Hü ne demek? | Hü anlamı nedir? | Hü

Hü anlamı nedir?

Hü ne demek?

Hü anlamı nedir?

Hü | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(e.) (A. teklik müzekker

3.şahıs zamirinden). Baksan a, bana bak, ey, hey: HÜ! Neredesin? HÜ çekmek = «HÜ» Allah adını biribiri arkası sıra tekrar etmek ve bir şeye girişirken bu ismi tekrar ile gülbank çekmek. HÜ-keşân = Vaktiyle yeniçeri ortalarında bulunan Bektaşî dervişleri. Yâhû =

1.Baksana: Yâhûl Neredesin?

2.A canım: Yâhû! Bu adamın hiç aklı yok; etme yâhûl


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) HÜy.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hey!. hi !.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hey there. the God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HYOO The most ancient, secret name for God The singing of the word HU is considered a love song to God It can be sung aloud or silently to oneself Return to list of ECK terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for HUNGARY.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most ancient, secret name for God. abbr High Usage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Third person singular pronoun, without gender, used in invocation, Zikr. adv or conj: how 30, 35, 61, 73, 95.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

How. , adv , how.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hook ups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هو] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenger otu, ayı yoncası,(bot), Acanthus;(mim). sütun başlıklarında kullanılan akantos yaprağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Çiçekli bitkilerin iki ana bölümünden biri. Bu bitkilerde tohumlar yaprağın üzerinde bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tincture of opium. morphine. laudanum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («ak» dan). Saç ve sakalı ak olup saygıya değer adam. Abûbaba. (Yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ceylan (ceyran), gazâl. (mec.)

1.Dilber, sevilen, sevgili. 2.İri ve güzel göz, çeşm-i gazâl: Beni bir gözleri Ahûya zebûn etti felek. AhO-beçe = Gazâl yavrusu, (mec) Ülfet ve yakınlıktan kaçınan sevgili, güzel.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Asiatic gazelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazelle. return deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiritual lord or master, often found in conjunction with 'ratu'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inside part of the A/C system that contains the blower, cooling coil, and heater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخو] kardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهو] ceylan, karaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ceylan, karaca, gazal. 2.Güzel, ince alımlı kadın. 3.Gözleri ceylan gözüne benzeyen kadın. 4.Kardeş, dost

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوبره] ceylan yavrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızı ağaç çileği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry. raspberry ağaççileği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آخوند] molla, hoca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهونگاه] ceylan bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) ahır. (Asıl Türkçe olup, Farsça’ya da geçmiştir). Hayvanlar yatırılan dam. Mirâhûr = Hükümdar hayvanlarının idaresine memur adam, Istabl-ı Amire müdürü. Has Ahur = Hükümdarın ‘hayvanlarına mahsus ahır ve bu ahır memurlarının ikametine mahsus İdare, Istabkı Amire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آخر] ahır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ahırlamak. (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağlama, inleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوان] ceylanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوانه] ceylan gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه و واه] feryat, sızlanma, hayıflanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آه و واویلا] feryat, âh çekme, figan etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه و زار] âh çekip inleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) aylandız ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of domestic relations. family law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hele, husûsiyle, en çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الخصوص] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körlük, görmezlik, (Fars. nâbinâİ): Gözlerine amâ târi oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit ince pamuk taşı bir çeşit ince asbest, amyant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığırdili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Onlardan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). O ikiden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenci, siyah, siyahî ki, memleketimize Arap ülkelerinden geldiklerinden dolayı böyle isimlendirilmeleri Adet olmuştur. Ve tefrik için asıl Araplar’a «Beyaz Arap» yahut «Ak Arap» denilmeğe mecburiyet elvermiştir. Arap köle, Arap halayık. Arapsaçı = Karma karışık ve müşevveş şey. Arap darısı = Kara buğday dahi denilen hububat nevi. Fr. sarrazin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aslahake Allah, aslahüm Allah, aslahuna Allah, aslahaküm, Allah suretlerinde «Allah ıslah eyleye» mânâsıyle ve ekseriya ıslaha muhtaç olanlar hakkında alay yoluyla söylenen dua tabirleridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da fiili: Ateşfeşânden). Ateş saçan, ateş püsküren: Köh-i Afeş-feşân = Yanar dağ, volkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minority government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. bâ = ile A. husûs = tayin). Husûsiyle, husûsen, alel-husûs, hele, en ziyade, en fazla, bilhassa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baküs, eski Yunan şarap tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden «ondan sonra» mânâsında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt gibi kanatlan kırmızı bir cins kaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at.

2.Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit.

3.Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır.

4.Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» den). Temmuzda senenin en sıcak günleri olan maruf yedi gün ve bu günlerin sıcağı: Eyyâm-ı bâhûr = BAhUr günleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باخور] aşırı sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

especially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باخصوص] hele hele, özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bathurst, Gambia'mn başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Baytarlık ilim ve fenni: Fenn-i baytara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). (mü. baytariyye). Baytarlığa mensup ve müteallik: Fenn-i baytarî, ulûm-ı baytariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At vesair hayvanların tedavi ve tımarları ilim ve usûlü: Baytarlık bilir, baytarlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعده] daha sonra, ondan sonra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BED-HUY (i. F. bed = kötü, hû = tabiat, ahlâk). Kötü huylu, fena tabiatlı, kötü alışmış, huysuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخو] huysuz, kötü huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Dilimizde buhur şeklinde kullanılır). Tütsü, künlük: Behûr yakmak. Behûr-ı Meryem = Köküne tuz ağırşağı denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buhurdan. Tütsü yakmaya mahsus kap. («dan» Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır), (bk.) Buhurdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yine o mânâya meâliyle kullanılan Arapça terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Teninde ve bilhassa yüzünde tabiî bir küçük lekesi olan, Fars. hâl-dâr.

2.Lekeli (üzüm vs.).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dağarcık, torba.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخوردار] mutlu, muradına ermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. futile. in vain. vain. useless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهوده] boş, boşuna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İkisi arasında: Beynehümâ uyuştular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Thimphu.

Nüfus: 1.739.000.

Yüzölçümü: 18.147 km2.

Komşuları: Batıda ve Güneyde Hindistan, Kuzeyde Çin.

Önemli Şehirleri: Thimphu.

Din: %75 Lama Budisti, %25 Hindu.

Dil: Dzongkha, Gurung, Assemese.

Yönetim Biçimi: Monarşi.

Tarih: Bölge, 16. yy.da Tibet hakimiyetine girdi. İngiliz etkisi 19. yy.da giderek arttı. 1907’de kurulan monarşi, 1910’da yapılan bir andlaşma ile İngiliz himayesine girdi. 1949’da bağımsızlık kazanan Bhutanın dış ilişkilerini Hindistan yürütmektedir. Dışardan aldığı yardımın büyük kısmı da Hindistan’dan gelmektedir. Butan-Hindistan bağlantıları hava taşımacılığında ve yol yapımında girişilen işbirlikleriyle daha da güçlenmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi, misli ve benzeri olmayan. Fars. bî-memend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi, misli ve benzeri olmayan. Fars. bî-memend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı başında olmayan, baygın. Kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı başında olmayan, baygın. Kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahatsız, huzursuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahatsız, huzursuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتأخر] gecikmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Malûmat, vukuf, ilim, mârifet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) Tek hücreden meydana gelen hayvan yahut bitki.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. (argo), aşağ. kabiliyetsiz yabancı asıllı işçi; özellikle Balkan asıllı yabancı işçi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. broşür, küçük kitap, risale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. bronş, akciğer borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins bülbül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baykuşun büyüğü, tavuk vesair kuşlara musallat yırtıcı bir kuş ki, gece vakti «buhu» gibi bir sesle öter. Fars. gûf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Tütsü, günlük: Buhur yakmak. Buhûr-ı Meryem = Köküne tuz ağırşağı denilen nebat. (bk.) Behûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frankincence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخور] tütsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tütsü yakmaya mahsus kap («dân». Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan Türkçe «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense-burner. incensory. thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخوردان] tütsülük, tütsü kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tütsülemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Tütsü yakmaya mahsus kap, buhurdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurdan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. İbranice). Tavşankulağı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (isp).canlı ve neşeli bir dans; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 1084 tarihinde Fransa'da kurulmuş olan bir tarikata mensup keşiş veya rahibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). ketchup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcak üIke fidanlarından ,çıkarılan ve boya ile eczacıkta kullanılan birkaç çeşit pekiştirici madde; Hint helvası otu,(bot). Acacia catechu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din eğitimi gören kimse, ilmihal öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahudi, çıfıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den imüb). Pek cahil, karacahil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da Amu-Derya’ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2.Tevrat’a göre cennetin 4 nehrinden biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). sazan cinsinden birkaç çeşit balık, kefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tombul, dolgun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığırın boynu ile kürek kemiği arasmdaki kısım; takoz olarak kullanılan odun veya kalas; dağ sıçanı; (mak). torna balama aynası. drill chuck matkap aynası, burgu aynası. chuck wagon içinde kovboylara yemek hazırlanan araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çenesini okşamak; atmak; (k.dili). çöpe atmak; (argo). istifa etmek; (i). okşama; kısa bir mesafeye fırlatma; (ing)., (k.dili). şekerim. chuck out (k.dili). atmak, çöpe atmak; yaka paça. kapı dışarı etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Ieh). yoldaki çamur cukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kıkır kıkır gülmek, kendi kendine gülmek; (i). kıkırdama; anne tavuğun civcivlerini çağırmak için çıkardığı ses. chuckler (i). kıkırdayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). budala kimse, kalın kafalı kimse. chuckleheaded (s). kalın kafalı. chuckleheadedness (i). kalın kafalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir makinanın işlerken çıkardığı egzoz sesi; (f). bu sesi çıkarmak; bu sesi ,çıkararak yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i polo oyununun devrelerinden biri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yem olarak kullanılan yağlı balık parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (-med -ming) yakın arkadaş, samimi dost; yatılı okulda oda arkadaşı; (f). yakın dost olmak; aynı odayı paylaşmak. chummy (s)., (k.dili). samimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çiğnemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). kalın kafalı kimse, budala kimse; kütük, takoz; (argo). kafa, kelle. off one's chump (ing)., (argo). aklını kaçırmış. chumpish (s). budala.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külçe, yığın, topak; (k.dili). kuvvetli ve tıknaz adam; bodur ve güçlü at veya başka hayvan. chunky (s). bodur, tıknaz; topak topak, külçe halinde. chunkiness (i). bodurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise; kilise ayini; herhangi bir Hıristiyan mezhebi; cemaat; din adamlığı; dinsel örgüt. church'goer (i). kiliseye muntazam giden kimse. church'man (i). kilise azası. church'warden (i). kilise mütevellisi. church'yard (i). kilise bahçesi ve me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiliseye getirmek; kilise disiplinine tabi tutmak; kilisede şükran duası etmek (bilhassa doğumdan sonra kadınlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkar kimse, hasis kimse, cimri adam; köylü; kaba adam. churlish (s). kaba, vahşi; tamahkar, cimri; işlenmesi zor (toprak). churlishly (z). kaba bir şekilde. churlishness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yayık, yayığa benzer herhangi bir alet; süt kabı; (f). tereyağı yapmak için sütü dövmek, çalkamak; devamlı olarak dövmek, karıştırmak. churning (i). çalkama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçarken kuşun çıkardığı kanat sesi, pırr; (bak). chirr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıntı, çağlayan; kanal, oluk; şelale; dar boğaz şeklinde ağıl; paraşüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit Doğu Hindistan turşusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ABD)., (argo). cüret, küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cuvaş Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Iztıraptan ciğeri kanlı, çok acılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanat öğrenmek maksadiyle bir ustanın yanında ve hizmetinde bulunan genç: Marangoz, eczacı çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağdayı ve giyeceği ağartmak için kullanılan, reçel ve helvaya konulan bir nevi kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Birden fazla hücreden meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır koçanı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (coğ -ni) eski Yunan ve Romalılarda trajedi aktörlerinin giydikleri sandalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tyehûdıdan galatı: çıfıt). Yahudi cemaatinden adam, Yahudi, mec. İnatçı ve garezkâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr).

1.Halk, Ar. nâs, umûm, enâm.

2.Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı.

3.Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهور] halk. 2.kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halk, ahali. 2.Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Türk dinî musikisinde koro ile okunan ilâhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Presidency of a Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cumhûriyye). Cumhura mensup ve müteallik olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوری] cumhuriyetle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوریت] cumhuriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Göz önünde işlenen suç, suçüstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akar su, nehir, dere, çay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa bacaklı bodur bir cins Alman köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bostan korkuluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden devlet adamlarına yazılan resmî fermanlarda adlara şeref pâyesi olarak eklenen tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâfız yetiştirme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). Onuncu, Ar. Aşir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). insanlıktan çıkarmak, canavarlaştırmak; şahsiyetsizleştirmek, makinalaştırmak, robot yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rutubetini gidermek. dehumidifier (i). rutubeti gideren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ezber okuma, hatırlama.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Belirli parçaların, karışık çalma dizisinden çıkartılmasını sağlayan bir CD çalar özelliği.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiralty. maritime law. marine law. admiralty / maritime / naval law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir türlü, bir çeşit: Ne denli? Ne türlü? Nasıl?

2.Bir miktar ve derecede olan: Ne denli = Ne miktarda, ne derecede, ne kadar?

3.itinalı, dikkatli, mûtenâ. Sayılır, itibarlı, mûteber (şimdi kullanılmıyor).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, (bk.) BAzî

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karanfil familyasından herhangi bir çiçek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy ağası, köy kâhyası, muhtar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). disulfürik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Girme, dahil olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Davul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penetration. entering. entrance. a man's consummating the sexual act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخول] giriş, içeri girme. duhûl etmek girmek, içeri girmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Davulcu.

2.Doğancıların kuşları uçurtmak için kullandıkları küçük davul.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DUHULİYYE) (i. A).

1.Tiyatro, sinema ve balo gibi umumî eğlence yerine girmek için verilen ücret. Bu sinemanın duhûliyesi 3 liradır.

2.Bazı ticarî eşyanın bir ülkeye girişinde alınan vergi. Evvelce tütünden duhuliye alınırdı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخوليه] giriş ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehr). Dehrler, felekler, zamanlar, (bk.) Dehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Bütün, tam.

