Iye ne demek? | Iye anlamı nedir? | Iye

Iye anlamı nedir?

iye ne demek?

iye anlamı nedir?

iye | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: iye

Türkçe Sözlük

(i.). Sahip, mâlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possessor. owner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besitzer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in full dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم موفقيت] başarısızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادیه] alışılmış, sıradan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). 1. Bayağı, basbayağı. 2. Her zamanki gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mahkeme ve davalara müteallik işler dairesi: Adliye nezareti, adliye nazırı, adliye vekâleti ve vekili. Adliyeye müracaat etmek. 2. II. Mahmud’un bastırdığı eski altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary. justice. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration of justice. judicial court. judiciary. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General Court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adliyede meslekî görevi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Adni).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gıdâ’nın çokluğu). Yenilip, içilecek şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Agaanî). Şarkı, türkü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغنيه] şarkılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gışâ). (bk.) Gışâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغشيه] perdeler. 2.zarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Gızâ). (bk.) Gızâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال عادیه] olağan haller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احوال صحيه] sağlık durumu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ait olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of belonging. concern. relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation / interest. the state of belonging to. being the property of. concerning / regarding a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azınlık, azlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Akıl hastalıkları. 2. Akılcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Akıl hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2. Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), t. Müsâvât üzere. 2. Bir boyda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Bir şeyin en yukarısı, tepesi. Mekâtib-i Aliye = Yüksek mektepler, okullar. Tedrisât-ı Aliye = Yüksek öğretim. 2. Halvetî tarikatı şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاليه] yüce, yüksek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi. - (bkz.Ali).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belli bir gaye ile yapılan iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليه] işlem, uygulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آنيا] bir anda, der hal, o anda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ticaret eşyasını saklamaya yarar yer. 2. Böyle bir yerde saklanılan eşya için ödenen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödünç, geçici olarak ve iade olunmak üzere alınan şey: Kitap Ariyet verilmez. Ariyet alınan at insanı yarı yolda yaya bırakır. Ariyet almak = İstiare etmek, ödünç almak. Ariyet vermek, iâre etmek = Ödünç vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. on loan. gratuitous loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ödünç olarak, geri verilmek üzere: Bu kitabı filandan Ariyeten aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a loan. for temporary use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İğreti dediğimiz kelimenin doğrusu olmak üzere icat olunmuş fâhiş galat bir kelime olup zaten «iğreti» halis ve fasih bir Türkçe olduğundan, bu garip icada hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sinir hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous diseases. neurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sinir hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve specialist. neurologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. irritability. pepperiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sütun, direk, kolon. 2.Mersingiller, mersin ağacı türünden ağaçlar. 3.İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4.Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5.Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçerdiği anlam İslami anlayışa terstir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)’ı daha bebekken Nil’den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur’an’da Fir’avun’un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz.Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun’a karşı gelerek müslüman olmuştur. Tahrim suresinde mü’mine bir kadının en son noktada yapması gerekenlere örnek olarak gösterilen hanım.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتيه] gelecek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2.Gelecek, istikbal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Önde, gelecekte ileride: Atiyen beyân olunacağı üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتيا] gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Ses Seviyesi Sınırlandırma sistemi, kulaklık ses seviyesinin çok yükselmesini engelleyerek işitme bozukluklarını ve yakındaki kişilerin rahatsız olmasını engeller.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kukuletalı bir çeşit yağmurluk. (eskiden kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2.Yardım etmiş. Yardımla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. buvâdî). Çöl, kır, beyâbân, sahra, deşt. Bâdiye-peymâ = Çölde dolaşan, bedevî. Bâdiye-nişîn = Çölde oturan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بادیه] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çöl, kır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûr-ı bahriye» den kısaltma). Devletin donanma ve deniz askerleri ve bunlarla alâkalı işler: Bahriye nezareti, bahriye nâzırı: İngiltere’nin bahriyesi kuvvetlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. navy. the marine. naval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

navy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Donanmaya ait (bkz.Bahri). 2.Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır’ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3.Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kuvvetlerine bağlı asker, öğrenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrears. remainder. effects. remaining balance. balance. rest. residuum. arrear. remnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder. remnant. arrears. residue. outstanding balance. amount of balance. odd- come shorts. remaining amount. residual amount. rump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Stand-by Underwriting)

Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Bakkal dükkânında satılacak cinsten eşya. 2. Büyük bakkal dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groceries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groceries. grocery store. grocer's wares. grocery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. barrière

engel

Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. safety fence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Basri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgan yerine veya yorganın üstünde kullanılan kalınca örtü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. bedclothes. cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiday gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay’a ait. 2.Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Beha’dan güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2.Genç ve taze kız. 3.Dişi deve yavrusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mankind. humanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. humankind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bétonnaière

betonkarar

Beton yapmak üzere çimento, kum ve suyu karıştıran makine.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idrar yolları hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urology üroloji.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Eve ait, evle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمجبئریه] zorunlu olarak, mecburen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. incessantly bidüziye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotonous. ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İç yakımlı motorlarda pistonu kırank miline; lokomotifte, pistonu tekerleklere bağlayan madenî çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie-rod. push rod. crank arm. connecting rod. motion rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın varlığını sürdürme ve üreme yeteneği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعدیت] uzaklık, mesafe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hazine (bkz.Semahat). 2.Şam’ın güneybatısında, Çavlan’da bir y(Erkek İsmi) 3.Havuz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cereyan» dan) (c. cevârî). 1. Halaylık, eskiden parayla alınıp satılan kız: Bir câriye aldı. 2. Esasen savaşta esir olmuş veye ilk sahibi tarafından satılarak eş olmak üzere alınmış kız: Câriyesinden bir oğlu vardır. (Arapça’da birinci mânâsı umumiyetle kızdır. Yâ’nın teşdidiyle câriyye olarak okunması galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. concubine. odalisque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female slave. concubine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concubine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاریه] halayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternity. society. association. community. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. society. social body. gathering. assembly. party. banquet. community. gemeinschaft. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] topluluk, toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplu, dağınık ve perişan olmayan: Cemiyetli bir halde yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Haksızlık. 2.Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) - (bkz.Cezmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cibillet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبليت] karakter, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [جبلتسز] karaktersiz, kötü yaratılışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİDDİYYET) (i. A.). Ciddîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austerity. dignity. earnest. gravity. solemnity. seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flippancy. levity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİLDİ YYE) (i. A.). Deri hastalıkları: Cildiye koğuşu, cildiye kitabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology dermatoloji. dermatological ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(CİNSİYYET) (i. A.). Bir kavim ve kabileye mensubiyet, mensup bulunulan kavim ve kabile: Arap cinsiyeti; aralarında cinsiyet birliği vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality. gender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexuality. consumer profile. demographics. equal opportunity. gender. image advertising. sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare ownership. naked possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cudi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal affairs içişleri. internal diseases. ward for internal diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal diseases. internal matters in a government office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داخليه] iç ile ilgili, iç yüze ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internist. doctor of internal medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal specialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «dehâ» den) (c. devâhî). Musibet, Afet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dahi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داعيه] arzu, istek. 2.iddia.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAVETIYYE) (i. A.) (Arapça kaideye aykırı olarak yapılmış yanlış ve kelimedir). 1. Davet eden hizmetçiye verilen bahşiş. 2. Birini mahkemeye celp için yazılan resmî yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invitation. invitation card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written invitation. writ. invitation card summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running cost. variable cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tellâl vasıtasıyla satılan bir şey için satıcı ve müşteri tarafından tellâla belli bir yüzde nisbetinde verilen ücret, tellâl hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. rounds. roundsman. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. anniversary. post. visiting patrol. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerin tekerlekleri arasında bulunan Difransiyel her iki aks ile aynı zamanda çalışırken aksların farklı hızda dönmelerini sağlayarak virajlarda stabilite sağlar. Otomobil virajı alırken, dairesel yol izler ve bir yay çizer. İşte bu yayı çizerken dışta kalan tekerlekler çapı daha geniş bir daire yayı çizeceğinden yani daha fazla mesafe katedeceğinden içtekilerden daha hızlı dönmelidir. Aşağıdaki şekilde de göreceğiniz bu durumu sağlayan diferansiyeldir. Difransiyel her iki tekerleğin arasında yer alır ve yarım bir dişli şaft ile tekerlere bağlanır. Dört tekerlekten çekişli araçlarda ise her çift teker için ayrı ayrı iki tane difransiyelleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential calculus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

MiniDisc için Dijital Seviye Ayarı, en iyi seviye kontrolü için hassas ayarlamalara olanak verir. Doğrusal, logaritmik ve sinüs çalıştırma yapılabilir. Ses seviyesi, MiniDisc’e dijital olarak kayıt yaparken kalite kaybı olmaksızın yükseltilebilir ya da alçaltılabilir. Ayrıca kısılma ya da kısıktan yükselme efektleri kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f. Fr.). Müsabaka dışı bırakılmış. Diskalifiye etmek = Bir kusur yüzünden müsabaka dışı bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. disqualifié

1. sp. yarış dışı, 2. dışlanma.

