Iyi Kalplilik ne demek? | Iyi Kalplilik anlamı nedir? | Iyi Kalplilik

Iyi Kalplilik anlamı nedir?

iyi Kalplilik ne demek?

iyi Kalplilik anlamı nedir?

iyi Kalplilik | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: iyi kalplilik

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindheartedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Derhal almak, hemen alıp geçmek. 2. Derhal satın almak, hemen mübayaa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri cins muşmula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklerin üst dudağı üzerinde biten kıllar: Bıyık çıkmak, bıyığı gelmek. Kara bıyık, sarı bıyık, ak bı138 yık. Bazı hayvanlarda da olur: Kedi, arslan bıyığı. Ak bıyık = Bıyığı ağarmış (ihtiyar). Bıyıkaltı = Alay. Bıyıkaltından gülmek = İstihza etmek. Balıkbıyığı = Balinanın ağzından çıkan saz gibi şey. Beşbıyık = Muşmulanın iri çeşidi. Palabıyık = Bıyığı pala gibi uzun ve sert. Terbıyık = Bıyığı yeni çıkmış. Tavşanbıyığı = Bir cins ot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıyığı gelmek, bıyıklı olmak: Erkekler yirmi yaşlarında bıyıklanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olan; ak, sarı, kara bıyıklı = Bıyığı bu renklerin birinde olan. Ter bıyıklı = Bıyığı yeni gelmiş. Kıranta bıyıklı = Bıyığına kır serpmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mustached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a moustache. moustached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a m ustache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıyığı olmayan, henüz bıyığı çıkmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a m ustache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah bir cins küçük kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. preferable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. all the better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so much the better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Order Improvement)