2.Kuvvetli, tüvânâ, dinç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten tülden süslü örtü. Gelin, çocuk duvağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). On ikinci, on ikide bir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دهور] devirler. 2.dünyalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهل] davul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A). «Allah devâm ettirsinl» mânâsına gelen duâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. feşânden fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Serpen, saçan, dağıtan, silken: Zer-efşân = Altın serpen. Dâmen-efşân = Etek silken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar... Olsa da... vâkıa... ise de: Eğerçi öyle ise de... Gerçi öyledir ama... Bazan bunu eki, kim» bağlama harfi takip eder: Gerçi kim şiir değildir ol kelâm — Nazm-ı şâirde ne mümkin ol nizâm. Şiirde sonra gelmesi de câizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağ sarmaşığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçeden bir nevi teğelti, eğer altı örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل خبره] bilirkişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Zerdüşt dinine mensup eski Iranlılar’ın inandıkları iki kuvvetin biri ki, kötülük ve karanlık kaynağı idi. Diğeri iyilik ve aydınlık kaynağı idi, İzd denilirdi. İslâm’dan sonra İzd ismi Allah’a ve Ehrimen, Şeytan’a verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Davetsiz ziyafete giden, dalkavuk (eskimiştir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, hüküm, lillâh = Allah’ındır). Hüküm Allah’ındır (tevekkül ve teselli tâbiridir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., man. son önermenin aksini ispatlayarak bir fikrin yanlışlığını ortaya koyan tasım; bilgicilik, safsata. sofizm elenctic s. aksini ispat ederek yanlışı ortaya koyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nehir ağzı, vadinin ovaya açılan ağzı, top ağzı; müz. nefesli sazlann ağızlığı; nefesli sazın ağıza yerleştirilme sekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), imrahor, ahır beyi, ahır müdürü. Pâdişâhın ahırlarına nezâret eden sancakbeyi (tümgeneral) rütbesindeki kumandan. Istab-ı Amire nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Osmanlı devrinde pâdişâh mülkleri. Hazîne-i hâssa nezâretince idare edilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt tarafı. Çeneyi örten kısmı. Ene kemiği = Us t çene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt yanı, çeneyi örten yer. Enek ağacı = Zaptolunmaz hayvanların orasına kıstırdıkları yavaşa. Sapan eneği = Sapan ağacına geçirilen ufkî ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., k.dili şevk vermek, şevke gelmek; gayret vermek, gayrete gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevk, gayret, istek, heves; sanat aşkı; kuvvetli ilham. enthusiasy i. şevkli kimse, taşkın ve hararetli kimse; aşırı taraftar. enthusias'tic s. şevkli, hararetli, gayretli, hevesli. enthusias'tically z şevkle, gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehr). Aylar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسهر] aylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dilde aşırı yapmacık, yazıda aşırı süslü üslup. euphuist (i.) yapmacık bir dille yazan veya konuşan kimse. euphuis'tic (s.) yapmacık bir dille yazılan veya söylenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) toprağı kazıp çıkarmak; mezardan çıkarmak; açığa çıkarmak. exhuma'tion (i.) mezardan çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ferah fahur = Ferah verici, iç açıcı. (bk.) Ferîh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fahr’den imüb,). Çok övünen, kendi vasıf ve meziyetleriyle övünen, tefâhur eden. Osm. mütekebbir, mutaazzım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فخور] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Övünerek, tefahhurla, iftihar ederek: Birtakım fahûrâne bir tavırla sallanarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Feng Shui Çin’in 3500 yıllık uyumlu bir ortam yaratmak için kullandığı bir yöntemdir.Kelime anlamı ise, “rüzgâr - su” dur. Bu iki güç Çinliler’e göre, yeryüzünün eğimini, şeklini, topografyasını belirler. Feng-Shui metodu yaşanan mekanlardaki enerjiyi, huzur, sağlık ve bereketi sağlamak ve arttırmak üzere değerlendirmeyi amaçlar.

Feng-Shui’ye göre.

***Yatağı pencerenin önüne koymak yanlıstır. Çünkü cam kırılgandır ve güvensizlik yaratır. Ertesi gün işinizden kovulma endişesi duyarsınız. Kendinizi güvende hissetmezsiniz. Uyumak için önce kendinizi güvende hissetmelisiniz.

***İmzanızda adınız ve soyadınız mutlaka olsun. Soyadınızı yazmak, atalardan gelen enerjiyi de kullanmanız için gerekiyor. İmza atarken, adınızda geçen g, y ve ğ’lerin kuyruklarını torba gibi yapın, bir süre sonra ekonomik olarak ferahladığınızı göreceksiniz. Harflerin bu kuyruklarına “para torbası” deniyor.

***Yatak odanıza arada sırada ateşi getirmek için bir mum yakın. Mümkünse bir kaç da çiçek olsun. Metal enerjisini kırmalısınız.

***Çok önemli bir toplantıya giderken kırmızı iç çamaşırı giyin. Bu sizin enerjinizi artıracak ve daha dinamik olmanıza yardımcı olacak.

***Önemli biriyle kritik bir görüşme yapıyorsanız, etrafınızdaki sütun ya da üçgenlere sizin değil, onun yüzü dönük olsun. Tehdit altında kalan o olacaktır.

***Evlerinizde kare değil de, yumuşak hatlı koltuklar kullanın. Eğer koltuklarınızı değiştiremiyorsanız, mutlaka yumuşak yastıklar kullanın. Çünkü evinizde gevşemeniz gerekiyor.

***Bembayaz bir eviniz varsa, bitkiler kullanmalısınız. Mavili, yeşilli yatak örtüleriyle, su, akarsu posterleriyle değişik bir hava yaratabilirsiniz. Yatağın üzerine yastıklar koyabilirsiniz.

***Kurutulmuş çiçeklerin de belli bir ömrü var. Uzun süre evlerinizde bulundurmayın. Plastik çiçeklerin de ağaç enerjisi vardır ancak belli bir süre sonra eskir, enerjisini kaybeder.

***Gümüs takı kullanmak insanı olumsuz yönde etkiler, duygusallaştırır ve ağlama isteği verir. Depresyona yol açtığı için dikkatli kullanın. Altının daha özel ve iyi bir enerjisi vardır.

***Yatak odasında, yattığınız yerden kendinizi bir aynada görüyorsanız, bu uykunuzu bozabilir. Rüya görmenizi ve dingin uyanmanızı engelleyebilir.

***Balkonları depo olarak değerlendirmemeli, kullanmalıyız.

***Florasan ışık insan doğasına aykırıdır.

***Dijital saatler kalp ritmini etkiler, uyanmak için başucunuzda klasik saatler kullanın.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çil ve bıldırcın gibi kuşların pilici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mübarek, uğurlu, mes’ut. Ferhunde-ply = Ayağı uğurlu. Ferhunde-rey = Görüşü, fikri üstün. Ferhunde-tllih, ferhunde-fil = TAlihi yaver, mes’ ut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرخنده] kutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Falı uğurlu, kutlu olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutluluk, mübâreklik, uğurluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Tâlihi yâver.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin açılması. Yaşamaya başlamak. Allah’ın nusreti.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üçgen omuz atkısı; üç köşeli pelerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elbise, diş vesaire temizlemeye, boya vesaire sürmeye mahsus kıldan veya sama. ve hasır gibi şeylerin tellerinden yapılmış Alet: Elbise, saç fırçası, diş, fırçası, boyacı, badanacı fırçası, ressam fırçası, zamk fırçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve fasılasız dönüp dolaşmayı tasvir ve taklit eder: Fırıl fırıl dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته خو] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fahl). (bk.) Fahl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FUHŞ) (i. A.). Zina, meşru olmayan cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. the social evil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostitution. social evil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فحش] fuhuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten yahut efrûhten fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Parlatan, aydınlatan, tenvir eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Donmuş, Ar. câmid: Füsürde-dil = Yüreği donmuş, hissiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. fütâde-gân, üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, mübtelâ. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ziyadelik, çokluk, bolluk, artma. Ar. kesret: Cenâb-ı Hak füzûnî-i ömr ihsan buyursun I

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dilbilgisi bakımından yanlış olduğu halde, kullanıldığı gibi kabûl edilen ve kullanılmasında mahzur görülmeyen kelime veya terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacın üzerinde kuruyan yaprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Böcek vesaire sokması, geveleme (aslı geğeleme) Geğeç arı = Zehirli bir cins arı. Geğeçotu = Bir cins bitki. Geğeçkuşu = Atmacanın bir cinsi, seksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sulamaya mahsus ince su yolu, suyun yerde açtığı ufak ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşınmakla beraber yanma hissi: Boğazımda bir gıcık vardır. Gıcığı yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kaşınmakla beraber yanmak, Osm. taharrüş etmek: Boğazım gıcıklanıyor.

2.Gıdıklamak.

3.mec. Şüphe ve tereddüde düşürmek: Bu iş benim zihnimi gıcıklıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişlerin birbirine sıkı sıkı sürülmesi gibi sert ve keskin bir sesi taklit ve tasvir eder: Dişlerini gıcır gıcır gıcırdatıyordu. Yeni potinleri gıcır gıcır ediyordu. Tahtalar gıcır gıcır ötüyordu. Gıcır gıcır giyinmek = Yeni kundura ve elbise giymek: Gıcır gıcır giyinmiş gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gıcır gıcır ötmek: Dişleri hiddetten gıcırdıyordu. Ayakkabıların gıcırdamasından hoşlanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıcır gıcır ses çıkarma: Dişlerin, yeni potinlerin, tahtaların gıcırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

default judgement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judgment given in default.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tavşan yavrusu.

2.Benekli tavşan.

3.Kır sansarı: Göçgen kürkü. Yergöçgeni = Köstebek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sulak yerlerde görülen tatarcık gibi ufak sivrisinek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. güften fiilinden imas. olup sıfat terkipleri teşkiline girer). Diyen, söyleyen: Rlst-gO = Doğru söyleyen. GOft ü gû = Dedikodu, Ar. kıyl ü kaal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türlü, çeşit, nevi: Bir gûnâ. Bir güne = Bir türlü, bir veçhile (ve menfi cümle) hiçbir suretle. Bu gûnâ, güne = Bu türlü, böyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canbaz ayaklığı, Fr. 6chasse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (güz. san.), resimde göIge çizgileri; haritalarda dağ yamaçlarını gösteren ince çizgi, tarama çizgi; (f.) tarama çizgilerle göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. admission fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölkerli oda kilimi: Halı döşetmek: Uşak, Gördes halısı, halı seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni hal peydâ etmek, değişmek, başka bir hale geçmek: Bu hâl ile hallendiğimiz vakit.

2.İyi hâl peydâ etmek, hâli iyileşmek.

3.Zikir sırasında kendinden geçmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ham.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Ağız şapırdatarak ve iştahlı bir tarzda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Har.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسن الخلق] huyu güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). (bk.) Haşır haşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi), (bk.) Hatır hatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air legislation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme burnunun kalıbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ).

1.Gürültü, muhtelif kimselerin bir anda konuşmasından meydana ses kalabalığı.

2.Neticesiz çabalama: Onun yaşayışı bir hayhuy içinde geçti.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kafa avcısı; argo teknik eleman avcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayçiçeği, günebakan, günçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(. F.). Bir ahlâk ve tabiatta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez, yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asılıp muhafaza olunmak üzere bir sapa geçirilmiş meyve bağı: Bir hevenk üvez, üzüm, elma, incir. Hevenk üzümü = Asılıp kış için muhafaza olunmuş üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan ki, o dilde madde demektir).

1.Eski filozoflara göre ilk madde ve hayal Alemi. 2.mec. Var sayılamıyacak kadar zayıf veya ehemmiyetsiz şahıs veya şey. 3.Ürkütücü, belli belirsiz karaltı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hümâyûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğaz tıkanarak ve derinden iç çekerek ağlamak: Hıçkırıp duruyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i)., (k).dili yüksek mevki veya rütbede olan; (i). yüksek mevkide bulunan kimse, üst.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tamarind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizhıyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUBB) (i. A.). Sevgi, muhabbet: Hobb-i Ehl-i Beyt = Peygamberimiz’in ailesine karşı duyulan sevgi. Hubb-i câh = Yüksek mevkilere erişme hırsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c. hûbân). Güzel, Ar. hasen, cemîl: RÜy-i hûb = Güzel yüz. Sıfat terkiplerine de girer: HÜb-rû = Güzel yüzlü. HÜb-sûret = Yüzü güzel. HÜb-sîret = Ahlâkı güzel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خوب] güzel. 2.iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekerlek poyrası, tekerlek göbeği; dünyanın merkezi. the Hub Boston şehrinin takma ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حب] sevgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balkabağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nargile; karışıklık, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حب الوطن من الایمان] vatan sevgisi imandan gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili koca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., oto cant kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبب] taneler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kureyşliler’in en büyük putu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): İslam’ın ilk şehitlerindendir. Uhud’un ardından tutsak edildi ve Mekke’ye köle olarak götürüldü. Uhud’ta öldürülen Haris’e mukabil, işkence edilerek vahşi bir biçimde kazığa vuruldu ve şehid oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzellik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوبی] güzellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kibir, gururlanma, kasılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوبروی] güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Habâset. (bk.) Habâset.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوبتر] daha güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek güzel, en güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Esme: Hübûb-i rîh = Rüzgârın esmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حبوب] taneler. 2.haplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. habbe). Habbeler, taneler, tahıl. (bk.) Habbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUBÜBAT) (i. A.). Tahıl. Ekmek yapmaya mahsus taneler: Buğday başta olmak üzere mısır, arpa, çavdar, darı, kuşyemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cereal. cereals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grain. cereals. grains. cereal grains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cereal. grain (seeds of cereal plants. cereals. corn grain. grist. corn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبوبات] tahıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinç, Ar. sürür, mesrûriyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşağıya inme, düşme. Hübût-i Adem = Hazret-i Adem’in Cennet’ ten dünyaya inmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خبز] ekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hacc). Hacılar. (bk.) Hacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجاج] hacılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hucec).

1.Delil, Ar. bürhân: Hüccet göstermek.

2.(fıkıh) Bir hükmü, bir şeyin sahipliğini belirten şer’İ mahkeme vesikası: Elinde huccet-i şer’iyye vardır; hüccet ile sahip olduğu mülk. (bk.) Hüccet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüccet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

script.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجت] delil, kanıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Delil.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Senet, vesika, delil. 2.Seçkin alimlere verilen unvan. - Hüccetü’l-İslam: Gazali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüccet). Hüccetler, deliller. (bk.) Hüccet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüccet). Hüccetler, deliller, (bk.) Hucac.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hücre). Hücreler, gözler, odacıklar. Ağıllar. Sûr»-i Hücerât = Kur’an’ın kırk dokuzuncu sûresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüceste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uğurlu, mübarek, mes’ud: Hüceste-fâl, hüceste-tâlî = FAl ve bahtı mes’ud ve mübarek, (bk.) huceste.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خجسته] kutlu, uğurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Uğurlu, hayırlı, kutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Falı uğurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tabiatı uğurlu, güzel huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Mânâsı uğurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Reyi, fikri, düşüncesi isabetli ve uğurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüceyre). Küçük delikler ve oyuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücre» den itas.) (c. hüceyrât) (anatomi). Küçük delik ve oyuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. havluluk bir çeşit kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., nad. kalça, but; kalça gibi çıkıntılı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini ve çay yemişine benzer Amerika'da yetişen bir cins ufak ve siyah meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalça kemiği; aşık kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. seyyar satıcı; A.B.D, argo reklamcılıkla meşgul olan kimse; f. seyyar satıcılık yapmak; çekişe çekişe pazarlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusur, ayıp (söz ve dil hakkında kullanılır).’

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kucak, Fars. Aguuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hücerât).

1.Küçük oda, odacık.

2.Tekkelerde dervişlere mahsus odaların beheri. 3.Tiyatro, hamam vesair umumî yerlerde ayrıca oturmak isteyenlere mahsus küçük oda, loca.

4.Eski tarzda odaların kapı tarafında kanatsız küçük dolap ki bardak vesaire koymaya mahsustu.

5.(anatomi) Dokular içinde arı gömeci şeklinde bitki ve hayvan dokularını meydana getiren unsurların her biri. Her hücre bir zar içindeki çekirdek ve protoplazma’dan ibarettir. Kemik hücresi, sinir hücresi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular. cell. cubicle. cabin. hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. cell göze. alcove. niche. room. chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cell. room. chamber. alcove. niche. closet. cooler. cubby hole. cubicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Vücuda giren mikropların, yutucu hücreler tarafından yutulup yok edilmesi hâdisesi (fagositoz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cellular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücre» den imen.) (mü. hücreviyye) (anatomi). Ufak hücreleri ve oyukçukları olan. Fr. cellulaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Az.). Az uyuma, uykusuzluk, uyanık durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hücû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜCUM) (I. A.), t. Saldırma, üstüne yürüme, birden koşma. Üşüşme, Ar. savlet: Köpek üzerimize hücum etti; arılar bize hücum ettiler.

2.(askerlik). Savaşarak düşmanın üzerine saldırma, basma: Kaleden hücumla çıktılar: Süvarilerin piyade üzerine hücumu.

3.(tıp) Vücudun bir yerine kan vesaire birikmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault. attack. breakthrough. onrush. push. sortie. onset. charge. a storming. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault. attack. charge. rushing together. verbal attack. strong criticism. aggression. at them. incursion. onrush. onset. onslaught. pressure. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Hücreler odalar. 2.Kur’an-ı Kerim’in 49.suresinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş zırhı, miğfer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خود] miğfer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamb(Erkek İsmi) -Kur’an’da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud’a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Allah.

