İki Geçişli Değişken Bit Hız ne demek? | İki Geçişli Değişken Bit Hız anlamı nedir? | İki Geçişli Değişken Bit Hız

İki Geçişli Değişken Bit Hız anlamı nedir?

İki Geçişli Değişken Bit Hız ne demek?

İki Geçişli Değişken Bit Hız anlamı nedir?

İki Geçişli Değişken Bit Hız | Dream Meanings


Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. Gelişmiş 10-bit LCD panel teknolojisi, 1024 gölge geçişi sunmak için Sony tarafından BRAVIA TV’ler için geliştirilmiştir. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve her şeyin aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ses, 6 ses bölümünde kaydedilir (= 1/2 kare, 1 stereo kanal). 32 kHz örnekleme frekansı ca. 16 kHz çalma frekansına izin verir. 12 bit modu genellikle ses ekleme ve ses üstü kayıt için kullanılır; ek stereo kanallar, ör. orijinal 6 ses bölümüne müzik ya da konuşma eklenebilir. Toplam 2 stereo kanal (her biri 16 kHz çalma frekansında).

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu modda, ses eklemenin yanı sıra ses üstü kayıt da kullanılabilmektedir. Birinci stereo kanal, genellikle video sinyalleriyle birlikte verilen orijinal ses içindir. İkinci stereo kanal ise, art alandaki müzik, konuşma ya da diğer ses efektleri için kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan VW serisi ev sineması projektörlerindeki 12 volt trigger çıkışı, güçlendirilmiş bir ekranı etkinleştirmenizi sağlar. Projektörü çalıştırmak için çevre birimlerine bir elektrik sinyali gönderilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DAT ya da CD kalitesindeki yüksek kaliteli sesler kaydedilebilir ve çalınabilir. Bu 16 bit/48 kHz stereo ses sinyali, video sinyalleriyle birlikte kaydedilir; sesin kalitesi, müzik programlarının kaydedilmesi için uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ana birimden ayrı (örneğin başka bir odada) bulunan ikinci bir amplifikatöre gönderilmek üzere sinyal sağlayan ses çıkışıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş ses kalitesi için genişletilmiş 24 bit çözünürlüklü yüksek kalite Dijital Analog Dönüştürücü.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Tümleşik Dolby® Digital/MPEG-2 dekoderinden ayrı bir amplifikatöre 5.1 Surround Ses sinyali sağlayan bir analog çıkış. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek çözünürlüklü ses örnekleme hızı. Bu yüksek örnekleme hızı, normal bir Audio CD ile kıyaslandığında daha fazla derinlik, zenginlik ve netlik sağlar.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبخيز] büyük dalga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Büyük dalga. 2.Kaynak. 3.Su yolu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak, yapıştırmak, vermek (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary / court police. judiciary police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). istenildiği kadar, istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closemouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking. receiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخذ] alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fizik). Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren Alet. Telefon ahizesi: Telefonun dinlemeye ve konuşmaya yarıyan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handset. receiver. receiving set. transmitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver. receiver almaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver. handset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخذه] alıcı gereç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi Japon güreşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenen, parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Son derece zorba» anlamındaki «alikıran baş kesen» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çevre, muhit, etraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hırs, ihtiras (iyi şeyler için olunca makbul sayılır); heves; şiddetle arzu olunan şey. ambitious (s). haris, hırslı; çok istekli, tutkun; başarma isteği olan; büyük işler peşinde koşan. ambitiously (z). ihtirasla, hırsla, hevesle. ambitiousn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözlerin önünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yüksek hava Antilop basınçlarının merkezi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiquité

1. eskilik,

2.tar. İlk Çağ

1. Eski olma durumu.

2.En eski zamanlardan başlayarak Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküş yılı olan miladi 476’ya kadar süren çağ.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir söylevde hazır bulunmayan bir şahsa hitap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakem, iki taraf arasındaki bir mesele hakkında kesin karar verme yetkisi olan tarafsız kimse: son söz sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tahviller, hisse senedi, yabancı para v.s. yi daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arbitrage

tic. ara kazanç

Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital consumption allowances. arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily (z). keyfi olarak. arbitrariness (i). keyfi hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakem sıfatıyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararıyla halletmek.arbitra'tion (i). hakem kararıyla halletme. arbitration court (huk) hakem mahkemesi. arbitrator (i). hakem, iki taraf arasındaki bir meselede kesin karar verebil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde 12, bazen 13, nâdiren 14 koma aralıklı ikili aralığı. Batı musikisinde bir buçuk ton değerinde aralık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Gözle görülür çizgiler içermeyen daha iyi resim kalitesi için 60 alan yerine 60 çerçeve çıkışı. Yalnızca NTSC (National Television Standards Committee) sinyallerinde kullanılır (yalnızca ABD).

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active / military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتيقيات] arkeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çıkış sinyalinin hassas biçimde ayarlanmasını sağlar. Sinyal seviyesinin diğer cihazlarla eşleştirilmesi için sıklıkla kullanılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaytmetal, mil yataklarında kullanılan bir alaşım; buna benzer herhangi bir alaşım. babbitt bearings bu maden ile yapılan mil yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gıyabındaçekiştirmek, arkasından konuşmak, iftira etmek. backbiter (i). dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ecza. barbiturat, uyku hapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BERÜKÜ (i.). Bu taraftaki, yakındaki, öteki mukabili: Beriki, ötekinden büyüktür. Öteki beriki = Her kim olursa, herkes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkıntı gelmek, usanılmak: Her gün bir türlü yemek yemekten bıkılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini. two-piece. two-piece swimming suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bikini, iki küçük parçadan ibaret mayo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usanç, bezme, bıkma, nefret, üşenme: Adama bıkıntı gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one or two.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back demand. saving. accumulation. backlog. depot. nest egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

float. fund. accumulation. aggregation. deposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. backlog. build up. aggregation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birikmekten hasıl olan şey, yığılan miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conglomeration. accumulation. heap. talus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. collection. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Temizliğe riayet etmeyen adamların üstünde ve başında ve tavuklarla sair hayvanlarda hasıl olan ve ısırdığı yeri kaşındıran küçük bir cins böcek, kehle. Bit tutmak, baş biti, tavuk biti. Buğday biti = Buğdayda hasıl olan bir küçük böcek. Tahtabiti = Tahtaların aralıklarında barınan, kokan ve tâciz eden böcek, tahtakurusu. Çiçek biti = Çiçeklerde hasıl olan küçük bir böcek. Kasık biti = Kene. Külek biti = Kulağa kaçan, çatal kuyruklu bir böcek. Kâğıt biti = KAğıdı ve kitapları delip harabeden güve. Bltotu = Bite karşı kullanılan bitki. Ar. haşîşetülkamle. Bitpazarı = Çarşının eski elbiseler satılan yeri. (Batpazarı yazmakta mânâ yoktur). Bityeniği = Gizli ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

louse. headlouse. cootie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

louse. nit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a bridle, usually of iron, which is inserted in the mouth of a horse, and having appendages to which the reins are fastened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fig.: Anything which curbs or restrains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A part of anything, such as may be bitten off or taken into the mouth; a morsel; a bite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: A small piece of anything; a little; a mite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat; something, but not very great.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tool for boring, of various forms and sizes, usually turned by means of a brace or bitstock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bitstock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a key which enters the lock and acts upon the bolt and tumblers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cutting iron of a plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the Southern and Southwestern States, a small silver coin formerly current; commonly, one worth about 12 1/2 cents; also, the sum of 12 1/2 cents. 3d sing. pr. of Bid, for biddeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the British West Indies, a fourpenny piece, or groat. the cutting part of a drill; usually pointed and threaded and is replaceable in a brace or bitstock or drill press; 'he looked around for the right size bit' piece of metal held in horse's mouth by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small quantity; 'a spot of tea'; 'a bit of paper'. a small fragment of something broken off from the whole; 'a bit of rock caught him in the eye'. an indefinitely short time; 'wait just a moment'; 'it only takes a minute'; 'in just a bit'. an instance o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Binary digIT A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidthis usually measured in bits-per-second See also: Bandwidth, Bit, bps, Byte, Kilobyte, Megabyte. -- A single digit number in base-2, in ot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for binary digit The smallest unit of information a computer can have The value of a bit is 1 or 0.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

BInary digiT The smallest unit of information in a computer, either on or off, represented in binary as either 1 or 0. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually mea

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviated with small 'b' Binary Digit The smallest unit of data in a computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Binary digit, the smallest unit of information in a computer, represented as a 0 or 1 One character is typically seven or eight bits in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A binary digit; a zero or one The basic unit of storage and information transfer in a computer system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of data processing information A bit assumes the value of either 1 or 0.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction of binary digit, a bit is the smallest unit of information that a computer can hold Eight bits is equivalent to a byte The speed at which bits are transmitted or bit rate is usually expressed as bits per second or bps. -- A single digit numb

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information on a computer network; a binary digit Data is transmitted in bits per second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest element of computerized data A full text page in English is about 16,000 bits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information in a computer, equivalent to a single zero or a one The word 'bit' is a contraction of a 'binary digit ' Eight bits are needed to create a single alphabetical or numerical character, which is called a 'byte '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single-digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero A bit is the smallest unit of computerized data Bandwidth is usually measured in bits-per-second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A binary digit ; it is the most basic unit of data that can be recognized and processed by a computer. A bit is the smallest unit of data in a computer A bit has a single binary value, either 0 or 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information a computer can manipulate A bit is either 0 or 1 Eight bits combine to make one byte Abbreviated 'b '. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwid

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measurement that represents one figure or character of data A bit is the smallest unit of storage in a computer Since computers actually read 0s and 1s, each is measured as a bit The letter A consists of 8 bits which amounts to one byte Bits are

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bilgisayarın işleyebileceği en küçük veri parçası. 0 ve 1 olmak üzere yalnızca iki değere sahip olabilir (“açık” ya da “kapalı” olarak da bilinmektedir).

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir aletin keskin olan ucu; matkap; gem; anahtarın kilide giren kısmı; f. gemlemek; tahdit etmek, sınırlamak. take the bit in one's teeth idareyi eline almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. parça, lokma, kırıntı, küçük bir kısım; kısa zaman; bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim;(sahnede) ufak rol; A.B.D., (argo) numara; ing. pek az değerli ufak para; A.B.D. yirmibeş sentin yarısı: two bits yirmibeş sen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital video sistemlerinde en iyi veri depolamasını sağlamak için görüntü verisi sıkıştırılabilmektedir. Bit hızı, resim piksellerinin işlenmesi için gereken hızdır. Resim ne kadar az ayrıntılıysa, o kadar fazla sıkıştırılabilir ve bit hızı o kadar düşük olur.

Teknolojik Terim by

Şifalı Bitki

(mezevek): Düğünçiçeğigiller familyasından; bir çok çeşidi bulunan ve kuzey yarımkürede yetişen bir bitkidir. Tohumlarında Delphinine vardır. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Bit, pire gibi zararlı asalak ufak böcekleri öldürmekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teşvik ederek, kışkırtarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بيتاب] yorgun, takatsiz. bîtâb kalmak bitkin düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بتمامها] tümüyle, tamamen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. feeble. weary. dead-beat. tired out. all in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tired. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impartial. neutral. unprejudiced. without prejudice. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی طرف] tarafsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی طرفانه] tarafsızca, yan tutmadan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impartiality. neutrality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dişi köpek veya kurt; kancık; (argo) Şirret kadın; kötü kadın; f., (argo) şikâyet etmek; acemice iş yapmak. bitchy s. orospu tabiatlı, şirret

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısırmak, dişlemek; sokmak (arı v.b.); oltaya vurmak (balık) ; yakmak ; aşındırmak, yemek; ısırık, parça lokma; diş izi; keskinlik (içki,biber,soğuk). bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek. bite the dust düşüp ölmek biting s.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güllerin bitmesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Bütün, yekpâre, tekmil. Bir düziye, boyuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. incessantly bidüziye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotonous. ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yazı, tahrir, kitabet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bitmiş, mahv ve harap olmuş, fena bulmuş, ümitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mektup, yazılmış şey Ar. muharrerât, Fars. nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finished. exhausted. worn out. bad. serious. in trouble. flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. broken down. in love. wan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yazıcı, kâtip, muharrir, münşî, mektupçu (beylikçi bundan galat olsa gerek). Eski Türk devletlerinde devlet kâtibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nihayet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. conclusion. end. epilogue. termination. ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ending. end. expiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yazmak (hâlen Çağatayca ve Özbekçe’de kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite. limitless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sona erdirilmek, tamamına erdirilmek: Başlanılan mektep daha bitirilemedi. 2.Mahv ve helâk edilmek: O memleket kıtlıktan bitirildi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be completed. to be finished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bitirme, tamamlamak.

