İki Dil Anahtarı ne demek? | İki Dil Anahtarı anlamı nedir? | İki Dil Anahtarı

İki Dil Anahtarı anlamı nedir?

İki Dil Anahtarı ne demek?

İki Dil Anahtarı anlamı nedir?

İki Dil Anahtarı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: iki dil anahtari

Teknolojik Terim

Tüm Sony stereo video kameralarda, önceden kaydedilmiş iki dilli yazılımın çalması için kullanılan kanalı seçen bir anahtar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ana birimden ayrı (örneğin başka bir odada) bulunan ikinci bir amplifikatöre gönderilmek üzere sinyal sağlayan ses çıkışıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Tümleşik Dolby® Digital/MPEG-2 dekoderinden ayrı bir amplifikatöre 5.1 Surround Ses sinyali sağlayan bir analog çıkış. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîle) («adi» den). Müsavi, eşit, benzer, eş, akran. Nazîr ve adîli yoktur, bî-adîl = Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adile) («adi» den if.). Adalet sahibi, adalet icra eden, hak dağıtan: Adil Amir, Adil hükümet. Şâhid-i Adil == Adalet üzere, doğru söyleyen şahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. fair. impartial. just. righteous. scrupulous. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair. impartial. kosher. on the level. right. righteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادل] adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیل] eşit, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Adil yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayağılık, aşağılık: Onun Adîliği kıyafetinden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpitude. commonness. inferior quality. vulgarity. baseness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority. commonness. meanness. baseness. pettiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be forgiven. to be pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be granted a pardon. to receive pardon. pardoned to be. receive a pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closemouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهن دل] acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi Japon güreşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Son derece zorba» anlamındaki «alikıran baş kesen» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered post / mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

native / original language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vernacular. primitive language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Tufandan evvelki. antediluvian (s).,(i). Tufandan evvelki devre ait; (i). eski kafalı kimse; çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yüksek hava Antilop basınçlarının merkezi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiquité

1. eskilik, 2. tar. İlk Çağ

1. Eski olma durumu. 2. En eski zamanlardan başlayarak Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküş yılı olan miladi 476’ya kadar süren çağ.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. successive. successor. consecutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'da bulunan ve zırh gibi kabuğu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde 12, bazen 13, nâdiren 14 koma aralıklı ikili aralığı. Batı musikisinde bir buçuk ton değerinde aralık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gözle görülür çizgiler içermeyen daha iyi resim kalitesi için 60 alan yerine 60 çerçeve çıkışı. Yalnızca NTSC (National Television Standards Committee) sinyallerinde kullanılır (yalnızca ABD).

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü perîşan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته دل] gönlü perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتيقيات] arkeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çıkış sinyalinin hassas biçimde ayarlanmasını sağlar. Sinyal seviyesinin diğer cihazlarla eşleştirilmesi için sıklıkla kullanılır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay’a ait arzu, istek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönül yüceliği.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru sözlü, mert. 2.Gönlü zengin. Baygönüllü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدل] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lug wrench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkıntı gelmek, usanılmak: Her gün bir türlü yemek yemekten bıkılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini. two-piece. two-piece swimming suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bikini, iki küçük parçadan ibaret mayo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usanç, bezme, bıkma, nefret, üşenme: Adama bıkıntı gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one or two.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back demand. saving. accumulation. backlog. depot. nest egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

float. fund. accumulation. aggregation. deposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. backlog. build up. aggregation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birikmekten hasıl olan şey, yığılan miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conglomeration. accumulation. heap. talus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. collection. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. zalimce, kana susamış bir halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. bedeni, bedensel; maddi; z. bütün olarak, tamamen, kamilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزدل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. magic. spell. cantankerousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Y.). Camilerde icrâ edilmeye mahsus, saz eşliği olmayan musiki formlarını içine alan musiki ki, Türk dinî musikisinin birinci dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bothersome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. dreary. embarrassing. hellish. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. bothersome. depressing. humdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak teneke kutu, küçuk su kabı; tahta kova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül açıcı yer.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD Text’in CD WALKMAN®’dan bir MD WALKMAN® Kaydediciye kopyalanmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnestness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bohça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir ses dizisinin peşten tize doğru gitmesi: Çıkı dizi; mukabili inici dizidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışarı çıkmış, fırlamış, yerinden oynamış. 2. Kemik ve uzvun mafsalından oynayıp çıkması: Kolunda çıkık vardır. Çıkık sarmak = Çıkmış kemiği sarmak. Çıkık tahtası = Ar. cebire, çıkık kemiğin sarıldığı tahta. Dili çıkık = Ahmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prominent. dislocated. projecting. dislocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislocation. dislocated. out of joint. protruding. projecting. projection. salient part. protuberant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mafsaldan oynamış çıkık uzuvları yerine koyup iyileştiren pratik cerrah, ötükçü.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir. Sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sığır kıyması, karabiber.

Hazırlanışı : 250 gram sığır kıymasına, 2 çorba kaşığı toz kara biber ekilip, yoğrulur. Sonra temiz bir sargı bezine yayılıp, çıkığın üzerine sıkıca sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarıya nakledilmek, dışarı atılmak: Bu havada evden çıkılmaz. 2. Yola girişilmek, gidilmek, hareket olunmak: Yarın kaçta çıkılacaktır? 3. Yukarı gidilmek, yükselmek: Bu merdivenden üst kata çıkılır. Bu dağın tepesine çıkılamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gösteriş. 2. Saldırma. 3. Şiddetli azarlama, kınama. Osm. tazîr, tekdir, tevbîh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağ, bohça, paket. 2. Bir keseye konan veya bir parça beze sarılı para vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knotted bundle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkın haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıkıntı, hizadan dışarıya çıkmış şey. Burun, dirsek: Duvar orada bir çıkıntı yapıyor. 2. Yazı satırından dışarıya çıkmış, tashih veya ilâve cümlesi yahut kelimesi: Müsveddenin hiç çıkıntısı yoktu. Temize çekerken çıkıntıları unutmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. protrusion. outgrowth. overhang. jut. bulge. foreland. ledge. offset. process. prominence. promontory. protuberance. raise. ridge. salience. saliency. spur. style. stylus. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. bump. flange. projection. prominence. protrusion. protuberance. marginal note çıkma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizadan dışarıya çıkmış burun ve dirsekleri olan: Çıkıntılı duvar. 2. Satırdan dışarıya çıkmış tashih veya ilâve ibâreleri bulunan: Çıkıntılı yazı, müsvedde. Çıkıntılı, girintili = 1. Hizadan dışarıya çıkmış ve içeri girmiş yerleri olan: Çıkıntılı, girintili bir duvar. 2. Çıkılıp girilecek yerleri, kapı ve geçitleri olan: Çok çıkıntılı ve girintili bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projecting. stretching out. bossed. overhanging. dented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizadan dışarı çıkmış yerleri olmayan, düz: Çıkıntısız bir duvar. 2. Satırdan dışarı çıkarılmış ek ve düzeltme ibâreleri olmayan: Çıkıntısız bir müsvedde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-projecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıkmak işi ve tarzı. (bk.) çıkmak. 2. Azarlama, çıkışma: Bana bir çıkış çıkıştı ki. 3. Atın ileri atılışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. exit. out. way out. outlet. outrun. check-out. rising. boom. start. up. ascent. egress. hit. issue. sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. rise. start. outlet. sally. sortie. the start. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