2.Efendi, sahip (bu mânâ ile yalnız bazı terkiplerde bulunur): Ged-hudâ (kethudâ) = Ev sahibi, kâhya.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Doğru yol, Fars. râh-ı rast.

2.Hak dini, İslâm dini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hudâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدا] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2.Allah’ın isimlerinden. 3.Kur’an-ı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, dâden = vermek). Allah verdi, Allah vergisi, Ar. Atâ-ullah, Tanrı ihsânı çeşidinden olan: Hudâdâd bir istidatla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, peresten = tapınmak). Allah’a tapınan, Allah’a ibadet eden. Ar. muvahhit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداداد] Allah verdi. 2.Allah vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüdayi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداشناس] tanrıtanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sahip, mâlik, efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداوند] Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hükümdarlık. 2.Efendi, sahip, maliklik. 3.Hakim, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Amir, hâkim, sahip.

2.Padişah, imparator, hükümdar.

3.I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir.

4.Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداوندگار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, hükümdar, bay. 2.Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Amir, hükümdar. 2.Osmanlı padişahlarından I. Murad’ın ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدایا] Tanrım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.Padişah.

2.Tanrı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Tanrı’ya ait olan.

2.Kendiliğinden olan, tabiî, sun’İ ve insan yapısı olmayan: Hudây-ı nâbit = Ekilmeksizin kendiliğinden biten: Hüdayi-nâbit otlar.

3.mec. Hiçbir terbiye görmeyip tabiî hâlinde kalan veya kendiliğinden yetişen: Hudây-ı nâbit bir adam; hudây-ı nâbit bir filozof.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. hüdâ = hidâyet’ ten). Doğru yola girmiş, hidâyete erişmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Allah’a mensup, Allah’ın yarattığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kendi kendisine yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ehdâb). Kirpik, müjgân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. hâdim).

1.Hâdimler, hizmet edenler.

2.Cinci hocaların toplayıp gûyâ kendilerine hizmet ettirdikleri cinlere de denir: Hüddâmlı hoca. (bk.) HAdim.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدام] hizmetçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir araya sıkışmak; birbirine sokulup sarılmak ve çömelmek; acele ile karmakarışık tıkmak (esya). acele ile biraraya toplamak; i. karışıklık, düzensiz ve karışık toplanma; Amerikan futbolunda oyun arasında oyuncuların baş başa verip konuşması; A.B

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çavuşkuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودپرست] bencil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) bencillik, kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUZRET) (İ.A. kimya). Yeşillik: Hudret-i evrak = Yapraklardaki yeşil renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. had). Hadler, sınırlar, (bk.) Had.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدود] sınırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vuku bulma, meydana gelme, olma: Bir vaka hudûs etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدوس] meydana gelme, vukubulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUDÜD) (I. A ). Sınır, hudut. (bk.) Hudûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demarcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frontier. border. limit. end. boundary. frontier sınır.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. front. limits. confine. property line. terminus. side. contour. boundary line. border. bound. boundary. frontier. limit. march. margin. rubicon. verge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limit. to put a limit to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sınırsız; sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited. boundless. illimitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldatma, oyun, dolap, hiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدعه] düzen, dalavere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatıcı, dolap çeviren, hilekâr, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. renk tonu; renk. hued s. renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ünlem, nida, feryat. hue and cry ''Tutun ! Yakalayın ! diye sokaklarda halkın bağrışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kabadayılık göstermek; bir kimseye öfkelenmek; dama oyununda atlama fırsatını kaybettiğinden hasmının taşını yutmak; darılmak, küsmek, gücenmek; i. dargınlık, öfke; surat asma; dama oyununda ceza olarak hasmın taşını yutma. huffish s. öfkelenmis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarasa, gecekuşu. Fars. şebpere: Rencide olur dîde-i huffâş zıyâdan (yarasa gözü, aydınlıktan incinir) (Ziya Paşa).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفاش] yarasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâfız). Hâfızlar. (bk.) HAfız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفاظ] hafızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفره] çukur. 2.oyuk, delik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyumuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خفته] uyuyan, uyumuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bataklık sazından yapılmış kulübe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i. kucaklamak, sarılmak; bağrına basmak, sımsıkı tutmak; benimsemek, dört elle sarılmak (fikre); i. sarılma, kucaklama. hug the land den. kara yakınından gitmek. hug the wind den. rüzgâra karşı gitmek; orsa gitmek. bear hug çok sıkı ku

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok iri, kocaman, cüsseli, muazzam. hugely z. muazzam bir şekilde. hugeness i. irilik, kocamanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. düzensizlik; karışıklık; eski sır tutma, ağzı sıkı oluş, ketumiyet; s. karışık; gizli; f. gizli tutmak, sır saklamak; gizli görüşmelerde bu- lunmak, gizlice hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransız Protestan (16. ve 17. yuzyıllarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Nasıl ? Hay Allah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوک] domuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hakîm). Hakimler, bilgeler, (bk.) Hakîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâkim). Hâkimler, yargıçlar, (bk.) HAkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hüküm yoluyla hükmünde ve değerinde olarak: Teyze hükmen annedir, anne hükmündedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by the decision of a referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. dominate. rule. to rule. govern. to sentence. judge. to consider. believe. to dominate. to judge. to conclude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rule. to govern. to decide. to conclude. to award. to judge. to adjudge. to hold dominion over. control. dominate. possess. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hükümle ilgili. Hükmî şahsiyet = Hukuk bakımından kendisini meydana getiren.varlıkların üstünde sayılan şahsiyet, varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial. corporate. nominal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal. judicial. nominal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juridical personality legal status. legal personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp).

1.İhtikan Aleti, şırınga.

2.ihtikan edilen ilâç.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقنه] şırınga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hak).

1.Haklar.

2.Kanunlar ilmi. 3.Kanunların ceza ile alâkalı olmayıp alacak, verecek davalarını ilgilendiren kısmı: Hukuk davası, hukuk mahkemesi. 4.Dostluk, ahbaplık: Onunla hukukunuz eskidir, (bk.) Hak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal. juristic. juristical. law. jus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurisprudence. law. law tüze. rights haklar. friendship ahbaplık. dostluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law. jurisprudence. jus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حقوق] hukuk. 2.haklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقوق سياسيه] siyasal hukuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Haklara saygılı, geçmişi unutmayan, vefalı ve sadık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.).

1.Hukuk ilmini bilen.

2.Vefâlı insan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hukuku meslek edinen kimse (asıl mânâsı: hukuk müthassısı, hukuk bilgini).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. legist. lawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. lawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. barrister. gentleman of the robe. jurisconsult. counsellor at law. lawyer. legist. legal practitioner. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal career. law business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legally speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

de jure. in jure. legally. on from a point of law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hukuka ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial. legal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal. juridical. jural. juristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقوق شناس] hukukçu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜKM) (i. A.) (c. ahkâm).

1.Hâkimlik, hükümet, Amirlik: Filânın hükmü geçer, filânın hükmü altındadır.

2.Emir, irade, kumanda: Hükmetmek; hükmü geçmek; hükmü nâflz olmak; filânın hükmüyle hareket ediyor.

3.Karar; bir dâva veya meseleyi dinleyip iyice tahkik ve muhakeme ettikten sonra verilen katî karar ve netice, kanun icabının ortaya çıkması: Hüküm vermek; mahkemenin hükmü; beş sene müddetle hapsine hükmolundu.

4.Kuvvet, ehemmiyet, nüfuz: Onun Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmünü icra ediyor; kışın hükmü geçti. 6.Makam, mesâbe. Kayınpeder de baba hükmündedir.İktizâ, icap, gerek: Kanun hükmünce; zarafet kaidesi hükmünce. Hükmü olmak = Kuvvetli ve nüfuzlu olmak. Hükmünde olmak = Değerinde bulunmak. Hüküm sürmek =

1.Hâkim olmak, hükümet etmek.

2.Cârî olmak. Hükmü geçmek =

1.Emri nüfuzlu ve cârî olmak.

2.Kuvvet ve tesiri geçmek, c.

1.Emirler, irâdeler: Ahkâm-ı llâhiyye.

2.Nizamlar, kanunlar: Adlî ahkâm, ahkâm-ı dîniyye.

3.Yıldızlardan başka tabiî ve semâİ alâmetlerden çıkarılmak istenilen mânâlar, Ar, istihrâcât, gaipten haber vermeler: Ahkâm çıkarmak: Müneccimlerin ahkâmı, mec. Garip ve gülünç hükümler: Ahkâm kurmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. authority. provision. sentence. decision. judgement. verdict. adjudication. assize. award. conclusion. deliverance. dicta. dictum. doom. estimate. fiat. operation. predication. proviso. ruling. statute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. decree. force. judgment. possession. provision. ruling. sentence. verdict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrament. judgement. decision. judgment. thought. sovereignty. jurisdiction. validity. influence. adjudication. ascendance. award. clause. legal decision. decree. determination. dictum. doom. finding. government. hold. judicium. operation. precept. pre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regnant. rife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prevail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain. ride. to be rife. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. decide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.).

1.Hükümdara mensup ve ait: Bâ-emr-i hükümdarı = Hükümdara ait emirle, hükümdar emriyle.

2.Hükümdarlık: Icrâ-yı hükümdârî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hüküm süren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜKÜM-DAR) (i. F„ Ar. hükm = emir, hükümet, Fars. dâşten = mâlik olmak) (c. hükümdârân). Hüküm ve emir sahibi olan kral, melik, şah, padişah: Osmanlı hükümdarı, Avrupa hükümdârânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suzerain. ruler. monarch. sovereign. sov'ran. potentate. prince. rex. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentate. ruler. sovereign. monarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarch. ruler. sovereign. crown. emperor. lord. prince. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reign. royalty. kingdom. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. rulership. sovereignty. empire. crown. regality. regency. royalty. ruling. suzerainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bir memleketi idare etme: Beş sene hükümet sürdü, icrâ-yı hükümet etti. 2.Bir memlekette hüküm süren ve onu idare eden hey’et, devlet: Fransa, Hindistan hükümeti. 3.İdare usûlü: Demokrat hükümet.

4.İdare heyeti: Hükümete müracaat etmek; hükümet konağı. Hükûmet-i merkeziyye = Başkentte toplanan hükümet kudreti. Hükûmet-i mahalliyye = Vilâyetlerde hükümeti temsil eden kuvvetler. Hükümet konağı = Hükümet dairelerine mahsus bina.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governmental. political. government. executive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. cabinet. government administration / office / building. the administration. authority. dominion. government. ministry. polity. power. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coup. coup d'état. usurpation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government commissioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

county seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seat of government. centre of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir hüküm ve emri bildiren: Hükümlü bir tahrirat.

2.Mahkemece hüküm giymiş kimse.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemned. sentenced. convict. prisoner. culprit. lag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemned. sentenced. convict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convict. sentenced. condemned. con.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mahkeme ve heyetin hüküm ve kararını hâvî vesika, hükmü hâvi kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hükm = hükümet, Fars. rânden = sürmek). Hüküm ve saltanat süren, hâkim, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruling. reigning. sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hüküm süren kimseye ait. Hüküm sürme, hükümdarlık. Hukuk-ı hükümrânî = Hükümranlık hakları, Fr. suzeraineti denilen siyasî terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hükümran olma.

2.Hâkimiyet.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hüküm, kuvvet ve tesiri olmayan, Osm. keen-lem-yekün olan: Feshedilmiş kanunlar hükümsüzdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalid. null. void. inoperative. nude. nugatory. statute-barred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalid. null. void. abolished. null and void geçersiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

null and void. invalid. null. no longer in force. without effect. inoperative. lapsed. nugatory. vain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. voidness. void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nullity. invalidity geçersizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nullity. invalidity. negation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hawaii'de kol hareketleriyle yapılan ve bir anlam taşıyan dans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Moğol hükümdarı olup, İran’da Moğol hanedanının kurucusudur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Jelâtin. Elmasiye gibi donmuş madde ki, başlıca etten çıkar, Fr. gelatine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Bir şeyin en özlü ve kuvvetli kısmı, posası ve fazla şeyleri çıkarıldıktan sonra kalan özü. Ar. zübde: Süt hulâsası, et hulâsası.

2.Uzun bir bahis ve makalenin az sözle ifade olunan mânâsı, netice: Mazbatanın hulâsasını çıkarmalı; bu dilekçeyi hulâsa etmeli. Hulâsa-i kelâm = Sözün neticesi, Osm. netîce-i kelâm, elhâsıl.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compendium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summary. résumé. extract. compendium. conspectus. digest. gist. precis. sum. summation. synopsis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصه] özet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصهء کلام] kısacası, sözün kısası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bazı dairelerde verilen dilekçelerin hulâsasını çıkarmaya memur kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Kısaca, muhtasaran, hulâsa yoluyla. Az sözle: Maksadı hulâsaten yazmalı, ifade etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصة] özetle, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.)

1.Ölümsüzlük, devamlılık, ebedîlik.

2.Cennet: Huld-i berîn.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلد] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halîfe). Halîfeler. (bk.) Halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلفا] halifeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.). Sözde durmama, Ar. nakz: Hulf-i vaad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hilye). Hilyeler. (bk.) Hilye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (c. ahlâk). Doğuştan, hulkî olan huy, tabiat, Fars. sirişt: Hulk-ı hasen = Güzel huy. c.

1.Her insanın vasıflandığı iyi veya kötü huylar. Ahlâk-ı hamide = Övülen, güzel huylar. Ahlâk-ı zemime = Zemmedilen, kötülenen, kötü huylar.

2.Felsefenin ahlâktan bahseden kısmı, huy ve tabiata ait olan insan halleri: Ahlâk dersi; ahlâk kitapları

3.iyi huylar, insanı mânen ve hakikaten süsleyen iyi tabiatler: Talebede her şeyden evvel ahlâk aranmalıdır; komünistlerde ahlâk aramamalı. Ahlâk-ı umümiyye = Bir toplumda ahlâk hükmüne geçmiş tabiatler: Ahlâk-ı umûmiyyeyi kötüleşmekten korumak elzemdir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلق] huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kullanılmaz hale gelmiş gemi teknesi, hurda gemi; çok büyük ve kaba gemi; iri ve hantal kimse veya şey; f. up ile hantal bir şekilde doğrulmak. hulky, hulking s. iri ve yakışıksız, hantal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatça, ahlâk cihetiyle: Hulkan babasına benzer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi. 2.İyi ahlaklı, iyi huylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Boğazdan mideye olan yol. Râhat-ül-hulkum = Rahat lokum denilen maruf şekerleme, lokum, lâtilokum. (bk.) Halkum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلقوم] boğaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geminin tekne kısmı, kuru tekne; f. geminin teknesine gülle isabet ettirmek. hull down den. yalnız direk ve yelkenleri görünecek kadar uzakta. hull up den. teknesi görünecek kadar yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fındık v.b.'nin dış kabuğu, zarf; bot. çanak; f. kabuğunu veya çanağını çıkarmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, velvele, yaygara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. halîl). Halliler. (bk.) Halîl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hulel).

1.Bir nevi elbise ki, Cennet’te giyilecektir.

2.Şerîatte, üç boşamayla bırakılan zevcenin tekrar nikâhı istenince ertesi günü boşamak şartiyle bir diğerine sun’İ şekilde (gösterişte) nikâh olunması.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hülle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat , cover , envelope , hull , jacket , spout , velum , wrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah dâim ve bâkı etsin!

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. halloo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahlâm).

1.Rüya, düş, Osm. Alem-i mânâ.

2.Rüyada gusle muhtaç olma, düş azma, Ar. ihtilâm.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daimîlik, ölmezlik, beka, devam, sermedîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl Ar. mânâsı: konma ve bir menzile inme).

1.Girme, Ar. duhûl, bir şeyin içine geçme.

2.Erişme, gelip çatma, Ar. vusûl: Hulûl-i şitâ = Kışın erişmesi, ramâzan-ı şerifin hulûlü.

