Hoş-eda ne demek? | Hoş-eda anlamı nedir? | Hoş-eda

Hoş-eda anlamı nedir?

Hoş-eda ne demek?

Hoş-eda anlamı nedir?

Hoş-eda | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hos eda

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hareketi, davranışı hoş, güzel.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس صدا] yankı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ses dalgalarının dik bir satha çarpıp geri dönmesi sonunda duyulan ikinci ses.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel bir açıdan bakılınca muntazam görülen şekilsiz resim; bir resmin şekilsiz yapılması; bu şekilde resim yapma metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir Yunan tanrıçası ; (astr). Andromeda takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir mektuba veya senede geçmiş bir tarih atmak; daha evvel gelmek, takaddüm etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outpatient treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bisiklette ayak frenine basmak; sözünü geri almak, söyledigini değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üslüpta gülünç bir şekilde yüksekten düşme; herkesce söylenmiş ve adi konulan işleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bediîlik, güzellik; yenilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدعهد] sözünde durmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BEDAHE (i. A.). 1. Açık, bedîhî, yani zâhir ve lyan ve delil ve ispattan müstağni olma: Bedâhete karşı söz söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) Birdenbire, ansızın, düşünmeksizin: Bedâheten bir beyit söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداهة] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بداخلاق] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Amu-derya’nın kaynağı olan Perc’in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedahşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak; aşırı derecede süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîa). Bedîalar, güzellikler, (bk.) Bedia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایع] yeni ve güzel şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif. Bedahât = düşünmeden ve birdenbire yapmak). Düşünmeksizin, derhal, ansızın, Anîde, bedâhaten, irticâlen: Bil-bedâhe şu kıt’ayı söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامه دان] gardrop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad’ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bol yağmur. 2. Hediye, ihsân. 3. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cedvel). Cedveller. (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جداول] cetveller, çizelgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağının içindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan öksürtücü hava, boğucu gaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). choose.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (huk). şey, mal, şahsi eşya veya mal. chose in action alacak. chose in possession malikin elinde bulunan menkul eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). choose: (s). seçilmiş olan, tercihli; (ilah). cennete gitmek üzere seçilmiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). siroz. cirrhotic (s). sirozla ilgili, siroza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Çekoslovakyalı; (i). ,Çek dili; Çek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çekoslovakya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soygunculuk, yağma; hasara uğratma, tahribat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ödeme, verme, tediye: Edâ-yı deyn etti = Borcunu ödedi. 2. yapma, kılma, icra, ifa: Namazını eda etti, edâ-yı teşekkür (edâ, icrâ, ifâ, infâz arasında fark vardır. Edâ borç veya borç gibi olan bir şeyin ifasında kullanılır: Deyn, namaz, şükran edâsı gibi. İcrâ bir kararın, fiilin tatbik mevkiine konulması hakkında kullanılır: Mahkemenin, meclisin kararını kanun ve nizamı icrâ etmek: İcrâ-yı adâlet eylemek gibi. İfâ, vazifeden sayılan bir işi yapmak demektir: Ifâ-yı vazîfede kusur etmemek. İnfâz ise, alınan bir emrin yerini bulmasına çalışmak demektir: Emr-i Alînizi infâz ettim = Yüksek emrinizi yerine getirdim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Tarz, üslûp: İfadesindeki edâ diğer hiç bir şairin sözünde yoktur. 2. Şive, naz: Dilberin edâsı Aşıkı usandırır. 3. Tavır, kurum: Bunun edâsı çekilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner. air. expression. face. mien. affectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. mien. manner. air. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying a debt. paying (a moral obligation. expression. mien. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation The successor to CAE, refers to software tools used by general or specialized designers of chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation; the name used for activities or facilities that involve software design aids used in chip design, or the industry sector making the aids.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Electronic Design Automation EDA refers to the design tools and environment utilized to render the logic, schematics, insert scan, insert BIST, etc for a new chip design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Excess Defense Articles program allows the US military to rid itself of unwanted surplus by selling weaponry and equipment cheaply -- or giving them away free -- to foreign countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern Deilvery Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic name for software that assists in the design of electronic circuits. Generic name for all methods of entering and processing digital and analog designs for further processing, simulation and implementation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادا] ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Naz, cilve. 