output. ascent. exit. issue. outflow. starting. sortie. sally. start. rise. up-grade. gradient. run. discharge. dismissal. outlet. outgoing. graduation. departure. uplift. mounting. increase. landing. drive. exhaust. emission. mill tail. dis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egress. exit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of exit. outlet. starting point. point of departure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mains powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birine sert sözler söyleme, azarlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Girişmek, kuvvet ve iktidarı üstünde bir işe bulaşmak, koyulmak: Ben bu işe çıkışamam. 2. Bâliğ, vâsıl olmak, varmak: Biriktirdiğimiz para birkaç yüz liraya çıkıştı. 3. Yetişmek, kâfi olmak, kifayet etmek: Paramız çıkışmadı. 4. Hiddetlenip azarlamak, paylamak, sert konuşmak: Bana çıkışmaya hakkınız yoktur: Siz, kendisine biraz çıkışın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rebuke. to scold. to chide. to be enough. to suffice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. to rebuke. to be enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım. 2. Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı. 3. Sona erdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtlety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). timsah, (zool). Crocodylus; krokodil; bu hayvanın derisi. crocodile tears yalancıktan ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süvarilerin koşu oyunu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) binicilik, at binme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zerrin, fulya, nergis, (bot). Narcissus pseudo-narcissus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.) (mü. dakikıyye). Un çeşidinden veya unu havi olan: Fasulye ve patates gibi mevâd-ı dakikıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to be interred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu bağlantı, koaksiyel Dijital Giriş/Çıkış’a sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız koaksiyel dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital giriş/çıkışa sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici, eski kundura dikmekle geçinen, yamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobbing tailor. sewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski şeyler dikmek sanatı, yamacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağ. 2. Dikilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, Osm. rekzolunmuş: Dikili taş, direk, mum. Bir dikili ağacı yoktur = Hiçbir mülke malik değildir. Dikili taş = Bazı eski kavimlerden kalma anıt şeklinde uzun hatıra taşları (Fransızca: ob£lisque).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. planted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk. stele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmek işi. (bk.) Dikilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakta durdurulmak. Osm. ikame ve rekzedilmek: Direk, taş, sancak, mum dikilmek. 2. Toprağa ekilmek: Çam ağacı bu mevsimde dikilir. 3. iğne ve iplikle birleştirilmek: Bizim elbise daha dikilmedi mi? 4. Ayak üzere durmak veya kalkmak, dimdik durmak, durup gitmemek: Karşıma dikildi. Önünde dikilip durdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand up. stand. stand on. stand upon. stick up. be planted. be sewn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be erected. to be set up. to be sewn. to stand. to become erect. to be fixed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be set vertically. cock. plant oneself. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikme, dikiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planting. sewing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. planting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diklemesine. Dikine gitmek: Karşısındakinin zıddına gidecek şekilde hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dikmek işi ve sanatı. Ar. hıyâtat: Dikişle geçiniyor. 2. Dikilecek şey: Dikişim vardır. Dikiş dikmek. 3. mec. Rabıta, alâka, ilişik. Dikiş payı = Elbise vesairede dikişe girmek üzere bırakılan fazlalık. Dikiş tutturmak = 1. İlişmek. 2. Sebat bulmak, devam etmek: O, bir yerde dikiş tutturamaz. Dikiş kalmak = Az kalmak, hemen hemen Dikıs makinesi = Dikiş dikmeye mahsus makine. Dikişmakinelerinin çeşitli nakışlar yapan cinsleri de vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. stitch. seam. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stitch. stitching. suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stich. suture. whipping. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sew. stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sew. stich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikiş diken kadın veya erkek, terzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikişi olan, dikişle tutturulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured. seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless. without stitches. loose- leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Damlayan kireçli suların mağaraların tabanında meydana getirdikleri irili ufaklı sütunlardan her biri, stalagmit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakma, gözetleme. Dikiz aynası = Kara taşıtlarında veya yol dönemeci gibi yerlere arka tarafı görebilmek için konulan ayna. Dikiz etmek veya geçmek = Gözden kaçırmadan birinin davranışlarını takip etmek, gözetlemek (argodur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeping. peeking. peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rear-view mirror. driving mirror. rearview window. rear view mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dikiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sazlarda ağıza alınıp üflemeye yarayan ince kısım. Dilcik de denir: Fagot’un dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yürek, gönül, Mb. Cân ü dilden = Çok isteyerek, candan, gönülden. Safây-ı dil = Gönül rahatlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. neck. spit. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual-in-line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلع] kenar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل] gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonguefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dilin ses, şekil, menşe, mânâ ve cümle yapısını inceleyen ilim, gramer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL BİLİM (i.) (uyd. k.). insanın konuşma kabiliyetini veya yeryüzündeki dilleri ses, şekil, mânâ ve sözdizimi bakımından inceleyen bilim, lengüistik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kısa süreli dil büyümelerinde aşağıdaki reçeteler kullanılır. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabuğu, şeftali, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya bir avuç nar kabuğu konur. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Suyuna 3 su bardağı şeftali suyu ilave edilip, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbaşotu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 çorba kaşığı toz zencefil, 1 çorba kaşığı ufalanmış kekik ve bir tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatılıp, süzülür. Gargara yapılır, hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language learning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study of languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tongue twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahatlandıran, avutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Aşüften = fesada düşürmek). Gönlü alt üst eden, çelen (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Avîhten = asılmak). Gönlün asıldığı; gönlü kendine bağlı tutan, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Gönlü bir şeyle bağlı bulunmayan, gönlü rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü incinmiş, kalbi kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, beste = bağlı). Gönlü birine bağlı olan, Aşık, müptelâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, cesten = istemek). Gönlün istediği, arzu olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbe batan, gönül delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL-FİGAR (i. F). Gönlü yaralı olan, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, fürûzânîden = parlatmak). Gönlü parlatan, sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, girîften tutmak). 1. Kalpte yerleşip çabuk unutulmaz, tesirli. 2. Hatırı kalmış, gücenmiş: Bana dil-gîrdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Gönül açan, iç açan, kalbe ferahlık veren. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü ölmüş, yüreği ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, hâsten = istemek). Gönül isteği, gönül arzusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hırâşîden = tırmalamak). Yüreği tırmalayan, çok feci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü zedeleyen, vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, nişesten = oturmak). Yürekte duran, yerleşen, pek hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pesendîden = beğenmek). Gönlün beğendiği, beğenilen şey, kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, rîş = yara). Gönlü yaralı. Ar. mecrûhül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, rübûden = kapmak). Gönül kapan, gönül alan, herkesi kendisine bağlayıp Aşık eden, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, şâd = mesrur). Gönlü sevinçli. Ar. mesrûrül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sâhten = yapmak). Gönül yapan, lutf ile muamele eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Gönül kırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhte = yanmış). Yüreği yanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü açılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhten = yakmak). Yürek yakan, pek acıklı ve tesirli: Vak’a-i dil-sûz-i Kerbelâ = Gönül yakan Kerbelâ vak’ası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, teng = dar). Gönlü daralmış, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkıntılı olma, iç sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Pek istekli, gönlü susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü canlanmış, dirilmlş, Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tenasül organı içindeki dilcik, bızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuklarda görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Gönüller, yürekl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakımsızlıktan harap etmek, tahrip etmek, kırıp dökmek; bakımsızlıktan harap olmak. dilapida'tion (i). harap olma, bakımsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آرا] gönül süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2.Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آشوب] gönül karıştıran, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. bir uzvu genişletmek için kullanılan alet; (anat). vücut boşluklarını genişleten adale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاویز] güzel, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü aydınlatan ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. dil = lisan, F. bâhten = oynamak). Söz bulup tatlı tatlı söyleme; karşılığı: Pısırık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلباز] gönül şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبسته] gönlü bağlanmış, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül bağlamış, aşık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar. grammar gramer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük dil, dil şeklinde küçük Alet. 2. Bızır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلجو] gönlün aradığı, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sıkıntı, inilti, ıztırap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل دزد] gönül hırsızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül sâhibi. 2. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افروز] gönül aydınlatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül aydınlatan. - (bkz.Dilfüruz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzu, istek, rica: Sizden bir dileğim vardır. 2. İstek, Ar. matlûb, Fars. hâhiş: Dileğini yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition. requisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. reguest. desire. entreaty. petition. request. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Dilenen şey, arzu, istek. 2.İsteme, arzu etme, dileme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir dileği bildirmek üzere resmî dairelere sunulan yazı. Osm. istida, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. application. letter of application. request. address. prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. bill. application. motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül ilacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İstemek, arzu etmek. 2. Aramak, istemek, talep etmek: Dile ne dilersen!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. beg. will. beseech. call down. plead. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. beg. bid. entreat. implore. invoke. like. plead. request. require. wish. to wish. to desire. to ask. to beg. to request. to plead. to implore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wish (for. to desire. to want. to long for. to ask for. to request. to beg. crave. implore. postulate. wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

