Ima Etmek ne demek? | Ima Etmek anlamı nedir? | Ima Etmek

Ima Etmek anlamı nedir?

ima Etmek ne demek?

ima Etmek anlamı nedir?

ima Etmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ima

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. hint. imply. insinuate. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allude. to make an allusion to. to hint at. couch. glance. hint. implicate. imply. insinuate. intimate. refer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işaret etmek, göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir yerin iklimine alıştırmak acclimatiza'tion (i). bir yerin havasına alışma veya alıştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Acımak işi. 2. Merhamet: Adamda acıma diye bir şey yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. pity. sympathy. commiseration. ruth. pathos. feeling. aching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. compassion. mercy. pity. sympathy. clemency merhamet. commiseration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pity. compassion. commisseration. mercy. turning rancid. hurting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. aslı: açıkmak). 1, Ağrımak, ağrıyı mucip olmak: Elim acıyor. 2. Keder ve teessüf etmek, merhamete gelmek: Şu adamın haline acırım. 3. Esirgemek, kıyamamak: Emeğime acırım. («Ağrımak» ile «acımak» arasındaki fark şudur ki: Ağrı daha esaslı ve derin, acı sathî, lâkin daha müessir ve yakıcı olur. Sızı ise başlıca sinirde nöbet nöbet gelip geçenidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. ache. bite. sting. feel sorry for. be sorry for. deplore. feel pity for. pity smb. commiserate. have compassion. feel for smb. have mercy. pity. relent. rue. smart. sympathize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleed. hurt. pity. smart. sting. to hurt. to smart. to sting. to ache. to be/feel sorry for sb. to have/take pity on sb. to relent. to show mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to give pain. to ache. to feel sore. to pity. to feel sorrow for. to feel compassion. to commisserate. deplore. feel. feel for. to feel pity for. relent. show clemency. smart. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted. pitiless. cruel. tyrannic. tyrannical. atrocious. brutal. coldhearted. cutthroat. dead. ferocious. fiendish. flinty. grim. harsh. implacable. inclement. inexorable. inhumane. merciless. outrageous. relentless. without remorse. ruthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. barbaric. barbarous. bestial. brutal. cruel. diabolical. ferocious. fiendish. fierce. grim. heartless. inhuman. inhumane. mean. merciless. punitive. relentless. remorseless. repressive. rough. ruthless. satanic. savage. stern. stony. uncharitab

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruthless. cruel. bitter. cutthroat. diabolical. dog- eat dog-. draconian. flinty. grim. harsh. heartless. implacable. inexorable. inhuman. merciless. pitiless. relentless. remorseless. repressive. satanic. truculent. tyrannical. uncharitable. unfeeling. u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. mercilessly. without remorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a heavy hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunların hastalık mevsimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Bedenin bir uzvu). Bir ağrı ve eleme duçar ve mustarip olmak: Başım ağrıyor. (Faili daima bedenin bir uzvu olup, şahıs olmaz ve binaenaleyh konuşan ve hitap edilen faille tasrif olunmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache. hurt. throb with pain. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ache. to be in pain. hurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cömert, eli açık kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی مقام] yüksek makamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Allah bilir. (Yemin sözü olarak kullanılır): Dediğimi yapmazsan alimallah seni döverim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alime yakışır surette: Alimâne bir tavırla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayat kaynağı, ruh can.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirici bir şey söylemek, tenkit edercesine söz söylemek. animadversion (i). eleştirme, tenkit, kınama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hayvan; (s). hayvanlara ait hayvani diriksel. animal breeding hayvan besleme. animal heat vücut sıcaklığı. animal husbandry hayvancılık. animal kingdom hayvanlar âlemi. animal magnetism çekicilik. animal nature insandaki hayvansal t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mikroskopla görülebilen hayvancık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayvanilik, hayvan oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayvanlaştırmak: hazım yoluyla besinleri hayvani madde haline getirmek. animaliza'tion (i). hayvanlaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. animation

sin. ve <İ>TV canlandırma

1. Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sırasında hareket duygusu verebilecek bir biçimde düzenleme ve filme aktarma işi. 2. Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lebhaftigkeit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayat vermek, hayatiyet kazandırmak, ihya etmek, canlandırmak Şevklendirmek. animate (s). canlı; neşeli, hayat dolu. animated cartoon canlı resimlerden ibaret kısa filim, miki filmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). canlılık, hayatiyet şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Notada işaretli pasajın canlı çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). canlı olarak, animato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. animateur

canlandırıcı

Otel, tatil köyü vb. turistik yerlerde konukları eğlendirmek için çeşitli oyunlar, gösteriler yapan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). canlılık veren, canlandıran , hayatiyet veren şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kon). (san). ani bir değişiklikle daha az etkili bir hale gelen ifade ile ilgili; daha önemli bir olayın etkisiyle gölgelenen vaka ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). ifadenin ani bir değişiklikle daha az etkili bir şekil alması; daha önemli bir olayın etkisiyle gölgelenen vaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüksek arkalıklı sandalyede oturulunca başın geldiği kısmı örten bez parçası; koltuk örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıtmaya karşı kullanılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). zıt zerrelerden oluşmuş madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İçinde birden fazla veya çok daire bulunan yüksek bina. Fransızca’da «daire» mânâsındadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaklaşık olarak, takribi, tahmini, yakın. approximately (z). yaklaşık olarak, tahminen, takriben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaşmak, yaklaştırmak, yakın olmak, yakına gelmek, yakına getirmek. approxima'tion (i). tahmin; yaklaşma, yakın olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir veya birkaç manastırı idare eden rahip, yüksek rütbeli papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Arıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temizlenmek, pâk ve tâhir olmak. 2. Zayıflamak, etsiz ve lagar olmak. 3. Hastalıktan kalkmak, şifayâb olmak, iyileşmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Asım).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Avkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğilmek, kıvrılmak, çarpılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Korumak, muhafaza ve himaye etmek. (Bugün barındırmak kullanılır). Siper altına girmek, muhafaza olunmak (bugün barınmak kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (zağarı) Bavlı ile terbiye etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بکسمات] peksimet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki elli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki elin de kullanılmasını icap ettiren .bimanually z. iki elle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيمار] hasta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastane, Ar. Dar-üş-şifâ, Fars. bîmâristân. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيماران] hastalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hastalık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی معنی] anlamsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as it were.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after a fashion. in a sense. somewhat. in a way. in one way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bombalama. BOMBOK (i.). Son derece kötü, pek berbat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. salvo bombing. shelling. salvo. cannonade. drum-fire. prang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bombardment. bombing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bombard. to shell. to scold sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bomber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بوتيمار] balıkçıl, botimar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cayman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzüncü; yüzde bir, yüzde bire ait. centi-, cent- onek yüz, yüzde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. i. denizcilik). 1. Umumiyetle halat ucu. 2. Gemiyi yanaştırıp bağlamak üzere baştan, kıçtan ve bordadan verilen palamarlar. Çıma atmak. Çımayı tutturamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of molding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماع] cinsel ilişki. cimâ etmek cinsel ilişkide bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vapurda ve iskelede çımayı atıp, tutmak işiyle vazifeli tayfa: Vapurun çımacıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cemel’in c. erkek develer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Toplu kabîle. 2. Süvâri birliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Cıvık hale gelmek. 2. Çığırından çıkmak, hoş olmayan bir mecraya girmek: Lâubalileşmek, sululuk etmek: Bu iş iyice cıvıdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). buhranlı yaş devresi; menopoz, adet kesilmesi; (s). buhranlı devreye ait. climacter'ical (s). buhranlı, buhranlı devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zirve ile ilgili; en kritik devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iklim, hava. climat'ic (s). iklimle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klimatoloji, iklimler ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (f) sahika, zirve, doruk, tepe, bir şeyin en yüksek noktası; düğüm noktası; (f). zirveye erişmek, zirveye eriştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bk.) Çoksamak ve çoksanmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (fiz)., (astr). bir hizaya getirmek, paralel hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paralel ışınları husule getiren ayar aleti, kolimatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİMA) (i. A.). Devam üzere, her vakit, bir düzüye: Sabahları daima erken kalkarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. every time. forever. forever more. evermore. ever. forever and ever. forevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. everlasting. forever. for ever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. continually. invariably. all along. ever more. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Kopenhag.

