Hun Zengare Taji Ne | Hun Zengare Taji Ne ne demek? | Hun Zengare Taji Ne anlamı nedir?

Hun Zengare Taji Ne | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: hun zengare taji

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny. randy. raunchy. poor. destitute. hungry.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iktidar, yetenek, kabiliyet; marifet, hüner; dirayet, zekâ; huk ehliyet, kudret abilities (i) kabiliyetler; hassalar, melekeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güçlü, muktedir, kadir; istidadı olan, hünerli, becerikli; yetkili able-bodied (s) vücudu sağlam olan güçlü able-bodied seaman gemici tayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). hünerle, maharetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungry. covetous. empty. unfed. esurient. greedy for. hollow. ravenous. starveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. famished. hungry. peckish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungry. covetous. greedy. insatiable. hollow.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, becermek , üstesinden gelmek; tamamlamak, ikmal etmek accomplished (s). ikmal edilmiş ; hünerli; nezaketli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

get hungry. feel hungry. be hungry. feel hollow. feel peckish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel hungry. to be hungry. to be famished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel hungry. to crave. to hunger after. to starve. hunger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. starvation. dearth. famine. hollowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. famine. starvation. poverty yoksulluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger. becoming hungry. starvation. famine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunger strike. bread riot.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, iktisap; ilim, marifet, hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres; söylev, nutuk; konuşurken takınılan tavır, eda; hüner, sanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, usta, becerikli, mahir, hünerli. adroitly (z). hünerle.adroitness (i). hüner, marifet, el çabukluğu.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bulaşmış: Agişte-i hûn ve hâk = Kana ve toprağa bulaşmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouthpiece. nozzle. cigarette holder. muzzle. funnel huni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Israeli coin One hundred agorot equal one new Israeli shekel--NIS. 100 agorot equal 1 shekel. the marketplace in ancient Greece. a place of assembly for the people in ancient Greece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

german. dutch. kraut. german. balt. hun. kraut. teuton.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imef.). Bulaşmış, bulaşık; Alûd« hûn = Kana bulaşık; Alûde dâmen = Eteği bulaşık, iffetsiz, namussuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki elini aynı şekilde kullanabilen kimse; iki yüzlü kimse. ambidexter'ity (i). iki elini aynı şekilde kullanabilme hüneri; iki yüzlülük. ambidextrous (s). iki elini aynı şekilde kullanabilen; çok cepheli, usta; iki yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i animizm, butun varlıkların ve evrenin bir ruh taşıdığına inanan doktrin; varlıkların bedenlerinden ayrı olarak ruh sahibi oldukları inancı; ruhun hayat ve sağlığın temel varlığı olduğuna inanma doktrini ; ruhların varlığına inanış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-hundred-percent Java based build tool that is used to compile, assemble, and run applications Instead of the traditional model where build envionrments are extended with shell-based commands, Ant is extended using Java classes Instead of writing she

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. research. exploration. searching. hunting. quest. reconnaissance. scouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookup. search. exploration. frisk. hunt. hunting. pursuit. quest. root about.

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

look for. search for. search. seek. try to find. seek for. hunt. miss. comb. comb out. gun for. hunt after. hunt for. hunt out. be on the look-out for. have a look-see. poke. quest. rout. rummage. scout about. scout around. seek after. be spoiling fo. cal

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. investigation. study. hunting. inquiries. inquiry. inquisition. paper. probe. quest. rummage. scrutiny. switching. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. investigate. research into. explore. seek. analyse. analyze. study. dig up. fish. cast about. cast around. check up. dig. drag up. dredge for. dredge up. ferret. ferret about. fish around. forage. go into. hunt after. hunt out. hunt up. inqui.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascertain. explore. hunt. inquire. investigate. probe. prospect. research. search. seek. sift. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to search thoroughly. to explore. to investigate. to research. to make a study. to do a research on. ascertain. costean. delve. ferret. fish. hunt. inquire. probe. quest. scout. seek. smell about. try.

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs inspector searching. hunter. searcher.

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmenin buğdayı azar azar döken hunisi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «irfan» dan if.) (mü. Arife). Bilen, bilgi sahibi, dânâ, Aşinâ, vâkıf: Arif-i esrar = Sırlar bilen: Hüner ve fende Ariftir. Arif-i billâh = Allah’ı hakkıyle anlamış. Mürşid-i Arif = Tanrı sırlarını bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüner, sanat, marifet, ustalık, maharet ; ilim dalı, fen. arts and crafts el işleri. Bachelor of Arts degree edebiyat fakültesi diploması, başölyelik derecesi; (kıs). AB, BA black art sihir, sihirbazlık, büyü, büyücülük. fine arts güzel sanatlar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oyun, hile, desise; hüner, sanat; hunerli iş; ustalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The artist is usually listed first i e Hunting scene by Henry Alken The artist painted or drew the original picture He or she may or may not have been involved in the print making process Sometimes the original might be redrawn- i e Hunting scene by Smith

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hilesiz, saf, açık sözlü; hünersiz, sanatsız, kaba; tabii, doğal. artlessly (z). hilesizce, saflıkla. artlessness (i). hilesiz oluş, saflık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. thirst. desire. longing. yearning. wish. want. request. affect. appetence. appetency. appetite. aspiration. conation. craving. hankering. hunger. intentness. lust. maggot. passion. prurience. pruriency. rage. urge. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. want. request. desire. longing. hunger. lust. will. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasital. parasitic. parasitical. parasite. sponger. sucker. hanger-on. bloodsucker. endoparasite. free rider. freeloader. sponge. tufthunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall. hang. pull. strain. tug. twitch. to hang. to be hung. to be hanged. to be executed idam edilmek. to pull. to tug. to pester. to insist. to try hard. to make advances. to fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hang. to pull one's full weight. to lean over. to hang on. to cling to. to insist. to behanged / hung.

Türkçe Sözlük

Aslahake Allah, aslahüm Allah, aslahuna Allah, aslahaküm, Allah suretlerinde «Allah ıslah eyleye» mânâsıyle ve ekseriya ıslaha muhtaç olanlar hakkında alay yoluyla söylenen dua tabirleridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapevine. hanging. suspension. vine. suspended. hung.

Türkçe Sözlük

(i.) (isim demek olan «ad» dan ayırmak için (t) si (d) ile değiştirilmez). 1. Binek, koşu ve yük için kullanılan mâruf uysal hayvan, beygir, Ar. feres; Fars. esb: Binek atı, koşu atı, yarış atı, Arap atı. 2. Bu hayvanın enememiş erkeği, iğdiş ve kısrak mukabili. At oğlanı, uşağı = Arabacı ve seyis yamağı, ispir. At oynatmak = Hüner göstermek. At pazarı = At vesair hayvanların alınıp satıldığı çarşı, yer. At balığı = Afrika’nın büyük nehirlerinde yüzen büyük hayvan ki, Yunanca’ da (Hipopotam) yani ırmak atı denilir. Balıkla benzerliği yoktur. Suaygırı denir. At sülüğü = Sülüğün işe yaramaz cinsi. At sineği = Hayvanlara yapışan sinek. At kafası = Ahmaklık, beyinsizlik. At kafalı = ahmak, beyinsiz. Atkulağı = Marula benzer bir bitki. Atkuyruğu = Bir cins bitki ki, Arapça’da emsuh derler. Atkestanesi = iri ve yenmez bir cins kestane, ki ağacı süs için bahçelerde ve yollarda dikilip, beyaz ve penbe çiçeklisi olur. Çağatayca «ad» yerine de «at» kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ünlü. 2.Babacık. 3.Savaşçı, fatih. 4.Hun Türklerinin büyük imparatoru (400-453).

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of throwing / expelling / boosting. crosspiece. blasting. blow-up. ballistic. elimination. warp. expulsion. ejection. pulsation. rejection. launching. dropping. sling. bowing. trimming. surge. shunt. pitching. heave. casting. shooting. get.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).hüner, marifet; elde etme, erişme, edinme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluğu Austrian (i). (s). Avusturyalı; (s). Avusturya'ya ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. shooting. sporting. hunt. chase. shooting. killing. catch. kill. pickup. prey. quarry. shikar. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. game. hunt. kill. trophy. hunting. shooting. fishing. prey. victim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

game. hunt. prey. hunting. catch. victim. chase. game hunting. quarry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting dog. beagle. game dog. hound. retriever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. hunter. shooter. chaser. birdman. huntsman. huntress. gun. trapper. skirmisher. shikari.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunter. trapper. huntsman. skirmisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunter. huntsman. skirmisher. lightinfantry soldier. game hunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sporting. hunting. shooting. the chase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. shooting. fishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

huntsmanship. shooting. gunning. hunt. hunting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting ground. shoot. hunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. covert. shooting ground. hunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. dropping thereturn gently over the net to an unprotected spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunt. shoot. fish. account. bag. chevy. chivvy. chivy. gun. hawk. kill. prey on. prey upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. hunt. pot. to hunt. to bag. to trap. to snare. to deceive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hunt. to shoot. to deceive. to drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hunted. to be caught. to go hunting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hunted. to be caught. to go hunting. hunt. pot. prey.

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient title of the warden of the eastern marches of Hungary; now, a title of the viceroy of Croatia and Slavonia. an official prohibition or edict against something 100 bani equal 1 leu prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking

Türkçe Sözlük

(e.). Bağırma sesi. Hüngür hüngür ağlamayı, ses ve gürültü ile olan sair fiilleri tasvir için ard arda kullanılır: Bangır bangır ağladı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağır, sakîl. 2. Basıp geçen, galip, faik, üstün: Bu, hepsinden baskın çıktı. 3. Ansızın hücum, birden basıp gafil tutma, şebhûn. Baskın vermek = Ansızın hücuma uğramak, kabahat işlerken tutulmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Goddess with the form of a cow, from the Middle Kingdom on merged with Hathor. the only mammal that can fly, known for its use of echolocation to move and hunt in the dark.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Türkçe Sözlük

(i.). Beğenme. Hünkâr beğendi: 1. Bir nevi sarı çiçek ki, mavisine bey beğendi denir. 2. Kızartma veya tencere kebabı ile yapılır bir nevi patlıcan yemeği.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Onun için ondan dolayı. 2.Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. hem erkek hem dişi, iki cinsiyetli, hünsa; bot. kendi kendini aşılayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kana susamış, canavar ruhlu, hunhar. bloodthirstily z. kana susamışcasına. bloodthirstiness i. kana susama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. kanlı; kan gibi; kana susamış, gaddar, zalim; Ing., (argo) Allahın belası, uğursuz, alçak; f. kana bulamak, kanla lekelemek. bloody flux dizanteri, kanlı ishal. bloody Mary votka ve domates suyundan yapılan bir içki. bloody minded hunhar, zalim, ga

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. balina yağı; ağlayış; f. hüngür hüngür ağlamak; ağlarken (bir şeyler) söylemek; s. şişkin, kalın. blubberer i. hüngür hüngür ağlayan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumpy. podgy. squat. stocky. thickset. chunky. stumpy. dwarfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. short. squat. chunky. low. podgy. pudgy. stumpy.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağızın sonundaki dar yer ki yenilen şey yutulurken oradan geçip mideye gider. Gırtlağın yukarısı. 2. Bunun dış tarafı, boynun önü, gerdan; tilki postunun boğazı. 3. Her şeyin dar ve boğuk yeri. Şişenin boğazı. 4. İki dağ arasındaki dar geçit. Fars. derbent, Ar. akabe: Gülek boğazı. 5. İki kara arasındaki dar deniz: İstanbul Boğazı, Cebel-i TArik boğazı. 6. Çay ağzı, ırmağın denize döküldüğü yer. Menderes boğazı. 7. mec. Yiyecek, azık, kuvvet, yem: Atın boğazı, o yalnız boğazını düşünüyor. Boğazını çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak. 8. Boğaz hastalığı, boğazın şişmesi. Ar. hunnak: Boğaz olmak. Boğaz almak = Boğazı yakmak ve incitmek. Boğaziçi = İstanbul Boğazı ve İki sahili. Boşboğaz = Sır saklamaz. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl, yemeğe dayanamayan. Boğaz boğaza gelmek = Kavga edip döğüşmek. Boğazdan geçmemek = Bir sevdiğini düşünerek yalnız yemeğe kıyamamak. Boğazına sarılmak = Üstüne hücum etmek, karşı durmak. Sıkboğaz etmek = Kıstırıp zorlamak. Boğaza durmak = Yutamamak, yaramamak. Boğaz dokuz boğum = Söyliyeceğini düşünmekten kinaye. Boğaz tokluğuna = Yalnız karnını doyurmak için, ücretsiz çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hüngür hüngür ağlamak; i. hıçkırarak ağlama sesi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk’a verilen unvan olarak geç(Erkek İsmi)

