ıstı Yad ne demek? | ıstı Yad anlamı nedir? | ıstı Yad

ıstı Yad anlamı nedir?

ıstı Yad ne demek?

ıstı Yad anlamı nedir?

ıstı Yad | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: isti yad

Türkçe Sözlük

(i. A. «sayd» dan masdar). Avlama, ava gitme: Istıyâda çıkmıştı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münakaşa yoluyla istediğini elde etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıştırmak işi. 2. Herhangi bir işe iyice alışmak için yapılan veya yaptırılan çalışma, temrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. lapping. practice. shakedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n . 2. Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı. 3. Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür. 4. İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak. 5. (Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). animizmle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insinuate. to hint. to imply. to allude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bir ağaç ve bu ağacın kabuklu meyvesi. Yanlışlıkla şamfıstığı da denen bu bitki Antepfıstığıgillerin örnek bitkisidir. (Pistacia vera).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

( i.c ). Ayrı taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Hıristiyan dinine karşı gelen veya çIkan; Deccal'e ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). iltihabı azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). darbımesel kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mütareke, ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sanat yönü olan, estetik güzellie sahip, sanatkârane, güzel sanatlara ait. artistically (z). sanatkârca, sanatkârane bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Güzel sanatların gerektirdiği hususiyetleri taşıyan, sanatlı, sanatça, sanatlıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic. artistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ATIŞDIRMAK. 1. Sövüp saymak, birinin kabahatlerini sayarak suçlamak ve serzeniş etmek. 2. Acele ile yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolt down. to gobble. to drizzle. to mizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gobble. to begin to rain or snow slowly. spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Biyolojik bozulma yaratan, bakteriler ve mantarlar gibi ayrıştırıcı organizmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. extrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. degradation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (f. kimya). Birleşik olan bir şeyi unsurlarına ayırmak, tahallül ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. distil. distill. extricate. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. resolve. to decompose. to resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parse. to decompose. to analyze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tedricen şiddetlendirmek: Kavgayı azıştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعياد] bayramlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. askerlik). Merminin ateşlendikten sonra hedefe varıncaya kadar uğradığı tesirleri İnceleyen bilim. BâLİŞ (i. F.). Yüz yastığı. BâLKABAĞI (i.), (bk.) Kabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balistik ilmi, askerlikte atış ilmi. ballistic (s). atılan gülleyle ilgili. ballistic curve bir güllenin çizdiği eğri. ballistic missile ask. roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışdıran, iki hasım arasında sulh ettiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsalâha ettirme, arabulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Müsalâha ettirmek, arabuluculuk etmek, uzlaştırmak, mec. Renk vesaireyi uygunlaştırmak, uydurmak, imtizaç ettirmek, uyuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. conciliate. pacify. reunite. make peace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. to reconcile. to conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reconcile. to make peace among. to effect a reconciliation. conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennete mensup ve müteallik, cennetlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشتی] cennetlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstisnasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefiting of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستفاده] yararlanarak, istifade ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستحصال] alarak, elde ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاشتراک] katılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırılmak: Şu iki masa bitiştirilirse bir uzun sofra olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırmak, yanaştırmak, ittisal ettirmek: Şu İki masayı bitiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concatenate. to juxtapose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faydalanmak suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkı ile, liyâkatli olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstiklâl üzere, başlıbaşına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, iştirâk = ortaklık). Ortaklıkla, ortaklaşa, ortaklık ederek, birleşerek: Ortaklar bi’l-iştirâk bir fabrika açtılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzinle, ruhsat alarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Temel, esas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yapı, bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنياد] temel, kök. 2.yapı, bina.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içki içmek, işret etmek, içip keyif yapmak: Oturmuş çakıştırıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drink. to booze. to sow enmity between (two people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be run. to be employed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalıştırmak işi: Çocuk fizikten pek zayıf, çalıştırmadan olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. manipulation. startup. operating. running. training. start-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuation. crank. starting. operation. running / operating of a machine. tutoring. employment. driving. running. manipulation. priming. startup. operating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Emek verdirmek, çabalatmak: Bu işe ne kendisi çalışıyor ve ne de bizi çalıştırıyor. 2. İşletmek, iş vermek, işte kullanmak, görevlendirmek: Her gün on, on beş işçi çalıştırıyor. 3. Okutmak, tahsil ettirmek, tahsil ile uğraştırmak: Yazın sıcak aylarında çocukları çaIıştırmak sıhhatlerine zarar vericidir; oğlunu Almanca’ya çalıştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make smth. work. set to work. actuate. operate. run. power. start up. start. employ. have smb. on the payroll. drive. drill. exercise. make things hum. put on. switch on. task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. coach. employ. engage. groom. operate. recruit. start. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. to operate. to run. to use. to employ. to tutor. actuate. start running. start up. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine ut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

((pinus pinea): Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığı kadar (25 gram)’dan fazla yenilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, tokuşturmak: Kapının kanatlarını çarpıştırmak. 2. Tutuşturmak, vuruşturmak, savaştırmak, müsademe ettirmek: İki adamı çarpıştırıp kendisi seyirci kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make collide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek, birbirine bağlamak, birleştirmek. 2. Tokuşturmak, çarpıştırmak, müsademe ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennet gibi yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tereddüt edilecek nokta, şüpheli olma.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Harici CD/MiniDisc otomatik değiştiricilerin kontrol edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi, gıybet ve mezemmet tarzı: Onu bir çekiştiriş çekiştirdi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi ve gıybet, mezemmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fenalığını söylemek, Osm. fasi ve gıybet etmek: Adam çekiştirme pek kötü bir huydur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbite. pull. to pull at both ends. to run down. to backbite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize maliciously. to run down. to backbite. to pull sth at both ends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili). saygıdeğer, dürüst; insani, merhametli; (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse; temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyanlık; Hıristiyan dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım. 2. Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı. 3. Sona erdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile ve dikkatsiz yazılmış yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. ince değnekle hafifçe vurmak. 2. Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça lûgatlarda bulunmayıp bunun yerine «cevdet» kullanıldığından uydurma olsa gerektir), iyilik, güzellik, temizlik: Ciyâdet-i havâ = Havanın iyiliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıddı ile tefrik etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادوفریاد] feryat figan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alterative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be changed. to be exchanged. to be converted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide portenin başında yazılan diyez ve bemoller: Değiştirme işaretleri yahut portenin donanımına aykırı olarak nota içinde diyez, bemol veya bekar kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. exchange. replacement. alteration. conversion. shift. switch. interchange. commutation. disguise. leavening. modification. re-formation. recast. reformation. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. amendment. change. conversion. exchange. modification. shift. swap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi verip yerine diğer bir şeyi almak, değiştirmek: Atları, arabayı değiştirdim. 2. Bir şeyi bırakıp yenisini kullanmak, yeniletmek: Odanın bütün mobilyasını değiştireceğim. Bugün çamaşır değiştirmeli. 3. Başkalatmak, Osm. tagyîr etmek: Tabiatını büsbütün değiştirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. exchange. convert. alter. vary. shift. switch. swop. swap. replace. alternate. commute. disguise. diversify. doctor. falsify. garble. interchange. intersperse. juggle with. metamorphose. modify. recast. switch to. transmute. unmake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. cast. change. convert. distort. doctor. falsify. modify. qualify. shift. swap. switch. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. change. modify. substitute. to change. to exchange sth for sth else. to modify. to amend. to alter. to shift. to convert. to replace. to vary. to substitute for. to alternate. to denaturize. to turn. to transform. to distort. to variate. to modulat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değişmek işini yaptırmak: Onlara yerlerini değiştirttim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth changed or exchanged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine infantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A). Mekke şerifine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İstenmeyen suni efektlere neden olmadan resim kalitesini artıran bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyit, iki mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). dikey iki sıra halinde düzenlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (tilled, tilling) imbikten çekmek, taktir etmek, damıtmak; damlamak, süzülmek, imbikten çekilmek; bir fikrin özünü bulup çıkarmak. distillate (i). imbikten geçmiş sıvı, öz. distilled (s). imbikten geçmiş distilla'tion (i). taktir, damıtma: öz. di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, başka; bağımsız, müstakil; açık, vazıh, belli. distinctly (z). açıkça, vuzuhla; şüphesiz, muhakkak, kesin olarak. distinctness (i). vuzuh, açıklık, farkIıIık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nişan, rütbe, paye; sivrilme, yukselme, temayüz; üstünlük. distinction without a differ ence hak olunmayan sivrilme, suni fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıran, ayırt eden, tefrik ve temyiz eden; özellik belirten. disnctively (z). ayırt ederek, farklı bir şekilde. distinctiveness (i). ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Fr). sivrilmiş, üstün, mükemmel, zarif, kibar, nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırt etmek, ayırmak, tefrik etmek; anlamak, idrak etmek; sivrilmek, temayüz etmek; değer kazandırmak. distinguishable (s). görülebilir, fark edilebilir. distinguishably (z). farkedilecek surette. distinguished (s). üstün, mükemmel, kibar, sivri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (mit). orman perisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki, çift; (kim.) iki atomdan meydana gelen molekül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beğenmeyen, eleştiren, tenkit eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ihtilâflı, münakaşa kaldırır; (i.) münakaşa etmeyi seven kimse; (fels.) didişimcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. éristique

fel. didişim

Konuşma ve tartışmayı bir araç değil, bir amaç sayan felsefe yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsâl etmek: Tanrı çok yıllara eriştirsin. 2. Haber vermek, Osm. ihbâr, inbâ etmek. Bir haberi yetiştirmek: Burada söylediklerimizi kendisine eriştirmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to convey. to bring to a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yed). Yedler, eller. (bk.) Yed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zeminler, yeryüzleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Feryat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فریاد] bağırma, çığlık. 2.imdat isteme. feryâd etmek bağırmak, çığlık atmak