2.Kurum, ca(Kadın İsmi) 3.Alınan şeyi geri ödeme. 4.Bir vazifeyi yerine getirmek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). obur, açgözlü .edaciously (z) oburcasına edacity (i). oburluk, çok yeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Eda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendisine has edası olan. 2. Tavırları güzel olan, nazlı: Edalı bir kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. coquettish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dışı kırmızı mumla kaplı içi sarı bir Hollanda peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). «Allah devâm ettirsinl» mânâsına gelen duâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ednâ). Ednâlar, en denîler, en alçaklar, (bk.) Ednâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edevât). 1. Alet, avadanlık: Alat ve edevât. 2. (gramer) Kendikendine mânâ ifade etmeyip isim ve fillere katılan küçük kelime: Ünlem edatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition. particle. preposition ilgeç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, vedâ = ayrılma). Allaha ısmarladık, Allaha emanet olunl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. goodbye. good-bye. goodday. vale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. farewell!. goodbye!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adieu. farewell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الوداع] elveda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (sosyol.) bir kavmin özellikleri; toplumsal bir kurumun özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir insanın kurtarılması için verilen şey, kurtarma bedeli (bu mânâ ile fidye daha çok kullanılır). 2. Bir adamın uğruna verilen veya sarfedilen şey, kurban: Onun uğruna canım feda olsun; Bu işin olması için uykularımı feda ettim; mademki istiyorsunuz size feda olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فدا] yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme. fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek. fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice. lay down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Fedakârlık, fedâkâr olanın hâli, menfaatini, canını fedâ etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi menfaatlerini ve canını bile esirgemeyen, iyi bir İş uğrunda her fedakârlığı göze alan, serdengeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. gorilla. bouncer. chucker-out. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who risks one's life for a cause. bodyguard. bouncer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2.Allah yoluna başkoymuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayırlı bir iş uğrunda şahsî menfaatlerini ve canını bile feda eden adamın hali. Ar. hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکار] özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکاری] özveri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Arap memleketlerinde) komando, fedai; komando örgütü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Canını vermeye hazır, canını verme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فدائی] yoluna canını hiçe sayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerator pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas pedal. accelerator pad / pedal. foot accelerator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. gedâyân). 1. Dilenci, Ar. sâil. 2. Yoksul, fakir: Ben gedâ’ya... mec. (eski tevazu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گدا] dilenci. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.). Gedâlar, yoksullar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedâlık, yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk diinde bazen: zergerdan). 1. Ot yiyen büyük ve vahşî, çok kalın derili memeli hayvan ki, burnu üzerinde tek ve bir cinsinin iki boynuzu vardır. 2. Gergedanın burnundaki boynuzu ki, kılıç vesaire kabzası ve fincan zarfı gibi şeyler yapılır: Gergedandan kabza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhino. rhinoceros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhinoceros. rhino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruh, can: hayalet, hortlak, heyulâ, tayf; cin; iz, gölge. ghost town ahalisi olmayan metruk kasaba. ghost writer bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında makale veya kitap yazan kimse. give up the ghost ölmek, ruh teslim etmek. Holy Ghost Ruhü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hakiki çeneli omurgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدایا] armağanlar, hediyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İyi, Ar. tayyib: Dün hava pek hoş idi. 2. Garip, tuhaf: Onun hoş bir ismi vardır. Hoş geldiniz = Safa geldiniz, yeni gelen adama selâm tâbiri olup cevabı hoş bulduk tur. Hoş görmek = Bakmamak, darılmamak. Bir hoş (doğrusu bîhûş olsa gerek) = Bir çeşit baygınlık hisseden: Bir hoş oldum. Gönlünü, hatırını hoş etmek = Hatırını kırmaksızın, okşıyarak inandırmak, memnun etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand. app