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. hareketli bir parça veya bölüm; yorumlamada hüner gösterisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bend. buckle. crook. flex. hunch. tweak. twine. twist. weave. wring. to bend. to crook. to curl. to twist. to contort. to curve. to fold. to spin. to twine.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu mahal, bu yer: Bura adamları çalışkan olur. Buranın meyvesi boldur. Burayı bırakacak mısınız? Buraları da görmüş olduk. Ekseriya zamire eklenerek kullanılır: Buram ağrıyor. Buranız kararmış. Burası çok ucuzluktur. Burası, buraları: Bu hal, bu suret, bu keyfiyet: Asıl burası matlûptur. Buraları iyice anlatmalı. Yakın yere işaret içindir: Ar. hâ, hunâ, Fars. incâ: Buraya gel, burada kal, buradan geçti, buraca bilinmiyor (uzak yeri işaret için «ora» ve orta yer için «şura» kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormanda rahat yaşayabilme hüneri.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can vermek, diriltmek: Hazret-i isa’nın bir ölüyü canlandırmış olduğu söylenir. 2. Ayıltmak, kendine getirmek: Lokmanruhunu koklatmakla derhal kendisini canlandırdı. 3. Taze hayat vermek, neşelendirmek, revaç ve muamelâtını arttırmak: Demiryolu hatları Anadolu’yu, Anadolu’nun ticaretini canlandırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, uyanık; tedbirli ihtiyatlı; açıkgöz; zeki anlayışlı; hünerli, becerikli; tutumlu, idareli; sessiz, sakin; kuytu, rahat; cazip, çekici, zarif, hoş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurmak, kereste ve.saireyi birbirine bağlayıp dikmek: Çardağı çabucak çattılar. 2. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek: Dikiş çatmak. 3. (askerlik) Tüfekleri uç uca iliştirip durdurmak. 4. Hayvana yük yükletmek, vurmak, çarpmak, müsademe etmek: Duvara çattı. 5. Uğramak, Fars. dûçâr ve griftâr olmak: Belâya çattık. 6. Rasgelmek, tesadüf etmek: Bir mirasyediye çattım. 7. (geÇavdar mi) Çarpıp batmak. 8. (mevsim ve zaman) Yaklaşmak, yakına gelmek: Bahar çattı. 9. İntisap etmek, dalkavuklukla yaranıp birinin teveccühünü kazanmak: O, filâna çatmıştır. Baş başa çatmak = Müşavere etmek. Kaş çatmak = Kaşları indirip yüz ekşitmek. Keyif çatmak = Keyif sürmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep clear of. get cold feet. have cold feet. chicken out. hesitate. fear. hold back. beware. shy. boggle. dread. flee from. flinch. funk. hang back. hold off. shrink. shun. wince. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. fear. forbear. refrain. shun. shy. to avoid. to abstain. to shun. to refrain. to draw back. to beware of. to shrink. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradise. heaven. eden. city of god. elysium. glory. the new jerusalem. the happy hunting grounds. pie. pearly gates.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir öIünün ruhuna okunan duaya ödenen para; kilisenin dua okutmaya mahsus oda veya bölümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (satranç). mat; tam yenilgi; (f). (satranç). mat etmek; hünerle yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külçe, yığın, topak; (k.dili). kuvvetli ve tıknaz adam; bodur ve güçlü at veya başka hayvan. chunky (s). bodur, tıknaz; topak topak, külçe halinde. chunkiness (i). bodurluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. outbreak. going out. overhang. projection. promontory. ascent. mounting. rising. climb. climbing. overhung. cantilever. spring. springing. project. console. portico. porch. prostyle. penthouse. baldachin. issue. extended. sponson. co.

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheetah. hunting cat. hunting leopard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

colossal. enormous. fantastic. gargantuan. gigantic. immense. mighty. monumental. prodigious. profound. resounding. royal. terrific. thumping. thundering. tremendous. vast. walloping.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). duygusuz, merhametsiz, hunhar; soğuga karşı hassas; (biyol). soğuk kanlı.

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmen taşına tane döken titrek huni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zanaat, el sanatı; esnaf; hüner, meleke, marifet, meslek; desise, hile, şeytanlık; (den). tekne, gemi gemiler. craft union bir iş dalında çalışanların kurdukları sendika.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -men). esnaf zanaatçı. craftsmanship (i). hünerli iş, ince iş; hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cent, county, court, one hundred.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). hundredweight (ing). 112 libre, yaklaşık olarak 50 kilo; (A.B.D). 100 libre, 45,5 ki lo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

toadeating. adulatory. reptile. silky. soapy. apple polisher. toady. flatterer. sycophant. yes man. bootlicker. adulator. brown-nose. bumsucker. creeper. cringing. deadhead. flunkey. flunky. groveler. groveller. lackey. minion. reptile. tufthunter.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüner, maharet, el çabukluğu, beceriklilik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, eline iş yakışır, usta, marifetli, hünerli. dexterously (z). hünerle, ustalıkla, el çabukluğu ile. dexterousness (i). hüner, ustalık, marifet, el çabukluğu.

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a dinner to; to furnish with the chief meal; to feed; as, to dine a hundred men.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dolmuş, içi dolu. Ar mâl, meşhûn, mâl-A-mâl. Fars. pür: Dolgun havuz. 2. Kabarık, şişkin: Dolgun minder. 3. Çok yemekten şişmiş: Dolgun mide. 4. Tam, çokça, değerlice: Dolgun fiyat. 5. Hiddet, kin ve öfkeyi içine biriktirip saklamış. Ar. mubattın: Dolgun adam. 6. Son dereceye gelen: Dolgun yürek = Hüzün ve kederin son derecesine gelen yürek: Dolgun göz = Göz yaşı dökmek için küçük bir sebep arayan mahzun göz. Etine dolgun = Tıknaz, orta şişmanlıkta.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dolmuş şeyin hali. Ar. meşhûniyet, imtilâ. 2. Garaz, kin, yürekte gizli tutulan hiddet: Birine dolgunluğu olmak. 3. Mide şişkinliği. Ar. imtilâ. Kulak dolgunluğu = Çok işitmekten meydana gelen bilgi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dolu, dolmuş; boş olmayan. Ar. memlû, meşhûn: Dolu şişe, sandık, havuz. 2. Bir kap vesaire içine birikip toplanmış olan: Bu dolap kitap dolu; bu gölde balık, şu dağda av kuşları doludur. 3. Çok, fazla. Osm. kesretli: Bu bağda dolu kiraz vardır; Necd’de cins kısraklar doludur. 4. İçi boş olmayan, som. 5. Fişek ve barutu konup atılmaya hazırlanmış (ateşli silâh): Dolu tüfek, top. Doludizgin = (hayvanı) Tam süratle koşturmak: Bir atlı dolu dizgin geliyordu. 6. Bir kap vesaireyi dolduran miktar: Avuç dolusu, kâse dolusu. 7. içki dolu kadeh, bardak. Fars, piyâie: Bir dolu içmek. Ağız dolusu = Ehemmiyetsiz, değersiz çok lâflar: Ağız dolusu lâf, hangisine inanırsın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). hayatta olan bir kimsenin eşruhunu taşıdığı tasavvur edilen ve yalnız o kimseye görünen hayalet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fill up. to satisfy. to allay sb's hunger. to saturate. impregnate. quench. sate. satiate. stay.

Türkçe Sözlük

(i A.) (c. edhune). 1. Duman. 2. Tütün: İnhisâr-ı dühân = Tütür inhisarı, rejisi, tekel.

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of over a hundred fundamental materials containing only one kind of atom Some common elements are oxygen, gold, hydrogen, and silicon All other materials are made of compounds or mixtures of elements Water, for example, is made of two hydrogen atoms a

Türkçe - İngilizce Sözlük

vast. wide. open. boundless. open sea. depth. expansive. high seas. profound. thundering.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Fazilet. 2.Maharet, hün(Erkek İsmi) 3.Liyakat. 4.Usta gemici. 5.İnsanın ruhsal yetkinliği.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hünsalık, hürısa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be hung up. lie over. stand over.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilirkişi raporu; ehliyet,hüner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of hunger. worry and depression.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolaylık, suhulet; fesahat;serbestlik; uzluk, hüner; (ask.) özel bir iş için yapılmış bina. facilities (i). vasıta, imkân,bina, tesisat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a spell Range Spells cast at Far range are cast upon something that is within a hundred paces of the magus. nIII: goal; end.

Türkçe Sözlük

(i. A. feres’ten if.) (c. fürsân). 1. Atlı, süvari: Fürsân-ı Arab. 2. Binici, binmek işini iyi bilen, binicilikte mâhir. 3. mec. Mahir, muktedir, bir fen ve hünerde sanki at oynatmaya ehil: Fâris-i meydan-ı fesâhat.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fazâil). 1. Değer, kadir, meziyet: Bunda ne fazîlet var anlayamıyorum. 2. Hüner, marifet, ilim, irfan: Fazîleti, fazâili meşhur bir zat. 3. İyi ahlâk, iffet, ismet ve nâmus: insanın itibarı faziletiyle ölçülür, artar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efdal). 1. Değer, asılda olan meziyet. 2. Hüner, marifet, kemal, olgunluk, ahlâk ve akide doğruluğu ile beraber ilim, bilginlik: Onun ilim ve fazlı bellidir, t. Cömertlik, yardım, inayet, ihsan. 4. Üstlük, artıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hünersiz, beceriksiz, elinden iş gelmeyen; cansız, zayıf.

Türkçe Sözlük

(i. A. «feres»den). At yetiştirip terbiye etmek ve ata binmek hüneri.

