Ip Merdiven ne demek? | Ip Merdiven anlamı nedir? | Ip Merdiven

Ip Merdiven anlamı nedir?

ip Merdiven ne demek?

ip Merdiven anlamı nedir?

ip Merdiven | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ip merdiven

Türkçe - İngilizce Sözlük

corded ladder. rope ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Standart tip bir objektif montajı

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. acîbe). (bk.) Acîbe. (Müfred gibi)’ acip, garip, tuhaf, şaşacak: Acâip iş; acâip adam; garip şey: Acâip, öyle mi dedi? (bk.) Acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acâip»). 1. Alışılanlara aykırı, garip, yadırganan: Acayip kılık. 2. Acayip hava. 3. Ünlem olarak hayret gösterir: Demek öyle ha? Acayip!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. weird. odd. unusual. curious. out-of-the-way. bizarre. queer. antic. kinky. freak. screwball. comical. crotchety. droll. exotic. fanciful. fantastic. fantastical. flaky. freakish. grotesque. incongruous. kooky. novel. outlandish. peculiar. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queerness. awkwardness. eccentricity. freak. oddity. peculiarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahbaplık , tanışıklık, aşinalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i) etin yağına ait; yağlı; (i) etin yağlı tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic medicine. medical jurisprudence. legal / forensic medicine. forensic / legal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; başlangıç. alpha and omega başlangıç ve bitiş, baş ve son, birinci ve sonuncu, bütün. Alpha rays radyumun saçtığı üç ışından pozitif elektrikli birincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İpek gibi kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaster mold. gypsum mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elinde fazla bir parmağı olan (Adam). 2. Palamut balığının büyüğü, torik nev’i. 3. Yol yol bir cins kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rovelver (rövolver) denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). geminin ortasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sularda yaşayan tek hücrelilerden bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoeba. amoebic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beklemek, ummak; önceden tahmin etmek sezinlemek, geleceği görmek; önce davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güvenle bekleme ; önceden yapma; evvelden farketme, sezinleme; evvelden yaşama; (müz). sonra çalmacak notalann birkaçmln evvelden çalmması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilerde vaki olacak hali içine alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antiparasite

tıp asalaksavar

Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (fiz). zıt zerre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tabiatça zıt olan,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, tiksinme, istikrah, karşıt duygu, antipati, tabiat zıtlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Zıt duygu, ısınamazlık, soğukluk, sevişmezlik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antipathie

1. sevimsizlik, soğukluk, iticilik, 2. ruh b. karşıt duygu

1. Sevimsiz olma durumu. 2. Sevimsiz olma durumu. 3. İtici olma durumu. 4. ruh b. Bazı kişilere veya varlıklara karşı duyulan ve belirli bir sebebe dayanmayan hoşnutsuzluk durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Soğuk, sevimsiz. ANTİPİRİN (Yunanca: Ateşe karşı, tıp). Sıtmayı kesmeye ve asabî ağrıları teskine yarayan bir ilâç, beyaz bir toz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antipathique

sevimsiz, itici, soğuk

1. Hoşa gitmeyen. 2. Soğuk, benimsenilmeyen, sevimsiz, sevilmeyen, beğenilmeyen. 3. Sevimsiz veya yersiz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan öldürücü (silahlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ter kesici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). iltihabı azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı ilâhi okuma usulü; karşılıklı okunan ilâhi, dua vb,, antifoni antiphonal, antiphon'ic (s). karşılıklı okuma usulüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon). (san). bir kelimenin aksi anlamda kullanılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünün aksi tarafında olan; bir şeyin taban tabana zıddı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog).. yeryüzünün aksi tarafında bulunan yer; yeryüzünün aksi taraflarında oturanlar; tabiat, mizaç ve ahlâkça bir başkasına taban tabana zıt olan kimse yahut şey; birbirine zıt iki kimse yahut iki şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanunlar gereğince seçilmiş Papaya muhalefet eden kanun dışı Papa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (tıb). harareti teskin eden, ateş düşürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. archétype

kök örnek

Bir nesnenin bilinen ilk ve en özgün biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükleme, isnat, atıf. ascription of praise Tannya övgü sunma, hamt, tesbih, tehlil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (den). tırnağı denizin dibinden az yükselmiş (çapa).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazarlık, muharrirlik, müelliflik; kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûb). Ar, şîn, utanacak şey: Ayıptır, bunu ayıp sayarlar. 2. Utanmayı mucib hal, kusur, noksan, Ar. nakîsa. Bu malın hiç bir ayıbı yoktur. Adamın ayıbını yüzüne vurmak. Utandırıcı, açıksaçık: Ayıp iş, ayıp söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameful. disgraceful. unmannerly. indecorous. inglorious. nasty. opprobrious. reproachful. shame. disgrace. failing. attaint. blot. blotch. brand. contempt. dishonor. dishonour. indecorum. odium. reproach. slur. spot. obscenities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blameworthy. discreditable. ignoble. infamous. regrettable. rude. shame. shameful. sinful. smirch. spot. stigma. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. shame. shameful. disgrace. disgraceful. defect. blot. contempt. crime. imperfection. infamous. inglorious. odium. reproach. scandal. smirch. taint. that's not quite the ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave shamefully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproof. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be equally to blame. condemnation. reflection. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adamın hal ve hareketini ayıp saymak. Tâyib etmek: Vakarını muhafaza etmeyen adamı ayıplarlar. Sizin öyle Adi eğlence yerlerine gitmenizi çok ayıpladıdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast reflection on smb. reproach. reprove. blame. chide. condemn. dispraise. fault. reflect on. reflect upon. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condemn. reproach. to blame. to reproach. to criticize. to condemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blame. to vilify. to criticize. condemn. hold sth against sb. lash. reproach. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kınanmak, ayıp sayılmak: insan kendi ailesi için çalışmasından dolayı hiç bir vakit ayıplanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksiksiz, lekesiz, ayıplanacak hiç bir hâli olmayan: Dünyada ayıpsız kimse yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from defects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayda, İskoçlarım tulum çalgısı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. rough. ruffian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir dairedeki kâtiplerin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype. conventional. cliche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. iki yana ait mihver; zool. ikiz doğuran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı da tutan, iki tarafı da temsil eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki bölümlü, iki kısımlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پایان] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ayaklı hayvan. bipedal s. iki ayaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی پروا] korkusuz. 2.çekinmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. iki taç yapraklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çift tüylü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çift kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ayaklı sehpa, destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kutuplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radar ışık aksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfleme borusu, üfleç, kamışçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. blue chips

ekon. mavi boncuklular

İşlem hacmi yüksek ve getirisi istikrarlı hisse senetleri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir gayeye ulaşmak için büyük bir rizikoyu göze almak (çoğunlukla siyasi hayatta).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın kırbaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down- the-line. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın üst kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın alt kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çap pergeli ile öIçmek; (i)., (gen). (çoğ). çap pergeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halifelik, hiIâfet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothesline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını teslim eden, canını fedâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can fedâ edicilik, fedâkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cânib.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) – Yumuşak huylu (kimse).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir katedral veya kilise özel heyeti üyeliği; bu üyeler grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپار] canını feda eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپرانه] canını feda edercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kedinanesi, yaban sümbülü, (bot). Nepeta cataria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb»den) (mü. câzibe). J. Kendine doğru çeken, cezb ve celb eden: Güneşin cazibesi. 2. Cazibesi olan, adamın gönlünü çeken, sevgi uyandıran: Pek câzip gözleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. attracting. charming. attractive çekici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. alluring. catchy. engaging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD’nin ses parçalarının CD-ROM sürücüden PC’deki ses dosyasına doğrudan kopyalanmasıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haç, Ar. salîb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چليپا] haç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkayak, çıyan, (zool). Scolopendra. yellow centipede sarı ,çıyan, (zool). Cermatia nobilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezcil, merkeze doğru giden, merkeze yaklaşan. centripetally (z). merkezcil olarak. centro- onek merkez, orta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kapasiteli mobil bellek için depolama çözümünün CompactFlash standart formatı

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonga, çentik; ince dilim halinde kesilmiş yiyecek; (çoğ,). (ing). patates kızartması; iskambil fiş; küçük kıymetli taş parçası; önemsiz bir şey; lezzetsiz kuru yiyecek; kurumuş tezek parçası; sepet örücülüğünde kullanılan hasır. a chip off the old

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yontmak, çentmek, budamak, şekil vermek; (iskambil). fişle oyuna girmek; cıvıldamak (kuş). chip in (k.dili). iştirak etmek; sözü kesmek. chipped beef ince dilinmiş kuru sığır eti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. chip card

varlık kartı

Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstü çizgili birkaç çeşit ufak sincap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 18. yüzyılda yaşamış olan bir ingiliz marangozu; bu marangozun stilinde yapılmış mobilya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (ABD)., (k.dili). canlı, neşeli; şık, iyi giyinmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ı).,(argo). arasıra uyuşturucu ilâç içme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). serçe; ufak sincap; (argo). orospu kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Çift diferansiyelli arazi otomobili.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. chip

bl. yonga

Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan ve son derece karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs or Capital Improvement Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capital Improvement Program, airport development and construction programs which will benefit the airport and the National Airspace System. capital improvement program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs: a commonly used taxonomy for coding programs and courses offered by education and training providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs Code representing academic programs developed by the National Center for Education Statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and Insurance Paid 'CIP' indicates that the exporter is responsible for the cost of freight up to the point where the goods are delivered to a specified destination including the cost of insurance against loss or damage during transit It is the e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging in Publication The bibliographic information supplied by the Library of Congress and printed on the copyright page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging-in-publication records created by the Library of Congress from information provided to it by publishers for pre-publication titles These records lack descriptive elements Other supplied elements may change by the time the title is published, su

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Construction in process; CAMS term used to identify fabrications in the system; also known as WIP or work in process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classroom Instruction Program This is DIALOG's reduced-rate program for student academic searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cataloging In Publication; a program sponsored by the Library of Congress that provides a partial bibliographic description in books produced by cooperating publishers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capital improvement projects. is a seven year program of projects to maintain or improve the traffic level of service and transit performance standards developed and to mitigate regional transportation impacts identified by the CMP Land Use Analysis Progr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale which means the seller has the same obligations as under CPT, but with the addition that the seller has to procure cargo insurance against the buyer's risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and Insurance Paid To.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and insurance paid to See Incoterms above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'carriage and insurance paid to '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carrier Identification Parameter: A 3 or 4 digit code in the initial address message identifying the carrier to be used for the connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is cataloguing information which is usually put on the verso of the title page of a book prior to its publication The cataloguing information is supplied by the National Library or Library of Congress and its distributed as MARC records.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Critical Infrastructure Protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and insurance paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıfır; önemsiz şey veya kimse; şifre; şifre halindeki yazı; şifre anahtarı; monogram, arma. in cipher sifreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap yapmak, aritmetikte sayıları kullanmak; şifreli olarak yazmak; devamll ses çıkarmak (org borusu gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Gözleri çapaklı: Çıpıl adam. (bk.) Çipll.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse. 2. Çepel. (bk.) Çıpıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyinmemiş, soyunmuş. Ar. Arî, üryân, Fars. bürehne: Çıplak adam. insan çıplak doğar. 2. Tüyü dökülmüş, tüysüz: Çıplak koyun. 3. Donatılmamış, süssüz, sade. 4. Takımsız, takımı vurulmamış: Çıplak at. 5. Bir şeyi olmayan, pek züğürt, eli boş. Baldırı çıplak = Ayak takımı. Çıplak etmek = Soymak. Çıplak olmak = Soyunmak. Çırçıplak, çırılçıplak, çırlak çıplak = Büsbütün, anadan doğma çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naked. bare. undressed. uncovered. nude. innocent of clothes. bleak. unclad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. nudist. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. destitute. in the nude. stark. unclad. undressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplak olanın hâli, giyinmemiş veya soyunmuş olma. Osm. üryanlık, bürehnelik. 2. Süs veya takımdan uzak olanın hâil, sadelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nude. nudity. nakedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nakedness. nudity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeşilli beyazlı hareleri olan mermer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ince dilinmiş patates tavası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french fried potatoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. crisp. crisps. chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz balığına benzer lezzetli bir Akdeniz balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt-head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt head bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büsbütün çıplak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇIRILÇIPILDAK (i.) Tamamen çıplak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one's bare skin. in the nude. in one's birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the nude. in the buff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). muhtelif cisimlere yapışarak denizde yaşayan kabuklu bir hayvan; kıvrıkbacaklar familyasından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kırkmak; kırpmak; uçlarını kesmek; bir kısım heceleri yutarak telaffuz etmek; (k.dili). vurmak, indirmek; (k.dili). hızlı gitmek, koşmak; (ago). hile yapmak; gazete veya mecmuadan küpür kesmek; süratli bir şekilde hareket etmek; (i). kırpma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Clip Motion, dijital fotoğraf makinenizde animasyonlu GIF dizisi oluşturmanızı sağlar. Clip Motion modunda çekilen nesnenizin 10 karesi kullanılarak 160 x 120 çözünürlükte 256 renkli bir animasyon oluşturulur. Animasyonlu GIF’ler özellikler e-posta, web sayfaları ve çeşitli sunumlarda kullanılmaya uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmesidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu clipboard (pano) işlevi, iki tunerli TV’lerde kullanılabilen bir işlevdir. Pano seçildiğinde, ekran iki bölüme ayrılır. Geçerli görüntü sağ tarafta dondurulurken, program ekranın sol tarafından kesilmeden devam eder. Bu özellik, adres, telefon numarası, hatta yemek tarifi gibi bilgileri yazmak istediğiniz çok yararlı bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıkı ağazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkadaşlık, refakat, eşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili isteri nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a neferi kaydetmek, askere çağırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). askere alınmış; (i). askere alınmış nefer, kur'a neferi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askere çağırma; mecburi askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). kabzetmek, inkıbaz vermek, sıkmak. constipa'tion (i). inkıbaz, peklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kur yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çuha çiçeği, (bot). Primula veris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakat insan; (f). sakat etmek; bozmak. crippled (s). kötürüm; arızalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şifre çözmek; yorumlamak . decipherable (s). halledilebilir, okunabilir; anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarif, tanımlama, tavsif, vasıflandırma, beyan; cins, nevi, çeşit. answer to the description tavsif edilmiş olan özelliklere sahip olmak, tarif edildiği gibi olmak. be beyond description veya beggar description kelimelerle tarif edilemez olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tanımlayıcı, tanıtımsal, tavsif edici, resmedici. descriptive geometry tasarı geometri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. descriptif