2.Son Ahır, encâm, pâyân.

3.Müthiş, anasının gözü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashing. crack. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamlama, götürü, kesme, maktû, mezun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. finishing. ending. graduation. closure. consumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. graduation. conclusion. finishing. finishing off. perfection. termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sona erdirmek, tamamlamak, ikmal ve itmam etmek: Ben işimi bitirdim.

2.Mahv ve helâk etmek, yok etmek, kuvvet bırakmamak: Bu sıtma beni bitiriyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı büttirmek). Tohumun filizlenip topraktan dışarı çıkmasına sebep olmak, yeşertmek. Bu yağmur ekilen tohumları çabuk bitirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. leave off. complete. bring to an end. end. terminate. graduate. run out. sign off. call it off. break up. carry through. cease. clean up. clear off. close. bring to completion. conclude. consume. deplete. drink. make an end of. put an end to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. complete. conclude. deplete. end. exhaust. finish. heal. scotch. spend. terminate. transact. to finish. to end. to conclude. to break sth up. to break sth off. to get through. to consume. to use up. to complete. to accomplish. to exhaust. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quit. end. to finish. to complete. to accomplish. to terminate. to exhaust. to destroy. arrange. carry through. clean up. close. conclude. consume. deplete. determine. devour. eat. to make an end of. finalize. fulfil. get through. pack in. perfect. sap. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. finale. termination. expiration. expiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ending. expiration. finish. end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. windup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine dokunacak surette yaklaşmış, kavuşuk, Ar. muttasıl, mülâsık, Fars. peyveste: Vapur iskeleye bitişikti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguity. juxtaposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiquity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaşmak, muttasıl ve mülâki olmak, kavuşmak: Vapur rıhtıma bitişti, yaranın ağzı daha bitişmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to touch. to become contiguous. to adhere. to stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırılmak: Şu iki masa bitiştirilirse bir uzun sofra olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırmak, yanaştırmak, ittisal ettirmek: Şu İki masayı bitiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concatenate. to juxtapose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Kökleriyle bittiği yere tutunarak yaşayan bütün canlıların genel adı, nebat. Ağaç, yosun, ot, mantar hepsi birer bitkidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant. vegetable. herb. wort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearer. herb. plant. plant nebat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant. vegetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetation. flora. greenstuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haulm halm. stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bitkiye benzeyen, bitkiyi andıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bitmiş, mahv ve harap olmuş, hal ve tâkati kalmamış: O bitkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careworn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. fagged. groggy. haggard. jaded. listless. prostrate. shot. spent. weary. wonky. worn-out. tired out. dog-tired. all-in. dead beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. broken down. bushed. dead beat. dead tired. down- and-out. effete. gone. jaded. knackered. out on one's feet. peaky. played out. pooped. prostrate. spent. worn. worn out. wretched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhaustion. weariness. deadness. fag. fatigue. frazzle. languor. lassitude. over-fatigue. prostration. staleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhaustion. fatigue. languor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhaustion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetal. herbal. vegetative. galenic. vegetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botanical. vegetal. vegetable. vegetal nebati.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. vegetal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adam veya hayvanın bitlerini ayıklayıp kırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pediculosys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kendi bitini ayıklayıp kırmak: Güneşte oturup bitleniyordu.

2.Bitlenmek, bitli olmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstünde bit bulunan, kehlesi olan, pis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lousy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lousy. infested with lice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lousy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bitme, bitiş. (bk.) Bitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break up. culmination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sona ermek, tamam olmak, Osm. pâyâna varmak, hitâm bulmak: Yapmaya başladıkları cami bitti, yazdığınız mektup bitti mi?

2.Tükenmek, kalmamak: Mürekkebim bitti, kandilin yağı bitti. 3.Mahv ve harap ve perişan olmak, fenâ bulmak, bozulmak: Muharebede düşman tümeni bitti. 4.Kalakalmak.

5.Yorulup kalmak, bıkmak, bezmek: Sabahtan beri uğraşa uğraşa bittim.

6.İstihza ile hayret etmek, şaşmak: Söylediği şiire bittim.Nihayet derecede sevmek: Şu güzel ata bittim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tohum filizlenip topraktan dışarıya çıkmak, nâbit olmak: Ot biter, ekinler bitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. come to an end. finish. be at an end. expire. run out. adore. be very fond of. break off. break up. cease. conclude. die down. drop. end off. end up. fag. lapse. lay off. leave off. be out of smth. quit. sprout. stop. surcease. terminate. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclude. crack. die. discontinue. end. finish. lift. pass. peter. stop. terminate. wane. to finish. to end. to be over. to give out. to run out. to run out of sth. to be exhausted. to grow. to sprout. to fall for. to be fond of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to end. to be finished. to come to an end. to be completed. to be exhausted. to be worn out. to grow. to sprout. cease. culminate. die. draw to close. draw to an end. to draw to an end. finish. pass. pine. run out. surcease. to be through. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. unfailing. unrelieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. livelong. unending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. departed. done. finished. over. past. through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. done for. terminated. finished. all over. clapped out. complete. cut and dried. done. all to pieces. spent. wrapped up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik).

1.Sıracalıgillerden bir bitki. Birçok çeşidi vardır ve kuzey yarımküresinde yetişir (pedicularls).

2.Bitlere karşı kullanılan bir madde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski elbise ve eşyanın alınıp satıldığı pazar. (bk.) BAt. «Eskiye itibar olsaydı, bitpazarına nur yağardı».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flea market. jumble shop. rag fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

PITRAK (i. putrak). Çok şık, pek sık bitmiş, yeni bitip yüzünü büsbütün örtecek surette sık olan. Bıtrakotu = Demirdiken. Demirbıtrak = Eski cenk Aletlerinden olarak düşmanın ayağına batmak üzere yolun üzerine bırakılan üç köşeli demir diken. Kuzubıtrağı = Bir nev’i nebat, ganj. Bıtrak gibi kaynamak = Pek sık ve kalabalık olmak. Bıtrak gibi = Dallar üzerinde pek çok meyve olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

PITRAKLI (i.). Dallı budaklı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., den. geminin kablosunu biteye bağlamak, biteye vurmak; i., den., sık sık çoğ. güverte babası, bite, bita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالطبع] doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالتفصيل] ayrıntılı olarak, uzun uzadıya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالتمام] tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AA turn of the cable which is round the bitts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having a peculiar, acrid, biting taste, like that of wormwood or an infusion of hops; as, a bitter medicine; bitter as aloes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing pain or smart; piercing; painful; sharp; severe; as, a bitter cold day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Causing, or fitted to cause, pain or distress to the mind; calamitous; poignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Characterized by sharpness, severity, or cruelty; harsh; stern; virulent; as, bitter reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mournful; sad; distressing; painful; pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that is bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make bitter. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops proceeding from or exhibiting great hostility or animosity; 'a bitter struggle'; 'bitter enemies' expre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

English term for a dry sharp-tasting ale with strong flavor of hops. the taste experience when quinine or coffee is taken into the mouth. the property of having a harsh unpleasant taste. make bitter. extremely and sharply; 'it was bitterly cold'; 'bitter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic taste characterized by solution of quinine, caffeine, and certain other alkaloids Perceived primarily at the back of the tongue Generally normal characteristics of coffees connected with their chemical constitution, influenced by degree of roastin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Usually considered a fault in but characteristic of such wines as Amarone and certain other Italian reds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant, biting flavor usually an aftertaste A bitter aftertaste is sometimes associated with variations in manufacturing and curing or aging procedures It is more prevalent in cured cheeses having higher moisture contents Bitterness is often confus

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews , as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of ale which originated in England Typically pale to copper colored, with a pronounced hop character Some people consider bitter to be synonymous with pale ale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes one of the four basic tastes A common source of bitterness is tannin or stems Although a mild bitterness can often be a pleasant addition it is usually an indication of a flawed wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste sensation, usually sensed on the back of the tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste you get at the back of the tongue which should not be confused with the taste of tannins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The taste imparted by the resins of hops, best if balanced by other flavors; hop bitterness is generally responsible for the drinkability of beer. promotes appetite and aids digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant taste associated with raw teas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects digestive system and nutrition due to its ability to stimulate the appetite Bitters stimulate the secretion of saliva and gastric juice reflexively by exciting the taste buds They are not effective if given directly into the stomach, as in the for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bitter is a style of ale which provides a strong hops taste to the palate In color, they normally range from gold to a coppery red Originally, every brewery in England generally had two ales, a bitter and a mild Compared to the mild, bitters were both dry

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Style of English beer that is dry and usually served draft Should not be served too cold. adj bitter [OE biter]. stimulates secretions of digestive and encouraging appetite. adj pahit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that stimulates secretion of digestive juices and encourages appetite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject , acrimoniously , bitter , bitterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acı keskin; sert, şiddetli; kötü. to the bitter end iş bitinceye kadar; ölünceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish s. acımsı. bitterly z. acı olarak. bitterness i. acılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilik balığı, zool. Rhodeus amarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balaban kuşu, okar, zool. Botaurus stellaris. little bittern cüce balaban, zool. Ixobrychus minutus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. içine acı otlar da karıştırılan bir nevi içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hem acı hem tatlı olan; aynı zamanda iyi ve kötü olan; i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavasya, bot. Quassia amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yerin altında bulunup sıvı ve sarımtrak, yahut katı ve kara bir hal ve renkte olan yapıcı bir madde. Bitüm yol yapımında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zift, katran; f. ziftlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ziftli, zift gibi. bituminous coal adi maden kömürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işin gizli kalmış, şüpheli tarafı, dalavere.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bluetooth® profili ya da “Ahizesiz Profil”, kablosuz cep telefonunun arabada ahizesiz kullanımına izin verir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Görüntü piksellerini bit-bit tanımlayan sıkıştırılmamış bir grafik biçimidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) bazen esrarla alınan amfetamin içitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bit cinsinden saniyede iletilebilen veri miktarı birimidir. 8 bit, 1 baytı oluşturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growth rate. rate of growth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2.Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Y.). Camilerde icrâ edilmeye mahsus, saz eşliği olmayan musiki formlarını içine alan musiki ki, Türk dinî musikisinin birinci dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bothersome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. dreary. embarrassing. hellish. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. bothersome. depressing. humdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak teneke kutu, küçuk su kabı; tahta kova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilmihal öğretmek; sıkı sıkıya sorguya çekmek. catechizer (i). ilmihal öğretmeni; sorguya çeken kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD Text’in CD WALKMAN®’dan bir MD WALKMAN® Kaydediciye kopyalanmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihaz» dan galat), (bk.) Cihaz, çeyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Cihaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastırda yaşayan tarikat mensubu. cenobit'ical (s). bir tarikata ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bohça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir ses dizisinin peşten tize doğru gitmesi: Çıkı dizi; mukabili inici dizidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dışarı çıkmış, fırlamış, yerinden oynamış.

