Jud(a)ea ne demek? | Jud(a)ea anlamı nedir? | Jud(a)ea

Jud(a)ea anlamı nedir?

Jud(a)ea ne demek?

Jud(a)ea anlamı nedir?

Jud(a)ea | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z),(den) omurgaya dikey olarak, bordanın tam ortası hizasında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yan yana, beraber; aynı hizada, aynı seviyede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Eski Yunanistan'a ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönüm miktarı, arazi alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri; iğneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). kusturacak kadar, iğrenç derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Ege Denizi, Adalar Denizi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). parlak, ışıltılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri, ileride, başta, önde. get ahead başa geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس مدعا] çatışkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şansa bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvelce; şimdiden, halen; zaten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). âdetin anormal zamanda kesilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfiteatr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آن به آن] her an, gittikçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Andaman Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.).

1.Oturulacak yerleri kademe kademe yükselen büyük yapı.

2.Kademeli şekilde yükselen arazi.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavlamak, kızdırdıktan sonra yavaş yavaş soğutarak yumuşatmak: sertleştirmek. annealing oven tavlama fırım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandmother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandmother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Myrmccophaga cinsinden karınca yiyen bir takım hayvanlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünün aksi tarafında olan; bir şeyin taban tabana zıddı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (den) dikey olarak, amudi olarak, apiko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soluk almanın dinmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). münacat, yalvarış, yakarış; cazibe, çekicilik; daha yüksek bir makama baş vurma; (huk). temyiz, davayı daha yüksek bir mahkemeye devretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş görünen, hitap eden, cazip, çekici, albenisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözükmek, görünmek; belirmek ; meydana çıkmak, zuhur etmek; aşikâr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil vasıtasıyla mahkeme huzuruna çıkmak, ispatı vücut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teskin etmek, yatıştırmak; tatmin etmek; bastırmak, susturmak. appeasable (s). teskin olunabilir, yatıştırılabilir, bastırılabilir. appeasement (i). yatıştırma; (pol). harp tehdidinde karşı tarafa taviz verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aral Denizi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağaca ait veya ağaç gibi olan; agaçsyl; ağaçlarda yaşayan veya gezen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başdiyakoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ünlü Yunan matematikçisi Arşimed'e ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alan, saha, mesaha, yüzölçümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir mahzen veya bodrumun girişi; geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meme başı etrafındaki renkli halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arka kısım; arkada kalma; (gen). ,(çoğ). ödenmemiş borç, bakaya. be in arrears borcu vaktinde ödeyememek. arrearage (i) geri kalma; vaktinde ödenmemiş borcun bakyyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). göz ucuyla, yan yan (bakış); güvensizlikle; beğenmeyerek. Iook askance göz ucuyla bakmak, yan bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear reactor. pile. atomic pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok pis. Augean stables otuz sene pis kaldıktan sonra Herkül'ün bir günde temizlediği ahırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altln renginde, yaldlzlı; parlak, mükemmel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zanbakgillerden bir bitki. Anavatanı Amerika’dır. Başak halinde iri ve beyaz çiçek verir. (Yucca gloriaso).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (den). rüzgâr üstüne, rüzgâr üstünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerikan hanımeli, açalya, (bot). Rhododendron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Azak Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakalorya; mezuniyet törenlerinde yapılan dini ayin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şöförün hareketlerine müdahale eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bedenen yorucu , yıpratıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ters akıntı anafor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Balear adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). banyoya veya banyo yapmaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -deaux) saç bağı veya şeridi, saç filesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Barents Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kumsal, plaj, sahil; (f)., den karaya çekmek, sahile çekmek (gemiyi). beach buggy A.B.D. kum üzerinde sürülmeye elverişli çok büyük lastikli spor araba. beachcomber (i). hayatını sahillerden topladığı enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fener; işaret vermek için yüksek yerlerde yakılan ateş; işaret kulesi; hav. yol ve mevkii gösteren ışık veya radyo sinyali, ikaz edici veya yol gösterici herhangi bir şey; (f). yol göstermek; işaret koymak; işaret vermek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). boncuk, tane (tespih); coğ tespih, kolye; hava kabarcığı; arpacık; (f). boncukla süslemek; boncuk dizmek. bead tree tespihağacı, (bot). Melia azedarach. say, tell veya count ones beads tespih çekmek, dua etmek. draw a bead on nişan almak beadin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. mübaşir; bir kilise görevlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ruhlanna dua edilecek ölülerin listesi; liste, katalog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boncuk gibi, boncuklu; köpüklü. beady-eyed (s). ufak gözlü ve şeytanca bakışlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir seşit küçük av köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaga; kaplumbağa ve diğer bazı hayvanların baş kısımlarında bulunan sert kısım; argo burun; ibrik ağzı; eski tip harp gemilerinde düşman gemisini tahrip etmede kullanılan sivri madeni burun; ing., (argo) polis, hâkim, öğretmen. beaked (s). gagalı. be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş ağızlı büyük bardak; geniş şişe.(kimya labratuarında).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiriş, hatıl, putrel; direk, mertek; terazi kolu; araba veya saban oku; şua, Işın (radyo,güneş); den. kemere; geyigin boynuz. kökü be on her beam ends (gemi) alabora olurcasına yana yatmak. on the beam doğru yönde; doğru, tam. off the beam doğru yönd

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaymak, neşretmek; parlamak; yayılmak, intişar etmek; sevinç göstermek (yüz ifadesiyle). beaming s parlak, 1şıl 1şıl, sevinçle parlayan (yüz). beamish (s). sevinç gösteren beamy s Isık saçan; den. orta kısmı geniş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fasulye; diğer bitkilerde tane (kahve v.b.); fasulyeye benzeyen şey. vanilla bean; argo baş, kafa. beanbag (i). oyuncak olarak kullanılan fasulye torbası. beanpole (i). fasulye sırığı; (k.dili). çok uzun boylu kimse. broad bean, fava bean, horse bean

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayı; ayıya benzer hayvan: ant bear; hantal kimse, kaba kimse; tic. borsada fiyatlar düşecek ümidiyle ilerde alacağı tahvil ve senetleri evvelden satan kimse. the Bear Rusya. bearberry (i). ayı üzümü, (bot). Arctostaphylos uvaursi. bear garden hayvana

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak, kaldırmak; tahammül etmek, dayanmak; üstüne almak; lâyık olmak; etrafa yaymak; aklında tutmak; (meyva) vermek (ağaç) ; doğurmak. bear down çabalamak; sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakal; (bot)., zool. püskül, püskül sakal; (f). sakalını yolmak; sakalına yapışmak; siddetle karşı koymak; sakal yapıştırmak. beard grass bot sıçan kuyruğu. bearded s sakallı. beardless (s). sakalsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıyan kimse, hamil kimse; götüren kimse; tabut taşıyan kimse; rutbe veya makam sahibi; hamal. to the bearer hamiline.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, tavır, davranış; mahsul, ürün; verme, hasıl etme; taşıma, tahammül etme; ilgi, irtibat, alâka; kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek; mak yatak, mil yatağı; ayak; den. kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bearish

ekon. düşen piyasa

Borsada fiyat indirilmesine neden olacak eğilim, fiyat düşürücü özellik.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayı gibi kaba ve sert; yontulmamış; borsada fiyat indirimine sebep olacak sekilde; fiyat indirmeye meyilli. bearishness (i). fiyatlar düşecek düşüncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayvan, bilhassa dört ayaklı iri hayvan; hayvanca davranan kaba kimse beast of burden yük hayvanı. beast of prey yırtıcı hayvan, canavar. beastie (i)., iskoç. hayvancık. beastly (s)., (z). hayvan gibi; (k.dili). çok fena; (z)., ing., (argo) çok.beast