tasvirî

Tasvir niteliğinde olan, tasvirle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü. 2. Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3. Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir. 4. Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür. 5. Makad, dübür, oturak yeri. 6. mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı. 7. mec. Evlâdın en küçüğü. 8. Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. base. depth. foot. ground. far end. fag-end. fundament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plunge or immerse; especially, to put for a moment into a liquid; to insert into a fluid and withdraw again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To immerse for baptism; to baptize by immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wet, as if by immersing; to moisten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plunge or engage thoroughly in any affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take out, by dipping a dipper, ladle, or other receptacle, into a fluid and removing a part; often with out; as, to dip water from a boiler; to dip out water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To engage as a pledge; to mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To immerse one's self; to become plunged in a liquid; to sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perform the action of plunging some receptacle, as a dipper, ladle. etc.; into a liquid or a soft substance and removing a part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pierce; to penetrate; followed by in or into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enter slightly or cursorily; to engage one's self desultorily or by the way; to partake limitedly; followed by in or into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To incline downward from the plane of the horizon; as, strata of rock dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dip snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The action of dipping or plunging for a moment into a liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inclination downward; direction below a horizontal line; slope; pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liquid, as a sauce or gravy, served at table with a ladle or spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dipped candle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gymnastic exercise on the parallel bars in which the performer, resting on his hands, lets his arms bend and his body sink until his chin is level with the bars, and then raises himself by straightening his arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the turpentine industry, the viscid exudation, which is dipped out from incisions in the trees; as, virgin dip , yellow dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden drop followed by a climb, usually to avoid obstacles or as the result of getting into an airhole. a gymnastic exercise on the parallel bars in which the body is lowered and raised by bending and straightening the arms a brief swim in water a cand

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom. foot. lowest part. the far end. the back. base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a depression in an otherwise level surface; 'there was a dip in the road'. the angle that a magnetic needle makes with the plane of the horizon. a thief who steals from the pockets or purses of others in public places. tasty mixture or liquid into which b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a planar geologic surface is inclined from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle between a geologic surface -- for example, a fault plane -- and the horizontal The direction of dip can be thought of as the direction a ball, if placed upon the tilted surface, would roll Thus, a ball placed on a north-dipping fault plane would

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a bedding plane or fault makes with the horizontal when measured perpendicular to the strike of the bedding plane or fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inclination of a planar geologic surface from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle formed by the inclined plane of a geological structure and the horizontal plane of the Earth's surface. - A DRAM component packaging DIPs can be installed in sockets or permanently soldered into holes on the printed circuit board The DIP package

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the angle at which the bedrock strata are inclined from the horizontal Dip on bedrock surfaces may be caused by forces that bend the rock mass or by a variety of mechanisms active when sediments that make up the rock were accumulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slight decline in securities prices followed by a rise Analysts often advise investors to buy on the dips, meaning buy when a price is momentarily weak BACK TO TOP. Characteristic of the physical geometry of an integrated circuit or other electronic pac

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle at which the orebody is inclined from the horizontal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inclination of a geologic structure from the horizontal; dip is always measured downwards at right angles to the strike. the angle at which a vein, structure or rock bed is inclined from the horizontal, measured at right angles to the strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the directional properties of a geologic structure such as a fold or a fault Dip is the inclination angle of the formation as measured at right angles to strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual In-line Package The most common IC package, which can be either plastic or ceramic Circuit leads or pins extend symmetrically outward and downward from opposite sides of the rectangular package body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual In-line Package.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for dual in-line package, a type of chip housed in a rectangular casing with two rows of connecting pins on either side. Abbreviation for Dual In-line Package A type of housing for integrated circuits The standard form is a molded plastic containe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle between the horizontal plane and a structural surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual inline package A small switch that changes hardware settings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slight drop in securities prices after a sustained uptrend Analysts often advise investors to buy on dips, meaning to buy when a price is momentarily weak See: Correction, crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle that a structural surface, e g a bedding or fault plane, makes with the horizontal, measured perpendicular to the strike of the structure and in the vertical plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Document Image Processing Systems and software that stores, manages, and retrieves documents as digital images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya dipt, ping) batırmak, daldırmak, banmak; ıslatmak; kepçe gibi bir şeyle çıkarmak; bayrak gibi bir şeyi indirip kaldırmak; (den). selam maksadıyla sancağı yarı mayna ve hisa etmek; antiseptik suya batırmak (bir hayvanı); dalmak, batmak; (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalma, batma; meyil, inhitat; çukur; daldırma mum, içine herhangi bir şey daldırılacak sıvı, banyo; argo yankesici. dip net uzun saplı balık ağı, kepçe. dip stick daldırma çubuk ölçek. magnetic dip mıknatısın aşağı eğilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kısmı koparılıp senet gibi alâkalı kimsenin eline verilen bir yaprağın deftere bağlı kalan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewal coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfeğin mekanizmadan aşağı olan dibini teşkil eden ağaç ki, en kalın kısmıdır: Tüfeğin dipçik tarafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece diri, çok diri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full of life. energetic. very robust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

energetic. shapely. fresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. deep-freeze

derin dondurucu

Bozulabilecek yiyecekleri niteliklerini bozmadan çok düşük ısılarda dondurarak uzun süre saklamak için kullanılan buzdolabı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepfreeze. food freezer. deep freeze. home freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (elek). iki fazlı, çift fazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kuşpalazı, difteri. diphtheric (s). difteriye benzer, difteriye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). diftong, iki seslinin bir hece halinde kaynaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). iki defa diş çıkaran memeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pisi balığının küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çift, iki katlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir İlim, fen ve sanatta ehliyetlerini ispat edenlere o işi yapmak için verilen mezuniyet kâğıdı. Osm. şehadetnâme: Diplomasını alınca doktorluğa başlayacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomaed. certified. dip. dipl. diploma. certificate. degree. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter or writing, usually under seal, conferring some privilege, honor, or power; a document bearing record of a degree conferred by a literary society or educational institution. a document certifying the successful completion of a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a document certifying the successful completion of a course of study. 1 An academic qualification received after completing a diploma program 2 The actual document certifying that a student has completed their degree or diploma Also known as a parchment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate awarded when a learner completes a defined set of requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A graduate diploma involves study in an area different from that of your first degree and is usually at undergraduate level A postgraduate diploma involves further studies in the same area as your first degree, at a more advanced level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many countries the academic status associated with a Diploma is very high, being equivalent to that of a good university degree at the Masters level For example, the Dip Ing is the title conferred upon the University Geodetic Engineer in Germany, Finla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inscribed bronze tablet about, 130mm by 130mm, and the recording the official honourable discharge of troops after 25 years service, and the grant of privileges These privileges included citizenship for each man, his children, and the legalisation of his

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A qualification awarded for a course of higher education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Graduate program for which the minimum admission requirement is a baccalaureate, and which has fewer requirements than a masters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Educational recognition given for the successful completion of two-years study at a college, technical institute or vocational college Prepares students for work in a specific field or group of occupations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A formal document certifying the successful completion of a prescribed program of studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official piece of paper given by colleges and high schools to students when they complete a specific course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document awarded by the IBO to a student who successfully completes all course work as required and passes all exams taken in the six subjects from the hexagon Three exams are taken at Higher Level and three are taken at the Standard Level In addition,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An undergraduate award usually requiring three years of full-time, or equivalent part-time, study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A certificate issued by a high school, college, etc indicating graduation or the conferring of a degree In certain instances a diploma may be required when applying for a mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The certificate issuesd by a University testifying that the recipient has successfully completed a course of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Granted to students who complete the total curriculum or course other than designated associate or certificate courses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official-looking document conferring a degree on a person or certifying that the person has adequately completed a prescribed course of study. a qualification in the vocational education and training and higher education sectors See also Australian Qua

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diploma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomasi, diplomatlık, siyaset, hariciye mesleği; başka insanlarla ilişkide incelik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diploması olan. Osm. şehadetnâmeli, mezun: Diplomalı öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. qualified. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Diplomatlık, dış politika, dış siyaset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having no diploma. without a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Diplomatik, siyasî işler ve dış münasebetlerle meşgul devlet adamı; bu sahada pek usta olan: Bismark gibi bir diplomat nâdir yetişir, Reşid Paşa büyük bir diplomattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. diplomatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diplomatist. an official engaged in international negotiations a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official representative of a state, present in another state for the purposes of general representation of the state-of-origin or for the purpose of specific international negotiations on behalf of the diplomat's state-of-origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who tells you to go to hell in such a way that you actually look forward to the trip. an official engaged in international negotiations. a person who deals tactfully with others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dışişleri Bakanlığı memuru, hariciye memuru, diplomat, siyaset adamı; başkaları ile ilişkide incelik gösteren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doktor ve mühendis gibi meslek diploması alan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diplomatik, milletlerarası siyasete ait; başkaları ile ilişkide ince, usta, siyasi; diplomasi ilmine ait. diplomatic affairs diplomatik işler. diplomatic agent elçi veya maslahatgüzar. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlık. diplomatic serv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski resmi ve sikaları çözme ve gerçeğe uygunluğunu tayin etme ilmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dış siyasetle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomat, hariciye memuru, siyaset adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diplomatın mesleği, bu sahada ustalık. 2. mec. Kurnazlık, hilekârlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. gözün tek cisimleri çift görmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. annotation. postscript. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. foot nfr. Postscript.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). ikiz kutup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maşrapa, kepçe; dalıcı kuş. Great Dipper, Big Dipper (astr). Büyükayı. Little Dipper (astr). Küçükayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo deli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asılsız, esassız, yalan. 2. Sebatsız, devamsız. “

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottomless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottomless. unfounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

False. unfathomable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalık derecesinde içki iptilası, ayyaşlık, dipsomani. dipsomaniac (i). içkiye müptelâ kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ).. (zool). bir çift kanadı olan böcekler sınıfı, çiftkanatlılar. dipteral (s)., (mim). çift sıra direkleri olan; (zool). iki kanatlı. dipterous (s)., (bot)., (zool). iki kanatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan birbirine menteşelenmiş iki yapraktan ibaret tablet; kitap gibi kapanan iki levhalı resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müdürlük, direktörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taraftar, mürit, talebe; havari. discipleship (i). taraftarlık, talebelik; havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert amir, disiplin taraftarı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s(b disiplinle ilgili, inzibata ait; tahsil ve terbiyeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). disiplin, inzibat, terbiye, idare; talim; itaat, boyun eğme; cezalandırma, tekdir; ilim, bilim dalı; (f). terbiye etmek, yetiştirmek, idare etmek; disipline sokmak, yola getirmek; cezalandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir topluluğu tesiri altında bulundurarak düzeni sağlayan kanun ve nizamnamelerin tamamı: Askerî disiplin, okul disiplini. 2. Kanun ve nizamlara uyma kabiliyeti: Buradaki talebelerin kuvvetli bir disiplini var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary. discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. branch of knowledge / instruction. subject. field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of discipline. disciplinary committee / board. board / court of discipline. disciplinary board / court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break of discipline. disciplinary offense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self disciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplined. having strict discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. lacking discipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiscipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiscipline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak, israf etmek, ziyan etmek, har vurup harman savurmak; dağılmak; müsrif olmak; ziyan olmak, harcanmak; sefahate dalmak. dissipated (s). müsrif, sefih; ayyaş; dağılmış, israf olunmuş. dissipa'tion (i). dağıtma, dağılma, zihin dağınıklığı;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraflar için “sipariş dosyası”dır. DPOF-uyumlu fotoğraf makineleri, dijital baskılar için sipariş verisi oluşturabilirler. Kullanıcı, her fotoğrafın kaç tane basılacağını belirleyebilir. Fotoğraf tarihi de basılabilir. DPOF ile, her fotoğrafın küçük halini içeren bir dizin baskısı da istenebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped veya pt, ping) damlatmak; damlamak, damla damla akmak. drip with blood kanı akmak. dripping wet sırsıklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damlama, damlayış; (mim). damlalık, saçak; taşan bir sıvıyı toplayan kap; argo tatsız kimse, geçinilmez adam. dripdry (f). (çamaşırı) sıkmadan askıya asarak kurutmak. drip moulding (mim). damlalık, saçak. drip pan damlayan su veya yağı toplamaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damlama, damlayan şey. drippings (i). kızartılan etten damlayan yağ ve su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ışığını karartmak, tutmak, örtmek; (bir kimsenin) yıldızını söndürmek, bir kimseden üstün çıkmak, gölgede bırakmak; tutulmak, sönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutulma, güneş tutulması, ay tutulması; sönme, karanlığa gömülme, gözden kaybolma, yok olma. annular eclipse güneşin halka şeklinde tutulması. lunar eclipse ay tutulması. partial eclipse Güneş veya ayın kısmen tutulması.solar eclipse güneş tutu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (astr.) ekliptik, dünyanın etrafını dolaşan ve tropiklere değen büyük halka; (s). güneş ve ayın tutulmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDİB) (i. A. edep’den smüş.) 1. Edepli, terbiyeli: Bir tıfl-ı edîb = Terbiyeli bir çocuk. 2. Nazik, zarif: Edip bir adam. 3. Edebiyatla uğraşan, edebiyatçı: Şair ve edip bir zat. i. Edebiyata mensup adam, edebiyatta geniş bilgi sahibi, bilge: Udebâ-yı asr = Zamanın edipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary man. writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Germence). Takım.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. équipe

