Ir Ad ne demek? | Ir Ad anlamı nedir? | Ir Ad

Ir Ad anlamı nedir?

ir Ad ne demek?

ir Ad anlamı nedir?

ir Ad | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ir ad

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan masdar). 1. Getirme, nakletme: Misal, delil İrâd etmek. 2. Bir mülkün getirdiği kâr, kira vesaireden alınan para, gelir: Çiftliğin, apartmanların yıllık İrâdı ne kadardır? 3. Kira veya mahsul veren emlâk ve akar: Büyük İrâdı vardır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

1 GB’ı aşkın hafıza alanı için 6 CD-R ve 1 CD-RW ile gelmektedir. CD-RW ile aynı diski 300’den fazla kez biçimlendirebilirsiniz. CD-R ile aynı yüksek kapasiteyi ve sorunsuz kamera/PC iletişimini sağlayan CD-RW biçimi, aynı CD’nin birden fazla kullanılması düşünü gerçeğe dönüştürüyor.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

DVD ya da benzer bir kaynaktan 5.1 Surround Ses bilgisi alan bir giriş. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Adüv’ler, düşmanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. Dokumacılıkta kullanılan fırça

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب عدالت adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب باده رنگ kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (m. ebed). Ebed’ler, sonu olmayan zamanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.), Mâmule, mamure, imar edilmiş, onarılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آباد] ebedler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آباد] bayındır, mamûr. âbâd etmek/eylemek.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek. âbâd olmak. mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Şen, bayındır. 2.(Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şen, mâmur (Abâd gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادان] bayındır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâmurluk, şenlik, bayındırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادانی] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şenlik, mâmurluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) öIüler diyarı; cehennem, tamu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hindistan’ın Devletâbâd şehrinde imal olunan bir nevi yazı kâğıd.ı (Devlet Abâdî’den kısaltılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادی] bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadı Mehmet Çelebi. Türk hukuk bilgini (1555).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) «Deveyi» çökertmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),(Fr) mezbaha, salhane, kasaplık hayvanların kesildiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab’dan.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Otomatik Bant Genişliği Kontrollü (Automatic Bandwidth Control – ABC) radyo, yakın frekanslı istasyonlardan kaynaklanan bozulma parazitlerini en aza indirerek daha iyi yayın kalitesi sunar.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltraş Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.

Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Allah’ın kulu. - (bkz.el-Basir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’ın kulu. Ehad, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah’ın kulu. (bkz.el-Habir). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden, (bkz.Hadi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah’ın kulu.-Kadir; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Kadir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kebir’in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah’ın kulu. - Kebir; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kebir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah’ın kulu. - ez-Zahir, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.ez-Zahir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبگير] havuz. 2.su birikintisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Abire) (c. Abirîn) «ubûr» dan if.). Geçen, ubûr ve mürOr eden: Mirîn ve Abirîn = Gelip geçenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عابر] yaya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبرو] yüzsuyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) hastalıktan korunmak için üç köşeli muska üzerine yazılan manasız harfler; muska; anlamsız söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) aşındırmak, yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abracadabra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) ortalıkta, halk arasında; dışarıda; dış memleketlerde, hariçte; şurada burada, her tarafta; memleket dışına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğitimle ilgili; ilmi; soyut, mücerret, pratiğe dayanmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akademisyen, terbiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akademi, yüksek okul: ilim adamları cemiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şövalyelik rütbesi verilirken kucaklama, öpme veya kılıç yüzü ile omuza hafifçe vurma töreni; mükâfat; övme; (müz). rabıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitter almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open binding. public / official auction. open bidding. open sale. tender. adjudication. public auction. roup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement in blank. blank endorsement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open city. open town. unenclosed // unenclosed town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aç komak, açlığa düşürmek. 2. Açlık vermek, iştiha açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to turn rancid. to embitter. sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Açma düğmesine bastığınızda, disk otomatik olarak çıkartılacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foldaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. collapsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya dönük, acıca, acımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing regret. exciting. pity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse pity for. to ask for sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause regret. to excite pity. tell the tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. acre) (ecr’den if. hukuk). Bir şeyi kiraya veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az acı, acıya çalar, acımtırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban turpu denilen b.ir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horseradish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acıyıp merhamet etmek. 2. Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ele geçirmek, elde etmek, kazanmak, istihsal etmek, tedarik etmek. acquired (s). kazanılmış, müktesep. acquired characteristics doğuştan olmayıp sonradan kazanılan özellikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, iktisap; ilim, marifet, hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık. 2. Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have opened. to cause to open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened. to let open. to let be opened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Add) (i. A.). 1. Sayı, sayma, tadad: Addolunmıyacak kadar çoktur. 2. Tutma, sanma, kabul etme, itibar etme, sayma: Terbiyesiz adamı insan addetmek câiz değildir: Mart ne kadar soğuk olsa yine bahar addolunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslında «at» olup, hâlâ Doğu Türkçesinde böyle kullanılır). 1. İsim, nam: Adın nedir? 2. Şöhret, şan. Adı çıkmak : İştihar etmek, şöhret kazanmak. 3. İtibar, haysiyet. Adını anmak: Zikr etmek. Adını anmamak: Kale almamak. Adı batmak: Unutulmak, kale alınmaz olmak. Adı belirsiz: Adı meçhul, hakkında bir şey bilinmiyen. Adı bozulmak: Şöhret ve itibarına halel gelmek. Adı çıkmak Duyulmak, kötü şöhret kazanmak. Ad, şan: Şöhret ve itibar. Ad takmak: Lakap koymak, lakap vermek. Ad komak: İsim koymak, tesmiye etmek. Ad vermek: Birinin ismini söyleyip haber vermek. Adı var: İsmi var cismi yok; kâzib (yalancı) şöhret sahibidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yemen cihetinde yerleşmiş eski bir kavimdir. HÜd Aleyhisselam’a iman getirmeyip küfr ve şirkte ısrar ettikleri için Tanrı tarafından kahr olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellation. denomination. forename. name. noun. renown. reputation. repute. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As a prefix ad- assumes the forms ac-, af-, ag-, al-, an-, ap-, ar-, as-, at-, assimilating the d with the first letter of the word to which ad- is prefixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It remains unchanged before vowels, and before d, h, j, m, v.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Examples: adduce, adhere, adjacent, admit, advent, accord, affect, aggregate, allude, annex, appear, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It becomes ac- before qu, as in acquiesce. a public promotion of some product or service in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name. reputation. noun. substantive. appellation. designation. first name. monniker. nomen. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a public promotion of some product or service. in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alzheimer's Disease Alzheimer's disease is a degenerative disorder that strikes brain neurons, causing memory loss and impairing the patient's ability to communicate, pay attention and make judgments As it progresses, the disease also affects the ability

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Active Duty Full-time duty in the active military service of the United States It includes federal duty of the active list , full-time training duty, annual training, and attendance while in the active military service at a school designated as a service

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Domain Group of hosts, routers, and networks operated and managed by a single organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative leaders within OSU Extension who provide program direction The four program areas in OSU Extension are: Agriculture and Natural Resources, Family and Consumer Sciences, 4-H Youth Development, and Community Development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This abbreviation stands for the Latin phrase 'anno domini' It designates a year since the hypothetical birth year of Christ This is a common western method of citing historical dates Dates prior to the birth of Christ are designated with the abbreviation

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Symbol for a dichromatic absorbance It is equal to the absorbance at the secondary wavelength subtracted from the absorbance at the primary wavelength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entering a two-digit or four-digit number into a terminal which has been pre-programmed to recognize the number as an abbreviation for a frequently dialed number which can be automatically dialed by the switching center.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Active Directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Active Duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A graphic or a banner on a web page that when clicked on, takes the visitor to another site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applicable Document abbreviation for the documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for ANDORRA.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The final and conclusive level of appeal of your claim unless you take your case to the Supreme Court of B C on judicial review An appeal to the Appeal Division can only be made on facts, law or policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Athletic Director- responsible for organizing, scheduling and supervising interscholastic sports for the high school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ACE Directive/Assistant Director. advertisement GO - to move along ON - batsman's side of wicket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airworthiness Directive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic double, sometimes called a Ground Rule Double.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sesli Açıklamalar (AD) kör ya da görme engelli kişilerin TV deneyimini geliştiren, filme dair açıklamaların yer aldığı bir ses kaydıdır. İzleyiciler için ekranda olup bitenleri açıklar ve sağır ya da işitme konusunda zorluklar yaşayan kişiler için altyazıların gördüğü işlevi görür. Şu ana kadar, AD özelliği sadece ayrı bir alıcı kutu ya da uydu alıcısı ile kullanılabiliyordu. TV’yi herkes için erişilebilir kılmak için, BRAVIA yelpazesi belirli TV kanalları tarafından yapılan açıklamalı ses kayıt yayınlarına kolayca erişim sağlayan tümleşik AD özelliğine sahip ilk üründür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.D. AD (kıs). Anno Domini milâttan sonra. ad (i). ilan, reklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilân, reklâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud peygamber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur’an-ı Ke-rim’de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing lots. lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapışmak, tutmak; iltihak etmek; bağlanmak, bağlı olmak, merbut olmak. adherence (i). sabit durma: vefa, bağlılık, merbutiyet adherent (s)., (i). yapışık, bağlı, merbut; (i) taraftar, taraf tutan kimse, bir parti veya kiliseye mensup olan kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominate. entitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Etrafı su ile çevrili kara parçası. 2. Etrafı yollarla çevrili arsa ve binalar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) mâdâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. adû).Adûlar, düşmanlar. (bk.) adc.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edeb). (bk.) Edeb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آداب] edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cemiyet içindeki davranış ve nezaket kaideleri, görgü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) Yunus familyasından yırtıcı bir balık. Bazılarının boyu yirmi beş metreyi bulur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). anlamsız veya saçma bir hale gelinceye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ballıbabagillerden bir bitki. Yaprakları çay gibi haşlanılarak içilir. Yurdumuzda çok yetişir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(salvia officinalis): Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

islet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. A.) (m. aded). Sayılar, (bk.) Aded.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atasözü, darbımesel, vecize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide hareket gösteren terimlerden biri. Yavaş, ağır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). (i)., (müz). adagio;(i). yavaş çalınan parça

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Adanın hakimi, yöneticisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «adamak» tan). Mukaddes bir şahıs veya makama adanan şey, nezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. oblation. offer. offering. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblation. offering. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering. vow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - “Adın yayılsın, ün kazan” manasında.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عضلات] kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Ai.) (c. adalât). Kas, vücudu hareket ettiren organ, (bk.) kas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef. muscle. myo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. muscle kas. muscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. brawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[عضله kas. 2.kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musculous. muscled. strong. having muscular strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hak elde etme ve herkesin haklarına tamamiyle riayet, adi, madelet, dâd, insaf: IcrS-yı adalet, adâlet icra etmek, adâlet mûcib-i saadettir, saadeti mûciptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. fairness. equitableness. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. act of justice. jus. law. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدالت] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - 1.Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2.Haksızlıktan uzaklaşma. 3.Düzenli ve dengeli davranma. 4.Hakkaniyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adil, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدالتکار] adil, adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Adâlete uygun düşen veya adâletli olan: Adâletli bir hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. equitable. fair. judicious. clean adil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i! A. T.). Adâlete aykırı düşen veya adâletli olmayan’ Adâletsiz karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iniquitous. unjust. inequitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. inequitable. oppressive law. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hak ve insafa mugayir hareket, adalet ve insaf eksikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. inequity. unjust act. iniquity. travesty of justice. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ada ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adaliye, anatomi). Sinirli etlere, balıketine mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

islander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

islander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan. 2. Erkek kişi. 3. İyi yetişmiş kimse: Bu şehir çok adam yetiştirdi. 4. Birinin tarafını tutan kimse: O, Ali beyin adamıdır. 5. Belirsiz zamir olarak herkes: Adamın gidip yatacağı geliyor. 6. Vazifeli şahıs: Buraya bakacak bir adam lâzrm. Buranın adamı nerede? Adam etmek = İyi yetiştirmek. Adam olmak = İyi yetişmek. Adam içine karışmak = Eş, dost arasına çıkmak, topluluğa karışmak. Adam sarrafı İnsanların karakterini iyi anlayan, görmüş geçirmiş kimse. Adama dönmek = Tertiplenmek, düzelmek. Adamdan saymak = Ehliyetini kabul etmek, (bk.) Adem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. dog. person. employee. guy. fellow. fellow man. bean. bird. bozo. chap. cookie. cooky. cuss. feller. jack. joker. buster. dick. fucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. dog. person. employee. guy. fellow. fellow man. bean. bird. bozo. chap. cookie. cooky. cuss. feller. jack. joker. buster. dick. fucker. bastard. bloke. bod. gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given in the Bible to the first man, the progenitor of the human race. 'Original sin;' human frailty. street names for methylenedioxymethamphetamine in Judeo-Christian mythology; the first man and the husband of Eve and the progenitor of the huma