Türkçe Sözlük

(I. F.). ilim, hüner, marifet, malûmat. Herheng-i Şuûrt’ye göre bu söz Arapça «kamus» gibi, lügat kitabı mânâsına da geldiğinden, bazı Farsça lügatler bu adla anılır: Ferheng-i Şuurî, Ferheng-i Cihangiri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mübarek, uğurlu, mes’ut. Ferhunde-ply = Ayağı uğurlu. Ferhunde-rey = Görüşü, fikri üstün. Ferhunde-tllih, ferhunde-fil = TAlihi yaver, mes’ ut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short chain with a decorative seal or other device attached to the end The fob and chain hung outside watch pocket, and could be used to pull the watch out of the pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete assortment of letters, numbers, and symbols of a specific size and design There are hundreds of different fonts ranging from businesslike type styles to fonts composed only of special characters such as math symbols or miniature graphics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Hungary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Hungary.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talih, baht; rastlantı, tesadüf; uğur; şans; kader, kaza, kısmet; servet, çok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcısı. fortuneteller (i). falcı. fortunetelling (i). falcılık. make a fortune zengin olma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tilki; tilki kürkü; kurnaz adam. fox chase tilki avı; bunu taklit eden oyun. fox glove (i). yüksükotu, (bot). Digitalis purpurea. foxhole (i). askerin sığınacağı çuku.r fox hound (i). tilki avında kullanılan köpek. fox hunting tilki avı. fox terr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i huni; baca, boru funnel cloud bulut hortumu, bazen kasırga esna sında görülen huni şeklindeki bulut

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hungary seems to take credit as the birthplace of the Galop It was an old time dance, often introduced at the Country dances or following a Volte and Contra Danse as a contrast to their slow and somewhat monotonous steps In 2/4 time, it was a springy step

Türkçe - İngilizce Sözlük

chunky. stupid. half-witted. goofy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be late. delay. lag. be tardy. fall behind with. hold off. be hung up. lag behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. migrate. to pass. to pass over. to cross. to traverse. to go through. to pass by. to go over. to cross over. to outgo. to surpass. to percolate. to skip. to shunt. to overreach. to transfer. to permeate. to mesh. to blow. to adapt. to outstrip. to o

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hediye, armağan; istidat, hüner, kabiliyet; Allah vergisi, atiye, ihsan; huk. hibe, hediye verme hakkı; f. hediye vermek, hibe etmek. Don't look a gift horse in the mouth. Bahşiş atın dişine bakılmaz. gifted s. kabiliyetli, hünerli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thunder. a clap of thunder. roll. thunderblast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thunder. clap of thunder. thunderclap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (better, best) (i.), ünlem iyi, âIâ, güzel, hoş; uygun, münasip, yerinde; faydalı; doğru; hayır sahibi, kerim, cömert; uslu, itaatli; dini bütün; muteber; şerefli; sağlam, mükemmel, dolgun; çok, büyük; hünerli; güvenilir; hayırlı; bozulmamış; sı

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Dikkati çekecek şekilde yapılan hareket veya gösterilen hüner, oyun vs. 2. Bir topluluğun kendi duygusunu gösteren davranışı, tezahürat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boom. to thunder. to die. roar. thump.

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud thundering noise. clap. fulmination. growl. peal. roar. roaring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

roar. thunder. boom. din. growl. grumble. rumble. rumble out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a loud noise. to thunder. to roar. to roar with anger. to die unexpectedly. boom. fulminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy. loud. tumultuous. tumultuary. clamant. clamorous. clangorous. hilarious. hurly-burly. jazz. knockabout. rackety. rambunctious. riotous. roaring. robustious. rumbustious. thundering. uproarious. vociferous. disorderly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) harbor, hard, height, hence, high, (müz.) horns, hour(s), hundred, husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Falling ice in roughly round shapes at least 0 2 of an inch in diameter Hail comes from thunderstorms and is larger than sleet Hailstones form when upward moving air -- updrafts -- in a thunderstorm keep pieces of graupel from falling Drops of supercooled

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is a destructive form of precipitation that is 5 to 190 millimeters in diameter The large downdrafts in mature thunderstorm clouds provide the mechanism for hail formation Hailstones normally have concentric shells of ice alternating between those wi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. Precipitation which forms into balls or lumps of ice over 0 2 inch in diameter

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or clumps of ice produced by thunderstorms Severe storms with intense updrafts are most likely to produce large hail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation composed of balls or irregular lumps of ice with diameters between 5 and 50 mm. precipitation composed of chunks of ice that form atop cumulonimbus clouds and fall as soon as they become too heavy for the cloud updrafts to hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or lumps usually consisting of concentric layers of ice A thunderstorm is classified as severe when it produces hail 3/4 of an inch or larger in diameter The following table shows hail size estimates:. is precipitation c

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of transparent or partially opaque balls or irregular lumps of concentric ice Hail is normally defined as having a diameter of 5 millimeters or more and is produced by thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. millimetric or larger precipitation particle of ice, formed by the accretion of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation in the form of balls or irregular lumps of ice produced by liquid precipitation freezing and being coated by layers of ice as it is lifted and cooled in strong updrafts of thunderstorms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hail is observed precipitation in the form of small balls or pieces of ice , falling either separately or agglomerated into irregular lumps Hail falls during heavy thunderstorms.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el; el gibi uzuv (maymun ayağı, şahin pençesi, Istakoz kıskacı); kudret, yetki, salahiyet; parmak, işe karışma; maharet, hüner; el yazısı, imza; yardım; usta; yetki sahibi kimse; işçi, amele; taraf, yan; saat yelkovanı veya akrebi; atın yüksekliği

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (hung) asmak; takmak; sarkıt mak; eğmek (baş); kaplamak, yapıştırmak; ABD engellemek, mani olmak (jüri kararı); asılmak, asılı olmak, sallanmak, sarkmak . hang around (k.dili) başıboş gezerek beklemek. hang back tereddüt etmek, çekinmek . hang fire

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanîfe) (c. hunefâ). 1. Hazret-i İbrahim’in kurduğu yolda Hak dinine tâbi olan, tek Tanrı’ya inanan. 2. Peygamberimiz’den önce de Arabistan’da tek Tanrı’ya inanan.

Türkçe Sözlük

(i. A. hunk’dan if. botanik). Boğan. Hânık-uz-zîb = Kurtboğan. Hinıkul-kelb — Çiğdem. H8nık-un-nemer = Bir tıp bitkisi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ele geçemeyen veya elden kaçırılan bir nimete üzülerek yanma ve iç çekme: Hasret çekmek: Mahrum olup teessüf etmek. 2. Göreceği gelmek: Arzu, iştiyak: Çocuklarının hasretini çekiyor: Hasret-i yâr ile dil-hûn oldu. (Türkçe): Sıfat gibi de kullanılıp hasret olmak ve hasret kalmak denilir: Bu sene üzüme hasret kaldık.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). 1. Küçük havuz. 2. Sidik borularının böbrekle birleştiği yerdeki kısımda huni biçimindeki genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (biyol). hem erkek hem dişi cinsiyet organlan bulunan canlı veya bitki; (s). hünsa, erselik, ikicinslikli. hermaphrodit'ic (s). ikicinslikli, hünsa, erselik. hermaph'roditism (i). iki cinsiyet sahibi oluş, hünsalık.

Türkçe Sözlük

(bk.) Huni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rise from the grave and hunt people. to rise again. return from the dead. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for HUNGARY.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Amir, hâkim, sahip. 2. Padişah, imparator, hükümdar. 3. I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir. 4. Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (asıl Ar. mânâsı: konma ve bir menzile inme). 1. Girme, Ar. duhûl, bir şeyin içine geçme. 2. Erişme, gelip çatma, Ar. vusûl: Hulûl-i şitâ = Kışın erişmesi, ramâzan-ı şerifin hulûlü. 3. Tenâsüh akidesinde inançlara göre bir ruhun başka bir bedene girmesi. Ar. tecessüm. (hal) Hulûl-i dâhili, hulûl-i hârici = Sıvıların ve gazların hayvani ve nebatî zarların arasından öteye geçmeleri ki, Yunanca’dan. Fr. exosmose ve entosmose denilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kan. HÜn-i şühedâ = Şehitlerin kanı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a warlike nomadic people of Northern Asia who, in the 5th century, under Atilla, invaded and conquered a great part of Europe. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporeal soul. nIII: reason, motive. Food that is forbidden in Buddhism. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century. offensive terms for a person of German descent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hun kavmi; barbar kimse, vahşi kimse.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Aşâmîden = içmek). Kan içici.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bahâ = değer). Kan bahâsı, diyet.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bârîden = yağmak). Kan yağdıran.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, efşânden = Saçmak). Kan saçan, kan serpen.

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük

(i. F„ hûn = kan, rîhten = dökmek). Kan döken.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâbe.

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Ab = su). 1. Sulu kan, kanlı su, su ile kan karışık. 2. mec. Kanlı gözyaşı.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. tıp) («hunnâk» gibi çift n ile yazmak yanlıştır). Boğaz hastalığı.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. hunâkıyye). Boğaz hastalığına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yüz sayısı, yüz rakamı (100, C); s. yüz. hundredweight i. 112 librelik ingiliz ağırlık ölçü birimi; 100 librelik Amerikan ağırlık ölçü birimi. a hundredfold yüz kat, yüz misli. a hundred per- cent yüzde yüz. hundredth s., i. yüzüncü; i. yüzde bi

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilme, bilgi, mârifet, mâlûmat: O da bir hünerdir. 2. Ustalık, ihtisas, maharet: Bunu yapmak için hüner ister; bu işte çok hüner vardır. 3. İlim, fen, bilgi: İlim ve hüner tahsili. 4. İnce ve güzel san’atlar: Hüner sahipleri.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hünermendân). Hüner sahibi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ilim ve mârifeti veya ihtisas, mahareti olan: Hünerli edamdır. 2. Sanat ve maharetle yapılmış, süslü: Pek hünerli bir resim.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İlim, mârifet, ihtisas ve mahareti olmayan: Hünersiz adam. 2. Sanat ve maharetle yapılmamış, sanatsız: Hünersiz bir yapıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. hang; s. asılmış, asılı. hung beef tuzlanmış ve kurutulmuş sığır eti. hung jury kararında oybirliğine varamayan jüri. He is hung up on food A.B.D.,argo Aklı fikri yemekte. Hung. kıs. Hungarian, Hungary.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açlık; kuvvetli istek, arzu, özlem, iştiyak; f. acıkmak; hasret çekmek, özlemini duymak, şiddetle arzulamak; aç bırakmak. hunger march açlık yürüyüşü. hunger strike açlık grevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aç, karnı acıkmış; istekli; kuru, kıraç. hungrily z. açlıkla; arzuyla.

Türkçe Sözlük

(aslı: ÜNGÜR) (i. ses taklidi). Sesle, hıçkıra hıçkıra, hüngür hüngür ağlamak.

Türkçe Sözlük

(f.). Hüngür hüngür ağlamak, sesle bir çeşit asabi halecanla ağlamak.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hüngür derken çıkan ses.

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜNKAR) (i.) («Hudâvendigâr» dan hafifletilmiş). 1. Osmanlı hükümdar, padişah ve sultanı. 2. Mevlânâ Celâleddîn-i RÜmî’nin unvanlarından.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâk.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrıtaçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hünnap’tır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avlanmak, peşine düşmek; avlamak, av peşinden gitmek; araştırmak; mak., elek. bir nokta çevresinde dalgalanmak; i. av, şikar; avcılık; avcılar kulübü; arama; avlak. hunt down yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. hunt up aramak, arayıp bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcılık; arama, araştırma; mak., elek. dalgalanma. hunting box İng. avcı kulübesi. hunting cap coğunlukla kadifeden yapılmış avcı kasketi. hunting case madeni saat kapağı. hunting dog av köpeği. hunting knife av bıçağı. hunting seat av köşkü. happy

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâsin). 1. Güzellik, Ar. cemâl. 2. İyilik, makbûl olma. Hüsn-i ahlâk = Ahlâk iyiliği ve güzelliği, yüksek ahlâk. Zıddı: SÜ-i ahlâk = Kötü ahlâk. Hüsn-i idare = Güzel idare etme. Hüsn-i tedbîr = Güzel tedbir. Hüsn-i tâbir = Müstehcen veya soğuk bir şeyin’güzel ve edebe uygun bir tâbirle ifade edilmesi: Mezarburnu yerine Mesarburnu denilmesi gibi. Hüsn-i teveccüh = Sevgiyle karışık övme ve takdir: Hakkımdaki hüsn-i teveccühünüze minnetdârım. Hü«n-i hâl = İyi hal. HQsn-i hâl sahibi = İyi ve doğru insan. Hüsn-i hareket = İyi hareket, iyi muamelede bulunma, beğenilen tarz ve tavır. Hüsn-i hitâm = Hayırlı olarak sona erme. Hüsn-i hitâm vermek = Hayırlısiyle bitirmek. Hüsn-i hat = İyi yazı, kaideye uygun yazı yazma: Hüsn-i hat hocası, dersi. Hüsn-i sûret = Güzel şekil, suret, Osm. sûret-i hasene. Hüsn-i zan = Biri hakkında iyi kanaat besleme, kendisini iyi zannetme: Onun hakkında herkesin hüsn-i zannı vardır. Hüsn-i kabûl = İyi kabûl etme, ikram ve saygıyla kabûl ediş: Hüsn-I kabûle mazhar oldu. Hüsn-i muamele = Güzel muamele, iyilikle muamele etme. Hüsn-i nazar = Teveccüh, sevgiyle öğüş, samimî şekilde beğenme. Hüsn vermek = Güzelleştirmek. Hüsn-i yûsuf = Güzel bir çiçek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan; beceriksiz, hünersiz, toy. ineptitude i. beceriksizlik. ineptly z. hünersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

,- ulate,- uliform s. huni şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünerli, marifetli; zeki, usta; usta işi, maharetle yapılmış. ingeniously z. maharetle, ustallkla. ingeniousness i. maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaratıcılık; maharet, hüner, marifet.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hunk» tan masdar). Boğulma, bunalma, nefes tutulma (ihtinak gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yaratıcı, buluşları olan; icat etmekle ilgili, hünerli. inventiveness (i.) icat kabiliyeti, yaratıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) içeriye doğru, fikir veya ruhun derinliğine doğru.