Alış emirlerinde fiyatların yukarıya, satış emirlerinde aşağıya çekilerek fiyat önceliğinin değiştirilmesidir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Best Effort Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının izahnamede gösterilen satış süresi içinde satılmasını, satılmayan kısmın ise ihraçcıya iadesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. fizik), içinde katı bir maddenin erimiş halde bulunduğu sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution. tincture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(f.). Giyilme fiili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyilecek şey, elbise, Osm. libas, esvap: Askerin giyimi, giyim masrafları kendisine ait. 2. Bir defada giyilecek elbise vesair takımı: Bir giyim çamaşır, esvap, bir giyim nal: Bir atı nallamaya yetecek dört nal takımı. Giyimbaşı = Eskiden iç ağalarının zabiti. Giyim kuşam = Elbise, süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress. wear. clothes. attire. apparel. garment. dressing. turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. dress. attire. mode of dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparel. array. toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress and finery. wearing apparel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Giyinmiş, elbisesi mükemmel, üstü başı düzgün. Giyimli kuşamlı = Çok iyi giyinmiş, temiz, iyi kıyafetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mode of dressing. turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wear. dressing oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamaşır, esvap vesaireyi üstüne alıp vücudu örtmek, Osm. iktisâ, telebbüs etmek: Yeni yataktan kalkıp daha giyinmemişti. Yataktan kalkar kalkmaz giyinirim. Kalk giyin de çıkalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. put on. groom. tog oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. to get dressed. to dress oneself. to put on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dress oneself. to put on. don. dress. garb. rig out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Giyilecek şey, ruba, esvap, çamaşır: Giyintiye ait bazı şeyler aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready wear. ready-to-wear. off the peg clothes. ready to wear. ready- to-wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. fine. fair. well. all right. alright. great. okay. ok. sound. agreeable. comfortable. decent. well enough. gratifying. happy. just. kind. o.k. well. fine. decently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonny. decent. fine. good. goodish. likely. nice. okay. passable. pretty. right. salubrious. well. suitable. fair. all right!. ok!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good. well. plentiful. abundant. in good health. bonny. decent. fine. okay. pretty. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair weather friend. fair-weather friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benign. warm hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindheartedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fides. good will. good faith. goodwill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paved with good intentions. well intentioned. well meant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biraz veya oldukça iyi: Hastanız iyicedir. 2. Tamamen: İyice azıttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. rather good. goodish. tolerable. proper. complete. properly. fully. completely. well. widely. quite. clean. jolly well. over. thoroughly. tolerably. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodish. wide. rather well. fairly good. thoroughly. completely. fully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty good. rather well. fairly good. thoroughly. completely. carefully. clean. crashing. greatly. hyper. middling. perfectly. really. roundly. sadly. simply. sorely. tolerable. tons. vitally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iyice, adamakıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. İyileşmek, iyi olmak. 2. Sıhhat kazanmak, hastalıktan kurtulmak. 3. Olmak, kemâl bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convalescent. recovery. healing. improvement. betterment. getting better. amelioration. convalesce. recruitment. recuperation. upswing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. progress. recovery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. improvement. getting better. getting well. amelioration. convalescence. healing. restoration. upturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iyi olmak, daha iyi olmak: Çayırlar çok iyileşti. 2. Sıhhat kazanmak, hastalıktan kalkmak: Hasta iyileşti. 3. Biriyle arası iyi olmak, arasını iyileştirmek: Filânla aramız iyileşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recover. heal. get better. improve. do better. pick up. heal over. ameliorate. amend. cicatrize. come along. come through. come to. convalesce. get well. heal up. meliorate. mend. perk oneself. perk oneself up. pull round. pull through. rally. be rec.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recover. heal. get better. improve. do better. pick up. heal over. ameliorate. amend. cicatrize. come along. come through. come to. convalesce. get well. heal up. meliorate. mend. perk oneself. perk oneself up. pull round. pull through. rally. be rec. rec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get better. to improve. to recover from an illness. ameliorate. amend. come along. convalesce. heal. improve in health. look up. pick up. prosper. recover. regenerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapy. amendment. reclamation. recruitment. rehabilitation. restoration. uplift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amelioration. reclamation. to curing. correcting. improving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treatment. cure. healing. amendment. betterment. bonification. development charges. melioration. redevelopment. refection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iyi yapmak, iyiye çevirmek: Geçen günkü yağmur havayı iyileştirdi. 2. Sıhhat ve Afiyet vermek, sıhhat kazanmasına sebep olmak: Biraz çıkıp hava almak onun hayli iyileştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. heal. remedy. rehabilitate. improve. make better. upgrade. ameliorate. amend. better. cicatrize. cleanse. nurse. pull round. pull through. recruit. recuperate. set up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. doctor. heal. nurse. reclaim. remedy. restore. to cure. to heal. to doctor. to correct. to reform. to improve. to better. to mend. to ameliorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. to heal. to make sth right. to repair. to improve. ameliorate. better. fine down. restore. secundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iyi yapmak, iyileştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İyi olan şeyin hâli, hoşluk. 2. Hayır, menfaat, fayda: Bunda bir iyilik var ki... 3. Lutuf, kerem, ihsân, muavenet, yardım: Bana bir iyilik etmek ister misin? Kendisine büyük bir iyilik etti; çok iyiliği dokundu. 4. Sıhhat, Afiyet: Hasta iyiliğe yüz tuttu; Allah iyilik versin. 5. İyi muamele, yavaşlık, yumuşaklık: İyilikle kandırmalı; iyilikle söylerseniz kabul eder. İyilik bilir = Müteşekkir, minnettar, iyilik gördüğünü unutmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

favor. favour. goodness. kindness. beneficence. kindliness. loving-kindness. well-being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auspices. benefaction. blessing. boon. favour. goodness. kindness. favor. good health. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodness. kindness. favour. good deed. good health. benefit. advantage. benefaction. boon. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor. beneficent. patronizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do sb a kindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who does not forget a kindness done him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalarının iyiliğini isteyen, başkalarına iyilik etmesini seven, Fars. hayr-hâh, hayr-perver, hayırsever İYİMSER

