Jo | Jo ne demek? | Jo anlamı nedir?

Jo | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: jo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antibiotic. a research method by which investigators systematically observe people while joining in their routine activities.

Genel Bilgi

ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltraş Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stay; to continue in a place; to have one's abode; to dwell; to sojourn; with with before a person, and commonly with at or in before a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: A very small quantity or degree; a particle; an atom; a jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angiotensin Converting Enzyme is a sort of hormone in the kidney which controls the body's fluid/salt balance and has a major role in maintaining blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. clumsy. unskilled. untrained. learner. unbaked. inexpert. callow. green. guiltless. half-baked. inept. new. raw. simple. strange. sucking. unfledged. unseasoned. unversed. young. young in one's job. beginner. novice. stranger. trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. dog. person. employee. guy. fellow. fellow man. bean. bird. bozo. chap. cookie. cooky. cuss. feller. jack. joker. buster. dick. fucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. dog. person. employee. guy. fellow. fellow man. bean. bird. bozo. chap. cookie. cooky. cuss. feller. jack. joker. buster. dick. fucker. bastard. bloke. bod. gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. person. individual. a full man. servant. attendant. one's agent / follower. chap. cove. cuss. guy. herbert. johnny. sod. son of a gun. specimen. wight.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitiştirmek, yan yana koymak; bitişik olmak, yan yana olmak adjoining (s). bitişik, yan yana.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ertelemek, tehir etmek, başka güne bırakmak; oturuma son vermek; dağılmak adjournment (i). ertelenme; oturuma son verme; iki celse arasındaki müddet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clemency. pardon. forgiveness. forgiving. removal from job / office. discharge. amnesty. dispensation. remission. tax forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pardon. to forgive. to excuse. to condone. to absolve. to overlook. to relieve / to remove from a job. post. to write off a penalty. to show clemency. to waive a debt. grant pardon. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcome the difficult part of a job. to reach the entrance of a port.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also Known As. 'Also known as' - if a person has some interest in real property by one name, but also uses another name Example: MARY JONES aka MARY HARDING JONES.

Türkçe - İngilizce Sözlük

axle. journal. axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evening journal. evening paper. afternoon paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is an acronym for the ICQ feature call Active List to create/join a group of individuals with the same interests. , all', alla, alle: To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make fun of. deride. to hold in derision. gibe. guy. jest. josh. kid. rib. ridicule. roast. scoff. sport. taunt. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. trick. con. funny business. hockey pokey. hype. jookerie. sell. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. support. base. pad. coaster. horsejack. sole plate. fundament. horse. underlay. bolster. socle. trestle. litter. skid. building block. carriage. centering mount. matting sill. joist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation AM is the standard broadcast transmission system used by the majority of licensed radio stations The term is commonly used to differentiate between AM and FM radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture with mercury and silver, gold, copper or another metal, known since classical times A major use is in dentistry.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mercanköşk otu, (bot) Majorana hortensis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name numerous species of South American parrots of the genus Chrysotis mainly green tropical American parrots a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river one of a nation of women warriors of Scythia a large

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large strong and aggressive woman. one of a nation of women warriors of Scythia. a major South American river; flows into the South Atlantic; the world's 2nd longest river. mainly green tropical American parrots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thus, Scaligerana is a book containing the sayings of Scaliger, Johnsoniana of Johnson, etc. a collection of anecdotes about a person or place mother of the ancient Irish gods; sometimes identified with Danu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. master. major. mother. patroness. fundamental. basic. capital. stock. principal. broad / adj ,. cardinal. central. chief. leading. mama mamma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıllık taksit; tahsisat, her yıl tahsil edilen belirli bir gelir; hizmete bedel olmayarak bir yerden verilen yıllık maaş.contingent annuity şarta bağlı yıllık maaş. deferred annuity ilerde belirli bir zamanda verilecek yıllık maaş. join

Türkçe - İngilizce Sözlük

anonymous. incorporate. joint-stock. anonym. incorporated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint stock company. corporation. incorporated society. joint-stock company. joint stock / stock company. joint-stock corporation. incorporated business. corporate trust.

Finansal Terim

(Joint Stock Corporation)

Bir ünvana sahip, en az 5 ortakça, ana sözleşmesinde yazılı konularda faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan ve esas sermayesi muayyen (belli) paylara bölünmüş olan sermaye şirketleridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The major character in opposition to the hero or protagonist of a narrative or drama.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder

Türkçe - İngilizce Sözlük

The more distant is called the higher apsis; the other, the lower apsis; and the line joining them, the line of apsides.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. interspace. pause. recess. remit. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediator. go-between. middleman. intercessor. intermediary. in-between. interceder. intermediate. jobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

December. slot. chasm. lag. leeway. joint. deadspace. hiatus. aperture. break. cranny. dead space. distance. intermission. interspace. lacuna.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In modern astronomy it is replaced by its three divisions, Carina, Puppis, and Vela. formerly a large constellation in the southern hemisphere between Canis Major and the Southern Cross; now divided into Carina and Pyxis and Puppis and Vela.

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly a large constellation in the southern hemisphere between Canis Major and the Southern Cross; now divided into Carina and Pyxis and Puppis and Vela.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy. companionable. jovial. sociable. social.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An image format with extremely aggressive compression at the expense of quality This format is most frequently seen by AOL users as AOL automatically compresses online images of other formats into Johnson-Grace images This is why AOL users often do not se

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any photograph, map or illustration used in preparing a job for printing. [n] Objects created by humans that have aesthetic value or express symbolic meaning, including drawings, paintings, and sculpture. v The integration and manifestation into a state o

Türkçe - İngilizce Sözlük

All illustrations used in preparing a job for printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derogatory. injurious. pejorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modem control language for asynchronous dial-up modems designed by Hayes Micro- computer Products. queue, examine or delete jobs for later execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An atlas is a package of maps coverring some part of the world, suitable for use in an application For instance an atlas might have maps of Scotland with more detailed coverage of major cities. a computer-controlled instrument which measures the Staple Le

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. unemployed. jobless. inactive. inert. passive. out of work. unproductive. without occupation. walking. lazy. strayaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual labourer. wage earner. wageworker. wage slave. part-timer. daysman. oddman. workman. timeworker. hack. farm hand. floater. hodman. runabout. day labourer. jobbing man. jobber. jack. hired man. utilityman. dayman. occasional hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. being without any real job. lounge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserved. booked. set apart. set aside. isolated. disjointed. divided. divorced. split. estranged. segregate. disunited.

Şifalı Bitki

(sefercel): Gülgillerden çiçekleri iri ve pembe renkli; yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikteki bir ağacın meyvesidir. Ayva; limondan büyük, sarı renkte, tüylü, mayhoş, dokusu sertçe ve ufak çekirdekli bir meyvedir. Vitamini boldur. Çiğ yenilmesi tavsiye edilmez. Komposto veya jöle yapılarak veya külde pişirildikten sonra yenmesi uygundur. Kullanıldığı yerler: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar. Çarpıntıyı dindirir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde; el ayak ve meme ucu çatlaklarını, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri giderir. Kabızlık çekenler ve tansiyonu yüksek olanlar yememelidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sainthood. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. tie. bind. attach. fasten. connect. tie down. unite. conjoin. assign. affiliate. attribute. band. bandage. bond. brace. braid. clasp. colligate. concatenate. copulate. cord. couple. do up. engage. enthral. enthrall. fasten up. fix. grapple. g.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assess. attach. bind. link. connect. mount. to tie. to attach. to connect. to bond. to wrap. to fasten. to bind. to couple. to gear. to join. to unite. to assemble. to pack. to hoop. to conclude. to link. to engage. to brace. to lock. to fix. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük

have down on smb. be tied. be attached to. engage. attach. be committed. adhere. cling. conjoin. connect. fasten. hang. hitch. hold on. lace. be stuck on. wed. be wedded to. yoke. yoke together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. link. linkage. connection. commitment. communication. coupling. hookup. joint. tie. attachment. fixing. fixture. brace. bracing. knot. engagement. crossband. connexion. clamp. splice. fastening. jack. binder. clip. accouplement. jun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A channel operator can ban a user from their channel; You can't join a channel from which you have been banned until the ban is removed See also kick. v to not permit; to stop; n an official restriction.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). banco, bir çeşit telli saz banjoist (i). banco çalan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business; a joint stock or capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who administers baptism; specifically applied to John, the forerunner of Christ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. bow. head. leader. leading. top. chief. crest. either of two ends. bow. glove. bulb. head. agio. exchange premium. upper end. sconce. prow. foreship. knob. fore. poll. major. boss. standard. primary. headman. header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. achievement. accomplishment. victory. win. triumph. hit. performance. click. deed. effort. feat. go. joy. prosperity. show. smash. speed. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tulsi Herb. stands for good wishes You will need good wishes to keep the bugs from enjoying the basil before you do.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derive or receive pleasure from; get enjoyment from; take pleasure in; 'She relished her fame and basked in her glory'. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Men's arms joined around outside of ladies waists, ladies rest arms on men's shoulders, all lean out slightly and step sideways to rotate to the left Many dances only basket in one direction If needed basket in reverse direction always leave enough time t

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spree; a jollification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cylindrical equipment piece players use when hitting All Major League Baseball bats are wooden; most are 34-40 inches long and weigh 31-40 ounces On non-major league levels, most hitters use aluminum bats, which provide more power than wooden bats.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. gambling den. den of thieves. den of vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feast. fiesta. bairam. festival. holiday. rejoicing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat or level piece of ground in a garden, usually a little raised above the adjoining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

like. approve. appreciate. enjoy. applaud. care. decide on. decide up. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applaud. dig. enjoy. like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to admire. to approve of. to choose. to prefer. care for. enjoy. fancy. get a kick out of. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPA's computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law. Used frequently in 'patronymics' ; Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plane of beam or joist girder members which support loads and the columns which support these members.

Türkçe - İngilizce Sözlük

do one's job for one. knock galley-west. liken. compare. assimilate. simulate. associate. bash up. belabor. belabour. clobber. imitate. sort smb. out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt; now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a me

Türkçe - İngilizce Sözlük

bored. tired. gutted. job boredom. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader. field officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbrication. overlap. joint. corbel. embarkation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereign. the most efficacious. just the job. one-to-one.

Türkçe - İngilizce Sözlük

united. joint. connected. conjoint. combined. adjunctive. confederate. conjugate. conjunct. federate. integrated. jointed. unified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. federal. joint. united. compound. composite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. joint. united. associated. combined. confederate. federal. solid.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

union. joining. coalition. cohesion. conjugation. accord. alliance. association. coalescence. concrescence. concretion. conjunction. copulation. fusion. hookup. incorporation. integration. joinder. juncture. meeting. merger. reunion. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merger. combination. accord. adjunction. alliance. coalescence. coalition. cohesion. concert. conjunction. consolidation. join. joining. league. marriage. sodality. tie up. unification. union. unity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inosculate. join. unite. confederate. coalesce. combine. conjoin. reunite. agree. affiliate. ally. ally oneself. amalgamate. associate oneself. band together. congregate. conjugate. converge. couple. fasten. federate. fuze. gang. incorporate. knit. k.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. assemble. associate. bond. close. coalesce. cohere. combine. communicate. confederate. consolidate. conspire. federate. incorporate. join. knit. merge. reunite. unite. to unite. to join. to connect. to associate. to combine. t

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one. to unite. to meet. to agree. to combine. accrete. ally. amalgamate. close. coalesce. cohere. confederate. congregate. conjoin. conjugate. consolidate. consort. converge. incorporate. link. merge. piece. warm wise. to merge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combining. assembling. joining. affiliation. aggregation. combination. fusion. incorporation. integration. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. consolidation. incorporation. union. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consubstantiate. unite. join. combine. consolidate. assemble. put together. stick together. aggregate. ally. amalgamate. associate. colligate. compound. confederate. congregate. conjoin. connect. couple. dovetail. federate. fuze. incorporate. inoscul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

Türkçe - İngilizce Sözlük

join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. co. in collaboration with. in concur with. unisonous. together. as one man. jointly. in common. as well as. co-. cum. with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to touch. to become contiguous. to adhere. to stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili polis memuru. bobby pin madeni saa tokası. bobby socks rjog, k.dili kısa çorap, özellikle kızların giydiği şoset. bobby soxer A.B.D. son modayı takip eden genç kız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

node. articulation. joint. knuckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

node. internode. ganglion. joint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Book of Mormon Cult writing, part of a religious hoax perpetrated by by Joe Smith, inventor of the polytheistic sect known as Mormonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominantly African influence and adapted by Cortijo in the mid-1950's into a popular dance style as well as tataken up by salsa musicians 2 Large barrel-shaped drums, similar to and shorter than the Cuban tum

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobber. stock broker. floor broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adulterated. corrupt. decayed. degenerate. disconcerted. off the hinges. impaired. out of joint. putrid. rancid. vitiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are two breeds, the dark or penciled, and the light; called also Brahmapootra. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three major deities of Hinduism, along with Visnu and Siva Adopted as one of the protective deities of Buddhism. the first created being of the universe; directed by Lord Visnu, he creates all life forms in the universe and rules the modes of p

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject. branch. major. province.

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. journal. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. brief report. journal. news letter. message.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twist / to sprain a joint. sprain. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sac or saclike cavity; especially, one of the synovial sacs, or small spaces, often lined with synovial membrane, interposed between tendons and bony prominences. a small fluid-filled sac located between movable parts of the body especially at joints

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small serous sac between a tendon and a bone. fluid-filled sac that allows smooth motion of muscles or tendons over a bone or joint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid-containing sac near or involving a joint or bony prominence that reduces friction between a tendon and a bone, or between a bone and skin during movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid-filled sac that is located in areas where friction is likely to occur, then minimizes the friction; for example between a tendon and bone Capsule - An enclosing structure which surrounds the joint and contains ligaments which stabilize that joint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A closed fluid-filled sac that functions as a gliding surface to reduce friction between tissues of the body The major bursae are located adjacent to the tendons near the large joints, such as the shoulders, elbows, hips, and knees. - a fluid-filled sac t

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bursa is a fluid filled sac that is located in and around the joints It is the lubricant that allows joints to move freely. fluid-filled sac, usually located at areas of friction such as between a tendon and bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bursa is a fluid filled sac that acts as a cushion between tendons, bones, and skin Like the joint, the bursa is lined by synovium and contains synovial fluid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid-filled sac They are found between tissue planes where shearing forces may act - e g at the knee and elbow They are lined by synovium and contain synovial fluid - like the joint Bursitis occurs when they are inflamed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pouch or sac. a city in northwestern Turkey. a small fluid-filled sac located between movable parts of the body especially at joints.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A joint where the ends of two objects come squarely together without scarfing or chamfering; also called butt joint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The joint where two planks in a strake meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. large. wide. grand. enormous. great. almighty. long. high. major. maxi. elder. older. ample. bulky. capacious. capital. cyclopean. no end. no end of. exalted. extended. handsome. healthy. keen. large-scale. magniloquent. mighty. precious. rousin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ample. big. bulky. colossal. considerable. crying. dire. edifice. expansive. extensive. grand. great. huge. large. legend. major. massive. prize. redoubtable. stupendous. substantial. sumptuous. tremendous. untold. voluminous. walloping. widely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. big. great. large. old. senior. grand. wide. huge. giant. full grown. capital. cyclopean. macro. mega. coarse. outsized. adult. jumbo. monumental. mammoth. large-scale. mighty. main. large-size. heavy. vast. acute. ample. blockbuster. considerable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

book of final entry. general / ledger journal. general ledger. general journal. ledger book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. charge. command. decree. enjoin. ordain. prescribe. rule. to command. to order. to decree. to enjoin. to come. to enter. to have. to eat. to drink. to say. to utter.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yüzüne gülerek kandırmak. cajolement, cajolery (i). kandırma. cajoler (i). kandırıcı kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. work. study. job of work. labor. labour. working. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. work. study. job of work. labor. labour. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting. employment. field. motion. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Crooked. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitted together. joined. stocked. frowning. sulky. carcass. construction. structure. skeleton. stack. frame. framework. studding. cage. truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixing. framework of a building. erection. assembling. joining. joint. assembly. assemblage. erecting. fitting. carcass. construction. framing. trestle. stacking. tabling. compound beam. scarf. composite. complex. provisional. pitching. a kind of scarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack. to fit together. to come up against a difficulty. to scold. to be cross with. to erect. to assemble. to join. to construct. to scarf. to set. to fix. to hit. to truss. to set up. frame. run against. strike. ta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kite. tiro. johnny-come-lately. avaricious person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Connected Entity. customer edge router A CE is part of a customer network and interfaces to a provider edge router A CE can join any set of virtual private networks Each CE connects a customer site to a PE, obtaining the VPN service for that customer site

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. withdrawal. withdrawing. retreat. regression. resignation (from a job. pull. draw. tug. shrinkage. tension. tensile. recession. recess. ebb. ebb tide. surrender. retiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chin. chinwag. jaw. eloquence. chap. chop. gab. jowl. mandible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. indentation. joggle. nick. notch. score. notched. nicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notch. dent. hack. indent. indentation. nick. gap. jag. kerf. cut. scallop. score. wiper. joggle. knurl. serrate. scoring. slap. serration. chip. dint. snick.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arjör, dolduran cihaz; savaşta kullanılan at, süvari atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanak, avurt; (k.dili). cüret, yüzsüzlük, arsızlık. cheekbone (i). yanak kemiği. cheek by jowl yan yana.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dislocation. dislocated. out of joint. protruding. projecting. projection. salient part. protuberant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to flirt with each other. to bill and coo. to joke with each other.

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail. peg. pin. knob. stud. bolt. cleat. holdfast. joggle. spake. tap bolt. gad. dowel. swivel. fulcrum. key. broach. pivot. pintle. wedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be impertinent. to spoil a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. the crowd. bulk. generality. plurality. predominance. preponderance. ruck. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generality. majority. the generality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. bulk. generality. moneyed people. preponderance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

by a majority. mostly. generally. frequently. usually. commonly. in the main.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. mass. multitude. plenty. wealth. majority çoğunluk. mostly. usually.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. a large number of. majority. amplitude. host. mass. muchness. multiplicity. overmeasure. plenitude. plethora. plurality. quantity. surfeit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanması. in committee encümende, komisyonda. joint committee birleşik komisyon. standing committee daimi encümen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, birleşmek, bitiştirmek, bitişmek, bağlamak; (bak). join.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birleşmiş, ortak. conjointly (z). birleşmiş olarak; (bak). joint, jointly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme; aynı zamanda vaki olma, rastlantı, tesadüf; (gram). bağlaç; (astr). konjonksiyon. in conjunction with ile bir arada, birlikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). konjonktiv, göz küresini göz kapaklarıyla birleştiren ince zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). konjonktivit, konjonktiv iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasket. gaskin. joint packing. packing disc. seal. stuffing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarated. rapturous. excited. cock-a-hoop. declamatory. dithyrambic. effusive. enthusiastic. glowing. gut. stirring. sweeping. vehement. in a glow. transported with joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

orgy. revel. carousal. a mandolin with a metal body. bacchanal. carouse. festivity. jollification. kick- up. life. merriment. merrymaking. rave. rave up. revelry. saturnalia. spree. team.

