çok kazanır. 7. Hel, iyi gün, kötü gün Günaşırı = Her iki günde bir, bir gül olup bir gün olmamak üzere: Günaşırı gc liyor, günaşırı ders okuyor. Ertesi gün = Bir gün sonra. Evvelki gün = Dünden e’ velki gün. İki gün evvel. İki günde bir = Günaşırı. Bir gün, günün birinde = B vakit, bir zaman: Bir gün gelecek ki, b gün olur ki. Bugün = Bulunduğumuz gü Ar. elyevm. Büngünkü günde = Bu zama da, zamanımızda, bulunduğumuz zamane Öbür gün = Yarından sonraki gün. I gün sonra = Yarın değil öbür gün. Günl den bir gün = Günün birinde. Bir gün vel = Mümkün olduğu kadar çabuk. Gi den güne = Gittikçe (günbegün demer II). Günü gününe = Aynı gün, arada ( geçirmeksizin. İşi günü gününde görmek Ertesi güne bırakmaksızın, Ar. bilâ-te’ Geçen gün = Birkaç gün evvel. Bugün de = Bu birkaç gün zarfında. Gün bu = Tam fırsat vaktidir.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güney Afrika’da, Afrika kıtasının güney kısmında yer alır.

Coğrafi konumu: 29 00 Güney enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,219,912 km².

Sınırları: toplam: 4,862 km.

sınır komşuları: Botsvana 1,840 km, Lesotho 909 km, Mozambik 491 km, Namibya 967 km, Svaziland 430 km, Zimbabve 225 km.

Sahil şeridi: 2,798 km.

İklimi: Çoğunlukla yarı çöl iklimi, doğu kıyısında subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: İç kısımdaki geniş platolar engebeli tepeler ve dar kıyı ovaları ile arazi yapısını oluşturur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Njesuthi 3,408 m.

Doğal kaynakları: Altın, krom, antimon, kömür, demir, manganez, nikel, fosfat, kalay, uranyum, değerli taşlar, platin, bakır, vanadyum, tuz, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.1.

daimi ekinler: %0.79.

Diğer: %87.11 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,980 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Uzun süreli kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 44,187,637 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.16 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 60.66 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 42.73 yıl.

Erkeklerde: 43.25 yıl.

Kadınlarda: 42.19 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.2 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %21.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.3 milyon (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 370,000 (2003 verileri).

Ulus: Güney Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %75.2, beyaz %13.6, Hintli %2.6, diğer.

Din: Hıristiyan %68, Müslüman %2, Hindu %1.5, yerel inançlar ve animizm %28.5.

Diller: 11 resmi dil: Afrikanca, İngilizce, Ndebele, Pedi, Sotho, Swazi, Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa, Zulu.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %86.4.

erkekler: %87.

kadınlar: %85.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Güney Afrika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Afrika.

Eski adı: Güney Afrika Birliği.

kısaltma: RSA.

ingilizce: South Africa.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Pretoria.

İdari bölümler: 9 bölge; Doğu Cape, Serbest Bölge, Gauteng, KwaZulu-Natal, Mpumalanga, Kuzey Batı, Kuzey Cape, Kuzey Eyaleti, Batı Cape.

Bağımsızlık günü: 31 Mayıs 1910 (İngiltere’den).

Milli bayram: Özgürlük Günü, 27 Nisan (1994).

Anayasa: 10 Aralık 1996.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Ulusla

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük sesli, şamatalı: Pek gürültülü bir bağırması vardır. 2. Şamata ve velveleyi gerektiren, şamata ile yapılan: Makine dikişi pek gürültülüdür; gürültülü işten, konuşmadan hoşlanmam. 3. Kalabalıklı, izdihamlı: Hayli gürültülü bir düğün oldu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazım. Hoş-güvâr = Hazmı kolay.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güzâşten fiilinden masdar ismi). 1. Geçme, geçiş: Geşt-ü güzâr = Gezme ve seyahat (güzâr daha çok .kullanılır). 2. Eda eden, ifâ eyleyen, beceren, ödeyen. Dem-güzâr = Vakit geçiren, günlerini hoş geçiren. Cizye-güzâr = Vergi veren. KSr-güzâr — İş beceren (galat olarak işgüzfir da derler). Maslahatgüzâr = Elçi veya büyükelçi vekili.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göze iyi görünen, şekil ve sureti takdir ve sevgi uyandıran, Ar. cemîl, Fars. hûb, zîbâ: Güzel adam, güze! kız, güzel at, güzel ev. 2. İyi, hoş, Ar. tayyib, mergub, müstahsen: Güzel iş, güzel hava, güzel söz, güzel ses. 3. Ayıpsız, kusursuz, Ar. sâlih: Güzel adam. Sevgili, di. ber: Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var. İyi, Alâ, hoş: Güzel söyledi, güzel işlenmiş, güzel yazar. Cevap mânâsında: Peki, olur: Güzel, güzel ama = Peki ama. Güzelhatun — Bir nevi kan kurutan otu. Saksıgüzeli = Nasırotu. Dünya güzeli = Pek güzel kadın.

Şifalı Bitki

(belladon): Patlıcangillerden; kireçli topraklarda yetişen 180 santimetre kadar boyunda, birkaç sene yaşayan nahoş kokulu bir bitkidir. Meyveleri kiraz gibi yuvarlak ve siyah renktedir. İçeriğinde Atropin vardır. Zehirlidir. Ev ilaçlarında kullanılmaması gerekir. Kullanıldığı yerler: Hekimlikte ağrıları dindirmek için kullanılır. Mide ve bağırsak hastalıkları, astım, beyin hastalıkları, kalp hastalıkları ve sinir hastalıklarında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel olan şahıs veya şeyin hali. Ar. hüsn, cemâl, bahâ: Güzellik kadın için birinci süstür; kız güzelliğine güvenip ilim ve terbiye tahsilinden geri kalmamalıdır. 2. İyilik, Ar. tayyib, hoşluk: Bugünkü havanın güzelliği, bu sesin güzelliği. 3. Yavaşlık, tatlılık, Ar. hilm: Güzellikle kandırdım, güzellikle kaldırıp öbür tarafa koymalı, güzellikle söylemek. 4. Düzgün, süs. 5. iyi havadis, iyi haberler, iyilik, sağlık: Ne var, ne yok? Güzellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گذشت] geçiş. 2.hoşgörü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high probability that a system at any given time will be operational for useful work and has the ability to recover quickly and with minimum disruption to the user in case of failure Those characteristics of a data processing system that reduce or elimi

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubut» tan if.) (mü. hâbite). Aşağı inen, düşen, hubut eden. Tedrîc-i hâbit (edebiyat) = Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek: Alim, kâtip, hoşgû bir edam (aksine tedrîc-i sâid denir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is a destructive form of precipitation that is 5 to 190 millimeters in diameter The large downdrafts in mature thunderstorm clouds provide the mechanism for hail formation Hailstones normally have concentric shells of ice alternating between those wi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) selâmlamak; çağırmak; seslenmek; (i.) selâmlama, seslenme. hail fellow well met samimi dost, yakın arkadaş; herkesle çabuk ahbap olan kimse, sıcakkanlı kimse, samimiyetten hoşlanan kimse. hail from den, ,,, Iimanından kalkmak. Where do you h

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is supposed to be the snake by means of whose bite Cleopatra committed suicide, and hence is sometimes called Cleopatra's snake or asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inn. hostel. caravanserai. khan. road house. hostelry. rest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

innkeeper. boniface. dossman. host. publican.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe Sözlük

(HARAP) (i. A.). Viran etme, viranlık, yıkma, bozma, bayındırlığın ortadan kalkması: Kiracılar evi harâb ettiler. Savaşın geçtiği yerler harâb oldu (tahrip gibi). (Türkçe’de) 1. Bozulmuş,yıkılmış, viran, mamurun zıddı: Harap bir ev, harap bir memleket. 2. Sarhoşluktan dolayı perişan, bitkin olan: Mest ü harâb olmuş. Hâne-harâb = mec. Evi yıkılmış, her tarafı viran, işi berbat (kimse).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خراب] yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş. harâb etmek; yıkmak, bozmak, tahrip etmek. harâb olmak; yıkılmak, bozulmak, kırılmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hârâbâtî-yân). t. Meyhaneye devam eden, ayyaş, sarhoş ve pejmürde. 2. Eline geçen parayı içki ve sefâhat yoluna harcayıp kendine, evine, barkına bakmayan düşkün adam.

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, derbederlik, israf ve sefâhat.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hârâbâtîce, harabatîlikle, israf, sefâhat ve sarhoşlukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uyumlu, ahenkli; harmonik, harmoniye ait; kulağa hoş gelen; (mat.) müzik ahengine benzer oranlara ait; (i.) (müz.) harmonik ses, esas sese katılan ikinci diziden ses. harmonical (s.) harmoniyle ilgili; uyumlu, ahenkli. harmonically (z.) uyu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahenkli uyumlu, birbirine uygun; tatlı sesli, hoş sesli; düzenli, muntazam. harmoniously (z.) ahenkli olarak, uyumlu olarak .

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostile. enemy. adversary. antagonist. foe. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük

butcher shop. hospital. infirmary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital. chapel. chaplain. infirmary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat sb up so badly that he / she needs to be hospitalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get so sick that one needs hospitalization. to be badly beaten up.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtır, Fars. nüvâhten = okşamak). Hatır okşayan, gönlü hoş eden, hatır sayan.

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan, hoşnut eden.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâVA) (i. A.) (c. ehviye). 1. Dünyayı atmosferin bittiği yere kadar çeviren hafif gaz tabakası: Havaya kalkmak, havaya uçmak, durmak. 2. Bu tabakayı teşkil eden hafif gaz: Temiz hava teneffüs etmek. Hava başlıca oksijen ile azottan ve az miktarda diğer gazlardan mürekkeptir. 3. Atmosferin hal ve durumu: Bugün hava güzel, yağmurlu, karlı, sisli, soğuk, sıcak hava. Hava iyi olursa yarın gideriz. Bu ne hava? 4. Bir yerin sıhhî durumu, insanın sıhhatına yarayıp yaramamak itibariyle havanın hal ve durumu: Hafif, ağır, sıtmalı, sağlam hava. Oranın havası bana gelmedi. Havası ile uyuşamadım. O havalarda zayıf adam yaşayamaz. 5. (Türkçe) Herhangi bir musiki eseri, parçası: radyoda güzel bir hava çalıyor. 6. Bir binanın üstüne çıkmak, çatı katı yaptırmak hakkı: Dükkân benim ama havası başkasınındır. 7. Hafif rüzgâr, havanın hareket ve dalgalanması: Bugün hiç hava yoktur. 8. Boş, beyhude, faydasız yere: Bizim çalışmamız havaya gitti. 9. Ateşli silâhlar nişanının mesafeye göre değişen derecesi. 10. Baskı harflerinin yukarı veya aşağı gelmek üzere muhtelif yükseklikte kazılı olması, dökme hurufat derecesi. Ab ü havâ = Su ve hava: Bir yerin sıhhî durumu, iklimi: Ab ü havâsı güzel bir yer. Oranın Ab ü havâsı ile uyuşamadı. Açık hava = 1. Bulutsuz hava. 2. Bina dışarısı. Hava almak = 1. Teneffüs etmek, solunum yapmak, temiz hava teneffüs eylemek: Şu pencereyi açın hava alalım 2. Gezmek, açık havada dolaşıp ferahlamak: Çıkıp biraz hava alalım. 3. Havadar olmak, rüzgârlara maruz ve havanın değişmesine elverişli hal ve durumda bulunmak: O köşk iyi hava alıyor. Bu oda hiç hava almaz. Bâd-ı havâ = Hava yeli (Türkçe söylenişi: bedava): Parasız, Ar. meccânen ve mec. Pek ucuz: Bunu size bedava veririm. Şunu bedava almışsınız. Cew-i havâ = Dünyayı çeviren hava tabakası, Fransızca: atmosph&re. İlm-i cevv-i havâ ve kısaca: llm-i cev = Hava değişikliklerini inceliyen ilim. Fransızca: metiorologie. Sünbülî hava = Güneşsiz, yağmursuz, kapalı gibi, fakat güzel hava. Mart havası = Daima değişen, kararsız hava Hava hoş = Nasıl olsa olur: Bence hava hoş, vazife etmem (aldırmam). Herkes bir hava çalıyor = Herkes aklına geleni söylüyor. Bir fabrika ki, herkes bir hava çalıyor. Havadan = Bedava.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köpeğin uluması, Ar. av’ave. 2. Çocuk dilinde köpek, hoşhoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

daydream. image. imagined thing. imagination. reflection. ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

phantom. ghost. phantom. apparition. shadow. phantasm. shade. specter. spectre. spirit. spook. sprite. wraith. shades.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparition. ghost. phantom. shade. shadow. spectre. spook. phantasm. specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparition. ghost. phantom. specter.

Türkçe Sözlük

(HAZZ) (i. A.) (c. huzûz, huzûzât). 1. Hisse, behre, nasip: Hazz-ı vâfir. 2. Hoşlanma, hoşa gitme, lezzet alma: Böyle sözlerden hazzetmem, kendisi dedikodudan hazzeder. 3. Sevinme, memnuniyyet: Sıhhat haberinizi alıp çok hazzettim. Huzûz-ı nefsâniyye, huzûzât-ı nefsâniyye = Nefis ve şehvete ait lezzetler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unable to adapt to those around him / her.

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Hoşlanmak, zevk ve lezzet almak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of female beauty, more especially in those who have reached womanhood Daughter of Zeus and Leda, and wife of Menelaos, King of Sparta 'She moves a goddess and she looks a queen ' Pope: Homer's Iliad, iii The Helen of Spain Cava or Florinda, daugh

Türkçe - İngilizce Sözlük

The type of female beauty, more especially in those who have reached womanhood Daughter of Zeus and Leda, and wife of Menelaos, King of Sparta 'She moves a goddess and she looks a queen ' Pope: Homer's Iliad, iii The Helen of Spain Cava or Florinda, daugh

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Alo. Merhaba Günaydın Hoş geldiniz. Hoş bulduk. (nad). Yahu, nedir bu ?

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hey’At). 1. Şekil, suret, biçim, görünüş: Bu binanın, bahçenin, hayvanın hey’eti çok hoşuma gidiyor. 2. Duruş, durum, vaziyet: Bu salonu başka bir hey’ete koymalı. 3. Kıyafet: Hâkim, esnaf hey’etinde bir adem. 4. Hal, keyfiyet: Bu hey’etiyle kabûl etmek. 5. Topluluk teşkil eden kişilerin hepsi: Hey’et meclisi. 6. ilm-i hey’et, Fr. astronomi: Hey’et bilmek, okumak. Ehl-I hey’et = Astronomi bilen. Hey’et-i asliyye = Aslındaki şekil ve suret. Hey’etle = Hep birden, toplu olarak: Biz dairece, hey’etle muayeneye gittik. Hey’ et-i mecmûa — Bir şeyin toptan olan hal ve sureti. Teferruat veya parçalarına bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara: Bu bahçenin her tarafı güzel düzelmiş ise de hey’et-i mecmûasında bir güzellik yoktur. Hey’etiyle = Olduğu gibi, değiştirilmeksizin (Arapça terkiplerde «hey’ e» suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Hindiyye). 1. Hind’e ait: Seyf-i Hindi = Hind kılıcı. Memâlik-i Hindiyye = Hind ülkeleri. 2. Hind ahalisinden olan, Hindli. 3. Bugün kullanılan Hind dillerinin en tanınmış ve yaygını. Temer-i hindi = Halk dilinde demirhindi denilen ve serinlenmek üzere kullanılan mayhoş meyve ve bunu veren ağaç ki, odunu pek sert olup kalemtıraş sapı vs. yapılır. Sünbül-i Hindi = Bir cins çiçek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sebze ve salata gibi kullanılan meşhur mayhoşça yaprak, gügeyk: Ak, kara hindibâ çeşitleri.

Şifalı Bitki

(güneğik): Hindiba familyasının örnek bitkisidir. Çiçekleri sarıdır. Yaprakları az ve küçüktür. Sapı yoktur. Kökü uzundur. Kökünün dışı beyaz, içi esmer renktedir. Sütlü, acı bir suare ifraz eder. Yaprakları haşlanıp, salata gibi yenir. Kökü de, dövülerek kahve yapılır veya kahveye karıştırılır. Lezzeti mayhoşumsudur. Ak ve kara olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte yaprakları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Egzama, güneş yanıkları, akrep ve arı sokmasında faydalıdır. Balgam söktürür. Nikris ağrılarını dindirir. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardımcı olur. Vücuda kuvvet verir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «hırâmîden» fiilinden imas.). Sallanma, salınarak naz ve edâ ile yürüme: Hırâm etmek. Hoş-hırâm = Naz ve edâ ile salınarak yürümesi güzel ve hoş olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hospital Information System.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hospital information system A system that provides the information management features that hospitals need for daily business Typically includes patient tracking, billing and administrative programs and also may include clinical features.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hospital information system Typically used to describe hospital computer systems with functions like patient admission and discharge, order entry for laboratory tests or medications, and billing functions See also: Electronic medical record.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hospital Information System The introduction of systems to integrate and communicate computer-held information for patient care and the management of a hospital.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak; sarhoş etmek, sersemletmek; içine uyuşturucu madde katmak (içki).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., ünlem düşüncesiz; kibirli, kendini beğenmiş; ünlem Maşallah ! (hoşnutsuzlukla karışık hayret ünlemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kutsal, mukaddes, kutsi, mübarek. Holy Father Papa. Holy Ghost, Holy Spirit Ruhulkudüs. Holy Grail (bak). Grail Holy LHnd Mukaddes Diyar, Filistin. holy of holies Musevi tapınaının en iç kısmı; kutsal olan herhangi bir yer. Holy Office Katolik kil

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghost. spook. specter. ghost of a dead person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectre. ghost of dead person. ghost. ghoul. spectre specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. water hose. hose pipe. tornado. elephant's trunk. twister. whirlwind. cyclone. eddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. waterspout. whirlwind. hosepipe. trunk. proboscis. tornado.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hose. tornado. whirlwind. trunk. proboscis. waterspout. tube. hosepipe. rubber / flexible / elastic pipe. nozzle. cyclone. whirlblast. hurl wind. twister. waterskin.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İyi, Ar. tayyib: Dün hava pek hoş idi. 2. Garip, tuhaf: Onun hoş bir ismi vardır. Hoş geldiniz = Safa geldiniz, yeni gelen adama selâm tâbiri olup cevabı hoş bulduk tur. Hoş görmek = Bakmamak, darılmamak. Bir hoş (doğrusu bîhûş olsa gerek) = Bir çeşit baygınlık hisseden: Bir hoş oldum. Gönlünü, hatırını hoş etmek = Hatırını kırmaksızın, okşıyarak inandırmak, memnun etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand. app

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. nice. pleasant. for that matter. agreeable. amiable. amusing. bonny. congenial. cosy. cozy. cuddly. darling. debonair. delicious. enchanting. engaging. entertaining. fine. good. graceful. grateful. honeyed. likable likeable. pleasing. pleasurabl

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, Amed = geldi). Hoş geldiniz selâmı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birine hoş geldiniz demek merasimi.