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindly. sofly. in a friendly way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent. bighearted. kind. beneficent. humane. humanitarian. philanthropic. philanthropical. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. good. benevolent. philanthropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. hopeful. pollyanna. roseate. sanguine. optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimistic. sanguine. optimist. optimistic nikbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimist. optimistic. rose coloured. sanguine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyimser olma hâli, iyimser davranma, nikbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Kenar, uç, köşe: Bir kıyıya çekilmek; çayırın kıyılarında. 2. Deniz kenarı, sahil, Osm. leb-i deryâ: Pusulanın icadından evvel gemiler kıyıları takip ederlerdi; gemi kıyıya düştü; dalga enkazı kıyıya attı («deniz kıyısı da denir). Kıyıda bucakta = Köşede kenarda, ötede beride. Kıyı rüzgârı, kara rüzgârı = Gece vakti ekseriya karadan denize esen rüzgâr. Kıyı sıra = Sahil boyunca, sahili takip ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inshore. side. edge. coast. sea coast. shore. bank. brink. littoral. strand. waterside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beach. coast. coastline. seaboard. seafront. shore. strand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shore. coast. bank. edge. side. outskirts. beach. brink. coastal. sea front. seaboard. seaside. strand. waterside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coastal fishery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyan, esirgemeyen, merhametsiz, pek zâlim: Pek kıyıcı adamdır. 2. Tütün vesaire kıyan: Tütün kıyıcı. Kıyıda balık avlayan balıkçı. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazı çıkarmak ve korumakla görevli memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inshore fisherman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zâlimllk, merhametsizlik. 2. Tütün vesaire kıyan adamın mesleği, meşguliyeti. 3. Sahilde yapılan balıkçılık. 4. Vaktiyle sahile düşen ve devlete ait olan eşya ve enkazın çıkarılıp saklanması görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruelty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in odd corners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ince ince doğranmış: Kıyık et, tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopped up. minced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyılmış ve ince doğranmış şeyin hâli. mec. Kırıklık, Ar. inhlrâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sail along the coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İnce ince doğranmak: Bu et kıyılacaktır. 2. Gözetilmemek, kötülük edilmek: Bu güzel hayvana kıyılır mı? 3. Kırılmak, koymak, tâkat kalmamak: Dizlerim kıyıldı. 4. Ezilmek, bayılmak: İçim kıyıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut up finely. to be minced. to murder. to wrong. to harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnce doğramak iş ve şekli: Tütün kıyımı; incek kıyım; kaba kıyım. 2. Bir defada kıyılan miktar: Bir kıyım tütün. 3. Uyuşukluk, kırıklık. Ar. kesâlet. İri kıyım = Iriyarı (adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mincing. chopping. slaughter. slaughterhouse. pogrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodbath. carnage. cutting. chopping. mincing. injustice. wronging. mistreatment. massacre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting up finely. chopping up. mincing. wronging. mistreatment. massacre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir türlü doğranmış olan: İnce kıyımlı tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut or chopped up (in a certain way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ezilmek, ağrı vermek: Midem kıyındı. 2. Kırılmak, kırıklığa uğramak: Bütün vücudum kıyındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıyılmış şey, kıyma mahsûlü: Et kıyıntısı. 2. Mide ezilmesi, bayılma: Midemde bir kıyıntı vardır. 3. Kırıklık, Ar inhirâf: Vücudumda bir kıyıntı duyuyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakın, komşu; zıddı: ırak: Kıyırak yer (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uyuşmak, uyuşup karar vermek (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir düğmeye dokunarak ses ayarlaması sağlar. Üç mod (MBP Off, MBP-A, MBP-B), hem fader hem de dengeyi aynı anda kontrol eder.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kayıttan önce kasetin durumunu kontrol eder ve mümkün olan en iyi resim kalitesinin elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Gür ve yanaklara doğru uzanan bıyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very good. excellent. all right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok uzun ve gür bıyık. 2. Bu şekilde bıyığı olan. (bk.) Post.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle dokunup sürtünerek bir şeyin yüzünü soymak, alıp götürmek. 2. Üstünden sıkı silerek veya kazıyarak almak, sert silmek. 3. Çekerek çıkarmak: Bıçağı sıyırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrade. graze. shave. bark. brush. crease. glance off. hitch. scar. scrape. skim. skin. slip. slip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graze. nick. pick. scrape. to tear. peel off. to rip. to tear off. to peel off. to scrape. to graze. to brush. to polish off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to graze. to skin. to scrape to draw. to pick / gnaw clean. to eat every morsel of food on (one's plate. to pull a garment up or down a little bit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkı sürterek yüzünü aldırmak: Elin derisini, ağacın kabuğunu sıyırttı. 2. Hareket hâlinde bulunan bir şey bir cisme temas eder gibi geçmek: Kurşun sıyırttı geçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. conveyor. transporter. bearer. germ carrier. contact. conveyer. haulier. mover. vector. vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. porter. bearer. conveyor. transporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. bearer. transporter. stevedore. conveyor. carrier. supporter. hauler. carrying. conveying. live. conveyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CNR : Taşıyıcı – Gürültü Oranı (dB). Taşıyıcı – gürültü oranı, alınan taşıyıcı gücünün alınan ses gücüne göre ölçüsüdür.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Yaz günleri, güneşli sıcak günlerde genellikle beyaz veya açık renkli giysiler giyeriz. Beyaz renk güneş ışığı içinde bulunan bütün ışınları yansıtır yani bütün renklerin birleşimidir. Siyah renk ise tam aksine bütün ışınları emer. Siyah renk üzerinde hiçbir ışın yansımaz, yani aslında siyah bir renk değildir, renksizliktir.