1. Kural dışı hareketleri dolayısıyla oyundan atılan. 2. Dışarıda tutulma, bir yere veya topluluğa alınmama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Sebep edatı. (bk.) Deyü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that. so that. so. in order to. that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for. be. in order to. so that. lest. saying. thinking that. called. named.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Almanya’yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. diyyât). Bir yaralama vakasında yaralının yaralı uzvuna bedel suçlunun şer’an vermeye mecbur olduğu mal, kan bahası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet. regime. regimen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood money. diet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dietician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sesin yarım ton incelebileceğini gösteren nota işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kreuz. müz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two-piece suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ensemble. two piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok arabada hoparlörler zemin seviyesinde bulunmaktadır. Bu yenilikçi 3B sanal ses teknolojisi, seslerin sanki kafa hizasında bulunan hoparlörlerden geliyormuş gibi duyulmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Tavukgiller.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(DUHULİYYE) (i. A). 1. Tiyatro, sinema ve balo gibi umumî eğlence yerine girmek için verilen ücret. Bu sinemanın duhûliyesi 3 liradır. 2. Bazı ticarî eşyanın bir ülkeye girişinde alınan vergi. Evvelce tütünden duhuliye alınırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخوليه] giriş ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geri doğru uyumluluk, aygıtların eski kuşak biçimlerle çalışabilmesini tanımlayan bir terimdir. DVD Video oynatıcılar, DVD’lerin yanı sıra ses CD’leri ve Video CD’ler de oynatabilmektedirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally. forever. for ever. in perpetuity. to perpetuity. for perpetuity. for evermore. ad infinitum. everlasting. evermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evermore. forever. eternally. for ever. for good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in perpetuity. eternally. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. binâ). Binalar, yapılar, (bk.) Bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابنيه] binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. devâ). Devâlar, çareler, (bk.) Devâ (edviyye şeklinde çift y ile okunması galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادویه] ilaçlar, devalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Devalar, ilaçlar, çarel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. duâ). Dualar, (bk.) Dua (ed’iyye şeklinde çift y ile okunmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادعيه] dualar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Umumî düşünce, umumun fikri. Bir memleket halkının bir mesele üzerindeki fikri ve nokta-i nazarı, (uyd. k.) kamuoyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLIYYET) (i. A.) (ehl ile masdar edatından mürekkep). 1. İktidar, işin ustası olma: Ehliyeti müsellemdir. Eshâb-ı ehliyyettendir = Ehliyet sahiplerindendir. 2. Ehliyet vesikası, ehliyetnâme: Şöförlük ehliyetini aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's licence. driver's license. driving licence. licence. competence. competency. qualification. proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence. efficiency. capacity yeterlik. uzluk. driving licence. driver's license sürücü belgesi. ehliyetname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's license. driving license. capacity. competency. efficiency. ability. adequacy. capability. competence. credentials. licence license. proficiency. qualification. ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2.Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. having a licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. talented. fit for office. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLİYET-NAME) (i. A. F.). Ehliyeti belirten vesika, şöförlük vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ehliyeti olmayan. 2. Ehliyetnamesi olmadan vasıta kullanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. incompetent. unqualified. not having a license. unfit to plead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. disability. inadequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Akalliyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقليت] azınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EKSERİYYET) (i. A.). 1. En büyük kısım, çokluk. 2. Bir topluluk ve heyetin yarısından fazlası: Bu taburda ekseriyet Ankaralılar’dadır. 3. Bir mecliste üyelerin verdikleri reylerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü: Mahkemede ekseriyet benim lehimde idi. Bu görüş mecliste ekseriyeti kazandı. Ekseriyyet-i Arâ = Bir mecliste verilen reylerin çoğu ve bunların üstünlüğü: Bu mecliste ekseriyet-i Arâ ile karar verilir. Ekseriyyet-i mahzâ, mutlaka = Mutlak bir ekseriyet. Ekseriyyet-i sülüsân = Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun üçte ikisi miktarında bulunması şartıyle olan ekseriyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. generality. plurality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largely. generally. mostly. usually çoğunlukla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l- 1000 mısralık manzume. 2.Manzum risalel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. liva). Livâlar, sancaklar, (bk.) Livâ (çift y ile söylenişi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الویه] sancaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EMNİYYET) (i.) (zaten mastar olan «emn» e masdar edatı katılarak yapılmış yanlış bir kelime olup Ar. değildir). 1. Eminlik, korkusuzluk: Geceleri emniyeti muhafaza için bekçiler gezer. 2. Güvenme, itimat. Ar. vüsök: O adama emniyet caiz değildir. Bu adam emniyete şayandır. Ben kendisine emniyet ettim. Emniyeti suiistimal etmek = Başkasının emniyet etmesinden faydalanarak dolandırmaya kalkışmak. Emniyyet-i umûmiyye = Bir memleketin asayiş ve zabıta işleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. reliability. reliance. police station. credit. safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety. security. confidence. trust. belief. the police. the law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. reliance. safety. security. surety. trust. reliability. protection. check. lock. emergency. belief. the police. the law. safety catch. back up. faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law enforcement leader. police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trust. to entrust. to rely upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety belt. seat belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check lock. guard lock. safe lock. safety lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety-valve. safety valve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emniyet ve Asâyişi yerinde olan: Emniyetli yerdir. 2. İtimada şâyân, emin: Emniyetli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable. admissible. allowable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. secure. trustworthy. reliable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emniyet ve Asâyîşten uzak. 2. Emniyet ve itimada lâyık olmayan: Emniyetsiz adamdır. 3. Kimseye emniyet ve itimad etmeyen. 4. (halk dilinde yanlış olarak) Ehemmiyetsiz yerine de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecure. unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsafe. untrustworthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emniyet ve Asâyiş eksikliği. 2. İtimada lâyık olmayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insecurity. lack of confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Emri).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. industriel

sınai

Sanayi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Endüstriyel işlemler sonucunda ortaya çıkan atık, özellikle sıvı atıklar. Bu atıkların hava, toprak ve su üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ENFİYYE) (i. A.) Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu. Enfiye çekmek; enfiye kutusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Enfiye yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dolu yağdıran kasırga.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. senâ). Senâlar, övüşler, (bk.) Senâ

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vâdî). Vâdîler, yeşillikler, (bk.) VAdî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اودیه] vadiler, dereler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kitchen sink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek. 2. Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faal olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. bustle. activity. business. doing. doings. service. strenuousness. movement. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. working order. action. agency. energy. goings on. play. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Farzetme, var sayma, ipotez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis. supposition. assumption. conjecture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fecri).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fehmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality. individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Fevzi). 2.Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2.Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fikri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(FISKIYYE) (i. A.). 1. Suyu yukarıya atıp muhtelif şekillerde püskürten havuz musluğu, fışkırık. Fars. fevvâre. 2. Su alıp fışkırtmaya mahsus el Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain. jet. spout. water jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet. fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.). Galiplik, galip gelme, yenme, üstünlük, kazanma, mağlûbiyet mukabili: Galibiyet bizim tarafta kaldı. Biz galibiyete nâil olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. win. triumph yengi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory. predominance. triumph. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Misk ve anberden yapılan güzel kokulu siyah bir mâcun ki, saça ve kaşa sürülür (siyah renk dahi kastedilir): Galiye-fâm = Galiye renkli, siyah. Galiye-i misk = Yine o macundan olup, yanlış olarak «kalemis» de denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zengin kadın. Zengin kız. 2.Çok hoş. 3.Şarkıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun), (i. A.). 1. Örtü, zar, perde. 2. (Türkçeleşmiş şekli: haşa) At eğerinin örtüsü ki, ekseriya sırmalı ve şeritli olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غاشيه] perde, örtü. 2.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı anber çiçeği ağacı, mimoza çeşitlerinden bir küçük ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take a ship. to go / to set aboard. board a ship. to take ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geri geri, geriye doğru, geldiği yere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. handout. clothes. wearing apparel. garment. gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes. wearing apparel. issue. stich. general store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one's heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasol. sunshade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hadi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAFİYYE) (i. A.) («umûr-ı hafiyye» den kısaltılmıştır). Gizli işler için kullanılan polis memuru, detektif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. investigator. gumshoe. nightingale. noser. smeller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleuthing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقيه] gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAKİMİYYET) (i. A.). Hâkimlik, Amirlik. Devletin, ülkesi ve ahalisi üzerindeki iktidarı, yüksek ve siyasî iktidar, Fr. souverainetö.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty. domination. dominance. command. control. dominion. imperium. raj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command. control. domination. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاکميت] egemenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.) (Türkler’in Ar. kaide ile yaptıkları bir kelimedir). Hakka yakın muamele, hakka uyma ve tâbi olma, adalet, insaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity nasfet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقانيت] doğruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adalet ve insafa yakın olan, Adil, Adilâne: Hakkaniyetli adam; hakkaniyetli karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adaletsizlik, insafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حالت روحيه] ruhsal durum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خالقيت] yaratıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Boş olarak: Evi hâliyen bırakmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hammâliyye.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hamdi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Himaye eden, koruyan korucu. 2.Kayıran, kayırıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism. public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Milli onur ve haysiyet. 2.İnsanlık, fazilet. 3.İzzeti nefs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış). 1. Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker. 2. (fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hardaliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARFİYYEN) (i.). Harfi harfine; hiçbir değişiklik yapmadan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely. exactly. word for word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases. foreign affairs dışişleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign affairs. external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خارجيه] dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A.) (umûr-ı hâriciyye’den kısaltılmış). Yabancı devletlerle bilhassa siyasî münasebetleri düzenleyen bakanlık: Hâriciye nezâreti, bakanlığı, hariciye nâzırı, vekili, bakanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Dışişleri bakanlığına bağlı memur. 2. Dış hastalıkları hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomat. specialist in external diseases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a diplomat. the diplomatic profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب الماهيه] yapı bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات غير صافيه] brüt gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات صافيه] net gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den) (c. havâşî). 1. Bir kitap veya kâğıdın kenarına yazılan ve içindeki bir kelime veya cümleyi izah edip açıklayan, ibare, not, dip notu, Osm. hâmiş, derkenâr. 2. Yine bunun sahifenin sonuna daha ince yazı ile yazılanı. 3. Bir metin veya şerhin zor anlaşılan yerlerini açıklayan ve her bahse «küle» tâbiriyle girişilen kitap: Arapça sarf ve nahiv kitapları üzerine birçok şerhler ve haşiyeler yazılmıştır (daha seyrek olanlarına «tâlikat» derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footnote. marginal note. annotation. commentary. gloss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حاشيه] kenar. 2.şerh kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Sahifelerin kenarlarında veya altlarında dip notları olan: Hâşiyeli kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASİYYET) (i. A ). 1. Bir şeya ait olan hal, kuvvet ve tesir. 2. Böyle bir kuvvet ve tesiri olmak fazileti: Bu meyvenin bir hasiyyeti var mıdır? Bu adamın hiçbir hasiyyeti yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wholesome. nourishing. healthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. sensibility. sentiment. sensitiveness. sensitivity. touchiness. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensitiveness. touchiness. oversensitivity. sensibility. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