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, bû = koku). İyi kokan, güzel kokulu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hareketi, davranışı hoş, güzel.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı dilli, hoş konuşan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoş geçmiş tatlı zaman.

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi hal). Hal ve vakti iyi, mes’ut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, nevâ = ses). Güzel sesli.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hoşaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. hoş = iyi, Ab = su). Bol su ve şekerle pişmiş kuru yemiş ki, soğuk olarak yemek sonunda buna mahsus geniş kaşıkla içilir: Erik, vişne hoşafı, hoşaf kaşığı, kâsesi. Hoşafın yağı kesilmek = Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcûb olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آمد گو] hoşgeldiniz diyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشبو] hoş kokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hose) çorap; eski zamanlarda dar ve kısa pantolon. half hose kısa çorap, şoset.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hoses) f. hortum; tulumba hortumu; f. hortumla sulamak veya ıslatmak. hose company itfaiye teşkilatı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çorapçı, çorap satıcısı. hosiery i. çoraplar; çorap fabrikası; dokuma, mensucat; mensucat fabrikası.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Memnun ve hoşnut etmek, sevindirmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Memnun ve hoşnut olmak. 2. Hazzetmek: Bu kokudan hiç hoşlanmam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyilik, güzellik. 2. Gariplik, tuhaflık. 3. mec. Neş’esizlik: Bugün bir hoşluğunuz var (bu mânâda daima bir kelimesiyle beraber kullanıldığından «bîhûş» luktan galat olması da muhtemeldir).

Türkçe Sözlük

(HOŞMERYEM) (i.). Tuzsuz taze peynirle yapılan bir çeşit yemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Taze peynir ve unla yapılan bir çeşit tatlı. (bk.) Höşmerim.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel, hoş sevgili.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı ve memnunluk («hoşnûdiyyet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı, memnun: Hoşnut etmek, olmak = Razı ve memnun etmek, olmak.

Türkçe Sözlük

(i.,). Hoşnut olma.

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnut olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnutsuz olma hail.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hastaneye yatırmak. hospitaliza'tion i. hastaneye yatırma; A.B.D hastane sigortası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. hostess. flight attendant. stewardess.

Türkçe - İngilizce Sözlük

airhostess. hostess. stewardess. air hostess. waitress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. stewardess. flight attendant. airline hostess.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evsahibesi; garson kadın; konsomatris; hostes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşmana ait; düşmanca, düşmanlık gösteren, saldırgan. hostilely z. düşmanllkla.

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Tatlı, şirin. 2. Leziz, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i., f. (-med, -ming) Ya, öyle mi? Acayip! Hım! (tereddüt belirten ünlem, bir düşüneyim'' anlamındaki ses); i. bu tür bir ünlem; f. tereddüt ve hoşnutsuzluk ünlemi çıkarmak. Bak. hem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a message whose ingenuity or verbal skill or incongruity has the power to evoke laughter. the trait of appreciating the humorous; 'she didn't appreciate my humor'; 'you can't survive in the army without a sense of humor'. a characteristic state of feeling

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2.Bir yazı sitili. 3.Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman’ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıl, şuur, anlayış: GÜş-i hûş = Akıl kulağı. Bî-hûş (halk dilinde: bir hoş) = 1. Akılsız, ahmak.2. Kendinden geçmiş, baygın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. spite. hostility. hostility hasımlık. düşmanlık. yağılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. hostility. animosity. antagonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosiery. underclothes. underwear.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (sıvı bir şey) Yutulmak, ağızdan mideye alınmak, Osm. şürbedilmek: Su içilir. 2. Sarhoş edici içki alınmak: Gündüzün içilir mi?

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İçmeye sevk, mecbur veya müsaade etmek, Osm. işrâb etmek: Hayvana su içirmek, hastaya ilâç içirmek. 2. İçkilerden bir şey verip sarhoş etmek: Çok içirip zavallıyı hasta etmişler. 3. Cezbettirmek, sindirmek, emdir mek: Bu yağdan ağrıyan yere sürüp ovalayarak içirmeli. Tokat İçirmek = Tokat vurmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. içki içmiş, sarhoş, hafif sarhoş, Fars. mest. 2. İçki içilen yer: İçkili lokanta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. executive. helmsman. manager. organizer yönetici. thrifty. frugal tutumlu. tolerant hoşgörülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Data Encryption Algorithm--encrypts text in PGP--IDEA was chosen as the conventional encryption algorithm in Philip Zimmermann's public key encryption software program, PGP The IDEA algorithm is a symmetrical block cipher that takes a fixed-

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2.İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3.Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen İdris peygamb(Erkek İsmi) 4.İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor: those registered in the UK, under the Financial Services Act 1986.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» dan masdar). 1. Üste gelme, hastalıktan kalkma, iyileşme, hastalıktan kurtulup büsbütün iyi oluncaya kadar aradan geçen müddet: ifâkat bulmak. İfâkatta bulunanlara yarayacak yiyecekler. 2. Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulma, ayılma.

Şifalı Bitki

(Olweide, Olivier, Sauvage, Oleaster, Elaeagnus): İğdeciler familyasının örneğidir. Yemişi, kızılcık biçimindedir. Derisi sert ve sarı, eti beyaz un halinde mayhoş ve burukçadır. Yaprakları tüylüdür. 10 kadar türü vardır. Anadolu’da bağ ve bahçelerde tatli meyvelerinden dolayi meyve agaci olarak yetistirilmektedir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak bozukluklarını ve ağız pasını giderir.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Oturma: İstanbul’da ikamet eden. Kışın şehirde, yazın yalı ve köşkte ikamet hoş olur. 2. (fıkıh) Cemaatla namaza başlanacağı vakit müezzinin seslenişi: İkamet getirmek. 3. Osmanlı devrinde siyasi bakımdan İstanbul’da oturması mahzurlu görülenlerin sürgün olmaksızın, ekseriya bir maaş veya görevle, padişah veya hükümet emriyle İstanbul dışında bir şehirde oturtulması: Filân yerde ikamete memur (eski kitaplarda mukim yerine «ikamet-sâz» ve «Ikamet-güzin» gibi alaca tâbirler kullanılması gülünçtür).

Türkçe - İngilizce Sözlük

moderate. equable. temperate. mild. clement. middle-of-the-road. modest. genial. hospitable. low key.

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iltifat eden, herkesin hatırını hoş tutarak lutufla muamele eden, mültefit, iltifatkâr: Çok iltifatçı bir zattır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Instant messaging is the ability to easily see whether a chosen friend or co-worker is connected to the Internet and, if they are, to exchange messages with them Instant messaging differs from ordinary e-mail in the immediacy of the message exchange and a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader In the specific sense, Imam refers to those 12 successors appointed by the prophet, on Allah's instructions, to lead the Muslims after him The first of them being Imam Ali and the last of them Imam Mahdi, who has been promised by the prophet to eme

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hostel for pilgrims in Turkey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabırsız, tahammülsüz, içi tez, tez canlı; hoşgörü sahibi olmayan, müsamahakar olmayan; titiz, sinirli. impatience i. sabırsızlık. impatiently z. sabırsızllkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşnutsuz, memnuniyetini göstermeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iptila, düşkünlük; müsamaha, hoşgörü, göz yumma; Kat. pişmanlık hâsıl olunca kilise tarafından günah cezasından bir kısmının affolunması; tic., huk. borç vadesinin uzatılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müsamahakâr, hoş görülü. indulgently z. müsamaha ile, göz yumarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sarhoş edici; i. sarhoş eden sey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., i. sarhoş etmek, mest etmek; s. sarhoş, mest; i. sarhoş kimse. inebria'tion i. sarhoş ol- ma. inebri'ety i. sarhoşluk, ayyaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fena ifade olunmuş, beceriksizce yapılan, münasebetsiz; hoşnutsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygun olmayan söz veya davranış; talihsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. nüfuz, baskı, tesir, etki, hüküm; sözü geçen kimse, tesir eden kimse veya şey; slang piston; f. tesir etmek, sözünü geçirmek; müessir olmak. undue influence huk. gereksiz tesir. under the influence k.dili sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarhoşluk, bekrilik, içkiye düşkünlük, itidalsizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of a family of glycoproteins that exhibit virus-nonspecific but host-specific antiviral activity by inducing the transcription of cellular genes coding for anti-viral proteins that selectively inhibit the synthesis of viral RNA and proteins The first

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hoşgörüsüz, müsamahasız; tahammülsüz. intolerance (i.) müsamahasızlık, hoş görmeme. intolerantly (z.) müsamaha göstermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) sarhoş edici; (i.) sarhoş eden madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sarhoş etmek, mest etmek; sevinçten çılgın hale sokmak; (tıb.) zehirlemek. intoxica'tion (i.) sarhoşluk, mest oluş; (tıb.) zehirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. neşeli, şen, hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, protocol in the TCP/IP internet layer for communication between nets and their hosts An IP-address uniquely identifies each network and each of its hosts on the internet Addresses consist of four bytes that can be represented by four in

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Internal Revenue Service, a division of the U S Treasury Dept that is responsible for the assessment and collection of most federal taxes, except those relating to alcohol, tobacco, firearms, and explosives Established in 1862, the IRS derives most of

Türkçe Sözlük

(i. A.). Razı ve hoşnut etme, gönlünü etme, kandırma: Kendisini irzâ ettim.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıcak hâle gelmek. 2. Üşümesini gidermek. 3. mec. Hoşlanır olmak, alışmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» den masdar) (c. ıslâhât). 1. İyi bir hâle koyma, iyileştirme, düzeltme: İşlerini ıslâha muvaffak oldu. 2. Kusur ve eksikliklerini tamamlama, mükemmel hâle koyma: Yargı sisteminin ıslâhı lâzımdır (bu mânâ ile en fazla çokluğu olan ıslâhât kullanılır): Mülkt ıslâhât, askerî ıslâhât, adlî ıslâhât. Rumeli’ nin Manastır taraflarında «iyi, hoş» mânâsiyle sıfat gibi kullanılır. IsISh-ı hâl = Kendi hâlini İyileştirme: Islâh-ı hâl ederse bir görev alabilir. Islâh-ı zât-ül-beyn = Barıştırma, aralarını bulma. Allah ıslâh eyleye = Islâha muhtaç olanlar hakkında söylenen duadır.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sıklet» ten masdar). Hoşlanmama, varlığından hoşlanmama, soğuk muamele ile haşlanılmadığını anlatma: İnsan istiskal olunduğu yere bir daha gitmemelidir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استثقال] hoş karşılamama, yüz vermeme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, hoş koku. 2.Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi olan şeyin hâli, hoşluk. 2. Hayır, menfaat, fayda: Bunda bir iyilik var ki... 3. Lutuf, kerem, ihsân, muavenet, yardım: Bana bir iyilik etmek ister misin? Kendisine büyük bir iyilik etti; çok iyiliği dokundu. 4. Sıhhat, Afiyet: Hasta iyiliğe yüz tuttu; Allah iyilik versin. 5. İyi muamele, yavaşlık, yumuşaklık: İyilikle kandırmalı; iyilikle söylerseniz kabul eder. İyilik bilir = Müteşekkir, minnettar, iyilik gördüğünü unutmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

track. footprint. mark. trace. sign. scar. taint. birthmark. chip. clew. clue. dint. evidence. ghost. hint. impress. impression. inkling. odor. odour. print. ray. shadow. smack. stamp. stigma. streak. suggestion. suspicion. tincture. tinge. touch. tr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trace. track. trail. clue. mark. footprint. evidence. dash. ghost. impress. shadow. sign. strain. suspicion. tail. taint. touch. tracing. vestige.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo esrarın etkisinde olma; sarhoş edecek miktarda içki; içki âlemi; nöbet. have a jag on ABD, (argo.) sarhoş olmak, kafayı bulmak; esrarın etkisinde olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A specialized vocabulary of those in the same work or profession; redundant or wordy writing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şakacı, latifeci; hoş, eğlenceli. jocosity , jocoseness i. şakacılık, latifecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. şen, neşeli; neşe verici; İng., k.dili hoş, güzel; z., İng., k.dili pek çok, ziyadesiyle, fazlasıyle; i., İng., (argo) eğlenti; İng., (argo) denizci. jolly boat den. geminin her işe mahsus kıç filikası. Jolly Roger üzerinde çapraz iki kemi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok memnun, sevinçli, sevinçle coşkun; zafer sarhoşu. jubilantly z. başarı sevinci ile. jubilance i. sevinç, mutluluk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kavun, karpuz ve hıyar cinsinden olarak yere sürünen iri yapraklı bir bitki ve verdiği meyve ki, sebzeden sayılır, çeşitli yemeklere girer ve birçok türü vardır. 2. Sarışın, maviş: Kabak bir oğlan. 3. Tatsız, lezzetsiz: Bir kavun kestik kabak çıktı. 4. Çıplak, açık: Yalın ayak, başı kabak, kabak kafalı adam: Armutkabağı = Armut biçiminde yalnız süs için dikilen bir kabak. Sakızkabağı = Taze yenen en küçüğü. Asmakabağı = Çardak üzerine alınıp pek fazla uzayanı ki, mayhoşça olup yine tâze yenir. Balkabağı = Tatlısı yapılan bir cinsi. mec. Bir şey bilmez, ukalâ ve ahmak adam. Helvacıkabağı = Kışın kurusu yenen ve hayvanlara yem edilen pek iri ve yuvarlak cinsi. Sukabağı = İçi boş ve ortası ince olup kurutulduktan sonra su vesaire koymaya yarayanı. Kabak başta patlamak — Bir işin cezasını kendi çekmek, ziyanı kendine gelmek. Barut kabağı = Barutluk, barut mahfazası. Kabak bağlamak = Yüzmek için koltukların altına su kabağı koymak. Kabak tadı vermek = Bıktırmak, usandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبيح] çirkin, hoş olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alma, verilen bir şeyi benimseme: Gönderdiğiniz hediyeyi kabûl ettim; hediyeniz kabûlümdur. 2. Ziyarete gelen kimseyi usûle uygun olarak veya her nasıl olursa bir suretle içeriye alma, ziyarete mukabele etme: Bana müsaade edin şu misafirleri kabûl edeyim; evde misafir kabûl edecek kimse yok; bu köyde misafir kabûl eden var mıdır? Gittiğimiz yerde iyi kabûle mazhar olduk; geleni soğuk bir suretle kabûl etti; pek rahatsız olduğum için ziyaretime gelenleri kabûl edemedim. 3. irtikâp etmek, kötü bir işe tenezzül eylemek: Ben yalanı kabûl etmem; o adam kendi evinde öyle bir hal olmasını hiçbir vakit kabûl etmez; sizin aleyhinizde bulunmayı hiçbir suretle kabûl etmem. 4. Razı olma, rıza, uyuşma: Bu hâl şeklini kabûl ettiniz mi? 5. Alıp kullanma, Ar. ittihâz ve istîmâl: Türkler’in eskiden kendi alfabeleri varken Müslüman olunca Arap alfabesini kabûl etmişlerdir; Sudan’ın güney bölgesi ahalisi, İslâm dinini yakınlarda kabûl etmişlerdir. 6. (hukuk) Almak için ikinci defa söylenen sözdür ki, onunla akit tamam olur. Hüsn-i kabûl = İyi karşılama, hoşlanarak ve sevinç göstererek ikram ve saygıyla karşıla-, ma: Her gittiğimiz yerde hüsn-i kabûl gördük. Uğradığımız yerlerde hüsn-i kabûle mazhar olduk.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kadeh kıran. mec. Sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akdâm). 1. Ayak Fars. pâ Kadem basmak, vaz’-ı kadem etmek = Ayak basmak. 2. Adım, hatve: Kadem atmak. 3. 32 santimlik mesafe ölçüsü: Yirmi kadem boyu vardır. İngiliz kademi = Metrenin üçte biri. 4. Uğur, meymenet, yemin: Kadem getirmek = Uğurlu olmak; kadem getirdiniz. Kadembûsî = Eskiden ayak öpme merasimi. Sâbit-kadem — Ayak direyen. Hoş-kadem= Uğurlu, kademli. Kadem-rân = Adım atan, yürüyen, ilerleyen. Kadem-rence = Zahmet, tenezzül: Fakirhaneye kadem-rence buyurulursa. Kadem-keş = Ayağını çeken, içtinap eden, çekilip bir daha yanaşmayan: Bizimki içkiden kadem-keş oldu. Kadem-nihâde — Ayak basmış, gelmiş, mec. doğmuş.

