Inan ne demek? | Inan anlamı nedir? | Inan

Inan anlamı nedir?

inan ne demek?

inan anlamı nedir?

inan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: inan

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnanma, emniyet, güven, Osm. itimat, kanaat, yakîn: İnan gelmek = Kanaat hâsıl olmak, inanmak. İnan olsun = İnanınız 2. İman, itikad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ainne). 1, Dizgin: İrhây-ı inân etmek = Dizgini gevşetmek, koyuvermek, hayvanı koşturmak. Atf-ı inân, ircâ-ı inân etmek = Dizgini çevirmek, başka tarafa döndürmek, saptırmak. 2. mec. İdare: İnân-ı devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accredit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accredit. reliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنان] dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dizgin. 2.İdare etme, yürütme. 3.(Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutkal gibi yapıştıran. agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram), bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative (s). yapıştırma işlemine ait; (gram). bitişken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet’in c. cennetler, uçmaklar, bahçeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنان] cennetler. 2.bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi’nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. matematik). Denklemlerin çözümlerini kolayca bulmaya yarayan matematik tablosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serving to determine or limit; determinative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which serves to determine; that which causes determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of a series of products of several numbers, these products being formed according to certain specified laws A mark or attribute, attached to the subject or predicate, narrowing the extent of both, but rendering them more definite and precise. a de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, whether event, characteristic, or other definable entity, that brings about change in a health condition, or in other defined characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any factor, event, characteristic, or other definable entity that brings about change in a health condition or other defined characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any definable factor that effects a change in a health condition or other characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The attribute on the left-hand side of the arrow in a functional dependency. risk factors that include exposure level and influences probability of cumulative exposures, peak or remote exposures, recent or lagged exposures according to duration, place, en

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). tayin eden, tarif eden; hükmeden, galebe çalan; (i). etkileyen veya tayin eden şey; (mat). determinant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakimiyet, salahiyet, tahakküm, üstünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide dizinin durak perdesinden sonra en mühim perdesi. T. güçlü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dominante

baskın

Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ruling; governing; prevailing; controlling; predominant; as, the dominant party, church, spirit, power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth tone of the scale; thus G is the dominant of C, A of D, and so on. the fifth note of the diatonic scale exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage' of gene

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fifth note of the diatonic scale. exercising influence or control; 'television plays a dominant role in molding public opinion'; 'the dominant partner in the marriage'. of genes; producing the same phenotype whether its allele is identical or dissimil

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A relative term describing the relationship of one allele to a second at the same locus when an animal heterozygous for these alleles expresses the same phenotype as an animal homozygous for the first allele The second allele of the pair is considered rec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chord based on the fifth degree of the diatonic scale being used A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of the diatonic scale This applies tomajor and minonr keys The dominant note in the key of C is G, for example.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele is said to be dominant if it expresses its phenotype even in the presence of a recessive allele See Allele, Phenotype, Recessive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present See also: gene, genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gene that almost always results in a specific physical characteristic even though the patient's genome possesses only one copy With a dominant gene, the chance of passing on the gene, which may cause a condition or disease, to children is 50-50 in each

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extent to which a gene is expressed; dominant indicates that it is expressed a lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heritable character possessed by one parent of a hybrid which, when pure, will express itself in the hybrid to the apparent exclusion of the opposite or recessive character in the other parent Also a species that comprises the majority of biota in an ec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with crowns extending above the general level of the canopy and receiving full light from above and partly from the side; taller than the average trees in the stand with crowns well developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele or phenotype that is expressed in either the homozygous or the heterozygous state. a trait governed by an allele that can be expressed in the presence of another, different allele Dominant alleles prevent the expression of recessive alleles in h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alleles that determine the phenotype displayed in a heterozygote with another allele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Trees with well developed crowns which are above the canopy and receive direct sunlight from above and partially from the side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present Source : Human Genome Project Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of a diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., biyol başat özellik; (müz). sol notası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., hakim, mütehakkim, idare eden, yöneten, galip, tesirli, nüfuzlu; (müz). bir gamda sol notasına ait, dominant; (biyol). başat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maliye, mali işler; (çoğ). mali durum; gelir; (f). bir kimsenin veya müessesenin mali işlerini idare etmek; bir işin masraflarını karşılamak; mali teşebbüslere sermaye yatırmak veya temin etmek. financial (s). mali. financial engagements mal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maliyeci, sermayedar; banker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. finance

1. para, mal, 2. mali işler

1. Kazanç. 2. Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. long-term bonds. leading figures in finance , industry and trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial. monetary. pecuniary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yatırım İçin lâzım olan parayı temin etmek mânâsındaki finanse etmek fiilinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. financé

ekon. akçalanmış

“Akçalanmak” anlamındaki finanse edilmek, “akçalamak” anlamındaki finanse etmek birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Finanse etmek işi yahut bu maksatla temin edilen pare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financing. finance. a financing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financing. finance. floating. funding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Commercial Papers)

İhraçcıların borçlu sıfatı ile düzenleyip ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı kısa vadeli sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(General Finance Corporations)