man. ikilem

İki önermesi bulunan ve her iki önermenin vargısı olan tasım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An argument which presents an antagonist with two or more alternatives, but is equally conclusive against him, whichever alternative he chooses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of things in which evils or obstacles present themselves on every side, and it is difficult to determine what course to pursue; a vexatious alternative or predicament; a difficult choice or position. state of uncertainty or perplexity especially a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of uncertainty or perplexity especially as requiring a choice between equally unfavorable options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catch-22 , dilemma , fix , jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşkül durum, çıkmaz; (man). ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imkânsız olan iki şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Avuç açıp rastgelenden para vesaire isteyen fakir ve muhtaç adam. Osm. sâil, gedâ: Kapıya bir dilenci geldi. 2. mec. Her şeyi istemekten utanmayan arsız ve tamakâr: O, pek dilenci bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mendicant. beggar. bum. cadger. mendicant. panhandler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. mendicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. cadger. panhandler. schnorrer. toe rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilenci hal ve sıfatı. Osm. sâİlik: Sonunda dilencilik etmeye mecbur oldu. 2. mec. Arsızlık, aç gözlülük: Çok dilencilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy. mendicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilenmeye mecbur etmek, dilenecek hâle getirmek: Bu israf bir gün kendisini dilendirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dilencilik etmek: Öksüz çocuk sokaklarda dilenmeye mecbur oldu. 2. Dilenircesine istemek, böyle isteyerek ele geçirmek: Ben onu dilendim, size nasıl vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. ask for alms. panhandle. bum. cant. mump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. to beg. to panhandle. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beg. to plead. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dilekte, istekte bulunan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (çoğ ti) eğlence için özel bir şeyle ilgilenen kimse; güzel sanatlar düşkünü kimse, sanat meraklısı kimse; amatör: (s). sathi merakı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگير] kırgın, alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل گداز] gönül eriten, yürek törpüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگشا] iç açıcı, ferahlık verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواه] gönlün istediği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواسته] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل خراش] yürek parçalayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunluğuna kesilmiş parça; bu şekilde parçalara bölünmüş bir şeyin her parçası, umumiyetle parça. Ar. kıt’a: Bir dilim karpuz, portakal dilimi, bir dilim ekmek, dilim dilim kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. strip. sector. segment. cut. round. shred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

segment. shred. slice. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. piece. section. jerk. split. shred. sliver. slab. cut. segment. tranche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilimlere ayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. cut. slice. to slice. to cut into slices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sliced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesur, yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلير] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mertlik, yiğitlik, yüreklilik, cesaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dereotu, yabantırak, (bot). Anethum graveolens dill pickle dereotlu hıyar turşusu. wild dill yabani dereotu, (bot). Anethum sylvestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give tongue to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dile gelmek, dillenip söz söylemek: Bir buçuk yaşında o kadar dillenmek! 2. Dili açılıp çok söylemek. 3. Edepsizlik etmek. 4. Dillere düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve iyi söyler: Pek dilli bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oyalanmak, yavaş yavas iş görmek, ağırdan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tercüman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dilmen).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilmek işi. 2. Dört köşe biçilmiş uzun direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slicing. chopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rail. section. slitting. splitting. splint. parting. slashing. rip. rift. lathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun uzun yarmak, dilim dilim kesmek: Karpuzu dilmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. slice. to slice. to chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. to slab. to slit. to shred. to lath. to slash. to split. to carve. to sliver. to rift. to rip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güzel. 2.Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلنشين] makbul, hoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل نواز] gönül okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل پسند] gönlün beğendiği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül kapan, gönül alan. 2.Tahminen 2 asırlık bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلربا] gönül hırsızı, gönül çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلشاد] gönlü şen. dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü hoş, sevilmiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül hükümdarı, şahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکن] kalp kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz söyleyemez, konuşmaz. Ar. ebkem, Fars. lâl: Dilsiz bir dilenci, sağır ve dilsizler mektebi. 2. SükUtî, çok konuşmaz. Ses çıkarmaz, uysal. Ar. sâkit: Dilsiz bir çocuk. Dilsiz ağızsız = Konuşmayan, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mute. dumb. voiceless. speechless. inarticulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. mute. speechless. silent. taciturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. silent. not speaking. inarticulate. speechless. voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lakırdı söyleyemiyenin hali. Ar. ebkem: Dilsizlik ne zor şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل سوخته] bağrı yanık, gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yakan, yürek yakıcı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تنگ] yüreği daralmış, sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تشنه] can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sulandırıcı madde; (s). sulandırıcı; eritici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulandırmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d) (s). su katılmış, sulu, hafif, açık. dilution (i). su katma, sulanma, su katılmış herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). selden ileri gelen, tufani; (jeol). diluviyuma ait. di luvium (i)., (jeol). tufan çöküntüsü, diluviyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Nehirlerin en eski alüvyonlarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودل] ikircikli, tereddütlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil), (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edilme fiili, yapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. efdai). Efdallar, en fâzıllar, en faziletliler, (bk.) Efdal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek mümtaz olanlar, çok bilgilil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahiplik, mâlik olma: Bu evin efendiliği kime aittir? 2. Efendi sıfat ve unvanı: Okuyup, yazmaya alışıp efendiliği kazandı. Efendilik, beylikten aşağı değildir. 3. Terbiye vakar ve temkin, çelebilik: Efendilik böyle mi olur? 4. Lutuf, ihsan, iyilik: Bana bir efendilik etmiş olacaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanly behaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Rind tabiatlı, kalender, gönül ehli, kalp adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalkavukluk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (yanlış yapılmış, kullanılmaması lâzım bir kelimedir). Elektrike mensup, müteallik ve elektrik hassasını hâiz. Fars. gehrubâİ. (tıp) Elektrik! tedavi = Elektrik vasıtasıyle tedavi usulü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fizik). Elektrikleşme, elektirikleştirme, elektrik husulü. Osm. gehrubâiyyet (uydurma bir Osmanlıca kelimedir). Kabil-i elektrikiyyet: = Elektrikleşebilen (cisim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight-fisted. chary. cheese paring. close. close fisted. hard- fisted. moneygrubber. pinchfist. spare. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight- fisted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Fâzıl).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fazıl).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائقيت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FIKH) (i. A.). İslâm hukuku: Fıkıh ilmi, fıkh okumak: Hanefî fıkhı, ŞAfîİ fıkhı, Mâlikî fıkhı, Hanbelî fıkhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canon law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Bir sıvının kaynamasını tasvir ve taklit ederek mükerrer kullanılır: Su fıkır fıkır kaynıyordu. 2. Göz alacak surette parıl parıl parlayan ve ışık saçan bir şeyi tasvir eder: Birtakım cam parçaları kumun içinde güneşten fıkır fıkır parlıyordu. 3. Her biri bir taraftan oynayıp kımıldanan kalabalığı ve hareketi tasvir eder: Böcekler mutfakta fıkır fıkır kaynaşıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr). 1. Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu. 2. Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz. 3. Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam. 4. Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun. 5. Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda. 6. Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır. 7. Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought. belief. concept. idea. opinion. mind. advice. suggestion. attitude. cogitation. conceit. conception. estimation. hint. impression. inspiration. notion. position. think-so. thinking. verdict. view. voice. sentiments. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. conception. idea. impression. mind. notion. opinion. sentiment. voice. thought. advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. thought. animus. concept. conception. construct. counsel. cue. edifice. estimation. image. mind. moneymaker. notion. piece of advice. plan. position. product development cycle. reason. reflection. regard. senses. sentiments. sight. understa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] fikir, düşünce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. savant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıkır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdayan, mec. Hoppa insan (bilhassa genç kızlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı. 2. Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor. 3. Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı. 4. Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olan, lı. Ar. Akil, zekî. Cin fikirli = Pek zeki, uyanık ve kurnaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık kabuğu renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i.). Antep fıstığının içi renginde olan, açık yeşil: Fıstıkî kumaş, boya. Fıstıkî makam = 1. Hırıltı. 2. Çok yavaş ve telâşsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical geography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ing. Ar. T.). Halk musikisi. Klasik musikiden ilkelliği ile ayrılan, kapalı çevre ve köylerin musikisi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Yabancı Kelime