Şifalı Bitki

(coffea): İkiçenekliler sınıfının, kökboyasıgiller familyasından, vatanı Afrika olan, fakat Asya ve Amerika’nın tropik bölgelerinde yetiştirilen, 20 kadar çeşidi olan bir ağaçtır. En çok bilineni Arabistan kahvesi’dir. 7-8 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu olup, kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Meyvesi kiraza benzer; içinde ince iki çekirdek bulunur. Her çekirdeğin içinde aynı şekilde bir tohum vardır. Tohumlarında, kafein alkoloidleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kandolaşımını sağlar. Uykuyu kaçırır, düşünmeyi kolaylaştırır. Yarımbaş ağrılarını dindirir. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Boğmaca öksürüğünü keser. Nikris ağrılarını teskin eder. Tansiyonu yüksek olanların kahve içmemesi tavsiye edilir. Ayrıca fazla miktarda içildiğinde uykusuzluk, sinir bozukluğu ve çarpıntı yapar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment. dense

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowdedness. assemblage. concourse. confluence. congested. congestion. cram. crammed with people. crew. crowd. crowded. crush. dense. flock. heap. horde. host. legion. mob. numerous. peopled. press. ruck. squash. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük

untinned. whose tin has worn off.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyle razı ve hoşnut olup, fazlasını İstememe, yetinme: Ben bununla kanâat ederim. Az bir şeyle kanâat eder adamdır. 2. Tamahkârlığın zıddı, az şeyle yetinme: Erbâb-ı kanâattendir. Kanâat tükenmez bir hazinedir.

Türkçe Sözlük

(aslı: KINDIL) (i. A.) (c. kanâdîl). 1. Zeytinyağı içine batırılmış bir fitilin yanmasiyle ışık veren aydınlatma Aleti ki, çeşitleri vardır. Kandil yakmak. Sönük bir kandilin ışığında dikiş dikiyordu. 2. Sünbül gibi çiçeklerin çiçeği: Bu sünbülün kandili ne kadar çok. Kandilağacı = Bir cins ağaç. İdare kandili = Az aydınlık vermek üzere gece uyurken yakılan kandil çeşidi kl, bazıları kısa mumdan ibarettir. Kandil uçurmak = Çocuklar sabun köpüğünden balon üflemek. Kandil çöreği = Kutsal gecelerde hususi surette yapılıp yenen yağlı çörek. Kandilçiçeği = Civan perçemi çeşidi. Şamandıra kandili = Fitili tıpa parçalarını havi bir ufacık şamandıra İle yağın üzerinde duran kandil çeşidi. mec. Gökkandil (körkandil) = Kendinden geçmiş, mesut, gözü dumanlı sarhoş. Kandil gecesi = Minarelerde kandil yanan kutsal gecelerin beheri: Velâdet-i Nebevi, Regaaib, Berât, Mtrâc geceleri gibi.

Şifalı Bitki

(lavadula stoechas): Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu yahut dip kısmı odunsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkarır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden karabaşyağı denilen bir esans çıkarılır. Yurdumuzda alçak makilerde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ağrıları geçirir. Kalbe kuvvet verir. Damar sertliğinde faydalıdır. Balgam söker. Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Uyuşukluğu giderir, zindelik verir.

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrariness. opposition. reciprocity. antinomy. hostility.

Türkçe Sözlük

(f.). Hoşa gitmeyen bir işe alışarak artık ondan tesir duymaz olmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Çini veya billûrdan tas ve çanak: Çorba, hoşaf kâsesi. 2. Kaşık ve ona benzer şeylerin çukuru: Kaşık kâsesi. 3. Baş kemiklerinin beyni çeviren yukarısı: Kafa kâsesi, Osm. kâse-i ser. 4. Arap harflerinde sîn ve sâd gibi harflerin çukuru: Sİnin, sâdın kâsesi.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvı veya tane hâlinde olan yiyeceği ağıza götürmeye, bir şey karıştırmaya mahsus oyulmuş Alet: Tahta, bağa, maden, gümüş kaşık. Çorba kaşığı = Adi sofra kaşığı. Hoşaf kaşığı = Ağıza sığmayıp hoşaf içmeye mahsus büyük cinsi. Tatlı kaşığı = Tatlı ve reçel yemeye mahsus küçükcesi. Çay, kahve kaşığı = Fincan tabağına konan küçüğü. 2. Bir kaşık dolusu, bir kaşığın aldığı miktar ve mec. Az miktar. Biraz: Bir kaşık çorba içtim, bir kaşık su. Kaşık atmak = Çok ve hırsla yemek. Ağzının kaşığı değildir = Onun bu işe gücü yetmez. Kaşıkotu = Bir cins bitki, cochlearia officinale. Bir kaşık suda boğmak = Fazlasıyle düşmanlık göstermek. Kaşık düşmanı = Kadın, zevce. Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak = Ettiği iyiliğe karşı minnet koymak, başa kakmak veya o iyiliği unutturacak bir fenalık etmek, (musiki) Türk halk musikisinde tahta kaşık şeklinde vurma Aleti.

Türkçe Sözlük

(i.). Erik ile şeftali aras ıda bir meyve; zerdalinin daha büyüğü ve iyisi, mışmış. Şamkayısısı = Bu meyvenin en iyi cinsi. Kayısı tatlısı, hoşafı = Bu meyvenin kurusundan yapılan reçel ve hoşaf. Kayısı ağacı = Bu meyveyi veren ağaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. landslide. slipping. misframe. ghost image. skiing. drift. glide. gliding. glissade. lapse. shift. slippage.

Türkçe Sözlük

(i.). Dil burma, hoş olmayan ekşilik ve sertlik.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, zevk almak, sevinçli olmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Korean word for the strength and energy of life and the spirit of man, which can be harnessed by those with sufficient will, training, and purpose, to acheive results which would not be possible otherwise. the circulating life energy that in Chinese p

Türkçe Sözlük

(i.). Kibir, azamet gösteren, fodul, büyüklük taslayan: Kibirli adamlardan hoşlanmam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A simple 1,000M race against the clock The best kilo riders are typically those with a high top speed and an extremely high pain tolerance to continue pedaling well beyond their lactate threshold The strategy for the kilo comes well before race day The ki

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kimono is a traditional style of Japanese garment The style of the kimono worn depends on the wearer's age and the season or occasion Men wear kimono similar in cut to those worn by women but they are usually made of solid dark colors. a loose robe; imi

Şifalı Bitki

(kyminon): Maydanozgiller familyasından; Mayıs - Haziran aylarında bayez veya pembemsi çiçekler açan, 15 - 20 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır’dır. Yaprakları dar ince şeritler halinde parçalıdır. Çiçekleri 3-5 saplı şemsiye durumundadır. Meyveleri ovaldir. İçeriğinde, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Keskin, hoş kokuludur. Tohumları baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Hazımsızlığı giderir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Birikmiş gazı söktürür. Hava yutmayı önler. Sinirleri yatıştırır. Sinirsel başdönmelerini keser. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma ve şişmanlıkta faydalıdır. Hamileler kullanmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. rancour. rancor. spite. hate. enmity. animosity. animus. antagonism. despite. gall. hatred. hostility. ill-feeling. malevolence. malignity. resentment. revenge. venom. venomousness. virulence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animosity. antagonism. feud. gall. grudge. hatred. hostility. malice. rancour. spite. venom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relationship, consanguinity, or affinity; connection by birth or marriage; kindred; near connection or alliance, as of those having common descent.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmız renginde, kızıl, al, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kırmızı erik; kırmızı çuha. ‘ ıpkırmızı = Çok kırmızı (asıl kırmız rengine yani kızılın yalnız bir çeşidine mahsus iken, dilimizde kızıl yerine geçip bu kelimenin yerini almıştır). 2. Kızıl renk, kızıl boya: Kırmızıya boyamak; kırmızıdan hoşlanmak.

Genel Bilgi

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.

Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalını sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani kızmak için bu kadar sebep varken, sırf rengi kırmızı diye bir bez parçasına kızar mıydınız?

Boğa güreşi hakkında bilinen yanlışlar sadece bu kadar değil. Aslında boğa güreşi geleneği İspanya’dan doğmuş değildir. İlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya’ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i.). Kızılcıkgillerin örnek bitkisi. Kızılcık meyvesi, zeytinden küçük, kırmızı ve mayhoş olur.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi veya kötü bir kokusu olan, kokan, koku veren. 2. Güzel kokan. Ar. muattar, Fars. hoş-bO: Kokulu gül.

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Bol şekerli hoşaf. 2. Bitki artıklarından yapılan gübre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandruff. mansion. quarter. stage. government house. day's journey. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük

B-girl. hostess. taxi dancer.

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirini İyi ağırlayan, misafirden hoşlanan, misafirperver: Türkler konuksever İnsanlardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable misafirperver. mükrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. open- doored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. hospitality misafirperverlik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözü görmez, Ar. Amâ, Fars. nâ-bînâ: Kör adam, bir kör dilenci; bir gözü iki gözü kör. Anadan doğma kör = Ar. darîr. 2. Görmez, sakat: Gözü kör; bir gözü kör oldu; kör gözlü. 3. Kesmez, keskin olmayan, künd: Kör çakı. 4. Işıksız, karanlık: Körkandil, koroda. 5. Çözülmez, karışık: Kördüğüm. 6. ihtiyatsız, gafil, habersiz. Körebe = Bir çeşit çocuk oyunu ki, birinin gözünü bağlayıp diğerleri çevresine dolaşmakla oynanılır. Köroğlu = Türk halk edebiyatının tanınmış bir kahramanı ve tahakkümünden kinâye olarak karı, zevce. Bir köroğlu bir ayvaz = Ben ve karım, kalabalığım yoktur. Ölünün körü = «Kör ölür bâdem gözlü olura meselinden alınarak birinin sözüne karşı alay ve küçümseme mânâsında kullanılır. Körboğaz = Oburluk. Kördöğüşü = Kimsenin kimseden haberi olmaksızın gafletle yapılan iş: Bir kördüğüşüdür gidiyor: Kimsenin kimseden haberi yoktur. Körsıçan = Köstebek. Körkandil = Pek sarhoş. Körkaya = Deniz içinde, görünmez taş. Körükörüne = Gafletle. Körgözlü = Nankör. Köryol = Demiryollarda ucu çıkmaz yol.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korkuya uğramak, Osm. havf etmek: Gece vakti yalnız dışarıya çıkmaya korkar, çok korkan adam muharebeye gitmemeli. 2. Çekinmek, sakınmak: Allah’tan korkmalı, ben yetimin malına el sürmekten korkarım, korktuğuma uğradım. 3. Ürkmek, dehşet duymak, Osm. tevahhuş etmek: Örümcekten korkan adamlar vardır. 4. Cesaret edememek, itaat etmek, tâbî olmak: Babasından çok korkuyor. 5. Vehim ve endişe etmek, hoşlanılmayacak bir zanda bulunmak: Korkarım siz giderseniz geri dönmeyeceksiniz, korkarım şu ayna yolda kırılacaktır, korkma, ben, seni bırakmam. Korktuğuna uğramak = Korktuğu tehlikeye düşmek. Başından korkmak = Mesuliyetten çekinmek.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Bir tehlike ihtimalinin yaklaşmasıyle ortaya çıkan heyecan, Ar. havf, Fars. bîm: Fırtına korkusundan vapura binmiyor, köpek salmasa bile insan korkusundan yanaşamaz. Can korkusu, baş korkusu = Ölüm korkusu. 2. Tehlike ve hoşa gitmez ihtimal: Fena rüyalar görmek korkusuyle uyumak istemem. 3. Korkaklık, Osm. cebânet: Sende bu korku varken askerlik edemezsin. 4. Ürkme, dehşet: Çocuğa korku vermişler, korku iliğine kadar işlemiş.

Şifalı Bitki

(manna): Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Kullanıldığı yerler: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küfeye konmaya, küfe ile taşınmaya layık. 2. mec. Duramayacak ve yürüyemiyecek derecede sarhoş: İçip içip küfelik olmuş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanda işitmeye mahsus olan iki organ ki, başın iki tarafında bulunur. Ar. üzn, Fars. gûş: İnsan kulağı; at kulağı. 2. İşitme, Ar. sem’, sâmia: Kulağı ağır; kulak vermek. 3. Dinleme, dikkat. 4. Bir şeye bir ucundan bağlı parça, bir şeyin pahasını veya isim, ölçü vs. yi gösteren ilişikte bulunan kâğıt, bez, meşin parçası veya bir mektup ve telgraf vesaireye alıcı tarafından imza ve iade olunmak üzere bağlı ilmühaber kâğıdı: Bu vazoların kulağı düşmüş; kıymeti kulağında yazılıdır; götürdüğünüz tezkerenin kulağını imza ettirdiniz mi? 5. İçi kıyma vesaire ile dolmuş yassı hamur parçası: Kulak çorbası. 6. Kasatura ve bıçak gibi kesici Aletlerin kabzasının başındaki çatal çıkıntı: Sivri, yassı kulaklı bıçak. Kulak asmak = Dikkatle dinlemek, söylenilen sözü kabûl etmek: Kendisine söyledim, nasihat verdim kulak asmadı; benim sözüme kulak asmaz. Ağır kulak = Kolay işitmez, sağırca. Eşekkulağı = Bir cins bitki. Ayıkulağı = Yer şakayıkı. Eli kulağında = Hazır. Kulak uğultusu = Aslı olmaksızın kulakta hâsıl olan uğultu ve ses. Kulak, gözkulak olmak = Dikkatli davranmak. Balık kulağı = Balığın kulağa benzer organı ki, teneffüs için suyu oradan alır, tarak. Kulak bükmek = Tavsiye ve ihtar etmek, aklına getirmek. Kulaktozu (doğrusu kulakdozu) = İnsan kulağının aşağı sarkan yumuşak yeri ki, küpe buraya takılır. Can kulağı ile dinlemek = Gayet dikkatle dinlemek. Çıkrıkçı kulağı Bir çeşit demir kalem. Kulak çınlamak, kulağı çınlasın. = bk. Çınlamak. Denizkulağı = Bir cins bitki. Kulağıdelik = HAdiseleri kolayca duyabilen, uyanık insan. Devede kulak = Nisbeten büyük şey, büyük bir şey yanında pek küçüğü. Şeytanın kulağına kurşun = Şeytan işitmesin, nazar değmesin (gıpta edilecek bir hâl için söylenir). Tavşankulağı = Bir ot. Kulak tutmak := Dinlemek, dikkat etmek. Kulak doldurmak = Dinlemek, kandırmak, inandırmak. Kulak dolgunluğu — Çok işitmekle elde edilen bilgi. Kulağakaçan Çabuk yürüyen kulağı çatal bir küçük kara böcek. Kulak kabartmak = Renk vermeksizin dikkatle dinlemek, gizliden kulak vermek, kulak misafiri ölmek. Kabakulak = Bir çeşit hastalık. Karakulak = Postu kürk yapılan ve arslanın artığını yediği söylenen bir cins vaşak, Anadolu vaşağı. Kalemkulak = Bazı atların kesilmiş kalem biçiminde küçük ve güzel kulakları. Kuzukulağı = Sebzeden sayılan mayhoşça bir cins yaprak. Kulak kıkırdağı = Kulağın baştan dışarı olan çıkıntısı. Kulağa koymak = İhtar, tavsiye etmek: Bu işi kulağa koymuşlar. Keçikulağı = Kuzukulağıntn bir çeşidi, sebze gibi kullanılan mayhoşça yaprak. Kellekulak = Vücut, kılık, çalım. Kulağa küpe = Dikkatle işiterek ezberlenen söz: Bu söz kulağınızda küpe olsun. Kulağa girmek = Dikkatle dinlenmek: Onun kulağına söz girmez. Bir kulaktan girip bir kulaktan çıkmak = İşitip dinlememek. Kulak kirişte olmak = İşitmek üzere dikkatli olma, daima uyanık bulunmak. Kulak misafiri olmak = Renk vermeksizin söylenilen sözlere kulak verip işitmek: Bir şey konuşuyorlardı, ben de kulak misafiri oldum. Kulak vermek = Dinlemek. Yerin kulağı var = Bir şey ne kadar gizli

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandy. whose meat has a gritty texture. covered with woven dots. dotted.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Kurak yerden hoşlanan: Kurakçıl bitkiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A noted legendary hero of India, the contests of whose descendants form the subject of two Indian epics.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gücenmiş, küsmüş, dargın, muğber: Bana küskündür. O, bütün Aleme küskündür. 2. Mevkiinden düşmüş ve refahını kaybetmiş: Devlet küskünü, talih küskünü. 3. Yerinden hoşlanmayan, gelişmeyen, büyümeyen: Küskün ağaç.

Genel Bilgi

Sadece papağan ve muhabbet kuşları değil, üzerinde uğraşıldığında kargalar, kuzgunlar, saksağanlar ve sığırcıklar da konuşabilirler. Hatta bir kaç kelime söyleyebilen serçe ve kanaryalar bile kayıtlara geçmiştir.

Aslında bu, kuşların yaptıkları konuşma değil, sesleri ezberlemeleri ve taklit etmeleridir. Her insan ağzı ile konuşur ama konusabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler daha sonra dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları da konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır.

Kuşların ses organlarının memeli hayvanlardan çok farklı olarak gırtlakta değil de göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerinde yer alması kuşların bu ses taklit özelliklerini daha anlaşılmaz bir hale getirmektedir. Ses organlarının bu yeri dolayısıyla tavuk, ördek gibi bazı kuşgiller kafaları kesildikten sonra da ötmeye devam ederler.

Bu ses taklit yeteneği bazı kuşların doğasında vardır. Tabiatla içice yaşarken diğer kuşların seslerini taklit edebilmeleri sayesinde onlarla daha iyi iletişim kurabilmişler ve çevreye daha iyi uyum sağlayabilmişlerdir.

Konuşma denilince ilk akla gelen kuş olan papağanlar Avrupa’ya ilk olarak Büyük İskender tarafından Hindistan’dan getirilmişlerdir. Papağanlar arasında en iyi konuşan tür olan Afrika Papağanları’nın gelişi ise daha sonradır. Muhabbet kumarı 19. yüzyılın ortalarında Avustralya’dan Avrupa’ya getirilmişlerdir. Papağanlar insan isimleri, selam, emir ve soru sözcüklerini öğrenmekten hoşlanırlar. Bir papağan 500-600 kelime öğrenebilir. Zamanla bazı kelimeleri unutur ve yerine yeni kelimeler öğrenir.