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. feryat a yardım isteme, hânden = çağırmak). Medet İsteyen, imdat İsteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (feryad = Feryat dâd, resîden = yetişmek). İmdada yetişen, mededci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فریادرس] imdada koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mukaddes toprağı ve Kudüs’ü içine alan ülke ki, şimdi İsrail ile Ürdün devletleri arasında bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestine. palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Filistin’de oturan, Filinstin’de yerleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boks sporuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumruk yumruğa kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça püste’den Arapça’laştırılmıştır). 1. Gaziantep bölgesinde yetişen bir cins ağaç ve bunun verdiği meyve ki, kolay açılır ince kabuklarının içinde badem cinsinden yeşilimtrak, lezzetli bir meyvesi vardır: Antep fıstığı. 2. Çam çeşitlerinden çok dallı bir ağaç ve bunun verdiği bir meyve ki, bir büyük kozalağın içinde sert kabukla çevrili fındık uzunluğunda lâkin ince bir meyvesi vardır. Fıstık, kuş üzümüyle beraber pilav ve dolma gibi yemeklere konur: Çamfıstığı, fıstık ağacı. Hindfıstiğı — Bahârattan, arakıton da denilen bir madde. Fıstık gibi = Semiz ve eti pek katı, şişman ve sülpük olmayan, balıketli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Filân» kelimesine katılarak kullanılan bir halk tâbiri: Falan fıstık, falan fıstık festegiz diyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut. pistachio. crumpet. fluff. bit of fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babe. babunbaby. cracker. pistachio. pistachio nut. peanut. chick. peach. smasher of a girl. baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio nut. beautiful woman. babe. cracker. dolly bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıstık satan veya fıstık yetiştiren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller or grower of pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cultivation or selling of pistachios.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i.). Antep fıstığının içi renginde olan, açık yeşil: Fıstıkî kumaş, boya. Fıstıkî makam = 1. Hırıltı. 2. Çok yavaş ve telâşsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Antep yahut çamfıstığı ağaçlarından ibaret koruluk: Orada bir fıstıklık vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, def ve bertaraf etmek, atlatmak: Çocuklar kızamığı kolay geçiştirdiler. Bugün bir kaza olunan tebrik. 2. Artık vakit kalmadı, sırası geçti. Geç = Kulak asma, ehemmiyet verme I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Kontrast Geliştirici muhteşem geçiş düzeyleri sunmak için arka ışık düzeyini ayarlayarak, her sahnenin kontrastını optimize eder. Olağanüstü bir derinlik duygusu yaratmak için, parlaklığı kaybetmeden, en karanlık sahnelerde bile en derin siyahlar görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructive. salutary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be improved / developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improving. build-up. progress. growth. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improvement. bonification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelişmesini sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. develop. better. advance. work up. build up. ameliorate. boom. cultivate. enlarge. evolve. launch out. open up. reclaim. soup up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. build. develop. foster. improve. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

develop. enhance. to develop. to improve. build up. cultivate. expand. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German philology , German studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mit.) orman perisi, ağaç perisi; zehirli bir Hindistan yılanı; bir çeşit Habeş maymunu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (haydud’un cem’i olmak üzere kullanılmış ise de evvelâ haydud kelimesi Arapça olmadığından böyle bir çokluk olamaz ve bu kelime Arapça olmadığı için o dile mahsus olan (ha) ile yazılmayıp (hı) ile yazılması lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Yunan tarihinde Büyük iskender zamanından sonraki devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keşfe yarayan, anlamaya vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan). İsâ dinine tâbi olan, İsevî, Nasrânî, Hıristiyanlar, Hıristiyan kavimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (m. Hıristiyâniyye). Isâ dinine mensup ve ait, Nasrânî, İsevî (yanlış tâbir olup, yerine Nasrânî ve İsevî kullanılması doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İsâ dini, İseviyyet, Nasrâniyyet: Hıristiyanlık Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christian. christian. the galilean. nazarene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christianity. christianism. the cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçültme ve sevgi isim şekillerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlanılmak, çengel ve düğme gibi bir şeyle tutturulmak: Bir yere lllştlrllmezse durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıkdırmak, az ısıtmak veya az sıcak kalacak surette soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlamak, çengel ve düğme gibi bir şeye tutturmak, takmak: Madalyayı göğse iliştirirler. Elbiseyi çiviye iliştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attach. to be fastened lightly. to be attached to. to attach. to fasten sth lightly to. buckle. hitch. pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sanat değeri olmayan; içinde sanat zevki veya kabiliyeti bulunmayan. inartistically z. sanatsız şekilde, zevksizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirsiz, seçilmez, iyice görülmez, ayırt edilmez. indistinctive s. tefrik olunamaz; tefrik edemeyen. indistinctly z. belirsiz surette. indistinctness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayırt edilmesi olanaksız, seçilemez. indis- tinguishably z. seçilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). İtaat, râm olma, baş eğme, boyun uzatma, Osm. serfürû etme. Askerin, zabitine inkıyadı şarttır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقياد] bağlanma, boyun eğme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) karşı konulamaz, mukavemet edilemez, çok kuvvetli, çok çekici. irresistibil'ity (i.) karşı konulamama. irresistibly (z.) karşı konulamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y„ Fr. statistique). Bir memleketin nüfus, gelir, ithalât ve ihracat gibi şeylerini her sene muntazam surette kayıt ve mukayesesi ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). İstatistikle alâkalı (nisbet bildirmek için Arapça ekle yapılan istatistikî sözü yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. statistique

1. sayımlama, 2. sayım bilimi

1. Bir sonuç çıkarmak için verileri yöntemli bir biçimde toplayıp sayı olarak belirtme işi. 2. İlkelerini olasılık kuramlarından alarak eldeki verileri grafik ve sayı biçiminde değerlendirmeye dayandıran matematiğin uygulamalı dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistic. statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistics. statistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the science of statistics. a statistic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mathematical statistician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sayd» dan masdar). Avlama, ava gitme: Istıyâda çıkmıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. İçine alma, içine sığma: Bu tencere iki litre su istîAb eder. 2. Tutma, kaplama, zaptetme: Bu ağaçlar bütün bahçeyi istîab edeceğe benziyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. iştiâlât). Tutuşma, parlama, alevlenme, yalınlanma: Ateş, rüzgârdan iştiâl etti. Kaabil-i iştiâl = Birden tutuşup parlayabilen (barut ve kibrit gibi şeyler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتعال] alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar) (c. istiânât). Yardım isteme: Tanrı’nın lutfundan istiâne ederim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(a.) [استعانه] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yardım istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing. holding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to contain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

