İrişmek | İrişmek ne demek? | İrişmek anlamı nedir?

İrişmek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: irismek

Türkçe Sözlük

(i. «aşmak» tan). Bir şeyin üzerine aşıp çıkmış. Topuk kemiği ki, oyunda kullanılıp birbiri üstüne konur. Aşık kemiği dahi derler. (eski imlâsı: Aşuk). Aşık atmak = Topuk kemiğiyle oyun oynamak ve (mec.) rekabete girişmek. Aşığı pek, çift oturtmak = işi rasgelmek. Hep bir koyun aşığıyız = Cümlemiz müsvaviyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. court. pounce. to be thrown. to be discarded. to be dismissed. to get the sack kovulmak. to rush. to dash. to attack saldırmak. hücum etmek. to break in on. to burst in upon. to begin. to go into girişmek. başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pazarlık, anlaşma; muamele; işlem; kelepir; (f). pazarlık etmek, pazarIığa girişmek, uyuşmak; kayıt ve şarta bağlamak, taahhüt etmek. bargain counter tenzilâtlı eşya tezgâhı. bargain day tenzilâtlı satış günü. bargain price ucuz fiyat, tenzilât

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük

(f.). Başlangıçla işe girişmek: Buradan başlanılır.

Türkçe Sözlük

(müzari: Basar). 1. Ayakla çiğnemek, pây-mâl etmek: Buraya basmayın. 2. Ağırlık vermek, tazyik etmek: Sandığın içine eşyayı basarak yerleştirmeli. 3. Kalıp vurmak: Tülbendi basmak, mühür basmak. 4. Tab’ ve temsil etmek, dizilmiş veya litografya taşına geçirilmiş yazıyı makine veya tezgâhta kâğıda geçirmek: Kitap, gazete basmak. S. Birdenbire hücum etmek, ansızın üstüne varmak: Geç vakitte misafirler bastılar. 6. Kabahat işlerken üstüne varıp tutmak: Bir kalpazanın evini basmışlar. 7. Kuluçka oturtmak: Bir tavuk bastım. 8. Vurmak, koymak: El basmak. 9. Vurmak, dövmek: Dayak basmak. 10. Yatırıp boğazlamak, kesmek: Sığır basmak. Tl. Ayakta durmak: İki yaşında çocuk da daha basmıyor. Yeni yeni basmaya başlıyor. 12. Çökmek, oturmak: Bu binanın bir tarafı basmış. 13. Gelmek, tutmak, musallat olmak, galebe etmek: Ateş bastı, hararet bastı, uyku bastı, ağırlık bastı. Ayak bastı. 14. Gitmek, uğramak: Bir daha onun evine ayak basmayacağım. 15. Israr etmek: Gitmemeye ayak basıyor. Ağır basmak. 16. .Yavaş yürümek. 17. Ehemmiyetini göstermek. Ağırlık basmak = KAbusa tutulmak. Al basmak = Loğusalara musallat olan bir nevi yılancığa tutulmak. Aybasmak = Aybaşı tutmak, tecennün etmek, çıldırmak. Ayaklar yere basmamak = Çok sevinmek. El basmak = Yemin etmek. İz basmak = iz takip etmek. Bağra basmak = Kucaklamak. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek. Çürük tahtaya basmak = Şüpheli ve muhataralı bir işe girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısırmak, dişlemek; sokmak (arı v.b.); oltaya vurmak (balık) ; yakmak ; aşındırmak, yemek; ısırık, parça lokma; diş izi; keskinlik (içki,biber,soğuk). bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek. bite the dust düşüp ölmek biting s.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toka, kopça; f. toka veya kopça ile tutturmak, iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek, eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Budakları kesilmek: Bu bağ daha budanmamıştır. mec. Bir işe itina ile sarılmak, ehemmiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Cenk etmeye, muharebeye girişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Girişmek, kuvvet ve iktidarı üstünde bir işe bulaşmak, koyulmak: Ben bu işe çıkışamam. 2. Bâliğ, vâsıl olmak, varmak: Biriktirdiğimiz para birkaç yüz liraya çıkıştı. 3. Yetişmek, kâfi olmak, kifayet etmek: Paramız çıkışmadı. 4. Hiddetlenip azarlamak, paylamak, sert konuşmak: Bana çıkışmaya hakkınız yoktur: Siz, kendisine biraz çıkışın.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Etek belde, eteğini kaldırıp beline bağlamış, hazır. Ar. müheyyâ. 2. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen-der-miyân-ı gayret olmak = Bir işe canla başla girişmek. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen der-miyân-ı gayret oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