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. nice. pleasant. for that matter. agreeable. amiable. amusing. bonny. congenial. cosy. cozy. cuddly. darling. debonair. delicious. enchanting. engaging. entertaining. fine. good. graceful. grateful. honeyed. likable likeable. pleasing. pleasurabl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, Amed = geldi). Hoş geldiniz selâmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birine hoş geldiniz demek merasimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, bû = koku). İyi kokan, güzel kokulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hareketi, davranışı hoş, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel şarkı okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel boylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı dilli, hoş konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lezzetli ve hazmı kolay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoş geçmiş tatlı zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi hal). Hal ve vakti iyi, mes’ut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel manzaralı. mec. Güzel yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Huyu güzel, sevimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hoş = iyi, nevâ = ses). Güzel sesli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.). Güzel gidişli, yürüyüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Ne iyi, ne güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hoşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. hoş = iyi, Ab = su). Bol su ve şekerle pişmiş kuru yemiş ki, soğuk olarak yemek sonunda buna mahsus geniş kaşıkla içilir: Erik, vişne hoşafı, hoşaf kaşığı, kâsesi. Hoşafın yağı kesilmek = Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcûb olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compote. stewed fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stewed fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آمد گو] hoşgeldiniz diyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i. hamdolsun, Allaha şükür, osanna; i. şükretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش آواز] tatlıses, güzelses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Hatır sorma çeşidinden söylenen sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confab. chat. talk. gossip. confabulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brief and friendly chat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشبو] hoş kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyice, güzelce, zararsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well. somewhat pleasant. pleasantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty well. somewhat pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hose) çorap; eski zamanlarda dar ve kısa pantolon. half hose kısa çorap, şoset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. hoses) f. hortum; tulumba hortumu; f. hortumla sulamak veya ıslatmak. hose company itfaiye teşkilatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Boyu bosu güzel, düzgün olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. indulgence. allowance. toleration. clemency. complaisance. discretion. forbearance. latitude. lenience. leniency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbearance. indulgence. tolerance. toleration. forbearance tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. allowance. clemency. complaisance. indulge. latitude. sufferance. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant. indulgent. lenient. permissive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adamant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. intolerant. strict. uncharitable. strict toleranssız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austereness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خوش گوار] leziz. 2.hazmy kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çorapçı, çorap satıcısı. hosiery i. çoraplar; çorap fabrikası; dokuma, mensucat; mensucat fabrikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ayağı uğurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Memnun ve hoşnut etmek, sevindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liking. being fond of. enjoyment. palate. predilection. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Memnun ve hoşnut olmak. 2. Hazzetmek: Bu kokudan hiç hoşlanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take a shine to smb. like. enjoy. be pleased with. affect. be attracted. care. click. delight. dig. fancy. have a liking for smb. be partial to. relish. be taken by. be taken with. take a fancy to. take to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bask. care. enjoy. like. relish. savour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased with. to enjoy. to be fond of. care. care for. get a kick out of. to take kindly to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hoşuna gitmek, sevmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iyilik hissetmek, hazzetmek, lezzet almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become pleasant and agreeable. to be friendly with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyilik, güzellik. 