İng. free-kick

sp. serbest vuruş

Bir oyuncunun kural dışı davranışta bulunması üzerine, kural dışı davranışın yapıldığı noktadan karşı takım oyuncularının yaptığı vuruş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick serbest vuruş. a glimpse of naked legs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free kick. frc- kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Batı musikisi. Batı musikisi sistemini kullanan musikilerin hepsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gitmek, vaki veya mümkün olmak: Oraya gündüz gidilmez. İki saatte gidilebilir mi? Merih’e gidilmek kabil olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be gone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wavy. zigzag. toothed. craggy. intricate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı bukleli saçları olan kimse; düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aniden ortaya çıkan, fakat önemli olmayan bir durumdur. Alışkanlık spazmı da denir. nedeni, yorgunluk, üzüntü, heyecan ve yaşlılarda adale zafiyetidir. Yapılacak ilk iş, istirahat etmektir. Ayrıca, kısa sürede geçmeyen göz tiklerinde, aşağıdaki reçetelere başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ıhlamur konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Üzerine 3 kahve kaşığı toz şeker ilave edilerek içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tumturaklı söz. grandiloquent (s.) tumturaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakikat’ten imen.) (mü. hakıykıyye). Sahih, gerçek, doğru, aslî, sahte veya mecazî olmayan: Hakikî yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. true. genuine. veritable. bona fide. dinkum. dyed-in-the-wool. pucka. pukka. rightful. sterling. straight-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. genuine. proper. real. true. original. sincere. unfeigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. genuine. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقی] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Klasik musikinin ve sanat musikisinin aksi. Halk arasında doğan ve yaşıyan, eserleri umumiyetle anonim olan musiki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a lady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement. detainer. body execution. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTE-DİL) (i. F.). Kalbi hasta, Ar. mecrûhul-fuâd, Fars. derdmend, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

High Definition görüntüleri görüntülemek için komponent bağlantılı bir HD televizyona bağlanabilen dijital fotoğraf makinesi çıkışı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri verilmek, geri gönderilmek,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

itibarı geri verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kiraya verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öçetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sürdürülmek, devam edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kır yaşayışını anlatan kısa manzum veya mensur yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idyll. idyl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) 1.Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2.Küçük ve şairane resim. 3.İçten ve saf aşk.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

salgılanmak, çıkarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açığa vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hediye edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozulmak, halel getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak, hatırlatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltılmak, özetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. si.). 1. Birden sonra gelen sayı, Ar. isneyn, Fars. dü. 2. İki kişi, iki saat, on iki, yirmi iki, yüz iki, iki yüz. bk. İki yüz. iki bin: Ar. elfeyn. İki ağızlı = İki tarafı keser (bıçak vesaire). İki çifte = Dört kürekli kayık. İkide bir = Yarım. İkide bir, ikide birde = Pek sık, her vakit. İki kat = Bir şeye bir mislinin katılmış hâli. İki günde bir = Gün aşırı. İki yüzlü = 1. İki tarafı yüz (kumaş). 2. mec. Mürâyi, nabza göre şerbet veren; özü, sözü bir olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two. dual. dyad. twain. two. couple. brace. amphi-. two-. bi-. duo-. ambi-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

both. double. either. two.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two. dyad. double double. twin double.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breath Iki refers more to the physical act of respiration, while kokyu signifies the deeper cosmological aspects of breathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breath The physical act of respiration Also will power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicephalous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla oyununda, zarlardan birinin bir, öbürünün iki benekli olan tarafının üste gelme hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm Sony stereo video kameralarda, önceden kaydedilmiş iki dilli yazılımın çalması için kullanılan kanalı seçen bir anahtar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilingual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sabit Disk Sürücünüzden DVD’ye aktarılan bilgileri sıkıştırırken en iyi kaliteyi korur. Bu biçim, kaydedilen her bir sahnenin bit hızını otomatik olarak kontrol eder. Bunu, içeriğin hangi kesimlerinin, örneğin, karmaşık aksiyon sahneleri, daha yüksek bit hızlarına ihtiyaç duyduğunu algılayarak yapar. Daha düşük sesli sahneler daha düşük bit hızlarında kaydedilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-storied (- storeyed Br. two storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral. two-sided. two-way. mutual. reciprocal. two sided. two way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.), iki defa yüz, Ar. maateyn, 200. Bin iki yüz: 1200. İki yüz yirmi: 220.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disingenuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double faced. two-faced. disingenuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumlarında iki çenek bulunan bitkiler sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Kabuğu çatladığı zaman iki çenete ayrılan meyve. 2. (zooloji) Midye ve istiridye gibi iki parçadan ibaret olan hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik), iki düzlemin kesişmesinden meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Erkek ve dişi çiçekleri ayrı köklerde bulunan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan veya hayvanın boğulurcasına ve sıkıntı ile nefes almasını tasvir ederek art arda kullanılır: Ikıl ıkıl nefes alıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma. quandary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki), iki saz veya sesle icrâ edilen çoksesli musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iki yapmak, eşini tedarik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become two. to be doubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Ses atlamaksızın biribirini tâkip eden iki notanın meydana getirdiği aralık: do re gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki şeyi içine alan veya iki şeyden yapılmış. 2. İskambil kâğıtlarının iki beneklisi: Karo ikilisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binary. double. dual. bipartite. duple. duplex. double. two. deuce. duo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral. binary. bipartite. dual. duo. duplicate. twin. twosome. having two parts. double. couple. two. deuce. duet. pair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binary. having two parts. two. double. dual. bilateral. duet. duo. twain. twosome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden iki kuruş. 2. İki lira değerinde olan: İkilik basma. İki kilo vesaire ağırlığında olan. 3. İki kısımdan yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dualism. duality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dichotomy. duality. discord. disunion. difference. half-note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the existence of an alternative. discord. disagreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