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. person. individual. a full man. servant. attendant. one's agent / follower. chap. cove. cuss. guy. herbert. johnny. sod. son of a gun. specimen. wight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in Judeo-Christian mythology; the first man and the husband of Eve and the progenitor of the human race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish architect who designed many public buildings in England and Scotland. street names for methylenedioxymethamphetamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first male God created; he and his mate Eve disobeyed God and were expelled from the garden of Eden See Chapter 1 Yahwist Creation Story The Hebrew term adam can variously designate humankind collectively , the first man , or the personal name Adam Se

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Robert Adam : eminent architect who designed furniture for the houses he built or re-modelled; famous for his revival of the classical style, based on Ancient Greek and Roman taste, begun in England during the 1760's.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Art Design Architecture and Media. red, a Babylonian word, the generic name for man, having the same meaning in the Hebrew and the Assyrian languages It was the name given to the first man, whose creation, fall, and subsequent history and that of his desc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The style period from 1765-1790 The Adam brothers introduced the neoclassical style in furniture and architecture to England.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First man mentioned in Genesis and thus the paradigm for the human being Adam features in many pseudepigraphic texts of the Second Temple period found at Qumran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Genesis, the name Adam literally means 'ruddy,' from the Hebrew for 'red'; it possibly derives from an Akkadian word meaning 'creature ' In the older creation account , Adam is simply 'the man [earthling],' which is not rendered as a proper name until

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scottish brothers Robert and James Adam practiced as architects and designers, employing cabinetmakers, painters, and sculptors to execute their designs. earthborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arrestee Drug Abuse Monitoring System, formerly known as the Drug Use Forecasting program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armywide Devices Automated Management System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name mean red, earth First man See Adam, Second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adam, as first man, is the metaphorical representation of the collective entity who represents all people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A robo-demon created from other demon parts Click here for a full description.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Area Denial Artillery Munition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Adem; bir erkek adı. Adam's apple (bak). apple. not to know one from Adam tanıyamamak the old Adam insanların günah işlemeye olan tabii eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man-to-man defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per capita. per head. per person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidnap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide. murder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murdering. murder. homicide. manslaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a good judge of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedication. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mukaddes bir şahıs veya makama bir şey ahd ve nezretmek: Adaçayı Tekkeye kurban adamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vow. offer. commit. consecrate. dedicate. devote. give up. wed. wed with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecrate. dedicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dedicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gerektiği şekilde: Bu işi adamakıllı yapacak biri lâzım. Adamakıllı bir yol. Adamakıllı bir söz. 2. Pek fazla. Adamakıllı ıslandım, iş adamakıllı ihmal edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out. thoroughly. fully. completely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoroughly. fully. substantially. carefully. painstakingly. crashing. greatly. heartily. really. roundly. supremely. vitally. in the worst way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşgörüsüz; çok sert; (i). çok sert efsanevi bir taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarsılmaz; delinmez ; elmas gibi sert ve parlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «Ademceğiz» yanlıştır). Küçük ve fakir ve hakir yahut merhamete değer insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little or modest man. poor fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

insaniyete yakışır surette, insaniyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «Ademcik» hatadır). Küçük ve hakir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adam yiyen. 2. Adama salar veya adamdan ürker (hayvan). 3. Alışkanlıktan insanın üzerine gelen (hayvan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Allah daim ve bakî etsin mânâsiyle kullanılan Arapça duadır: Adâmellâhü devletehu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsana yakışacak şekilde: Adamlıkla alâkası yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manliness. manly character. honesty. decency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Patlıcangillerden bir bitki. Kökü bazen insanı andıran biçimler aldığından bu adla anılır. Ayrıca eskiden bu bitkide acayip hususiyetler olduğuna inanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Alraunwurzel, Mandragore, Mandrake): Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Türkiye’de yetiştiği yerler: Batı ve Güney Anadolu. Kullanıldığı yerler: Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çesitli preparatların terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli durumlarda «Adam sen del» diyerek omuz silkme, işleri benimsememe hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kimsesiz, yalnız, yakını ve yardımcısı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a servant / attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kimsesiz, yardımcısız olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Şanlı, şöhretli

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Adama işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenances. customs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir şeye uydurmak, uyarlamak; edeb adapte etmek. adapt oneself uymak, intibak etmek, tabi olmak. adaptable (s). uysal, şartlara uyan, intibak edebilen adapter (i). adaptör; intibak eden ve ettiren şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tatbik etme işi, bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması, bir canlının yaşadığı muhite uyması işi: Bu piyesin adaptasyonu iyi olmuş. Bazı kelebekler adaptasyon sayesinde kendilerini korur, ADAPTE (i. Fr.). Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış: Bu eser Fransızca’dan adaptedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adaptation

uyarlama

Uyarlamak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation. conformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, imtizaç , intibak, tatbik, uyma; (edeb). adaptasyon, uyarlama; ışık değişikliklerine gözü alıştırma işlemi; uydurulma, şekil değişmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapté

uyarlanmış

1. Sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirilmiş. 2. Kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmiş (yabancı eser).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angepasst. übertragen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adapteur

uyarlayıcı

Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter. adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter adaptor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musevi takviminde şubat ortasında başlayan ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «ad-daş»). Adı bir, «Ahmed» adını taşıyan iki ayrı şahıs gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

namesake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

namesake. name sake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı adı taşıyan iki kişinin hal ve sıfatı ve aralarında münasebet, aynı ismi taşıma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zambakgillerden bir bitki, soğanından ilâç yapılır (Urginea Maritima).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Scille, Scillae bulbus, Sea onion, Urginea maritima): Zambakgillerden bir çesit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı, bir insanı rahatça öldürebilir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı, dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Çok iyi bilmeden kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler:İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücudda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastaları kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). yıldızlara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادات] âdetler, alışkanlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabbit. cony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini nezretmeğe sevk ve icbar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Düşmanlık, husûmet: O adamın bana adâveti vardır. 2. Kin, garez, buğz: İzhar-ı adavet etmek = Kinini açığa vurmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عداوت] düşmanlık. adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir vazife veya işe seçilmek üzere kendisini ileri süren, yahut başkaları tarafından ileri sürülen kimse: Milletvekili adayı. 2. Belirli bir iş için yetiştirilen kimse: Avukat adayı. Namzet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. cadet. candidate. aspirant. contestant. entrant. nominee. postulant. remainderman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. candidate. nominee. applicant namzet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidate. nominee. suitor. solicitor. aspirant. postulant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nomination. candidacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidacy. candidateship. candidature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kur’a çekme, isimlerin yazılı bulunduğu kâğıtlardan herhangi birini çekerek belirtme yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). 1. Adcılık doktrinine bağlı kimse, bu doktrinle ilgili şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Cins ve türlerin yalnız ismen var olduğunu ileri süren felsefe doktrini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nominalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عد] sayma, görme, değerlendirme, kabul etme. addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek. addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek. addolunmak sayılmak, kabul edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). katmak, ilâve etmek, eklemek; zammetmek, toplamak. adder (i). toplayan şey veya kimse. add up toplamak, yekun çıkarmak; neticelenmek; (k). dili anlaşılmak, belli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katılan rakam veya miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave edilecek şey veya söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Kabul etmek, saymak: Bu işi olmamış addedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank. to count. to esteem. to deem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider. to steer / to hold. to esteem. deem. reckon. regard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tiryaki, müptelâ kimse, bir şeye düşkün kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak. be addicted to alışmak, kendini vermek, tiryakisi olmak, müptelâ olmak, düşkün olmak addictive (s). tiryaki eden, alışkanlık husule getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

hesap makinesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Adis Ababa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ilave edilmiş şey; (mat). toplama in addition to (-e) ilâveten, ayrıca, fazla olarak. additional (s). biraz daha, ilâve edilen, eklenilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katkı; katılan kimyasal madde; (s). toplamsal, ilâve olunacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (s). bozmak, şaşırtmak; çürümek, cılk çıkmak; (s). çürük, cılk addlebrained (s). ahmak addled egg cılk yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Sayılmak: Geç kalan gelmemiş addolunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres; söylev, nutuk; konuşurken takınılan tavır, eda; hüner, sanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). söylev vermek, nutuk söylemek, hitap etmek; mektubun adresini yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adresine mektup gönderilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap eden kimse; imza eden kimse; dilekçe sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres yazma makinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). getirmek, göstermek (delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Harikulâde, alelâde, fevkalâde, (bk.) Adet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدد] sayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayı bakımından, sayıca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددا] sayıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adediyye). 1. Adede yani miktar veya rakama, sayıya mensup ve müteallik. 2. Hukuk: Yumurta gibi sayılan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددی] sayısal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. Adil’den). Adâletli, çok doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yokluk, varlık zıddı: Onun vücudiyle ademi birdir = Varlığı ile yokluğu müsavidir; diyâr-ı adem = Yokluk ülkesi, sahrây-ı adem = Yokluk çölü. 2. Olmama, bulunmama, fıkdan: Adem-i itaat = İtaatsizlik; adem-i iktidar = İktidarsızlık; adem-i iştiha = iştahsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («Ademî» veya «benî Adem» den muhaffef). 1. Hayvân-ı nâtık (konuşan hayvan yani insan), insan, beşer: Bir adam geldi. 2. İnsaniyetli ve mürüvvetli kişi; adam olmayacak. 3. Memur, uşak, hizmetçi, tab’a: Adamlarım burada yok. 4. Birinin yetiştirdiği ve koruduğu, taraftar, gayretkeş: O, filanın adamıdır. Ademoğlu = Mürüvvetli insan, merd. Adem evlâdı = Asîl ve terbiyeli insan. Adam olmak = Terbiye almak, iyi yetişip ilerlemek. Adamakıllı = Makul, makbul, işe yarar (Yanlış olarak eşya hakkında dahi kullanılır). Adam! Adam sende = Bir işi küçümseme mânâsıyle kullanılan tâbirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonexistence. dead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. lack. naught. death. perdition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدم] ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم] yokluk, bulunmama, adem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İb.h.i.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2.Adam. 3.İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz.Adem’in 25 yerde ismi geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موازنت] dengesizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم رعایت] uymama..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم توجه] ilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدم آباد] yokluk ülkesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adamcasına, insaniyete yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدم خوار] yamyam, insan yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Ademiyye, Ademîyân). insana mensup ve müteallik, beşerî, insan, adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [1[آدمی insanoğlu. 2.insanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آدميان] insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adamca, erkekçe, cesurca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Adamlık, insanlık. 2. Adamlık, nâmuslu adama yakışır hal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آدميت] insanlık. 2.adamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan soyu, insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aden körfezi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. adénite