Nüfus: 5.188.000.

Yüzölçümü: 43.080 km2.

Komşuları: Güneyde Almanya, Kuzeybatıda Norveç, Kuzeydoğuda İsveç.

Önemli Şehirleri: Kopenhag.

Din: %91 Evangelist Lutherci.

Dil: Danimarkaca, Faroese.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi (meşruti monarşi).

Tarih: Bishop Absaion, kökeni antik çağlara kadar uzanan Kopenhag kentinin asıl kurucusu olarak kabul edilmektedir. Dones Vikinglerin Ortaçağdaki önemli merkezlerinden birisiydi. Danimarka krallığı 17.yy’a dek, yani güney İsveçteki topraklarını kaybedene kadar çok önemli bir Kuzey Avrupa gücüydü. Norveç 1815’te Scheswig Holstein ise 1864’te ayrıldı. Kuzey Schleswig 1920’de tekrar katıldı. Seçmenler 1992’de reddettikleri AT ile birleşme üzerine yapılan Maastricht Antlaşması’nı Mayıs 1993’te onayladılar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Danimarka ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمات] kız öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (mat). ondalık. decimal fraction ondalık kesir. decimal notation ondalık işaretleme veya notlama .decimal place ondalık hanesi. decimal point ondalık nokta. decimal system ondalık sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyük bir kısmını yok etmek; bir grup içinden her on kişide birini alıp öIdürmek. decima'tion (i). imha, katliam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. décimal

mat. ondalık sistem

1. Temel birimlerin katları ve askatları, bu birimlerin ondalık kuvvetleri olan uzunluk ve ağırlık ölçümlerinde kullanılan sistem. 2. Tabanı 10 olan normal sayma sayılarından oluşan sistem.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstünkörü yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dem). Demler, (bk.) Dem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Beyin, Fars. magz. 2. mec. Akıl, şuur. Muhtel-üd-dimağ = Aklı bozuk, deli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دماغ] beyin. 2.bilinç, şuur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beynin arka taraftaki kısmı. Beyincik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dimağîye). Beyne alt, beyinle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Helâk, mahv.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). on iki veya on ikinciye ait, on ikişer on ikişer; (i). on ikide bir kısım; (çoğ.), (mat.) on iki üzerine kurulan rakam sayma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). On iki imam. Ar. eimme-i isnâ-aşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beyni donmuş. mec. Kabiliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل ایمان] iman edenler, inananlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. expérimentalisme

fel. deneyselcilik

Gerçek bilginin ancak deney yoluyla elde edilebileceğini, bilgilerimizin varsayıma dayanan bir nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini, değerler ile ahlaklılığın mutlak değil, toplumsal olduğunu ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) saygıdeğer, itibarlı, değerli, mümtaz, hürmete şayan; sayılabilir. estimably (z.) saygıdeğer bir şekilde, hürmeteşayan olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i.) fikir edinmek , hukum vermek; takdir etmek, tahmin etmek, kestirmek: paha biçmek: hesap etmek: (i.) hesap, tahmin, takdir; rey; fikir; (ikt.) şirket veya devletin önceden yapılansenelik masraflar hesabı estima'tion (i.) hesap etme; hesap, rey,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zayıf olmak, ihtiyarlıktan eli ayağı tutmaz hale gelmek (Vefik Paşa merhum bunu Türkçe sanıp kırılmak demek olduğunu ve «fanfan ile bir asıldan bulunduğunu söylüyorsa da, Ar. «fanı» sözünün Arapça’da da böyle bir mânâsı olduğundan dilimize Arapça’dan geçmiş olduğunda şüphe yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça fariğ’den gelme olması mümkündür). 1. Fariğ olmak, vazgeçmek: Gönül farımaz. 2. Yılgınlık getirmek, bıkmak, usanmak, bezmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) 1.Sütten kesilmiş. 2.Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz.Peygamber’in Hz.Hatice’den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605’te Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine’de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz.Ali ile evlenmiş, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin, Hz.Ümmü gülsüm ve Hz.Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)’tan sonra 6 ay yaşamıştır. Lakabı Zehra’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fİ = edat, mâ = bağlama, ismi, bâd = zaman zarfı). Bundan sonra, Fars. bâd-ezîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی ما بعد] bundan böyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karışık ve an lamsız söz, saçma ve boş laf

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karmakarışık şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gicişmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) surat buruşturma; (f.) surat buruşturmak, yüz ekşitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yaşlanmış dişi kedi; cadı karı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden saraylarda ve büyük konaklarda haremle selâmlık arasında hizmet gören hadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmederek, hâkimlik ve Amirlik tavır ve tarzıyle: Hâkimâne bir tavırla; hâkimâne emrediyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîme lâyık hal ve surette: Hakîmâne tavır ve hal; hakîmâne sözler; hakîmâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yumuşak huylu olana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Midenin yenilen şeyleri hazmetmek kuvvet ve hassası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Eşek, merkep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمار] eşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HİMAYE) (i. A.). Koruma, sahip çıkma, Ar. siyânet, sahâbet: O adam filânın himayesi altındadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. shadow. umbrella. protection. protectorate. defence. custody. auspices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patronage. protection. defense. support. asylum. auspices. conservation. guard. keeping. overlordship. patronization. safeguard. safeguarding. safekeeping. sponsorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمایه] koruma, esirgeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protectionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protectionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) himaye etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Koruma, korunma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حب الوطن من الایمان] vatan sevgisi imandan gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interior decorator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar) (c. ictimâiyyât). T. Toplanma, bir yere gelme, birikme, yığılma: Birçok halk içtimâ etmişti. 2. Bir meclis veya hey’etin toplanması, Ar. in’ikad: Bugün meclisin, komisyonun içtimâ günüdür. 3. İki veya daha fazla şeyin birlikte bulunması: Ictimâ-ı zıddeyn = iki zıt şeyin bir araya gelmesi, (edebiyat) Ictimâ-ı sâkineyn = iki sessiz harfin yan yana bulunması (astronomi) İki gezegenin yan yana gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathering. meeting. assembly. general meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اجتماع] toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

