ıh ne demek? | ıh anlamı nedir? | ıh

ıh anlamı nedir?

ıh ne demek?

ıh anlamı nedir?

ıh | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ih

Türkçe Sözlük

(e.). Deveyi çökertmek için kullanılır sestir. 2. Yorgunluk ve heyecanla hızlı nefes vermeyi tasvir eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzellik ve zariflik veren süs.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hastalara şifa veren, mesih İsa’nın kulu.-(bkz.Mesih). İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water of life bengisu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبزه] su kaynağı. 2.gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ebûcehil karpuzu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهيخته] kınından çıkmış, sıyrılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال صحيه] sağlık durumu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطار جهان] dünyanın her tarafı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی ای حال] her nasıl olsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ilâh), (bk.) İlâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلهه] ilahlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی همت] yüce himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آميخته] karışık, karışmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). imha etmek yok etmek; bozmak; iptal etmek, feshetmek. annihilable (s). imha edilebilir, fesh ve iptal edilebilir. annihila'tion (i). imha, yok etme; iptal; tüketme; fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kibarlık ve Şereften uzak olan baş kahraman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). antıhistamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(tıp) HAlât-ı nâdire = Az görülen hastalık belirtisi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Arhan).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارض حال] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kişneme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin yanında saçlarının uzunluğu ve gürlüğünden bahsedilir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ata binmiş süvari. - Birleşik isim. Atlıhan: Alınca Hanın oğlu. Tatar’ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. «Avîhten» fiilinden imef.). Asılmış, asılı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) - Cihanı aydınlatan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) – Hayatın gözü, hayat pınarı.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quinsy. tonsilllitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Kullanılan şekli: Bedava). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey) : Bâdihevâ sirke baldan tatlıdır. Pek ucuz: Bunu bâdihevâ almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbası, yoğurt.

Hazırlanışı : 1 kase pirinç çorbası ile birlikte, bir su bardağı dolusu taze yoğurt yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enteritis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Batı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nihâd = tabiat, huy). Kötü tabiatlı, fena huylu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şan ve şerefi büyük olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ansızın, düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık, ber-bedîhe, bedâheten, irticâlen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهه] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2.Başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedîhiyye). Delil ve ispata muhtaç olmayacak derecede zâhir ve açık olan: Kâinatın bir yaratıcının kudret elinden çıktığı bedîhîdir. (mantık) Mantıkta bir kıyas çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهی] kuşkusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Besbelli, açık-apaçık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. mantık). Delil ve ispata muhtaç olmayacak görünüşte açık ve anlaşılan şeyler, umûr-ı bedîhîyye: Be dîhiyyâta karşı söz söylemek abestir

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمهر] sevgisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنهاد] kötü yaratılışlı, soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Kendi ibaresiyle, ifade şeklini değiştirmeksizin, aynen: Filân kitaptan beibâretihâ birkaç fıkra nakletmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendiliğinden, kendi kendisine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Nihâyetsiz, sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamamiyle, bütün, tekmil, hep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Müzekker için). Tamamiyle, tamamlanmış olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayniyle, olduğu gibi: O yazıyı biayniha dercetmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Terkib A.) (mü. biha) (tes. behme) (c. behem). Ona, onunla, onda: MahkOm-u-bih = Ona hükmolunmuş. Mâmûl-u-bih = Onunla amel olunan, mer’İ, müstamel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kök, asıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Terkib A.) (mü. biha) (tes. behme) (c. behem). Ona, onunla, onda: Mahkûm-u-bih = Ona hükmolunmuş. Mâmûl-u-blh = Onunla amel olunan, mer’İ, müstamel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kök, asıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيخ] kök.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Bih, febiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Bih, febiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblivious. unaware. ignorant. uninformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. unaware of. ignorant of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حد] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحق] hakkıyla, hak ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. bih). İyiler, iyi adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. bih). İyiler, iyi adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (BuhOr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (Buhûr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حرکت] hareketsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حاصل] sonuçsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حيا] utanmaz, hayasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حيات] cansız, yaşamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حساب] hesapsız, sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Behîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Behîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حس] hissiz, duygusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشت] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيخود] baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her iki saatte bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail’in zevcesi. Çaldıran’da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail’in zevcesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha iyi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهتر] daha iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek iyi, daha iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - En iyi, pek iyi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستحصال] alarak, elde ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی مهر] sevgisiz, şefkatsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی نهایه] sonsuz, bitmez tükenmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بتمامها] tümüyle, tamamen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendiliğinden, kendinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذاته] kendiliğinden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dileğiyle, isteğiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkı ile, liyâkatli olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(b = harf-i cer, lutuf = kerem, hi = onun). Tanrı’nın lutuf ve keremiyle: Bilutfihi Taâlâ bir çocuğum dünyaya geldi.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır:

- Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.

- Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Farenjit veya anjin adı verilen bu hastalığın nedenleri; nezle ve grip gibi ateşli hastalıklarla, havadaki zararlı maddeler, sinüzit, alkol veya sigaradır. Yapılacak ilk iş; istirahat etmektir. Mümkün olduğu kadar az konuşmak da yararlıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, Adaçayı, Arpa, Havuç suyu

Hazırlanışı : Bir litre saf sirkeye batırılan tülbent, boğaza sarılır. Yatmadan önce de ayak tabanları sirke ile oğulup, kurulanır. Veya Ilık adacayı ile gargara yapılır. Yada aç karnına, taze sıkılmış havuç suyu içilir.Bir başka tedavi de Arpa çayı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cerh» ten) (mü. câriha). t. Cerheden, yaralayan, yara açan: Cârih (yaralayan) ile mecruh (yaralanan) zabıta merkezine gönderildiği. Alât-ı eâriha = Yaralayıcı, kesici Aletler. Esliha-i câriha = Yaralayıcı, kesici silâhlar: Bıçak, hançer, pala, kılıç vs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جارحه] yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâr = dört, mıh = çivi. Türkçe’si çarmıh). Suçluyu haça germek için kurulmuş haç şeklinde darağacı. Ar. salîb: Çarmıha germek, (denizcilik) Bir teknenin direklerinin tepesinden aşağıya inen kalın ipler. Cıvadıra çarmıhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. crucifix. mainstays. shrouds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. rood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارميخ] çarmıh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şekli bozulmadan yapılan Arapça çokluk. İki türlüdür: Cem’-i müzekker, cem’-i müennes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yara jnânâsiyle dilimizde kullanılıp, mecrûh (yaralı) mânâsiyle cerîhadâr dahi deniliyorsa da Arapça’da yaraya «cerh» ve «karha» denilip, «ceriha» kelimesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جریحه] yara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («cehd» den). 1. Din uğrunda muharebe. 2. islâm dinini yaymak için yapılan çalışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهاد] din uğrunda savaş. cihâd etmek din uğrunda savaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din uğrunda düşmanla savaşma. 2.İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü’minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur’an’da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Cihât’a mensup, savaş işleriyle ilgili. 2. II. Sultan Mahmud devrinde harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş sikke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİHAN) (i. F.). 1. Arz, sema ve ötesinden ibaret olan Alem, kâinât, dünya. 2. Küre-i arz, yeryüzü, zemin. İki cihan — Dünya ve Ahıret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهان] dünya. 2.âlem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2.Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal’in yapıldığı Mümtaz Mahal’in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle “Zamanın Fatıması” olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünyaca tanınmış kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (cihan = dünya, Aferîden = yaratmak). Alemi yaratan (Tanrı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihân = dünya, Arâsten = donatmak). Alemi süsleyen, Aleme ziynet veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alemi koruyan, hükümdar, padişah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Hükümdara mensup ve müteallik, şâhâne: Fermân-ı cihânbânî = Padişah fermanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cihanı, dünyâyı gören, Allah. 2. Göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aleme sahip olan, dünyayı zaptetmiş, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdâra mensup, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (cihân = dünya, dîden = görmek). Çok yaşamış, çok görmüş ve gezmiş olan, mec. tecrübeli insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı parlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dünyayı aşan, fetheden fâtih, cihangir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bütün dünyanın boyun eğdiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihân = dünya, nümûden = göstermek). 1. Dünyayı gösteren, harita veya coğrafya. 2. Çatının üzerinde her tarafa nezareti olan açık taraça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alemin dayandığı, insanların sığındığı. Büyük hükümdarlar için bu unvan kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cihânın büyüğü olan, pâdişâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı zapteden, pâdişâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pâdişahlık, hükümdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). T. Her tarafı kaplayan. 2. Dünya çapında, dünya ölçüsünde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı yakan. mec. 1. Çok zulmeden. 2. Güneş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihan = dünya, tâbîden = parlatmak). Alemi parlatan: Aftâb-ı cihân-tâb = Alemi parlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهان آفرین] dünyayı yaratan, Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهاندار] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Delhi, Türk-Hind İmparatorları’nın 13.’sû olup Şah Alem Bahadır’ın büyük oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جخان دیده] görmüş geçirmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(CİHAN-GİR) (i. F. cihân = dünya, giriften = tutmak). Dünyayı zapteden, büyük fâtih, İskender, Cengiz Han ve Timur gibi az müddet zarfında birçok büyük ülkeler fetheden hükümdar veya kumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world conqueror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگير] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlere yakışır bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگيری] büyük hükümdarlık, imparatorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlerin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cihan).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگشا] dünyayı feth eden, fatih hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. cihânyân). 1. Dünyaya bağlı. 2. Dünyada oturan, yani insan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانی] dünya ile ilgili. 2.insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Cihaner).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazebo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber’in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهان نما] dünya atlası. 2.taraça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cihan’ın şah’ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur’un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Cihan’ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

global.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Cihan yakan. 2.Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin’e verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.). Dünya ahalisi olan insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). Dört, Ar. erbaa. Cihâr-yâr = İlk dört halîfe: Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alî. (bk.) ÇAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehr»den) Sesle ve alenen söyleme veya okuma, cehr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهاریار] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek sesle, açıktan, alenen, cehren: Cihâren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهارا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و دو] dört ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و سه] dört ve üç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و یک] dört ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cihet). Cihetler, (bk.) Cihet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهات] yönler. 2.sebepler. 3.yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. apparatus. appliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device aygıt. trousseau çeyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهاز] çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. halk ağzında: çehizlemek). 1. Geline cihaz vermek, gelinin cihazını tedarik etmek ve hazırlamak. 2. (bir fakire) Muhtaç olduğu şeyleri vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «veçhe» den) (c. cihât). 1. Taraf, yan: O cihetten geldi; falan cihete doğru gitti. 2. Yer, mahal, semt: Anadolu’nun o cihetlerinde bozuk bir Türkçe söyleniyor. Semt semt: Yağmur cihet cihet yağdı. 3. Suret, bakım, nazar: Bir cihetten hakkı vardır: Bir suretle, bir bakıma göre. Her cihetçe = Her suretle. 4. Sebep, mucip: Bu cihetten nâşî = Bu sebepten dolayı. 5. Vesile, bahane: Cihet-i rüchan = Üstünlük vesilesi. 6. Evkafça olan vazife, maaş: İmâmet ciheti, hitabet ciheti Cihât kalemi = Osmanlı devrinde Evkaf-ı Hümâyûn Nezaretinde cihetlere ve vazifelere bakan kalem. Cihât-ı erbaa = Dört taraf; sağ, sol, ön, arka. Şeş-cihât = Altı taraf: Dört taraf ile alt ve üst. Min cihetin = Bir cihetçe, bir bakıma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. side yön. yan. aspect. point of view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. side. quarter. aspect. point of view. course. modalities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهت] yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.l. Kırk, Ar. erbaîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهل] kırk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهل پا] kırkayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره] yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Seçim bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Hastahâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mezar, merkad, kabir.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla kullanılan sabun, deterjan, boyalar ve bazı bitkilerin neden olduğu bu hastalığa tıp dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan şeyi belirleyip, onu terk etmekle başlanır. Sonra aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nişasta, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı nişasta konur. Karıştırılarak eritilir. Sonra bu suya bastırılan temiz bir bez, iltihapların üzerine sarılır. Kurudukça değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c.dihâl). 1. Köy. 2. Eskiden yapılan tek renkli, kenarları gümüş yahut altın işlemeli ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Veren, verici. Haclet-dih = Utanç verici, utandırıcı. Arâm-dih = Rahatlık veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ده] köy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy ağası, köy kâhyası, muhtar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dahm). İri, kalın olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهات] köyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dihedral, (açısı) iki düzlemden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهخدا] köy ağası. 2.köy kahyası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taç, çelenk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Verme, Ar. İtâ, ihsan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Köylü, çiftçi. 2. Köy muhtarı (Arapça’ya da geçmiştir ve «dehâkîn» suretinde Arapça çokluğu da vardır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهقان] çiftçi. 2.köy ağası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz.Rasûlullah (s.a.s)’ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)’in bazen Dihyetü’l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birthdate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth date. date of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla zarlarından ikisinin de dördü gösteren taraflarının üste gelmesi ile elde edilen tavla sayısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki cihan, dünyâ ile Ahıret.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İki cihan, dünya ve ahirct.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F). Pazartesi günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cenâh). Cenâhlar, taraflar, (bk.) Cenâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary history. history of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şey verilince tam olmalı, bir iyilik edilince bu iyilik tamamlanmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimdiki halde, bugünkü günde, elyevm, hâlâ, henüz: Necd’in bedevî Arablar’ı el-hâletü hâzihi Arapça’nın fasihini söylüyorlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الحالة هذه] şimdiki, günümüzdeki