Türkçe Sözlük

yahut JURNAL (i. Fr. journal). 1. Bir memurun gördüklerini, işittiklerini belirterek verdiği müzekkere, küçük lâyiha, rapor: Polis curnalı. 2. Gizli tahkikat üzerine verilen rapor: Curnal vermek. 3. Gazete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disperse. separate. scatter. disband. come apart. disintegrate. crack up. go to pieces. fly to pieces. go splinters. go into splinters. be scattered. adjourn. clear. clear away. decay. decompose. diffuse. disrupt. dissolve. fall. splinter. spread. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deal. deal out. distribute. hand out. deliver. dispense. dissolve. decompose. crack up. scatter. disband. disperse. diffuse. bestrew. demount. deploy. disject. disjoint. dismantle. dispel. disrupt. dissipate. divert. dot. drown. fling off. issue. lit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sham. put-up job. thrown game. rigged game. collusion. frame- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili; (s). aziz; sevgili; samimi; pahalı. dear John azizim John; bir kızın nişanlısına yazdığı ayrılma mektubu. Dear me I Aman I Canım I Yarabbi I Deme I for dear life canını kurtaracakmış gibi. dearly (z). sevgi ile, samimi olarak; pahalıy

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. johnny raw. strange. tiro. tyro. unexperienced. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea trip / voyage. sea journey. passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. seaman. blue jacket. jacktar. jolly. mariner. salt. shipman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine. periodical. review. journal. bulletin. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journal. mag. magazine. periodical. review.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal. : a god or deity; divin

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobbing tailor. sewer.

Teknolojik Terim

Dinamik Kanal İndeksi seçilirken, izlenen program ekranın ortasına gelir ve etrafında diğer kanalların gösterildiği on iki küçük görüntü belirir. Bunlar saniyede bir kez olmak üzere sırasıyla güncellenir. Joystik uzaktan kumanda ile istenen kanal seçilebilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit of Abu Dhabi, Aden, Algeria, Bahrain, Iraq, Jordan, Kuwait, Libya, South Yemen and Tunisia. 100 dinars equal 1 rial. the basic unit of money in Yugoslavia. the basic unit of money in Tunisia. the basic unit of money in Libya. the basic u

Türkçe - İngilizce Sözlük

axle. axletree. spindle tree. arbor. journal. spindle. shaft. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cog. dental. joggle. tine. tooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indent. tooth. cog. ward. thread. clove. dentation. broach. heading. cam. snag. mesh. dog. tusk. crown. set-off. leaf. key. tumbler. prong. tine. wiper. lug. notch. back joint. jag. grinder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, parçalamak, ek yerinden ayırmak; düzenini bozmak, dağıtmak. disjointed (s). ek yerinden çıkmış. disjointedly (z). darmadağınık bir şekilde. disjointedness (i). dağınıklık, düzensizlik. disjointly (z). ayrı ayrı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A two-dimensional surface defined by an origin and two vectors that define the major and minor radii of the disk Defined by the TQ3DiskData data type.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yassı dairesel cisim, disk, kurs, ağırşak; gramofon plağı. disk harrow keskin çarklarla işleyen çiftçi tırmığı. disk jockey radyoda plak takdimciliği yapan kimse, diskcokey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable attached to the first tone of the major diatonic scale for the purpose of solmization, or solfeggio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deal with for good and all; to finish up; to undo; to ruin; to do for. the syllable naming the first note of any major scale in solmization create or design, often in a certain way; 'Do my room in blue'; 'I did this piece in wood to express my love for

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first degree of the major scale. 'Way' or 'path ' When this term is used as a suffix to a particular style of the Japanese martial arts, it is indicitive of more than just a means of combat Do indicates a discipline and philosophy with moral and spiri

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping. cutting up. woodwork. joinery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopping to pieces. woodwork. joinery. carpentry. carpenter's work. timbering. chipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. carpenter who makes woodwork. joiner. house carpenter. woodworker. rough carpenter. door maker. door fitter. furniture fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a gold brick. sell smb. a pup. swindle. cheat. spoof. gold brick. rotate. double-cross. take in. bilk. bunco. chisel. con. cozen. defraud. diddle. do. do down. do in. flimflam. gammon. gull. gyp. have. hornswoggle. jockey. nick. nobble. rac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth note of the diatonic scale This applies tomajor and minonr keys The dominant note in the key of C is G, for example.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heritable character possessed by one parent of a hybrid which, when pure, will express itself in the hybrid to the apparent exclusion of the opposite or recessive character in the other parent Also a species that comprises the majority of biota in an ec

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis A dominant usually resolves to the tonic.

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two congruent squares joined along an edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

return. turning. return. turn. comeback. rotation. spin. swing. return journey. way back. facing. gyration. regress. regression. rev.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yassı bir çeşit kayık; (zool). Zeidae familyasından bir çeşit yassı balık. John Dory dikenli dülger balığı, (zool). Zeus faber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a creature of Teutonic mythology; usually represented as breathing fire and having a reptilian body and sometimes wings. a fiercely vigilant and unpleasant woman. a faint constellation twisting around the north celestial pole and lying between Ursa Major

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the President of the U

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to unemployed individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the Preside

Türkçe - İngilizce Sözlük

node. knot. tie. difficult problem. simple knot. thumb knot. kink. joint. tangle. knurl. slub. nodule. nodus. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. house carpenter. framer. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jog. poke. prod. thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod. to goad. to incite. to provoke. to urge on. to strip up. to instigate. dig. jab. jog. poke. push. shove. thrust. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jostle. nudge. to prod continually. to nudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod slightly and continually. joggle. spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreational. diversion. high jinks. distraction. amusement. play. plaything. bash. beano. blow-out. carnival. conviviality. entertainment. festivity. fete. frolic. fun. gag. gaiety. jamboree. jollification. jolliness. jollity. merriment. merrymaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreational. diversion. high jinks. distraction. amusement. play. plaything. bash. beano. blow-out. carnival. conviviality. entertainment. festivity. fete. frolic. fun. gag. gaiety. jamboree. jollification. jolliness. jollity. merriment. merrymaking. bin

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusement. entertainment. diversion. joke. plaything. toy. distraction. frolic. fun. gaieties. game. image advertising. jollification. lark. merrymaking. party. pastime. play. quiz. recreation. revelry. shinding. special event. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertaining. amusing. fun. enjoyable. lively. rollicking. saturnalian. sociable. upbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

droll. enjoyable. quizzical. rollicking. entertaining. amusing. funny.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a good time. to amuse oneself. to enjoy oneself. to make fun of. to joke with. to loaf. to have a ball. delight. disport. entertain oneself. get a kick out of. jeer. laugh. to make merry. play. play about. relax. revel. ridicule. scoff. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

English Heritage is the national heritage body for England created by Parliament in 1984, charged with the protection of the historic environment and with promoting public understanding and enjoyment of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. additional. adjunct. annexe. appendage. appendix. collateral. excess. extension. extra. inclusion. special. subsidiary. supplement. supplementary. addition. addendum. joint. patch. affix.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendix. attachment. addendum. additional. annex. coupling. supplement. supplementary. joint. joining. easement. tailpiece. fastening. patching. splice. bond. link. extra. insert. appurtenance. enclosure. annexed. pull-out. addition. adjunct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. articulation. arthrosis. knuckle. link. linkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adding. insertion. supplementation. attachment. joining. annexation. seaming. linking. patching. lapping. splicing. enclosure. addition. repiecing. joining piece. joint. make-up. incorporation piece. affix. linkage. easement. hook-up. postscript. affixing

Türkçe - İngilizce Sözlük

suffix. add. join. attach. adjoin. join together. put to. write in. insert. affix. annex. append. interlard. interpolate. joint. link. link up. piece. put in. put on. run in. slap on. splice. subjoin. superimpose. supplement. tack. throw in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. affix. annex. append. compound. embody. interject. interpose. joint. lend. splice. superimpose. tag. to add. to attach. to join. to append. to annex.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attach to. to append to. to annex. to add to. to join. to insert. to supplement. to affix. to repiece. to hook-up. to knit. accompany. accrete. add. append. enclose. extend. joint. piece on. subjoin. throw in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

added on. joined. attached. accompanying. annexed. subjoined.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread. food. subsistence. livelihood. job. to sow. to cultivate. to sprinkle. to get rid of sb. to escape from. to throw around. farm. implant. staple products. total.

Türkçe - İngilizce Sözlük

majority. generality. plurality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

generally. usually. mostly. with a majority of votes.

Ülke

Başkent: San Salvador.

Nüfus: 5.753.000.

Yüzölçümü: 21.041 km2.

Komşuları: Batıda Guatemala, Kuzeyde Honduras.

Önemli Şehirleri: San Salvador.

Din: %75 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1821’de İspanya’dan ve 1839’da Orta Amerika Federasyonu’ndan bağımsız oldu. 1969’da Honduras ile 300.000’den fazla Salvadorlu işçi arasındaki savaşta 2.000 kişi öldü. 1979’da askeri bir darbe ile başkan Carlos Humberto Romeno hükümeti devrildi ama iktidardaki askeri-sivil cunta Küba ve Nikaragua’nın silahlandırdığı solcu isyancıları durdurmayı başaramadı. Mayıs 1984’teki seçimlerde Hıristiyan Demokratiklerden Jose Nopoleon Duarte oyların %54’ünü alarak başkan seçildi. Hükümet ve solcu isyancıların imzaladığı resmi bir barış andlaşması ile 12 yıl süren ve 75.000 kişinin ölümüne yol açan ve iç savaş 16 Ocak 1992’de sona erdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Within these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains onl

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Among these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains only

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). klips, evraklan birbirine tutturmak için kullanllan madeni tutturacak; tüfek şarjorü; (tıb). pens; (f). sıkıca tutmak, sarılmak. elipboard (i). üstünde yazı yazılan klipsli tahta. paper clip kâğıt raptiyesi, bağlaç, klips.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bade. command. decree. order. dictate. direct. tell. say the word. bid. enjoin. ordain. prescribe. rule. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. command. decree. direct. enjoin. instruct. ordain. order. prescribe. tell. to order. to command. to instruct. to enjoin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., to ve herhangi bir mastar ile emretmek, tembih etmek; hareket tarzını tayin etmek. I enjoined him to leave Ona gitmesini emrettim. from ve bağfiil ile menetmek, yasaklamak. I enjoined him from leaving Onun gitmesini menettim. enjoinment i. emir,

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zevk almak, beğenmek, hoşlanmak, sevmek; kullanabilme yeteneğine sahip olmak. enjoy oneself zevk almak, keyfine bakmak, hoşça vakit geçirmek. enjoyable s. hoş, tatlı, zevkli, eğlenceli. enjoyably z. zevk alacak surette. enjoyment i. zevk, hoşlanma; b

Türkçe - İngilizce Sözlük

intrique. trick. maneuvre. conspiracy. contrivance. intrigue. put-up job. machinations. manoeuvre manoeuver. plot. scheme. scheming. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cgs unit of work, equal to one dyne- centimeter. Unit of energy; 10 -7 Joules A unit of energy far too small to be of use in astronomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature. ripe. adult. major reşit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In John Lee's typology of love, the love of beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. adjournment. delay. putoff. suspension. suspense. continuance. holdover. procrastination. respite. retardation. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. deferment. postponement. putting back. putting off. standoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

postpone. delay. adjourn. defer. suspend. carry over. continue. hang up. hold off. hold over. lay aside. lay by. lay over. leave over. procrastinate. reserve. respite. scrub. shelve. sidetrack. stay. table. waive. put off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. defer. delay. postpone. shelve. stay. suspend. to postpone. to delay. to defer. to put sth off. to put sth back. to hold over. to adjourn. to suspend. to adjurn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

postpone. defer. to postpone. to delay. to defer. to put off. to adjourn. carry over. continue. hold over. procrastinate. put back. put over. remit. respite. stall. stand adjourned. stay. suspend. table. wait. waive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. deferment. adjournment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be postponed / deferred / delayed. to be put off. to stand adjourned. to be delayed. to lie on the table.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Employment Service: usually a branch of a state's employment security agency responsible for matching job-seekers with job orders placed with the agency through its substate offices.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek -li, -e ait, -e mahsus, üslûbunda, tarzında, biçiminde: Cantonese Kanton şehrine ait, Kanton'lu, Kanton dili journalese gazete tarzında.

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elastic. flexible. flexile. limber. limp. lithe. loose-jointed. non-rigid. nonrigid. pliable. pliant. resilient. responsive. spring. springy. sprung. supple.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. jest. pleasantry. witticism. wit. clever remark. joke. crack. quip nükte.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke. clever remark. bon mot. wit. witticism.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski zamanlarda silâhtar; bey, efendi; şövalyelik adayı; isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve bay anlamına gelen bir unvan: John Smith, Esq.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystery. enigma. secrets. hashish. hash. grass. marihuana. marijuana. joint. weed. junk. cabala. cabbala. dope. hasheesh. hay. hemp. mary jane. maryjane. pot. shit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. influence. action. efficacy. efficiency. effectiveness. forcefulness. reflection. reflexion. bearing. clout. drag. drift. force. hold. impact. impress. impression. imprint. incidence. interest. jolt. leaven. penetration. point. potency. pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of energy used in high energy physics It is the energy gained by one electron when it moves through a potential difference of one volt By definition an eV is equivalent to 1 6 x 10-19 joules This is a very small amount of energy and the mor

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fourth degree of the major scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fourth degree of the major scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

offensive terms for an openly homosexual man. a bundle of sticks and branches bound together. ornament or join by faggot stitch; 'He fagotted the blouse for his wife'. fasten together rods of iron in order to heat or weld them. bind or tie up in or as if

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a great proportion; by many degrees; very much; deeply; greatly. at a great distance in time or space or degree; 'we come from a far country'; 'far corners of the earth'; 'the far future'; 'a far journey'; 'the far side of the road'; 'far from the trut

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go; to pass; to journey; to travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A journey; a passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an agenda of things to do; 'they worked rapidly down the menu of reports'. the sum charged for riding in a public conveyance. a paying passenger. the food and drink that are regularly consumed. proceed or get along; 'How is she doing in her new job?'; 'Ho

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. difference. discrepancy. disparity. distinction. diversity. majority. discrimination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fit; to join; to unite closely, as two pieces of wood, so as to make the surface fit together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take advantage of. profit by. make use of. use. trade on. rejoice in. exploit. follow up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproportionate. jolly. darned. extremely. in spades. exceedingly. far better. jolly. amply. damned. eminently. more than enough. largely. parlous. precious. strongly. superfluously.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zayıf, kuvvetsiz, dermansız, takatsiz. feeble joke soğuk şaka. feeble minded (s). geri zekâlı; iradesiz. feebleness (i). zayıflık, kuvvetsizlik. feebly (z). zayıf bir şekilde, hafifçe, kuvvetsizce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a fest; festive; festal; appropriate to a festival; joyous; mirthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A time of feasting or celebration; an anniversary day of joy, civil or religious. an organized series of acts and performances ; 'a drama festival' a day or period of time set aside for feasting and celebration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

From Latin, joyful Another way of describing a Feast Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. joke. clause. paragraph. funnies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. article. clause. joke. vertebra.

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firearm Identification Number FIP: Firearms Interest Police. n a narrow, long, vertical wall of rock created by expansion of bounding joints by erosional forces. vertical stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin projection of metal from the casting, formed as a result of imperfect mold or core joints.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to ability of film to be registered during stripping and assembly Good fit means that all images register to other film for the same job.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güç, kuvvet, kudret; zor, cebir şiddet, baskı, tazyik; hüküm, tesir; (fiz). güç, kuvvet. force feed (mak). tazyikli yağlama, force majeure karşı konulmaz kuvvet, fors majör. force pump (mak). alavereli tulumba, baskılı tulumba. force of circumstam

Türkçe - İngilizce Sözlük

Function when individuals interested in joining a fraternity at Mercer are able to meet with members of all the organizations and learn more about them. a message area on CompuServe or Delphi, equivalent to an echo of FidoNet, a newsgroup on Usenet or a c

Türkçe - İngilizce Sözlük

jonquil. daffodil. lent lily. narcissus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Group of frames or impositions in the same forme of different jobs arranged and positioned to be printed together. To halftone or separate more than one image in only one exposure To reproduce two or more different printed products simultaneously on one s

Türkçe - İngilizce Sözlük

To combine unrelated jobs on one printing plate in order to save costs and setup charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for the Global Atmospheric Research Program, planned and coordinated jointly starting in 1968 by the WMO and the ICSU.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazette. journal. news medium. newspaper. paper. sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. journal. newspaper. paper. sheet. daily paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazetteer. journalist. legman. news agent. news-dealer. newsman. newspaperman. pressman. publicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journalist. newsagent. pressman. seller of newspaper. newsdealer. bookstall. newsagent's. newsstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journalist. newsman. newspaper seller / reporter. owner of a newspaper. newspaperman. news dealer / room / vendor / stand. gazette writer. knight of the pen. news agent. news boy. news man. newsy. publicist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet street. journalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journalism. fourth estate. newsprinting. profession of journalism. publicism. science of journalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret. clip joint. nighterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary worker. temporary employee. odd- job-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. delaying. protraction. retardation. delay. postponement. check. delay action. detainment. dilatoriness. putting back.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. postpone. adjourn. hold up. impede. keep back. procrastinate. put back. retard. set back. sidetrack. stall. stall off. stave off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joggle. passage. that fits into or onto something else. tenon. passing. fitted into. dovetailed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infection. passage. passing. dovetailed. joined by mortise and tenon. conduction. traffic. transition. tranmission. circulation. permenance. permeability. penetration. fit. keyed. shrunk. shrunken. jointer. match joint. tongue. inlaid work. scarf. scarfin

Türkçe - İngilizce Sözlük

Origin The airport at which a passenger or cargo shipment or flight begins its journey Destination The airport at which a passenger or cargo shipment or flight ends its journey Scheduled Airline An air carrier which operates over certificated routes, base

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. erkek ismi. By George ! Maşallah ! Vallahi ! St. George's Day eski takvimde 23 nisana tesadüf eden Sen Jorj yortusu, Hıdrellez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jorjet, ince ipekli kumaş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trip. journey. excursion. promenade. sightseeing. tour. travel. locomotion. outing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. outing. tour. trip. voyage. excursion. journey. promenade. walk. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. tour. outing. promenade. place for strolling. joy ride. pleasure travel. spare-time travel. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. walk. stroll. pleasure trip. tour. travel. walking promenade. traveling tour. journey. pleasure drive. cruiser. deck. gallery. aisle. corridor. platform. picnic. hike. esplanade. walkway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to walk. to stroll. to move around. to go on a pleasure trip. to go out. to tour (a place. to walk around a place. to go. to travel. to range. to move. to hike. to roam. to cruise. to see over. to tramp. to promenade. exercise. joy ride. look round. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy. bitchy. bugger. creep. killjoy. sod. tickling sensation in the throat. tickle. nerd. disagreeable person. crabby. bloody-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the course of events. the progress of a job. conduct. behaviour. goings on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

card. jocular. lark. fun. distraction. teasing. carpet sweeper. dragnet. scream. a riot. comedian. funny. amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoying coarse noise. large bag-shaped fishing net. carpet sweeper. drag-net. scoop-net. trawl. flue. sweeping net. josh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enter. incur. infiltrate. penetrate. step. to come in. go. to enter. to come in. to go in. to break into. to fit. to join. to participate in. to go into. to enter upon. to begin. to start. to reach. to cost too much. to penetrate. to teac.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, k.dili asker, er, nefer. G.l. Joe asker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

setsquare. square. t-square. rule. miter. miter joint. mitre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

duty. mission. job. work. function. service. part. assignment. commission. appointment. billet. business. charge. devoir. employment. incumbency. office. piece of work. position. situation. stint. task. workings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. assignment. commission. duty. function. job. office. onus. part. place. position. post. service. task.