load limit. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avr» den masdar) (c. istiârât). 1. Ödünç alma, başkasından alıp kullanma: Dilimiz Arapça’dan kelimeler istiâre etmiştir. 2. (edebiyat) Bilhassa Dİvân şiirinde bir çeşit teşbih (benzetme) ki, benzetilen söylenmez, yalnız benzeyen söylenir ve benzetilen yerine kullanılır. Saç yerine sünbül, ben yerine misk, güzel yerine mâh kullanılması gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphor. metaphor eğretileme. borrowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. the use of metaphor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Eûzü biîlâhi min eş-şeytân-irracîm veya neûzü billâh ve el-iyâz-i billâh diyerek Tanrı’nın yardım ve imdâdına sığınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şüphe etmek, Fars. şek: iştibâha yer yoktur. Bî-iştibâh, bilâiştibâh = Şüphesiz, şeksiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتباه] kuşkuya düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Helâl ve mubah sayma. 2. Bir kitlenin topluca öldürülmesine göz yumma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sabr’dan masdar). Sabır ve tahammül etme, katlanma, dişi ni sıkıp dayanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطبار] sabretme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedd» den masdar). Kendi başına ve hiçbi nizam ve kanuna tâbî olmaksızın hükmetme, dikta, diktatörlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استبداد] baskı rejimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استبدادکار] baskıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den masdar). Değiştirme, bir şeyi verip yerine diğer bir şey isteme. Osmanlı devrinde müddeti biten erlerin yerine yeni kur’a erleri getirip eskilerine izin verme. Istibdâl neferâtı = Bu şekilde izin alıp giden erler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotism despotizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotism. absolute rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «beka» dan masdar). Beka ve devamını isteme: İstibkay-i teveccühleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. idrardan sonra tenâsül organının temizlenmesi. 2. Nikâhla alınan dul kadının gebe olmadığına inanmak için bir Adet görünceye kadar yaklaşmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Müjde alma, bir haber alıp sevinme. Bir haberi müjde gibi kabûl etme: Avrupa’dan İstanbul’a gelişinizi istibşâr ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. masdar). Uzak sayma, ihtimal vermeyiş, yakıştırmama: O adam için böyle bir hareket istib’Ad sayılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استبعاد] uzak görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aceb» den masdar). Şaşma, taaccüp etme, hayrette kalma, Ar. istiğrâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan masdar). Duânın Tanrı katında kabûl olunması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استجابت] kabul edilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acl»den masdar). Acele ettirme, bir şeyin çabuk olup bitmesini isteme, Ar. tâcîl: Köprünün açılmasını istîcâl ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den masdar). Kira ile tutma, kiralama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Himâye ve sığınak isteme, sığınma (ecr’den olan istîcâr ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevaz» dan masdar). 1. Icâzet isteme, izin isteme. 2. Câize yâni bir şiir için ihsan ve mükâfat isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den masdar). Çekmeye, celb ve yöneltme, sebep olma: Şefkat ve merhametini isticlâb etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan masdar) (bu kelime yanlış olup doğrusu «isticâbe»dir). Sorup cevap isteme, söyletme, istintak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sorgulamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: İSTİD’A) (i. A. «duâ» dan masdar). 1. Yalvararak isteme, dileme, ricâ ile talep: Cenâb-ı Hak’tan istid’ay-ı merhamet eyledi. 2. Hükümetten resmen ve yazılı olarak bir hak veya istek veya bir muamelenin yapılmasını isteme: Filân İşi mahkemeden istida etti. 3. Böyle bir iş veya istek rica etmek için bir resmî makama sunulan yazı kl, eskiden, pullu olması gerekirdi, istidânâme, arzuhal, dilekçe: Yazılı istidâ sunuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. official request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir istek ve rica için bir makama sunulan damgalı ve pullu kâğıt, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten masdar). Şiddetlenme, şiddet kazanma, daha kuvvetli ve daha ağır olma, sertleşme, ağırlaşma, büyüme, artma: Harp, hararet, hastalık iştidâd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استعداد] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir şey veya hâlin devamını isteme ve arzu etme: İstidâme-i sihhat ve Afiyetleri duâsiyle sözümü bitiriyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. formally written petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn» den masdar). Ödünç alma, borç etme: idâne sandığından istidâneye hakkı olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devriden masdar). 1. Dönme, dolaşma, devretme. 2. Yuvarlak, dairemsi veya daire gibi olma, bu şekli alma: İstidâre-i kamer (ayin dolunay hâline gelmesi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİDAD) (i. A. masdar). 1. Bir şeyin kabûl edilmesine olan tabîİ meyil, kabiliyet: Bazı kavimlerin askerliğe ve bâzılarının çiftçiliğe istidatları vardır. Bu adamın filân hastalığa çok istidâdı vardır. 2. Zekâ, anlayış, ilim ve terbiyeye kabiliyyet: Bu çocuğun çok istidâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aptitude. natural readiness. quickness. capacity to learn. skill. talent. capacity to yield to some influence or action. capability. disposition. dowry. fitness. genius. gift. instinct. intelligence. predispostion. tendency. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talented. promising. capable. apt. gifted. predisposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having no talent. unpromising. incapable. incompetent. inept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» ten masdar) (c. istidlâlât). Bir delile dayanarak bir şeyden bir netice çıkarma, delil ile anlama: Kullandığı dilden bu işin üstesinden gelemiyeceğini istidlâl ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implication. inference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استدلال] delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında yargıda bulunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). İstidlâl yoluyla, delil sayılan bir işaretten anlayarak: Tav rından istidlâlen cahilliğini anladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derece» den masdar). 1. Derece derece arttırma. 2. Cenâb-ı Hakkin dinsizlerin sapıtkanlığını arttırmak için dünyada birbiri üzerine nimetler ihsanı ve bu kabilden olan talih, baht ve kader: Istidrâcı uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten masdar). Yetişme, nâil olma, kavuşma (anlama ve istifham mânâsiyle kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استدعا] dilekçe. 2.yalvararak isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استدعانامه] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yığma, mal biriktirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stacking. stowing. piling. stack. hoard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoard. stack. stacking. stowage. storing. hoarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly stack. neatly arranged file. storage. hoarding. storing. composure. serenity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâf hâle gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİFA) (i. A. «afv» dan masdar). 1. Af isteme: İstîfây-ı kusûr. 2. Bir makam ve görevden affolunmayı isteme, kendi isteğiyle işten ayrılma: İstifasını verdi, istifası kabûl olundu, olunmadı, istifasını geri aldı: İstifadan vazgeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefâ» dan masdar). Tamamiyle elde etme: İsteğini istifâ eti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. resigning. demission. tender of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. attribution. demission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفا] seçme, ayıklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resign. to demit office. to vacate one's seat. abdicate. bow out. cease to hold office. chuck. to leave office. peg out. quit one's job. recede from one's position. step down. surrender one's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir memurun görevinden alınmasını istemek maksadıyla verdiği resmî kâğıt: İstîfâ-nâmesini sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fâide» den masdar) (c. istifâdât). 1. Faydalanma, kazanma, kâr etme: Bu çalışmadan bir istifadeniz var mıdır? 2. Mânen faydalanma, bir şey öğrenme, bilgisini genişletme: Bu adamın sohbetinden istifade olunur; istifade olunacak bir kitaptır. Bundan ne istifade olunur: Ne kazanılır, ne çıkar, ne hâsıl olur?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profiting. benefiting. profit. gain. benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kârlı, kazançlı: İstifadeli bir iştir. 2. Faydalı, bilgi veren: istifadeli bir kitaptır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iffet» ten masdar). İffetli ve namuslu olma (iffet bu mânâyı ifade ettiğinden lüzumsuzdur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفائی] seçimle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz» den masdar). Feyz, bereket, verimlilik alma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Malları, eşyayı istif eden kimse. 2. mec. Karaborsacılık maksadıyle mal biriktiren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarder. stacker. stevedore. packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. istifçi işi. 2. mec. ileride bulunmayacağı veya pahalanacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma suçu: İstifçilik benciliğin en kötü belirtilerinden biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarding for profit. stowage. work of a stacker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den masdar) (c. istifhâmât). Sorup anlama. Anlamak için sorulan sual. Edit-ı istifhâm = Soru edatı, Türkçe’deki «mi?» gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

query. inquiry. seeking an explanation. interrogation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استفهام] sorma. 2.soru işareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istifhâmiyye). Soruya ait: Hitâb-ı istifhâmî, cümle-i istifhâmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıralamak, dizmek, istif etmek: Odunları istiflediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stow. to hoard. to cuttle. to pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack neatly. to stow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stacked neatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) istifrâğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, Osm. kay, gasyan: İstifrâğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استفراغ] kusma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kusmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «firâş = yatak» tan Osmanlılar’ın yaptığı yanlış bir kelime). Odalık olarak bir cariyeyi kullanma: Cariyesini istifrâş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sorup anlama, bir şey hakkında tafsilât ve bilgi isteme: İstifsâr-ı hâtır = Hatır sorma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklama istemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fetvâ» dan masdar). Müftüden fetvâ isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» ten masdar). 1. Başlama, işe girişme, iptida. 2. Esnafın uğur saydıkları ilk alış-veriş (galatı: siftah): Daha istiftâh (siftah) etmedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) . (i. A. «şugUden masdar) (c. iştigalât). Meşgul olma, bir işleme, uğraşma: Dersle iştigal ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being busy. occupying oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being busy with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتغال] uğraşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uğraşmak, meşgul olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «gavs» den masdar). Yardım ve imdad isteme, e. Edat-ı istigase = Aman ve ah gibi imdat isteği gösteren edat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استغاثه] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân»dan masdar). Cenâb-ı Hak’tan günahların af ve bağışlanmasını yakarma, Estağfirullah diyerek tövbe etme: Tövbe ve istiğfâr edelim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