takım

Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. gang. shift. team. squad. party. brigade. firm. outfit. platoon. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigade. crew. gang. outfit. party. pool. squad. team. group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. gang. team. company. brigade. squad. team of workmen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. équipement

takım

Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin dünya etrafındaki zahirî hareketinde çiziyor gibi göründüğü yol.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. écliptique

gök b. tutulum

Bir yıl boyunca Güneş’in gök küresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). klips, evraklan birbirine tutturmak için kullanllan madeni tutturacak; tüfek şarjorü; (tıb). pens; (f). sıkıca tutmak, sarılmak. elipboard (i). üstünde yazı yazılan klipsli tahta. paper clip kâğıt raptiyesi, bağlaç, klips.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). kırpma makası, saç kesme makinası; tek sürat teknesi; hava gemisi, kliper tipi uçak; süratle seyreden herhangi bir şey. nail elipper kıskaçlı tırnak makası. hair elippers saç kesme makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesme, kırpma, kırkma; (ABD). gazete küpürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bütün noktalarının odak denilen sabit iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine müsavi olan kapalı eğri. Osm. kat’ı nâkıs.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ellipse

dil b. eksilti

Anlatımda kolaylık sağlamak üzere bir kelimedeki eklerin veya bir cümledeki kelimelerin azaltılarak kullanılması olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir elipsin kendi ekseni etrafında döndürülmesiyle meydana gelen mücessem şekil, mücessem kat’ı nâkıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Elipsoitle ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Elips ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elips; astr. bir gezegenin dönencesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ses) i., gram. bir cümlenin anlamı bozulmaksızın öğelerinden birinin atılması; matb. çıkanlan kelimelerin yerini gosteren nokta veya işaretler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., geom. elipsoit. ellipsoidal s. elipsoit gibi oval şekli olan, elipsoidal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beyzi, oval, eliptik; kısa, kısaltılmış, bazı kelimeleri çıkarılmıs (yazı, konusma). elliptically z. beyzi olarak, eliptik şekilde. elliptic'ity i. elips şeklinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. özgür kılmak, azat etmek, serbest bırakmak; huk. aile hakimiyetinden kurtarmak. emancipa'tion i. azat etme, özgür kılma, serbest bırakma; aile hakimiyetinden kurtarma. emancipa'tionist i. koleleri azat etme taraftan. eman'cipator i. azat eden veya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şifre etmek, kapamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of linotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerden, çöpten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. eosen tabakasında fosil halinde bulunan bir çeşit küçük ilkel at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) görünüş, tezahür, bir tanrının tecelli etmesi; (b.h.) Mecusilerin Hazreti İsa'yı görmek için Bethlehem'e gelmelerini kutlayan ve Ocak ayının 6'sına tesadüf eden yortu; Ortodoks kilisesinde İsa'nın vaftizine remiz olarak haçın suya atılma yortusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ,-na) sonuç yaratmada başlı başına bir etkisi olmayan ve başka olayların yanında yer alan ikinci dereceden bir olay; (tıb.) yan tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kemikucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) asalak olmadığı halde başka bir bitkinin üstünde büyüyen bitki, üsbitken bitki. epiphytic (epıfit'ik) (s.) bu bitkilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (-ped, -ping) teçhiz etmek, gerekli alet veya silâhları sağlamak, hazırlamak; donatmak, giydirmek. equipment (i.) teçhizat, levazım, donatım; kişisel bilgi veya kabiliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) levazım; konak arabası (atlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) denge, muvazene;karşıt ağırlık, denge unsuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuvvetçe eşit müsavi; (mat.) eşdeğer, eş, muadil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağırlık yönünden eşitlemek; eşit olmak, denk gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gücü bir olan; (elek.) aynı voltajda olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (ikisi) aynıderecede muhtemel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Üstün, yenen kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yumuşak, uysal erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) yılancık. erysipel'atous (s.) yılancığa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

houseownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hazırlanacak olan ilaçlara uygun bir şekil veya güzel bir tat vermesi için katılan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ KAZİB) (i. F.). Gün doğmadan tan yerinde belirip sonradan kaybolan aydınlık, geçici tan, yalancı tan, aldatıcı fecir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beraberce hoş vakit geçirme, arkadaşlık, refakat; samimiyet; üniversitede bilimsel araştırma için verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippines. the philipines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philippines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Filipino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philipine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Filipin Adaları halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fiske; teşvik edici veya harekete geçirici herhangi bir şey; önemsiz şey; (f). fiske vurmak; teşvik etmek, harekete geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). nefesli çalgıların ağız kısmındaki tahta tıkaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). ikiye bölünme suretiyle üreyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (zool). çok tırnaklı, parmakları birbirinden ayrı olan (hayvan); (i). Fissipedia familyasından bir hayvan (kedi, ayı, vb).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ped, ping) (i)., (s). başparmakla havaya fırlatmak (para atarak oynanan kumarda olduğu gibi); fiske vurmak; darılmak, kırılmak; (i). fiske, hafif vuruş; alkollü bir çeşit içki; (s)., (k).dili arsız, küstah. flipflop (i). bir çeşit takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bilir bilmez söz söyleyen, düşüncesizce söylenmiş (söz). flippancy (i). küstahlık. flippantly (z). düşüncesizlikle, küstahca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın yüzmek için kullandığı yassı bacak veya kanadı; palet (yüzme); argo el.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottoms up!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frangipani (i). bir çeşit yasemin ıtırı; alyasemin kokusu; (ahçı). badem ve krema ile yapılan bir çeşit pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle elbisede gereksiz süs; yapmacık, gösterişli söz; cici bici şeyler, değersiz süsler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gaIlipot i bir çeşit çam sakızu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzundur) (i. A.) (mü. gaaibe) (gayb, gıyâb’dan if.). 1. Hazır olmayan, kayıp; gözden gizli olan, göz önünde olmayan, hazır mukabili: Bu işe karar verildiği zaman ben gaip idim, gaip olan arkadaşların hakkını yememeli. 2. Nerede olduğu malûm olmayan, bulunamayan, zâyî: Kalemim gaip oldu, çakımı kaybettim.. 3. Gramerde konuşan ve konuşuculardan başka olan şahıs. Şahs-ı sâiis = Üçüncü şahıs: O kelimesi zamîr-i gaibdir. Kendini gaip etmek = Kendinden geçmek, aklı başından gitmek. Gaibde olmak = Nerede olduğu malûm olmamak, meydanda olmamak, (bk.) Kayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. not to be seen. missing. lost. absentee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. disappearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GALİB) (a’lar uzun) (i. A. galebe’den if.) (mü. galibe). 1. Yenen, üstün, galebe çalan: Japonlar, Çinliler’e galip geldiler. Güreşen pehlivanlardan hangisi galip geldi? Oyunda galip geldi. Devlet-i galibe = Galip devlet. 2 Daha kuvvetli, daha ümid edilir: İhtimâl-i galib, zann-ı galib. 3. Harpte galebe çalan taraf: Galip, mağlûba sulh şartlarını teklif etmek hakkını taşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victorious. victor. winner. triumphant. champion. conquering. prevailing. victor. winner. vanquisher. top dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victor. victorious. winner. overwhelming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

winner. triumphant. victorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Gelibolu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eczacıların kullandlğı ufak toprak merhem kavanozu; bak galipot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GARİB) (i. A. gurbet, garâbet’ten smüş.) (mü. garibe). 1. Yabancı, yabancı yerde bulunan, gurbette yaşayan: Ben, burada garibim. 2. Kimsesiz, zavallı, çaresiz: Şu garibe acıyın, garibe bir kadındır. 3. Alışılan tarz ve surette olmadığı için tuhaf görünen, acayip, bambaşka: Garip iş, garip bir hayvan. 4. Tesirli ve kederli: Şu kuş garip garip ötüyor. 5. Düşkünler, yabancı, kimsesiz ve fakir adamlar. Gariplerin imdadına yetişmek, gurebâya yardım etmek, Gureba hastahanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. curious. droll. awkward. bizarre. freak. freakish. kinky. odd. queer. screwball. fantastic. fantastical. fancy. comical. cranky. crotchety. eccentric. exotic. fanciful. far-out. funny. funny peculiar. grotesque. out-of-the-way. outlandish. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer. bizarre. cranky. crotchet. curiosity. curious. extraordinary. fantastic. freakish. funny. grotesque. odd. offbeat. outlandish. singular. strange. unaccountable. unaccustomed. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odd. peculiar. strange. unfamiliar. needy. abandoned. destitute. stranger. amazing. bizarre. curious. exotic. fanciful. fantastic. far out. freakish. funny. grotesque. kinky. marvellous. mysterious. novel. outre. queer. surreal. unnatural. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queer fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yabancılık, kimsesizlik. 2. Bîçârelik, güvensizlik, zavallılık: O adamın, o kadının garipliği gerçekten acınacak haldedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendini bir yerde yapayalnız, koruyucu ve dosttan mahrum görüp müteessir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to feel lonely. to feel out of place. to find strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel lonely and homesick. to find sth strange or curious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GASIB) (a uzun) (i. A. gasb’ dan if.) (mü. gasıba). Zorla kapıp alan, zorba: İşte benim çiftliğimin gasıbı bu adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. tomurcuk hâsıl eden; tomurcuklarla çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. generallik; bir generalin askeri bilgi ve yönetme yeteneği; önderlik, baskanlık, liderlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. génotype

soy yapısı

Bir canlının genlerinin bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oscillation. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GIBTA) (i. A.). İlmrenme, imrenmek, (bk.) Gıbta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy without malice. envy imrenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy without malice. envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to envy. covet. emulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) dedikodu, gevezelik, boş laf; dedikoducu kimse; (f.) dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper (i.) dedikoducu kimse. gossipy (z.) dedikodulu (haber).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dedikoducu kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Daha çok kışın görülen, salgın yapan ateşli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde influenza adı verilen bu hastalık bulaşıcıdır. Grip olan kişinin nefesindeki damlacıklarla yayılıp, salgın hale gelebilir. Paçavra hastalığı da denir. Aniden başlar ve devamlı olarak ateş yükselir. Baş ve sırt ağrıları, titreme nöbetleri, nezle, öksürük, iştahsızlık, baş dönmesi de görülür. Tedavinin ilk şartı istitrahat etmektir. İyi tedavi edilmezse, başka hastalıklara da yol açabilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, limon kabuğu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı kuru nane ve 1 limonun kabukları konur. Kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flu. influenza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The griffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small ditch or furrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To trench; to drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An energetic or tenacious grasp; a holding fast; strength in grasping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A peculiar mode of clasping the hand, by which members of a secret association recognize or greet, one another; as, a masonic grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That by which anything is grasped; a handle or gripe; as, the grip of a sword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device for grasping or holding fast to something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a grip to; to grasp; to gripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specif., an apparatus attached to a car for clutching a traction cable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gripsack; a hand bag; a satchel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The influenza; grippe. a firm controlling influence; 'they kept a firm grip on the two top priorities'; 'he was in the grip of a powerful emotion'; 'a terrible power had her in its grasp' worker who moves the camera around while a film or television show

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of grasping; 'he released his clasp on my arm'; 'he has a strong grip for an old man'; 'she kept a firm hold on the railing'. the appendage to an object that is designed to be held in order to use or move it; 'he grabbed the hammer by the handle';