Türkçe Sözlük

(İSBAT) (i. A. «sübût» tan masdar). 1. Sağlamlaştırma. 2. Delil gösterek, senet ve şahitle doğruluğunu apaçık meydana çıkarma: Davasını isbat edemedi. Söylediğiniz şeyi ispat edebilir misiniz? 3. Var etme, mevcut bırakma, mahvetmeyiş: Filân kitabı mahv ve isbat yoluyla (yani bazı yerlerini kaldırıp bazı yerlerini bırakarak) kendi adına bastırdı. 4. Meydana çıkarma, gösterme, belirtme= Isbât-ı hüner. 5. Bir dava veya meselenin doğruluğunu göstermek için söylenen açık delil: Bu davaya isbatım yoktur, bunu isbat edemem. Gramerde menfînin zıddı. İsbât-ı vücOd = Hazır ve mevcut olduğunu göstermek için bir kere görünme (Fr. acte de prisence).

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get pleasantly hungry. to feel a desire. to get a craving for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. desire. want. wish. request. claim. mind. adjuration. alacrity. appetite. aspiration. avidity. bent. demand. device. devoutness. disposition. earnestness. enthusiasm. grace. hunger. instance. intentness. pleasure. propensity. readiness. relish.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Grönland Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İngiltere’nin kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 65 00 Kuzey enlemi, 18 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 103,000 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 4,970 km.

İklimi: Ilıman iklim, Kuzey Atlas Akımı ile değişkenlik gösterir, ılıman, rüzgarlı kışlar, yağmurlu, soğuk yazlar görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Hvannadalshnukur 2,119 m.

Doğal kaynakları: Balık, hidro enerji, termal kaynaklar.

Doğal afetler: Deprem ve volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 299,388 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.31 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 82.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 220 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den fazla (2003 verileri).

Ulus: İzlandalı.

Din: Evangelist Luthercilik %93, diğer Protestanlar ve Roma Katolikleri, diğer.

Diller: İzlandaca, İngilizce, Nord lehçeleri, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İzlanda Cumhuriyeti.

kısa şekli : İzlanda.

Yerel tam adı: Lyoveldio Island.

yerel kısa şekli: Island.

ingilizce: Iceland.

Yönetim biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Başkent: Reykjavik.

İdari bölümler: 23 bölge ve 14 şehir; Akranes, Akureyri, Arnessysla, Austur-Bardhastrandarsysla, Austur-Hunavatnssysla, Austur-Skaftafellssysla, Borgarfjardharsysla, Dalasysla, Eyjafjardharsysla, Gullbringusysla, Hafnarfjordhur, Husavik, Isafjordhur, Keflavik, Kjosarsysla, Kopavogur, Myrasysla, Neskaupstadhur, Nordhur-Isafjardharsysla, Nordhur-Mulasys-la, Nordhur-Thingeyjarsysla, Olafsfjordhur, Rangarvallasysla, Reykjavik, Saudharkrokur, Seydhisfjordhur, Siglufjordhur, Skagafjardharsysla, Snaefellsnes-og Hnappadalssysla, Strandasysla, Sudhur-Mulasysla, Sudhur-Thingeyjarsysla, Vesttmannaeyjar, Vestur-Bardhastrandarsysla, Vestur-Hunavatnssysla, Vestur-Isafjardharsysla, Vestur-Skaftafellssysla.

Bağımsızlık günü: 17 Haziran 1944 (Danimarka’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Haziran (1944).

Anayasa: 16 Haziran 1944.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Ul

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hünnap, bot. Zizyphus jujuba; hünnap şekerlemesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. puffy. blistered. swollen. high. great. blown up. swelling. hunch. inflated. flush. umbonate. raised. convex. fluffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken out. keep clear of. steer clear of. avoid. abstain. refrain. spare. beware. stand aside. sidestep. evade. balk. baulk. beg. dodge. elude. eschew. flee. flee from. flinch. forbear. funk. get out of. refuse. shirk. short-circuit. shun. stand al.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. avoid. cheat. circumvent. flinch. forbear. refrain. scruple. shrink. shun. abstain form. to avoid. to keep away from. to get out of. to shun. to refrain. to abstain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. to avoid. to shun. to abstain from. to be reluctant. to keep away from. balk. beware. cop out. deny. evade. flee. flinch. funk. shy. take evasive action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. desert. duck. elude. escape. flee. flinch. funk. hare. sag. scamp. shrink. shun. slip. trot. to run away. to get away. to flee. to escape. to break away. to break out. to bolt. to abscond. to make off. to do a bunk. to elope. to run away with sb. t

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumaş, meta, döşeme ve giyeceğe ait nefîs eşya. 2. mec. Sermaye: Kâlây-ı hüner = Bilgi sermayesi. Arz-ı kâlây-i ubûdiyyet = Kulluk sermayesini sunuş.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem yontmaya mahsus uzun saplı Alet yapıp satan san’atkâr: Eskiden kalemtıraşçılarla kâğıt makası yapan makasçılar da, hattatlar gibi hüner sahiplerinden sayılıp en ustalarının biyografileri yazılırdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. hunchback. hunch. humpback. humpbacked. hunchbacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. humpback. hunchback. bulge. projection. hunchbacked. stooped. bulging. projecting. bunch. gibbious. hunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become hunchbacked. to bulge out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being hunchbacked. protuberance.

Türkçe Sözlük

(i. A. “kemâl” den İf) (mü. kâmile). 1. Bütün, tam, noksansız, mükemmel, kusursuz, kemale ermiş: Elf-I kâmil tarihinde = Tam bin yılında. 2. Kemal bulmuş, kemâle ermiş, olgun, olgun yaşta olan: Kâmil adam. 3. Genç olmayan, yaşını almış, hoppa olmayıp tecrübe görmüş, ciddi: Kızını kâmil bir adama vermek istiyor. 4. Olgun, hünerli, ahlâklı, bilgili kimse: Merd-i kâmil, insân-ı kâmil. 5. (matbaacılık) Katlanmamış bütün kâğıt üzerine basılmış (kitap). 6. (Arûz’da) tef ileleri «mütefâil» den ibaret bir bahir: Bahr-I kâmil.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların vücudunda damarların içinde dolaşıp hayatlarını devam ettiren kırmızı sıvı madde. Ar. dem, Fars. hûn. 2. mec. Katil, adam öldürmek cinayeti: Filân dağda geçenlerde kan olmuş. 3. Husûmet, muhâsama, düşmanlık: Aralarında kan vardır. 4. Vurulan adamın İntikamı, Osm. ahz-ı sâr: Kan gütmek, kanını talep etmek. 5. Cenk, cidal, kavga, harb: Kan olmasın. Kan aramak — Kısas istemek. Kan ağlamak = Kanlı gözyaşı döker gibi, pek müteessir olmak. Kan akıtmak = Kanlı bir işe girişmek, Osm. sefk-l dimâ etmek. Kan akmak = Büyük kavga, kan ve ölüm. Kan aldırmak = Sıhhata yarar zannıyle bir damardan kan çıkartmak. Kan almak = Operatör veya bir başkası, birinin damarından kan çıkarmak, Osm. fasd etmek: Eskiden felçlilerden kan alınırdı. Kan alıcı = Kan alan operatör (eskiden berber). Ar. fassâd Kan etmek = Cinayet İmlemek. Kan istemek = Diyet talep etmek. İki eli kanda = 1. İftiracı, ahlâksız, fesadçı. 2. mec. Çok meşgul: İki elim kanda olsa gene o işte uğraşırım. Kan pahası = Diyet. Kan terlemek = Çok terlemek. Kan çanağı = Çok kızarmış gözler hakkında kullanılır. Kan dökmek = Kan akıtmak. Kanı sulanmak = Kansızlığa uğramak. Kant susamak = Kan dökmeyi arzu etmek. Kanına susamış = Kendi ölümünü icab ettirecek harekette bulunan. Kanı sıcak = Sevimli, çabuk alışan. Kantaşı = Kanı durdurma hassası olduğu sanılan damarlı akik. Kan tutmak = Kaatil, cinayetinin tesiriyle dili tutulup şaşırmak. Kan kaynamak = 1. Coşmak, Osm. cûş u hurûşa gelmek. 2. Birini içten sevmek. Kardeşkanı = Bir cins bitki, çiçek. Kankurutan = Bir çeşit bitki. Kan kusmak = Çok azap ve sıkıntı çekmek. Kan gitmek = t. Çok kan ekmak. 2. Çok azap çekmek. Kanına girmek = Ölümüne sebep olmak. Kan yutmak = Eziyet çekmek. Yüze kın gelmek = Benze renk gelmek. Yüreğinden, içinden kan gitmek = Son derece azâb içinde olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to close. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to be closed down. to be dissolved. to go out of business. to withdraw. to hunch down closely to or over. to be locked up. to veil herself. to come to an end. to cease. to he.

Türkçe Sözlük

(i.). (Bir karından çıkmış, karın ortağı. Aslı: karındaş, burada: kardaş ve şimdi: kardeş). 1. Bir ana babadan doğan veya aynı baba, aynı anadan olan kız veya erkek çocukların biribirlerine nisbeti, Fars. birâder, dâder, hemşire, Ar. ah, uht. Biz beş kardeşiz. 2. Eş, akran çift: İki kardeş, beş kardeş: Dağ vesaire isimleri. Ahret kardeşi = Oğulluk, oğulluğa kabûl edilen adam. Oz kardeş = Ana baba bir kız veya erkek kardeş. Uvey kardaş = Uvey ana veya babanın çocuğu. Beş kardeş = mec. Tokat. Büyük kardeş = Ağabey. Eski Türkçe’de: ısı. Sütkardeş = Aynı kadından süt emen çocuklar. Kardeşkanı = Bir cins bitki, Osm. dem-i uhaveyn. Ar. dem-üs-sâbân, Fars. hûn-ı siyâvüşân. Kankardeşi = Gayet samimi dost. Kız kardeş = Erkek olmayan. Ar. uht, Fars. hemşire, hâher. Küçük kardeş: Eski Türkçe’de: eni, ini.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Beni İsrail’de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah’a karşı büyüklenen, belki de dünya kapitalistlerinin en eskisi ve en büyüğü olan kişi. Hz.Musa dönemlerinde yaşamış bu müstekbir, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçmiştir. 2.Hunnan ile Beni İsrail’e zulmeden Fir’avun’un müşrik nazırlarından. 3.Çok zengin kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kasap işi: Kasaplıkla hayli para kazandı. 2. Koyun vesaire kesip yüzene verilen ücret, kasaplık hakkı. 3. Kasaba uygun: Kasaplık koyun. 4. mec. Kan dökücülük, Osm. hunharlık, hûnrîzlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small boat propelled with a double blade paddle, from a seated position Most kayaks are decked Kayaks are derived from the frame and sealskin hunting boats of the Arctic LR above: Polo BAT, 2 53m long; white water play boat , about 3 5m long; touring ka

Türkçe - İngilizce Sözlük

noteworthy. some. thundering. walloping.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kâr etmek, istifade etmek, fayda görmek, faydalanmak: Ayda birkaç bin lira kazanıyor, ticaretten epey kazandı. 2. Edinmek, hâsıl etmek: Nam, şöhret kazandı, efendisinin teveccühünü kazandı. 3. Uğraşmak, hastalığa yakalanmak. Rutubetli evde oturduğundan hastalık kazandı.