2.Kemik ve uzvun mafsalından oynayıp çıkması: Kolunda çıkık vardır. Çıkık sarmak = Çıkmış kemiği sarmak. Çıkık tahtası = Ar. cebire, çıkık kemiğin sarıldığı tahta. Dili çıkık = Ahmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prominent. dislocated. projecting. dislocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislocation. dislocated. out of joint. protruding. projecting. projection. salient part. protuberant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mafsaldan oynamış çıkık uzuvları yerine koyup iyileştiren pratik cerrah, ötükçü.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir. Sonra aşağıdaki reçetelerden herhangi biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sığır kıyması, karabiber.

Hazırlanışı : 250 gram sığır kıymasına, 2 çorba kaşığı toz kara biber ekilip, yoğrulur. Sonra temiz bir sargı bezine yayılıp, çıkığın üzerine sıkıca sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dışarıya nakledilmek, dışarı atılmak: Bu havada evden çıkılmaz.

2.Yola girişilmek, gidilmek, hareket olunmak: Yarın kaçta çıkılacaktır?

3.Yukarı gidilmek, yükselmek: Bu merdivenden üst kata çıkılır. Bu dağın tepesine çıkılamaz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gösteriş.

2.Saldırma.

3.Şiddetli azarlama, kınama. Osm. tazîr, tekdir, tevbîh.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bağ, bohça, paket.

2.Bir keseye konan veya bir parça beze sarılı para vs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knotted bundle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkın haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çıkıntı, hizadan dışarıya çıkmış şey. Burun, dirsek: Duvar orada bir çıkıntı yapıyor.

2.Yazı satırından dışarıya çıkmış, tashih veya ilâve cümlesi yahut kelimesi: Müsveddenin hiç çıkıntısı yoktu. Temize çekerken çıkıntıları unutmayın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. protrusion. outgrowth. overhang. jut. bulge. foreland. ledge. offset. process. prominence. promontory. protuberance. raise. ridge. salience. saliency. spur. style. stylus. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckle. bump. flange. projection. prominence. protrusion. protuberance. marginal note çıkma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hizadan dışarıya çıkmış burun ve dirsekleri olan: Çıkıntılı duvar.

2.Satırdan dışarıya çıkmış tashih veya ilâve ibâreleri bulunan: Çıkıntılı yazı, müsvedde. Çıkıntılı, girintili =

1.Hizadan dışarıya çıkmış ve içeri girmiş yerleri olan: Çıkıntılı, girintili bir duvar.

2.Çıkılıp girilecek yerleri, kapı ve geçitleri olan: Çok çıkıntılı ve girintili bir ev.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projecting. stretching out. bossed. overhanging. dented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hizadan dışarı çıkmış yerleri olmayan, düz: Çıkıntısız bir duvar.

2.Satırdan dışarı çıkarılmış ek ve düzeltme ibâreleri olmayan: Çıkıntısız bir müsvedde.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-projecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Çıkmak işi ve tarzı. (bk.) çıkmak.

2.Azarlama, çıkışma: Bana bir çıkış çıkıştı ki. 3.Atın ileri atılışı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. exit. out. way out. outlet. outrun. check-out. rising. boom. start. up. ascent. egress. hit. issue. sortie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. rise. start. outlet. sally. sortie. the start. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

output. ascent. exit. issue. outflow. starting. sortie. sally. start. rise. up-grade. gradient. run. discharge. dismissal. outlet. outgoing. graduation. departure. uplift. mounting. increase. landing. drive. exhaust. emission. mill tail. dis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egress. exit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of exit. outlet. starting point. point of departure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exit. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place of origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mains powered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birine sert sözler söyleme, azarlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Girişmek, kuvvet ve iktidarı üstünde bir işe bulaşmak, koyulmak: Ben bu işe çıkışamam.

2.Bâliğ, vâsıl olmak, varmak: Biriktirdiğimiz para birkaç yüz liraya çıkıştı.

3.Yetişmek, kâfi olmak, kifayet etmek: Paramız çıkışmadı.

4.Hiddetlenip azarlamak, paylamak, sert konuşmak: Bana çıkışmaya hakkınız yoktur: Siz, kendisine biraz çıkışın.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rebuke. to scold. to chide. to be enough. to suffice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. to rebuke. to be enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım.

2.Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı.

3.Sona erdirmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtlety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak; eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cohabitation

birlikte yaşama

Birlikte oturma, bir arada yaşama.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirsekten orta parmağın ucuna kadar olan mesafeye eşit eski bir uzunluk öIçüsü, gez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabakgillerden bir bitki; (kim). Iaboratuvarda kullanılan kabak şeklinde bir kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.) (mü. dakikıyye). Un çeşidinden veya unu havi olan: Fasulye ve patates gibi mevâd-ı dakikıyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zimmet, borç; (f). zimmet kaydetmek; birinin zimmetine kaydetmek. debit an account bir hesabı zimmetine kaydetmek. debit balance zimmet bakıyesi. debit a person with a sum, debit a sum against a person, debit a sum to a person bir meblağı bir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variable. changeable. flexible. changeful. unstable. unsteady. uncertain. choppy. inconstant. inconsistent. mobile. capricious. erratic. fickle. fitful. flexile. fluid. incalculable. inequable. labile. mercurial. mutable. protean. shifting. sliding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capricious. flighty. floating. inconsistent. moody. uneven. variable. varied. volatile. wanton. wayward. changeable. factor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variable. changeable. flexible. floating. kaleidoscope. mobile. uncertain. unsteady. variant. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu tür dijital ses filtreleri, belirli bir müzik stiline ya da kullanıcının tercihine uyması için iki tür filtre eğrisinden birinin seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running cost. variable cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flux. instability. variability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variability. variation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu bağlantı, koaksiyel Dijital Giriş/Çıkış’a sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız koaksiyel dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital giriş/çıkışa sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DCI, LCD projektörler için tamamen titreşimsiz bir ekran görüntüsü oluşturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici, eski kundura dikmekle geçinen, yamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobbing tailor. sewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski şeyler dikmek sanatı, yamacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bağ.

2.Dikilmiş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, Osm. rekzolunmuş: Dikili taş, direk, mum. Bir dikili ağacı yoktur = Hiçbir mülke malik değildir. Dikili taş = Bazı eski kavimlerden kalma anıt şeklinde uzun hatıra taşları (Fransızca: ob£lisque).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. planted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk. stele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmek işi. (bk.) Dikilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ayakta durdurulmak. Osm. ikame ve rekzedilmek: Direk, taş, sancak, mum dikilmek.

2.Toprağa ekilmek: Çam ağacı bu mevsimde dikilir.

3.iğne ve iplikle birleştirilmek: Bizim elbise daha dikilmedi mi?

4.Ayak üzere durmak veya kalkmak, dimdik durmak, durup gitmemek: Karşıma dikildi. Önünde dikilip durdu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand up. stand. stand on. stand upon. stick up. be planted. be sewn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be erected. to be set up. to be sewn. to stand. to become erect. to be fixed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be set vertically. cock. plant oneself. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikme, dikiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planting. sewing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. planting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diklemesine. Dikine gitmek: Karşısındakinin zıddına gidecek şekilde hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dikmek işi ve sanatı. Ar. hıyâtat: Dikişle geçiniyor.

2.Dikilecek şey: Dikişim vardır. Dikiş dikmek.

3.mec. Rabıta, alâka, ilişik. Dikiş payı = Elbise vesairede dikişe girmek üzere bırakılan fazlalık. Dikiş tutturmak =

1.İlişmek.

2.Sebat bulmak, devam etmek: O, bir yerde dikiş tutturamaz. Dikiş kalmak = Az kalmak, hemen hemen Dikıs makinesi = Dikiş dikmeye mahsus makine. Dikişmakinelerinin çeşitli nakışlar yapan cinsleri de vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. stitch. seam. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stitch. stitching. suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stich. suture. whipping. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sew. stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sew. stich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikiş diken kadın veya erkek, terzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikişi olan, dikişle tutturulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured. seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless. without stitches. loose- leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Damlayan kireçli suların mağaraların tabanında meydana getirdikleri irili ufaklı sütunlardan her biri, stalagmit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakma, gözetleme. Dikiz aynası = Kara taşıtlarında veya yol dönemeci gibi yerlere arka tarafı görebilmek için konulan ayna. Dikiz etmek veya geçmek = Gözden kaçırmadan birinin davranışlarını takip etmek, gözetlemek (argodur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeping. peeking. peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rear-view mirror. driving mirror. rearview window. rear view mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dikiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şüphe, tereddüt. dubitative (s). şüpheli, ,şüphe veya kararsızlık belirten .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (yanlış yapılmış, kullanılmaması lâzım bir kelimedir). Elektrike mensup, müteallik ve elektrik hassasını hâiz. Fars. gehrubâİ. (tıp) Elektrik! tedavi = Elektrik vasıtasıyle tedavi usulü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fizik). Elektrikleşme, elektirikleştirme, elektrik husulü. Osm. gehrubâiyyet (uydurma bir Osmanlıca kelimedir). Kabil-i elektrikiyyet: = Elektrikleşebilen (cisim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight-fisted. chary. cheese paring. close. close fisted. hard- fisted. moneygrubber. pinchfist. spare. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight- fisted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. acılaştırmak; gücendirmek, acı hisler uyandırmak. embitterment i. acılaştırma; gücendirme darıltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) sergi; (huk.) mahkemeye veya hakemlere ibraz olunan vesika veya delil; vesika gösterme; (f.) teshir etmek, sergilemek; göstermek, arz etmek; resimle göstermek; (tıb.). ilâç olarak vermek; (huk.) dava esnasında vesika veya delil ibraz etmek. exh

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. exhibition

sergi

Alıcının görmesi, seçmesi için dizilmiş şeylerin tümü ve bu nesnelerin serildiği yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sergi; gösterme, teşhir, izhar, ibraz, arz; (ing.) üniversiteden verilen burs; (tıb.) ilaç olarak verme. make an exhibition of oneself kendini teşhir etmek, kendini gülünç duruma düşürmek. exhibitionism (i.) kendini teşhir merakı,teşhir hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aşırı, had derecede, fahiş (fiyat), çok fazla, ifrata kaçan; (huk.) kanun dışında kalan. exorbitance, cy (i.) fazlalık, aşırılık, ileri gitme, haddini aşma. exorbitantly (z). aşırı olarak, had derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyluk, oyluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فائقيت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FIKH) (i. A.). İslâm hukuku: Fıkıh ilmi, fıkh okumak: Hanefî fıkhı, ŞAfîİ fıkhı, Mâlikî fıkhı, Hanbelî fıkhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canon law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi).

1.Bir sıvının kaynamasını tasvir ve taklit ederek mükerrer kullanılır: Su fıkır fıkır kaynıyordu.

2.Göz alacak surette parıl parıl parlayan ve ışık saçan bir şeyi tasvir eder: Birtakım cam parçaları kumun içinde güneşten fıkır fıkır parlıyordu.

3.Her biri bir taraftan oynayıp kımıldanan kalabalığı ve hareketi tasvir eder: Böcekler mutfakta fıkır fıkır kaynaşıyorlardı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr).

1.Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu.

2.Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz.

3.Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam.

4.Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun.

5.Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda.

6.Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır.Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought. belief. concept. idea. opinion. mind. advice. suggestion. attitude. cogitation. conceit. conception. estimation. hint. impression. inspiration. notion. position. think-so. thinking. verdict. view. voice. sentiments. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. conception. idea. impression. mind. notion. opinion. sentiment. voice. thought. advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. thought. animus. concept. conception. construct. counsel. cue. edifice. estimation. image. mind. moneymaker. notion. piece of advice. plan. position. product development cycle. reason. reflection. regard. senses. sentiments. sight. understa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] fikir, düşünce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. savant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıkır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdayan, mec. Hoppa insan (bilhassa genç kızlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı.

2.Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor.

3.Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı.

4.Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olan, lı. Ar. Akil, zekî. Cin fikirli = Pek zeki, uyanık ve kurnaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flebit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık kabuğu renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i.). Antep fıstığının içi renginde olan, açık yeşil: Fıstıkî kumaş, boya. Fıstıkî makam =

1.Hırıltı.