Türkçe - İngilizce Sözlük

task. duty. function. office. administrative function. assignment. bailiff. billet. business. cakewalk. charge. commission. employment. incumbency. job. jurisdiction. onus. part. place. portfolio. position. business position. role. service. station. stint

Türkçe - İngilizce Sözlük

by the piece. by the job. in the lump. by contract. in bulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a lot. by the piece. by the job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

job work. work by the job. lump / piece work. lump sum job. jobbing. task work. task. lump / contract work / job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump bargain. contracting by the job. contracting for the whole lot.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlağının üstünü örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde konjonktivit denir. Çoğunlukla ilk bahar aylarında görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya ağrı vardır. Hasta ışığa bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : 4 bardak kaynak suya 1 çay kaşığı sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karıştırılır. Günde 3 kere göz banyosu yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. spy on. spy on smb. peep. peek. pry. observe. case. case the joint. keep cave. espy. eye. pry about. pry into. spy. spy out. spy upon. stand over.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Karayipler’de, Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu arasında, Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 07 Kuzey enlemi, 61 40 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 344 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 121 km.

İklim: tropikal; kuzeybatıdan daima rüzgarlar esmektedir.

Arazi yapısı: Orta kısmında volkanik özellik taşıyan dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Saint Catherine Dağı 840 m.

Doğal kaynakları: Kereste, tropikal meyveler.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.88.

ekinler: %29.41.

Diğer: %64.71 (2005 verileri).

Doğal afetler: Haziran - Kasım ayları arası kasırga mevsimidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 89,703 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -12.59 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.27 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.87 yıl.

Erkeklerde: 63.06 yıl.

Kadınlarda: 66.68 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.34 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Grenadalı.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar %82, kuzey Asyalılar ve Avrupalılar, azınlık olarak Arawaklar/Karayip Kızılderilileri.

Din: Roma Katolikleri %53, Anglikan %13.8, diğer Protestanlar %33.2.

Dil: İngilizce (resmi), Fransız kökenliler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %96.

erkekler: %96.

kadınlar: %96 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Grenada.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Saint George’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 1 bağımsız bölge; Carriacou ve Petit Martinique, Saint Andrew, Saint David, Saint George, Saint John, Saint Mark, Saint Patrick.

Bağımsızlık günü: 7 Şubat 1974 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 7 Şubat (1974).

Anayasa: 19 Aralık 1973.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), LAES, NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), OPANAL, OPCW (K

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’nın kuzeyinde, Kuzey Buz Denizi ile Atlas Okyanusu arasında, Kanada’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 72 00 Kuzey enlemi, 40 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 2,166,086 km².

Kara komşuları: 0 km.

Sınırları: 44,087 km.

İklimi: Kuzey kutbu iklimi. Ortalama sıcaklığın 7 C olmasına karşın iklim kuru ve güneşlidir. Kışlar soğuktur ve buzlu bölgelerde sıcaklık yazın bile donma noktasının altındadır.

Arazi yapısı: Ülkenin beşte dördü buz tabakasıyla kaplı olup adanın ortalarına doğru buzlar bir hayli irtifa kazanır ve ada, kocaman bir beyaz kubbe görünümü alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Gunnbjorn 3,700 m.

Doğal kaynakları: Çinko, kurşun, demir, kömür, molibden, altın, platin, uranyum, balık, fok balığı, balina, hidro enerji, petrol ve doğal gaz.

Coğrafi Not: Grönland Buz Katmanı, Antarktika`dan sonra dünyanın ikinci büyük buz kütlesidir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 56,361 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun büyük kesimi batı kıyısındaki küçük kasabalarda yaşar.

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -8.37 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.4 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 69.94 yıl.

Erkeklerde: 66.36 yıl.

Kadınlarda: 73.6 yıl (2006 veriler).

Ortalama çocuk sayısı: 2.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 (1999).

Ulus: Grönlandalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Grönlandalı %88, Danimarka ve diğerleri %12 (Ocak 2000).

Din: Evangelist Luthercilik.

Diller: Grönlandaca (Eskimo dialekti), Danimarkaca, İngilizce.

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Grönland.

yerel adı: Kalaallit Nunaat.

ingilizce: Greenland.

Bağımsızlık durumu: Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı bir adadır. Grönland’ın savunmasında ve dışişlerinde Danimarka söz sahibi olmakla beraber Grönlandlılar 1979’da yer alan bir anlaşma sonunda içişlerinde krallığa bağlı olmaktan kurtuldular.

Yönetim biçimi: Federal Demokrasi.

Başkent: Nuuk (Godthab).

İdari bölümler: 3 bölge; Avannaa (Nordgronland), Tunu (Ostgronland), Kitaa (Vestgronland).

Bağımsızlık günü: yok (Danimarka Krallığı’na bağlıdır).

Milli bayram: Haziran 21 (en uzun gün).

Anayasa: 5 Haziran 1953 (Danimarka Anayasası).

Hukuk sistemi: Danimarka.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), NC, NIB (İskandinavya Yatırım Bankası).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Topraklarının ancak %1’i tarıma elverişli olduğundan buranın yerlileri olan Eskimolar balıkçılık ve avcılıkla geçinmektedir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.1 milyar $ (2001 veriler).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1.6 (1999 veriler).

İş gücü: 24,500 (1999 veriler).

İşsizlik oranı: %10 (2000 veriler).

Endüstri: Gıda maddeleri, el sanatları, post, küçük tersaneler.

Elektrik üretimi: 295 milyon kWh (2004).

Elektrik tüketim

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. impulse. proficiency. influence. rating. task. delivery job. heavy duty. ability. arduous. arm. capability. capacity. competence. difficult. effort. energy. faculty. force. hard. impetus. lift. might. painful. parlous. pith. potency. severe. solidi

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. austerity. difficulty. drawback. hardship. hassle. job. pitfall. rigour. rub. suffering. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dayman. dayworker. hired man. jack. homeworker. utility man. daysman. floater. jobber. time worker. wage worker. wage earner. casual labourer. jobbing man. hack. daily servant. day servant. odd jobber. jobbing hand. day labo u rer. hired labo u rer. surfa

Türkçe - İngilizce Sözlük

agenda. journal. docket. order book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agenda. calendar. diary. items of business. journal. memorandum sheet. order of the day. order paper. topics of the topic genda.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının güney kısmında, Japon Denizi ve Sarı Deniz kıyısında yer alır.

Coğrafi konumu: 37 00 Kuzey enlemi, 127 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 98,480 km².

Sınırları: toplam: 238 km.

sınır komşuları: Kuzey Kore 238 km.

Sahil şeridi: 2,413 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japon Denizi 0 m; en yüksek noktası: Halla-san 1,950 m.

Doğal kaynakları: Kömür, tungsten, grafit, molibden, kurşun, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.58.

daimi ekinler: %2.01.

Diğer: %81.41 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 8,780 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Tufanlar, sismik aktivite.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 48,846,823 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.42 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.04 yıl.

Erkeklerde: 73.61 yıl.

Kadınlarda: 80.75 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 8,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Koreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen (20,000 Çinli haricinde).

Din: Hıristiyan %49, Budist %47, Konfüçyanist %3, Şamanist, diğer %1.

Diller: Korece, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.9.

erkekler: %99.2.

kadınlar: %96.6 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kore Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Kore.

Yerel tam adı: Taehan-min’guk.

kısaltma: ROK.

ingilizce: Korea, South.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Seul.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 7 metropoliten şehir; Cheju-do, Cholla-bukto, Cholla-namdo, Ch’ungch’ong-bukto, Ch’ungch’ong-namdo, Inch’on-gwangyoksi, Kangwon-do, Kwangju-gwangyoksi, Kyonggi-do, Kyongsang-bukto, Kyongsang-namdo, Pusan-gwangyoksi, Soul-t’ukpyolsi, Taegu-gwangyoksi, Taejon-gwangyoksi, Ulsan-gwangyoksi.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 15 Ağustos (1945).

Anayasa: 25 Şubat 1988.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası

Türkçe - İngilizce Sözlük

daily. day-to-day. of every day. everyday. fresh. diurnal. per diem. quotidian. workaday. casually. per diem. diary. daybook. journal. frankincense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual. daily. diary. everyday. incense. journal. mundane. frankincense. myrrh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

per diem. journal. log. daily. daily. diary. of the same day. so many days old. everyday. usual. day to day. diem per. diurnal. journal book. local customer. quotidian. workaday.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nice or keen appreciation or enjoyment; relish; taste; fancy. vigorous and enthusiastic enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vigorous and enthusiastic enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautiful. fine. good. excellent. a beauty. bonny. enchanting. favo u rable. to have a well-proportioned form. gallant. glad. goodly. jolly. lovely. picturesque. pleasant. pretty. sweet. well. wonderful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation denoting surprise, joy, or grief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cuban dance of Spanish origin, the first major Latin influence on U S music around the time of the Spanish-American War Provided the rhythmic basis of the modern tango, which makes its influence in 20th century American music difficult to trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wish of health; a salutation; a loud call. enthusiastic greeting precipitation of ice pellets when there are strong rising air currents greet enthusiastically or joyfully call for; 'hail a cab' be a native of; 'She hails from Kalamazoo' precipitate as s

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States astronomer who discovered that sunspots are associated with strong magnetic fields. prolific United States writer. to cause to do through pressure or necessity, by physical, moral or intellectual means :'She forced him to take a job in the c

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Bridport dagger St Johnstone's tippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The region back of the knee joint; the popliteal space; the hock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The English gentleman who popularized Choice Voting, which he called 'Personal Representation', in the second half of the 19th century His work captured the attention of John Stuart Mill, the most famous scholar on representative government, who unsuccess

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonderful. marvellous. marvelous. fabulous. gorgeous. fantastic. fantastical. yummy. beautiful. bully. cool. corking. divine. far-out. in the groove. groovy. immense. jolly good. keen. no mean. old. phenomenal. prodigious. ripping. scrumptious. splen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hart, like the stag, is an old bearing, though not of the earliest John Trie, son and heir of Alicia de Hertley, bore 'a hart's head caboched '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a train, a locomotive engineer and a conductor each wears a different kind of hat You will notice that various jobs in the society are designated by different hats From this we get the word hat as a slang term meaning one's specialized duties This is o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Job, the duties of a post.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scientology slang term for a particular job, taken from the fact that in many professions, such as railroading, the type of hat worn is the badge of the job The term hat is also used to describe the write-ups, checksheets and packs that outline the purpos

Türkçe - İngilizce Sözlük

man who enjoys life. man of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make mischief. to loaf. dally. to lie down on the job. lollygag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be astound / astonished / suprised at. jolt. marvel. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. pleasure. delight. enjoyment. gratification. rejoicing. enchantment. relish. elation. gusto. indulgence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. enjoyment. gusto. pleasure. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. pleasure. enjoyment. delectation. gratification. gusto. joy. palate. relish. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bog. lavatory. toilet. urinal. water closet. lav. john.

Türkçe - İngilizce Sözlük

WC. closet. john. lavatory. loo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of joy, surprise, or encouragement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oldest religion in the world The major religion of India, today.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging or pertaining to him; used as a pronominal adjective or adjective pronoun; as, tell John his papers are ready; formerly used also for its, but this use is now obsolete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Genel Bilgi

Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.

İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur.

Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.

Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satın okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz harekeli ile okumamız mümkündür.

Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur, örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 bin kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, bin kelime okuyabilen ise l,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.

Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli ‘tane tane oku’ veya ‘yüksek sesle oku’ direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.

Halbuki dakikada 6 bin kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 bin 500 kelime okuyarak ABD’yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır.

Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca sözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.

Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.

Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada bin kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

service. duty. care. maintenance. attitude study. behoof. employ. employment. facility. job. line. task. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in-service training. on-the-job training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In data communications, one segment of the path between routers on a geographically dispersed network A hop is comparable to one 'leg' of a journey that includes intervening stops between the starting point and the destination The distance between each of

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. pleasant. likeable. likable. agreeable. beautiful. fine. lovely. pretty. smooth. enjoyable. sweet. charming. affable. bonny. canny. clean-cut. congenial. debonair. debonaire. delectable. delicious. delightful. desirable. elegant. fragrant. hand. app

Türkçe - İngilizce Sözlük

liking. being fond of. enjoyment. palate. predilection. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take a shine to smb. like. enjoy. be pleased with. affect. be attracted. care. click. delight. dig. fancy. have a liking for smb. be partial to. relish. be taken by. be taken with. take a fancy to. take to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bask. care. enjoy. like. relish. savour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased with. to enjoy. to be fond of. care. care for. get a kick out of. to take kindly to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleased. glad. satisfied. delighted. contented. gratified. content. rejoiced at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contented. glad. jolly. pleased. satisfied. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word used as a shout of joy, triumph, applause, encouragement, or welcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Nile-bird The Egyptians call the sacred Ibis Father John It is the avatar' of the god Thoth, who in the guise of an Ibis escaped the pursuit of Typhon The Egyptians say its white plumage symbolises the light of the sun, and its black neck the shadow of

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of electronic indexes in a variety of subject areas, available at library terminals, from campus networked terminals, and from home computers using a modem. or Nile-bird The Egyptians call the sacred Ibis Father John It is the avatar' of the god Tho

Türkçe - İngilizce Sözlük

execution. dispatch. hatchet job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling proud. pride. pride and joy. source of pride.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cajole. convince. lead. persuade. satisfy. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who enjoys serving things to guest.

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «karn» dan masdar). 1. Yaklaşma, Ar. takarrüb: Bu rivayet gerçeğe Iktirln ediyor. 2. (astronomi) Gezegenler ile Ay’ın Dünya’ya nisbetle Güneş ile aynı boylamda bulunmaları. Fransızca: conjonction. Zıddı: Tekabül ve iki gezegenin bir boylamda bulunmaları kırin’dır. Sıfat terkibi teşkiline de girer: Hikan-ı midelet-iktirin = Adaletli hakan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addendum. addition. annex. supplement. increase. insert. enclosure. insertion. input. enlargement. appurtenance. adding. annexation. additional. adjunct. amendment. appendix. coupling. inset. loose insert. subjoinder. supplementary. supplementation.

Genel Bilgi

İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauchly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 ton ağırlığındaki bu dev makina, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be courteous to. to behave courteously to. to compliment. to flatter. to like. to enjoy. to find pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to join. to attach oneself to. accede. adhere.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddianame; suçlama, töhmet; dava açma. bill of indicment juri heyetine sunulan resmi ithamname. joint indictment birkaç kişiyi birden suçlayan ithamname.

Türkçe - İngilizce Sözlük

english. englishman. english woman. britisher. englander. brit. john bull. gringo. anglo-.

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two meanings: A short comic opera, usually with just two or three characters and lasting less than a half hour. a short movement coming between the major sections of a symphony. a short piece of instrumental music composed for performance between acts of

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of usufruct. usufruct right. usus fructus. beneficial interest. usufructuary right. right of common. access. beneficial service. legal usufruct. right to enjoyment of a property. tenancy. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joining. affiliation. membership.

Teknolojik Terim

Uzaktan kumanda üzerinde, menü sistemi üzerinden kolay ve anlaşılır çalıştırma için ir joystik/imleç kumandası bulunur.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Umman Körfezi ve Basra Körfezi ve Hazar Denizi kıyısında, Irak ve Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 32 00 Kuzey enlemi, 53 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1.648 milyon km².

Sınırları: toplam: 5,440 km.

sınır komşuları: Afganistan 936 km, Ermenistan 35 km, Azerbaycan sınırı 432 km, Azerbaycan - Nahçıvan sınırı 179 km, Irak 1,458 km, Pakistan 909 km, Türkiye 499 km, Türkmenistan 992 km.

Sahil şeridi: 2,440 km.

İklimi: Hazar Denizi kıyısında subtropikal iklim hakimdir. Ülke genelinde bozkır iklimi etkisini gösterir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli, dağlarla çevrili, yüksektir; orta kısımlarda çöl ve dağ havzaları vardır; kıyılarda ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Kuh-e Damavand 5,671 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, demir, kurşun, manganez, çinko, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.78.

ekinler: %1.29.

Diğer: %88.93 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 76,500 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, su baskınları, kum fırtınaları, depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 68,688,433 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.1 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.48 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 40.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.26 yıl.

Erkeklerde: 68.86 yıl.

Kadınlarda: 71.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.8 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: İranlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Persler %51, Azeriler %24, Gilaki ve Mazandarani %8, Kürt %7, Arap %3, Lur %2, Baloch %2, Türkmen %2, diğer %1.

Din: Şii Müslüman %89, Sünni Müslüman %10, Zerdüştçü, Musevi, Hıristiyan ve Bahai %1.

Diller: Persce ve Pers Lehçeleri %58, Türkçe ve Türk lehçeleri %26, Kürtçe %9, Lurice %2, Baloçice %1, Arapça %1, Türkçe %1, diğer %2.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %79.4.

erkekler: %85.6.

kadınlar: %73 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İran İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : İran.

Yerel tam adı: Jomhuri-ye Eslami-ye İran.

yerel kısa şekli: İran.

ingilizce: Iran.

Yönetim biçimi: Şeriat Cumhuriyeti.

Başkent: Tahran.

İdari bölümler: 28 eyalet; Ardabil, Azarbayjan-e Gharbi, Azarbayjan-e Sharqi, Bushehr, Chahar Mahall va Bakhtiari, Esfahan, Fars, Gilan, Golestan, Hamadan, Hormozgan, Ilam, Kerman, Kermanshah, Khorasan, Khuzestan, Kohgiluyeh va Buyer Ahmad, Kordestan, Lorestan, Markazi, Mazandaran, Qazvin, Qom, Semnan, Sistan va Baluchestan, Tahran, Yazd, Zanjan.