(Corresponding Special Purpose Vehicles in Securitization) Alacakların temellükü ve bu alacaklar karşılık gösterilerek düzenlenen varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracı ve halka arzı amacıyla kurulan anonim ortaklıklardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâincesine hainlikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خائنانه] haince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dizginleri beraber olan, yani birlikte hayvan yürütenlerin beheri, atbaşı beraber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگنان] herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inceden inceye, pek ince ve derin: Hurdabînâne tetkik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Başa kakma, minnet: İhsân-i bî-imtinân — Minnetsiz ihsan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), itimada değer, doğru, mevsuk, emin, mutemet (bugün inan mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith. confidence. religion. affiance. conscience. conviction. credence. credo. creed. cult. dogma. faithfulness. opinion. persuasion. positiveness. reliance. tenet. opinions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith. confidence. religion. affiance. conscience. conviction. credence. credo. creed. cult. dogma. faithfulness. opinion. persuasion. positiveness. reliance. tenet. opinions. credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. trust. assurance. belief. conviction. faith. idea. persuasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2.İman. 3.Kesin kabulle bağlanılan şey. 4.İnanılır şey. 5.Doğru, emin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believing. assured. confident. religious. conscious. reliant. believer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. sceptical. heathenish. unbeliever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithless. unbelieving. sceptical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. faithless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of faith. unbelief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convincing. persuasive. evidential. evidentiary. cogent. colorable. conclusive. credible. demonstrative. likely. potent. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cogent. convincing. persuasive. plausible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convincing. persuasive. plausible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plausibility. persuasiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). inanması sağlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be convinced of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persuasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. inanmaya sevketmek, zorlamak, kandırmak, inanmasını temin etmek, Osm. ikna etmek: Ben sizi inandıramadım, Allah inandırsın. 2. (yalanı) kabûl ettirmek, aldatmak, bk. İnanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. convince. lead. persuade. satisfy. sell. to persuade. to convince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to convince. to persuade. reason with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. boş, anlamsız; budala, ahmak; seciyesiz alçak; i. boşluk. inanely z. budalaca; anlamsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authoritative. believable. credible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doğru gözüyle bakılmak, doğru diye kabûl olunmak: İnanılacak şey değil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to believe sb / sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelievable. incredible. beyond belief. unreliable. inconceivable. fabulous. fantastic. fantastical. implausible. steep. stiff. unheard-of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fantastic. improbable. inconceivable. incredible. unbelievable. unthinkable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incredible. unbelievable. implausible. inconceivable. mind boggling. phenomenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implausibleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cansız, ruhsuz, ölü; donuk, sönük. inanimate nature. cansız maddeler. inanimately z. cansız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnanmak işi ve şekli: Bu nasıl inanış?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gıdasızlıktan ileri gelen zafiyet; boşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i anlamslzllk, anlamse söz; boşluk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnanmak işi, tasdik, kabûl. 2. İmân, itikat, dindarlık, bk. İnanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. trust. confidence. credit. conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

believing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Halis Türkçe bir kelime olduğu halde birinci hecesinin ince okunmasıyle ahenk kaidesine uymayışı gariptir. Aslının ı ile olacağından şüphe yoktur). 1. Doğru gözüyle bakmak, doğru diye kabûl etmek; kabûl ve tasdik etmek: İnsan her işittiğine inanmamalı. 2. İmân getirmek, itikat etmek kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek: Allah’ın birliğine ve Hazret-i Muhammed’in peygamberliğine inanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give credence to. believe. trust. rely. credit. put faith in. esteem. buy. swallow. deem. be persuaded that. be sold on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attribute. believe. buy. credit. embrace. feel. figure. hold. suppose. swallow. trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to believe sth. to believe sb. to count on sb's veracity. to have faith in God. accredit. believe. buy. depend on / upon. give credit for. hold. lippen. to take in stock. trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde inanç olan, iman eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). Birine inanma, güvenme, emin olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطمينان] emin olma, kendine güvenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Gaipten haber veren kâhin tavır ve usûlünde, kâhincesine, kâhine yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kâm-bûr). Kâm alanlar, isteğine ermiş olanlar.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(yabani sümbül): Ballıbabagiller familyasından; kırlarda yetişen beyaz ve pempemsi çiçekli bir bitkidir. İstanbul ve İç Anadolu bölgesinde görülür. Kediler çok sever. Kullanıldığı yerler: Hazım sistemini düzeltir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Karın ağrılarını giderir. Astım grip ve bronşitin sebep olduğu nefes darlığını geçirir. İdrar söktürür. Bağırsak solucanlarını düşürür. Ağrılı aybaşı kanamalarında faydalıdır. İktidarsızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Beğenilmemek, aşağılanmak, tenkit edilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be condemned. to be censured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s şiddetle tenkit eden; tlb birden gelen (hastalık)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskince, miskinlikle, fakir ve Acizce: Miskînâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düzen, kural; emir; kanun: alın yazısı, vazgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Özden gelen inanç, iman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, hâkim, faik, galip. predominance, cy i. üstünlük, galebe, faikıyet. predominantly z. üstün gelerek, hâkim olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Donkişot'un ihtiyar atı; k.h. hurda beygir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geviş getiren; gevişgetirenlere özgü; düşünceli; i. geviş getiren hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Esinne). Mızrak, süngü vesaire demiri, keskin ucu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنان] mızrak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). 1. Sevinç ve memnunluk anlatır. 2. Cicili bicili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Denenmek, tecrübe olunmak. Sınanmış = Tecrübe edilmiş, Ar. Mücerreb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tested. to be put to a test. to be tried out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. ana notanın üstündeki dördüncü veya altındaki beşinci nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by