ışa ne demek? | ışa anlamı nedir? | ışa

ışa anlamı nedir?

ışa ne demek?

ışa anlamı nedir?

ışa | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: isa

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Akşam vakti, karanlık bastıktan sonraki vakit. 2. Akşam ve yatsı namazı. 3. Akşam yemeği, son yemek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil’in kendisine gönderildiği, Fir’avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamb(Erkek İsmi) Kur’an’da 25 yerde ismi geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltraş Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angular velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tavsiye edilebilir; uygun, münasip, muvafık. advisabil'ity, advisableness (i). uygunluk, muvafık olma, tavsiyeye lâyık olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin. (?-1324). İlhanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی شان] şanı yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Beherine yahut beher defasında altı: Koyunları taksim ettik, cümlemize altışar düştü; altışar altışar alıp götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iskambil oyunu. Altmışaltıya bağlamak = Boş vaatlerle oyalamak, biraz taviz vererek işi halletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Her birine veya her def’ asında altmış: Hepsine altmışar kuruş düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixty each. sixty at a time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değer biçme, kıymet takdir etme, tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - An gibi çalışkan kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esnaf, zanaatçı, endüstri işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çiçekleri asılmış insana benzeyen ve köklerinden sahlep çıkarılan sahlepgillerden bir bitki (Lorogiosum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş saçan; mec. Çok öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileşikgillerden, çiçekleri güzel sarı renkli bir bitki (Calendula arvensis).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dolunay yüzlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (Bengi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

computer seller. computer operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی مثال] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı da tutan, iki tarafı da temsil eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Esir tutsak. 2.Altın, gümüş kakmalı işlemel(Erkek İsmi) 3.Saçılan şey, saç. 4.Güçsüz, dermansız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).) Döşeme, kilim, seccade, halı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بساط] yaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ilah. Budalık mertebesine ulaşabilen fakat başkalarının ıstırabına karşı duyduğu merhamet ile bu mertebeden vazgeçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını feda eden, canını harcıyan, can saçan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [جان نثار] canını feda eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Safran. 2. Kan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Alp dağlarının güneyinde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Atlantik Okyanusunun bu tarafında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama; farkına varma; bilgi, malumat; (huk). mahkemenin davayı dinlemesi; itiraf; kaza hakkı; yetki alanı; bilgi veya gözlem alanı. It falls within my cognizance .Beni ilgilendirir. take cognizance of dikkat etmek, göz önüne almak; önem verm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultrashort wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hoşgörü, müsamaha, göz yumma. complai'sant (s). müsamahakâr, hoşgörü sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانش آموز] öğrenci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. derviş). Dervişler. (bk.) Derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درویشان] dervişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok ‘olan, denizi andıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Umumiyetle bir şeyin bir ucunu bir tarafa çekme: Topları dirisa etmek = Kuyruklarını çekip ağızlarını hedefe döndürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extrovert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extrovert. extroverted. up-front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). malûliyet; yetersizlik, kifayetsizlik, kuvvetsizlik, zaaf; yetkisizlik, salahiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sakatlamak, kuvvetten düşürmek, zayıflatmak; (huk). salahiyetini elinden almak, ehliyetsiz kılmak. disabled (s). sakat. disablement (i). sakatlık; yetkisizlik, salahiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanlış bir fikri düzelterek gözünü açmak, doğru yolu göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ihtilaf halinde olmak, aralarında anlaşmazlık olmak; (i). anlaşmazlık, ahenksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir alışkanlıktan vazgeçirmek, bir itiyadı bıraktırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabul etmemek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahzur, aleyhte olan durum, dezavantaj, zarar, ziyan. at a disadvantage (diğerlerine nispetle) daha zayıf bir durumda olmak, dezavantajlı olmak. be to somebodys disadvantage bir kimsenin zararına olmak. disadvantaged (s). normal sayılan menfaatlerde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). menfaatine halel getirmek, yararına olmamak, zarar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahzurlu, zararlı; müsait olmayan, elverişsiz. disadvantageously (z). aleyhine olarak, zararına olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sevgisini azaltmak, soğutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sevgisi azalmış, soğumuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabullenmemek; (huk). reddetmek, cerhetmek, nakzetmek; (i). inkar, ret, iptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ing). (huk). orman kanununun kapsamı dışında bırakmak, ormanları tahrip etmek, ormansız bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uyuşmamak, uymamak, uygun düşmemek; muvafık olmamak, anlaşamamak; bozuşmak, münakaşa etmek, tartışmak, atışmak; (gen). with ile bünyesine uygun gelmemek, yaramamak, dokunmak (yiyecek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nahoş, hoşa gitmeyen; kötü, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness (i). uygunsuzluk, nahoşluk; terslik. disagreeably (s). terslikle, nahoş derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtilaf, anlaşmazlık, ayrılık, tutmazlık, mübayenet, uyuşmazlık; çekişme, münakaşa, münazaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müsaade etmemek, engel olmak men etmek; inkar etmek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (tıp) Kapak, kapakçık. 2. Mantar, şişe kapağı vesaire.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (led, ling) tamamen lağvetmek, iptal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözden kaybolmak, kaybolmak; yok olmak; zail olmak, ortadan kaybolmak. disappearance (i). gözden kaybolma, kaybolma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayal kırıklığına uğratmak, memnun edememek, canını sıkmak, üzmek, müteessir etmek, ümitlerini boşa çıkarmak. disappointed (s). hayal kırıklığına uğramış, ümidi kırılmış. disap pointedly (z). hayal kırıklığına uğramış olarak. disappointingly (z).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal kırıklığı, ümidi boşa çıkma, hüsran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, hoşnutsuzluk, tasvip etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile beğenmemek, uygun görmemek, tensip etmemek; tenkit etmek; reddetmek, kabul etmemek, tasvip etmemek. disapprovingly (z). beğenmeyerek, tasvip etmeyerek, reddederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da elbise demek olduğu halde Osmanlıca’da yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiplerinde bolluk mânâsında kullanılırdı: Asâr-ı merhamet-disâr = Merhametle dolu eserler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçeri’nin zıddı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out. outside of. forth. outside. exterior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. forth. out. outside. exterior. abroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out. the outside. exterior. abroad. outdoors. forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protrude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go out. to go to the toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of doors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out. outdoors. outside. out of doors. abroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alfresco al fresco. out. outdoor. outdoors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Non- Resident)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dişarıda yerleşik kişidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exogamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outdoors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abroad. forth. out. outdoor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taşra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taşralı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silahsızlandırmak, silahtan tecrit etmek, silâhını almak; zararsız hale getirmek; şüpheyi bertaraf etmek, dost kazanmak; (ask). silâhını elinden almak; silahları bırakmak; bir memleketin silahlı kuvvetlerinin sayısını azaltmak veya sınırlamak. di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silahsızlanma, silahları bırakma, silahların sınırlandırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, dağıtmak, düzenini bozmak. disarrangement (i). karışıklık, düzensizlik, dağınıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). nizamsızlık, düzensizlik, karışıklık; düzensiz kıyafet; (f). düzensiz bir hale getirmek, bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sökmek, parçalarına ayırmak, demonte etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, münasebetini kesmek, ilgisini kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). felaket, belâ, musibet, talihsizlik, büyük kaza. disastrous (s). felâket getiren, feci. disastrously (z). feci halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). reddetmek, tanımamak, tekzip etmek, inkâr etmek. disavowal (i). ret, tekzip, inkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefcase computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laptop computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok Sony dijital video kamerada, düzenleme bilgisayarı bulunmaktadır. 20 taneye kadar programın ve sahnenin karelere göre seçilmesi mümkündür. Bir VCR’a bağladığınızda (AV kablosu ya da i.LINK™ kablosu ile) yalnızca kopyalama işlevini başlatmanız yeterlidir. Seçilen tüm sahneler otomatik olarak transfer edilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tasavvur etmek, tahayyul etmek; zihninde canlandırmak, planlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épicentre