Bağımsızlık günü: 1 Nisan 1979.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 1 Nisan (1979).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institute on Rehabilitation Issues. Instrument used by teachers to determine an accurate reading level such as: Sucher-Allred Jerry Johns Basic Reading Inventory S T A R Reading Program Teacher made. from hairu, to enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis

Türkçe - İngilizce Sözlük

work accident. industrial accident. occupational accident. working accident. job disaster / accident. accident on the job. on the job accident. accident while on duty. industrial injury. job disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Location in eastern Honshu of a major shrine to Amaterasu Location in eastern Honshu of a major shrine to Amaterasu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unemployed. unoccupied. jobless. without occupation. off-the-job. out-of-work. workless. unemployed. idler. loafer. runabout.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of work. unemployed. unembroidered. corner man. out of employ. free from business. idle. inoccupied. jobless. at leisure. leisured. off work. out of employment. out of a situation. resting. unoccupied. unwaged. vacant. workless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for. beg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resign. to demit office. to vacate one's seat. abdicate. bow out. cease to hold office. chuck. to leave office. peg out. quit one's job. recede from one's position. step down. surrender one's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. association. contribution. sharing. joining. taking part.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Finlandiya ile Norveç arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 15 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 449,964 km².

Sınırları: toplam: 2,233 km.

sınır komşuları: Finlandiya 614 km, Norveç 1,619 km.

Sahil şeridi: 3,218 km.

İklimi: Güneyde ılıman, kuzeyde subarktik iklim tipi görülür.

Arazi yapısı: Daha fazla düz ve kısmen dalgalı ovalar, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hammarsjon gölünde bir koy -2.41 m.

en yüksek noktası: Kebnekaise 2,111 m.

Doğal kaynakları: Çinko, demir, kurşun, bakır, gümüş, kereste, uranyum, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.93.

daimi ekinler: %0.01.

Diğer: %94.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,150 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Çevrili sularda yüzen buz kitleleri deniz trafiğini engellemektedirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 9,016,596 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 2.76 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 78.29 yıl.

Kadınlarda: 82.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,600 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: İsveçliler, Fin ve Sami azınlığı, Yugoslav, Norveç, Yunan, Türk.

Din: Lutherci %87, Roma Katolikleri, Ortodoks, Baptist, Müslüman, Musevi, Budist.

Diller: İsveççe.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsveç Krallığı.

kısa şekli : İsveç.

Yerel tam adı: Konungariket Sverige.

yerel kısa şekli: Sverige.

ingilizce: Sweden.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Stockholm.

İdari bölümler: 21 bölge; Blekinge, Dalarnas, Gavleborgs, Gotlands, Hallands, Jamtlands, Jonkopings, Kalmar, Kronobergs, Norrbottens, Orebro, Ostergotlands, Skane, Sodermanlands, Stockholms, Uppsala, Varmlands, Vasterbottens, Vasternorrlands, Vastmanlands, Vastra Gotalands.

Bağımsızlık günü: 6 Haziran 1523.

Milli bayram: Bayrak Günü, 6 Haziran.

Anayasa: 1 Ocak 1975.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 6, G- 9, G-10, IADB (Amerika Bölgesi Kal

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. boss. job provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hustle and bustle. jostle. scrimmage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pushing. push. propulsion. impellent. impulse. impulsion. jog. repulse. repulsion. shove. thrust. jab.

Türkçe - İngilizce Sözlük

push. propel. thrust. foil. heft. hustle. impel. jog. repel. repulse. shove.

Türkçe - İngilizce Sözlük

push. propel. thrust. foil. heft. hustle. impel. jog. repel. repulse. shove. jab. jostle. nose. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to push. to shove. impel. jab. jog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. rather good. goodish. tolerable. proper. complete. properly. fully. completely. well. widely. quite. clean. jolly well. over. thoroughly. tolerably. wide.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Grönland Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İngiltere’nin kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 65 00 Kuzey enlemi, 18 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Arktik Bölge.

Yüzölçümü: 103,000 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 4,970 km.

İklimi: Ilıman iklim, Kuzey Atlas Akımı ile değişkenlik gösterir, ılıman, rüzgarlı kışlar, yağmurlu, soğuk yazlar görülmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Hvannadalshnukur 2,119 m.

Doğal kaynakları: Balık, hidro enerji, termal kaynaklar.

Doğal afetler: Deprem ve volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 299,388 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.87 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.31 yıl.

Erkeklerde: 78.23 yıl.

Kadınlarda: 82.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 220 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den fazla (2003 verileri).

Ulus: İzlandalı.

Din: Evangelist Luthercilik %93, diğer Protestanlar ve Roma Katolikleri, diğer.

Diller: İzlandaca, İngilizce, Nord lehçeleri, Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İzlanda Cumhuriyeti.

kısa şekli : İzlanda.

Yerel tam adı: Lyoveldio Island.

yerel kısa şekli: Island.

ingilizce: Iceland.

Yönetim biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Başkent: Reykjavik.

İdari bölümler: 23 bölge ve 14 şehir; Akranes, Akureyri, Arnessysla, Austur-Bardhastrandarsysla, Austur-Hunavatnssysla, Austur-Skaftafellssysla, Borgarfjardharsysla, Dalasysla, Eyjafjardharsysla, Gullbringusysla, Hafnarfjordhur, Husavik, Isafjordhur, Keflavik, Kjosarsysla, Kopavogur, Myrasysla, Neskaupstadhur, Nordhur-Isafjardharsysla, Nordhur-Mulasys-la, Nordhur-Thingeyjarsysla, Olafsfjordhur, Rangarvallasysla, Reykjavik, Saudharkrokur, Seydhisfjordhur, Siglufjordhur, Skagafjardharsysla, Snaefellsnes-og Hnappadalssysla, Strandasysla, Sudhur-Mulasysla, Sudhur-Thingeyjarsysla, Vesttmannaeyjar, Vestur-Bardhastrandarsysla, Vestur-Hunavatnssysla, Vestur-Isafjardharsysla, Vestur-Skaftafellssysla.

Bağımsızlık günü: 17 Haziran 1944 (Danimarka’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Haziran (1944).

Anayasa: 16 Haziran 1944.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Ul

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) Journal, Judge, Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the French word for 'ham' which consists of the hind leg of the pig, separated from the carcass at about the second joint of the verebrae.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specialized language used by job holders or members of particular occupations or organizations.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something done or said in order to amuse; a joke; a witticism; a jocose or sportive remark or phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make merriment by words or actions; to joke; to make light of anything. activity characterized by good humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a humorous anecdote or remark intended to provoke laughter; 'he told a very funny joke'; 'he knows a million gags'; 'thanks for the laugh'; 'he laughed unpleasantly at hisown jest'; 'even a schoolboy's jape is supposed to have some ascertainable point'. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

To jerk; to jolt; to be shaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Joint European Torus JET is the world's largest magnetic confinement fusion experiment which aims at confirming the scientific theory of fusion and the scientific feasibility of nuclear fusion for power generation. a form of fossilized coal that became po

Türkçe - İngilizce Sözlük

Johannesburg Equities Trading system It is the trading system run by the JSE to match buy and sell orders of JSE member firms automatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Joint European Torus; european fusion experiment using the Tokamaks principle, that is being operated in Culham.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jobs, Education and Training. A stream of fluid produced by discharge through an orifice into free space. a fast-moving wind current surrounded by slower moving air. an intense black.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To trick or cheat; to cajole; to delude.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafif hafif ve çabuk sallanmak veya sallamak; i. titrek hareket; hafif sallantı; bak. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It depends for its efficiency largely upon the principle of making use of an opponent's strength and weight to disable or injure him, and by applying pressure so that his opposing movement will throw him out of balance, dislocate or break a joint, etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş, görev, vazife, memuriyet; hizmet; dalavere, hileli iş. job printer ufak şeyler matbaacısı. job work götürü iş. a job lot kâr için alınan türlü türlü eşya. by the job götürü. on the job iş başında, vazife başında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eyüp; Eski Ahdin Eyüp kitabı. Job's comforter sözde teselli etmeye çalışarak birisinin kalbini kıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaş otu, bot. Coix lachrvma -jobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. en iyi vaziyeti elde etmek için manevra yapmak; cokey sıfatıyle ata binmek; hile yapmak. jockey for position (karşılaşmalarda) daha avantajlı bir yer aramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cokey, yarış atı binicisi. jockey cap uzunca siperli kasket. jockey club at yarışlarını idare eden kulüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şakacı, latifeci; hoş, eğlenceli. jocosity , jocoseness i. şakacılık, latifecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şaka cinsinden, şakalı, şaka yollu; şakacı. jocularly z. şaka olarak. jocular'ity i. şakacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged,- ging) i. itmek, sarsmak, dürtmek; yavaş ve sakin gezinmek; bir tempoda ilerlemek; i. dürtme; at gibi yürüyerek gitme; A.B.D. duvar veya yolda girinti veya çıkıntı; keskin viraj. jog the memory bir olayı veya fikri hatırlatmak için ipucu ver

Yabancı Kelime

İng. jogging

sp. doğa yürüyüşü

Belli kurallar ve grup anlayışı içinde doğada yapılan uzun yürüyüşler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of giving a jog or jogs; traveling at a jog. running at a jog trot as a form of cardiopulmonary exercise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yuhanna, Yahya. John Bull millet veya fert olarak İngilizlere verilen isim. John Barleycorn (şaka) içki, viski. John Doe huk. nazari bir davada davacıyı belirleyen ve eskiden kullanılan Zeyd'' veya Amr gibi filan manasına gelen isim. John Dory dülg

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. İngiliz yazarı Samuel Johnson'a ait veya ona benzer; süslü üslubu olan, sözü tumturaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. katılmak (kulüp, parti); buluşmak; birleştirmek; birleşmek, bağlanmak, kavuşmak; bağlamak; izdivaçla birleştirmek; k.dili bitişmek; gen. (in ile) yer almak; i. bitişim noktası; birleşme, bitişme. join battle savaşa girişmek. join hands el ele tut

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birleştirici şey veya kimse; İng. doğramacı, marangoz; A.B.D., k.dili birçok kulübün azası. joinery i. marangozluk; doğramacı işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birleşmiş, bitişmiş; müşterek, ortak. jointstock company tic. anonim şirket (sınırlı ya da sınırsız sorumluluğu olan). jointly z. müştereken, ortaklaşa, birlikte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şaka, latife, nükte; şaka mevzuu; f. şaka yapmak, latife etmek; eğlenmek, takılmak. practical joke eşek şakası. crack a joke şaka etmek, şaka yapmak. It's no joke. Şakaya gelmez. Şakası yok. play a joke on someone birine şaka yapmak, birine oy

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who makes jokes or jests; a humorist; a wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Best bower, under 2d Bower. a person who enjoys telling or playing jokes a person who does something thoughtless or annoying; 'some joker is blocking the driveway' To fit as if by joints; to coalesce as joints do; as, the stones joint, neatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow piece of scenery used to join together two flats or wings of an interior setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having joints; articulated; full of nodes; knotty; as, a jointed doll; jointed structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, joints.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plane for smoothing the surfaces of pieces which are to be accurately joi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A joker is an additional card in the deck that is used in some games The jokers isn't often used in serious poker, but when it is it's usually considered a wild card See also bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exceptionally good roll, especially a roll that reverses the likely outcome of the game An example of a joker would be a roll of double sixes to bear off your last four checkers when your opponent otherwise wins on his next turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exceptionally good roll, especially one that changes the potential outcome of a game. a person who enjoys telling or playing jokes. a person who does something thoughtless or annoying; 'some joker is blocking the driveway'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. şen, neşeli; neşe verici; İng., k.dili hoş, güzel; z., İng., k.dili pek çok, ziyadesiyle, fazlasıyle; i., İng., (argo) eğlenti; İng., (argo) denizci. jolly boat den. geminin her işe mahsus kıç filikası. Jolly Roger üzerinde çapraz iki kemi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fulya, zerrin, bot. Narcissus jonquilla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Çin tanrısı. joss house Çin tapınağı. joss paper ayinlerde veya cenaze merasimlerinde Çinlilerin yakağı bir çeşit gümüş veya altın yaldızlı kâğıt. joss stick Çin'de tapınaklarda yakılan bir çeşit buhurlu kamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pek az şey, zerre; f., down ile yazmak, kaydetmek, deftere işaret etmek, kısa not almak. jot or tittle zerre, en ufak nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. günlük, muhtıra; den. seyir jurnalı; yevmiye defteri; gazete; mecmua; parlamentonun her günkü çalışmasının yazıldığı defter, meclis zabıt defteri; mak. milin yataklara oturan kısmı. journal bearing çarkın mil yatağı. journal box mil kovanı. keep a

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. journalise f. yevmiye defterine geçirmek; muhtıra defteri tutmak veya bu deftere kaydetmek; gazetecilik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yolculuk, gezi, seyahat sefer, yol; f. yolculuk etmek. take a journey yolculuk etmek. undertake a journey uzun bir yolculuğa hazırlanıp çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. Jüpiter, baş tanrı. By Jove! İng. Vallahi! Allah Allah! Jovian s. Jüpiter gibi, Jüpitere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şen, neşeli. jovial ity, jo'vialness i. şenlik. jo'vially z. neşeyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çene kemiği, alt çene; çifte gerdan, gıdık; (kümes) hayvanların boynu altındaki sarkık deri, gerdan. cheek by jowl sıkı fıkı; yan yana.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sevinç, keyif, haz, memnuniyet, neşe. joy ride (özellikle) otomobil ile yapılan gezinti; çalınmış araba ile gezme; kaçarcasına hızlı sürüş. joy stick uçakta manevra kolu.

Yabancı Kelime

İng. joy-stick

kumanda kolu

Genellikle bilgisayar oyunlarında oyunu yönetebilmek için kullanılan özel bir araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevinçli, sevindirici, neşeli, neşeyle dolu, memnun. joyfully z. neşeyle. joyfulness i. neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. neşesiz, sevinci olmayan, kederli, üzgün, tasalı. joylessly z. neşesiz olarak. joylessness i. neşesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevinçli, keyifli, neşeli. joyously z. neşeyle. joyousness i. neşelilik.

Teknolojik Terim

JPEG, bir biçimi geliştiren ve tüm dünyaya yayan Joint Photographic Experts Group adlı bir konsorsiyumu ifade etmektedir. Dijital görüntüleri etkili biçimde sıkıştıran bir sıkıştırma biçimidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz, jonglör; hilekâr kimse. jugglery i. hokkabazlık; hile.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karışık, birbirine geçmiş, taranmamış: JOlîde-mOy = Saçları karmakarışık ve taranmamış.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. journal) (denizcilik), fcvmiye defteri. Liman Jurnali = Gemi‘m limanda bulunduğu müddetçe hâdiselerin kaydolunduğu defter. Seyir jurnali = Sefer sırasındaki olayların kaydedildiği defter. bk. Curnal.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfüçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş paçavralarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. Şaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’ya 1000 yılda gelemedi. Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanın bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene-Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı ?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından icat edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin aslı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıyan kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

Genel Bilgi

Kleopatra, Konfiçyüs, Einstein, Edison, Ts’ai Lun. Bütün bu kişilerin içinde insanlık tarihinin gelişimine en büyük faydası olan kimdir dersek, herhalde Ts’ai Lun demezsiniz. Ama O’dur. Ts’ai Lun günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de yaşayan bir memurdu ve MS 105 yılında bugünkü kullanılan hali ile kağıdı icat etti. Dutağacı kabuğu, kenevir ve kumaş parçalarını suyla karıştırarak ezdi, lapa haline getirdi, presleyerek suyunu çıkardı ve bu ince tabakayı kuruması için güneşin altında ipe astı.

Aslında insanlar MÖ 3500 yıllarında bile üzerine yazı yazabilecek çeşitli şeyler kullanıyorlardı. Kağıdın icadı sonraki devirlerde Çinlileri dünyanın en gelişmiş kültürünün sahibi yaptı. İaşırtıcıdır ki, Orta Asya’ya 751, Bağdat’a ise 793 yılında ulaşan Ts’ai Lun’un kağıt yapma metodu, Avrupa’da ilk kağıt ancak 1151 yılında İspanya’da yapılabildi.

Özellikle matbaanın icadı ile birlikte kağıda olan ihtiyaç gittikçe büyüdü. Yeterli hammadde bulmakta zorlanıldı. Ayrıca bu şekilde kağıt imalatı çok zaman alıyordu ve dünyanı bir çözüme ihtiyacı vardı.

Kesin tarih bilinmiyor ama yaklaşık 18. yüzyılın başlarında Fransız bilimci Rene - Antonie Ferchault de Reaumur ormanda ağaçların arasında yürürken bir yaban arısı kovanı gördü. Yaban arıları evlerinde olmadığından durup kovanı incelemeye başladı. Birden kovanın kağıttan yapılmış olduğunu gördü. Peki onlar paçavra kullanmadan kovanı nasıl yapıyorlardı? Sadece paçavra değil, kimyasallar, ateş ve karıştırma tanklarını da kullanmıyorlardı. Arılar insanların bilmediği neyi biliyorlardı?

Aslında her şey çok basitti. Kısa bir gözlem sonucunda gördü ki, yaban arıları ince dalları veya çürümüş kütükleri kemirir gibi ağızlarına alıyorlar, burada mide sıvıları ve salyaları ile karıştırıyorlar ve kovanlarını yapmada kullanıyorlardı. Reaumur arıların sindirim sistemini de inceleyerek buluşunu 1719 yılında Fransız Kraliyet Akademisi’ne sundu.

İlk kağıt makinesi 1798 yılında yapıldı. Ancak bu geniş bir kayışın dönerek fıçıdaki lapayı aldığı ve ince kağıt haline getirdiği, her dönüşte tek bir kağıt yapabilen basit bir makine idi. Silindirli makine çok geçmeden 1809 yılında John Dickinson tarafından ilan edildi.