Siyah renkli kumaşlar ışığın hepsini tuttuklarından, beyaz kumaşlara göre tenimizi 5 derece daha sıcak tutarlar. Peki öyleyse Sina çöllerindeki bedeviler niçin siyah renkte giysi giymeyi tercih ediyorlar? Çünkü siyah renkli giysi, kumaş ile tenin arasındaki havayı ısıtıyor ama aynı anda bir havalandırma mekanizmasının da çalışmasını sağlıyor. Bu ısınan havanın yerini alan hava bedevilerin serinlik hissi duymalarını sağlıyor.

Siyah giysiler güneşin tüm ışınlarını tenimize geçirirler ama beraberlerinde enfraruj ışınlarını da. Bu nedenle çok güneşli bir günde açık renk giymek kesinlikle faydalıdır. Kapalı bir yerde ise enfraruj ışınları nüfuz edemeyeceği için siyah rengin ısıyı daha fazla iletmesi avantaj yaratabilir. Belki de dışa beyaz, içe siyah giymek, giysi, ten ve hava arasındaki ısı alışverişi için en ideal kombinasyondur. Tabii kışın da tam tersi.

Kışın üst üste giyinmenin asıl faydası iki giysi arasında hava tabakası oluşmasıdır. Bilindiği gibi hava iyi bir izolatördür. Yani ısı iletkenliği iyi değildir. Bu şekilde güneşin ışığı tutulduğu gibi vücuttan da ısı kaybı olmaz. Yani kışın iki kat giyinildiğinde dıştakinin siyah, içteki giysinin ise beyaz renk olması gerçekten faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yaz günleri, sıcak günlerde genellikle beyaz veya açık renkli giysiler giyeriz. Beyaz renk güneş ışığı içinde bulunan bütün ışınları yansıtır yani bütün renklerin birleşimidir. Siyah renk ise tam aksine bütün ışınları emer. Siyah renk üzerinde hiçbir ışın yansımaz, yani aslında siyah renk bir renk değildir, renksizliktir.

Siyah renkli kumaşlar ışığın hepsini tuttuklarından, beyaz kumaşlara göre tenimizi 5 derece daha sıcak tutarlar. Peki öyleyse Sina çöllerindeki bedeviler niçin siyah renkte giysi giymeyi tercih ediyorlar? Çünkü siyah renkli giysi, kumaş ile tenin arasındaki havayı ısıtıyor ama aynı anda bir havalandırma mekanizmasının da çalışmasını sağlıyor. Bu ısınan havanın yerini alan hava bedevilerin serinlik hissi duymalarını sağlıyor.

Siyah giysiler güneşin tüm ışınlarını tenimize geçirirler ama beraberlerinde enfraruj ışınlarını da. Bu nedenle çok güneşli bir günde açık renk giymek kesinlikle faydalıdır. Kapalı bir yerde ise enfraruj ışınları nüfuz edemeyeceği için siyah rengin ısıyı daha fazla iletmesi avantaj yaratabilir. Belki de dışa beyaz, içe siyah giymek, giysi, ten ve hava arasındaki ısı alışverişi için en ideal kombinasyondur. Tabii kışın da tam tersi.

Kışın üst üste giyinmenin asıl faydası iki giysi arasında hava tabakası oluşmasıdır. Bilindiği gibi hava iyi bir izolatördür. Yani ısı iletkenliği iyi değildir. Bu şekilde güneşin ışığı tutulduğu gibi vücuttan da ısı kaybı olmaz. Yani kışın iki kat giyinildiğinde dıştakinin siyah, içteki giysinin ise beyaz renk olması gerçekten faydalıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Çok yiyen, obur. Ar. ekûl: Yiyici bir pehlivandır. 2. Gittikçe etrafa yayılıp etleri çürüten (yara): Yiyici çıban, yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiyici olma hâli, yiyiciye yakışır davranış, Osm. irtikâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiyecek şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eat up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by