DUALITY.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi). 1. Birinciden sonra gelen, Ar. sânî: ikinci kapı, ayın ikinci günü. On ikinci = Ar. sânî aşer. Yirmi ikinci, yüz ikinci. 2. Muavin, yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary. second. second. deutero-. vice-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second. secondary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second. secondary. accumulative legacy. overlying mortgage. subsequent mortgage. vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second-hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second- class. second level. second rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second half.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsidiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral. minor. peripheral. secondary. subordinate. subsidiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary. by product. collateral. derivative. knock on effect. sub. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Secondary Markets)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının işlem gördüğü piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her şeyde ruh ve madde, iyilik ve kötülük gibi iki zıt prensibin varlığını ileri süren felsefe, Ar. sünâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second rank. second prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğle ile akşam arasındaki namaz vakti, Osm. asr-ı sânî: İkindi namazı, ezanı. İkindi üstü = İkindi vakti, mec. İkindiden sonra = Vakitsiz, pek geç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mid-afternoon. afternoon. midafternoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midafternoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkınıp zorla nefes almak. 2. Şiddetli kasıntı ve akıntı hâlinde veya doğum yaparken kendini zorlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fazla sıkıntısı olan adamın veya doğuracak kadının zorlaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitancy. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında iki: Parayı bölüştüler, ikişer lira düştü. Bu fidanları ikişer liraya aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time. two by two. in twos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hem suda, hem karada yaşayabilen bitki veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-dealing. hypocritical. double-faced. two-faced. insincere. double. janus-faced. pharisaic. pharisaical. smooth-faced. smooth-tongued. soft-spoken. double-dealer. hypocrite. pharisee. counterfeiter. smoothie. shammer. simulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrite. hypocritical. insincere. twofaced. double-dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocritical. ambidexter. devil dodger. double. double faced. sooth tongued. two faced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrisy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cant. hypocrisy. two-facedness. double-dealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrisy. duplicity. dissimulation. double dealing. insincerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada doğmuş iki kardeş, Ar. tev’em. İkiz doğurmak = Bir doğumda iki çocuk dünyaya getirmek, mec. Çok azap çekmek (dokuz doğurmak gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin. twins. a twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Üçgen ve yamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trapezoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikizli, çifte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Boğa ile Yengeç burçları arasındaki burç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çifte: İkizli şamdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Batı musikisinde ikişer zamanlı ölçülerden yapılmış düzüm ve usuller. Zıddı: Uçüzlü düzümler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). İkizli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yok edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monkey wrench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descent and ascent. rise and fall. fluctuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yadsınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). 1. Denizin derinlik derecesini anlamak için gemilerde kullanılan Alet. 2. Denizin derinliğini ölçme: İskandil etmek. 3. mec. Bir şeyin aslını, esasını veya bir işteki niyet ve gizli maksadı anlamağa çalışma, Ar. istiknâh: Ben bir kere iskandil edeyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. lead. sounder. plumb. sinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. measurement of the depth of water. sounding line. investigating. depth finder. feeler. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kullanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvenilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özen gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admittedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savrukluk, acelecilik, şimdi «acele olma» mânâsında kullanılıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency. haste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hurriedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok edilmek. 2.giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yükseltilmek, yüceltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bildirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.verilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönderilmek, yollanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir veya birkaç kişi tarafından çekilen iki tekerlekli hafif Japon faytonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadı unvan ve vazifesi, Ar. kazâ: Kadılık pek mes’uliyetli bir vazifedir. 2. Bir kadı’nın dairesi, bir kadı’nın hükmü geçen yer, kaza: Orası bir kadılık yeridir (şimdi: kaymakamlık, ilçe).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی القضات] başkadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Kakır kakır eden kuru ve gevrek (şey). 2. Eritilen içyağının kalan kuru ve kavrulmuş maddesi. Kıkırdak: Kıkırdak böreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kandil). Kandiller. bk. Kandil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KINDIL) (i. A.) (c. kanâdîl). 1. Zeytinyağı içine batırılmış bir fitilin yanmasiyle ışık veren aydınlatma Aleti ki, çeşitleri vardır. Kandil yakmak. Sönük bir kandilin ışığında dikiş dikiyordu. 2. Sünbül gibi çiçeklerin çiçeği: Bu sünbülün kandili ne kadar çok. Kandilağacı = Bir cins ağaç. İdare kandili = Az aydınlık vermek üzere gece uyurken yakılan kandil çeşidi kl, bazıları kısa mumdan ibarettir. Kandil uçurmak = Çocuklar sabun köpüğünden balon üflemek. Kandil çöreği = Kutsal gecelerde hususi surette yapılıp yenen yağlı çörek. Kandilçiçeği = Civan perçemi çeşidi. Şamandıra kandili = Fitili tıpa parçalarını havi bir ufacık şamandıra İle yağın üzerinde duran kandil çeşidi. mec. Gökkandil (körkandil) = Kendinden geçmiş, mesut, gözü dumanlı sarhoş. Kandil gecesi = Minarelerde kandil yanan kutsal gecelerin beheri: Velâdet-i Nebevi, Regaaib, Berât, Mtrâc geceleri gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp shaped like a small glass bowl. kerosene lamp. one of the five Islamic holy nights when the minarets are illuminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumî bir yer veya dairede ve meselâ cami ve sokak vesairede kandilleri yakmakla görevli adam. 2. Kandil yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Serenleri kaldırmaya yarayan halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kutsal gecelerden bir kandil gecesini birbirine tebrik etmek, bu münasebetle tebrikleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandilleri olan, kandillerle süslenip aydınlatılmış. Kandilli temenni = Eli pek aşağı ve art arda İndirip kaldırarak verilen selâm. Kandilli çiçek = Salkım salkım sarkan çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminated by an oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandil konan yer. Kandil gününe mahsus: Bu elbiseyi kandillik olmak üzere yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be recorded. to be entered. to be noted. to be enrolled. to be registered. to be taken notice of. to be scored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kaktüs): Atlasçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Nopal zamkı elde edilir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatically. spontaneously. per se. of one's own accord. of oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatic. of one's own accord. automatically. by oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of one's own accord. ex mero motu. naturally. per se. without preoccupation. unprompted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öz, Ar. zât, nefs: Kendiliğinden = Kendi başına, kendinden, Osm. re-y’i hodla: Kendiliğimden = Kendi başıma, kendimden vesaire (yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discovered. to be found out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sertçe madde, yumuşak kemik. 2. Gözü teşkil eden madde, göz küresi, topcuğu: Göz kıkırdağı; kıkırdağı dışarı fırlamış. 3. Kulağın dış kısmı ki, kıkırdak denilen sertçe bir maddeden ibarettir. 4. İçyağı eritilince erimeyip kazanın dibinde kalan kızarmış madde: Kıkırdak böreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle. crackling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilaginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. giggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. «Kıkır kıkır» diye ses çıkarmak. 2. (argo) Ölmek. 3. Fazla üşümek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. chortle. chuckle. giggle. titter. to giggle. to chuckle. to chortle. to titter. to cackle. to freeze. to be very cold. to die. to croak. to pop off. to kick the bucket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to giggle. to be freezing. chortle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. catch. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Profesyonel projektörler ya da monitörlerden mümkün olan en iyi görüntü kalitesinin sağlanması için video sinyallerini disk üzerinde kayıtlı olduğu şekilde verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignition key / switch / cut-out / lock. key switch. starter key. switch key. contact breaker. fire lock. breaker trembler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Margin Trading)

Bir aracı kuruluş nezdinde, müşteri adına kredi hesabı açılması koşulu ile müşteri ve aracı kuruluş arasında yapılacak sözleşme hükümleri çerçevesinde kredi kullanarak borçlanmak suretiyle menkul kıymet alınmasını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on account. sales on account. credit sale. purchase on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crocodile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uvula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. blank cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Bir cins dişbudak. 2. Çocukların hecelerin, şekillerini değiştirerek veya hecelere ilâveler yaparak konuştuğu uydurma sözler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. ticaret). Tasfiye.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. liquidation

tic. tasfiye

Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. sebepler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. liquidité

tic. akışkanlık

1. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü. 2. Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. for ile sevme, hazzetme, meyil, alâka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kapalı bir kaptaki suyun çalkantısından çıkan ses, lıkır lıkır ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Lıkır lıkır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. liquide

1. fiz. sıvı, 2. ekon. nakit

1. Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim. 2. Kullanılması hemen mümkün olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Lüks çıkış HDMI™ çıkışlı DVD kaydedici ya da oynatıcıları bir Standart Tanımlamalı sinyalin 576p, 720p ya da 1080i Yüksek Tanımlamalıya kadar lüks çıkışını yapabilir. Kullandığınız ürüne bağlı olarak, panel çözünürlüğüne göre kaydedici / oynatıcı bunu otomatik olarak gerçekleştirir ya da ayarları kendiniz ayarlayabilirsiniz. Yeni ES alıcılarımız, gelen sinyallerin en yüksek HD standartına, 1080p’ye lüks çıkışını yapabilir!

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İslâm’ın dört Sünnî mezhebinden biri. 2. Bu mezhebi benimsemiş kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مالکيت] sahip olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mâlik ve sahip olma, tasarruf: Bu ormana mâlikiyyet iddiasındadır. 2. Tasarruf hakkı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlaştırılmak, imar edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manken, insan şekli; anatomi modeli; adamcık, ufak adam, cüce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan modeli, manken; kadın manken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mantıkıyye). 1. Mantık ilmine ait. 2. Kaidelerine uygun, mâkul söz: Mantıki söz. (i. A. c.) Mantıkıyyûn = Mantık ilmi bilginleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطقی] mantıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطقيون] mantıkçılar, mantık bilginleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. maşrikıyye). Doğuya ait, şarkî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir Hıristiyan mezhebi ve o mezhebe tâbi olan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Melodili Alarm işlevi, radyo alarmının yanı sıra size çeşitli melodi seçenekleri sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. olup, ancak Ar.’da havlu ve peçete demektir ve «mendîl» şeklindedir). 1. Burun, yüz ve el silmeye mahsus olarak cepte taşınan pamuk veya keten yahut ipekten dört köşeli dokuma: El, burun mendili, ipek mendil. 2. Elde taşınacak şeyler koymaya mahsus bohça gibi ve astarsız boyalı kumaş: Bir mendil elma, mendile sarılı bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hankie. hanky. rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hanky. hankie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. nose rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Yasak edilmek, bırakılmamak, (bk.) Men.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yasaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Yunan Asya adalarından biri. Yunanca: Lesbos ve bunun merkezi olan şehir. Yunanca: Mitilini. 2. Başlıca bu adada yetişen bir cins küçük at ki, çocuklar tarafından kullanılır: Midilliye binmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony. lesbos. lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mytilene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. V. A.). Kafa ile değil de alışkanlığın verdiği kolaylıkla yapılan iş: Mihaniki bir çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mirasyedi işi ve hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Ar. T.) (musiki). Klasik musiki kaidelerine uymayan yeni musiki akımları (batı san’at mukişinde).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Korint mimarisinde korniş çıkıntısı altına gelen destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatörün çıkış aşamasında kullanılan MOSFET’ler (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör), yüksek çıkış gücü, geniş frekans aralığı ve en düşük düzeyde bozulma sağlarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. muaddile). Tâdil, eşit ve beraber kılan. (astronomi) Muaddilü’n-nehâr = Gündüzle gecenin eşit olduğu, yılda iki defa güneşin geçtiği daire ki, arzı iki eşit kısma ayırır, ekvator.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدل] denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi», muâdeie’den if.) (mü. muâdile). Beraber, müsavi, eşit, ölçü, cisim veya değerce bir olan sayı. Bîmuâdil = Emsalsiz, örneksiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. equal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. alike. similar. of equal standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادل] denk, eşdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mübadele olunmuş; başkasıyle değiştirilmiş. 2. Türkiye’ deki Rumlar’la değiş edilerek Yunanistan’ dan getirilen Türkler: Bir mübâdll kafilesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUDİLL) (i. A. «dalâlet» ten if.) (mü. mudille). Idlâl eden, doğru yoldan sapıtan, azdıran, baştan çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güç, zor, çetin, muğlak, karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adûl» den if.) (mü. mün’adile). Doğru yoldan sapmış, Osm. adûl etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). 1. Merhametle, acıyarak. 2. Sevgi ve şefkatle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (Yunanca’dan). 1. Seslerin yapısından bahseden san’at ve ilim: İlm-i musiki. 2. Çalgı takımı, muzıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (mü. musikıyye). Musikiye ve çalgıya ait: Alât-ı mûsikıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKİY-ŞİNAS) (i. A. F.). Musiki tanıyan, bilen, müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [موسيقی شناس] müzisyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den if.) (mü. mütebâdile). 1. Bir birinin yerine geçebilen, nöbetle değişen. 2. (matematik, geometri) Karşılıklı. Zâviyetân-ı mütebâdiletân = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedeli» den if.). Tebeddül etmiş, değişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. mûtedile). 1. Ne pek fazla, ne pek az olup orta halde bulunan, itidal üzere olan, itidalli: MÜtedil hava. 2. Yavaş, yumuşak, sert olmayan, pek ileri varmış olmayan: MÜtedil fikir sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild. temperate. moderate. equable ılımlı. ılıman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moderate. temperate. mild. continent. gentle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتدل] ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İtidal üzere, orta halde: MÜtedilâne hareket, mûtedilâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

abartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak, satın alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.taşınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönül resmi, gönül süsü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül nazı, gönül cilvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürgüne gönderilmek. 2. Menfî hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yayınlanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu, ışıklı gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). 1. Art arda 12 sesin yaptığı dizi. 2. Arasında 12 ses bulunan iki nota.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Mızraplı bir halk çalgısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkiye musikisi. Batı Türkleri’nirı san’at musikisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gönülden, içten.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tercüman, çevirmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

16:9 biçimindeki çözülmüş PALplus programlarının kaydedilebilmesini sağlayan bir bağlantı noktası.

Teknolojik Terim by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif suç, kabahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PESTİL) (i.). Meyve ezmesinin yufka hâlinde kurutulmuşu: Kayısı, erik pesdili. Pestilini çıkarmak = mec. Çok dövmek, hırpalamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Tufandan sonra yaşayan (canlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İsteğe bağlı bir güç amplifikatörü bağlamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar olma, tarafını tutma, tercih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Ruh hekimliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yürekli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bağlanmak, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir üzüm cinsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

taşlanarak öldürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be refused / rejected. meet with a refusal. put off. receive refusal. to be rejected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dikilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çaresiz, ilaçsız. remedilessness i. çaresizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül rengi») (musiki). Türk musikisinde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı musikisinde klasik devreyi tâkib eden ekol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neoklasik Türk musikisi, Hacı Arif Bey ekolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. slbık). Sâbıklar, geçmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obsession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed idea / opinion. a bee in one's bonnet. fixed idea. fixed opinion. mad point. monomania. set opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. intransigent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monomaniac. obsessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sâde-dilân). 1. İçi temiz, hile bilmez insan. 2. Bön, saf adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساده دل] saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Temiz yürekli. 2.Saf, bön.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساده دلانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. sedilia) kilisede papazlara mahsus iskemle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. slf = sade, Fars. dil = yürek). Yüreği sade, hile bilmeyen, bön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous. gullible. ready to believe. muf. wide eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دل] yüreği temiz. 2.saf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Sadelikle, sadedllce, bönlükle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دلانه] yürek temizliği ile. 2.safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) 1.yürek temizliği. 2.saflık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf mute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (saht = katı, dil = yürek). Katı yürekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örtülmek, örülmek, kapatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Taş yürekli, merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دل] taş yürekli, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دلانه] acımasızca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş, gönül.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğrafları ya da MPEG filmlerini, sesli olarak standart bir TV’de göstermeye yarayan bir kamera çıkışı. PAL ve NTSC seçenekleri, bu olanağın dünyanın her yerinde kullanılmasına izin vermektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül neşesi») (musiki). Türk Musikisi’nde artık kullanılmıyan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i..) (Kadın İsmi) - Gönül neşesi, gönül sevinci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül vermiş, tutkun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيفته دل] gönlünü kaptırmış, delicesine aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çenelilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته دل] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dar, Fars. teng: Sıkı boğaz; sıkı yaka. 2. Pek, katı, sert: Sıkı et. 3. Aceleci, sür’atli: Sıkı iş. 4. Şiddetli: Sıkı emir. Sımsıkı = Pek dar, pek fazla sıkışmış. Sıkı sıkıya = Bir şeyin kabına, tamamı tamamına ve güçlükle yerleşmesi: Tulumbanın pistonu sıkı sıkıya geçmeli. Sıkıfıkı = Pek bitişik, pek devamlı, samimî ve yalnızca: Sıkıfıkı konuşmak, dost olmak. 5. Büyük bir dikkatle: Sıkı sıkı bakıyor, dinliyordu. 6. Birbirinden sonra, birçok defa: Sıkı sıkı gelip gidiyordu (bu şekilde kullanıldığı zaman ekseriya mükerrer olarak geçer) (aşağıdaki maddeye bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Darlık, sıkıntı, ıstırap: Can sıkıntısı. 2. Son derece, sıkıntının sonu: Sıkıyı görmeyince, sıkıya gelmeyince. 3. Şiddet, müsaadesizlik. O kışlarda sıkı altındaydı. Sıkıya koymak = Terbiye için bir genç hakkında tedbirler almak. 4. Ağızdan dolan ateşli silâhlarda barut ve kurşunun üstünden namlıya sokulup basılan bez, kâğıt vesaire. Kurusıkı = Kurşunsuz olarak barutun üzerine basılan sıkı ki, yalnız ses için atılır (yukarıya bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. tight. firm. fast. compact. strict. clinging. close-bodied. foursquare. gross. hard. iron. rigorous. serried. strait. stringent. sure. hard. foursquare. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. compact. concerted. fast. firm. hard. rigorous. searching. solid. stiff. strict. stringent. taut. tense. tight. tightfisted. firmly driven or wedged in. severe. hurried. brisk. stingy. pressing necesstiy. dense. thick. close. fine. miserly. strai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. solid. stiff. strict. taut. tight. firm. severe. hard. difficult. critical. tense. forced. intense. steady. friction. strait. thick. hot. hermetic. well-knit. compact. fast. sealed. close-fit. tight-fitting snug. austere. rigid economy. narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reticent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimate. on intimate terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. fast. tight. tightly. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkıntı veren, can sıkan, tedirgin eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave. cheer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. tedious. wearisome. irksome. bothersome. drab. dreadful. dreary. get out of the groove / rut. gloomy. heavy. lackluster. plaguy. ponderous. prolix. prosaic. saturnine. trying. uncongenial. vapid. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prolixity. tedium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek samimî,, teklifsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tighten. to tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen, utangaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. timid. bashful. sheepish. embarrassed. retiring. self-conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. timid. shy. timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shyness. embarassment. lack of self-assurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. closeness. strictness. stinginess. stringency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfiture. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daralmak, darlaşmak, tazyik olunmak: Bu çanta bundan fazla sıkılmaz. 2. Sıkıntı çekmek: Bugün çok sıkıldım. 3. Utanmak, mahcûb olmak: Sıkılmaksızın söylüyor. 4. Darlık çekmek, sıkıntıda olmak: Çok sıkılıp kendisine müracaat edersem reddetmez. İç sıkılmak = Kederli ve sıkıntılı olmak. Can sıkılmak = Bir şeye üzülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get the pips. have the pips. be bored. get the willies. die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chafe. fret. to be bored. be annoyed. be uneasy. be ashamed. to be squeezed. to be pressed. to feel embarrassed. to be in straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be squeezed. to get bored. to become bashful. to feel embarassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. shameless. unabashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazenness. shamelessness. ease of manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir avucun aldığı miktar: Bir sıkım şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fistful. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendini sıkmak, ıkınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to restrain oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Darlık, Ar. müzâyaka, zaruret. 2. Keder, hüzün. 3. Istırap. 4. Ağırlık. 5. Sıkılmış meyve suyu. 6. Sıkılmış meyve posası. I; sıkıntısı, can sıkıntısı = Bir şeyden sıkılıp ne yapacağını bilememe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom. heebie-jeebies. bore. megrims. gloom. the megrims. gloominess. straits. bother. dire straits. botheration. toils. trouble. willies. difficulty. discomfort. distress. adversity. agitation. annoyance. anxiety. doldrums. draft. embarrassment. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. affliction. bother. discomfort. distress. hardship. inconvenience. knock. oppression. pressure. rigour. shortage. stress. tribulation. trouble. want. weight. worry. embarrassment. financial straits. boredom. annoyance. difficulty. depression. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoyance. difficulty. trouble. boredom. worry. depression. financial difficulties / straits. blinking / adj , adv /. blues. bother. distress. distressing. disturbance. drag. flipping. fret. gloom. gripe. hardship. incubus. malaise. mire. oppressio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. annoying. troublesome. uneasy. troublous. unrestful. gruelling. grueling. constrained. cornered. dismal. dreary. gray. grey. weighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreary. fretful. lugubrious. pained. sombre. uneasy. troublesome. trying. close. muggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. worried. depressed. bored. distressing. boring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Şakırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkışmış hâlde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cramped. dense. pressed. pushed. serried. closely pressed together. close. crowded. congested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. tightly wedged or jammed. very crowded. congested. hard pressed (for time. hard up (for money. chock a block. close. closely spaced. cramped. cramped for space. incommodious. pinched. pressed. pressing. serried. squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. closeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. being tightly wedged or jammed. closeness. congestion. being hard pressed for time. being hard up for money. jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming. pressure. having hard time. squeeze. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini sıkacak şekilde yığılmak: Kalabalık sıkıştı. 2. Darlaşmak, daralmak: Göğsüm sıkıştı. 3. Mecbur kalmak: Çok sıkışırsam bunu da sarfederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. jam in. be stuck. tighten. be pressed for. be pinched. be taken short. be pushed. catch. be cramped for space. be pinched for time. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. screw. squash. to be closely pressed together. to move up closer. to move closer together. to get jammed. to be caught. to jam. to squash. to be in trouble. to be pushed for sth. to need to urinate. to be caught between. to become urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. to become tightly wedged or jammed. to be placed close together. to be very crowded. to be congested. to get caught in. to be pinched in. to be hard up for money. pack. tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astringent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tightened or compressed. to be wedged in. to be jammed in or squeezed in. to be pressed or pressured by sb. to be slipped quietly into sb's hand. to be squeezed or pinched. to be cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. compression. push. squeeze. importunity. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compression. press. squeeze. pressing. squeezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compaction. compression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Zorla dar yere sokmak. 2. Baskı altında ezip inceltmek. 3. Zorlamak, tazyik etmek: Kendisini bugün yola çıkması için sıkıştırıyor. 4. Usulca eline vermek: Eline bir lira sıkıştırdı (bunun doğrusu «sokuşturmak» tır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. to the wall. push smb. to the wall. press. constrict. compress. tighten. jam. squeeze. force. oppress. stress. astringe. bear against. besiege. bombard. bottle up. clamp. clamp down. clinch. press smb. close. come down on. compact. crowd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. besiege. compress. cram. cramp. crowd. heckle. jam. pin. pinch. push. rush. squash. squeeze. urge. to squeeze. to force by importunity. to give the third degree to. to slip. to press. to pinch. to compress. to force. to tighten. to jam. to crowd. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıkt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law. martial law örfi idare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamandaki, şimdi olan ve var bulunan: Şimdiki zaman, şimdiki adamlar, şimdiki halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present. present. actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. immediate. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. sb / sth of the present time. of today.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. the present continuous tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimdiki halde, şimdiki zaman için: Şimdilik bu kadar kâfidir. Şimdilik bir şey yoktur, hastalıkta şimdilik bir tehlike yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for now. temporarily. for the present. for the time being. pro temp. pro tempore. for the nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the present. for the time being. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the time being. for the present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sim, sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. very tight. fast. chock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. very tight. very tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very tight. very closely spaced. clinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; dil = yürek). Arslan yürekli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treble clef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikado oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkati çeken, göze çarpan. strikingly z. dikkat çekecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pool. standing water. waterhole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soru yöneltmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Harici bir subwoofer amplifikatörü için özel olarak tasarlanmış bir preamp çıkış.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (. 1. Gönül süsleyen ateş. 2. (Musiki) Türk Muslkisi’nde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Türk musikisinin şed makamlarından biri. 2.Gönül ateşi, gönül sıcaklığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadzhikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadjikistan. tadzhikistan. tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy


Ülke by

Türkçe Sözlük

(TADİL) (i. A. «adi» den masdar) (c. tadîlât). I. Adalete uydurma, doğru etme, doğrultma. 2. Fazla aşırılıktan kurtarıp lüzumu derecesinde bulundurma, itidal kazandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. changing. altering. moderating. tempering. modulation. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design conversion. remodeling. modifications. alterations. change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. amendments. modifications. alterations. changes. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fadl» dan masdar). Birini diğerlerinden üstün tutma, tercih. Ism-İ tafdîl = Mukayese ve tercih gösteren sıfat ki, dilimizde «daha» ve «en», eski Türkçe’de «rek» ve «rak», Farsça’da ise «ter», «terîn» edatlarıyla ifade olunur: Ar. ekber, Türkçe daha büyük, en büyük, eski Türkçe büyükrek, Fars. büzürgter, büzürgterîn gibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Birini diğerinden üstün tutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aranmak. 2.araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sınırlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlamlaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aşağılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boşaltılmak. 2.salıverilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yıkılmak, bozulmak, harap edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haşiye yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değiştirilmek, dönüştürülmek.2.teslim edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sunulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değerlendirilmek. 2.beğenilmek. 3.değer biçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kuvvetlendirilmek, desteklenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzenlenmek, tertip edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.benzetilmek. 2.nazire yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Liquidation Value)

Şirket varlıklarının belirli bir süre içinde zorunlu satışı ile sağlanabilecek değerden tüm borçlar ödendikten sonra kalan miktarın, hisse senedi sayısına bölünmesi sonucu bulunan değerdir.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.arıtılmak. 2.temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzeltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. taatbîkıyye). Tatbika ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تطبيقی] uygulamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candied. soft spoken. suave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırılmak, nitelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tazminat verilmek, zarar karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدیل] değiştirme. 2.doğrulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلات] değiştirmeler, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişiklik yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلا] değiştirilerek, değişiklik yapılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arapçalaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.tanımlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek, askıya alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birbirine verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ululanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «budl»den masdar). Birine cimrilik isnâdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEBDİL) (i. A. «bedel» den masdar) (c. tebdilât). Değiştirme, başka bir şekle koyma. Tebdîl-i havâ = Sıhhatça görülen lüzum üzerine havası daha iyi bir yere gitme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Resmî bir görevli veye büyük bir insanın, hüviyetini gizleyerek gezmesi: Tebdil çıkmıştı, tebdil geziyordu. 2. Sivil polis hafiyesi Tebdîl hasekisi = Eskiden saray ahırları seyislerinin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. alteration. replacement. exchange. in disguise. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدیل] değiştirme, dönüştürme, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek, dönüştürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirmek, dönüştürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dönüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değiştirerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبدیلا] değiştirerek, dönüştürerek. 2.değiştirilerek, dönüştürülerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uzaklaştırılmak. 2.sürgün edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yenilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

donatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denenmek, sınanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

incelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kitap haline getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak, ayırt edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

döşenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yorumlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.birine bırakılmak. 2.ihale edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözdağı verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çoğaltılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yalanlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının ‘5’ tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntı en ortadaki tuşu el yordamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede ‘F’ ve ‘J’ ya da ‘A’ ve ‘K’ tuşlarında da böyle birer çıkıntı olduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde ‘l’ ve ‘0’ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde ‘Q’ ve ‘Z’ harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