Günümüzde kağıt üretimi yüksek teknoloji ile ve tam otomatik olarak yapılabilmektedir ama işlemin adı esas olarak değişmemiştir. Kağıtların arasındaki kalite farkını kullanılan lifin türü, lapanın hazırlanışı, içine katılan malzemeler, kimyasal veya mekanik metotlar belirler. Her ne kadar liflerin elde edilmesinde ağaçlar ana kaynak ise de özellik taşıayn kağıtların yapılmasında günümüzde sentetik lifler de kullanılmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overwhelming majority. crushing majority. whooping majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. experienced apprentice workman. master builder. supervisor at a construction site. master. architect. assistant. improver. journeyman. assistant architect. superintendent. headman. overseer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Endeavour, moral desire; one of the Four Goals of Human Life together with Dharma, Artha, Moksha , ,. worldly enjoyment and pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wing. to develop wings. to take wing. to be overjoyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a pup. argue. bait. bamboozle. befool. beguile. cheat. con. cozen. deceive. delude. diddle. dish. dissuade. dupe. entice. fast-talk. finagle. flimflam. fool. gammon. get round. gyp. hornswoggle. induce. intrigue. inveigle. jockey. jolly. ki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. delude. dupe. entice. fool. fox. hoodwink. hustle. induce. seduce. sell. trick. to persuade. to convince. to get round sb. to get around sb ikna etmek. to deceive. to fool. to cheat. to take sb in. to fox. to hoodwink. to cajole sb. to del

Türkçe - İngilizce Sözlük

to find a job with. to enter the service of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a door or gate. without a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

admix. embroil. interfere. intervene. meddle. mingle. mix. tangle. to mix. to mingle. to tangle. to interfere. to intervene. to meddle. to become complicated. to be confused. to join. to flow into. to run into. to be involved in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mix with. to be mixed with. to be dispersed in. to get mixed up. to become confused. to become fumbled. to become turbid / rough. to interfere in. to meddle in. to flow into. to join. to become part of. to become responsible for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. attendance. participation. being added. addition. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. taking a share. accession. adherence. adhesion. attending. communion. convulsion. joining. participating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

play ball. be in the swim. be out of the swim. take a share in. sit for. attend. join. join in. participate. take part. accompany. go with. share. be out of breath. adhere. affiliate. ally. ally oneself. put in an appearance. attach oneself to. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. attend. contribute. incorporate. join. mingle. partake. participate. to be added. to mingle. to join. to come in on sb/sth. to amalgamate. to go in for sth. to attend. to be absent. to agree with. to go along with sb/sth. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adhere. to be added to. to be mixed with. to join. to enter into. to participate in. to agree with sb. to share in sth. to partake in sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. join. annex. mix. adjoin. affiliate. ally. append. include. incorporate. inosculate. integrate. interpolate. load. mingle. number. put in. run in. superadd. tack. tinge. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. come together. rejoin. reunite. converge. resume. retrieve. return to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reunited with. to succeed in getting sth long sought for. to reach. to arrive at. to flow into another. to join another. to meet. to overlap properly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

register. record. enroll. enrol. enlist. write down. enter. book. calendar. check in. inscribe. list. set down. tape. have smth. taped. tape-record. jot. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusion. joining together. merging. becoming close friends. swarming. teeming. great excitement. uproar. combination. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fuse. to join with. to merge. to become close friends. to swarm. to teem. to combine. blend. click. commingle. mix.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fuse. to join. to merge. together. to cause people to become closer friends.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. grieved. aggrieved. depressed. despondent. dismal. doleful. down in the mouth. downcast. heavy. heavy hearted. joyless. lamentable. leaden. lugubrious. melancholic. mournful. sad. sore. unhappy. woebegone.

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün güney yarım küresinde bulunan ve gözle görülenlerin en parlağı olan bir yıldız kümesi, Lat. Canis Majoris, Fr Le Grand Chien Büyük Köpek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneless. without bones. double-jointed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in eastern Africa; achieved independence from the United Kingdom in 1963; major archeological discoveries have been made in the Great Rift Valley in Kenya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Insoluble protein that is the major constituent of the outer layer of the skin, nails, and hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discover sth new. to find out. to detect. descry. dig out / out of. discover. to make discovery. dope out. explore. find. to scent a job. pry out. spy. tell. unearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. pleasure. enchantment. delight. rejoicing. cheer. bliss. conviviality. exhilaration. glee. high spirits. humor. humour. joviality. kef. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure in life. feeling of well-being. mood. state of mind. merriment. amusement. euphoria. delight. humour. joy. pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant. delighted. in a good mood. cheerful. cheery. jolly. pleased. up. gay. blissful. bucked. cosy. elevated. jovial. merry. rejoicing. cheerfully. fit as a fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merry. in good spirits. cheery. gay. jaunty. joyous. raffish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerless. depressed. doldrums. indisposed. joyless. seedy. rough. in low spirits. in poor spirits. in the doldrums. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposed. under the weather. ail. ailing. crummy. depressed spirits. dispirited. funny. ill. joyless. liverish. out of sorts. in a pet. seedy. shaky. sick. out of spirits. spiritless. in a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arse. bitchy. bristle. bugger. creep. hair. killjoy. pill. slime. sod.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One thousand grams. : A metric unit of measurement One kilogram is equal to 1000 grams or 2 2 pounds. one thousand grams. kill-o-jool A unit for measuring mass There are 1000 g in 1 kg. n kilogram. one thousand grams; the basic unit of mass adopted under

Türkçe - İngilizce Sözlük

A blood or marriage relative; as in 'next of kin' refers to the closest relative. chemical/x-kinemage -- Kinemages or 'kinetic images' were developed to be distributed with Protein Science Journal They allow the authors of the images to communicate ideas

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease. rent. hire. buy. charter. hire on. job. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rent. to hire. to let. to lease to. to rent from. to charter from. arrent. buy. charter. estate out. to let on hire. to take on hire. hire out. job. to grant a lease. let out on hire. let out on lease. to let for rent. to take a rent. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken or worn out. broken. disjointed. candle end.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tendinous. catgut. string. chord. tendon. tie beam. balk. baulk. beam. bowstring. girder. gut. joist. ligament. rafter. rib. sinew. span. stringcourse. tie. timber. traverse. wire. catgut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. chord. girder. joist. ligament. sinew. tendon. rafter. balk. violin string. catgut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. girder. joist. rafter. bowstring. tender. chord. cross beam. crossbeam. member. sinew. tendon. truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stringing. drawing the joisting. end on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw. to string. to joist. to furnish with joists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

put smb.'s nose out of joint. break. split. crack. hurt. offend. give offence. give offense. ruffle smb.'s feelings. breach. break down. bust. cut. dampen. fracture. lacerate. outrage. pique. rive. rupture. shatter. snap. snap off. stave in. sting. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan the flame. provoke. instigate. incite. set on. warm up. excite. agitate. antagonize. defy. egg. egg on. ferment. foment. ginger. ginger up. goad. goad on. hound. hound on. inflame. jockey into. lash. prod. rouse. solicit. sting. stir up. tempt. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joisting. floor framing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

get in one's hair. put smb.'s nose out of joint. heat. anger. annoy. irritate. tease. aggravate. badger. bait. bug. burn. chafe. enrage. exacerbate. exasperate. gall. get across. heat up. huff. incense. inflame. infuriate. nettle. overheat. peeve. pr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) diz; dize benzer veya diz şeklinde şey; elbisenin diz üzerine gelen kısmı, diz yeri; hürmet veya selâm makamında diz bükme. knee breeches kısa pantolon. knee jerk diz adalesine vurulunca meydana gelen geri atma hareketi. knee joint diz mafsalı. br

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish most of a job. to finish the hardest part of a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

funny. humorous. comical. comic. ridiculous. amusing. burlesque. droll. farcical. jesting. jocose. laughable. laughing. ludicrous. quizzical. rich. risible. rum. rummy. comedian. funnyman. laugh. gilbertian. derisive. funnily. grotesque. hilarious. waggis

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. conspiracy. cabal. complot. designs. frame- up. frame up. put-up job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

next-door. vicinal. neighboring. neighbouring. neighbor. neighbour. adjacent. contiguous. flanking. neighbor. neighbour. jones.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandruff. mansion. quarter. stage. government house. day's journey. host.

Yabancı Kelime

Fr. conjonctivite

tıp göz zarı yangısı

Kornea hariç göz kapaklarının iç yüzü ile göz küresinin ön yüzünü örten zarda oluşan iltihap.

Yabancı Kelime

Fr. conjoncture

geçerli durum

Bir ülkenin ekonomik hayatının yükselme ve alçalma yönünde gösterdiği inişli çıkışlı, dalgalı hareketlerinin bütünü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consortium. business on joint account. combine. syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. visitor. sojourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken off. torn. disconnected. disjointed. penniless. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desultory. disconnected. disjointed. unattached. unstuck. broken off. torn. vagabond. tramp. drifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing which has broken off of sth. snapped off. broken off. vagabond. tramp. bum. good-for-nothing. choppy. desultory. disconnected. disjointed. tearaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run. to pursue. to harness. to hitch up a horse to. to have sb escort another. to have sb to do a job. gallop. hurry. to go the paces. pelt. put. race. rush. scamper. scour. speed. trot.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi ve Kuzey Pasifik Okyanusu, Nikaragua ve Panama arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 10 00 Kuzey enlemi, 84 00 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 51,100 km².

Kara: 50,660 km².

Su: 440 km².

Sınırları: toplam: 639 km.

sınır komşuları: Nikaragua 309 km, Panama 330 km.

Sahil şeridi: 1,290 km.

İklimi: Tropikal iklimin etkisindedir; kuru sezon (Aralık-Nisan) ; yağışlı sezon (Mayıs-Kasım); dağlık bölgeler daha soğuktur.

Arazi yapısı: Dar kıyı şeridi doğuda yükselerek yerini ülkenin belkemiğini oluşturan iç yükseltilere bırakır. Yükseltiler daha geniş bir alan kaplayan Antil Düzlüğüne yumuşak bir biçimde alçalır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Chirripo 3,810 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma elverişli: %4.4.

Sürekli ekinler: %5.87.

Diğer: %89.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Ara sıra depremler ortaya çıkmakta, Atlas Okyanusu kıyısı boyunca kasırgalar etkindir; yağış sezonu boyunca alçak kısımlarda su baskınları ve toprak kaymaları görülür; volkanik aktivite vardır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,075,261 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %28.3 (erkek 590,261; kadın 563,196).

15-64 yaş: %66 (erkek 1,359,750; kadın 1,329,346).

65 yaş ve üzeri: %5.7 (erkek 108,041; kadın 124,667) (2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.49 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.02 yıl.

Erkek: 74.43 yıl.

Kadın: 79.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 12,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - ölümleri: 900 (2003 verileri).

Ulus: Kosta Rikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %94, siyah ırk %3, Amerika yerlileri %1, Çinliler %1, diğer %1.

Dinler: Roma Katolikleri %76.3, Evangestler %13.7, diğer Protestanlar %0.7, Yahova şahitleri %1.3, diğer %4.8, inançsız %3.2.

Diller: İspanyolca (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %96.

Erkek: %95.9.

Kadın: %96.1 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kosta Rika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kosta Rika.

Yerel tam adı: Republica de Costa Rica.

yerel kısa şekli: Costa Rica.

ingilizce: Costa Rica.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: San Jöse.

İdari bölmeler: 7 bölüm; Alajuela, Cartago, Guanacaste, Heredia, Limon, Puntarenas, San Jose.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 7 Kasım 1949.

Hukuk sistemi: İspanyol hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Paza

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hamper. to bring a job to a standstill. to hobble a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. pejoration. setback.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. economize. employ. enjoy. exercise. exert. tap. touch. use. utilize. to use. to drow on/upon sth. to employ. to utilize. to drive. to wear. to take. to smoke.

Genel Bilgi

Giysilerinizi evde çamaşır makinesinde yıkarken kirleri çözen madde sudur. Ancak örneğin yünlü kumaşlarda olduğu gibi, birçok kumaş türünde su etkili olamayabilir.

Kuru temizlemede suyun yerine bir petrol ürünü kullanılır. İnsanlarda ıslaklık, suyla temas anlamında algılandığından bu işleme kuru temizleme denilmektedir. Aslında olay kuru ortamda yapılmamaktadır.

Joly Belin adında bir Fransız, kazara giysisinin üzerine kerosen dökmüş ve bunun giysisinin üzerindeki lekeyi temizlediğini hayretle görmüştü. Bu işin üzerine giderek 1840’h yıllarda Paris’te ilk kuru temizleme işletmesini açmıştı.

Başlangıçta kuru temizlemede çözücü madde olarak gaz veya kerosen kullanılıyordu. Günümüzde ise hemen hemen tüm dünyada ‘perkloroetilen’ veya kısaca ‘perk’ diye tanımlanan bir çözücü kullanılmaktadır.

Elbiseler, kuru temizleyicide su yerine bu çözücü ile yıkanır. Çözücü buharlaşmasın, havayı kirletmesin ve tekrar kullanılabilsin diye her seferinde bir yerde toplanır. Bu şekilde temizlenen giysiler, ütülenince yeni gibi dururlar.

Kuru temizleme yapılan giysileri eve getirdiğinizde, beraberinde baş ağrısı ve mide bulantısı riskini de getirdiğinizi unutmayın. Kuru temizlemede kullanılan bu ‘perk’ isimli madde çok toksik olup, vücudumuzun önemli organları ve sinir sistemimiz üzerinde zararlı etkileri vardır.

Havada milyonda yüz partikül olunca zararlı etkileri görülmeye başlanılan bu çözücünün oranının, kuru temizleme yapılmış bir giysinin, kapalı bir arabaya konulup, on beş dakika tutulması ile milyonda 350’ye ulaştığı tespit edilmiştir.

İster inanın, ister inanmayın birçok kumaş türü kuru temizleme gerektirmez. Kuru temizlemenin tek avantajı kumaşların çekmelerine ve şekillerini kaybetmelerine yol açmamasıdır.

Üretici firmaların, giysilerin etiketlerine ‘sadece kuru temizleme’ şeklinde ikaz yazmalarının ana sebebi, garanti süresince geri almak zorunda oldukları giysileri, çekme ve deformasyon tehlikesinden korumak içindir. Özellikle ipek ve suni ipekten yapılmış giysiler güvenli bir şekilde elle yıkanabilirler.

Genel Bilgi

Giysilerinizi evde çamaşır makinesinde yıkarken kirleri çözen madde sudur. Ancak örneğin yünlü kumaşlarda olduğu gibi, birçok kumaş türünde su etkili olmayabilir.

Kuru temizlemede suyun yerine bir petrol ürünü kullanılır. İnsanlarda ıslaklık, suyla temas anlamında algılandığından bu işleme kuru temizleme denilmektedir. Aslında olay kuru ortamda yapılmamaktadır.

Joly Belin adında bir Fransız, kazara giysisinin üzerine kerosen dökmüş ve bunun giysisinin üzerindeki lekeyi temizlediğini hayretle görmüştü. Bu işin üzerine giderek 1840’lı yıllarda Paris’te ilk kuru temizleme işletmesini açmıştı.

Başlangıçta kuru temizlemede çözücü madde olarak gaz ve kerosen kullanılıyordu. Günümüzde ise hemen hemen tüm dünyada “perkloroetilen” veya kısaca “perk” diye tanımlanan bir çözücü kullanılmaktadır.

Elbiseler, kuru temizleyicide su yerine bu çözücü ile yıkanır. Çözücü buharlaşmasın, havayı kirletmesin ve tekrar kullanılabilsin diye her seferinde bir yerde toplanır. Bu şekilde temizlenen giysiler, ütülenince yeni gibi dururlar.

Kuru temizleme yapılan giysileri eve getirdiğinizde, beraberinde baş ağrısı ve mide bulantısı riskini de getirdiğinizi unutmayın. Kuru temizlemede kullanılan bu “perk” isimli madde çok toksik olup, vücudumuzun önemli organları ve sinir sistemimiz üzerinde zararlı etkileri vardır.

Havada milyonda yüz partikül olunca zararlı etkileri görülmeye başlanılan bu çözücünün oranının, kuru temizleme yapılmış bir giysinin, kapaşı bir arabaya konulup, on beş dakika tutulmsı ile milyonda 350’ye ulaştığı tespit edilmiştir.

İster inanın, ister inanmayın birçok kumaş türü kuru temizleme gerektirmez. Kuru temizlemenin tek avantajı kumaşların çekmelerine ve şekillerini kaybetmelerine yol açmamasıdır.

Üretici firmaların, giysilerin etiketlerine “sadece kuru temizleme” şeklinde ikaz yazmalarının ana sebebi, garanti süresince geri almak zorunda odukları giysileri, çekme ve deformasyon tehlikesinden korumak içindir. Özellikle ipek ve suni ipekten yapılmış giysiler güvenli bir şekilde elde yıkanabilirler.,

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Şarjöre takılı tüfek fişekliklerini koymaya mahsus köseleden küçük çanta; kütüklük, palaska kayışına geçirilerek taşınır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of surprise; commonly followed by me; as, La me! the syllable naming the sixth note of a major or minor scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g A is the sixth degree, or La, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale Lacrimoso - Tearful, mournful Lamento - Mournful, sad

Türkçe - İngilizce Sözlük

to load , loading , to bootstrap , to charge , to download , boutique , premise , premises , shop , store , joint , business , downloading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Teacher, or one who is revered Lotus Sutra A scripture of major importance to various schools within the Mahayana tradition It describes the virtues of the Bodhisattva, and emphasises that all sentient beings posses Buddha-nature and can attain Enlightenm

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a type of low melting point wax derived from sheep It has been widely used in waterproofing preparations for leather, but has some major disadvantages a) It softens leather very easily, leading to deformation of walking boots and loss of support t

Türkçe - İngilizce Sözlük

the upper side of the thighs of a seated person; 'he picked up the little girl and plopped her down in his lap'. an area of control or responsibility; 'the job fell right in my lap'. the part of a piece of clothing that covers the thighs; 'his lap was cov

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term applied to the distance that one piece is laid over another in making a lap joint. To wash or slap against with soft liquid sounds A watery food or drink. that part of a roof or flashing that overlaps or covers any portion of the same or another ty

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term applied to the distance that one piece is laid over another in making a lap joint. To wash or slap against with soft liquid sounds A watery food or drink. that part of a roof or flashing that overlaps or covers any portion of the same or another ty

Türkçe - İngilizce Sözlük

jest. witty remark. banter. chaff. fun. gag. giggle. hoax. joke. persiflage. pleasantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jest. witty remark. banter. chaff. fun. gag. giggle. hoax. joke. persiflage. pleasantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crystalline lens of the eye is located behind the pupil and iris of the eye and its job is to flex and bend to help focus the light coming in The lens relaxes and contracts when focused at near and far distances to apply more or less 'zoom' power in o

Türkçe - İngilizce Sözlük

flavour. relish. savour. zest. taste. flavor. savor. pleasure. enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. taste. enjoyment. delectation. flavour. salt. savour. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a military dictatorship in northern Africa on the Mediterranean; consists almost entirely of desert; a major exporter of petroleum; involved in state-sponsored terrorism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a military dictatorship in northern Africa on the Mediterranean; consists almost entirely of desert; a major exporter of petroleum; involved in state-sponsored terrorism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a major component of the cell wall of certain plant materials, such as wood, hulls, straws, and over-ripe hays This fraction is essentially indigestible by all animals and is the substance that limits the availability of cellulose carbohydrates

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lignin is a major component of the cell wall of certain plant materials, such as wood, hulls, straws, and over-ripe hays This fraction is essentially indigestible by all animals and is the substance that limits the availability of cellulose carbohydrates

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any intermediate rod or piece for transmitting force or motion, especially a short connecting rod with a bearing at each end; specifically , the slotted bar, or connecting piece, to the opposite ends of which the eccentric rods are jointed, and by means o

Türkçe - İngilizce Sözlük

The length of one joint of Gunter's chain, being the hundredth part of it, or 7.92 inches, the chain being 66 feet in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To connect or unite with a link or as with a link; to join; to attach; to unite; to couple.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any such piece of ground where golf is played. a fastener that serves to join or link; 'the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction' an interconnecting circuit between two or more locations for the purp

Türkçe - İngilizce Sözlük

the means of connection between things linked in series. a fastener that serves to join or link; 'the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction'. the state of being connected; 'the connection between church and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any intermediate rod or piece for transmitting force or motion, especially a short connecting rod with a bearing at each end; specifically , the slotted bar, or connecting piece, to the opposite ends of which the eccentric rods are jointed, and by means o

Türkçe - İngilizce Sözlük

The length of one joint of Gunter's chain, being the hundredth part of it, or 7.92 inches, the chain being 66 feet in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To connect or unite with a link or as with a link; to join; to attach; to unite; to couple.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any such piece of ground where golf is played. a fastener that serves to join or link; 'the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction' an interconnecting circuit between two or more locations for the purp

Türkçe - İngilizce Sözlük

the means of connection between things linked in series. a fastener that serves to join or link; 'the walls are held together with metal links placed in the wet mortar during construction'. the state of being connected; 'the connection between church and

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Avrupa, Baltik Denizi kıyısında, Letonya ve Rusya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 56 00 Kuzey enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 65,200 km².