Papağanların insan seslerini ve hayvanların bağırışlarını son derece benzeterek taklit etme ve parmaklarını kullanabilme yeteneklerine rağmen çok gelişmiş bir tür oldukları söylenemez. Uzmanlara göre papağanlar, ruhsal bakımdan kargagillerden daha az gelişmişlerdir.

Türkçe Sözlük

(f.). I. Gücenmek, darılmak. 2. Mevkiini rahat ve refahını kaybetmek. 3. Yerinden hoşlanmamak, büyümemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağacın kalın olan aşağı kısmı: Ağaçların dalları kesilip yalnız kütükleri kalmış. Ağacı kütük etmek = Dallarını kesmek. 2. Kalın odun, tomruk: Hamam kütüğü. 3. Bağ ağacı, her sene yeni filiz veren kalın kısmı: On bin kütükten ibaret bir bağ. 4. Ana defter, büyük ve esaslı defter: Kütüğe geçirmek, kütükte kayıtlı. 5. Başlıca iş veya şahıs: Asıl kütük odur. Evin kütüğü. Eski kütük = mec. Tecrübeli, dünya görmüş. Kütük olmak = mec. 1. Kesilmek, şişmek. 2. Çok sarhoş olmak. İş kütüğü = Kasap gibi bazı esnafın tek parçalı kütükten ibaret tezgâhları. Cehennem kütüğü = Cehennemlik, günahkâr. Kütük gibi, körkütük = Pek sarhoş olup yerinden kalkamamak.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının kuzey yarısında, Kore Körfezi ve Japon Denizi kıyısında, Çin ve Güney Kore arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 127 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 120,540 km².

Sınırları: toplam: 1,673 km.

sınır komşuları: Çin 1,416 km, Güney Kore 238 km, Rusya 19 km.

Sahil şeridi: 2,495 km.

İklimi: Yağmurlu yazları ile birlikte ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlarla çevrilidir, dar vadiler, batıda kıyı ovaları yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japan Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Paektu-san 2,744 m.

Doğal kaynakları: Kömür, kurşun, tungsten, çinko, grafit, manganez, demir, bakır, altın, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %22.4.

daimi ekinler: %1.66.

Diğer: %75.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,600 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklıklar, su baskınları, tufanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 23,113,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.84 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.65 yıl.

Erkeklerde: 68.92 yıl.

Kadınlarda: 74.51 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.1 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Koreli.

Din: Geleneksel Budizm ve Konfüçyüsizm, Hıristiyanlık, Chondogyo.

Dil: Korece.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kuzey Kore.

Yerel tam adı: Choson-minjujuui-inmin-konghwaguk.

kısaltma: DPRK.

ingilizce: Korea, North.

Yönetim biçimi: Tek Partili Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Pyongyang.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 3 özel şehir; Chagang-do (Chagang Eyaleti), Hamgyong-bukto (Kuzey Hamgyong Eyaleti), Hamgyong-namdo (Güney Hamgyong Eyaleti), Hwanghae-bukto (Kuzey Hwanghae Eyaleti), Hwanghae-namdo (Güney Hwanghae Eyaleti), Kaesong-si (Kaesong Şehri), Kangwon-do (Kangwon Eyaleti), Namp’o-si (Namp’o Şehri), P’yongan-bukto (Kuzey P’yongan Eyaleti), P’yongan-namdo (Güney P’yongan Eyaleti), P’yongyang-si (P’yongyang Şehri), Yanggang-do (Yanggang Eyaleti).

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Demokratik Kore Halk Cumhuriyetinin kuruluşu, 9 Eylül (1948).

Anayasa: 1948 yılında kabul edilmiştir, 1972, 1992 ve 1998 yıllarında yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Ko

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aklı başında olmayan, yaptığını bilmeyen. Mest-i lâ-yâkıl = Çok sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze gibi kullanılan mayhoşça bir yaprak ki, yabânîsi ve evcili olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kadın avcısı, kadınların hoşlandığı adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Local Area Network A computer interconnection network for limited connection distances, like those of an office environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The early, immature form of any animal when more or less of a metamorphosis takes place, before the assumption of the mature shape. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage between egg and larva in the lifecycle of insects that undergo complete metamorphoses, such as caddis and midges.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of insects that go through complete metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An early stage of an individual insect's development It will later metamorphose from this stage of life into a more advanced stage A caterpillar is the larva of a moth or butterfly A grub is the larva of a beetle See also pupa. the young and immature form

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mobile wingless grub that is the second stage in the life cycle of an insect. : the immature stage of insects with complete metamorphosis, it has a completely different form than the adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stage in the life cycle of an INSECT following emergence from the egg in those species where the young insect is markedly different from the adult A good example is a CATERPILLAR.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syn: Grub, worm A young insect which quits the egg in an early stage of morphological development and differs fundamentally in form from the adult; in a strict zoological sense, the immature form of animals which undergo metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature instars, between the egg and pupal stages, in an insect having a complete metamorphosis Larvae feed and grow but cannot fly, nor can they reproduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of an insect that undergoes complete metamorphosis. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The early, immature form of any animal when more or less of a metamorphosis takes place, before the assumption of the mature shape. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage between egg and larva in the lifecycle of insects that undergo complete metamorphoses, such as caddis and midges.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of insects that go through complete metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An early stage of an individual insect's development It will later metamorphose from this stage of life into a more advanced stage A caterpillar is the larva of a moth or butterfly A grub is the larva of a beetle See also pupa. the young and immature form

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mobile wingless grub that is the second stage in the life cycle of an insect. : the immature stage of insects with complete metamorphosis, it has a completely different form than the adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stage in the life cycle of an INSECT following emergence from the egg in those species where the young insect is markedly different from the adult A good example is a CATERPILLAR.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syn: Grub, worm A young insect which quits the egg in an early stage of morphological development and differs fundamentally in form from the adult; in a strict zoological sense, the immature form of animals which undergo metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature instars, between the egg and pupal stages, in an insect having a complete metamorphosis Larvae feed and grow but cannot fly, nor can they reproduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The immature stage of an insect that undergoes complete metamorphosis. the immature free-living form of most invertebrates and amphibians and fish which at hatching from the egg is fundamentally unlike its parent and must metamorphose.

Türkçe Sözlük

(I ince) (aslı: LâTIYF) (i. A. «lutf» tan smüş.) (mü. latîfe). 1. Yumuşak, nâzik, hoş: Latif muamele. 2. Güzel, hoşa gidecek tatlı, şirin: Latif bir manzara, latif bir ses. 3. Cismânî olmayan, rûhânî. Cism-i latif = Melekler gibi cisimsiz varlıklar. 4. Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın 99 adından biridir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لطيف] hoş, yumuşak.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın isimlerindendir. 2.Yumuşak, hoş, güzel, nazik. 3.Bütün inceliklere vakıf. -”abd” takısı alarak kullanılabilir. (Abdüllatif).

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük

spotted. stained. whose name has been besmirched. with a bad reputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subset of LM--those from language minority households who are not proficient in English One estimate of the number of LEP students is drawn from Census questions that ask about individual's home language use and spoken English proficiency Federal progra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient A student who was not born in the U S or whose native language is a language other than English; comes from an environment where a language other than English is dominant; and has such difficulty speaking, reading, writing, or u

Türkçe - İngilizce Sözlük

Locally Entered/Engaged Personnel Civilian personnel working for one of the Armed Forces or directly for the Ministry of Defence who are recruited at overseas MOD locations normally for work at those locations Also includes Gurkhas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Students are those who have been found to be eligible for bilingual education.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subset of LM--those from language minority households who are not proficient in English One estimate of the number of LEP students is drawn from Census questions that ask about individual's home language use and spoken English proficiency Federal progra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient A student who was not born in the U S or whose native language is a language other than English; comes from an environment where a language other than English is dominant; and has such difficulty speaking, reading, writing, or u

Türkçe - İngilizce Sözlük

Locally Entered/Engaged Personnel Civilian personnel working for one of the Armed Forces or directly for the Ministry of Defence who are recruited at overseas MOD locations normally for work at those locations Also includes Gurkhas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Students are those who have been found to be eligible for bilingual education.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Latiflik, hoşluk, yumuşaklık: Letâfetle muamele ettti, bugün havada fevkalâde bir letâfet var. 2. Güzellik, İnsanın hoşlanacağı hâl ve durum: Bu bahçedeki letâfet, bu çiçeklerin letâfet!.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لطافت] hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Latiflik, hoşluk. 2.Güzellik. 3.Nezaket. 4.Yumuşaklık.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezîze kullanılmaz). 1. Lezzetli şeyler, hoşa gidecek tatlı ve latif şeyler: Lezâize düşkün bir adam. 2. Zevkler, zevk ve eğlenceye ait nefsin hoşlanacağı şeyler: Dünyanın lezâizine aldanmamalı; lezâiz-i dünyeviyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lezîze). Yemesi güzel, lezzetli, tatlı, hoşa gider, hazzolunur: Lezîz meyve, et’ma-ı lezîze.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. lezzât). 1. Ağızla duyulan his ki, beş duygudan biridir, zevk, taam, tat, çeşni: Bu meyvenin, bu yemeğin lezzeti nasıldır? Garip bir lezzeti var; ağzımda lezzet kalmamış. 2. Tatlılık, şirinlik: Bu üzümün lezzeti başka; bazı meyveler durdukça lezzeti artar; lezzeti hâlâ damağımdadır. 3. Hoşlanma, zevk, haz: Dünyanın, gençliğin lezzetini duymak; gezmede, eğlencede hiçbir lezzet bulamıyorum. Lezzet almak. Lezzet duymak, lezzetini tatmak = Zevk almak, Osm. mütelezziz olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lib-er-al - a political candidate whose views mirror or closely resemble points of view put forth in the Democratic platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, likeable s. hoşa giden, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hoşlanmak, sevmek, hazzetmek. likes and dislikes (bir kimsenin) sevdiği ve beğenmediği şeyler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited. whose stockholders have limited liability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited. whose stockholders have limited liability.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. içki: sert içki: sıvı madde: su içinde eritilmiş ilâç, mahlul: et veya meyva suyu: f. içki veya mahlul ile tasfiye etmek: gen. up ile içki içirmek: içki içmek. the worse for liquor oldukça sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. davadan hoşlanır: kavgacı; davaya ait; davalı, çekişmeli, kavgalı. litigiously z. kavga edercesine.

Yabancı Kelime

Fr. lithosphère

jeol. taş yuvarı

Yer kabuğunu oluşturan ve yer yuvarlağının merkez çekirdeği çevresinde bulunan katı yuvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dolu; hileli (zar);( argo )sarhoş; (argo) zengin. loaded question şaşırtıcı soru. loaded statement iki anlamlı söz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To allot; to sort; to portion. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake' nephew of Abraham; God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction

Türkçe - İngilizce Sözlük

To allot; to sort; to portion. a parcel of land having fixed boundaries; 'he bought a lot on the lake' nephew of Abraham; God destroyed Sodom and Gomorrah but chose to spare Lot and his family who were told to flee without looking back at the destruction

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lotus is a water lily whose leaves, root, and seeds are used in oriental cooking The root can be used as a vegetable The seeds are used in desserts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese water lily whose root, leaves and seeds are often used in oriental cooking. common term for the plant nymphaea caerulea, which was not a lotus at all, but rather the Blue Water Lily Its buds and blossoms were the emblem of Upper Egypt and a symb

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lotus is a water lily whose leaves, root, and seeds are used in oriental cooking The root can be used as a vegetable The seeds are used in desserts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Chinese water lily whose root, leaves and seeds are often used in oriental cooking. common term for the plant nymphaea caerulea, which was not a lotus at all, but rather the Blue Water Lily Its buds and blossoms were the emblem of Upper Egypt and a symb

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevilir, sevimli, cana yakın, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güzel, latif, hoş, sevimli, sevilir. loveliness i. güzellik, sevimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. geminin birdenbire sallanması veya silkinmesi; sarhoş gibi sendeleme; f. sallanmak, silkinmek; sendelemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hoşlukla, yumuşaklıkla, İyilik yüzünden. 2. İzin vererek, müsaade ederek, lutuf göstererek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hoşluk, güzellik, iyi davranış.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın lütfü. Allah’ın iyi, hoş ve letafet sahibi kıldığı kişi demektir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

who has been put under the care of a guardian. whose property has been put in someone else's custody. incapacitated. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

who has been put under the care of a guardian. whose property has been put in someone else's custody. incapacitated. ward.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre). 1. Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış. 2. Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2.Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk veya uyku sersemliği. Ar. humâr: Akşam çok İçtiği için sabah mahmurluğunu açamıyordu. Mahmurluk bozmak = Mahmurluğu gidermek için sabahleyin bir kadeh içmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazz» dan imef.) (mü. mahzûza). Hazzeden, hoşlanan, memnun, hoşnut: Bu haberden çok mahzûz oldum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محظوظات] hoşa gidecek şeyler.

Türkçe Sözlük

(i. A ). Memnuniyet, hoşnutluk: Okuduğu kitap çok mahzûziyyet verdi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabûl» den imef.) (mü. makbûle). 1. Alınan, kabûl olunan: Ne verseniz makbOlümdür. 2. Kabûl ve tasdik olunan, red ve inkâr olunmayan: Bu söz makbûl değildir. 3. Herkes tarafından kabul olunan, muteber, mütedâvil, geçer: Bu kumaşlar şimdi pek makbûldür. 4. Hoşa gider, beğenilir, Fars. pesendîde: Makbûl iş. Makbûle geçmek = Beğenilip hoşa gitmek: Gönderdiği hediye pek makbûle geçti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geç(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.). Cins, türlü, çeşit, kabîl: Bu makule şeyler hoş değil, o makule adamlar.

Türkçe Sözlük

(i. Machiavelli’nin adından). Politikada gayeye varmak için, ahlâka aykırı da olsa her çareye başvurmayı hoş gören anlayış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

goods. merchandise. property. possessions. holding. asset. chose. commodity. hereditament. ware.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit yaban ördeği, zool Anas platyrhynchos.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. inner. bodiless. unearthly. unworldly. ghostlike. ghostly. incorporeal. intangible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. psychological. ghostly. incorporeal. interior. inward.

Şifalı Bitki

(fütr): Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Kullanıldığı yerler: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. 2.Bilme, biliş. 3.Hoşa gitmeyen hareket. 4.Vasıta aracı, ikinci el. Marifetname: İbrahim Hakkı Bey’in divan kültürüne ait hazırladığı meşhur eseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Image; likeness; hence, those formed in one's image; children; descendants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Damage in the surface of the product whose name is often described by source.

Türkçe Sözlük

(f.). Eğlendirici, tuhaf, hoş bir hâl almak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One whose occupation is to build with stone or brick; also, one who prepares stone for building purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Revolutionary leader from Virginia whose objections led to the drafting of the Bill of Rights.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطبوع] basılı. 2.hoşa giden, hoş.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1.Aritmetik, cebir, geometri gibi müsbet ilimlerin ortak adı. 2.Eski Yunanca matesis kelimesi matematik kelimesinin köküdür ve ben bilirim anlamına gelmektedir. Daha sonradan sırasıyla bilim, bilgi ve öğrenme gibi anlamlara gelen μάθημα (máthema) sözcüğünden türemiştir. μαθηματικός (mathematikós) öğrenmekten hoşlanan anlamına gelir. Osmanlı Türkçesinde ise Riyaziye denilmiştir. Matematik sözcüğü Türkçeye Fransızca mathématique sözcüğünden gelmiştir. 3.Matematik insanlık tarihinin en eski bilimlerinden biridir. Çok eskiden matematik, sayıların ve şekillerin ilmi olarak tanımlanırdı. Matematik de diğer bilim dalları gibi geçen zaman içinde büyük bir gelişme gösterdi; artık onu birkaç cümleyle tanımlamak mümkün değil. Matematik bir yönüyle resim ve müzik gibi bir sanattır. Matematikçilerin büyük çoğunluğu onu bir sanat olarak icra ederler. Matematik, başka bir yönüyle bir dildir. Galileo Galilei tabiat matematik dilinde yazılmıştır der. Matematik başka bir yönüyle de satranç gibi entelektüel bir oyundur. Kimi matematikçiler de ona bir oyun gözüyle bakarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. analık, annelik hali. maternity dress. hamile elbisesi maternity hospital doğumevi, doğum hastanesi.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Sarhoş, sızmış (argo).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygusal; sarhoşluk tesiriyle yersiz olarak ağlayan veya aşırı derecede duygulanan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı ile ekşi arasında, ekşiye yakın lezzetli tatlı: Mayhoş bir şerbet, bir meyve.

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye yakın tatlı olan şeyin hâl. ve lezzeti: Bu şerbette, bu meyvedeki mayhoşluk.

Şifalı Bitki

(angelica): Maydanozgiller familyasından; dere kenarlarında, çayırlarda ve ormanlardaki ağaçsız alanlarda yetişen, boyu 3 m kadar, hoş kokulu, otsu bir bitkidir. İstanbul, Marmara Bölgesi, Doğu Karadeniz ve Beyşehir dolaylarında yetişir. Boyu 1- 1,5 m kadardır. 2 veya çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi silindiriktir. Boyuna çizgiler vardır. İçi boştur. Mavimtırak yeşil veya kırmızı renktedir. Çiçekleri beyazdır. Kökü ve rizomlarında uçucu bir yağ ve tanen ihtiva eder. Yaz ve sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelir. Sinirleri kuvvetlendirir. Spazmları giderir. Astım nöbetlerini giderir. Kuvvet ve iştah verir. Nekahat devresinin kısa sürmesini sağlar. Yapraklarından çıkan suya, bir parça pamuk bastırılıp, diş çürüğüne konursa, ağrıyı keser. Kandolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu, dövülüp başa sürülecek olursa, bitleri öldürür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross bred. mongrel. hybrid. of mixed race. of mixed blood. whose parents do not share a common nationality. cross. half blood. half- breed.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. olgun; yıllanmış (şarap) dolgun, yumuşak, tatlı (ses veya renk); iyi huylu, hoş tabiatlı; keyifli; yumuşak (toprak); f. olgunlaşmak; yumuşatmak, yumuşamak. mellowness i. olgunluk; yumuşaklık.