toplanmak, bir araya gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعات] toplantılar, bir araya gelişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعی] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ictimaiyyata ait. Sosyal, Fr. social.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sosyalleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). insan topluluklarının yaşayışını, bu toplulukları idare eden nizamları inceleyen ilim. Sosyoloji, Fr. sociologie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيات] sosyoloji, toplumbilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتماعيون] sosyologlar, toplumbilimciler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gam» dan masdar). Kederlenme, gamlı ve kederli olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Zararlı yiyeceklerden kaçınma, perhiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTİMAL) (i. A. «hami» den masdar) (c. ihtimâlât). 1. Yüklenme, kaldırmaya iktidar, tahammül: Nâ-tüvandır, anda bû teklîfe yokdur ihtimâl (Fuzûlî). 2. Mümkün olma, imkân, akla yakın olma, bir şeyin olabilmesi: Bu işin bugün bitmesi ihtimali zayıftır. Buna ihtimal vermem. Ağleb-i İhtimâle (ve doğrusu) ağleb-i ihtimâlâta göre = Her ihtimale karşı. İhtimâli yoktur = Mümkün değildir. İhtimaldir (ve doğrusu muhtemeldir yahut) ihtimali vardır = Mümkündür. İhtimâl-i baîd = Uzak ihtimal. İhtimâl-i galib = Kuvvetli ihtimal. Olabilir, belki: İhtimal bu akşam gelirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. possibility. contingency. chance. likelihood. presumption. eventuality. potentiality. prospect. sight. verisimilitude. odds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chance. eventuality. possibility. probability. prospect. contingency. probably. very likely. eventually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probability. probably. chance. choice. liability. lookout. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احتمال] olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احتمال که] belki de, muhtemelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanmak, tahmin etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتمالات] olasılıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtimâmât). Fazla dikkatle çalışma, özenerek çalışma: Bu işe tam bir ihtimâm ile teşebbüs edelim. Fazla ihtimâm gerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solicitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. careful attention. painstaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. careful attention. accuracy. assiduity. elaboration. heed. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهتمام] özen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» den masdar). Mayalanıp kaynama, ekşiyip mayalanma: Hamur, şarap ihtimâr etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İleyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (erkek çift kişi için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilık olmak, soğuğu kırılmak. Az sıcak kalacak surette soğumak: Su ılıdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Mevsimlere dengeli bir şekilde dağılış gösteren bol yağışların düştüğü ılıman bölgelerin ormanlarıdır. Göreli olarak bitki türü sayısı az, fakat aynı türden olan bitkiler veya ağaçlar topluluğu geniş populasyonlar oluşturur. Bu populasyonlar “yosun ormanları,” “subtropikal orman,” “defne ormanları” gibi isimler alır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayri meşru, evlilik dışında doğan; kanuna aykrı; makul olmayan, saçma. illegitimacy i. piçlik, gayri meşru olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Renk değiştirme. 2. Sararıp solma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLTİMAS) (i. A. «lems»

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favoritism. favouritism. favor. favour. pull. pie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favour. favouritism. pull. protection. patronage. favor. favoritism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preferential treatment. protection. patronage. favour. leverage. pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التماس] kayırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.), iltimas yapan, yaptıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favo u ritism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltiması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preferred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. işaretle anlatma, açıktan söylemeksizin bildirme: Gelmeyeceğini bana tmâ atti. Bu hareketi onu imâ ediyor. 2. İşaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusion. hint. suggestion. mention. pointer. adumbration. finger post. glance at. implicitness. innuendo. insinuation. intimation. office. reference. smell. whiff. whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusion. hint. implication. innuendo. insinuation. mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. innuendo. İllusion. allusion. glance. implication. inkling. insinuation. intimation. reference. sound. suggestion. suspicion. type. whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Mission Area; Independent Medical Assessor; Installation Medical Authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Air Force Ready Reservist assigned to a specific position within the active force which he or she would assume upon mobilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

I Might Add. individual mobilization augmentee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit 'a Mother '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institute of Management Accountants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Irish Medical Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inverse multiplexing over ATM An MGX card module that supports T3 or E3 inverse multiplexing on up to 8 T1 or E1 lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The International Magnesium Association. inverse multiplexing over ATM A standard protocol defined by the ATM Forum in 1997.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایما] dolaylı anlatım, işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. Amide). Direk, sütun, amud: Imâdü’d-dîn = Dinin direği. Zât-ül-imâd = Direkli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عماد] direk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Direk, kolon.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f şekil, suret, tasvir, heykel; sanem, put; fikir, hayal; timsal; (bir kimse hakkında) toplumun kanaati; fiz. Işınların etkisi veya mercek vasıtasıyle meydana gelen şekil, görüntü, hayal; f. tasvirini yapmak; yansıtmak, aksettirmek (ayna); hayal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VW200 ve VW60 ev sineması projektörü modelleri ile birlikte gönderilen yazılım paketi. Image Director 3 yazılımı, kullanım kolaylığı için gama düzeltme ayarını düzenlemek ve saklamak üzere, bir RS-232C kablosu ile projektörünüzü bir bilgisayara bağlamanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. betim, betimleme, tasvir; duş, imge, hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tasavvur edilebilir, göz önüne getirilebilir. imaginably z. tasavvur edilebilir surette, göz önüne getirilebilecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayal mahsulu, hayali. imaginary number sanal sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayal gucu; muhayyile, imgelem; hayal; tasavvur; kuruntu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayal gücu kuvvetli, yaratıcı; iyi planlanmış. imaginatively z. hayal gücüne dayanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hayal etmek, tasavvur ve tahayyül etmek, tasarımlamak; zannetmek, farz ve tahmin etmek; kavramak, anlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çog. imagoes, imagines) zool. tamamıyle gelişmiş ve genellikle kanatlı böcek; psik. çocukluktan kalma ana veya baba hayali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. image

ruh b. imge

1. Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri. 2. Duyularla algılanan, bir uyaran söz konusu olmaksızın bilinçte beliren nesne ve olaylar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