Sınırları: toplam: 1,613 km.

sınır komşuları: Beyaz Rusya 653.5 km, Letonya 588 km, Polonya 103.7 km, Rusya 267.8 km.

Sahil şeridi: 90 km.

İklimi: Deniz ve kıtasal iklim tipleri arasında geçiş yaşandığı görülür.

Arazi yapısı: Alçak ovalar, çok sayıda dağınık küçük göller, verimli topraklar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Baltik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Juozapines/Kalnas 292 m.

Doğal kaynakları: Bataklık kömürü, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %44.81.

daimi ekinler: %0.9.

Diğer: %54.29 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 70 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,585,906 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.71 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.2 yıl.

Erkeklerde: 69.2 yıl.

Kadınlarda: 79.49 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.2 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 1,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Litvanyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Litvanyalı %80.6, Rus %8.7, Polonyalı %7, Beyaz Rus %1.6, diğer %2.1.

Din: Roma Katolikleri, Lutherciler, Rus Ortodoksları, Protestanlar, Evangelist Hıristiyan Baptistler, Müslümanlar, Museviler.

Diller: Litvanyaca (resmi), Polonyaca, Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.6 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Litvanya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Litvanya.

Yerel tam adı: Lietuvos Respublika.

yerel kısa şekli: Lietuva.

Eski adı: Litvanya Sovyet Sosyalist.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Vilnius.

İdari bölümler: 44 bölge ve 11 belediye: Akmenes Rajonas, Alytaus Rajonas, Alytus, Anyksciu Rajonas, Birstonas, Birzu Rajonas, Druskininkai, Ignalinos Rajonas, Jonavos Rajonas, Joniskio Rajonas, Jurbarko Rajonas, Kaisiadoriu Rajonas, Kaunas, Kauno Rajonas, Kedainiu Rajonas, Kelmes Rajonas, Klaipeda, Klaipedos Rajonas, Kretingos Rajonas, Kupiskio Rajonas, Lazdiju Rajonas, Marijampole, Marijampoles Rajonas, Mazeikiu Rajonas, Moletu Rajonas, Neringa Pakruojo Rajonas, Palanga, Panevezio Rajonas, Panevezys, Pasvalio Rajonas, Plunges Rajonas, Prienu Rajonas, Radviliskio Rajonas, Raseiniu Rajonas, Rokiskio Rajonas, Sakiu Rajonas, Salcininku Rajonas, Siauliai, Siauliu Rajonas, Silales Rajonas, Silutes Rajonas, Sirvintu Rajonas, Skuodo Rajonas, Svencioniu Rajonas, Taurages Rajonas, Telsiu Rajonas, Traku Rajonas, Ukmerges Rajonas, Utenos Rajonas, Varenos Rajonas, Vilkaviskio Rajonas, Vil

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilitli çekmece veya dolap; den. dolap, ambar; kilitleyen kimse; kilitleyici şey. locker room sporcuların elbise ve aletleri için dolaplı oda. Davy Jones's locker denizin dibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'word', associated in Hellenistic Jewish thought with divine wisdom, as God's creative presence In Stoic thought, logos was understood as the ordering principle of the universe In the prologue of John's Gospel, the Logos is made incarnate. A sym

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'word,' a term that came to be applied particularly to Jesus Christ as the divine Word made flesh. a Greek word meaning intelligence, wisdom, God, spirit, fire, and order The Apostle John identified Jesus as the Logos in The Gospel of John. , 'w

Türkçe - İngilizce Sözlük

Traditionally, the LOGOS in John 1 1 was translated as 'the Word,' but the Greek 'LOGOS' can also be translated as 'Reason' which is defined below.

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant. auberge. clip joint. eating house. victuals house.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. uzun; uzun süren, yorucu;mesafece uzun; alışılmıştan uzun; şümullü, uzak (tarih); i., (şiir) uzun hece. long division bak. division. long dozen on üç. Long Island New York eyaletinde bir adanın ismi. long johns A.B.D., k.dili uzun paçalı don.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of trading See Even Lot, Job Lot, and Round Lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of trading See Even Lot, Job Lot, and Round Lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. articulation. bell crank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

articulation. joint. link. knukle joint. ball and socket joint. hinge. knuckle. juncture. toggle. pin connection.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kral John tarafından 1215'te çıkarılan ve halkın bireysel hak ve dokunulmazlıklarını tanıyan siyasal belge; kişisel özgürlüğü savunan herhangi bir anayasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. binbaşı; müz. majör; man. büyük terim, büyük önerme; A.B.D. bir üniversite ögrencisinin takip ettiği esas sertifika, birinci disiplin; (bir branşta) öğrenci. major general tuğgeneral.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük; başlıca, çoğu (kısım), asıl; müz. (gam) majör; man. tasımın büyük önermesine ait. major key majör perdesi. major offense büyük suç. major premise, major term man. büyük terim, büyük önerme. major suit briçte kupa veya maça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekseriyet, çoğunluk; oy çoğunluğu; rüşt, erginlik, reşitlik. absolute majority salt çoğunluk.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Endonezya ile Güney Çin Denizi Sınırında, Vietnam’ın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 2 30 Kuzey enlemi, 112 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 329,750 km².

Sınırları: toplam: 2,669 km.

sınır komşuları: Bruney 381 km, Endonezya 1,782 km, Tayland 506 km.

Sahil şeridi: 4,675 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Tepelikler ve dağlarla çevrili kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Gunung Kinabalu 4,100 m.

Doğal kaynakları: Kalay, petrol, kereste, bakır, demir, doğal gaz, boksit.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.46.

daimi ekinler: %17.54.

Diğer: %77 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,650 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 24,385,858 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.5 yıl.

Erkeklerde: 69.8 yıl.

Kadınlarda: 75.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.04 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 52,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,000 (2003 verileri).

Ulus: Malezyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Malaya ve diğer yerliler %58, Çinli %27, Hint %8, diğer %7.

Din: İslam, Budizm, Taoizm, Hinduizm, Hıristiyanlık.

Diller: Bahasa Melayu (resmi), İngilizce, Çin lehçeleri (Cantonese, Mandarin, Hokkien, Hakka, Hainan, Foochow), Tamil, Telugu, Malayalam, Panjabi, Thai.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.7.

erkekler: %92.

kadınlar: %85.4 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Malezya.

Eski adı: Malezya Federasyonu.

Yönetim biçimi: Federal Meşruti Monarşi.

Başkent: Kuala Lumpur.

İdari bölümler: 13 bölge ve 2 federal arazi; Johor, Kedah, Kelantan, Labuan, Melaka, Negeri Sembilan, Pahang, Perak, Perlis, Pulau Pinang, Sabah, Sarawak, Selangor, Terengganu, Persekutuan Vilayeti.

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1957 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü /Malezya Günü, 31 Ağustos (1957).

Anayasa: 31 Ağustos 1957.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC, ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fo

Türkçe - İngilizce Sözlük

possessor. owner. proprietor. joint owner. titleholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In John Lee's typology of love, obsessive love.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass Messuage Misericord Missal Moralia in Job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. joiner. cabinet maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. cabinetmaker. joiner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sweet marjoram mercanköşk, güvey otu, bot. Majorana hortensis. common marjoram, wild marjoram keklik otu, yer fesleğeni, bot. Origanum vulgare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An identification number or method of relating to the erector which joist, joist girder or other separate part of the building goes at what location when being erected, i e , J1, K25, L7, G12, or JG9 See Piece Mark and Part Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

glad. pleased. happy. content. grateful. satisfied. delighted. chuffed. gladsome. gratified. rejoiced at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. satisfaction. gratification. joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil servant. employee. clerk. functionary. incumbent. jobholder. member of the staff. office bearer. officer. official. policeman. public servant. salaried man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

office. place. position. serve. service. situation. government job. official post. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. position. civil service post. government job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. benefit. interest. beneficium. gain. joint interest. profit. utility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunshot. range. reach. shot. stage. day's journey. army transport corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distance. space. interval. breadth. journey. margin. remove. shoot. span. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distance. space. interval. breadth. journey. margin. remove. shoot. span. way. ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distance. interval. pitch. space. range. way. travel. march. journey. mileage. lag. intercept. cast. extent. fetch. flight. ground. length.

Türkçe - İngilizce Sözlük

work. occupation. activity. concern. being busy. employment. industry. job. preoccupation. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. profession. career. job. trade. path. walk of life. avocation. calling. game. ism. metier. shop. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. profession. career. job. trade. path. walk of life. avocation. calling. game. ism. metier. shop. vocation. line. occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boozer. pub. saloon. wine shop. bar. joint. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. restaurant. pub. bar room. bistro. dive. dive bar. drinking house. grog shop. public house. joint. pothouse. saloon. taphouse. taproom. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

axis. gudgeon. pivot. axle. central topic of conversation. journal. swivel. spindle. spindle tree. fulcrum. mandrel. arbor. pole. post. prop. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest rate of base pay an organization pays for jobs within a grade or pay band.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. company. visitor. caller. lodger. sojourner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing mitre i. piskoposluk tacı; piskoposluk rütbesi; gönye. miter box gönye kesmek için testereyi kılavuzlayan kutu. miter joint gönye. miter wheels bir birine 45 derecelik açı ile geçme dişli çark.mitered, mitred s. piskopos tacı giyinmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unreliable. unpredictable. poor sport. spoilsport. killjoy. wet blanket.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Batı musikisindekl iki makamdan (majör ve minör) her biri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The moral Gower John Gower, the poet, is so called by Chaucer Father of moral philosophy Thomas Aquinas. able to know right from wrong in conduct; deciding and acting from that understanding. virtuous, doing the right thing. referring to what is right and

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. 1830 senesinde New York eyaletinde Joseph Smith tarafmdan kurulan bir mezhebin üyesi; s. Mormonlara özgü. Book of Mormon bu mezhebin kitabı. Mormonism i. Mormon mezhebi usulu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relates to movements of muscles. neurological term to represent that portion of the nerve or joint responsible for activity or motion, as compared to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works as a cleaner. messenger or doorman in a government office. employee (generally of a lower status. jobholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal. consociate. mutual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. mutual. joint. combined. corporate. concurrent. conjugate. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. collectively. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough draft of a written work. copy. foul copy. draft. first draft. manuscript. petty journal. rough copy. rough draft. work sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninterrupted. joint. continuous. consecutive. serial. solidary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint debt. solitary obligation. solidary obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

happy. blissful. merry. blithe. chuffed. contented. delighted. elated. felicitous. palmy. rejoicing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessed. blithe. content. elated. exultant. gay. glad. happy. jolly. thankful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

happiness. high. joy. weal. wellbeing. bliss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unhappy. unfortunate. joyless. infelicitous. woebegone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. crestfallen. downhearted. joyless. miserable. unhappy. in low spirits. in poor spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismal. joyless. lugubrious. moody. seedy. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoax. prank. rag. trick. teasing. practical joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of English Query minor entity that indicates how its associated major entity is identified in questions and statements, for example, 'book' refers to the major entity Books table.

Teknolojik Terim

Navi Shuttle’de, çeşitli çalma seçeneklerine ulaşmak için bir Jog halka ve menü seçeneklerini seçmek için bir imleç artısı bulunmaktadır. DVD’nin tek parmakla kontrol edilebilmesini sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vivacity. gaiety. joy. cheer. merriment. cheerfulness. hilarity. sprightliness. mirth. frolic. brightness. buoyancy. cheeriness. esprit. exhilaration. glee. humor. humour. jocundity. jolliness. jollity. joviality. pleasantry. raciness. rejoicing. spi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. frolic. fun. gaiety. gayness. glee. hilarity. joy. lift. merriment. mirth. radiance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. merriment. gaiety. good spirits. frisk. frolic. gayness. goodwill. hilarity. juice up. mirth. sport. sunshine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blossom. lighten. to be joyful. to grow merry. to cheer up. to buck up. to brighten. to perk up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become cheerful. cheer. come on. effervesce. jollify. perk up. rejoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. cheery. joyful. merry. gay. jolly. hilarious. sprightly. sunny. airy. animate. animated. blithe. boon. breezy. bright. bucked. buoyant. buoyed up. chirpy. cock-a-hoop. debonair. debonaire. easygoing. eupeptic. exhilarated. gamesome. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. blithe. breezy. bright. bubbly. buoyant. cheerful. cheery. chirpy. convivial. ebullient. gay. gleeful. hilarious. jaunty. jocund. jolly. joyful. lively. merry. sanguine. sporty. sprightly. sunny. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. joyful. merry. in good spirits. animated. blithe. cheery. chippy. chirpy. cock a hoop. convivial. festal. flushed. frisky. gay. gladsome. gleeful. good- humored. happy. jocund. jolly. jovial. joyous. lively. lyrical. perky. rip roaring. rollicki

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative majority. proportionate majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the nobility; a noble; a peer; one who enjoys rank above a commoner, either by virtue of birth, by office, or by patent.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Avrupa’da, Kuzey Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İsveç’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 62 00 Kuzey enlemi, 10 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 323,802 km².

Sınırları: toplam: 2,542 km.

sınır komşuları: Finlandiya 727 km, İsveç 1,619 km, Rusya 196 km.

Sahil şeridi: 25,148 km.

İklimi: Kıyı boyunca ılıman iklim görülür. Kuzey Atlas akımının etkisiyle sıcaklık değişiklikleri ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Buzulludur. Çoğunlukla yüksek platolar ve dik dağların arasında verimli vadiler yer alır. Ovalar küçük ve dağınıktır. Kıyıda derinliklerden başlayan fiyortlar yer alır. Kuzeyde arktik tundra bölgesi vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Norveç Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Galdhopiggen 2,469 m.

Doğal kaynakları: petrol, bakır, doğal gaz, nikel, demir, çinko, kurşun, balık, kereste, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.7.

Sürekli ekinler: %0.

Diğer: %97.3 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,270 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toprak kaymaları, çığ düşmeleri.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,610,820 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.73 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 3.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.54 yıl.

Erkeklerde: 76.91 yıl.

Kadınlarda: 82.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,100 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 ).

Ulus: Norveçli.

Nüfusun etnik dağılımı: Norveçliler (Nord, Alpine, Baltik), Sami 20,000.

Din: Norveç kilisesi %85.7, Pentecostal %1, Roma Katholikleri %1, diğer Hıristiyanlar %2.4, Müslüman %1.8, diğer %8.1 (2004).

Diller: Norveççe (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Norveç Krallığı.

kısa şekli : Norveç.

Yerel tam adı: Kongeriket Norge.

yerel kısa şekli: Norge.

Yönetim biçimi: Meşruti Krallık.

Başkent: Oslo.

İdari bölümler: 19 bölge; Akershus, Aust-Agder, Buskerud, Finnmark, Hedmark, Hordaland, More og Romsdal, Nordland, Nord-Trondelag, Oppland, Oslo, Ostfold, Rogaland, Sogn og Fjordane, Sor-Trondelag, Telemark, Troms, Vest-Agder, Vestfold.

Bağımlı toprakları: Bouvet Adası, Jan Mayen, Svalbard.

Bağımsızlık günü: 7 Haziran 1905.

Milli bayram: Anayasa Günü, 17 Mayıs (1814).

Anayasa: 17 Mayıs 1814, 1884 yılında değiştirilmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yat

Türkçe - İngilizce Sözlük

diary. jotter. pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook. blank book. copybook. jotter. memo book. memorandum book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Orta Afrika'ya özgü parlak kestane renginde derisi olan zürafaya benzer fakat boynu kısa bir hayvan, zool. Okapia johnstoni.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object Linking and Embedding, Microsoft's proprietary mechanism for allowing documents and applications to access data and subroutines from within other applications OLE is itself built on top of COE OLE is a major component of ActiveX, and sees some mini

Türkçe - İngilizce Sözlük

Occupied with; in the performance of; as, only three officers are on duty; on a journey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his.

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. considerable. weighty. major. momentous. significant. of importance. of weight. worthy. big. big-time. capital. cardinal. consequential. emphatic. emphatical. eventful. fateful. grand. grave. great. gut. healthy. heavy. high. historic. his. bur

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opals are semi-precious stones that are luminous and iridescent, frequently with inclusions of many colors Opal is a mineral composed of noncrystalline silica and is a species of quartz There are three major types of opals: common opal, opalescent preciou

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. afyon. opium den, opium joint afyonkeşlere mahsus gizli kahvehane. opium habit afyonkeşlik, afyon çekme alışkanlığı. opium poppy haşhaş, afyon çiçeği,bot. Papaver somniferum. opium smoker afyonkeş, esrarkeş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two or more tissues working together to do a job for the body Examples: bone, brain, and stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of semi-circular stepped shelving containing hundreds of bottles of raw materials. structure made up of different types of tissues that work together to do a certain job. a part of the body made of several tissues, with a particular function.

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. collective. joint. conjunct. consociate. fellow. identic. mutual. sympathetic. partner. associate. shareholder. collaborator. consociate. cooperator. copartner. dormant partner. mate. pard. party. privy. sidekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. communal. concerted. corporate. joint. mutual. partner. unanimous. universal. associate. shared. accomplice. in common. any wife in a polygamus household.