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koparılmış, oynatılmış; yükseltilmiş, karıştırılmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Erkek İsmi) - Cihanın tanıdığı erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. silâh). Silâhlar. (bk.) Silâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسلحه] silahlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. A.). Balkanlar’ın fethinde bulunanların soyundan gelenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. fıkh’dan smüş.) (c. fukahâ). Fıkıh Alimi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقيه] islam hukukçusu, fakih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2.Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاکهه] meyva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevakih) (asıl fekâhet’ten if. olup sevindiren ve şenlendiren demektir). Meyve, yemiş, Ar. semere FAkihet-üş-şitâ = Kış meyvesi, yani ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Toprak ekici. 2. Başarılı ve bahtiyar. 3. Şöhret, ün.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. 2.Toprağı süren, eken.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(FAL-i HAYR) (i. F. A.) Hayır falı, iyiye yorulan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fesheden, iptal eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fasihe) (c. füsehâ). 1. Fasahatle söyleyen, bir dili pek doğru ve kaideye uygun olarak söyleyen: Arablar’da pek fasih adamlar yetişmiştir. 2. Fasahatle yani doğru ve kaideye uygun olarak söylenilen (söz); fasîh konuşma. Fesahatle: Fransızca’yı fasîh söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct and clear. lucid. fluent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فصيح] güzel konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklıkla, fasahatle, fasih söyleyip yazanlara mahsus tarz ve usulde: Fasîhâne ifâde, fasîhâne ifade etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. feth’den if.) (c. fâtihîn). Bir ülkeyi alan, feth ve zabteden: Eğri fâtihi, Fâtih-i Bağdad. İstanbul’u fetheden II. Sultan Mehmed’e lakap olmuştur: Fâtih Camii, Fâtih Sultan Mehmed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conqueror. victor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conqueror. victor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاتح] fetheden

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fetheden, açan. 2.Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3.Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından biridir. A’raf suresi 89.ayet. - İstanbul’u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han’a bu fethinden ötürü verilen unvan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kur’an-ı Kerîm’in birinci sûresi. Her işin başında ve ölülere rahmet için dua yerine okunur, mec. Başlangıç, Ar. bede’ ibtidâ, mubâşeret, karar: Bir işe fltiha demek — Kat’İ karar verip başlamak. Fitiha-hin = Fatiha okuyan, bir işe karar verip başlayan. El-fâtiha = FAtiha sûresinin okunması lüzumunu anlatan tâbirdir: Bütün şehitlerin ruhu için el-fâtiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the opening chapter of the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendiliğinden dağılan güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevâyih). Güzel koku (cem’i kullanılmıştır): Fevâyih, kullanmak bazen baş ağrısı verir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çiçek veya meyve kokusu. 2.Güzel kokulu nesne.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fazîha) (fezâhet’ ten smüş.). Rezil, rüsvây, rezîlâne, kötü, kaba, çirkin, yolsuz: Kavl-i fazîh = Kötü iş. Amâl-i fazîha = Kötü işler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضيحه] rezillik, skandal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Pekâla, ne güzel, öyle olsun: Kendisi gelirse febihâ, gelmediği halde de...

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Semiz, şişman, etli, yağlı. Ar. mülahham.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فربه] semiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Semizlik, etlillk, topluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferah» tan smüş). Sevinçli, şâd, gönlü açılmış. Ar. münşerlh-ülkalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. fermân = buyruk, dâden = vermek). Emir veren, Amir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرمان ده] komutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fesh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolition. cancellation. dissolution. annulment. cancel. rescission. denouncement. invalidation. cassation. defeasance. repeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. repeal. compulsory dissolution. abolition. annulment. abrogation. dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annulment. avoidance. cancellation. termination. repeal. dissolution. annihilation. cassation. rescission. revocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Abolition)

Ortaklık faaliyetlerinin esas sözleşme şartlarına bağlı olarak ya da kanunlarda belirtilen şartlardan birinin gerçekleşmesi halinde sona erdirilmesidir. Sözkonusu durum gerçekleştiğinde Ortaklık hisse senetleri Borsa kotundan da çıkarılır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Feth.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conquest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conquest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açma, açış, açılma. 2.Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. 3.Zaf(Erkek İsmi) 4.Kur’an-ı Kerim’in 48.suresi. 5.Kapalılığı giderme, ihtilafı halletme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. feth = zafer, F. nâme = risale, mektup). 1. Bir memleketin fethi veya bir zafer sonunda neşrolunan galibiyet fermanı. 2. Bir fetih ve zafer hakkında yazılan kaside ve manzume, zafer-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fâih). Çiçek ve meyve kokulan, güzel kokular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Fâkihe). (bk.) Fakıyhe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فواکه] meyvalar. 2.yemişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar.) (Ar. fî = edat, h = 1. erkek şahıs zamiri). Onda, ona dair: Münâzı-ı fîh = Ona dair konuşulan, münazaalı. Mâ-n»hnü-fîh = Konuşma mevzuu (müennesinde fîhâ, tesniyesinde fîhümâ, cem’inde fîhim olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstün, itibarlı kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fahm). (bk.) Fahm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça fihrist’ten Arapça’laşmış). (bk.) Fihrist.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فهرس] içindekiler. 2.indeks, dizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir kitabın kısımlarını sayfa rakamları ile gösteren cetvel ki, kitabın başına veya sonuna konur. Fransızca: table des mati&res. 2. Bir kütüphanedeki kitapların veya bir mağazada bulunan eşyanın isimlerini ihtivâ eden defter. Fransızca: catalogue. 3. Lokanta veya ziyafet yemeklerinin isimleri yazılı pusula (şimdi bu mânâ için «liste» denmektedir). Fransızcası: liste. Fihrist odası = Osmanlı devrinde şûrâ-yı devlet kararlarını kayıt ve tescil eden kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. table of contents. catalogue. list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. list. catalogue. table of contents. register. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FIKH) (i. A.). İslâm hukuku: Fıkıh ilmi, fıkh okumak: Hanefî fıkhı, ŞAfîİ fıkhı, Mâlikî fıkhı, Hanbelî fıkhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canon law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürû = aşağı, nihâde = konmuş). Çıkarılmış, Osm. tarh ve tenzîl olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير اختياری] elinde olmadan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düğüm, Ar. ukde. Glrlh girih = Düğüm, düğüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گره] düğüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گره گير] dolaşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گره گشا] düğüm çözen. 2.sorunları halleden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaçmış, kaçkın, Ar flrârî.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlağının üstünü örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde konjonktivit denir. Çoğunlukla ilk bahar aylarında görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya ağrı vardır. Hasta ışığa bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çay kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılır. Günde 3 kere göz banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Göz kapağı kenarlarının iltihaplanıp, kızarma, kabuklanma ve ağrı yapmasıyla ortaya çıkar. Tıp dilinde blefarit denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : Yarım su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırılır. Göz kapaklarına banyo yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gül fidanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Cihana, aleme bedel gül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül fidanı. 2.Gül ağacı. - Birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل ميخ] kabara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل نهال] gül fidanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

option. the right to choose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. admission fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. extant. present-day. the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present time. the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حال حاضر] şimdiki durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the present time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüret; arsızlık, küstahlık yiğitlik, cesaret;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASB-I HAL) (i. A. F ). Halleşme, dertleşme: Arkadaşlarla hasbıhâl ettik. (bk.) Hasb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسب حال] halleşme, dertleşme. hasbihal etmek; halleşmek, dertleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATT-I HAREKET) (i. A. F.). Davranış, tutulan yol, tutulacak yol, tutum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fictitious export. fictitious exports. export of a dummy company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Heşt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Vücudu sağlam tutmak ve hastalıklardan korumak için gerekli tedbirlerin bütünü ve bunları konu edinen hekimlik kolu, sağlık bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene hijyen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygiene. sanitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفظ الصحه] sağlık koruma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinme, ferah, Ar. sürür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتهاج] sevinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yalvarış, yakarış, Osm. tazarrû ve niyaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den masdar). 1. Çalışıp çabalama, gayret (bu mânâ ile cehd kelimesinin kullanılması daha doğrudur). 2. islâm dininde din Alimlerinin, şer’İ kaideler dışına çıkmaksızın, yeni bir fikir ortaya atması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجتهاد] çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında görüş bildirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ictihâd). ictihadlar, bk. ictihad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinion. conviction. interpretation. caselaw. case law. ruling case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tahıl toplayıp kıtlık zamanında yüksek fiyatla satmak üzere biriktirme. 2. Umumiyetle bir şeyi toplayıp biriktirme, Ar. cem’ ve hıfz: İcabında kullanmak üzere bir miktar para iddihârı faydasız değildir.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İdrar torbasının (mesanenin) bakteri ve virüsler tarafından iltihaplandırılması sonucu ortaya çıkan bu hastalığa, tıp dilinde sistit denir. Hastanın karın bölgesinin alt kısmında ve bacak aralarında ağrı vardır. Sık sık idrar yapmak ihtiyacı hisseder. İdrar yaptıktan sonra da mesanede veya penisin ucunda şiddetli ağrı hissedilir. Bazı durumlarda idrar yollarında yanma ve kanlı idrar da görülür. Ağrıları dindirmek için, karına sıcak su torbası konur. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin konup, karıştırılır. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası iltihabı; idrar yolları taşı, belsoğukluğu veya eklem hastalıklarının neden olduğu bir hastalıktır. Çok içki içenlerde görülür. İdrar yollarında acıma hissedilir. Tedaviye yardımcı olmak için bol miktarda su içilir, sıcak banyolar yapılır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çay bardağı dolusu arpa konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(İFTİHAR) (I. A. «fahr» dan masdar). 1. Övünme, şan ve şeref sayma, koltuk kabartma, fahretme: Türkler tarihleriyle iftihar ederler. 2. İftihara sebep olacak zât, Osm. medâr-ı iftihar: Iftihârül-ulemâ, iftihâr-ül-emâsil-vel-akrân