3.Tenâsüh akidesinde inançlara göre bir ruhun başka bir bedene girmesi. Ar. tecessüm. (hal) Hulûl-i dâhili, hulûl-i hârici = Sıvıların ve gazların hayvani ve nebatî zarların arasından öteye geçmeleri ki, Yunanca’dan. Fr. exosmose ve entosmose denilir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حلول] gelme, gelip çatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gelmek, gelip çatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hulûliyyûn). Tanrı’nın cisimleştiğine inanan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hâlislik, saflık, doğruluk, yalan ve hileden uzak olmak: Hulûs-i mahabbet, hulûs-i niyyet, hulûs-i kalb.

2.Samimiyet, samimî sevgi: Hulûsla namaz kılmaz; o adamda hulûs yoktur.

3.Çatma, yaranma, dalkavukluk, Ar. müdâhene: Yalnız hulûs için öyle söylüyor; hulûs çakmak. Arz-ı hulûs etmek = Samimî sevgi göstermek. Akran arasında selâm tâbiridir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلوص] içtenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bir insana karşı samimî sevgisi olan, Osm. muhibb-i hâlis.

2.Hulûs çakan, dalkavukluk ve menfaat kasdiyle sevgi ve iyi muamele gösteren, Ar. müdâhin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hal).

1.Samimi sevgi ile.

2.Dalkavuklukla, ikiyüzlülükle, hulûs çakarak.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halis olan, saf, iç temizliği. 2.Samimi, candan. -(bkz.Halis).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلوصکار] yağcı, dalkavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Samimî sevgi gösterme.

2.İkiyüzlülük, dalkavukluk.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Tatlı, şirin.

2.Leziz, hoş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Alû = erik’ten galat). Kızmemesi denilen şeftalinin bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Tatlı yemekler ve şekerlemeler, tatlı şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayal, kuruntu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. daydream. dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant daydream. delusion. illusion. reverie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Yun.>A.) [خوليا] hülya, hayal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kuruntu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan Arapça’laştırılmış: mâlihulya ve kısaca hülya). Kuruntu, Ar. hayâlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hülya kuran veya hülya veren; hülyası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreamy. romantic. fanciful. moony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küp. Hum-i mey = Şarap küpü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خم] küp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, i., f. (-med, -ming) Ya, öyle mi? Acayip! Hım! (tereddüt belirten ünlem, bir düşüneyim'' anlamındaki ses); i. bu tür bir ünlem; f. tereddüt ve hoşnutsuzluk ünlemi çıkarmak. Bak. hem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-med, -ming) i. ağzını açmadan 'm' sesi çıkarmak; arı gibi vızıldamak; dudaklar kapalı olarak şarkı söylemek; mırıldanmak; k.dili faaliyette olmak; harıl harıl çalışmak, fig. kolları sıvamak; mırıltı ile söylemek (şarkı); i. vızıltı, mırıltı; makina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cennetkuşu, devletkuşu. mec. Saadet, kutluluk, saltanat. Hümâ-pervâz = Yükseklerde uçan ve mecâzen yüksek himmetli (eski Yunanlılar’ın ph£nix dedikleri kuşa da Doğu’da hümâ deniyor).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Devlet kuşu. 2.Saadet, mutluluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok yüksek dereceli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hümâ gibi yükseklerde uçan. mec. Yüksek himmetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hümâ gölgeli, gölgesi saadet ve saltanat veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. ahmak). Ahmaklar, (bk.) Ahmak, humeka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hem» den smüş.) (c. hümmâm). Himmet sahibi, yüksek himmetli, bir işe çalışıp gayret eden adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. insana ait insani, beşeri, beşeriyete ait; i. insan. human affairs toplumsal olaylar. human being insan, insanoğlu. human equation hesaba katılması gereken insanca hata veya güçsüzlük etkeni. human nature insan tabiatı, insan hali. human race ins

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insancı, merhametli, müşfik, insaniyetli; yükseltici, uygarlaştırıcı. humane letters, humane studies beşeri ilimler, konusu insan olan bilimler. humane society insan veya hayvanları himaye eden kurum. humanely z. insanca, merhametle, şefkatle. hu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanlık çıkarlarına bağlılık; ilâhiyat ve metafiziğe önem vermeyen bir felsefe sistemi; edebi talim ve terbiye; b.h. humanizma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane. classical. humanist. classical scholar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanist. humanist insancıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. insaniyetperver, hayır seven, insancı, insani; yardımsever kimse. humanitarianism i. hayırseverlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan, beşer; insanlık, beşeriyet, beniâdem; insaniyetperverlik, merhamet, şefkat. the humanities klasik Yunan ve Latin edebiyatları üzerinde çalışma; konusu insan olan ilimler, hümaniter bilimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. insanlaştırmak; insanileştirmek; insanlaşmak, insanileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.).

1.Ortaçağın iskolastik düşünüşüne karşı Eski Yunan ve LAtin kültürünü en yüksek kültür örneği olarak alan felsefe, bilim ve sanat görüşü.

2.(felsefe) İnsanlık sevgisini en yüksek gaye sayan doktrin.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanoğlu; beşeriyet, beniâdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Hümanizm görüş ve felsefesini tutan şahıs, yahut o görüşe uygun düşünce, davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İçkiden sonra gelen baş ağrısı ve sersemlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خمار] mahmurluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. humâsiyye).

1.(Arapça gramerde) Beş harften mürekkep (kelime): Fiil-i humâsî = Beşli fiil. Ef’Al-i humâsiyye = Beşli fiiller.

2.(botanik) Beş yaprağı, tanesi veya köşe vesairesi olan (bitki): Humâsî’l-varak vesaire.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hümâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri, dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.Kuvvetli, saadetli, Fars. huceste, mübarek: Tâlî-i hümâyûn.

2.Devlet ve saltanat sahibi olan padişaha ait, şâhâne, mülükâne, sultânî: Saray-i hümâyûn = Padişah sarayı. Enderûn-i hümâyûn = Eski Osmanlı saray üniversitesi. Amedî-i dîvân-ı hümâyûn = BAbıâlî’nin dîvân-ı hümâyûnla olan yazışmalarına mahsus daire. Dîvân-ı hümâyûn kalemi = Babıâli’de muahedelerin, fermanların, beratların kayıt ve zaptına memur daire. Hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahının el yazısı ile yazılmış en yüksek derecede ferman. Gülhane hatt-ı hümâyûnu; Babıâli’de hatt-ı hümâyûn okundu. Ordu-yı hümâyûn = Osmanlı impaartorluk ordusu. Donanmay-ı hümâyûn = Osmanlı imparatorluk donanması. Nâme-i hümâyûn — Osmanlı padişahının diğer hükümdarlara gönderdiği mektup.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: kumbara)

1.Demirden içi boş veya dolu büyücek mermi ki, muharebelerde havan topuyla atılırdı.

2.Para biriktirmek için kullanılan, toprak veya madenden yapılma, bir tarafında yarığı bulunan kap, kumbara.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muharebede düşman üzerine humbara atan, havan topunu kullanan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Humbara yapılan beylik fabrika.

2.Humbaracılar kışlası.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. alçak gönüllü, mütevazı; hakir, aciz; saygılı, hürmetkar; f. kibrini kırmak, colloq. burnunu sürtmek, karşısında eğilmeye mecbur tutmak. humble apology alçak gönüllülükle özür dileme. humble dwelling mütevazı ev. eat humble pie kibri kırılmak, ö

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bumblebee.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged, -ging) yalan, hile, dolap, slang martaval, dümen; yalancı kimse, hilekar kimse; f. aldatmak; hile yapmak, slang kazık atmak, madik atmak. humbuggery i. hilekârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili olağanüstü bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. can sıkıcı, yeknesak, yavan; i. can sıkıcı kimse; monoton herhangi bir şey; boş ve sıkıcı söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). «Ahmak» ın çokluğu olmak üzere dilimizde kullanılmışsa da «ahmak» ın cem’i «humâkî» olup «humekaa» yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمقا] ahmaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kol kemigi, dirsekten omuza kadar olan kemik, karaca kemiği, pazı kemiği. humeral s. kol kemiğine veya omuza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. humeviyye). Sıtmaya ait: Alâim-i humeviyye = Sıtma alâmetleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Beyaz tenli kadın. 2.Hz.Aişe’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birini arkasından çekiştirmek. Kur’an-ı Kerim’in 104.suresinin adı. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap küplerinin veya fıçılarının konduğu yer, meyhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خم خانه] şarap mahzeni. 2.meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaş rutubetli, nemli. humid'ity, hu'midness i. rutubet, nem. humid'ify f. nemlendirmek. relative humidity nispi nem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nemlendirici tertibat veya cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nemlendirme kutusu; tav kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kibrini kırmak, utandırmak, hakaret etmek, rezil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kibrini kırma, rezil etme, utandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçak gönüllülük, tevazu; boyun eğme, yumuşak başlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmaklık, budalalık, bönlük, akılsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمق] ahmaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Sıtma.

2.Ateşli hastalık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hummâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. pyrexia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حما] nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Humması olan, ateşli. 2.Sürekli, hareketli ve sıkı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. intensively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with fever. febrile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vızıldayan, mırıldanan, uğuldayan; k.dili kuvvetli, canlı, dinç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinekkuşu, zool. Trochilus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlak tepe, tümsek yer. hummocky s. tümsek, tümsekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moisture, especially, the moisture or fluid of animal bodies, as the chyle, lymph, etc.; as, the humors of the eye, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vitiated or morbid animal fluid, such as often causes an eruption on the skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

State of mind, whether habitual or temporary ; disposition; temper; mood; as, good humor; ill humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Changing and uncertain states of mind; caprices; freaks; vagaries; whims.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That quality of the imagination which gives to ideas an incongruous or fantastic turn, and tends to excite laughter or mirth by ludicrous images or representations; a playful fancy; facetiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To comply with the humor of; to adjust matters so as suit the peculiarities, caprices, or exigencies of; to adapt one's self to; to indulge by skillful adaptation; as, to humor the mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To help on by indulgence or compliant treatment; to soothe; to gratify; to please. the trait of appreciating the humorous; 'she didn't appreciate my humor'; 'you can't survive in the army without a sense of humor' the quality of being funny; 'I fail to se

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a message whose ingenuity or verbal skill or incongruity has the power to evoke laughter. the trait of appreciating the humorous; 'she didn't appreciate my humor'; 'you can't survive in the army without a sense of humor'. a characteristic state of feeling

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humor , humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, İng. humour i., f. güIünçlük, komiklik; nüktedanlık, nüktelilik; mizah, güldürü; keyif; mizaç , huy, tabiat; kapris; tıb. salgı; sivilce; suyuk, hılt, eski fizyolojide kan, safra balgam veya sevda salgısı; f. keyfine tabi olmak, ayak uydurmak, kapr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. suyuktan ileri gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. kapris, fantezi ve oynak parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakacı kimse, nüktedan kimse; mizahçı, güldürü yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. latife kabilinden, mizahi, gülünç, komik. humorously z. şaka tarzında, mizah yollu. humorousness i. şakacılık; gülünçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kambur, hörgüç; tümsek yer, tepe; İng., argo huzursuzluk, iç sıkıntısı; f. kamburlaştırmak; gen. oneself ile gayrete gelmek, azmetmek. over the hump iyileşme yolunda. humpy s. girintili çıkıntılı; tümsekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kambur; kambur kimse; bir çeşit iri balina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, f. hım. (şüphe, tereddüt veya hakaret ünlemi); f. böyle ses çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

düşüp kırılınca tamir edilemeyen şey (bir çocuk şiirinde yumurta anlamma gelir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kızıllık, kırmızılık.

2.(tıp) Yılancık illeti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمرت] kırmızılık, kızıllık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Beşte bir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خمس] beşte biri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hemm). (bk.) Hemm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fazla ihtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bitkilerin yetişmesi açısından büyük önem taşıyan, topraktaki ayrışma sonucu oluşan koyu renkte madde; lağım suyu arıtma işlemlerinde biyo-kimyasal süreç sonunda ortamda kalam karmaşık organik madde atığı ( Humus ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the soil formed by the decomposition of animal or vegetable matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a valuable constituent of soils. partially decomposed organic matter; the organic component of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humus. mould. topsoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partially decomposed organic soil material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark colored semi-soluble organic substance formed from decomposition of soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed organic material. organic portion of the soil remaining after prolonged microbial decomposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well-decomposed, more or less stable part of the organic matter of the soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well decomposed, relatively stable portion of the partly or wholly decayed organic matter in a soil, which provides nutrients and helps the soil retain moisture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organic portion of soil; black or brown material formed by partial decomposition of vegetable or animal matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end result of successful composting is humus It is the rich, dark, and fine mixture of decomposed organic materials Humus contains the microorganisms necessary for healthy soil, as well as a ready supply of the macro- and micro-nutrients necessary for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the soil profile that is composed of decomposed organic matter from dead and decaying plants and animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dead organic material derived from decomposition of plant and microbial wastes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed plant or animal matter; the organic portion of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Total of the organic compounds in soil exclusive of undecayed plant and animal tissues, their 'partial decomposition' products, and the soil biomass The term is often used synonymously with soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All of the organic compounds in soil exclusive of undecayed plant and animal tissues, their partial decomposition products and the soil biomass It is highly stable and resistant to further alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for the more or less decomposed plant and animal residues in the lower organic soil layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown, decomposed, colloidal organic matter found in soils Humus usually has a beneficial effect on aeration and soil structure due to its ability to flocculate, or aggregate, multivalent cations. finished compost, formed through the break down of pl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dark coloured fraction of soil organic matter formed during the decomposition of organic residues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin word for earth or ground, humus is the organic matter in quality soil The reason we work compost into our soil is to increase the humus level which improves the quality and health of the soil. organic material consisting of decayed vegetabl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown or black partially decomposed organic matter. partially decomposed organic matter; the organic component of soil. a thick spread made from mashed chickpeas, tahini, lemon juice and garlic; used especially as a dip for pita; originated in the Mi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki ve hayvan artıklarının çürümesinden meydana gelen organik toprak, kara toprak, humus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekşilik, kekrelik (kimya) Müvellüd-ül-humûza = Birçok cisimleri terkip eden elemanların başlıcalarından biridir: Oksijen, Fr. oxygfene.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حموضت] ekşilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kan. HÜn-i şühedâ = Şehitlerin kanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a warlike nomadic people of Northern Asia who, in the 5th century, under Atilla, invaded and conquered a great part of Europe. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporeal soul. nIII: reason, motive. Food that is forbidden in Buddhism. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century. offensive terms for a person of German descent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون] kan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hun kavmi; barbar kimse, vahşi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Aşâmîden = içmek). Kan içici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bahâ = değer). Kan bahâsı, diyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bârîden = yağmak). Kan yağdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, efşânden = Saçmak). Kan saçan, kan serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ hûn = kan, rîhten = dökmek). Kan döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Ab = su).

1.Sulu kan, kanlı su, su ile kan karışık.

2.mec. Kanlı gözyaşı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. tıp) («hunnâk» gibi çift n ile yazmak yanlıştır). Boğaz hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. hunâkıyye). Boğaz hastalığına ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون آلود] kanlı, kana bulanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون بها] diyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. eğmek, bükmek, kamburlaştırmak; omuzlamak; i. kambur; iri parça; A.B.D, k.dili önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kambur; kambur kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sükun, sulh ve mütareke, (bkz.Hudeybiye). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yüz sayısı, yüz rakamı (100, C); s. yüz. hundredweight i. 112 librelik ingiliz ağırlık ölçü birimi; 100 librelik Amerikan ağırlık ölçü birimi. a hundredfold yüz kat, yüz misli. a hundred per- cent yüzde yüz. hundredth s., i. yüzüncü; i. yüzde bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hanîf). Hanîfler. (bk.) Hanîf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bilme, bilgi, mârifet, mâlûmat: O da bir hünerdir.

2.Ustalık, ihtisas, maharet: Bunu yapmak için hüner ister; bu işte çok hüner vardır.