2. Gariplik, tuhaflık. 3. mec. Neş’esizlik: Bugün bir hoşluğunuz var (bu mânâda daima bir kelimesiyle beraber kullanıldığından «bîhûş» luktan galat olması da muhtemeldir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreeableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantness. health. quaintness. happiness. comfort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantness. sweetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HOŞMERYEM) (i.). Tuzsuz taze peynirle yapılan bir çeşit yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze peynir ve unla yapılan bir çeşit tatlı. (bk.) Höşmerim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel sesli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel, hoş sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشنود] memnun, razı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı ve memnunluk («hoşnûdiyyet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı, memnun: Hoşnut etmek, olmak = Razı ve memnun etmek, olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleased. glad. satisfied. delighted. contented. gratified. content. rejoiced at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contented. glad. jolly. pleased. satisfied. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfied. pleased. content. chuffed. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hoşnûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to please sb. content. gratify. please.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pleased with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.,). Hoşnut olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment. satisfaction. pleasure. content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnut olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontented. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hoşnutsuz olma hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blahs. dissatisfaction. displeasure. discontentment. discontent. ill-feeling. aversion. disaffection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. discontent. disfavour. displeasure. dissatisfaction. discontentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontent. dissatisfaction. displeasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle rahipler tarafından idare edilen misafirhane; darülaceze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hastane; eski darülaceze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. bazı Londra hastanelerinde baş rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konukseverlik, misafirperverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hastaneye yatırmak. hospitaliza'tion i. hastaneye yatırma; A.B.D hastane sigortası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak ve Buğdan prensi, voyvoda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوش رو] sevimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociable. pleasant. agreeable. good company. nice to talk to. companionable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant and easy to talk with. conversable. well spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [خوش صحبت] tatlı sözü, sohbeti tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Köpekleri kovmak için söylenir. Çok ağır hakaret maksadıyle insanlar için de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalabalık, çokluk; eski ordu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı Hıristiyan kiliselerinde Aşayı Rabbani ayininde takdis edilen ekmek, okunmuş ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. evsahibi (erkek); mihmandar; otelci, hancı; bir asalağı besleyen hayvan veya bitki; f. ev sahibi olarak eğlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rehine, tutak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bisiklet turuna çıkan veya yürüyerek seyahat eden gençlerin kaldıkları han; talebe yurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski han, otel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Umumî taşıtlarda, bilhassa uçaklarda yolcu ağırlayan kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. hostess. flight attendant. stewardess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airhostess. hostess. stewardess. air hostess. waitress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air hostess. stewardess. flight attendant. airline hostess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a stewardess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evsahibesi; garson kadın; konsomatris; hostes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşmana ait; düşmanca, düşmanlık gösteren, saldırgan. hostilely z. düşmanllkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşmanlık, husumet, çoğ. savaş, çarpışmalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ostler i. seyis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, bayağı, kaba.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. zahiri direnç (öz direnç, endüktans ve kapasitans bir ara da); almaşık cereyan tesirine karşı durma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentiste

kurtarımcı

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak isteyen.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentisme

kurtarımcılık

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak düşüncesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’ya benzetilerek yapılmış galat tâbir). Lekelenmiş, ayıplı, namus ve şöhretine halel gelmiş: Ömründe hiç lekedâr olmamış bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لکه دار] lekeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. mesane taşını muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arzın kabuğu, taşküre, litosfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه دار] mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatlı ile ekşi arasında, ekşiye yakın lezzetli tatlı: Mayhoş bir şerbet, bir meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acidulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasantly acid. tart. slightly strained. cool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mildly sour. rather strained. cool. sourish. tartish. tarry. acidulent. subacrid. acidulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye yakın tatlı olan şeyin hâl. ve lezzeti: Bu şerbette, bu meyvedeki mayhoşluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acidulousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild sourness. cool note (in relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). Mesafe. Son. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدافن] mezarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medhal). Medhaller, girişler, (bk.) Medhal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madalya, para şeklinde nişan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madalya yapan kimse; madalya kazanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük madalya; madalyon, daire içinde kabartma veya resim gibi süs; A.B.D. taksi ehliyeti; ehliyetli taksi şöförü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den im.). 1. Çevresinde dönülen nokta. 2. mec. Dayanma noktası, sebep, vesile, vasıta: Geçinmeye medâr olan maaş. 3. (astronomi) Bir gezegenin güneşin çevresinde dönerken çizdiği daire, Ar. mahrek, Fr. orbite: Medâr-ı Zuhâl. 4. (coğrafya) Ekvator’un iki tarafında olan hayâli daire ki, güneş onların hizasına kadar varıp geri döner, Fr. tropique: Medâr-ı Seretân, Seretân medarı = Ekvator’un kuzeyindeki daire: Yengeç dönencesi. Medâr-ı Cediy, Cediy medarı = Ekvator’un güneyinde olan: Oğlak dönencesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدار] yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dayanak. 2.Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrec). Medrecler, yollar, (bk.) Medrec.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrese). Medreseler, (bk.) Medrese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارس] medreseler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Övülmeye lâyık haller: O zâtın medâyihini anıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEDAIN) (i. A c.) (nr medîne). 1. Medîneler, şehirler, (bk.) Medine (hi. m. coğrafya). Sâsânî imparatorluğunun başkenti olan ünlü tarihî şehir ki, bugün Irak’ta bulunmaktadır. Yun. Ktesifon.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkalaştırmak; başkalaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ses) i. şekil değişimi; tamamen değişme (gaye, durum, benlik); değişen şey veya kimse; biyol. başkalaşım, başkalaşma; tıb. dokularda oluşan anormal değişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruhun bir vücuttan diğerine geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mayhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «meyve-i huşk» dan galat). Kuru yemiş: Meyvehoş gümrüğü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meşveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bed’» dan imef.). 1. Başlangıç, baş. 2. (Arap gramerinde) İsim cümlesinin iki parçasından biri ki, cümlenin başında olur: «Allahü Ekber» cümlesinde «Allah» mübtedâ ve «ekber» haber’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Clsmânt olmayıp rûhânt ve mânevi olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz). 1. Basit, mürekkep olmayan şeyler. 2. Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3. Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar. 4. Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5. İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

details ayrıntılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

items of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kadv» dan imef.) 1. Uyulan, örnek alınan. Muktedây-ı üdebâ = Ediplerce örnek alınan. 2. Önde bulunan, herkesin tâbî olduğu, reis: Muktedây-ı ehl-i irfân («muktedâ-bih» de denilir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتدا] uyulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübtedâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan imef.) (mü. müstedâme). Devamlı, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dühûl» den if.) (mü. mütedâhile). Birbirine geçmiş, birbirine girmiş, önceki de İşlemiş iken hâlâ ödenmemiş (maaş vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dair, ait, ilgili (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten if.) (mü. mütedârike). 1. Yetişip ulaşan. 2. (edebiyat) Arûz’da mütefâilün vezni: Bahr-i Mütedârik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan if.) (mü. mütedâviye). Kendi kendine deva ve ilâç yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi» den if.) (mü. mütedâvile). Tedâvül eden, geçen, kullanılan, alınıp verilen, râyiç: Mütedâvil para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Doğmak suretiyle dünyaya gelmiş insanlar veya hayvanlar, belirli bir zaman veya bir yılda doğanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاهدات] gözlemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متدائر] ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-thoi) mitos; mit; mitoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hazmı zor. 2. Lezzetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoşnut ve razı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.1. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HOŞ) (i. F.). iyi, hoş ve makbûl olmayan, hoşa gitmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleak. disagreeable. distasteful. grisly. murky. nice. objectionable. repellent. undesirable. unenviable. unpleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable. unpleasant. graceless. hateful. nasty. objectionable. ugly. unedifying. unenviable. unfriendly. unpalatable. unsavory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخوش] hoş olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi, şerefinize!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de arttırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır.

Haydi, şerefinize!