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling proud. pride. pride and joy. source of pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتخار] övünme, kıvanma, kıvanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Şeref, şan. 2.Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, gurur duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övünmek, kıvanç duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» den masdar). Korkutma, korku verme, tehdit: ihâfe etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihâlât). 1. Bir işi birine terketme, birinin üzerine yükleme: Bu işi filâna ihâle edelim (havâle gibi). 2. Eksiltme veya artırmaya çıkarılan bir devlet işinin veya bir işletmenin isteyene verilmesi muamelesi: Birçok işletme ihâle suretiyle idare olunur (zıddı: emânet).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudication. awarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. tender. letting a contract by competitive bidding. accomodations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احاله] havale etme, bırakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhâle suretiyle artırma veya eksiltmeye koyarak istekliye vermek yoluyla, iltizam yolunda: Birçok işletme ihâleten idare olunur (zıddı: emâneten).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm» den) (c. İhâmât). 1. Vehim ettirme, vehim, şüphe ve tereddüde düşürme. 2. İki mânâsı olan bir kelimenin en az kullanılan mânâsını kasdetme. Ihâm-ı kabîh = Sözü edeb ve terbiyeye aykırı bir mecâzî mânâya getirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایهام] iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haksız yere alay veya hakaret etme, haksızlık. 2. Hiyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. infidelity. sellout. defection. judas kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. treason. unfaithfulness. infidelity. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. unfaithfulness to one's spouse. high treason. treason-felony. infraction of faith. misprision. perduellion. prodition. sell-out. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهانت] hainlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to betray. to be unfaithful to. cheat. double cross. grass. rat on. sell down the river. shop. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin namusuna dokunma, namusunu lekeleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Toprağı kazarak bir şeyler arama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuşatma, etrafını çevirme: Gözün ihâta ettiği yerler. 2. Geniş, tam bilgi ve ihtisas: Coğrafyada ihâtası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enclose. surrounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احاطه] kavrama. 2.kuşatma, sarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vast. having many meanings. knowledgeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHBAR) (i. A. «haber» den masdar) (c. ihbârât). Haber verme, bildirme, anlatma, malûmat verme, yetiştirme: Hâdiseyi bana ihbar ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informing. denouncement. denunciation. notice. warning. conveyance. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denunciation. informing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denunciation. notice. notification. giving incriminating information. informing. advice. advice slip. benefice. denouncement. warning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخبار] bildirme, haber verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to denounce. to inform against. to modify. to report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bildirmek, haber vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay in lieu of notice. payment in lieu of notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihbâr). İhbarlar, haber vermeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informer. informant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihbâriyye) (edebiyat). Vuku bulmuş veya bulacak bir halden haber vermeye ait, emir, yasak, dua ve arzu gibi mânâlara delâlet etmeyen (fiil, cümle vesaire): «Ben geldim, o gelecektir» cümleleri ihbarî cümleler ve «sen gel, o gelmelidir» cümleleri inşâİ cümlelerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçak eşyayı hükümete haber verene ödenen para, muhbir ücreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHBAR-NAME) (i. F. hukuk). 1. Belirli olaylara dair bilgi olarak, ilgili olduğu yere verilen yazı. 2. Bir paranın ödenmesi veya diğer bir muamelenin yapılması lüzumuna dair bir resmî daireden gönderilen ihtarname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification. letter of advice. monition. garnishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written notice. notification. prompt note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اخبارنامه] bildiri kağıdı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hediye» den masdar). Hediye verme, hediye gönderme: Bana bir kol saati ihdâ etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهدا] hediye etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hediye edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hediye etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir organın hissini iptâl etme, uyuşturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana getirme, icat ve ihtirâ, yeni tarzda bir şey vücuda getirme, peydâ etme: Bu madalya ne vakit ihdâs olundu?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احداث] kurma, oluşturma, meydana getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafî»den masdar). Gizleme, saklama: Kaçağı ihfâ edenler mes’Ül olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخفا] gizleme, saklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخفاف] hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hak» tan masdar. Hakkı yerine getirme, icra etme: Ihkak-ı hak etmek. Daima hak ismiyle beraber kullanılır. Asıl mânâsı hak gözüyle bekmaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احقاق] hakkını verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احقاق حق] hakkını verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükmsden masdar). Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, muhkem etme. bk. Tahkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «havi» dan masdar) (kimya). Tatlılatma. Fransızca: dulcification.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلا] boşaltma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yemin ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. «helâk» dan masdar). Helâk etme, yok etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهلاک] helak etme, yok etme, öldürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleliden masdar). Halel getirme, bozma, sakatlama, giderme, zedeleme: İhlâl-i Asâyiş = Asâyişin bozulması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. contravention. delict. infraction. infringement. intrusion. invasion. transgression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violation. disobeying. infraction. infringement. transgression. breach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violation. breach. infringement. contravention. deviation. infraction. transgression. trespass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلال] bozma, lekeleme, halel getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozulmak, halel getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozmak, halel getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ih diyerek deveyi çökertmek. 2. Ih diyerek yorgunluk ve heyecanla hızlı nefes vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kerestesi güzel cilâ almakla marangozlukta kullanılan ve çiçeği haşlanıp terlemek için içilen tanınmış bir ağaç ki, çiçeği güzel kollar. 2. Ihlamur ağacından yapılmış: Ihlamur bir masa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime. linden. lime blossom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lime. lime tree. linden. linden tree. lime tea. lime-blossom tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linden tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Yun.>A.) [اخلامور] ıhlamur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(tilia): Ihlamurgiller familyasından; kerestesi güzel, bir gölge ağacı ve bunun kurutularak çay gibi haşlanıp içilen güzel kokulu çiçeğidir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanıp, kurutulur. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Sinirleri kuvvetlendirir, sinir bozukluğunu giderir. Uyku verir. Kan dolaşımının normal olmasını sağlar. Kansızlığı giderir. Kalp kifayetsizliğinde faydalıdır. Damar kireçlenmesini önler. Böbrekleri ve mesaneyi temizler. İdrar söktürür. Kum döker, taş oluşmasını önler. Ter söktürür. Grip ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir. Göğsü ve bronşları yumuşatır. Mide ifrazatını artırır. Balla karıştırılıp içilirse, mide ülserine faydalıdır. Kabızlığı ve bağırsak spazmını giderir. Boyun ve yüze güzellik verir. Burkulma ve ezilmelerde ağrıyı keser. Saç dökülmesini önler.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi ıhlamurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» tan masdar) (c. ihlâsât). 1. Doğru ve samimî sevgi, samimiyet: Arz-ı ihlâs etmek. 2. Riyâsız ve samimî ibadet, tam itikad. Sûre-i İhlâs = Kur’ An-ı Kerîm’in bir sûresi ki, hâlis itikadın özünü anlatır. Ihlâs-mend, ihlâs-perver, ihlâs-kârâne gibi Fars. edatlar ve kelimelerle yapılan terkipler doğru sayılmaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاص] içtenlik, dürüstlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halis, temiz doğru sevgi. 2.Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3.Kur’an-ı Kerim’in 112.suresinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İhlâs sahibi, temiz kalbli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temiz kalble.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İhlâs sahibi, temiz kalbli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ihtırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Erkek tenasül organının deliği, Osm. Mecrây-ı bevl = Sidik deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (deve) Çökmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHMAL) (i. A.). Ehemmiyet vermeme, vazifeyi yapmama, müsamaha: Vazifesini ihmal eden mes’ûl olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglect. negligence. disregard. failure. carelessness. forgetfulness. criminal neglect. delinquency. inattention. omission. remissness. shortcoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disregard. neglect. negligence. carelessness. inattention. laxity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negligence. neglect. actionable negligence. culpa. disregard. inattention. negligent act. nonaction. omission. shortcoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهمال] önemsememe, savsaklatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglect. omit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disregard. to neglect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşine dikkat etmeyen, musamahacı, dikkatsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectful. negligent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اهمالکار] ihmalci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Kızarma, kızıllık, (tıp) Kırmızı lekeler şeklinde beliren hafif bir cilt hastalığı, Fransızca: erytheme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) Kızarma, kızıllık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Boyalı sof kumaş. Ihn-ı menfûş = Didilmiş kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHRAC) (i. A. «hurûc» tan masdar) (c. ihrâcât). 1. Çıkarma, dışarıya atma: Kendisini yurdundan ihraç ettiler. 2. İstihsal etme, elde etme: Çiçeklerden güzel kokular ihraç ederler. 3. Ülkenin ziraî ve sınaî mahsullerini dış ülkelere gönderme: Bu vilâyet hayli yapağı ihraç eder. (c.). Bir memleketin her türlü mahsullerinin dış ülkelere gönderilen kısmı. Bir memleketten çıkıp döviz girmesine sebep olan ziraî ve sınaî mahsuller; zıddı: ithalât: Bir memleketin ihrâcatı ithalâtına uymalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. export. exportation. extraction. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exportation. expulsion. extraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exportation. debarment. exclusion. expulsion. issuance. issue. issuing. removal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اخراج] çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Issue)

Sermaye piyasası araçlarının ihraçcılar tarafından çıkarılıp, halka arz edilerek veya halka arz edilmeksizin satışıdır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emit. expel. export. issue. outcarry. sell abroad. turf out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çıkarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İhraç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exportation. export.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exportation. exports. exportation dışsatım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exports. exportation. exporting. outward trade. active trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اخراجات] çıkarmalar. 2.dışsatımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İhracat yapan tüccar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter. exporter dışsatımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter. export dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the export business. exporting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Issuer)

Sermaye piyasası araçlarını ihraç eden anonim ortaklıklar, mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınanlar dahil kamu iktisadi teşebbüsleri, mahalli idareler ile bunlarla ilgili özel mevzuatları uyarınca faaliyet gösteren kuruluş idare ve işletmelerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A.). Yakma, ateşe atma, ateşe verme: Bir ev, bir orman, bir adam ihrak etmek. İhrâk-ı binnâr = insanı diri diri ateşe atıp yakma cezası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احراق] yakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harem» den). 1. Hac sırasında Harem-i Şerîf’e girerken hacıların büründükleri dikişsiz elbise ki, yün, pamuk veya ketenden olur: Ihrâma girmek. 2. Bedevilerin büründükleri büyük yün çarşaf. 3. Yere veya minderin üzerine yayılan, çarşaf ve yorgen gibi kullanılan havlı veya havsız yün yaygı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The distinctive garb of the male pilgrim worn during Umra or Hajj It consists of two pieces of white, plain and unsewn cloth One of the pieces is wrapped around the midriff to cover his body from just above his navel to his ankles, and the other is draped

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The white cotton dress worn by Mohammedan pilgrims to Mecca, For men, two scarfs, without seams or ornament of any kind, of any material except silk; one scarf is folded round the loins, and the other is thrown over the neck and shoulders, leaving the rig

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The white cotton dress worn by Mohammedan pilgrims to Mecca For men, two scarfs, without seams or ornament of any kind, of any material except silk; one scarf is folded round the loins, and the other is thrown over the neck and shoulders, leaving the righ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The distinctive garb of the male pilgrim worn during Umra or Hajj It consists of two pieces of white, unsewn and plain cloth One of the pieces is wrapped around the midriff to cover his body from just above his navel to his ankles, and the other is draped