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club you hold, and the way you hold it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firmness of flavor and structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a sword, contained in the guard, where it is grasped by the hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club which the golfer holds, typically made from leather, cord, rubber or a mixture of the three.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the club you hold, and the way you hold it. a/ The method of holding a sword b/ The part of a sword situated between the guard and the pommel 3/ The technician responsible for handling set and lighting equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stickier a tire, and the larger the contact patch, the more resistance against scrubbing the tire will have This means higher cornering speed and acceleration/deceleration Also called traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grips work closely with the key grip and gaffer in setting up the lights and assists the crew in all aspects of getting the shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crew member who adjusts scenery, flags lights and often operates the camera cranes and dollies. the method and style of holding the broom. 1 the handle of a golf club 2 the holding, or method of holding, a golf club Example: Don't let your grips get s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wrapped around the handle of a racquet, this is what the player holds when hitting strokes More Info. 3 fingers with little finger curled under the handle and thumb down, or 4 fingers with thumb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The technique which you hold the dice for a controlled throw examples of my grips examples of other grips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the hilt held by the user. 1 the handle of a golf club 2 the method of holding a golf club Example: 'Don't let your grips get so worn that they become slippery 2 The most widely used grip is called the overlapping grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tire traction on the track. a factor reflecting the friction of the tires with the road surface. the portion of the handle on which a fencer positions his foil hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the bow handle where the bow is held, on some bow designs the grip is removable allowing one to adjust their hand position on the handle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A welcome firmness of texture, usually from tannin, which helps give definition to wines such as Cabernet and Port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of traction a car has at any given point, thus affecting how easy it is for the driver to keep control through corners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extreme upper end of a single-bladed paddle, shaped for holding with the palm over the top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gross Revenue Insurance Plan GTA Grain Transportation Agency. crew member responsible for rigging and operating equipment such as tripods, dollys and cranes which stabilise the camera or enable its movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grip hastalığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) sıkı tutma; kavrama; el sıkma; pençe, el; tutak, bir şeyin tutacak yeri; A.B.D. el çantası; (f.) sıkı tutmak, yakalamak, kavramak: etkilemek, tesir etmek, hâkim olmak; manasını anlamak; dikkatini çekmek. gripsack (i.), A.B.D. yo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.), A.B.D., (k.dili) sıkıntı vermek, cefa etmek, kızdırmak: sancı vermek (kann); sancılanmak; A.B.D., argo sızlanmak, şikâyet etmek; (i.), A.B.D., (k.dili) şikâyet, sıkıntı; (gen.), (çoğ.) karın ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) grip hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çıtçıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) vasilik, muhafızlık, velilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu İehzade Mustafa’nın sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde gerilen bir ipte geçti.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) elle yakalama veya kavma; (çoğ.) göğüs göğüse çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıntı, darlık, meşakkat; eza, cefa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık dudak, tavşandudağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hatîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. pulpit orator. elocutionist. rhetorician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. preacher. public speaker. good speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orator. public speaker. a good speaker. preacher. elocutionist. public orator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. power of elocution. preaching. eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başkanlık, reislik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mirasçılık hakkı; miras.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landing pad for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heliport - -- Article 4-513 Transportation Uses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indicator of whether a heliport is present. an airport for helicopters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helikopter alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). yarım inme, vücudun yalnız bir tarafına gelen felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hemipterous (s)., (zool). yarımkanatlılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşburnu (güI meyvası).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem alkışa hazır ol işareti: Hip, hip, hurrah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., argo vakıf, haberdar, uyanık; zamana uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped, ping) (anat). kalça; (mim). dam yanlarının bitişmesinden hâsıl olan dış açı; (f). dama sırt yapmak; spor kalça ile vurup düşürmek. hip bath bele kadar gelen banyo kuveti; yarım banyo. hipbone (i). kalça kemiği. hip disease (tıb). kal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir koni eksenine paralel olarak kesilince meydana çıkan kesitin şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Hiperbol biçiminde olan, hiperbol ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Hiperboloit biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Hiperbole benzeyen. 2. Hiperbolün iki ekseninden biri etrafında döndürülmesiyie meydana gelen satıh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypermarket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Cisimlerin hayali, gözün ağtabaksının gerisine düştüğü için iyi göremeyen göz veya kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. longsighted. far-sighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsighted. hypermetropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypertension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high blood pressure. hypertension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr). Hipnozla alâkalı tatbikatın ve hadiselerin bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism. hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnotism. hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesmerist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sözle, bakışla telkin yapılarak yahut ilâç vasıtasıyle getirilen bir çeşit uyku hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypnosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). At yarışlarının yapıldığı alan, at meydanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racecourse. hippodrome. race track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pituitary gland. hypophysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus. hippo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hippopotamus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bazı felsefe ve din nazariyelerinin dayandığı temellerden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir dik üçgende dik açının karşısında bulunan kenar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothetical. suppositious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Faraziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalçalı; kabarık çatılı; (A.B.D)., argo fazla meraklı; (ing)., (k).dili üzüntülü, çökmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (k).dili hoplaya zıplaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beatnik. hippie. hippy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HIgh Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface. 'High Performance Parallel Interface', ANSI draft standard X3T9 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface - ANSI draft standard X3T9 3. High performance parallel interface; a point to point 100 MByte/sec interface standard used for networking components of high performance multicomputers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-Performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-performance Parallel Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for high performance parallel interface as defined by the ANSI X3T9 3 document, a standard technology for physically connecting devices at short distances and high speeds Primarily to connect supercomputers and to provide high-speed backbones

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface An ANSI standard for high-speed transfer of information in a dual-simplex manner over a short parallel bus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface, a network technology standard that specifies a transmission speed of 100 megabytes per second and allows devices to be attached directly to the network without an intervening computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed interface usually used to connect point-to- point Transfer speeds are usually quoted at 100 MBps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ANSI standard that extends the computer bus over fairly short distances at speeds of 800 and 1600 Mbps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An 800 Mb/s interface to supercomputer networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The High Performance Parallel Interface is a network link, often used to connect computers It is slower than shared memory transfers but faster than TCP/IP transfers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Height performance parallel interface Defined by ANSI X3T9 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method for connecting heterogeneous supercomputers with IBM mainframes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). beyinde bulunan iki beyaz çıkıntının her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şarap ve baharattan yapılmış eski bir likör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hipokrat, ünlü Yunan hekimi. Hippocrat'ic (s). Hipokrat'a ait; tıpla ilgili. Hippocratic oath Hipokrat yemini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Helikon dağında Müzlere adanmış pınar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at meydanı, hipodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başı ve kanatları kuşa ve gövdesi ata benzeyen efsanevi bir yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mus- es, Lat. -mi) suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hizb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. sect. in-group. splinter group. faction. cabal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clique. faction. schism. coterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction group. clique. faction. parliamentary group. in group. schism. sect. splinter. split in a party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a factionary. factionist. factious. fractionalist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creating a faction. schism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to separate into factions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

avam, ayaktakımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gal eyaletine özgü klarnete benzer eski bir çalgı; eskiden gemicilere özgü oynak bir dans; bu dansa ait havalar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kamçı, kırbaç; f. kamçılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needle and thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hükmü geçmez; sahibinin hakkı baki kalan, sürekli, daimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. henüz başlamakta olan, yeni başlayan, başlangıç halinde. incipience incipiency i. başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okunmaz, sökülmez, çözülmez, karışık, anlaşılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pendulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitabe, yazıt, yazı; ithaf; madalya veya para üzerinde olan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sönük; tatsız, yavan, lezzetsiz. insipidly z. sönük bir şekilde. insipidity, insipidness i. sönüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir kaç bilim dalıyle ilgili .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. internship

ön hekimlik

Ön hekim olma durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) doktorluk stajı: staj devresi; staj bursu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şey, ehemmiyetsizlik, saçma sapan, ehemmiyetsiz ve gülünç: Intipüften şeyler, intipüften ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

string. cord. rope. halter. lanyard. lap. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cord. kink. line. rope. slack. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cord. string. light rope. thread. bond. bonds. clew. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, the most basic protocol to communicate on the Internet An IP number is a numerical address consisting of four numbers seperated by periods Each IP address uniquely identifies a certain computer on the Internet The domain name is used to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The communications protocol underlying the Internet, IP allows large, geographically-diverse networks of computers to communicate with each other quickly and economically over a variety of physical links An Internet Protocol Address is t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for Internet Protocol, the basic network transmission protocol of the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The network layer protocol for the Internet protocol suite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol A network and transport protocol used for exchanging data over the Internet See also TCP/IP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol See TCP/IP An IP number uniquely identifies your computer to the Internet so that the Internet knows where to send the information you have requested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol A set of rules to send and receive messages at the Internet address level More details.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, protocol in the TCP/IP internet layer for communication between nets and their hosts An IP-address uniquely identifies each network and each of its hosts on the internet Addresses consist of four bytes that can be represented by four in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol - IP refers to the set of communication standards that control communications activity on the Internet An IP address is the number assigned to any Internet-connected computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol - A communication protocol using packet-switching technique to transmit data over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, often referred to as TCP/IP for Transport Control Protocol and Internet Protocol Because of the popularity of the Internet, this packet structure became the most popular way of transporting all information across carriers Because it was

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol See TCP for more information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol, or method, used in communicating data from one computer to another across the Internet It is simply a delivery method Each computer on the network, both private and public, is allocated a unique address in much the same manner as an address

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The IP part of TCP/IP; the protocol that is used to route a data packet from its source to its destination over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The common Internet standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol Protocol that dictates how information is passed across the Internet An IP address is a unique string of numbers, such as 123 456 789 01, that identifies a computer on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The Internet protocol defines how information travels between systems across the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Internet Protocol is used in the TCP/IP set of protocols, which supports the Internet and many private networks IP is responsible for delivering data, and TCP is responsible for keeping track of packets used to deliver it as well as providing other fu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Internet Protocol A protocol that ensures data goes where it is supposed to go on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol: See Internet protocol suite See also Internet address. the sciences concerned with gathering and manipulating and storing and retrieving and classifying recorded information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ropedancer. tightrope walker. tightrope dancer. wire walker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corded ladder. rope ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) International Phonetic Alphabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. 2.Güzel koku, misk, anb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerin erkeklik organlarında başçık sapı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipeka, (bot.) Cephaelis ipecacuanha; (ecza.) bu bitkiden yapılan ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dut yaprağı ile beslenen tanınmış böceğin yaptığı pek ince ve yumuşak teller ki, kıymetli kumaşlar ve ibrişim imaline yarar, Ar. harir, kaz. 2. İpekten yapılmış: İpek kumaş, ipek mendil. 3. ipek gibi yumuşak ve parlak: İpek saçlar. İpek böceği = İpeği yapan böcek ki, önce kurt ve sonra kelebek halinde olur. İpek böceği tohumu = Bu böceğin yumurtası. İpek çiçeği = Her renkte çiçek açar semizotu nevinden bir bitki. İpek kozası = Daha çekilmemiş ve böceğin yaptığı halde kozasına sarılı bulunan ipek. Ham ipek = Kaynamamış ve beyazlatılmamış ipek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. silky. silken. made of silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk. denier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silkworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sericulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silken. silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altınkökü denilen kusturucu kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpek yetiştiren veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk merchant. silk manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sericulture. the silk industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ipekle yapılmış, ipekten mamul, ipekle karışık: İpekli kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk cloth. of silk. crepe. silken. silky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ince, incecik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very thin. very slender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir şeyden tamamiyle mahrum mânâsındaki «ipipullah sivri külâh» tabirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeping. preserving. retaining. maintaining. a pupil's failing to be promoted in his class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İp sarmak, iple bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: EPLEMEK) (f.). 1. Hatırlama, anma, Osm. tahattür ve tezekkür etmek, yâda getirmek. 2. Saymak, itibar etmek, ehemmiyet vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to care/give a damn. to give a shit/bugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikmeye ve mensucat dokumaya yarayan pamuk, keten, yün, ipek vesaire teli: Keten ipliği, pamuk ipliği, yün ipliği (ve galatı yün ipeği). Ekseriya ipek mukabili olarak pamuk ipliğine de denir. İplik iplik = Tel tel, lif halinde. İpliği pazara çıkmak = Rezil olmak. İplik peyniri = Tel tel bir cins peynir. İğne iplik = Pek zayıf ve kuru. İğneden ipliğe = Bütün teferruatıyla. Pamuk ipliği ile bağlamak = Ustünkörü bir çâre bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread. yarn. fiber. fibre. strand. ficelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibre. strand. thread. yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread. yarn. filament. fiber. string in a bean pod. lace. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stringy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). İplik yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of thread of yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

making or selling thread or yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kumaş) Tel tel dağılmak, iplikleri meydana çıkmak, bozulmak, didilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sapan demirinin ucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hipnotizma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hipnoz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

iPod, Apple Inc.’in Amerika ve diğer ülkelerde kayıtlı bir ticari markasıdır

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipomia, gündüzsefası, çalapa, (bot.) Ipomoea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (mülk hakkında). Rehin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. hypothèque

tic. tutu

Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage. hypothec. lien. security. charge. encumbrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage. hypothecation. to redeem a mortgage. heritable security. hypothec. lien. mortgage lien. wadset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to create with a mortgage. to give in a mortgage. to hypothecate. to mortgage. to impignorate. to pledge. to encumber with a mortgage. to deliver with a mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Rehine konulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encumbered. hypothecary. incumbered. burdened with mortgage. mortgaged. servient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Farazi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzlem içi Geçiş LCD monitör paneli

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Akıllı Güç Düğmeleri LCD monitör paneli

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Kendisi söyledi bir delile dayanmayan söz veya ifade .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). İp veya iplik biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tekerlek çemberinin parçaları (galatı ispit).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). İpsi solucanların bir şubesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İpi olmayan. 2. Hiçbir bağı olmayan, hiçbir kayıtla bağlı olmayan, çapkın, külhanbeyi. İpsiz, sapsız = Serseri, ayaktakımı (kelimenin aslı saygı ve düşünce demek olan ip’dendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a rope. drifting. footloose. vagabond. vagrant. drifter. tramp. hobo. bum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discursive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) yalnız bu sebeple, fiilen, haddi zatında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. cancelling. cancel. void. annulment. invalidation. withdrawal. nullity. nullification. abatement. abolition. abrogation. annihilation. avoidance. cassation. defeasance. recall. repeal. rescission. reversal. revocation. termination. defe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. annulment. cancellation. repeal. cancel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. revocation. annulment. avoidance. cancellation. cassation. cancelling. abolition. deletion. counteraction. nullification. obliteration. annihilation. countermand. defeasance. invalidation. overprint. rescission. supersession. withdrawal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. annul. cancel. countermand. nullify. overrule. quash. recall. repeal. rescind. revoke. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. annul. call-off. drop. to make void. to annul a sale by paying a fine. to cancel an item. to render null and void. to rescind. abate. abolish. annihilate. avoid. blank. cancel. correct. declare null and void. defeat. disaffi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencement. start. beginning. at first. in the beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitive ilkel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. primitive. primary. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primitivism. primitivity. primitiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction. devotion. habit. indulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

(Internet Protocol Television) Video sinyallerinin izleyicilere geniş bantlı ağ bağlantısı

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. trace. clew. hint. inkling. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. cue. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip. hint. clue. indication. lead. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iğrıb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yükseklikleri aynı olan noktalar, eşyükselti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenotip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hustle. rough. rough up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. hustle. scramble. scuffle. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. isohypse

coğ. eş yükselti

Yükseklikleri birbirine eşit olan yerler.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. gypse

min. alçı taşı

Toprak içinde katman olarak bulunan ve pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gypsum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The JANET IP Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

JANET IP Service This provides IP connectivity to academic sites in the UK and links to other IP networks worldwide for more information look in /export/netinfo/JIPS at CUED.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Juvenile Intensive Probation Supervision A form of probation which requires the juvenile to have frequent weekly contact with the probation officer, remain at home when not in school or at work, and to adhere to other restrictive requirements Juveniles on

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ardıç, bot. Juniperus communis. black juniper kara ardıç, bot. Juniperus sabina. juniper berries ardıç meyvası, ardıç yemişi. juniper resin ardıç sakızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Fill or Kill Orders)