image. image imge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

image. established brand , image , market , product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMAL) (i. A. «amal» den masdar) (c. İmâlât). 1. Yapma, İşleme, vücuda getirme: Merinos yününden çuhaha ve ince kumaşlar İmal ederler. Bakırdan güzel kap kaçak imal olunur. 2. Kullanma, yürürlüğe koyma. 3. c. Bir fabrika veya memleketin sanayie ait işleri, mamulat: Bursa tmâlâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacture. production. processing. confection. vintage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication. manufacture. production. making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufacturing. product. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fabricate. to produce. to manufacture. to make. to prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrication. manufactured goods. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufactured goods. products. confection. manufacturing. manufacture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. manufacturer. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyi» den masdar). Bir tarafa eğme, yatırma, meyi ettirme, (edebiyat) Kısa okunmak lâzım gelen sesli harfin arûz veznine uymak için gayri tabii olarak uzatılması kl, yalnız şiirde câizdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اماله] kısa heceyi uzun okuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Üstü kapalı, örtülü bir şekilde söylenen söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connotational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allusive. containing a hint or implication. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMAM) (I. A.) (c. eimme). Namazda kendisine uyulan, cemaata namaz kıldıran kişi: Filân camiin imamı, mahalle imamı, ki camide namaz kıldırmakla beraber, eskiden mahallesi halkının belediyeye ait işlerini, cenaze va nikâh işlerini de görürdü. Tabur, alay İmamı = Osmanlı devrinde askere namaz kıldırmak üzere her tabur ve alay emrinde bulunan imam kl, ilmiye sınıfına mensup olmakla beraber aynı zamanda subay sayılırdı, sarık sarar, cübbesinde şeritleri olurdu. İslâm dininde bir mezhep kurucusu veya büyüğü olan zat. Bu mânâ ile imam unvanı önce Hazret-i Ali ve İmam Hüseyn’ in neslinden birbiri ardınca gelen dokuz kişiye verilip hepsine «eimme-i isnâ aşer = on iki İmam» derler. 3. islâm hukukunda rey sahibi olan büyük bilginler: İmam MAlik, İmam ŞAflt. 4. Bir ilim ve fende sözü senet sayılacak derecede otorite kazanan zat: İmam Gazâlt, imam Sİbeveyh. 5. İslâm halîfesi, i. Şîİ mezheplerinin en büyük başı tanıdıkları hükümdar veya rûhânî. Imâm-ı Azam = En büyük imam: Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe. İmam evi = mec. Kadın hapishanesi

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imam. prayer leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A teacher, or leader of the Muslim prayer The term has another meaning in the Shi'a community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader at the worship service in the mosque In Shi'ite Islam, it refers to the Leader who is a descendant of Ali, the fourth caliph After a certain number of Imams , the last one disappeared without dying and will return at the end of time to bring justic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic term meaning the leader of ritual prayer The term is applied to the prayer leader at public prayers, to the spiritual head of a congregation or school, and especially to the leader of the whole Islamic community For Shiites, the word refers to the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader In the specific sense, Imam refers to those 12 successors appointed by the prophet, on Allah's instructions, to lead the Muslims after him The first of them being Imam Ali and the last of them Imam Mahdi, who has been promised by the prophet to eme

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Islamic religious leader who leads the congregation in prayer; in the Ashirra sect, the Imam is the vampire who provides religious leadership to the local Cainite community; often the local vampiric imam and sultan are one and the same, or they have so

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The man who leads the prayers in Mosques and helps people understand the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Sunni Islam, the leader of ritual prayer; in Shi'a Islam, the successor and heir to 'the light of Muhammad '. the leader of an Islamic community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The person who leads the prayer or service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A religious leader; specifically, one of the hereditary successors of Muhammad, venerated Shiite Islam A religious leader; specifically, one of the hereditary successors of Muhammad, venerated Shiite Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Word used in several senses In general use, it means the leader of congregational prayers; as such it implies no ordination or special spiritual powers beyond sufficient education to carry out this function It is also used figuratively by many Sunni Musli

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally the leader of congregational prayers, implying no ordination or special spiritual powers beyond sufficient education to carry out this function The word is also used figuratively by many Sunni Muslims to mean the leader of the Islamic community

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader of a prayer; may also be employed or appointed head of a Mosque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who leads a prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim teacher, serving as a priest in a mosque, who recites the prayers and leads the devotions of the faithful. belief. or Imaam 'A leader ' This word has slightly different meanings in different contexts For example, the person who leads the congregati

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader of the congregational prayer that Muslims offer five times a day It is sometimes used to refer to the head of the Islamic State. the man who leads prayers in a mosque; for Shiites an imam is a recognized authority on Islamic theology and law and a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امام] namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imam. imamate i. imamlık; bir imamın hüküm surduğu memleket

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Namazda kendisine uyulan kimse. 2.Önde bulunan, önayak olan kimse. 3.Halife. Devlet başkanı. 4.Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5.Hz.Ali neslinden gelen. 6.İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

split aubergines with tomatoes and onions. eaten cold with olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dish prepared with eggplant. onions and olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çubuk ve sigaralığın başına takılan kehribar vesaireden ağızlık. 2. Teşbihin başındaki uzun tane ki, ipliğin iki ucu bunun içinden geçip kamçıya bağlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kehribar vesaireden çubuk imâmesi vesair şeyler yapan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İmamlık, namazda kendisine uyulan zâtın hal va sıfatı: Bu camide kim imâmet ediyor? 2. İslâm mezheplerinde veya dinî bilgilerinde imam unvanı. 3. İslâm halifeliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İmam sıfat ve vazifesi: Bu camide kim imamlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imamate. duties and rank of imam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMAN) (i. A. «emn» den masdar). 1. inanma: Kadere imanım vardır. 2. islâm dinini kabûl etme, Tanrı’nın birliğini ve peygamberimizin peygamberliğini tasdik eyleme, kalb ile tasdik ve dil İle ikrâr eyleme: İmân etmek. İmana gelmek, iman getirmek = Mü’min olmak. mec. İmana gelmek = Sonunda hakkı teslim ve kabûl etmek, nihayet doğru yola gelmek: Hah şöyle, imana gel!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faith. belief. faithfulness. religion. credo. creed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. creed. faith. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith. adherence to Islam. religion. absolute conviction. confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faith, specially in its subjective meaning, the faculty of believing the revelations of Allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

True faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faith, trust, belief, acceptance From amana, to believe; and amina, to be tranquil in heart and mind, to become safe or secure, to trust; amana to render secure, grant safety Iman is being true to the trust with respect to which Allah has confided in one