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The special two-garment seamless attire worn by pilgrims Also, the state of ritual consecration during which the pilgrim abstains from certain acts, such as not combing, not shaving, and observing sexual continence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The state of ritual purity required for undertaking the Hajj or Umra The special garments worn in this state are also called Ihram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spiritual, mental and physical state that one is in when embarking on Hajj or Umrah It is also the clothing one is wearing while in this state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احرام] hac zamanı giyilen beyaz giysi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kazanma, nail olma, mânevî bir değere sahip olma: Rütbe, makam ihrâz etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احراز] kazanma, elde etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak, elde etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yu., kıs. Jesus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sayma, sıralama: İyilikleri ihsâ edilemez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصا] sayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayıma alt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائی] sayım ile ilgili, istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihsâ). İstatistik, Fr. statistique.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائيات] istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احصائيه] istatistik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficence. benefaction. boon. largesse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness. gift granted by a superior. benefaction. bounty. charisma. charitable disposition. gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احسان] bağış. 2.iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İyilik etme. 2.Bağış bağışlama. 3.Verilen bağışlanan şey. 4.Lütuf, iyilik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasen»den (c. ihsânât). I. İyilik etme, güzel muamele. 2. Bağışlama, bir şey verme. Kendisine güzel bir at ihsan etti. 3. Verilen, bağışlanan şey, hediye, bahşiş: Vaktiyle ihsan-ı şâhâne dağıtılırdı. 4. Lutuf, yardım, iyilik: İhsan buyrun iki söz söyleyeyim, (bu mânâ ile kullanılması yersizdir). İhsân alel-ihsân = İhsan üstüne ihsan. El Ihsânü bit-tamâm = Bir şey verilince tamamiyle verilmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ihsan = iyilik, Fars. dîde = görmüş) (c. ihsân-dîdegân). Birinin lutuf ve ihsanını görmüş, nimetine nail olmuş olan, minnettar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (ed). İltifat mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «his» ten masdar) (c. ihsâsât). i. Duyma, beş duygudan biri vasıtasıyla müteessir olma. 2. His vasıtasiyle anlama (his’ten hemen hemen farkı olmayıp, hissettirme mânâsı yoktur. O mânâ ile kullanılmamalı ve asılsız olan ihtisâs yerine kullanmalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. insinuation. indication. perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gefühl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احساس] hissettirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatâya düşürme veya düşürülme. 2. Yanılma veya yanıltılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTAR) (i. A. masdar) (c. ihtârât). 1. Bir şeyi birinin hatırına getirme: Yarın derse başlayacağımızı kendisine ihtar ettim. 2. Bir adamın bilmediği ve fark etmediği bir şeyi gösterip dikkatini çekme: Durumu ihtar eden olmadı, iyi niyetle yaptığı ihtar faydalı oldu. (ihtâr’ın tenbih’ten farkı budur ki, tenbih üstten asta, ihtar ise asttan üste veya akrandan akrana olur). 3. İdarî küçük ceza: Kendisine bir ihtar verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warning. remark. notice. admonition. injunction. monition. reprehension. tip-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caution. warning. admonition. reprimand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admonition. caveat. warning. notice. denunciation. formal notice. observation. rap on the knuckles. sermon. tip- off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخطار] uyarı, hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak, hatırlatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarmak, hatırlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtâr). ihtarlar, hatırlatmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den masdar). Yoklayarak ve deneyerek öğrenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «habs» den masdar) (tıp). Tutulma, tutukluluk: lhtibâs-ı bevl = İdrar tutulması. İhtibâs-ı safra vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hicâb» dan masdar). Örtünme, saklanma, görünmeme, gizlenme, perde vesaire arkasına girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüccet» ten masdar). Delil gösterme, bir davanın ispatı için bir şeyi delil ve senet sayma: Sâdî’nin bir şiiri ile ihticâc ediyorö Ihticâca yarar bir şey bulamadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتجاج] kanıt gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacâmet» ten masdar). Hacamat olma, boynuz yapıştırarak kan aldırma: Ihticâm etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hidâyet» ten masdar). 1. Doğru yola girme, gerçeğe ulaşma. 2. İslâm dinini kabûl etme, Müslüman olma: Dünyada her yıl binlerce insan ihtidâ ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hada» dan masdar). Yalan ve hile kullanma, hilekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهتدا] hidayete erme, müslüman olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hidayete ermek, müslüman olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizlenme, saklanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختفا] gizlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafi» den masdar) (c. ihtifâlât). Büyük bir alay ile saygı gösterme, merasim, tören: Cenazesi ihtifâlât-ı lazıme ile kaldırıldı. Mehmed Akif için yarın bir ihtifâl yapılacak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتفال] anma töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtifâl). Ihtifâller, merasimler, törenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. masdar) (tıp). 1. Şırınga kullanma. 2. Bir organa kan birikmesiyle oranın şişip kızarması, Osm. terâküm-i dem, Fransızca: congestion.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Zahire ve başka ürünlerin toptan alınıp saklanmasıyla, fiyatının yükselmesinden sonra ağır paha ile satışı muamelesi, karaborsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakaret» ten masdar). 1. Hakarete katlanma, Ar. tezellül, tevazu. 2. Hor ve hakir görme, göz tutmama: ihtikar etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتکار] vurgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلاج] çırpınma. 2.seğirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtilâfât). Uymayış, uyuşmama, Osm. adem-i tevafuk: Aramızda ihtilâf vardır. İhtilâf çıktı. İhtilâf-ı Arâ = KAfi rey toplanamaması. Ihtilâf-ı leyi ve’n-nehâr = Gece ile gündüz arasındaki fark. (hukuk) İhtilâf-dâr = iki kimseden biri bir devlet, diğeri başka bir devlet tab’asından olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. controversy. difference. dispute. discord. disunion. disunity. scission. strife. dissension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord. split. conflict. dispute. disagreement. dissension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. disagreement. dispute. difference. case. controversy. discord. case under dispute. dissension. faction. friction. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلاف] uyuşmazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلافات] uyuşmazlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution. insurrection. rising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil insurrection. revolution. disorder. confusion. disturbance. war exclusion clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلال] bozukluk, arıza. 2.ihtilal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلالات] bozukluklar. 2.ihtilaller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionary. revolutionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Düş azma. 2. Baliğ olma, bülûğ yaşına erme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتلام] düşazma, şeytan aldatması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtilâsât). Çalma, Ar. sirkat (asıl mânâsı elçabukluğu ile aşırma iken bizde en fazla hırsızlık mânâsiyle kullanılır). Ihtilâs-ı vakt = Meşguliyetler arasında biraz vakit bulma, aralık bulma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلاس] zimmetine para geçirme, para çalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» tan masdar). Karışıp görüşme: Ahlâksız adamlarla ihtilâf etmemeli (Arapça’da bu mânâ ile muhâlata kelimesi kullanılır). İhtilâttan memnû = Kimse ile görüşmesine müsaade olunmayan tutuklu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complication. social relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختلاط] karışma. 2.görüşme, kaynaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Zararlı yiyeceklerden kaçınma, perhiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTİMAL) (i. A. «hami» den masdar) (c. ihtimâlât). 1. Yüklenme, kaldırmaya iktidar, tahammül: Nâ-tüvandır, anda bû teklîfe yokdur ihtimâl (Fuzûlî). 2. Mümkün olma, imkân, akla yakın olma, bir şeyin olabilmesi: Bu işin bugün bitmesi ihtimali zayıftır. Buna ihtimal vermem. Ağleb-i İhtimâle (ve doğrusu) ağleb-i ihtimâlâta göre = Her ihtimale karşı. İhtimâli yoktur = Mümkün değildir. İhtimaldir (ve doğrusu muhtemeldir yahut) ihtimali vardır = Mümkündür. İhtimâl-i baîd = Uzak ihtimal. İhtimâl-i galib = Kuvvetli ihtimal. Olabilir, belki: İhtimal bu akşam gelirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. possibility. contingency. chance. likelihood. presumption. eventuality. potentiality. prospect. sight. verisimilitude. odds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chance. eventuality. possibility. probability. prospect. contingency. probably. very likely. eventually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. probably. chance. choice. liability. lookout. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احتمال] olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احتمال که] belki de, muhtemelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanmak, tahmin etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتمالات] olasılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtimâmât). Fazla dikkatle çalışma, özenerek çalışma: Bu işe tam bir ihtimâm ile teşebbüs edelim. Fazla ihtimâm gerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solicitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. careful attention. painstaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. careful attention. accuracy. assiduity. elaboration. heed. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهتمام] özen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Mayalanıp kaynama, ekşiyip mayalanma: Hamur, şarap ihtimâr etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Boğazın sıkılıp tıkanmasıyle nefes alamama, boğulma, (tıp) lhtinâk-ı rahm = Vaktiyle, rahmin tıkanmasından meydana geldiği sanılan ve kadınlarda görülen asabî bir hal ve hastalık, Fransızca: hysterie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختناق] boğulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erfindung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراع] icat, buluş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent. patent right. letters patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراعات] buluşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtirâiyye). icat ve ihtiraa ait veya ihtira olunmuş: Efkâr-ı ihtirâiyye, tâbîrât-ı ihtirâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Yanma, tutuşma, yanıp kül olma: ihtirak etti, muhterik oldu. (astronomi) Bir gezegenin güneşe yaklaşması, güneşle bir burçta bulunması: Ihtirâk-ı Zühâl. (kimya). Bir cismin oksijen ile karışmasından meydana gelen değişiklik: Ihtirâk-ı zâtî, teneffüs!, (fizik). İhtirak noktası = Güneş ışınlarının toplandığı nokta, odak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراق] yanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hürmet» ten masdar) (c. ihtirâmât). Hürmet, sayma, sayn: İhtiramda kusur etmedi. Vâclb-ül-ihtlram — Saygıya değer. İhtirâmât-ı fâika = Eskiden mektuplarda selâm ve saygı tâbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverence. respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veneration. reverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احترام] saygı duyma, hürmet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saygı, hürmet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtirâm). İhtiramlar, hürmetler, saygılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saygı göstererek, saygı göstermek üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراما] saygıyla, saygı duyarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. ambition. desire. glow. mammon. pash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. thirst. desire. greed. ambition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. intense desire. overweening ambition. greed. strong interest. lust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراص] aşırı hırs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious. sultry. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. passionate. greedy. hectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sakınma, çekinme, Ar. tahaffuz, ictinâb: Yalancıdan daima ihtirâz etmeli. Kemâl-i ihtirâz ile = Pek fazla sakınarak, çekinerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراز] kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakınarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakınma ve çekinmeye ait. Kayd-ı ihtirâzî = BAzı hakları kullanabilme şartı, ilerisi için düşünülen şart ve sınırlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (deveyi) Çöktürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hisâb’dan masdar). 1. Hesap sorma, hesaba çekme, mesuliyet. 2. Ceza. 3. Vaktiyle polis ve belediye işlerini yapan, başlıca görevi esnafın ölçülerini kontrolden ibaret olan muhtesib veya ihtisâb ağalığı işi ve dairesi. 4. Bu daireye ait her türlü vergi. İhtisâb ağası; nâzırı = Muhtesib, daruga, şehremini, belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. A.) (rüsum-ı ihtisâbiyye’den kısaltılmış), ihtisâba yani belediyeye ait resim ve vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» ten masdar). Düşmanlık, Ar. muhâsama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşmet» ten masdar) (c. ihtişâmât). Zenginlik, büyüklük, parlaklık, ululuk, Ar. dârât, debdebe, tantana, Fars. şükûh: Kemâl-I ihtişâm ile, ihtişâmât-ı fevkalâdesiyle halkın gözlerini kamaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendour. state. magnificence. grandeur. splendor. brilliancy. resplendence. resplendency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. magnificence. pomp and circumstances. glory. lustre luster. majesty. pomp. resplendence. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتشام] görkem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificien. splendid. deluxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificient. magnificent. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan masdar) (c. ihtisârât). Sözün kısa kesilmesi, merâmız az sözle ifadesi, bir cümleden lüzumsuz veya ikinci derecede lüzumu olan tafsilâtın çıkarılması: Ibni Haldûn’un tarihi ihtisâr edilmemiştir. Ihtisâr suretiyle (İcâz ve icmâl’den farkı vardır: İhtisâr, fazla tafsilâtı çıkarıp ifadeyi tabiî hâlinde bırakmak, İcâz, ifadeyi lüzumundan fazla kısaltıp zor anlaşılacak bir halde bırakmak, icmâl ise yalnız hulâsa ve neticesini almaktır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصار] kısaltma, özetleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltılmak, özetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltmak, özetlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tafsilâtsız, muhtasar olarak, ihtisâr yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصارا] özetle, kısaltarak, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. ihtisâsât). Fransızca «sensation» denilen hâli ifade için Ar. «hiss» (his, duygu) masdarından Türkler’in icat ettiği bir kelimedir: Hislenme, his alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTİSAS) (i. A. «husûs» tan masdar). 1. Bir kimsenin bir işe veya bir fen, ilim veya sanata kendini vakfedip o sahada geniş bilgi ve tecrübe kazanması ve yalnız onunla uğraşması: Bu doktorun kalb hastalıklarında ihtisâsı vardır, Fransızca: spicialiti. Erbâb-ı ihtisâs = Mensup bulundukları fen ve sanatın yalnız bir dalıyla uğraşanlar, Fransızca: spicialistes. 2. Bir adama bağlı olma, hususiyet, intisap: Falân zâta öteden beri ihtlsâsım vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. expertise. specialization. speciality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialization. specialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصاص] uzmanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. ihtisâsiyye). ihtisâse alt: Bu doktorun kadın hastalıkları hakkında malûmât-ı ihtisâsiyyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Mütehassıslar, Fransızca: sp6cialistes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Orman veya baltalıktan odun kesme: Köylünün ihtitab hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hutbe» den masdar). Nikâhla İsteme, bir kız veya kadına tilib olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kapma, kapıp götürme. İhtitif-ı basar = Gözalma, kamaştırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatm» den masdar). Sona erme, bitme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختتام] sona erme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «masdar). i;ina alma, Osm. câmi ve şâmil olma, kavrama: Bu söz çok mânâlar ihtlvS eder (bazı isimlere eklenerek, birtakım yanlış sıfat terkipleri teşkil eder: Mekârim-ihtivâ, mekârim-havt).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclusion. containing. hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclusion. containing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتوا] içerme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

içermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTİYAÇ) (I. A. masdar) (c. ihtiyâcât). 1. Lüzumu zaruri, bir şeye, onsuz yapamıyacak derecede bağlı olma. 2. Lüzum, gerek: Bu mektep için bir öğretmene daha ihtiyaç vardır. Filân şehrin suya ihtiyacı inkâr olunamaz. 3. Yokluk, yoksulluk, kıtlık, sıkıntı: İhtiyaç insanı çabuk ihtiyarlatır. 4. İhtiyaç duyarak ihsan ve lutuf bekleme: Benim kimseye ihtiyacım yoktur. Def-I ihtiyaç = Lüzum duyulan şeyi elde ederek ihtiyaçtan kurtulma. İhtiyâcât = Yaşamak İçin lâzım gelen şeyler: Halkın ihtiyâcâtı, umumi ihtiyâcât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. necessity. want. requirement. call. demand. deprivation. desideratum. exigence. exigency. pinch. privation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need. occasion. requirement. requisite. thing. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something needed. necessity. call. demand. deprivation. exigency exigence. lack. need. poverty. push. requirement. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احتياج] gereksinim2.yoksulluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتياجات] gereksinimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hile» den masdar) (c. ihtiyâlât). Hile kullanma, hileye müracaat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتيال] hile yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (e. Ihtiyârât). 1. Seçme, tercih, intihap: İçlerinden bunu ihtiyâr ettim. 2. Kabûl etme, katlanma, razı olma: İnzivayı ihtiyâr etti. en az kötü olanı ihtiyâr etmeli. 3. irâde, irâde-i cüz’iyye, kendine mâlik olup kendi isteği, arzusuyla hareket etme: İhtiyâr elden gitti. Kendi ihtlyâriyle bu işe karar verdi. Bi-ihtlyâr, bili-lhtiylr = istemeyerek, kendinde olmayarak, irâdesi elinde olmaksızın c. İhtiyârât = Takvimlerdeki, falan gün falan şeyi yapmalı gibi bâtıl hükümler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Arapça’dan). Yaşlı adam, koca, pîr, şeyh: İhtiyar adam, İhtiyar kadın, ihtiyarlar meclisi (esası galat olduğu için vaktiyle edebî dilde kullanılmayıp koca ve kocamak gibi hâlis Türkçe kelimeler tercih olunurdu. Müenneslnde ihtiyâre demek gülünçtür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. aged. elderly. oldish. grey-haired. old man. old woman. oldie. elderly. oldster. geriatric. pater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aged. selection. option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. old person. elder. senior. prominent citizen. selection. option. choice. preference. free-will. freedom of choice. free determination. freedom. gaffer. old man. oldster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اختيار] seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ihtiyâr). Astrolojide yıldızlara göre herhangi bir işin yapılacağı ve yapılmıyacağını gösteren bâtıl hükümler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü ihtlyâriyye). İnsanın kendi irâde, arzu ve isteğiyle olan, mecburî olmayan: Mektebimizde Almanca öğrenmek ihtlyârîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optional. voluntary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facultative. voluntary. optional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختياری] kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocamak, ihtiyar olmak: Görüşmeyeli çok ihtiyarlamışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocatmak: Fazla meşguliyet kendisini vakitsiz ihtiyarlatmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kocalık, Ar. şeyhûhet, pîrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old age. senescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old age insurance. social security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). 1. İleride lüzumu görülür İhtimal ve düşüncesiyle tedbirli davranma: ihtiyat üzere bulunmak, ihtiyatlı davranmak. 2. Basîret, uzak ve doğru görüşlülük, tedbir, gafletin aksi. 3. Şimdi lüzumsuz gibi görünüp ancak ilerde lüzumu ihtimaline göre saklanan şey: İhtiyat akçası, ihtiyat askeri. 4. (askerlik) Askerin devamlı silâh altında tutulmeyıp, icabında alınmak üzere terhis edilen sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitute. reserve. precaution. spare. backlog. wariness. cautiousness. caution. deliberation. discretion. providence. prudence. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudence. caution. precaution. reserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. caution. precaution. hold as a reserve. capital reserve. counsel. discretion. foresight. forethought. prudence. safeguard. spare. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احتياط] tedbirli davranış. 2.yedek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contingency reserve. reserve fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İhtiyat yoluyla, ilerde lâzım olur düşüncesiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a reserve. as a precaution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vorsichtshalber. vorsichtigshalber. vorsorglich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتياطا] tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. ihtiyâtiyye). ihtiyata dayanan veya ait olan: Tedbir-i ihtiyâtî = İhtiyatî tedbir. Aslklr-I ihtiyâtiyye = İhtiyat askerleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary injunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احتياط کار] tedbirli, ihtiyatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). ihtiyata uyan, ilerde ortaya çıkacak hallere karşı lâzım gelen tedbirleri tamamlamış, uzak görüşlü, basiretli: Çok ihtiyatlı adamdır. Ben daima ihtiyatlı davranırım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politic. provident. prudent. safe. wary. cautious. discreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. cautious. foresighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İhtiyata uymayan, ilerde ortaya çıkacak hallere karşı vaktiyle tedbir düşünmeyen, gafil: İhtiyatsız adamdır. İhtiyatsız davrandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İhtiyata uymama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvidence. imprudence. lack of restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Tevazu, alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (tırnak, saç, sakal vesaireyi) Boyama: Sakalını kına ile Ihtizâb ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzur» dan masdar). Ölüme hazır olma, can çekişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتضار] can çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtizâzât). 1. Hafif surette titreme, oynatılan bir telin bir süre titremesi gibi bir hareket, ürperme. 2. (fizik) Titreşim, havanın sesten dalgalanıp ses iletmeye vasıta olması, Fransızca: vibration.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vibration. quivering. tremor. trembling. beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهتزاز] titreme, titreyiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtizâziyye) (fizik). İhtizâz (titreşim) denilen hafif titremeye ve dalgalanmaya ait: Hareket-I ihtizâziyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. ah), mec. 1. Sâdık dostlar, samimî dostlar: İhvân arasında öyle şeyler aranmaz. 2. Aynı mezhep veya tarikata mensup bulunanlar: Ihvân-ı dîn. O bizim ihvândandır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخوان] dostlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Sadık, samimi candan dostlar. 2.Aynı tarikata mensup insanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Diriltme, canlandırma, yeniden hayat verme: Kıyamet günü Cenâb-ı Hak ölüleri ihyâ buyuracaktır. 2. Taze hayat verircesine şenlendirip imar etme: Uzatılan demiryolu hatları Anadolu’yu ihyâ etti. 3. Kuvvet ve tazelik verme: Bu yağmur bağları ihyâ etti. 4. Sevindirme, güzel bir haberle veya lutuf ve İhsanla sevinç yaratma: Beni ihyâ buyurdunuz. 5. Yeniden kuvvet, şan ve şeref kazandırma: islâm’ın ihyâsı. 6. Uyandırma, vücûda getirme, tesis veya tamir: Bir çeşme, bir tekke, bir mektep ihyâ etti. 7. (geceyi) İbâdetle ve uykusuz geçirme: Gecelerini ihyâ ediyor. İhyây-ı mevât = Boş yerleri açıp tarıma elverişli hâle getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vivification. revitalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احيا] diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet ederek geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2.Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3.Yeniden kuvvetlendirme. 4.Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5.Allah’ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yaşatılmak, canlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. ihyâ edilmiş, kurulmuş, onarılmış, vücûda getirilmiş: Selimiye kışlası III. Sultan Selim’in ihyâ-kerdesidir. 2. Lutuf ve himmet görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). Huzura getirme, hazır ve mevcut etme: O adamı, o kitapları ihzâr ettim: Getirttim (hazırlama mânâslyle kullanılmamalıdır), (hukuk). Mahkemeye celb ve davet: İhzâr puslası: Birinin hukuk mahkemesine celb ve daveti İçin gönderilen tezkere. İhzâr müzekkeresi = Birinin ceza mahkemesine cebren getirilmesi İçin gönderilen yazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احضار] çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hazırlamak. 2.getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory process. bench warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضاری] hazırlayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (hukuk). Birinin mahkemeye celb ve daveti için alınan harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air-conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتحال] sürme çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. masdar) (c. Iktihimit). 1. Düşüncesizce ve şiddetle hücum, saldırma. 2. Tahammül etme, müşkülleri yenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nihâyete kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الی نهایه] sonuna kadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İltihap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ التهاب] alevlenme. 2.yangı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. iltihâbiyye). iltihâba ait: Asâr-ı lltihâbiyye = İltihap eserleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Katılma, ilâve olma, Ar. inzimâm: Geride kalmış olan tabura iltihak etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التحاق] katılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to attach oneself to. accede. adhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (cerrahî). Yaranın iyileşerek kapanması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التهام] yara kapanması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLTİHAB) (i. A.) (c. iltihâbât). 1. Alevlenme, tutuşma, parlama: Esen rüzgâr, alevin birden iltihâbına sebep oldu. 2. (tıp) Hasta bir organa kanın hücumu ile hasıl olan ağrılı hararet, şiş ve kızarma: Mide iltihabı, mafsal iltihabı vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. discharge. fester. gathering. ichor. issue. matter. purulence. purulent matter. pus. suppuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. inflammation yangı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation. pus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iltihap yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. to get inflamed. to get infected yangılanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get inflamed. to get infected. fester. suppurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflamed. infected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMTİHAN) (i. A. masdar). 1. Deneme, sınama, tecrübe: Cenâb-ı Hak sevdiği kullarını imtihan için, onları çeşitli zorluklara uğratır. 2. Okullarda sınıf geçmek veya bir görev almak isteyenin ona lâyık olup olmadığı anlaşılmak için kendilerini yazılı veya sözlü olarak denemek. İmtihan olunmak, imtihan vermek, imtihan etmek, imtihana çekmek, yıl imtihanı, bitirme imtihanı, hususî imtihan. O görev için falan ve filan dallardan imtihan yapılacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. exam. test sınav.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. test. exam / n / examination. proof. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امتحان] sınav. 2.deneme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den masdar). Anlaşılma, Osm. münfehim olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuhûl» dan masdar) (tıp). Büsbütün zayıf ve mecalsiz düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihayet» ten masdar). 1. Nihayet bulma, sona varma, Osm. gayete erme: Bu yol nerede intiha bulur? 2. Son bulma, tükenme, bitme: İlim ve fennin intihası yoktur. 3. Son, nihayet, Osm. pâyân, gayet, encâm. Dünyanın başlangıcı olduğu gibi intihası da olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتها] son. 2.sona erme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتخاب] seçme. 2.seçilme. 3.seçim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. intihâbât). 1. Seçme, seçim, bir şeyin en iyisini ayırıp alma: Filan eserden birkaç şiir intihap ettim. İntihap olunmuş kitaplar. 2. Millet meclisi, idare meclisi, belediye için üye seçimi. 3. İstekliler içinden en muktedir ve lâyık olanların seçilmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتخابات] seçimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. intihâbiyye). Seçimle, intihapla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. intihâiyye). Son ile, son bulmakla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar) (c. Intihâlât). Başkasının eserini veya bir sözünü benimseme: Intihâl, edebiyat Aleminde hırsızlıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحال] bir başkasının eserini sahiplenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İntihâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi kendini öldürme: Üzüntüden intihar etmek derecesine gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. suicide. selfdestruction. autocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. self-destruction. self-murder. self-slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتحار] kendini öldürme, canına kıyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kendini öldürmek, canına kıymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ganimet bilip kaçırmama: İntihâz-ı fırsat etmek = Fırsatı kaçırmamak (yalnız bu tabirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıhlet» ten masdar). Dünyadan ahrete göçme, rıhlet, ölme, vefat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارتحال] göçme. 2.ölüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ölmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Iztırap ve sıkıntı içinde bulunma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Hükümdar isimleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saçılmış, yayılmış. Su sızıntısı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten masdar). 1. istek, arzu (asıl Arapça’da mânisi bundan ibarettir). 2. (Türkçe’de iştah telâffuzuyla) yemeğe istekli olma, boğaz ve mide açlığı: Çok iştiham var; iştiham kapandı; salata iştihayı açar, iştiha verir; büyük bir iştiha ile yemeğe başladı. 3. mec. İstek, hal, arzu: İştiha ile iş görüyor; adamın kitap okumaya karşı iştihası yok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها] iştah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İştihâ veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها انگيز] iştah açıcı, iştah verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar). 1. Muhâl olma, imkânsız olma, imkânsızlık: Bu iş mertebe-i istihâleye varmıştır. 2. (tıp ve tarih) Bir halden diğer bir hale geçme, değişme, Ar. inkılâb, tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحاله] başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahlı). 1. Yemeğe isteği olan, boğazı, midesi açık: Bu hava ile insan daima iştihalı olur. 2. İstekli, arzulu: Lâkırdı söylemeye iştihalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (jeoloji). Pek eski zamanlardan kalma organların şekillerini muhafaza ile beraber taş haline geçmesi, fosilleşme, taşlaşma (Türkler’in yaptığı Ar. kelimelerdendir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحاثه] fosilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsız). 1. Yemeğe isteği olmayan. 2. İstek ve arzusu olmayan. 3. Yemeğe isteği olmaksızın, olmadığı halde. 4. Arzusuz, hâhişsiz olarak: Iştihâsız iş görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsızlık). İştihâ eksikliği, yemeğe isteksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHBAR) (I. A. «haber» den masdar) (c. istihbârât). Asıl mânâsı: Sorup araştırarak haber ve bilgi alma iken; dilimizde duyma, haber alma mânâsiyle kullanılıyor: Gelişinizi dün istihbâr ettim. İstihbârât = Duyulan şeyler, toplanan haberler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبار] duyum, haber alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. news. information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. secret information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبارات] duyumlar, haber almalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüdâ» dan masdar). Hidâyet isteme, doğru yola yönelmeyi isteme ve arzu etme: Istihdâ için bir mürşide başvurdu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهداف] hedef edinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hedef edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHDAM) (i. A. «hizmet» ten masdar). Kullanma, hizmete kabûl, memuriyete tâyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deploy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. employing. taking into service. usuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخدام] hizmete alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHFAF) (i. A. «hiffet» ten masdar). Hafif ve ehemmiyetsiz gözüyle bakma, ehemmiyet vermeylş, hor görme: Bu işi o kadar istihfâf etmeyin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخفاف] hafife alma, küçümseme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استخفافکار] hafife alan, küçümseyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakk» tan masdar). 1. Haklı ve lâyık olma, değme, liyakat, hakketme: Emekli maaşına istihkakı vardır; terfie istihkak hakketmedi. Erbib-ı istihkak = Müstahak olanlar; hak kazanmış olanlar. Bit-irs-vel-istihkak = Hem miras suretiyle, hem de hak ettiği halde. 2. Hak edilen para, işlemiş maaş: Sizin istihkakınız ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration. title. deserving. merit. right. share. due.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remuneration. claim. claims. money earned. meriting. deserving sth. merit. due. fee. renumeration. allowance. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحقاق] hak etme. 2.hak edilmiş şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark. fortification. fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحکام] sağlamlık. 2.siper.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Köprü, yol gibi savaşla ilgili inşaat işleri ve bu işleri yapan askeri sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Türkler’in Arapça kaidesiyle yaptığı bir tıp terimi ki, doğrusu ihtikan’dır. bk. İhtikan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A. «hakaret» ten masdar). Hor ve hakir görme: Nezar-ı istihkarla baktı (mânâsı «Istihfâf» tan kuvvetlidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحقار] aşağılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »halef» ten masdar). Birini halef bırekma, kendi yerine geçirme: Yavuz, oğlu Kanunt’y! istihlâf etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »helâk» ten masdar). 1. İsraf suretiyle mahvetme: Bunca mirası az vakitte istihlâk etti. 2. Kullanarak sarfetme, bitirme, tüketme: Kışın istihlâk olunan odun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumption. consuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهلاک] tüketim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consume. to use up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tüketmek, harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâl» den masdar). 1. Helâl nazarıyla bakma, helâl sayma. 2. Helâl etmesini isteme, helâllaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâl» den masdar). Yeni ayın görünmesi, hilâl seyretme. Berâat-i istihlâl = Bir kitap, nutuk veya makalenin ön sözü içinde, bahsolunacak maddeleri andırır fıkralar söyleyip yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hulûs» tan masdar). Bir şeyi tamamen edinmeye, kendine mahsus etmeye çalışma: istihlâs-ı vaktetme = Meşguliyet arasında vakit bulmak, başka işe zaman ayırma (kurtarma ve tahlis mânâsıyle kullanılması hatâdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Hamama girme, banyo etme. (tıp) İ«tihmâm-ür-reml = Kum banyosu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحمام] banyo yapma, yıkanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan masdar) (c. istihrâcat). 1. Bir şeyin içinden diğer bir şeyi çıkarma: Arapça’dan mânâ istihrâc etmeye muktedirdir; gül yaprağından gül suyu denilen güzel kokulu su istihrâc olunur. 2. Netice çıkarma, istidlâl etme: Bu sözden ne İstihrâc ediyorsunuz? 3. Bir dilde okuduğunu anlama, mânâ çıkarma: Fransızca’da Istihrâcı vardır. 4. Fal bakma, yıldızlardan mânâ çıkarma: İstihracâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracting. drawing out with effort. deducting. deduction. inference. at deduction. interpretations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استخراج] çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deduce. to try to get the meaning of. derive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çıkarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hâsıl etme, ele geçirme, üretme. Doğrusu tahsîl’dir. Türkler, hem bu kelimeyi, hem de «istihsâlât» şeklinde cemini yapmışlardır: Türkiye’nin yıllık petrol istihsâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production üretim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. procuring. obtaining. acquiring. getting sth. acquisition. procurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحصال] elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hüsn» den masdar). Güzel bulma, güzel gözüyle bakma, beğenme: Bu işinizi herkes istihsân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحسان] güzel bulma, beğenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâ» dan masdar). 1. Utanma, hayâ etme: Bu işi yapmaya istihyâ etmedin mi? 2. (tıp) Diriltme, yaşatma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحيا] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. masdar). Eğlenme, alaya alma, zevklenme: Birini istihzâya almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibe. irony. sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irony. mockery. ridicule. rediculing. mocking. jearing. sneering. sarcasm. banter. derision. gibe. jeer. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهزا] alay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alay etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). 1. Huzura getirme, çağırma, hazır bulundurma. 2. Hatıra getirme, hatırlama (yanlış olarak hazır etme mânâsıyla da kullanılmıştır), c. İstihzârât = Hatırda kalan bilgi vesaire. Ar. müstahzerât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحضار] hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vahdet» ten masdar). 1. Birleşme, bir olma: Bu iki şey ittihâd edemez. 2. Aynı fikir ve reyde olma, muvafakat, ittifak, iştirâk: ittihâd-ı Arâ, ittihâd-ı İslâm. İttihâd etmek = Müttehid olmak, birleşmek, birlikte hareket etmek üzere kuvvetleri birleştirmek ve sözü bir etmek. İttihâd-ı menâfi = Menfaatlerin bir ve ortak olması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتحاد] birlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتحاد اسلام] panislamizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. ittihâdiyye). Birlik ve ittifaka ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «töhmet» ten masdar). Bir kabahatin, suçun altında bulunma, ittihâm olunma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اتهام] töhmet altında kalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ittihâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. combination. becoming united. agreeing. being unanimous. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vereinigung. bund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Meşrutiyet devrindeki İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nden olan veya bu partinin fikirlerine taraftar bulunan şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birlik ve anlaşma eksikliği veya yoklu,u.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den masdar). T. Edinme, kabûl etme: Bu kanunu ittihâz etmiştir; onu dost ittihâz etti: Dostluğa kabûl etti. 2. Addetmek, saymak, nazariyle bakma: Bunu kendisine kaide ittihâz etmiştir. 3. Kullanrwa, istimal etme: Şu iki odayı misafir odaları ittihâz ediyorum. 4. Düşünme, kurma, başvurma: Bunun önünü almak için bir tedbir ittihâz etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اتخاذ] alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عياب و ذهاب] gidiş geliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). Kalabalık, bir yare çok halk birikmesi: Kapısında büyük bir İzdiham gördüm; İzdihamdan giremedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowd. congestion. stampede. concourse. confluence. conflux. cram. jam. mob. multitude. press. squeeze. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. throng. crowd. congestion. cram. jam. ruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازدحام] aşırı kalabalık, aşırı yığılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Mahvolma, yok olma, tamamen alçalma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. destruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضمحلال] yok olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cihat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kabîha). Kabîhalar, çirkinler, bk. Kabîha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبائح] suçlular, kabahatliler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kubh» tan smüş.) (mü. kabîha). t. Çirkin: Vech-i kabîh; kabîh-ül-vech = Çirkin yüzlü. Kabîh-üşşekl = Görünüşü çirkin. 2. Yakışıksız, yersiz, ayıp: Fiil-i kabîh, tâbîrât-ı kabîha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبيح] çirkin, hoş olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kabâih). Çirkin ve yakışıksız iş ve hareket: Irtikâb-ı kabâih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قبل التاریخ] tarih öncesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صبل التاریخی] tarih öncesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak basıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak basmış, gelmiş, vâsıl olmuş, doğmuş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) – Değerli hükümdar, yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. draft law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. karâih). 1. İnsanda kendiliğinden hâsıl olan fikir, kasit ve ninyet. Fransızca: initiative. 2. Padişahın bir resmî yerden sunulmadan kendiliğinden verdiği yazılı veya sözlü irâde: Karîha-i seniyye-i hazret-i pâdişâhîden filân zâta mîralaylık rütbesi tevcih buyruldu. Karihadan falan memuriyete tayin olundu. 3. Fikir, zihin, düşünüp hiçten bir şey meydana koyabilen fikir kuvveti: O şairde kariha vardır. Karihasının genişliğine insan hayran olur. O adamda hiç kariha yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قریحه] düşünme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the condition of being alive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kusurlu yaratılıştı, ters huylu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyük bir özenle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçete uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kitre, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Geniş bir kaba 1 avuç kuru üzüm ve 2 çorba kaşığı kitre konur. Ezilerek karıştırılır. Üzerine 1 çay bardağı zeytinyağı ilave edilir. Tekrar karıştırılır. Sonra temiz bir gaz bezine doldurulup, yaranın üzerine kapanır. Bu işleme iltihap boşalıncaya kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten smüş.) (mü. kerihe). İğrenç, pis, murdar. Ar. menfûr: Kerîh-ün-nefes = Ağzı fena kokan. Kerîhül-manzar = Şekil ve görünüşü çirkin ve iğrenç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کریه] iğrenç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kerâih). 1. iğrenç ve murdar şey. 2. Muharebe, cenk. 3. c. Savaşın tehlike ve kötülükleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Küçük hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). İrin. Kıh-ı mesânî = Mesaneden çıkan irin. Kıh-ı kâzib = irine benzer bazı ifrazat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göze sürülen sürmeleri yapmak ve sürmek san’atı, sürmecilik. 2. (tıp) Göz tabipliği, tıbbın gözhastalıkları ihtisası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کحالت] göz hekimliği. 2.sürmecilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kehânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kafa kemiği, beyni içine alan kemik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ortakulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Vakit geçirilmeden doktora başvurmak gerekir.