jeol. deprem ortası

Depremin gerçekleşmesine neden olan fay kırılmasının tam olarak gerçekleştiği yer.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fahir). - Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ SADIK) (i. F. A.). Tan yerinde gün doğmadan belirip, gün doğuncaya kadar süren aydınlık, gerçek ten, hakikî fecir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayırma. 2. Sütten

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ringa balığı kurusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rengârenk boncuklar veya çakıl, taş, sırça vesair ile donatılmış yüzey ki, Fransızca «mosai’que» (mozayik) denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cevâhir serpen. 2. Fevkalâde söz ve şiir söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşlerin yürüyüşü, hadiseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

going. goings-on. state of affairs. course. way. complexion. drift. set. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. pattern. things. goings-on. affairs. situation. conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the course of events. the progress of a job. conduct. behaviour. goings on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Örtü zar, zarf. 2. (anatomi) Bazı uzuvları çeviren veya örten ince zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غشا] örtü. 2.perde. 3.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Örtü, perde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gışâiyye). Zar çeşidinden olan: Mâdde-i gışâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having one's eyes on sth else (because of discontent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurşuni renkte tezyini resim usulü (bilhassa cam üzerine).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حادثات] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temizlik, doğrulukla, bir maksat altında olmayarak: Hâlisâne fikrimi söyledim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خالصانه] içtenlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Harîscesine, hırslı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendine mahsus olup başkasında bulunmayan karakter.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصيصه] karakter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hâtır, Fars. nişânden = durmak). Hatırda kalan, hatırda duran: O hal hâl A hâtır-nişânımdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kadınların hayırlısı.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok iyi silah kullanır, iyi dövüşür, bir ok atışta kalkanı delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ eliyle kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.

Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساب] hesap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. haslet) Huylar, tabiatlar, mizaçlar, karakterler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. haslet). Hasletler. (bk.) Haslet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصال] huy, haslet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hasm). Hasımlar, düşmanlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nisam el-Melik: Emevi halifesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصان] at, aygır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan). 1. Kuşatma, etrafını alma. 2. Etrafı istihkâmlı yer, müstahkem yer, kale. Bâlâ-hisâr = İç kale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castle. fortress. fort. citadel. tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castle. fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castle. fort. citadel. fortress. tower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصار] kale, hisar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Kuşatma, etrafını sarma. 2.Kale etrafı islihkamlı bent. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T. musiki). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T. musiki). Türk musikisinde buselik beşlisinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akraba, yakınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tabiatı uğurlu, güzel huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytana lâyık, şeytanca (iblis-kârâne daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابليسانه] şeytanca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «besm»den). Zarafet ve letâfetle gülümseme (Arapça’da »tebessüm» kelimesiyle aynı mânâda iken, Türkçe’de tebessüm bazen alayla gülümseme mânâsını taşır. Halbuki ibtisâm kelimesi, mutlak bir gülümseme, letafeti ve güzelliği mânâsını verir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «başarıdan masdar). Kalb ve zihin gözü ile görme, Ar. basîret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» ten masdar). Cür’etlenme, korkmayıp atılma (bu kelimenin Arapça’da böyle mânâsı yoktur ve doğrusu tecâsür’dür).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتسار] yüreklenme, cesaret bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cesaretlenmek, cesaret bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kiraz türü (prunus mahaleb) kokulu kiraz da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gasb» dan masdar) (c. iğtisâbât). Zorla elinden alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gusl»dan masdar). Yıkanma, yunma, gusül alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A.) (c. iğtişâşât). Kargaşalık mânâsiyle çok kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir mânâsı olmayıp, asıl mânâsı, bir hilekârın hileli ve aldatma maksadına dayanan öğütüne kapılmadır. Zaten gış kelimesi bir şeye hile karıştırılması, halis ve sâfî olmayış mânâsındadır ve eskiden bazı sikkelere «mağşûş» denilmesi ve «gıll-u-gış» tâbiri de bu mânâyı kuvvetlendirir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغتشاش] karışıklık, kargaşa, anarşi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغتشاشات] karışıklıklar, anarşiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hisâb’dan masdar). 1. Hesap sorma, hesaba çekme, mesuliyet. 2. Ceza. 3. Vaktiyle polis ve belediye işlerini yapan, başlıca görevi esnafın ölçülerini kontrolden ibaret olan muhtesib veya ihtisâb ağalığı işi ve dairesi. 4. Bu daireye ait her türlü vergi. İhtisâb ağası; nâzırı = Muhtesib, daruga, şehremini, belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. A.) (rüsum-ı ihtisâbiyye’den kısaltılmış), ihtisâba yani belediyeye ait resim ve vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» ten masdar). Düşmanlık, Ar. muhâsama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşmet» ten masdar) (c. ihtişâmât). Zenginlik, büyüklük, parlaklık, ululuk, Ar. dârât, debdebe, tantana, Fars. şükûh: Kemâl-I ihtişâm ile, ihtişâmât-ı fevkalâdesiyle halkın gözlerini kamaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendour. state. magnificence. grandeur. splendor. brilliancy. resplendence. resplendency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. magnificence. pomp and circumstances. glory. lustre luster. majesty. pomp. resplendence. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتشام] görkem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificien. splendid. deluxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificient. magnificent. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan masdar) (c. ihtisârât). Sözün kısa kesilmesi, merâmız az sözle ifadesi, bir cümleden lüzumsuz veya ikinci derecede lüzumu olan tafsilâtın çıkarılması: Ibni Haldûn’un tarihi ihtisâr edilmemiştir. Ihtisâr suretiyle (İcâz ve icmâl’den farkı vardır: İhtisâr, fazla tafsilâtı çıkarıp ifadeyi tabiî hâlinde bırakmak, İcâz, ifadeyi lüzumundan fazla kısaltıp zor anlaşılacak bir halde bırakmak, icmâl ise yalnız hulâsa ve neticesini almaktır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصار] kısaltma, özetleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltılmak, özetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltmak, özetlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tafsilâtsız, muhtasar olarak, ihtisâr yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصارا] özetle, kısaltarak, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. ihtisâsât). Fransızca «sensation» denilen hâli ifade için Ar. «hiss» (his, duygu) masdarından Türkler’in icat ettiği bir kelimedir: Hislenme, his alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHTİSAS) (i. A. «husûs» tan masdar). 1. Bir kimsenin bir işe veya bir fen, ilim veya sanata kendini vakfedip o sahada geniş bilgi ve tecrübe kazanması ve yalnız onunla uğraşması: Bu doktorun kalb hastalıklarında ihtisâsı vardır, Fransızca: spicialiti. Erbâb-ı ihtisâs = Mensup bulundukları fen ve sanatın yalnız bir dalıyla uğraşanlar, Fransızca: spicialistes. 2. Bir adama bağlı olma, hususiyet, intisap: Falân zâta öteden beri ihtlsâsım vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. expertise. specialization. speciality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialization. specialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختصاص] uzmanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. ihtisâsiyye). ihtisâse alt: Bu doktorun kadın hastalıkları hakkında malûmât-ı ihtisâsiyyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Mütehassıslar, Fransızca: sp6cialistes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to specialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısvet» ten masdar). Giyme, giyinme: Resmî elbisesini iktlsi etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتسا] giyinme, bürünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