praying for forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kirası veya muhsulü borca karşı verilmek üzere bir mülkün rehine verilmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استغنا] kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme. 3.tokgözlülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «garâbet» ten masdar). Şaşma, şaşırma, taaccüp etme, hayrette kalma. Kemâl-i istiğrâb ile işittim. «Istiğrâb», bir şeyin garip ve bambaşka olmasına ve «istTcâb» ise pek güzel ve fevkalâde beğenilecek bir halde bulunmasına şaşmak hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gark» tan masdar). 1. Dalma, bir şeyin içine gömülme, bir şeyle kaplanma. 2. Dalgınlık, tasavvuf erbâbının vecde dalıp kendilerinden geçmeleri ve dünya işlerini unutmaları: Hâlet-i istiğrakta ne yaptığın bilmiyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استغراق] dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten masdar). 1. istek, arzu (asıl Arapça’da mânisi bundan ibarettir). 2. (Türkçe’de iştah telâffuzuyla) yemeğe istekli olma, boğaz ve mide açlığı: Çok iştiham var; iştiham kapandı; salata iştihayı açar, iştiha verir; büyük bir iştiha ile yemeğe başladı. 3. mec. İstek, hal, arzu: İştiha ile iş görüyor; adamın kitap okumaya karşı iştihası yok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها] iştah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İştihâ veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها انگيز] iştah açıcı, iştah verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar). 1. Muhâl olma, imkânsız olma, imkânsızlık: Bu iş mertebe-i istihâleye varmıştır. 2. (tıp ve tarih) Bir halden diğer bir hale geçme, değişme, Ar. inkılâb, tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحاله] başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahlı). 1. Yemeğe isteği olan, boğazı, midesi açık: Bu hava ile insan daima iştihalı olur. 2. İstekli, arzulu: Lâkırdı söylemeye iştihalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (jeoloji). Pek eski zamanlardan kalma organların şekillerini muhafaza ile beraber taş haline geçmesi, fosilleşme, taşlaşma (Türkler’in yaptığı Ar. kelimelerdendir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحاثه] fosilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsız). 1. Yemeğe isteği olmayan. 2. İstek ve arzusu olmayan. 3. Yemeğe isteği olmaksızın, olmadığı halde. 4. Arzusuz, hâhişsiz olarak: Iştihâsız iş görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsızlık). İştihâ eksikliği, yemeğe isteksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHBAR) (I. A. «haber» den masdar) (c. istihbârât). Asıl mânâsı: Sorup araştırarak haber ve bilgi alma iken; dilimizde duyma, haber alma mânâsiyle kullanılıyor: Gelişinizi dün istihbâr ettim. İstihbârât = Duyulan şeyler, toplanan haberler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبار] duyum, haber alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. news. information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. secret information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبارات] duyumlar, haber almalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüdâ» dan masdar). Hidâyet isteme, doğru yola yönelmeyi isteme ve arzu etme: Istihdâ için bir mürşide başvurdu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهداف] hedef edinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hedef edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHDAM) (i. A. «hizmet» ten masdar). Kullanma, hizmete kabûl, memuriyete tâyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deploy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. employing. taking into service. usuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخدام] hizmete alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHFAF) (i. A. «hiffet» ten masdar). Hafif ve ehemmiyetsiz gözüyle bakma, ehemmiyet vermeylş, hor görme: Bu işi o kadar istihfâf etmeyin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخفاف] hafife alma, küçümseme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استخفافکار] hafife alan, küçümseyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakk» tan masdar). 1. Haklı ve lâyık olma, değme, liyakat, hakketme: Emekli maaşına istihkakı vardır; terfie istihkak hakketmedi. Erbib-ı istihkak = Müstahak olanlar; hak kazanmış olanlar. Bit-irs-vel-istihkak = Hem miras suretiyle, hem de hak ettiği halde. 2. Hak edilen para, işlemiş maaş: Sizin istihkakınız ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration. title. deserving. merit. right. share. due.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remuneration. claim. claims. money earned. meriting. deserving sth. merit. due. fee. renumeration. allowance. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحقاق] hak etme. 2.hak edilmiş şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark. fortification. fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحکام] sağlamlık. 2.siper.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Köprü, yol gibi savaşla ilgili inşaat işleri ve bu işleri yapan askeri sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Türkler’in Arapça kaidesiyle yaptığı bir tıp terimi ki, doğrusu ihtikan’dır. bk. İhtikan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A. «hakaret» ten masdar). Hor ve hakir görme: Nezar-ı istihkarla baktı (mânâsı «Istihfâf» tan kuvvetlidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحقار] aşağılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »halef» ten masdar). Birini halef bırekma, kendi yerine geçirme: Yavuz, oğlu Kanunt’y! istihlâf etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »helâk» ten masdar). 1. İsraf suretiyle mahvetme: Bunca mirası az vakitte istihlâk etti. 2. Kullanarak sarfetme, bitirme, tüketme: Kışın istihlâk olunan odun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumption. consuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهلاک] tüketim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consume. to use up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tüketmek, harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâl» den masdar). 1. Helâl nazarıyla bakma, helâl sayma. 2. Helâl etmesini isteme, helâllaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâl» den masdar). Yeni ayın görünmesi, hilâl seyretme. Berâat-i istihlâl = Bir kitap, nutuk veya makalenin ön sözü içinde, bahsolunacak maddeleri andırır fıkralar söyleyip yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hulûs» tan masdar). Bir şeyi tamamen edinmeye, kendine mahsus etmeye çalışma: istihlâs-ı vaktetme = Meşguliyet arasında vakit bulmak, başka işe zaman ayırma (kurtarma ve tahlis mânâsıyle kullanılması hatâdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Hamama girme, banyo etme. (tıp) İ«tihmâm-ür-reml = Kum banyosu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحمام] banyo yapma, yıkanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan masdar) (c. istihrâcat). 1. Bir şeyin içinden diğer bir şeyi çıkarma: Arapça’dan mânâ istihrâc etmeye muktedirdir; gül yaprağından gül suyu denilen güzel kokulu su istihrâc olunur. 2. Netice çıkarma, istidlâl etme: Bu sözden ne İstihrâc ediyorsunuz? 3. Bir dilde okuduğunu anlama, mânâ çıkarma: Fransızca’da Istihrâcı vardır. 4. Fal bakma, yıldızlardan mânâ çıkarma: İstihracâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracting. drawing out with effort. deducting. deduction. inference. at deduction. interpretations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استخراج] çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deduce. to try to get the meaning of. derive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çıkarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hâsıl etme, ele geçirme, üretme. Doğrusu tahsîl’dir. Türkler, hem bu kelimeyi, hem de «istihsâlât» şeklinde cemini yapmışlardır: Türkiye’nin yıllık petrol istihsâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production üretim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. procuring. obtaining. acquiring. getting sth. acquisition. procurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحصال] elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hüsn» den masdar). Güzel bulma, güzel gözüyle bakma, beğenme: Bu işinizi herkes istihsân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحسان] güzel bulma, beğenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâ» dan masdar). 1. Utanma, hayâ etme: Bu işi yapmaya istihyâ etmedin mi? 2. (tıp) Diriltme, yaşatma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحيا] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. masdar). Eğlenme, alaya alma, zevklenme: Birini istihzâya almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibe. irony. sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irony. mockery. ridicule. rediculing. mocking. jearing. sneering. sarcasm. banter. derision. gibe. jeer. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهزا] alay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alay etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). 1. Huzura getirme, çağırma, hazır bulundurma. 2. Hatıra getirme, hatırlama (yanlış olarak hazır etme mânâsıyla da kullanılmıştır), c. İstihzârât = Hatırda kalan bilgi vesaire. Ar. müstahzerât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحضار] hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ» dan masdar). Şikâyet etme, birinin haksız muamelesinden veya bir dertten yanıp yakılma, Ar. tazallüm: Ahali kuraklıktan iştikâ ediyor; kendisi müzmin bir hastalıktan iştikâ ediyordu (şikâyet kelimesi de bu mânâyı ifade eder), (hukuk) İştikâ-i al’el-hükkâm = HAkimlerin hüküm ve kararına itiraz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «şakk» tan masdar) (c. iştikakât). Bir kökten türeyen kelimelerin birbirleriyle ve asıllarıyla olan münâsebetleri ve meydana geliş şekilleri; ilm-i iştikak: Bundan bahseden ilim, Fr. etimologie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتقاق] türeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (mü. iştikakıyye). İştikak kaidesine ve etimolojiye ait veya muvafık olan, Fr. itimologique: Iştikaki kaideler; iştikak! tedkikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Doğruluk, dürüstlük, eğrilik zıddı: Çizginin, yolun, hattın istikameti. 2. Doğru, namuslu davranış, doğruluk, Ar. sıdk: İstikametten ayrılmamalı; istikamet insanı selâmete çıkarır. 3. Bir şeyin bir tarafa doğru uzanması, yön, yönelme: Sıra dağların istikameti doğudan batıya doğrudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction yön. doğrultu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. straightness. uprightness. integrity. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقامت] doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقباح] ayıplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kabl»den masdar). 1. Gelecek zaman, mazi zıddı ve hâl olmayan zaman. Ar. Ati: İstikbalde ne olacağını ancak Allah bilir; istikbalden haber vermek iddiesı. 2. Karşılama, gelmekte olan kimseyi ağırlamak için önüne çıkma: Pek parlak bir istikbâle mazhar oldu; onu merasimle istikbal ettiler; istikbâline çıktılar. 3. (astronomi) Güneş ve Ayin birbirine karşı bulunması: İstikbâl-i kamer. 4. Fiilde gelecek zaman kipi ki, dilimizde «cek» ve «cak» edatiyle son bulur: Gelecek, yazacak gibi. Istikbâl-i mâzt = Geçmiş zamanın içinde bir gelecek gösteren kip: Gelmiş olacak gibi. Hikâye-i istikbâl — Nakil ve rivâyet olunan bir geçmiş zamana göre gelecek gösteren kip: Gelecekmiş gibi. İstikbâl-i kıble = Kıbleye yönelme, doğrulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. future gelecek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقبال] karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Gelecek zaman. 2.Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İleride gelecek zamanda, Ar. Atiyen: Hâlen ve istilcbâlen = Şimdiki halde ve gelecek zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istikbâliyye). Gelecek zamana veya karşılamaya alt: Te’ mînât-ı istikbâliyye, teşrîfât-ı istikbâliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kibr» den masdar). 1. Büyük bulma, büyük görme, büyütme, çok ehemmiyet verme («istîzâm» daha çok kullanılmıştır). 2. Kibir, azamet («tekebbür» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکبار] büyüklenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکفاف] yetinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «killet» ten masdar). 1. Kendi başına olma, kimseye bağlı olmama, kendi bağlı olma, bağımsızlık («istiklâliyet» demek yanlıştır). 2. Az görme, azımsama: Kendisine tâyin olunan maaşı istiklâl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence bağımsızlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence. liberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقلال] bağımsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İstiklâl arayan, istiklâl peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. istiklâliyye). İstiklâle, bağımsızlığa, kendi başına olmaya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstakil olma, istiklâl halinde bulunma, başlı başına buyruk olma, bağımsızlık (Türklerin yanlış yaptıkları bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den masdar). 1. Bitirme, tamamlama, eksiğini tamarnlama, istikmâl-i esbâb-ı müdafaa. 2. Bir işin noksansız ve mükemmel olması, olgun hâle getirilmesi: Yolların istikmâli lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکمال] tamamlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «iktinâh» tan galattır), bk. iktinâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kira ile tutma ve kiralama mânâsıyla kullanılmış ise de, Arapça’ da doğrusu ikrirâ’dır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerh» ten masdar). Kerih görüp nefret etme, tiksinme, iğrenme: Kıyafetinden insan istikrah eder (asıl Arapça’da mânâsı bir şeyi kerhen yani zorla ve istemeyerek yapmaktan ibarettir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکراه] iğrenme, tiksinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iğrenmek, tiksinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «karâr» dan masdar). 1. Yerleşme, karar bulma, bir yerde sabit olma, oturma: Uzun yıllar seyahatten sonra filân yerde istikrâr etti. 2. Kararlaşma, tamamiyle ortaya çıkıp belli olma: Bunun nizamı henüz istikrâr etmedi (bu mânâ ile takarrür daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stableness. stability. constancy. steadiness. ballast. easiness. permanence. permanency. steady. uniformity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. stabilization. steadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. stabilization. firmness. permanency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقرار] kararlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistent. steady. stable. stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. established. stabilized. settled. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İstikrarlı Ses özelliği programlar ile reklamlar arasında tutarlılık olması için ses düzeylerini eşitler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kayıt ve kayıttan çalma sırasında oluşabilecek ciddi zararları önlemek için gelişmiş döküm ve birleştirme teknolojisi, titremeyi azaltıp istikrarlı yazmaya ve yüksek hızda kopyalamaya olanak sağlayan düz bir diski güvence altına alır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. changeable. changeful. choppy. desultory. fluid. precarious. undecided. unequal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. unsettled. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instability. unsteadiness. inconsistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİKRAZ) (k kalın) (i. A. «karz»dan masdar) (c. istikrâzât). Faizle para alma, borç etme: Istikrazsız idare mümkün değildir (asıl Arapça’da bu mânâda «iktirâz» kullanılır, «istikraz» ise borç istemek demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. loan. accomodation. amount of a loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anleihe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقراض] borçlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Bir şeyin gerçeğine varmaya çalışma, derin teftiş ve İnceleme, (tıp). 2. Bir iç hastalığını iyi teşhis edebilmek için Alet kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «iktisâb» dan galattır). Kazanma, edinme, bk. İktisâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten masdar) (c. istikşâfât). 1. Keşif ve tahkik etmeye çalışma, bir şeyin teferruatını ortaya çıkarma. 2. (askerlik) Düşman ordusunu veya kuruluş durumunu anlamaya çalışma: Askerî istikşâfât, istîkşâf-ı taarruzî, istikşâf-ı Adî, istikşâf haritası; istikşâf kolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکشاف] keşif çalışması yapma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesret» ten masdar). Çok görme, çoğumsama: Aldığı maaş istiksâr olunamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kutb» dan masdar) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). (coğrafya) Istiktâb-ı zıyâ = Güneş ışınlarının yedi renge bölündükten sonra bir noktada toplanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «katr» dan masdar) (fizik). Bir sıvıyı Inbikten çekme («taktîr»den daha doğru ve daha ilmîdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİLA) (i. A. «vely» den masdar). 1. Ele geçirme, hâkimiyeti altına alma: Bir memleketi istilâ etmek. 2. Yayılmak, kaplamak: Veba bütün o tarafları istilâ etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ulûvv» den masdar). Yükselme, yükseklik bulma («İtilâ» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invasion. incursion. spreading over. infestation. irruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infestation. influx. invasion. plague. occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invasion. occupation. spreading over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيلا] yayılma, ele geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annex. invade. overrun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to invade. overrun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yayılmak, ele geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) İstilâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader. invasionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten masdar) (c. ıstılâhât). 1. Bir ilim ve sanata mahsus kelime ve tâbir. Herkesin bildiği lügat mânâsından başka ilmî ve fennî bir mânâyı taşıyarak kullanılan kelime ki, şimdi Fr. terme’den alınarak terim denmektedir: Istılâh-ı tıbbî = Tıb terimi. Istılâhât-ı riyâziyye = Matematik terimleri. 2. Kinâye ve mecaz suretiyle kullanılan, atasözü yerine tâbir: Azerbaycan ıstılahında şu mânâ ile kullanılır. 3. Herkesin anlamadığı ve konuşma dilinde kullanılmıyan garip ve mânâsı karışık kelime: Istılah paralamak = Böyle kelimeler kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطلاح] terim, tabir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garip ve anlaşılmaz kelimeler kullanan, ıstılah ve lügat paralayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صطلاحات] terimler, tabirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ıstılâhiyye). Istılaha, terime ait: Istılâhî mânâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istilâiyye). 1. İstilâya ait: Makasıd-ı istilâiyye = İstilâ maksatları. 2. (tıp) Bir memlekete girince her tarafa bulaşan ve bütün memleketi kaplayabilmek hususiyetini taşıyan: Emrâz-ı istilâiyye = Yayılıcı, salgın hastalıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). El dokundurup öperek, (Hacer-i Esved’i) ziyâret etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm»den masdar) (c. istîlâmât). Bilgi istemek için üstten asta yapılan resmî müracaat: Vilâyet durumu kazadan istilâm etti; istilâma daha cevap gelmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. «Iüzûm»dan masdar). Lüzum görme: Gece çok çalışmanız, sabah geç kalkmanızı istilzâm eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considering sth necessary. implication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استلزام] gerekme, gerektirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerekmek, gerektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(galatı: İSLİM) (i. İng. steam). Vapur makinesinin vesair makinelerin kazanında birikip makineyi harekete geçiren çok kızgın ve basınçlı buğu, buhar: Vapurun istimi gelmedi, istimi azdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam islim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sem’» den masdar). 1. Dinleme, kulak verme: Ders, vaaz, hadîs, dâvâ istîmâ etmek. 2. Dinleyip kabûl etmek: Feryadımı, nasihatimi istîmâ etmedin. 3. işitme, Osm. mesmû olma: Bu beyti kendisinden istîmâ etmiştim: istîmâ-ı havâdis (bu mânâ ile kullanmak pek doğru değildir). 4. Doktorun bir hastalığı anlamak için kulak verip dinlemesi. Ar. istiksâ: Göğsümü istîmâ etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استماع] dinleme, kulak verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulak vermek, dinlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİMAL) (i. A. «amel» den masdar) (c. istimâlât). Kullanma: Silâh istimal etmek; bu kelimeyi hangi mânâda istimal ederler? Hüsn-i istimal = Güzel kullanma, yerine sarfetme: Nüfuz ve iktidarını hüsn-i istimal ediyor. SOlstîmSI (sû-i istimâl) = Yersiz ve kötü kullanma, haddini aşarak yolsuz harekette bulunma: Vazifesini, hükümet nüfuzunu, emniyeti suiistimal etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şumûl»den masdar) (c. iştimâlât). Kaplama, çevirme, şâmil ve hâvi olma: Bu sözlük bütün kullanılan kelimeleri iştimal ediyor (saâdet-iştimâl gibi, Osm. terkipler yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