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Çiğ, nem rutubet, (bkz.Şebnem). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nâdim ve pişman olma, pişmanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regret. remorse. penitence. remorse pişmanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remorse. regret. compunction. contrition. penitence. repentance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ندامت] pişmanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

pişman olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نشوه دار] neşeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yeni tavır, yeni eda. “Nev” ve “eda” kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نکته دان] zarif insan, nükteli sözler bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çok akıllı, bilgili. 2.Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözün içini muayeneye mahsus alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. külotlu çorap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhamet ve sempati gibi his uyandırma gücü veya yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eğitimci, eğitim bilgini.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogue

eğitimci

Eğitim işiyle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educationalist. educator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogist. educationist. pedagogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çocuk terbiyesi ile ilgili, pedagojik; kurumlu peda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. pedagojik olarak. pedagogy i. pedagoji, eğitim bilimi, çocuk terbiyesi. pedagogics i. pedagoji ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pedagog, terbiyeci; dar görüşlü öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eğitim ilmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogie

eğitim bilimi

1. Öğretim ve eğitimi kurallara bağlayan bilim kolu. 2. Öğretmenlik sanatı, uygulaması veya mesleği için gerekli bilgi ve becerileri kazandıran bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogy. pedagogics. didactics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogics. pedagogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pédagogique

eğitimsel

Eğitimle ilgili, eğitsel.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogic. pedagogical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Bisikletin ayakla çevrilen iki basacak yerinden her biri. Otomobil ve başka makineleri kullanırken ayakla basılan kısım: Fren pedalı, gaz pedalı 2. Basit, küçük baskı makinesi: Pedal makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal. treadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the foot, or to feet, literally or figuratively; specifically , pertaining to the foot of a mollusk; as, the pedal ganglion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a pedal; having pedals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lever or key acted on by the foot, as in the pianoforte to raise the dampers, or in the organ to open and close certain pipes; a treadle, as in a lathe or a bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal. treadle. footboard. foot lever. damper. pad. footstep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device operated by the foot of the player which moves the registers, the buff stop, or the coupler In modern harpsichords, one pedal is usually provided for each register and one each for the buff stop and the coupler. use a foot-operated lever, as in:

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) s. pedal, ayakla işletilen manivela; bisiklet pedalı; org veya piyano pedalı; f. ayakla işletmek (bisiklet, makina); s. ayağa ait, ayak ve benzeriyle ilgili. pedal notes müz. sürekli olarak kalın perdede çalınan no