ISO ile ölçülür ve fotoğraf makinesinin ışığa karşı hassaslık derecesini belirtir. Fotoğraf makinelerinin çoğunda hassasiyet, alanın parlaklığına göre otomatik olarak ayarlanır. Birçok makinede manuel ayar da yapılabilir. Zayıf ışık koşullarında genellikle yüksek ayarlar kullanılır, ancak çok yüksek ayarlar görüntü parazitini arttırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehennem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيات جنسيه] cinsel yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيات دینيه] dinsel yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Canlılık, yaşama belirtisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hayri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HAYSİYYET) (i. A.). Değer, itibar, kadir, şeref: Haysiyetini muhafaza etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honor. honour. pride. dignity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pride. self-respect. personal dignity. honour. honor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respect. personal dignity. amour propre. self-esteem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeref, onur, itibar, değ(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibar sahibi, muhterem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dignified. self-respecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respecting. proud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, kadir ve itibârı olmayan, itibarsız: Pek haysiyetsiz bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified. dishonourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in self-respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of self-respect. corruption blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيوانيه] hayvana özgü, hayvansal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEDİYYE) (i. A.) (c. hedâyâ). 1. Armağan, Fars. pîşkeş: OiğerII hediye, çok pahalı hediye. 2. Kur’an’ ın bedeli (para ile alınıp satılmaması hakkında bir hadîs-i şerif rivayet edildiği için, bedeli hediye ile te’vil olunur. Başka kitaplar hakkında kullanılması yersizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donative. gift. present. bounty. donative. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. gift armağan. price fiyat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. gift. present. gratuity. prezzie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Karşılıksız verilen şey. - Hediyetullah: Allah’ın hediyesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a present of. to give sth as a gift. give.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher. free gift coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye olarak takdime değer, pek nefis: Hediyelik mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit for a present. choice thing. suitable for a present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable to be used as a gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hicviyye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hıfzı).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hilmi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسيه] duygu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hile). Hileler, (bk.) Hİle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيل] hileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hayme). Haymeler, çadırlar, (bk.) Hayme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Rütbe sırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. pecking order. social order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. peeking order. limited of command. stages of appeal / approach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Eski Mısırlllarin yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyphics. hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hieroglyph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyarşenbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدمت وطنيه] askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatör, sinyalleri doğrudan kafa biriminin hoparlör çıkışlarından alabilir. Bu, kafa biriminde özel bir pre-amp çıkış olmasa bile yüksek güç çıkışı sağlar.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juridical personality legal status. legal personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقوق سياسيه] siyasal hukuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(HÜRRİYYET) (i. A). Esir ve köle olmayıp tamamen hür ve müstakil olma, Azâdlık: Hürriyyet-i şahsiyye = Şahıs hürriyeti. Hürriyy»t-I mezhebiyye = Mezhep hürriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence. liberty özgürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom. liberty. independence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hürlük, serbestlik. 2.İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hüsni).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will / intention / faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in good faith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HUSÜSIYYET) (i. A.). 1. Hususîlik, umumî olmayıp hususî olan şeyin hal ve sıfatı: Bu yazının maksadı hususiyetinden bellidir. 2. Bir adamın şahıs ve zâtına ait ve bağlı olma, mensubiyet: O zâta eskiden hususiyetim vardır. 3. Birine mehsus olma, ayrıca bir halde bulunma: O adamın husûsıyyet-i ahvâli vardır = Kendine mahsus hal ve tavrı vardır. ‘

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peculiarity. special feature. characteristic. intimacy. close relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصيت] özellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜVİYYET) (i. A.) (Osmanlıların yaptığı Ar. kelimelerdendir). 1. Mahiyet, gerçek. 2. (hukuk) Bir adamın aranılan veya olmak iddiasında bulunduğu şahıs, olması, hüviyetini isbat edemedi; tutulan adamın hüviyeti daha gerçekleşmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identification. identity. identity card. character. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identify card indentity. character. quality. identification. identity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حریت] özgürlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahip, mâlik. bk. İye İGELEMEK, İYELEMEK (f). 1. Mâlik olmak. 2. Sahip çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKRAMİYYE) (i. A ). 1. Saygı, mükâfât için verilen para veya hediye: Haremeyn ikramiyesi: Osmanlı devrinde Haremeyn-i Şerîfeyn’e gönderilmek üzere dolgun maaşlı memurların maaşlarından yılda bir kesilen para. 2. Şirketlerin, bankaların belirli zamanlarda hisse sahiplerine kur’a çekerek dağıttıkları para veya piyangoda bilet sahiplerine çıkan para veya hediye: Bu defa çekilen piyangonun büyük ikramiyesi filâna düştü. 3. Satıcı tarafından pazarlığın dışında olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen para veya yapılan tenzilât: Elli lira ikramiye aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. prize. premium. bounty. gratification. gratuity. perk. perquisite. plum. sweepstake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. bounty. perquisite. prize. perk. lottery prize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. premium. prize in a lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the future. forward. forwards. along. farther. onward. onwards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ahead. along. forward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in advance. crowd forward. forth. off. on. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLMİYYE) (i. A.). Osmanlı devrinde ulemâ sınıfı:

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İlme ait, ilme mensup.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ramazanda imsâk vaktini gösteren cetvel, kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(İNSANİYYET) (i. A ). 1. İnsana yakışır vasıf ve faziletler, iyilik, iyi niyetlilik: Sizde hiç insaniyyet yok mudur? İnsaniyet böyle yapmayı gerektirir. Bunu insaniyet namına yapıyorum. 2. Bütün insanlar, Osm. nev’-i beşer: İnsaniyete hizmet etmek. İnsaniyet için düşünen bir adamdır

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanity. mankind. human kind. humaneness. kindness. being human.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olan, insana yakışır vasıf ve faziletleri bulunan, vicdanlı, iyiliksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane. kind. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsaniyeti olmayan, yalnız menfaatlerini düşünüp insaniyet hissiyle bir şey yapmayan, mürüvvetsiz, iyiliği dokunmaz: Çok insaniyetsiz adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhuman. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), insaniyet yokluğu, insanî hisler ve vicdana zıt ve yalnız maddî menfaatlere bağlı hal ve hareket: O adamın insaniyetsizliğini herkes bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhumanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch note. waybill. consignment note. despatch note. forwarding note. freight bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waybill. dispatch list. forwarding paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch list. way bill. shipping papers. bill of consignment. bill of conveyance. bill of carriage. declaration of shipment. delivery note. despatch note. forwarder's receipt. forwarding note. freight bill. letter of conveyance. letter of safe conduct. l

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSLAMİYYET) (i.).Türkler’in «islâm, İslâm dini» mânâsında kullandıkları yanlış kelime.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğrafçılıkta ISO sayıları, bir fotoğraf filminin hassasiyetini göstermektedir. Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO), eski ASA ve DIN numaralarının yerine, ISO 100/21° gibi sayılar içeren yeni bir sistem kullanmaya başladı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren beş ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400, 800 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel filmli fotoğraf makinelerinin ISO ayarlarını gösteren dört ayar mevcuttur: ISO 100, 200, 400 ve otomatik. Bu sayede fotoğrafçı, kolayca doğru hassasiyet seviyesini belirleyebilmekte ve zorlu koşullarda en iyi görüntüyü elde edebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ITFAIYYE) (i. A ). Yangın söndürmeye mahsus teşkilât ki, Osmanlı devrinde askerî bir sınıftı: İtfaiye birliği; itfaiye arabaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire-fighting. hook and ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire department. fire brigade. engine company. fire company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İtfaiye teşkilâtında çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire fighter. fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fireman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Mülkiyet, sahiplik (gramerde) iyelik: mülkiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

possession. ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besitz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will. good faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paved with good intentions. well intentioned. well meant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity. relativity bağıntıcılık. görecilik. rölativizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çorap bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. suspenders. suspender belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garter. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İşe yatkınlık. 2. Bir dış tesiri alma gücü, kabul edilebilir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talent. gift. skill. accomplishments. capability. capacity. aptitude. aptness. dower. faculty. flair. instinct. prerogative. quality. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. vocation. capability. aptitude. competence yetenek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. faculty. efficiency. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قابليت] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabiliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

able. capable. competent. skilful yetenekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. capable. talented. gifted. skillful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstidatsız, gayrı müstait, kabiliyeti olmayan: Okumaya karşı pek kabiliyetsiz. 2. İktidarsız, liyakatsiz, İşinin ehli olmayan, Osm. gayrı muktedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented yeteneksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. untalented. unable. helpless. ill. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstidatsızlık, istidat yokluğu: O çocuğun tahsil ve terbiyeye kabiliyetsizllği anlaşıldı. 2. İktidarsızlık, Osm. adem-i iktidar, adem-i liyakat: O adamın kabiliyetsizliği zaten belliydi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapability. incapacity. inability. inaptitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kadri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfî). Beyitlerin veya mısrâların son harflerinin uyuşması: İlkçağ şairleri kafiyeye riayet etmezlerdi; kafiye usûlü Araplar’dan geçmiştir; ilm-i kavâfî, arûz’a ek bir ilim sayılır. Kafiye-senc, kafiye-perdâz = Kafiye uyduran, şair, nâzım (kafiye nesirde yani vezinsiz yazıda olursa secî denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme. rhyme uyak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2.Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kafiyesencân). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kafiye-senc). Kafiye uyduranlar, şâirler, nâzımlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye uyduran, şâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olan, Ar. mukaffâ: Kafiyeli şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyming. rhymed uyaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhymed. rhyming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قافيه پرداز] şair.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olmayan, kafiyesi uygunsuz olan, gayrı mukaffâ (şiir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye noksanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overwhelming majority. crushing majority. whooping majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yetişmiş usta, işçi vs.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. qualifié

nitelikli

Bir şeyi yapabilme niteliğini ve ustalığını kazanmış olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled. fitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilled worker. skilled workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summerhouse. arbour. bower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bower. arbor. alcove. pergola. summer house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Mehtapta oturulmak üzere üstü örtülü ve etrafı açık çardak veya küçük köşk: Bahçenin bir tarafında güzel bir kameriye yaptırmış; bizi kameriyede kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kani).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kantar resmi, satılıp alınan şeyleri tartan kantarcının aldığı resm: Kantâriye müteahhidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ant bear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anteater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career. carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Yapıları süslemek için. kullanılan sertleştirilmiş mukavva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaster molding ornamenting a ceiling. papier mache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cashier. cash clerk. cash collector. counter clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. absolutely. definitely. on no account. up to the -. not at all. no soap. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolut. bestimmt. strengstens. durchaus nicht. keineswegs. beileibe nicht. nicht für geld und gute worte. nie und nimmer. überhaupt nicht.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قطعيت] kesinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوميت] kavimlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ketfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMMİYYET) (i. A.) (c. kemmiyyât) (kaç demek olan «kemm» den; Ar. tekiplerde: kemmiyye). 1. Miktar, adet: Meçhul kemiyet. 2. e. (gramerde) Bir kelimenin teklik, ikilik veya çokluk olması, sayıca olan farkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کميت] nicelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. iğrenme: Kerâhetle, Ar. maal-kerâhe. 2. İstemeyerek ve mecburiyet altında bir şey yapma, cebir, zorlama. 3. (fıkh) islâm dininde harâm olmadığı hade harâme yakınlığı olan şeyin hâli ki, bunlara mekrûh denir. Vakt-i kerahet (akşamcıların dilinde) = Akşam üzeri içki vakti.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(karamankimyonu): Maydanozgiller familyasından Doğu Anadolu bölgesinde yetişen 2 yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz renklidir. Mayıs - Temmuz ayları arasında açar. 30 - 90 cm boyundadır. Kazık köklüdür. Meyvesi esmerdir. İçeriğinde tanen, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Kullanıldığı yerler: Anne sütünü artırır. Mide ve bağırsak gazlarını, midedeki diğer şikayetleri giderir. İdrar söktürür. Astımda faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secrecy. caginess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hugger mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEYFİYYET) (i. A ). 1. Bir şeyin nasıl olduğu hâli, meselâ bir malın iyi veya kötü olması, hal: Bu işin, bu malın keyfiyeti. 2. Bir isim veya fiilin müzekker veya müennes olması. 3. Bir olayın cereyanı: Keyfiyeti tafsilâtla yazdı. 4. Madde, husus, iş, vak’a, macera: Keyfiyetin araştırılıp bildirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. circumstance. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of affairs. situation. matter. affair. condition. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kibar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(KIRTASİYYE) (i. A). Bir resmî dairede kâğıt vesair yazı malzemesi için tahsis ve sarf olunan para: Büromuzun, bizim meclisin ayda üç yüz lira kırtasiyesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. paper-work. red-tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationery. writing materials. expendable item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرطاسيه] kağıt işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırtasiyecilik yapan kimse. 2. Sürünceme yoluyla işleri uzatma huyunda olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. stationer's. bureaucrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stationer. seller of writing materials. petty-minded bureaucrat. pettifogger who insists on unnecessary paperwork. stationer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Kırtasiye ticareti. 2. Dairelerde muamelenin aşırı derecede çoğaltılıp, işlerin uzatılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paperwork. stationery business. bureaucracy. red tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red tape. the stationary business. bureaucracy. officialdom. officiality. red tapism. rigmarole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for private use only. particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kıymet). Kıymetler, değerler, bk. Kıymet.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir iletkenin diğer iletkenin tam ortasında yer aldığı ve her iki iletkenin de öncelikle dijital veya televizyon sinyalleri gibi yüksek frekansların aktarımı için ± sinyalini taşıdığı kablo.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma dikleştlren diyez.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Angola ile Gabon arasında.