using. employing. making use of a thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتمال] kapsama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİMALE) (i. A. «meyi» den masdar) (c. istimâlât). Meylettirme, cezbetme, gönül alma, vaatlerle avutma: istimâletle yüze güldüğüne bakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemm» den masdar). Koklama, kokusunu alma: Iştimâm-ı ezhâr = Çiçekleri koklama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Amân» dan masdar). Aman dileme, af dileyerek teslim olma: Istîmân eden haydutlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. estimare). Değer takdiri, gümrükte ticarî mallara baha biçmek vazifesi: Istimâre memuru = Eşyaya kıymet biçen memur, muhammin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gümrükte ticarî m8İlara baha biçen memur, Ar. muhammin, istimator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. estimatore). Gümrükte ticarî mallara baha biçen memur, Ar. muhammin; istimâreci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing. steambot). Küçük vapur, çatana.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. steamboat

den. çatana

Filika büyüklüğünde, islimle işleyen deniz teknesi, küçük vapur.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steamboat. picket boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meded»den masdar). 1. Yardım isteme, birinin yardım ve merhametine sığınma: Tanrı’dan istimdâd etti. 2. Düşmana karşı bir kumandandan veyahut müttefik bir devletten asker isteği: Karşısındaki kuvvetin çokluğunu görünce istimdâda mecbur oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمداد] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ask for help.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehl» den masdar). Mühlet isteme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمهال] ek süre isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir mülkün umumî menfaat için devlet tarafından vatandaştan veya bir hükmî şahsiyetten satın alınması (Türkler’in mülk kelimesinden yaptıkları bir kelimedir, asıl Arapça’sı temellük’dür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory purchase. condemnation. expropriation. impress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استملاک] kamulaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expropriate. to condemn. confiscate. impress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cmenî»den masdar). Tabiî olmayan bir vasıta ile meniyi dökmek işi. IstimnS bi’l-yed = Elle istimnâ, Fr. masturbation.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masturbation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمناء] mastürbasyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mürûr» dan masdar). Sürme, sürüp bir düziye gitme, devam (sağlam ve müstahkem olma mânâsıyla kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استمرار] süreklilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istimrâriyye) (e.). Bir düziye sürüp gitmek mânâsını ifade eder. Siyga-i istimrâriyye Dilimizde «rek» ve «rak» edatlarlyle son bulan fiil kipi: «Giderek» ve «yazarak» gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mizâc kelimesinden Türkler’in türettikleri Arapça kelime ki, yanlıştır. Anlama, nabız yoklaması mânâsına kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kandil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kandil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطناع] seçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Başka bir yerde bulunan bir şâhidin, oranın mahkemesince ifâdesinin alınması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving a rogatory commission to (another court or to an individ. taking evidence of an absent witness. appointment of a proxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûd» dan masdar) (c. istinâdât). 1. Dayanma: Değneğine istinâd edip durmuştu. 2. Güvenme, itimad: Her hususta Tanrı’ya istinâd ederim. 3. Bir şeye delil ve senet nazariyle bakıp bir dâvayı onun üzerine kurma: Gafletle söylenmiş bir söze istinâd ederek birtakım isteklere kalkıştı, (askerlik) İstinâd hattı = Askerin icabında çekilip dayanacağı hat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استناد] dayanma. 2.güvenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dayanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dayanacak, güvenecek yer, arka Ar. zahîr: Benim istinad-gâhım ancak Cenâb-ı Hak’tır

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dayanarak, güvenerek, itimâtla: Filânın himâyesine istinâden buna cür’et ediyor; affınıza istinaden. 2. .Senet ve delil sayarak: Nâbî’nin bir beytine istinâden bu kelimenin yerinde kullanıldığını iddia ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referring to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. relying on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استنادا] dayanarak. 2.güvenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استنادگاه] dayanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâda, dayanağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Ye den başlama, (hukuk) (Son Osmanlı devrinde) ilk dereceli mahkemelerde verilen hükme râzı olmayıp dâvayı bir üst mahkemeye nakletme: lstînâf-ı dâvâ etti. Mahkeme-i istinaf = Sulh ve ceza mahkemelerinin üstünde ve temyizin altında olarak ikinci derecede olan mahkeme ki, dâvaları istinâfen yani ikinci defa görür. Son Osmanlı devrinde vilâyet (eyalet) merkezlerinde bulunurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. appeal. to resort to an upper court against the decision of a trial court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيناف] üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının feshini isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellate court. court of appeals. court of appeal. a first degree appellate court. court of review. appelate court. second instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). İstinâf suretiyle, ikinci derecede muhâkeme olunmak üzere dâvası istinâfen görüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A.) (mü. isttnâfiyye) (hukuk). 1. Istînâfa ait: Mahkeme-i istinâfiyye. 2. (e.). Arapça gramerinde bir soruya cevap mânâsında bulunan: Cümle-i istînâfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan masdar). Nurlandırma, parlatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» ten , masdar). Unsiyet peydâ etme, alışma, ehlîleşme, yakınlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstinad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relying upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaning against. resting on. relying on. depending on. based upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retaining wall. supporting wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haber sorma, bilgi isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Bir söz veya işten gizli bir mânâ çıkarma, tahminen anlama: Sözünden bunu istinbât ediyorum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنباط] anlam çıkarma, hüküm çıkarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Yelkenlerin yukarı kaldırılıp toplanması ve bu hareketin yapılması için verilen kumanda: İstinga yelken = Yelkeni toplal