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgiçlik taslayan kimse; lüzumsuz teferruat üzerinde ısrarla duran ilim adamı. pedan'tic s. bilgiçlik taslayan. pedan'tically z. bilgiçlik taslayarak. ped'antry i. bilgiçlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayağı olan, ayaklı; bot. ayaksı, pedat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. perde, dâşten = tutmak). Eskiden bir büyük zâtın kapısında bekleyen ve girme izni olanlara perdeyi kaldıran kapıcı; perdeci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرده دار] kapı görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. fosforik asit tuzu, fosfat; fosfatlı suni gübre; asit fosforikle yapılan şurup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. kapalı göze tazyik sonucunda meydana gelen ışıklı hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. hidrojen ile fosfor kanşımından meydana gelen sarmısak kokulu ve çok zehirli bir bileşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fosforlu madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karanlıkta fosfor gibi ışıldamak. phosphorescence i. ısı vermeden fosfor gibi karanlıkta ışıldama. phosphorescent s. fosfor gibi ışıldayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. fosforlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fosfor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yırtıcı, av ile geçinen; yırtıcı hayvanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. erken tarih atmak; daha önce gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saldırıp parçalama, yırtıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yırtıcı kimse veya hayvan; yağma eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmacılık veya soygunculukla geçinen; yırtıcı, avlanarak yaşayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ses) psik. akıl hastalığı, psikoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıl ile beden arasındaki ilişkiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gedik açmak. 2.zarar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo şaşırtıcı hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رعشه دار] titrek, titreyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yazı haline koymak; tashih edip basılmak için hazırlamak. redaction (i.) düzeltilmiş ve düzenlenmiş nüsha; yeni bası. redactor (i.) bir metni değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kötülük, fenalık, fesat. 2. (tıp) Hastalık ve yara azgınlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writing. compiling. compilation. editing. editorial staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editing. preparaing a piece of writing for publication. redaction. editing work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who prepares a piece of writing for publication. redactor. editor. abstractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dış açı teşkil eden iki istihkam siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Hindu din kitapları, bak. Veda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ses. 2. Dağa veya diğer bir şeye çarpıp geri dönen ses, aks sadâ, yankı: Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş (BAkî).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. samadâniyye). Hak Taâlâ Hazretlerine ve ezelî kudretine mensup ve ait olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyyet, Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ser = baş, höş = iyi). Alkollü içki alarak az veya çok kendinden geçmek, mest olmak, Türkçe: besrik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drunk. intoxicated. drunken. boozed. boozy. stoned. beery. besotted. blind drunk. blotto. bombed. canned. cockeyed. corked. fried. groggy. high. under the influence. under the influence of drink. jagged. lit. lit up. loaded. nappy. oiled. well oiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drunk. drunkard. drunken. high. inebriate. inebriated. pickled. pissed. smashed. tight. blind. boozy. canned. boozer. tippler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intoxicated. tipsy. drunk. inebriated. high. half- seas over. helpless. honkers. inebriate. intoxicated person. knocked out. laid out. legless. the worse for liquor. loaded. pie- eyed. plastered. sloshed. smashed. sozzled. tight / adj adv / sıkı , gergin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drunkenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drunkenness. ebriety. exhiliration. intoxication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intoxication. drunkenness. inebriation. fuddle. insobriety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سایه دار] gölgeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. 2.Koruyan, sahip çıkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sadâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voice. sound ses. sada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voice. sound of a voice. echo. sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association, which is the professional association for staff and educational developers in the UK, promoting innovation and good practice in higher education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association [UK].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Staff and Educational Development Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدا] ses.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ses. Yankı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sedeb ve yanlış olarak sedefotu denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâde» den Arapça’laşmış olan «sâdec»den). Sadelik: Sedâcet-i mânâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sadelik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğruluk, hak, insaf, doğru ve haklı olan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şedîde). 1. Zahmetli ve meşakkatli durumlar, şiddetler: soğuğun, harbin, yolun şedâidi. 2. Afetler, belâlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iı iki veya dört kapılı olup, ön ve aka koltukları bulunan kapaılı otomobil; sedye. sedan chair tahtırevan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صدا نویس] teyp. 2.gramofon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temkinli, vakarlı, sakin, ağır başlı; uslu, akıllı. sedately z. vakarla, ağır başlılıkla, sükunetle. sedateness i. vakar, ağır başlılık, sükunet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (ilaç1a) teskin etme, yatıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. teskin edici, müsekkin, yatıştırıcı;i., tıb. yatıştırıcı herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثدایا] memeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durdurmak, sekteye uğratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ثمره دار] meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سندات] belgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سر آمدان] ileri gelenler, önde gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier. capitalist. investor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owner or investor of capital. equity owner. magnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمایه دار] sermaye sahibi, kapitalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzun kelimeler kullanmaya meraklı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet and retriving. quietly and unobstrusively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. kaçmak; i. kaçış .