2.Çok yavaş ve telâşsız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical geography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (tıp). Toplardamarlarda iç zar iltihabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ing. Ar. T.). Halk musikisi. Klasik musikiden ilkelliği ile ayrılan, kapalı çevre ve köylerin musikisi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.


Genel Bilgi by

Yabancı Kelime

İng. free-kick

sp. serbest vuruş

Bir oyuncunun kural dışı davranışta bulunması üzerine, kural dışı davranışın yapıldığı noktadan karşı takım oyuncularının yaptığı vuruş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick serbest vuruş. a glimpse of naked legs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free kick. frc- kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (parmak, yüz, kulak) soğuk ısırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, soğuktan çürümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i satranç oyununda daha iyi bir mevki kazanmak için bir oyuncunun bir veya birkaç taş feda etmesi, gambit; bir konu tartışmasını açış

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Batı musikisi. Batı musikisi sistemini kullanan musikilerin hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Müteaddî, yaptığı iş failden başkasına tesir eden fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive. transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

MiniDisc’in ses kalitesi, normal 16 bit standardına kıyasla yüksek çözünürlüklü 20 bit sinyal işlemesiyle geliştirilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-activity supply service behind the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wavy. zigzag. toothed. craggy. intricate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Girye (ağlamS) koparan.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aniden ortaya çıkan, fakat önemli olmayan bir durumdur. Alışkanlık spazmı da denir. nedeni, yorgunluk, üzüntü, heyecan ve yaşlılarda adale zafiyetidir. Yapılacak ilk iş, istirahat etmektir. Ayrıca, kısa sürede geçmeyen göz tiklerinde, aşağıdaki reçetelere başvurulur.

Tedavi için gerekli malzeme : Ihlamur, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ıhlamur konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Üzerine 3 kahve kaşığı toz şeker ilave edilerek içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubut» tan if.) (mü. hâbite). Aşağı inen, düşen, hubut eden. Tedrîc-i hâbit (edebiyat) = Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek: Alim, kâtip, hoşgû bir edam (aksine tedrîc-i sâid denir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) adet, alışkı, alışkanlık, itiyat, tabiat, huy; iptila, düşkünlük; zihni yapı, kafa; yaradılış, tıynet; elbise, kıyafet, kılık; din adamları ve binicilerin giydiği özel kıyafet; (biyol.) özel olarak büyüme veya yetişme. habitforming (s.) iptilâ hası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) giydirmek. habited in giymiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) oturulabilir, ikamete elverişli habitabil'ity, hab'itableness (i.) oturulacak halde olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (bir yerde) ikamet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The natural abode, locality or region of an animal or plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Place where anything is commonly found. the type of environment in which an organism or group normally lives or occurs; 'a marine habitat'; 'he felt safe on his home grounds'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place where a plant or animal species naturally lives and grows; or characteristics of the soil, water, and biologic community that make this possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The environment in which an organism or biological population lives or grows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place and conditions in which an organism lives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The environment in which a population or individual lives; includes not only the place where a species is found, but also the particular characteristics of the place that make it especially well suited to meet the life cycle needs of that species Habitat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place or environment where a plant or animal naturally or normally lives and grows. the natural home of an animal or plant; the sum of the environmental conditions that determine the existence of a community in a specific place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place where a population lives and its surroundings, both living and non-living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The natural environment/area/location in which where an organism normally grows. the area in which an animal, plant, or microorganism lives and finds the nutrients, water, sunlight, shelter, living space, and other essentials it needs to survive Habitat l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A specific area or environment in which a particular type of plant or animal lives Components of a habitat include food, water, and shelter. the place where an organism lives and/or the conditions of that environment including the soil, vegetation, water,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place or community where a plant or animal lives and grows. the place where an organism naturally lives, grows, and interacts. the place where an animal or plant lives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific area or environment in which a particular plant or animal lives An organism's habitat provides all of the basic requirements for the maintenance of life For example, typical coastal habitats include beaches, marshes, rocky shores, bottom sedi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place where an animal or plant naturally lives and grows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place where a population or community lives and its surroundings, both living and non-living. The native environment or specific surroundings where a plant or animal naturally grows or lives The surroundings include physical factors such as temperatur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The natural home or environment of an animal or plant. the place where a species normally lives. the place or type of site where an animal or plant naturally or normally lives and grows; the arrangement of food, water, shelter, and space suitable to an an

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific environment in which an organism lives and on which it depends for food and shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The location and environmental conditions in which a particular organism normally lives. the type of environment in which an organism or group normally lives or occurs; 'a marine habitat'; 'he felt safe on his home grounds'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir hayvan veya bitkinin yetiştiği yer; herhangi bir şeyin doğal yeri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ikamet, oturma; mesken, ev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alışılmış, mutat, itiyat edinilmiş; daimi. habitually (z.) alışıldığı şekilde, âdet üzere. habitualness (i.) alışkanlık, âdet, mutat oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) alıştırmak, alışkanlık haline getirmek, itiyat kespettirmek. habitua'tion (i.) itiyat, alışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) âdet, itiyat, alışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) müdavim, daimi ziyaretçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitude; mode of life; general appearance. person's predisposition to be affected by something ; 'the consumptive habitus'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person's predisposition to be affected by something ; 'the consumptive habitus'. constitution of the human body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. hakikat’ten imen.) (mü. hakıykıyye). Sahih, gerçek, doğru, aslî, sahte veya mecazî olmayan: Hakikî yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. true. genuine. veritable. bona fide. dinkum. dyed-in-the-wool. pucka. pukka. rightful. sterling. straight-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. authentic. genuine. proper. real. true. original. sincere. unfeigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. genuine. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقی] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Klasik musikinin ve sanat musikisinin aksi. Halk arasında doğan ve yaşıyan, eserleri umumiyetle anonim olan musiki.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş, bildiğini okuyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

High Definition görüntüleri görüntülemek için komponent bağlantılı bir HD televizyona bağlanabilen dijital fotoğraf makinesi çıkışı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unanimous. of the same opinion. likeminded. like-minded. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of the same opinion. like-minded. like minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemfikr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1..Sür’at, çabukluk: Hızla yürümek.

2.Şiddet, kuvvet: Hızla vurmak.

3.Hücum kasdi: Hız almak. Hızını almak = Hırs ve şiddetini yatıştırmak. Hızını alamamak = Hırsını, şiddetini yatıştıra mamak, nefsini yenememek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (hâsten fiilinden olup sıfat terkiplerine girer). Kalkan: Seher-hîz Sabah erken kalkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speed. speed. velocity. impetus. quickness. bat. career. celerity. dispatch. expedition. haste. lick. pace. pelt. raciness. rapidity. rapidness. swiftness. tilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch. impetus. momentum. pace. range. rate. speed. velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speed. rate. impetus. momentum. velocity. celerity. clip. fastness. haste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dalga, mevc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Karşılık, karşı karşı olma, mukabele: Dediğim binâ mektebin hizasındadır.

2.Yüzeyin doğru ve düz olması, istikamet, düzlük: Hizâsını bulmak, bir hizâya getirmek.

3.Tesviye Aleti, çırpı presi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alignment. line. level. standard - bir hizada. on one level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Knee or lap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Knee. knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حذا] sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyi boyamak için hazırlanmış terkib, boya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيزاب] dalga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

align. to align.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalkan, kalkarak: Üftân ü hîzân = Düşe kalka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hazâne galattır). Hazine. Hizânet-ül-kütüb = Kütüphane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزانه] hazine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyüb bıçkı. (bk.) Hazar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gang saw. pit saw. sawbench. whipsaw. frame saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large saw. pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large / pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pit sawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting logs into planks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sıra olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahzâb). Tâife, takım, fırka, gürûh.

2.Bölük, kısım: Hizb-i Kur’an = Kur’an-ı Kerîm’in bölündüğü altmış kısmın beheri. 3.Vird (dua) gibi devamlı okunan şey. (bk.) Hizip.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حزب] parti. 2.grup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arslan, şîr. mec. Cesur adam, yiğit.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2.Cesur, yürekli adam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a inananlar topluluğu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Odun, Ar. hatab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hizb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. sect. in-group. splinter group. faction. cabal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction group. clique. faction. parliamentary group. in group. schism. sect. splinter. split in a party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a factionary. factionist. factious. fractionalist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creating a faction. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into factions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Ebedî hayata kavuştuğu söylenen llyas Peygamber’in lakebıdır: Hızır İlyas. Hızır İlyas (hıdrellez) günü = Hıristiyanlarca Circis Peygamber’e mahsus gün ki, eski nisanın 23. ve şimdiki takvime göre mayısın

6.günü olup ekimin 26’sındaki «kasım» günleriyle beraber yılı hemen hemen eşit iki kısma böler. Aslı «Yeşillik günü» mânâsiyle «RÜz-i Hızır» olsa gerektir; zira tam ağaçların yapraklandığı ve ortalığın yeşillendiği mevsimdir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an immortal person believed to come in time of need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeşil. Yeşillik. 2.Kehf suresinde 59-81.ayetlerde bahsi geçen ve Hz.Musa’nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstanbul’un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. quick. quickly. like a streak of lightning. fast. quickly. quick. speedily. at a good clip. apace. double-quick. by leaps. by leaps and bounds. slap. slap-bang. swiftly. swimmingly. in double time. rapidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. posthaste. quickly. rapidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quickly. swiftly. at the double. rapidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardımsız kalıp zayıf ve ümitsiz olma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hız kazan, hızını artır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speeding up. acceleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be speeded up. to be accelerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceleration. accelerating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceleration. speeding up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hızını arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. expedite. precipitate. press. quicken. to speed sth up. to accelerate. to quicken. to precipitate. to expedite. to hurry sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. to speed up. to accelerate. expedite. hasten. precipitate. quicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hız almak, hızı artmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. gain speed. quicken. speed up. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. hum. quicken. to gain speed or momentum. to gain speed. to accelerate. to speed up. to quicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gain speed or momentum. to be accelerated. pick up. to gain / to gather speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sür’atli, serî: Hızlı yürüyüş.

2.Şiddetli, Ar. şedîd: Hızlı vuruş.

3.Yüksek sesli: Hızlı söyleyiş.

1.Sür’atle: Hızlı yürümek.

2.Şiddetle Ar. şedîden: Hızlı vurmak, yüksek sesle: Hızlı söylemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. fast. rapid. speedy. snappy. high-speed. zippy. express. crash. expeditious. fastmoving. fleet. frequent. hasty. impetuous. light-footed. nippy. precipitous. presto. rakish. ready. speed. swift. winged. fast. quick-action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. crisp. express. fast. fleeting. meteoric. nippy. quick. rapid. speedy. swift. picking up girls readily. quickly. violently. strongly. strong. loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. rapid. speedy. swift. strong. to be able to seduce the sex opposite quickly. fast working. like the devil. full out. like a house on fire. impetuous. mercurial. nippy. zippy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektifin açılmasıyla ilk resmin bir saniyeden kısa bir süre içinde çekilebilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bilgisayarlarda kullanılan bir çok sürücüdekine benzer, yüksek erişim hızı ve yüksek düzeyde güvenilirlik sunan bir sürücü mekanizması.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Hızlı gözden geçirme düğmesine basarak en son çekilen resmi görüntüleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.

İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur.

Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.

Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satın okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz harekeli ile okumamız mümkündür.

Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur, örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 bin kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, bin kelime okuyabilen ise l,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.

Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli ‘tane tane oku’ veya ‘yüksek sesle oku’ direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.

Halbuki dakikada 6 bin kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 bin 500 kelime okuyarak ABD’yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır.

Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca sözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.

Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.

Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada bin kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Pilin daha kısa sürede şarj edilmesini sağlayan bir özellik.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speed. velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HIDMET) (i. A.) (c. hıdemât).

1.Birinin işini görme, büyük, zengin ve ihtiyarlarla çocukların bizzat göremiyecekleri işlerini görme: Efendisine, ana, babasına hizmet etmek, çocuğun hizmetini görmek.