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate. partner. accomplice. hold in common. shared. fellow wife (in a polygamous household. associated. collective. companion. conjoint. consociate. copartner. fellow partner. interested partner. joint partner. kiss- and-tell. law partner. mutual. par

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint account. mutual currency account.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint account. mutual currency account.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. joint. in collaboration with. jointly. collectively. in common. in cahoots.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. as a partner. in common. sharing equally. collectively. jointly. together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. together. as partners. collectively. joint. common. shared. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. association. company. community. coparcenary. copartnership. joint adventure. joint undertaking. joint venture. participation. privity. tie-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. company. consortium. copartnership. corporation. firm. interestedness. joint partnership. participating state. participation. partnership firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

herbal. herby. herbaceous. grass. herb. weed. hay. hashish. joint. greenstuff. herbage. pasturage. pasture. vegetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The shape that describes a bottle that has an elliptical cross-section perpendicular to the major axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frisky. mobile. moving. skittish. wonky. playing. unstable. unreliable. playful. fickle. lively. active. flirtatious. wobbly. joint. articulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. lively. frisky. active. flickering. wavering. vacillating. irresolute. frivolous but charming. loose. joint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. dodge. game. hoax. performance. piece. play. prank. representation. ruse. sell. show. spectacle. trick. wiles. drama. dance. deception. joke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who at the last minute refuses to do sth he has agreed to do. spoilsport. killjoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who at the last minute refuses to do sth he has agreed to do. spoilsport. killjoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaything. tool. toy. cinch. child's play. laughingstock. trifle. easy job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy job. duck soup. child's play. trifling matter. unimportant thing. puppet. pawn. novelties. plaything. sport. tie in. tool. toy.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. abat-jour’dan galat). Açılır, kapanır pencere kafesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major component of a sliding glass door, consisting of a light of glass in a frame installed within the main frame of the door A panel may be sliding or fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major component of a sliding glass door, consisting of a light of glass in a frame installed within the main frame of the door A panel may be sliding or fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. bar. bit. cut. extract. fragment. grain. iota. item. jot. length. lump. morsel. ounce. part. particle. passage. piece. portion. quotation. section. segment. shred. snatch. text. track. unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull to pieces. break into pieces. tear to pieces. take to pieces. split. break up. dismember. smash. cut smth. asunder. bash in. comminute. crumble. cut up. dash. disintegrate. disjoint. dismantle. disrupt. lacerate. rend. scrap. shatter. shiver. sh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

demount. disjoin. fragment. share out. take down. take to pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To associate, to join. a person who is a member of a partnership provide with a partner act as a partner; 'Astaire partnered Rogers'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two programs joining together to allow members to accrue miles or points in one or both programs Also may allow members to use accumulated miles or points to redeem awards with the partner Partners may be accrual partners only, award partners only or both

Türkçe - İngilizce Sözlük

To associate, to join. a person who is a member of a partnership provide with a partner act as a partner; 'Astaire partnered Rogers'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two programs joining together to allow members to accrue miles or points in one or both programs Also may allow members to use accumulated miles or points to redeem awards with the partner Partners may be accrual partners only, award partners only or both

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. joint owner. stakeholder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. küçük düşürücü, alçaltıcı; yermeli; i. alçaltıcı kelime. pejoration i. kötüleşme; dilb. bir kelimenin anlamının kötüleşmesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

penis. dick. cock. joystick. dong. peter. phallus. prick. rod. tool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major object which orbits around a star In our solar system, there arenine such objects which aretraditionally called 'planets'': Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto While no individual planet has ever been seen orbi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cosmic object that is more massive than an asteroid but less massive than a star and shines by reflected light. the major bodies in the solar system that shine only by reflected light from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, N

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of nine major bodies that orbit the Sun, visible to us by reflected sunlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

planer. a large. carpenter's plane. planning machine. joiner. joining / bench plane. try plane. matcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any flat or horizontal surface; especially, one that is raised above some particular level, as a framework of timber or boards horizontally joined so as to form a roof, or a raised floor, or portion of a floor; a landing; a dais; a stage, for speakers, pe

Türkçe - İngilizce Sözlük

Platforms are an important component of the gun emplacement In addition to providing a level surface to fire a gun, a platform prevents the gun from sinking or recoiling into the ground Platforms are constructed of wood, joists are set into the ground and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poker isn't just a card game - it's many card games While no definition is going to satisfy everyone, the majority of poker games do share some common features, especially betting in rounds and the ranking of hands Poker is commonly played in cardrooms an

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term, generally synonymous with gateway, for a World Wide Web site that is or proposes to be a major starting site for users when they get connected to the Web or that users tend to visit as an anchor site There are general portals and specialized or ni

Türkçe - İngilizce Sözlük

Web sites that serve as starting points to other destinations or activities on the Web Initially thought of as a 'home base' type of Web page Most major search engines and directories have positioned themselves as 'portals' Often portals offer free servic

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry, as an account, from the journal to the ledger; as, to post an account; to transfer, as accounts, to the ledger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place on a stock exchange's floor where transactions in the listed stocks occur To transfer financial data from a journal of original entry into a ledger book.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain defensive headpiece; later, and perhaps in a jocose sense, any helmet; called also pot helmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pratik, ameli; işe gelir, kullanışlı, elverişli, uygulanabilir; tecrübeli; işlek; fiili. practical joke eşek şakası. practical nurse pratikten yetişme hemşire. practically z. hakikaten, gerçekten; hemen hemen, yaklaşık olarak, takriben; faydalı su

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., man. tasımda birleşerek bir sonuç meydana getiren her iki önermeden biri, öncül, terim; huk. bir feragatname veya vasiyette söz konusu olan ana madde; çoğ. bina ve müştemilâtı. in these premises bu duruma göre, bu şartlar altında. major premise m

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prostitute. attribute or give; 'She put too much emphasis on her the last statement'; 'He put all his efforts into this job'; 'The teacher put an interesting twist to the interpretation of the story' cause to be in a certain state; cause to be in a cert

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili önceden ayarlanmış. a putup job hileli iş, hile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fasten. to attach. append. bind. joint. link. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastening. thumbtack. drawing pin. joiner. clip. fastener. link. hank. connecting piece. saddle. hasp. connecter. cleat. clamp. connector. dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The job openings rate is computed by dividing the number of job openings by the sum of employment and job openings and multiplying that quotient by 100 All other data element rates are computed by dividing the data element level by employment and multiply

Türkçe - İngilizce Sözlük

a column of light. a branch of an umbel or an umbelliform inflorescence. a straight line extending from a point. a group of nearly parallel lines of electromagnetic radiation. the syllable naming the second note of any major scale in solmization. any of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying back, against, again, anew; as, recline, to lean back; recall, to call back; recede; remove; reclaim, to call out against; repugn, to fight against; recognition, a knowing again; rejoin, to join again; reiterate; reassure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied in solmization to the second tone of the diatonic scale of C; in the American system, to the second tone of any diatonic scale. the syllable naming the second note of any major scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device to hold hoses or coiled tubing usually equipped with a rotary joint allowing for the pumping of gas and fluids through the hose or tubing. 1) The hub and flanges that hold tape and which tape can be spooled onto or off of 2) The amount of tape that

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevinmek, memnun olmak, hoşlanmak, hazzetmek; sevinç göstermek; sevindirmek, memnun etmek. rejoicingly z. sevinerek, sevinçle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

farmhand. farmer. building worker. cottar. tillage farmer. hired man. jockey. labo u rer. farm labo u rer. hired labo u rer. land worker. peasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rejoinder. answer to a reply. cue. replication.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. adult. of full legal age.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return your device to the state it was in when data was last backed up This involves copying your backup data to your hp Jornada.

Türkçe - İngilizce Sözlük

washer. flat-washer. joint washer. nut washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Informal 'get-together' combining African drumming and Spanish or African vocal traditions with improvised dancing and singing Rumba also refers to the rhythms played at these gatherings Those rhythms are played on three congas and / or cajon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

age of maturity. majority of a person. majority. man of estate. puberty.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebt günü; Musevilerce cumartesileri, Hıristiyanlarca pazarları uygulanan kutsal dinlenme günü; dinlenmegünü veya zamanı. Sabbathday's journey on beş dakikalık yol; kısa yolculuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Swahili word for journey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A journey of any kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An adventure trip, typically in Africa, using off-road vehicles and tent-like accommodations for the purpose of viewing and photographing wildlife. an overland journey by hunters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. enjoy. hold. own. possess. retain.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. (kıs. St., S.) aziz, mukaddes kutsal, mubarek; i. evliya, aziz, eren; f. azizler mertebesine çıkarmak St. Andrew's cross X şeklinde haç. St. Bernard dog senbernar köpeği St. Elmo's fire bak. corposant St. John's bread keçi boynuzu. St. Nich

Türkçe - İngilizce Sözlük

joke. monkeyshiness. fun. pleasantry. jest. badinage. banter. chaff. drollery. game. hell. humor. humour. josh. lark. quiz. sport. waggery. waggishness. wisecrack. witticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. jest. joke. lark. play. prank. skit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. jest. joke. chaff. crack. fun. giggle. hoax. jape. lark. leg pull. persiflage. play. rib tickler. spoof. wheeze. wisecrack. witticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to joke. banter. chaff. rally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jesting. playful. humoristic. facetious. jocose. jocular. puckish. quizzical. waggish. jester. humorist. funster. wisecracker. banterer. bel esprit. buffoon. joker. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jocular. playful. quizzical. sly. sportive. waggish. joker. wag.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banter. to joke with one another. to banter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to joke with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese rice wine Necessary to good Japanese cooking The term 'Ginjo' on the label means 'superior ' The term 'Dai-ginjo' on the label means 'superior premium ' These indicate the highest grades of both pure rice and fortified sake 'Futsu-shu' is the low

Türkçe - İngilizce Sözlük

shake. swing. rock. wag. wave. waggle. agitate. brandish. flap. flirt. flourish. jog. joggle. jolt. roll. switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be waved / wagged. to be rocked. to be swung. to be swayed. to be brandished. to swing. to sway. to rock. to totter. to wobble. to be about to fall apart. to fool around. to waste time. bob. dilly dally. hang. joggle. loll. pendulate. quake. shake. wag

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute majority. bare / salt / overall / simple majority. clear majority. overall majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sewer Authority Midcoast -- a Joint Powers Agreement agency which operates the sewer plant on behalf of Half Moon Bay, GSD, and MSD. system administration manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a form of canasta using three decks and six jokers a lively ballroom dance from Brazil music composed for dancing the samba dance the samba.

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. genuine. sincere. heartfelt. intimate. candid. cheek by jowl. childlike. chummy. cordial. cosy. cozy. plain dealer. earnest. guileless. hail fellow well met. heart- to-heart. heart to heart. hearty. outspoken. thick. true. unaffected. unreserved. w

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrapping. surrounding. joint. reefer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be shaken. shake. jar. shock. careen. be cut up. jerk. jolt. judder. quake. rock. be shattered. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shaken. to be jarred. to be jolted. to be laid low by. to be hit hard by. (illness , schock , downturn in one's affairs. to be greatly weakened by. joggle. shake. toss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock. quake. tremor. shake. bump. concussion. trauma. jerk. joggle. convulsion. jolt. jounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concussion. jar. joggle. jolt. shake. shock. tremor. earthquake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jolt. shake. shock. tremor. concussion. shaking. vibration. trembling. quaking. impact. rattling. flutter. lurch. jerk. jarring. earthquake. jar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which moves without shaking / jogging. which doesn't jolt its passengers. calm. undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jog. shake. shock. shaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concussion. jolt. shake. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appal. jar. jolt. rock. shake. shock. to shake. to jar. to jolt. to give a shock. to shock. to rock. to devastate. to weaken. to debilitate. to agitate. to upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake. to jolt. to jar. to give sb a shock. to weaken. to upset. churn. diddle. jog. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered / confused. to be astonished / surprised. to wonder. to get muddled. to lose track. to be baffle d. confound. to become entangled. flabbergast. jolt. lose. puzzle. strike dumb.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. derece; mikyas; cetvel; müz. ıskala, gam; derece taksimat; f. tırmanmak; hesaplamak, tartmak; ayarlamak. down ile küçültmek. decimal scale ondalık hesap cetveli. diatonic scale müz. diatonik ıskala. major scale müz. major gamı. minor scale müz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enjoyment. pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. voyage. expedition. campaign. headway. navigation. ploy. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expedition. navigation. sailing. journey. voyage. campaign. state of war. time. occasion. travel. occurrence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expedition. sailing. voyage. journey. campaign. military expedition. war time. occasion. travel. trip. cruise. run. passage. course. navigation. sail. go. round. wartime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flood. swift and violent flood of water. innundation. calamity. casus major. inundation. comprehensive / household policy. torrent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. cheery. jolly. gay. merry. sportive. blithe. breezy. convivial. eupeptic. frolicsome. gleeful. jaunty. jocund. merrymaking. mirthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arch. cheerful. cheery. gay. gleeful. merry. playful. sprightly. joyous. good-humoured. jovial. blithe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

happy. merry. cheerful. cheery. chippy. chirpy. convivial. festive. frolicsome. gay. gleeful. jaunty. jocund. jovial. sunny. vivacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate. unionize. to form a trade union. to unionize. to join a trade union.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika, Kuzey Atlas Okyanusu kıyısında, Gine Bissau ve Moritanya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 14 00 Kuzey enlemi, 14 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 196,190 km².

Sınırları: toplam: 2,640 km.

sınır komşuları: Gambiya 740 km, Gine 330 km, Gine Bissau 338 km, Mali 419 km, Moritanya 813 km.

Sahil şeridi: 531 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Genellikle alçak, inişli çıkışlı ovalar, güneydoğuda dağ eteği tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 581 m.

Doğal kaynakları: Balık, fosfat, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %16.

Ormanlık arazi: %54.

Diğer: %18 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 710 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 10,284,929 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.93 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.21 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 56.75 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.56 yıl.

Erkeklerde: 60.94 yıl.

Kadınlarda: 64.22 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 5.12 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.77 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 79,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 7,800 (1999 verileri).

Ulus: Senegallı.

Nüfusun etnik dağılımı: Wolof %43.3, Pular %23.8, Serer %14.7, Jola %3.7, Mandinka %3, Soninke %1.1, Avrupalılar ve Lübnanlılar %1, diğer %9.4.

Din: Müslüman %92, yerel inançlar %6, Hıristiyan %2.

Diller: Fransız (resmi), Wolof, Pulaar, Jola, Mandinka.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %33.1.

erkekler: %43.

kadınlar: %23.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Senegal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Senegal.

Yerel tam adı: Republique du Senegal.

yerel kısa şekli: Senegal.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Dakar.

İdari bölümler: 10 bölge; Dakar, Diourbel, Fatick, Kaolack, Kolda, Louga, Saint-Louis, Tambacounda, Thies, Ziguinchor.

Bağımsızlık günü: 4 Nisan 1960 (Fransa’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 4 Nisan (1960).

Anayasa: 3 Mart 1963. 1991 yılında yeniden gözden geçirilmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), ECOWAS (Batı Afrika Ekonomik Topluluğu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), FZ, G-15, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İsla

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival. festival. festivity. gaiety. gala. merriment. merrymaking. rejoicing. revel. revelry. cheerfulness. festivities.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) çavuş; komiser muavini; (İng.) eski yüksek davavekilii sergeant at arms parlamentoda güvenlik görevlisi. sergeant major başçavuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction MasterCard and Visa developed this standard jointly to insure secure electronic transactions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction: A system for encrypting e-commerce transactions, such as online credit card purchases Developed by Visa, MasterCard, Microsoft, and several major banks, SET combines 1,024-bit encryption with digital certificates to ensure s

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction MasterCard and Visa developed this standard jointly to ensure secure electronic transactions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut or break open or apart; to divide into parts; to cut through; to disjoin; as, to sever the arm or leg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disunite; to disconnect; to terminate; as, to sever an estate in joint tenancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. delight. pleasure. rejoicing. elation. exultation. gaiety. gladness. glee. mirth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. glee. joy. mirth. radiance. elation. pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bang. to take one'breath away. cheer. delight. elation. ha hah. hey. ho. joy. lift. merriment. mirth. pleasure. sunshine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joyful. joyous. happy. elated. glad. gladsome. jovial. mirthful. rejoicing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebullient. elated. exultant. glad. gleeful. happy. joyful. joyous. radiant. glee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

happy. gladsome. rejoicing. joyous. joyful. happy-go-lucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joyful. pleasing. welcome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to please sb. delight. elate. gladden. lighten. please. quicken. rejoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rejoice. be happy. be glad. crow. glory. laugh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rejoice. to be happy. be glad. to be pleased. to be delighted. to be glad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel glad. to feel happy. to rejoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be sweet on smb. love. like. enjoy. caress. be fond of. fondle. affect. care. dandle. fancy. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. cherish. coo. dig. enjoy. fondle. like. love. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to love. to like. to fondle. to caress. to sherish. to enjoy. to fancy. embrace. to care for. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thing. what-do-you-call-it. article. chose. jinx. jolly. object. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

traveling. travelling. travel. trip. journey. voyage. eyre. peregrination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. expedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. travel. voyage. trip. travelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruising. cruising. course. journey. run.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied, in solmization, to the note B; more recently, to the seventh tone of any major diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump. to spring. to leap. to start. to be startled. to fly out. to be thrown out. to spatter. to splatter. to splash. to spread. to hop. to jerk. to spill. to pulsate. to arch. to ramp. to hitch. to whisk. to jolt. to vault. bounce. buck. cavort. gambo

Türkçe - İngilizce Sözlük

job goods. run-of-the-mill. middling. mediocre things.

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporation. association. company. firm. partnership. joint ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Expression aimed at the ball to encourage it to stop rolling. be seated, as in: Please, sit here by me and tell me about your new job.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpleasant / stupid joke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kalmak, geçici olarak kalmak, misafir olmak; i. konukluk, misafir olarak kalma. sojourner i. misafir, konuk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock. trauma. concussion. impact. blow. jar. jolt. jounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concussion. consternation. jar. jolt. shock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismantling. separation. detaching. taking to pieces. disconnection. disjoining. detachment. disassembling. dismantling breaking down. demounting. knock-down. removal. extraction. decomposing. tearing down. ripping. stripping. raveling. wreckage. scrappin

Türkçe - İngilizce Sözlük

rip. unstitch. ravel. ravel out. rip off. undo. tear down. unfix. detach. demount. dismount. cut loose. disassemble. disjoint. dismantle. knock down. read. slit. take down. unpick. unrig.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rip. unstitch. ravel. ravel out. rip off. undo. tear down. unfix. detach. demount. dismount. cut loose. disassemble. disjoint. dismantle. knock down. read. slit. take down. unpick. unrig. extract. unravel. winkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fifth degree of the major scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

result. consequence. consequent. conclusion. outcome. issue. end. aftermath. close. corollary. decision. deduction. denouement. effect. event. finding. fruit. harvest. inference. joy. payoff. produce. product. resultant. sequel. show. success. sum. u.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. arrangement. contract. covenant. engagement. accord. treaty. convention. boilerplate. bond. compact. deal. joint compact.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed veya spoilt) bozmak, yıkmak; azdırmak, şımartmak, ahlakını bozmak; bozulmak, çürümek; azmak. spoil a joke şakanın tadını kaçırmak. a spoiled child şımarık ,çocuk. be spoiling for kaşınmak, istemek, aramak. He is spoiling for a fight. dövüşme

Türkçe - İngilizce Sözlük

The step of the pay grade to which employees in the FNA and PBA bargaining units are assigned Step also is used with House Staff/Medical Residents to indicate which ones have 'chief' rank Step is located on Job Panel 3.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., stifle joint at veya köpeğin incik kemiği ile but kemiği arasındaki mafsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (rjog stipites) zool. böceklerde sapa benzer uzuv.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the event of something ending; 'it came to a stop at the bottom of the hill'. the act of stopping something; 'the third baseman made some remarkable stops'; 'his stoppage of the flow resulted in a flood'. a brief stay in the course of a journey; 'they mad

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. durma: duruş; durak yeri; mâni, engel; müz. ses perdesini değiştirmek için çalgının tel veya deliğine basma; müz. jödorg; (İng) nokta, noktalama işareti. put a stop to durdurmak, kesmek, son vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilave etmek, eklemek. subjoinder i. ilave, ek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. offence. offense. guilt. crime. sin. wrong. blame. caper. criminality. culpability. delict. delinquency. error. felony. irregularity. job. misdeed. misdemeanor. misdemeanour. rap. transgression.