Türkçe Sözlük

(f.). Karşı karşıya gelip bir işe başlamak, konuşmaya, bir bahse, cenge girişmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın tutmak işlemek, asılmak gibi işlerde kullandığı iki organın beheri. Ar. yed, Fars. dest: Sağ el, sol el (umumiyetle omuzdan tırnak uçlarına kadar ve bilhassa kol ve bileğin dışında kalan aşağı kısmı yani bilek mafsalından itibaren avuçla parmakları içine alan cihete denilir). 2. Atın vesair dört ayaklıların ön ayaklarından her biri. 3. Maymunların el şeklinde ve el gibi kullanılan dört uzuvlarının her biri. 4. Aletlerin sapı, kol kulp: Değirmen eli. 5. Bazı Aletlerin vuracak ve dövecek kısmı, deste: Havaneli. 6. Ele ve avuca sığan miktar, evuç, tutam: Bir el buğday. 7. El ile yapılan bir işin bir defalığı, bir sefer: Bir el tabanca, bir el kâğıt. 8. mec. Vurma, darbe: Eli ağır. 9. Karışma, Osm. müdahale, dahi: Bu işte onun da eli vardır. 10. İktidar, irâde, ihtiyâr: O iş benim elimdedir. 11. Sahiplik, Osm. tasarruf, mâlikiyet: Mal bugün kimin elindedir? 12. İş, Ar. amel: Filân cerrâhın eli hafiftir. Filân hattatın eli bellidir. 13. Nöbet, sıra: El kimdedir? El atmak = Girişmek, Osm. tasaddi etmek. El açmak = Dilenmek. Eli açık = Cömert, verip dağıtan, müsrif. El altında = Hazır duran şey. El altından = Gizlice, kendini göstermeksizin, hafiyyen. Ele almak = Almak, kazanmak, kendi tarafına çevirmek. Ele avuca sığmaz = Zaptolunmaz, pek haşarı. El ayası = Avucun içinin düz yeri. Ar. râhe. El ele vermek = Birbirine yardım etmek, birlikte çalışmak. El vurmak = Girişmek, bir iş yapmaya koyulmak. 2. Çalmak, çırpmak, alkışlamak. 3. El koymak, dokundurmak, basmak. El uzatmak = Almaya hazırlanmak, istemek. Eli uzun = 1. Nüfûzlu. 2. Hırsız. El üstünde el var = Üstün üstü vardır. El uğuşturmak = Kederle şaşırmak. El etmek = İşaret etmek. Elde etmek = Kazanmak, kendi tarafına çevirmek. El ermek = Erişmek, nail olmak. El işi = Makine işi olmayıp el İle yapılmış. El bağlamak = Divan durmak. Ele bakmak = Muhtaç olmak, para beklemek. Eli bayraklı — Şirret, huysuz, fenalıkla tanınmış. El birliği = İttifak, işte ortaklık. Eli belde = Hizmete hazır. Eli boş = 1. İşsiz, Ar. muattal. 2. Bir şeye malik olmayan. Fars. tehî-dest. Eli pek = Cimri, hasis. El-pençe = Divan duran, hizmete hazır. El çabukluğu = Hokkabazlık. El çırpmak = El vurmak, alkışlamak. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarf-ı nazar etmek, fâriğ olmak, kef-i yed etmek. El değmek = Vakit ve fırsat bulmak. Elden = 1. Nöbete ve muamele sırasına konmayarak; bizzat takip ederek. 2. Pazar ve çarşıdan olmayarak, bir münasebetle doğrudan sahibinden olarak: Bu arabayı elden aldım. Elden düşme — Kelepir, kullanılmış, ucuz. Fransızca: d’occasion. Elden çıkarmak = Satmak, defetmek, mâlik olmaktan kurtulmak. Elden çıkmak = Ölmek. Elden gelmek = Yapabilmek, iktidarı dahilinde olmak: Bu iş elimden gelmez, elden gelen. Elde = 1. Emri altında. İktidarı dahilinde. 3. Kazanılmış, itaat eden. 4. Hazır, Ar. müheyyâ. Hesapta toplamada üstteki sıraya geçirilmek üzere alttaki sıradan artan sayı. Elde bir = En evvel hesaba dahil olması lâzım gelen: O, elde bir. El sürmek = Bir işe başlamak. El suyu = Abdest. El dokundurmak = El sürmek, karışmak. E