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vuruş, darbe; darbeden ileri gelen ses; (müz). tempo; ses; polis devriyesi; ilginç bir haberin rakip gazeteden evvel neşri; (fiz). birbirine yakın iki sesin meydana getirdigi ritmik çatlşma sesi. beaten (s). dövülmüş; mağlup, yenilmiş; çok kullanılmı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., A.B.D., (k.dili). yorgun, yıpranmış, asi gençlerden olan. Beat Generation asi gençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dövmek; defalarca vurmak, çırpmak, çarpmak; çalmak (davul); yenmek, galip gelmek; sürgün avında avı çıkarmak için çalılara vurmak; üstün olmak, zor gelmek; A.B.D., (argo) önüne geçmek; ask. davul çalarak işaret vermek; atmak (kalp). beat about the bu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). takdis eden; mesut eden; neşe ifade eden. beatifically (z). mutluluk belirterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). saadete ulaştırmak; Kat. öImüş bir kimseyi azizlik mertebesine çıkarmak. beatification (i)., Kat. öImüş birkimsenin ilk azizlik derecesine çıkarıldığının Papa tarafından ilân edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dövme, vuruş; dayak; yenilgi, mağlubiyet; atış (kalp).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak saadet, uhrevi saadet. the Beatitudes Hz isa'nın Matta incilinde geçen sözleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). bitnik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aşık; sevgili; kavalye; züppe erkek; şık giyinen adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ideal güzellik, kusursuz güzellik örneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr.) bir kimseyi memnun etmek için yapılan hareket veya söylenen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(fr.) kibarlar zümresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., A.B.D., (argo) muazzam şey; büyük hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, dilber. beauteously z .güzel bir şekilde. beauteousness (i). güzellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzellik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel, latif, hoş, zarif. beautifully (z). güzel bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). güzellestirmek, süslemek; güzelleşmek, süslenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzellik; güzel bir kimse, güzel kadın. beauty shop, beauty parlor güzellik enstitüsü, kuaför salonu. beauty sleep güzellik uykusu. beauty spot yüzdeki ben; güzel manzaralı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., çoğ, (fr.) guzel sanatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kunduz, zool. Castor fiber; kunduz kürkü, kastor; kastor Sapka; kalın yünlü kumaş; miğferin yüzün alt kısmını örten parçası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalarına dua etmekle hayatını kazanan kimse, duahan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtusü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anların yavrulan için hazlrladıkları, çiçeklerin sarı tozu ve proteininden meydana gelen bir gıda karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ingiltere'de kraliyet muhafız alayının askeri; sığır eti yiyen kimse; (argo) ingiliz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biftek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boynunu vurmak, kafasını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat) altına, altında, altta; (edat) aşağıda, -den aşağıda; rütbece altında; yakışık almaz. beneath one's dignity -e yakışmaz, yakışık almaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., huk. vasiyet etmek, vasiyetle bırakmak, miras olarak bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bering Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bulaştırmak, kirletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Ismarlamak, talep etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. örtmek, yaymak; kaplamak, saçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. yardım etmek, işine yaramak; faydalı olmak; s., (eski) konmuş, yerlestirilmiş durumda olan hard, ill veya sore bestead müşkül durumda, sıkışık halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hükümsüz, mânâsız, saçmasapan söz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Bilge).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mat. iki çizgisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü kalpli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karabaş ördek, zool. Aythya marila; ciltte bulunan siyah başlı küçük yağ birikintisi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. beyazlatmak, ağartmak; beyazlanmak, ağarmak; i. çamasır suyu, ağartan sey, beyazlatıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamaşır suyu; gen. çoğ. stadyumda seyirciler için üstü açık sıra veya yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inci balığı, zool. Alburnus; akkefal, gökçe balığı, zool. Alburnus mento.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rüzgâra maruz, açık, çıplak; soğuk, ısınması güç; kasvetli, sıkıcı, solgun. bleakly z. rüzgara açık bir sekilde. bleakness i. rüzgara açık oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s ağrı vermek, sulandırmak (göz); karartmak, kamaştırmak; s. çapaklı, şişmiş (göz).blear-eyed, bleary s. mahmur, uykulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. melemek, meler gibi konuşmak;i. meleme, melemeye benzer ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mavi sakal, masallarda karılarını öldüren canavar tipi; bir çok kadın öldürmüş olan katil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili aptal, mankafa kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bordo limanı; Bordo şarabı .Bordeaux mixture ağaçları korumak için kullanılan karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. poyraza ait, kuzey rüzgarına ait; şimali, kuzey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı, poyrazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıcak memleketlerde yetişen çiçekli bir bitki, bot. Bougainvillea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. brakteli, bürgülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bravia Theatre Sync, Ev Sineması ayarlarını kontrol etmenin yeni yoludur. HDMI™ bağlantıları ve bir uzaktan kumanda kullanılarak, sistemi oluşturan çeşitli birimler arasında sinyaller gönderilebilir. BRAVIA Theatre Sync her türlü karmaşıklığı ortadan kaldırır; bu sayede, filmin keyfini çıkarmaya konsantre olabilirsiniz. Tek bir tuşa dokunmanızla ses cihazı ve TV açılır, doğru girişler seçilir ve Blu-ray Disc™ veya DVD oynatıcı çalışır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kırık, yarık, gedik; ihlâl, riayetsizlik (kanun v.b.); bozulma; balinanın suda sıçraması; dalgaların sahile vurarak kırılması; (eski) yara; f. gedik veya rahne açmak. breach of the peace asayişi ihlâl etme, kavga. breach of promise sözünden dönme,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekmek, yiyecek; maişet, geçim; (argo) para breadbasket i. ekmek sepeti; mec. tahıl ambarı; (argo) mide. bread crumb ekmek kırıntısı, ekmek içi. breadfruit i. ekmek ağacı, bot Artocarpus. bread line parasız ekmek veya yemek almak için meydana gelen kuyr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genişlik, en, arz, enlilik. breadthways, breadthwisez enine, genişliğine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kırmak, parçalamak; ihlâl etmek, riayet etmemek, uymamak (kanuna); bir yerini kırmak, yaralamak; bozmak, araya girmek; sona erdirmek, bitirmek; nüfuz etmek, içine girmek; iflâs ettirmek; bozdurmak (para); kaçmak, firar etmek; elek. devreyi bozmak, devr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kırık, çatlak, aralık, açıklık, fasıla; atılma; kaçış; ani kesiş, ani düşüş; az bir miktar, parça, kısım; k.dili fırsat, şans; k.dili gaf, pot; elek. devrenin bozulması, devrenin kapanması; cazda solo bölüm; borsada ani fiyat düşüşü; matb. paragraflar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. cepheyi yarıp geçme; hamle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısılma, bozulma, dağılma, parçalanma; Kan. buzların çözülmeye başladığı zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırma, kırılma; kırılan şeylerin tutarı; ikt. kırılma payı, kırık bedeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bozulma, durma (makina); asap bozulması, çökme; teferruatlı hesap; analiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırıcı şey veya kimse; sahile çarparak köpük haline gelen dalga; den. mancana, gemilerde kullanılan küçük su fıçısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kahvaltı, sabah kahvaltısı; f. kahvaltı etmek; kahvaltı çıkarmak, kahvaltı vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırılma. breaking point kırılma noktası. breaking and entering huk. meskene tecavüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tehlikeli, kafa göz yarabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgakıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çipura, karagöz, mercan gibi birkaç cins balık; çapak, zool. Abramis brama. fresh water bream sırtar balığı. sea bream karagöz balığı, zool Saryus; sarıgöz, zool. Cantharus lineatus; sarpa, zool. Padentus centrodontus. red sea bream mercan balığı, zool

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. karina yakmak,raspa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. göğüs, meme; sine, kalp, yürek, gönül, iç; f. göğüs germek, karşı durmak; göğüslemek. breastband i. eyerin göğüs kayışı, sinebent kayışı; den. iskandil atan neferin göğüs verip dayandığı halat. breastbone i. göğüs kemiği, kas kemiği, iman tahtası b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüslü. double breasted kruvaze, çift sıra düğmeli. single breasted tek sıra düğmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefes, soluk; bir nefeslik zaman, dem, an; fısıltı; hafif rüzgâr; ağızdan çıkan buhar, buğu. breathtaking s. heyecan veren, insanın nefesini kesen. catch one-s breath soluğu kesilmek, soluk almak, dinlenmek. in the same breath bir solukta, aynı zamanda

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teneffüs edilebilir, nefes alınabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nefes almak, teneffüs etmek, soluk almak; hafifçe esmek; yaşamak, var olmak; koku neşretmek; nefes alıp vermek; fısıldamak; ifade etmek, belirtmek; agzından püskürtmek; hayat vermek, canlandırmak; nefes aldırtmak. breathe again veya freely rahat nefes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefes alan kimse; k.dili teneffüs, paydos, ara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs, nefes alma; nefes; bir nefeslik zaman, an; söyleme, ağza alma; ümit, hasret; hafifçe esiş; dilb. h'' harfinin sesi. breathing space rahatça nefes alma imkânı; dinlenme zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nefes nefese, soluğu kesilmiş; nefesini tutmuş, sessiz; soluğu kesen, korkutucu; ölü, cansız; hareketsiz, kımıldamayan. breathlessly z. soluk soluğa. breathlessness i. soluksuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sert bakış veya sözlerle gözünü korkutmak, yıldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kara buğday, esmer buğday, sert buğday, karabaş, Arap darısı, bot. Fagopyrum esculentum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çobanlığa veya kır hayatına ait; pastoral; i. pastoral şiir; çiftçi, çoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yersiz korku uyandıran gerçek dışı herhangi bir şey; (eski) yaramaz çocukları yiyen umacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemide bölme; maden ocağında tahta set; bodrum merdiveninin iki kanatlı kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dere iskorpiti veya buna benzer balık; inatçı kimse. bullheaded s. inatçı; kalın kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büro, yazıhane, acente, daire, şube; çekmece, çekmeceli dolap; ing. yazı masası, yazıhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bürokrasi, devlet dairelerine mahsus formaliteler, kırtasiyecilik; devlet memurları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet dairesinde memur olan kimse; kırtasiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Yunan efsanelerinde adı geçen Fenikeli kahraman Kadmus'a ait. Cadmean victory yenilenlerin olduğu kadar yenenlerin de zarar gördüğü savaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kayseri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). Cesarean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Girit adasının merkezi olan Hanya şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Karayib Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Hazar Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

keneotu tohumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). griva mataforası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). alâkadar bir şahsın ilgili makamlara, yetkileri dahilindeki belirli işlemlerin kendisi dinleninceye kadar yapılmaması veya durdurulması için yaptığı müracaat; ihtar, ikaz. Caveat emptor(Lat). Alıcı dikkatli olsun. Bütün sorumluluk alıcıya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). (Roma takviminde) ayın ilk günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). durmak, kesmek; bitmek, sona ermek; bırakmak, devam etmemek, son vermek; (i). durma; inkıta. without cease durmadan, durmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fasılasız, durmayan, biteviye ceaselessly (z). durmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). tahıl, hububat, zahire; ABD herhangi bir tahıl ile hazırlanmış ve kahvaltıda yenen bir yiyecek; (s). tahıl veya tahıl bitkilerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gök mavisi, havai mavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Sezar'a ait. cesarean operation, cesarean section sezaryen ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). memeli deniz hayvanları takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). memeli deniz hayvanları takımına mensup; (i). memeli deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Kildani; müneccim, büyücü; Arami dili; (s). Kildanilerin üIkesine ait; müneccimlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klarnetin en pes perdesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). demirli, içinde demir tuzları olan; (i). demirli su veya ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değişebilir, kararsız, istikrarsız; dönek; sanjanlı, yanardöner. changeabil'ity, change'ableness (i). değişebilirlik. change'ably (z). değişebilir bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itham edilebilir, suçlanabilir; hesaba geçirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -teaux). şato Fransız tipi büyük köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ucuz, ehven; az zahmetle elde edilebilen; ucuzca; faizi ehven (borç para), satın alma gücü düşmüş olan (para); bayağı, adi. dirt cheap çok ucuz. cheapskate (i)., (ABD)., (argo). cimri kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ucuzlatmak, değerini düşürmek; itibarını bozdurmak; ucuzlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, dolandırıcılık, aldatma; oyun, dalavere; (huk). hile ile mal alma; dolandırıcı, hilekâr kimse; slang üç kâğıtçı; sahte bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hile yapmak, dalavere yapmak, oyun çevirmek; aldatmak; dolandırıcılık etmek; (ABD)., (argo). ihanet etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). spor karşılaşmalarında tezahürat yapan grubun lideri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nohut, (bot). Cicer arietinum roasted chickpea leblebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kore hastalığı, yüzde, kollarda ve bacaklarda tikler meydana getiren bir çocuk hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kronolojik tarih sırasına göre düzenlenmiş. ehronologically (z). tarih sırasına göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). budala kimse, kalın kafalı kimse. chuckleheaded (s). kalın kafalı. chuckleheadedness (i). kalın kafalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir yüzey üzerinde, bir çizgi doğrultusunda yapılmış ya da düzenlenmiş betileri veya öğeleri niteler.

2.İnce kontur çizgileriyle oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel yapıtları niteler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği formu ortaya çıkaran hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar «çizgisel kompozisyonlar» olarak tanımlanır. Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir. Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik, ışığın imkân verdiği ölçüde kullanılır. Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz. 19. yy.da Neo-klasik Dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon, Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuş, Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır. Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20. yy.da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temizlemek, yıkamak, antmak; temizlenmek, paklanmak. clean out çöp boşaltmak; (k.dili). terk etmek; silip supürmek, parasız bırakmak. clean up tam temizlemek; (argo). çok para kazanmak; bitirmek; galip gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). temiz, pak; halis, saf, arı; kusursuz; engelsiz açık; masum, temiz ahlaklı; yenebilir (av eti vb); mevzun, öIçüleri muntazam olan, biçimli; mükemmel, fevkalade. clean bill of health sağllk raporu; (hastalık olmadığını belirten) temiz kâğıdı; şüphe k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tamamen, bütünüyle; temiz bir şekilde, temiz olarak. clean gone iz bırakmadan gitmiş. come clean (argo). itiraf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iyi yontulmuş, temiz (iş); kesin; göze hoş görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sakalı bıyığı tıraş olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleyici; silgi. dry cleaner kuru temizleyici. vacuum cleaner elektrik süpürgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). temiz; temizlenmeye veya temiz tutmaya meraklı; (z). (klin'li). temiz bir şekilde, temizce cleanliness (i) ., (klen'linis) temizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temizlemek. cleanser (i). temizleyici; sabun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temizlemek; kurtarmak; aydınllğa kavuşturmak; engeli aşmak; hesabını temizlemek; borcunu ödemek; temize çıkarmak; gümrükten çekmek; tahliye etmek; net kar etmek; tahsil etmek (çek vb); temizlenmek; takas odalannda çek vb'ni değiştirmek; limana giriş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık, aydınlık vazıh; parlak, berrak; şeffaf, saydam; net; kati, kesin; masum, temiz; sakin; açık (arazi vb); hudutsuz; takıntısız. clear conscience vicdan rahatllğı. clear-cut (s). keskin; açık ve seçik. clear evidence açık ve kesin ispatlayıcı de