tıp ak kan yangısı

Lenf düğümleri iltihabı.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). Ienf bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lenf bezlerinin şişmesi veya büyümesi, adenoma, genellikle bez dokusu uru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ehliyet, yetenek, kifayet, yeterlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, ehven, elverişli, kifayetli, yeterli.adequately (z). layıkıyle adequateness (i). yeterlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدس] mercimek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adesat). 1. Mercimek tanesi. 2. Mercimek tanesi gibi ortası kalın ve kenarları ince cam ki gözlük, dürbün ve sairede kullanılır. F. Lentille.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lens. glass. objective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدسه] mercek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adesiye). Mercimek şeklinde olarak dürbün ve gözlük camı gibi ortası tarafından çukur olan: Adesiyyüşşekl — Adese şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aded) (i. A.) (c. Adâd). 1. Sayı, bir topluluğun belirli sayıdan mürekkep olması. Koyunlarının adedini kendisi de bilmez. 2. Rakam, miktar beyan eden kelime veya işaret: Üç, beş, yüz, 7, 20, 18 adedi. 3. Tane, baş, kıt’a: Beş adet kitap, on adet koyun, üç adet gemi. (Matematikde) aded-i tam = Taksimde küsûru kalmayan; ad«d-i sahih = Küsuru olmayan; aded-i Aşârî (ve doğrusu öşrî) her defasında ona taksim olunarak devamlı şekilde taksimine devam olunan sayı ki Fransızlar’ın birimi bu usule dayanır; aded-i kesrî = Yarım ve üçte bir ve beşte üç gibi bir adedin kırıntısı hükmünde olan rakam; aded-i mürekkep = Bir aded-i sahih ile kesr-i Adi veya ondalık kesirden mürekkep olan sayı. 1, 3, 8 ve 4 İ gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adât) (Arapça terkiplerde: Ade). 1. Alışılmış şey, ülfet, her vakit yapılan: Sabah erken kalkmak Adetidir; bildiğini kimseye göstermemek Adetidir. 2. Resm, deeb, usul, herkes tarafından riayet olunagelen hal: Bu memleketin Adeti budur; Adet-i belde, Adet-i hasene, Adet-i seyyie; Adetullah = Tanrı Adeti; tabiat nizamı. 3. Kadınların ayda bir kere gördükleri hayz, aybaşı: Adet üstünde idi. Harik-i Ade, harikulade = Adetullaha karşı olarak vaki olan hal, mucize ve keramet gibi tabiat üstü vuku bulan hal. Alelade = Adet olduğu yani her vakit vuku bulduğu gibi, Adetâ, bayağı. Fevkalâde = Her vakitkinin üstünde ve haricinde olarak, suret-i mahsusada, ayrıca: Fevkalâde hürmet ve riayet ettiler; fevkalâde bir ziyafet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom. item. menstruation. period. rite. ritual. routine. rule. number. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. numeral. unit. figure. one copy. piece / item. groove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادت] alışkanlık, âdet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. doğrusu: Ade). 1. Adet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde. 2. Bayağı surette, Adi bir suretle: Adetâ bir yemek. 3. Düpedüz: Bu, Adetâ hırsızlık

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. fairly. in fact. so to say. so to speak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as good as. nearly. a kind of. a sort of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. as usual. so to say. nearly. within an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادتا] basbayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as usual. in number. numerically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدتا] âdet olarak, geleneklere göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Allah nizamı, Allah töresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kanunu, ilahi sünnet.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adhât, kullanılmaz). Kurbanlar. İd i adhâ = Kurban bayramı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضحی] kurbanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, Sanskrit günahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) yapışma; iltihak, razı olma, bağlı olma; vefa, sabit durma; (tıb)., (bot). ayrı parçaların birbirine yapışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yapışkan, yapışıcı; (i). tutkal, zamk, çiriş adhesive plaster, adhesive tape yapışkan şerit, bant, plaster adhesiveness (i). yapışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak, yapıştırmak, vermek (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bunun için, buna mahsus; bu zamana kadar. ad hoc committee kısa sureli ve tek bir vazife için kurulan komite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). bir kimsenin ön yargı ve tutkularına hitap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adiye). 1. Adet olan, mutad, her vakitKI, fevkalade olmayan: Adî gün; umûr-i Adiye = Alışılmış işler. 2. Bayağı, aşağı: Adî bir adamdır, pek Adî bir yemek yapmıştı. Hukuk-ı Adiye = Ceza hukukundan olmayan, mehâkim-i Sdîye = Ceza mahkemelerinden gayri, hukuk mahkemeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tawdry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. banal. base. cheap. coarse. common. contemptible. despicable. dirty. low. mean. measly. monstrous. poor. scurvy. shabby. shoddy. sordid. stale. tacky. tawdry. vile. vulgar. worthless. low-down. ordinary. customary. usual. cheapjack. third-rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. normal. habitual , inferior. common. low quality. commonplace. mean. base. banal. cheap. coarse. crummy. deferred ordinary shares. despicable. hackneyed. low. petty. pitiable. pitiful. poor. profane. prosaic. rubbishy. schlock. scurv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attitude Director Indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acceptable Daily Intake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Approved Driving Instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A television market, as defined by Arbitron, a firm which measures TV audiences Each ADI is assigned Arbitron's three-digit numeric code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acceptable daily intake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adi literally means one with a beginning After one realizes intellectually that one is not distinct from God , the adi illusion begins That is, although one knows one is not different from God, one does not experience it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AutoCAD's Device-Independent Binary Plotter Format, a vector format generated by AutoCAD.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Approved Driving Instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small box-like device that replaced the modem at UC with the advent of the IBX telecommunications system in July, 1988.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assistance Dogs International.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Defence Industries Ltd. 'Place of' or 'village of ' Used with village names like Adi Abun, 'Bishop's-ville'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attitude direction indicator. alternate delay interval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادی] sıradan, âdi, değersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Common Stock)

Şirket ana sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmayan ve sahiplerine eşit haklar sağlayan hisse senedidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name and fame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the name implies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıcaklık ışınlarını geçirmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adet» ten) (mü. adîde). Müteaddit, çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدید] birçok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیده] birçok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem (i). Allah'a Ismarladık, elveda , Allah'a emanet olunuz; (i), (gen) (çoğ). veda, Allah'a emanet etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîle) («adi» den). Müsavi, eşit, benzer, eş, akran. Nazîr ve adîli yoktur, bî-adîl = Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adile) («adi» den if.). Adalet sahibi, adalet icra eden, hak dağıtan: Adil Amir, Adil hükümet. Şâhid-i Adil == Adalet üzere, doğru söyleyen şahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. fair. impartial. just. righteous. scrupulous. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair. impartial. kosher. on the level. right. righteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادل] adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیل] eşit, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Adil yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayağılık, aşağılık: Onun Adîliği kıyafetinden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpitude. commonness. inferior quality. vulgarity. baseness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority. commonness. meanness. baseness. pettiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «atmak» tan). 1. Yürümede bir ayağın kaldırılıp atılmasından ibaret hareket, hatve. 2. Bir adım miktarı mesafe ve ölçü. Adım atmak = Yürümek, gitmek; ayak talimi etmek. Adım atlamak = Sıçramak, adım adım -Ağır ağır, yavaş yavaş. Adım almak, adımını tek almak = Düşünce ve ihtiyatla hareket etmek. Adımını geri almak = Pişmanlık ve tereddütle hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîme) («adem den smüş.). Bir şeyi olmayan, malik ve sahip olmayan, mahrum: Adîm-ül imkân = İmkânsız, muhal; adîm-ül iktidar = iktidarsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step. footstep. foot. pace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footstep. pace. step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step. pace. footpace. footstep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیم] yok olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Step by step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Adımla ölçmek, adım saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pace. to go apace. to measure by steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space for one step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیم الامکان] imkânsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cennet (Adn).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on behalf of. in the name of. in behalf of. per procurationem. per pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. in the name of. in behalf of sb. in sb's behalf. on behalf of sb. on sb's behalf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behalf. in the name of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonu olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). geçici, muvakkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Allah'a Ismarladık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i) etin yağına ait; yağlı; (i) etin yağlı tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. addition

hesap

Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kâğıt, hesap pusulası.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağına giden yatay geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Hatim et-Tai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam’dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz.Alinin yanında yer aldı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادیه] alışılmış, sıradan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). 1. Bayağı, basbayağı. 2. Her zamanki gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). adjective, adjacent, adjustment.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişik olma, yakınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bitişik, yakın, komşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıfat cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden olan, niteleyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitiştirmek, yan yana koymak; bitişik olmak, yan yana olmak adjoining (s). bitişik, yan yana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ertelemek, tehir etmek, başka güne bırakmak; oturuma son vermek; dağılmak adjournment (i). ertelenme; oturuma son verme; iki celse arasındaki müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâve, ek, esası teşkil etmeyen kısım; iş arkadaşı, yardımcı, muavin; (gram). başka kelimeleri tanımlamak veya nitelemek için kullanılan kelime veya kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Allah rızası için diye rica etmek, istirham etmek adjura'tion (i). ciddi tembih veya dilek; yemin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzeltmek, uydurmak, alıştırmak , ayar etmek adjustable (s). ayar edilebilir, düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment (i). tasfiye; tanzim, düzeltme, tashih, Islah; düzen, nizam; uyma, intibak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardımcı, muavin; emir subayı, yaver. adjutant general komutana bilgi veren ve emirlerini orduya tebliğ eden general. adjutant stork Hindistan'da bulunan bir çeşit iri leylek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A ). 1. Hak elde etme, tarafsız hüküm, hakkaniyet, adalet: Dünya adi ile kaimdir; adl-i pâdişahî = PAdişâh adaleti, adl-i ilâhî = Tanrı’nın adaleti. 2. Müsavat, eşitlik, eşit muamele. 3. Hukuk. Rehin veren ile rehin alarak rehni tevdi ettikleri kimse. Kâtib-i adi = Adalet kâtibi, noter.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدل] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. A.) (m. dil). Kenarlar, kenar çizgileri, (bk.) dil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضلاع]] kenarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Ad koymak, tesmiye etmek. 2. Ad takmak, lakap vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naming. denomination. terminology. nomenclature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). isim koymak, isim takmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. entitle. intitle. refer to. denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a name. to call. to denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nam ve şöhret kazanmak. 2. Fenalıkta şöhret bulmak, bed-nâm olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adı ve ismi olan, adlanmış: Ahmed adlı = Ahmed nâm, Ahmed ismiyle müsemmâ. 2. Meşhur, tanınmış, şöhret kazanan. 3. Fenalıkta adı çıkmış. İyi adlı = itibarlı, iyi şöhretli. Adlı sanlı = Şöhret, şan ve itibar sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adliye). 1. Adalete mensup ve müteallik. 2. Mahkeme ve dava işlerine dair ve müteallik. Mehâkim-i adlîye: Adlî mahkemeler; umûr-ı adlîye: Adlî işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