3.İlim, fen, bilgi: İlim ve hüner tahsili. 4.İnce ve güzel san’atlar: Hüner sahipleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. dexterity. skill. stunt. trick. ability. art. talent. expertise. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dexterity. skill. technical ability. acquirement. art. attainment. craft. device. doubling. facility. fixup. gift. hand. ingenuity. knack. science. stuff. talent. trickiness. virtuosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hünermendân). Hüner sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.ilim ve mârifeti veya ihtisas, mahareti olan: Hünerli edamdır.

2.Sanat ve maharetle yapılmış, süslü: Pek hünerli bir resim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. skilly. dexterous. ingenious. talented. performing. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. dexterous. skilful. able. skillful. skilled. talented. practised. adroit. adept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. made with craftsmanship. done with skill. clever. dexterous. gifted. good. ingenious. inventive. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İlim, mârifet, ihtisas ve mahareti olmayan: Hünersiz adam.

2.Sanat ve maharetle yapılmamış, sanatsız: Hünersiz bir yapıdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in proficiency. clumsy. imperfectly done. artless. inapt. inept. unaccomplished. unskilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. hang; s. asılmış, asılı. hung beef tuzlanmış ve kurutulmuş sığır eti. hung jury kararında oybirliğine varamayan jüri. He is hung up on food A.B.D.,argo Aklı fikri yemekte. Hung. kıs. Hungarian, Hungary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Macar; Macar dili; s. Macar, Macaristan halkından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Macaristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açlık; kuvvetli istek, arzu, özlem, iştiyak; f. acıkmak; hasret çekmek, özlemini duymak, şiddetle arzulamak; aç bırakmak. hunger march açlık yürüyüşü. hunger strike açlık grevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aç, karnı acıkmış; istekli; kuru, kıraç. hungrily z. açlıkla; arzuyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: ÜNGÜR) (i. ses taklidi). Sesle, hıçkıra hıçkıra, hüngür hüngür ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sobbingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hüngür hüngür ağlamak, sesle bir çeşit asabi halecanla ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sob violently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hüngür derken çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthirsty. sanguinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blutgierig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونخوار] kan içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan). Ağzı dar kaplara sıvı dökmeye mahsus Alet ki, yukarısı geniş ve aşağısı dar olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanlı, kan dökmeye meyilli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funnel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funnel. funnel. hopper. cone. hop. pouring funnel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanla bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili iri parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜNKAR) (i.) («Hudâvendigâr» dan hafifletilmiş).

1.Osmanlı hükümdar, padişah ve sultanı.

2.Mevlânâ Celâleddîn-i RÜmî’nin unvanlarından.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Uğurlu. 2.15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خناق] boğmaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanakyapraklı ikiçe-’ neklilerden bir ağaç ve bunun kırmızı kabuklu sert çekirdekli meyvesi (zizyphus iniubar).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çiğde): Ayrı çanakyapraklı ikiçeneklilerden bir ağaç ve bu ağacın verdiği kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçim ve büyüklüğünde bir yemiştir. Güz’ün olgunlaşır. Çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Meyveleri ise tatlımsıdır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrıtaçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hünnap’tır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونریز] kan dökücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kan dökücülük, gaddarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hem erkek, hem dişi olan.

2.(botanik) Erkeklik ve dişilik alâmetlerini bir arada taşıyan bitki.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklik ve dişilik organları aynı fertte bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ferdin hem erkek, hem dişi olması. Bitkilerde de olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avlanmak, peşine düşmek; avlamak, av peşinden gitmek; araştırmak; mak., elek. bir nokta çevresinde dalgalanmak; i. av, şikar; avcılık; avcılar kulübü; arama; avlak. hunt down yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. hunt up aramak, arayıp bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcı; arayıcı; av atı veya köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcılık; arama, araştırma; mak., elek. dalgalanma. hunting box İng. avcı kulübesi. hunting cap coğunlukla kadifeden yapılmış avcı kasketi. hunting case madeni saat kapağı. hunting dog av köpeği. hunting knife av bıçağı. hunting seat av köşkü. happy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcı; av köpeklerine bakan uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hindî) (Hindli). Hindliler. (bk.) Hindî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mumyalama. («Tahnit» daha çok kullanılır).

2.Bir ölünün uzun müddet dayanıp çürümemesi için kullanılan eczalar.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنياگر] şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, şems: HOr ü mâh = Güneş ve ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Asıl Arapça’da hûrâ» nın cem’i olup gözleri iri ve siyahı pek siyah, beyazı pek beyaz kızlar demektir. Dilimizde müfred gibi ve ekseriya nisbet «İ» siyle «hûrî» kullanılır). Cennet’e gideceklere vâdedilen pek güzel kızların beheri, hûri. HÜr-ll-ayn = İri gözlerinin siyahı pek siyah ve beyazı pek beyaz kızlar veya periler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahrâr). Köle ve esir olmayan, kendi benliğine sahip ve istediği hareketi yapmakta serbest olan, Fars. Azâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. independent. liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free (not eslaved. unconstrained. untrammelled. free. independent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حور] huri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Özgür, bağımsız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bazı Batılı milletlerin «yaşa!» mânâsında kullandıkları alkış sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp «hurûc» dan). Bedenin çeşitli yerlerinde çıkan çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıpranarak işe yaramaz hâle gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hurâfe). Bâtıl inanışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرافات] hurafeler, batıl inançlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hurâfât). Bâtıl İnanış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. legend. myth. silly tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition. old wive's tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرافه] batıl inanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خرافه پرور] hurafelere inanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) hurafelere inanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hâr). İri gözlü; aslı güzel Cennet kızları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). - Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meşin veya kilimden büyük heybe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large leather saddlebag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlebag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). (bkz.Hüray).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük, ufak. Hurdahâş, hurd mürd = Parça parça: Aynayı bir yumrukla hurdahâş etti. Hurd-sâl = Küçük yaşta, Ar. sagıyr-üs-sinn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرد] küçük, ufak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Ufak şey, ufak parça, Fars. rîze: Bakır hurdaları.

2.İnce, hassas, dakîk mânâ, nükte, gizli mânâ Ar. mazmûn.

3.Ufak ve kırıntıdan ibaret olan: Hurda inci. 4.Pek ince ve küçük: Hurda yazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattletrap. scrap. junk. salvage. write-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carcass. crock. wreck. dilapidated. scrap. junk. old car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk. scrap. scrap iron / metal. waste. refuse. worn-out. completely worn-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük şeyleri gösteren, mikroskop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inceden inceye, pek ince ve derin: Hurdabînâne tetkik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hurdabinle (mikroskopla) görülebilecek kadar küçük (Arapça olamıyacağından müennesinde «hurdabîniyye» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak tefek şeyler veya eski demir Aletler ve şeyler satan adam, hırdavatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. junkman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap dealer. scrap iron dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adamın işi, hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşe yaramayacak şekilde kırılıp parçalanmış, paramparça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashed to bits. bashed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ufalmak, parça parça olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Farsların kullandığı şemsi senenin 3.ayına verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = kırıntı, çîden = toplamak). Kırıntı toplayan, dökülen kırıntıları toplayan fakir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = küçük, ince; dânisten = bilmek). Nükte ve incelikleri anlayan, bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = ufak tefek şeyler, fürûhten = satmak). Ufak tefek şeyler satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. hürde = mec. mazmun, gizli mânâ, giriften = tutmak). Sözün içinde gizil mânâyı arayarak itiraz eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mikroskop, (bk.) hurdabîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرده بين] büyüteç. 2.mikroskop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرده گير] kusur bulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yarışlarda kullanılan engel veya çit; engelli yarış; seyyar ağıl; İng. dallardarı sepet gibi örülmüş portatif parmaklık veya engel; f. etrafına parmaklık veya çit çevirmek; yarışta engel atlamak. high hurdles yüksek engel; yüksek engelli 110 m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüray).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. latarna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram’dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gül gibi özgür güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.).

1.Cennet kızı.

2.mec. Çok güzel (kadın).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حوری] huri, cennet kızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cennet kızı. 2.Sevgili. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). HÜrî gibi, hûrîye ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esir olma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özgür soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hızla atmak savurmak, fırlatıp atmak; hiddetle söylemek; i. hızla atış, fırlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burgan cinsinden hububat çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültülü karışıklık; arbede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bir sıcak iklim meyvesi. 2.Hurma şeklinde hamur tatlısı. Hurma ağacı = Bu meyveyi veren ağaç, Ar. nahl. Hurma dorusu = Hurmanın rengini andırır at donu. Trabzon hurması = Çok çekirdekli, hamı ağız buruşturur bir meyve ve bunu veren ağaç.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. persimmon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(şecere-i temir): (: Hurmagiller familyasından sıcak ülkelerde yetişen bir ağacın meyvesidir. Ağacın boyu 30 metre kadardır. Gövdesi sütun biçimindedir. Yaprakları büyük ve dilimlidir. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni gelişmeyi sağlar. Besleyicidir. Kansere karşı koruyucudur. Zihni yorgunluğu giderir. Anne sütünün, bol ve besleyici olmasını sağlar. Boğaz ağrılarını keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir. Kemik hastalıklarında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date-palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hurma ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Şeref, haysiyet: Bu müberek günün hürmetine.

2.Saygı, riayet, itibar, ikram, İzâz: Misafire hürmet etmek şarttır.

3.Bir şeyin şer’an harâm olması, haramlığı: Şarabın hürmeti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. regard. veneration. deference. obeisance. tribute. homage. honor. honour. reverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homage. respect. regard. esteem saygı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect. regard. courtesy. deference. duty. homage. reverence. veneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Saygı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to respect. consider. honour. revere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hürmet olsun diye, saygı ve ikram maksadıyle: Kendisine hürmeten ayağa kalktılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saygılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respectful. deferent (action. worthy of respect. respected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Şeref, haysiyet ve itibar sahibi, saygıya değer.

2.mec. Büyük, okkalı.

3.Osmanlılar’ca Hıristiyan piskopos ve metropolidlere verilen resmî unvandır: Selânik Rum metropolidi hürmetlû felsnca efendi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçümsenmiyecek büyüklükte, oldukça büyük, okkalıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespectful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saygısızlık, riayetsizlik, hürmet ve itibar etmeyiş: Bizim Adetimizce büyüklerin yanında fazla konuşmak hürmetsizlik sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disrespect. indignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Zerdüştlerin hayır tanrısı. 2.Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3.Jüpiter, müşteri, erendiz. 4.Sasani sülalesinden 5.padişahın adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski Iranlılar’ın ibadet ettikleri İki mâbuttan iyilik İlâhı sandıkları kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.(bk.) Hürmüz.

2.Basra Körfezi’nde Hürmüz Boğazı civarında çıkan ek inci.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hürkal).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hure.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word used as a shout of joy, triumph, applause, encouragement, or welcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hurray, hooray ünlem, i., f. Yaşa! (alkış veya zafer ünlemi); i. bu ünlem; f. Yaşa ! diye bağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hür kadın, câriye veya esir olmıyan kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şen, sevinçli, gönül açıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Sevinçli. 2.Gönül açıcı. (bk.) Hurrem.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2.Bir yazı sitili. 3.Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman’ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yeşil taze. 2.Gönülaçıcı. 3.Şen şakrak, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Şen ve gönül açan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinç, sevinçli olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasırga, bora. hurricane deck yolcu gemilerinin en üst güvertesi. hurricane lamp rüzgar feneri, gemici feneri. hurricane signal şiddetli ve tehlikeli bir kasırganın geleceğini işaret eden bayrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aceleye gelen, telaşlı. hurriedly z. acele ile; çabucak. hurriedness i. aceleye gelme, acele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜRRİYYET) (i. A). Esir ve köle olmayıp tamamen hür ve müstakil olma, Azâdlık: Hürriyyet-i şahsiyye = Şahıs hürriyeti. Hürriyy»t-I mezhebiyye = Mezhep hürriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence. liberty özgürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hürlük, serbestlik. 2.İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acele etmek, acele ile gitmek; koşmak; acele ettirmek; acele ile göndermek; sıkıştırmak; i. acele telaş. Hurry up! Acele et! Çabuk ol! Haydi! in a hurry acele ile, telâşla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telaş, acele koşuşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hürol).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hursende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanaatkâr, kanaat eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hürriyeti seven kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, Ar. şems.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güneş, aftab, mihr, şems. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (hurt) yara, bere, zarar, hasar; acı, ağrı, sızı; f. incitmek, acıtmak, yaralamak; rencide etmek, acı vermek, kederlendirmek; zarar vermek, hasara uğratmak; acımak, ağrımak. hurtful s. zararlı; incitici, ıstırap veren. hurtfully z. zarar verecek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çarpmak; hızla atılmak veya fırlamak; hızla fırlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. harb). Harpler, savaşlar, (bk.) Harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çıkma, dışarı çıkma: Hurûe etti = Çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hurûc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خروج] çıkış. 2.ayaklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (çokluğunun çokluğu hurûfât) (m. harf). Harfler, (bk.) Harf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («harf» in çokluğunun çokluğudur). Kurşundan dökülmüş baskı harfleri: Küçük, büyük, italik, batone hurufat. Hurufat basması = Tipografya. Zıddı: Taşbasması, litografya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. typeface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kur’an’daki harflerden mânâlar ve hükümler çıkaran bir tasavvuf kolu. Ar. hurûfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şamata, gürültü, bağırma, telâş: Cûş-u hurûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروش] coşku, coşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırıp şamata eden veya ederek, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Hep birden den ve patırdı ile.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) (bkz.Hürsev).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. «guş»tan). Bir çeşit ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıl, şuur, anlayış: GÜş-i hûş = Akıl kulağı. Bî-hûş (halk dilinde: bir hoş) =

1.Akılsız, ahmak.2. Kendinden geçmiş, baygın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوش] akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hûşmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıllılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı kapılmış, aklı başından gitmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıllılık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Keskin kılıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hısm) (dilimizde kullanılmamıştır; «husûm» yerine «hasm» ın cem’i gibi kullanılmıştır), (bk.) Hasım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin keskin kılıcı. 2.Mevlana’nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana’nın Mesnevi’yi dikte ettirdiği kişidir. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. koca, zevç; f. idare etmek; idareli kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiftçilik, ziraat; idarecilik; ekonomik bir şekilde ev idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خوشه] salkım. 2.başak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصما] düşmanlar, hasımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Akıl, anlayış, kavrayıp-

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarıyan 6 çeşit beşliden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bir perde adı. Portenin dördüncü aralığına yazılan «mi» notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüseynî Zemzeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. derin sessizlik, sükut; f. susmak, sükut etmek; susturmak, sesini kesmek. Hush! Susun! hush money susmalık, sus payı. hush up örtbas etmek, kapatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Uyu yavrum! Haydi uyu !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili gizli, örtülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k ince okunur) (i. F.). Kuru, yâbis.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشک] kuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mısır başağının dış yaprakları; herhangi bir şeyin işe yaramayan dış kısmı; f. dış kabuğunu soyup çıkarmak. husking i., husking bee A.B.D mısır soymak için çiftlik ambarında düzenlenen ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuru, sevimsiz tabiatli, câhil, nâdan, kalın kafalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dudağı kurumuş, susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuraklık ve kıtlık yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beyinsiz, akılsız, deli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشک سالی] kuraklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabuklu; kabuk gibi kuru; boğuk, kısık (ses). huskily z. boğuk sesle. huskiness boğukluk, kısıklık (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., A.B.D, k.dili kuvvetli, güçlü, dayanıklı; i. kuvvetli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskimo köpeği, kızak köpeği; Eskimo; Eskimo dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hüseyin’den bozma olarak yapılan isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâsin).

1.Güzellik, Ar. cemâl.