Fiyat ve miktarın girildiğiancak işlem kısmen veya tamamen gerçekleşmezse işlem görmeyen kısmın ekranda pasif olarak görünmeyerek sistem tarafından otomatik olarak iptal edildiği emir türüdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâALEB) (i. A.) (c. kavâlib). 1. Bir şekil ve hususî surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf: Dökmeci kalıbı, hurufat kalıpları. 2. Hususî bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç: Buz kalıbı; potin; çizme kalıbı. 3. Umumiyetle şekil ve suret nümûnesi: Esvap kalıbı, gemi kalıbı. 4. Bir kalıba dökülmüş, kalıptan çıkmış şey: Bir kalıp şeker, bir kalıp sabun. 5. Kalıba dökülmeksizin, kalıptan çıkmış gibi bir şekil ve biçimde olan şey. 6. Ruha nisbetle insan veya hayvanın bedeni, maddî kısmı: Kalıptan ibaret bir adam: Akıl ve ruhu yok kadar az olup sırf maddî şekil ve biçimden ibaret olan. Kalıp değiştirmek, kalıp dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek. 7. mec. Cansız, kalıp gibi hareketsiz: Kalıp gibi hasta; herif insan değil, kalıp; koca kalıp, kalıp gibi yatmak. Kalıp etmek = Hile etmek. Basmakalıp = Bir şeyi anlamaksızın, akıl ve zekâ göstermeksizin bir örneğe uyarak veya bir yerden aynen alarak vücuda gelen şey: Onun yazdığı şey basmakalıptır. Basma kalıbı = Boyanacak kalemkârî tülbendin veya nakşedilecek kumaşın üzerine basılmak üzere muhtelif şekil ve biçimde oyulmuş tahta. Kalıbını basmak = Mühür basmak yerine bütün kalıbı basmak ki, mecâzen bütün varlığı ile o işe angaje olmak mânâsına gelir. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek. Kalıptan kalıba, bin kalıba girmek = Şeklini ve kıyafetini değiştirmek. Bir kalıba dönmek = Bir hâl şekli bulmak, bir çare düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mould. mold. form. pattern. bar. cake. cast. formwork. master. matrix. model. print. shape. stamp. stencil. tablet. template. templet. dies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. cake. cast. model. mould. pattern. print. shape. stencil. template. templet. mold. last. block. bar. piece. appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mo ld. block. fast. pattern. model. bar. piece of sth. imposing appearance. cake. cast. die. face mould. form. gage. impress. matrix. mold. patterned sample. shape. stamp. tablet. template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalıp yapan veya bir şeyi kalıba geçiren: Ayakkabı kalıpçısı, şapka kalıpçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinker. moulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of moulds. one who makes casting. blocker. moulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diesinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirmek, kalıba koyarak şeklini düzeltmek veya genişletmek: Şu şapkayı iyi kalıplamadı; çizmeyi kunduracıya götür de kalıplasın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to block. to mould.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirilmek, kalıba konularak şekli düzeltilmek: Bu şapka bir aydan beri kalıplanmadı; bu ayakkabı bir kere kalıplansa açılacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be blocked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become stereotyped. to get rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotyped. clichéd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotyped. inflexible. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirtmek, kalıba geçirterek şeklini düzelttirmek: Ayakkabı, şapka kalıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth blocked or reshaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imposing out. well-dressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ungainly. dowdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small and unprepossessing (man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calypso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calypso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاتب] yazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazıcı ve münşî sıfat ve görevi, yazıcılık, Ar. kitâbet: Kâtiplik ediyor, kâtiplik insanı yoran bir iştir. 2. Yazıcılık mahareti, Osm. inşâ, yazılı olarak istediğini ifade edebilmek: Onun kâtipliği meşhurdur, öyle kâtiplik görmedim. Başkâtiplik = Osm. ser-kitâbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzun) (i. A.). Kaybolan, görünmeyen hazır olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lost. missing. gone. loss. decrement. forfeit. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disadvantage. forfeit. lacking. loss. lost. missing. stray. casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loss. losses. casualty. deprivation. disadvantage. lacking. lost. out of the way. out the window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük bağ hereği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akrabalık, yakınlık, hısımlık; birbirine benzerlik. kinship family akrabalarıyle beraber oturan geniş aile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa ve tekid gösterir: Kıpkızıl; kıp-kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalıp. 2. (felsefe) Değişebilen, iğreti ve geçici nitelik: Bir maddenin şekli bir kiptir. 3. (gramer) Fiil kök ve gövdelerinin şahsa bağlanmak, böylece kullanış sahasına çıkmak için girdikleri şekil, fiil çekimi kalıbı, siga. Haber kipleri: Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman, görülen geçmiş zaman, öğrenilen geçmiş zaman. Tasarlama kipleri: Şart, istek, gereklilik, emir. Birleşik kipler: Hikâye, rivayet, şart. Gelecek zaman kipi: Gelecek zaman slgası, emir kipi: Emir sigası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modal. mood. example. mood sıyga. fitting. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hide of a young or small beef creature, or leather made from it; kipskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sharp-pointed hill; a projecting point, as on a hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method or feat of raising the body when hanging or swinging by the arms, as for the purpose of mounting upon the horizontal bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The legs are swung forward and upward by bending the hips, then suddenly down again, which gives the upward impulse to the body. a gymnastic exercise performed starting from a position with the legs over the upper body and moving to an errect position by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of weight equal to 1000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place a cutter can put his feet up and sleep for a night, especially cheap flophouses in the Hive or elsewhere Also, to 'call kip' is to make a place a body's home, at least for a while. 1) a unit of Laotian currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place a cutter can put his feet up and sleep for a night, especially cheap flophouses in the Hive or elsewhere Also, to 'call kip' is to make a place a body's home, at least for a while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure equal to 1,000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of weight equal to 1,000 pounds used to express dead weight. movement from a position below the equipment to a position above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A move from below the apparatus to above it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of weight or force equal to 1,000 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

CRS Keep alone if possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term sometimes used to represent a unit load of 1,000 lb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A load of 1000 lbs. a kilopound ; convenient unit for structural calculations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The coach sends the trampolinist higher by stamping on the bed sharply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assistance given by a Coach whilst on the Bed; can be used to increase, neutralise or lower the trampolinist's bouncing height. sleep; 'roused him from his kip'. the basic unit of money in Laos. a gymnastic exercise performed starting from a position with

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan yavrusu derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıpır kıpır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devamlı kımıldanmayı tasvir ve taklip edip daima rat arda kullanılır: Gözlerini kıp kıp kıpmak; kıpırkıpır kımıldanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An osier basket used for catching fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı kapalı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devamlı ve kesiksiz kımıldanmayı tasvir ve taklit edip art arda kullanılır: Kıpır kıpır kımıldanmak; gözlerini kıpır kıpır oynatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Devamlı kıpırdama hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a fidgety way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıpırdanışı canlı ve çabuk olan, oynak, civelek, cilveli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpırdanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. shove. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budge. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to move slightly. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif ve devamlı şekilde oynamak: Bir fare, çekmecenin içinde kıpırdayıp duruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to stir. fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oynatmak, kımıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Hafif surette ve devamlı kımıldanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight movement. stirring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri arka arkaya ve çabuk çabuk açıp kapamak, bk. Kırpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kırmızı, çok kırmızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright red. scarlet. ruddy. aglow. crimson. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. carmine. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very red. crimson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen kızıl, pek kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göz kapaklarını oynatma, Osm. ihtilSc-ı ecfân: Göz kıpma. 2. Gözle işaret, Ar. gamz, gamze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırpmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çiroz; f. balığl tuzlayıp tütsülemek veya kurutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıbt, kıptî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dik yokuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Adî, değersiz, kötü, bayağı: Kıtipiyos bir oyuncak almışlar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. clip

görümsetme

Genellikle televizyonda gösterilmek üzere hazırlanan, bir müzik parçasını görüntü eşliğinde veren film.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. spring clip. tie clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kernel IP Security, the Linux FreeS/WAN project's changes to the Linux kernel to support the IPSEC protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kernel IP Security, the Linux FreeS/WAN project's changes to the Linux kernel to support the IPsec protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir çeşit engelli binicilik müsabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir memleketteki diplomatların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic corps. corps diplomatique. diplomatic body. consular corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. crypto

saklı yazı

Gizlilik taşıyan belge.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crypto-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crypto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Kr senbolü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımefendilik; (b.h.) Her, Your Ladyship (asalet unvanı) hanımefendi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fener dubası, fener gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Swift'in 'Güliverin Seyahatleri' adlı eserindeki cüceler adasının ismi. Lilliputian i., s. bu adanın ahalisinden biri; s. çok küçük, ufacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Matbaa harflerini birleştirip satır halinde döken dizgi makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linotype. letterpress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) dudak: kenar, uç; yaranın kenarı; anat., zool. dudak şeklinde şey, dudak: nefesli sazların ağızlığı: nefesli sazın ağıza yerleştirilme şekli: argo küstahlık, edepsizlik: f. dudaklarla dokunmak, öpmek; ağıza almak: mırıldanmak. li

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Uskumruya benzeyen, karnı benekli bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalya’nın Lipari adalarının adından) (jeoloji). Bir talk çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağ gibi, yağa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lipome

tıp yağ uru

Yağ dokusunun, bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan zararsız ur.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. lipostructure

yağ ekletme

Yağ aldırma işlemi sırasında alınan yağların yüzün belli bölgelerine yedirilmesi yoluyla yüze genç bir görünüm kazandırılması.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. liposuction

yağ aldırma

Vücuda şekil vermek amacıyla fazla yağların belli yöntemlerle alınması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizin hafifçe dalgalanması: küçük dalgalardan gelen serpinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., argo yüzsüz, saygısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kırlangıç balığı familyasından, dikenli ve çarpıcı bir balık (Lat. galeus canis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dudak boyası, ruj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Yunanca). İskorpit balığının küçük bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mesanedeki taşı dağıtıcı veya eritici (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çubuk ucunda yalanarak yenen şeker; İng. öğrencilerin sokakta karşıdan karşıya geçebilmesi için arabaların durmasını sağlayan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lordluk sıfatı veya payesi; egemenlik, üstünlük; his veya your ile lord cenapları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «maâb» dilimizde kullanılmaz). Ayıp şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mağrib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماه سپهر] ay, gökyüzündeki ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

2000 üzerinde antik arcade oyununu emule edebilen bir yazılım parçası.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Telgrafçılıkta mors İşaretlerini alıp vermede kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A handful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division of the Roman army numbering sixty men exclusive of officers; any small body of soldiers; a company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, a napkin; later, an ornamental band or scarf worn upon the left arm as a part of the vestments of a priest in the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is sometimes worn in the English Church service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sending key. signalling key (of a telegraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liturgical napkin The maniple is worn draped over the celebrant's arm. or fanon, or fanelle The glorified handkerchief worn on the left wrist of the Priest, Deacon, and Subdeacon Unique to the Western Rite Often attaches with a pin to the cuff or sleeve

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass Messuage Misericord Missal Moralia in Job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vestment worn on the left wrist to signify the Office of Deacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A band worn over the left arm of the celebrant It represents the cord with which Christ's hands were bound by the Roman soldiers It is a small edition of the stole in form, color, and adornment. item of mass vestments; rectangle of fabric worn fastened to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret bölük; ayin esnasında bazı papazlann sol kolları üzerinde taşıdıkları bir çesit enli şerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. el ile işletmeye ait; eski Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret olan bölüğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulation

yönlendirme

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. el ile işletmek, hünerle işletmek veya yapmak, ustalıkla idare etmek, manevra yapmak; hile karıştırmak. manipula'tion i. el ile işletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory s. el ile işletme kabilinden; dalavereci manip'ula

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Manipleyi kullanan kimsa.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. manipulateur

yönlendirici

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde bilinçli ve amaçlı olarak etkileyen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (kıs. MS, çoğ MSS) bir eserin metni, müsvedde; el yazması kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. marchpane