giymek

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «klsb» den masdar) (ci. iktisibit). Kazanma, edinme, Ar. tahsil: İktlsib-ı maarif. Ticaretle çok mülk iktisîb etti (Kisb’ten farkı ancak bir çeşit tekellüf ve (kendi İçin) minisini taşımasıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتساب] kazanma, çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İktisat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقتصاد] tutum. 2.ekonomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka İla) (i. A.). İktisada alt, Fr. Economique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economic. economical. financial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economic. economical. pertaining to economics. amalgamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتصادی] ekonomik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). İktisat ilmi veya iktisada alt şeyler, ekonomi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتصادیات] ekonomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتصادیون] iktisatçılar, ekonomistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «kısm» dan masdar) (c. iktlsimit). Paylaşma, bölüşme, kısımlara bölünme: Mirası aralarında iktisim ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. to acquire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kısa kesme, Ar. İhtisir, iktifi: Bu kadarla iktlsir eylerim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتصار] kısaltma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİSAD) (ka ile) (I. A. «kasd» dan masdar) (c. iktisidit). 1. İtidal ile hareket. 2. Tasarruf, idare etme. İlm-I iktlsid = Ekonomi, Osm. ilm-l idare, llm-i servet, Fransızca: iconomie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy. economics. thrift. saving. economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to economize. to spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). İktisat mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Yapışma, birleşme, kavuşma, bitişme: İki demiryolu hattının iltisakı. (tıp) lltisâk-ı ecfân: Göz kapaklarının yapışması. Iltisâk-ı mafsal = Oynak yerde kemiklerin birbirine yapışmasından doğan hastalık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التصاق] kavuşma, yapışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mesel» den masdar). 1. Bir şeyi örnek ve misal alıp ona uyarak hareket etme, uyma. 2. Alınan emre tamamiyle baş eğme ve itaat edip ona göre hareket etme: Emirlere imtisâl etmeyen memur mes’ul olur. İMTİSALEN