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). açıkça, açık olarak; tamamen, bütünüyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından WALKMAN® mp3 ve mp4 çalarlar için geliştirilen yeni Clear Bass teknolojisi, ALC (Otomatik Seviye Kontrolü) aracılığıyla derin ve güçlü bas sesler üretir. Dolayısıyla, ister basların çok güçlü olduğu parçalar ister yavaş şarkılar dinleyin, hiçbir bozulma olmaksızın mükemmel bir ses kalitesi elde edersiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Colour Parazit Azaltma, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan bir özelliktir. Görüntünün ışık ve renk frekansları analiz edilir, uzun pozlamalar neticesinde oluşan bozulmalar giderilmiş olur ve doğal tonların resimde oluşumu sağlanır. Özellikle açık mavi gökyüzü, koyu mavi denizler ve yeşil ormanlar gibi büyük alanlarda aynı renklerin bulunduğu manzara fotoğrafları, daha zengin renk tanımlamasından yararlanacak ve daha gerçekçi biçimde oluşturulacaktır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Photo LCD Plus, daha yüksek ekran çözünürlüğe ve daha yüksek kontrastlı çok sayıda renkle gelişmiş görüşe sahip bir LCD ekrandır. Bu, karanlık ya da aydınlık ortamlarda daha iyi film oluşturma ve odaklanmasına, oynatma sırasında daha net görüntüye olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Stereo, ses sinyallerinin sağ ve sol kanallar arasında kaymasını önlemek üzere geliştirilen bir Sony teknolojisidir. WALKMAN® cihazınızda en sevdiğiniz şarkıları dinlerken daha dengeli, net ve temiz sesler duymanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ClearVid CMOS sensörü, ışığı dijital sinyale dönüştüren video kameranın gözüdür. Daha fazla ayrıntı ve netlikle ve aralarında Kesintisiz Yavaş Kayıt, yüksek ışık hassasiyeti ve Çift Kayıt da bulunan daha gelişmiş işlevlerle daha yüksek kaliteli resme yol açar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme; açıklık yer; gümrük muayene belgesi, gümrük müsaadesi; takas, sayışma, hesaplaşma; geminin limanı terketme hakkı. cleurance papen geminin limanı terketme izni belgeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. clearing

tic. takas

İki ülke arasında yapılan alışverişin karşılıklı olarak malla ödenmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme işi; açığa çıkarma; aydınlatma; açıklık, meydan; takas, kliring. clearinghouse (i). kliring odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kolalamak, kolalayıp ütülemek. clearstarcher (i). kolacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). clerestory.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice Plus teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir. Yavaş kayıt hızında bile hoparlörden çalınan ses mükemmelliğini korur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mesnet takozu, kama, kelepçe; (den). koç boynuzu; (f). takoz vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık; yarılma, çatlama; (kim). molekülün aynlması; (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi; (biyol). hücrenin bölünmesi; (jeol). dilinim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapışmak, iltisak etmek; bağlanmak, sadık olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (cleft veya cleaved veya clove; cleft veya cleaved veya cloven; (eski). cleave, clave clove) yarmak, bölmek, taksim etmek; ayırmak; açmak (yol vb); ayrılmak, yarılmak, bölünmek; arasmdan geçmek. cleavable (s). yarılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). satlr, balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -eae) apteshane; lağım; (zool). dışkılık, göden. eloaeal (s). gödene ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -leafs) yonca yaprağı kavşağı, altlı üstlü geçiş sağlayan kavşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmız. cochineal insect kırmızböceği, (zool). Coccus ilicis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., anat koklea, kulak salyangozu. cochlear duct anat salyangoz kanalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yüz kremi, cilt kremi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk ter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meslektaş, mesai arkadaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). antoloji, seçmeler, derlemeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı doğru çizgi üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı ölçülere sahip olan, eşit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamu yararı, amme menfaati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ulus;cumhuriyet; A.B.D. eyalet. the Commonwealth İngiliz Milletler Topluluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gizlemek, gizli tutmak, saklamak, örtmek. concealable (s). gizlenilebilir, saklanabilir. concealment (i). gizleme, saklama, sır tutma. in concealment saklı, gizlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da erkeğin kadın üzerindeki hâkimiyetinin belirgin olduğu evlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dondurmak, donmak; pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kornea, gözdeki saydam tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kuzeysel Taç takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cismani, bedeni, maddi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı tedbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davada mukabil cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sayfiye evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). gıcırtı; (f). gıcırdamak. creaky (s). gıcırtıIı; zayıf, düşmek üzere olan, yıkılmak üzere olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaymak, krema; kremalı tatlı; cilt kremi; öz, en iyisi; krem rengi, açık bej. cream cheese yumuşak beyaz peynir. cream of tartar krem tartar, cream of the crop en iyisi. cream puff içi kremalı pasta. cream sauce beyaz sos. cold cream yağlı krem. so

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kaymak bağlamak, köpüklenmek; kaymağını almak, kaymaklamak; krema haline getirmek; (ABD)., (argo). yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sütlük; kaymağı ayıran makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süthane, sütçü dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, pli, pasta, kat; çizgi, buruşuk; ütü çizgisi, kat yeri; (f). kırma yapmak; buruşturmak; katlanmak, buruşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaratmak, vücuda getirmek; meydana getirmek, ihdas etmek, husule getirmek; atamak, tayin etınek; yapmak, tertip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılış, hilkat, yaratma; acun, kozmos, âlem, evren, kâinat. creative (s). yaratıcı. creatively (z). yaratıcı bir şekilde. creativ'ity (i). yaratıcılık. creator (i) . yaratıcı kimse, mucit; meydana getiren kimse, yapan kimse. the Creator Allah

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaratık, varlık, mahluk; insan, hayvan; bende, köle, kukla, bir kimseye bağlı olan ve itaat eden kimse. creature comforts vücudun rahatını sağlayan şeyler, refah. creaturely (s). yaratıklarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kırım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kiriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). kama şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğrilerden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Cyclopic (s). iri; büyük taşlarla harç kullanılmadan yapılmış (yapı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tan, şafak, seher.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayal; (f). hayal kurmak, dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). diyakoz, kilise veya cemaat işlerinde gönüllü olarak papaza yardım eden kimse; (f)., (k). dili ilâhileri satır satır okumak; göz boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalışamaz duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ölü, öImüş, müteveffa; sönük; cansız, hareketsiz, ölü gibi; renksiz, solgun, tadı kaçmış, soğuk. dead ahead dosdoğru. dead and gone öImüş gitmiş. dead as a doornail öImüş, cansız. dead ball spor saha dışına çıkmış top, ölü top. dead beat çok yorgun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo borçlarını ödemekten kaçınan kimse; bedavacı, başkalarının sırtından geçinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuvvetini kırmak hafifletmek, boğmak uyuşturmak (ağrı) kesmek (ses, ağrı); tatsızlaştırmak; parlaklığını gidermek, donuklaştırmak; ses geçmesini önlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). boğata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili ücretsiz olarak kartla seyahat eden veya tiyatro v.b yerlere giden kimse; boş olarak kalkan tren, otobüs v.b; sıkıcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). Iomboz kapağı; lomboz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. deadline

süre sonu

Bir işin bitirilmesi veya borcun ödenmesi için öngörülen sürenin sona ermesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). son teslim tarihi: cezaevlerinde hükümlülerin geçmemesi gereken yasak bölge sınırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çıkmaz iki taraflı karşı koymanın sonucu olarak her iki tarafın hareketsiz kalışı ; (f). çıkmaza sokmak, çıkmaza girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öldürücü; zehirli; ölüm derecesinde; ölüm gibi. deadly enemy can düşmanı. deadly nightshade güzelavratotu, (bot). Atropa belladonna. deadly sin ağır günah. the seven deadly sins yedi büyük günah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (z)., (f)., (A.B.D)., argo anlamsız bir yüz; (s). boş ve anlamsız yüz ifadesi olan; (z). duygularını açığa vurmadan, anlamsızca; (f). duygularını belli etmeden hareketetmek veya konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lut gölü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağacın kuru dalları, kurumuş dallar veya ağaçlar; (A.B.D). değersiz malzeme, faydasız kişi veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s(. sağır; kulak asmayan. deaf-and -dumb alphabet sağır ve dilsizlere mahsus işaret alfabesi. deaf-mute (i). sağır ve dilsiz kimse. turn a deaf ear to dinlememek, kulak asmamak, aldırmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kulağını sağır etmek; kulağını tıkamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çam tahtası, çam kerestesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazarlık, anlaşma, mukavele; iş; miktar; iskambil kâğıtlarını dağıtma. a good deal a great deal bir çok, bir hayli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (dealt) alâkadar olmak, ilgilenmek, iş yapmak, davranmak; iskambil kâğıtlarını dagıtmak. deal in tüccarı olmak. deal with temas etmek, deginmek bahsetmek; işini görmek, icabına bakmak; müşterisi olmak ... ile alışveriş etmek. dealer (i). satıcı, t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dealer

satımcı

Satım işini yapan (kimse).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. dealing

tic. satım

Satıcı ile alıcı arasında yapılan ve bir malın alıcıya verilmesi ve bunun karşılığında bir fiyat, bir değer alınması yoluyla yapılan işlem.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş, alışveriş; muamele, alaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). deal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim). bir bileşikten amino gurubunu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekan; bir üniversite veya yüksek okulda idari görevi olan kimse; ingiliz kilisesinde bir papaz rütbesi; bir başkentte bulunan kordiplomatiğin en kıdemli üyesi. dean of students talebe meseleleriyle ilgili üniversite memuru. deanery (i). dekanın ot

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili; (s). aziz; sevgili; samimi; pahalı. dear John azizim John; bir kızın nişanlısına yazdığı ayrılma mektubu. Dear me I Aman I Canım I Yarabbi I Deme I for dear life canını kurtaracakmış gibi. dearly (z). sevgi ile, samimi olarak; pahalıy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yokluk, kıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öIüm, öIme, vefat; katil, ölüme sebebiyet veren şey. deathbed (i). ölüm döşeği. deathblow (i). öIdürücü darbe. death certificate ölüm ilmuhaberi, defin ruhsatı. deathcup (i). çok zehirli bir çeşit mantar, (bot). Amanita. death duty (ing). veraset ve