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for 'faith'; the doctrinal aspect of the Moslem faith, distinguished from ritual practices. or Imaan 'Faith'-- Heartily acceptance and verbal confession thereof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faith and trust in Allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایمان] inanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

inanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true believer. man of faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful. believing. religious. believer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. having religious faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (İlâç, tedbir ve çare demek olan «em» veya «eym» den olmak ihtimali vardır). Kayırmak, gözetmek, temin etmek, çaresini bulmak; kendini korumak, kayrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Allah ve peygamberine inanmayan, dinsiz, Ar. mülhid. 2. mec. Merhametsiz, insafsız, gaddar. 3. Yağsız, yavan, kuru: İmansız peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbeliever. faithless. atheist. infidel. miscreant. misbeliever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. having no religious faith. godless. infidel. unbeliever. ungodly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), insafsızlıkla, merhametsizce, insafsız bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelief. disbelief. infidelity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMAR) (I. A. «umrân»dan masdar) (c. İmârât). Şenlendirme, mamur ve Abâdân etme: Başbakanlığını imarla geçirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconstruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public improvements. public works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development and construction of public facilities. roads and utilities. development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şenlendirme, bayındırma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. imârât, amâir). 1. Mâmurluk, bayındırlık, ümran; bir yeri mamur ve bayındır etme: lmâret-1 bilid = Beldenin bayındırlığı. 2. Fukaraya ve medreselerde oturanlara ekmek, çorba vesaire pişirip vermeye mahsus hayır kurumları: Cami imâretleri. mec. Imâret çorbası = Bedava şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hostel for pilgrims in Turkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عمارت] aşevi. 2.bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İmâreti idare eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mevt» ten masdar). Ölüme sebep olma, ölü hâline koyma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. baskı ruhsatnamesi (özellikle Katolik Kilisesi tarafmdan verilen).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cansız, ruhsuz, ölü; donuk, sönük. inanimate nature. cansız maddeler. inanimately z. cansız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Dilimizde donma mânâsiyle kullanılmışsa da, yersiz ve yanlış olup aslında incimâd yerine cümOd ve müncemid yerine câmid demek daha doğru olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbirine geçme, kilitlenme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz; paha biçilmez, takdiri imkansız; çok kıymetli. inestimably z. hesaba gelmez derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bölünemeyecek kadar küçük, parçalara ayrılamayan; i., mat. hududu sıfıra yaklaşan miktar. infinitesimally z. pek az, hemen hiç gibi, son derecede (küçük).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). Bir şeyin üzerine fazlaca düşme, büyük bir istekle teşebbüs etme: Derse inhimâkle çalışıyor. Halkın modaya fazla inhimâki var.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انهماک] aşırı düşkünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir nesil ve nesebe mensup olma, intisab.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ima etmek, dolayısıyle anlatmak. intima'tion (i.) ima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çok yakın dostluk ve ilişkiye ait; deruni, içten, yürekten, candan; mahrem; yakından; (i.) teklifsiz dost; candan arkadaş. be intimate with ile samimi olmak; kanun dışı cinsi münasebeti olmak. intimacy (i.) mahremiyet, teklifsiz dostluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zamm» dan masdar). Katılma, eklenme, Osm. zam, ilhak ve ilâve olunma, munzam olma: Mevcut olan rahatsızlığa bir baş ağrısı da inzimam etti. Filânın inzimâm-ı re’yl ila = Onun dahi fikri bu yolda olduğu halde, onun da rızasiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انضمام] eklenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ıslah olunamaz. irreclaimably (z.) tamamen (kaybolmuş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. fizik). Işımak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlamak, parıldamak, yalabımak, Osm. lâmî, zıyâ-pâş olmak: Kandil, elmas, ateşböceği ışıdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parlak, aydınlık yüzlü kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sem’» den masdar). 1. Dinleme, kulak verme: Ders, vaaz, hadîs, dâvâ istîmâ etmek. 2. Dinleyip kabûl etmek: Feryadımı, nasihatimi istîmâ etmedin. 3. işitme, Osm. mesmû olma: Bu beyti kendisinden istîmâ etmiştim: istîmâ-ı havâdis (bu mânâ ile kullanmak pek doğru değildir). 4. Doktorun bir hastalığı anlamak için kulak verip dinlemesi. Ar. istiksâ: Göğsümü istîmâ etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استماع] dinleme, kulak verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulak vermek, dinlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİMAL) (i. A. «amel» den masdar) (c. istimâlât). Kullanma: Silâh istimal etmek; bu kelimeyi hangi mânâda istimal ederler? Hüsn-i istimal = Güzel kullanma, yerine sarfetme: Nüfuz ve iktidarını hüsn-i istimal ediyor. SOlstîmSI (sû-i istimâl) = Yersiz ve kötü kullanma, haddini aşarak yolsuz harekette bulunma: Vazifesini, hükümet nüfuzunu, emniyeti suiistimal etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şumûl»den masdar) (c. iştimâlât). Kaplama, çevirme, şâmil ve hâvi olma: Bu sözlük bütün kullanılan kelimeleri iştimal ediyor (saâdet-iştimâl gibi, Osm. terkipler yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

using. employing. making use of a thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتمال] kapsama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİMALE) (i. A. «meyi» den masdar) (c. istimâlât). Meylettirme, cezbetme, gönül alma, vaatlerle avutma: istimâletle yüze güldüğüne bakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemm» den masdar). Koklama, kokusunu alma: Iştimâm-ı ezhâr = Çiçekleri koklama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Amân» dan masdar). Aman dileme, af dileyerek teslim olma: Istîmân eden haydutlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. estimare). Değer takdiri, gümrükte ticarî mallara baha biçmek vazifesi: Istimâre memuru = Eşyaya kıymet biçen memur, muhammin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gümrükte ticarî m8İlara baha biçen memur, Ar. muhammin, istimator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. estimatore). Gümrükte ticarî mallara baha biçen memur, Ar. muhammin; istimâreci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتماد] güven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvenilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir ülkeye tâyin olunan elçiye, devleti tarafından verilen mektup ki, elçi, onu gittiği devletin başkanına sunarak elçi tanınır: Yeni Fransa büyükelçisi İtimâd-nâmesini takdîm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devletin İtimâdı, güveni. 2. Safevî sadrâzamlarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güvenerek, dayanarak, istinat ve emniyet ederek, inanarak: Sizin sözünüze İtimâden bu işe teşebbüs ettim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتمادا] güvenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اعتمادنامه] güven mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİMAD) (i. A. masdar). 1. Dayanma, Ar. istinâd. 2. Güvenme, emniyet: Size itimadım vardır; o adamın sözüne itimat olunmaz, (askerlik). İtimat hattı = Mukavemete ve icabında çekilip dayanmaya elverişli müstahkem mevkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. trust. reliance. belief. credence. dependence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. reliance. trust. confidence güven. güvenç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. reliance. trust. assurance. credence. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to believe. to confide in. to trust. to rely upon. accredit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reliable. trustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credentials. ambassador's letter of credence. letters of credence. letters credentials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unreliable. untrustworthy. distrustful. sceptical skeptical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disbelief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of trust. disbelief. distrust. doubt. mistrust. untrustworthiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İtimat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı yanlış bir terkiptir; kaabız-ı mâl olmalıydı). Meyve ve sebze yetiştiricileriyle manavlar arasındaki aracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman in fruit. vegetables. fish. wholesale. income collector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman's business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızmak, azarlamak, paylamak, Osm. tâzîr etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalkımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.). Sıçramak, fırlamak, hoplamak, şaha kalkmak: At, balık kalkıdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (kuş) Pislemek, çımkırmak. 2. (kazlar) Bağırışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kargamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hayvanın karnını yoklayıp semizliğine bakmak: Kuzuyu karımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşımak işi. bk. Kaşımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tırnakla veya diğer sert bir şeyle vücudun kaşınan yerini oğmak, tahrîş etmek: Baş kaşımak. 2. Kazımak, aşındırmak, oymak: Tahtanın yüzünü biraz kaşımalı. Baş kaşımaya vakit bulamamak = Pek meşgul olmak. Boyun kaşımak = Mahcup olmak. 3. mec. Tahrik etmek, durmadan hatırlatıp canlı tutmak, canlandırmak (iyi vak’alar hakkında kullanılmaz): O üzücü olayı o kadar kaşımayınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch. to scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scratch an itchy place. scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kayıp sıvışmak, sıyrılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k’lar uzun) (i. A.). Kemirici hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kazımak işi. bk. Kazımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrape. scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curettage. scraping. engraving. shaving. curetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Keskin bir Aletle kaşır gibi yaparak yüzeydeki şeyi oymak: Şu tahtanın boyasını, şu kâğıdın yazısını kazımak lâzımdır. 2. Fazla ve sert kaşımak: Artık arkanı kazıyıp durma. 3. Yüzmek, yolmak, fena tıraş etmek: Meşin yapmak için derileri önce kazırlar, sen şu sakalı kazımalısın, kör bir ustura ile yüzümü kazıdı. 4. Oymak, çukur yaparak nakşetmek veya yazmak, hâk etmek: Mühür kazımak san’atını çok iyi bilir, şimşir üzerine resim kazımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incise. scrape. to scrape. to scrape off. to shave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scrape. to scrape sth off. to shave. to engrave. erase. incise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kelime). Kelimeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کلمات] kelimeler, sözcükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