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امتثال] boyun eğme. 2.verilen işi yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mass»dan masdar). Emme, emerek çekme: Suyu imtisâs etti. 2. (tıp). Hazmolunan yiyecek maddesinin damarlara yayılması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tavsiye edilemez; makul olmayan; akla uygun olmayan. inadvisability i. makul olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ıbast» tan masdar). Yayılma, açılma; Kurşun, dövüldükçe inbisat eder. 2. İç açılma, ferahlanma, Osm. inşirâh.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, kasetin üzerine işaret konmasını, mevcut işaretlerin silinmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesâd» dan masdar). Bozulma, fesada uğrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesh» den masdar). Bozulma, hükümsüz kalma, Osm. mefsûh ve münfesih olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Genişleme, bollaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fasl»dan masdar). 1. Ayrılma, yerini terkedip gitme: Onun buradan infisali doğru olmaz. 2. Azledilme, işinden uzaklaşma: Son memuriyetinden infisali hangi sebeple oldu acaba?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفصال] ayrılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûf» tan masdar). 1. (ay) Tutulma, Osm. husûfa uğrama, münhasif olma. 2. mec. Daha güzel, daha parlak ve şanlı bir şey veya şahsın yanında ikinci planda kalıp itibarı azalma: O asırda İbni Sina’nın bulunduğu bir yerde diğer Alimlerin inhisafı tabiî idi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انخساف] ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını kaybetmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr»dan masdar) (c. inhisârât). 1. Yalnız bir şeye veya şahsa ait olma, bir şeye mahsus olup başkasıyle alâkalı olmama: Eski devirlerde ilimlerin din adamlarına inhisarı halkın cahil kalmasına sebep olurdu. 2, Bir mahsul veya ticarî maddenin bir şirkete, tek ele verilmesi, tekel, reji: Tütün, tönbeki, içki inhisarı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انحصار] tekel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopolist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopolism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inhişâşât). Birbirine dokunup hışırdama, hışırtı, şakırdama, şakırtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan masdar). 1. Kırılma, Osm. şikeste olma: Dökme demirden mamul şeylerin inkisara kabiliyetleri fazladır. 2. Kalb kırılma, gücenme, Osm. hâtır-mânde olma: O adamın bana inkisara hi; hakkı yoktur. 3. Beddua: Bir anne, çocuğuna hiçbir vakit yürekten inkisâr etmez (bu ü;üncü mânâ Arapça’da yoktur). 4. (fizik) Işınların boşluktan havaya ve havadan suya geçerken yön değiştirmesi kaidesi, Fransızca: rifraction.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten masdar) (c. inkişâfât). 1. Meydana çıkma, açılma, Osm. zâhir ve Aşikâr olma. 2. Bir hal veya mânevi sırrın görünmesi. Ar. tecellî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. growth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انکشاف] ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısım» dan masdar) (c. inkısâmât). Kısımlara ayrılma, bölünme, taksim olunma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقسام] bölünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. refraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انکسار] ilenme, beddua etme. 2.kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelişme, yetişme. Osm. neşvünemâ bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nisbet» den masdar) (c. intisâbât). Bir büyük adama veya bir daire, heyet ve hânedâna bağlı ve alâkalı olma, bağlılık, Osm. irtibat, taalluk, mensubiyet: Bu hânedâna eskiden intisâbı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتساب] bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde çalışmaya başlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesc» den masdar, iftiâl). Mensucet gibi iki taraftan çizgili ve dokumalı olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Nizam üzere dizilmiş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İntisâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joining. affiliation. membership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a member of. to gain. to become affiliated with (a group , family , organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesr» den masdar). 1. Saçılma, dağılma, serpilme. 2. Burundan su çekip püskürtme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr»den masdar) (c. intişârât). 1. Yayılma, dağılma, üreme. 2, Dillere düşme, Osm. fâş olup şuyû bulma: O hadise şehrin her tarafına intişar etti. 3. Taammüm etme, herkes hissedar olacak surette çoğalıp yayılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diffusion. publication. dissemination. evolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتشار] yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yayılmak. 2.yayınlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüşvet» ten masdar). Rüşvet alma, kötü bir iş yapma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارتشا] rüşvet yeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «resm»den masdar). Resimli olma, İzi düşme mânâsiyle kullanılıyorsa da yanlış olup, Arapça’da «alınan emre uyma» ve «Cenâb-ı Hakk’ı tekbîr» mânâlarından başka mânâsı olmadığından ve bu mânâlarla dilimizde kullanılması uygun olmadığından, büsbütün terki gerekir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resmedilmek, izi düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuyû» dan masdar) (c. işâAt). Şuyû ettirme (bir haberi) yayma, neşir: Asılsız haber işâa edenler. İŞ’AB (i. A.). Ölme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشاعه] duyurma, yayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sargı, bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Genç yaşta saç ve sakal ağarması. 2. Saç ve sakal ağartma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerini bulma, rastlama, uygun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting the mark. well-timed action/word. falling to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitting the mark. saying or doing exactly the right thing. falling by chance to. hit. lucky hit. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصابت] rastgelme. 2.tutarlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Düşme, (isabet). 2.Düşme, çıkma. 3.Değme, tutma. 4.Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde, uygun, münasip, yerini bulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-directed. on the mark. pointed. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unerring. right. exact. well-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very fitting. very appropriate. felicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde olmayan, uygunsuz, yerini bulmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (fiz.) sesin şiddeti ve berraklığı ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sa’d» dan masdar). Mesut etme, uğur ve saadet verme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüceltme, yükseltme. 2.Kutlu kalma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.İsad).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسائت] kötülük etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’» den masdar). Kötülük etme, kötü iş işleme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir isteği, dileği yerine getirme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). (Kalıba dökme mânâsiyle çok kullanılıyorsa da, Arapça’da «bir şeye, bir şekil ve hususî bir görüş verme» mânâsına gelen «sûg» dan bozmadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vüsûl»den masdar). Vusûl buldurma, eriştirme, yetiştirme, ulaştırma: Mektubu gideceği yere, erzakı orduya İsâl eyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایصال] kavuşturma, ulaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ulaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyelân» dan masdar). Akıtma, seyâlan ettirme, gözyaşlarını isâle etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اساله] akıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ism»den). Günaha sokma, günaha sokulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. İkram, ağırlama, İzâz. 2. Kabûl, seçim, Ar. ihtiyâr, intihâb (Türkçe’de cömertçe ortaya koyma, saçıp dağıtarak ağırlama mânâlarına da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicating. making known. communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İkram, bahşiş. 2.Cömertlikle verme. 3.Dökme, saçma, serpme. 4.Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. işâret). İşâretler ( alâmetler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشارات] işaretler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.İsar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal. sign. mark. signal. gesture. badge. landmark. marker. indicator. symbol. glimpse. augury. character. chop. clew. clue. cue. device. distinguishing mark. earmark. ensign. foretoken. graph. harbinger. hint. index. indication. logo. logotype. no.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue. hint. indication. mark. motion. pledge. precursor. representation. score. sign. signal. spark. stamp. stencil. symptom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. sign. gesture. signal. indication. badge. beacon. brand. cue. emblem. guidance. index. inkling. marker. motion. omen. remark. score. signature. symbol. tip- off. token. trace. word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشارت] gösterme. 2.alamet. 3.iz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beacon fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bode. designate. mark. motion. sign. signal. suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designate. guide. index. indicate. refer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forefinger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. işârât).1. Parmakla, göz, kaş vesaire ile gösterme, imâ: Bana işaret etti; bir işaretle anlattı. 2. Alâmet-i fârika: Kuleden yangın için işaret çekilir; gemi işaret kaldırdı; işaret çekmek; işaret koymak. 3. Hatırlatmak ve doğrudan olmayarak verilen emir: İş kendisine müdür tarafından işaret edildi. İşâret-i aliyye Eskiden şeyhülislâm emri. İsm-i işâret — Gramerde «o, bu, şu» gibi göstermeye mahsus zamir, işaret zamiri. (matematik) İşârât-ı cebriyye = Cebir senbolleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signaler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signaller. flagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشارة] işaret ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. sign. note. tick. tick off. score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. plot. to mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mark. to point out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Karşılıklı işaret vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make signs to one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked. tagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked. tagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz ucuyla bakma. 2.Camiyet. 3.Zenginlik, servet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İğrenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asi» dan masdar). Kökünden koparıp çıkarma, varlığını ortadan kaldırma: Bu memleketten eşkıyayı istîsâle muvaffak oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şûrâ»dan masdar) (c. istişârât). Danışma, birinin fikir ve görüşünü alma. Istişâre Odası = Tanzimat devri Osmanlı teşkilâtınde, hâriciye nezâretinde, devletlerarası hukuk mütehassıslarından kurulu komisyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultation. consulting. asking for advice and council. advisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استشاره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. İtisâfât). Doğru yoldan sapma, yolsuzluk, hakkaniyetsizlik: İddia olunan itisâfâtın aslı yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتساف] yolsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asemm»den masdar). 1. Bir şeye yapışıp sıkı tutma. 2. Günahlardan sakınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Genişlenme, bollanma, genişlik kazanma: Siyasî nüfuzu ittisâ etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اتساع] genişlik. 2.genişleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» dan masdar). Vasıflanma: İyi ahlâk ile ittisâf etmek (muttasıf olmak tâbiri daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan masdar) (c. ittisâlât). 1. Ulaşma, bitişme. 2. Aralık yokluğu, temâs, biribirine dokunma: ittisâli kesmek. 3. Biribirine yakınlık. Ittisâlinde = Tâ yanında, bitişik olarak. Kesb-i ittisal etmek = Yanyana gelmek, temas etmek, bitişmek. 4. Bir bina, arsa ve arazinin dört tarafındaki hududu. 5. (askerlik) Orduyu meydana getiren tümen ve başka birlikler arasındaki muhabere ve bitişme yolları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguity. communication. liaison. junction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اتصال] birleşme, kavuşma. 2.bitişik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kızgın demirle deriye vurulan damga, damgalanma, muttasıf olma (yalnız edebi dilde kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. musiki). Türk musikisinde bir perde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Serenleri kaldırmaya yarayan halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birleşen, karışmış olan, Ar. muhtelit, mümtezic. 2. Müdahale eden: Sizin işinize karışan yoktur, işime karışan olmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Serçegillerden, gagası oldukça geniş, bir kuş ki, hayvan sürülerinin etrafında uçuşan böcekleri avlamakla geçinir (caprimulgus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sakalı keçininki gibi yalnız çenesinde ve uzunta olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, çayırlarda ve nemli yerlerde yetişen, mavimtırak yahut mor çiçekleri olan bir çayır bitkisi (cistus creticus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aslı Yunanca. Türkçe kullanılışı: Kilise, bk. Kilise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kilise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpshooter. dead shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کليسا] kilise.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boyu az olan, zıddı: uzun, Ar. kasîr, Fars. kûtâh: Kısa ağaç; kısa boy; kısa adam. 2. Tafsilâtı olmayan, muhtasar: Kısa mektup; kısa masal; kısa söz. Kısa tutmak Kısa yapmak, uzun tutmamak. Aklı kısa = Aptalca, akılsız. Kısa geçmek = Bahsi çabuk kapamak. Kısa kesmek = Sözü çabuk bitirmek, uzatmamak, 3. Kısaca, hulâsa olarak: Kısa yazıyor; kısa söyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yün elbise. 2. Seccâde, halı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short. brief. mini. curt. concise. capsule. compendious. flying. stumpy. succinct. summary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brief. bristle. compact. compendious. concise. little. short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short. succinct. blurb. brief. commatic. compendious. concise. curt. little. low. spare. succint. terse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyphen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bobbysock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of limited view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brachycephalic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short distance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short-lived.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Short Position)