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâvâ). Dâvâlar. (bk.) DAvâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دعاوی] davalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öIüm, öIme, vefat; (f). öImek. the deceased merhum, rahmetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azalmak, eksilmek, küçülmek, çekilmek; azaltmak, eksiltmek decreasingly (z). gittikçe azalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksilme, azalma, çekilme; küçülme; eksiklik, noksan on the decrease azalmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). iptal, lağvetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iptali mümkün, lağvolunabilir, feshedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yenmek, mağlup etmek; hezimete uğratmak; bozmak, iptal etmek, ıskat etmek; (i). bozgun, yenilgi, mağlubiyet, hezimet. defeatism (i). bozgunculuk. defeatist (i)., (s). bozguncu kimse; (s). bozguncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şeklini çizmek, resmetmek, portresini çizmek, tasvir etmek, tarif etmek. delinea'tion (i). resmetme, çizme; resim, şekil, kroki; tarif, vasıflandırma, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alçaltmak, küçültmek. demean oneself kendini küçültmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).davranışlar, hal, tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devletin, saadet ve ihtişamının sığınacağı yer, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ishal, amel, iç sürmesi, diyare. diarrheal (s). diyareye ait, diyareli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nahoş, hoşa gitmeyen; kötü, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness (i). uygunsuzluk, nahoşluk; terslik. disagreeably (s). terslikle, nahoş derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözden kaybolmak, kaybolmak; yok olmak; zail olmak, ortadan kaybolmak. disappearance (i). gözden kaybolma, kaybolma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesilme, inkıta, fasıla, aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalık, rahatsızlık, illet, maraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hasta, mariz, hastalıklı. He was diseased in body and mind. Hem vücutça hem akılca hasta idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cesaretini kırmak, ümidini kırmak; hevesini kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). darıltmak, gücendirmek, canını sıkmak, sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, kırılma, gücenme, öfke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kitap sayfası köşesini kıvırmak; (i). kıvrık sayfa köşesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dolby® Digital 5.1 Surround Ses Oluşturucu, uyumlu cihazda oynatıldığında surround sesle anılarınızı tamamen üretmenize olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(A.B.D). New England; Maine eyaleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (müz). öIçünün birinci vuruşu; (s). kötümser, bedbin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyus, kederli, morali bozuk, maneviyatı kırılmış, mahzun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). akıntı yonünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). makul, gerçekçi; uygulanabilir, gerçekleştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çok korkmak, korku ve endişe duymak, korku hissetmek; hoşlanmamak, sevmemek; (i). büyük korku, dehşet, korku hissi; huşu; çekinme, hürmetten ileri gelen korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku yaratan, ürkütücü, korkunç; haşmetli, heybetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehsetli, heybetli; (k.dili). iğrenç, berbat, çok kötü. dread fully (z). çok fena, dehşetle; (k.dili). çok, muthiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalın yünlü palto veya kumaş; (den). eskiden kullanılan ağır toplu bir deniz zırhlısı, dretnot; gözüpek kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüya, duş; rüya gorme; hülya, hayal; emel, hedef, gaye, amaç; kuruntu; kdili çok guzel ve cazip kimse veya şey dreamboat i, argo cazibeli kimse veya şey. dreamland (i). rüyalar. diyan dream world hayal âlemi. dreamless (s). rüyasız (uyku).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (t veya ed) rüya görmek; görur gibi olmak, tahayyül etmek, hayal kurmak; hayal etmek, düşünmek tasavvur etmek. dream away one's time vaktini hayal kurarak geçirmek. dreamer (i). hayal kuran kimse, hayalperest kimse. dream up (k.dili). hayali

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). dream.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). rüya ile ilgili, rüya gibi; belirsiz, müphem, karanlık; dinlendirici yatıştırıcı, teskin edici; (k.dili). fevkalade mükemmel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvetli, sıkıcı, hazin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmak veya kalın kafalı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz veya süprüntü yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (tıb). nefes darlığı, dispne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعاجب] şaşılası şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, hevesli, arzulu, şevkli, canlı, sabırsız. eagerly (z) şiddetli arzuyla, büyük şevkle, sabırsızlıkla. eagerness (i). şevk istek, arzu, canlılık. eager beaver (A.B.D), (argo) vazifesine fazlasıyla bağlı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal, karakuş, (zool.) Aquila;kartal şeklinde veya kartal resmi taşıyan herhangi bir şey (mühür, damga, madeni para). eagle owl puhu kuşu gibi bir çeşit baykuş. eagle ray fulya balığı. eaglewood tree kartal ağacı,(bot.) aquilaria agallocha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzağı görebilen, eagleyed nüfuz edici bakışları olan. keskin gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski bir söylentiye göre kartalların yuvalarında fol olarak kullandıkları ceviz iriliğinde bir taş, kartal taşı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartal yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kartal gibi hızlı ve yüksekten uçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nehrin ağzında ani met taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş yığını halinde abide, mezar veya işaret noktası, kurgan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعم] genelde, yaygın haliyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak, işitme duyusu; müziğin inceliklerini sezebilme yeteneği; testi kulpu gibi kulak şeklinde olan herhangi bir şey; dikkat, kulak verme .ear flap soğuktan koruyucu kulaklık. ear lobe kulak memesi .ear trum pet ağır işiten kimselerin kullandıkla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). Başak; (f). başaklanmak, Başak bağlamak, başak tutmak. in the ear kabuklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sallantılı küpe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,( .A.B.D.), (k.dili) üzerinde çok durulan bir söz; dedikodu havadis; azarlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kont earl'dom (i). kontluk, bir kontun unvanı ve sahip olduğu topraklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık; kulak memesi, kulak kepçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). erken; eski; ilk, ilkel; (z). vakitsiz, vaktinden evvel. early bird erken kalkan, sabahçı. The early bird gets the worm Erken davranan istediğini elde eder. early riser erken kalkan kimse .at an early age çocukken.at your early convenience

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvanların kulaklarına takılan marka; damga; (f). kulağa işaret koymak; belirli bir maksatla ayırmak, bir yana koymak, tahsis etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık (soğuğa karşı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kazanmak, edinmek, hak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ciddi; gerçek, hakiki; istekli; içten, samimi. in earnest ciddi olarak, samimiyetle, gerçekten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk.) pey, kaparo, avans, teminat. earnest money teminat akçesi, pey akçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, kâr; maaş, gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak) headphone.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak temizleyecek alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küpe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) işitilecek mesafe, kulak menzili, kulak erimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulak tırmalayıcı, sağır edici (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dünya yeryüzü, arz; toprak, kara, zemin; bu dünya; dünya halkı; (kim.) nadir toprak alkali metallerinden her biri; elektrik akımının devresini tamamlayan toprak. earth flax asbest. earth movement (jeol.) Dünya kabuğunun hareketi. earth science d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) inine kaçırmak (tilki); inine kaçmak; (elek.) toprağa bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insanoğlu; fani, dünyevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maddi; toprağa sıkıca bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan yapılmış, toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak çömlek, toprak işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeryüzünden yansıyıp ayın gölgede kalan kısımlarını aydınlatan ışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeryüzünde yaşayan kimse, fani kimse; kendini dünya işlerine vermiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dünyaya ait, dünyevî; imkân dahilinde, (k.dili) akla yatkın. of no earthly use hiç bir faydası olmayan, beş para etmez. earthlyminded (s). maddi fikirlere sahip, dünyevi fikirli .earthliness (i). dünyevî oluş, maddilik; imkan dahilinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) Amerikan fıstığı, (bot.) Arachis; domuz elması; yermantarı,domalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deprem, yer sarsıntısı, zelzele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask.) toprak tabyası, topraktan yapılan set, siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). solucan, yer solucanı, (zool.) Lumbricus terrestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan ibaret, toprağa benzer, topraklı; kaba, incelikten yoksun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak kiri, kulak salgısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulağa kaçan, (zool.) Forfi cula auricularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahat huzur; serbestlik, kolaylık, tabiilik.at ease rahat, teklifsiz. At ease ! (ask.) Rahat ! feel at ease içi rahat etmek with ease rahatça, kolaylıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rahat ettirmek, sıkıntıdan kurtarmak; ağrıyı yatıştırmak; basınç veya gerilimi azaltmak; kolaylaştırmak; dikkatle yerleştirmek; (den.) ağır ağır laçka etmek. ease the ship (den.) gemiyi dalgaya karşı götürmek. Ease the helm ! (den.) Ağır ağır gel !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). rahat, asude, sakin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ressam sehpası, şövale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlık veren herhangi bir şey; sıkıntıdan kurtarma; (huk.) irtifak hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kolaylıkla, kolayca, rahat rahat, bol bol; şüphesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolaylık, yumuşak veya tabii davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). doğu, şark; doğu halkı veya uygarlığı; (s). doğu ile ilgili; (z). doğuya doğru . East Germany Doğu Almanya .East Indies Hindistan, Hindi çini ve Doğu Hint Adaları. east wind, easter doğudan esen rüzgar, gündoğusu.Far East. Uzak Doğu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Paskalya yortusu.Easter Day Paskalya günü. Easter egg Paskalya yumurtası. Easter lily zambak.Eastertide (i)., Easter time Paskalya zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). doğuda, doğuya doğru; (s). gündoğusuna bakan, doğudan esen .easterly wind gündoğusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğusal, doğuda olan, doğudan gelen doğuya ait .Eastern Church Rum Ortodoks Kilisesi. Eastern Hemi sphere Doğu Yarımküresi. easterner (i). şarklı kimse, bir memleketin doğusunda oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den doğuya doğru hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay, rahat; asude, sakin; yumuşak, uysal; hafif, yavaş, ağır .easy chair koltuk. easy mark (k.dili) kolayca aldatılabilen kimse.easy money kolay kazanılıp kolay sarf olunan para.easy of access kolay görüşülebilir, yanına yaklaşılabilir. in easy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (k.dili) kolayca, rahatça. Take it easy Yavaş yavaş Kendini yorma. Kolayına bak .işi hafiften al Kızma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Easy Handycam düğmesine basılarak kolay ‘doğrult ve çek’ işlemine olanak sağlar. En iyi kaydı ve en az karışıklığı garantilemek için tüm fotoğraf makinesi ayarları otomatik olarak kontrol edilir

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yumuşak uysal tabiatlı, yumuşak başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ate, eaten) yemek; gıda almak; yemek yemek. eat away yavaş yavaş yiyip bitirmek; yiyip durmak. eat one's heart out kendi kendini yemek, çok üzülmek .eat one's words sözünü geri almak. eat out of house and home aşırı derecede yiyerek aile bütçes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(çoğ.),(A.B.D.) argo yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., Fr (çoğ. eaux) (o) su. eau de Cologne kolonya. eau forte ofort, madeni levhaları hakketmek için kullanılan nitrik asit; böyle hakkedilmiş levhalarla basılan resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçak, çıkıntı .eaves trough yağmur suyunu akıtan oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). kulak misafiri olmak, kendisini ilgilendirmeyen konuşmaları belli etmeden dinlemek; (i). saçaktan damlayan su. eavesdropper i kulak misafiri. eavesdropping (i). kulak misafiri olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعاظم] büyükler, ileri gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعز] çok değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Aziz etsin. (bk.) Aaz, (düzelt aazze).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kamera modundan çıkmadan kaseti ileri ve geriye doğru izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumurta çırpma teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo, alay aydın, kültürlü ve zeki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. semavi, göksel; yüce, ulu; ateşten yapılmıs, ateş gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mitolojiye göre ateşten olduğu farzedilen en yüksek gök tabakası; gökler, sema; s. semavi; ateşten yapılmış, ateş gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

End Search (Son Araması) işlevi etkinleştirildiğinde, kaset otomatik olarak son kaydedilen görüntünün sonuna geçer. Bu görüntünün son iki saniyesi oynatılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevdirmek. endearment i. okşama, sevgi ifade eden söz veya hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yapmaya çalışmak; gayret etmek, çalışmak; i. emek, çaba, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokuz taneden ibaret her hangi bir şey dokuz kişilik grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalvarmak, yakarmak, rica etmek, niyaz etmek. entreaty i. rica, niyaz, dilek, temenni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nüvesini çıkarmak; içini kesmeden çıkarmak (ur); aydınlatmak, izah etmek. enuclea'tion i. nüvesini alma; izah, aydınlatma, aydınlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Epikür felsefesi taraftarı, epikürcü; keyfine ve boğazına düşkün kimse; (s.) Epikür veya felsefesine ait; zevk ve safaya düşkün epicureanism (i.) epikürcülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Asmera.