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gemiye binmek veya bindirmek; sokmak sevketmek, girişmek, başlamak. embarka'tion i. gemiye binme veya bindirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyültmek, genişletmek, çoğaltmak; büyümek genişlemek; huk. muhleti uzatmak; serbest bırakmak; upon ile tafsilâta girişmek. enlargement i. büyültme; büyüme; foto. agrandisman. enlarger i., foto. fotoğrafları büyültmeye mahsus cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. girmek, içine girmek; dahil olmak, nüfuz etmek; delmek; girişmek, başlamak; üye olmak, yazılmak, katılmak; sokmak, koymak; yazmak, kaydetmek, deftere yazmak; huk. usulen mahkeme huzuruna getirmek; tasarruf etmek üzere bir mülke girmek; gümrüğe mal be

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temelini atmak, bir temel üzerine bina etmek. 2. Sağlatmak, sağlam şekilde bağlamak. 3. Tashih ve tahkik etmek, düzeltmek, araştırmak. 4. Teferruatına sonra girişmek üzere asıl mevzuu kararlaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i kumar oynamak; so nucundan emin olunmayan bir teşebbüse gi rişmek; şansa bağlı bir işe girişmek; i, kdili tehlikeli teşebbüs gamble away kumarda kaybetmek gambler i kumarbaz gam bling i kumar oynama gambling den kumarhane

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri girişmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. hamr’dan). 1. Un ve ona benzer bir şeyin su ve diğer bir sıvı ile karıştırılmasından hâsıl olan yumuşak madde, Ar. acîn, macun: Hamur tutmak; hamur yoğurmak. 2. Ekmek hamuruna konulan maya: Hamursuz ekmek. 3. mec. Asıl, maya, cevher, tıynet: Onun hamuru kötü. 4. iyice pişmemiş, yumuşak: Hamur etmek. Hamur açmak = Yufka yapmak. Hamur işi = Hamurla yapılan börek gibi yemekler. Hamur işine karışmak = İnsan beceremiyeceği ve vazifesi dışında işlere girişmek. Bir hamur etmek = Çeşitli şeyleri birlikte karıştırmak. Hamur tahtası = Hamur açmaya mahsus tahta.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cüml»den masdar). 1. Bir sözün tafsilât ve teferruatına girişmeksizin umumî surette toptan beyanı, hulâsa, telhîs: Sözü icmâl etmek. 2. Hesapta dört işlemden toplama. 3. Bir uzun hesaptan çıkarılan hulâsa: Ay, sene icmâli. 4. Gazetelerin, başmakale şeklinde, umumî siyasetin gündelik manzarasını hulâsa ederek yazdıkları makale.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. ortasında, asıl bahse veya işe (girişmek).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. katılmak (kulüp, parti); buluşmak; birleştirmek; birleşmek, bağlanmak, kavuşmak; bağlamak; izdivaçla birleştirmek; k.dili bitişmek; gen. (in ile) yer almak; i. bitişim noktası; birleşme, bitişme. join battle savaşa girişmek. join hands el ele tut