Yabancı Kelime

Fr. mélodie

müz. ezgi

1. Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi. 2. Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahenkli, tatlı, şirin, hoş sesli. melodiously z. ahenkle; tatlı sesle. melodiousness i. ahenklilik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Minnet altında bulunan. 2.Sevinmiş, sevinçli. Razı hoşnut, (bkz.Dilşad).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Minnettar olarak. 2. Hoşnut ve razı olarak. 3. (Türkçe) Sevinç ve memnuniyetle: Memnûnen döndü, memnûnen kebûl etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment,' or 'Broker Acknowledgment,' the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment' or 'Broker Acknowledgment', the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük

textiles. hosiery. textile.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnsandan kaçan, insanlara karışmaktan hoşlanmayan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Selâm için söylenen iltifat tâbiri olup, asıl Arapça’da «genişleyin» ve «rahat oturun» mânâsiyle «hoşgeldiniz» yerine kullanılır. Şiirde bilhassa kasîdelerde övülene söylenir: Merhabâ ey Seyyidü’l-kevneyn-i mahbûb-t Hudâ... Merhabâ ey şehr-i ramazân...

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rıza, hoşnutluk.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mestân). Sarhoş, kendinden geçmiş. Ser-mest = Sarhoşluktan başı ağırlaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مست] sarhoş, mest.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مست خراب] körkütük sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarhoşa lâyık bir surette, sarhoşçasına: Mestâne nâra atıyordu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مستانه] sarhoşça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مستی] sarhoşluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having less than the highest number of hydroxyl groups; - - said of acids; as, metaphosphoric acid.

Yabancı Kelime

Fr. métamorphose

biy. başkalaşma

Embriyo evresinden ergin olana değin bir hayvanın geçirdiği biçim ve yapı değişimleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asset. extant. those present. the number present. the number of personnel on a unit's muster roll. the amount of sth on hand. stock. existent. existing. forthcoming. going spare. actual stock. supply.

Türkçe Sözlük

(bk.) Mayhoş.

Türkçe Sözlük

(i. «meyve-i huşk» dan galat). Kuru yemiş: Meyvehoş gümrüğü.

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

host or hostess (who looks after an important foreign guest for the governm. courier. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The MINI is the second smallest shared hosting package offered by Virtualis This option is great for the cost-conscious customer who wants a Web presence with e-commerce functionality and a robust platform at a terrific price See Also: SHARED SERVER.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mîrân) (Ar. «emîr» den). 1. Amir, reis, baş. 2. Bey. Mîrîm = Beyim. Mîrâhûr, mîralay, mîrlivâ, mîrmîrân vesaire. Bu kelimelere (bk.) Mİr-kelâm Çok güzel ve hoş konuşan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mır mır etmek, yavaş yavaş ve kendi kendine söylenmek: Bir çocuk kendi kendine mırıldayıp, mırıldanıp duruyordu. 2. Hoşnut olmadığı halde açıktan bir şey söylemeyip de kendi kendine söylenmek, homurdanmak: Arkadaşları memnun olup teşekkür ettikleri halde kendisi mırıldanarak gitti. Artık sen de mırıldayıp durma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (chose, chosen) yanlış seçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beğenmemek, hoşlanmamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tavır, hal, Fars. reviş: O adamın mişvârı hoşuma gitmiyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

myth. legend. mythos.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That thing that made all those horrible bleeping noises when you logged in to read this Short for modulator/demodulator: a device that converts data between digital and analogue formats Computers 'think' digitally, but telephone lines 'talk' in analogue,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to duty or obligation; pertaining to those intentions and actions of which right and wrong, virtue and vice, are predicated, or to the rules by which such intentions and actions ought to be directed; relating to the practice, manners, or conduct

Türkçe - İngilizce Sözlük

To moralize. the significance of a story or event; 'the moral of the story is to love thy neighbor' concerned with principles of right and wrong or conforming to standards of behavior and character based on those principles; 'moral sense'; 'a moral scruti

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing or setting up motion; pertaining to organs of motion; applied especially in physiology to those nerves or nerve fibers which only convey impressions from a nerve center to muscles, thereby causing motion.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معنبر] hoş kokulu, amberli.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Halk ile birlikte yaşayıp hoş geçinme, (bk.) Adâb-ı muâşeret.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositional. out. opposition. contrariety. defiance. dissension. dissent. dissidence. hostility. the outs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposing. oppositional. contrary. antagonistic. defiant. disaffected. dissident. hostile. opposite. repugnant. warring. dead against. dead-set against. opponent. adversary. antagonist. objector. anti. critic. dissenter. dissentient. dissident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. opponent. hostile. enemy. antagonist.

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük

(i.). Mor ve yeşil renkte küçük bir cins erik ki, başlıca hoşafı ve reçeli yapılır: Mürdüm eriği.

Türkçe Sözlük

(I. A. «semâhat» tan masdar). 1. Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeylp geçiverme. 2. İhmal, dikkatsizlik, gevşekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. forbearance. tolerance. toleration. forbearance hoşgörü. tolerans.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamahacı, hoşgören, göz yuman.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sekr» den if.) (mü. müskire). Sarhoş eden, sarhoşluk veren, alkollü içki: Şıra eskirse müskir olur.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sarhoşluk veren şeyler, alkollü içkiler: Müskirat resmi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the oldest scaples known, and is used for aprons, blouses, bedspreads, handkerchiefs, house dresses, interlinings, linings, sheets, underwear, and a host of other articles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who has been set at ease. whose worries have vanished.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tayyib» den imef.) (mü. mutayyibe). 1. Güzel kokular sürmüş. 2. Hatırı hoş edilip memnun olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتدل] ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lezzet» ten if.) (mü. mütelezzize). Bir şeyin tadını duyan, lezzet alan, hoşlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسامحه] hoşgörü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسامحه کار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکرات] sarhoş edici şeyler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National Archives. 2HPO4: Sodium phosphate.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoşnut ve razı olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.1. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hoş gelmeyen, hoşa gitmeyen. 2. Basılıp yazılmamış: Nâmatbû bir kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نغز] güzel, hoş.

Türkçe Sözlük

(NA-HOŞ) (i. F.). iyi, hoş ve makbûl olmayan, hoşa gitmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخوش] hoş olmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those of a certain name; a race; a family.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To designate by name, as the Speaker does by way of reprimand. by the sanction or authority of; 'halt in the name of the law' a language unit by which a person or thing is known; 'his name really is George Washington'; 'those are two names for the same th

Türkçe - İngilizce Sözlük

a language unit by which a person or thing is known; 'his name really is George Washington'; 'those are two names for the same thing'. by the sanction or authority of; 'halt in the name of the law'. a person's reputation; 'he wanted to protect his good na

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word consisting solely of letters, numbers, and underscores, and beginning with a letter or underscore Names are used as shell variable and function names Also referred to as an identifier. hostname - This is a required parameter used in PPP authenticat

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sert; sarhoş; i., (İskoç) sert bira.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bağırma, çağırma, haykırma, sarhoş bağırması: Nâra atmak, vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tiksindirici, iğrenç; kötü, çirkin; hoşa gitmeyen; ayıp, edepsiz, müstehcen; sıkıcı, sinirlendirici; pis, çok kirli, murdar. nasty blow ağır darbe, tehlikeli vuruş. nasty dose acı veya pis kokulu ilâç. nasty sea fırtınalı deniz. nasty story müstehcen

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Naz edici, nazlı, hoş edalı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok hoş, hoşa giden, beğenilen.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A glass vacuum tube filled with neon gas and phosphors formed into signs, letters or shapes.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hafif rüzgar. 2.Hoş, mülayim insan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

object. thing. article. charm. chose.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şiddetli ve sarhoşluk veren neş’e. (bk.) Neş’e.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Neşveli, sarhoşçasına neş’eli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeniden olup vücut bulma. Neş’et-i uhrâ = Mahşer’deki yeniden dirilme. 2. Keyif, sevinç: O gün neş’esi vardı. Neş’em bozuldu. Biraz neş’esi geldi. 3. Hafif sarhoşluk, keyifli olma: Bira neş’e getirir, neş’e verir (bu son iki mânâsiyle doğrusu: neşve’dir).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şenlendirmek: Meclisi neş’elendirmek için birtakım tuhaflıklar yaptı. 2. Hafif surette sarhoşluk getirmek, keyif vermek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şenlenmek, neş’e bulmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, keyifli olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şen: Bugün pek neşelisiniz. 2. Hafif surette sarhoş, keyifli: O da oldukça neşeliydi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Net is an abbreviation for the term Internet which stands for Interconnected networks When these letters appear at the end of an address , they may indicate that the host computer is run by a network but is more often used interchangeably with com It also

Türkçe - İngilizce Sözlük

Net is an abbreviation for the term Internet which stands for Interconnected networks When these letters appear at the end of an address they may indicate that the host computer is run by a network but is more often used interchangeably with com.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Microsoft initiative introduced in 2000, with parts of it expected to launch over the next few years Their ultimate goal is to change the Internet by creating an online application-hosting architecture and integrating desktop and handheld devices that u

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ahenk, nağme, ses: Mürg-ı hoş-nevâ = Güzel sesli kuş. 2. Kuvvet, servet. 3. Nasîb, hisse. Bî-nevS = Mahrum, nasipsiz, kimsesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş, cazip; iyi, mükemmel; nazik; latif, tatlı; ince; dakik. nice and iyice, sevindirici bir derecede. nice and brown iyice pişirilmiş; iyice yanmış. nicely z. iyi bir tarzda, latifçe, güzel bir şekilde. niceness i. incelik, dakik olma.

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) şık; hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bülbül, (zool.) Luscinia megarhynchos.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, hoş. Nîgûkâr = İyi iş işleyen, iyilik eden. (bk.) Nİk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, hoş (c. nîkân). iyi adam. Nîk-ahter, nîk-baht = Bahtiyar, talihli. Nîk-haslet, nîk-hû = İyi tabiatlı. Nîk-hâh = Herkesin iyiliğini seven, iyiliğinde bulunan. Nîk-fâl = Talihli. Nîk-fercâm = Sonu iyi. Nik-manzar = Görünüşü güzel. Nîk-nâm = İyilikle ismi çıkmış, ismi hayırla anılan.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hareketi hoşa giden, beğenilen.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - İyiler, hoşlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(NİK-BİN) (i. F.). İyimser, her şeyi hoş gören.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarım. Nîm-nigâh = Yarım bakış, gözucu ile bakış. Nîm-ten = (bk.) Mintan. 2. Yarı (sıfat terkiplerinde). Nîm-puhte = Yarı pişmiş. Nîm-mürda = Yarı ölü. Nîm-mest = Yarı sarhoş, keyifli. Türk musikisinde bazı usullerin başına gelirse o usûlün yarımı olduğunu gösterir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of behaving or believing that is normal for a group or culture All societies have their norms, they are simply what most people do Deviants break norms Some norms are enshrined in law and society punishes those who deviate from them Breaches of unwr

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tatlı, hoş, güzel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) küçük hindistancevizi ağacı, (bot.) Myristica fragrans; bu ağacın hoş kokulu tohumu.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Yazan, yazıcı, kâtip. Hoş-nüvîs = İyi yazan, hattat. Vak’a-nüvî» = Resmî tarihçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation used in calling or directly addressing a person or personified object; also, as an emotional or impassioned exclamation expressing pain, grief, surprise, desire, fear, etc. the 15th letter of the Roman alphabet the blood group whose red cel

Türkçe - İngilizce Sözlük

the blood group whose red cells carry neither the A nor B antigens; 'people with type O blood are universal donors'. a nonmetallic bivalent element that is normally a colorless odorless tasteless nonflammable diatomic gas; constitutes 21 percent of the at

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nazik, hoş davranan, yardım etmeye hazır. obligingly (z.) nazik bir şekilde. obligingness (i.) nezaket.

Şifalı Bitki

(agalloch): İkiçenekliler sınıfının, thymelaeaceae familyasından; Doğu Asya ve Malaya adalarında yetişen bir ağaçtır. Yaz, kış yapraklarını dökmez. Meyveler, armut biçimindedir. Ağacın odunu ve kabuğu yarılınca, hoş bir koku verir. Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tütsü yapmakta kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hoş kokulu, güzel koku yayan. odoriferously (z.) güzel koku yayarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A choice that accepts the information in a window and closes it If the window contains changed information, those changes are applied before the window is closed. use the entered values and close the dialog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Linking and Embedding A Microsoft Windows technology for presenting applications as objects within other applications and hence to extend the apparent functionality of the host application Now on version 2 0. A technology for transferring and shari

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the mouth; surrounding or lining the mouth; as, oral cilia or cirri. an examination conducted by word of mouth a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated in the mouth; fixation at this stage is said t

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

army. the military. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük

armed force. army. array. host. legion. ranks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When these three letters appear on the end of an address or web site , it indicates that the host computer is run by a specific organization, usually non-profit. nonprofit organizations. organization address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When these three letters appear on the end of an address or web site , it indicates that the host computer is run by a specific organization, usually non-profit. nonprofit organizations. organization address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wind instrument containing numerous pipes of various dimensions and kinds, which are filled with wind from a bellows, and played upon by means of keys similar to those of a piano, and sometimes by foot keys or pedals; formerly used in the plural, each p

Türkçe - İngilizce Sözlük

To supply with an organ or organs; to fit with organs; to organize. wind instrument whose sound is produced by means of pipes arranged in sets supplied with air from a bellows and controlled from a large complex musical keyboard a fully differentiated str

Türkçe - İngilizce Sözlük

hotelkeeper. hotelier. common victualler. host. innkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. dignified. sober. well-chosen. very appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. dignified. sober. well-chosen. very appropriate.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pawn, phosphorus, pressure, prisoner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damak; tat alma duyusu; zevk, haz, hoşlanma. cleft palate doğuştan yarık damak. hard palate damak, sert damak. soft palate damağın geri kısmı, yumuşak damak, damak eteği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük

boardinghouse. guesthouse. hostel. rest house. pension. diggings. digs. kip. lodging. lodging house. lodging-house. lodgings. resting place. rooming house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boardinghouse. digs. guesthouse. lodgings. pension. room. warding house. board and lodgings. bed and board. boarding house. students' hostel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A space occupied by the animals, wagons, pontoons, and materials of all kinds, as ammunition, ordnance stores, hospital stores, provisions, etc., when brought together; also, the objects themselves; as, a park of wagons; a park of artillery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or individual with which/whom the Agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives and to secure participation of ultimate customers Partners include host country governments, private voluntary organizations, indigenous and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organisation in the project country with which the funding agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives Partners may include host country governments, local and international NGOs, universities, professional and business associations

Türkçe - İngilizce Sözlük

A professional or a team that contributes in the provision of a service Project partners are those who work on a specific project Tech partners are those that provide a specific technical infrastructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization or individual with which/whom the Agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives and to secure participation of ultimate customers Partners include host country governments, private voluntary organizations, indigenous and i

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organisation in the project country with which the funding agency collaborates to achieve mutually agreed upon objectives Partners may include host country governments, local and international NGOs, universities, professional and business associations

Türkçe - İngilizce Sözlük

A professional or a team that contributes in the provision of a service Project partners are those who work on a specific project Tech partners are those that provide a specific technical infrastructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Patient Administration System One of the earliest components of a hospital computer system which records the patient's name, home address, date of birth and each contact with the outpatient department or admission and discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to a romantic or idealized image of rural life; in classical literature, to a world peopled by shepherds, nymphs, and satyrs. following Theocritus , verse about those shepherds and their beloveds who lived the simple vice-free life in Arcadia, a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Port Address Translation A function provided by some routers which allows hosts on a LAN to communicate with the rest of a network without revealing their own private IP address All outbound packets have their IP address translated to the routers external

Türkçe - İngilizce Sözlük

PAT is a cost-control mechanism intended to reduce hospital stays by encouraging employees to have routine hospital testing done on an outpatient basis before being admitted to the hospital Reimbursement is sometimes made on a more generous basis for PAT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Port Address Translation A function provided by some routers which allows hosts on a LAN to communicate with the rest of a network without revealing their own private IP address All outbound packets have their IP address translated to the routers external

Türkçe - İngilizce Sözlük

PAT is a cost-control mechanism intended to reduce hospital stays by encouraging employees to have routine hospital testing done on an outpatient basis before being admitted to the hospital Reimbursement is sometimes made on a more generous basis for PAT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place on which the consecrated bread is placed in the Eucharist, or on which the host is placed during the Mass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The round plate that holds the Host on the altar at Mass It is placed on top of the Chalice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legal protection of a new invention for a limited period of time in return for revealing the information. a patent is one of those rights which come under the general heading of intellectual property A patent is the right of an individual or company to

Türkçe - İngilizce Sözlük

A man of distinction under whose protection another person placed himself.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. caiz, müsaade edilebilir, hoş görülebilir. permissibly z. hoş görülebilecek şekilde, müsaade edilir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş görünen, cana yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karanlıkta fosfor gibi ışıldamak. phosphorescence i. ısı vermeden fosfor gibi karanlıkta ışıldama. phosphorescent s. fosfor gibi ışıldayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. piknik; kolay veya hoşa giden iş; f. pikniğe gitmek, piknik yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person whose office or occupation is to steer ships, particularly along a coast or into and out of a harbor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mayhoş; etkileyici, cazip, tesirli, merak uyandırıcı. piquancy i. cazibe; mayhoşluk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Kocamış, yaşlı adam, ihtiyar. Pîr-i fânî = Uek yaşlı ve zayıf ihtiyar. 2. Bir tarikatin kurucusu. 3. Eskiden ssnaftan bir tâifenin mânevî reisi addolunan zat: Hazret-i NÜh gemicilerin, Hallâc-ı Mansûr hallaçların piridir. Pîr ol = Aferin sana mânâsiyle hoşnutluk bildiren bir söz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link can be found under the 'External Links category' and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid se

Türkçe - İngilizce Sözlük

PIR is a protein database whose entries for yeast proteins are incorporated into SGD On a Locus page, the PIR link is provided at the 'PIR' tag, and it connects directly to the PIR entry for the gene The entry includes the amino acid sequence for the prot

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili kaçık, çatlak, delidolu; (argo) sarhoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

From an old word meaning 'wanderer ' The planets are those celestial bodies that seem to move through the zodiac In astrology, the planets include the Sun and the Moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small floating or drifting life forms in water bodies Plankton includes both plants and animals that are carried passively in the water currents Those that can swim do so to change or adjust their depth in the water, not to move from place to place Plankt

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,(argo)sarhoş, kufelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş, güzel latif, gökçe, tatlı, memnuniyet verici. pleasantly z. hoşa gider bir şekilde. pleasantness i. memnuniyet verici oluş, hoşa gitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaka, şakacılık; neşe, hoşbeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevindirmek, hoşnut etmek, memnun etmek; hoşuna gitmek; memnun edici olmak; istemek. Please give me the salt Please pass the salt (Lütfen) tuzu verir misiniz? please oneself canının istediği gibi hareket etmek hoşuna gideni yapmak. please the eye g

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş, sevimli, hoşa giden, memnuniyet verici. pleasingly z. hoşa gidecek surette, memnun edici şekilde, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşa giden zevkveren; tatmin edici. pleasurably z. hoşça, zevk verecek şekilde; tatmin edici bir şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ball game played in BATs in swimming pools, the object being to score goals Rules are similar to those of soccer, etc , and the game has been likened to gladiatorial combat.