2.İyilik, makbûl olma. Hüsn-i ahlâk = Ahlâk iyiliği ve güzelliği, yüksek ahlâk. Zıddı: SÜ-i ahlâk = Kötü ahlâk. Hüsn-i idare = Güzel idare etme. Hüsn-i tedbîr = Güzel tedbir. Hüsn-i tâbir = Müstehcen veya soğuk bir şeyin’güzel ve edebe uygun bir tâbirle ifade edilmesi: Mezarburnu yerine Mesarburnu denilmesi gibi. Hüsn-i teveccüh = Sevgiyle karışık övme ve takdir: Hakkımdaki hüsn-i teveccühünüze minnetdârım. Hü«n-i hâl = İyi hal. HQsn-i hâl sahibi = İyi ve doğru insan. Hüsn-i hareket = İyi hareket, iyi muamelede bulunma, beğenilen tarz ve tavır. Hüsn-i hitâm = Hayırlı olarak sona erme. Hüsn-i hitâm vermek = Hayırlısiyle bitirmek. Hüsn-i hat = İyi yazı, kaideye uygun yazı yazma: Hüsn-i hat hocası, dersi. Hüsn-i sûret = Güzel şekil, suret, Osm. sûret-i hasene. Hüsn-i zan = Biri hakkında iyi kanaat besleme, kendisini iyi zannetme: Onun hakkında herkesin hüsn-i zannı vardır. Hüsn-i kabûl = İyi kabûl etme, ikram ve saygıyla kabûl ediş: Hüsn-I kabûle mazhar oldu. Hüsn-i muamele = Güzel muamele, iyilikle muamele etme. Hüsn-i nazar = Teveccüh, sevgiyle öğüş, samimî şekilde beğenme. Hüsn vermek = Güzelleştirmek. Hüsn-i yûsuf = Güzel bir çiçek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hüsniyye) (c. mü. haseniyyât). Güzelliğe ait. (c. mü.) Güzel işler, hayırlar, hayırlı işler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hüsni).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gülün güzelliği.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sarı çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ HAL) (i. A.). İyi hal. Hüsnühal kâğıdı = Bir kimsenin iyi ve doğru diye tanındığını gösteren ve daha çok muhtarlık, polis, okul gibi resmî yerlerden verilen vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good conduct. good behaviour. propriety of conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Davranış güzelliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of good conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ KABÜL) (i. A.). İyi karşılayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendly reception. favo u rable reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Hüsn-i kuruntu şeklinde alay maksadıyle mahsus yapılmış terkip) (i. T.). Bir durumu saflıkla kendi tarafına yorma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wishful thinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will / intention / faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in good faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ NİYYET) (i. A.). İyi niyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ TELAKKİ) (k’lar kalın okunur) (i. A.). İyi karşılama, kabul, iyiye alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ YÜSUF) (i. A.). Karanfilgillerden güzel çiçekler açan bir süs bitkisi, Fr. bychnide.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(guguçiçeği): Karanfilgiller familyasından bir çeşit süs bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. İktidarsızlıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp).

1.Peklik, Ar. inkıbaz.

2.idrar tutulması, Ar. ihtibâs. (bk.) Hüsran.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ziyan, zarar.

2.Yokluk acısı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. frustration. chagrin. defeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frustration. disappointment. damaga zarar. ziyan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. loss. damage. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, şah.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hükümdar, padişah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Padişah, hükümdar, sultan. 2.Hüsrev şirin masalının erkek kahramanı. - Hüsrev: Eserlerini daha çok Farsça yazmış bir Türk şairi ve edibi olup 1253-1325 yıllan arasında Hindistan’da yaşamıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şâhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsid). Haset edenler, kıskananlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Macar süvarisi; süslü üniforması olan hafif süvari askeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adı çıkmış kadın, aşüfte; civelek kız; İng. dikiş kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ, topluluk ismi seçim hazırlığı; politikacıların konuşma yaptıkları yerler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kalabalıkta itişmek, itişip kakışmak; itip kakmak; acele ettirmek veya etmek; eline çabuk olmak; A.B.D., argo hileli satış yapmak, hile ile para kazanmak; A.B.D., argo fahişelik yapmak; i. itişip kakışma, acele, telâş; k.dili hummalı faaliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tevâzu, gönül elçaklık

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humility. submissiveness. deep reverence for God. submission to God. awe. reverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خشوع] alçakgönüllülük. 2.Tanrı’ya karşı korku ve saygı duyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayın tutulması: Husuf-i külli = Ayın tam tutulması. Husüf-i cüz’i = Ayın kısmen tutulması. Husuf vâki olmak = Ay tutulmak. Güneşinkine «küsûf» derler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خسوف] ay tutulması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vücuda gelme, peyda olma: Husûl bulmak, husule gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming into existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصول] ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. husûl = peydâ olma. F. pezîreften = kabûl etme).

1.Kabil-i husûl = Husûlü mümkün, hâsıl olabilir.

2.Husûl bulmuş, hâsıl olmuş: Husûl-pezîr oldu = Gerçekleşti, hâsıl oldu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana getirmek, gerçekleştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hasm). (bk.) Hasım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasımlık, düşmanlık, Ar. adâvet: Husûmetini saklayıp yalandan dostluk gösteriyor. Illn-ı husûmet = İki devlet arasında savaş ilânı, Osm. İlân-ı harb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. spite. hostility. hostility hasımlık. düşmanlık. yağılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. hostility. animosity. antagonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصومت] düşmanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hısn). Hısnlar, kaleler, (bk.) Hısn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sertlik, katılık, dürüştlük: HuşOnet-i tab’ = Tabiat sertliği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشونت] haşinlik, sertlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. husûsât).

1.Hâs ve mahsûs olma, zıddı: umum; husûsiyet, bir şahıs veya şeye ait: Umumdan husûsa geçelim.

2.İş, madde, keyfiyet: Bu hususta; (cem’i bu mânâ ile kullanılır).

3.Eskiden mahkemeye gidemeyen adamın ikrar, takrir veya şehâdetini dinlemek üzere kendi isteğiyle mahkemeden evine gönderilen heyet: Husûs gönderildi; husûs getirdi (bu mânâ bugün terkedilmiştir). Bâ-husûs, alel-husûs, husûsiyle = Hele, hepsinden fazla, bilhassa.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject. point. case. matter. particularity. particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. point. matter. subject. question. respect. case. a particular point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. particularity. respect. subject. question. case. a particular point. relation. peculiarity. effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوص] konu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Husûsi olarak, bilhassa, hasseten, ayrıca.

2.Hele, alelhusûs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. husûs). Husûslar. (bk.) Husûs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصات] hususlar, konular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. husûsiyye).

1.Umuma ait olmayıp bir şahıs ve şeye veya bir hey’ete ait olan: Bu konferans umumî olmayıp husûsî olduğundan yalnız dâvetliler girebilir.

2.Zâtî, şahsî, resmî göreve ait olmayıp şahsa ve zâta ait olan: Hususî bir mektup yazıyorum.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particular. personal. private. special. characteristic. distinctive. privately owned. reserved. privately owned automobile. in camera. peculiar. proper. specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصی] özel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HUSÜSIYYET) (i. A.).

1.Hususîlik, umumî olmayıp hususî olan şeyin hal ve sıfatı: Bu yazının maksadı hususiyetinden bellidir.

2.Bir adamın şahıs ve zâtına ait ve bağlı olma, mensubiyet: O zâta eskiden hususiyetim vardır.

3.Birine mehsus olma, ayrıca bir halde bulunma: O adamın husûsıyyet-i ahvâli vardır = Kendine mahsus hal ve tavrı vardır. ‘


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peculiarity. special feature. characteristic. intimacy. close relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصيت] özellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Bilhassa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. husûsî). Husûsî hayata ait şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particularly. especially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Akıllı, düşünceli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هشيار] akıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes. husyeteyn). Haya.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Husye torbası (erbezi) şişkinliklerinde; nedenin ne olduğunu araştırmak gerekir. Bazı şişliklerde, husye torbasının görünüşü ışık geçirecek kadar şeffaflaşır. Bazıları da ağrılı olur. Husyelerde, şişlik ile birlikte ağrı da hissedilirse, iltihaplanma veya kanama ihtimali vardır. Aşağıdaki reçeteler kanama maksadı ile kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç kuru papatya çiçeği konup, kaynatılır. Soğuduktan sonra husyeler yıkanır. Husyelerdeki ağrıyı keser.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük balık, (astronomi) Bure-i HÜt = 12 burçtan biri, Balık Burcu ki, güneş bu burca şubat ayında girer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kulübe; asker barakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Cuma ve bayram namazlarında hatîblerin okudukları Ayet ve hadîslerle süslü dinî nutuk ki, 1924’e kadar Halîfe’nin ismini ve duasını da içine alırdı. Kendi namına hutbe okutmak = Ortaçağ İslâm devletlerinde mâdenî para basmak gibi saltanat ve istiklâl alâmetlerindendi. 2.Kitabın veya bir nutuk ve makalenin başındaki süslü ve mensur ön söz: Kitabına güzel bir hutbe yazmıştır; kitabının hutbesini başkasına yazdırdı (bu mânâ bugün kullanılmıyor).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sermon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tavşan kafesi; büfe üstüne konulan tabak çanak dolabı; dolap, ambar; kulübecik; mad. kömür vagonu; çukur tepsi; hamur tahtası; f. ambara yığmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) , (m. hatîb). Hatîbler. (bk.) Hatîb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hicaz ve Mısır’da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hatb). İşler, meseleler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hatıra gelme: Hatırıma: Zihnime hutûr etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hat). Hatlar, çizgiler, (bk.) Hat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خطوط] hatlar, yollar. 2.çizgiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. chutzpah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kundura kalıbının yukarısını genişletmek için kullanılan takoz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Berberi kabilesinin en önemlilerinden birinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hiye) (tes. hümâ) (c. him). O, ol: Kemâ hüve hakka = Hakkı olduğu gibi, hakkıyla. Hüvesl hüvesine = Tıpkı tıpkısına, tamamiyle uygun ve muvafık olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Belli, Aşikâr, Ar. belirli, açık: Bu işin böyle olduğu hüveydâdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Kadın İsmi) - Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayvân» dan itas.) (c. huveynât). Gözle görünmez küçük hayvan, mikrop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. huveyn). Gözle görünemeyecek kadar küçük olan hayvancıklar, mikroplar, (bk.) Huveyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasala» dan itas.) (c. huveysalat) (tıp). Cild altında olan bir takım kabarcıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyve» den itas) (tıp). Koleraya benzer salgın ishal, küçük kolera, Fr. chlirine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜVİYYET) (i. A.) (Osmanlıların yaptığı Ar. kelimelerdendir).

1.Mahiyet, gerçek.

2.(hukuk) Bir adamın aranılan veya olmak iddiasında bulunduğu şahıs, olması, hüviyetini isbat edemedi; tutulan adamın hüviyeti daha gerçekleşmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identification. identity. identity card. character. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identify card indentity. character. quality. identification. identity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağırıp çağırma, şamatâ, nâra: Hây-ü-hOy = Gürültü patırtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ve nâdiren HÜ) (i. F.).

1.Hilkat, yaratılış, mizaç, karakter, tabiat, cibilliyet: Can çıkar, huy çıkmaz.

2.Adet, alışkanlık: Filân şeyi huy etmiştir.

3.Kötü alışkanlık: Huylu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. temper. nature. vein. habit. temperament. blood. cheer. constitution. humor. humour. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood. custom. humour. temper. temperament. vein. habit. disposition. make-up. bad habit. obstinacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. habit. temper. temperament. disposition. nature. natural tendency. blood. grain. humour. kidney. mental disposition. second nature. spirit. trick. vein. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوی] huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to upset sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kötü huy peydâ etmek, hırçın olmak.

2.Darılmak, gücenmek, münfail olup hiddet etmek: Bu sözden huylanır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become uneasy. to get nervous. to be irritated. to get excited sensually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get nervous. be irritated. to get excited (sensually). to feel suspicious. to become nervous. to become uneasy. to be disturbed. to get upset. to be restless. (at) to become restive. to become suspicious kuşkulanmak işkillenmek. pirelenmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü huy ve Adeti olan, hırçın: Huylu adam, et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tempered. suspicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a certain disposition. touchy. cross. irritable. suspicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyi huyu olmayan, kötü huylu, hırçın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad-tempered. ill-tempered. ill-natured. grumpy. moody. cranky. peevish. difficult. vicious. acrimonious. bilious. cantankerous. churlish. crabbed. crabby. cross-grained. crotchety. crusty. cursed. disagreeable. disgruntled. doggish. farouche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellicose. cantankerous. contrary. crabby. cranky. cross. crusty. difficult. disagreeable. finicky. fractious. fretful. fussy. grumpy. irascible. mean. moody. morose. peevish. perverse. petulant. prickly. shirty. sour. surly. vicious. bad-tempered. ill-te

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractious. peevish. petulant. bad-tempered. irascible. acerbic. bearish. choleric. churlish. crabbed. crabby. cranky. crochety. cross- grained. cross. crusty. difficult. disagreeable. edgy. fretful. fussy. gruff. grumpy. harsh. ill- tempered. mean. moody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harshly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fret. to become bad-tempered. to fret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act peevishly. to fuss. to fret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become peevish. to become fretful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kötü huy, hırçınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crabbedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bile. huff. mood. spleen. bad temper. obstinacy. petulance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad temper. fractiousness. petulance. distemper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be irritated. to show bad-temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). (m. hayl). (bk.) Hayl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. ahz’den). Ahz masdarından emir: Al.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Arıklık, lâgarlık, zayıflık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kuzey Arabistan’da büyük bir Arap kabilesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Demet: Şua huzmesi = Işın demeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزمه] demet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahzân). Keder, gam, acı: Bu hava, bu ses insana hüzün veriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = gam, Fars. Amîhten = karıştırmak). Hüzün veren, hüzünlü, (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Gam, Fars. Averden = getirmek). Hüzün veren, (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Keder, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hüzün veren. (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hüzn = Gam, Fars. engîhten = koparmak). Hüzün veren, hüzün getiren: Hüzn-Amîz bir manzara, hüzn-Aver bir hal, hüzn-engîz bir Ahenk, hüzn-efzâ bir hikâye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tevâzû, huşû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüzn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blues. sadness. melancholy. gloom. gloominess. doldrums. dole. dolefulness. dreariness. ruefulness. shadow. somberness. sombreness. spleen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blues. dumps. gloom. melancholy. shadow. sorrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sadness. melancholy. blue. blues. depression. grief. lament. murk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hüzün duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel sad. to grieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel sad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloomy. melancholic. cheerless. sad. blue. depressing. doleful. downcast. dreary. elegiac. funereal. glum. rueful. somber. sombre. sorrowful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue. dejected. down. funereal. glum. heavy. lugubrious. melancholy. mournful. plaintive. sad. wistful. woebegone. woeful. sorrowful. heartsick. pensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. melancholic. dolorous. leaden. mournful. tragic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.)

1.Hazır olma, mevcut bulunma, gıyab zıddı: Sizin mecliste huzûrunuz elzemdir.

2.On, Fars. pîşgâh: Filânın huzûruna çıktı; huzûruna kimseyi kabûl etmiyor; huzûrunuzda terbiyesizlik etti. 3.Rahat, Fars. Asâyiş, Asûdegî, Arâm: Büyük rahat ve huzûr ile; huzûr-i kalb ile.