- Ortakulak İltihabı : Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar ortakulağın iltihaplanmasına neden olabilir. Hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir.

- Kulak Arkasındaki Kemiğin İltihabı : Nedeni, genellikle ortakulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır. Hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu işte hayır yokl

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «levh» ten if.) (mü. lâhiha). 1. Parlak, parlayan, parıldayan. 2. Apaçık, zâhir, Aşikâr, meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lemh» ten if.) (mü. lâmiha). Parlayan, parlak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hz.Nuh’un erkek kardeşi. 2.Parlayan, parıldayan, parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz, Lamih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(LAİH) (i. A. «Ievh»den). 1. Parlak, parlayan. 2. Aşikâr olan, apaçık meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Parlak, parlayan. 2.Aşikar, meydanda, hüveyda. 3.Hatıra gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: LâİHA) (i. A.) (c. levâyih). 1. Hatıra gelen, tasavvur olunan. 2. Düşünülerek kaleme alınan yazı: Bir lâyiha yazıp sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory document. project. bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formally written petition. proposal or memorandum. bill of complaint. brief. motion. pleading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایحه] tasarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2.Tasarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lâiha). Lâyihalar. bk. Lâyiha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لوایح] tasarılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yorgan. 2. (botanik) Sargı, zar, kabuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لحاف] yorgan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («lihâze» şekli galattır). Göz ucuyla bakma, bir nazar atma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (II = edat: için, hâzâ = işaret ismi: bu). Bunun için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakal, Fars. rîş. Lihye-i şerif = Peygamberimizin sakallarının kırpıntısından saklı kıl ki, ziyaret olunur. Lihyetü’t-teys == Keçi sakal t.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لحيه] sakal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtimal, olasılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçim, geçinme; geçim vasıtası, rızk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edatı, lâ = menfilik edatı, nihâye = son). Sonsuz, nihayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). Kendisiyle övünülen, iftihar olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «medh» den if.) (mü. mâdiha). Medheden, öven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. matematik). Çarpan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماه سپهر] ay, gökyüzündeki ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماقبل التاریخ] tarih öncesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Karasevda, merak, melankoli. 2. (Fars. hulyâ’dan galat) Kuruntu: Birtakım mâlihulyâlara dalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Yun.-A.) [مالی خوليا] melankoli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bununla beraber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

however. yet. nevertheless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nevertheless. however. nevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع مافيه] bununla birlikte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marijuana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. maslahat). Maslahatlar, İşler. (bk.) Maslahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. matmah). Matmahlar, göz dikilenler, (bk.) Matmah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبدأ تاریخ] tarih başlangıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Övülmeye lâyık haller: O zâtın medâyihini anıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Medh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدیحه] övgü şiiri, kaside.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Medih).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مدیحه گو] övgü şairi, kaside şairi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. miftâh). Miftâhlar, anahtarlar, (bk.) Miftah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفاتيح] anahtarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Akküzatif hâil, yapma hâli. (bk.) Akküzatif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Lokatif hâli, bulunma hâli. (bk.) Lokatif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m makbûh). Çirkin şeyler, ayıplanacak hal ler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» ten imef.) (mü. mekfûlün-bihâ). Kefaletle taahhüt olunan (şey veya kimse).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «melh» den smüş.) (mü. melîha). Güzel, tatlı, şirin. Vech-i melih = Güzel yüz, bir câriye-l meliha.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Melih).

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Doğumdan sonraki günlerde süt bezlerinin iltihaplanması sonucu, memelerde ateş ve ağrı hissedilir. Bu durum, bebeği emzirirken daha da ızdırap verici bir hal alır. Böyle durumlarda bebeği emzirirken, bebeğin burnu rahatça hava alacak şekilde bulunmalıdır. Emzirme süresi de, 15 dakikayı geçmemelidir. Memede biriken fazla süt de, lastik emicilerle boşaltılmalıdır. Bebeği emzirmeden önce annenin ellerini yıkaması ve yıkanmamış elleriyle memelerini tutmaması gerekir. Ayrıca memelerin üstünü temiz gaz bezi ile örtmek, bebeği emzirdikten sonra da çok sulu alkole batırılmış bir parça pamukla temizlemek lazımdır. Memelerin üzerine pudra dökülmemelidir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz tohumu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 10 çorba kaşığı maydanoz tohumu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 1 kere pansuman yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(MERİH) (i. A.). Güneşten uzaklık bakımından gezegenlerin dördüncüsü, dış gezegenlerin ilkidir, Fars. behrâm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مریخ] Mars.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dünya’dan sonra güneşe en yakın olan gezegen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. misbâh). Misbâhlar. (bk.) Misbâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشایخ] şeyhler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeyh). Şeyhler, ihtiyarlar, (bk.) Şeyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Üzerine yağ sürülmüş» mânâsiyle Hazret-i İsa’ya lakap olmuştur: Isây-ı Mesîh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mesîha). 1. Mesholunmuş, bir hayvan şekil ve suretine girmiş (insan). 2. Canavar, hilkat garîbesi, Fr. monstre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

messiah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the messiah. christ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christ. messiah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيح] İsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Üzerine yağ sürülmüş. 2.Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. 3.Acaip, tuhaf. 4.Ölmek. - Mesih: Hz.İsa’nın elini sürdüğü hastaların derhal iyileşmesi dolayısıyla kendisine isim olarak verilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mesîhiyye). Hazret-i İsa’ya, Mesih’e ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu da «Mesîh» gibi Hazret-i Isâ’nın lakabıdır. Mesîhl-dem, Mesîhâ-nefes = Hazret-i Isâ gibi nefesinde ölülere can verecek kuvvet bulunan, nefesi tesirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mesîh’e, Isâ’ ya yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Şeyhlik: Filân tekkenin meşîhati. Meşîhat-ı İslimlyye = Şeyhülislâmlık. Meşihat pâyesi = Şeyhülislâma verilen ve sadrâzamlığa eş olan ilmî rütbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مشيخت] şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mesîhiyye). Hilkat garîbesi gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيحی] Hıristiyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيحيت] Hıristiyanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مثنوی خوان] mesnevi okuyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezbah). Mezbahalar, (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. mîh). Çivi. Çarmıh = Çarmık, vaktiyle İdam için kullanılan haç ağacı: Çarmıha germek. Hatt-ı mıht = Çivi yazısı. Hatt-ı mismâri, Fr. icriture cuniiforme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük, ulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail. peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large nail. horseshoe nail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخ] çivi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Döşek, yatak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (halk dilinde: mahfe). Devenin üstüne konulan bir çeşit oturulacak sepet, hödüç. (bk.) Mahfe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. V. A.). Kafa ile değil de alışkanlığın verdiği kolaylıkla yapılan iş: Mihaniki bir çalışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محک] mihenk taşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mihnet). Mihnetler, eziyetler, (bk.) Mihnet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محن] sıkıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehenk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mihin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. mehâlib). 1. Yırtıcı kuşpençesl. 2. Otlara sarmaşan ince bir çeşit filiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Miknatıs’dan galat, (bk.) Miknatıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çivi ve ekser kakmak, çivi veya ekserle yapıştırmak, çivilemek: Şu iki tahtayı mıhlamak 2. Kökleme dikişle dikmek, kökleme yapmak: Şu minderi mıhlamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail. to nail. to nail sb down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nail. to set / to place in a setting. transfix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mıhlama işine konu olmak. 2. mec. Kımıldamadan öyle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihlab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çivi ve ekserle mıhlanmış: Bu tahta mıhlıdır, çıkmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eve gelip konan adam, konuk, misafir: Bize mihmân oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان] konuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Misafir kabûl eden; bir misafirin konduğu evin sahibi: Mihmândârımız bize çok ikrem etti. 2. Kendisine bir misafir verilmjş veya bir misafiri ağırlamaya memur edilmiş adam: Kendisi prensin mihmân-dârı idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihmandarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, nevâhten = okşamak). Misafirlere iyi muamele, iltifat ve ikram eden, konuksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, perverden = beslemek). Misafirleri kabûl edip ikram eden, kapısı misafirlere açık olan: Türkler pek mihmân-perver olurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafirleri iyi kabûl etme, misafirlere ikram eden adamın hâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafirlerin ağırlandığı daire, misafirhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host or hostess (who looks after an important foreign guest for the governm. courier. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evinde misafir bulunan ve bir misafir kabOl etmiş adamın hâli: Bize beş gün mihmandarlık etti. 2. Bir resmî misafiri ağırlamaya memur olma: Filân prense mihmandarlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان نواز] misafirsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) misavirseverlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان نواز] misafirsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirseverlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهمان سرا] misafirhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahmuz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Düzleştirmek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mihen). 1. Zahmet, eziyet, Fars. rene: Bu yolda çok mihnet çektik. 2. Dert, elem, keder, gam: Mihnet-i dil = Gönül derdi. 3. Musibet, belâ, Afet: Mihnete uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محنت] sıkıntı, acı, dert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. mihnet = keder, Fars. gede = ev). İçinde gam ve keder çekilen ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mihnet-keşân) (Ar. mihnet = eziyet, Fars. keşiden = çekmek). Eziyet çeken, gam ve kederle ömür geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. mihnet = dert ve belâ, Fars. zeden = vurmak). Afet ve belâya, mihnete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevgi, muhabbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مهر] sevgi. 2.güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Hintçe: maharaca). Hindistan’da Müslüman olmayan, Hindû dininden yerli hükümdarların büyüklerine verilen ad, Hindû kral: Nepal, Maysûr, Trivankur, Keşmir, Gvalyûr, Codhpûr, Ceypûr, Barûda... mihrâceleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maharaja. maharajah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Sanskritçe.) (Kadın İsmi) - Hindistan’da kral ve prenseslere verilen unvan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محراق] odak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Nehir. Pakistan’dan geçen İndus nehrine İslam müellifleri tarafından verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MİHRAB) (i. A ). 1. Mescid, câmi veya namazgahın kıble cihetindeki cephesinin iç tarafında yapılan oyuk ki imam onun önünde namaz kılar. 2. mec. Uyulacak, emirleri dinlenecek yer. 3. (edebiyat). Sevgilinin kaşları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niche of a mosque indicating the direction of mecca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