Yabancı Kelime

Fr. populiste

halk yardakçısı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlayan kimse.

Yabancı Kelime

Fr. populisme

halk yardakçılığı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlama işi,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service A provision that would allow patients in certain managed care plans which limit choice of doctors and hospitals to seek treatment outside the plans Patients who use this option would pay more.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Service health plans combine the features of an HMO with those of out-of-network, fee-for-service coverage Out-of-network usage typically has a per person cap, POS options or products that may be offered by managed care programs or indemnity insu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Signs used to advertise simple messages Classic posters, such as those of Toulouse-Lautrec, are considered art masterpieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally used to identify those prints created to advertise an event Now this term designates any print produced with a decorative boarder The Art Nouveau and Art Deco periods are identified with vintage posters. an outdoor advertising medium; a billboa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Potentiometer, the pot is a knob, dial or slider on the control board that turns up the potential energy of a sound source Your radio has volume, but the relative loudness of the hosts, guests, calls, and tapes is controlled by potting them up o

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. güzel, hoş, sevimli, latif; iyi, âlâ; k.dili epey büyük; z. oldukça, epeyce, hayli. pretty difficult hayli güç. pretty much the same hemen hemen aynı, yine öyle. pretty well suited iyi uymuş. a pretty mess berbat iş. cost a pretty penny çok p

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kullanıma hazırlamak; top veya tüfeğe ağızotu koymak; (boya) astar vurmak; talimat vermek, ne söyleyeceğini öğretmek (şahit); içki içirip sarhoş etmek. prime the pump tulumbanın silindirine su döküp işlemeye hazırlamak; ticareti hızlandırmak için pa

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coherent assembly of plans, project activities, and supporting resources contained within an administrative framework, whose purpose is to implement an organization's mission or some specific program-related aspect of that mission For purposes of this p

Türkçe - İngilizce Sözlük

done according to a program (me. sb whose day-to-day life is tied to a program (me.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Psikolojiyle alâkalı. 2. Hoşa giden, iyi karşılanan, ruhu okşayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the concave indentation in the bottom of certain wine bottles--especially those containing sparkling wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any insect in that stage of its metamorphosis which usually immediately precedes the adult, or imago, stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage between the larva and the adult in animals that have complete metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage in gypsy moth development when the larva changes into the adult moth. : inactive stage of insects with complete metamorphosis during which development into the final adult form is completed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stage in an INSECT LIFECYCLE between LARVA and adult This is the stage during which METAMORPHOSIS takes place and pupae are often covered in a hard covering and are apparently inactive Under the covering a radical re-arrangement of body structures occ

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. antika, yabansı, acayip, tuhaf, garip ve hoş. quaintly z. garipçe, acayip bir şekilde. quaintness i. antikalık, tuhaflık, acayip hoşluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı’nın rahmetine erişmesi dua olunan, rahmete muhtaç ve lâyık, merhum: Rahmetli babam. İsim gibi de kullanılır: Rahmetli böyle şeylerden hoşlanmazdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A leap; a spring; a hostile advance.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2.Arapça’da “er’an” kelimesinin mücnnesi olup “ahmak, sünepe kadın” demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(RAZİ) (i. A. «rızâ» dan if.) (mü. râziyye). 1. Rızâ veren, kabûl eden, engel olmayan: Sahibi razı oldu. Buna razı değilim. 2. Hoşnutluk: Allah senden râzı olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رعنا] güzel, hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device to hold hoses or coiled tubing usually equipped with a rotary joint allowing for the pumping of gas and fluids through the hose or tubing. 1) The hub and flanges that hold tape and which tape can be spooled onto or off of 2) The amount of tape that

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) dönmek, çabuk dönmek; sersemlemek, başı dönmek; bozguna uğramak; sarhoş gibi sendeleyerek yürümek, salınmak; (i.) sendeleyerek yürüme, başı dönme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) mükellef ziyafetle ağırlamak, muhteşem ziyafet çekmek; canlandırmak, dinlendirmek; hoş vakit geçirtmek, eğlendirmek; ziyafette bulunmak; (i.) mükellef ziyafet; nefis yemek. regalement (i.) ziyafet, eğlence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawn. pledge. security. hypothec. mortgage. gage. hock. hostage. pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostage. hostage tutak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevinmek, memnun olmak, hoşlanmak, hazzetmek; sevinç göstermek; sevindirmek, memnun etmek. rejoicingly z. sevinerek, sevinçle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. güzel tat, lezzet; çeşni, koku; merak, meyil; salça veya hardal gibi lezzet veren şey; f. lezzet vermek; lezzetinden hoşlanmak, beğenmek, tadını iyi bulmak; lezzeti olmak, tatmin etmek, zevk vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رنگين] renkli. 2.hoş, havalı.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Renkli, parlak renkli. 2.Güzel, hoş. Süslü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those not included in a proposition or description; the remainder; others.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located at the back of the eye, the retina's photosensitive cells convert light images into electrical impulses for the optic nerve The optic nerve sends those impulses to the visual part of the brain, where they are interpreted into what we know as 'sigh

Türkçe - İngilizce Sözlük

observance. respect. esteem. consideration. regard. observance deference. compliance. conformance. obeying. hospitality. homage.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zengin, servet sahibi: mümbit, bitek, verimli, bereketli; bol, çok: mükellef: lezzetli, yağlı, ağır; parlak (renk); gür, dolgun (ses); tuhaf, hoş, nükteli. the rich zenginler, servet sahipleri. riches i. zenginlik, para, servet, mal. richly z. zengi

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hoşnudluk, rızâ. Rıdvân-AII»hu aleyh = Allah ondan razı olsun!

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. rindân). T. Serseri, lâubâli, sarhoş. 2. Dış görünüşü lâubâli olan, aslında olgun gönül adamı ki, Doğu şairlerine göre çok makbûldür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of bells, numbering 3, 4, 5, 6, 8, 10, or 12, hung for change ringing Mounted to each headstock is a wheel from whose grooved rim a rope extends to the floor below When the rope is pulled, the bell is made to swing in an arc of slightly more than 36

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kesici şey veya kimse, yarıc şey veya kimse; dikiş sökmeye mahsus alet; (ing),( argo) çok hoşa giden şey; çok mükemmel adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The chance or possibility of loss For example, physicians may be held at risk if hospitalization rates exceed agreed upon thresholds The sharing of risk is often employed as a utilization control mechanism within the HMO setting Risk is also defined in in

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hoşnutluk, memnunluk: Allah rızâsı için! 2. Razı olma: Bu işe rızânız var mı? 3. İstek, irâde: Kendi rızâsıyle gitti. 4. Kadere baş eğme, tevekkül: İnsan için dünyada rızâ ve tevekkülden başka çare yoktur. Rızâen li’llaıh = Allah rızâsı İçin. Rızâ vermek = RAzı olmak, muvafakat etmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, muvafakat, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere mukadderata boyun eğme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory whose contents can be accessed and read but cannot be changed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Read Only Memory Permanent information contained on a memory chip The machine can read from those chips, but cannot write to them A small amount of ROM is necessary to start the cold boot process.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spirit. soul. astral body. esprit. aura. psyche. shade. ghost. essence. essential oil. genius. heartbeat. inner man. manes. pith. pith and marrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animation. cabbage. expression. extract. pith. shade. shadow. soul. spirit. zombie. essence. liveliness. vitality. ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essence. ghost. psyche. soul. spirit. extract. concentrated solution. inner man. spunk. tincture. vitality.

Türkçe Sözlük

(k A. F.). Ruhu okşayan, hoşa giden, ruh eğlendirici.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rûha kuvvet ve ferahlık veren, hoşa giden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Informal 'get-together' combining African drumming and Spanish or African vocal traditions with improvised dancing and singing Rumba also refers to the rhythms played at these gatherings Those rhythms are played on three congas and / or cajon.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hoş, ince, nazik, Rüveyde.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ses. 2. Dağa veya diğer bir şeye çarpıp geri dönen ses, aks sadâ, yankı: Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş (BAkî).

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Slftlik, berraklık. 2. Endişesizlik, rahat, huzur, eğlence: Safi sürmek, zevk ve saflsına bakmak. Safi geldiniz (doğrusu: safi getirdiniz) = Hoşgeldlniz. Safi bulduk = Hoşbulduk. Safly-ı hatırla = Memnuniyet ve sevinçle. Gecesaftsı = Gece açılıp gündüz kapanan bir cins çiçek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayıklık, sarhoş olmayş-

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثقيل] ağır. 2.hoş olmayan, yakışmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. belligerent. aggressor. assailant. hostile. militant. oppugnant. rebarbative. transgressor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tuz, sodyum kloruru, maden tuzu; bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz; çoğ. mushil tuzu; tuzluk; lezzet, tat; nükte, hoş söz; k.dili, (informal) deniz kurdu; s. tuzlu; f. tuzlamak, tuz katmak, tuzda muhafaza etmek. salt a mine bir maden

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. selâm; selâm verme, hatır sorma. salutatory s. selâm niteliğinde, selâm veren. salutatorian i. diploma töreninde halka hoş geldiniz anlamında söz söyleyen öğrenci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Service Access Management- An organization whose obligation is to administer Early Intervention services in Berks County to autistic and PDD children from birth to age 3, and in a separate dept age 3-5 SAM can provide, MA and SSI forms, a list of wrap-aro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Storage Area Network A back-end network connecting storage devices via peripheral channels such as SCSI, SSA, ESCON and Fibre Channel There are two ways of implementing SANs: centralized and decentralized A centralized SAN ties multiple hosts into a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanatorium. convalescent home / hospital.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ser = baş, höş = iyi). Alkollü içki alarak az veya çok kendinden geçmek, mest olmak, Türkçe: besrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memnuniyet, hoşnutluk, kanaat; tarziye, tatmin, tazmin; hoşnut etme, memnun etme: huk. tediye, ifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memnuniyet verici, hoşnut edici; kafi, tatmin edici. satisfactorily z. memnun edici surette. satisfactoriness i. yeterlik, kifayet, memnuniyet verici hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. memnun etmek, razı etmek, hoşnut etmek; tatmin etmek, ikna etmek; doyurmak; kafi gelmek; sağlamak, yetmek, uymak, tamamlamak; parasını vermek, ödemek; tarziye vermek; tazmin etmek; şartlarını yerine getirmek. satisfying s. tatmin edici, doyurucu. sat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large domain on the southern Japanese island of Kyushu, dominated in the Edo period by the great samurai clan of Shimazu At the end of the Tokugawa period, the southern provinces of Satsuma and Choshu were home to a number of young samurai of relatively

Türkçe - İngilizce Sözlük

fight. war. warfare. struggle. striving. battle. hostilities. hostility. sword.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. lezzetli iştah açıcı; hoş kokulu, rayihalı; baharatlı; uygun; i., ing. yemeğin başında veya sonunda yenen sıcak bir yemek. savorily z. iştah açacak sekilde. savoriness i. lezzetlilik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlıklı kal, hoşça kal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax whose amount depended on the number of animals one owned.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanser cinsinden katı bir ur. scirrhosity i., tıb. bir çeşit sert ur. scirrhous, scirrhoid s., tıb. sert ur gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vida ile sıkıştırılmış; yivli; eğri büğrü; İng., (argo) sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. rûh = can). Ağır canlı olmayan, sohbeti hoş ve güzel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be chosen. to come in. to get in. to be distinguished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be chosen. to be selected. to be elected. to be perceived. to get the nod.

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. selected. chosen. elective. picked. recherche.

Türkçe - İngilizce Sözlük

selected. chosen. designated. hand picked. picked out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. choice. exclusive. distinguished. selected. outstanding. picked. eminent. excellent. pre-eminencent. privileged. prominent. top-hole. top-line. topflight. well-chosen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kolaylıkla. Ehlen ve sehlen = Hoşgeldiniz, safa geldiniz.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sekre lisanımızda kullanılmamıştır). Sarhoşluk, mestlik. Sekerâtü’l-mevt ‘= Can çekişirken gelen dalgınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سکر] sarhoşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سکر آور] sarhoşluk veren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Barış içinde bulunma, huzur, erinç. 2.Güzel, hoş (kadın).

Şifalı Bitki

(semizebe): Semizotugiller familyasından; bir yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi toprak üzerine yatık, yaprakları sapsız ve etlidir. Yenilen kısmı, küçük, yuvarlak yeşil yaprakları ve körpe saplarıdır. C vitamini ve Demir bakımında zengindir. İçeriğinde kuzukulağı asidi bulunduğundan tadı biraz mayhoştur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Şeker hastalarının susuzluğunu giderir. İdrar söktürür. Kabızlığı giderir. Zayıflamaya faydalıdır. Dalak hastalıklarında şikayetleri geçirir. Uykusuzluk, sinirlilik ve zihin yorgunluğunda faydalıdır. Lapası, yanık ve apsede rahatlık verir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Special Educational Needs Because of physical or sensory difficulties or due to behaviour or learning problems, some children have more difficulty in learning than average pupils All pupils are 'assessed' early in their school career and those who have pa

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - İyi yürekli, hoş sohbet kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sepete koymak. 2. (argo) Hoş olmayan bir tarzda uzaklaştırmak:

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı kızmış, sarhoş, kızgın.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı ağır, sersem, mahmur, sarhoş.

Türkçe Sözlük

(f.). Az ve hoşa gider surette soğuk olmak, hafif surette soğumak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمست] sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarhoş, sarhoşluktan başı ağırlaşıp sersemlemiş.

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk, içmekten gelen beş ağırlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمستی] sarhoşluk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Refah ve memnuniyetle yaşayış, hoş hallik. Mukabili: darrâ: Ne serrâda ne darrâda.

Türkçe Sözlük

(i.). Sevgi uyandıran, hoş, kendini sevdiren, câzibeli: Sevimli bir çehresi vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). İstenen, hoşa giden bir şeyin olması neticesinde duyulan heyecan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sevgisi olmak, sevgi duymak, gönülden bağlı olmak, dostluk ve sevgi göstermek: Her ana evlâdını sever. 2. Aşık olmak: Mecnûn, Leylâ’yı sevmekle şöhret bulmuştur. 3. Mâil olmak, beğenmek, tercih etmek, arzu göstermek: Eti çok severim, balığı hiç sevmem. 4. Okşamak, taltif etmek: Çocuğu seviyordu. 5. Hoşlanmak, muvafık ve uygun bulmak, hazzetmek: Söğüt ağacı sulak yerleri sever; bu ağaç yerini sevmiş, çabuk büyüdü. Allah’ı seversen = Allah aşkına!

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing. stuff. object. matter. article. affair. chose. concern. doing. doings. doodad. doohickey. lark. res. thingumabob. thingumajig. thingummy. whosit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing. what-do-you-call-it. article. chose. jinx. jolly. object. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

groom. stableman. hostler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile clinic. field hospital. mobile hospital. outpatient s'department.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) Sanghay; (f.), (kh) bir kimseyi sersemletip veya sarhoş edip kaçırarak gemide çalışmaya zorlamak; hile veya zorla çalıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (f). Haydi! Defol! Kışt! Hoşt!; (f). kovmak. shooin (i)., (A.B.D)., (k).dili kolay kazanılan seçim veya yarış; kazanacağı önceden belli olan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.) («sıcak» sıfatının küçültülmüşü olup sevgi için kullanılır). Sevilecek ve hoşlanılacak şekilde sıcak: Sıcacık odasında oturuyor.