‘O’ ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu ‘O’ tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan ‘Q’ ve ‘Z’ harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

Şimdiki cep telefonlarında’ l’ ve ‘0’ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden ‘Q’ 7 tuşunda, ‘Z’ ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının “5” tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkntı en ortadaki tuşu el yoprdamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede “F” ve “J” ya da “A” ve “K” tuşlarında da böyle birer çıkntı lduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada 1, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam tersi şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun baçlangcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde “1” ve “0”ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde “Q” ve “Z” harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere 1 ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer 1 tuşunun üzerinde de harfler olsaydı, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

“0” ise bilindiğ gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefnlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu “0” tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koymayınca, geriye kalan sekiz tuşa 24 harf yerleştirebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan “Q” ve “Z” harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

İimdiki cep telefonlarında “1” ve “0”ın üzerinde hala harf yok ama teknolijinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden “Q” 7 tuşuna, “Z” ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

lanetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arzu edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sağlanmak, gerçekleştirilmek. 2.güvenci verilmek, emin kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soluk alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ teng = dar, dil = gönül). Gönlü dar, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlenmek, resmedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak, düzenlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rezil edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rastlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

benzetilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sicile kaydedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yüreklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sergilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.ayırt edilmek. 2.tanı konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

silahlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zehirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırılmak, denilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Can ve gönülden istekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تشنه دل] seven, arzulu, can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can ve gönülden istekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperation. joint effort. working together. collaboration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hızlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şevklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uğurlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.durdurulmak. 2.kapatılmak. 3.tutuklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

belgelendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genişletilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dağıtılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süslenmek, bezenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bir araya getirilmek, birleştirilmek. 2.kaleme alınmak, yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

pekiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokulmak, araya girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crammed into. to be jammed into. to be forcibly / quickly thrust into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acele ile yemek: Bir parça şey tıkırııp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cram. tuck in. bolt. stuff oneself. batten. engorge. gorge. gormandize. guzzle. ingurgitate. put away. shift. stodge. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gorge on. to gorge. to tuck in. to stuff oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stuff oneself with food to cram it in. to pack it away. to eat. bolt. cram. gulp. pig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Kuru ve ince bir sesi tasvir eder ve art arda kullanılır: Tıkır tıkır yürüyordu, börek kuruyup tıkır tıkır olmuştu. 2. Fıkır fıkır gibi, sesle kaynamayı tasvir eder: Tencere tıkır tıkır kaynıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe tıkırtı çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink. click. tick. clack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle lightly. to make a light rattling sound to tick lightly. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıkırtı çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. tap. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle sth lightly. click. tap. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinking. rattling. click. tick. clack. patter. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clack. click. tick. a rattling or clinking sound. rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light rattle. light chick / tick. click. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crammed. squeezed. crowded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dar bir yere ve başkaları arasına sokulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cram. to squeeze themselves into a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Basarak sokmak. 2. Acele ile yemek: Biraz yemek tıkıştırıp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuck. stuff. cram. huddle. huddle together. shove. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fazlaca tıknaz, pek kalın. 2. Pek sıkı ve katı doldurulmuş: Tıkız dolma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürek ve yelkenle yürüyen bir çeşit küçük gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 24 eşit olmayan aralığa dayanan, Batı musikisinden sonra dünyanın en yaygın musiki sistemi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Türkiye’nin ilk heykeli 10 metre uzunluğundaki Osman Gazi büstüdür. Bu büst 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey’in girişimiyle Hafik-Zara yolu üzerinde yapılmıştır. Gericiler heykeli protesto ederek törene katılanları „Taş Dikenler’ olarak adlandırmışlardır. İlginç olan, açılış törenini devrin müftüsünün yapmış olmasıdır. Bu heykel 1937’de yine Sivas Valisi Nazmi Toker tarafından kaldırılmıştır.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damargenişleten ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vaat edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Lâkin, amma, fakat, velâkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وليکن] ama, ancak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax tranche. tax bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Video çıkışı, standart video çıkışlarına sahip bir TV’den fotoğraf makinenizde yakaladığınız görüntüleri ve MPEG filmlerini görmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda iskandinav savaşçısı; korsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anılmak, hatırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Yahudi din ve mezhebi, MÜsevîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. physical constitution. make-up. disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. making. natural disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by nature. naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gönül arkadaşı, sevgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). 7 saz veya ses için yazılmış çok sesli eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yedi parçadan meydana gelen veya yedi beneği vesairesi olan: Yedili iskambil kâğıdı: Kupanın yedilisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yedi lira vesaire kıymetinde olan: Yedilik kumaş. 2. Yedi metre vesaire boyunda olan: Yedilik direk. 3. Yedi kilo vesaire ağırlığında olan, yedilik kuzu. 4. Düğünün yedinci günü giyilmek üzere güvey tarafından geline yaptırılan kıymetli elbise: Güzel bir yedilik yaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalpleri bir, aynı arzuda bulunanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یک دل] bir gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bozan, yok eden, tahrlb eden. 2. Eski evleri yıkıp, yıkıntıları satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baneful. destructive. devastating. disruptive. knockout. ruinous. shattering. sledgehammer. subversive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. destructive. devastating. knacker. subversive. knacker yıkmacı. demolisher. junkdealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destructive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıkılmış, harap, virane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demolished. razed. dilapidated. fallen down. broken down. ruined. devastated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidated. flat. ruinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decadence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. demolition. downfall. fall. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. demolition. downfall. ruin. ruination. smash up. subversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yıkmak işine konu olmak. 2. Perişan olmak. 3. mec. Defolup gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break down. cave. cave in. collapse. come down. crack up. crumble. drop down. fall. fall down. fall over. fall to pieces. founder. go to pieces. go to ruin. shipwreck. tumble. tumble down. wither away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. fall. to collapse. fall down. to become decrepit. to scram. to be demolished. to be wrecked. to be destroyed. to be ruined. to fall down. to come down. to give way. to crumble. to clear out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cave. collapse. come to the ground. decay. fall. fall about one's ears. fall down. fall in. founder. go. to go to ruin. to be ruined. tumble. tumble down. wrack and ruin. to go to wreck and ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Bozulma, düşme, viranlık. 2. Aşırı masraf, harcama: Bu, bize yıkımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demolition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catastrophe. collapse. death. demolition. destruction. disaster. havoc. ruin. bankruptcy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıkılmış bir şeyin kalıp biriken enkazı, harabe, vîrâne: Orada bir yıkıntı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. ruin. shambles. wrack. wreck. wreckage. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. ruin. wreckage. heap of ruins. act of ruining. ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. wreckage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmede kullandıkları, ama zamanla otlanmaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmekte kullandıkları, ama zamanla otlamaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz geçirerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturmadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bazı amplifikatörler için gelişmiş sinyal-parazit oranı ve daha düşük bozulma sağlayan yüksek seviyeli bir ses çıkışı.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklenmek, arttırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

boğazlanmak, kesilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kötülenmek, yerilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eski bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. mention. remembrance. recitation of the attributes of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. mentioning. allusion. mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezkâr). 1. Anma, hatıra getirme. 2. Ağza alma, ismini söyleme, sözlü veya yazılı olarak ismini belirtme: Bir şairin ismini zikretmeksizin şiirini nakletmemeli; onu, tarihçiler arasında zikretmiş. 3. Beyan, ifade: Onu yukarıda zikrettik, bunun zikri geçmedi. 4. Teşbihle ve muhtelif şekilde Allah’ın isimlerini söyleme, Osm. vird çekme: Her namazdan sonra bir saat zikreder. 5. Övme, iyilikle anma. Ar. medh, senâ, Fars. sitâyiş: Sizin son muharebedeki yararlıklarınızı zikrediyorlardı. Zikr-i cemîl = 1. Övme, övüş, sitâyiş, övülerek ismi anılma: Geçen gün filân yerde zikr-i cemîliniz geçti. 2. Eskiden öğrencilere mükâfat dağıtım sırasında mükâfata hak kazanamayıp da büsbütün mahzun bırakılmaları da istenmeyenlere verilen basıIj bir kâğıt ki, mükâfata hak kazanmaya yaklaştıklarını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی قيمت] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by