Nüfus: 3.200.000.

Komşuları: Güneyde Etiyopya Doğuda Cibuti, Batıda Sudan Kuzeyde Kızıldeniz.

Din: Müslüman ve Hıristiyan.

Dil: 7 yerli dil.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Eritre 1890’dan 1941’de İngilizlerin eline geçene kadar bir İtalyan kolonisiydi. İngiliz ve BM denetiminin ardından, 1952’de federe bir birim olarak Etyopya’ya bırakıldı. Etyopya 1962’de Eritre’yi bir eyalet olarak ilhak etti. Bu, 24 Mayıs 1993’te Eritre bağımsızlığını resmen ilan edene kadar sürecek olan 31 yıllık bir bağımsızlık mücadelesine neden oldu.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Eritre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(huk.) mirasçısız ölen kimsenin emlâkinin devlete geçişi, bu şekilde intikal eden mülk, mahlul mülk. by way ofescheat mahlulen, mirasçısı olmayan bir kimseden hukumete kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (huk.) zor alımına çarptırmak müsadere etmek, zeamet sahibine vermek; devlete kalmak, mahlul olmak. escheator (i.) mahlul mallar memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), (ing.), (huk.) asıl mahkemekaydının sureti; (f.) infaz için kayıtlardan çıkarmak; para cezası kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göklerle ilgili, havai, çok ince, ruh gibi; (kim.) eterik ethereally (z.) çok hafif olarak; narin bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) incelik, şeffaflık, havailik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ruh haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Eğriboz adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Karadeniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahkeme veya dava dışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nazar, bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). fasulye familyası. fabaceous (s). fasulye familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tembel, aylak, boş gezenin boş kalfası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiftlik ve içindeki binalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzaklara erişen,şümullü, geniş kapsamlı, geniş mikyasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fast break

sp. hızlı hücum

Takım sporlarında karşı tarafın toparlanmasına fırsat vermeden, paslaşarak yapılan hücum.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). dik olarak aynı düzlemde biten (dallar), koni şeklinde (servi, kavak); (zool). koni şeklindeki demet gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sadakat, Avrupa derebeyliğinde efendiye sadakat. swear fealty bi'at etmek, sadakat yemini etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (fe edatı ile emmâ’dan mürekeptir). Kaldı ki, ona gelince.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkmak. Never fear. Korkma, öyle bir tehlike yok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; kuruntu, endişe, vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless (s). korkusuz, gözüpek, yılmaz. fearlessly (z). korkusuzca, yılmadan. fearlessness (i). korkusuzluk, gözüpek oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku veren, korkunç; korkak, heybetli; dehşetli; çok fena. fearfully (z). korkarak; korkunç derecede, müthiş bir şekilde. fearfulness (i). korkaklık, ödleklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kalın yünlü kumaş, bu kumaştan yapılmış palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dehşetli, korkunç; korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). bir vazifenin icrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mümkün, yapılabilir, tatbik edilebilir; uygun, münasip, yakışık alır; ihtimal dahilînde, muhtemel, makul. feasibleness, feasibil,ity (i). uygulama imkanı, tatbik kabiliyeti. feasibility study ön hazırlık çalışması. feasibly (z). mümkün olacak surette

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ziyafet; bayram, yıl dönüşümü, yortu; (f). ziyafette yemek yemek, bol bol yemek; ziyafet vermek; sevindirmek. feast one's eyes on gözlerine zifayet çekmek, doya doya bakmak. movable feast her yıl değişik bir tarihe rastlayan yortu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarı, maharet gösteren olay. feat of arms kahramanca iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüy takmak, kuş tüyü ile kaplamak, (den). pala çevirmek (kürek); tüylenmek, tüyleri bitmek. feather a propeller pervanenin kenarını uçağın gidiş yönüne çevirmek. feather one's nest küpünü doldurmak. tar and feather hakaret için bir kimseye katran

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüy, kuş tüyü; okun arka ucundaki tüy, yelek; püskül. feather bed kuş tüyü yatak. a feather in one's cap iftihar edilecek başarı. birds of a feather aynı huya sahip kimseler. in high feather neşeli. fur and feather av hayvanları ve kuşları. sho

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). işsizliği önlemek için bir işe gereğinden fazla işçi almak; (s). bununla ilgili; (i). bu sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaka balinası yerine kullanılan kaz kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuş beyinli, budala, ahmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa kesilmiş bir saç modeli (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolay bükülen sivri uç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (terz). civankaşı dikiş, zikzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüy siklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yüz uzuvlarından biri; (çoğ). sima, çehre; özellik, hususiyet, vasıf; hal, şekil; asıl filim; makale; (f). önem vermek, belirtmek, tebarüz ettirmek; (k).dili benzemek. be featured baş rolü oynamak, baş rolde olmak. Feature that (h). dili Dü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). meşale, fener; süslü şamdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pire, (zool). Pulex irritans. fleabite (i). pire ısırması, pire yeniği, hafif ağrı. fleabitten (s). pire ısırmış; (k).dili köhne; çok ufak doru veya kula benekli beyaz (at). fleabane, fleawort (i). pire otu, boğa yaprağı, karnı yarık, (bot). Plan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). neşter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kitabın baş veya sonunda boş bırakılan yaprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bayt). sığıra mahsus bir çeşit bulaşıcı hastallk, aft humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çorap ve ayakkabılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak giyecekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baharatlı kıyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). önkol,kolun dirsekle bilek arasındaki kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden silâhlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). ata cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın; herhangi bir şeyin ön tarafı veya cephesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (swore, sworn) bırakmak için yemin etmek; yeminle inkâr etmek, yeminle reddetmek; bırakmak. forswear oneself yalan yere yemin etmek. foresworn (s). yalan yere yemin etmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). vücudun herhangi bir yerinde bulunan küçük çukur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).garabet; acayiplik, hilkat garibesi, acibe; kapris, gelip geçen fikir veya arzu, maymun iştahlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acayip, garip; hilkat garibesi kabilinden; kaprisli. freakishly (z). beklenmedik bir şekilde. freakishness (i). acayiplik; kaprisli oluş, maymun iştahlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). teklifsiz, laubali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi; cömert; serbest, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (ahçı). dana kızartması veya yahnisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s hazin, kasvetli; ce naze törenine ait, cenaze torenine yakışır funereally z kasvetli bir şekilde, huzunlu olarak fung, fungi onek, bot mantara ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rocket launcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (çog ae) biyol bazı çiçek veya böceklerin miğfer şeklindeki klsmı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Galile'li; eski devir lerde Musevilerin Hıristiyanlara verdikleri isim the Galilean Hazreti isa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, galliass i eskiden Ak deniz'de kullanılan büyük kadırga

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. geniş yukaç, bak. anticline.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., mak. dişli; dişli takımı; vites, şanjman; donanım, tertibat; elbise; eşya; f. viteslemek; donatmak: giydirmek; uymak, uydurmak. gear box, gear case dişli çark mahfazası. gear down yavaş gitme ayarı vermek. gear shaft dişli mil. gearshift i.,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. soy veya şecereye ait, şecereli. genealogical tree şecere. genealogically z. nesep şeceresi bakımından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesep, şecere, silsile, soy; nesep tetkiki. genealogist i. nesep mütehassısı, şecereci. genealogize f. nesep tetkiki ile meşgul olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. kocaman, cesim, cüsseli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Konakri.

Nüfus: 6.392.000.

Yüzölçümü: 245.857 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gine-Bissau ve Senegal, Kuzeydoğuda Mali, Doğuda Fildişi Kıyısı, Güneyde Liberya ve Sierra Leone, Batıda Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Labe, Kankah, Kindla.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan %8.

Dil: Fransızca, Mandinka ve Ful dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: XVIII.yy. da bölgenin kuzey bölümü Gana imparatorluğunun bir parçasıydı. 1891’de Fransız sömürgesi oldu. 1958’de halkın bağımsızlık oylamasına evet demesiyle Fransızlar çekildi. Fransızların çekilmesinin ardından başkan Toure yüzünü Komünist ülkelere çevirdi. Başarısız bir Portekiz işgal girişiminin ardından binlerce muhalif 1970’lerde hapse atıldı. 1984 yılında Touren’in ölümünden sonra kanlı bir darbeyle askerler iktidarı ele geçirdi. 1991 yılında yeni bir anayasa kabul edildi, ancak demokrasi çabaları çok yetersizdi. 1993 yılındaki başkanlık seçimlerini Lansana Conte kazandı.

Glorioso Adaları.

Konum: Güney Afrika, Hint Okyanusunda adalar grubu, Madagaskar’ın kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 11 30 Güney enlemi, 47 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 5 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 35.2 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Alçak ve düz.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: 12 m.

Doğal kaynakları: guano, hindistancevizi.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal afetler: Periyodik kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır. (sadece küçük bir Fransız askeri birliği yer almaktadır.) (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Glorioso Adaları.

yerel adı: Iles Glorieuses.

Bağımsızlık durumu: Fransa’nın müstemlekesidir.

Bayrak: Fransa bayrağı.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinliği yoktur.

İletişim Bilgileri.

İletişim notu: 1 meteoroloji istasyonu.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: Yok, sadece kıyıdan uzakta demir atılabilir.

Hava alanları: 1 (2006 verileri).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili istemeyerek ağzından laf kaçırma, ifşa, açığa vurma; hediye dağıtımı; dama gibi bir oyunda oyuncunun taş veya el kaybetmesini hedef tutan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ışın, şua; hafif ve geçici ışık: parlaklık; f. ışın saçmak, pırıldamak. a gleam of hope bir umit ışığı. a gleam of humor bir nebze güldürecek şey. gleaming s. ışınlar saçan, pırıltılı, tertemiz; ara sıra güneşli ( hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hasattan sonra başak toplamak; bağ bozumundan sonra kalan üzümleri toplamak; sabırla seçip ayırmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) teke sakalı, (bot.) Tragopogon pratensis .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dindar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Allah, mabut .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) belsoğukluğu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ak sakallı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ak saçlı kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yağ sürmek, yağlamak. grease one's palm argo rüşvet vermek. grease the wheels para ile işini yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağ içyağı, et yağı, kuyruk yağı; koyu makina yağı; yıkanmamış yapağı; (bayt.) atın topuğuna arız olan bir iltihap. grease box (mak.) yağ kutusu. grease monkey A.B.D., argo araba tamirhanesinde işçi, kalfa. grease paint tiyatro makyajda kullanılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemide makina yağcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., argo, (aşağ.) Meksikalı; İspanyolca konuşan Amerikalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yağlı, yağlanmış. greasy spoon A.B.D., argo kalitesiz lokanta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), büyük, kocaman, iri, cüsseli, azametli; çok, sayıca çok, külliyetli; uzun, sürekli; fazla; önemli; yüksek, meşhur; asil; mahir, usta; fevkalade; (k.dili) mükemmel; (z.), (k.dili) çok iyi, yolunda. great with eski hamile. be great on (k.dil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) palto .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük dede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alicenap, yüksek ruhlu; cömert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (gen.) (çoğ.) baldır zırhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) donyağı tortusu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) ispinoz familyasından iri gagalı bir kuş. scarlet grosbeak karmen renkli şakrakkuşu, (zool.) Corpodacus erythrinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (b.h.) Gine; İngilizlerin yirmi bir şilin kıymetindeki eski altın parası; yirmi bir şilin; Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea corn bir çeşit darı. guinea fowl, guinea hen Afrika tavuğu, beç tavuğu. Guinea pepper bir çeşit kırmızı acı biber. guine