2.Bir insan, hayvan veya bitkinin gelişebilmesi için lâzım gelen işler: Bu atın hizmeti görülmüyor, bu bahçe hizmet ister.

3.Bir ev veya dairede görülmesi lâzım gelen işler. Bu evin hizmeti bir adamla görülemez. Bu kız iyi hizmet ediyor.

4.iş, vazife, memuriyet: Bir hizmete kullanmak, hizmete girdi, hizmettedir.

5.Askerî görev, askerlik: Askerlik hizmeti, muvazzaf hizmet, yedek hizmet. Hizmet etmek, hizmet görmek, hizmette bulunmak, hizmette kullanılmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

service. labor-intensive. labour-intensive. labour intensive. service. duty. employment. function. labor. labour. ministration. ministry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. duty. line. ministration. serve. service. yoke. employ. function. care. attention. utility. work. employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

service. duty. care. maintenance. attitude study. behoof. employ. employment. facility. job. line. task. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدمت] hizmet, görev yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attend. do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to serve. administer. tend on / upon. wait upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görev yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in-service training. on-the-job training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدمت وطنيه] askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmet etmeye mahsus erkek veya kadın görevli: Bu memlekette hizmetçi bulmak pek müşküldür, kaç hizmetçiniz vardır? Hizmet eden, hizmet etmek vazifesiyle görevli: Hizmetçi kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menial. maid. housemaid. servant. domestic servant. helper. waiting maid. waiting girl. charwoman. domestic. factotum. handmaid. help. domestic help. maidservant. menial. servant maid. server. servitor. skivvy. slavey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. domestic. servant. maidservant. maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handmaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maid. maid servant. servant girl. domestic servant. waiting maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmetçi işi, meslek ve sıfatı: Evlâdını beslemek için hizmetçilik etmeye mecbur oldu, konaklarda hizmetçilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working as a maid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hizmetçi, birinin hizmetinde bulunan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmetçilik, birinin hizmetinde bulunan adamın hal, sıfat ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Services Index)

Hizmetler sektöründe yer alan şirketlerin hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişmeler dikkate alınarak hesaplanan hisse senetleri piyasası endeksidir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Services Index)

Ulusal Pazar’da işlem gören ve sadece hizmetler sektöründe yer alan şirketlerin hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişmeler dikkate alınarak hesaplanan hisse senetleri piyasası endeksidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. employee. servant. vassal. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. employee. servant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man who works as a janitor and messenger for a firm. retainer. vassal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clock. speedo. speedometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hezaren ağacı. 2.Harun er-Reşid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kendi kendisine yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خسران خيز] zarar dolu, hüsran dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. si.).

1.Birden sonra gelen sayı, Ar. isneyn, Fars. dü.

2.İki kişi, iki saat, on iki, yirmi iki, yüz iki, iki yüz. bk. İki yüz. iki bin: Ar. elfeyn. İki ağızlı = İki tarafı keser (bıçak vesaire). İki çifte = Dört kürekli kayık. İkide bir = Yarım. İkide bir, ikide birde = Pek sık, her vakit. İki kat = Bir şeye bir mislinin katılmış hâli. İki günde bir = Gün aşırı. İki yüzlü =

1.İki tarafı yüz (kumaş).

2.mec. Mürâyi, nabza göre şerbet veren; özü, sözü bir olmayan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two. dual. dyad. twain. two. couple. brace. amphi-. two-. bi-. duo-. ambi-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

both. double. either. two.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two. dyad. double double. twin double.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breath Iki refers more to the physical act of respiration, while kokyu signifies the deeper cosmological aspects of breathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Breath The physical act of respiration Also will power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicephalous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla oyununda, zarlardan birinin bir, öbürünün iki benekli olan tarafının üste gelme hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm Sony stereo video kameralarda, önceden kaydedilmiş iki dilli yazılımın çalması için kullanılan kanalı seçen bir anahtar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilingual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sabit Disk Sürücünüzden DVD’ye aktarılan bilgileri sıkıştırırken en iyi kaliteyi korur. Bu biçim, kaydedilen her bir sahnenin bit hızını otomatik olarak kontrol eder. Bunu, içeriğin hangi kesimlerinin, örneğin, karmaşık aksiyon sahneleri, daha yüksek bit hızlarına ihtiyaç duyduğunu algılayarak yapar. Daha düşük sesli sahneler daha düşük bit hızlarında kaydedilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-storied (- storeyed Br. two storey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral. two-sided. two-way. mutual. reciprocal. two sided. two way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binomial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.), iki defa yüz, Ar. maateyn, 200. Bin iki yüz: 1200. İki yüz yirmi: 220.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disingenuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double faced. two-faced. disingenuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumlarında iki çenek bulunan bitkiler sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik).

1.Kabuğu çatladığı zaman iki çenete ayrılan meyve.

2.(zooloji) Midye ve istiridye gibi iki parçadan ibaret olan hayvan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik), iki düzlemin kesişmesinden meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Erkek ve dişi çiçekleri ayrı köklerde bulunan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan veya hayvanın boğulurcasına ve sıkıntı ile nefes almasını tasvir ederek art arda kullanılır: Ikıl ıkıl nefes alıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma. quandary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki), iki saz veya sesle icrâ edilen çoksesli musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iki yapmak, eşini tedarik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become two. to be doubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Ses atlamaksızın biribirini tâkip eden iki notanın meydana getirdiği aralık: do re gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İki şeyi içine alan veya iki şeyden yapılmış.

2.İskambil kâğıtlarının iki beneklisi: Karo ikilisi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binary. double. dual. bipartite. duple. duplex. double. two. deuce. duo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilateral. binary. bipartite. dual. duo. duplicate. twin. twosome. having two parts. double. couple. two. deuce. duet. pair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binary. having two parts. two. double. dual. bilateral. duet. duo. twain. twosome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Eskiden iki kuruş.

2.İki lira değerinde olan: İkilik basma. İki kilo vesaire ağırlığında olan.

3.İki kısımdan yapılmış.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dualism. duality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dichotomy. duality. discord. disunion. difference. half-note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the existence of an alternative. discord. disagreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

DUALITY.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi).

1.Birinciden sonra gelen, Ar. sânî: ikinci kapı, ayın ikinci günü. On ikinci = Ar. sânî aşer. Yirmi ikinci, yüz ikinci. 2.Muavin, yardımcı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary. second. second. deutero-. vice-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second. secondary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second. secondary. accumulative legacy. overlying mortgage. subsequent mortgage. vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second-hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second- class. second level. second rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second half.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsidiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral. minor. peripheral. secondary. subordinate. subsidiary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary. by product. collateral. derivative. knock on effect. sub. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Secondary Markets)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının işlem gördüğü piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her şeyde ruh ve madde, iyilik ve kötülük gibi iki zıt prensibin varlığını ileri süren felsefe, Ar. sünâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second rank. second prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğle ile akşam arasındaki namaz vakti, Osm. asr-ı sânî: İkindi namazı, ezanı. İkindi üstü = İkindi vakti, mec. İkindiden sonra = Vakitsiz, pek geç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mid-afternoon. afternoon. midafternoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midafternoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Sıkınıp zorla nefes almak.

2.Şiddetli kasıntı ve akıntı hâlinde veya doğum yaparken kendini zorlama.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fazla sıkıntısı olan adamın veya doğuracak kadının zorlaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitancy. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her birine veya her defasında iki: Parayı bölüştüler, ikişer lira düştü. Bu fidanları ikişer liraya aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two each. two at a time. two by two. in twos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hem suda, hem karada yaşayabilen bitki veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double-dealing. hypocritical. double-faced. two-faced. insincere. double. janus-faced. pharisaic. pharisaical. smooth-faced. smooth-tongued. soft-spoken. double-dealer. hypocrite. pharisee. counterfeiter. smoothie. shammer. simulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrite. hypocritical. insincere. twofaced. double-dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocritical. ambidexter. devil dodger. double. double faced. sooth tongued. two faced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrisy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cant. hypocrisy. two-facedness. double-dealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypocrisy. duplicity. dissimulation. double dealing. insincerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada doğmuş iki kardeş, Ar. tev’em. İkiz doğurmak = Bir doğumda iki çocuk dünyaya getirmek, mec. Çok azap çekmek (dokuz doğurmak gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twin. twins. a twin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Üçgen ve yamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

isosceles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trapezoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikizli, çifte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Boğa ile Yengeç burçları arasındaki burç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çifte: İkizli şamdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. musiki). Batı musikisinde ikişer zamanlı ölçülerden yapılmış düzüm ve usuller. Zıddı: Uçüzlü düzümler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). İkizli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içine çekme, massetme, emme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şerefsizlik, iffetsizlik, dürüst olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüphe kaldırmaz, kati, kesin. indubitably z. şüphesiz, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sakin olmak, ikamet etmek, içinde oturmak. inhabitable s. içinde oturulur, oturmaya elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikamet, sakin olma; mesken, ev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (bir yerde) ikamet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, bırakmamak, mani olmak, kendini çekmek. inhibited s. ruhsal etkenler yüzünden hareketlerinde serbest olmayan, çekingen. inhibitory s. menedici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tutan şey, bırakmayan özellik; yasak, memnuiyet; psik. etrafın tesiri ile hareketlerdeki çekingenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhibitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten masdar). Bozulma, mağlûp olma, yenilme: İnhizama uğrayan asker, düşmanın inhizamı (Arapça’da mânâsı bozulup kaçmak ve birinden sığınacak yer istemektir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهزام] bozguna uğrama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descent and ascent. rise and fall. fluctuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir veya birkaç kişi tarafından çekilen iki tekerlekli hafif Japon faytonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ).

1.Kakır kakır eden kuru ve gevrek (şey).

2.Eritilen içyağının kalan kuru ve kavrulmuş maddesi. Kıkırdak: Kıkırdak böreği.


Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kalbin; dakikada 90’dan fazla atmasına, tıp dilinde taşikardi denir. Ancak bu sayı, yaş gruplarına göre değişir.

Normal Kalp Atışları :

0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140

1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120

3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100

7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90

20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir.

Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pekmez, üzüm sirkesi.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı pekmeze 1 çorba kaşığı üzüm sirkesi konup, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development pace. rate of development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public service. public service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asetilen gazı çıkarmakta kullanılan ve karbonla kalsiyum bileşiği olan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ya Arapça kanabit yahut Rumca’dan). Lahanaya benzer bir cins sebze ki, karnabahar da denilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili iskambil oynayanların arkasında durup ellerindeki oyun kağıtlarını gören seyirci; istenmedik öğüt veren kimse, başkalarının işine burnunu sokan kimse. kibitz f. böyle hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sertçe madde, yumuşak kemik.

2.Gözü teşkil eden madde, göz küresi, topcuğu: Göz kıkırdağı; kıkırdağı dışarı fırlamış.

3.Kulağın dış kısmı ki, kıkırdak denilen sertçe bir maddeden ibarettir.

4.İçyağı eritilince erimeyip kazanın dibinde kalan kızarmış madde: Kıkırdak böreği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle. crackling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilage. gristle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartilaginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chortle. chuckle. giggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi).

1.«Kıkır kıkır» diye ses çıkarmak.

2.(argo) Ölmek.

3.Fazla üşümek


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. chortle. chuckle. giggle. titter. to giggle. to chuckle. to chortle. to titter. to cackle. to freeze. to be very cold. to die. to croak. to pop off. to kick the bucket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to giggle. to be freezing. chortle. titter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kırgız; Kırge d.ili, Kırgeca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Profesyonel projektörler ya da monitörlerden mümkün olan en iyi görüntü kalitesinin sağlanması için video sinyallerini disk üzerinde kayıtlı olduğu şekilde verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. blank cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duly. properly. deservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. ticaret). Tasfiye.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. liquidation

tic. tasfiye

Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. sebepler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. liquidité

tic. akışkanlık

1. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü.