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D., k.dili. bir gün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s,. min. ispat taşma benzer, ispatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göğus dinleme cihazı, stetoskop. stethoscopicals. stetoskopla ilgili. stethoscopically z. stetoskopik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters görünme (aynada olduğu gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (çoğ., -s, -nea) vekil; bedel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâid). Mutlu, uğurlu kimseler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kutlu, uğurlu insanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehîd). Şehitler. (bk.) Şehit.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süper fosfat gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Göz sürmesinin konduğu küçük kutu veya hokka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبهه دار] şüpheli, kuşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سؤدا] kutlu kişiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهدا] şehitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-F.) [سرمه دان] sürmelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعله دار] alevli, şuleli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tedbîr). Tedbirler. (bk.) Tedbîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدابير] çareler, tedbirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def’» den masdar). 1. Birbirini defetme, itişme, kakışma. 2. Taarruz ve tecavüz etmeksizin kendi yerini muhafaza ile karşı durma, savunma. Zıddı: Taarruz, tecavüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tedâfüiyye). Tedâfüe, müdafaaya, savunmaya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدافع] savunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدافعی] savunma ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). Gülüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duhûl» den masdar) (c. tedâhülât). 1. Birbiri içine girme. 2. Ödemenin vaktinde yapılamaması: Tedâhülde kalmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تداخل] karışma. 2.yığılışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvet»ten). Bir şeyin (resim, manzara, koku, ses, kelime vs.) başka bir şeyi akla getirmesi, çağrışım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تداعی] çağrışım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDARÜK) (i. A. «derk» ten) (c. tedarükât). Araştırıp bulma, elde edip hazır bulundurma: Kışlık yiyeceğini tedarik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procuration. procurement. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. supply. preparation. procuring. supplying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procurement. provision. supply. procuring. getting together. accumulation. preparing. preparation. procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnish. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to procure. to provide. to get. to supply. to obtain. acquire. furnish. indent. purvey. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purveyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplier. provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prepare. to make sth ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedarik etmiş, tedarikte bulunmuş: İnsan seyahat için daima tedarikli davranmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önceden gereken her şeyi sağlamamış bir hâlde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. unready. lack of foresight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارک] hazırlama, temin etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDAVİ) (i. A. «devâ» dan V. Bir ilâç veya tıbbî tedbirle kendi kendine bakma. 2. Dilimizde «müdâvaat» yerine «başkası tarafından bakılmak» mânâsıyle daha çok kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. remedy. healer. handling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. treatment. therapy. therapeutics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. doctor. remedy. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. attend. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devi, devlet» ten) (c. tedâvülât). Elden ele gezme, dolaşma, kullanma, geçerli olma: Bu memlekette hangi para tedâvül ediyor?.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تداول] dolaşım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. that.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. saç hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜRBE-DAR) (i. A. F ). Türbe muhafız ve hizmetkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türbedar hizmet ve görevi, bir türbeye bakmaya memur adamın hâli, işi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وظيفه دار] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. parting. valedictory. adieus. farewell. adieux. leave. parting. valediction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. leave-taking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ancient sacred literature of the Hindus; also, one of the four collections, called Rig-Veda, Yajur-Veda, Sama-Veda, and Atharva-Veda, constituting the most ancient portions of that literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. good-bye. leave. valediction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most ancient of the Hindu scriptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'Knowledge', the authoritative scriptures of the Hindus. knowledge. or vedas - Veda means knowledge and the four vedas are basic scriptures of sanatana dharma which all yogis refer to as the ultimate scriptural authority. the 4th cakra, with me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وداع] ayrılış, ayrılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindu dininin en eski kutsal kitapları. Veda Ve'dic s. bu kitaplara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayrılırken söylenen selamlama sözü. 2.Ayrılma, ayrılış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki kişinin birbirine «Allahaısmarladık ve Allah’a emanet olunuz» deyip ayrılmaları, ayrılma, esenleşme, Ar. mufârakat. El-vedâ = Allaha ısmarladık, selâmetle kal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (vidâd, vüdâd şekilleri de vardır). Sevme, sevgi, muhabbet, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saying farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine vedâ edip ayrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid a person adieu. make one's adieus. make one's farewells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say good-by to each other. take leave of. to say good-bye to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to say farewell to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindu kutsal kitaplarına dayanan. panteist bir felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevgi, dostluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

8 mayıs, ikinci Dünya Savaşında Birleşik Milletlerin Avrupa'da zafer günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vedia). Vedialar. (bk.) Vedîa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ودایع] emanetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasurer. teller. cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier. teller. treasurer. bursar. cash clerk. cash collector. money taker. person cashing. receiving cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وزنه دار] gişe görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Banka ve dairelerde vezneyi idare eden memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Veznedarın memuriyet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work or rank of a cashier / teller. office of treasurer. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. her kim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. kimin; ki onun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam. her kim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by