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) ihzar emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خدشه آور] ürküntü verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kıl payı; (i.) kıl kadar mesafe .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حق تعالی] Yüce Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) isteksiz, gevşek, gayretsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç balığı, (zool.) Sphyrna zygaena malleus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir el eninde ölçü (yaklaşık olarak 10 cm.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haşmetli, haşmet sâhibi. Osmanlılar’ın «majeste» karşılığında, yabancı imparator ve krallar için kullandıkları unvan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حشمت مآب] görkemli, haşmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu TV’ler hem 720p hem de 1080i formatında High Definition içeriği görüntüler, analog komponent ve dijital HDMI™ bağlantısına sahiptir ve ekranda en az 720 satır gösterir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. heads) baş, kafa; kelle; reis, şef; baş yer, baş taraf, ön taraf; ekin başı, başak; madde, fıkra; kaynak, su başı, menba, pınar başı; zirve, şahika, doruk; akıl; manşet; konu; madeni paranın resimli yüzü (tura); göbek; bira köpüğü; birikmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) baş, başta olan; başa ait. head sea (den.), baş denizleri, önden gelen dalgalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başta olmak, birinci olmak, önde gelmek; lider (başkan, reis, önder, şef) olmak; (den.), dümen kırmak, yönelmek, yöneltmek; baş koymak, baş yapmak; başını kesmek, buda- mak (ağaç); baş olmak, başına geçmek; başa koymak, başına geçirmek; olgunl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş ağrısı; A.B.D., (k.dili) dert, güçIük, baş belâsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç kordelesi, bant .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karyolanın başucundaki tahta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D., domuz veya dananın baş ve paçasından alınıp kıyma yapılarak kaynatılan kavurmaya benzer topak şeklinde et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) anketçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlık; saçın taranış şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlıkçı, başlık koyucu; cıvata başı yapan makina; (bahç.) biçerdöğer maki nası; bir ucu duvarın dışında kalacak şekilde örülmüş tuğla. take a header baş aşağı düşmek veya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) başı önde olarak, baş aşağı; kayıtsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlık; dizgin, yular; maden kuyusu başındaki makina .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kafa avcısı; argo teknik eleman avcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) serlevha, başlık; maden yolunun dar başı; baş koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karanın denize uzanan çıkıntısı, burun; tarlanın bir ucunda sürülmeden bırakılan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) başsız, başkansız, şefsiz; akılsız, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) araba farı, far; gemide pupa feneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) başlık, serlevha; (f.) başlık koymak; tiyatro afişte ismi başta olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.) başı önde; paldır küldür; önünü ardını düşünmeden; (s.) baş kısmı önde; kayıtsız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdürü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdiresi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) en baştaki, en ileri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) baştan (çarpma), burun buruna (çarpışma) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) telefon veya radyo kulaklığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş zırhı, miğfer; başlık; akıl, kafa; (matb.) bölüm başlarına konan süs .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karargâh; kumanda merkezi; merkez büro; merkezde çaIışanlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş dayanağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başkanlık, reislik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cellât .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir makinada dönen parçaların dingili veya yastığı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezar taşı; binada temel taşı, köşe taşı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, dikbaşlı, kafasının dikine giden, bildiğini okuyan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş garson .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ırmağı besleyen kaynaklar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ilerleme, terakki, yol alma, ileri gitme. make headway ilerlemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zihni çalışma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuvvetli, sert, çarpıcı (esans, içki); inatçı, kafa tutan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iyileştirmek, şifa vermek; iyileşmek, şifa bulmak; düzeltmek, ıslah etmek; defetmek, başından savmak; kapatmak; ıslah olmak. healable (s.) iyi olması kabil, iyileşebilir .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iyileştiren kimse, şifa veren kimse, doktor; üfürükçü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sağlık, sıhhat, beden sağlığı, afiyet; bir kimsenin sıhhat ve saadetine kadeh kaldırma veya tokuşturma . To your health ! Sıhhatinize !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sıhhat için faydalı, yararlı, sıhhi; sıhhatli, sağlıklı. healthfully (z.) sıhhat verici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sağlıklı, sıhhatli, sağlam; sıhhi, sıhhate yarar. healthily (z.) sıhhi bir şekilde. healthiness (i.) sıhhat, sağlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) yığın, küme, öbek; (k.dili) çok miktar; (k.dili) kalabalık, güruh; (f.) yığmak, kümelemek; yağdırmak (hediye, hakaret) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) taşmak üzere, dopdolu, tepeleme, silme, lebalep .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (heard) işitmek, duymak; dinlemek, kulak vermek; haber almak, mektup almak;sorguya çekmek, ifadesini almak. Hear IHear ! (ing)., Bravo ! Yaşa ! hear of, hear about oğrenmek, haber almak. hearout sonuna kadar dinlemek ! won't hear of it Kabul etm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). hear.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme duyusu, işitim; işitme; (huk). celse, duruşma, oturum; ses erimi. hearing aid kulaklık, işitme cihazı. hard of hearing ağır işiten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dinlemek, kulak vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylenti, şayia, dedikodu, söz, haber. hearsay evidence (huk). başkalarından işitilerek öne sürülen delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cenaze arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yürek, kalp; gönül, can; göğüs; vicdan; merkez, orta, orta yer; öz, can damarı; kuvvet, enerji; cesaret, şevk; verimlilik; kalp şeklinde herhangi bir şey; iskambil kupa; (çoğ). bir iskambil oyunu. heert disease kalp hastalığı. a person after one'

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalp ağrısı, ıstırap, keder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yürek vuruşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük keder, kalp kırıklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mide ekşimesinden dolayı boğazda duyulan yanma hissi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıskançlık, kin, gizli husumet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüreklendirmek, cesaret vermek, canlandırmak, ihya etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürekten, candan, samimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gönlü birisine bağlı olmayan, âşık olmayan, kalbi boş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak, şömine; yurt, aile ocağı; (mad). fırında erimiş madenin döküldüğü yer, ocak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak taşı; ocak, yuva; zemini beyazlatmak için kullanılan yumuşak bir taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalpsiz, merhametsiz, zalim, vicdansız; yüreksiz; cansız, sönük. heartlessly (z). kalpsizce, merhametsizce. heartlessness (i). kalpsizlik, merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürek parçalayıcı, çok acıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gönül ferahlığı, kalp huzuru; hercai menekşe, (bot). Viola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok kederli, çok meyus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbinden vurulmuş, son derece kederli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalbin en kuvvetli hisleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi, açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). candan, yürekten, içten, samimi; sağlam, sıhhatli; kuvvetli, kuvvet veren; (bol). heartily (z). içtenlikle, samimiyetle. heart iness (i). içtenlik, samimiyet; yüreklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Isıtmak, ısınmak; kızdırmak, kızmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcaklık, hararet, ısı, sıcak, vücut ısısı; hiddet, öfke, gazap, kızgınlık; şehvet galeyanı, azma (hayvanlarda); tav, bir kere kızdırılma; yarışta koşu nöbeti; (A.B.D)., argo baskının artması; polis tarafından yapılan işkence; baskın. heat condu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hararetli, öfkeli, kanı beynine sıçramış. heatedly (z). hararetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtıcı şey, soba, ocak, radya tör; bir şeyi ısıtan işçi; ABD, argo tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kır, çalılık, fundalık; funda, süpürge çalısı, süpürgeotu, (bot). Erica black heath kara süpürgeotu, (bot). Erica cinerea. one,s native heath bir kimsenin anayurdu. tree heath süpürge ağacı, (bot). Erica arborea. heathy (s). fundalı, fundalıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. heathen, hea thens) (s). putperest kimse; dinsiz kimse; (s). dinsiz, barbar, kâfir. heathendom (i). putperestler ülkesi, putperestlik âlemi. heathenism (i). putperestlik, dinsizlik. heathenish (s). dinsiz, putperestlere yakışır; barbar gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). putperest yapmak veya olmak, dinsizleştirmek, dinsizleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süpürgeotuna benzer bir çalı, (bot). Calluna vulgaris; koyu kırmızı renk. bell heather kara süpurgeotu, (bot). Erica cinerea. heathery (s). süpürgeotu gibi, süpürgeotuyla kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ısıtıcı; kızıştırıcı, tahrik edici; (i). Isıtma sistemi, ısıtma. heating coil (elek). rezistans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (d veya hove) büyük bir güçle atmak veya fırlatmak; kaldırmak, çekmek; yukarı kaldırmak: yükseltmek, kabartmak; kabarmak (deniz); göğüs şişirmek; güçlükle çıkarmak (inilti); kusmak; (den). ırgatı çevirmek, vira etmek; (jeol). yatay bir şekilde k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldırma; fırlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cennet; gök, sema; (b.h). Allah, Cenabı Hak; saadet, mutluluk. For heaven's sake ! Allah aşkına ! Good Heavens! Aman yarabbi ! in seventh heaven çok mutlu. move heaven and earth mümkün olan her şeyi yapmak. smell to high heaven pis kokmak. Whe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cennet gibi, çok güzel; göğe ait; gökte bulunan, semavi; tanrısal, ilâhi. heavenliness (i). tanrısallık, ilahilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). cennete yönelen; (z). cennete doğru; göğe doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldıran veya yükselten kimse; yükleyen kimse; (den). halat örmeye mahsus demir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). atlarda soluğan hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ağır, kaldırılmasl zor; büyüklüğüne göre ağır; şiddetli, kuvvetli (yağmur, rüzgâr, fırtına); fazla, olağandan çok (kar, oy sayısı); kabarmış (deniz); çol faal (borsa alışverişi); aşırı; kalın (elbise); ciddi, önemli; güç, zor (vazife); bulut

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Herkül'e ait; Herkül gibi kuwetli; Herkül'ün yaptıkları gibi çok güç veya tehlikeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). buralarda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileride, bundan sonra. the hereafter öbür dünya, ahret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bunun üzerine, bundan dolayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saklambaç oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (polisten) saklanacak yer, yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük fıçı; 238 litrelik oylum öIçü birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vefasız, riyakâr, güvenilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev ve müştemilâtı, malikane; çiftlik ve müştemilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toynak patırtısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürgen, bot. Carpinus betulus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at terbiyecisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at satıcısı, cambaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo saçmalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öfkeli kimse, çabuk kızan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev soyan hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev temizliği; pol. temizlik, ayıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortanca,bot. Hydrangea hortensia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., mit. kuzey daglarının ötesinde ebedi ışık ve bolluk ülkesinde yaşadığı farzolunan bir top- lumun ferdi; s. bu ülkede yaşayanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. potrel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Ege denizi (eski bir isim).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. ice-tea

buzlu çay

Soğuk olarak ikram edilen bir tür çay.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzkıran; bir toplantıda insanları birbirine kaynaştırmak için vasıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

düşünce

Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the content of cognition; the main thing you are thinking about; 'it was not a good idea'; 'the thought never entered my mind'. a personal view; 'he has an idea that we don't like him'. an approximate calculation of quantity or degree or worth; 'an estima