Coğrafi konumu: 1 00 Güney enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 342,000 km².

Kara: 341,500 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 5,504 km.

sınır komşuları: Angola 201 km, Kamerun 523 km, Orta Afrika Cumhuriyeti 467 km, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,410 km, Gabon 1,903 km.

Sahil şeridi: 169 km.

İklimi: Tropikal iklim hakimdir. Mart - Haziran ayları arası yağış mevsimi, Haziran - Ekim ayları arası kuru mevsimdir; yüksek sıcaklık derecesi ve nem oranı değişmezdir.

Arazi yapısı: Kıyı boyunca ovalar, güneyde havzalar, orta kısımda yaylalar, kuzeyde havzalar yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Berongou Tepesi 903 m.

Doğal kaynakları: petrol, kereste, potas, kurşun, çinko, uranyum, bakır, fosfatlar, doğal gaz, hidro güç.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %1.45.

Sürekli ekinler: %0.15.

Diğer: %98.4 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 20 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Mevsimsel su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,702,314 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.62 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.98 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 85.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 52.8 yıl.

Erkek: 51.65 yıl.

Kadın: 53.98 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.07 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %4.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 90,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 9,700 (2003 verileri).

Ulus: Kongolu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kongo %48, Sangha %20, M’Bochi %12, Teke %17, Avrupalılar 8,500.

Dinler: Hıristiyanlık %50, animizm %48, Müslümanlık %2.

Diller: Fransızca (resmi), Lingala ve Monokutuba, diğer yerel diller ve lehçeler (Kikongo en çok kullanılanıdır).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %83.8.

Erkek: %89.6.

Kadın: %78.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kongo Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique du Congo.

Eski adı: Orta Kongo, Kongo/Brazzaville, Kongo.

ingilizce: Congo, Republic of the.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Brazzaville.

İdari bölmeler: 9 bölge ve 1 başkent; Bouenza, Brazzaville, Cuvette, Kouilou, Lekoumou, Likouala, Niari, Plateaux, Pool, Sangha.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Ağustos (1960).

Anayasa: Eylül 2000.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BDEAC, CCC (Gümrük İşbirliği Konsey


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolence. malicious. mala fide. bad faith. bad intention. bad will. ill- will. wicked will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jaundiced. malevolent. malignant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mala fide. malevolent. in bad faith. baleful. corrupt intent. malicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Krallık: ingiltere kraliyetle idare olunur (galat bir kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royal. kingdom. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. kingship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croupier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croupier (at a gaming table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki diyez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسيت] kutsallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activities behind the scenes. lobby. lobbying. lobbying activites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex of buildings adjacent to a mosque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally. entirely. completely. up to the -.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a lot of. a great deal of. great. vast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Un, şeker, süt yahut badem vesaire ile yapılan yuvarlak veya üçgen çörekçik: Bademli, sütlü kurabiye. Kurabiye gibi ufak ve yuvarlak: Kurabiye karpuz, kurabiye saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cookie. cooky. biscuit. shortcake. shortbread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bun. cookie. shortbread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elçilik postasını götürmek üzere yola çıkarılan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Borsa tellâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiness kutsallık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lesbienne

sevici

Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kadın.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lesbianisme

sevicilik

Sevici olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Liezon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Luther mezhebine olan, Protestan Hıristiyan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Lütfı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MAA’L-MEMNÜNİYYE) (i. A.). Memnunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. nothing loath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مع الممنونيه] seve seve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مادیت] maddîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدوميت] yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدوریت] haksızlığa uğrama, mağdur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAĞLÜBİYYET) (İ.A ). 1. Yenilme, mağlûb olma, mağlûb olanın hâli, galibiyyet zıddı: Rus ordusu büyük bir mağlûbiyete uğradı. 2. Bir kuvvetin hüküm ve zoru altında bulunma, zebunluk: Nefsine, şeytana mağlûbiyyet iyi şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محليه] yerel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shyness. bashfulness. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محجوبيت] utangaçlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHİYYET) (I. A.). Bir şeyin neden ibaret olduğu, gerçek, asıl, hakikat, Ar. künh: Bunun mahiyeti nedir? Mahiyetini anlayamadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true nature. essential character. composition. property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماهيت] asıl, esas, içyüzü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mâlı ismine Arapça nisbet «y» si getirilerek yappılmış bir tâbirdir). Aylık, Ar. şehriyye. (bk.) Maaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privacy. intimacy. confidentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidentiality. intimacy. privacy. confidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHRÜMİYYET) (i. A.). Nasipsizlik: Terbiyeden mahrumiyet çok kötü bir şeydir; o, kimsenin mahrumiyetine razı değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deprivation. privation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

privation. deprivation. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bereavement. deprivation. being bereft of. destitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محروميت] yoksunluk, mahrumluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAİYYET) (i. A ). 1. Beraberlik, birlik, arkadaşlık, refakat: Filânın maiyyetinde geldi: Beraberinde, filânla birlikte. 2. Yan, ind, nezd: Uç yıl onun maiyyetinde bulundu. 3. Bir Amirin emrinde bulunma, bağlılık: Vali maiyetinde; elçiliğin meiyyet vapuru. 4. Bir Amirin emrinde ve eşliğinde bulunan hey’et: Maiyyetiyle beraber geldi; maiyyetl çok idi: Maiyyetini pek iyi kullanıyor. Malyyet mamuru = Kendi başına hareket etmeyip bir Amire tâbî olan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. retinue. attendants. entourage. escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. entourage of a high official. attendance. attendants. retinue. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مالکيت] sahip olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devletin mâlî işlerini gören daire: Maliye bakanlığı, maliye memuru, (bk.) MAlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. revenue office. internal revenue office. revenue board. revenue. treasury. exchequer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. finance office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. the Ministry of Finance. the Treasury. the Exchequer. any office or branch of the Finance Ministry. state finances. the management of a country's finances. exchequer. public finances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماليه] devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona bağlı daireler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Maliye mütehassısı. 2. Devletin maliye teşkilâtında çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier. finance official. revenue officer. public accountant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official who works for the Ministry of Finance. an expert in public finance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MALİYYET) (i. A ). Bir şeye, yapılıp bitirilinceye kadar sarfedilen para, bir şeyin mal olduğu para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost. damage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. disablement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. being disabled. disablement. invalidism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlleti olan, hastalık, sakatlık, kötürümlük: Mâlûliyyeti olan kimse askere alınmaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معموریت] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şen’un adında birinin kızı olup hicretin 7.yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mukavkıs tarafından Hz.Muhammed’e (s.a.s) hediye edilen kıbti bir cariye. Hz.Peygamberin hanımlarından küçük yaşta ölen oğlu İbrahim’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماشيا] yürüyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. maâsî). Günah: Mâsiyetten kaçınırım («İsyan» mânâsıyla dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معصيت] günah. 2.isyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean hands. immunity. innocence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معصوميت] masumluk, suçsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Suya ait.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظلوميت] mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبذوليت] bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MECBURIYYET) (i. A.). Mecbur olma, mecburluk, zor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obligation. compulsion. exigence. exigency. indispensability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obligation. compulsion. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being forced to. being compelled to. to have to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجبوریت] zorunluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهوليت] bilinmezlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MECİDİYYE) (i. A ). I. Abdülmecid’ln bastırdığı eltin ve 20 kuruşluk büyük gümüş para. Mecidiye çeyreği = Gümüş mecidiyenin dörtte biri olan beş kuruşluk gümüş para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tutkunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEDENİYYET) (i. A ). Medenî olma, belirli bir kültür çevresi teşkil etme: ilkçağ medeniyetleri, Avrupa medeniyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization. culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization. civilization uygarlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncivilized. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدحيه] övgü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مفلوجيت] felçlilik. 2.kıpırdayamama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفتونيت] tutkunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mehdi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عاليه] yüksekokullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتب عسکریه] askerî okullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منوعيت] yasak olma hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( MEMNÜNİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Minnet altında bulunma, minnettarlık. 2. Sevinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. gladness. satisfaction. contentment. contentedness. gratification. complacence. complacency. content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfaction. pleasure. gladness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. satisfaction. gratification. joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممنونيت] memnunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with pleasure. gladly. with open arms. fain. lief. nothing loath. nothing loth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gladly. eagerly. willingly. with pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gladly. with pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure. dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

displeasure. discontent. disgust. dissatisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’MÜRİYYET) (i. A.). 1. Bir adama emir ve havale olunan devlet işi, birinin yapmakla görevli bulunduğu iş: Memuriyetle Anadolu’ya gitti. 2. Maaşla gördürülen devlet işi, hizmet, vazife, makam: Bir memuriyete tayin olundu, kaymakamlık, ehemmiyetli bir memuriyettir, bir memuriyet bulamadı. Me’mûriyyet-i mahsûsa = Hususî şekilde bir adama emir ve havale olunan iş: Me’mûriyyet-i mahsûsa ile Almanya’ya gönderildi. Me’mûriyyet-i fevkalâde = Hususî şekilde verilen ehemmiyetli ve geçici görev. Ilâve-i me’mûriyyet = Birine, memuriyete ek şeklinde verilen İkinci memuriyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. place. position. serve. service. situation. government job. official post. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. position. civil service post. government job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأموریت] memurluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Memuriyet ve mansıbı olmayan, işsiz: Bir seneden beri memuriyetsizdir, memuriyetsiz kaldı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصوبيت] mensup olma, bağlı olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مربوطيت] bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâsî) (çift y ile yazılması yanlıştır). Ölmüş bir adamın iyiliklerini sayarak ölümünden duyulan acıları anlatan şiir veya nutuk, ağıt: Filân şâirin mersiyeleri çok güzeldir. Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeleri vardır. Mersiye, Türk şiir ve musikisinde ayrı bir çeşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coronach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegy ağıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرثيه] ağıt, mersiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Mersiye okuyan, bir ölünün cenazesi veya mezarı başında mersiye söyleyen. 2. Muharrem ayında tekkelerde Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeler okuyan müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça’ ya benzeterek yaptıkları bir kelimedir). Meşgul olma, işte bulunma, iştigal: Meşguliyetim çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. work. busyness. pursuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. preoccupation. activity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. occupation. activity. concern. being busy. employment. industry. job. preoccupation. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشغوليت] iş güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento idaresi. Meşrutiyet devri = (tarih) Osmanlı imparatorluğunda ikinci meşrutiyetin ilânından (23 temmuz 1908) Mondros mütarekesine (30 ekim 1918) kadar geçen devir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutional monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutional monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MES’ÜLİYYET) (i. A ). Mesul olma: Bunun mesuliyeti kime aittir?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسئوليت] sorumluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mesuliyeti olan, sorumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eulogy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panegyric. encomium. eulogy. laud. ode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Birini övmek maksadıyla yazılmış eser, kaide.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