4.Padişah tarafından kabûl: Huzurdadır; huzûra çıktı (nezaketen ve saygı mübalâğası olarak başka büyükler hakkında da kullanılır: Huzûrunuzda bulunmakla bahtiyârım). Huzûr dersi = Osmanoğulları devrinde Ramazanda padişah huzurunda verilen din dersi ve ilmî münakaşa. Hişâ huzurdan = Huzurunuzdan uzak olsun (çirkin ve açık bir söz söylenmesine mecburiyet elverdiğinde saygı ve nezaket maksadıyla kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presence. ease. peace. tranquility. tranquillity. serenity. quietness. audience. comfort. composure. evenness. languor. quiet. quietude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. ease. peace. presence. repose. rest. wellbeing. attendance. quiet. comfort. peace of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peace of mind. freedom from anxiety. repose. quiet. comfort. presence (of another. attendance. presence of an excellent personage. composure. ease. peace. peacetime. per diem. physical comfort. presence. silence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حضور] hazır olma, bulunma. 2.rahatlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Baş dinçliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance fee. per diem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing home. rest home. home for the aged. eventide home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rest home. old age asylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rest home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceful. restful. calm. tranquil. serene. easy. quiet. reposeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessed. calm. comfortable. halcyon. peaceful. quiet. restful. serene. at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceful. tranquil. untroubled. happy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidgety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disturbed. restive. restless. uneasy. troubled. ill at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uneasy. troubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquiet. uneasiness. discomfort. trouble. unrest. disquietude. fermentation. fidget. hump. inquietude. qualm. restiveness. restlessness. sleeplessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bother. disturbance. ferment. qualm. unrest. disorder. uneasiness. disquiet. restlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquiet. uneasiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ve bunun cem’i: huzûzât) (m. hazz). Hazlar, zevkler, (bk.) Haz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. huzûz). Hazlar, zevkler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Yaşa ! Varol !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Ar. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâzin). Hazîne muhâfızları, hazinedarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâzır). Hazır olanlar, hazır bulunanlar, (bk.) Hazır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضار] hazır olanlar, bulunanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجت] delil, belge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجج] deliller, belgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجيرات] hücrecikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجيره] hücrecik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حجره] odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجوم] saldırı, akın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجرات] hücreler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدهد] çavuşkuşu, ibibik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکما] bilgeler, hakîmler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکام] hakimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکم] hüküm, emir, kesin karar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerinde, gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerine geçmek, gibi olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin karar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکومات] hükümetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمدار] padişah, sultan, hüküm sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) hükümdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حکومت] hükümet. 2.hakimiyet. 3.devlet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hakim olmak, hükmetmek, hüküm sürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکومت مستبده] istibdat hükümeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمران] hüküm süren, hakim olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hakim olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمرانی] hüküm sürme, padişahlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصه] özet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özetlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصة] özetle, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هما] zümrütüanka. 2.devletkuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ همایون] kutlu. 2.padişah ile ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هنر] sanat, ustalık, beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هنرمند] marifetli, becerili, hüner sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنکار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خنثی] erkek ve dişi organları üstünde bulunduran. 2.nötr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حر] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرمت] saygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرمتکار] saygı duyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حر] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریت] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسام] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسن] güzellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اخلاق] güzel ahlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اداره] iyi yönetim, iyi idare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyi karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyi karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ حسن صورت] yüz güzelliği. 2.en iyi biçim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hüsn-i kabul göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خسر] zarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خسران] zarar. 2.hayal kırıklığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خسران خيز] zarar dolu, hüsran dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خسرو] hükümdar, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هویدا] açık, aşikâr, besbelli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هویت] asıl, kimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزن] hüzün, üzüntü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حزن انگيز] hüzün veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حزام] Türk musikîsinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reply paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative low. administrative law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (erkek çokluk için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çift kişi için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çokluk için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zalim; ilgisizlik veya bilgisizlikten dolayı başkalanna veya hayvanlara eziyet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gömmek, defnetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanlık dışı, merhametsiz, şefkatsiz, zalim; kıyıcı. inhumanly z. insafsızca. inhumanity i. insaniyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski İsrail kralı Yehu; atları çılgınca süren arabacı sürücü, arabacı. drive like Jehu çılgınca araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumları meyvenin içinde bulunan bitkileri içine alan ve birçenekliler ile iklçeneklilerden meydana gelen şube.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tetanus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کدخدا] kâhya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Gûyâ, sanki, sözde: Keennehü kendisi herkesten fazla bilirmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keçap, baharatll domates sosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed. flaxseed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(graine de lin): Keten denilen kireçli topraklarda yetişen otsu bir bitkinin tohumudur. İçeriğinde sabit yağ, müsilaj, protein, siyanogenetik bir glikozit olan linamarin vardır. Ketenyağında asitler vardır. Boya ve muşamba sanayiinde kullanılır. Kullanıldığı yerler: Akciğer hastalıkkları bronşit ve soğuk algınlığında faydalıdır. Lavman olarak kullanılırsa kabızlığı giderir. Müzmin öksürüğü keser. Dolama, köpekmemeleri ve her türlü çıbanın tedavisinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ked-hudâ = ev sahibi. Türkçe’de: kâhya). Bir daire ve konağın yahut çeşitli işlerin idaresiyle görevli adam, vekilharç: Eski vüzerâ kethudâları; sultan kethudâsı; kethüda kadın; hazîne kethudâsı. Esnaf kethudâsı (kâhyası) = Esnafın reisi. Kapı kethudâsı = Bir valinin veya bir dairenin BAbıâlî’ce işlerini yürütmekle görevli memur: Bağdad kapı kethudâsı; Burgaristan kapı kethudâsı. Kol kethudâsı = Vaktiyle yeniçeriağasının vekili. Köy kethudâsı = Muhtar, kocabaşı, mec. Başkasının işlerine karışan: Seni kethudâ (kâhya) koymadım; sen, benim kethudâm (kâhyam) değilsin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kethudâ sıfet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Adil ve ulu padişah. 2.Keykavus’un torunu, Siyavuş’un oğlu olan meşhur hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canon law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kin ile dolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coalition government. coalition ministry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. kehl). 30-50 (bugünkü anlayışla 50-70) yaş arasında bulunan olgunluk çağındaki insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olgunluk yaşı, 30 ile 50 aralarında olan yaş: Kühûlet yaşında bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppet government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («lâhûrî» isminin Rumca kaidesince yapılmış şeklidir).

1.Hind lâhûrîsi taklid edilerek yapılan yünden bir çeşit ince kumaş: Mavi lahuraki. 2.Lahuraki denilen yünden yapılmış: Lahuraki entari, hırka.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hind’in LAhur şehrinde yapılan nefis şâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyet, ruhâniyet, rabbâniyet. Alem-i lâhût = Ruhânîler Alemi, mânevî Alem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lâhûtiyye). Ulûhiyete ve rûhânî Aleme ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لاهوتی] ilahî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Leh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typhus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typhus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lituanya Lithuanian i., s. Lituanyalı; Lituanya dili; s. Lituanya diline ve halkına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Loğusa.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bazı loğusalarda görülen ciddi bir hastalıktır. Halk arasında albastı denir. Nedeni, üreme organı yollarında iltihaplanma, doğum esnasında temizliğe yeteri kadar önem verilmemesi veya idrar yollarının iltihaplanması olabilir. Doğumdan 3 veya 7 gün sonra ateş yükselir. Karnın alt bölümünde yumuşaklık hissedilir. Akıntı fazlalaşır ve loğusa genel bitkinlikten şikayet eder. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçete de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Civanperçemi, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam civanperçemi konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, yarım kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dutchmans pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dutchmans pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Loğusalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether aether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ether aether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lokmân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lahd). Lahidler, mezarlar, bk. Lahid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulaşma mânâsıyla «lihek» yerine kullanılmışsa da galattır. Arapça’da «lüzum» mânâsına gelip bizde kullanılmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lahm). Lahmlar, etler. bk. Lahm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (mâ = bağlama edatı, hüve =

3.şahıs, zamiri: o). O ki. Mi-hüv’el-Hak = Hak olan. Mâ-hüvel = Hakkı budur. Kemâ-hüve = Olduğu gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» tan imef.) (mü. mahûfe).

1.Korkulu, korkulan, tehlikeli. Korkunç, korkutacak şekil ve surette olan, dehşet verici: Mahûf bir hayvan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelen koyu renkli ve güzel cilâ alır bir cins kıymetli ağaç: Mahundan bir dolap, maun kaplaması, (i.). Bu ağaçtan yapılmış mahun dolap, karyola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı çiçekli bir nevi bahçe ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Hindistan’da bîr şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHÜD) (i. A. «ahd» den imef.) (mü. mâhûde).

1.İki şahıs arasında bilinen: Vak’a-i mâhûde.

2.(Alay veya hakaret mânâsıyla) Bildiğin, seninki, Aşinâ: Mâhut kayıkçı yine geldi. Mâhut adamı gördüm.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» dan imef.) (mü. makhûre).

1.Birinin zoruna baş eğmiş, mağlûp, mahkûm: Barbaros Hayreddin Paşa, bütün o sahilleri makhûr eyledi. 2.Mahv ve helâk olan. Ar. müzmahil.

3.Tanrı’nın gazabına uğramış: Kavm-i Ad makhûr oldu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقهور] kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Karasevda, merak, melankoli. 2.(Fars. hulyâ’dan galat) Kuruntu: Birtakım mâlihulyâlara dalmış.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Yun.-A.) [مالی خوليا] melankoli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Maltüs kuramına ait; i. iktisadi durumu düzeltmek için nüfus artışının azaltılması zorunluluğu fikrini ileri süren TR Malthus'un kuram veya felsefesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Mançuryall, Mançu; Mançurya dili; s. Mançulara veya dillerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marijuana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mashObe). Beraber alınmış, birlikte götürülen, katılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birlikte olduğu helde, beraberinde olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahn» dan imef.) ‘ (mü. mathûne). Övütülmüş, Osm. tahn olunmuş: Hubûbât-ı mathûne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mayhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behr» den İmef.) (mü. mebhûre). Nefes darlığına uğramış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) (bkz.Mebhur).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبحوث] bahsedilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mebhûsü anhâ). Bahsolunan şey, mezkOr: Mes’ele-i mebhûsü anhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «beht» ten imef.) (mü. mebhûte). Sersem, şaşkın, hayran: Mebhût oldu kaldı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهوت] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (imef. olarak isim gibi dilimizde kullanılmamıştır). Çalışma, elden gelen: Bezl-i mechûd etti (elinden geldiği kadar çok çalıştı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MECHÜL) (i. A. «cehl» den imef.) (mü. meçhule).

1.Bilinmeyen: Ne olduğu meçhuldur.

2.(gramer) Faili bilinmeyen fiil: Mektup yazıldı, kapı açıldı, gidildi, gelindi... gibi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nameless. unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. indeterminate. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهول] bilinmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meçhuller, bilinmeyen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهولات] bilinmeyenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهوليت] bilinmezlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinmeme, bilinmeyiş, bilinmeyen şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهول النسب] onun bunun çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dahi» den imef.). Ayıplanacak bir kusuru olan, Ar. mâyûb, mezmûm. Medhûl-i bihâ = Kendisiyle gerdeğe girilmiş: Câriyye-i medhûl-i bihâ. Gayrı medhûl-i bihâ = Yaklaşılmamış. Menkûha-i gayri medhûl-i bihâ = Yaklaşılmamış zevce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehşet» ten imef.) (mü. medhûşe). Dehşete uğramış, ürküp korkmuş: Bu hâli görünce medhûş oldum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدهوش] dehşete kapılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEFHÜM) (i. A. «fehm» den imef.) (c. mefâhim) (mü. mefhûme).

1.Anlaşılan, anlaşılmış: Maksadınız mefhûmum oldu.

2.Mânâ, kavram.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahm»dan imen.) (mü. mefhûme) (kimya). Kömür hâline geçmiş, kömürleşmiş, kömür olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concept kavram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concept. notion. conception. purport. purview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفهوم] kavram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخوذ] alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکحول] sürmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MELHUZ) (i. A. «Iahz»dan imef.) (mü. melhûza). Düşünülen, hatıra gelen, muhtemel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملحوظ] düşünülen, öngörülen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Umulur, beklenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Melhuz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A c.). Melhuzlar, hatıra gelen şeyler, muhtemel ve mümkün olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. «mühr» ün Ar. sanılarak imef. kipinden galat tâbir ve doğrusu «mahtûm» dur). Mühürlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممهور] mühürlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nehb» ten imef.) (mü. menhûbe). Nehb ve yağma edilmiş, yağmalanmış. Emvâl-i menhûbe = Yağma mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nuhs» dan imef.) (mü. menhûsa). Uğursuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحوس] uğursuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. merhûbe). Korkutan, korku veren, müthiş, Ar. mahöf (zannolunduğu gibi «korkmuş ve korkutulmuş» mânâsına gelmez).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MERHUM) (i. A. «rahm» dan imef.) (mü. merhûme).

1.Tanrı rahmetine erişen, Tanrı tarafnıdan af ve merhametle müjdelenen. Ummet-i merhûme = Muhammed ümmeti, Müslümanlar.

2.Hakk’ın rahmetine erişen rahmetli, ölmüş: Merhum pederim, Reşid Paşa merhum (isimden önce ve sonra gelebilir).

3.Yakında ölmüş olan: Merhumun terekesini yazmaya geldiler. Merhumenin bir vasiyeti vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceased. the deceased. departed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. departed. the deceased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرحوم] (erkek) ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرحومه] (bayan) ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rehin» den imef.) (mü. merhûne).

1.Rehine konmuş, Osm. terhin olunmuş: Çiftliği merhûndur.

2.mec. Esir, bağlı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرهون] rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan imef.) (mü. meşhûde). Gözle görülen, müşâhede olunan: Meşhûd olan gayretiniz sizin yükselmenizi sağlıyacaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشهود] görülmüş, gözlenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görülmek, gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) deli, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sahk» dan imef.) (mü. meshûka). Dövülmüş, ezilmiş, toz hâline konmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meşhûne). Dolu, Osm. memlû, pür, mâlâmâl: Tahılla meşhûn bir gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشحون] dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. meshûre). Sihir edilmiş, büyüye uğramış, büyü ile aldanmış, sihirlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEŞHÜR) (i. A. «şöhret» ten imef.) (mü. meşhûre). Şöhret kazanmış, yayılmış, herkesin bildiği ve tanıdığı, adlı sanlı, ünlü, nâm sahibi: Meşhur adam, onun eserleri meşhurdur. Galat-ı meşhûr e= Yanlış olduğu halde halk arasında doğru yerine kullanılan kelime veya tâbir. (c. meşâhir) Şöhretli adam, ismi herkesçe bilinen kimse. Meşâhir-I şuaridan = Şairlerin ünlülerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. well-known. reputed. famed. celebrated. noted. illustrious. of mark. proverbial. renowned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebrated. famed. famous. noted. proverbial. well-known. celebrated ünlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. distinguished. ever familiar. great. known. legendary. of mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسحور] büyülenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشهور] ünlü, tanınmış, bilinen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ünlü, argın, tanınmış.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyülemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyülenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Meşhur).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehb» den imef.) (mü. mevhûbe). Verilmiş, ihsan edilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mevhûme). Aslı olmaksızın vehim ve hayalde varlık bulan: Anka mevhûm bir kuştur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موهوم] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Vehim ve hayal çeşidinden şeyler, asılsız olarak zihinde varlık bulan şeyler, hayaller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den imef.) (mü. me’hûze) (c. me’hûzât).

1.Alınmış, ahz ve kabûl olunmuş, Ar. makbuz: Şu kadar lira me’hûzum oldu.

2.Ahz olunmuş, nakledilmiş: Birtakım beyitleri SAdî’nin BÜstân’ından me’hûzdur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: emîr-i Ahûr) (halk dilinde: imrahor). Has ahırın başı, ıstabl-ı Amire müdürü: Mİrâhûr-ı evvel, mîrahûr-ı sânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ميرآخور] imrahor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. F.) (musiki). 1826’da kurulan ve konservatuar mahiyeti de taşıyan Türk imparatorluk orkestra ve icrâ hey’eti teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on beş rupi kıymetinde eski altın Hint parası, mohur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜHR) (i. F.).

1.Bir adamın veya bir daire ve idarenin ijmi kazılı bulunan mâden veya taştan damga ki, imza yerine mektup ve senetlerin altına ve mektup zarfına yahut bir kapı ve kapak vesaireyi yapıştıran mumun üzerine basılırdı (şimdi yalnız resmf kâğıtlarda kullanılmaktadır), Ar. hâtem: Mühür basmak.