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual With Disabilities Education Act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, the federal law governing the rights of children with disabilities to receive a free and appropriate public education in the least restrictive environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, the federal law that oversees the provision of a free and appropriate public education to students with disabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual with Disabilities Education Act. - A private key encryption-decryption algorithm that uses a key that is twice the length of a DES key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act-Legislation to provide special education for certain categories of disabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act The education law that governs and protects children with disabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Individuals with Disabilities Education Act of 1997.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act SSA: Social Security Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, IDEA was amended in 1997 One amendment addresses the role of Assistive Technology in Special Education and mandates that AT be considered at every IEP of every student regardless of Disability. abbreviation of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Data Encryption Algorithm - This is a symmetric encryption algorithm This algorithm is patented in most countries and although non-commerical is free, a licence is required from the patent holders for commerical use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Data Encrypion Algorithm, developed in Europe as an alternative to exportable American ciphers such as DES which were too weak for serious use IDEA is a block cipher using 64-bit blocks and 128-bit keys, and is used in products such as PGP I

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refer to Individuals With Disabilities Education Act of 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Developed in Switzerland and licensed for non-commercial use in PGP IDEA uses a 128 bit user supplied key to perform a series of nonlinear mathematical transformations on a 64 bit data block Compare the length of this key with the 56 bits in DES or the 80

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symmetric key block cipher algorithm developed by Xuejia Lai and James Massey in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Data Encryption Algorithm--encrypts text in PGP--IDEA was chosen as the conventional encryption algorithm in Philip Zimmermann's public key encryption software program, PGP The IDEA algorithm is a symmetrical block cipher that takes a fixed-

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individuals with Disabilities Education Act, and the parallel statutes of many states guarantees the right to a free and appropriate public education in the least restrictive environment for students with disabilities The law applies to all students betwe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fikir, düşünce, mütalaa; ta savvur; inanç; tahmin, sanı; k.dili ana konu; fels. idea fixed idea saplantı. I have no idea. Hiç bir fikrim yok .The idea is that... Mesele şudur ki Maksat şundan ibarettir:... The very idea! Ne kadar tuhaf !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Gaye edinilen hedef, ülkü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. idéal

fel. ülkü

Gerçekte olmayıp yalnız düşüncede tasarım biçiminde var olan, yalnızca düşünce ile kavranabilen şey.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ideal. optimum. optimal. pattern. soaring. utopian. ideal. goal. aim. dream. dreamboat. mission. apotheosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitome. ideal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ideal. model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the idea of something that is perfect; something that one hopes to attain. model of excellence or perfection of a kind; one having no equal. conforming to an ultimate standard of perfection or excellence; embodying an ideal. constituting or existing only

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The depiction of people, objects, and scenes according to an idealized, preconceived model. mental image of perfection or excellence, as in: Pursue your ideal, even though others may not understand. or Absolute The combination of all conceivable excellenc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A conception of something in its absolute perfection. a perfect, often unobtainable, case The formula for a falling body cab easily be derived in the ideal case where there is no air resistance, but we know that the real situation is a little bit differen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uktu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ideal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. tasavvur edilebilen en mükemmel sonuç (şey, hal); ulaşılmak istenilen amaç, kusursuz hayal; mükemmel kimse veya şey, ideal, üIkü; s. ideal, üIküsel; kusursuz, mükemmel, üstün, en yüksek evsafta; tasavvura dayanan, hayali. ideal gas basit fizikse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dünyada iyilik yapma hevesi, ideal uğruna çabalama hevesi; fels. üIkücülük, idealizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.).

1.Ülkücü.

2.idealizm görüşüne bağlı filozof.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. idéaliste

ülkücü

Bir ülküye çıkar gütmeden bağlı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aktawi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes that Truth with a capital T can be discovered and known as in a unified field theory of physics Numbers are discovered. someone guided more by ideals than by practical considerations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üIkücü, idealist, mefkureci idealis'tic s. üIkücü, idealizme ait, fazla ümitli; kendi çıkarını düşünmeyip kamu yaranna çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ideal oluş, üIkücü vasıf veya karakter; yaratılcılık; fels. yalmz kavram halinde mevcut olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider or render as ideal; 'She idealized her husband after his death'. form ideals; 'Man has always idealized'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. idealleştirmek idealiza'tion i. idealleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Bilgide düşünceyi temel olarak alan ve varlığı, insan düşüncesinin kurduğunu kabul eden felsefe görüşü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. idéalisme

ülkücülük

Bir ülküyle belirlenmiş olan, bu ülküye çıkar gütmeden bağlı kalan yaşama biçimi ve dünya görüşü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İdealizm en basit deyişle standartlaşmış biçim anlamına gelir. Sanat alanında maddesel bir nesneyi değil de onun zihinsel kavramının tasarımını karşılayan sanat yapıtı, aslında bir “idea” nın tasarımıdır. Platon` a göre idealar tek gerçekliklerdir ve sanatın gerçek işlevi de tek gerçeklikler olan bu ideal biçmlerin yansıtılmasıdır. Böylece mimesis (öykünme, taklit) kuramı oluşur. Mimesis kuramının oranlara, klasik armoni kurallarına ve geometriye dayalı ilgisinin yüzyıllardır insan zihninde yer alması, sanatçıları seçme yapmaya zorlamış ve mutlak güzellik anlayışına ulaşmak için ideal biçimler yaratılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tasavvur etmek, kavramak, anlamak idea'tion i. tasavvur veya kavrayış yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülemez: sınırsız, hudutsuz. immeasurably z. ölçulemez derecede, gayet, pek çok .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devlet memurunu mahkemeye sevketmek; suçlamak, itham etmek, hakkında şüphe göstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment i. A.B.D.'nde devlet memuruna karşımecliste dava açma; suçlama, itham.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. su veya hava geçirmez; içinden geçilmez. impermeabil'ity, imper'meableness i. su veya hava geçirmeme özelliği. imper,meably z.su veya hava geçirmeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, huk. aleyhinde dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. azar azar, yavaş yavaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tinsel, manevi, cisimsiz; tinsel olana ait; huk. yalnız tinsel varlığı olan haklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyüme, çoğalma, artma; ürün, mahsul; kâr; hasllât; döl. on the increase gittikçe artmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. artmak, çoğalmak; gelişmek, büyümek; verimli olmak; arttırmak, çoğaltmak, büyütmek, ilerletmek. increasingly z. gittikçe artarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iptal edilemez, feshedilemez. indefeasibil'ity i. iptal edilemezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Hint- Avrupa dillerinden birini konuşan kimse; s. Hint-Avrupa dil ailesine ait; bu dillerden birisini konuşana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. silinemez. ineffaceably z. silinemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, akılsız, basiretsiz. injudiciously z. tedbirsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yerinde, yerine, karşılık olarak. instead of yerine. He came here instead. Oraya gideceğine buraya geldi. Başkasının yerine kendisi buraya geldi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir biriyle değiştirilebilir. interchangeability, interchange'ableness (i.) birbiriyle değiştirilebilme, birbirinin yerini tutabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ leaves) bir kitabın arasına konan boş sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kitabın sayfaları arasına boş yapraklar ilâve etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) satırlar arasına yazılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) satırlar arasına yazı yazmak. interlineation (i.) satırlar arasına yazılan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okyanuslar arasında bulunan, okyanusları birbirine bağlayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (huk.) üçüncü bir şahsın hukukunu tespit veya tayin maksadıyle mahkemede birbiri ile davalaşmak. interpleader (i.), (huk.) bir borçlunun kendisinden alacak iddia eden iki kişiden hakiki hak sahibi olanın tespiti için bunlar arasında açılmasını i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (wove, woven) beraber dokumak, dokuyarak birbirine birleştirmek; birbirine karıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (inwove, inwoven) başka kumaş içine dokuyup örmek, bir kumaş içine başka bir şey dokumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) enwreathe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipomia, gündüzsefası, çalapa, (bot.) Ipomoea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irréaliste

gerçek dışı

Gerçeğin dışında olan, gerçek olmayan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeri doldurulamaz, yenisi tedarik edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tekrarlanamaz, tekrar üzerinden geçilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ismetli, ismetpenâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) İngiliz kralı

1.James'e veya zamanına ait; 17. yüzyıl İngiliz mimari şekline ait; (i.) bu devirde yaşamış önemli kimse.


İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Jamaika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıskanç, günücü, hasetçi; aşırı titiz. jealously z. kıskançlıkla, hasetle. jealousy i. kıskançlık, günü, haset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit kaba pamuklu bez. jeans i. bu bezden yapılan pantolon, blucin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaş otu, bot. Coix lachrvma -jobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Judes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., K.M., tar. Yahuda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musevilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin dinsel inanç ve ilkeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Musevileşmek, Musevileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti İsa'ya ihanet eden öğrencisinin adı, Yahuda; arkadaşına ihanet eden kimse. Judas tree erguvan, bot. Cercis siliquastrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim; hakem; aralarında uyuşmazlık olan iki kişinin arasını bulan kimse; bilirkişi; Yahudi tarihinde krallardan önce hüküm süren hâkimlerden biri; b.h., çoğ. Eski Ahitte Hakimler kitabı. judge advocate askeri mahkeme. savcısı. a good judge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmetmek; hüküm vermek; muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek; doğrusunu araştırmak; tenkit etmek; bir davayı çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yargılanması olanaklı, hakkında hüküm verilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim. judicative s. hüküm kudreti olan, yargılamada uzman. judicatory s., i. hükümle ilgili, yasamayla ilgili, hükmeden; i. mahkeme; yasama kurulu; yasama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargılama hakkı, yargılama işlev ve işlemi; hâkimlik; mahkeme, hâkimler heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adli mahkemelere veya hükümlerine ait, hâkime ait; adli, hukuki; yargılayan; şer'i. judicial assembly hakimler heyeti, adli encümen. judicial discretion huk. takdir hakkı. judicial murder adli katil, adli hata üzere idam. judicial notice huk. meş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. adli, hukuki, muhakemeye ait; i. yasama kurulu; bu işlevi yürütmek için kurulan mahkeme sistemi, adliye; hâkimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıllı, tedbirli, iyi düşünebilen; sağgörülü; mantık ve muhakeme ile yapılmış. judiciously z. mantıklı bir şekilde, akıllıca. judiciousness i. sağgörülülük, basiretlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sport adapted from jujitsu and similar to wrestling; developed in Japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way ' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent's strength and overcoming by skill rather than sheer strength. 'Gentle way' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle Way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese martial art founded in the 19th century A derivative of jiu-jitsu, both share some of the same history and techniques, though Judo has been refined as more of a sport Judo emphasizes throws and takedowns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A competitive martial art and popular world-wide sport created by Dr Jigaro Kano about 100 years ago. : Japanese system of wrestling, developed in the 19th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle or flexible way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modern martial art system established by Jigoro Kano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Judo developed from the principles of jujitsu, a weaponless system of self-defense which was developed by Buddhist monks over a period of 2,000 years Jigoro Kano, a Japanese jujitsu expert, created judo in 1882 By dropping some of the more dangerous moves

