Ifa ne demek? | Ifa anlamı nedir? | Ifa

Ifa anlamı nedir?

ifa ne demek?

ifa anlamı nedir?

ifa | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ifa

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Borç veya vadini yerine getirme: Ifâ-yı deyn, tfâ-yı ahd. 2. Bir işi iş haline koyma, icrâ. 3. İş görme, yapma, etme, kılma: Vazifesiniz, hizmetini ifâ etti (icrâ ve eda’dan farkı için bk. icrâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. fulfilment. performance. carrying out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrying out. performance. fulfillment. fulfilllment. discharge. execution. exercise. fulfilment. satisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor. independent financial adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Independent Financial Adviser You may need to use an IFA to help with your general financial planning along with pension options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term stands for Independent Financial Adviser and is a person who can provide financial advice on the most suitable investment for you.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor: those registered in the UK, under the Financial Services Act 1986.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor A person qualified to give financial advice to clients on life insurance, pensions, funds, and other financial products, who is not tied to any one financial institution They may charge their clients a fee for their advice or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent financial advisor is an advisor who has no affiliation with other financial companies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor In theory, these intermediaries should look at the entire financial market before making a selection and offer unbiased advice and access to all suitable financial products they sometimes still have access to special deals no

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broker or other intermediary who is authorised to sell or advise on the policies offered by any insurance company, as well as other financial service providers They sometimes still have access to special deals not on offer elsewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent financial adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indirect fluorescent antibody; test that detects antibody by allowing an antibody to react with its substrate and adding a second fluorescein dye-labelled antibody that will bind to the first.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An independent financial adviser who is not tied to any one company and must provide independent financial advice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Institute of Field Archaeologists is the professional body for UK archaeologists The IFA seeks to advance the practice of archaeology through the promotion of professional standards and ethics for the conservation, management and study of the historic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Swiss Investment Fund Act of March 18, 1994 Came into force at the beginning of 1995 Its main aim is to protect investors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Irish Farmers Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ایفا] yapma, yerine getirme. 2.ödeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Temiz olarak, temizce, tertemiz şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trademark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Arifler, bilgililer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Arifçe, Arife yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insan eliyle yapılan şey, bilhassa ilk insanlann meydana getirdigi sanat eseri; yapı; (biyol). dokuda suni olarak meydana getirilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Atıf).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). belirli bir bölgedeki kuşlar veya kuş türleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefiting of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستفاده] yararlanarak, istifade ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faydalanmak suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, ittifak = uyuşmak). Uyuşarak, ittifakla, müttefikan, birleşerek: Aralarında b’il-ittifak bu işe karar vermişler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. otelci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ne fayda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cefr). Geniş kuyular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir balık ağı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk). mahkeme memuruna verilen yazılı haciz emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esnafça eğlenceye giden, esnaf gibi her biri masrafının hissesini vererek (Arifâne denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasâfetli, aklı başında bir adama yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I FASL) (I.A.F.). Ayırma çizgisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). highfalutin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایفای وظيفه] görev yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görev yapmak, görevini yerine getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ifâde). İfadeler, bk. ifade.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افادات] ifadeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İFADE) (i. A. «feyd» den masdar) (c. ifâdât). 