Şifalı Bitki

(hindistaneriği): Cava, Sumatra ve Borneo’da yetişen “piperaceae”nin kurumuş meyvesidir. Taze iken %6-15 terementi ruhunun polimeri bir esans ve kübebik asidden mürekkep bir reçine ve kübebin denilen kristalize, lezzetsiz bir cevher ihtiva eder. Kullanıldığı yerler: Mide ve idraryolları hastalıklarında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quintal. one hundred kilos.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Y.’dan). Cisimlerin terkiplerinden ve değişikliğe uğramalarından bahseden ilim. Klmyiy-ı mâdeni, klrnyây-ı gayr-i uzvî = İnorganik kimya. Klmyly-ı uzvî = Organik kimya. mec. (tasavvuf). Kimyiy-ı saâdet = Ruhun maddî Alemden kurtulup rûhânî Aleme yükselmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. sterile. acid. arid. hungry. lean.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kisbiyye). Sonradan kazanılmış; tabii ve cibillî, yani yaratılıştan olmayan: Hüner ve mârifet kisbîdir; ahlâkın insanda cibillî mi, kisbî mi olduğu meselesi filozoflar arasında münakaşa mevzuudur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass. large block or chunk. crowd of people. crew. crowd. wadge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ustallk, marifet, hüner; ustalıklı iş .

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. huge. enormous. giant. bulky. colossal. cyclopean. elephantine. fab. frightful. gargantuan. gigantean. gigantic. gross. hulking. hulky. jumbo-sized. mammoth. monster. prodigious. rousing. tearing. thumping. thundering. tremendous. walloping. wha.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large wooden house. richly decorated. hunting lodge. chalet. manor house. kiosk. villa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. run after. pursue. give chase. drive. follow up. hunt. run out. tag. tag after. tag along.

Sağlık Bilgisi

Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. Basit kulak çınlamalarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke.

Hazırlanışı : 2 su bardağı sirke kaynatılır. Çıkan buhar kağıttan bir huni yardımıyla kulağa verilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ingot. nugget. pig. chunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bullion. ingot. nugget. lump. chunk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin sonu, neticesi, içyüzü, en derin veya en uçtaki noktası. Kiinhüne varmak = Tamamiyle bilmek ve anlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry. dead. emaciated. bare. empty. vain. arid. gaunt. hungry. jejune. scholastic. unwatered. weedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass. large block or chunk. crowd of people.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanunlara aşırı riayet, kanunlan sayma; dinin ruhundan ziyade şeriat kaidelerine aşırı riayet. legalist i. kanunlara aşırı derecede riayet eden kimse. legalis'tic s. kanuna tıpatıp riayet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pars, panter, zool. Panthera pardus. American leopard Amerika'ya mahsus bir çeşit panter, jaguar. black leopard siyah derili pars. hunting leopard avda kullanılan parsa benzer hayvan, zool. Acinonyx jubatus (cheetah ile aynı). snow leopard tekir,

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Akdeniz kıyısı, Mısır ve Tunus arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 17 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,759,540 km².

Sınırları: toplam: 4,348 km.

sınır komşuları: Cezayir 982 km, Cad 1,055 km, Mısır 1,115 km, Nijer 354 km, Sudan 383 km, Tunus 459 km.

Sahil şeridi: 1,770 km.

İklimi: Kıyı boyunca Akdeniz iklimi, iç kısımlarda kuru ve sert çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla çorak topraklar, düz ve dalgalı ovalar, platolar, çukurlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Sabkhat Ghuzayyil -47 m.

en yüksek noktası: Bikku Bitti 2,267 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, alçıtaşı.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %1.03.

daimi ekinler: %0.19.

Diğer: %98.78 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,700 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,900,754 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.69 yıl.

Erkeklerde: 74.46 yıl.

Kadınlarda: 79.02 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.28 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2001 verileri).

Ulus: Libyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Berber ve Araplar %97, Yunanlar, Maltalılar, İtalyanlar, Mısırlılar, Pakistanlılar, Türkler, Hintliler, Tunuslular.

Din: Sünni Müslümanlar %97.

Diller: Araplar, İtalyanlar, İngilizler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %82.6.

erkekler: %92.4.

kadınlar: %72 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Büyük Sosyalist Libya Arap Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Libya.

Yerel tam adı: Al Jumahiriyah al Arabiyah al Libiyah ash Shabiyah al Ishtirakiyah al Uzma.

yerel kısa şekli: yok.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Tripoli (Trablusgarp).

İdari bölümler: 25 belediye; Ajdabiya, Al ‘Aziziyah, Al Fatih, Al Jabal al Akhdar, Al Jufrah, Al Khums, Al Kufrah, An Nuqat al Khams, Ash Shati’, Awbari, Az Zawiyah, Banghazi, Darnah, Ghadamis, Gharyan, Misratah, Murzuq, Sabha, Sawfajjin, Surt, Tarabulus, Tarhunah, Tubruq, Yafran, Zlitan.

Bağımsızlık günü: 24 Aralık 1951 (İtalya’dan).

Milli bayram: İhtilal Günü, 1 Eylül (1969).

Anayasa: 11 Aralık 1969, 2 Mart 1977.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), AMU (Arap Magrep Birliği), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkın

Türkçe - İngilizce Sözlük

The length of one joint of Gunter's chain, being the hundredth part of it, or 7.92 inches, the chain being 66 feet in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The length of one joint of Gunter's chain, being the hundredth part of it, or 7.92 inches, the chain being 66 feet in length.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Layık olan, değerlilik, yararlılık. 2.İktidar, hüner, fazilet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nilüfer çiçeği, bot. Nymphaea lotus; hünnap, çiğde, bot. Zizyphus jujuba; ark. eski binaların üstüne süs olarak yapılan nilüfer çiçeği şekli; mit. meyvasının yiyenlere tatlı bir uyuşukluk verdiği farzolunan ağaç. lotus eater kendini hayali bir uyu

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungarian. magyar. hungarian. magyar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Hungarian language.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uskumru, zool. Scomber scombrus. mackerel sky atılmış pamuk gibi bulut. chub mackerel kolyoz, zool. Scomber colias. horse mackerel istavrit, zool. Trachurus; orkinos, zool. Thunnus thynnus.

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufûl» den imef.) (c. mahâfil). 1. Toplanılacak yer, toplantı yeri. 2. Toplanmış heyet, meclis, cemiyet, encümen: Mahâfil-i siyâsiyye. 3. Camilerde hükümdara mahsus yer: Hünkâr mahfili.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hunk» tan imef.) (mü. mahnûka). Boğulmuş, bunalmış, boğuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahun, maun, bot. Swietenia mahogani; maun rengi, kırmızıya çalan kahverengi.

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelen koyu renkli ve güzel cilâ alır bir cins kıymetli ağaç: Mahundan bir dolap, maun kaplaması, (i.). Bu ağaçtan yapılmış mahun dolap, karyola.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. shunting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. gear shift. strategem. marshalling. shunt. switching. shunting. exercise. drill. field practice. evolution. field exercise. fixup. lurk. ploy. red herring. tactic. tactics.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. el ile işletmek, hünerle işletmek veya yapmak, ustalıkla idare etmek, manevra yapmak; hile karıştırmak. manipula'tion i. el ile işletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory s. el ile işletme kabilinden; dalavereci manip'ula

Şifalı Bitki

(fütr): Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Kullanıldığı yerler: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

(I. Y. kimya). Nane ruhundan çıkarılan kokulu bir madde.

Türkçe Sözlük

(I. A. «irfânadan) (c. maârif). 1. Bilgi, ilim, Fars. dâniş. 2. Hüner, maharet, ustalık, san’at: Bu, bir mârifettir, herkesin yapacağı iş değildir. 3. Hüner ve san’atla yapılmış bir usûl ve terkip: Bu makinenin, bu Aletin bir mârifeti vardır. 4. mec. Garip durum ve hareket, tuhaflık: Birtakım mârifetler yapıyordu. 5. Vasıta, aracılık, yardım: İstediğiniz kitaplar emanetçi mârifetiyle gönderiliyor, (c.). İlimler ve fenler, öğrenimle elde edilebilen bilgiler.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hüner ve mârifet sahibi, Fars. hüner-ver: Çok mârifetli adamdır. 2. Hüner ve mârifetle yapılmış, hünerli: Pek mârifetli bir makine icat etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of monetary account of the German Empire, equal to 23.8 cents of United States money; the equivalent of one hundred pfennigs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, idare; üstünlük, hakim olma; hüner, maharet; üstatlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahn» dan imef.) ‘ (mü. mathûne). Övütülmüş, Osm. tahn olunmuş: Hubûbât-ı mathûne.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of food taken at a particular time for the satisfaction of appetite; the quantity usually taken at one time with the purpose of satisfying hunger; a repast; the act or time of eating a meal; as, the traveler has not eaten a good meal for a wee

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. mantol, nane ruhundan çıkarılan ıtırlı bir madde. mentholated s. mantollü.

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «rehin» den imef.) (mü. merhûne). 1. Rehine konmuş, Osm. terhin olunmuş: Çiftliği merhûndur. 2. mec. Esir, bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yararlık, değer; hüner, marifet; hak; mukâfat; fazilet; f. hak etmek, değer kazanmak, lâyık olmak. merit system A.B.D. devlet memurluğunda başarıya göre atama ve terfi sistemi. on his merits değerine göre. Order of Merit ingiliz kral veya krali

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünerli,ustaca masterliness i. ustalık, hüner.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meşhûne). Dolu, Osm. memlû, pür, mâlâmâl: Tahılla meşhûn bir gemi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruhun bir vücuttan diğerine geçişi.

Türkçe Sözlük

(.i A. «hunk»dan if.) (mü. muhannıka). Boğan, boğucu, bunaltan («hânık» gibi).

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimseyi üstün gösteren özellikler; bir tarikatın benimsediği doktrinlere göre gerçekleri görüş şekli; hüner, marifet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

North Atlantic Treaty Organization Members are Belgium, Canada, the Czech Republic, Denmark, France, Germany, Greece, Hungary, Iceland, Italy, Luxembourg, the Netherlands, Norway, Poland, Portugal, Spain, Turkey, United Kingdom, United States United Natio

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. doğal, tabii, asıl, doğuştan; normal, suni olmayan; tabiata uygun; müz. doğal, natürel; i., A.B.D., k.dili doğuştan hünerli kimse; müz. be kar; piyanonun beyaz tuşu; (eski) doğuştan budala. natural child gayri meşru çocuk; öz çocuk. natural chi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz ve düzgün, zarif, zevkli; katkısız, halis, su katılmamış (içki); zeki, hünerli; (argo) harika. neat as a pin son derece zarif. neatly z. temizce. neatness i. temizlik, düzgünlük.

Türkçe Sözlük

(NEHR) (i. A.) (c. enhâr) (tes. nehreyn). Akarsu, büyük ırmak: Tuna nehri. Mavarâü’n-Nehir = Türkistan’da nehrin yani Ceyhun’un ötesindeki yerler. Mâ-beyn-en-nehreyn =: İki ırmak (başlıca Fırat’la Dicle) arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civar, yöre, havali, semt, mahalle; yakın komşular. in the neighborhood of a hundred kilo meters yaklaşık olarak yüz kilometre.