Türkçe Sözlük

(f.). İddia ile bir işe girişmek. Had ve iktidar üstü bir işe başlamak, Osm. kıyâm eylemek: Kendisi daha talebe iken kitap yazmaya kalkıştı; benim aleyhimde dâvâya kalkıştı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların vücudunda damarların içinde dolaşıp hayatlarını devam ettiren kırmızı sıvı madde. Ar. dem, Fars. hûn. 2. mec. Katil, adam öldürmek cinayeti: Filân dağda geçenlerde kan olmuş. 3. Husûmet, muhâsama, düşmanlık: Aralarında kan vardır. 4. Vurulan adamın İntikamı, Osm. ahz-ı sâr: Kan gütmek, kanını talep etmek. 5. Cenk, cidal, kavga, harb: Kan olmasın. Kan aramak — Kısas istemek. Kan ağlamak = Kanlı gözyaşı döker gibi, pek müteessir olmak. Kan akıtmak = Kanlı bir işe girişmek, Osm. sefk-l dimâ etmek. Kan akmak = Büyük kavga, kan ve ölüm. Kan aldırmak = Sıhhata yarar zannıyle bir damardan kan çıkartmak. Kan almak = Operatör veya bir başkası, birinin damarından kan çıkarmak, Osm. fasd etmek: Eskiden felçlilerden kan alınırdı. Kan alıcı = Kan alan operatör (eskiden berber). Ar. fassâd Kan etmek = Cinayet İmlemek. Kan istemek = Diyet talep etmek. İki eli kanda = 1. İftiracı, ahlâksız, fesadçı. 2. mec. Çok meşgul: İki elim kanda olsa gene o işte uğraşırım. Kan pahası = Diyet. Kan terlemek = Çok terlemek. Kan çanağı = Çok kızarmış gözler hakkında kullanılır. Kan dökmek = Kan akıtmak. Kanı sulanmak = Kansızlığa uğramak. Kant susamak = Kan dökmeyi arzu etmek. Kanına susamış = Kendi ölümünü icab ettirecek harekette bulunan. Kanı sıcak = Sevimli, çabuk alışan. Kantaşı = Kanı durdurma hassası olduğu sanılan damarlı akik. Kan tutmak = Kaatil, cinayetinin tesiriyle dili tutulup şaşırmak. Kan kaynamak = 1. Coşmak, Osm. cûş u hurûşa gelmek. 2. Birini içten sevmek. Kardeşkanı = Bir cins bitki, çiçek. Kankurutan = Bir çeşit bitki. Kan kusmak = Çok azap ve sıkıntı çekmek. Kan gitmek = t. Çok kan ekmak. 2. Çok azap çekmek. Kanına girmek = Ölümüne sebep olmak. Kan yutmak = Eziyet çekmek. Yüze kın gelmek = Benze renk gelmek. Yüreğinden, içinden kan gitmek = Son derece azâb içinde olmak.

Türkçe Sözlük

(i). 1. Kazılmış toprak, çukur. Ar. hufre: Kuyu kazmak, kireç kuyusu, lâğım kuyusu. 2. Su damarlarını buluncaya kadar derin kazılıp su ile dolu duran ve kova yahut tulumba ile suyu alınan çukur, Ar. bîr, Fars. çâh: Su kuyusu, bostan kuyusu (genişi). Kuyu suyu = Acı su. mec. İğne ile kuyu kazmak = Çok zahmetli ve bitmez işe girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. liste, dizin, fihrist; çoğ. yarışma yeri, mücadele alanı, er meydanı: f. listeye geçirmek, deftere yazmak; fiyat koymak. list price katalog fiyatı. black list kara liste. enter the lists mücadeleye girişmekç free list parasız girenlerin listes