Bir malı, menkul kıymeti veya vadeli işlem sözleşmesini satmaktır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forty winks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catnap. snooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at short date. at short sight. short timed / date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıskaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az kısa, çok uzun olmayan: Boyu kısacadır. Muhtasaran, hulâsa yoluyla: Kısaca anlat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefly. shortly. in a nutshell. in short. for short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in brief. rather short. in short. briefly. in a nutshell. in shorthand. shortly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in short. in brief. in a word. in fine. on the upshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortly. in brief. in short. in a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in brief. in a word. in a phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kısa: Kısacık bir ceket giymiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıskaçlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kafatasının ön-art ekseni, yan eksenine göre kısa olan insan, brakisefal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyu kısa olan şeyin hâli; zıddı: uzunluk. Ar. kasar: Kısalığından başka bir özrü yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brevity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortness. brevity. short span of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. curtailment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kısa olmak, boy azalmak, kısa gelmeye başlamak, çekilmek, Osm. takassur etmek: Tahtanın ucu kesilirse kısalacaktır; bu ceket çok kısaldı; bu kumaş yıkanınca kısalır. 2. Muhtasar, hulâsa, kısa, özetlenmiş olmak: Bugün Türkçe’de cümleler kısaldı; demiryolundan dolayı Anadolu’da yolculuk kısaldı; günler gittikçe kısalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contract. shorten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become shorter. to shrink. diminish. shorten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında tek bir figürün ya da nesnenin, derinlik duygusu verecek şekilde betimlenmesi anlamına gelen terim. Derinlik dugusunu, yanılsama yoluyla yaratması açısından bir perspektif türü olarak kabul edilir. Kısaltımda, betimlenen nesneye, figüre belli bir uzaklıktan ya da alışılmadık bir açıdan bakıldığında, ortaya çıkan biçim bozmalar yumuşatılarak tuvale aktarılır. Örneğin, yatan bir figürün ayak ucundan bakıldığında, ayaklar olduğundan büyük, baş da küçük görünür. Kısaltımı kullanan sanatçı, ayakları göründüğünden küçük, başı da o oranda büyük vererek biçim bozmaları yumuşatır. Sanat tarihinde kısaltımın en iyi bilinen örneği, Mantegna`nın Ölü İsa adlı kompozisyonudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısaltmak işi. 2. Bir şeyin kısaltılmış hali: Kısaltma işaretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. abbr. shortening. compendium. abbreviation. abridgement. compression. condensation. curtailment. retrenchment. summary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviation. abridgment. shortening. contraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviation. shortening. abridging. abridgment. abridgement. brachylogy. contraction. curtailment. résumé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısa etmek, azaltmak, Osm. taksir etmek, kesip kırarak kısa yapmak: Direği, elbiseyi, seçı, sakalı kısaltmak; yolu kısaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorten. make shorter. abbreviate. abridge. summarize. cancel. clip. compress. curtail. cut down. dock. edit. prune. reduce. retrench. short-circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviate. abridge. contract. cut. shorten. truncate. to shorten. to abbreviate. to abridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbreviate. to shorten. to abridge. to condense. boil down. compress. contract. curtail. cut. diminish. encapsulate. file down. pare. take up. telescope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortened. abbreviated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dalakotu): Ballıbabagiller familyasından; Haziran - Eylül ayları arasında pembe ve seyrek olarak da beyaz renkli çiçekler açan, otsu bir bitkidir. 10 - 30 cm boyundadır. Yaprakları; karşılıklı, tüylü, kenarları dişili ve küçük bir meşe yaprağı şeklindedir. Çiçekleri üst yapraklarının koltuğunda gruplar halindedir. Meyvesi küçüktür. Çiçekli bitkide uçucu bir yağ, acı maddeler, tanen, glikozitler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı tutkluğunu giderir. Öksürüğü keser.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Leke çıkarma mesleği, lekecilik. 2. Çırpıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıkh). islâm ceza hukukunda öldürenin idam, yaralayanın da yaralanarak cezalandırılması: Ölenin mirasçıları eskiden kısâs isterlerdi; katili kısâs ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retaliation. reprisal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصه] kıssalar, hikayeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an eye for an eye. tit for tat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısâs yoluyla: Kısâsen idam olundu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıt ya da çalma sırasında MiniDisc’in kapasitesini gösteren, ekrandaki grafik çizgisi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eavesdropper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Yüz örtüsü, Ar. nikab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(LİSAN) (i. A.) (c. elsine). 1. Ağzın içinde bulunan organ ki, insanda konuşmaya yarar; dil, Fars. zebân. 2. Bir kavmin konuştuğu dil (bu mânâda Türkçe «dil» kelimesi son zamanlarda yerleşmiştir; asıl Türkçe’de «dil» yalnız 1. mânâda yani bildiğimiz organ içindir): Türk, Arap, Fars, İngiliz, Alman, Fransız dilleri. Lisan bilir = Bir yabancı dil bilir, kendi dilinden başka diller bilen adam. 3. Söyleme, söz, nutuk: Bu adamın lisanı yok mu? Lisânında kabalık var. Fasîhü’l-lisân = Düzgün konuşan veya yazan, sözü fasih. Lisân-Aşnâ = Dil bilir, dilmaç. Lisân-ı hâl = Bir şahıs veya şeyin hâlinden ve duruşundan anlaşılan şey: Yorulup kalmış olan deve lisân-ı hâl ile yolun uzunluğundan şikâyet ediyordu. Ilm-i lisân = Mukayeseli diller ilmi, Fr. Iinguistique. Lisâna gelmek = 1. Dile gelmek. 2. Aleyhinde söz söylenmek, hakkında söz söylenmesine sebebiyet vermek, (botanik) Dile benzer bazı yapraklara denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue. language dil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a language. speech. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لسان] dil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Dil. 2.Konuşulan dil. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, şifâhen: Lisânen söyledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lisâniyye). 1. (anatomi) Dil organına ait. 2. Konuşulan dile ait. Lisâniyyûn = Dil bilgileri, Fr. linguistes.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لسانی] dil ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dil ilmi, Fr. linguistique.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لسانيات] dilbilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Üniversite veya yüksek okul diploması. 2. (ticaret) Yurda mal sokma veya yurttan mal çıkarma izni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergraduate. licence. degree. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bachelor's degree. licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