2.Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. for ile sevme, hazzetme, meyil, alâka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kapalı bir kaptaki suyun çalkantısından çıkan ses, lıkır lıkır ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a glugging sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Lıkır lıkır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glug. to make a glugging sound. gurgle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. liquide

1. fiz. sıvı,

2.ekon. nakit

1. Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim.

2.Kullanılması hemen mümkün olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid substance. fluid. liquid. disposable assets. available balance. ready cod. free assets. liquid funds. available means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Lüks çıkış HDMI™ çıkışlı DVD kaydedici ya da oynatıcıları bir Standart Tanımlamalı sinyalin 576p, 720p ya da 1080i Yüksek Tanımlamalıya kadar lüks çıkışını yapabilir. Kullandığınız ürüne bağlı olarak, panel çözünürlüğüne göre kaydedici / oynatıcı bunu otomatik olarak gerçekleştirir ya da ayarları kendiniz ayarlayabilirsiniz. Yeni ES alıcılarımız, gelen sinyallerin en yüksek HD standartına, 1080p’ye lüks çıkışını yapabilir!

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - San, altın renginde ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.İslâm’ın dört Sünnî mezhebinden biri. 2.Bu mezhebi benimsemiş kimse.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مالکيت] sahip olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Mâlik ve sahip olma, tasarruf: Bu ormana mâlikiyyet iddiasındadır.

2.Tasarruf hakkı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manken, insan şekli; anatomi modeli; adamcık, ufak adam, cüce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insan modeli, manken; kadın manken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mantıkıyye).

1.Mantık ilmine ait.

2.Kaidelerine uygun, mâkul söz: Mantıki söz. (i. A. c.) Mantıkıyyûn = Mantık ilmi bilginleri.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطقی] mantıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطقيون] mantıkçılar, mantık bilginleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. maşrikıyye). Doğuya ait, şarkî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazbata). Mazbatalar, tutanaklar, bk Mazbata.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مآخذ] kaynaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (kompütor) bir milyon bilgi birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hübût» tan im.). Düşecek yer, inilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir Hıristiyan mezhebi ve o mezhebe tâbi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. menâbit). Bir şeyin bittiği, ekilip yetiştiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. V. A.). Kafa ile değil de alışkanlığın verdiği kolaylıkla yapılan iş: Mihaniki bir çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Ar. T.) (musiki). Klasik musiki kaidelerine uymayan yeni musiki akımları (batı san’at mukişinde).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatörün çıkış aşamasında kullanılan MOSFET’ler (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör), yüksek çıkış gücü, geniş frekans aralığı ve en düşük düzeyde bozulma sağlarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den if.)

1.Çekiştiren.

2.Târiz ve tenkit eden.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan İf.). Lüzumlu şeyleri hazırlayan, bu işle görevli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertile. rich. generous. productive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebât» tan if.) (mü. münbite). Ekilen şeyi güzel yetiştiren, her şeyin bitmesine müseit, ürün veren: Münbit yer. Gayri münbit = ürün vermeyen (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hübût tan if.) (mü. münhebita). Yukarıdan aşağıya inmiş, düşmüş, Osm. hubût etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nehz» den if.) (mü. müntehize). Vakit’ve fırsatı kaçırmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kuzey Afrika dervişlerine verilen ad. Murâbıt kuşu = Leyleğe benzer bir kuş (Lat. leptoptilu).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan f.) (c. mürâbıtîn). Kendini ibâdete veren zâhid (Fas’ta dervişe verilen unvandır), (c.). Mürâbıtîn = Mürâbıtlar. Ortaçağ’da Fas ve Endülüs’te saltanat sürmüş büyük bir Arap hanedanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan if, iftiâl). Irtibâtı olan, bağlantılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.).

1.Merhametle, acıyarak.

2.Sevgi ve şefkatle.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (Yunanca’dan).

1.Seslerin yapısından bahseden san’at ve ilim: İlm-i musiki. 2.Çalgı takımı, muzıka.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (mü. musikıyye). Musikiye ve çalgıya ait: Alât-ı mûsikıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKİY-ŞİNAS) (i. A. F.). Musiki tanıyan, bilen, müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [موسيقی شناس] müzisyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEBİDD) (i. A. if.). İstibdatla hareket edenemrindekilere söz hakkı tanımayan: Müstebit bir Amir, müstebit bir kı rai.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotic. tyrannical. despot. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customer service. service to customer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan if.) (mü. mütecehhize). Takımı tamamlanmış, donanmış, mücehhez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active duty / service. compulsory military service. national service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منبت] verimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. kökmantar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebât» tan if.) (mü. nâbite). Biten, yerden çıkıp gelişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.

2.Genç, tâze.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nâbite). Yerden bitenler, yerden çıkıp büyüyenler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k.dili), (bak.) obituary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir; rasgele söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) bir öIü hakkında yazılan kısa biyografi; (s.) birinin öIümüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emr-i vâki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Belli bir nüfustaki ölümlerin sayısı. Değişik biçimlerde hesaplanır. Bir hesaplama yöntemi olan kaba ölüm hızı, belli bir coğrafi alanda beher 1.000 kişi başına yıllık ölümlerin toplam sayısıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamlanmış olup artık değiştirilemeyen iş, Osm. emr-i vâki’, (bk.) Oldubitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki).

1.Art arda 12 sesin yaptığı dizi. 2.Arasında 12 ses bulunan iki nota.


Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Mızraplı bir halk çalgısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yörünge; çember; anat. göz çukuru; zool. kuşların gözleri etrafındaki deri; f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek; bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait; göz çukuruna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çevre yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkiye musikisi. Batı Türkleri’nirı san’at musikisi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

“Anber” çok eskiden beri hükümdar hazinelerine giren, hükümdarlar arasında hediye olarak alınıp yollanan kıymetli bir hediyeydi. Osmanlı’da erkeklik gücünü artırıcı bir iksir olarak kullanılan bu madde belli miktarda ilaç olarak yendiği gibi, padişahlar tarafından anber kaplar, kadehler, tesbihler, pencere perdeleri ve hatta anberden yapılmış gömlekler olarak kullanılırdı.

Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

16:9 biçimindeki çözülmüş PALplus programlarının kaydedilebilmesini sağlayan bir bağlantı noktası.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Hastalıkta yemeklerin ağırlarından sakınarak doktorun tâyin ettiği yemeklerle kanaat etme: Perhiz etmek; perhizi bozmak.

2.Hıristiyanlar’ın belirli günlerde et ve yağ gibi şeyler yemekten kaçınmaları Büyük perhiz = Paskalyadan evvelki kırk günlük perhiz.

3.mec. Haramdan sakınma: O adamın perhizi yoktur. Dilde perhiz = Olur olmazı söylemeyiş, konuşurken ihtiyatlı olma. Perhizi bozmak = Ağzına geleni söylemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet. regime. regimen. abstinence. regimen imsak. riyazet. diyet. rejim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dieting. fasting. diet. fast. regimen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perhiz eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرهيزکار] sakınan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. uykusuzluk ve asabiyet hallerinde kullanılan bir uyku ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. filozofça konuşmak veya düşünmek; felsefeyle meşgul olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. filebit, flebit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İsteğe bağlı bir güç amplifikatörü bağlamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğruluk, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, engel olmak, resmen menetmek; mani olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak; yasak emri; içki yasağı. prohibitionist i. içki yasağı taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yasaklayıcı; engelleyici. prohibitive price satışa mâni olacak kadar yüksek fiyat, aşırı fiyat. prohibitively z. yasak edilecek derecede; engelleyecek şekilde. prohibitiveness s. yasaklayıcılık; engelleyici oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Ruh hekimliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tavşan, zool. Lepus cuniculus; adatavşanı, zool. Oryctolagus cuniculus; f. tavşan avlamak. rabbit hutch, rabbit warren evcil tavşan üretmeye mahsus kafes veya yer. rabbit punch enseye indirilen el darbesi. rabbity s. tavşana benzer; tavşanlarla d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rapt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan if.).

1.Rapteden, bağlayan.

2.Nefsini Ahırete bağlamış olan.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan) (c. revâbıt).

1.Bağ, İp, bend vs.: Bunu tutturacak bir râbıta lâzım.

2.Münasebet, alâka: Bir gönül râbıtası.

3.Mensûp olma, intisap.

4.Nizam, tertip, usûl, düzen, münasebet: Bu işte, bu adamda râbıta yoktur (cem’i dilimize mahsus olan bu son mânâ ile kullanılmaz).

5.Cümleleri birbirine bağlayan edat: Bu iki cümle arasında bir râbıta ister.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie. connection. congruity. bond. relation. order. system. method.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. bond. connection. link. tie. relation. affiliation. order. orderliness. system. fastening. adhesion. linkage. association. coupler. knot. nexus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رابظه] bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2.Münasebet, ilgi. 3.Bağlılık, mensub olma. 4.Sıra, tertip, usul, düzen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رابطه دار] bağlantılı, ilintili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tertipli, muntazam, yolunda, sözünü ve işini bilir: Râbıtalı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly. coherent. consistent and logical. conscientious and capable. decorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasebetsiz, nizamsız, tertipsiz: Pek rabıtasız adam; rabıtasız bir daire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disarranged. disorderly. untidy. lacking system. incoherent. inconsistent and illogical. floating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Münasebetsizlik, nizamsızlık, tertipsizlik: O adamın rabıtasızlığı mâlûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin üçte bir kadar kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve hapörleri olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.

Pillerin kullanış şekilleri de ömürlerini belirler. Bir radyoyu 4 saat sürekli açık tutmak ile birer saatlik aralarla 4 kere açıp kapamak arasında da fark vardır. Piller çalışmıyorken çok az da olsa kendilerini toparlayabildiklerinden, devamlı açık tutulduklarında, aynı toplam süre için ömürleri daha kısa olur. İüphesiz bu durum ilk çalıştırmada, yani ilk hareket anında daha fazla akım çeken motorları çalıştıran piller için geçerli değildir.

Pille çalışan hesap makinelerinde, makineyi uzun süre açık tutmak mı pilin ömrünü daha çabuk bitirir, yoksa yapılan işlemlerin yoğunluğu mu? Makinede hesapları yapan mikro işlemci, hesap makinesi çalışıyorken en fazla güç çeken kısmıdır. Ne kadar çok rakamla, ne kadar çok işlem yapılırsa, pillerin ömürleri o kadar kısalır. Hesap makinesi açıldığında, yapılan işlemin dışında akım çeken tek şey ekranın aydınlatmasıdır ki pilin ömrü üzerinde işlemler kadar etkili olamaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızartılmış ekmeğe sürülen eritilmiş peynir, (bak.) Welsh rabbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) fare ısırmasından ileri gelen bulaşıcı bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir üzüm cinsi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.) (m. râbıta). Râbıtalar, ilgiler, (bk.) RAbıta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روابط] bağlar, ilgiler, ilişkiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. rizom, yeraltı gövdesi, kök gövde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kökbacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı musikisinde klasik devreyi tâkib eden ekol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neoklasik Türk musikisi, Hacı Arif Bey ekolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıyamet, mahşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. slbık). Sâbıklar, geçmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seblt, sübût» tan if.) (mü. slblte) (c. sevlblt).

1.Yerinde duran, hareket etmeyen, yeril: Değirmenin alt taşı sâblttir, ben fikrimde slbittim.

2.Gerçekleşmiş, ispatlanmış, müsbet, muhakkak, zan ve vehim üzerine kurulmayan: Bu gerçek, İlmen sâbit oldu.