Türkçe Sözlük

(i. A ), «iki Nil» Seyhun ve Ceyhun veya Fırat ve Dicle nehirleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çabuk, çevik, atik; tetik, uyanık, zeki, açıkgöz. nimblefingered (s.) marifetli, hünerli, eline tez. nimblewitted (s.) hazırcevap, anlayışlı, çok zeki. nimble ness (i.) çabukluk, çeviklik. nimbly (z.) çevikçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Nuh Peygamber. Noah's ark Nuhun gemisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Star that suddenly erupts into an object of great brilliance, surpassing the Sun's luminosity by a factor of hundreds of thousands to millions of times and then fading more slowly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat nin, li, den. of course tabii, beklenildiği gibi. of late son zamanlarda. of note önemli, itibarlı. of oneself kendiliğinden; kendi hakkında. a man of talent hüner sahibi adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth sense. premonition. precognition. presentiment. foresight. forethought. vision. foreboding. hunch. a hunch. intuition. presage. prescience.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreboding. hunch. intuition. premonition. presentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

premonition. presentiment. foreknowledge. foresight. hunch. presage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of semi-circular stepped shelving containing hundreds of bottles of raw materials. structure made up of different types of tissues that work together to do a certain job. a part of the body made of several tissues, with a particular function.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Orhun).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da bir ırmak. 2.Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3.Yüksek, yüce Hun anlamında.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Or hun).

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2.Moğolca’da yer Tanrıçası. - İsim olarak kullanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-hung) i. üzerine süslü şeyler asmak; sarkmak, üzerine sarkmak; i. çıkıntı; çıkıntı derecesi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğlenmek ve vakit geçirmek için bütün vücutla yahut el ile arkadaşlar arasında yapılan şey ki, çocuklara ve büyüklere mahsus olarak pek çok çeşidi vardır: Oyun oynamak. 2. Para konularak oynanılan oyun, kumar: Servetini oyunda yedi, oyuna verdi. 3. Dansöz, canbaz vs.nin, halkı eğlendirmek veya hüner göstermek üzere yaptıkları şey: Bu gece oyun var, oyuna gittiler 4. Hile, ustalıklı aldatma, dolap. 5. Tiyatroda sahneye koymaya mahsus eser, piyes (buna «oyun» denmesi ortaoyunu’na benzetilmesi dolayısıyledir). Oyun almak = Kumarda kazanmak Oyun ebesi = Oyunun başı Oyun etmek, yapmak = Hile yapmak, dolap çevirmek. Oyun çıkarmak = Bir oyun düşünüp meydana koymak. Ortaoyunu = Gelenekten gelen eski Türk tiyatrosu. Kılıç oyunu = Kılıç talimi. Kâğıt oyur.u = iskambil kâğıdı ile oynanılan oyun ve kumarların çeşitleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

longing. missing. yearning. aspiration. craving. hankering. hunger. nostalgia. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspiration. longing. yearning. ardent desire. dream. hunger. nostalgia. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

miss. long for. long. yearn. hanker. hunger. pant. pine. pine for. sigh for.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ragman. ragpicker. dealer in rags. rubbish hunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made by grinding dried red or bell pepper pods The flavor ranges from mild to hot, the color from orange-red to bright red U S supermarkets carry the mild paprikas; try ethnic shops for stronger varieties. [Hungarian] translated to swee

Türkçe - İngilizce Sözlük

A seasoning powder made by grinding dried red or bell pepper pods The flavor ranges from mild to hot, the color from orange-red to bright red U S supermarkets carry the mild paprikas; try ethnic shops for stronger varieties. [Hungarian] translated to swee

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. helak, mahvolma, harap olma; ruhun mahvolması, cehennem azabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. to tread upon sb's heels. heel. hunt. pursue. tread on sb's heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small furry animal which lives in Terra del Fuego Difficult to hunt, due to its nocturnal habit, the Pim is worth the chase Although a full grown pim dresses out at under two ounces, a dozen make a tasty treat Natives of Terra del Fuego often eat nothin

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz, el çabukluğu ile hüner gösteren kimse. prestidigita'tion i. hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teskin etmek, yatıştırmak; teveccühünü kazanmak; tövbe etmek. propitiable s. yatıştırılabilir, teskini kabil; teveccühü kazanılabilir. propitiative s. yatıştırıcı; tövbe eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öfkesini yatıştırıp teveccühünü kazanma; tövbe etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. insan ruhuna ait, ruhi; zihni; uzaduyumla ilgili; akli melekelere ait; i. aşırı duyu sahibi kimse; ispritizmada medyum. psychically z. ruhen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To boat or hunt in a punt.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2.Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan (kimse). Kur’an’da Rasihûn olarak geç(Erkek İsmi)

Yabancı Kelime

Fr. réincarnation

ruh göçü

Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürdüğü inancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruhun bir bedenden diğerine geçmesi, ruh sıçraması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The word is used as a Portuguese designation of money of account, one hundred reis being about equal in value to eleven cents.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İş ve sanatta veya ilim ve hünerde üstünlüğe çalışmak ve başkalarına rağmen kazanmak gayreti: Fabrikalar arasındaki rekabet. 2 Rakiplik: Ben, ona karşı rekabete girişemem. 3. Kıskanma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, yüksek ve büyük rütbe: ilim ve hünerle insan rif’at kazanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of bells, numbering 3, 4, 5, 6, 8, 10, or 12, hung for change ringing Mounted to each headstock is a wheel from whose grooved rim a rope extends to the floor below When the rope is pulled, the bell is made to swing in an arc of slightly more than 36

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyirciler önünde kovboylann kendi hünerlerini gösterdikleri eğlenti; hayvanları küme halinde toplama veya sürme.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Karadeniz kıyısında, Bulgaristan ile Ukrayna arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 46 00 Kuzey enlemi, 25 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 237,500 km².

Sınırları: toplam: 2,508 km.

sınır komşuları: Bulgaristan 608 km, Macaristan 443 km, Moldova 450 km, Yugoslavya 476 km, Ukrayna (kuzey) 362 km, Ukrayna (doğu) 169 km.

Sahil şeridi: 225 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Orta kısımda yer alan Transilvanya Havzası, Moldova Ovasından Karpat Dağları ile ayrılır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m.

en yüksek noktası: Moldoveanu 2,544 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, doğal gaz, kömür, tuz, demir, işlenebilir arazi, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %41.

daimi ekinler: %3.

Otlaklar: %21.

Ormanlık arazi: %29.

Diğer: %6 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 31,020 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Depremler, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,364,022 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.21 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.6 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 19.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.16 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 74.19 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 350 (1999 verileri).

Ulus: Romen.

Nüfusun etnik dağılımı: Romen %89.5, Macar %7.1, Roma 1%.8, Alman %0.5, Ukraynalı %0.3, diğer %0.8 (1992).

Din: Romanya Ortodoksları %70, Roma Katolikleri %3, Diğer Katolikler %3, Protestanlar %6, inançsız %18.

Diller: Romence, Macarca, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.

erkekler: %98.

kadınlar: %95 (1992 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Romanya.

Yönetim biçimi: Çok Partili Cumhuriyet.

Başkent: Bükreş.

İdari bölümler: 40 bölge ve 1 belediye; Alba, Arad, Arges, Bacau, Bihor, Bistrita-Nasaud, Botosani, Braila, Brasov, Bucuresti, Buzau, Calarasi, Caras-Severin, Cluj, Constanta, Covasna, Dimbovita, Dolj, Galati, Gorj, Giurgiu, Harghita, Hunedoara, Ialomita, Iasi, Maramures, Mehedinti, Mures, Neamt, Olt, Prahova, Salaj, Satu Mare, Sibiu, Suceava, Teleorman, Timis, Tulcea, Vaslui, Vilcea, Vrancea.

Bağımsızlık günü: 1881 (Türkiye’den).

Milli bayram: Birleşme Günü (Romanya ile Transilvanya’nın), 1 Aralık (1918).

Anayasa: 8 Aralık 1991.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CEI (Orta Avrupa Girişimi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü),

Türkçe Sözlük

(RÜH) (I. A.) (c. ervâh). 1. İnsenda ve hayvanlardaki hayat maddesi, can: RÜhuna rahmet olsunI 2. Hareket, faaliyet, kuvvet: Bu adamda hiç ruh yoktur. 3. Tesir: Konuşmanızda biraz ruh verecek tâbirler kullanın. 4. Bitki vs.’den çıkarılan öz: Nane ruhu, Afyon ruhu, lokman ruhu, nişadır ruhu, tuzruhu. Rûhu’llah = Hazret-i İsa. Rûhu’l-Emîn, RÜhu’lKuds = Cebrlil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Continued repetition on the stage; said of a play; as, to have a run of a hundred successive nights.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In baseball, a complete circuit of the bases made by a player, which enables him to score one; in cricket, a passing from one wicket to the other, by which one point is scored; as, a player made three runs; the side went out with two hundred runs.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâ’bede» şekli galattır). El çabukluğu ile yapılan hüner, hokkabazlık.

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. Şâbeze = Hokkabazlık, F. Bâhten = Oynamak). El çabukluğu ile hünerler gösteren, hokkabaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutsal, mukaddes; dini, dine ait; mübarek, aziz, muazzez; saygıdeğer, hürmete şayan. sacred cow k.dili başkalarının inançlarına göre küçümsenmesi caiz olmayan şey veya kimse. sacred to the memory of anısına ithafen, ruhuna fatiha sacredly z kutsal

Türkçe - İngilizce Sözlük

An adventure trip, typically in Africa, using off-road vehicles and tent-like accommodations for the purpose of viewing and photographing wildlife. an overland journey by hunters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

downpour. shower. cloudburst. thunderstorm. cloud burst. rainfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

healthy. solid. strong. sound. secure. well-built. well-made. in good condition. undamaged. trustworthy. reliable. dependable. trustable. cover paper. established. everlasting. fit. four square. good. good health. hardy. hearty. hot and strong. hunky. rig

Türkçe Sözlük

(i. A. «suhûnet» ten smüş.) (mü. sahtne). Sıcak, ısı, kızgın.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. suhûn). 1. Ev avlusu, Arap usûlü evin ortasındaki açıklık. 2. Oyuk ve boş yer. 3. Orta, meydan, aralık. 4. Büyük kâse. 5. Sahne. (bk.) Sahne. Sahn-ı Semân = Kanunt’nin kurduğu sekiz medreseli (fakülteli) Süleymâniye Üniversitesi.

Türkçe Sözlük

(i. Yun. Fr. scfene). Oyun oynanan, musiki çalınan, hüner gösterilen yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. forbear. refrain. shun. to take care of oneself. to be wary of. to avoid. to refrain. to shun. to beware of. to protect.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to avoid sth / sb. to keep away from. to steer clear of sb. to guard against. to watch out for sth dangerous. abstain. avoid. cradle. elude. eschew. evade. forbear. pull a fast one. shun. steer clear of. to get out of the way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Mexican word for 'sauce ' There are many varieties: cooked and uncooked, chunky to smooth, green to red, hot to mild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard Address Number; a unique seven-digit number assigned to every address or organization that deals with the book industry. 'Bushmen' - Indigenous hunter- gatherers living at Cape when first Europeans arrived. suffix added to a name in direct conver

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Sanat, ustalık, hüner, marifet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sınâAt ise de sınâAtin çoğulu olan sanâyî de bunun çokluğu gibi kullanılıyor). 1. insanların ihtiyaçlarından birinin imali hususunda öğrenilen ve yapılan iş: Dülgerlik, kuyumculuk, hâkkâklık sanatı, sanat öğrenmek, sanatla geçinmek. 2. Ustalık, hüner, marifet: Bu işte sanat vardır; kolay değil o da bir sanattır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kandan ibaret; kanlı; kana susamış, kan dökücü, hunhar. sanguinarily z. kanlı olarak; kana su samış surette.