büyük bir özenle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kerim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kerem sahibine ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırpmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

climate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. climatologue

iklim bilimci

İklim bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. climatologie

iklim bilimi

İklimleri inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

climatology. climatology iklimbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

climatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exterminate. root.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to root out. kill off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Vagon bölmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gönül alıcı söz iltifat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. flattery. bouquet. sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. flattery. mealy-mouthed flattery. soft soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) laehrymal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göz yaşına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşru kılmak, kanuna uygun kılmak; nesebini tasdik etmek, tasdik etmek. legitima'tion i. meşru kılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşru, kanuna göre, kanuna uygun, kanuni; meşru olarak doğmuş; mantıki, düşünceye uygun, elverişli. legitimate child meşru çocuk. legitimate stage oyuncuların ve seyircilerin bir arada bulundukları canlı tiyatro. legitimacy, legitimateness i. kanuna

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لئيمانه] alçakça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Perunun başşehri, Lima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

lima fasulyesi, iri ve yassı taneli bir çeşit fasulye, bot. Phaseolus limensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca). 1. Gemilerin barındıkları ve rüzgârdan emin olarak boşanıp doldukları, saklı tabiî veya sun’İ koy, Ar. mersâ: Limana girmek. 2. Liman roisi = Liman işlerini idare eden ve limana girip çıkan gemilerden resim alan denizci subay. Liman odası = Liman reisinin idarehânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harbor. harbour. port. seaport. haven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anchorage. harbour. haven. port. harbor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The deposit of slime at the mouth of a river; slime. a long narrow lagoon near the mouth of a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port. seaport. harbour. haven. wharfage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long narrow lagoon near the mouth of a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port reeve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

port reeve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Limana girmek, limanda durmak: Gemi bir koyun içine limanladı; beş gün İzmir’de limanladık. 2. Sükûnet bulmak, yatışmak: Hava, deniz limanladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Liman gibi yer, emin ve mahfuz koy: Orada bir limanlık vardır. 2. Sükûn, sükûnet: Ortalığın limanlığı. 3. Liman olunabilir, mahfuz: Limanlık bir koy; denizin orası limanlıktır. 4. Sakin, sükûnetli, dalgasız: Hava, deniz limanlıktı. Sütliman = Sakin, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used as a port. suitable for use as a port. calm. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used as a port. suitable for use as a port. calm. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., meteor. geniş bir alanda hüküm süren genel iklim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. maximale

en çok, en büyük, en yüksek

“En çok, en büyük, en yüksek” anlamlarında kullanılır.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azami, en büyük, en fazla. Maximalist i. aşırı sol kanat üyesi (bilhassa eski Rus Sosyalist partisinde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملک سيما] melek yüzlü güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Melek şimali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güneş ile ay.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. binde bir, binde bire ait; i. binde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Mİ’MAR) (i. A. «umrân» dan). Binaların projesini yapan ve inşaata nezaret eden mühendis: Mimar Sinan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architect. master builder. builder. surveyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİMARİ) (i. A.) (mü. mîmâriyye). 1. Mimarlığa ait. 2. Mimarlık ilim ve bilgisi. Usûl-i mîmâriyye = Mimarlığın çeşitli ekolleri, Fr. style.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mimarlık hakkı, bir bina inşası için mimara verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mimar sıfatı. 2. Mimarî ilmi: Mimarlıkta mahareti vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architecture. architectonics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architecture. being an architect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

architecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. minimal

en az, en küçük, en düşük

“En az, en küçük, en düşük” anlamlarında kullanılır.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en az, en aşağı, asgari minimal art biçim ve renk gibi unsurları en basit veya temel öğelerine indirgeyen bir sanat şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلمات] bayan öğretmenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cömert adama, velinimete yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülümseyerek, tebessümle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Pişmân olarak, pişmanlıkla.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haleb’te doğmuş, asıl adı Mustafa Naim’dir. Naima tarihiyle meşhurdur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nerim). - Rüstem’in dedesi olan Şam’ın babası.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı, aydınlık yüz.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. optimal

ekon. ve mat. en uygun

“En iyi, en uygun, en yüksek” anlamlarında kullanılan bir söz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best or most favorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a trajectory, path, or control motion, one that minimizes or maximizes some quantity or combination of quantities such as fuel, time, energy, distance, heat transfer, etc This optimum condition, or path, is commonly calculated by a type of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best or most favorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a trajectory, path, or control motion, one that minimizes or maximizes some quantity or combination of quantities such as fuel, time, energy, distance, heat transfer, etc This optimum condition, or path, is commonly calculated by a type of m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimal , optimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Konuşmasız, sessiz ve yalnız işaretlerle oynanılan tiyatro oyunu. Pandomima oynamak — mec. Dil bilmeyip de sadece el, kol işaretiyle meram anlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). 1. Yara bakımı, yaranın temizlenip ilâçlanması. 2. Vücudun herhangi bir yerini, tedavi maksadıyle alkol, sıcak su, soğuk su vs. ile belirli bir süre ıslak tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir organın asıl görevini sağlayan temel doku.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parenchyme