availability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. entity. existence. presence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

existence. presence. actuality. entity. subsistence. thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (Türk(mü. mevsûle). Birleşmiş, kavuşmuş. Ism-i mevsûl = O şey ki veya o adam ki mânâsını ifade eden isim, Ar. «mâ, min, ellezî» gibi kinaye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موثوقيت] güvenilirlik, belgeye dayanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZİYYET) (i. A.) (c. mezâyâ). Bir şahıs veya şeyin emsalinden ileri olması, değerlilik, ahlâkî, yüksek karakter, üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. superiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. excellence. virtue. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ME’ZÜNİYYET) (i. A.). Izinlillk, izin, ruhsat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güneşe ait, güneşle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı Arapça bir kelimedir). Millet olma hâli: Herkes milliyetini muhafaza etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Milliyetini seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Milliyetine düşkün, millî duyguları kuvvetli, milletini seven ve millî gelenekleri siyasî ve fikrî esas olarak kabûl eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مایت پرور] milliyetçi, nasyonalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUAFİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Affedilmiş olma. 2. İstisna, imtiyaz: Vergiden muafiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. immunity. exoneration. dispensation. freedom. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. exemption bağışıklık. immunity bağışıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. freedom. immunity. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معافيت] muaf tutulma. 2.bağışıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معلقيت] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Emevi devletinin ilk hükümdarı olup Hind ve Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke’de doğmuştur. Hz.Peygamber (s.a.s.)’in kayınbiraderi ve vahiy katibidir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müdürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a director or manager. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغنيه] bayan şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغلقيت] karmaşıklık, çapraşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomy. self-government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختاریت] özerklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükellef olma hâli: Askerlik mükellefiyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. obligation. liability. contribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mükemmellik, eksiksizlik, kusursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfection. superbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ihlamurgillerden, yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asker olmayanlar sınıfı. Mülkiye Mektebi = Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the civil service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the civil service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freehold. ownership. property. possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ownership. possession. proprietorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahiplik.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübhemiyyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Murad).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess of children. governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRÜRİYYE) (i. A.). 1. Mürur tezkeresi, yol tezkeresi. 2. Eskiden geçiş hakkı olarak alınan vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEKABİLİ YYET) (a uzun) (i. A.). Karşılıklı olma, birbiri karşısında bulunma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reciprocity. mutuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. all the time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. invariably. always. on end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mütesâvî olarak, eşit olarak, (bk.) Mütesâvî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism. autocracy. absoluteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موفقيت] başarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başarı göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bütçe kanunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظفریت] zafer kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدت تحصيليه] öğrenim süresi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤثریت] etkileme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکمليت] mükemmellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مثمریت] verimlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متمادیا] sürekli olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متساویا] eşit olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متواليا] sürekli olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ulu, şerefli kimse. 2.Sonradan şair olan kimse. 3.Haberci, haber veren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Naci).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bağırıp, çağıran, seslenen. 2.Toplantı, meclis.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nevâhî). 1. Yan, taraf, kenar, bölük. 2. Civar: Bu nâhiyelerde. 3. Küçük yer. 4. Kazâların bölündüğü küçük mülkî ve idarî taksimat: Nahiye müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ward. township. regioni. sub-district. district. region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subdistrict. region. community district. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ناحيه] yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Naki).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NAKLİYYE) (i. A ). 1. Eşya nakli işi. 2. Eşya ve erzak nakli için verilen ücret: Nakliyesi çok pahalıdır. 3. (denizcilik) Erzak, cephane ve asker taşımaya mahsus askerî gemi: Nakliye gemisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forwarding. transport. carriage. carrying. shipping. forwarding. freight. haulage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forwarding. transport. carriage. carrying. shipping. freight. haulage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transportation. carriage. transport. shipping. forwarding. conveying. shipment. freight forwarding. dispatching. cartage. portage. merchanting house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقليه] taşıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nakliye işini meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transporter. shipper. carrier. carrying agent. carman. goods agent. haulier. mover. remover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. shipper. transporter. forwarding agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who operates a transport company. shipper. freighter. forwarding agent. freight agent. shipping agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Turunçgiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citrus fruits. citrus trees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citrus fruits. citrus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ateşle ilgili, cin peri. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nevâsî). Alın, cephe: Zekâsı nâsiyesinden bellidir. Nâsiye-i hâl = Çehrenin gösterişi: Nâsiye-i hâlinden iyi bir insan olduğu anlaşılıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ناصيه] alın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAZARİYYE) (i. A ). Teori. (bk.) Nazariyât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریه] teori.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Naz-mi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nabiye).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Buğdaygiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NECMİYYE) (bk.) Necmî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Necmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NEFSANİYYET) (i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Kin, garaz, gizil düşmanlık: Komşumuzun bana nefsâniyyeti vardır.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Net Balance Principle)

Hisse Senetleri Piyasası’nda gün içinde yapılan iki seansta gerçekleşen işlemlerin netleştirilmesidir. Üyelerin, hem aynı menkul kıymet üzerinde yaptıkları alım satımları ve hem de nakit olarak borç ve alacakları birbirine mahsup edilir. Üyeler, takasa kalan net tutar kadar borçlu veya alacaklı olurlar. Böylece her aracı kuruluş için gün sonunda ve tüm işlemleri üzerinden net nakit borç/alacak tutarı ile her menkul kıymet için ayrı ayrı net bir kıymet borcu/alacağı bulunur.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نوروزیه] nevruz için yazılan kaside.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadın hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın hastalıkları mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NISFİYYE) (i. A.). Ney çalgısının küçük ve ince seslisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Niçin, neden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

why.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

why. what for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

why ? what for ? why.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİYYET) (i. A.) (c. niyyât). 1. Kurma, kasdetme, azmetme, maksat, karar: Yarın ava gitmeye niyet ettim. 2. (fıkıh) Namaz kılmak veya oruç tutmak üzere karar verip buna mahsus tâbiri söyleme: Niyetsiz oruç makbul değildir. 3. Fal maksadıyla kullanılmak üzere hazırlanmış yazılı kâğıt parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. will. purpose. aim. resolve. design. idea. contemplation. counsel. determination. faith. intent. plan. pulse. resolution. scope. sense. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemplation. intent. intention. plan. purport. purpose. resolve. thought. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intent. intention. purpose. animo. animus. determination. disposition. end. game. mind. motive. plan. resolve. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intend. to mean. to aim. to plan to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Niyet kâğıtlarını, alıştırılmış güvercin, saka gibi kuşlara çektirerek, bu kâğıtları meraklılara, para karşılığında veren gezginci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propose. to intend. to plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intend. to mean. to aim. to plan to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oruç tutmak üzere niyet etmiş olan: Bugün niyetliyim; siz de niyetli misiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. disposed. intent. prospective. set. who has an intention. fasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who intends to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the regular army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (idâre-i nizâmiyye’den kısaltılmış). Tanzimat ordusunun asıl silâh altında bulunan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgien

tıp beyin cerrahı

Beyin konusunda uzmanlık yapmış cerrah.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

until he is almost dead. savagely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to death. madly. badly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessively. desperately. intensely. violently. until one dies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony DVD oynatıcılarda İki set analog ses çıkışı terminalinin yanı sıra, koaksiyel ve optik dijital ses terminalleri bulunur. Bunlar, her türlü MPEG-2/Dolby® Digital işlemciyle kalite kaybına yol açmayan bağlantılar kurulmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Afrika’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 7 00 Kuzey enlemi, 21 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 622,984 km².

Kara: 622,984 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,203 km.

sınır komşuları: Kamerun 797 km, Çad 1,197 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1,577 km, Kongo Cumhuriyeti 467 km, Sudan 1,165 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklim: tropikal; kışlar sıcak ve kur, yazlar ılıman ve nemli geçer.

Arazi yapısı: Çok geniş, yassıdan inişli çıkışlıya değişen tekdüze yaylalar, kuzeydoğu ve güneybatı boyunca serpilmiş tepelikler yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Oubangui Nehri 335 m.

en yüksek noktası: Ngaoui Dağı 1,420 m.

Doğal kaynakları: Elmas, uranyum, kereste, altın, petrol, hidrolik güç.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %3.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %75.

Diğer: %17 (1993 verileri).

Doğal afetler: Sıcak, kuru, tozlu rüzgarlar güney bölgelerinde etkindir; su baskınları ülke genelinde görülmektedir.

Coğrafi Not: kara ile çevrili; hemen hemen Afrika’nın tam ortasında yer almaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,576,884 (Temmuz 2001 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.23 (erkek 778,885; kadın 767,414).

15-64 yaş: %53 (erkek 929,717; kadın 965,947).

65 yaş ve üzeri: % 3.77 (erkek 59,364; kadın 75,557) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.85 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.01 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.96 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.98 erkek/kadın (2001 verileri).

Bebek ölüm oranı: 105.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.8 yıl.

Erkek: 42.17 yıl.

Kadın: 45.48 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.86 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %13.84 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 240,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 23,000 (1999 verileri).

Ulus: Orta Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Baya %34, Banda %27, Sara %10, Mandjia %21, Mboum %4, M’Baka %4, Avrupalı 6,500 (1,500 Fransız dahil).

Din: Yerel inançlar %24, Protestanlar %25, Roma Katolikleri %25, Müslümanlar %15, diğer %11.

Diller: Fransızca (resmi), Sangho, Arapça, Hunsa, Swahili.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %60.

Erkek: %68.5.

Kadın: %52.4 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Orta Afrika Cumhuriyeti.

Yerel tam adı: Republique Centrafricaine.

Eski adı: Ubangi-Shari, Orta Afrika İmparatorluğu.

kısaltma: CAR.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Bangui.