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yöneticilik, yönetim; ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: nerdübân). Yukarıya çıkmak için kullanılan basamaklı yol: Taş, tahta merdiven, çifte merdiven. (musiki) Ses dizisi, skala. İğreti merdiven = İstenilen yere konanı. Asma merdiven = Kıskaç. İp merdiven = Orçun, özgüç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stairs. steps. stairway. staircase. ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staircase. stairs. stairway. ladder. stepladder. steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stairs. staircase. steps. ladder. escape. stairway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نردبان] merdiven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., den. geminin ortasında olan. midships i., çoğ., den. geminin orta kısımları. midshipman i. deniz yarsubayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırkayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mississippi nehri; Mississippi eyaleti .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Harfleri ayrı ayrı döküp dizen dizgi makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dizel motorlu gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) MÜcib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. reason. approval. motive. necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHİSİB) (i. A. «hisâb» dan if). Muhasebede bilgi ve mahareti olan, hesap ve defter usûlünde geniş tecrübe sahibi: Muhasip adamdır; iyi bir muhasibe ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. budget officer. bookkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhasebecilik, hesapta bilgi sahibi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir harp gemisi çeşidi, zırhlının küçüğü ve süratlisi, destroyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin can. torpedo boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. destroyer destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer. warrior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci defa anne olan veya birden fazla çocuğu olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. çok safhalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çok yönlü, çok kısımlı, katmerli; i., elek. çok safhalı cereyan; mat. katsayı. multiple choice testlerde cevaplardan birini seçme usulü. multiple circuit elek. çok safhalı devre. multiple reentry vehicle birkaç ayrı bomba taşıyan roket. least c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir hat üzerinde, aynı zamanda birkaç konuşma yapılmasını sağlayan ve elektrikle çalışan bir cihaz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kısımlı, kat kat, katmerli; elek. tek kanalda iki yönlü iletim sağlayan sisteme ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çarpılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoğaltma, çoğalma; mat. çarpma. multiplica tion table çarpım tablosu, kerrat cetveli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çokluk, çok türlülük, çeitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çarpan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çoğaltmak, artırmak; mat. çarpmak; çoğalmak, yayılmak; üremek, türemek; çok misal getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASİB) (i. A. «nisbet» ten if.) (mü. münâsibe). 1. Bir nisbet üzere bulunan, münasebetli, uyguh, muvafık: O benim hâl ve ihtiyacıma münasiptir; bedene münasip elbise. 2. Yaraşır, lâyık: Düşündüğünüz pek münasiptir: Kendisi bu işi münasip görmüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. agreeable. proper. apposite. congruous. decorous. meet. pat. pertinent. tailormade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. pat. proper. seemly. fit. suitable. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. fit. proper. suitable. advisable. opportune. apposite. appropriate. becoming. congruous. convenable. correct. eligible. expedient. feasible. fitting. good. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehre ait; belediyeye ait, beledi. municipal council belediye kurulu. municipal law belediye nizamı. municipal police polis teşkilâtı. munici pality i. belediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müntehip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURAKIB) (i. A.) Murakabe eden, denetleyici, denetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. auditor denetçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditor. comptroller. inspector. comptroller of accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Murakabecilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRETTİB) (i. A. «retb» den imef.) (mü. mürettibe). 1. Tertip eden, sıraya koyan, kuran, hazırlayan, (i. A.) (bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). 2. Matbaada harfleri dizen işçi: Matbaa mürettipleri, başmürettip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typesetter. composition. compositor. maker up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri dizme işi: Matbaada mürettiplik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRTEKİB) (i. A. «rükûb»dan) (mü. mürtekibe). 1. Haram, kötü ve yakışmaz bir iş yapan, öyle bir işe tenezzül eden: Yalanı mürtekib olmaK. 2. Rüşvet alan, rüşvet karşısında iş gören: Mürtekip bir memurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somebody who is suffering mental or emotional anguish. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leidend. drückend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. strait-laced. stuffy. zealot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatical. bigoted. apostle of hate. fanatic. strait laced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEAKIB) (I. A. «akab» den if.) (mü. müteâkıbe). 1. Birbirinin arkasından gelen. 2. Ardından gelen, takib eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsequent. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successive. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. after. subsequent. succeeding. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTENASİB) (I. A. «nisbet» ten if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well proportioned. proportional. symmetrical commensurate with. shapely. commensurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضطرب] ızdıraplı, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ızdırap vermek, üzmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kitapları yaldızlamak san’atı, kitap yaldızcılığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜZİB) (I.) (Arapça «muazzib» den galat). Eğlenmek i;in eziyet veren, eziyet vererek takılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tormenting. teasing. tricksy. prankish. puckish. quizzical. sly. waggish. wicked. buffoon. hoaxer. rogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sly. trick. waggish. wicked. teasing. mischievous. naughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who likes to tease good-naturedly. prankster. puchish. rogue. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğlenmek için eziyet veren ve eziyet vererek takılan adamın hali: MÜzipllk etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoax. prank. rag. trick. teasing. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-natured teasing. kidding. booby trap. caper. jape. lark. mischief. prank. roguery. shenanigans. spoof. wheeze. whimsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tease. to kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. müntesib.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regent. viceroy. lieutenant. surrogate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vekillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regency. viceroyalty. being a regent or viceroy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nasîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lot. grant. foreordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privilege. portion. share. destiny. luck. lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's slot. one's share. that which is allotted one by God. portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall to one's share.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناسپاس] nankör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) azıcık içki; (f.) azıcık içki içmek, içki yudumlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ped, ping) (i.) çimdiklemek, kıstırmak; kırpmak, kesmek; (soğuk) dondurmak, sızlatmak; (kırağı) büyümesini engellemek; argo çalmak; argo yakalamak; (İng.), (k.dili) hızlı gitmek; (i.) çimdik, tırmık; kesip koparma; ayaz; soğuktan kavrulma; alaylı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırpan veya kesen kimse veya şey; (çoğ.) kıskaç, cımbız; atın ön dişi; yengeç veya ıstakozun kıskacı; (İng.), (k.dili) erkek çocuk, oğlan; (çoğ.), argo kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin, acı, ısırıcı, zehir gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meme başı; Sişe emziği; iki ucu vidalı kısa boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya. Nipponese' (i.), (s.) Japon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kolay tanımlanamaz, sınıflama veya tanımlamaya gelmez (kimse veya şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katılmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kafanın arka kısmı, artkafa. occip'ital (s.) kafanın arka tarafında olan, artkafaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Oedipus. Oedipus complex Ödip kompleksi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mersingillerden birçok cinsi olan bir ağaç, sıtma ağacı (eucalyptus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eucalyptus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eucalyptus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sıtma ağacı): Mersingiller familyasından; Anavatanı Avusturalya olan, her zaman yeşil bir ağaç cinsidir. Bazılarının boyu 150 m’ye ulaşır. Ender olarak ağaçcık şeklinde bulunur. Çiçekleri beyaz-sarı veya kırmızı renktedir. Meyvesi tepeden 4-5 yarıkla açılan kapsüldür. Odunu sert ve reçinelidir. Yapraklarında uçucu yağ, reçineler, acı madde ve tanen vardır. Uçucu yağı çok miktarda sineol taşır. Yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 160’dan fazla türü vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. Boğaz ve burun iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Vücudu kuvvetlendirir. Bronşite ve diğer solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. İdrar yollarını temizler. Astım ve Veremde faydalıdır. Sıtmanın önünü alır. Basur memelerinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeye gücü yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanrı. omnipotence i. her şeye gücü yetme. omnipotently z. her şeye gücü yeterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her yerde ve her zaman hazır. omnipresence i. her yerde bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) yarışta geçmek; herhangi bir şeyde üstün çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla olgunlaşmış, geçkin, vakti geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. yumurtlayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böceklerin yumurta bırakmaya mahsus ucu sivri tüp şeklindeki uzvu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. ovovovipar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pan kavalı, çok borulu kamış mızıka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kon. san. bir hususu ihmal eder gibi görünerek dikkati özellikle o nokta üzerine çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani havuç, kara kavza, bot. Pastinaca sativa. water parsnip su kerevizi, bot. Sium latifolium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iştirakçi; s. paylaşan, katılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. s. katılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katılmak, iştirak etmek, hissedar olmak, ortak olmak, pay almak. participate with a person in a thing bir kimse ile bir şeye iştirak etmek. participa'tion i katılma, iştirak; ortaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ortaç sıfat-fiil. present participle -en yapılı ortaç. part participle -miş yapılı ortaç. participial s. ortaç kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsimlerin hareket vasfını belirten kelimeler olup nesneleri karşılar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. participe

db. sıfat-fiil

Fiilden -en, -r , -ecek vb. eklerle türetilmiş ad ve sıfat görevinde kullanılan kelimeler.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.yazı yazma sanatı; el yazısı, hattatlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. anlayışlı, idraki keskin; i. anlayışlı kimse, idraki kuvvetli kimse. percipience i. idrak, anlayış, seziş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gezginci, bir yerden bir yere yaya dolaşan; b.h. Aristo felsefesine ait; i. Aristo felsefesi taraftarı kimse; gezginci adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe) Derslerini, gezinerek vermeye alışmış olan Aristo’nun felsefesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. péripatétisme

fel. Aristotelesçilik

Yunan filozoflarından derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles’in felsefesi.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پری پيکر] peri kadar güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dış yüzeye veya kenara ait; anat. periferik, çevresel; i. kompütörde bilginin verildiği veya alındığı kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış sınır çizgisi veya düzeyi; bir cismin dış yüzü; geom. bir şeklin çevresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ -rases) kon. san. dolambaçlı ve uzun sözlerle ifade, dolaylı anlatım. periphrastic s. dolambaçlı olarak ifade edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimseyi tenkit niteliğinde olan sert nutuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Filipin Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Filibe'nin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mak. başı x şek linde oluklu vida. Phillips screwdriver yıldız tornavida.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim içinde Resim (PIP)

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elma ve portakal gibi meyvaların çekirdeği;( argo) olağanüstü şey; harika kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) yumurtadan çıkmak için kabuğunu delmek; civciv gibi ''cik cik diye ses çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) İng.,( argo) yenmek; sınavda kalmak; hafifçe değip geçmek, sıyırmak (kurşun); öldürmek; ölmek pip out ölmek, son nefesini teslim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar veya domino üzerindeki nokta; radyoda saati bildiren hafif vuruşlardan biri; bir salkım çiçeğin tomurcuklarından her biri; bazı çiçeklerin kökü; teğmenlere takılan yıldız işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. tavuklarda görülen dilaltı hastalığı, kurbağacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

‘Resim içinde resim’ özelliği ile aynı anda pek çok kanalda ne olduğunu izleyebilir. Daha düşük enerji tüketimi kullanıcılara çok daha uzun çalışma süresi sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru; kaval, düdük; org borusu; pipo, çubuk; bir çubukluk tütün; den. silistre, silistre ile verilen kumanda; nefes borusu; 550 litrelik şarap fıçısı; çoğ., müz. gayda pipe clay lüleci çamuru, kil. pipe dream boş emel, hülya pipe organ borulu or

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düdük çalmak; düdük çalarak kumanda vermek; borularla teçhiz etmek; elbiseyi şeritle süslemek; den. silistre ile çağırmak .pipe down! (argo) sus kes se- sini. I pipe up k.dili söz söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. pipe-line

boru hattı

1. Doğal gaz arıtma ünitesinden alınan gazın, bir veya daha fazla dağıtım veya tüketim merkezine taşınması amacıyla tesis edilen boru şebekesi. 2. Petrolü, çıktığı yerden başka yere akıtan boru tesisatı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan iğnesi. zool. Syng nathus ophidion.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru donanımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. petrolü uzun mesafelerden nakleden boru, petrol hattı; gizli bilgi iletme vasıtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gayda çalan kimse; kavalcı; güvercin yavrusu; soluğan. at Pay the piper and call the tune parayı veren dudüğü çalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Sıvıları nefesle içine çektikten sonra kaptan kaba aktarmaya yarayan cam boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straw. pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measuring instrument consisting of a graduated glass tube used to measure or transfer precise volumes of a liquid by drawing the liquid up into the tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pipet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wee-wee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

çiş. zizi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kaval çalan; ıslık çalan (rüzgâr), düdük gibi ses çıkaran, tiz, kulak tırmalayıcı; i. kaval çalma; kaval ile çalınan hava; borular; şerit, harç, sutaşı; pasta üze- rine krema ile yapılan şerit şeklinde süs; kulak tırmalayıcı ses. piping hot ço

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. incirkuşu, zool. Anthus red throated pipit kızıl gerdanlı incirkuşu, zool. Anthus cervinus. tawny pipit kır incirkuşu, zool. Anthus campestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük toprak kap güveç; çamçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Lülesine özel tütün konarak içilen geniş ağızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. tobacco pipe. pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lezzetli birkaç çesit elma; çekirdek; (argo) harika kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa boylu insan; değersiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam yetkisi olan; i. tam yetkili elçi. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade elçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. zooloji). 1. Selenterelerden bir sınıf hayvan. 2. Ahtapot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Polipler mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan kaynaklanan organın iç yüzeyine doğru büyüyen kitle olarak biliniyor. Genelde erişkinlerin % 15-20’sinde görülüyor. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında kanser gelişimi görülüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Polipler mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaktan kaynaklanan organın iç yüzeyine doğru büyüyen kitle olarak biliniyor. Genelde erişkinlerin % 15-20’sinde görülüyor. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında kanser gelişimi görülüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Avrupa sanatında üçten fazla sayıda birbirine bitişik resim levhasını içeren dinsel içerikli sanat yapıtlarına verilen genel ad. (2) Antik Roma`da üzerine yazı yazmak için kullanılan, birbirine bağlı, katlanabilir ikiden fazla levhayı içeren ahşap tablet. (3) Erken Orta Çağda, Batı Avrupa manastırlarının emlak ve gelirlerinin kaydedildiği defter.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. not, dipnot, hamiş, haşiye, derkenar; kıs. p.s.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçurum; sarp kayalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acele, telâş; acelecilik. precipitant s., i. acele giden; acele yapılmış; i. kimyasal veya mekanik çökelme yapan bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zamanından önce meydana getirmek; yüksek bir yerden aşağı atmak; acele ettirmek, hızlandırmak; kim. tortusunu ayırmak, teressüp ettirmek, çökeltmek; meteor. (yağmur veya kar şeklinde) yere düşmek, yağmak; fiz. buharı teksif etmek; yüksek yerden aş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. tortu, çöküntü, rüsup; s. aceleci; baş aşağı düşen veya akan; düşüncesiz; acele ile yapılmış; birdenbire gelen veya olan, ani. precipitately z. acele ile, telaşla. precipitateness i. acelecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dik, sarp; uçurum gibi, uçurumlardan ibaret; atılgan, aceleci. precipitously z. baş aşağı olarak; aceleyle, telâşla. precipitousness i. baş aşagı oluş; telaş, acele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). I. İlk madde, ilk unsur. 2. Temel kanaat, temel düşünce. 3. (felsefe) Her türlü münakaşanın dışında olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. principe

man. ilke

Temel düşünce, temel inanç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. basis. dictate. doctrine. guideline. rule. standing rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle. tenet. principle ilke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenet. ground. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkiyle kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun, emir, yönerge, hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı kurallar koyan; âdet hükmüne geçmiş, yapılagelen; huk. zaman aşımıyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilk defa çocuk doğuran; ilk doğuma ait. primipara i., tıb. ilk defa doğuran kadın, yalnız bir çocuk doğurmuş olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baş, ana, başlıca, büyük, asıl, en mühim; i. başkan, şef, patron; yönetici; müdür, okul müdürü; vekil tutan kimse, müvekkil; asıl mesul kimse; sermaye, anamal, ana akçe, ana para; düelloda karşılaşan taraflardan biri. principal parts gram. İngi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prenslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prensip, ilke; dürüstlük, ahlâk; öz; köken, temel neden; kural. active principle müessir madde. refuse on principle prensibine uygun olmadığından reddetmek. principled s. prensip sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak etme veya edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prototype