anat. özek doku

Selüloz çeperleri kalınlaşmış, odunlaşmamış olan, değişik görevler yapan hücrelerin oluşturduğu doku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sondan bir evvelki; i. kelimenin sondan bir evvelki hecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Tabiî olarak masaya benzer dik taşların üstüne yerleşmiş yassı kaya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nedâmet getirmiş, nâdim, pişman, (bk.) Pişman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشيمان] pişman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu yazılım, fotoğrafları, hareketli görüntüleri ve sesleri dosyalamak ve düzenlemek için kullanılabilir. Çok kolay kullanıma sahiptir. Ciddi ve eğlenceli özelliklerin yanı sıra bir çok görüntü geçişi olanağı sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. dış görünüşe göre, yüzünden, ilk bakışta. prima facie evidence huk. karşıtı ispatlanıncaya kadar geçerli olan delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce gelme, ileri gelme; baş papazlık; papalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Operada baş kadın rolünü oynayan artist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna. diva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prima donna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

primadonna; k.dili sinirli ve kibirli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemiye yükletilen mallara iyi bakılsın diye eskiden gemicilere ve süvariye verilen para; kaptan aidatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esasi, asli; baş, başlıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. asıl, ana, asli, birinci, esasi; başlıca, ileri gelen; ilkel, ilksel, iptidat; i. birinci sırada olan şey; A.B.D. parti adaylarının seçimi. primary coil transformatörde ana sargı. primary school ilkokul. primar'ily z. evvela; aslında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. zooloji). Bütün maymun çeşitlerini içine alan memeliler takımı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. primate

hay. b. maymun

Dört ayaklı, iki ayağı üzerinde de yürüyebilen, ormanda toplu olarak yaşayan, kuyruklu hayvan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baş piskopos; zool. primat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. yakınsal, uzvun bağlanma noktasına yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en yakın, hemen yanındaki. proximately z. yakın olarak, bitişik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acıyıp esirgeyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Verim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rendement

verim

Çalıştırılan, işletilen, bakılan bir şeyin verdiği sonuç veya bu sonucun niceliği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

output. yield. production. profit. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

efficiency. output. yield. production. capacity. annual output. commercial efficiency. labo u r performance. make. spoils. useful work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonefficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden canlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. azar, paylama, tekdir; f. azarlamak, tekdir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (etler) Gevşeyip sarkmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صميمانه] içtenlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bir organ). Keskin bir ağrı ile eğrımak: Yüreğim, midem, karnım sancıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ache gripingly. ache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) altmış sayısına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİMA) (i. A.). Yüz alâmetleri, çehre, beniz: Simasından bellidir. Melek-simâ = Melek çehreli, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. cast of features. visage. front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. features. personage. sima. cast of features.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cyma. rock that form the continuous lower layer of the earth's crust; rich in silicon and magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. figure. person. complexion. countenance. visage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rock that form the continuous lower layer of the earth's crust; rich in silicon and magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سيما] yüz. 2.kişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre, beniz. 2.Kimse, insan, tip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (Sim = gümüş, Ab = su). Cıva.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيماب] cıva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kulak deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bozmak, kırmak, kesmek, kesip mahvetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sol taraf, sol el. 2. Kuzey. Şimâl-i şarki — Kuzeydoğu. Şimâl-i garbi = Kuzeybatı. Şimal rüzgârı = Poyraz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمال] kuzey. 2.sol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimalden, kuzeyden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمالا] kuzeyden. 2.kuzeyde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şimâliyye). Şimale, kuzeye ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شمالی] kuzeye ait. kutb-i ~ kuzey kutbu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sımâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t. A.). 1. Tıpa, tıkaç. 2. (tıp) Kan damarlarında olup damarı tıkayan kan pıhtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüz bulup azmış, şımarmış: Şımarık çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoilt. saucy. sassy. pert. perky. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. forward. pert. spoiled. saucy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoiled by overindulgence. pert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azmak, yüz bulup Haddini aşmak: Bu çocuk şımarmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yüz verip azdırmak: Bu çocuğu annesi çok şımartmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosset. spoil. spoonfeed. baby. feather-bed. cocker. coddle. cosher. dandle. indulge. pamper. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coddle. cosset. indulge. pamper. spoil. to spoil. to indulge. to pamper. to cosset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spoil sb. cosset. indulge. mollycoddle. pamper. spoil. wet nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (m. sima.). Damgalar, alâmetler, nişanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سماط] sofra. 2.ziyafet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yüz, çehre, benizle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

18. yüzyıla gelinceye kadar, cambazlık, ateş yutma vb. gösteriler sokaklarda halka, saraylarda ise asillere yapıyordu.

Philip Astley, bugünkü modern sirklerin kurucusu kabul edilir. 1763 yılında kurduğu sirkinde, ana gösteri ata binilerek yapılanlardı. Astley atlar bir daire etrafında döndüklerinde, binicilerin at üzerinde daha rahat ayakta durduklarını bildiğinden, sirk çadırım ve gösteri yerini bir daire oluşturacak şekilde düzenledi ve atların gösteri sırasında, daima daire biçiminde dönmelerini sağladı.

Bir başka sirk sahibi, Antonio Franconi’de, dairenin en uygun çapının yaklaşık 13 metre olduğunu saptadı ki, bu mesafe bugün bile kullanılan ölçüdür.

Son bir not olarak, İngilizce’si ‘circus’ olan sirk kelimesinin, Latince’de daire anlamına gelen, ‘circle’dan türediğini de belirtmeden geçmeyelim.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. arınmış, tasfiye edilmiş; yükseltilmiş; yüceltilmiş; i., kim. süblime, aksülümen. corrosive sublimate süblime, biklorit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., kim. sublimleşmek, sublimleştirmek; arıtmak, tasfiye etmek; psik. bilinçaltına itilmiş yasak güdüleri toplumca kabul edilir şekle yöneltmek, yüceltmek . sublima'tion i. süblimleşme; arıtma; yüceltme, yükseltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embezzlement. graft. jobbery. malversation. misapplication. corrupt practices. self- abuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse. malfeasance. misappropriation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misuse. malversation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. corruption. misuse. embezzlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kanuni Sultan Süleyman