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kabûl etmeme, red, imtlnâ: Önce razı oldu, sonra istinkâf etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنکاف] çekimserlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çekimser kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., «nikâh» dan). Bir kadını nikâhla alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den). Soyu bildirme, soy dâvâsı gütme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hakkını tamâmen alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Bir nüshasını, suretini çıkarma, yazma: Bu kitabı istinsâh ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (fıkh). Abdestte burna su çekme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنشاق] buruna su çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A masdar). Yardım, imdat isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Netice çıkarma: Sözlerinizden şu Istintâc olunuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «nutk»tan masdar) (c. istintâkat). J. Söyletme, söz söylemesini teklif. 2. (hukuk) Bir adlî olayla ilgili olan bir şahsın sorguya çekilmesi ve verdiği cevapların kaydı: İstintak etmek istintaka almak, çekmek; taht-ı istintaka almak. İstintak memuru = Müstantik; sorgu hâkimi; istintak dairesi, kalemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrogating. questioning. interrogation. cross-examination. public examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنطاق] sorgulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interrogate. to cross-examine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sorgulamak, sorguya çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hukuk). Sanığın, sorulan suallerle verdiği cevapları içine alan zabıt: Istintak-nâmeyi mühürledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.) (mü. istlntâkıyye) (hukuk). İstintâka ait: Evrâk-ı istintâkıyye = Sorgu evrâkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ispanakgillerden bir ot, yaban pazısı (blitum capitatum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ispanak cinsinden kendiliğinden yetişen bir sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Satın alma, Ar. mübâyaa, Fars. harîd: Birçok şeyler iştirâ ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase. act of buying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشترا] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

satın almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب] acı, ızdırap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRAHAT) (i. A. «râhat» dan masdar). Rahatlanma, dinlenme: Biraz istirahat etmeli; istirahate muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. recreation dinlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. reposing. resting. ease. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استراحت] dinlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dinlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sirkat» ten masdar). Çalma, Ar. sirkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Ortak olma, ortaklık etme, bir işe karışma, birlikte bulunma: Ben bu işte size iştirâk edemem. 2. Katılma, birlik, Ar. ittihad: Aralarında fikir iştirâki vardır. Biliştirâk = Müşterek olarak, birlikte, ortaklaşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. association. contribution. sharing. joining. taking part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. participation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. participating. sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشتراک] katılım. 2.ortaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Participation)

Bir ortaklık ile işletme arasında, sözkonusu ortaklığın yönetimine ve ortaklık politikalarının belirlenmesine katılma anlamında devamlı bir bağ yaratan, doğrudan veya dolaylı sermaye ve yönetim ilişkisidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to partake. to participate in. to share. attend. participate. pool. to take a share. take part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulak misafiri olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. contributory. partaker. participator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتراکيه] komünizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental or emotional pain. anguish. misery. bodily suffering. affliction. distress. heartache. pang. throe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztıraplı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rica ve istirham mânâsiyle kullanılmışsa da, aslında Arapça’da yoktur ve Türkler’in «recâ» masdarından türettikleri bir kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استرداد] geri isteme, geri alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRDAD) (i. A. «red» den masdar). Geri isteme, verilmiş veya gönderilmiş bir şeyin geri çevrilmesini isteme: Verilen hediye istirdat olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demanding to have given back and restored. recovering sth. restitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Refahla, rahat ve bollukla yaşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Gevşeme, gevşeklik ve sülpüklük peydâ etme. Tıp terimi olarak çeşitli hastalıkları gösterir: İstirhâ-i kalb, istirhâ-i rie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den masdar) (c. istirhâmât). Merhamet isteme, yalvarma, yakarma, rica ve niyâz etme: Müsaadenizi istirhâm eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for mercy. pity. grace. favor. imploring. requesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استرحام] rica etme, yalvararak isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rica etmek, yalvararak istemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rica ve niyaz için yazılan mektup veya sunulan dilekçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istirhâm). İstirhamlar, yakarışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استرحامکار] yalvarırcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyi ucuz sayma, az değerli görme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçaların yassısolungaçlılar sınıfından bir deniz hayvanı. istiridye, çiğ olarak veya azıcık ateşe gösterilerek limonla yenir. İstiridye çatalı = Bunu açmaya mahsus kuvvetli çatal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clam. oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arnavutça: ştronga). Çitten yapma mandra kapısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Çekememe ve birine karşı rekabette bulunma mânâsiyle kullanılmış ise de «rekabet» masdarından Türkler’in yaptıkları yanlış bir kelimedir. Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çekememek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «rızk» tan masdar). Rızk ve nafaka edinmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İğrenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asi» dan masdar). Kökünden koparıp çıkarma, varlığını ortadan kaldırma: Bu memleketten eşkıyayı istîsâle muvaffak oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şûrâ»dan masdar) (c. istişârât). Danışma, birinin fikir ve görüşünü alma. Istişâre Odası = Tanzimat devri Osmanlı teşkilâtınde, hâriciye nezâretinde, devletlerarası hukuk mütehassıslarından kurulu komisyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultation. consulting. asking for advice and council. advisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استشاره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan masdar). Şifa isteme, hastalığa ilâç ve çare arama: Filân maden suyundan çevredeki halk istişfâ ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. şefâat» ten masdar). Şefaat isteme, birinin aracılığını isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sigar» dan masdar). Küçük sayıp ehemmiyet vermeme, küçümseme, küçük görme, Ar. tahkir, istihfaf: Kendinden küçükleri istisgar etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). Yanına alma, beraber götürme: Kitabını istishâb ederek gitti. Bil-istishâb = Beraber alarak, ...le birlikte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehâdet» ten masdar). 1. Şahit gösterme, şehâdetine başvurma: istişhâd için beni de çağırdılar. 2. Delil sayma, dava isbatı için delil gösterme. Büyük Alimlerin sözleriyle istişhâd olunur: 3. Şehit olma, şehit düşme: Hazret-i Hüseynin Kerbelâ’da istişhâdı (bu üçüncü mânâda şehâdet kelimesi daha iyidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استشهاد] kanıt gösterme. 2.örnek verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örnek vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istişhâd). Şâhit göstermeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstişhâd süreliyle, şâhit getirerek, şâhit göstererek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den). Kolay sayma, kolay görme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. masdar). 1. Su isteme. 2. Yağmur duasına çıkma, Ar. istimtâr. 3. (tıp) Bedenin çeşitli yerlerinde su toplanması hali: istikaa-ı batn, istiskaa-ı sadr, istiskaa-i kilye, istiskaa-i mafsal (karın, göğüs, böbrek, mafsal istikaları) vesaire (Fr. hidroplsie).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استسقا] yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «sıklet» ten masdar). Hoşlanmama, varlığından hoşlanmama, soğuk muamele ile haşlanılmadığını anlatma: İnsan istiskal olunduğu yere bir daha gitmemelidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استثقال] hoş karşılamama, yüz vermeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Uyma. 2. Yolun ortasından gitme. 3. islâm dinini kabûl etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemm» den masdar). 1. Koklama, koku alma, kokusundan duyma. 2. mec. Dolayısıyla anlama, uzaktan ve dolayısıyla haber alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploitation. misuse. abuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploiting sb for one's own ends. utililizing. exploitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploiter. preyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Ayırma, kaideden dışarı bırakma: Kanun kimseyi istisnâ etmez; Istisnâ yoluyla umumî kaideden ayrılarak. Bili-istisnî = Istisnâsız, umumiyet üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exception. dispensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استثنا] kural dışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. istisnâiyye). Istisnâya ait, Istisnâ gösteren: Istisnâi kaide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without exception. unexceptionally. invariably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استثنائی] kural dışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «savâb» dan masdar) (doğrusu istirâbe’dir). Doğru bulma, doğruluğuna hükmetme, tasvib: Reyimi Istisvâb ettiler. İstisvib-gerde = Tasvib edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sa’d» dan masdar). Uğurlu sayma, mesut nazarıyla bakma: Gelişinizi istis’Ad ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe’de istilâm mânâsiyle kullanılmış ise de Arapça’da «kıllanmak» tan başka mânâsı olmadığından galattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güc yetme, kudret, iktidar. Alâ kadr-ül-istitâa = Güc yettiği, elden geldiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استطاعت] güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sevgi ve acıma talep etme: Filân hakkında yardımınızı istitâf ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr» den masdar). Örtünme, saklanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استتار] örtünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbb» dan masdar). Doktora başvurma, kendisini hekime gösterme, tedavi ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tulü» dan c. istıtlâAt). Anlamaya, bilmeye, öğrenmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tulû» dan masdar) (c. istitlâat). Öğrenmeye ve heberdar olmaya çalışma, inceleme, araştırma: İstllâAtını yazdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istıtlâ). Bilmeye, öğrenmeye çalışmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tamâm» dan masdar). Bir şeyin bitirilmesini isteme: Binanın eksikliklerini istitmâm için (istikmâl daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. istitrâdât). Aslı bahis konusu olmayıp bir münasebetle, söz arasında söylenen fikir, hatıra: İstitrâd yoluyla söylenmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استطرادا] sırası gelmişken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istitrâdiyye). Istitrâda ait veya istitrâd yoluyla söylenilen: Fıkra-i istitrâdiyye. bk. istitrâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seviy» den masdar). I. Eşit olma, iki şeyin bir olması: Istivâ-ı hatteyn (iki çizginin eşitliği) (bu mânâ ile tesâvî daha çok kullanılmıştır). 2. Düz olma, düzlük. 3. Ortada ve tam bir derecede bulunma, itidal, (coğrafya) Hatt-ı istiv» = Ekvator, bk. Ekvator.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استوا] eşitlik. 2.düzlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «$evk» ten masdar). Göreceği gelme, çok özleme, fazla arzu etme, Ar. tehassür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. longing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتياق] şevklenme, şevk duyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan). Işıklandırma, aydınlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ziyâde olmasını isteme veya ziyade olması istenilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzûh» tan masdar) (c. Istîzâhât). Bir işin açık ifade edilmesini, bir mesele hakkında izahat isteme, (yeni terim) Gensoru, bk. Gensoru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيضاح] gensoru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzâhât yolu ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.,«azamet» ten masdar). Büyütme, büyük görme, küçük bir şeye ehemmiyet verip büyük gösterme: Bu adam hastalığını daima istîzâm eder (Arapça’da saygı ve kendini büyük görme mânâlarına da gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izn»den masdar). izin isteme, müsaade, mezuniyet isteme, danışma: Bil-istîzân, ledel-isttzân, indel-istizân = izin istenildikte. Bilâ-istîzîn = Ruhsat ve izin istemeksizin, danışmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيذان] izin isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). 1. Dayanma, güvenme, arka verme. 2. Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıll»dan masdar). Gölgelenme, gölge altına girme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استضعاف] zayıf düşürme, zayıf görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيعاب] kapasite, alım gücü, sığıdırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استعجال] aceleci davranış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استعفا] affını isteme. 2.görevinden ayrılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسعکاف] bir yere kapanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استعلام] bilgi isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استعمال] kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kullanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kullanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. İtişmek İşini yaptırmak. 2. Kımıldata kımıldata itmek, kakıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod and push continuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتياد] alışkanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışkanlık kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ziyaret, hatır sorma, gidip görme, vizite: Hastayı iyâdet etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيادت] hasta ziyareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâdet» ten masdar). Çoğalma, artma. Ar. tezâyüd: Ömrünüz izdiyâd bulsunl