named. called. famous ünlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

named. having the name of. called. titled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal. judicial. juridical. forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic. judicial. juridical. legal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial. juridical. legal. pertaining to law / justice. forensic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدلی] adalet ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial / court police. criminal police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-known. reputed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial records.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary recess. vacation. vacations. judicial holiday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forensic medicine. medical jurisprudence. legal / forensic medicine. forensic / legal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary / court police. judiciary police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k). dili irticalen söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). istenildiği kadar, istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mahkeme ve davalara müteallik işler dairesi: Adliye nezareti, adliye nazırı, adliye vekâleti ve vekili. Adliyeye müracaat etmek. 2. II. Mahmud’un bastırdığı eski altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary. justice. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration of justice. judicial court. judiciary. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adliyede meslekî görevi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدليه] mahkeme, adliye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâncılıkla meşgul olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetim, idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ilaç verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yönetimle ilgili, idari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetmen, idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil, mirası idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). takdire şayan, beğenilecek , çok güzel admirably (z). beğenilecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amiral.vice-admiral (i). tümamiral rear-admiral (i). tuğamiral. admiral butterfly bir cins kelebek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (b.h). bahriye mahkemesi ; İngiltere'de deniz kuvvetleri kumandanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çok beğenmek, hayran olmak, takdir etmek admira'tion (i). hayranlık , çok beğenme. admir'er (i). takdirkar kimse; âşık. admiringly (z). beğenerek, hayran olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, kabule şayan. admissibil'ity (i) makul oluş, kabul olunabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul, girme müsaadesi ; teslim (hakikat); giriş ücreti, duhuliye. admission free duhuliyesiz, giriş ücreti olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kabul etmek, teslim etmek ; içeriye bırakmak, girmesine müsaade etmek: izin vermek, müsaade etmek admit of imkân vermek admittance (i). içeriye kabul; girme müsaadesi , giriş hakkı. No admittance. Girilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). itiraf edildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katıp karıştırılma, ilâve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öğüt vermek, nasihat etmek, tembih etmek, ihtar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tembih, ihtar, nasihat, öğüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtar mahiyetinde, nasihat şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet, behişt, firdevs, uçmak: Cennât-ı adn = Cennet bahçeleri; adn-ı Alâ (Asıl mânâsı daimî mesken olup, Yemen’deki Aden şehrinin ismi de bundan gelir. Ibrânîce dahi bu mânâya gelip ondan Avrupa dillerine geçmiştir: Eden).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدن] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). kusturacak kadar, iğrenç derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Adın’a mensup, (bkz.Adnan). 2.Cennete girmeye hak kazanan. Adni Recep Dede. Türk mutasavvıf, şair. (Belgrat 1688).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Adni).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) gürültü, patırtı. make an ado hadise çıkarmak, kıyameti koparmak. without any more ado hemen, ses çıkarmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kerpiç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gençlik, büyüme çağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). delikanlı, genç, büyümekte olan.(kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, edinmek, benimsemek ; evlât edinmek. adoption (i). kabul , benimseme; evlatlığa kabul etme, evlât edinme adoptive (s). evlâtlığa kabul eden veya edilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tapınmak, perestiş etmek, aşırı derecede sevmek. adorable (s). tapınılacak, perestişe layık, çok güzel ve sevimli. adora'tion (i) perestiş, tapınma, aşk, aşırı sevgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, donatmak, tezyin etmek, çeki düzen vermek. adornment (i). süs, ziynet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sadede, konuya, mevzua.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). böbrek üstü bezi,(s), bu bezle ilgili.adrenal glantl böbrek ustu bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir hormondur. Böbrek üstü bezleri tarafından çıkarılır. Hekimlikte çeşitli amaçlarla kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenalin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crystalline substance, C9H13O3N, obtained from suprarenal extract, of which it is regarded as the active principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used in medicine as a stimulant and hemostatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a catecholamine secreted by the adrenal medulla in response to stress ; stimulates autonomic nerve action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenalin , adrenaline , adrenin , adrenine , epinephrine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adrenalin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kimsenin oturduğu yerin yazılı veya sözlü olarak gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address. direction. take for a ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper of direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressograph. mailing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book / booklet. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Edirne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Adriya Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başıboş; kendi haline terk edilmiş , serseri; akıntı ve rüzgâr etkisiyle sürüklenmekte olan (Gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eli çabuk, usta, becerikli, mahir, hünerli. adroitly (z). hünerle.adroitness (i). hüner, marifet, el çabukluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilâve edilen, katma , ek olan, gereksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adı olmayan, isimsiz. 2. Eski Türkler’de kabilesinden ayrıldığı için artık onun adını taşımayan, ancak bir yararlık gösterince ad kazanabilen delikanlılara denirdi. Parmak, yüzükparmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anonymous. nameless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدو] düşman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad). 1. Kol, bazu. 2. mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adudîye). Anatomi. Kola mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaltaklanmak, tabasbus etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan, yaltaklanma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). reşit, ergin, erişkin (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion (i). karıştırma, karıştırılmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, anıştırmak ; gölgelemek. adumbra'tion (i). ima, kinaye; gölgeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanmış, kavrulmuş, kurumuş adv kıs adverb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adâ). Çokluğun çokluğu: Eâdî. (Dilimizde daha çok «adû» şeklinde kullanılmıştır). Düşman, hasım: Adüvv-i cân = Can düşmanı, adüvv-i kadîm = Eski düşman, Adây-ı din = Din düşmanları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). pahasına göre, kıymeti üzerinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilerleme, ileri gitme, terakki, terfi; fiyat yükselmesi; avans, öndelik. advances (i)., (çoğ). ilerlemeler; (k).dili açık verme, asılma. advance guard öncü kuvvet. in advance önde, ileride; peşin olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, ilerlemek, ileri götürmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak, yükselmek (fiyat) ; avans vermek, ödünç vermek; teklif etmek. advanced (s). ilerlemiş, ileri advancement (i). terfi;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kârlı, faydalı , istifadeli. advantageously (z). faydalı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelme, gelip çatma, görünme , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir ay müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) arızi, harici, tesadüfe bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak, atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse. adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret isteyen (bir iş),

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). macera, serüven, sergüzeşt; spekülasyon, vurgun sağlayan teşebbüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). zarf. adverbial (s). zarfa ait adverbially (z). zarf cinsinden olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhalif kimse, düşman , hasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, muhalif, ters, karşı, aksi. adversely (z). karşı olarak, muhalefet ederek. adverseness (i). terslik, zıtlık, muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zikretmek, ima etmek, dokundurmak , hissettirmek. advert to (-dan) bahsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğüt, nasihat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tavsiye edilebilir; uygun, münasip, muvafık. advisabil'ity, advisableness (i). uygunluk, muvafık olma, tavsiyeye lâyık olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek; öğüt veya nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz well-advised (s). tedbirli, akıllı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). akıllıca, tedbirli olarak: bilerek, düşünerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müşavere , düşünme. under advisement muallâkta ; incelenmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) danışman, müşavir; danışman öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tavsiye niteliğinde; akıl öğreten, öğüt veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taraf tutma, taraftarlık ; savunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). savunan kimse, müdafi kimse, taraftar. devil's advocate tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). savunmak, müdafaa etmek, sahip çıkmak, korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kuvvetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tapınağın en iç odası adz (i). keser, marangoz keseri aedile eski Roma'da Bayındırlık memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Afâk, F. girîften). Ufukları tutmuş, Aleme yayılmış, şâyî, çok meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, maslahat; vaka, olay, hadise; hal; ilişki. an affair of honor namus veya şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri as affairs stand şimdiki halde. Iove affair aşk macerası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). gizli ilişki; mesele, hikâye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg smb. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). demek, söylemek, beyan etmek, iddia etmek; (gram)., (man). tasdik etmek, ispat etmek; teyit etmek; (huk). tasvip etmek affirmable (s). iddia olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasvip, tasdik; müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). olumlu, müspet, tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu cevap a decided affirmative kuvvetli ve olumlu karar. in the affirmative ispat ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The affirma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutuşmuş, yanmakta, alev alev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağaçlık haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforestation. silviculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforest. to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateşte karıştırıp pişirerek koyulaştırmak, lüzucetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to raise. to lend or incline to oneside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ağırlanmak, ağırlık vesaire, (bk.) Ağır vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde usullleri bir mertebe ağırlaştıran terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slowly. gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 9/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak usulünün bir şeklidir, (bk.) Aksak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde: 1. 10/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak semaî (bk.) usulünün bir mertebesi ve: 2. Klasik bir şekil: Ağır aksak semâİ usulü ile bestelenmiş ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe illness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manual labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard work. heavy work. fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gross negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy industry. heavy industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong language. rap on the knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indictable offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy duty truck / lorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil. fuel oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously wounded. badly wounded. badly injured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegmatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yer küresinin, yoğunluğu öbür kısımlarınkinden çok olan iç kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağırlamak işi. 2. (musiki). Gelin veya güveyinin karşılanması sırasında çalınan kıvrak hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İkram ve izâz etmek, hürmet etmek. 1. Yavaşlamak, bataet ve teenni peyda etmek. 2. Kokuşmak, ağır kokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağır veya temkinli olmak, ikram olunmak: Ağırlanacak misafir yüzünden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become more serious. to slow down. to get harder. to become more difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become slower. to become graver. to turn. to become overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıklet, tartıda ağır şeyin hail. 2. Yavaşlık, bataet. 3. Vakar, temkin. 4. Ağır şeylerin toplamı, eşya, kalabalık. 5. Eskiden geline verilen mihr-i muaccel parası. 6. Gece uykuda basan kâbus: Ağırlık basmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight. heaviness. weightiness. gravity. force of gravity. dullness. slowness. severity. arduousness. avoirdupois. heft. massiveness. plummet. ponderosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. brunt. gravity. weight. heaviness. slowness. gravity ağırbaşlılık. severity. burden yük. responsibility sorumluluk. drowsiness. lethargy. foulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heaviness. weight. load. ponderosity. gravity. slowness. calmness. seriousness. graveness. richness. indigestibleness. fetidness. putrefaction. dullness. uneasiness. languor. effects. luggage. portion. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iplik germeye mahsus iğin alt tarafında mantar gibi tahta veya kemikten yapılmış tekerlek. 2. Yuvarlak ve tümseğimsi şey: Gece kandili ağırşağı, çadır ağırşağı (tepesindeki), diz ağırşağı = Diz kapağının kemiği. Domuz ağırşağı = Bir nevi bahûr-u meryem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırşak gibi mantarımsı bir tümsek hasıl etmek: Çıban ağırşaktandı. 2. Şişip yuvarlanmak: Meme ağırşaklandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. unanimity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. peace. gusto. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ahad) (mü. ihdâ). Bir, yek, vahid. Yevm-ül-ahad = Pazar günü. (matematik). Birden dokuza kadar olan rakamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ahad). (bk.) Ahad.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آحاد] birler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احد] bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir, kişi, kimse. 2.Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3.Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasından).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) ehâdîs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Birlik, Cenab-ı Hakk’ın birliği, vahdaniyyet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri, ileride, başta, önde. get ahead başa geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to bring in accord / agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). (m. hafîd,) torunlar. (bk.) Hafîd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احفاد] torunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahr» dan if.) (m. Ahire). 1. Son, sonraki: Ahır nefes = Son nefes. Ahır zaman = Son zaman. Ahır zaman peygamberi = Hazret-i Muhammed. 2. Biten, son bulan: Ahır oldu, bitti. (c.). Evâhir = Son zaman, nihayet: Evâhir-i ömründe, evâhir-i muharremde. Bir adamın evvel ve Ahırı = Başlangıçtaki ve sonraki hali. Min evvele ilâ Ahire = Başlangıcından nihayetine dek. Sonra, en sonra. Akıbet: «Eyledin zülfün gibî Ahır perişan hâlimi» (RÜhî). Evvel ve Ahır = Başlangıç ve son, her vakit. Ahırül-emr — En nihayet, akıbet (c.). Ahırîn = Sonrakiler. Evvelin ve Ahırın = Öncekiler ve sonrakiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Aslı Türkçe olup, Farsça’ya dahi geçmiştir). Hayvanların barındırıldığı dam, Istabl. Mîrâhûr = Hükümdar hayvanlarının idaresine memur adam, Istabl-ı Amire müdürü. Has Ahûr = Hükümdarın hayvanlarına mahsus ahır ve bu ahırın memurlarının ikametine mahsus idare, Istabl-ı Amire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ahîre). Sonraki, en sonra vaki olan, son: Meclisin karar-ı ahiri = Son kararı, iş’Ar-ı ahîre değin = Sonra vaki olacak iş’ar zamanına kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. shed. barn. byre. cowhouse. cowshed. crib. stabling. stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barn. stable. stall. shed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. shed. barn. crib. stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخر] son, en son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Ahır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخر کار] sonunda. 2.sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخربين] ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخره] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). En sonra, şimdiki zamandan az evvel: Ahiren alınan emre göre. («ahiren» ile «muahharen» arasında fark vardır. Birincisi şimdiki zamana nisbetle kullanılıp ona yakınlığı bildirir, ikincisi ise diğer bir hal ve vakanın zamanına nisbetle kullanılıp ondan uzaklığı gösterir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recently. lately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخيرا] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future life. hereafter. eternity. after-life. afterdeath. beyond. underworld. the unseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرت] öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ahretlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. Ahır), (bk.) Ahır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخرین] sonuncu. 2.sonrakiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sâhir’in c.). Büyücüler, büyüleyiciler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخرکار] sonunda, nihayet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Hayvan) ahırda çok yatıp hamlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرالامر] sonunda, işin sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one foolish / stupid. to make one act like an idiot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال عادیه] olağan haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hatırlatıcı niteliği olan not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava, nefes; (müz). hava, nağme; tavır. air base hava üssü.air bladder (zool). baIıklarda hava ile dolu bir kese, hava kesesi. airborne (s). havadan gelen (toz mikrop v.b.); havadan nakledilen; uçmakta. air brake hava freni. air castle hayal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). havalandırmak; güneşe sermek; ateşe göstermek; açmak. air one's views fikirlerini açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). havai bir şekilde, hoppaca; hafife alarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havadar olma; hafiflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havaya gösterme, hava alma, gezinti; açığa vurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). havai; havadar; hava gibi hafif; hayali; çalım satan, kendine bir hava veren; çevik, canlı, şen; (güz). (san). şeffaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzeltmeye yarayan demir Alet, dişengi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlimler, fenler meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy. college.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Akademi tarzında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic. academical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academical. academic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akademizm sözcüğü, bir sanat dalında, her türden yeni atılımı yadsıyarak, değişmez olduğu varsayılan; onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır. Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, sözcük olumsuz niteliktedir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bir kiraz çeşidi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akergin)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Bir işin sonu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb see reason. to bring sb to his senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «akr» dan if.) (Müzekkeriyle müennesi birdir). 1. Kısır, doğurmaz, akîm. 2. Mahsul vermez, münbit olmıyan. Akır karha: Ud-ul-karh dahi dedikleri, ilâç olarak kullanılan kök.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقر] kısır. 2.verimsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractual promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omuriliğin dış, beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu akmadde teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقسام سائره] diğer kısımlar, öbür bölümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için). 2. Yansılamak (ışık). 3. Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. to reflect. to echo. to mirror. to transmit. to convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to echo. to transmit to. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

else. otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the contrary. otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ikşîrâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aksırmak işi, hapşırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing. sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aksırık. Aslı: Ansırmak, ansırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze. to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin aksırmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to capitalize. carry asset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A). Olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاقدرالامکان] olabildiğince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field survey. area study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aldırmak işi. Aldırış etmemek = Ehemmiyet vermemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regard. care. attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifferent. unheeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never mind!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never mind. don't worry. take it easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Almaya sevk ve icbar etmek, kabul ettirmek. 2. Vasıtayla almak, almaya adam göndermek. 3. Satın aldırmak, satın almaya sevk ve icbar veya buna müsaade etmek: Bana sunu aldırmadılar. 4. Sığdırmak, istiap ettirmek: Bu kadar zahireyi şu anbara nasıl aldıracaksınız? 1. Ehemmiyet vermek: Herif hiç aldırmıyor. 2. Deli olmak, çaldırmak. Burnundan kıl aldırmamak = Kibirli bir tavırla muhalefet etmek, söz dinlememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay attention. mind. take heed of. bother about. heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. mind. regard. to make sb take. to get sb to take. to have sth out. to mind. to care. to pay attention. to worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb get sth. to mind. to pay attention to. to have sth surgically removed. care. reck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disregardful. unsusceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Hiç bir şeye aldırmamayı Adet edinmiş kimsenin hali, tasasızlık, kayıtsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference. heck. insouciance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb sent out for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمگير] dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. showy. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alev çıkarır hale getirmek, tutuşturmak, yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to exacerbate. to incite. enkindle. fan deliberately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek kadr = derece, mertebe). Kıymet ve derecesi yüksek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی قدر] saygıdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüksek kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğ(Erkek İsmi) 2.Meşhur bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). «Son derece zorba» anlamındaki «alikıran baş kesen» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıştırmak işi. 2. Herhangi bir işe iyice alışmak için yapılan veya yaptırılan çalışma, temrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. lapping. practice. shakedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n . 2. Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı. 3. Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür. 4. İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak. 5. (Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-bye. goodbye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvelce; şimdiden, halen; zaten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazır, hazırlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. at the disposal of. prepared for. on toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماده] hazır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amâdelik, hazırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمادگی] hazırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kav, mantar kavı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyükelçi, sefir; büyük yetki sahibi siyasi delege; büyük bir davanın temsilci veya savunucusu. ambassador plenipotentiary büyükelçi. ambassadress (i). sefire. ambassador'ial (s). büyükelçi ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusu, tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amca oğlu veya kızı.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümran» dan if.) (mü. Amire). 1. Mamur, Abâdân, harap zıddı. 2. Meskûn, şen, ahalisi ve şenliği olan, terkedilmiş, metrûk ve hâlî olmayan: Bilâd-ı Amire (şenlikli ülkeler). 3. Güzel işlenmiş, imar olunmuş: Arâzî-i Amire. 4. Devlete ait, resmî, Osmanlı devletine mensup ve müteallik: Tersane-i Amire, Tophane-i Amire, matbah-ı Amire, Istabl-ı Amire. (Bu gibi resmî tâbirlerde kelime müzekker veya Farsça olduğu halde, sıfatın müennes kullanılması galat-ı meşhur olarak gelmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emr» den if.) (mü. Amire) (c. ümerâ). Buyurucu, emredici. Memurun üstü, büyük memur

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterful. commander. in charge. chief. overman. overlord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. governor. superior. commanding. imperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Emir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the Mohammedan nobility of Afghanistan and Scinde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Ameer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. superior. chief. commander. boss. commandant. imperative. immediate manager. president. top brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, commander In many of the Arab states of the gulf, amir often means ruler or prince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strictly speaking, commander In Saudi Arabia, amir often means prince, but can mean governor of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader or commander. blue. an independent ruler or chieftain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمر] emreden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mamur eden, şenlendiren. 2.İmar olunmuş. 3.Devlete ait. 4.Kendisine bağlı görevliler bulunan. Amir b. Abdullah b. Mes’ud: Tabiindcndir. İslam fıkıh bilgini.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. amiral. Arapça emîr-ül-bahr veya emîr-ül-mâ’dan). Bahriye kumandanı, kaptan, deniz generali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiral. flag- list. flag officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahriye kumandanlığı, kaptanlık, deniz generalliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amire yakışır bir surette vaki olan: Amirâne bir tarzla. Amire yakışır bir surette emrederek: Bu adam daima Amirâne lâkırdı söyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial. lordly. magisterial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آمرانه] emredercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Amir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amirlik, buyuruculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Amir olma durumu, Amir tavrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authority. superiority in rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Af, bağışlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. am: Amca F. zâden: Doğmak). Amca oğlu, amca kızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Napolion zamanında Fransa ve Avrupa’da yayılmış olan yapı, mobilya, giyim vs. üslûbu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Yalnız deneme ve müşahedeye dayanan usul.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. empirique

1. görgül, 2. deneysel

1. Bir kurama değil yalnızca gözleme dayalı. 2. Deneye başvurularak yapılan, deneyle olan, deneyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empirical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empirical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. empiriste

fel. deneyci

Deneycilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. empirisme

fel. deneycilik

1. Bilginin gözlem, deneme veya duyular ile elde edilebileceğini ileri süren geleneksel öğreti. 2. Organizma ile durum veya çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren, bilgiyi, simgelerle iletişimi yapılan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high street. main street. main road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mainmast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. natural. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vernacular. primitive language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir musiki sisteminde nota yazısının ve aralık esasının dayandığı dizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca: Şark, maşrık). Asya’nın Karadeniz’le Akdeniz ve Marmara ile Adalar Denizi arasında olarak, doğuda Fırat vadisine ve şimdiki kullanılışa göre iran’a kadar uzayan yarımada ki (Asyâ-yı Suğra = Küçük Asya) ismiyle maruf olup, şimdi Türkiye’nin Asya topraklarını teşkil etmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatolia. asia minor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatolia. anatolian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anatolia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anadolu ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatolian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Anatolian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. unsur). Unsurlar, elemanlar, (bk.) Unsur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر] unsurlar, elemanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر اربعه] dört unsur ateş, hava, su, toprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. mantık). İki şey arasında bazı noktalarda uygunluk hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan). 1. Birinin hatırına getirmek, hatırlatmak. 2. Bir şeyi hatıra getirmek, unutturmamak: Kendini hayırla andır. 3. Benzetilen, hatıra getirecek surette çok benzemek: Mahşeri andırır bir kalabalık. Konuşma dilinde: Bu kumaş onu andırıyor. Şu adam falanı andırıyor, denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to resemble. to border on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind one of. to resemble. to recall sb to the memory of others. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocağın demir ayaklığı. and/or ve ya da, veya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirici bir şey söylemek, tenkit edercesine söz söylemek. animadversion (i). eleştirme, tenkit, kınama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan) (eşek ve ona benzer hayvan). Kötü sesle genizden bağırmak, mec. kötü sesle merkep gibi bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bray. to bray. to hee-haw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (eşeği). Bağırtmak anırmaya teşvik etmek. mec. (küfürcü ve kötü sesli bir adamı) bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insinuate. to hint. to imply. to allude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tomb of Atatürk in Ankara. mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain the meaning. to give the meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to give meaning to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensible. intelligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible. comprehensible. deductible. perceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understandable. comprehensible. intelligible. clear. apparent. apprehensible. cognoscible. decipherable. direct. exoteric. inferable. lucid. pellucid. perceptible. unequivocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. articulate. clear. decided. lucid. transparent. unequivocal. intelligible. comprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decipherable. intelligible. tangible. understandable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vasıtayla anlatmak, birine bir başkasının aracılığı ile bir şeyi malûm ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). Hicri sene, H.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint stock company. corporation. incorporated society. joint-stock company. joint stock / stock company. joint-stock corporation. incorporated business. corporate trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Joint Stock Corporation)

Bir ünvana sahip, en az 5 ortakça, ana sözleşmesinde yazılı konularda faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan ve esas sermayesi muayyen (belli) paylara bölünmüş olan sermaye şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ansırmayı mucip olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: Aksırık). Burundan gelen, öksürüğe müşabih bir hal, atse. (bk.) Aksırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Ansırır) («an» dan. Galatı: Aksırmak). Beyinden gelir gibi görünen, öksürüğe benzer bir şeyi burundan çıkarmak. Atse vurmak, (bk.) Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ansırmayı mucib olmak, atseyi celbetmek, aksırtmak: Bu enfiye ansırtmıyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uçaksavar. antiaircraft gun uçaksavar topu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ter kesici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). raşitizme karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıracaotları familyası (aslanağzı, kurt ağzı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stultify. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müzik eşliğinde su revüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally. sometimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now and then. now and again. ever and anon. from time to time. occasionally. once in a while. sometimes. in spots. at times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

every now and then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

every so often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zaman zaman, seyrek olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

searching. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiring. searching. researcher. investigator. explorer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. investigator. explorer. inquiring. searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a researcher. research.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Araştırmak işi, taharri, tetebbu, tefehhus: Araştırma yapmak, araştırmalarda bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. exploratory. explorative. inquisitional. inquisitorial. investigative. inquiries. research. exploration. search. study. review. inquiry. ascertainment. checkback. checkover. checkup. discourse. disquisition. investigation. probe. pursuit. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploration. inquiry. investigation. probe. research. scrutiny. search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. investigation. study. hunting. inquiries. inquiry. inquisition. paper. probe. quest. rummage. scrutiny. switching. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitive. investigative. researcher. explorer. investigator. surveyor. analyst. searcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research man. research worker. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Teftiş ve taharri etmek. Ağır araştırmak = Dolayısiyle sorup söyletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. investigate. research into. explore. seek. analyse. analyze. study. dig up. fish. cast about. cast around. check up. dig. drag up. dredge for. dredge up. ferret. ferret about. fish around. forage. go into. hunt after. hunt out. hunt up. inqui.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascertain. explore. hunt. inquire. investigate. probe. prospect. research. search. seek. sift. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to search thoroughly. to explore. to investigate. to research. to make a study. to do a research on. ascertain. costean. delve. ferret. fish. hunt. inquire. probe. quest. scout. seek. smell about. try.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Talep veya teftiş ve tecessüs ettirmek. 2. Selefinden beter olup onu arzu ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (mim). sıra kemerler; kemer altı, üstü kapalı çarşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunanistan da sade ve mesut bir ırkın oturduğu rivayet edilen dağlık bir ülke; cennet hayatı yaşatan kırlar. Arcadian (s). bu ülkeye ait; sakin, asude; sade, basit; pastoral.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). tartışmada karşı tarafın söz ve hareketlerini kendi görüşünü savunmada delil olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.

Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.

Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.

Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,1 gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65’İ su, yüzde 35’i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.

Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purify. to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowdlerize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. behind. behindhand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind. rearward. on the reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the dodge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) («Arka» dan. Aslı: Arka-daş). 1. Dost, yakın, tanıdık, refik, ortak. 2. Muavin, yardımcı, yamak. 3. Bir işte birlikte bulunanlardan her biri: Yol arkadaşı, okul arkadaşı. Arkadaş değil, arka taşı = Yük olan, eziyet veren arkadaş için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consociate. friend. pal. buddy. bud. fellow. companion. mate. comrade. associate. bedfellow. brother. chap. chum. compeer. consociate. familiar. feller. helpmate. helpmeet. sidekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ally. associate. buddy. chap. companion. company. comrade. date. fellow. friend. mate. pal. partner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy. companionable. jovial. sociable. social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who values friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendly. pally. comradely. companionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expansive. forthcoming. friendly. kindly. in a friendly manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

like friends. in a friendly manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Refakat, refiklik, şeriktik. Arkadaşlık etmek = Refakat etmek, beraber bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship. comradeship. company. companionship. fellowship. good fellowship. amity. association. camaraderie. friendliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. amity. attachment. companionship. company. comradeship. fellowship. friendship. society. togetherness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be a friend of. to accompany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. armata

den. donanma

Bir devletin deniz kuvvetleri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fleet of armed ships; a squadron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically, the Spanish fleet which was sent to assail England, a. d. 1558. a large fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Spanish Armada The fleet assembled by Philip II of Spain, in 1588, for the conquest of England Used for any fleet. a fleet of warships.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donanma. the Armada 1588'de İngiltere'ye hücum edip mağlup olan İspanyol donanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'da bulunan ve zırh gibi kabuğu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Geminin direk, seren, ip ve yelken gibi donanımını düzenleyen usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerde, küpeştenin iç tarafında bulunan direklere takılı halatları bağlamak için kullanılan delikli ve çubuklu levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate at the edge of the deck with holes for fastening rigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough cobblestone pavement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konulurdu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony, uzun süreli arşivlemeden kaynaklanan görüntü bozulmasına ve kalite düşüşüne son derece dayanıklı optik ortam oluşturmak için yüksek güvenilirliğe sahip kayıt malzemesi tasarımını kullanmış ve hazne testlerinde tam üretim kontrolleri geliştirmiştir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım hanı (1702-1767).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Artırma işine mevzu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be increased. to be saved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yeni kelime) (i.), idareli harcayarak bir kısmını artırma işi, tasarruf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy. saving tasarruf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saving. economy. raise. increase in income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir satış usulü. Alıcılar arasındaki yarışmaya dayanır. Artırmalarda mal en yüksek fiatı sürenin üzerinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augmentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increasing. saving. economizing. auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increment. saving. economizing. auction billing. augmentation. enhancement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artmasını sağlamak. 2. Daha yüksek fiyat öne sürmek. 3. Biriktirerek çoğaltmak. 4. Bir davranışta ileri gitmek: Sen işi artırdın artık. (bk.) arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augment. add. upgrade. raise. bid up. economize. save. aggrandize. amplify. boom. boost. build up. bump up. compound. deepen. eke out. enhance. escalate. exalt. fade up. gain. heighten. improve. outbid. overbid. put on. scale up. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. boost. compound. develop. heighten. increase. redound. save. to increase. to raise. to augment. to enhance. to boost. to bump sth up. to step sth up. to put away. to economize. to save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. to increase. to add to. to save. to raise the bid at an auction. to overbid. augment. deepen. heighten. multiply. raise. run up. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tezyid edilmek, müzayedede yükseltilmek. 2. Tasarrufla biriktirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Artırmak şeklinde de yazılabilir) (f.). 1. Çoğaltmak, tezyid ve teksir etmek: Yürük hayvan yemini arttırır. 2. Müzayede fiyatı yükseltmek, ziyade vermek. 3. Hadden ziyade etmek, haddi aşırmak. 4. Tasarrufla biriktirmek: Para arttırıyor. 5. Saygı göstererek ikram etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle of latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Çoban düdüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. usfur). Usfurlar. (bk.) usfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. aşîret). Aşîretler, oymaklar, (bk.) Aşîret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. asker). Askerler. (bk.) Asker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عساکر] askerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çiçekleri asılmış insana benzeyen ve köklerinden sahlep çıkarılan sahlepgillerden bir bitki (Lorogiosum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Daha doğrusu asîlzâde) (i. F.) (c. asılzâdegân). Soylu, asîl, nesîb, necîb. («ZAde-gân» tâbiri bunun cem’inden galat olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knight. noble. nobleman. peer. noblewoman soylu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noble. nobleman. aristocrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Peer. hidalgo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصيل زاده] soylu çocuğu, asilzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrasion. corrosion. erosion. attrition. denudation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion. erosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing off. etching. corroding. erosion. obliteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sürterek oyup çukurlatmak veya üstündeki yazı, çiçek vesaireyi silip kazımak: Fazla tedavül meskûkâtı (madenî paraları) aşındırır. Birinin kapısını aşındırmak = Çok gidip gelmek, usandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrade. corrode. eat. erode. fray. to erode. to corrode. to abrade. to wear away. to eat sth away. to eat away at sth. to go very often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to erode. to wear off. to corrode. to eat. abrade. fret. obliterate. wear. wear away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. Zaman, devir, ahd, hengâm: O asırda, asrımızda. Kanunî Sultan Süleyman HAn asrı, Asâr-ı sâlife. (Asrın müddeti muayyen olmayıp bir tarihin her yüz senesine asır denilmesi galattır). 2. ikindi vakti, ikindi namazı: Salat-ı asr. Kabl-el-asr = İkindiden evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ısret» ten smüş.) (mü. asîre). Zor, güç, müşkül, Fars. düşvâr, ağır. Bu, bir emr-i asîrdir = Zor bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.) (mü. Aşire). Onuncu: Bâb-ı Aşir = Onuncu bâb; def’a-i Aşire = Onuncu kere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyin on parçada biri, aşer. 2. Kur’an-ı Kerîm’in on cüz’e bölünmesiyle bu cüz’lerin her biri: Aşîr okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. centenary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. century. century yüzyıl. period. time çağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. time. period. era. reign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصير] özsuyu, usare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشر] onuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عشير] onda bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ondabir, onuncu. 2.Samimi dost ve arkadaş. 3.Koca. 4.Aşar toplayan. 5.Kur’an-ı Kerim’den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (1728-1804).’Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800’de Şeyhülislamlık görevini ifa etli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصر بعد عصر] asırlarca, yüzyıllarca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma mânâsında kullanılan uydurma bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde orta sekizlideki (mi) perdesi. «Hüseynî-aşîrân» da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Onuncu olarak, onuncu derecede: Aşiren (onuncu olarak) şunu yapmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشرا] onuncusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a şâir) (A. terkiplerde «aşîre» suretinde bulunur). Bir asıldan doğup birlikte yaşıyan ve birlikte konup göçen göçebe halk, oymak, kabile: Arap, Kürt, Türkmen aşiretleri; aşiret arasında yaşamak; aşiretle gezmek; aşiret şeyhi, beyi, ağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. clan. tribal. nomadic. horde. native tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), («aşmak» dan. Eskiden aşrı ve aşuru da yazılırdı). 1. Hadden fazla, pek ziyade olan: Aşırı derecede cesur. 2. Bir şey;n ötesinde bulunan, öte tarafta olan: Denizaşırı yer. 3. Birini atlayıp diğerini kullanmakla vâki olan, birer fasıla ile vuku bulan. Günaşırı = Bir gün olup, bir gün olmayan. Ev aşırı = Bir eve ait olup birine olmıyan. 4. Pek, çok, ziyade, hadden fazla: Aşırı hiddetlendi. 5. Fâsıla ile, fasılalı olarak: Günaşırı geliyor. Bir şeyin ötesinde: Denizaşırı oturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. excessive. ultra. super. acute. breakneck. camp. crusted. deep. desperate. devilish. disproportionate. exaggerated. exceeding. exorbitant. exquisite. extortionate. extravagant. fancy. ferocious. fond. fucking. fulsome. heavy. like hell. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical. awfully. excess. excessive. exorbitant. extortionate. extravagant. extreme. extremely. fierce. immoderate. inordinate. mortal. overdone. overmuch. redundant. steep. surplus. too. undue. unduly. unrestrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. over. devilish. exaggerated. in excess. to excess. excessive. exorbitant. fanatic. fulsome. heavy. immoderate. inordinate. like anything. overflowing. overmuch. over the top. rabid. red hot. sore. steep. too too. ultimate. ultra. undue. ungodly. u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exorbitance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. extravagance. excessiveness. extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. excess. exorbitance. intemperance. surfeit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirilmek: Taş duvarın üstünden aşırılmak. 2. Atlanmak, savulmak. 3. Uzaklaştırılmak. 4. Çalınmak, sirkat edilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a century old. centenary yüzyıllık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırmak fiili. 2. Diğer bir şeyin üstünden atılan veya bağlanan şey. Çalınmış, sirkat edilmiş, Ar. mesruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing over. larceny. theft. picking. pilfering. pinch. plagiarism. rip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinching. purloining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» tan). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirmek. 2. Atlamak, geçirmek, savmak: Bu kazayı da aşırdık. 3. Uzaklaştırmak, defetmek. 4. Kapıp götürmek. 5. Çalmak, sirkat etmek. 6, Haddi tecavüz etmek, çok ileri gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filch. sneak. steal. to pass over. to pinch. to swipe. to pilfer. to filch. to bag. to nick. to crib. to run away with. to rip sth off. plagiarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over / beyond. to overshoot. to steal. to purloin. crib. filch. finger. hook. lift. pick. pick and steal. pilfer. pinch. prig. rip off. scrounge. snitch. swipe. thieve. waltz off with. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırtmak fiili. 2. Eğer bandı, kolan. 3. Yaşmağın üst katı. 4. Çalınmış, Ar. mesruk. 5. Üstten atılan: Aşırtma yaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» dan). 1. Bir şeyi bir irtifaın üstünden geçirmek, öteye atlatmak. 2. Geçmek, savmak, tehlikeyi atlamak. 3. Defettirmek, başkası vasıtasiyle ortadan kaldırtmak. 4. Çaldırmak, sirkat ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

militarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command office. recruiting office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suda ve lağım suyunda bulunan, yaklaşık 1 mikron büyüklüğünde veya daha büyük olmakla birlikte, sözgelimi kum tanesinden daha küçük katıları ifade etmek için kullanılan terim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). istekli, arzulu, talip (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). h sesi ve ''h harfi; h', gibi ses çIkarma; (f). h sesiyle telâffuz etmek; (s). ''h sesiyle telâffuz olunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arzu, istek, iştiyak; yüksek bir gaye edinme; teneffüs etme, nefes alıp verme; (gram). h harfini telâffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Hava emme cihazı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aspirateur

fiz. emmeç

1. Havadaki duman, is, koku vb. yabancı maddeleri emerek dışarı atan aygıt. 2. Kendisine bağlanan bir kabın içindeki gazı seyreltmeye veya sıkıştırmaya yarayan, içinden bir sıvı geçirilerek çalıştırılan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspirator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extractor. exhaust fan. suction fan. extractor fan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction device. aspirator. exhaust fan. suction fan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aspiratör, emici alet; (tıb). emerek vücuttan sıvıları çeken alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüksek bir gaye edinmek, arzu etmek, talip olmak, göz dikmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. tıp). Asit asetil salisilik terkibindeki bir ilâca bir firma tarafından konan meşhur isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspirin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white crystalline compound of acetyl and salicylic acid used as a drug for the salicylic acid liberated from it in the intestines. the acetylated derivative of salicylic acid; used as an analgesic anti-inflammatory drug usually taken in tablet form; use