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine sokmak; davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak; zorlamak; izinsiz veya haksızca girmek veya girişmek. obtrusive (s.) istenilmediği halde sokulup sıkıntı veren.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça olup ayak demek olan «pâ» nin küçültmesidir). 1. Bacağın alt tarafı, dizden aşağısı. 2. Pantolonun ayak bileğine gelen yeri, ayak geçecek delikleriyle üst tarafı. 3. Koyun, keçi ve sığırın ayrıca satılan, dizden aşağı ayak ve baldırları. 4. Bu ayaklardan yapılan yemek. Paça günü = Düğünün son günü, yani gerdeğe girildiği günün ertesi ki, paça yemeği yedirilmesi Adetti. Paçaları sıvamak — Önceden hazırlanmak, bir işe girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yol açmak için önden giden kimse, öncü; ask. istihkâm taburunda er; f. yol açmak, öncülük etmek; akıncı ruhu ile işe girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. atmak, flrlatmak; kurmak (çadır); müz. tam perdesini vermek; düşmek, birdenbire düşmek; den. baş kıç vurmak (gemi); ( beysbol) atıcı vazifesini görmek; karar vermek; sendelemek; aşağıya meyletmek. pitch in k.dili beraber çalışmak; girişmek. pitch in

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paten; f. patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir işe girişmek. skating rink suni patinaj sahası. figure skating buz üzerinde şekil çizerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. elbise kolu; mak. gömlek, kol tertibatı; f. kol takmak. have a card up one's sleeve icabında kullanılmak üzere gizli veya bir kenarda hazır kozu olmak. roll up one's sleeves kollarını sıvamak; bir işe girişmek. wear one's heart on one's sleeve

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. dolaştırmak, karıştırmak, karmakarışık etmek, arap saçına çevirmek; başına iş açmak; karışık vaziyete düşmek; girişmek; tartışmak; i. karmakarışık şey, düğüm olmuş şey; karışıklık, muğlâklık; deniz dibindeki hayvanlar tarayarak yakalama aleti. a

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişmek, başlamak, el atmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «edebiden). 1. Edeb ve terbiye edinme: insan çocukluğunda teeddüb etmelidir. 2. Edeb etme, utanma: Hocamın huzurunda bahse girişmekten teeddüb ettim (bu mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişmek, girişimde bulunmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunacak bez vesaireyi tezgâha koymak. 2. mec. Hazırlamak, hazırlığa girişmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak, temas etmek: El ele tutuştular. 2. Kavga etmek, mücadele etmek: Onlar sonunda tutuşacaklardır. 3. Alevlenmek, parlamak: Ateş tutuştu, ocak tutuşmuş. 3. Başlamak, girişmek, teşebbüs etmek: Kavgaya, yazıya tutuştu. 4. Birlikte tutmak, bir yere getirmek, temas ettirmek: El tutuşmak. 5. Bağlamak, anlaşmak: Lades tutuşmak, bahis tutuşmak. Etekler tutuşmak = mec. Çok telâş etmek, çaresiz kalıp ne yapacağını şaşırmak. Haberi alınca etekleri tutuştu.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalabalık, izdiham. Üşüntü etmek = Bir işi elbirliğiyle bitirmek üzere her taraftan girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. risk, riziko: şans işi, tehlikeli iş, cüret: f. bahta bırakmak; cesaret edip girişmek: cüret etmek: tehlikeli işe atılmak, riske girmek. at a venture rasgele. May I venture a suggestion? Bir teklifte bulunabilir miyim ?

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sığ suda oynamak; sığ su veya çamur içinde yürümek. wade into k.dili. şiddetle girişmek. wade through (sığ su veya çamur) içinden geçmek; ağır ağır ve güçlükle ilerlemek; zorla tamamlamak. wad'ing i. suda yürüme. wading boots kalçaya kadar çıkan uz

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunduğu şeye tutunup ayrılmamak, Osm. iltisak etmek: Kitabın yaprakları birbirine yapışmış. 2. Dokunmak: Elim duvara yapışınca soğukluğunu hissettim. 3. Girişmek, çok istekle bir şeye başlamak: İşe yapıştım. 4. Ayrılmayıp tâciz etmek, çok oturmak: O, bir kere yapıştı mı gitmez. 5. Koyuvermemek üzere tutmak, adetâ yapışmış gibi bırakmamak: Eteğine yapıştı.