İdari bölümler: 14 eyalet, 2 ekonomik bölge ve 1 genel bölge; Bamingui-Bangoran, Bangui, Basse-Kotto, Gribingui, Haute-Kotto, Haute-Sangha, Haut-Mbomou, Ke


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.) Japonya asıllı bir çiçek, Japon çiçeği

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private ownership. private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private ownership. private property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Hurmalar familyasından, birçok cinsi olan bitki çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palm tree. palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palm. palm tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fran.) (Kadın İsmi) - Süs olarak kullanılan bir nevi hurma ağacı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. pencüyek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

19’uncu Yüzyılın başlarında İstanbullu gençler arasında kabadayılığın o zamanki diğer bir şekli olan Külhani dolaşmak moda olmuştu. Bu kişiler başlarına üç metre boyunda şal sarar, bacaklarını açıkta bırakan kalyoncu mintanı giyer, kollarını sıvar, vücutlarına çeşitli dövmeler yaptırarak etrafa hava atarlardı. Bu kıyafete “Pırpırı Kıyafet” denirdi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir çeşit keten helvası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candy made of sugar. oil and flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tiyatro eseri, oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piece. play. play. play oyun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play. drama. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. cloak-and-dagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). 1. İş hâlinde olmayan fakat içinde olduğu cismin durumu değişince ortaya çıkan kuvvet. 2. Bir iletkenin iki noktası arasında bir akım meydana getiren kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. potentiel

1. gizil, 2. fiz. gizil güç

1. Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan. 2. Bir iletkenin herhangi iki noktası arasında bir elektrik akımının ortaya çıkmasına yol açan güç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential. back demand. potential. potency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. première

tiy. ilk gösteri

Sahneye konulan oyunun ilk temsili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

première. première performance. opening night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Rica eden, yalvaran. 2.Umutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f. A.) (bazı dua tâbirlerinde kullanılan mazi fiilidir). Razı olsun. Radiyallahü anh = Allah ondan razı olsun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bal arısı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rahmi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رمضانيه] ramazan kasidesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rami).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. rentier

getirimci

1. Getirim sağlayan şey. 2. Bankada bulunan paranın faiziyle veya sahibi bulunduğu hisse senedi vb. değerli evrakın geliriyle yaşayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(RABTİYYE) (i. A ). Yassı, geniş başlı kısa çivi, pünez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pushpin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pushpin. tack. thumbtack. drawing pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastening. thumbtack. drawing pin. joiner. clip. fastener. link. hank. connecting piece. saddle. hasp. connecter. cleat. clamp. connector. dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thumbtack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Büyük dağ.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kış sonlarında yapılan ekim. 2.Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir fikri, bir doktrini çürütmek için yazılan yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Refâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Remzi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Resmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(RESMİYYET) (i. A ). 1. Resmilik, resmi sıfat. 2. Samimiyet zıddı: Onunla çok resmiyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conventionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. formality. solemnity. official character. officialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. conventionality. formality. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. resmiyyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resmîleştirmek, resmîlik kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rıfkı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mathematics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Riyaziye ile uğraşan matematikçi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

( Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ruhi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Büyüleyici, sihirleyici, efsun. Peygamberimizin kızlarından birinin adıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşdî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşdiye.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gündüze ait, gündüzle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimler biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpınıştır bile.

Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpmnıştır bile. Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Küçük kız çocuğu, küçük kız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabri).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sadi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı. 2.Güzel sesle şarkı okuyan, şiir söyleyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sadri).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şafi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Saflık, temizlik, masumluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞAHSİYYET) (i. A.). Bir insanın şahıs bakımından varlığı, kim olduğu hususu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personality. personage. individuality. it. somebody. someone. figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure. personality. personality kişilik. personage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personality. personal matters. private affairs. figure. person. personage. self-hood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شخصيت] kişilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characterless. low. mean kişiliksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who lacks a distinctive personality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akan şeylerin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sâkîllk eden kız. 2. Bahçe ve bostan sulamaya mahsus dolap veya cetvel. 3. Gemilere su veren dubalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SALAHİYYET) (i.) (Ar. «salâh» dan Türkler’in yaptığı bir kelimedir). 1. Bir işe karışmaya ve bir i? ve harekete hakkı olma, (y. k.): yetki: Sizin bu işe karışmaya salâhiyetiniz yoktur; bu, benim salâhiyetim içindedir. 2. (hukuk). Bir dâvânın ilgili mahkemede bakılması. Adem-i »alâhiyyet dâvâsı — İki taraftan birinin, dâvânın verildiği mahkemeye ait olmadığını iddia etmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authority. power. authorization. attribution. competence. conusance. hand. jurisdiction. jus. mandat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلاحيت] yetki..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صلاحيت دار] yetkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salâhiyet sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorized. competent. empowered. entitlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disability. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Samimilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. terms. bona fides. cordiality. sincereness. familiarity. camaraderie. candor. candour. earnestness. frankness. friendliness. heartiness. intimacy. outspokennes. unaffectedness. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. candour. sincerity. cordiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversance. sincerity. truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صميميت] içtenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. cordially. dearly. in good faith. bona fide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. truly içtenlikle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. candidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincere. formal. reserved. distant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal. reserved. stiff. distant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insincerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formality. reserve. stiffness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Samaritan s., i. Samiriye ile ilgili; i. Samiriyeli; Samiriye dili. a good Samaritan merhametli kimse, özellikle hastalara yardım eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yüksek, yüce.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sevânî). 1. Mülkt rütbelerden ikinci sayılan bir rütbe ki, sâlise ile Ülâ sânTsi arasında olurdu. 2. Bir dakikanın altmışta biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sec. second. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jiffy. second. shake. tick. moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثانيه] ikinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. 2.İkinci derecede mülki rütbe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking a very short time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İkinci olarak, ikinci derecede: Evvelâ şunu yapmalı, sâniyen şunu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثانيا] ikincisi, ikinci olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir inşaat yerinde malzeme ve inşaat için hazırlanan yer. 2. Gemi tezgâhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sarrafın aldığı fark, ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer house. country house. villa. summer place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer home / house / place. banlieue. country. countryside. summer resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صيفيه] yazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şadiye).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (masdara masdar edatı ilâvesiyle yapılmış uydurma bir sözdür). Sebep olma, icab ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سببيت] sebep olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SECİYYE) (i. A.) (c. secâyâ). Yaradılış, tabiat, cibillet, huy, karakter.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. moral quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person's character. nature or disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سجيوی] karakter ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâriyye» den galattır). Çorbalık makarna, (bk.) ŞAriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noodle. vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli. noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Semân.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sekiz. (bkz.Seman).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞEMSİYYE) (i. A.). Güneş veya yağmurdan korunmak için tutulan el çadırı: Şemsiye açmak, tutmak. Şemsiye şeklinde yukarısı geniş ve gölge eder çeşitli ağaçlara da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

umbrella. gingham.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brolly. umbrella. parasol. beach umbrella.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

umbrella. parasol. beach umbrella. gamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمسيه] güneşlik. 2.şemsiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şemsiye yapan ve satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Şemsiye yapmak işi ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.

Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir.

Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi.

Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam ıslanıyorlardı.

Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700’lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

umbrella stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

umbrella stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yüksek, yüce, ali, bülend.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hz.Peygamber (s.a.s)’in bulunmadığı küçük askeri birliklere verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرعيه] şeriat ile ilgili, şeriata uyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شش و یک] altı ve bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVİYYE) (i. A.). Beraberlik, düzlük. Ale’s-««viyye = Bir düziye, hepsi beraber, birbirine uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level. equality. grade. standard. plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level. plane. level düzey. rank. degree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. level. plane. standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seviyesi yüksek olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb of merit. superior. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seviyesi düşük, bayağı, Adî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şevki).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Seyfı).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيئيت] nesnellik, objektiflik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شأنيت] gerçeklik, realite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili, (bkz.Sıdıka).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. dresser. chiffonier. commode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiffonier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SIHHİYYE) (i. A ). Sıhhate ait işlerle uğraşan daire: Sıhhiye Bakanlığı, meclisi, memuru, reisi, tezkeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matters pertaining to health. sanitary matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحيه] sağlık işleri dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public health official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صهریت] evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sırrı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Siyah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيه] kara, siyah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara. baht = tali). Karatalihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|, F. siyeh = kara, fâm = boya). Kara boyalı, diyaha boyanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. siyeh = kara, kâr = iş). Günahkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara, pûşîden = giymek). Karalar giyinmiş, mateme girmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siyah renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzü kara olan, mec. rezil,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Şîme). (bk.) Şİme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sîret). (bk.) Sİret. m. gibi Hz. Muhammed’in biyografisini anlatan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Subhi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sudi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad faith. intention. mala fide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad faith. ill-will. bad intention. malice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نيت] kötü niyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sulbi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Katılık, sertlik: Taşın sulbiyyeti. Cisimlerin katı olması. 2. (mec.) Duygusuzluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sulhi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SÜRİYYE) (i. coğrafya). Vaktiyle Süryânîler’le meskûn olan Arap ülkesi ki Arapça’da «ŞAm» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian. syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syria. syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, Lübnan ile Türkiye arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 35 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 185,180 km².

Sınırları: toplam: 2,253 km.

sınır komşuları: Irak 605 km, İsrail 76 km, Ürdün 375 km, Lübnan 375 km, Türkiye 822 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: Çoğunlukla çöl iklimi.

Arazi yapısı: Başlıca olarak bozkır ve çöl platoları, dar kıyı ovaları, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tiberias Gölü -200 m.

en yüksek noktası: Hermon Dağı 2,814 m.

Doğal kaynakları: petrol, fosfat, krom, manganez, asfalt, demir, kaya tuzu, mermer, alçıtaşı, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %24.8.

daimi ekinler: %4.47.

%70.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 13,330 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları, kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 18,881,361 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.61 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.32 yıl.

Erkeklerde: 69.01 yıl.

Kadınlarda: 71.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

Ulus: Suriyeli.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90.3, Kürt, Ermeni, diğer %9.7.

Din: Sünni Müslümanlar %74, Alevi, Şii ve diğer Müslüman mezhepler %16, Hıristiyan %10, Musevi.

Diller: Arapça (resmi); Kürtçe, Ermenice, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %76.9.

erkekler: %89.7.

kadınlar: %64 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suriye Arap Cumhuriyeti.

kısa şekli : Suriye.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Arabiyah as Suriyah.

yerel kısa şekli: Suriyah.

Yönetim biçimi: Çok Partali Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Şam (Damascus).

İdari bölümler: 14 bölge; Al Hasakah, Al Ladhiqiyah, Al Qunaytirah, Ar Raqqah, As Suwayda’, Dar’a, Dayr az Zawr, Dimashq, Halab, Hamah, Hims, Idlib, Rif Dimashq, Tartus.