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzled. confused. twisted. bewildered. taken aback. addled. puzzle-headed. addle-brained. addle-headed. dizzy. bemused. wondering. all abroad. addle-pated. bepuzzle. dumbfounded. at an end. gaping. open-eyed. pixilated. sheepish. slaphappy. thunders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bemused. flabbergasted. nonplussed. thunderstruck. woozy. confused. bewildered. blank. stupid. daft. dense.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fen, ilim, bilim, bilgi; ilmin herhangi bir dalı; hüner, maharet, marifet. science fiction bilimkurgu, düşbilimsel roman ve hikâyeler, bilimötesi romanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fildişi oyma işi; f. bu işi hünerle yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mevsim; süre, müddet, vakit, zaman; uygun zaman; baharat; f. alıştırmak; alışmak; iyice kurutmak; iyice kurumak; lezzet vermek için baharat katmak; keskinliğini veya sertliğini yumuşatmak. hunting season avlanmanın kısıt lanmadığı müddet. in go

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük

(i. A. «sefk» den imüb.). Kan dökücü, zâlim, Fars. hûn-rîz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Since. a fractional monetary unit of Japan and Indonesia and Cambodia; equal to one hundredth of a yen or rupiah or riel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fractional monetary unit of Japan and Indonesia and Cambodia; equal to one hundredth of a yen or rupiah or riel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spread out. to be hung up. to be flattened by a blow. to sprawl oneself out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To indicate the position of game; said of a dog; as, the dog sets well; also, to hunt game by the aid of a setter.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Anadolu’da Adana ovasını yararak İskenderun Körfezi’ne dökülen nehir ki, paralelinde olan Ceyhan ile beraber Türkler tarafından asit vatanları olan Türkistan’ın Seyhun ve Ceyhun’una benzetilerek bu ad verilmiştir.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Ceyhun ile paralel akıp Aral’a dökülen büyük ırmak ki «Sır-Deryâ» da denir.

Türkçe Sözlük

(SİHR) (i. A.). 1. Büyü, büyücülük, gözbağcılık. 2. Sihir kuvveti taşıyan kuvvetli cazibe, fettanlık. 3. Şiir gibi insenı meftûn eden hüner ki, buna «sihr-i helâl» de derler ve haram olmayan büyücülük sayılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short INterspersed Element Families of selfish DNA elements that are a few hundred basepairs in size and dispersed throughout the genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short interspersed nuclear element A group of retropseudogenes that occur in the hundreds of thousands in the human genome and each of which is typically about 300 bases long. the sine of an angle in a right-angled triangle is opposite. the y coordinate o

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüner, marifet, maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünerli, marifetli, becerikli, mahir, usta. skillfully z. maharetle, ustalıkla. skillfulness i. maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el çabukluğu; hüner .sleight of hand el çabukluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pusuya yatarak düşman askerini tüfekle vurmak; karşılıklı kaba söz söylemek; A.B.D., (argo) sigara izmariti aramak; i. tüfekle vurma; hakaret etme. snipe hunt kendisinin yalnız bırakıldığından habersiz olarak avını bekleyen kişiye oynanan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. içini çekerek ağlamak, hıçkırarak ağlamak, hüngür hüngür ağlamak; hıçkırır gibi ses çıkarmak; i. ağlama hıçkırığı. sob sister A.B.D., (argo) çok içli makaleler yazan kadın gazeteci. sob story (argo) göz yaşı döktüren kişisel hikâye

Türkçe - İngilizce Sözlük

The molding on the inside of a window frame against which the window sash closes; in the case of a double-hung window, the sash slides against the stop Also called bead, side stop, window stop, and parting stop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. madde; asıl, esas; k.dili. eşya, ev eşyası; boş laf, saçma; kumaş; ilâç; k.dili. şey, zımbırtı, zırıltı; (argo) hüner; (argo) görev; (argo) para; f. tıka basa doldurmak; doldurmak; dolma yapmak; tıkamak; tıkıştırmak; çok laf ile kafa şişirmek; (

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., k.dili. hüner gösterisi; maharetli iş; f. hüner gösterisi yapmak. stunt flier hüner gösterisi yapan pilot. stunt man tehlikeli sahnelerde oynayan dublör.

Türkçe Sözlük

(i F.) (A. sulh = barış, F. nâme = yazılmış kâğıt). İki taraf arasında kararlaştırılan sulhun şartlarını gösteren yazı, muâhede metni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

penthouse. projection. shed. lean-to roof. lean-to shed. shanty. barn. hanger. bracket. portico. cot. hovel. portal. porch. prostyle. projecting. projected. console. coving. cantilever. overhung.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the sections or chapters of the Koran, which are one hundred and fourteen in number. one of the sections in the Koran; 'the Quran is divided in 114 suras'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be thirsty. to thrist. long. to thirst for. to hunger after sb/sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılıç kullanma hüneri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attached to. fastened to. affixed to. pinned to. stuck on. hung up on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fastened to. to be attached to. to be affixed to. to be put on. to be pinned to. to be hung on. to tease. to kid plat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuit. tracing. chase. chasing. follow-up. hunting. prosecution. pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chock. trig. wedge. plug. stock. skid. slug. holdfast. nog. backstop. wood-block. key. headstock. underlay. cleat. glut. chunk. chump. batten. template.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabiliyet, yetenek, hüner, Allah vergisi; yetenekli kimseler; eski ibrani veya Yunan altın veya gümüş parası; tarb a talent for music müzik kabiliyeti. talent scout sin. yıldız adayı seçen kimse. local talent bir mahallin yerlilerinden olan kabili

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Archives - based on the tape back-up devices used by early Unix platforms A useful way to transport many files without compression while retaining the original file names, data and permission settings One tar file could contain tens, hundreds or even

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarhun, bot. Artemisia dracunculus.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Andaman Denizi ve Tayland Körfezi kıyısında, Burma’nın güneydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 514,000 km².

Sınırları: toplam: 4,863 km.

sınır komşuları: Burma 1,800 km, Kamboçya 803 km, Laos 1,754 km, Malezya 506 km.

Sahil şeridi: 3,219 km.

İklimi: Tropikal.

Arazi yapısı: Orta kısımlarda ovalar, doğuda Khorat Platosu, ülke genelinde dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tayland Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Doi Inthanon 2,576 m.

Doğal kaynakları: Kalay, kauçuk, doğal gaz, tungsten, tantal, kereste, kurşun, balık, alçıtaşı, linyit, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %34.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %2.

Ormanlık arazi: %26.

Diğer: %32 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 44,000 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yer çökmeleri, kuraklıklar, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 61,797,751 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.86 yıl.

Erkeklerde: 65.64 yıl.

Kadınlarda: 72.24 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.87 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %2.15 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 755,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 66,000 (1999 verileri).

Ulus: Taylandlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Tay %75, Çinli %14, diğer %11.

Din: Budizm %95, Müslüman %3.8, Hıristiyanlık %0.5, Hinduizm %0.1, diğer %0.6 (1991).

Diller: Tay, İngilizce, etnik ve bölgesel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.8.

erkekler: %96.

kadınlar: %91.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tayland Krallığı.

kısa şekli : Tayland.

Eski adı: Siam.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bangkok.

İdari bölümler: 76 bölge; Amnat Charoen, Ang Thong, Buriram, Chachoengsao, Chai Nat, Chaiyaphum, Chanthaburi, Chiang Mai, Chiang Rai, Chon Buri, Chumphon, Kalasin, Kamphaeng Phet, Kanchanaburi, Khon Kaen, Krabi, Krung Thep Mahanakhon (Bangkok), Lampang, Lamphun, Loei, Lop Buri, Mae Hong Son, Maha Sarakham, Mukdahan, Nakhon Nayok, Nakhon Pathom, Nakhon Phanom, Nakhon Ratchasima, Nakhon Sawan, Nakhon Si Thammarat, Nan, Narathiwat, Nong Bua Lamphu, Nong Khai, Nonthaburi, Pathum Thani, Pattani, Phangnga, Phatthalung, Phayao, Phetchabun, Phetchaburi, Phichit, Phitsanulok, Phra Nakhon Si Ayutthaya, Phrae, Phuket, Prachin Buri, Prachuap Khiri Khan, Ranong, Ratchaburi, Rayong, Roi Et, Sa Kaeo, Sakon Nakhon, Samut Prakan, Samut Sakhon, Samut Songkhram, Sara Buri, Satun, Sing Buri, Sisaket, Songkhla, Sukhothai, Suphan Buri, Surat Thani, Surin, Tak, Trang, Trat, Ubon Ratchathani, Udon Thani, Uthai Thani, Uttaradit, Yala, Yaso

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kızıl söğüt, tarhun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yöntem; teknik, bir sanatı icra usulü veya hüneri.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Boş: Tehî bir evde. 2. İlim ve hüneri olmayan, Fars. bî-behre: O adam tehî değildir. Tehî değil = Sebepsiz, hikmetsiz: Böyle geceleyin gelmesi tehî değildir. Tehi-dest = Eli boş, züğürt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ısı derecesi; sıcaklık, sühunet: tıb. insan vücudunun ısı derecesi; ateş,ısı, hararet. temperature curve belirli bir süre içindeki ısı değişikliğini gösteren eğri. critical temperature kritik sıcaklık. normal temperature normal vücut ısısı. take one's

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh»den masdar). 1. Ruhun bir cisimden diğerine ve bazen insandan hayvana veya hayvandan insana geçmesine inanış. 2. (paleontoloji) Bazı hayvanların kurttan kelebek hâline gelmek gibi şekil değiştirmeleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناسخ] ruhun bedenler arası göçü.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hun imparatoru Mete’nin babası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (thought, leh. thunk) düşünmek, tefekkür etmek, mütalaa etmek; düşünüp taşınmak, ölçünmek, teemmül etmek; zannetmek, sanmak; kurmak, niyet etmek, tasarlamak; tasavvur etmek, farz etmek; hatırlamak, hatıra getirmek; addetmek; bir fikirde olmak. think

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gök gürlemesi; f. gümbürdemek, gürlemek; ağır söz veya tehdit savurmak; şiddetle söylemek, ateş püskürmek. steal one's thunder başkasının fikrini kendi fikri diye satmak. Who in thunder are you ? Kim oluyorsun sen ?

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürleyen; uğultulu; k.dili. çok büyük, daniska. thunderingly z. gürleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gök gürlemesi hasıl eden, gök gürlemesi gibi ses çıkaran. thunderous applause alkış tufanı. thunderously z. gök gürlemesi gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumpy. podgy. stocky. stumpy. tubby. plump. fat. chunky. thickset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

short and plump. chunky. heavy set. podgy. pudgy. thickset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemical symbol Sn Soft, silvery-white metal with high malleability and ductility, but little tensile strength One of the earliest metals known; because of its hardening effects on copper, used to make bronze for fabrication of construction and hunting to

Türkçe - İngilizce Sözlük

scroll. roll. heap. pile. rammer. remrod. cylinder. wad. coil. swab. fascicle. tag. tuft. roller. reel. chunk. winding. sponge. web.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The weight of twenty hundredweight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certain weight or quantity of merchandise, with reference to transportation as freight; as, six hundred weight of ship bread in casks, seven hundred weight in bags, eight hundred weight in bulk; ten bushels of potatoes; eight sacks, or ten barrels, of f

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump. pellet. chunk. clew. clue. cob. dollop. glob. hunch. knurl. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump. round mass. ball. pellet. glomerate. cake. conglomerate. conglomeration. slump. thick. nugget. agglomeration. agglomerate. hunch. dollop.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yuvarlak, gülle şeklinde: Topalak adam. 2. Yuvarlak pamuk dengi: Bir topalak pamuk. 3. Hünnapgillerden bir bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agricultural geology. chunk. dike. dirt. domain. earth. ground. land. soil. territory. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Tor hung out with three other vicious students, all of whom became possessed by wild hyenas while on a school trip to the zoo They eventually took on the characteristics of the hyenas, leading them to devour a live pig

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violent whirling wind; specifically , a tempest distinguished by a rapid whirling and slow progressive motion, usually accompaned with severe thunder, lightning, and torrents of rain, and commonly of short duration and small breadth; a small cyclone. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violently rotating column of air that is in contact with the ground Tornadoes usually develop from severe thunderstorms and can produce winds of 100 to 300 mph.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Appears as a powerful, funnel-shaped wind current in the lower parts of the atmosphere with winds that twist upwards at high speeds - often spawning from severe thunderstorms The tornado usually emerges from the base of a cumulonimbus cloud It usually has