Türkçe Sözlük

(aslı: ISICAK) (i.). 1. Yakmayacak derecede kızgın, soğuk olmayan, üşütmez, ısınmış, Ar. hârr, Fars. germ: Sıcak su, sıcak hava, sıcak yemek, sıcak oda. Kanısıcak = Sevimli, herkesle çabuk dost olur. 2. Sıcaklık, hararet: Ben çok sıcaktan hoşlanmam; havada çok sıcak vardır; bu seneki sıcağı çoktan görmemiştik. 3. İçinde sıcak su ile yıkanılan yer, hamam: Sabah sıcağa gitmiştim. 4. Sıcak yer, ısınmış yer: Sıcaktan soğuğa çıkmak. Sıcağı sıcağında = mec. Tavında, zamanını geçirmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güzel, hoş; güzel manzara arzeden, göze hitap eden. sightliness i. güzellik; göze hitap etme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harbour. harborage. hole. sconce. hostel. resort. lee. emergency. air-raid shelter. asylum. burrow. cover. den. harbo u rage. haven. home. house of refuge. let- out. place of refuge. last resort. retreat. sanctuary. shelf.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chique). Güzel, zarif, hoş görünen, modaya uygun, süslü: Şık kıyafet, şık bey.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şikâyât). 1. Kendi hâlinden veya başına gelen bir dert ve acıdan yanıp yakılma: Hâlinden, sıhhatinden, hastalığından şikâyet ediyor. 2. Birinden hoşnutsuzluk gösterip aleyhinde söz söyleme: Arkasından şikâyet ediyor. 3. Birinin haksızlık ve tecavüzünü belirterek aleyhinde dâvâ etme: Şikâyetleri, şikâyeti dinlenildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, Yu. mit. Baküs'ün üvey babası; ihtiyar sarhoş; k.h. yarısı insan yarısı keçi şeklinde olan tanrı, satir.

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; giriften = tutmak). Arslanı tutacak derecede kuvvetli ve cesur (hafif sarhoş olanlar için şaka yol 11u söylenir).

Sağlık Bilgisi

Karaciğer dokularının harap olması ve karaciğerin sertleşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıp dilinde cirrhosis denir. Beslenme, hazımsızlık ve fazla miktarda alkol bazen de safra yollarının tıkanması sonucu görülür. Hastanın karnı su toplar, ayak bilekleri şişer, iştahı azalır ve arasıra da kusar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz çöpü, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç kiraz çöpü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirrkosis. cirrhosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place fitted or chosen for any certain permanent use or occupation; as, a site for a church.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A site is a place on the World Wide Web where information can be located These are pages that can host a personal homepage, with pictures, information, and apps Both personal and business pages can be found on these Many times pics on these pages are put

Türkçe - İngilizce Sözlük

A host on the Internet which allows remote access by such protocols as http, ftp, telnet, or gopher A site may consist of a single page or many pages under a common site name Whether two addresses with a common site name are one site or more than one may

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokulardan terler gibi azar azar akıtmak, damlatmak: Bu küp yağ sızdırıyor. 2. mec. Birinden para çekmek. 3. Sarhoş edip uyutmak, sızıp yatacak şekilde sarhoş etmek.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Ağlaşma, şikâyet. 2. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ter gibi damla damla çıkmak: Bu küpten su, yağ sızıyor. 2. mec. Çok sarhoş olup yatmak: İçip içip sızdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z., f. düz, parlak ve kaygan; yüze gülen; k.dili. kurnaz; hilekâr; yağlı (saç); gürbüz, sıhhatli; (argo) hoş; i. su yüzünde bulunan yağ tabakası; A.B.D., çoğ. kuşe kâğıt üzerine basılmış dergiler; z., (argo) maharetle, ustalıkla, kurnazcasına;

Türkçe - İngilizce Sözlük

The acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düz, pürtüksüz, müstevi, pürüzsüz, düzgün; perdahlı; engelsiz; kolay; hoş, yumuşak, mülâyim; sakin, telâşsız; akıcı, kaygan; yağcılık eden; tüysüz, kılsız; tatlı, sert olmayan (içki); sürtünmeyen; aşınmış. smooth breathing eski Yunancada başında

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. girgin, arkadaş canlısı; tatlı, nazik, tatlı dilli; hoş sohbet. sociability, sociableness i. hoş sohbetlik; toplum hayatından hoşlanma. sociably z. candan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Society of Financial Advisers A professional body linked to the Chartered Insurance Institute Membership is open to those who have passed the Institute's examinations for the Advanced Financial Planning Certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Status of Forces Agreements set forth the legal standing of U S servicemembers in the host country.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıcaklığı olmayan, sıcağın zıddı: Soğuk su; soğuk hava; buz gibi soğuk. 2. mec. Hoşlanılmayan, sevimsiz: Soğuk adam; soğuk söz. Soğuk almak = Üşüyüp hastalanmak. Soğuk basmak = Hava birdenbire soğumak. Soğuklar = Soğuk günler: Soğuklar geldi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold. chilly. cool. chill. frigid. freezing. calm. unfriendly. uncompanionable. unsympathetic. aloof. angular. apathetic. apathetical. bleak. distant. frosty. frozen. icily. inclement. inhospitable. marble. offish. parky. phlegmatic. phlegmatical. ri.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Soğuk olan şeyin hâli, Ar. burûdet, Fars. serdî: Buzun soğukluğu uzaktan tesir eder. 2. (mec.) Soğuk, sevgiden mahrum muamele: Beni bir soğuklukla kabul etti; aramızda bir soğukluk belirdi. 3. Yemeğin sonunda hoşaf, mahallebi ve bilhassa meyve gibi serinlik vermeye mahsus yiyecek. 4. Hamamın pek sıcak olmayan dış kısmı: Soğuklukta yıkandım. Beisoğukluğu = İdrar yolunun iltihâbı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A creeper whose juice was used in Vedic sacrifices; also an epithet of the moon.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chossâe). 1. Balıksırtı biçiminde olarak kırma taşlarla kumla yapılmış iki tarafı hendekli yol. 2. Bu tarzda yapılmış: Şose kaldırım, şose yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarhoş, küfelik; ayyaş; alık, salak. sottishly z. ayyaşça. sottishness i. ayyaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. salamura; salamura turşusu; salamuraya bastırma; (argo) ayyaş kimse; f. tuzlamak, salamuraya bastırmak; sulu bir şeye batırıp çıkarmak, ıslatmak; (argo) kafayı çekmek, sarhoş olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kelime: «Bülbül» Fersça’dan alınma bir sözdür. 2. Kelimelerden mürekkep, İsteklerin ifedesine yarayan lâkırdı, Ar. kelâm, kavi: Atalarımızdan kalma bir sözdür. 3. Haber, havâdis, şâyia: Bir söz işittim; bir söz dolaşıyor. 4. Vaad, taahhüt: Kendisi söz verdi; o sözünde durmaz adam değildir. 5. Uyuşma, Ar. mukavele, muvafakat, karar: Aramızda söz ettik; önler söz bağlamışlar; söz alıp vermişler. 6. Bahis: Onun sözü geçti; ondan söz açıldı. 7. Dedikodu, Fars. güft-ü gû, Ar. kıyl-u kaal: Söz olmasın diye çekmiyorum. 8. Hüküm, nüfuz. Atalarsözü = Ar. Darb-ı mesel. Söz atmak = Sözle sataşmak, Osm. harfendâzlık etmek. Acı söz = Hoşe gitmeyecek söz. Söz açılmak = Bahsi geçmek. Söz anlamak = Anlayış göstermek. Söz anlatmak = İnandırmak. Söz almak = VAdettlrmek. Söz ayağa düşmek = Küçük büyüğü dinlememek, her kafadan bir ses çıkmak. Sözebesi = Durmadan konuşan, laf yetiştiren. Söz eri = Baş, reis. Sözünün eri = Sözünde durur, vâdine sadık. Söz ehil = Güzel söz söylemeye muktedir, Osm. mîr-i kelâm. Söz etmek = Bir şeyden bahsetmek. Söz başı = Bahis başı. Söz bir Allah bir = Söylediğim söyledik, kararımdan dönmem. Söz bir etmek = Söz birliği etmek, ittifak etmek. Söz bitmek = Karar verilmek, muvafakat hâsıl olmak. Söz birliği = İttifak. Büyük söz = Kibirle söylenilen söz. Söz aramızda, beynimizde = Gizli kalsın, kimse işitmesin. Söz çıkarmak = Haber yaymak. Düşman sözü — İftira. Söz düşmek = Bahsi geçmek. Sözde = Sanki, güya. Sözden dönmek = Vaadden caymak. Söz dinlemek = Kanmak, itaat etmek. Söz tutmak = Dediğini yapmak. Söz kaldırmak = Sert söze tahammül etmek. Söz kesmek = Karar vermek. Sözü kesmek — Sözü tamamlamadan bırakıp sükût etmek. Söz geçirmek — Sözünü dinletmek. Söz gelişi = Meselâ, farazâ. Söz götürmek = Kesin olmamak. Söz götürmez = Diyecek yok. Söz girmek, karışmak — Bir bahse başka lâkırdı karışmak. Sözüm ona, sözüm yabana = Biri hakkında ağır veya edebe aykırı bir şey ileri sürülünce söylenen nezaket cümlesi. Sözüm sözdür, sözüm söz olsun = VA’dimden dönmem. Söz vermek = Vaad ve taahhüt etmek. Sözü yabana atmak = İtibar etmemek. Yabana atılacak söz değildir = Doğrudur. Söz yok = Diyecek yok, uygun, doğru. Saz ve söz = Eğlenceli meclis. Söz alıp vermek = Bir işi kararlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. baharatlı, bahar gibi güzel kokulu; tadı tuzu yerinde olan, çeşnili; hoş, zevkli; açık saçık (hikaye); cazip, çekici. spicily z. baharatla. spiciness i. baharatlı oluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The set of those cells that are ON in all phases.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğus dinleme cihazı, stetoskop. stethoscopicals. stetoskopla ilgili. stethoscopically z. stetoskopik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vekilharç, kâhya; ambar memuru, idare memuru; erkek hostes, kamarot, gemi garsonu; işçi temsilcisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın kamarot, hostes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pişirilmiş; (argo) sarhoş, küfelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,(A.B.D.), (argo) sarhoş; uyuşturucu madde tesiri altında.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A command that substitutes another user's login for that of the user who invoked the command, logging in the invoking user under the substituted login The invoking user must know the login password for the user whose login is being substituted If no other

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş tavırlı, tatlı dilli. suave'ly z. tatlı dille. suav'ity i. tatlı dillilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ekşice, mayhoş; sertçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. takım elbise tayyör, kostüm; mayo; dava hukuk davası; iskambilde takım; kur; f. uydurmak; uygun gelmek; işini görmek, memnun etmek, hoşuna gitmek; uymak olmak; birinin işine gelmek. follow suit iskambilde takıma uymak. pay suit kur yapmak. press

Türkçe - İngilizce Sözlük

thanks. gratitude. glorification. halleluiah. hallelujah. hosanna.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcer. presenter. hostess. emcee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compere. ham. host. compère. emcee.

Türkçe Sözlük

(i. A ), içme. Şürb etmek = İçmek. Şürb-i müdâm = Daimî içme, sarhoşluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person whose mother tongue is Syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whose lids are langourously lowered. thin. gaunt. haggard. drawn.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. tatlı, şekerli; taze; hoş, latif, güzel; sevimli, şirin; mülâyim, nazik, yumuşak; mak. sessiz, gürültüsüz; verimli, mümbit (toprak); sert olmayan (şarap); i. tatlı şey, tatlı; çoğ. bonbon, şekerleme; güzel ve hoş kokulu şey; sevgili, maşuk

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tatlılaştırmak, tadını artırmak, hoş bir hale getirmek; k.dili. daha cazip bir hale getirmek; tatlı olmak. sweetener, sweetening i. şekerli olmayan tatlılaştırıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hoşluk, tatlılık, sevimlilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged / dismissed from a hospital. released from jail. person who has been discharged from a hospital.

Türkçe Sözlük

(TAKDİM) (i. A.) (c. takdîmât). 1. Öne geçirme, ileriye sürme, bir şeyi diğerinden önce bulundurma. Takdîmü’l-ehemmü ale’i-mühim = Daha mühim olan işi mühimminden önce yapmak. 2. Birinin ve bilhassa bir büyük zâtın huzûruna bir şey götürme, verme: Sadrâzama bir hediye takdim edildi. 3. Bir adamı diğer birinin huzûruna çıkararak görüştürme, tavsiye etme: Yarın geliniz sizi hoşlanacağınız bir zâta takdim edeyim. Takdim ve te’hîr = Bir cümlenin bazı yerlerini yukarıya alıp diğerlerini aşağıya alarak yer değiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. alma, alış; s. cazip, sevimli; sari, bulaşıcı. the takings ele geçen para. takingly z. alıcı tavırla; hoşa gidecek surette.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Text telephone: a service that permit two people who are logged in to host computers to engage in a split-screen 'conversation,' in which what one user types is presented on the top half of both screens while the other user's typing is presented on the bo

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Tango began in the West Indies and found its way to Argentina where it was stylised by the Gauchos to its present form Tango is a very dramatic, exciting dance Most people recognise Tango from the days of 'Valentino' to the 'Tango Argentina' Tango is

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wine whose taste is similar to that of vinegar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ekşi, mayhoş; ters, keskin, acı. tart'ly z. terslikle; ekşice .tart'ness i. ekşilik; keskinlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A correction which often incrusts the teeth, consisting of salivary mucus, animal matter, and phosphate of lime.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan masdar). 1. Râzı ve hoşnud etme. 2. Bir tecavüzde bulunan kimsenin, pişmanlığını söyleyip affını dilemesi: Tarziye talebinde ısrar ediyor. 3. Sahâbe ve din büyükleri için «Radiyallâhüanh» duâsını okuma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lezzet, tat, çeşni; tat alma duyusu; uyum; üslûp; az miktarda şey; yudumluk, tadımlık miktar; tatma a taste for hoşlanma, hazzetme, beğeni, zevk. in good taste uygun .in bad taste uygunsuz. leave a bad taste kötü etki bırakmak. out of taste zevk

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağıza hoş gelen, zıddı: acı: Tatlı meyve, tatlı yemek. 2. Lezzetli, hoşa gider, latif: Mal tatlıdır, can tatlıdır, tatlı söz. 3. İçilir, içilmeye gelir, tuzlu ve acı olmayan su: Tatlı su balığı. 4. Tatlı yemek veya reçel. Sabahleyin bir kaşık tatlı yemek iyidir. Tatlı belâ = mec. Evlât. Tatlıdil = Gönül alan nazik söz. Tatlısu Frengi = Osmanlı Türkiyesi’nde doğmuş ve azınlıklara karışmış Avrupalı, levanten.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tayyib» den masdar) (c. tatyîbât). Hoşlandırma, hoş etme, lutufla muamele etme. Tatyîb-i hâtır etmek = Gönlünü almak, gönlünü hoş etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gönlünü alma, gönlünü hoş etme.

Türkçe Sözlük

(TAVR) (i. A.) (c. etvâr). 1. Hareket şekli, hâl, edâ, tarz: Tavrı hiç hoşuma gitmiyor. 2. (Türkçe) Yapma ve sahte hâl ve hareket, azamet, gösteriş: Bu adamın tavrı hiç çekilmez. 3. (musiki) Okuyuş ve çalış üslûbu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghost. spectrum. apposition. specter. image. colour chart. phantom. spectre specter. spook.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tayyibe). İyi, hoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طيب] güzel, hoş.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İyi, hoş, güzel ala. 2.Helal, çok temiz. - Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) Gönül hoşluğu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ülfet» ten) (c.’teellüfât). Alışma, hoş geçinme, bağdaşma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Masalların başlarında söylenen mânâsız, fakat hoşa giden söz yığını. 2. Bir dilin hususiyetine mahsus ifadeler: Bir berber bir berbere...

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hoşlanarak bakma, seyretme. 2.Gezme, gezi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hurma. Temer-i hindî (halk ağzında: demirhindi) = Hindistan’dan çıkma olup başka yerlerde de yetiştirilen bir ağaç ki, kabuğu hakikaten demir gibi sert ve ağır, meyvesi mayhoştur: Temer-i Hindî (demirhindi) şerbeti.

Türkçe Sözlük

(i. A, «mekânet» ten masdar). Ağırlık, vakar, sebat, metanet: Bu adamın temkini çok hoşuma gidiyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mutedil, ılımlı ılıman, ılık, sarhoş edici maddelere düşkün olmayan; perhiz yapan. Temperate Zone çoğ. ılıman bölge, dönenceler ile kutuplar arasındaki mıntıka. temperately z.ılımlı olarak. temperateness. ılımlı olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنافر] birbirinden nefret etme. 2.kulağa hoş gelmeyen sözcükleri sık sık kullanma.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça sıfatlara gelerek mânâyı kuvvetlendirir. Hoş-ter = Daha iyi. Bâlâ-ter = Daha yüksek. Kem-ter = Daha aşağı. Mübalağa için «İn» de ilâve edilebilir: Kem-ter-İn.

Şifalı Bitki

(lepedium sativum): Turpgiller familyasından; bahçeteresi, çayırteresi, kışteresi, suteresi, yabanteresi, yerteresi gibi çeşitleri olan bir bitkidir. Tadı oldukça acı ve nahoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler, öksürük söktürür. Bol miktarda idrar söktürür. Böbrekleri ve idraryollarını temizler. Karaciğer hastalıklarında faydalıdır. Safra ifrazatını arttırır. Grip ve soğukalgınlığının çabuk geçmesini sağlar. Cinsel istekleri kamçılar. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Kansızlığı giderir. Kanı temizler. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sinirleri yatıştırır. Sigaranın zararlarını azaltır. Suyu, saç dökülmesini ve kepeklenmeyi önler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that provides a keyboard and display screen Characters typed at the keyboard are transferred to a host computer system, and characters sent from the host system are displayed on the screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A screen and keyboard connected to a computer somewhere else The terminal doesn't run Unix and all those neat programs itself, it just lets you use the computer that does.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that works as a client of a central computer or host in a network It may simply consist of a keyboard and a video monitor or of a complete microcomputer using a special terminal emulation software In this case, it is called an intelligent termina

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسامح] hoşgörü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تسامحکار] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشامح پرور] hoşgörülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of activating one or more sensors, devices, controls, communicating devices, or other components of an alarm system in an effort to confirm proper operation of the equipment. A discipline in the software-engineering process whose purpose is to int

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.), (s.), (z.) (çoğ. those) o, şu; (s.) o, adı geçen, mezkür; (z.) öyle, o kadar that is, that is to say yani. That's that. İşte o kadar. Başka söz istemez. that way ondan dolayı; o durum: Mary and John are that way about each other. Mary ile Jo

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gıcıklamak, gıdıklamak; k.dili. eğlendirmek, memnun etmek; hafif hafif dokunmak; gıdıklanmak; i. gıdıklama, gıdıklanma. tickle one's fancy hoşuna gitmek. tickle the palm of rüşvet vermek. tickle grass çayırgüzeli, bot. Eragrostis

İngilizce - Türkçe Sözlük

in with k.dili ile ilişkisi olmak. tie into hızla sarılmak; (argo) haşlamak; tutmak. tie one on (argo) sarhoş olmak. tie one's tongue susmak, susturmak. tie the knot evlenmek, evlendirmek. tie to himayesine sığınmak. tie up bağlamak; bağlayıp kapamak

Sağlık Bilgisi

Mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu çomak şeklindedir. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. Salgın daha ziyade yaz ve sonbahar aylarında görülür.