Bağımsızlık günü: 17 Nisan 1946.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Nisan (1946).

Anayasa: 13 Mart 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplul


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. askerlik). Askeri yerli yerine koyup hazırlama, tertip etme, taktik («tabya» bu kelimeden galattır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «add» den masdar). 1. Geçirme, tecavüz ettirme. 2. Bir fiili, müteaddî (etken) hâle getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Besleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تغذیه] besleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

beslemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Kaynatma. 2. Pahalandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gışâ» dan masdar). Örtme, bürüme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gızâ» dan) («tagdiye» galattır). Besleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تغذیه] besleme. 2.beslenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hâdiseyi anlatmadaki ifade düzeni, hikâye etme şekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatmak, hikaye etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lifeboat service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lifeboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halâ» dan). T. Boşaltma, boş bırakma, bir bina vesairenin içindekileri boşaltma: Evi tahliye etti. 2. Bir şehir, kale veya memleketin içindeki asker ve silâhları alıp düşmanın girmesine hazır bırakma: Filan kaleyi tahliye ettiler. Tahliye-i sebil = Bir mahbusu koyuverme, serbest bırakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haly» den masdar). Donatma, bezeme, süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evacuation. emptying. discharge. ejection. ejectment. eviction. vacation. voidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharge. release. releasement. emptying. evacuation. unloading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emptying. unloading. discharging. evacuation. vacating. ejection. releasing. setting free. dashboard. discharge. dispossession. ejectment. eviction. release. surrender of lease. surrender of possession. voidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تخليه] boşaltma. 2.salıverme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boşaltılmak. 2.salıverilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boşaltmak. 2.salıvermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den masdar). Haşiye, dip notu yazma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحشيه] haşiye yazma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haşiye yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haşiye yazmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kafiyeli söyleme, kafiye uydurma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuvvet» ten masdar). 1. Kuvvetlendirme, kuvvet verme, kuvvetini artırma: İki tabur daha göndererek filân mevkideki askeri takviye etmeli. 2. Tasdik etme: Sözünüzü takviye için bir misal getireceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforcement. support. backing. strengthening. consolidation. fortification. fortifier. recruitment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortification. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinforcement. strengthening. ramification. stiffening. fortification. consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقویه] kuvvetlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kuvvetlendirilmek, desteklenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kuvvetlendirmek, desteklemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقویت] kuvvetlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden. İkinci derecede olan. 2.Kur’an okuyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Körletme. 2. İmâ yoluyle anlatma. 3. (edebiyat) Ebced hesabıyla bir tarihin eksiğini doldurmak veya fazlasını çıkarmak için yapılan İmâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr. T.) (musiki). Çifte diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soyma, çıplak etme

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan masdar). 1. Râzı ve hoşnud etme. 2. Bir tecavüzde bulunan kimsenin, pişmanlığını söyleyip affını dilemesi: Tarziye talebinde ısrar ediyor. 3. Sahâbe ve din büyükleri için «Radiyallâhüanh» duâsını okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). El çırpma, alkış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safv»dan). Saf ve hâlis etme, temizleme Tasfiye-i düyûn = Borç ödeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearance. liquidation. close-out. purification. settlement. refinement. cleanup. combout. dissolution. house-cleaning. purge. takeout. winding-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquidation. purge. rectification. refinement. purification. discharge. elimination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settlement. winding-up. liquidation. refinement. winding up. purification. refining. liquidation. discharge. elimination. doing away with. clarification. freshening. distillation. sublimation. salvage. clearing. reducing. redu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تصفيه] arıtma. 2.temizleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Liquidation Value)

Şirket varlıklarının belirli bir süre içinde zorunlu satışı ile sağlanabilecek değerden tüm borçlar ödendikten sonra kalan miktarın, hisse senedi sayısına bölünmesi sonucu bulunan değerdir.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.arıtılmak. 2.temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.arıtmak. 2.temizlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تصفيه خانه] rafineri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A «salavât» tan masdar) Salavât okuma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasy» den masdar). 1. Vasiyet bırakma. 2. Ismarlama, sipariş. 3. Bir adamı bir mektupla veya sözle birine tanıştırıp hakkında yardımını isteyerek iltimas etme. 4. Birini takdim ve iltimas için yazılan mektup: Tavsiye mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recommendatory. recommendation. advice. suggestion. tip. a piece of advice. hint. commendation. counsel. exhortation. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. recommendation. tip. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendation. recommendation. advising (a certain course of action. advice. exhortation. lead. recommendatory letter. piece of advice. tip. a good word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ توصيه] vasiyet etme. 2.ısmarlama. 3.öğüt verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. counsel. prescribe. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to advise. to recommend. to commend. counsel. warn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendatory letter. letter of recommendation. recommendatory letter. letter of commendation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Birini takdim eden ve hakkında iltimas isteyen mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaçırılması istenen, kayırılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azv» dan masdar). Bir yakını ölene teselli verme, başın sağ olsun deme: Tâziyeye gitmek (Farsça «tâziyet» de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sympathies. condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Teselli ve tâziye için yazılan mektup, teselli mektubu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبيه] yerine koyma. 2.kurulu düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعبية الجيش] strateji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعزیه] başsağlığı dileme. 2.şiîlikte yas töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعزیت] başsağlığı dileme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعزیت نامه] başsağlığı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission. conformity. obedience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berâet» ten masdar). 1. Birini bir şüphe ve suçtan uzak tutma. 2. Borçtan kurtarma. Tebriye-i zimmet etmek = İlişiği olmadığını isbat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezâ» dan). Cezalandırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجزیه] cezalandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TE’DİYE) (i. A. «edâ»dan) (c. te’diyyât). Ödeme, borcunu verme, edâ etme: Bütün borçlarımı tediye ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disbursement. payment ödeme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittance. paying. payment. money paid. inpayment. overdue payments. pay. satisfaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilaç vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedy ve hidyet» ten). Hediye verme, bahşetme, bağışlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهنيت] kutlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tebrik, kutlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pension. retirement day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقاعدیه] emekli aylığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. -A. «künye» den). Bir kimseye Arap usûlü üzere künye koyma, ebû falan yahut ibni falan künyesini verme: Sehâbe-i kiramın çoğunu doğrudan doğruya Hz. Muhammed tekniye buyurmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lebbeyk» ten). Hac merasimi sırasında «lebbeyk» diye seslenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dellâliye.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Parıldatma, renk renk yapma. 2.Dizeleri başka başka dillerde olan koşuk, manzume yapma.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit deri hastalığıdır. Yer yer küme küme bir takım kızartılarla kendini gösterir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa.

Hazırlanışı : Bir çorba kaşığı arpa, ateşte yakıldıktan sonra külü temriyelerin üzerine sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşy» den masdar). Yürütme, ilerletme, ileriye götürme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Temşiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekayet» ten masdar). Anüsten su vererek kalın barsağı temizleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنميه] geliştirme, artırma, nemalandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geliştirmek, artırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (nadiren «terbiyet» kullanılmıştır). 1. Besleyip yetiştirme, büyütme. 2. İlim ve edeb öğretme, Ar. te’dîb, tâlim, ahlâkı yüceltme; Çocuklarını iyi terbiye etti. 3. Alıştırma, tâlîm; Ayıyı, maymunu terbiye ederler, terbiye olmuş at. 4. Edeb öğrenmesini temin etmek üzere hafifçe ceza verme, tedîb: Bu çocuk pek çığırından çıktı, terbiye ister. 5. Bazı yemeklere yumurta, limon, yahut sirke, salça vesaire ilâvesiyle lezzet verilmesi: Çorbayı, pilici, yahniyi terbiye etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressage. manners. politeness. education. schooling. sauce. seasoning. breeding. cultivation. decency. dressing. nurture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decency. sauce. training. bringing up. breeding. manners. correction. punishment. seasoning for food. finish. finishing. maintenance. education. culture. good manners. good breeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. manners. training. teaching sb good manners. disciplining. taming. any of the several sauces made primarily with lemon and whole eggs. seasoning. breeding. civility. decency. discipline. dressing. nurture. sauce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تربيه] yetiştirme. 2.eğitim. 3.cezalandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Terbiye olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiye eden, mürebbî: Rousseau büyük bir terbiyecidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. handler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educator. trainer. tamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educator. educationist. trainer / tamer of animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-mannered. mannerly. polite. proper. seasoned. blushing. civil-spoken. decent. decorous. white. well-behaved. well mannered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivated. decent. genteel. well-behaved. well-bred. decorous. polite. with a sauce. well brought up. educated. flavored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite. well-mannered. well brought-up. well-bred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. unmannerly. ill-mannered. mannerless. shameless. naughty. dirty. bad. improper. blackguardly. broad. caddish. churlish. coarse. coarse-grained. graceless. ill-bred. immodest. immoral. impertinent. impudent. indelicate. inelegant. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. bawdy. blatant. coarse. dirty. immoral. impertinent. impolite. improper. insolent. nasty. outrageous. repugnant. risqué. rude. saucy. ungracious. vulgar. ill-mannered. ill-bred. impudent. graceless. undressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. rude. ill-mannered. unmannerly. ill-bred. bad-mannered. coarse. currish. ill- bred. ill- mannered. impertinent. insolent. inurbane. low bred. vulgar. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolitely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiye yokluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad manners. impoliteness. rudeness. back chat. coarseness. disorderliness. gaucherie. ill breeding. immodesty. immorality. impertinence. impudence. indecorum. indelicacy. inelegance. misbehavior. misbehaviour. ribaldry. vulgarism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impropriety. misbehave. misbehaviour. misconduct. vulgarity. rudeness. impoliteness. impudence. misbehavior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoliteness. rudeness. unmannerliness. bad manners. lack of good breeding. gall. ill- breeding. vulgarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave rudely. to be impolite. sauce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terbiye ile alâkalı, terbiyeye dair.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تربيوی] eğitimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tertiaire

kim. üçüncül

Organik bir birleşiğin formülünde öbür üç karbon atomuna bağlı olan (karbon atomu).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A «rivâ» dan). Sulama, bol su verme, Ar. ırvâ. Yevmü’l-terviye = Kurban bayramı arifesinden evvelki gün, yani Zilhicce’nin sekizinci günü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشفيه] şifa verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «saky»dan). Su verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

submission. resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Teselli verme, avutma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selv»den). Teselli vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ad koyma, isim verme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسميه] adlandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırılmak, denilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırmak, demek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırılmak, denilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Arapça’da teklikle çokluk arasında olarak iki şahsa delâlet eden sîga ki, (en) ve (eyn) harfleriyle biter.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative immunity. immunity accorded to legislators.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sıkıntıyı, gamı, kederi yok etme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevi» den). 1. Bir ve müsavi etme, beraber eyleme. Düz hâle getirme. 2. Verme, ödeme: Alacağının tesviyesini istiyor. Sûret-i tesviye = Bir meselenin halli için uzlaşma, Fr. arrangement.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