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

n A drug used in the treatment of arthritis, commonly found in a container with a childproof cap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acetylsalicylic acid ; aspirin and other products containing ASP should not be used by people with bleeding disorders since ASA slows the clotting process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A medication that decreases platelet funtion. the acetylated derivative of salicylic acid; used as an analgesic anti-inflammatory drug usually taken in tablet form; used as an antipyretic; slows clotting of the blood by poisoning platelets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i ).aspirin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözü ilerde olan, bir gayesi olan aspiringly (z). yüksek emeller peşinde koşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s), hareket halinde, harekette; (s). yataktan kalkmış, etrafta dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik ettirmek: Ben esvabımı çiviye astırmam. 2. Asmakla idam ettirmek, salb ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ata binmiş gibi bacaklan birbirinden ayn olarak, eyere binmiş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kasetin hızlı ileri/geri sarılması ya da CD/MiniDisc değişimleri sırasında otomatik olarak radyoya geçmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش گيره] maşa. 2.çıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateş vermek, tutuşturmak. 1. Ziyade kızdırmak. 2. Fesadı şiddetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set on fire. to provoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hevesli; istekli; eski susam ış, susuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıtr» dan if.) (mü.Atıra). Güzel kokulu, güzel kokusu olan: Ezhâr-ı Atıra = Güzel kokulu çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ATIŞDIRMAK. 1. Sövüp saymak, birinin kabahatlerini sayarak suçlamak ve serzeniş etmek. 2. Acele ile yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolt down. to gobble. to drizzle. to mizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gobble. to begin to rain or snow slowly. spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «at» tan). Birine at kazandırmak, atlı etmek, ata bindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Temelde insan faaliyetlerinin sonucu olarak, doğrudan doğruya atmosfere verilen ya da atmosferde kimyasal tepkimeler sonucu oluşan gaz ve partikül maddelerin yol açtığı kirlilik oranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) süslu veya gösterişli elbise , esvap, kıyafet, kisve; (f). giydirmek, donatmak attirement (i). giyim kuşam, esvap; tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thrown / expelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. au pair

bakıcı

Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Fr). sabah şarkısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). aksine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). (Fr). hizmetçi kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). Allaha ısmarladık; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otojir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Araç müzik sisteminize Sony Network WALKMAN® gibi çeşitli taşınabilir ses cihazlarını bağlamanızı sağlar. Ayrıca araç içi video sisteminizin sesini, araç müzik sisteminize yönlendirmek için de kullanabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu, Sony’nin daha fazla depolama ve MP3’ten daha iyi ses kalitesi sunan benzersiz ses sıkıştırma teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Araba stereosunun ön tarafına yerleştirilmiş auxiliary girişi (3,5 mm mini jak). Hoparlör çıkışı aracılığıyla MP3 gibi taşınabilir ses cihazlarını bağlamak için kolay erişim sunar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanatkâr Alât ve edevâtı, marangoz vesaire takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kit. set of tools. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. equipage. gadget. gearing. kit. set of tools. implements. utensils. hand tools. set. gear. gear and tackle. requisite. facilities. apparatus. instrument. appliance. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., avocado pear perse ağacınn meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). avoirdupois.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere ve Amerika'da kullanllan tartı usulu; (k).dili şişmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avocado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avocado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. i.). Ud çalan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z). telaşlı; (z).telaşla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kabul oyu. olumlu oy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahrik etmek, isyan ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahrik etmek, isyan ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make revolt. to cause to revolt. to arouse. to provoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse to revolt. arouse. incite a riot. stir up. touch off a riot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Çıkış sinyalinin hassas biçimde ayarlanmasını sağlar. Sinyal seviyesinin diğer cihazlarla eşleştirilmesi için sıklıkla kullanılır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Marangozların kullandığı kavisli bir keser çeşidi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Enenmemiş damızlık at, mec. Azgın adam. Denlzaygırı = Başı ata benzer bir deniz hayvanı ki karaya da çıkar. Su aygırı = Afrika’nın büyük nehirlerinde bulunur büyük bir hayvan. Cimû»-ı bahrî = Deniz mandası, hipopotam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. stud horse. horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. stud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aygırın hal ve sıfatı ve vazifesi: Bu at aygırlık edemez, mec. Azgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Miyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reagent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testing reagent. touchstone. criterion. standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. selective. dispersive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritical. distinctive. selective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. disjunctive. diacritic. discriminating. selector. sorter. separator. sizer. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive. dispersive. separative. distinctive. discriminating. separator. sorter. grader. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separator. distinctive. discriminating. analyzer. sorter. selector. catcher. trap. disconnector. screener. insulating. decoherer. parer. grader. divider. insulator. shed. knockoff. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discrimination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discriminating. separation. discord. strife. sorting. assorting. analysis. division. dividing. selection. grading. resolution. limitation. rating. decoupling. dissociation. isolation. appropriation. insulation. lenghtening. removal. splitting. cracking. l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. assignment. demarcation. detachment. separation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. separating. separation. assortment. choice. detachment. disassociation. discrimination. disjunction. dissociation. distinction. earmarking. isolation. segregation. selection. setting apart. sorting. sorting out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.)’. 1. Ayırmak, tefrik etmek. 2. Bölmek, taksim etmek: İkiye ayırdı. 3. Seçerek ayırmak: iyi adamları ayırmalı. 4. Seçmek, intihab etmek: İçlerinden bir iki tane ayıralım. 5. Yarmak, bölmek, ortasından parçalamak: Kalası dörde ayırdı. 6. Boşatmak: Onu kocasından ayırdılar. 7. Çekmek, almak: Derisinden ayırdılar. Göz ayırmamak = Çok dikkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayırıp dağıtmak, akıtıp dağıtmak, perişan etmek: Ey Hudâ, sen doğru yoldan ayırmagıl( Eski Türkçe)-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. allocate. detache. reserve. separate. to set apart. to part. to separate. to sever from. to pitch. to choose. to select. to distinguish from. to discriminate between. to divide. to divide sth into so many parts. to save. to reserve for. to book. to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayırma, ayırma kabiliyeti, Ar. tefrik, temyiz. Ayırdetmek: Tefrik ve temyiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discernment. distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate. distinguish. spot. tell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distinguish. to discriminate from. differentiate. discern. discriminate. know. signalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. İ.). Musikide geçkiyi işaret eden, sürüp giden makamın bünyesine yabancı nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: Ayıklamak). 1. Tefrik ve temyiz etmek, ayırmak. 2. Bir şeyin iyi kısmını seçmek, intihap etmek, seçkinini ayırmak. Pirinci taşından ayırtlamak: Pek karışık ve müşkül bir işin içinden çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: Ayıklanmak). T. Tefrik ve temyiz olunmak, ayrılmak. 2. Seçiilip intihap olunmak, seçkin kısmı alınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: ayıklatmak). Tefrik Ve temyiz ve intihap ettirmek, seçtirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayırmak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. book. bespeak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. to reserve. to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reserve for oneself. to have sth set apart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Zıt, ters; alışılagelen ve doğru olarak bilinen şekle uygun olmayan: Aykırı bir fikir. 2. Uygun olmayan: Adetlere aykırı bir davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. transverse. anomalous. antithetic. antithetical. contradictious. contradictory. heterodox. impolitic. incongruous. inconsistent. repugnant. thwart. gainst. crosswise. crossways. athwart. counter. anti-. against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. against. contrary to. crosswise. transverse. across. incongruous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. contrary to / against. inviolation of. diverging. divergent. transverse. crosswise. sidelong. abnormal. thwart. adverse. eccentric. contradictory. derogative. derogatory. inconsistent. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılıklı olarak aykırı hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition. disagreement. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. difference. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

TV/Monitör ekranını izlerken kolay düzenleme için kontrol panelini çıkartabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kullanıcının, en iyi güvenlik için ön paneli çıkartmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Biyolojik bozulma yaratan, bakteriler ve mantarlar gibi ayrıştırıcı organizmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. extrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. degradation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (f. kimya). Birleşik olan bir şeyi unsurlarına ayırmak, tahallül ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. distil. distill. extricate. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. resolve. to decompose. to resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parse. to decompose. to analyze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