Hastalık, mikrop vücuda girdikten yaklaşık 7-15 gün sonra ortaya çıkar. Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları görülür. Fakat hasta yatmak ihtiyacını hissetmez. Birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselmeye başlar. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. İlk belirtilerin ortaya çıkmasını takip eden birkaç gün içinde ateşi daha da yükselir. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Bademcikler iltihaplanmış, hasta zayıflamıştır. Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır.

Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyva suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. sıkı, gergin; akmaz, sızmaz, su geçmez; dar; sıkışık; k.dili eli sıkı, cimri; k.dili müşkül, zor; zorluk çeken; tıkanmış; ucu ucuna; sıkı gerilmiş (ip); kesat; (argo) sarhoş; tedariki güç; kısaltılmış (üslup); z. sımsıkı. tightly z. sıkıca ti

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. bin. bughouse. nuthouse. lunatic asylum. mental hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. insane. nut house. bedlam. detention hospital. institution. mental institution. madhouse. nut college. reception institute. retreat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sarhoş, çakırkeyif; çarpık. tipsily z. sarhoşça; eğri bir şekilde. tipsiness i. sarhoşluk; eğrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsamaha, müsaade, hoşgorü, hoş görme, tahammül; mak. tolerans, müsaade edilen hata veya fark derecesi; sikkelerde muteber tutulan ayardan farklı olmasına müsaade edilen ağırlık. derecesi.

Yabancı Kelime

Fr. tolérence

hoşgörü

Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant hoşgörülü. müsamahalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müsamahakar, tahammüllü, hoşgörücü, sabırlı. tolerantly z. hoş görerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tahammül etmek, menetmemek, müsamaha etmek, hoş görmek, yapılmasına müsaade etmek, katlanmak; tıb. bir ilaç veya sarsıntının tesirine dayanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsaade, müsamaha, hoşgörü; tahammül, sabır; yapılmasına müsaade etme; dini işlerde fikir farkını hoş görme.

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşa giden biri için söylenen bir tâbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, tadı güzel, iştah açıcı; hoş. toothsomely z. lezzetle; hoşça. toothsomeness i. lezzetlilik; hoşluk.

Genel Bilgi

Topkapı Sarayı’nın hazine dairesinden hiçbir şey dışarı çıkamazdı. 2. Abdülhamit, kızı Ayşe’ye taç yaptırmak için model olarak kullanılmak üzere 3. Mehmet’in muhteşem sorgucunu saray kâhyasından istedi. Kâhya padişahtan muayyen vadeli bir senet almadan sorgucu vermedi. Bu tutum Abdülhamit’in çok hoşuna gitti. Kâhyaya 100 altın hediye etti. Süresi geldiğinde sorgucu kâhyaya iade edip vermiş olduğu senedi geri aldı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Despite your best efforts, you may find that your chosen school isn't the perfect fit Or, you may start out at community college and decide that it's time to attend a four-year univeristy In either case, you may need to transfer to a different school Tran

Türkçe - İngilizce Sözlük

This layer provides transparent transfer of data between end systems, or hosts, and is responsible for end-to-end error recovery and flow control It ensures complete data transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program interrupt mechanism that automatically updates the state of the network to remote network management hosts The SNMP agent on the switch supports these SNMP traps.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The occurrence of those structures, pinch-outs, permeability changes, and similar features necessary for the entrapment of oil and gas in at least one accumulation of the minimum size Included in this attribute are existence of seals sufficient for entrap

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ask your guidance counselor about TRIO programs such as Educational Talent Search and Upward Bound TRIO programs help students whose families are not familiar with planning for college Participation is free, and students can work together toward their edu

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kökü yukarıda, dallan aşağıda cennet ağacı. 2.En güzel, en iyi, hoş. 3.Baht, mutluluk, müjde. 4.Efdal olan. Kur’an’da Ra’d suresi 29.ayette zikredilmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tuhaf). 1. Hediye, armağan, peşkeş. 2. Hediyelik hoş ve makbûl şey, nâdîde mal. (bk.) Tuhaf.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Armağan, hediye. Hoşa giden, güzel şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal skin used as a casing. overalls. jump suit. bagpipe. slough. leather bag. skin. bag hose. ferry. overall. cover- alls.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahenkli, hoş sesli, nağmeli. tunefully z. ahenkle. tunefulness i. hoş seslilik.

Türkçe Sözlük

(f ). 1. El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut. 2. Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular. 3. El dokundurmak: Şu masayı tutma. 4. Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor? 5. Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor. 6. Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak. 7. Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor. 8. Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu. 9. Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak. 10. Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu. 11. itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor. 12. Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu. 13. Başlamak: İşi yoluyla tutmak. 14. Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak. 15. Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak: 1. İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor. 2. Ağrımaya başlamak: Başım tuttu. 3. Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı. 4. işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz. 5. Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak = 1. İşe yaramak. 2. Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak = 1. Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe

Türkçe - İngilizce Sözlük

captive. hostage. prisoner. prisoner. in chains.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çirkin; iğrenç; korkunç; k.dili. ters, huysuz; nahoş; fırtınalı. ugliness i. çirkin veya iğrenç olma. ugly duckling küçüklüğünde çirkin olan fakat sonra gelişip güzelleşen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. umbrae) gölge; astr. tam gölge; kötek, minakop, zool. Umbrina cirrhosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zevksiz, cazip olmayan, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş olmayan, zevk vermeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. arkadaşlığa yakışmayan, dosta yakışmayan, dostça olmayan, samimiyetsiz, nahoş; z. soğuk bir tavırla. unfriendliness i. nahoş muamele veya tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik olmayan, sevimsiz; nahoş; kaba nezaketsiz. ungraciously z. inceliksiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nankör,iyilikbilmez; nahoş, tatsız. ungratefully z. nankörce. ungratefulness i. nankörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevimsiz; nahoş. unlove liness i. sevimsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağıza zor alınır; nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nahoş, hoşa gitmeyen, tatsız .unpleasantly z. nahoşça. unpleasantness i. nahoşluk, tatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tatsız, lezzetsiz, yavan; nahoş, çirkin, kötü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göze hoş görünmeyen, çirkin görünümlü. unsightliness i. çirkinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuşmayan, sohbetten hoşlanmayan, merdümgiriz, çekilgen, yalnızlığı seven, kaçınık. unsociabil'ity, unsociableness i. çekilgenlik. unsociably z. çekilgence; sohbetten kaçmarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sohbetten hoşlanmayan; merdümgiriz, toplumdan hoşlanmayan; topluma karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nankör, şükran bilmeyen; hoş karşlıanmayan, istenmeyen. unthankfully z. nankörce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nahoş, tatsız, hoş karşılanmayan, istenilmeyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to, or suiting, those living in a city; cultivated; polite; urbane; as, urban manners. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners' relating to or concerned with a city or densely

Türkçe - İngilizce Sözlük

Upper Tester: The representation in ISO/IEC 9646 of the means of providing, during test execution, control and observation of the upper service boundary of the IUT, as defined by the chosen Abstract Test Method.

Türkçe Sözlük

Bütünü meydana getiren ilgili öğelerin/parçaların kendi aralarındaki iletişimi. W. Kandinsky`e göre; “Armoni, kompozisyondur.” Müzikten ödünç alınan bu terim, resim unsurlarının tatmin edici veya hoşa gidecek biçimde düzenlendiği duygusunu dile getirir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.2.Bir kavmin önderi, şeref ve mevki sahibi. Vecihi: Türk tarihçisi. (Kırım 1620).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koruk suyu; ham meyva suyu; ekşilik, mayhoşluk.

Türkçe Sözlük

(VİCDAN) (i. A.). 1. Bulma, bir şeyi bir hâlde görme. 2. Kalple hissetme, duygu. 3. İnsan kalbindeki bir gizli duygu ki, iyilik etmekten hoşlanır, kötülük etmekten ızdırap duyar ve iyiyi kötüden ayırır: Bunu vicdanım kabûl etmiyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mayhoşça ve koyu renkli bir çeşit kiraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akçıl gözbebeği; tirsi gibi akçıl gözlü balık. walleyed s. akçıl gözbebekli; gözbebeği ıraksak, şaşı; (argo) sarhoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s.,(ünlem) iyi karşılamak, memnuniyetle karsılamak, hoş karşılamak; nezaket göstermek, samimiyet göstermek; i. samimi karşılama, hoş karşılama; nezaket gösterme; s. hoş karşılanan, iyi karşılanan; sevindirici, hoşa giden, rahatlatıcı, makbule ge

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. (better, best) iyi, güzel, hoş, ala, iyice; hakkıyle, Iâyıkıyle; çok, pek; tamamen, hayli, oldukça; s. iyi, güzel; sıhhatça iyi, sıhhatli; kârlı, elverişli. Well begun is half done iyi başlayan iş yarı yarıya bitmiştir. well on in life yaşı hayl

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yerinde söylen miş; hoş sohbet, sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. kim. (iyelik hali): whose kimin. (nesnel hali): whom kimi. There is one man to whom I can trust a fortuna Paramı güvenerek bırakabileceğim bir adam var. He is the one from whom you can get the answer Cevabı öğrenebileceğiniz kişi odur. Who's

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruzgar, yel, hava; kasırga, hortum, bora; havanın estiği yön; havanın getirdiği koku, nefes; haber; soluk, nefes; boş laf; çoğ. orkestrada nefesli çalgılar; bağırsakta gaz. in the wind olmakta, patlamak üzere; kafası dumanlı, sarhoş. in the wind's

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kazanma, galip gelme; gen. çoğ. kazanç, kazanılan para; s. kazanan, galip; cazip, alıcı, sevimli, hoş. winning stroke başarı kazandıran vuruş. winningly z. cezbederek, cazip bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevimli, hoş; neşeli, şen; çekici, alımlı. winsomely z. sevimli şekilde. winsomeness i. sevimlilik; çekicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) şaşkın, sersem, sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zengin, hâli vakti yerinde. 2. Sarhoş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birinin işine yarayacak ve birine faydalı olacak harekette bulunmak: Ne yaptımsa bizim komşuya yaranamadım. 2. Yalandan birinin hoşuna gidecek harekette bulunmak: Kendisine yaranmak için yapıyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put to bed. to invest. to accomodate. to put sb in hospital. to cause sb to lie down. to lay sb / sth flat. to cause sth to lean to one side. to deposit. to lay down. to lower. to recline. to steep. to slant. to repose. to remit. place. to sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to bed. to be lying down. to enter into hospital. to lie. to lie flat. to lean to one side. fated not to occur. to have sexual intercourse. to have sex. incline. lay along. lie along. lie down. repose. turn in.

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: yirmek) (halk ağzında: ermek). Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, nefret ve istikrah etmek. Aş ermek = Gebe kadın yemek beğenmeyip münasebetsiz şeyler arzu etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A master of the Hindi spiritual disciplines who teaches those disciplines to others They are the key to passing these disciplines down through the generations Modern yogis often introduce their own variations, especially with meditative techniques Yogis a

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gençlik; gençler. the flower of youth gençliğin baharı. youth hostel genç yuristler için ucuz otel.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Avrupa’da, Ege Denizi, İon denizi ve Akdeniz kıyısında, Arnavutluk ile Türkiye arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 22 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 131,940 km².

Sınırları: toplam: 1,228 km.

sınır komşuları: Arnavutluk 282 km, Bulgaristan 494 km, Türkiye 206 km, Makedonya 246 km.

Sahil şeridi: 13,676 km.

İklimi: Ilıman, kışlar yumuşak ve nemli, yazlar kuru ve sıcak geçer.

Arazi yapısı: Dağlar denizden başlayarak bir silsile oluşturmaktalar. Kuzeydoğuda billurlu dağlar, batıda Dinar sistemine bağlı sıradağlar ve Ege Denizinde adalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Akdeniz 0 m.

en yüksek noktası: Olimpos Dağı 2,917 m.

Doğal kaynaklar: Boksit, linyit, manganez, petrol, mermer, hidro enerji.

Doğal kaynakları: tarıma uygun topraklar: %20.45.

daimi ekinler: %8.59.

Diğer: %70.96 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,530 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,688,058 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.18 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.34 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.24 yıl.

Erkeklerde: 76.72 yıl.

Kadınlarda: 81.91 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 9,100 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Yunan.

Nüfusun etnik dağılımı: Yunan %98, Türk ve diğer %2.

Din: Yunan Ortodoksları %98, Müslümanlar %1.3, diğer %0.7.

Diller: Yunanca %99 (resmi), İngilizce, Fransızca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.5.

erkekler: %98.6.

kadınlar: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Yunan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Yunan.

Yerel tam adı: Elliniki Dhimokratia.

yerel kısa şekli: Ellas or Ellada.

Eski adı: Yunanistan Krallığı.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Atina.

İdari bölümler: 51 bölge ve 1 bağımsız bölge; Ayion Oros (Mt. Athos), Aitolia kai Akarnania, Akhaia, Argolis, Arkadhia, Arta, Attiki, Dhodhekanisos, Drama, Evritania, Evros, Evvoia, Florina, Fokis, Fthiotis, Grevena, Ilia, Imathia, Ioannina, Irakleion, Kardhitsa, Kastoria, Kavala, Kefallinia, Kerkyra, Khalkidhiki, Khania, Khios, Kikladhes, Kilkis, Korinthia, Kozani, Lakonia, Larisa, Lasithi, Lesvos, Levkas, Magnisia, Messinia, Pella, Pieria, Preveza, Rethimni, Rodhopi, Samos, Serrai, Thesprotia, Thessaloniki, Trikala, Voiotia, Xanthi, Zakinthos.

Bağımsızlık günü: 1829 (Osmanlı İmparatorluğu).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 25 Mart (1821).

Anayasa: 11 Haziran 1975; Mart 1986 tarihinde yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar B

Türkçe - İngilizce Sözlük

dig. diggings. digs. dorm. dormitory. hall. hall of residence. home. hostel. youth hostel. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

country. home. homeland. hostel. native country. habitation. student dormitory. institute. fatherland. habitat. dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc. especially those dealing with prices. fair marketing. building construction and sanitation. police fiscal. county constabulary.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar. 2.İnceliği, latifliği ile hoşa giden.

Türkçe Sözlük

(i. F„ zen = kadın, dûst = seven). Kadınlardan hoşlanan, zanpara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tat, lezzet, çeşni veren şey ; zevk, hoşlanma, haz. zestful s. zevkli, heyecanlı, lezzetli.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). 1. Tatma, tât, lezzet: O meyvenin zevki nasıldır? 2. Hoşlanma, lezzet duyma, Osm. mütelezziz olma, haz, mahzûziyyet: Şu bina, şu söz, şu beyit, şu yazı zevkime gitti. Bunda ne zevk vardır? Bunun bir zevki var mıdır? 3. İyiyi kötüden farketmek, ayırmak kabiliyet ve iktidarı: O adamda Allah için zevk vardır. 4. Eğlence, cünbü}, sof d: Son zerkin e bak, o herif zevkimizi bozdu, zevk ve sefasıyle meşgul adam, zevk etmek. Zevkine bakmak = Zevk ve safâsıyle meşgul olup işe karışmamak. Zevkini çıkarmak = Hakkıyla sâfâsını sürmek: Oranın zevkini o çıkardı. Zevki çıkmak = Hakkıyla’ Safâsı sürülmek, lezzeti duyulmak: Gezmenin böyle zevki çıkmaz. Zevke gitmek = Hoşa gitmek, memnuniyyet sebebi olmak, beğenilmek: Bu söz zevkime gitti. Zevkine mecbur = Zevk ve safâya düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ذوق] beğeni, hoşlanma. 2.tat.

Türkçe Sözlük

(i.). Eğlenceli, hoş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hoş olmayan, yavan, sıkıcı, tatsız. 2. Çirkinin, Adinin farkında olmayan; bu gibi şeyleri beğenen.

Türkçe Sözlük

(ZIDD) (i. A.) (e. ezdâd). 1. Bir şeyin aksi, muhalifi: Tatlı, acının zıddıdır. 2. Tabiata muhalif olan şey, ters, aksi İş: Zıddıma gidiyor. 3. Çâre, tedbir: çaresini bulmak. 4. Muhalif, diğer bir şeyin aksi olan: Bu, onun zıddıdır. 5. Hoşlanılmayan, Ar. menfûr, mekruh: Bu iş zıddımdır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). 1. Parmağa veya defin kasnağına takılan madenî, yuvarlak, yassı levha. 2. Sallanarak veya başka bir düzenle çalınan küçük çan: Zil çalmak, zil ile oynamak. Zilzurna = Pek sarhoş. Zilzil oynamak = Son derece sevinmek. Zil takınmak = Sevinmek. Zil gibi, zil çalmak = Pek boş ve aç: Karnım zil çalıyor.

Türkçe Sözlük

(i.) (F. sûrnâ’dan). 1. Keskin, acı bir ses çıkaran ve ekseriya davul ile beraber olarak üfleyerek çalınan maruf çalgı. 2. mec. münasebetsiz ve soğuk sözlerle çok gevezelik eden adamdan kinaye olur. Zil zurna = (argo) Çok sarhoş, kendini bilmez sarhoş. Davul zurna ile = Gürültülü, patırtılı bir şekilde.