1. Anlatma, söyleme, beyan, takrir: Hâlimi ifade ettim. Ifâde-i şifâhiyye = Ağızdan anlatış. İfâde-i tahririyye = Yazı ile anlatış. 3. Ders verme, tedris, ders takriri, talebeyi dersinden faydalandırma: Telif ve ifade ile meşgul olurdu. (hukuk) İfade almak, zaptetmek: Davaya ait olan bir madde hakkında birini söyletip söylediğini yazmak. İfâde-i cebriyye (matematik) = Cebir işaretleri ile maksadı anlatma. İfâde-i merâm = Kitabın başına yazılan ve yazış sebebini anlatan sözler, ön söz, Ar. mukaddime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. statement. declaration. voice. deposition. evidence. denotation. enunciation. import. locution. phrase. proposition. recital. recital of fact. signification. term. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmation. evidence. expression. sign. statement. strain. testimony. utterance. look. deposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. statement. way of expressing one's thoughts. facial expression. deposition. clincher. declaration. diction. exposition. statement of fact. look. misdescription. recital. representation. strain. utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افاده] söylem, anlatım, dile getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convey. couch. express. frame. put. reflect. register. signify. state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to declare. to express. to mean. to state. connote. convey. couch. denote. imply. import. infer. predicate. represent. signify. speak. spell. tell. vent. voice. write.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatmak, belirtmek, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth carry a meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevk» dan masdar). 1. Üste gelme, hastalıktan kalkma, iyileşme, hastalıktan kurtulup büsbütün iyi oluncaya kadar aradan geçen müddet: ifâkat bulmak. İfâkatta bulunanlara yarayacak yiyecekler. 2. Sarhoşluktan veya bayılmaktan kurtulma, ayılma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افاقت] iyileşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2.Ayılma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevt» ten masdar). Fevtetme, kaybetme, elden çıkarma, kaçırma: Fırsatı ifâte etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz»den masdar). 1. Taşacak derecede doldurma, bol verme (yalnız mecâzen kullanılaır): Ifâza-i nûr etmek.’ 2. Feyizlendirme, feyiz ve berekete kavuşturma: Yazılarıyla okuyucularını ifâza etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2.Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ افاضه] taşma. 2.bereketlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizlenme, saklanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختفا] gizlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafi» den masdar) (c. ihtifâlât). Büyük bir alay ile saygı gösterme, merasim, tören: Cenazesi ihtifâlât-ı lazıme ile kaldırıldı. Mehmed Akif için yarın bir ihtifâl yapılacak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتفال] anma töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtifâl). Ihtifâller, merasimler, törenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Elde bulunana yeter nazariyle bakıp fazla istememe, kanaat: Ben bu kadarla iktlfâ ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A. masdar). Arkasından gitme, ardına düşme, takip, Osm. peyrevlik: Talebe her hareketinde hocasına Iktıfâ etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتفا] yetinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sarınma, bürünme, örtünme. 2.Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(İLTİFAT) (i. A. masdar). 1. Yüzünü çevirip bakma: Bizim tarafa hiç iltifat etmedi. 2. Dikkat, itina: İltifat eyleme çok hendeseye (Vehbî). 3. Teveccüh, taltif, hatır sorma, güler yüzle ve lutufkârâne dostluk: iltifatınıza nail olmadık. İltifat yok mu? 4. (edebiyat) Sözü meselâ üçüncü şahıstan, ikinci şahsa, ikinci şahıstan birinci şahsa çevirmekten ibaret belâgat. Fâtiha süresindeki (eyyâke nâ’budu) Ayet-i kerîmesinde olduğu gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. attention. kindness. bouquet. sugar. taffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. courtship. kind treatment. favour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behaving courteously or flatteringly. to compliment. flattering words. courtesy. favour. good grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ التفات] dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yüzünü çevirip bakma. 2.Dikkat. 3.Hatır sorma, gönül alma. 4.Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be courteous to. to behave courteously to. to compliment. to flatter. to like. to enjoy. to find pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iltifat eden, herkesin hatırını hoş tutarak lutufla muamele eden, mültefit, iltifatkâr: Çok iltifatçı bir zattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İltifatçı, mültefit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltifatla yapılan: iltifatlı muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. kind. flattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltifat etmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def» den masdar). 1. Def ve yok olma, ortadan kalkma. 2. Püskürme, patlama: Yanardağ indifâı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اندفاع] püskürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

püskürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İNTIFA) (i. A.). Sönme, müntafi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nef’» den infiâl masdarı). Faydalanma, istifade etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. advantage. gain. beneficial ownership. ususfructus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انطفا] ateşin sönmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتفاع] yararlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of usufruct. usufruct right. usus fructus. beneficial interest. usufructuary right. right of common. access. beneficial service. legal usufruct. right to enjoyment of a property. tenancy. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Dividend Right Certificates)

Şirket genel kurulunun alacağı kararla bazı kimselere çeşitli hizmetler ve alacak karşılığı olarak kuruluştan sonra verilen ve sermaye payını temsil etmeyen hisse senetleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an uprising by Palestinian Arabs against Israel in the late 1980s and again in 2000; 'the first intifada ended when Israel granted limited autonomy to the Palestine National Authority in 1993'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an uprising by Palestinian Arabs against Israel in the late 1980s and again in 2000; 'the first intifada ended when Israel granted limited autonomy to the Palestine National Authority in 1993'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefh» ten masdar). Şişme, kabarma, şişkinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ref» den masdar). 1. Yükselme, yukarı kalkma: Göğe kadar irtifâ etti. 2. Terakki. 3. Yükseklik. Deniz seviyesinden itibaren yükseklik derecesi: Bu dağın irtifaı nedir? 4. (astronomi) Güneş ve yıldızların usturlab vesair Aletlerle ufuktan ne derecede yüksek bulunduklarının ölçülmesi, irtifâ almak. İrtifa tahtası = Ölçmeye mahsus tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altitude. elevation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altitude. elevation. gradient. height.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارتفاع] yükseklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklikçe, irtifâ bakımından: Irtifâen aralarında fark vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing. access.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easement. sharing. access. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of easement. easement right. servitude. right of access. right of way. right of passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâf hâle gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİFA) (i. A. «afv» dan masdar). 1. Af isteme: İstîfây-ı kusûr. 2. Bir makam ve görevden affolunmayı isteme, kendi isteğiyle işten ayrılma: İstifasını verdi, istifası kabûl olundu, olunmadı, istifasını geri aldı: İstifadan vazgeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefâ» dan masdar). Tamamiyle elde etme: İsteğini istifâ eti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. resigning. demission. tender of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. attribution. demission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفا] seçme, ayıklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resign. to demit office. to vacate one's seat. abdicate. bow out. cease to hold office. chuck. to leave office. peg out. quit one's job. recede from one's position. step down. surrender one's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir memurun görevinden alınmasını istemek maksadıyla verdiği resmî kâğıt: İstîfâ-nâmesini sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fâide» den masdar) (c. istifâdât). 1. Faydalanma, kazanma, kâr etme: Bu çalışmadan bir istifadeniz var mıdır? 2. Mânen faydalanma, bir şey öğrenme, bilgisini genişletme: Bu adamın sohbetinden istifade olunur; istifade olunacak bir kitaptır. Bundan ne istifade olunur: Ne kazanılır, ne çıkar, ne hâsıl olur?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profiting. benefiting. profit. gain. benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kârlı, kazançlı: İstifadeli bir iştir. 2. Faydalı, bilgi veren: istifadeli bir kitaptır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iffet» ten masdar). İffetli ve namuslu olma (iffet bu mânâyı ifade ettiğinden lüzumsuzdur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفائی] seçimle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz» den masdar). Feyz, bereket, verimlilik alma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. ufâk» dan masdar) (c. ittifâkat). 1. Uyuşma, söz birliği etme, ittifak, muvafakat: Bu işte arkadaşlarla ittifak edemedik: Aramızda ittifak hâsıl olamadı. 2. Birlikte hareket etmek üzere sözleşme, birleşme, andlaşma: iki devlet arasında ittifak vardır; tedâfüî ittifak; taarruzî ittifak: Birincisi yalnız dışardan vuku bulacak taarruz ve tecavüze karşı durmak, ikincisi başka devletlere taarruz ve tecavüz dahi etmek üzere iki devlet arasında akdolunan ortaklık muahedesi. 3. Rast geliş, tesadüf (dilimizde bu mânâ ile az kullanılmıştır). İttifâk-ı Arâ = Bir meclis veya bir heyet üyelerinin bir görüşte toplanması, hepsinin aynı fikirde bulunması, sözbirliği: Bu işe ittifâk-ı Arâ ile karar verildi. İttihâd-ı Arâ da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. alliance. federation. confederation. hookup. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederacy. agreement. alliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. alliance. unanimity of purpose. attention. concert. concord. confederacy. consent. league. unanimity. unanimous consent. unanimous opinion. undivided opinion. unity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتفاق] birleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree. to be unanimous. to be allied. ally. confederate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tesâdüfî olarak, tesâdüfen, rastgele, Ar. alet-tesâdüf, kazârâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتفاقا] tesadüfen, rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (m. ittifâkıyye) (imen). 1. İttifak ve ittihada ait: Muâhede-i ittifâkıyye. 2. Tesâdüfî: Garâib-i ittifâkıyye (garipliklerin bir araya gelmesi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتفاقی] tesadüfî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uyuşamama, Osm. adem-i muvâfakat.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Publicly Offered Dividend Right Certificates)

Nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma ve yeni pay alma gibi haklar sağlayan bir kıymetli evraktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keffe). Kefeler, terâzi gözleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Yaşamaya yetecek kadar rızk. Klflf-ı n«f» = Bir kimseyi ancak yaşatacak kadar yiyecek; bununla kanaat etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A, “T.). Elde olanlarla karın doyurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufficiency. adequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کفایت] yeterli olma. 2.yararlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yetişme, el verme, kafi gelme. 2.Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suffice. to be enough. settle for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Yetişme, yetişir miktarda olma: Bu kadar kifâyet eder; kifâyet miktarı. Derece-i kifâye = Yetişecek miktar ve derece. 2. İktidar, liyakat, ehliyet, bir işe yetip başkasına ihtiyaç göstermeme; O adamın kifâyet! vardır, kifâyeti kabûl edilmiştir (Iktifâ ve kanaat mânâsıyle «kifâyet etmek» demek pek doğru değildir, «Iktifâ demeli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yetersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inadequate. insufficient. incompetent. inconclusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficiency. inadequacy. inadequateness. deficiency. inability. penury. poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yetersizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. (cerrahî). Sargı. 2. (botanik) Bazı çiçeklerin içinde bulunduğu mahfaza.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لفافه] sargı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). (Fr. manlfactura). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünlarl: Manifatura mağazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Manifatura çeşidindan dokuma vesair fabrika ürünlarl satan tacir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünleri satan tacirin ticarati: Manifaturacılık odiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok çeşitli, türlü türlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. insaf ve doğrulukla: Pek munsıfâne hareket ediyor. 2. Pek ileriye varmayarak: Biraz munsıfâne vuruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İsrafla, müsriflikle, müsrifçeslne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tâife-i mutasavvıfa» dan kısaltılmış). Mutasavvıflar, sûfîler: Mutasavvıfadan bir zât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متصوفانه] sûfice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متأسفانه] üzgün, esefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفلسفانه] bir filozof gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissension. discord. strife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفاق] ikiyüzlülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Nifakla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkma, ürkme. 2. Nefret izhar etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Loğusalık, yeni doğurmuş kadının hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nifâsiyye) (tıp). Loğusalığa ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taş kesilme, taşlaşma; taş kesilmiş şey, fosil. petrifactive s. taş haline getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim, eskimiş (pi:'rifa:ni:) Farsça + Arapça İhtiyar kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-ti) yeniden yazma veya düzenleme (eser); adaptasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Yaraların üzerine konulan katlanmış bez, baskı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rifâi tarîkati.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rif’at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işe yaramak, rahatlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıktan kurtulma, iyi olma, Afiyet kazanma. Şifa bulmak = Hastalıktan iyi olmak, arılmak. Allah şifilar versin = Hastalara edilen dua. Şifi olsun = Bir şey ve bilhassa bir iliç veya yiyenlere edilen dua. Dirü’ş-şifi = 1. Hastahane. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. healing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery of one's health. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاء] şifa,iyileşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyi olma, kurtulma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastahene. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; Fars. resânîden = yetiştirmek). İyi eden, şifâ veren, Ar. Şâfî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; sâhten = yapmak), iyi eden. Ar. şâfî: Hiç bir ilâç bana şifâ-sâz olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şifâ bulma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şefe). Şefeler, dudaklar, (bk.) Şefe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاخانه] hastane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, yazı ile olmayarak, söylemekle: Kendisine emrinizi şifahen söyledim. Zıddı: Tahriren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viva voce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbally. orally. viva voce. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاها] sözlü olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A.) (mü. şifihiyye). Ağızdan olan, zıddı: tahrirî: Şifâhî emir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاهی] sözlü olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifihî olan, ağızdan alınan sözlü ifadeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاکار] şifa veren, iyileştiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سفال] çanak çömlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çanak, çömlek ve çini gibi topraktan yapılmış şey. Sifâl-pâre = Çanak, çömlek parçası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سفالين] topraktan yapılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاناپذیر] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفارسان] şifa veren, iyileştiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. adjectival. adjective. determinant. epithet. title. attribute. attribution. attributive. capacity. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. capacity. epithet. role. quality. attribute. appearance. aspect. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. attribute. capacity. role. position. quality. title. honorific. nickname. attribution. designation. person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفت] özellik, vasıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفات] özellikler, vasıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to qualify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفایاب] şifa bulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa bulmak, iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahrif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحریفات] anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem oynatmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belediye tarafından yaptırılan temizlik işleri. Tanzifat amelesi = Sokakları süpüren amele, çöpçü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنظيفات] temizlik işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکليفات] öneriler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. official etiquette. formality. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشریفات] protokol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Teşrifat işlerine bakan şahıs, protokol müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master of ceremonies. protocol officer. master of ceramics. protocolist. sb who is a stickler for protocol / etiquette. chamberlain. emcy. herald. marshal. usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) protokol görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Teşrifatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Telif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأليفات] kaleme alınmış eserler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat., zool. beyinden çıkan beşinci çift sinirlere ait, trigeminusa ait; i. üçüz sinir, trigeminus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واجب الایفا] yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). 1. Uygunluk, aynı fikirde olma. 2. Barış, sulh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nazikâne, zarafetle, kibarca: Zarifâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظریفانه] zarifçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güvey ve gelinin gerdeğe girmesi: Zifaf gecesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زفاف] gerdek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö. 333 yılında Anadolu’nun içlerine girerek Frigya’nın başkenti Gordion’a ulaşır. Kendisine kentin ilk kurucusu Gordios’un arabası gösterilir. Arabanın boyunduruğu, ucu görülmeyen bir düğümle arabanın okuna bağlanmıştır. İnanışa göre bu düğümü çözen Asya’nın fatihi olacaktır. Büyük İskender düğümü kılıcıyla keser. Bugün bu terim, çözümü çok zor olan olaylar için kullanılıyor.

Genel Bilgi by