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازدیاد] artış, çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Parça seçme ya da metin girme gibi işlemlerin kolayca ve hızla yapılmasını sağlayan çok işlevsel ergonomik bir kumanda.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kığıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dürtüp iterek hırpalamak, dürtüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorla alınmasına mâni olamamak, müsaade etmek, ettirmek: Eti elinde götürürken köpeklere kapıştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite people to fight or fussle with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayırıcı vasıf. 2. (matematik) Bir logaritmanın tam birimler ifade eden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. characteristical. typical. significative. distinctive. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışma işini yaptıran: Bu eşyayı, bu kitapları böyle karıştıran kimdir? 2. Fesat, ayrılık koyan: Araları iyi idi, şimdi elbette bir karıştıran vardır. 3. İki nehrin birleşip karıştıkları yer, kavşak. Fransızca: confluent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fesat, ayrılık koyan, ortalığı birbirine katan, fesatçı, nifakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixer. blender. agitator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitator. blender. liquidizer. mixer. mixing. seditious. mischief-making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blender. mixer. mixing machine. that stirs up trouble. one who breaks up a friendship by talebearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işine konu olmak, altüst olunmak: Harç ara sıra karıştırılmak lâzımdır. 2. Karmakarışık edilerek bozulmak, ifsâd edilmek: Çocuklar dersleriyle meşgul olup rahat dururken, bir yaramaz çocuğun içlerine girmesiyle, hepsi karıştırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mixed together. to be confused with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adulteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. combination. implication. infusion. mix. mixture. scramble. shuffle. shuffling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işini yapmak, altüst etmek: Sütle yumurtayı karıştırmak. Sıva harcını iyice karıştırmalı. 2. Kışkırtmak, ifsâd eylemek: O, fena bir adamdır, kerkesi birbirine karıştırdı. 3. Nizam ve tertibini bozmak, karma karış etmek: Benîm kitaplarımı kimse karıştırmasın. Bu kâğıtları kim karıştırdı? 4. Birinden bahsetmek, bir işe veya söze sokmak: Rica ederim beni karıştırmasın. İşin içine o zavallıyı da karıştırmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess smth. about. make hay of smth. mix. mix up. blend. stir up. disarrange. disorder. complicate. confuse. mistake. shuffle. add. admix. amalgamate. churn. commingle. commix. concoct. confound. darken. diffuse. disarray. discompose. disconcert. dis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admix. blend. cloud. complicate. confound. confuse. disarrange. disorder. disturb. entangle. mingle. mistake. mix. muddle. obscure. perturb. pick. ravel. root. ruffle. scramble. shuffle. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mix. to stir. to blend. to confuse sb or sth with. to get things mixed up in one's mind. to rummage through. to thumb through. to get sb involved in or mixed up in sth. to introduce one topic alongside another. adulterate. amalgamate. combine. commingl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine karıştırmak. Geceyi gündüze katıştırmak, halkı birbirine katıştırdı’, kuzuları koyunlara katıştırmamalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ipekli şeylerin hareket ve temasıyle kendilerine mahsus bir ses çıkarmaları, hışhış. 2. Silâhların birbirine dokunmasıyla çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri arka arkaya ve çabuk çabuk açıp kapamak, bk. Kırpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Flört etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirt with. cockle. wrinkle. wrinkle up. corrugate. crinkle. crumple up. frill. furrow. line. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruffle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. crinkle. crumple. furrow. ruffle. rumple. wrinkle. to wrinkle. to ruffle. to rumple. to crinkle. to crease. to crumple. to crush. to carry on. to have it off. to get off with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrinkle. to flirt with. corrugate. crease. crinkle. line. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink (one's eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kısmak» tan). Parça parça gümüş veya kuyumcu takımı ki, zincirli ve kopçalı olarak kısıp bağlanır, gerdanlık ve köstek gibi kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıstırma işine uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be trapped. to be cornered somewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkan bir şeye tutturup sıktırmak: Elimi kapıya, makineye kıstırdım. 2. Dar yere getirip tutmak, ele geçirmek, yakalamak: Kendisini bir köşede kıstırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner. nip. pinch. to squeeze. to pinch. to corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb turn down or diminish the flow or volume of sth. to get caught or entangled in (a place. nip. pinch. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaidlik, kumandanlık, askere kumanda etme, kumanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızışmasını sağlamak, hararetlendirmek, tutuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. to incite. to provoke. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase the fury or violence of. to enliven. to get people worked up. to incite. to make-red hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tavuğun lâdes kemiğini karşılıklı tutarak kırmak suretiyle iki kişi arasında oynanan bir oyun. «Aklımda» demeden diğer oyuncudan bir şey alanın yenilmesi esasına dayanır. Lâdes kemiği = (anatomi) Kuşlarda iki kanat arasında ve göğüs kemiğinin üstünde bulunan V biçimindeki ince kemik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. linguistique

dil bilimi

Dil bilimiyle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dile ait; dilbilime ait. linguistic stock dil ailesi. linguistically z. dil bakımından. linguistics i. lengüistik, dilbilim. comparative linguistics karşılaştırmalı dilbilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayıt, kaydetme; liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. orduları yığma ve hareket ettirme ile besleme sanatı, lojistik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. askerlik). Herhangi bir askerî harekette yol, haberleşme, ikmal gibi hizmetleri sağlayan strateji bölümü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. logistique

1. ask. geri hizmet, 2. man. modern mantık

1. Askerlik mesleğinin savaşta veya askerî harekâtta, yol, haberleşme, sağlık, yiyecek, içecek, silah sağlama vb. çok yönlü hizmetleri en akılcı, etkili ve seri bir biçimde plan ve programa bağlayıp uygulayan hizmetler bütünü. 2. Kavramları kelimelerle değil göstergelerle göstererek işlem yapan, matematiğe dayalı mantık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logistic. logistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logistics. symbolic logic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. meydân). Meydanlar, alanlar, (bk.) Meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ucu sivri demirli kısa üvendire, bizlengeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tasavvufî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mystique

1. fel. gizemci, 2. gizemsel

1. Gizemcilik yanlısı olan, ilahiyat veya gizemsel yaşamla uğraşan. 2. Gizemle ilgili, gizeme ilişkin.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystic. mystical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystic. mystical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zamanı yanlış ayarlamak; zamanını yanlış tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. felsefe). Müşahede ve muhakemeden çok his ve sezişi esas alan doktrin, Doğu’nun tasavvufuna karşılıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yokluk. Hestî ve nistî = Varlık ve yokluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. Olympiade) Eski Yunan’da dört yıllık devre; Olympique oyunlar arasında geçen zaman. («Olympique oyunlar» Türkçe’de galat olarak «Olimpiyatlar» veya «Olimpiyat oyunları» şeklini almıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (eski) kilise ileri gelenlerine veya onların yazdıklarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stiffening. hardening. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pek hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensify. stiffen. solidify. cement. consolidate. establish. firm. harden. impact. reinforce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confirm. consolidate. solidify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stiffen. to harden. to strengthen. to reinforce. to intensify. to ram. to pack. to compact. to stabilize. to consolidate. to toughen. to tramp. assure sb's position. firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bedbin, kötümser, karamsar. pessimistically z. bedbince, karamsarlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Filistinli; estetik anlayış ve zevkten yoksun kimse; s. Filistinlilere ait; kültürsüz, inceliği olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir iskambil oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a card game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. pistil, dişi organ, boyuncuk ve stigmadan ibaret dişi çiçek organı. pistillate s., bot. dişi organı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yaya yürüyen adam. 2. (askerlik) Yaya askeri: Piyâde alayı; piyâde subayı. 3. Hafif bir çifte kayık. 4. Satrançta ön sıradaki taşların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foot. infantryman. infantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. pawn. foot soldier. infantryman. pawn. foot solider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. infantryman. foot soldier. footslogger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پياده] yaya, yürüyen. 2.askerlikte piyade sınıfy. 3.satranç taşlarından paytak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eski zamana ait, asıl, eski; bozulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Aynı pozlama seviyesinde farklı enstantane ve diyafram açıklığı değerleri kullanmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to affix a stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gerçekçi, gerçeğe uygun. realistically (z.) gerçeğe uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı konulabilir, dayanılabilir, mukavemet edilebilir. resistibil'ity i. mukavemet kuvveti, dayanma imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mukavemet eden, mukavemet kabilinden, dirençli. resistivity i. mukavemet kuvveti, fiz. özdirenç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayinden ibaret; ayine göre; yapılan âdet kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Rüya

Rüyada at görmek murada nailiyet ile tâbir olunur... Ata binmeye ehil olmayan biri, rüyada ata bindiğini görse, bu onun için izzet ve makama, yüksek derecelere delâlet eder... Rüyada At Görmek ile ilgili tüm bilgilere BÜYÜK RÜYA TABİRLERİ sitesinden ulaşabilirsiniz.