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead calm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very still and silent. like a millpond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (askerlik). Sağlam mevziler, sağlamlaştırılmış mevziler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intrenchment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortifications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تحکيمات] sağlamlaştırmalar. 2.sağlamlaştırılmış yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archipelago. group of chain of islands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Birbirine yakın birkaç adanın bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taksim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale. divisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisions. sections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقسيمات] bölümlendirme, bölme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Talapımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Talapsımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.), (dişi hayvan) Erkeğini istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Baltabaş olmayan geminin başında aşağıdan yukarıya ve ileriye doğru uzanan ağaç ki, ucuna baş şekli konur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). Talimarı olan gemi ki, olmayanına «baltabaş» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) TAlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction. instructions. direction. rule. directive. charge. commission. precept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. direction. instruction. instructions. directions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instructions. directions. acting order. body regulations. direction. directive. letter rogatory. guiding line. policies. precept. prescription. regulation. rules of action. terms of reference. working guides. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Yönetmelik. (bk.) TAlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulations yönetmelik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulations book. regulations. rules. by-laws. guide. instruction manual. instruction sheet. letter of instruction. standing rules. regulatory statute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recognition. acknowledgement. recognizance. identification. spotting. familiarization. acquaintance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identification. recognition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledge. acknowledgment. recognition. acknowledgement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birisini bilmek: Ben, bu adamı tanımıyorum; kendisi beni tanıyor. 2. Fark etmek, ayırmak, kim olduğunu seçmek, teşhis etmek: Sizi birdenbire tanıyamadım. 3. Kabûl ve tasdik etmek, inanmak: Allah’ı tanımayan adamdan ne umulur? 4. İtaat etmek: Küçük, büyüğü tanımazsa onunla iş görülemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

know. recognize. identify. get to know. be recognizant of. own. legitimize. legitimatize. acknowledge. be acquainted with. affiliate. ken. spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledge. distinguish. give. identify. know. own. recognize. spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to know. to recognize. to be acquainted with. to know well. to distinguish between. to acknowledge. to respect. to listen to. to pay attention to. to hold sb responsible. recognise. to make acquaintance. approve. familiarize. give scope for. note. own. pl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disavowal. disclamation. nonacknowledgement. nonrecognition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheistic. atheist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative reforms. reforms. reorganizations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative reforms (1839.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) T. Tanzimat taraftarı. 2. Tanzimat hareketinde vazife almış olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrying. carriage. transportation. transport. shipping. conduction. conveyance. freight. haulage. portage. removal. traction. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. carriage. conduction. freight. haulage. portage. shipping. take. transit. transmission. transport. transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry. to transport from one place to another. to bear. to support. bearing. carriage. carrying. conveyance. conveying. exchange order. haulage. hauling. hotel package. tote. transmission. uninsured working expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. transporter. shipping agent. forwarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transportation. carrying trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transport. transportation. transporting. carrying. shipping nakliyecilik. nakliyat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the transport business. shipping. the forwarding business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerden bir yere götürmek, nakletmek: Yarın eşyayı yeni eve taşıyacağız. Bu kitapları nereye taşıyacaksınız? 2. Üstünde bulundurmak, yüklenmek: Üstünde para taşımaz. 3. mec. Bir yerden bir yere söz götürüp dedikodu yapmak: Söz taşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. transport. bear. wear. bear away. carry away. convey. haul. put across. relocate. remove. run. stanchion. sustain. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. carry. cart. conduct. convey. ease. ferry. haul. lug. receive. tote. transfer. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. transport. to carry. to transport sth from one place to another. to bear. to support. cart. catch up. convey. haul. mount. pack. receive. sustain. tote. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصميمات] kesin kararlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) TAzîm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعليمات] direktif.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

direktif vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعليمات نامه] yönetmelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تهی مغز] samankafalı, boşkafalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تریمات] onarımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

terzarima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delivery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good delivered. deliveries. money paid over to sb. payments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roundsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial port. trading port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir hastaya yahut yarasına veya hayvana edilen hizmet, bunlara bakma. Hastayı timar etmek = Bakmak. Atı timar atmak = Temizleyip hizmetini görmek. 2. işlemek, bakmak, hizmetini görmek: Siz bağı timar etmemişsiniz. 3. Eskiden cariyelerin dinlenmek için bir yere gitmesi: Filin kalfa timara çıktı. 4. Vaktiyle sipahilere mâlikine olarak verilen arazi. Harbe şevkine mecbur oldukları muayyen miktar askere mukabil o arazinin öşrünü alırlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grooming. currying. feudality. fief. feud. benefice. manor. vassalage. vavasour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grooming. fief held under condition of military service. benefice. crown land. feoffment. feud. feudal tenure. fief feoff. manor. vassalage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تيمار] bakım. 2.tımar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timarcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Timara yani öşrünü aldığı araziye mâlik sipahi. 2. Bir hastahanede hastaların yaralarını bağlayıp değiştiren hastabakıcı, pansumancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groom. stableman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. timar’dan yapılma veya bîmâr-hane’den galat). Akıl hastalarına mahsus hastahane, Ar. dâr-üş şifâ. Timarhane kaçkını = Deli, delice hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedlam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. bin. bughouse. nuthouse. lunatic asylum. mental hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. insane. nut house. bedlam. detention hospital. institution. mental institution. madhouse. nut college. reception institute. retreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيمارخانه] akıl hastanesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escaped lunatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who is fit for the insane asylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. timâriyye). Tımarla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to groom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public transportation. collective transport. bulk transport. mass transit. mass transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulk transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kelimenin son hecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. son, nihai, en son, en uzak; esas, cüzlere ayrılmayan, çözümlenemez; müfrit, aşırı; en büyük, en yüksek (kuvvet); i. sonuç. ultimate reality son gerçek. ultimate weapon herkesi öldürecek olan silâh. ultimately z. eninde sonunda, nihayette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir devlet tarafından, bir anlaşmazlık karşısında, diğer devlete yapılan son ve kesin ihtar ki, kabul edilmemesi savaşa yol açabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultimatum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal notice. ultimatum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta,-s) ültimatom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. değerinin altında paha biçmek; i. değerinin altında paha biçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaratma kabiliyeti olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yirminci; yirmilerle devam eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denying. denial. rejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlamak, parıldamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yan yürümek, çarpık yürümek. 2. Taklit etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Yansımak işi. 2. Bir şeyin sesine benzeyen seslerle yapılan kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebound. reflection. reflex. reflexion. repercussion. response. reverberation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflection. repercussion. mirror. echo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. reflection. echoing. repercussions. reverberation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere çarpıp istikamet değiştirmek, aksetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebound. reverberate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to be reflected. to echo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. rebound. reflect. reverberate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Üç tarafı suyla çevrili kara parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chersonese. peninsula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peninsula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peninsula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Görüntüdeki yüzleri algılar ve odak, pozlama, beyaz dengesi ve flaş ayarını otomatik olarak ayarlayarak doğal portreler çekmenizi sağlar. Bir alanda en fazla sekiz kişinin yüzü algılanabilir. Öncelik, çocuklar veya yetişkinler için ayarlanabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulümle yapılan, gaddarcasına. 2. Zalime yakışır surette, zulümle: Zâlimâne vuruyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظالمانه] zalimce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Lapa, yakı. Zımâd-ı hardal = Hardal yakısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezimme). 1. Yular, dizgin. 2. mec. idare, yönetme: Zimâm-ı umuru eline aldı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زمام] yular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zimâm = yular, Fars. dâşten = tutmak). Yuları tutan, idare eden: Zlmâm-dâr-ı umâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ زمامدار] yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by