license. licence. license. certificate of approval. letter of approbation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence agreement. lincence contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence agreement. lincence contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Hastalık icabı olan bir çeşit ağır uyku, Osm. nevm-i müstağrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Arıotu, oğulotu çeşitlerinden yüksek saplı bir bitki ki, özü baygınlığa karşı tesirlidir.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(oğulotu): Ballıbabagiller familyasından; çok dallı, beyaz çiçekli otsu bir bitkidir. En önemli türü tıbbi melissadır. İstanbul, Bursa, Ege ve Akdeniz bölgesinde yetişir. Boyu 30 - 80 cm kadardır. Limon kokuludur. Çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları ince ve yumuşak tüylüdür. Çiçekleri beyazdır. Yapraklarında tanen, reçine ve uçucu bir yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak ağrılarını keser. Kalbi kuvvetlendirir. Hazımsızlık, baş ağrısı ve migrende faydalıdır. Melankoli, sara, başdönmesi, kulak çınlaması ve sinir krizlerinde şikayetleri ortadan kaldırır. Bayılmalarda kullanılır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Aybaşı ağrılarını keser ve aybaşı kanamalarını düzenler. Huzursuzluk ve sıkıntıları giderir. Hafıza zayıflığında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şahların güneşi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaza, belâ, talihsizlik, felâket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış öğüt veya bilgi vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜSAFERET) (i. A. «sefer»den masdar). 1. Yolculuk, seyahat. 2. Misafirlik, konukluk: Uç gün misâferette kaldık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAFİR) (i. A. «sefer» den if.) (c. müsâfirîn). 1. Sefer ve seyahat eden, yolcu, gezgin, seyyah: Denizlerdeki Müslüman misafirler için dua etmek (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmış, değişik mânâlar almıştır). 2. Konuk: Anadolu köylerinin misafir kabûlüne mahsus odaları vardır; misafir kabûl eder misiniz? 3. Ziyaret için veya konuşmak için birinin evine giden, ev halkından olmayıp dışardan geçici olarak gelen: Odada bir misafirim var; ben misafir değilim ev halkındanım; misafir yatağı. 4. Göze Arız olan leke: Gözönünde misafir çıktı. Misafir olmak = Konmak, Osm. mihmân olmak: Uç gün bize misafir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. company. visitor. caller. lodger. sojourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company. guest. visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. visitor. company. lodger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Misafir sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Konukluk, mihmanlık, başkasının evine konan yolcu ve yabancının hâli: Misafirlik bir gece, iki gece olur. 2. Ziyarete gidiş, ziyaret, gezme: Misafirliğe gittiler; gece misafirliğini hiç sevmem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. cheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality konukseverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «vüsûk»tan) (c. mevâsik). Ahd, Fars. peymân, sözleşme, andlaşma: İki taraf ahd-ü mîsâk ettiler. Mîsâk-ı Millî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. treaty sözleşme. antlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميثاق] sözleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Sözleşme, yemin, and, ahid. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emsile). 1. Örnek, nümûne, umumî bir şeyin veya kaidenin anlaşılması için gösterilen örnek: Her kaideye bir misâl getirmeli; herkese misâl olacak bir adamdır. 2. Benzer: Melek misâli, derya misâli. 3. Rüya, düş. Alemi misâl = Alem-i mânâ, rüyâ Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

example. instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

example. model örnek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

example. illustration. precedent. case. epitome. exemplification. instance. pattern. specimen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) örnek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örnek almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunsuz izdivaç, yanlış evlilik; uygunsuz bir birlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uygunsuzca birleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, misanthropist i. insanlardan nefret eden veya insanlara güvenmeyen kimse; insanlardan kaçan kimse, merdümgiriz kimse. misan- throp'ic s. insandan nefret eden; merdümgiriz. misan'thropy i. insanlardan kaçma veya nefret etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış tatbik etmek veya istimal etmek, yerinde kullanmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış anlamak. misapprehension i. yanlış anlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haksız olarak almak veya kullanmak, emanete hıyanet etmek, çalmak. misappropria'tion i. emanete hıyanet, emniyeti suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Onda bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hulûs ile, sadakatle: Sizi muhlisâne severim; onun namazı muhlisânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecessüsle yoklayıp araştırarak: Daima mütecessisâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Araştırıp yoklayarak veya yoklamakla olan; her şeyi anlamayı merak ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متجسسانه] merak ederek, meraklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. nakais). Eksiklik, kusur, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقيصه] kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Şah soyundan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde orta sekizlideki bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (neseve ve nisvân gibi çokluk olup, müfredi yoktur). Kadınlar, inâs: Tâife-i nisâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نسا] kadınlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kadınlar. 2.Kur’an-ı Kerim’in 4.suresi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Asıl ve esas. 2. Kıvam, istenen derece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نصاب] aranan sınır. 2.sermaye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİŞABÜR, NIŞAPÜR) (i. F) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam (İran’da Horasan’da bir şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde Nişâbûr makamında kullanılan üçlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dokuyuculuk, dokumak sanatı, çulhalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sal volatile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amonyak tuzu denilen, tuzlu ve yakıcı beyaz bir madde. Nişadır ruhu = Amonyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nişâdırıyye) (kimya). Nişadıra (amonyaka) ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadın hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın hastalıkları mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİSAN) (i.) (Süryânîce’den). Mart ile mayıs arasındaki ay: Nisan ayında. Ebr-i nîsân = Nisan bulutu, bereket ve cömertlik hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİŞAN) (i. F.). 1. Alâmet, eser: Nâm ve nişanı, kalmadı. 2. Senbol, belli olmak için edilen işaret, damga vesaire: Nişan koymak. 3. Yara eseri, iyi olmuş yaranın belli olan yeri: Kılıç yarasının yüzünde nişanı kaldı. 4. Ok veya kurşun ve gülle ile vurulması istenen nokta, hedef: Nişâna atmak, nişan dikmek. 5. Hedefe vurmak üzere silâhın göze götürülüp doğrulması: Nişan almak, nişan atmak. 6. Silâhın üzerinde nişan almaya mahsus ve ekseriya oynak ve dereceli Alet: Bu tüfeğin nişanı doğru değildir. 7. Bir kıza namzed olan erkeğin buna alâmet olmak üzere verdiği yüzük vesaire: Kızın parmağında nişanı vardı. 8. Namzetlik, nikâhlanmadan önceki sözleşme, sözlülük. 9. Bir hâdiseye hâtıra olmak üzere dikilen taş: Nişan taşı (nişantaşı). 10. Tuğray-ı hümâyûn, Osmanlı devrinde ferman ve beratlara çekilen işaret. 11. Devlet tarafından yüksek hizmet sahiplerine verilen ve göğse takılan alâmet. Her devlette dereceleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİŞAN) (i. F.) (sıfat terkiplerinde). 1. Duran, yerleşen, dikilen, kalan. Hâtır-nişân = Hatırda kalan. 2. Diken. 3. Gösteren, eser ve alâmet hükmünme olan: Fermân-ı Adâlet-nişân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apr. april.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first month of the Jewish ecclesiastical year, formerly answering nearly to the month of April, now to March, of the Christian calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Abib. the seventh month of the civil year; the first month of the ecclesiastic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