niche in a mosque wall indicating the direction of Mecca. altar. shrine. niche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâriz). Biz denilen kunduracı Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Biz şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهربان] sevgi dolu, şefkatli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güneş. 2.Sevgi. 3.Eylül ayı. - Mihr ü mah, güneş ile ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Muhabbetli, şefkatli, dost, seven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhabbet, sevgi, dostluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Sonbahar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güneş ile ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Naz güneşi. Çok nazlı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işık saçan, aydınlatan güneş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şahların güneşi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güneşe ait, güneşle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha büyük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مهتر] daha büyük. 2.büyük insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâvir). T. Dönen çark ve tekerlek gibi şeyler ortasından geçen ok ki, onun etrafında dönülür. 2. (coğrafya). Arzın iki kutbu arasında uzanıp merkezinden geçtiği farzolunan çizgi: Mihver-i arz, mihver-i Alem. 3. (R.) (anatomi, botanik). Mihvere benzer çizgi, meyil vesaire, (askerlik) Mihver-i harekât = Askerî harekât yapılan yerin merkezi. Mihver (Devletleri) = İkinci Cihan Savaşı’nda Almanya ve müttefikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gudgeon. mandrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axis. gudgeon. pivot. axle. central topic of conversation. journal. swivel. spindle. spindle tree. fulcrum. mandrel. arbor. pole. post. prop. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محور] eksen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferah» tan if.) (mü. müferrihe). 1. Ferahlık veren, gönül açan, açık, eğlenceli: Müferrih bir yer, bir bahçe, bir oda. 2. (tıp). Sıkıntıyı defedip ferahlık veren (ilâç), Fr. cordial.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Ferahlık veren, iç açan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» ten if.) (mü. müfettihe). 1. Açan, açıcı. 2. (tıp) Tıkanmış bir yeri açan (ilâç vesaire). 3. Geğirme getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «felâh» tan lf.) (mü. müfliha) (c. müflihOn). Felâh ve selâmet bulan, selâmete ;ıkan, iflâh olen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den imef.) (mü. muhtelef-ün fîhâ). Hakkında ihtilâf, anlaşmazlık bulunan, uyuşulamayan, herkesçe kabûl olunmayan: Mes’ ele-i muhtelef-ün fîhâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلف فيه] ihtilaflı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. münâzaün-fiha). Hakkında anlaşmazlık ve münazaa olunan, davalı, kavgalı: Bu arsa, bu mesele münâzaün-fihtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nebeh» ten if.) (mü. münebbihe). 1. Uyandıran, uykudan kaldıran. 2. Gafletten uyandıran: Münebbih ihtarlar. 3. (tıp) Uyku kaçırıcı maddeler: Kahve münebbihtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesh» ten if.) (mü. münfesiha). Fesholunmuş, Ar. mefsûh, mülga: Kanunun münfesih maddeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anulled. abrogated. terminated. abolished. dissolved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» ten if.) (mü. münfetiha). Açılmış, açık, fetholunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarâhat» den if.) (mü. munsariha). Sarahatli, açık, zahir, belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selh» ten if.) (mü. münseliha). Soyulmuş, yüzülmüş, derisi çıkarılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten if.). (mü. münşerihe). Açık, ferahlı, eğlenen, sıkılmayan: Hatırı, kalbi münşerih olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan imef. (mü. muntabihe). Tabholunmuş, pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefh» ten if.) (mü. müntefiha). Şişmiş, şişkin, hava ile dol muş, üfürülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Süzülmüş (doğrusu «mütereşşih» tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vesâyet» ten). Vasiyet olunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» den if.). Benzer, aralarında benzerlik bulunan iki şahıs veya şeyin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten if.) (mü. musahhiha). Düzelten, basılacak bir metnin dizgisini tashih eden: Bu matbaaya bir musahhih lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musahhih işi ve sıfatı: O matbaada musahhihlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» den if.) (c. müşerrihîn). Teşrih yapan doktor ve bilgin, anatomi mütehassısı, Fr. anatomiste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sulh» den if.) (mü. musliha). 1. Islah eden. 2. İyileştiren, sulh getiren, barıştıran.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İslah eden, iyileştiren, düzeltici, arabulucu. Barıştıran. Bu kelime Kur’an’da birkaç defa zikredilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Barış yoluyle.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin salahı için çalışan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» ten if.) (mü. müştebihe). Şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh» dan if.) (mü. müstensihe). Yazılmış bir şeyin suretini çıkaran, temize çeken, kopyacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhat» tan if.) (mü. müsterîha). Rahatlayan, rahat eden, gaileden kurtulup gönlü rahat olan: O cihetten siz müsterih olunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who has been set at ease. whose worries have vanished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesh» ten lf.). Tefessüh etmiş, çürümüş, kokmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «karh» dan İf.) (mü. mütekarrlha) (tıp). 1. Yaralı, çıbanlı. 2. Cerahatli, yara ve çıban çeşidinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kayh»dan if.) (mü. mütekayyiha) (tıp). İrinli, cerahat bağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nübh» den if.) (mü. mütenebbihe). Uyanık, uyanan, bir ihtar, öğüt veya olaydan ders alıp aklını başına toplayan, ibret alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezh ve nüzhet» den if.) (mütenezzihe). 1. Gezip eğlenen. 2. Münezzeh, arınmış, temiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «refh»den İf.) (mü. mütereffihe). Bolluk ve rahatlıkla yaşayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh ve şlbh» den if.) (mü. müteşâbihe). Birbirine benzer. 2. Ayât-ı müteşâbihe. (bk.) Müteşâblhât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ayât-ı müteşâbihe yâni Kur’an-ı Kerîm’in dış mânâsı kastedilmeyen Ayetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den İf.) (mü. müteşebbihe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «reşh» den if.) (mü. mütereşşiha). Ter gibi sızan, terleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vech» den if. (mü. müteveccihe). 1. Yüz tutan, bir yere doğru hareket eden. 2. Birine teveccühü, sevgisi ve İtimadı olan (bu ikinci mânâ Arapça’da yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directed towards. aimed at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound for. in the direction of. headed towards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başarı göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müvekkelün-bihâ) (hukuk). Bir vekile verilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «arahe, frih» dan imef.) (Arapça’da: müerrih). 1. Tarih yazan, tarihçi. 2. Bir olaya manzum ebced hesabiyle tarih söyleyen (bu mânâsı az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منبه] uyarıcı, uyandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشابه] benzer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستریح] gönlü rahat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متفسخ] bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوجه] dönük, yönelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متوجها] dönük olarak. 2.bir yere gitmek üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihçi, tarih yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخين] tarihçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-MİHRBAN) (i. A ). Muhabbetsiz, şefkatsiz, vefâsız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Üfleyen, üfleyici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nakahet» ten smüş.) (mü. nakîhe) (tıp). Nakahet hâlinde bulunan, hastalıktan yeni kalkıp henüz zayıf ve dermansız olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. nasîhat). Nasihatler, öğütler, (bk.) Nasihat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nasihat), (bk.) Nasihât, nasâih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصایح] öğütler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A, «nush»dan if.) (mü. nâsıha). Öğüt veren, nasihat eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nasihat eden, öğüt veren. - Nasıh-ı Emin: Hz.Nuh (a.s.).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nasıh).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NASİHAT) (i. A.) (c. nasâih). Öğüt. Nasîhat-pezîr = Nasihat kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. warning. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. admonition. sermon. advise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصيحت] öğüt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to advise. to counsel. admonish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kendisinden öğüt alınacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nasihat eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nazlı.)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Namlı, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nebih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arap harflerinin daha çok basma ve yazma kitaplarda kullanılan çeşidi, (bk.) Nesh, neshi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Han nesline ait, hanın soyundan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taze fidan. mec. Uzun boylu genç sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نونهال] genç fidan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Taze fidan, ağacın taze sürgünü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten smüş.) (mü. nezihe). Temiz (daha çok mecâzen kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upright. moral. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نزیه] temiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temiz, pak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezih).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temizlik, saflık, incelikle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan’dan doğuya, sonra Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm’de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed’in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet’de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33’er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor.

Yüce Yaratıcı’ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de ‘tespih’ adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000’lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır.

Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor.

Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. «nihâden» fiilinden). Koyan, vaz’eden. Kadem-nih = Ayak koyan, basan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tabiat, yaratılış, tıynet, hilkat, huy. Bed-nihâd = Kötü tabiatlı. Nîk-nihâd = İyi huylu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نهاد] yaratılış, tabiat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koymuş, vaz›etmiş. Kadem-nihâde = Ayak koymuş (basmış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A! c.) (m. nahîf). Zayıflar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işi, bir şeyi sona erdiren, işi kesen, en son: Nihâİ karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final. ultimate. eventual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decisive. final. last. plenary acuse. conclusive. definitive. eventual adj. final declaration. peremptory. ultimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultimate decision. final judgment. final decision / judgment / order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidan, dal. Nev-nihâl = Taze fiden, dal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nihle). (bk.) Nihle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نهال] fidan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sevgili. 2.Taze, düzgün fidan, sürgün.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sofrada kullanılan tabak altlığı, (bk.) Nihâlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trivet. dish cross. hot pad. tablemat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2.Avcı, korkuluğu. 3.Döşeme, döşenecek şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidan dallarından yapılan ve sofrada yemek sahanları altına konulan dairevî şey ki, sırmalı meşinden, madenden vs. den yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidanlık, fidan yetiştirilen bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gizli, saklı. 2. Hazır ve mevcut olmayan, kayıp.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نهان] gizli. 2.gizlice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gizlenmek, saklanmak, kaybolmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gizlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nihâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Batı İran’da bir şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İran’ın batı yöresinde ünlü bir kent. 2.Musikide bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİHAYET), NİHAYE (i. A.) (c. nihâyât). 1. Son, bitim, uç, Akıbet: Bu işin nihayeti ne olacak? 2. Son derece: O kadar yaramazlık etti ki, sabrım nihayete vardı. Ilâ-nihâye = Son dereceye kadar. Nihâyetü’l-emr = Akıbet. Nihayet bulmak = Bitmek, tükenmek. Bî-nihâye = Bitmez, tükenmez, sonsuz, pâyânsız. Nihâyetü’n-nihâye = En son derece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finally. at last. at the end. after all. eventually. lastly. in the upshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. finally. end son. at last. at long last. in the end. in the long run. at length sonunda. after all / at last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion. end. finish. termination. outcome. result. at last. in the end. expiration. finally. lastly. at length. limit. in the long run. terminus. upshot. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهایت] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Son. Sonunda. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sonsuz, sonu gelmez, bitmez, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbounded. unfailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Timsah.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hiçlik, yokluk; (fels.) nihilizm, varlığı inkâr eden öğreti, bilim ve gerçeğin temelini inkâr eden öğreti; (bh), (pol.) nihilizm. nihilist (i.) nihilizm taraftarı. nihilis'tic (s.) nihilizme ait. nihil'ity (i.) hiçlik, yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nihilizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nihiliste

fel. yokçu

Nihilizm yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nihilist hiççi. nihilistic hiççi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who advocates the doctrine of nihilism; one who believes or teaches that nothing can be known, or asserted to exist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a secret association , which is devoted to the destruction of the present political, religious, and social institutions. someone who rejects all theories of morality or religious belief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çarlık Rusya’sında başlayan bir çeşit anarşizm.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nihilisme

fel. yokçuluk

Her türlü gerçek varlığı inkâr eden aşırı bireycilik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nihilism. nihilism hiççilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nihilism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nihai). Din şubesi, mezhep: Milel ve nihai.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nehârîr). Mesleğinde mâhir ve çok tecrübeli Alim.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Cihan’ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. Türk-Hind imparatoru Cihangir’in zevcesi.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Tarihi otomatik olarak kaydeder.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pâ = ayak, nihâde = koymuş). Ayak koymuş, ayak basmış, girmiş.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