levelling. grading. smoothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arraignment. arrangement. leveling. smoothing. flattening. grading. planing or evening a surface. paying. discharging. satisfying. resolving. settling. lapping. adjustment. remittance. finish. levelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تسویه] eşitleme. 2.düzleme. 3.sonuçlandırma. 4.hesap kapatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smooth. to flatten. to level. to grade. to plane. to even. to grind. to shave. to pay. to pay up. to settle. to liquidate. to meet. even up. solve. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.eşitlemek. 2.düzlemek. 3.sonuçlandırmak. 4.hesap kapatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitter. mechanic. metalworker. locksmith. adjuster. filter. broacher. machinist. dresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Birini müteselli etme, bir vakfa mütevelli tayin etme. 2. Mütevellîlik, mütevelli sıfat ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «verâ» dan). 1. Gizleme, meramını saklama. 2. (edebiyat). Birkaç mânâsı olan bir kelimeyi kullanarak, en uzak mânâsının kastedilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأدیه] ödeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ödemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medical school. school of medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيه] tıp fakültesi, tıp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., mekteb-i fünûn-ı tıbbiyye’den kısaltma). Üniversitelerin hekim yetiştiren kısmı, tıp fakültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medical student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (armonide) Uçlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيليت] parazitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TUHAFİYYE) (i. A.). Çorap mendil eldiven gibi giyime ve kordele, dantele gibi elbise süsüne yarar şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notion's. small articles. clothing accessories. millinery. drapery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundries. notions. draper. haberdasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haberdashery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuhafiye satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variety shop / store. confectionary shop. store dresser. haberdasher. milliner. news monger. general dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drapery. haberdashery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sultan Abdülaziz yenilikçi bir padişahtı. Yapmış olduğu Avrupa seyahatinde gördüğü demiryollarına çok imrenmiş, İstanbul’a dönüşünde İstanbul – Edirne demiryolunun yapımı için bir demiryolu şirketine yetki vermiştir. Ancak yapım sırasında demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gündeme gelince çevresindekiler bu duruma karşı çıkmışlardı. Bu itirazları tebessümle karşılayan Abdülaziz “tren saraydan değil isterse üstümden geçsin yeter ki bu demiryolu yapılsın” diyerek bu konudaki isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterdi.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Türkiye’nin ilk heykeli 10 metre uzunluğundaki Osman Gazi büstüdür. Bu büst 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey’in girişimiyle Hafik-Zara yolu üzerinde yapılmıştır. Gericiler heykeli protesto ederek törene katılanları „Taş Dikenler’ olarak adlandırmışlardır. İlginç olan, açılış törenini devrin müftüsünün yapmış olmasıdır. Bu heykel 1937’de yine Sivas Valisi Nazmi Toker tarafından kaldırılmıştır.

Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ulvi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Anneye ait, anneyle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Umut. 2.İstek, arzu. 3.Niyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(UMÜMİYYET) (i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Umumîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i unnâbiyye = Unnâb ağacı çeşitlerinden ağaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(UZVİYYET) (i. A). Bir cismin uzvî olması.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vafi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir vakfın sahibi tarafından hazırlanıp tasdik edilen ve vakfın şartlarını, idare şeklini belirten vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe «var» isminden Arapça kaidesince yapılmış yanlış tâbirdir). Zenginlik, servet, mal,, varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. yanlış tabir). Zengin, varlık sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vasfı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(VASIYYET) (i. A.) (c. vesâyâ). 1. Bir kimsenin hayattayken, öldükten sonra yapılmasını istediği şeyler hakkında verdiği emir veya istek: Falan yere defnolunmasını vasiyet etti, müteveffânın bir vasiyeti vardır. 2. (cem’i) ihtarlar, nasihatler, tenbihler: O hususta vekiline vesâyâda bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devise. testament. will. last will and testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. testament. last request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bequeath. to bequeath. to make a request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Bir kimsenin vasiyetini gösteren tasdikli vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. position. set. state. things. circumstance. situation. attitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition , state ; situation , circumstances , plight ; position. aspect. ball-game. circumstance. condition. demeanour. fixed position. footing. juncture. occasion. picture. pose. posture. set up. state. status. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وضعيت] durum, konum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vecdi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vechi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -(bkz.Veli).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Parası ilerde Selenmek Uzar. yapılan alış veriş, peşin mukabili: Veresiye almak, satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the nod. on trust. on the cuff. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account. on credit. haphazardly. on tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). (şapka, perdesü, palto vesaireyi) Çıkarıp bırakma yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkroom. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkroom. cloakroom. coat rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloakroom. checkroom. vestiary. check room. dressing room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [یک سویه] aynı düzeyde, eşit seviyeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeninin içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (caseinate)tır.

Peki o zaman dışkı niçin kahverengi, idrar niçin açık sarı renktedir? Dışkının kahverengi olmasının sebebi bağırsaklarda hazmı sağlayan sıvılar, özellikler de safra suydur. Safra suyu aslında yeşil renktedir fakat gıdalarla karıştıkça kahverengi renk alır. Bu nedenle dışkı bazen yeşilimsi de olabilir. Çok az da olsa aldığımız gıdalar dışkının rengini etkiliyebilir. Örneğin vücudumuz pancara koyu kırmızı rengi veren maddeyi bazen parçalayamaz ve pancar yedikten sonra dışkı kırmızımsı bir renk alabilir.

Dışkıdaki renk, şekil ve kıvam değişikliklerinin çoğu son zamanlarındaki bir beslenme değişikliği ya da geçici bir sindirim bozukluğuna dayanır. Ancak eğer dışkı belirgin bir şekilde normalden açık veya koyu renkte ise, ya da kanlı ise, bu daha ciddi bir durumu gösterir, derhal doktora başvurulmalıdır.

Vücudumuzu terk eden sıvı maddelerin, yani idrar ve terin renginin de içilen sıvı rengi ve kimyasal yapısı ile bir alakası yoktur. Sıvı veya katı olsun yemek borusundan içeri girip, sindirim sistemimizi boydan boya geçen gıdalar eğer metabolizmada iyi parçalamazlarsa bunun sonucu dışkıda görülebilir. Ama idrar öyle değildir. İdrar metabolik artıkların dolaşım sistemi ile taşınmasıyla böbreklerde oluşur.

İdrarın normal rengi açık sarıdır. Bu renkteki değişiklikler muhakkak bir şeylerin iyi gitmediğini gösterir. Bu durumda hemen doktora gitmek gerekir. İdrar kahverengi veya kola renginde ise karaciğer veya safrakesesi problemi, kırmızı ise enfeksiyon, iltahaplanma veya idrar sisteminde kanama olabilir.

Ancak fazlaları vücuttan atılan vitaminler veya bazı doğal ve suni gıda boyaları da idrarda bunlara benzer renk değişikliklerine neden olabilir. Eğer idrarınızın rengi yeşil veya mavi ise bu duruma hemen hemen kesinlikle gıda boyaları neden olmuştur. Endişe edilecek bir durum değildir. Boyalar zarar vermeden vücuttan çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Bir günlük iş için verilen ücret, gündelik: Rençberin yevmiyesi kaç liradır. 2. Her günkü geliri ve gideri günü gününe yazmaya mahsus defter, jurnal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yenir, yenmeye yarar: Yiyecek bir şey yok mu? 2. Yenecek şey, azık, rızk: Yiyecek tedarik etmeli, biçarenin yiyeceği yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comestible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airdrop. bite. chow. diet. eats. fare. feed. food. forage. grub. keep. nosh. nourishment. nutrition. provender. refreshment. restorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aliment. board. bread. chow. comestible. diet. eats. fare. feed. food. grub. keep. nosh. nutriment. nutrition. pabulum. provender. rations. scoff. sustenance. tack. tucker. victuals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yiyeceği tuzlamak insanlık tarihinde bilinen en eski muhafaza metodudur. Arkeolojik kazılarda bu usulün taş devrinde bile bilindiğine dair bulgular elde edilmiş, hatta Çin’de bu konuda MÖ 2000 yıllarına dayanan kayıtlar bulunmuştur. Romalılar eti, balığı, zeytini, karidesi ve peyniri tuzlayarak saklıyorlardı. Eski Mısır’da da ölülerin vücutları bozulmamaları için tuzla kaplanıyordu.

Tuz, suyu çok seven bir kimyasaldır. Yiyecekteki suyu emerek, bakterilerin gelişmek için muhtaç oldukları nemli ortamı ortadan kaldırır ve bakterilerin yiyeceği bozmalarını önler. Tuz aynı zamanda bu bakterileri kendisi de doğrudan öldürür. Günümüzde eti muhafaza etmek için tuza kuvvetli bir bakteri düşmanı olan ‘potasyum nitrat’ da ilave edilir.

Aslında tuzlama bir tür pişirmedir. Et ve balığı tuzladığımızda aynen onları pişirmişiz gibi kimyasal bir reaksiyon oluşur (lakerdayı hatırlayın). Tuzlanan ette proteinler gevşer ve çözünür ki, bu, et ısıtıldığında olan olay ile aynıdır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bazı amplifikatörler için gelişmiş sinyal-parazit oranı ve daha düşük bozulma sağlayan yüksek seviyeli bir ses çıkışı.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Yümni).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Eskiden memleketin nizam ve asâyişine bakan idare, zâbıta, polis: Zaptiyeye müracaat etmek, zabtiye nezareti. 2. Bu teşkilâta mensup jandarma, polis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inanition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. debility. thinness. tuberculosis. infirmity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. infirmity. debility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظهریه] kağıdın arka yüzündeki yazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. zabtiyye

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zati).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. zevâyâ) (tes. zâviyeteyn, zâviyetân). 1. Köşe, bucak. 2. Kendini dine veren şahsın ibadetle meşgul olmak üzere çekildiği küçük tekke. Zlviyenişîn = ZAviyede oturan, münzevi. 3. (matematik) İki çizginin birleşmesinden hâsıl olan şekil, açı. Zaviye-i kaime = Dik açı. Zâviye-i hâdde = Dar açı. Ziviye-i münferice = Geniş açı. Zâviye-i mücesseme = İki çizgi yerine iki sathın birleşmesinden meydana gelen köşe. Zâviyetin-I miit&kSbiletin = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner köşe. angle açı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner. nook. angle. point of view. viewpoint. a small dervish lodge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ زاویه] açı. 2.köşe. 3.küçük tekke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Anlayışlı, kavrayışlı, zeka sahibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zeki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زوجيت] eşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zeyni).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zihni).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli görüş ve inanışın tesiri altında meydana çıkan düşünme yolu, düşünüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality. mental set. turn of mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. neşr demek olan «zür»den) (c. zürriyyât, zerârî). Nesil, soy, evlâd ve ahfad, bir adamın soyundan gelenler: Onun zürriyeti kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offspring. descendants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offspring. progeny. descendants. descendance. descent. family. generation. posterity. seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by