2.Bunun kâğıda veya mühür mumuna basılmış şekli ve yazısı: Mühürünü okuyamadım; mühürünü yaladı. Fekk-i mühür = Mühür mumu veya kurşunla mühürlenmiş bir şeyden mühürü bozup açma. Mühr-i Süleyman = Hazret-i Süleymân’ın mühüründe kazılı olduğu söylenen iki üçgen şekli. Mühür mumu = Mektup zarfı ve başka şeyler üzerine eritilip üzerine mühür basılmaya mahsus ve balmumu ile bazı reçinelerden yapılmış kırmızı veya diğer renkte madde çubuğu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. signet. impress. cachet. signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cachet. chop. seal. signet. signet ring. stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signet ring. stamp. affix. cachet. paper seal. signet. fascimile stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mühürlenmiş, mühürle kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraver of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı.

2.Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı.

2.Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealing. affixing of seals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür basmak: Senedi mühürledinlz mi? Bu zarfı mühürlemeli; anbarı mühürlediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seal. to seal. to stamp with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix the seal. to put under seal. to stamp with a seal. to lock up and affix a seal to. affix seals to sth. to seal with lead. to affix a seal. to place under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altına veya üstüne mühür basılmak: Bu mektuplar mühürlendi mi? Bu zarflar mühürlenecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be under seal. to be stamped with a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mühür bastırmak: Mazbatayı üyelere mühürletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put sth under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Altına mühür basılmış. Ar. mahtûm: Mühürlü bir senet.

2.Üstü kapatılıp mühür basılmış, Ar. mahtûm: Mühürlü zarf; mühürlü mağaza.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sealed. under seal. stamped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is under seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which lacks a seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oksijen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهردار] özel kalem müdürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ansızın olan, oluveren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’tan korkmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Anlaşılmaz, mânâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HUDA) (i. F.).

1.Allah’a inanmayan, Ar. mülhid. (i. F.) (belki aslı: nâv-hudâ).

2.Kaptan, gemi süvarisi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] Allahsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tırnak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخن] tırnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامفهوم] anlaşılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppermint oil. mint camphor. peppermint camphor. menthol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Navi Shuttle’de, çeşitli çalma seçeneklerine ulaşmak için bir Jog halka ve menü seçeneklerini seçmek için bir imleç artısı bulunmaktadır. DVD’nin tek parmakla kontrol edilebilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - İyi huylu, huyu güzel. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sal volatile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çelikten yapılmış yarım silindir şeklinde portatif bina, baraka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nohut renginde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نخودی] nohut rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baklagillerden bir bitki ve bol nişastalı, toparlak meyvesi. Nohut oda, bakla sofa Küçük evler için söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chickpea. chick-pea. gram. chick pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chickpea. garbanzo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chickpea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cicer arietinum): Baklagiller familyasından 50 cm kadar boyunda, vatanı Akdeniz kıyıları olan, sarımtırak çiçekli, bir yıllık bir tarım bitkisidir. Sebze ve tane olarak yenir. Leblebi yapılır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gizli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gizlilik, saklılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Pek fazla zayıflık, lagarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dokuzuncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uğursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nuhustîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilk, birinci, evvelki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Öksürük sesini taklitten ibaret alay tâbiridir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da bir ırmak. 2.Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3.Yüksek, yüce Hun anlamında.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. duckbill.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paraşüt; f. paraşütle atlamak; paraşütle indirmek. parachutist i., ask. paraşütçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. prejudice. preconception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ii bir çeşit çuha çiçeği, bot Primula polyantha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. babasının ö1ümünden sonra doğmuş; yazarın ölümünden sonra yayınlanmış; bir kimsenin ölümünden sonra vaki olan. posthumously z. ölümden sonra (özellikle yazarın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive law. positive / substantive law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buhu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzükoyun yatarak vücudu esnetme hareketi, şınav.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرخون] kan dolu, kanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çelik) baraka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lokumun asıl adı. (bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Renk tonu, renk. Bir renge daha teknik ve spesifik olarak değinilirken kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. soluk alırken çıkan hırıltılı ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ravent., bot. Rheum of ficinale: (ecza) ravent kökünden yapılan bir müshil veya kuvvet ilâcı: (argo) kavga, meydan kavgası. rhubarby s. raventli, ravende benzer. garden rhubarb papaz ravendi, bot. Rheum rhaponticum wild rhubarb keçikulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. kerte, pusulanın 32 kısmından her biri; bütün meridyenleri aynı açıda kateden hat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ruhinur).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hintli fakir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden tıpta kullanılan bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ramazanda şafaktan önce yenen yemek

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uykusuzluk, gece uyuyamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekmek fırını, ekmek tandırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meal before dawn during ramazan. meal before dawn during ramadan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساحور] sahur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2.Ay ağılı, hale. Dünya’nın Ay’a düşen, Ay tutulmasını meydana getiren gölgesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâl = yıl, hürde = yemiş). Yaşlı, ihtiyar, geçkin: Bir pîr-i sâl-hurde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «ser-Ahûr» dan galat).

1.Eski bir rütbe sahibi. 2.(silâhşor’dan galat). Vaktiyle bir kale ve yerin muhafazasıyla görevli olup, bu hizmete karşılık vergi vermeyen asker.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küçük kavun şeklinde yenmez lâkin güzel kokulu bir meyve.

2.mec. Cılız ve biçimsiz yamrıyumru adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker eyerinin örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellow fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı bir şeyle vurmaktan çıkan sesi taklid ve tasvir eder: Şark şark, şırak şırak yanaklarına vuruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., F. «sedrenç» den veya Hindçe «set-renk» den galatı: santraç). Dama gibi hânelere bölünmüş bir tahtanın üzerinde pullarla oynanılan oyun: Şatranç oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit kazak kayığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kayak ile hızla aşağıya kaymak; i. hızla kaymaya elverişli düz ve dik yokuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanser cinsinden katı bir ur. scirrhosity i., tıb. bir çeşit sert ur. scirrhous, scirrhoid s., tıb. sert ur gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sıracaotu familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. - phi) eski Yunan'da kullanılan iki kulplu su bardağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبيخون] gece baskını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söz, lâkırdı, Ar. kelâm, nutuk. (bk.) Suhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeh-zâde). Şehzâdeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldırış etmeden, çekinmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şerefle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Asil kan, soylu kan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Azamet ve heybet sahibi: Şevketlû pâdişâhımız efendimiz hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Kocalık, ihtiyarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيخوخت] yaşlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEYHU’L-İSLAM) (halk dilinde: ŞEHİSLAM) (i. A.). Osmanlı devletinde ulemanın başı. Diyanet işleri, eğitim ve adliyenin en büyük Amiri ve sadrâzam’dan sonra devletin ikinci görevlisi idi. (bk.) Meşihat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Ceyhun ile paralel akıp Aral’a dökülen büyük ırmak ki «Sır-Deryâ» da denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Seyhan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zarf, kabuk, kılıf, özellikle ceviz veya mısır kabuğu; (A.B.D). istiridye veya midye kabuğu; (f). kabuklarını çıkarmak; soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (k).dili kabuk soyma; mısır kabuğu soyma sırasında yapılan eğlence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem değersiz şey; ünlem Öf! Allah Allah!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tüyleri ürpermek, titremek (soğuk veya korkudan); (i). korkudan tüylerin diken diken olması; titreme. I shudder to think of it Onu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. shudderingly z. tüyleri ürpererek: titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir playlist’teki parçalan karışık olarak çalma özelliği.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, değiştirmek; karmakarışık edip ortadan yok etmek; sürümek (ayak); itip ileri atılmak; iskambil kâğıtlarını karıştırmak; sözü değiştirmek; güçlükle ve acemice ilerlemek; ayakları sürüyerek yürümek; i. karıştırma, hile; ayak sürüyer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta diskleri itip belirli bir boşluğa düşürmek suretiyle oynanılan bir çeşit salon veya güverte oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) sakınmak, bir kimseden kaçınmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir yana döndürmek, yolunu değiştirmek; yan yola geçirmek (katar veya vagon); elek. cereyanın bir kısmını diğer bir telden geçirmek; bir yana dönmek, yan yola sapmak; başından atmak; i. bir yana dönüş; d.y. yan hat, yan yol; elek. cereyanı ayıran

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. susmak; susturmak; i. sus sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-shut, -ting) kapamak, kapatmak; yasaklamak, menetmek; yolunu kesmek; kapanmak. shut down işi tatil etmek, kapamak veya kapanmak (işyeri); bir şeyi indirerek kapamak. shut in kapamak, engel olmak, mâni olmak; basmak (karanlık). shut off akıntısını kes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kapalı, kapanmış; i. kapama; kapama vakti; madenlerin kaynayıp birleştiği yer, kaynak yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fabrikada işi tatil etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo). uyku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eve kapanmış hasta veya yaşlı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. durdurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraflardan birinin hiç sayı kaydetmediği top oyunu; lokavt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kepenk, pencere kanadı, pancur, pencere kafesi; foto objektif kapağı; f. kepenk takmak, pancurla örtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo). fotoğraf meraklısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mekik; karşılıklı yolcu veya yük taşıma servisi; f. mekik dokumak; mekik gibi işlemek shuttle race mekik yarışı. shuttlewise z. mekik gibi, öteye beriye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital radyolar için analog radyolarda bulunan ayarlama düğmelerine benzer bir ayarlama sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. raketle havada uçurulan ucu tüylü mantardan yapılmış top; bu topla oynanan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’ın arslanı, Hz. Ali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Top arabası okunun önüne konan ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. şiddetli çarpışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süpürgedarısı, bot. Sorghum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sessizce ve gizlenerek avlama; k.dili. sessizce ve ihtiyatla bir şeyin peşinden gitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insandan aşağı, insanlık aşamasına ulaşamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hazır olup görme, gözle görüş, müşâhede.

2.Gözle görünecek surette yar olma, Alem-i şuhûd = maddt ve cismânî olan Alem, dünya, zıddı: Ruhlar ve mânâ Alemi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şâhid). (bk.) ŞAhlt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. sahîfe). Semâvî Kitaplar’dakl bahisler, sayfalar, levhalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحف] sayfalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kolaylık: SühOletle öğrenilir, yapılır bir iştir.

2.Kolaylık verici vasıta: Şehirden uzakça ise de gidip gelmek için sühûlet vardır.

3.Yavaşlık, usûl, nâzik tarz ve muamele: Sühûletle.

4.Elveriş, ele doğru ve kolay gelme, kullanış: Bu dar yerde kılmıldanmaya, yazı yazmaya sühûlet yoktur; Borcunuzu ne vakit sühûletiniz olursa verirsiniz.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kolaylık. Yumuşaklık. Mülayemet. 2.Uygunluk. Elverişlilik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Kolaylık veren, kolay kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolay kullanılır, kolaylığı olan, kullanışlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hısımlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, ısı, kızgınlık, hararet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Katılık, peklik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Sıcaklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehr). Şehrler, aylar, takvimin ayları, (bk.) Şehir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kükürt, kıs. S ;lahana kelebeğine benzer sarı bir kelebek. flowers of sulfur kükürtçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sülfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hac münasebetiyle İstanbul’dan Haremeyn’e gönderilen para ve hediyeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهود] görme. 2.görünme. 3.tanıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سهولت] kolaylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخونت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهور] aylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAAHHÜT) (i. A. «ahd» den) (c. taahhüdât).

1.Deruhte etme, üzerine alma, yapmaya söz verme: Bu işi taahhüt etti. 2.Bir askerî işi yapmayı üzerine alma.

3.Postaya verilen mektup vesairenin yerine makbuzla gitmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undertaking. engagement. affidavit. commitment. committal. pledge. stipulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commitment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subscription. solemn agreement. engagement. contract. committal. commitment. delcredere. encumbrance. liability. obligation. obediential obligation. pledge. promise. protestation. seal. stipulation. take over takeover. undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engage. pledge. stipulate. subscribe. undertake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mutlaka yerine gitmesi postaca taahhüt olunan (mektup vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered mail. registered letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affidavit. bond. letter of commitment. covenant. written contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmative covenant. letter of undertaking. written engagement. vesting deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعهد] üstlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعهد نامه] taahhüt belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jus naturale. natural law. law of nature. the law of nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tevâhîn). Değirmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahâret» ten imüb.). Pek temiz ve temizleyici.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek temiz, temizleyici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A., Y.’dan, botanik) Güzel kokusu olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(artemisia dracunculus): Bileşikgiller familyasından; anayurdu Sibirya olan ıtırlı bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken tuz ve suyu atar. Hazımsızlığı giderir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Aybaşı kanamalarının ağrısız olmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customary law. unwritten law. common law. traditional law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhâr» dan masdar) (c. tebahhurât).

1.Buğulanma, (su) kaynayıp buğu olma, ağma.

2.Tütsülenme..


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr» dan masdar). Bir şeyin içine dalma, pek derine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبخر] buharlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبحر] göllenme. 2.derin bilgi sahibi olma, uzmanlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

buharlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Buharlanmalar. (bk.) Tebahhur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kızıl söğüt, tarhun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den masdar)

1.Bilmez gibi görünme, yalandan bilmezliğe gelme.

2.(edebiyat) Tecâhül-i Arif = Bilinen şeyi edebî bir nükte ile bilmez gibi gösterme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feigning ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجاهل] bilmezlikten gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan masdar). Hazırlanma, malzemeyi tedarik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). Gülüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duhûl» den masdar) (c. tedâhülât).

1.Birbiri içine girme.

2.Ödemenin vaktinde yapılamaması: Tedâhülde kalmak.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تداخل] karışma. 2.yığılışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «te’hîr» den).

1.Sonraya, geriye kalma.

2.Gecikme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being delayed. delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تأهل] evlenme. 2.evcilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

evlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأخر] gecikme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gecikmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Ar. kelimedir) («kömür» demek olan «fahm»dan) (kimya). Kömürleşme, kömür kesilme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفخر] şişinme, övünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan) (c. tefahhurât). Övünme, kurulma, Osm. fahretme: Dünyada hiçbir şeyle tefahhur etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahs»dan) (c. tefahhusât). Etrafıyla araştırıp inceleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفحص] derinlemesine araştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan) (c. tefâhürât). Birine karşı tefahhur etme, övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفاخر] övünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm»den) Azar azar, fakat iyice anlama; farkına varma Meseleyi tefehhüm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming to understand sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفهم] anlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlamak, farkına varmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lahm» dan) (tıp). Şişmanlama, et peyda etme, et hâsıl eyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iühûk»dan). Birbiri arkasından gelip birleşme, birbirine katılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «leheb.den). Al lenme, tutuşma, parlama, Ar. iltihâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iehef» den). El. çıkan bir şeye üzülüp teessüf ederek a yıp sızlama: Evine ve eşyasına acımıyor yanan kitaplarına telehhüf ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلهف] yanıp yakılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mashara» dan). Maskaralık etme, birini alaya alma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمسخر] maskaralık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

maskaralık etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “rahm”den). Acıma, merhamet etme, merhamete gelme: Halime terahhum etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترحم] acıma, merhamet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Acıyarak, acımaktan dolayı, merhameten: Haline terahhumen müsaade etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Terahhumlar, acımalar, (bk.) Terahhum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» tan).

1.Şahıs şekline girme, mücessem şekilde görünme, Ar. tecessüm.

2.Ayrılıp belirme, teşhis olunma, Osm. taayyün etme: Hastalık henüz teşahhus edemedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sahip çıkma, koruma ve muhafaza etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تصاحب] sahip çıkma. 2.arkadaşlık etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claiming or pretending to be the owner of sth which does not rightfully bel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to claim or pretend to be the owner of sth which one does not rightfully po. to support and protect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehâdet» ten). Namazda «ettahiyyât» duasını okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vahşet» ten).

1.Korku hissetme, yalnızlıktan korkma.

2.Vahşî hayvanlar gibi ürkme, bir şeye alışamayıp güvensizlik gösterme.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توحش] korku, korkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm»den) (c. tevehhümât). Zannetme, vehimlenme, esassız ve yersiz şüpheye düşme: Benim kendisinin aleyhinde bulunduğumu tevehhüm etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan). Çokluk ve kalabalıkla toplanma, yığılma, kalabalıkla bîrinin etrafını alma, Ar. izdiham

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2.Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. sign. appearing. becoming visible. becoming manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by