“Anber” çok eskiden beri hükümdar hazinelerine giren, hükümdarlar arasında hediye olarak alınıp yollanan kıymetli bir hediyeydi. Osmanlı’da erkeklik gücünü artırıcı bir iksir olarak kullanılan bu madde belli miktarda ilaç olarak yendiği gibi, padişahlar tarafından anber kaplar, kadehler, tesbihler, pencere perdeleri ve hatta anberden yapılmış gömlekler olarak kullanılırdı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F ). t. Büyücü. 2. Peri pâdişâhı.. 3. Türkçe’de kadın ismi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پری چهره] peri kadar güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پری خان] peri padişahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Peri padişahı. Büyücü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. bir gezegen veya kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşe en yakın olan noktası, hadid noktası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «pûhte» den). Koyulaşmış sıvı: Kan pıhtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clot. clotted blood. coagulum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clot. to coagulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coagulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clot. to coagulate. to curd. to curdle. cloging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coagulate. congeal. to congeal. to coagulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coagulate. congeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır. Ayrıca 6 hafta süreyle aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Servi yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı, kazançlı, karlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüchân» dan if.) (mü. râciha). Diğerlerinden önde gelen, tercih olunan: Rahatlık hususunda vapur, demiryoluna râcihtir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahat ve huzurlu yaşayan.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam tere otu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Sabahları aç karnına, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüsûh» tan). (c. râsihîn). 1. Sâbit, metîn, sağlam. 2. Bir ilimde otorite sayılan bilgin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ راسخ] derin din bilgisi olan. 2.temeli sağlam olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2.Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan (kimse). Kur’an’da Rasihûn olarak geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rasih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. revâih). Koku, güzel koku: Gülün, yemeğin râyihası; güzel bir râyiha.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رایحه] koku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رایحه دار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Han bayrağı, han sancağı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «refâhet» ten). Bolluk ve rahatlıkla geçinen, yaşayışı ve geçinmesi ferah olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Refhan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Refih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(REVAİH) (i. A. c.) (m. râyiha). Râyihalar, kokular, (bk.) RAyiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. riyâh). 1. Yel, rüzgâr. 2. (tıp) Vücudun bazı taraflarında olan sızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Göç. 2. Yolculuk, sefer, 3. mec. Olme, ölüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحلت] göçüş. 2.ölme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحلت] göç. 2.ölme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.göçmek. 2.ölmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dökülmüş, atılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemilerin yanaşmasına müsait hâle konmuş kıyı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quay. wharf. dock. jetty. pier. quayside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dock. ferry. quay. waterfront. wharf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pier. platform. quay. waterfront. wharf. dock. landing place. sea wall. fleat. jutty. landing. dock land. seabank. dock wall. harbor wall. wharfing. embankments. landing pier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebâhet» ten if.) (mü. sâbiha). Yüzücü. Slbih batarya = Sahil muhafazasına mahsus toplu zırhlılar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güzel, şirin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel, latif, şirin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Gemil(Erkek İsmi) 2.Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. safiha). Safihalar, levhalar, (bk.) Safiha.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gökyüzü. 2.Yassı ve düz halde bulunan şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. saflih). 1. Yassı ve düz yüz, safha, levha. 2. Levha hlllnde maden, sac.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. safthlyye) (anatomi, botanik). Yufka, levha hâlinde.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(SAHİH) (i. A. «sıhhat» tan smüş.) (mü. sahîha). 1. Gerçek, doğru, yalan olmayan, esaslı. 2. Sıhhatta olan, sağ. 3. Tam, sağlam, kusursuz, hâlis. 4. (Ar. gramerinde). Asıl harfleri arasında harfi illet yani elif, vav, ye bulunmayan: Fiil-i sahîh (sâlim de denilir). S. Gerçek, gerçekten, hakikaten: Sahih öyledir (Halk dilinde: sâhi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. correct. accurate. real. genuine. sound. sure. reliable. really. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صحيح] doğru. 2.gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sahiden, gerçekten, hakikaten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerçek çıkmak: Falanın geleceği sahihleşti mi7 2. Tasdik olunmak, doğruluğu anlaşılmak: Dünkü haber sahihleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sahih hâle getirmek, gerçek yapmak. 2. Doğruluğunu araştırmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sakal kılının kolayca koparılması ve kopan kılın ucunda da cerahat damlacığı görülmesi şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıp dilinde sikozis denen bu hastalığa, stafilokok cinsi mikroplar neden olur. Sakal diplerini oksijenli su ile yıkadıktan sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç doğranmış maydanoz konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülüp, sakal dipleri yıkanır. Yüzün tamamı da yıkanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(I. A. «salâh» dan if.) (mü. sâliha) (c. suhelâ, sâlihât). 1. iyi, yarar, gelir, yakışır: O, bu işe sâlihtir. 2. Salâhiyeti ve hakkı olan. 3. Dinin emirlerine uygun hareket eden: Sâlih bir adam, sâliha bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صالح] dinin kurallarına uyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. 2.Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi, muttaki.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi (kadın). - (bkz.Salih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). İyi işler, ahlâk ve insaniyetçe beğenilen işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dindar, iffetli, temiz Müslüman kadınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semâhat» tan if.) (mü. sâmiha). Semahatlı, cömert, eliaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (mü. Şâmiha). Yüksek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شامخ] yüksek, yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömert, eli açık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüksek, görkemli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Samih).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek, gösterişli. 2.Kibirli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûh» tan if.) (mü. sâniha). Zihin ve fikirde doğarak kendini gösteren.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sânihât). Akla gelen fikir ve mütalâa, çok düşünmeyerek doğan fikir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sanih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarâhat» tan smüş.) (mü. sarîha). 1. Açık, Aşlkâr. 2. Üzerinde şüphe edilmeyen, açık. Ar. bedîhî: Hakk-ı sarih. 3. Karışık olmayan, hâlis, sâf, sade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» den if.). Bir kitabı, şerheden, şerhini yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. explicit açık. belirli. belgin. explicit. express.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicit. clear. unambiguous. express. specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صریح] açık, kuşku götürmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شارح] şerh eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açık, meydanda. Belli, hüveyda. 2.Saf, halis. Saf, halis Arap kanı (at).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sarih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, açık olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صریحا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yellow fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SATH) (I. A.) (c. sutOh). 1. Bir şeyin dış tarafı, yüz. 2. Bir şeyin pek üstten görünen tarafı, dış görünüş. 3. (geometri) Eni ve boyu olup derinliği olmayan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yeryüzünü açan: Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞATH) (i. A.). Ciddî bir fikri aley ve şaka ile anlatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superficies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surface. plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den smüş.) (mü. şebîhe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شبيه] benzer, benzeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüzme, yüzüş.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبيخون] gece baskını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sefihe). Malını zevk ve eğlencede, hovardalıkta yiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolute. dissipated. debauched. recklessly extravagant with money. abandoned. cronk. debauchee. raffish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفيه] zevk ve eğlence düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounteous cömert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eli açık, cömert.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Semih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) l.Gün. 2. Cumartesi. 3. F.’da cuma’dan başka günlerin isimlerinin teşkilinde kullanılır: Yek-şenbih, dü-şenbih, se-şenbih, çâr-şenbih, pençşenbih. Bunların yalnız son ikisi dilimize geçmiştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Süs, bezek. 2.İnci.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnciler, süs, bezek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeriha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîha). Et dilimleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Et dilimi. 2. (cerrahî) Büsbütün kopmaksızın bedenden ayrılmış et parçası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرو نهال] fidan gibi düz servi. 2.servi boylu güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı yön, altı cihet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شش جهار] altı ve dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dönüştürücü kutu adı da verilen bu alıcılar, televizyonda görüntülemek üzere yayınları (analog kablolu, dijital kablolu veya HDTV) dönüştürür. HDTV yayınlarına hazır televizyonların (dahili HDTV tuneri olmayanlar) dijital televizyon programlarını alabilmeleri için uyumlu bir HDTV tuneri set üstü cihazına bağlanmaları gerekir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A..c.) (m. sâniha). Sânihalar, b. Sâniha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Demir şiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيخ] şiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهاب] akan yıldız, kayan yıldız. 2.kıvılcım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kıvılcım. Akan yıldız. 2.Cesur, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin parlak yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) ( m. sehm). Sehmler, oklar. (bk.) Sehm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سهام] oklar. 2.paylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kıvılcımlar. 2.Akan yıldızlar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيهه] kişneme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça tâbirlerde «sıhha» şeklinde kullanılır). 1. Gerçeklik, gerçeğe uygun olma: Bu sözün sıhhati var mıdır? 2. Sağlamlık, dürüstlük, sakat ve noksan olmamak. 3. Yanlış ve hatâlı olmama, doğruluk: Bu kitabın yazısı pek iyi değilse de sıhhatine diyecek yoktur. 4. Vücudun illetli, sakat ve hasta olmaması, sağlam olması, sağlık, Afiyet: Vücut sıhhati. Sıhhat üzre = Sağ sağlam olarak. Sıhhatler, sıhhat (ve) Afiyetler ola = Hamamdan çıkan, tıraş olan kimselere söylenen iyi temenni sözü. Hıfzıssıhha = Tıbbın sıhhati korumakla uğraşan dalı, sağlık bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health. truth. truthfulness. correctness. health sağlık. correctness doğruluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health. correctness. soundness. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صحت] doğruluk. 2.sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıhhati yerinde olan, sağlam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buxom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

healthy. good. healthful. hearty. by the square. on one's toes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sıhhıyye). 1. Sıhhate ait. 2. Tıbba ait: Sıhhiyye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hygienic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary. hygienic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary. pertaining to health. hygienic. health giving. constitutional. healthful. healthy. salubrious. wholesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحی] sağlıkla ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary installations. plumbing. drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SIHHİYYE) (i. A ). Sıhhate ait işlerle uğraşan daire: Sıhhiye Bakanlığı, meclisi, memuru, reisi, tezkeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matters pertaining to health. sanitary matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحيه] sağlık işleri dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public health official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sağlık bilgisine çok ehemmiyet veren doktorlar sınıfı, Fr. higtenistes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİHR) (i. A.). 1. Büyü, büyücülük, gözbağcılık. 2. Sihir kuvveti taşıyan kuvvetli cazibe, fettanlık. 3. Şiir gibi insenı meftûn eden hüner ki, buna «sihr-i helâl» de derler ve haram olmayan büyücülük sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. witchery. charm. fascination. enchantment. glamor. glamour. spell. conjuration. incantation. sortilege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. incantation. magic. sorcery. spell. witchcraft büyü. witchcraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. witchcraft. conjuration. delight. incantation. necromancer. spell. witchery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحر] büyü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyücülükle, büyücü gibi, cadılıkla veya fettanlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. sihr = Büyü, Fars. bâhten = oynamak). Büyü yapan, büyücü, gözbağıcı. Ar. sâhir, sehhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magician. witch. sorcerer. wizard. charmer. conjurer. conjuror. illusionist. mage. warlock. wise man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. magician. sorcerer. wizard. sorcerer büyücü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. illusionist. magician. magus. sorcerer. warlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyücülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. witchcraft. wizardry. devilry. medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. withcraft. conjuration. devilry. wizardry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Büyü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Büyülü, büyüye uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchanting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. magical. bewitched büyülü. afsunlu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magical. bewitched. under a magic spell. enchanting. charming. very delightful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شحنه] güvenlik görevlisi, inzibat görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güvey, enişte ve evlenerek akraba olan kimse, hısım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهر] evlilikten doğan akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحر] sihir, büyü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sihr = büyü, Fars. Amîhten = karışmak). Büyü ile karışık ve büyü çeşidinden fevkalâde tesirli ve büyüler gibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyücü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحر آميز] büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ سحرباز] sihirbaz. 2.büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sıhriyye). Evlenmekten olan ve doğan. Karâbet-i sıhriyye = Evlenmekten hâsıl olan akrabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. slhriyye). Büyüye ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهریت] evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir evlenme dolayısıyle hâsıl olan akrabalık. Sıhriyyet-i seniyye = Padişah ile bu yolda akrabâlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gökyüzü. 2. Talih, baht, kader.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپهر] gökyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dikte etme cihazlarında kayıt başlangıcına saat ve tarihin otomatik olarak kaydedilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tâbiha) (tabh’dan if.). 1. Pişiren, yemek pişiren, aşçı («Tabbâh» daha çok kullanılır.) 2. (tıb) Yakıcı, ateş getiren, yakan. Ar. muhrik Hummiy-ı tâbih = Ateşli sıtma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. takbîhât). Çirkin görme, beğenmeme: Bu hareketini herkes takbih etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقبيح] ayıplama, çirkin görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplamak, kınamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Beğenmeme, zemmetme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TALİ) (i. A. «tulü» dan if.) (mü. tâlia). 1. TulO eden, doğan. 2. Baht, kısmet, kader: TSİ i i yerinde, (bk.) TAlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chance. fortune. lot. luck. star. good fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chance. luck. fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şans, talih, kad(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Talih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahtı uygun olan, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortunate. lucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahtsız, kısmetsiî, bedbaht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hapless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. poor. rough. tough. tragic. unfortunate. unlucky. untoward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baht uygunsuzluğu, bahtsızlık, bedbahtlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster. misadventure. mischance. misfortune. mishap. bad luck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad luck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TARİH) (i. A.) (c. tevârth). 1. Olayın olduğu veya bir mektup vesairenin yazıldığı vakit, gün, ay ve senesr: Bu mektubun tarihi nedir? Hangi tarihte yazıldı? 2. Bu vakti tâyin eden rakam ve yazı: Tarih atmak. 3. Ebced hesabiyle bir olayı gösteren mısra, cümle, kelime vs.: Tarih söylemek. 4. Geçmiş olayları, tarihin başlangıcı olan yazının keşfinden başlayarak, belirli devreler ve yerler içinde inceleyen ilim ve eser: Tarih yazmak, tarih okumak, tarih dersi vermek. Târih-ı mutavassıt = Ortaçağ tarihi. Târîh-ı ahir = Yeniçağ tarihi TArih-ı muasır = Yakınçağ ve sonrasının tarihi TArîh-i tabiî = Botanik, jeoloji ve mineraloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date. history. annals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prehistoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prehistory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Son kuşak fotoğraf makinelerinde, hızlı bir şekilde görebilmek için fotoğraf görüntüsünün üzerine tarih ve saat basılma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F A ). Tarih yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tarih hulâsası, kısa tarih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

historically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short history. brief historical account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Tarih bilgini (tarih öğretmeni mânâsıyle kullanılması yanlıştır)

Türkçe Sözlük by