april.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first month of the Jewish/Semitic calendar year It occurs in March/April.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The seventh month of the year in the Jewish calendar -- Seph28.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First liturgical Jewish month This is the religious calendar order given by God in Exodus 12.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The twelfth month of the Hebrew calendar, the spring month in which Passover falls at the full moon O. the seventh month of the civil year; the first month of the ecclesiastic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. mark. engagement. betrothal. target. decoration. medal. order. affiance. badge. brand. butt. device. ensign. espousal. gong. plume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decoration. distinction. engagement. mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decoration. engagement. ensign. mark. medal. token. track. indication. target. order. betrothal. engagement ceremony. aim. record. notation. marking identification. earmark. adjusting mark. plaque. signature. hall mark. signet. index. stamp. badge. brand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نشان] iz. 2.belirti. 3.nişan yeri. 4.devlet madalyası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Süry.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk, bereket, cömertlik. 2.İlkbaharın 4.ayı.. 3.Sur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.İm, iz, belirti. 2.Amaç, hedef. 3.Tuğra, madalya.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take aim. to win a decoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engagement ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engagement ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hedef yeri. 2. Ateşli silâhların nişan almaya mahsus yeri: Bu tüfeğin nişangâhı pek doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çizgi çizmeye mahsus marangoz Aleti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Nişan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nişan atmada mahir, hedefe vurmada mehareti olan: Çok iyi nişancıdır. 2. Osmanlı devrinde yüksek bir devlet görevlisi: Nişancı Mehmet Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marksman. shooter. gunner. pistol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marksman. shot. ggod shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good marksman. sharpshooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nişan atmada meharet, hedefe vurmak mehareti: Onun nişancılığı meşhurdur. 2. Osmanlı devrinde «nişancı» denen bakanın görevi: Uç yıl nişancılık etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marksmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

markmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Durmuş, durdurulmuş, dikilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eser, alâmet, emâre

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نشانه] belirti, işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نشانگاه] nişan tahtası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrothal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nişan koymak, işaret etmek. 2. Nişan atmak, hedefe vurmak: Güzel nişanlıyor. 3. Evlenmek üzebirbirine sözlü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to engage. to betroth / to affiance sb to. to take aim at. to mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiance. betrothal. engagement. becoming engaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir nişanla işaret olunmak. 2. Evlenmek için sözlü olmak: Filân kız, filân delikanlı ile nişanlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get engaged. be engaged. betroth oneself. espouse. affiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betroth. to get engaged. to be marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get engaged. to be marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir nişanı olan. 2. Evlenmek üzere namzet; nişanlanmış: O kız nişanlıdır, kızın nişanlısı burada değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaged. engaged to be married. affianced. intended. fiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaged to be married. fiance. fiancée. betrothed. engaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quorum yetersayı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quorum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Saçma, serpme, dağıtma. 2. Düğünde saçılan para vs. (Farsça sıfat terkiplerinde). Saçan, saçıcı. ZerNisâr = Altın saçan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نثار] saçma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

saçmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Unun glüten hariç hidrokarbon kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starch. amyl. farina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starch. amid. amidine. amyl. amylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(starch): Buğday, arpa, yulaf, pirinç, mısır gibi tahılların tanelerinden ve patatesten özel yöntemlerle elde edilen unumsu bir maddedir. Sıcak suda nişasta peltesi denilen jelatinimsi bir kütle haline gelir. Kullanıldığı yerler: Güzellik maskelerinde, eczacılıkta ve çamaşırları kolalamakta kullanılır. Aynı zamanda iyi bir besindir. Tentürdiyot zehirlenmesinde çok faydalıdır. Lapası deri ve göğüs hastalıklarında kullanılır. İltihapları giderir. Cilt hastalıklarında kaşıntıları keser. Banyo suyuna karıştırılıp yıkanılırsa cildi yumuşatır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation marks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) partiye bağlı olmayan; tarafsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. T.) (musiki). Nota yazısında her türlü nüansı gösteren işaretler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıkıcı şey veya kimse; sıkıntı, dert, bela; (huk.) başkalarına zarar veya sıkıntı veren şey. nuisance tax çok ufak tutarlar halinde toplandığından dolayı sıkıcı olan vergi. public nuisance umumun rahatını bozan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Nurlu kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hürmetle eğilme; hürmet, saygı, riayet. pay veya do obeisance hürmet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. ovogon dağarcığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sultan. sovereign. monarch. padishah. sov'ran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sultan. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sultan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

( PADŞAH ) (i. F.). Hükümdarlar hükümdarı, büyük hükümdar, hâkan, imparator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Padişahça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pâdişâhla alâkalı. 2. Hükümdarlık: Fermân-ı pâdişâhî.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