Rüya by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. sadistçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Antep fıstığı eskiden yanlış olarak bu adle anılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio. pistachio nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sayd» dan). Avcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صياد] avcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Avcı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzling. scattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Azar azar serpmek: Şu tavuklara biraz yem serpiştir. 2. Az miktar su saçmak: Bir bulut biraz yağmur serpiştirerek geçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle. to scatter or distribute. to drizzle. to spit. to scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle or scatter sth here and there in small quantities. to sprinkle down. to spit down. intersperse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İnsan sesi frekans aralığı güçlendirilerek diyalogların daha kolay anlaşılması sağlanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıvacı. 2. Yüze gülen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıkarak aldırmak, sokuşturmak: Bu kadar eşyayı bu sandığa nasıl sığıştıracaksınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squeeze into (a relatively small space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astringent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tightened or compressed. to be wedged in. to be jammed in or squeezed in. to be pressed or pressured by sb. to be slipped quietly into sb's hand. to be squeezed or pinched. to be cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. compression. push. squeeze. importunity. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compression. press. squeeze. pressing. squeezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compaction. compression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Zorla dar yere sokmak. 2. Baskı altında ezip inceltmek. 3. Zorlamak, tazyik etmek: Kendisini bugün yola çıkması için sıkıştırıyor. 4. Usulca eline vermek: Eline bir lira sıkıştırdı (bunun doğrusu «sokuşturmak» tır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. to the wall. push smb. to the wall. press. constrict. compress. tighten. jam. squeeze. force. oppress. stress. astringe. bear against. besiege. bombard. bottle up. clamp. clamp down. clinch. press smb. close. come down on. compact. crowd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. besiege. compress. cram. cramp. crowd. heckle. jam. pin. pinch. push. rush. squash. squeeze. urge. to squeeze. to force by importunity. to give the third degree to. to slip. to press. to pinch. to compress. to force. to tighten. to jam. to crowd. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. papa Sixtus'a ait. Sistine Chapel Vatikan'da bulunan Sistine kilisesi. Sistine Madonna Rafael'in meşhur Hazreti Meryem tablosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plane. to smooth (a surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). İdrar torbası iltihabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cystitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cystitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيادت] seyyidlik. 2.efendilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Efendilik, beylik, seyyidlik, sahiplik. 2.Hz.Hasan vasıtasıyla Hz.Peygamber soyundan olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyâdet, seyyidlik lakabı. Devletiû siyâdetlû = Osmanlı protokolünde Mekke şerifine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fransızca sophistiqué "Yapmacık, içten olmayan (tavır, davranış, duygu)." anlamındaki bu söz için yapmacık karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sophistiqué

1. yapmacık, 2. karmaşık, 3. fel. yanıltıcı, 4. tekno. karmaşık

1. İçten olmayan (tavır, davranış, duygu). 2. Anlaşılması güç olan (durum). 3. Yanıltma özelliği olan. 4. Üstün teknolojisi olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sofistçe, safsata kabilinden; i. sofistlerin sanat veya yöntemleri. sophistically z. sofistçe davranışlarla. sophisticalness i. sofistlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. masumluğunu kaybettirmek; tecrübelendirmek; nad. hile ve safsata karıştırmak; aydınlaştırmak; hile ve safsata öğreterek ahlâkını bozmak. sophisticated s. bilgiç olan, kültürlü, görmüş geçirmiş; incelikli; bilmiş; karmaşık; ileri, teferruatlı (teçhi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aile adı. Erkekler ve kızlar baba, kadınlar ise koca soyadını taşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last name. surname. patronymic. family name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family name. surname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surname. family name. cognomen. last name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. damga veya mühürler bilgisi sphygmo önek, tıb nabız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istatistik, istatistik ilmi. statistic(al) s. istatistiğe ait. statistician i. istatistik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stylistique

anlatım bilimi

Üslup yöntemlerini ve türlerini inceleyen edebî araştırma ve dil bilimi dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stylistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SÜ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embezzlement. graft. jobbery. malversation. misapplication. corrupt practices. self- abuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse. malfeasance. misappropriation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misuse. malversation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. corruption. misuse. embezzlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birlikte çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arattırmak. 2. Ismarlamak, sipariş etmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik cihaz algılamasıyla donanım bileşenlerinin otomatik olarak yüklenmesi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Doğrudan ve kolay ürün kullanımı. İlk kullanımdan önce uzun zaman alan ürün kurulumu kılavuzu gerekmez.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Takıp takıştırmak, uygun şekilde asmak: Mücevheratını takıp takıştırmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introduction. introduction takdim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirini tanımıyanların tanışmasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. a knockdown to smb. introduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

introduce. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to introduce to (another. introduce. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir Ses Geliştirici MP3’e dönüştürülmüş müziğin kalitesi düşer. Taşınabilir Ses Yükselticisi, sesi orijinal kaynak düzeyine yaklaştırmak için ses frekanslarını güçlendirerek bunu telafi eder, böylece Network WALKMAN®™ cihazları ve başka bir taşınabilir müzik çalarda daha yüksek kaliteyi güvence altına alır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Basarak sokmak. 2. Acele ile yemek: Biraz yemek tıkıştırıp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuck. stuff. cram. huddle. huddle together. shove. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iliştirmek, tilki pençesi gibi bir kanca ile tutturmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç satırlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

touristy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

touristic. with great tourist attractions. popular with tourists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tourism. tourist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Hıristiyan olmayan; Hıristiyanlığa aykırı, Hıristiyana yakışmaz; merhametsiz; nazik olmayan, kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hile bilmez, tecrübesiz, sade, saf, masum; halis, hakiki, katıksız. unsophistica'tion i. saflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give sb a dressing down. to talk at length in a certain way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. viaduc

köprü yol

Vadi veya ırmak üstünden demir yolu veya kara yolunun geçişini sağlayan, ayaklar üzerine oturtulmuş yüksek ve uzun köprü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trestlework. viaduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viaduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viaduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arıma, akla getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İstanbul şivesinde: YâD) (i.). Yabancı: Yâd ellerde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یاد] hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anılmak, hatırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anmak, hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatırda kalacak şey, hâtıra.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hatıra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. yâd-dest veya yâddâşt’dan galat). Kim aldatırsa diğerinden bir ödül almak üzere tutulan bahis ki, tavuğun bu adla anılan kemiğini kesip kırarak tutulur, lâdes: Yâdes tutuşmak. Yâdes kemiği = Adı geçen kemik. (bk.) LAdes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Anmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یادگار] anı. 2.hatıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(YADGAR) (i. F ). 1. Bir şahıs veya hâli akla getiren şey, hâtıra: 2. mec. Edepsiz, münasebetsiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keepsake. remembrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memento. memorial. relic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. yâdgâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Yabancı gözüyle bakmak, yabancı saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Yabancı, meçhul, bilinmeyen. 2. Düşman, muhalif. 3. Uğursuz, meş’um.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denying. denial. rejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzeyen bir tarafını bularak ortaya atılan uydurma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakışacak hâle koymak, yaraştırmak, muvafık ve uygun hâle getirmek: Giydiği şeyi vücuduna yakıştırır. 2. Kabûl etmek, münasip görmek: Bu sözü, bu türlü hareketi size yakıştıramadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit. tailor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make something suitable. to think something is becoming. to make go with. to think becoming to. to ascribe. to impute. to expect of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth look good on or in. to make sth go with. to regard sth as suitable for sb. to take a fact and make up a story to suit it. to embroider. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan arı, kayalara ve gemilerin altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir.

Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.

Sonraları, milattan önce 3500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler üretiyorlar.

Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları gerekmektedir.

Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu sağlamak mümkün değildir.

Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır.

Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı gerekir.

Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz toz ve yağdan tamamen arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar?

Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi. Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler. Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır.

Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol açar.

Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapıştırılan şey, yapıştırılmış şey. 2. Gelinin yüzüne yapıştırılan küçük elmas vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yapışmasını sağlamak. 2. Vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. agglutinate. bond. cement. conglutinate. fix. glue. gum. gunk up. paste. plant. stick. stick together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affix. bind. bond. clout. glue. plaster. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paste. to glue. to paste. to tape. to stick one thing onto another. to adhere one thing to another. to land sb (a blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yarış ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb race. to have sb participate in a race. to have one person race against another. to have sb compete / contest / contend or vie with another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbiturate. placatory. sedative. tranquillizer. calming. soothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tranquilizing. calming. soothing. appeaser. disarming. downer. sedative. tranquillizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement. conciliation. placation. sedation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. allay. alleviate. appease. assuage. attemper. becalm. calm. comfort. compose. conciliate. defuse. disarm. ease. hush. lull. mitigate. moderate. mollify. pacify. placate. propitiate. quell. quiet. quieten. remit. salve. sedate. settle. smooth d.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allay. appease. compose. disarm. ease. lay. mollify. pacify. quench. relieve. salve. sedate. settle. soothe. steady. still. subdue. tranquillize. to calm. to quieten. to tranquillize. to sedate. to mollify. to allay. to relieve. to appease. to ease. to al

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calm. to soothe. to mollify. assuage. allay. alleviate. appease. becalm. comfort. conciliate. cool. disarm. moderate. pacify. palliate. placate. propitiate. smooth. soften. steady. still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşim denilen damarlı yeşil taş ki, Türkler, Müslümanlık’tan önce bu taştan put yapar, yağmur dilemek için suya atarlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baklagillerden, sıcak bölgelerde yetişen bir bitki ve bunun yağı ıkarılan tohumları; Amerikan fıstığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üretici, müstahsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivator. grower. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer. raiser. grower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grower. raiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yetiştirmek işi. 2. Birinin yetiştirdiği kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. cultivation. culture. edification. growing. nurture. upbringing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

culture. bringing up. breeding. cultivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. bringing up. coaching. cultivation. growing. rearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmesini sağlamak. 2. Söylenmesi münasip olmayan şeyi hemen haber vermek. Söz yetiştirmek = Cevaba muktedir olmak, mukabele etmek: Ona söz yetiştirmek ne kadar müşkül. Lakırdı yetiştirmek = Dedikodu etmek, gammazlık eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. bring up. coach. cradle. cultivate. discipline. educate. farm. groom. grow. nurture. produce. raise. rear. rush. school. train. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. coach. cultivate. grow. nurture. produce. race. raise. rear. school. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. bring up. coach. cultivate. educate. to raise a family. grow. guide. make man of. raise. rear. teach. train up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زشتی] çirkinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fazlalık, çokluk. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır. Ziyat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Işıklı, parlak, Ar. münevver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضيادار] aşıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZİYADE) (i. A.). 1. Artma, çoğalma. 2. Artan miktar, fazla, Ar. bâkî, küsûr: Bunun ziyadesini ne yapalım? Ziyadesi kalsın. 3. Çok, çok miktarda olan: Allah ziyade etsin, ziyade olsun = Yemek yediren kimseye söylenen nezaket tâbiri. Ziyadesiyle = Lüzumundan fazla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more. much. too much. excessive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surplus. left over. excess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زیاده] fazla, çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessively. too. considerably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by