3.Gökyüzünde hareket etmez gibi görünen yıldız: Nücüm-l slbite (slbit yıldızlar). Slbit-kadem = Sebatlı, dönek olmayan: Verdiği sözde slbit-kadem kaldı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed. constant. stationary. set. settled. immobile. immovable. permanent. stable. firm. attached. changeless. entrenched. established. fast. flat. flat-footed. immutable. indelible. invariable. irremovable. put. real. rigid. staid. standing. staring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. fast. firm. fixed. immobile. immovable. immutable. indelible. invariant. set. settled. stable. stationary. steady. static. fast. established. definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. fixed. stable. stationary. indelible. proven. established. localized permanent. deep seated. entrenched. fixed assets. immobile. immovable. immutable. irremovable. sedentary. settled. standing. steadfast. steady. substanti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثابت] kanıtlanmış. 2.yerinde duran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Değişmeyen, kımıldamayan. 2.Kanıtlanmış, anlaşılmış.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Bir CD çalar ve tümleşik bir sabit diskten (40 GB) oluşan ses sistemi. ATRAC teknolojisinde yapılan geliştirmeler (örn., ATRAC3) sayesinde sabit disk artık 500 CD’ye karşılık gelen 600 saate varan sürelerde müzik saklayabilmektedir. “M-Crew for HDD” yazılımı, müzik dosyalarının PC ya da USB arayüzüyle kolayca işlenmesine olanak tanımaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

296 saat müzik ya da yaklaşık 4000 parça alabilen tümleşik 16 GB sabit diske sahip bir radyolu CD olan yeni MEX-1HD’i tanımlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obsession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed idea / opinion. a bee in one's bonnet. fixed idea. fixed opinion. mad point. monomania. set opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. intransigent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monomaniac. obsessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Fixed Income Securities)

Alacaklılık hakkı sağlayan, belirli bir meblağı temsil eden, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve yatırım aracı olarak kullanılan borçlanma senetleridir. İhraç eden kuruluşların niteliğine göre kamu ve özel sektör menkul kıymetleri olarak ikiye ayrılırlar. Sabit getirili menkul kıymetler vade sonuna kadar elde tutulmaları halinde belirli bir getiriyi garanti eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

established / fixed rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında diskin motoru CD’yle birlikte hareket eder; lazer sabittir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. 2.Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stabilize. to become stable. to become fixed. firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. immutability. unchangeableness. stable equilibrium. stabilization. fixity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) yarma, ikiye ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. olgunlaşınca tek tohumlu karpellere ayrılan bileşik kuru meyva, skizokarp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. ortasından bölünme suretiyle üreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. şizofreni hastallğına ait veya ona benzer: sizofreniye eğilimli; i. Sizofren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., bot. bölünen mantarlar, bakteriler, mikrop lar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bak. terili hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sizofreni ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. şizofreni. schizophrene i. sizofren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bölünenler, bölüngenler. schizophytic s. bölünenlere ait, bölünenlerden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. insanı normalin dışma çıkarmayan hafif bir şizofreni sekli. schizothymic s. bu durumla ilgili

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hâsten = kalkmak). Gece kalkan, gece kalkıp ibâdet eden veya çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. seher = sabah, Fars. hâsten = kalkmak). Sabahları erken kalkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحرخيز] seher vakti kalkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğrafları ya da MPEG filmlerini, sesli olarak standart bir TV’de göstermeye yarayan bir kamera çıkışı. PAL ve NTSC seçenekleri, bu olanağın dünyanın her yerinde kullanılmasına izin vermektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâbite). (bk.) SAbit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثوابت] yıldızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيلخيز] su taşkını, taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dar, Fars. teng: Sıkı boğaz; sıkı yaka.

2.Pek, katı, sert: Sıkı et.

3.Aceleci, sür’atli: Sıkı iş.

4.Şiddetli: Sıkı emir. Sımsıkı = Pek dar, pek fazla sıkışmış. Sıkı sıkıya = Bir şeyin kabına, tamamı tamamına ve güçlükle yerleşmesi: Tulumbanın pistonu sıkı sıkıya geçmeli. Sıkıfıkı = Pek bitişik, pek devamlı, samimî ve yalnızca: Sıkıfıkı konuşmak, dost olmak.

5.Büyük bir dikkatle: Sıkı sıkı bakıyor, dinliyordu.

6.Birbirinden sonra, birçok defa: Sıkı sıkı gelip gidiyordu (bu şekilde kullanıldığı zaman ekseriya mükerrer olarak geçer) (aşağıdaki maddeye bk.).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Darlık, sıkıntı, ıstırap: Can sıkıntısı.

2.Son derece, sıkıntının sonu: Sıkıyı görmeyince, sıkıya gelmeyince.

3.Şiddet, müsaadesizlik. O kışlarda sıkı altındaydı. Sıkıya koymak = Terbiye için bir genç hakkında tedbirler almak.

4.Ağızdan dolan ateşli silâhlarda barut ve kurşunun üstünden namlıya sokulup basılan bez, kâğıt vesaire. Kurusıkı = Kurşunsuz olarak barutun üzerine basılan sıkı ki, yalnız ses için atılır (yukarıya bk.).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. tight. firm. fast. compact. strict. clinging. close-bodied. foursquare. gross. hard. iron. rigorous. serried. strait. stringent. sure. hard. foursquare. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. compact. concerted. fast. firm. hard. rigorous. searching. solid. stiff. strict. stringent. taut. tense. tight. tightfisted. firmly driven or wedged in. severe. hurried. brisk. stingy. pressing necesstiy. dense. thick. close. fine. miserly. strai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. solid. stiff. strict. taut. tight. firm. severe. hard. difficult. critical. tense. forced. intense. steady. friction. strait. thick. hot. hermetic. well-knit. compact. fast. sealed. close-fit. tight-fitting snug. austere. rigid economy. narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reticent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimate. on intimate terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. fast. tight. tightly. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkıntı veren, can sıkan, tedirgin eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave. cheer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. tedious. wearisome. irksome. bothersome. drab. dreadful. dreary. get out of the groove / rut. gloomy. heavy. lackluster. plaguy. ponderous. prolix. prosaic. saturnine. trying. uncongenial. vapid. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prolixity. tedium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek samimî,, teklifsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tighten. to tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen, utangaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. timid. bashful. sheepish. embarrassed. retiring. self-conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. timid. shy. timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shyness. embarassment. lack of self-assurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. closeness. strictness. stinginess. stringency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfiture. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Daralmak, darlaşmak, tazyik olunmak: Bu çanta bundan fazla sıkılmaz.

2.Sıkıntı çekmek: Bugün çok sıkıldım.

3.Utanmak, mahcûb olmak: Sıkılmaksızın söylüyor.

4.Darlık çekmek, sıkıntıda olmak: Çok sıkılıp kendisine müracaat edersem reddetmez. İç sıkılmak = Kederli ve sıkıntılı olmak. Can sıkılmak = Bir şeye üzülmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get the pips. have the pips. be bored. get the willies. die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chafe. fret. to be bored. be annoyed. be uneasy. be ashamed. to be squeezed. to be pressed. to feel embarrassed. to be in straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be squeezed. to get bored. to become bashful. to feel embarassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. shameless. unabashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazenness. shamelessness. ease of manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir avucun aldığı miktar: Bir sıkım şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fistful. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendini sıkmak, ıkınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to restrain oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Darlık, Ar. müzâyaka, zaruret.

2.Keder, hüzün.

3.Istırap.

4.Ağırlık.

5.Sıkılmış meyve suyu.

6.Sıkılmış meyve posası. I; sıkıntısı, can sıkıntısı = Bir şeyden sıkılıp ne yapacağını bilememe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom. heebie-jeebies. bore. megrims. gloom. the megrims. gloominess. straits. bother. dire straits. botheration. toils. trouble. willies. difficulty. discomfort. distress. adversity. agitation. annoyance. anxiety. doldrums. draft. embarrassment. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. affliction. bother. discomfort. distress. hardship. inconvenience. knock. oppression. pressure. rigour. shortage. stress. tribulation. trouble. want. weight. worry. embarrassment. financial straits. boredom. annoyance. difficulty. depression. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoyance. difficulty. trouble. boredom. worry. depression. financial difficulties / straits. blinking / adj , adv /. blues. bother. distress. distressing. disturbance. drag. flipping. fret. gloom. gripe. hardship. incubus. malaise. mire. oppressio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. annoying. troublesome. uneasy. troublous. unrestful. gruelling. grueling. constrained. cornered. dismal. dreary. gray. grey. weighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreary. fretful. lugubrious. pained. sombre. uneasy. troublesome. trying. close. muggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. worried. depressed. bored. distressing. boring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Şakırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkışmış hâlde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cramped. dense. pressed. pushed. serried. closely pressed together. close. crowded. congested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. tightly wedged or jammed. very crowded. congested. hard pressed (for time. hard up (for money. chock a block. close. closely spaced. cramped. cramped for space. incommodious. pinched. pressed. pressing. serried. squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. closeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. being tightly wedged or jammed. closeness. congestion. being hard pressed for time. being hard up for money. jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming. pressure. having hard time. squeeze. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Birbirini sıkacak şekilde yığılmak: Kalabalık sıkıştı.

2.Darlaşmak, daralmak: Göğsüm sıkıştı.

3.Mecbur kalmak: Çok sıkışırsam bunu da sarfederim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. jam in. be stuck. tighten. be pressed for. be pinched. be taken short. be pushed. catch. be cramped for space. be pinched for time. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. screw. squash. to be closely pressed together. to move up closer. to move closer together. to get jammed. to be caught. to jam. to squash. to be in trouble. to be pushed for sth. to need to urinate. to be caught between. to become urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. to become tightly wedged or jammed. to be placed close together. to be very crowded. to be congested. to get caught in. to be pinched in. to be hard up for money. pack. tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astringent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tightened or compressed. to be wedged in. to be jammed in or squeezed in. to be pressed or pressured by sb. to be slipped quietly into sb's hand. to be squeezed or pinched. to be cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. compression. push. squeeze. importunity. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compression. press. squeeze. pressing. squeezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compaction. compression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Zorla dar yere sokmak.

2.Baskı altında ezip inceltmek.

3.Zorlamak, tazyik etmek: Kendisini bugün yola çıkması için sıkıştırıyor.

4.Usulca eline vermek: Eline bir lira sıkıştırdı (bunun doğrusu «sokuşturmak» tır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. to the wall. push smb. to the wall. press. constrict. compress. tighten. jam. squeeze. force. oppress. stress. astringe. bear against. besiege. bombard. bottle up. clamp. clamp down. clinch. press smb. close. come down on. compact. crowd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. besiege. compress. cram. cramp. crowd. heckle. jam. pin. pinch. push. rush. squash. squeeze. urge. to squeeze. to force by importunity. to give the third degree to. to slip. to press. to pinch. to compress. to force. to tighten. to jam. to crowd. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıkt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law. martial law örfi idare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamandaki, şimdi olan ve var bulunan: Şimdiki zaman, şimdiki adamlar, şimdiki halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present. present. actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. immediate. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. sb / sth of the present time. of today.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. the present continuous tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sim, sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. very tight. fast. chock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. very tight. very tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very tight. very closely spaced. clinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan ısırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikado oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkati çeken, göze çarpan. strikingly z. dikkat çekecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pool. standing water. waterhole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., müz. birden, derhal, ani; çabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dünya çevresinde tam bir devir yapmayan (uydu, roket); anat. göz çukuru altındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İşitilebilir aralığın altındaki frekansları susturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Harici bir subwoofer amplifikatörü için özel olarak tasarlanmış bir preamp çıkış.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. deliğinin üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indoor plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkalarının hislerine katılmak, halden anlamak; yakınlık duymak; aynı şeyi hissetmek; başsağlığı dilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerin ayrıldığı dört şubeden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadzhikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadjikistan. tadzhikistan. tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahtakurusu

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Liquidation Value)