“Anber” çok eskiden beri hükümdar hazinelerine giren, hükümdarlar arasında hediye olarak alınıp yollanan kıymetli bir hediyeydi. Osmanlı’da erkeklik gücünü artırıcı bir iksir olarak kullanılan bu madde belli miktarda ilaç olarak yendiği gibi, padişahlar tarafından anber kaplar, kadehler, tesbihler, pencere perdeleri ve hatta anberden yapılmış gömlekler olarak kullanılırdı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Padişah unvan ve sıfatı veya devleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sultanate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şarampol, parmaklık, çit; savunmada kullanılan siper kazığı; çoğ. kayalık uçurum; f. etrafına kazıklar dikerek çit çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Yaprakların üst yüzünde özümleme işine yarayan doku tabakası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. partizan, taraftar; ask. gerillacı, çeteci; s. partizanla ilgili. partisanship, partizanship i. partizanlık, taraftarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gabya ve babafingo çubuklarının çarmıh halatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PERİŞAN) (i. F.). 1. Dağınık, dağılmış, toplu olmayan, perakende. 2. Muntazam ve tertipli olmayan, karışık, karmakarış. 3. Kederli, üzgün, gamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. miserable. spent. wretched. scattered. disordered. perplexed. bewildered. distraught.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretched. perturbed. distraught. miserable. desolate. dishevelled. gaunt. ruinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پریشان] dağınık. 2.kötü durumda, perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

darmadağın olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli perişan olan, acınacak hâlde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşkün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [پریشان حال] hali perişan olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Perişanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. desolation. bad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. state of disarray. desolation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Ferisilere ait; ikiyüzlü, mürai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically z. ikiyüzlülükle, mürailikle. Pharisaism i. Ferisilere mahsus tavır ve davranış; k.h. ikiyüzlülük, mü- railik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alın, cephe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشانی] alın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hastalara içirilen arpa suyu veya ıhlamur; üzüm suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coincident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. chance. coincidental. concurrent. fortuitous. random. incidental. casual. fortitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual / adj ,. coincidental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misilleme, misli ile mukabele, aynen karşılığını yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. resâil). 1. Mektup, Fars. nâme: Risâle-i tebrîkiyye (bu mânâ ile çok az kullanılmıştır). 2. Broşür: Risâle-i mahsûsa, Fr. monographie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brochure. dissertation. folder. pamphlet. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Mektup. 2.Kısa yazılmış, küçük kitap. 3.Dergi, mecmua.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin elçisi, peygamberi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Elçilik. 2. Peygamberlik. 3. (hukuk). Mes’uliyeti yüklenmekslzin birinin sözünü diğerine bildirme, iletme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Elçilik. Peygamberlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. risâlet = peygamberlik, Fars. penâh = sığınak). Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Peygamberimiz’e ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Serpinti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kadınların sabırlısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) 1.Hükümdar kadın, hükümdar karısı. 2.Kadınların şahı, üstün nitelikli, değerli kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Zambakgillerden bir süs bitkisi (aloe). 2. Bu bitkinin yapraklarından çıkarılan, tıpta ve boyacılıkta kullanılan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(azvay): Zambakgiller familyasından 180 kadar türü bulunan ve tropikal bölgelerde yetişen bir bitkidir. Bazan sapsız küçük bitkiler, bazan da dallı budaklı ağaçlar halinde bulunur. Yaprakları kalın ve etli olup, rozet şeklindedir. Çiçekleri yeşilimsi, sarı veya donuk kırmızıdır. Çoğu zaman üç renklidir. Yaprakları kesildiği zaman acı bir su çıkar. Pankima denilen bu su; hekimlikte kullanılır. Yurdumuzda da bulunur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Vücudu kuvvetlendirir. Yanıkların sebep olduğu sancıları keser. Sirke ile karıştırılıp, saç diplerine sürülürse, dökülmelerini önler. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır. Mesane ve rahim hastalıklarından şikayet edenlerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bir salkım türü (luburnum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zambakgillerden kökü ve taze iken yaprakları da yenen kokulu bitki.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numerical. numeral. quantitative. scalar. digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numeral. numerical. digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numeric. numerical. digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Kadınların güneşi. Güneş gibi kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary installations. plumbing. drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİPER-İ SAİKA) (i. F. A.). Yıldırımı çekip toprağa veren çelik çubuk, paratoner.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sisal keneviri, dayanıklı bir çeşit kenevir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hi. coğrafya). Doğu Ege’deki Samos adası.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM şebekesi üzerinden 160 karaktere kadar kısa mesajlar gönderilmesini sağlayan iletim servisi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

question mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

question mark. interrogation / question mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in brief. in short. the long and the short of it is that. to cut long story short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sürpriz, hayret verici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Nota yazısında kullanılan ve aslî seslerden sayılmayan ses işaretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tahsis suretiyle, hele, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödenek, (bk.) tahsis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allotment. allowance. grant. special appropriation. money earmarked for a special purpose. appropriations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allowance. appropriation. allotment. money designed for a special purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخصيصات] ödenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Devletin bazı organlarının, Sayıştay’ın murakabesinde olmayan ve genel bütçede görünmeyen harcamaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divine. godlike. heavenly. relating to God. celestial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celestial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدریسات] öğretim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریشات] döşemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. diminishing. decreasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنقيصات] azaltmalar, eksiltmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. te’sîs). Tesisler. (bk.) Tesis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installment. instalment. installation. fitting. fitment. fixture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installation. installation döşem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installation. system. institutions. associations. establishments or foundations (cooperate bodies. plant. facilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tesisat yapan: Elektrik tesisatçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitter. plumber. pipe fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumber. installer döşemci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer of plumbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installing plumbing, heating or gas systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Notayı süsleme işaretleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تأسيسات] kuruluşlar. 2.düzenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inverted comma. quotation marks. inverted commas. turned commas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay, ıhlamur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plus sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation mark. point of exclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumflex. hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقعه نویسان] tarih yazarları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-saed, -saing) vize, tasdik imzası; f. vize etmek, tasdik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüz, surat, çehre, sima; görünüş. visaged s. yüzlü, çehreli; görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وثاق] antlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan). Sevdiğine kavuşma, vuslat. Firak mukabili: Visâl-i yâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وصال] ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kavuşma, ulaşma ile ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Damgalı, nişanlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Koramiral.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., i. (çoğ. visàvis) (edat) karşı karşıya; i. karşı karşıya oturan veya duran kimse; aynı görevde bulunan memur; karşılıklı oturulur bir çeşit çift sandalye; (edat) hususunda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutional. constructional. constructive. organic. structural. tectonic. textural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anatomical. constitutional. structural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

structured. structural. constitutional. constructive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Kaldırın, çekin, haydin. Yısa beraber = Haydin birden. Yısa yısa = Zorla, var kuvveti vererek, olsa olsa: Yısa yısa iki yüze çıksın, ziyade çıkmaz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Ünlü, tanınmış kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ zer = altın, nişân = madalya). Kılıç vesaire üzerine kakma altınla işlenmiş yazı vesaire.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kılıç gibi şeylerin üzerine kakma altınla yapılan işleme, süs.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی شان] şerefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Şanlı, sereni. 2.Canlı. 3.Bir tür lale. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by