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violently rotating narrow column of air in contact with the ground and extending from a thunderstorm base The tornado is most often found in the southwest quadrant of the storm, near the trailing edge of the cumulonimus cloud Tornadoes and funnel clouds

Türkçe - İngilizce Sözlük

A twisting, spinning funnel of low pressure air The most unpredictable weather event, tornadoes are created during powerful thunderstorms As a column of warm air rises, air rushes in at ground level and begins to spin If the storm gathers energy, a twisti

Türkçe - İngilizce Sözlük

A violently rotating column of air, pendant from a cumulonimbus cloud, and nearly always observable as a funnel cloud or tuba On a local scale, it is the most destructive of all atmospheric phenomena Its vortex, commonly several hundred yards in diameter,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vortex of rapidly moving air associated with some severe thunderstorms Winds within the tornado funnel may exceed 600 kilometers per hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rapidly rotating column of air which is attached to a thunderstorm and is in contact with the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, very intense cyclonic storm with exceedingly high winds, most often produced along cold fronts in conjunction with severe thunderstorms.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. üstün kudret veya hüner gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dalınç, esrime, vecit hali, istiğrak; kendinden geçme; ruhun yücelmesi; f. vecit haline koymak; teshir etmek, büyülemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass over the disk of. cause or enable to pass through; 'The canal will transit hundreds of ships every day' revolve about its horizontal transverse axis in order to reverse its direction pass across or pass across ; 'The comet will transit on Septembe

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hazine, para hazinesi; biriktirilmiş şey; değerli şey; f. hazine yığmak, para biriktirmek; çok kıymetli tutmak. treasure city hazinenin bulunduğu şehir; erzak depoları ve mağazalar şehri. treasure house hazine dairesi. treasure hunt saklanmış bi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hile kabilinden, hilekâr; hüner isteyen. trickishly z. hile ile trickishness i. hile, hilekârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hile; ustalık isteyen; becerikli, usta, hünerli. trickily z. hile ile. trickiness i. hile; hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. aynı türün değişik bitkilerinde erkek ile dişi ve hünsa çiçekleri olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very large cask for storing wine Some are large enough to hold the wine for several hundred thousand bottles.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tonbalığı, orkinos, istavrit azmanı, zool. Thunnus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orkinos, tonbalığı, zool. Thunnus. pickled tunny lakerda. short-finned tunny palamut, torik, altıparmak, zool. Pelamys sarda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be hung up on. insist. attach. fasten. pin. seam together. clasp. bind. bond. braid. clip. hasp. infix. latch. rub in. stereotype. stick. stick together. tack. tack together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conservative. diehard. binding. hard hat. hunker. old- line. retentive. standpat. strait laced.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uçmaya zorlamak veya uçmasına sebep olmak: Kuşu uçurttu. 2. Gaz hâline getirmek: Şişenin ağzını açık bırakarak lokmanruhunu uçurtmuşlar. 3. Kılıçla vurarak bir şeyin tepesini alıp götürmek. 4. Yıkıp tehrip etmek. 5. Bir şeyi sür’atle alıp meydandan yok etmek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça. 2.Devlet kuşu. - İsim olarak kullanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünersiz; başarılmamış; yapılmamış, tamamlanmamış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (T. halk dilinde: hünnab). Kabuğu kırmızı ve çekirdeği pek sert bir cins küçük meyve, çiğde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maharetsiz, hünersiz; maharet gerektirmeyen. unskilled labor kaba iş; kaba iş yapanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maharetsiz, hünersiz, beceriksiz, ustalıksız, ihtisassız, tecrübesiz, acemi. unskillfully z. hunersizce, beceriksizce, acemice. unskill fulness i. beceriksizlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Öğretici: Benim üstâdımdır. 2. Bir fen ve hüner, bilhassa san’atta en ileri dereceye erişmiş: Ustâd-ı Azam. 3. Mahir, san’atında mahareti olan, usta: Ustâd işi.

Türkçe Sözlük

(e. F.). İsmin sonuna gelip sahip mânâsiyle sıfatlar teşkil eder. Suhanver = Söz sahibi, güzel konuşan, yazan. Kîne-ver = Kindar. Cân-ver = Canlı, hayvan. Hüner-ver = Hünerli, hüner-mend.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arka, geri, Ar. zahr: Verâ-i cebel = Dağın ardı. 2. Kıç, geri, dübür. Mâ-verâ = Bir şeyin arkasında ve ötesinde bulunan şey. Meverâ-ün-Nehr = Ceyhun ile Seyhun arasındaki büyük Türk ülkesi. Mâverâ-üt-tabîiyye = Felsefede, tabiatın üstünde ve dışında olan hâl, metafizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., in ile tecrübeli, bilgili; hünerli, marifetli, usta.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya’da, Tayland Körfezi, Tonkin Körfezi ve Güney Çin Denizi kıyısında, Çin, Laos, ve Kamboçya sınırında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 16 00 Kuzey enlemi, 106 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 329,560 km².

Sınırları: toplam: 4,639 km.

sınır komşuları: Kamboçya 1,228 km, Çin 1,281 km, Laos 2,130 km.

Sahil şeridi: 3,444 km.

İklimi: Güneyde tropikal, kuzeyde musonal iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Güney ve kuzeyde alçak ve düz deltalar, orta kısımda dağlık araziler, kuzey ve kuzeybatıda tepelikler ve dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Güney Çin Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Ngoc Linh 3,143 m.

Doğal kaynakları: Fosfat, kömür, manganez, boksit, krom, ormanlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %4.

Otlaklar: %1.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %48 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 18,600 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Tufanlar ve su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 79,939,014 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.24 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.56 yıl.

Erkeklerde: 67.12 yıl.

Kadınlarda: 72.19 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.49 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.24 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 2,500 (1999 verileri).

Ulus: Vietnamlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Vietnamlı %85-%90, Çinli, Hmong, Tay, Khmer, Cham, dağlık bölge grupları.

Din: Budizm, Hoa Hao, Cao Dai, Hıristiyanlar, yerel inançlar, Müslümanlar.

Diller: Vietnamca (resmi), İngilizce, Fransızca, Çince, ve Khmer; dağlık bölge dilleri.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.7.

erkekler: %96.5.

kadınlar: %91.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti.

kısa şekli : Vietnam.

Yerel tam adı: Cong Hoa Xa Hoi Chu Nghia Viet Nam.

yerel kısa şekli: Viet Nam.

Yönetim biçimi: Tek Partili Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Hanoi.

İdari bölümler: 58 eyalet, 3 belediye; An Giang, Bac Giang, Bac Kan, Bac Lieu, Bac Ninh, Ba Ria-Vung Tau, Ben Tre, Binh Dinh, Binh Duong, Binh Phuoc, Binh Thuan, Ca Mau, Can Tho, Cao Bang, Dac Lak, Da Nang, Dong Nai, Dong Thap, Gia Lai, Ha Giang, Hai Duong, Hai Phong, Ha Nam, Ha Noi, Ha Tay, Ha Tinh, Hoa Binh, Ho Chi Minh, Hung Yen, Khanh Hoa, Kien Giang, Kon Tum, Lai Chau, Lam Dong, Lang Son, Lao Cai, Long An, Nam Dinh, Nghe An, Ninh Binh, Ninh Thuan, Phu Tho, Phu Yen, Quang Binh, Quang Nam, Quang Ngai, Quang Ninh, Quang Tri, Soc Trang, Son La, Tay Ninh, Thai Binh, Thai Nguyen, Thanh Hoa, Thua Thien-Hue, Tien Giang, Tra Vinh, Tuyen Quang, Vinh Long, Vinh Phuc, Yen Bai.

Bağımsızlık günü: 2 Eylül 1945 (F

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -sos, -si) virtüöz, hüner sahibi kimse; güzel sanatlar meraklısı kimse. virtuosity i. virtüözlük, hüner; güzel sanatlara karşı kabiliyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hit. to strike. to knock on. to tap on. to shoot. to stab. to kill. to hit. to hunt. to strike. to pinch. to chafe / to blister one's foot. to blight a crop. to slam. to slap. to blow. to lash. to dash. to splash. to sh.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarda, 0.9144 metrelik İngiliz ölçüsü , kıs. yd., y. yard goods yarda ile satılan kumaş.cubic yard yarda küp, 0.7645 m^3. square yard yarda kare 0.8361n^2. the hundered-yard dash yüz yardalık yarış.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya, Güney Pasifik Okyanusunda adalar, Avustralya’nın güneydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 41 00 Güney enlemi, 174 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: 268,680 km².

Antipodes Adalarını, Auckland Adalarını, Bounty Adalarını, Campbell Adalarını, Chatham Adalarını ve Kermadec Adalarını içine alır.

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 15,134 km.

İklimi: Keskin bölgesel çelişkilerle birlikte ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Dağlar ve geniş kıyı ovaları ağır basmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cook Dağı 3,764 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, demir, kum, kömür, kereste, hidro enerji, altın, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.

daimi ekinler: %5.

Otlaklar: %50.

Ormanlık arazi: %28.

Diğer: %8 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 2,850 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Depremler ülke genelinde ortaya çıkmalarına rağmen şiddetli değiller, volkanik etkinlik fazladır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,864,129 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.36 (erkek 442,738; kadın 421,462).

15-64 yaş: %66.11 (erkek 1,281,781; kadın 1,272,674).

65 yaş ve üzeri: %11.53 (erkek 193,895; kadın 251,579) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.14 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 4.71 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.04 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.77 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.28 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.99 yıl.

Erkeklerde: 75.01 yıl.

Kadınlarda: 81.1 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.8 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.06 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 1,200 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Yeni Zelandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Yeni Zelanda Avrupalıları %74.5, Maori %9.7, diğer Avrupalılar %4.6, Pasifik Adalılar %3.8, Asyalılar ve diğerleri %7.4.

Din: Anglikan %24, Presbyterian %18, Roma Katolikleri %15, Methodist %5, Baptist %2, diğer Protestanlar %3, belirlenemeyen veya dini inancı olmayan %33 (1986).

Diller: İngilizce (resmi), Maori.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Yeni Zelanda.

kısaltma: NZ.

Yönetim biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Wellington.

İdari bölümler: 93 yöre, 9 bölge, and 3 şehir bölgesi; Akaroa, Amuri, Ashburton, Bay of Islands, Bruce, Buller, Chatham Adaları, Cheviot, Clifton, Clutha, Cook, Dannevirke, Egmont, Eketahuna, Ellesmere, Eltham, Eyre, Featherston, Franklin, Golden Bay, Great Barrier Adası, Grey, Hauraki Ovaları, Hawera, Hawke’s Bölümü, Heathcote, Hikurangi, Hobson, Hokianga, Horowhenua, H

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. congeries. agglomerate. tons. agglomeration. aggregation. bank. batch. budget. bulk. bundle. cartload. chunk. clamp. clump. collection. conglomerate. conglomeration. crowd. drove. flock. force. heap. hill. huddle. lump. mass. mound. pac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk. mass. stack. agglomeration. aggregation. batch. bed. bundle. chunk. clutter. collection. crowd. flock. heap. hill. lump. mountain. multitude. peck. pile. rabble. swarm. trail.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yıldız. 2.Ünlü Hun hükümdarı Atilla’nın son karısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. flash. lightning. streak of lightning. thunderbolt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. thunderbolt. lightning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. fire insurance. lightning. thunderbolt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

facial. hundred. obverse. cast of features. countenance. dial. face. front. frontispiece. hundred. kisser. mien. obverse. phiz. physiognomy. puss. snoot. visage. hecto-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. front. hundred. puss. side. visage. mug. façade. obverse. surface. impudence. cheek. facial. obverse. reverse. yüz the right side.