Şirket varlıklarının belirli bir süre içinde zorunlu satışı ile sağlanabilecek değerden tüm borçlar ödendikten sonra kalan miktarın, hisse senedi sayısına bölünmesi sonucu bulunan değerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. taatbîkıyye). Tatbika ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تطبيقی] uygulamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan). Cihazlarına, donatma. Techîz-i meyyit = Ölünün yıkanıp, kefenlenip hazırlanması. Techîzi sefâin = Gemilerin donatımı. Teçhiz ve tekfin = Ölünün yıkanıp kefenlenmesi işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Teçhiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipping. equipment. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجهيز] donatım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

donatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to equip. to outfit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

donatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. teçhiz) (askerlik). Giyim, kuşam, donatım, (bk.) Teçhiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Teçhizat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. fittings. accoutrements. gear. accoutrement. appointments. arming. fixings. equipage. fitment. hardware. rig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armament. equipment. fitment. kit. outfit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. apparatus. paraphernalia. gear. material. accoutrement. appointments. armament. equipage. fitout. fittings. fixings. outfit. outfitting. overextension. plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجهيزات] donatım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının ‘5’ tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntı en ortadaki tuşu el yordamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede ‘F’ ve ‘J’ ya da ‘A’ ve ‘K’ tuşlarında da böyle birer çıkıntı olduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde ‘l’ ve ‘0’ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde ‘Q’ ve ‘Z’ harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

‘O’ ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu ‘O’ tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan ‘Q’ ve ‘Z’ harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

Şimdiki cep telefonlarında’ l’ ve ‘0’ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden ‘Q’ 7 tuşunda, ‘Z’ ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının “5” tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkntı en ortadaki tuşu el yoprdamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede “F” ve “J” ya da “A” ve “K” tuşlarında da böyle birer çıkntı lduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada 1, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam tersi şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun baçlangcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde “1” ve “0”ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde “Q” ve “Z” harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere 1 ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer 1 tuşunun üzerinde de harfler olsaydı, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

“0” ise bilindiğ gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefnlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu “0” tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koymayınca, geriye kalan sekiz tuşa 24 harf yerleştirebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan “Q” ve “Z” harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

İimdiki cep telefonlarında “1” ve “0”ın üzerinde hala harf yok ama teknolijinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden “Q” 7 tuşuna, “Z” ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Sesimiz telefonda ses hızı ile gitmez. Telefonun ağız kısmı denilen mikrofona konuştuğumuzda, ses burada elektrik akımına çevrilir. Karşı tarafın telefonunda tekrar sese çevrilene kadar yolculuğunu elektrik akımı olarak yapar.

Bilindiği gibi elektriğin hızı ışık hızı ile aynıdır. Dolayısıyla ses telefonda ışık hızı ile yol alır. 5 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşınızla telefonla konuşurken onun bulunduğu yerde gök gürlerse, şimşeğin ışığının gökgürültüsünden önce gelmesi gibi, gökgürültüsünün telefondaki sesi de havadan gelen sesine göre daha önceden kulağımıza ulaşır.

Ses hızı, deniz seviyesinde, kuru ve sıfır derecedeki havada saniyede 331,4 metredir. Bakır kablo içinde ise saniyede 3500 metre kadardır. Yani sesimiz telefonda ışık hızı ile değil de ses hızı ile gitseydi (ki bu mümkün değildir) 600 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşımız konuştuklarımızı telefonda 3 dakika sonra duyabilirdi. Düşünebiliyor musunuz böyle bir konuşma sonunda gelecek telefon faturasını?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sübût» tan). Sağlamca yerleştirme, yerinden oynamaz hâle koyma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تثبيت] sağlamlaştırma, tutturma. 2.kanıtlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahz» dan).

1.Sivriltme, keskin hâle getirme.

2.mec. Uyandırma, kuvvet ve tesirini artırma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperation. joint effort. working together. collaboration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok iyi ve lezzetli parça; cazip ve ilginç ufak şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokulmak, araya girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crammed into. to be jammed into. to be forcibly / quickly thrust into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acele ile yemek: Bir parça şey tıkırııp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cram. tuck in. bolt. stuff oneself. batten. engorge. gorge. gormandize. guzzle. ingurgitate. put away. shift. stodge. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gorge on. to gorge. to tuck in. to stuff oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stuff oneself with food to cram it in. to pack it away. to eat. bolt. cram. gulp. pig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi).

1.Kuru ve ince bir sesi tasvir eder ve art arda kullanılır: Tıkır tıkır yürüyordu, börek kuruyup tıkır tıkır olmuştu.

2.Fıkır fıkır gibi, sesle kaynamayı tasvir eder: Tencere tıkır tıkır kaynıyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafifçe tıkırtı çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink. click. tick. clack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle lightly. to make a light rattling sound to tick lightly. rattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıkırtı çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. tap. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle sth lightly. click. tap. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinking. rattling. click. tick. clack. patter. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clack. click. tick. a rattling or clinking sound. rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light rattle. light chick / tick. click. tap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crammed. squeezed. crowded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dar bir yere ve başkaları arasına sokulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cram. to squeeze themselves into a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Basarak sokmak.

2.Acele ile yemek: Biraz yemek tıkıştırıp gitti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuck. stuff. cram. huddle. huddle together. shove. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Fazlaca tıknaz, pek kalın.

2.Pek sıkı ve katı doldurulmuş: Tıkız dolma.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. ala lokma, çok iyi ve lezzetli parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bedeninde üç bölme bulunan ve şimdi soyları tükenmiş olan deniz böcekleri takımından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa gagalı ve göğsü kabarık tüylü evcil bir güvercin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 24 eşit olmayan aralığa dayanan, Batı musikisinden sonra dünyanın en yaygın musiki sistemi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Türkiye’nin ilk heykeli 10 metre uzunluğundaki Osman Gazi büstüdür. Bu büst 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey’in girişimiyle Hafik-Zara yolu üzerinde yapılmıştır. Gericiler heykeli protesto ederek törene katılanları „Taş Dikenler’ olarak adlandırmışlardır. İlginç olan, açılış törenini devrin müftüsünün yapmış olmasıdır. Bu heykel 1937’de yine Sivas Valisi Nazmi Toker tarafından kaldırılmıştır.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., k.dili. beş paralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gemsiz, yularsız; idaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikamet edilmemiş, oturulmamış; ıssız, boş, tenha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افتان و خيزان] düşe kalka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due date. date of maturity. maturity date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sesin bit değerini ayarlayan ve böylece daha az yer kaplayan ama daha iyi ses kalitesine sahip ses dosyaları yaratmaya yarayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Daha ayrıntılı açıklama için katalogun teknik sayfalarına bakın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Lâkin, amma, fakat, velâkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وليکن] ama, ancak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Video çıkışı, standart video çıkışlarına sahip bir TV’den fotoğraf makinenizde yakaladığınız görüntüleri ve MPEG filmlerini görmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda iskandinav savaşçısı; korsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çengelli dikenleri olan herhangi bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-zed, -zing) i. vızlamak, vızıldamak, vızıltı etmek; cızırdamak; vızlatmak; cızırdatmak; bir çırpıda tamamlamak; i. cızırtı; vızıltı: (argo) çok usta kimse; yıldırım gibi hızlı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., (argo) ufak ve süratli top mermisi; şenliklerde kullanılan bir çeşit fişek: s., (argo) usta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bozan, yok eden, tahrlb eden.

2.Eski evleri yıkıp, yıkıntıları satan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baneful. destructive. devastating. disruptive. knockout. ruinous. shattering. sledgehammer. subversive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. destructive. devastating. knacker. subversive. knacker yıkmacı. demolisher. junkdealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destructive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıkılmış, harap, virane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demolished. razed. dilapidated. fallen down. broken down. ruined. devastated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidated. flat. ruinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decadence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. demolition. downfall. fall. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. demolition. downfall. ruin. ruination. smash up. subversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yıkmak işine konu olmak.

2.Perişan olmak.

3.mec. Defolup gitmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break down. cave. cave in. collapse. come down. crack up. crumble. drop down. fall. fall down. fall over. fall to pieces. founder. go to pieces. go to ruin. shipwreck. tumble. tumble down. wither away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. fall. to collapse. fall down. to become decrepit. to scram. to be demolished. to be wrecked. to be destroyed. to be ruined. to fall down. to come down. to give way. to crumble. to clear out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cave. collapse. come to the ground. decay. fall. fall about one's ears. fall down. fall in. founder. go. to go to ruin. to be ruined. tumble. tumble down. wrack and ruin. to go to wreck and ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Bozulma, düşme, viranlık.

2.Aşırı masraf, harcama: Bu, bize yıkımdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demolition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catastrophe. collapse. death. demolition. destruction. disaster. havoc. ruin. bankruptcy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yıkılmış bir şeyin kalıp biriken enkazı, harabe, vîrâne: Orada bir yıkıntı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. ruin. shambles. wrack. wreck. wreckage. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. ruin. wreckage. heap of ruins. act of ruining. ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debris. wreckage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmede kullandıkları, ama zamanla otlanmaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmekte kullandıkları, ama zamanla otlamaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz geçirerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturmadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlevsellik, HDD’den DVD’ye normal hızdan 64 kat daha hızlı biçimde içerik aktarmanıza olanak sağlar. Örneğin, bir saatlik içerik HDD’den DVD’ye bir dakikanın altında bir sürede aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Çift deck’li sistemlerde bulunan hızlı kopyalama sistemi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek Hızlı kaset mekanizması, çok hızlı erişim ve hızlı ileri/geri sarma süreleri sağlamaktadır. Kaset konumu bir sayaç ile gösterilmektedir. Hareket mekanizmasının çift yataklı tahrik mili, geriye doğru çalmada bile kasetin hassas biçimde hareket ettirilmesini sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Veri almadaki transfer hızını teoride 1 k.k mbit’e gkartan iletişim standardıdır. 3.5G olarak da anılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bazı amplifikatörler için gelişmiş sinyal-parazit oranı ve daha düşük bozulma sağlayan yüksek seviyeli bir ses çıkışı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zabt» tan) (mü. zâbite).

1.İdareye muktedir, hükmetmeye ehil olan: Zâbit adamdır.

2.Subay (Fars. c. zâbitân). Mektepli zâbit = Eskiden harp okulunu bitirmiş olan. Alaylı zabit = Eskiden neferden yetişme olan.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضابط] subay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Askere kumanda eden rütbeli ask(Erkek İsmi) 2.Ticaret gemilerinden, geminin hareketini yöneten idareci. 3.İdare etme gücü olan. (Mecaz): Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zabt = kayıt, Fars. nâme = yazılı şey). Bir meclis veya mahkemenin veya sorgu hâkimi gibi bir memurun müzakere ve ifâdeleri yazarak tanzim ettiği resmî kâğıt, tutanak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya yerin nizam ve Asâyişi işlerine bakan idare, polis, zaptiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc. especially those dealing with prices. fair marketing. building construction and sanitation. police fiscal. county constabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضابطه] güvenlik görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ZAbit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضابطان] subaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İdareye iktidar ve ehliyet.

2.Subaylık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minutes of a meeting. minute book. written proceedings of a legislative assembly. court record. transcript. police record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi zâbıta dilimizde bu mânâ ile az kullanılmıştır). Kaideler, nizamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zavâbit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. mention. remembrance. recitation of the attributes of God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. mentioning. allusion. mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezkâr).

1.Anma, hatıra getirme.

2.Ağza alma, ismini söyleme, sözlü veya yazılı olarak ismini belirtme: Bir şairin ismini zikretmeksizin şiirini nakletmemeli; onu, tarihçiler arasında zikretmiş.

3.Beyan, ifade: Onu yukarıda zikrettik, bunun zikri geçmedi. 4.Teşbihle ve muhtelif şekilde Allah’ın isimlerini söyleme, Osm. vird çekme: Her namazdan sonra bir saat zikreder.

5.Övme, iyilikle anma. Ar. medh, senâ, Fars. sitâyiş: Sizin son muharebedeki yararlıklarınızı zikrediyorlardı. Zikr-i cemîl =

1.Övme, övüş, sitâyiş, övülerek ismi anılma: Geçen gün filân yerde zikr-i cemîliniz geçti. 2.Eskiden öğrencilere mükâfat dağıtım sırasında mükâfata hak kazanamayıp da büsbütün mahzun bırakılmaları da istenmeyenlere verilen basıIj bir kâğıt ki, mükâfata hak kazanmaya yaklaştıklarını gösterir.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی قيمت] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by