Türkçe - İngilizce Sözlük

embezzlement. graft. jobbery. malversation. misapplication. corrupt practices. self- abuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

juicy. watery. dilute. watered down. sb who makes stale. annoying jokes. fresh. overly familiar. aqueus. hydrous. succulent. thin. washy. wishy washy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wateriness. diluteness. juiciness. making stale. annoying jokes. freshness. impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying over, above, beyond, upon. a port in southern Lebanon on the Mediterranean Sea; formerly a major Phoenician seaport famous for silks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port in southern Lebanon on the Mediterranean Sea; formerly a major Phoenician seaport famous for silks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Celestial being who enjoys the highest pleasures to be found in cyclic existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

TAs are usually graduate students who help teach recitations and laboratories in their major area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automatic Bonding The process where silicon chips are joined to patterned metal traces on polymer tape to form inner leads bonds and subsequently the leads are attached to the next level of the assembly, typically a substrate or board, to form outer

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make the most of. to get the utmost enjoyment out of sth. savour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A smooth paste made from sesame seeds Also called sesame butter Refrigerate after opening to prevent rancidity Joyva brand tahini is available from most grocery stores Other brands can be found in Indian or Middle Eastern groceries. a thick Middle Eastern

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull smb.'s leg. be attached. be affixed. catch. hook. hang out. stick. stick around. chip. tease. banter. kid. chaff. guy. haunt. impose oneself on. jam. jam in. jolly. josh. lark. lark about. lark around. lock. lock on. rally. rib. rot. snag. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. consort. dabble. jest. joke. kid. lodge. rally. rib. tag. tease. trip. to be tangled up. to attach oneself to a person. to annoy with ridicule. to deride. banter. to be attached. to be fastened. to get caught. to catch. to banter. to chaff. to josh

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. claim. wanting. requiring. demanding. formal request. application. caption. exigency exigence. major concern. postulation. requisition. solicitation. support. waiver of demand , notice and protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. postponing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

job goods. shoddy goods. cast goods. job line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It usually consists of form two to five joints. the part of the foot of a vertebrate between the metatarsus and the leg; in human beings the bones of the ankle and heel collectively.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hock joint. : Last section of insect legs which are made up of several segments called tarsomeres.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat around. argue. discuss. dispute. debate. negotiate. wrangle. have words with smb. altercate. bicker. brawl. bust. canvass. contend. controvert. join issue with smb. take issue with smb. jangle. moot. have a row with. set to. have a set-to. spa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

temper. to bring to its best condition. to swindle. to anneal. to dampen. to chat up. to try and pick up. to try and get off with. to cajole sb. to coax sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferment. delay. postponement. delaying. deferral. adjournement. late arrival.

Türkçe - İngilizce Sözlük

informal. unceremonious. related. easy. casual. unconstrained. without ceremony. cheek by jowl. without circumstance. at ease. familiar. folksy. free. frc- and-easy. frc- form. hail fellow well met. laid back. rakish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth in order. putting sth to rights. reforms reorganization. regrouping. regroupment (of troops. weeding / cambing out inefficient officials or employees. job cutback. rundown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stamp. to stamp its feet. to kick and stamp (with anger or range. to jump for joy. to dance about with joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

act jointly with. making sb a partner / an associate in. making sb a sharer in or of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperation. joint effort. working together. collaboration.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam.), (s.), (z.) (çoğ. those) o, şu; (s.) o, adı geçen, mezkür; (z.) öyle, o kadar that is, that is to say yani. That's that. İşte o kadar. Başka söz istemez. that way ondan dolayı; o durum: Mary and John are that way about each other. Mary ile Jo

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the seventh degree of the major scale Also called the leading tone. - A non-profit organization governed by a Board of Directors elected by the membership The first Toastmasters club was established on October 22, 1924, in Santa Ana, Calif

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. sort. style. cut. specimen. guy. person. bugger. johnny. customer. tip. bakhshish. baksheesh. cast. codger. cuss. ilk. job. norm. number. perk. perquisite. pourboire. vintage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. sort. style. cut. specimen. guy. person. bugger. johnny. customer. tip. bakhshish. baksheesh. cast. codger. cuss. ilk. job. norm. number. perk. perquisite. pourboire. vintage. beggar. bird. kind. model. nature. stripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hint, or secret intimation, as to the chances in a horse race, or the like. an indication of potential opportunity; 'he got a tip on the stock market'; 'a good lead for a job' the extreme end of something; especially something pointed remove the tip fro

Türkçe - İngilizce Sözlük

the extreme end of something; especially something pointed. a relatively small amount of money given for services rendered. an indication of potential opportunity; 'he got a tip on the stock market'; 'a good lead for a job'. a V shape; 'the cannibal's tee

Türkçe - İngilizce Sözlük

finger nail. lug. strut. back stop. prong. trippet. extractor. pallet. point. hoof. dog. ungula. talon. tumbler. tab. cam. gab. cog. joggle. ear. knockout. knockup. finger. finger grip. quotation marks. claw. fingernail.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baştankara, zool. Parus major.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -mice) baştan kara, zool. Parus major bearded titmouse bıyıklı baştankara, zool. Panurus biarmicus. blue titmouse mavi baştankara, fanta, zool. Parus caeruleus. coal titmouse iskete, sam baştankarası, zool. Parus ater. long tailed titmouse

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. kasa çeliği; f. kasa çeliği ile bağlamak. toggle harpoon, toggle iron zıpkının ucuna takılan ve zıpkının çekilmesine engel olan demir kanca; mak. mafsallı kol, mafsallı manivela. toggle joint mak. menteşeli dirsek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

B Bands or Classes- Small groups dating back to 1727 in Herrnhut They were intended to foster spiritual growth within the congregation They met informally for prayer and intimate discussion of personal experience A member could apply to join any group to

Türkçe - İngilizce Sözlük

The high end of the mast. 1 when the bottom of the club contacts the ball above its center of gravity and the ball immediately hits the ground 2 the end of the backswing where the hands are at their highest Example: 'Nobody likes to top the ball ' 2 'Joe

Türkçe - İngilizce Sözlük

batch. collective. collected. assembled. neat. tidy. plump. comprehensive. cumulative. grouped. joint. integrated. knobbed. gross. brief. funneled. general. abstract. ball headed (pin. concentrated. aggregated. corporate. fleshy. global.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective agreement. trade agreement. collective bargaining. collection agreement. collection bargaining agreement. collective contract. joint agreement. labo u r agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wholesaler. jobber. packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Terms of reference. isolated mass of rock, usually granite, left upstanding on a hilltop after the surrounding rock has been broken down Weathering takes place along the joints in the rock, reducing the outcrop into a mass of rounded blocks tornado extrem

Türkçe - İngilizce Sözlük

a surveying instrument for measuring horizontal and vertical angles, consisting of a small telescope mounted on a tripod. a facility consisting of the means and equipment necessary for the movement of passengers or goods. a journey usually by ship; 'the o

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apparent journey of Mercury or Venus across the Sun's disc, or of a planet's moon across the disc of its parent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry away with vehement emotion, as joy, sorrow, complacency, anger, etc.; to ravish with pleasure or ecstasy; as, music transports the soul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. davranmak, muamele etmek; kimyevi bir tesire maruz bırakmak; tahlil etmek; tedavi etmek; konu etmek; işlemden geçirmek; ikram etmek; anlaşma koşullarını görüşmek; i. zevk, zevk veren şey; ikram. treat of bahsetmek. treat some thing as a joke iş

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. ses veya çalgıda titreklik, çırpıntı; orgda titrek ses çıkaran jödorg.

Genel Bilgi

Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşları ile hayvan kemiklerinin üstüne resim kazırlardı. Türkçeye Arapçadan geçen kalem sözcüğünün kaynağı ‘kamış’ anlamına gelen eski Yunanca ‘kalamos’ sözcüğüdür.

Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin içi boş saplarından yapılmış kamış kalemler kullanılırken, Ortaçağda kağıdın üretimi ile beraber, kaz, kuğu, karga gibi kuşların kanatlarındaki tüylerin mürekkebe daldırılması şeklinde kullanılan tüy kalemler yaygınlaştı.

Mürekkepli metal kalemler aslında ta Romalılar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adlı bir İngiliz 1822’de ilk kez makine yapımı çelik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertleştirilmiş yapay kauçuğun elde edilmesinden sonra yapılabildi.

Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin son yılların bir buluşu olduğu sanılır. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yıllarında ortaya çıkmış ama pek rağbet görmemiş, seri üretimine geçilememiştir.

Alakasız gibi gözükse de tükenmez kalemin tekrar gündeme gelmesinde uçakların gelişmesinin etkisi olmuştur. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basınç altında doldurulan mürekkep dışarıdaki basınç düşük olunca kendiliğinden akıp yazıları da, giysileri de berbat ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri uçuş personeli için havada kullanabilecekleri, mürekkep akıtmayacak bir kaleme ihtiyaç duydu. Bilye uçlu kalem aranan bu özelliklece sahipti. Başlangıçta sadece havacılar tarafından kullanılırken kısa zamanda geniş halk tabakalarına da yayıldı.

Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda, pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş olan minik bir bilye aracılığı ile aktarılır. Normal yazı kalemlerinde bu bilyenin çapı l milimetre, daha ince yazılar için 0,7 milimetredir. Bilye mürekkebin yuvadan dışarı çıkmasını önler ama yuvasında döndükçe yüzeyine sıvanan mürekkebi kağıda verir.

Tükenmez kalem mürekkebi, dolma kalem mürekkebinden daha farklı, özel bir kimyasal birleşime sahip olup çabuk kuruyan türdendir. Mürekkep uca sürekli ve düzgün olarak geldiğinden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazı yazılmasını sağlar. Genellikle bir tükenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir çizgi çizmeye yetecek kadar mürekkebi vardır.

Tükenmez kalemdeki bilye uç, kağıt üzerinde dolma kalem ucundan çok daha az bir sürtünmeyle ve çok daha çabuk hareket edebildiğinden yazma hızı büyüktür ancak bilye ucun kağıt üzerine sürekli olarak değmesini sağlamak için kalemi daima kuvvetle bastırmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve çabuk yorulurlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumer. user. enjoyer. exhausting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigadier. major general. air vice-marshal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major general. air marshal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. zindancı, gardiyan; s. anahtar teslim usuluyle yapılan. turn-key job tamamlayıp teslim etmek üzere kontrat yapılan iş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoherent. inconsistent. contradictious. inconsequent. inconsequential. double-minded. abrupt. choppy. conflicting. contradictory. desultory. disconnected. discursive. disjointed. precarious. rambling. unconnected. as thin as a wafer. wafer-thin. wa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cramped. sb who speaks in a hesitant. disjointed way. shy. reserved. serious-minded. paralyzed. sb who is under arrest. jammed. locked. caught. captured. arrested. imprisoned. stiff. astatic. stopped. clogged. stuck. gripped. slow. defect. fixed. throttle

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. thrift. manner of conduct. way of behaving. economy. saving. approach. behaviour. course of conduct. joint policy. policies. stance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathroom. restroom. toilet. washroom. lavatory. closet. dress clothes. formal. john. latrine. loo. privy. rear. rest room. rest-room. retiring room. wash-room. water closet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathroom. restroom. toilet. washroom. lavatory. closet. dress clothes. formal. john. latrine. loo. privy. rear. rest room. rest-room. retiring room. wash-room. water closet. cloakroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

WC. public conveniences. toilet room. grooming and arranging oneself. evening gown / dress. toilette. outfit. dressing table. toilet table. vanity. public lavatory. can. earth- closet. john. loo. retiring room. washr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Lat. dişi ayı. Ursa Major astr. Büyükayı. Ursa Minor astr. Küçükayı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, Güney Atlas Okyanusu kıyısında, Arjantin ile Brezilya arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 33 00 Güney enlemi, 56 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 176,220 km².

Sınırları: toplam: 1,564 km.

sınır komşuları: Arjantin 579 km, Brezilya 985 km.

Sahil şeridi: 660 km.

İklimi: ılıman.

Arazi yapısı: Alçak tepelikler, inişli çıkışlı ovalar, verimli kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Cerro Catedral 514 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi, hidro enerji, mineraller.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %77.

Ormanlık arazi: %6.

Diğer: %10 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 7,700 km² (1997 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 3,360,105 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.51 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 14.7 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.44 yıl.

Erkeklerde: 72.11 yıl.

Kadınlarda: 78.96 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.36 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.33 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 6,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 150 (1999 verileri).

Ulus: Uruguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: buğday %88, melez %8, siyah %4, Kızılderili.

Din: Roma Katolikleri %66, Protestanlar %2, Museviler %1, diğer %31.

Diller: İspanyolca, Portunol, veya Brazilero (Breziya sınırında Portekiz-İspanyolca karışımı).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.3.

erkekler: %96.9.

kadınlar: %97.7 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Uruguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Uruguay.

Yerel tam adı: Republica Oriental del Uruguay.

yerel kısa şekli: Uruguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Montevideo.

İdari bölümler: 19 bölge; Artigas, Canelones, Cerro Largo, Colonia, Durazno, Flores, Florida, Lavalleja, Maldonado, Montevideo, Paysandu, Rio Negro, Rivera, Rocha, Salto, San Jose, Soriano, Tacuarembo, Treinta y Tres.

Bağımsızlık günü: 25 Ağustos 1825 (Brezilya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 25 Ağustos (1825).

Anayasa: 27 Kasım 1966.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-11, G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü),

Türkçe - İngilizce Sözlük

adept. adroit. artist. clever. competent. crack. craftsman. dab. dexterous. diplomatic. ingenious. master. skilful. skilled. virtuoso. wizard. journeyman. artisan. foreman. adept. proficient. master.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. headman. headworker. captain. journeyman. master builder. overman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. overseer. supervisor. journeyman. head workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the local time at the 0 meridian passing through Greenwich, England; it is the same everywhere. a state in the western United States; settled in 1847 by Mormons led by Brigham Young. the syllable naming the first note of any major scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

killjoy. mangy. scabies. the itch. mange. scab. itchy. scabby. sluggish. indolent. bloody-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

job rotation. relay. shift. spell. turn of work. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. charge. duty. responsibility. homework. job. employment. task. business. commission. function. jurisdiction. office. position.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An open, roofed gallery or portico, adjoining a dwelling house, forming an out-of-door sitting room.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disapproval by the president of a bill or joint resolution When Congress is in session, the president must veto a bill within 10 days, excluding Sundays, after he has received it; otherwise, it becomes law without his signature When the president vetoes a

Türkçe - İngilizce Sözlük

After a bill has been passed by both houses in the same form, it is eligible to go to the governor to be signed into law If the governor rejects the bill, he issues a veto A vetoed bill can be overridden by a constitutional majority in both houses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

If the Governor disapproves of a bill, he may veto it and return it to the house of origin with his objections A veto may be overridden by at least 3/5 vote of both houses If he has reduced an appropriation by veto, this can be overridden by a majority vo

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1879'da Alman Johann Schleyer tarafından icat olunan milletler arası uydurma dil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The meter-kilogram-second unit of electromotive force, or potential difference; the potential difference between two points in an electric field such that one JOULE of work moves a charge of one COULOMB between these points The electrical force that, if s

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unit of potential difference; joules per coulomb Electrical 'pressure '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unit of electromotive force Amount of force required to drive a steady current of one ampere through a resistance of one ohm current of one a. the unit of electrical potential defined as one joule of work per coulomb of charge transferred.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilek; mak. krank pini. wrist bone bilek kemiği. wrist joint bilek. wrist watch kol saati.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Yet Another knock-knock joke, for example. already. arrow. you.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Side by Side. collateral. side by side. abutted side by side. abreast. adjoining. cheek by jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire. conflagration. blanket insurance. calamity. casus major. fire insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherent. attached. coherent. cohesive. conjoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

put account. turn to account. take advantage of. avail oneself of smth. benefit. capitalize. enjoy. impose. parlay. pass over. pass up. practice on. practice upon. practise on. practise upon. profit. profit by. refer. rejoice in. use. make use of. u.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avail. enjoy. harness. utilize. to make use of. to utilize. to benefit. to take advantage of. to cash in. to capitalize on sth. to avail oneself of. to draw on/upon sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

put one's foot down. put under a ban. put the lid on smth. ban. put a ban on. bar. call off. debar. embargo. enjoin. forbid. imprison. inhibit. interdict. clamp the lid on smth. outlaw. prohibit. proscribe. taboo. put under a taboo. tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedstead. course. channel. seam. vein. lode. placer. den. lair. bearing. receiver of stolen goods. bearing lining. bush. bushing. dump. friction / journal / guide / sliding / thrust bearing. plateau. bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ensconce. nestle. settle. to settle down. to become established. to get into a job or office. to get into a job/office. to settle. to live. to establish oneself at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. grown. grown-up. adult. grown up. grown-up. major.

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerary. road. angle. approach. avenue. channel. cutting. expedient. gateway. handle. itinerary. journey. meatus. outlet. path. road. route. tack. thoroughfare. trail. via. walk. way. weigh. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fare. journeyer. passenger. traveller. viator. voyager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruising. itinerary. headway. journey. peregrination. travel. trip. voyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

expedition. journey. run. travel. voyage. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

journey. tour. travel. voyage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling allowance. provisions for a journey. travelling expenses. travelling rug. hall rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom. corpuscle. corpuscule. crumb. grain. granule. iota. jot. mite. molecule. monad. mote. particle. rap. ray. scintilla. shadow. sparklet. speck. tittle. touch. vestige. whit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grain. note. atom. minute particle. molecule. ingredient. atomic. corpuscle. molecular. monad. droplet. mote. element. crumb. glimmer. jot. quark. rap. scintilla. shadow. shred. spark. speck. stich. straw. tittle. vestige. whit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

daffodil. golden. jonquil fulya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bang. delectation. delight. enjoyment. fancy. good taste. gratification. gusto. indulgence. kick. like. liking. luxury. meat. pleasure. relish. savor. savour. sweet. taste. treat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. enjoyment. fun. gusto. indulgence. joy. kick. pleasure. relish. taste. treat. zest. flavour. appreciation. good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. enjoyment. fun. pleasure. delectation. good taste. discrimination. liking. gustation. gratification. hedonism. life. lyrical. palate. relish. scene. treat. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorous. delightful. easy. enjoyable. fun. gracious. pleasurable. select. tasteful. tasty. zestful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delightful. enjoyable. tasteful. pleasant. amusing. with good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bush. joggle. liner. mortice. mortise. sleeve. tenon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austerity. bother. difficulty. hardship. hassle. job. necessity. rigour. trouble. arduousness.