1. ilk örnek, 2. model

1. Örneklik eden biçim veya nesne. 2. Tasarlanan ürünün tanıtım veya deneme amacıyla üretilen ilk örneği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype. antetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. pupa meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dört kısımlı, dört taraflı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dört sesli (hoparlör sistemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaylı şaka, hazır cevap, nükteli söz; garip hareket; acayip şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rühbân). 1. Papaz, Hıristiyan din adamı. 2. Keşiş. 3. Müslümanlıktan başka dine mensup din adamı: Budist râhibi.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip’i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. Aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk. parson. clergy. clergyman. cleric. clerk in holy orders. divine. dominie. sky pilot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clergyman. monk. priest. celibate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. minister. pastor. monk. clergyman. ecclesiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priesthood. ministry. holy orders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rakib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rival. rival. competitor. antagonist. adversary. contender. contestant. foe. match. opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. antagonist. competitor. opponent. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competitor. adversary. match. opposite number. opposing number. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rivalry. competition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerless. unrivalled. unrivaled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrivalled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) reçete; makbuz, alındı; (çoğ.) hasılât; alma; (f.) makbuz vermek, ödendiğine dair imza koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yemek tarifi; reçete, tertip; çare, çözüm, plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) verilen şeyi alan (kimse), alıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) karşılıklı, mütekabil, iki taraflı; birbirinin yerine geçen; (gram.) ortak; (i.) karşılıklı şey; (mat.) evrik değer. reciprocal insurance karşılıklı sigorta. reciprocal'ity (i.) karşıtlık. reciprocally (z.) karşıt olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karşılıklı hareket etmek, karşılığını yapmak, misli ile karşılık vermek; birbirinin yerine geçmek, mütekabil olmak. reciproca'tion (i.) karşılık, tekabül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iki devlet arasında yapılan anlaşma, ticari mübadele usulü; karşılıklı münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çok istek gören, beğenilen. 2.Armağanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. yarmak, kesmek; çekip dikişlerini sökmek; keresteyi boyuna kesmek; yarılmak; dikişleri açılmak; hızla ilerlemek veya koşmak: i. yarık, yırtık; dikiş söküğü; değersiz şey; girdap, anafor. rip cord paraşütü açan kollu ip; balonu çab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters akıntıların birleşmesinden meydana gelen dalgalı su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yirmi yıl uyuduktan sonra uyanıp tamamen degişmiş bir dünya gören adam (Washington Irving'in bir eserinin kahramam); çok eski kafalı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. nehir kenarlannda bulunan; su kenannda büyüyen; i. nehir kenannda oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olmuş, olgun, olgunlaşmış, yetişmiş, kemale ermiş; olgunluk derecesine varmış; ihtiyarca, yaşlıca; eski ve lezzetli, tam vakti gelmiş; hazır. ripe'ly z. olgunlukla; uygun surette, tamamen. ripe'ness i. olgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. olgunlaştırmak, olmak, olgunlaşmak, kemale erdirmek veya ermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( argo) hile, desise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karşılık, hamle; çabuk ve zekice verilen cevap; f. çabuk karşı hamle yapmak; çabuk ve zekice cevap vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kesici şey veya kimse, yarıc şey veya kimse; dikiş sökmeye mahsus alet; (ing),( argo) çok hoşa giden şey; çok mükemmel adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boydan boya kesen, yaran;ing), (argo) çok güzel, mükemmel, âlâ. a rip ping good time çok güzel vakit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ufacık dalga, dalgacık; su yüzünün dalgalanması; f. ufak dalgalar meydana getirmek; dalgalanmak; dalgacıklar gibi ses çıkarmak. a ripple of conversation dalga gibi yükselip alçalan konuşma sesi. ripple mark kaya veya kum üzerinde su veya rüzgârın b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. keten tarağı, keten tohumunu ayırmaya mahsus tarak; f. keten tohumunu ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yırtılmaz, dikişleri sökülmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel için kullanılan taş parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,( A.B.D.),( argo) neşeli, canlı; gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (A.B.D.), (argo) çok neşeli, gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıçkı testeresi, tahtayı uzunluğuna kesmeye yarayan testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski., (argo) fazla gürültülü kimse veya şey; olağanüstü kimse veya şey; kasırga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karışık akıntılı olduğu için yüzmeye uygun olmayan sular.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dördüncü yüz yılda Ren nehri sahillerinde ve Köln civannda yerleşmiş olan Franklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sohbet» ten if.) (c. ashab, sahâbe, sahb). Konuşulan, arkadaş. Peygamberimiz’le konuşabilen çağdaşları: Ashâb-ı Kirâm. Sahâbe-i Resûlu’llâh, Al ve sahbına salât ve selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sahb» dan if.) (mü. sâhibe) (c. ashâb). Bir mal, mülk vs.’nin mâliki: Ev sahibi, bu koyunların sahibi kimdir? 2. Sahiplik sıfatı taşıyan. 3. Bir şeyi temsil eden: İmtiyaz sahibi. 4. Bir şeyi yapıp vücuda getiren. Fâil, müellif: Gülistân sahibi Şeyh SAdî. 5. Koruyan, himaye eden. Bir kimseye sahip çıkmak = Himaye etmek, tarafını tutmak. Sahip çıkmak = Sahibi olduğunu iddia etmek. Sihib-i hâne = Bir evin efendisi, ev sahibi. Sâhibe-i hâne = Evin hanımı. Söz sahibi = Nüfuzlu, sözü geçer. Tabiat sahibi = Zevk sahibi. Sâhib-kırân = Cihangir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endowed with. owner. possessor. holder. proprietor. lord. master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holder. lord. master. owner. possessor. patron. protector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owner. proprietor. proprietress. master. mistress. governer. holder. lord. possessor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. enjoy. hold. own. possess. retain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. to own. to become the owner of. to acquire to get sb / sth under control. to do sth about sb / sth that is misbehaving. to have sexual intercourse with a virgin. get possession. have. hold. possess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owned. possessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahip çıkma, himaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possessive. possessory. possession. ownership. mastership. dominion. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership. possession. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proprietorship. protection. patronage. guardianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahibi olmayan, kimsenin malı olmayan. 2. Koruyucusu, kimsesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forlorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. disembodied. ownerless. unowned. unprotected. abandoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownerless. unclaimed. sth which has no owner. sth which is unclaimed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kimsenin malı olmayan şeyin hâli. 2. Himayesizlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satıcılık, satma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saltb.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyaz karınlı yeşil bacak, zool. Tringa hypoleuca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. centripMe). Merkeze yönelen, merkezcil. Santripat (merkezcil ) kuvvat = Merkeze doğru yönelen kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at one's wits end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. âlimlik, ilim, irfan; burs .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isim listesi; not, pusula; muvak kat senet; (A.B.D.) eskiden kullanılan ufak kâgıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el yazısı; matb. el yazısı gibi basma harf; konuşmacının elindeki notlar; huk. senet, hüccet; alfabe, yazı düzeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s, -ria) manastırlarda hattatlara mahsus oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Kitabı Mukaddese ait veya onda bulunan; Kitabı Mukaddese göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes; k.h. kutsal yazı; eskiyazı, yazılmış şey, kıs. Script.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikinci derecede kıymetli (taş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı özel. semiprivate room hastanede iki, üç veya dört yataklı oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı profesyonel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Ar. şems = güneş; Fars. siper = kalkan). 1. Yüzü güneşten muhafazaya mahsus beyaz bezden yapılmış bir çeşit başlık. 2. Şapka siperi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. senatorlük .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) beklenmedik şeyler bulma şansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (matb.) harfin altında veya üstünde bulunan ince çizgilerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzun kelimeler kullanmaya meraklı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ped, ping) gemi, vapur; (den.) üç direkli ve her direkte seren ile yan yelkenleri olan gemi; uçak; (f.) gemiye yüklemek; göndermek, nakletmek; gemi hizmetine almak; kürek veya dümeni yerine takmak; gemi hizmetine yazılmak; gemiye binmek. s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek lik: friendship.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) gemi bordası. on shipboard gemide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemici çocuk, miço.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemi yapımı, gemi inşaatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemi yükü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) süvari, kaptan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemi arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemiye yükleme, tahmil; yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemi sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nakliyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemiler; bir memlekete veya limana ait bütün gemiler; tonaj; gemi ile taşıma, nakletme. shipping bill manifesto. shipping company nakliye şirketi. shipping room işyerinde paketleme ve sevkıyat dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) gemiye yakışır surette düzenlenmiş; tertipli, düzenli; (z.) muntazaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., f deniz kazası, geminin kazaya uğraması; gemi enkazı; harap olma perişanlık; (f). gemiyi parçalamak; kazaya uğramak, kaza geçirmek; harap etmek, mahvetmek, bitirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tersane işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tersane, dok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teşhir sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. yan kaymak; hav. yan inişi yapmak; i. yana kayma; yan iniş; ağaç filizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yan tarafa indirilen şiddetli darbe; f. yandan çarpmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mop up. mop up profits. sweep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. önkafa; kafatasının üst kısmı, tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Telli bir nevi bürüncek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. yudum yudum içmek, yudumlamak; i. yudum yudum içme yudum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasız ve ökçesiz hafif terlik ki, yürürken sürünerek şıp şıp gibi bir ses çıkarması yüzünden böyle denmiştir. Sıfat gibi de kullanılıp «şıp şıp terlik» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşı geçmiş eşek yavrusu (daha küçüğüne «kolon» derler. Diğer bazı hayvanların yavrularına da denir: Geyik sıpası).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foal. colt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colt. donkey foal. foal. donkey-foal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİPEH) (i. F.). 1. Asker. 2. Ordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سپاه] ordu. 2.asker.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkumandan, serdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Asker. 2. Süvari. 3. Orduda atlı sınıfına mensup asker. Tımarlı Sipâhî = Türk Osmanlı ordusunun en büyük kısmını teşkil eden atlı sınıf. Kapıkulu sipâhisi = Osmanlı devrinde İstanbul’da bulunan sipâhî tümeni.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Osmanlı İmpa-ratorluğu’nda tımar sahibi bir sınıf atlı ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sipâhîce, sipâhîye yaraşır surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Sipürden» fiilinden imas.). Veren, teslim veya fedâ eden: Cansipâr = Canını fedâ eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Feda eden, veren. 2.Suya kanmış. 3.Taze, körpe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SİPARİŞ) (i. F.). Ismarlama, bir şeyin yapılması veya gönderilmesi için emir verilme: Kitapçıya kitap sipariş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. commission. indent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. order. message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپارش] ısmarlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make to place an order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şükür, hamd: Allah’a hamd-ü sipâs olsun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپاس] şükür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Şükretme, dua etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamdeden, şükreden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sipâs = şükür, güzârîden = edâ etmek). Hamd ve şükür eder, minnetdâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپای گزار] şükreden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sipâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سپه] ordu. 2.asker.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumandanlık. 2. Kumandanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker başı, serasker, serdâr, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.). 1. Başkumandanlık. 2. Başkumandanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sipeh = asker, sâlâr = reis). Serasker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپه سالار] başkomutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Misafirhane. 2. mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzerlik tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kalkan. 2. Arkasına saklanacak şey: Duvarı siper edip kaçtı. 3. Yağmur, rüzgâr ve güneşe engel olacak saçak ve perde vesaire: Poyraza karşı bir siper ister. 4. Güneşin tesirine engel olan şapka kenarı: Şapka siperi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shield. shelter. trench. foxhole. bulwark. battlements. peak. protection. guard. screen. rampart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender. guard plate. shield. splashboard. trench. visor. bill. sheltered / protected place. screen. rampart. guard. protected. weathering. curtain. shrouding. faceplate. life guard. apron. dugout. baffle. baffling. splasher. arrester. protection. parapet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİPER-İ SAİKA) (i. F. A.). Yıldırımı çekip toprağa veren çelik çubuk, paratoner.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testudo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peak. visor. shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visor. bill. canopy (jutting out over a window or door. awning. projecting roof. shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sifon; zool. sifonluların içine su çektiği veya dışarıya su verdiği boru şeklinde organ: f. sifon ile su çekmek, sifondan geçirmek veya geçmek. siphonage i. sifonun işlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şıpı tık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gökyüzü. 2. Talih, baht, kader.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپهر] gökyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (argo) Çabucak yapıverirle, çarçabuk yapılıveren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Suyun damlama sesini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Ökçesiz ve arkalıksız terlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halattan örülmüş ağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire, beklenmedik bir zamanda.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yudumlayan kimse veya şey: cam veya plastikten yapılmış eğri kamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süte veya et suyuna batırılmış ekmek parçası, tirit: garnitür için kullanılan kızarmış ufak ekmek parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Hemencecik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelip geçenlerin habersiz olerak resmini çeken, çektikleri fotoğrafı sonradan karta basıp satan fotoğrafçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her gördüğüne Aşık olduğunu sanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gemici düdüğü. 2. Talim ıslığı. 3. (argo) Esrarlı sigara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed. boatswain's pipe. fag. cigarette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very sharp. as sharp as a needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir Ahenk (düzen) ve bir ney çeşlti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. sıçramak, sekmek; gen. over ile atlamak, sıçrayarak geçmek; suyun yüzünde sekmek (taş); i. atlayıp sıçrama; atlama; görmeden veya okumadan geçme. skip rope atlama ipi. skippingly z. seke seke, sıçrayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suyun yüzünde sıçrayan herhangi bir cins balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak gemi kaptanı, süvari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seken sey veya kimse; sekerek yürüyen bir çeşit böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mühür mahfazası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. slip