genellikle kahverengi ile karışık beyaz renkte bir çeşit iskoçya sığırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kölelikten veya esirlikten kurtulmuş: Azâd olmak. 2. Kayıtsız, serbest, lâubâli. 3. Okuldan salıverilmiş: Hoca, talebeyi Azâd etti. 4. Esaretten kurtulmak. Ar. itaak: Azâd kabûl etmez köle. 5. Talebenin okuldan salıverilmesi: Azâd vakti. Azâdet = Kuyunun sağ tarafı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزاد] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) l. Hür, serbest. 2.Kimseye bağımlı olmayan. 3.Kurtulmuş. 4.Müberra. 5.Zarif, nazik. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Her kayıttan kurtulmuş, serbest, hür. 2. Uzak, Arî, sâlim: Ben, öyle şeylerden Azâdeyim. Azâde-dil = Gönlü bir şeye bağlı olmayan. Azâde-ser = Başında gaile olmayan, serbest, başı bağlı bulunmıyan (c. F. Azâde-gân).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزاده] özgür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Azâde). Kayıtsız, serbest ve hür olan kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Hayattan kurtulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başında gailesi olmayan, rahat, gailesiz, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Azâde» den). Her kayıttan uzak oluş, serbestlik, kayıtsız ve tasasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hürriyetini geri vermek. 2. Serbest bırakmak, salıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Azadlık, serbestlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزادی] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Esir veya köle ve cariyenin koyverilmesi, ıtk: Azâdlık kâğıdı. 2. Serbestlik. Azâd olunmaya lâyık, Azâd edilme vakti gelmiş: Azadlık köle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Esir veya köle ve cariyeyi Azâd, İtaak etmek. 2. Çocukları okuldan salıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Azad edilmiş köle vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atık oluşturmadan kaçınma, buna karşılık kaynaklardan gerçekleştirilen üretimin niceliğini ve niteliğini arttırma çalışmalarını içeren koruma önlemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Zıdlar. (bk.) Zıd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضداد] zıtlar, karşıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). 1. Başkası tarafından kışkırtılmak. 2. Yüz verilip şımartılmak (şımarılmak): Yüz bula bula azdırıldı. 3. Yoldan çıkarılıp kötü yola sevkedilmek. 4. Küçük bir fenalığı ıslah olunmayacak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made wild. to be excited sexually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Harekete getirmek, kışkırtmak. 2. Yüz verip şımartmak. 3. Yoldan çıkartmak, ayartmak, sapıttırmak. 4. Küçük bir fenalığı ıslah olunmayacak hale getirmek: Çamaşırcı çamaşırı azdırdı: Fena yıkayarak temizlenmeyecek hâle getirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead astray. drive smb. wild. excite. exacerbate. irritate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windfall. to inflame. to exacerbate. to turn sb on. to spoil şımartmak. to deprave. to debauch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to irritate. to tease. to excite sexually. to spoil. to corrupt. to lead astray. exacerbate. seduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az vermek, esirgemek, dlrîğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tedricen şiddetlendirmek: Kavgayı azıştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to resolve firmly (to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kırılmış, hatırı kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعداد] sayılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعياد] bayramlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind and fatherly man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eskiden borçları olanlar Baba Cafer Zindanı’na atılırlardı. Hapsedilen borçlular zindanın tek penceresinden yardım isterler, borçlarını ödemeleri için halka yalvarırlardı. Baba Cafer’den bir borçlu kurtarmak büyük sevap sayılırdı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrimony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk Musikisi’nde TAhir makamının eski adı. (bk.) TAhir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baç, vergi toplama memuru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باجگير] vergi memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). orman yangınını söndürmek için aksi yönde çıkartılan yangın; (mak). geri tepme; bunsen lambasında fitil yanmadan gazın tutuşması; (f). aksi yönde kasten yangın çıkarmak; geri tepmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). arka merdiven; gizli yol; (s). dolaylı, gizlice yapılan, el altından olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Yel, rüzgâr. Bâd-ı sabâ: Sabah rüzgârı, sabahleyin esen bir rüzgâr. Bâd-peymâ = Pek çabuk yürüyen (rüzgâr ölçen). Bâd-reftâr = Çabuk yürüyen (rüzgâr yürüyüştü). B8d-ı havı = (bk.) BAdıhevâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yahut bâdâ. (F. «bûden» fiilinden). Olsun, ola (Bazı Farsça terkiplerde kullanılır). Herçi b4d-Abid = Ne olursa olsun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باد] rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).(worse,worst) kötü, nahoş; değersiz; kifayetsiz; yanlış, kusurlu; geçersiz; bozuk, zararlı; keyifsiz, hasta; pişman, müteessir; şiddetli, sert; çürük. in bad k. dili güç durumda. be bad at something bir şeyi becerememek. bad debt şüpheli alacak, tahsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Baca. 2. Vantilatör. 3. Nargile ve semâver başlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâd» dan). Yelken. Bid-bân küşâ-yı azimet olmak = Azimet etmek, gitmek, yola çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâd = yel, nümâ = gösterici). Rüzgârın cihetini gösterici Alet ki evlerin vesair yüksek yerlerin üstüne konur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bâdem. (bk.) BAdem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادام] badem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bâdem şeklinde: Bâdâmî göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badana, duvarlara vurulan kireç veya aşı boya şerbeti: Badana etmek, çekmek = Duvarları bu şerbetle beyazlatmak veya boyamak. 1. Aşırı derecede sürülen düzgün. 2. Sathî tamir, bir şeyin kusur ve eksiklerini zâhirde görünmeyecek surette yalandan süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lime-wash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanacı, duvarları badana eden sanatkâr, bu sanatla geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duvarları badana etmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanalı. Badana sürülmüş, kireç veya aşı boya şerbetiyie boyanmış: Badanalı duvarlar sıhhate elverişlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bağdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bağdaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şekerli yer elması. 2. Düztaban.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبان] yelken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبدست] eli boş, züğürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبيز] yelpaze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkadayıfı, zool. Alaria esculenta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo (filimde) kötü adam

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, hamr, mey, sahbâ. Bâde-perest = Şaraba tapar, işrete pek düşkün. Bîde-nOş — Şarap içen. Bâde-nû? olmak = Şarap içmek: Falanın namına, sıhhatine bâde-nûş oldular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of the past tense of Bid. a Chadic language spoken in northern Nigeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Chadic language spoken in northern Nigeria. cremation tower. told; ordered; requested; directed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده] içki. 2.şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). bid

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap satan, meyhâneci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen. (bk.) BAde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şaraba tapan, şaraba pek düşkün, (bk.) BAde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده فروش] meyhaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden «ondan sonra» mânâsında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده کش] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâdâm» dan. Asıl Türkistan’da badem yetişmediğinden ve Ahenge de uymadığından, Türkçe asıllı addolunamaz). İçi ve pek taze iken kabuğu dahi yenen ve yağı çıkarılan maruf meyve ki, başlıca üç çeşit olup kolay kırılanına diş yahut sakız, sertine taş bademi ve acıca olup kurabiyesi ve sabunu yapılan cinsine de acıbadem denir. Badem gibi uzunlamasına: Badem göz, tırnak. Bademağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki mutedil iklimlerin ağaçlarındandır. Badem ezmesi = Ezilmiş bademli şekerleme. Bademiçi = Bu meyvenin içi. Badem parmak = Başparmak. Badem helvası = Bademle yapılmış helva. Badem sübyesi — Soyulup ezilmiş bademin suyu ki süt gibi olup şerbet yerine içilir. Badem kürk Badem = Tilki paçası. Bademyağı = Bademden çıkarılan yağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(prunus amygdalus): Gülgillerden bir çeşit ağacın yemişidir. Meyvesi ancak çağla halindeyken yenir. Olgunlaştıktan sonra, sert kabukla kaplı olan içi yenir. Hekimlikte kullanılan kısmı da burasıdır. Başlıca 2 çeşidi vardır. - Acıbadem - Tatlıbadem Kullanıldığı yerler: Badem, bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hamilelerin zayıf düşmemesini sağlar. Sütle içilirse mideyi kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Nekahat devresini kısaltır. Böbrek mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, boğaz yanması ve akciğer hastalıklarında faydalıdır. Bademyağı kabızlığı giderir. Egzama ve kaşıntıların verdiği rahatsızlıkları azaltır. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Kulak ağrılarını dindirir. Yumurtayla karıştırılıp da, basur memelerine sürülecek olursa, ağrı ve yanmaları giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2.Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almond oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). «Bundan sonra, bundan böyle» mânâsında kullanılan eski kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth. after this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Boğazın iki tarafında, badem biçimindeki bezler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsillar. tonsil. palatine tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonsil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quinsy. tonsilllitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amygdaline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badem ağaçlan bulunan yer, badem ağacı koruluğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده نوش] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Halatın aşınacak yerine sarılan bez, halat sargısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nişan, alâmet, işaret, rozet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). porsuk; porsuk kürkü; porsuk kılından yapılma fırça ve olta; (f). kızdırmak, gücendirmek; taciz etmek, canını sıkmak, fig. başının etini yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedâ» yahut «bedû»dan if.). 1. Sebep olan, icap eden, iktiza ettiren, mucip, illet, sebep: Ahlâkının iyiliği bâdî-i terakkisi (yükseliş sebebi) oldu. 2. Ibtida, evvel, baş: Bâdî-i amirde = Evvel emirde. 3. Zahir, alenî, aşikâr: Bâdî-i nazarda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بادی] sebep olan, yol açan. bâdî olmak sebep olmak, yol açmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Rüzgara veya havaya ait. 2.Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Kullanılan şekli: Bedava). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey) : Bâdihevâ sirke baldan tatlıdır. Pek ucuz: Bunu bâdihevâ almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malayan dagger shaped like a butterfly whose straight blade bears one sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takılma, latife, şaka; istihza

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değiştirerek patlıcan dediğimiz maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «budûr» dan) (c. buvâdir). 1. Hemen söylenilip hatâdan uzak olmayan söz. 2. Ansızın zuhur eden vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unforeseen danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بادره] tehlikeli olay, felaket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. buvâdî). Çöl, kır, beyâbân, sahra, deşt. Bâdiye-peymâ = Çölde dolaşan, bedevî. Bâdiye-nişîn = Çölde oturan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بادیه] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çöl, kır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içinde birçok vadi bulunan çorak arazi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). fena halde; (k.dili) çok .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşkıya .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. badminton

sp. tüytop

Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

badminton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A game, similar to lawn tennis, played with shuttlecocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A preparation of claret, spiced and sweetened. a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüylü toplarla ve küçük raketlerle oynanan bir çeşit oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aksi, huysuz, ters.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağzı yayvan, topraktan, büyük kap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bağdat şehri; Irak'ın başşehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). 1. Bağdad şehrine mensup ve müteallik veya Bağdad ahalisinden, Bağdadlı. 2. Dar, ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme ve tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. accommodate. correlate. ensure harmony. associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. to harmonize. to reconcile. to accommodate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to reconcile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karaciğer. 2. Her şeyin içi veya önü: Dağın, yayın bağrı. Bağrıaçık = Perişan hal. Bağra basmak = Kucaklamak. Bağrıkara, bağrıyamk = Kederli, mahzun ve mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(kullanılan şekli: Bâr). Bağırmayı tasvir etmek ve mânâyı kuvvetlendirmek için mükerrer kullanılır: Bağır bağır bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest. bosom. breast. middle part. internal organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosom. breast. heart. bowels. viscera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yük arabasının çatal yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Bağıldak). 1. Beşikteki çocuğun göğsü üzerine kundağını bağlayan kumaştan enli bağ. 2. Adet görmüş kadınların tutundukları bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili ve tarzı, nâra, sayha: Bu bağırış nedir? (bk.) Bağrışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shouting. clamour. holler. scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili, sayha, nâra, böğürme, öğürme: Sarhoşların, öküzlerin bağırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. shout. call. yawp. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellow. call. calling. exclamation. hoot. shout. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırdan, içeriden ses çıkarmak, bağırmak, haykırmak, sayha, nâra atmak, (hayvan) öğürmek, böğürmek. Bağırıp çağırmak = Yaygara ve gürültü etmek. Yüze bağırmak = Bağırarak sert muamele İle ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. yell. scream. exclaim. shout out. shout at. bark at. bark. bellow. call. cry. ejaculate. holler. hollo. holloa. hoop. hoot. howl. roar. sing out. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shout. to clamour. to cry. bellow. call. cry out. holler. scream. sing out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. anatomi). Karnın içindeki dar ve uzun dolaşıktı, içi boş uzuv. (bk.) Barsak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. gut. intestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestine. gut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbası, yoğurt.

Hazırlanışı : 1 kase pirinç çorbası ile birlikte, bir su bardağı dolusu taze yoğurt yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enteritis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir. Doktora başvuruncaya kadar aşağıdaki reçetelerden biri kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : 1 adet havuç, önce soğuk suyla yıkanır, sonra rendelenir. Suyu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cestode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. guts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırtmaya sebep olan: Devebağırtan = Pek dik ve çamurlu yokuş (taşlık olursa naldöken denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir çeşit yaban ördeği, katâ, suçulluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmasına sebep olmak. 2. Bağırmak üzere vazifelendirmek: Tellâl bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıymetli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. bahadırân) (Türkçe’de dahi buğadur ve batur kullanılıp ikisi arasındaki münasebet açık ise de, hangisinin hangisinden çıktığını kestiremedik). Yiğit, cesur, kahraman, batır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. gallant. valiant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادر] yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan’da hükümdarlık yapmış Türk lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahadır).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mübâhire). 1. Zâhir, açık, görünen: Asâr-ı bâhire = Açık eserler. Alâmât-ı bâhire = Açık alâmetler. 2. Parlak, güzel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Deniz, derya. 2.Yalancı, ahmak, alık. 3.Ekin sulayıcı, sulayan. 4.Belli, besbelli, açık, apaçık. 5.Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.