tic. ödeme belgesi

Kredi kartı ile satın alınan mal veya hizmet karşılığında bankanın yetki verdiği iş yeri tarafından düzenlenen, satın alanca imzalanan, ödeme taahhüdünü gösteren belge.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move along the surface of a thing without bounding, rolling, or stepping; to slide; to glide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To slide; to lose one's footing or one's hold; not to tread firmly; as, it is necessary to walk carefully lest the foot should slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move or fly ; to shoot; often with out, off, etc.; as, a bone may slip out of its place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To depart, withdraw, enter, appear, intrude, or escape as if by sliding; to go or come in a quiet, furtive manner; as, some errors slipped into the work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To err; to fall into error or fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to move smoothly and quickly; to slide; to convey gently or secretly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To omit; to loose by negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut slips from; to cut; to take off; to make a slip or slips of; as, to slip a piece of cloth or paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To let loose in pursuit of game, as a greyhound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to slip or slide off, or out of place; as, a horse slips his bridle; a dog slips his collar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring forth prematurely; to slink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of slipping; as, a slip on the ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unintentional error or fault; a false step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A twig separated from the main stock; a cutting; a scion; hence, a descendant; as, a slip from a vine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slender piece; a strip; as, a slip of paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A leash or string by which a dog is held; - - so called from its being made in such a manner as to slip, or become loose, by relaxation of the hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An escape; a secret or unexpected desertion; as, to give one the slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portion of the columns of a newspaper or other work struck off by itself; a proof from a column of type when set up and in the galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any covering easily slipped on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose garment worn by a woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A child's pinafore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An outside covering or case; as, a pillow slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The slip or sheath of a sword, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A counterfeit piece of money, being brass covered with silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Matter found in troughs of grindstones after the grinding of edge tools.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Potter's clay in a very liquid state, used for the decoration of ceramic ware, and also as a cement for handles and other applied parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particular quantity of yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inclined plane on which a vessel is built, or upon which it is hauled for repair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opening or space for vessels to lie in, between wharves or in a dock; as, Peck slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow passage between buildings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A long seat or narrow pew in churches, often without a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dislocation of a lead, destroying continuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The motion of the center of resistance of the float of a paddle wheel, or the blade of an oar, through the water horozontally, or the difference between a vessel's actual speed and the speed which she would have if the propelling instrument acted upon a s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fish, the sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fielder stationed on the off side and to the rear of the batsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are usually two of them, called respectively short slip, and long slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retrograde movement on a pulley of a belt as it slips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a link motion, the undesirable sliding movement of the link relatively to the link block, due to swinging of the link.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The difference between the actual and synchronous speed of an induction motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A memorandum of the particulars of a risk for which a policy is to be executed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It usually bears the broker's name and is initiated by the underwrites. the act of avoiding capture a minor inadvertent mistake usually observed in speech or writing or in small accidents or memory lapses etc. a flight maneuver; aircraft slides sideways i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a socially awkward or tactless act. a minor inadvertent mistake usually observed in speech or writing or in small accidents or memory lapses etc. potter's clay that is thinned and used for coating or decorating ceramics. a part removed from a plant to pro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Serial Line Internet Protocol is a communications protocol used by TCP/IP routers and PCs to connect your computer to the Internet using a telephone line SLIP has been pretty much replaced by PPP Back to Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol is the other popular protocol for connecting a computer to the Internet over a dial-up phone line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol, a communications protocol that that can turn a dial-up telephone connection into an Internet connection SLIP can be used to run Web browsers over a phone line, but is less stable than a PPP connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol A standard for using a regular telephone line and a modem to connect a computer as a real Internet site SLIP is gradually being replaced by PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol As with PPP, SLIP is a method to connect computers to the Internet, but it is older and less reliable than PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP is a serial packet protocol used to connect a remote computer to the Internet using modems or direct connections, SLIP requires an Internet provider with special SLIP accounts or a shell account a SLIP emula

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol; the protocol for using a regular telephone line and a modem to connect a computer to the Internet SLIP is gradually being replaced by PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP is a serial packet protocol used to connect a remote computer to the Internet using modems or direct serial lines, SLIP requires an Internet provider with special SLIP accounts or a account a SLIP emulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol A method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet SLIP is not supported at MHC See also: PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for Serial Line Internet Protocol SLIP is a protocol that permits TCP/IP communication over a serial line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stands for Serial Line Internet Protocol Similar PPP, this is another protocol that is used with a modem to establish an IP connection to the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol A recently developed communications protocol Designed to work with high-speed modems to establish a temporary Internet connection over a standard phone line. -- A standard for using a regular telephone line and a modem to con

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for Serial Line Interface Protocol, the first common method of connecting via a modem to TCP/IP networks, now less widely used See PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol An implementation of the TCP/IP protocol to be used over serial lines Allows direct access to the internet over a modem Compare with PPP, another such protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line IP Protocol This is a way of using a TCP/IP network over a standard phone line By using a SLIP connection, your computer actually becomes part of the Internet, with the same capabilities that any other Internet computer has In order to use gra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Serial Line Internet Protocol, a software scheme for connecting a computer to the Internet over a serial line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Serial Line Internet Protocol, SLIP refers to a method of Internet connection that enables computers to use phone lines and a modem to connect to the Internet without having to connect to a host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A standard for using a regular telephone line and a modem to connect a computer as a real Internet site SLIP is gradually being replaced by PPP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol Like PPP, a protocol that lets your computer pretend it is a full Internet machine using only a modem and a normal phone line SLIP is older and less flexible than PPP It is part of the TCP/IP suite of programs necessary to co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Interface Protocol A protocol that lets your computer directly access the Internet via a standard phone line and modem The Point-to-Point Protocol PPP does the same, but uses data compression and can compensate for noisy phone lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brief , briefs , panties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seramik yapımında kullanılan ince ve sulu kil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. daldırılmak için koparılan dal; ince ve uzunca kâğıt parçası; çok zayıf ve uzun boylu çocuk; f. daldırmak için dal koparmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slipped, -ping) kaymak; eli veya ayağı kaymak; kaydırmak, geçirmek; serbest bırakmak, serbest kalmak; yanılmak, hataya düşmek; kaçmak, kaçırmak; çıkmak (kol, bacak); gizlice vermek; erken doğurmak (hayvan). slip away sıvışmak; hissettirmeden çıkıp

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayma, kayış, ayak kayması; yanlışlık, hata, sürçme; jeol. heyelân, kaysa; kadın iç gömleği, kombinezon; yastık yuzü; A.B.D. iki iskele arasındaki dar yer; üzerinden geminin karaya çekildiği kızak; iskele palamar yeri; kriket kalenin arkasındaki yer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koltuk veya kanepe kılıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilmik, bağlandığı yerde aşağı yukarı inip çıkan düğüm, eğreti düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kolaylıkla giyilip çıkarılan (elbise).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., baştan giyilen (kazak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayış mesafesi; hakiki ile farzedilen hız arasındaki kayma neticesi meydana gelen fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terlik, pantufla. slippered s. terlik giymiş, terlikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çanta çiçeği, bot. Calceolaria integrifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaypak, kaygan, kayağan; hilekâr, güvenilmez; ele geçmez, Yakalanmaz. slipperily z. kaygan olarak; güvenilmez şekilde. slipperiness i. kayganlık; güvenilmezlik. slippery elm yumuşak iç kabuğu ilâç olarak kullanılan ve Amerika'da yetişen bir çeşit

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaypak; kaygan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. mürekkebin yayılmasını önlemek için araya konan boş sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsizce yapılmış; hareketlerinde ve giyiminde dikkatsiz, pasaklı, şapşal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. sulu tatsız yemek; dil hatası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince iç tabanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) sürgülü hesap cetveli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., hav. pervane arkasındaki hava cereyanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. hata, yanlış, sürçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen., çoğ. gemi yapı kızağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. makasla kesmek, çırpmak; i. çırpma, makasla çırpılmış parça; ufak veya önemsiz parça; A.B.D., k.dili. önemsiz şey veya kimse. snips i. maden levha kesmeye mahsus ufak makas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pusuya yatarak düşman askerini tüfekle vurmak; karşılıklı kaba söz söylemek; A.B.D., (argo) sigara izmariti aramak; i. tüfekle vurma; hakaret etme. snipe hunt kendisinin yalnız bırakıldığından habersiz olarak avını bekleyen kişiye oynanan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çulluk; su çulluğu, yelve, bekasin, bataklık çulluğu, zool. Gallinago gallinago; f. bu kuşları avlamak. sniper i. pusuya yatarak ateş eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. ters ve kısa; kibirli, kurumlu; parça halinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, fels. tekbencilik, solipsizm. solipsist i. tekbenci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solipsisme

fel. tekbencilik

“Yalnız ben varım, benden başka her şey yalnızca benim tasarımımdır” diyen, öznel beni bilinç içerikleriyle birlikte tek gerçek, tek var olarak kabul eden görüş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oğulluk sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikme boru; yangın musluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stenografi usûliyle yazmak için yapılmış yazı makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Matbaacılıkta dizilmiş sayfaların bütün halinde kalıbını alıp, baskıyı bu kalıpla yapma usûlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotypy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vekilharçlık; idare, yönetim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitkilerin ana sapı; böceklerde sapa benzer uzuv.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burs; ücret, maaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. maaşlı, ücretli; i. burslu kimse; (İng.) maaşlı vaiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (rjog stipites) zool. böceklerde sapa benzer uzuv.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. noktalarla hakketmek veya resmetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. noktalarla hakketme veya resimlendirme usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şart koşmak, maddeler halinde belirtmek, kayıt ve şarta bağlamak; söz vermek, garanti etmek, taahhüt etmek; anlaşmak. stipulation i. şart, madde; şart koyma, taahhüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaprak sapının dibinde çift olarak bulunan ufacık yaprak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba borusu. stovepipe hat A.B.D., k.dili. silindir şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. soymak, elbisesini çıkarmak; derisini veya kabuğunu soymak; vidanın dişlerini çıkarmak; ineğin sütünü son damlasına kadar sağmak; tütün yaprağının orta damarını çıkarmak; soyunmak; soyulmak. strip mining madenin üstünü kazarak kömür ç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. uzun ve dar parça; sınır; şerit; dar arazi; resimli hikaye serisi; f. şeritler halinde kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çubuk, yol, çizgi; çizgili kumaş; çoğ. tutuklu kıyafeti; başka renkten tahları ensiz ve uzun parça; biçim, tip; cins, renk; f. yol yol etmek, çizgilerle süslemek. striped s. çizgili, yollu. of the same stripe aynı cinsten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kamçının darbe yeri, bere; kamçı vuruşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. delikanlı, genç adam, çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soyma makinası; soyan kimse; A.B.D., (argo) striptiz artisti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. striptiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striptease. strip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striptease. strip-show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striptease. strip tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stripteaser. peeler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stripper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stripteaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tam bölen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satırın altına yazılmış harf veya rakam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imza, imza etme; kabul etme; abone; abone ücreti; iştirak taahhüdü. take up a subscription yardım parası toplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili. kuvvetli bir darbe indirmek, kolunun bütün hızıyla vurmak; slang. aşırmak, yürütmek; çalmak; i. tulumba kolu; kuvvetli darbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., (argo) kalitesiz bira; bira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keten tokmağı; hububatı harman yerinde dövmek için kullanılan uzun değneğin ucuna bağlı kısa değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physician. doctor. physician hekim. doktor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor. physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a medical doctor. office of a government doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAHRİB) (i. A ). Harap ve viran etme, yıkıp bozma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahrîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slashing. destroying. destruction. ruination. demolition. ravage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destruction. demolition. devastation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devastation. demolition. destruction. subversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to destroy. to devastate. batter. blast. bust. carve up. cast down. demolish. dilapidate. level. mine. raze. shatter. unbuild. vandalize. zap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tahrib edici.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Taype, Formoza'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1850-1864 Çin isyanına katılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAKIYB) (ka ile) (i. A.) (c. tâkıybât). 1. Arkası sıra gitme veya gelme. 2. Kovalama, arkasına düşme. 3. Arkasını bırakmayarak devam etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuit. tracing. chase. chasing. follow-up. hunting. prosecution. pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. pursuance. pursuit. prosecution. follow-up. persecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. trailing. succeeding. watching closely. legal proceedings. prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

follow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to follow. to pursue. excuss. heel. hound. prosecute. recover. to keep tab on. track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

follower. tracker. pursuer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

follower. pursuer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persecutor. pursuer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not being pursued. lack of grounds for legal action. dismissal of proceedings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial decision to abate an action or quash a charge or indictment. decree whereby the indictment is quashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitor. claimant. aspirant. pretender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solicitor. desirous. wishful. suitor. customerdesirous. seeking. candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who wants sth. suitor. wooer. customer. applicant. aspirant. candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to want. to desire. to seek. to apply for. to seek the hand of a woman in marriage. aspire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yumru ayaklı kimse; s. yumru ayaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yumru ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yelpaze şeklinde iri yapraklı bir çeşit hurma ağacı, bot. Corypha umbraculifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişe vesaire tıkacı olan mantar. Tıpa burgusu = Şişe tapası çıkaracak burgu. mec. Tapayı atmak = Patlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approbation. approval. countenance. assent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction. approval. affirmation. approbation. placet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to approve of. to approve. to give one's approval. to sanction. affirm. allow. to give approval. to give countdown to. to lend countdown to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKZİB) (i. A. «kizb»ten). Yalan isnâd etme, yalancı çıkarma, yalan olduğunu belirtme: Beni, benim sözümü tekzip etmek istiyor; gazetelerin neşrettikleri havadisi resmen tekzip ettiler; o gazete, bugün yazdığını yarın tekzip eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denial. contradiction. denial yalanlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaring sth to be false. disclaimer. calling sb a liar. confutation. contradiction. dementi. denial. impugnment. refutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to declare sth to be false. to deny. to disclaim. to call sb a liar. to show sb to be a liar. to make a formal denial of a declaration. confute. contradict. controvert. impugn. return a denial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by