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. judo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiliz kukla oyununda Punch'ın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mavi ve yeşilleri olan zeytuni renkli, leş ve meyva yiyen iri bir Yeni Zeland papağanı, zool. Nestor notabilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کنایه آميز] kinayeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yoğurmak, hamur haline getirmek, yoğurarak topak haline getirmek; masaj yapmak. kneader (i.) hamurkâr. kneading trough hamur teknesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (den.) ahşap gemilerde baş bodoslamasındaki iki yelpazeden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kodiak adasında bulunan iri boz ayı, (zool.) Ursus middendorffi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kore. Korean (s.) Koreli; Korece; Koreyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

anat. saydam tabaka

Gözün ön bölümünde bulunan, ışığı geçiren küresel zar.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. création

yaratım

Özel yetenekle ortaya konulan eser veya nesne.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

product. creation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. creative

yaratıcı

1. Yaratma yeteneği olan.

2.Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak görülmeyen yeni bir şey ortaya koyan, yapan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. créateur

yaratımcı

Özel yetenekle bir nesne veya eser ortaya koyan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) süte ait; süte benzer; sütlü; (i.), (anat.) bağırsaklarda emilen gıda maddesini taşıyan lenfa damarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gırtlağa ait, hançerevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (i.) başarılarından ötürü şeref payesi vermek için seçilen; defne dallarından çelenk giymiş; çelenk giymeye layık, mümtaz; defneden yapılmış; (i.) mümtaz şair; İngiltere'de kral veya kraliçe tarafından verilen baş şairlik payesine erişmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanuna aykırı hareket eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), şiir çayırlık, mera, otlak yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 120 ile 130 yarda arasında değişen iplik ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) bir sıvıyı bir şeyden süzmek veya filtreden geçirmek; (i.) filtre etme; filtre mahsulü; filtre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kurşun; (matb.) satırlar arasını açmak için kullanılan ince kurşun cetvel, anterlin; iskandil; kalem kurşunu, grafit; saçma; (f.) kurşunla doldurmak veya kaplamak; (matb.) satır aralarını anterlin ile açmak; çanak çömleği kurşun sır ile kapla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (led) yol göstermek, rehberlik etmek, götürmek, yedeğinde götürmek; elinden tutup götürmek; idare etmek, başkanlık etmek; başına geçip yol göstermek; başında olmak; tesir etmek, cezbetmek, çekmek; başlatmak; başlamak; gitmek, varmak; başta gelmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehberlik, kılavuzluk, önde bulunma; önde gelme, ileride bulunma; oyunda başlama hakkı; buzlu sularda gemi için açık yol; kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri; tiyatroda baş rol veya bu rolü oynayan kimse; (elek.) bağlama teli; (müz.) gr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Her oturum bir başlangıç verisiyle (lead-in) başlar ve bitiş verisiyle (lead-out) sona erer. Lead-in, başlatılan oturumla ilgili bilgiler içerir. Lead-out, sürücüye artık başka veri olmadığını bildirir. Çoklu oturumlarda bir işaretler çok kez yazılır. Tüm lead-in ve lead-out verileri, sonlandırma (finalisation) işlemi sırasında birleştirilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kurşundan, kurşun; kurşun renginde, kurşuni; ağır kurşun gibi; ağırlık veren; kasvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, kılavuz; önder, lider, baş, reis; bando veya koro şefi; orkestrada birinci keman, solo kemancı; en öne koşulmuş at; (İng.) gazetede başmakale; (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), radyo anten iniş teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yol gösterme, rehberlik; ima; (s.) önde olan, yol gösteren, rehber olan. leading article (İng.) başmakale. leading lady piyeste başrolü oynayan kadın. leading man başrolü oynayan erkek. leading question belirli bir cevabı gerektiren soru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurşun ile kaplama veya bölme; kurşun çerçeve (pencere için); (matb.) satır aralarının anterlini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.), argo bir iş yapmaz olma, slang havyar kesme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişotu, (bot.) Plumbago europaea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. leaves) (f.) yaprak, varak; tütün veya çay yaprağı; ince madeni varak; açılıp kapanan masanın eğreti tahtası; (f.) yaprak vermek, yapraklanmak. leaf blight yapraklara arız olan hastalık. leaf bud yaprak tomurcuğu. leaf mold yaprak gübresi, ya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yapraklar, yeşillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ufak risale, dört sayfalık risale; (bot.) bileşik yaprağın bir kısmı; ufakyaprak, yaprakçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çeşitli memleketlere göre değişen yaklaşık olarak 5 kilometrelik uzaklık ölçüsü; bir saatlik yol, fersah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) birleşme, ittifak; özel amaçlar için meydana getirilen birlik, cemiyet; spor lig; (f.) birleştirmek, ittifak etmek. League of Nations Milletler Cemiyeti. be in league with müttefiki olmak. Hanseatic League ortaçağlarda Almanya'da birtakım

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) su sızdıran delik veya yara; sızıntı; usulsüzce para harcama; sırrın dışarıya sızması; (elek.) cereyanda sızıntı veya sızıntının yeri; (f.) sızmak; (gen.) out ile dışarı sızmak, ifşa olunmak (sır). leakage (i.) sızıntı, süzülme firesi, sızma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lû’lû). İnciler, bk. Lû’lû.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İncil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. lû’lû). İnciler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لئالی] inciler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Leimlik, alçaklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya leant) (i.), (gen.) on veya against ile dayanmak; eğri durmak, yana yatmak, eğilmek; meyletmek, temayül etmek; istinat etmek, güvenmek; dayamak, yana yatırmak; temayül ettirmek, meylettirmek; (i.), eğilme, dayanma; meyil. lean over back

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) zayıf, nahif; yağsız, etsiz; mahsulsüz, kıraç; (i.) yağsız et. leanness (i.) zayıflık, yağsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) temayül, eğilim, meyil, arzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) lean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir binanın duvarına dayayarak yapılmış damı meyilli kulübe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, atılmak, hoplamak; üstünden atlamak, atlayıp öte tarafa geçmek; sıçratmak, fırlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atlama, sıçrayış, fırlayış; atlanılan yer; atlanılan mesafe. leapfrog (i.) birdirbir oyunu. leap year artık yıl dört yılda bir gelen 366 günlük sene. leap in the dark tehlikeli teşebbüs, sonu belirsiz iş. by leaps and bounds çok süratli, büyük hız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) leap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya learnt) öğrenmek; işitmek; haber almak. learn by heart ezberden öğrenmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alim, çok okumuş, bilgili, malumatlı, bilgisi geniş. learnedly (z.) derin bilgi ile, âlimane. learnedness (i.) bilginlik, bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ilim, bilgi, malumat; irfan; öğrenme, ilim kazanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) learn.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kira kontratı; icar, kiralama; (f.) kontrat ile kiralamak. leasehold (i.), (s.) kontratla kiralanmış mal; (s.) kiralanmış. lease holder (i.) kiracı. a new lease on life hastalık veya üzüntüden sonra yeniden hayata başlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) tasma kayışı, yular; avcılıkta aynı cins üç hayvandan ibaret takım; (f.) iple bağlamak. hold in leash yularını elden bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. leasing

ekon. kiralama

1. Bir taşınır veya taşınmazın kullanım hakkının belli bir süre için ve belli bir kira karşılığında kiracıya verilmesi. 2.Anlaşmaya göre kira süresinin bitiminde mülkiyetin kiracıda bırakılabilmesi durumu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) en ufak, en küçük, en az, en cüzi, asgari; (z.) zerre kadar, en az derecede; (i.) en az derece; en az miktar; en önemsiz kimse veya şey. least common denomi nator en küçük ortak payda; ortalama seviye. least common multiple en küçük or

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kösele, tabaklanmış deri, meşin; deriden yapılmış şey; (f.) kösele ile kaplamak; argo kamçı veya kayışla dövmek. leatherback (i.) yumuşak kabuklu iri bir deniz kaplumbağası. leatherette (i.) cilt bezi, pantozot. leatherhead (i.), argo mankafa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., gen. out ile yaprak sürmek, yapraklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (Ieft) bırakmak, terketmek; kalkmak; bir yerde bırakmak; vasiyet etmek, miras olarak blrakmak; vaz geçmek; havale etmek, tevdi etmek; yanından çıkmak, hizmetinden ayrılmak; haline bırakmak, kendi haline bırakmak, karışmamak, yalnız bırak mak; h.dil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) izin, ruhsat, müsaade, mezuniyet: izin müddeti; veda, ayrılma. leave of absence izin, mezuniyet. leavetaking (i.) ayrılma, veda. by your leave müsaadenizle. on leave izinli. take French leave izinsiz savuşmak, özellikle borcunu vermeden sıvışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yapraklı four-leaved clover uğurlu sayılan dört yapraklı yonca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. maya, hamur; maya gibi işleyen tesir; f. mayalandırmak, maya ile kabartmak; maya gibi tesir etmek; bozmak. leaven the lump bütün hamuru mayalamak; hepsine tesir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. artıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لمعان] parıldama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لمعات] parıltılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Parıltılar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden ilâç olarak kullanılan sarımtırak kurşuni renkte bir çeşit toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mektup kâgıdı başlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kadınlarda olan beyaz akıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağgörülü, mantıklı, dengeli; anlayışlı, iyi düşünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başı dönen, sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaygısız, endişesiz, neşeli, şen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışığın bir senede kaydettiği mesafe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

lima fasulyesi, iri ve yassı taneli bir çeşit fasulye, bot. Phaseolus limensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soy, nesil, nesep, silsile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğrudan doğruya soydan olan. lineally z. doğrudan doğruya (nesep veya sülâle).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. çehrenin başlıca hatları, ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çizgilerden ibaret, çizgiye ait, çizgisel; aynı istikameti haiz; mat. yalnız bir derecelik niceliklere ait, doğrusal; bot. pek ince ve uzun (yaprak) linear equation mat. doğrusal denklem. linear measure uzunluk öIçüsü, boy ölçüsü. linear perspecti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çizgili. linea'tion i. üzerine çizgiler çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Linnaean s. meşhur İsveçli tabiat bilgini Karl von Linne'in (1707-1778) bitkileri sınıflandırma sistemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Live Colour Creation sadece BRAVIA televizyonlarda bulunan yeni bir Sony teknolojisidir. Geleneksel LCD teknolojisine kıyasla %30 daha geniş renk skalası sağlar. Bu da çarpıcı renk gösterimi için tam olarak doğada olması gerektiği gibi, çok daha derin ve daha doğru renk tonlarının elde edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim


Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Plazma Ekran Paneli: ekrandaki her bir pikselin küçük bir plazma parçacığı veya küçük bir neon lambaya benzeyen, dolu bir gaz tarafından aydınlatıldığı ekran.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Atlantik Okyanusuna mahsus çok iri deniz kaplumbağası; Amerika'ya mahsus bir çeşit örümcekkuşu. at loggerheads with biri ile kavgalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çenesi düşüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düsünüşünde uzağı görme kabiliyeti olan, önsezi sahibi; akıllı, zeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orta; ana görüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. kötülük, özellikle görevi kötüye kullanma. malfeasant s., i. kötülük eden (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekice gelir, dövülür; kolay uyar, yumuşak huylu, uysal. malleabil'ity i. dövülme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü davranmak, eziyet etmek. maltreatment i. fena muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idare edilir, idare edilebilen. manageabil'ity, manageable ness i. idare olunma kabiliyeti. manageably z. idare olunur surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yamyam; insan eti yiyen köpekbalığı veya başka hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çılgıni deli. maniacally z. delice, çılgınca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. M.S.

3.ve

5.yüzyıllar arasında rağbet bulan ve Zerdüştlük mezhebinden esinlenip hem Allaha hem Seytana inanan bir mezhep; s. bu mezhebe ait. Manich(a)eism i. bu mezhep ve inançları.


İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mermere benzer, mermere ait, mermerden yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evlenecek yaşta, yetişmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. direk ucu; gazete veya mecmuada yöneticiler listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. em’A). Barsak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Geri dönülecek yer.

2.Sığınılacak yer, melce. Şevket-meâb = Şevket ve ihtişamın sığınak yeri, şevketpenâh, şevketli (Osmanlı hükümdarlarının unvanı).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Maâbı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مآب] sığınma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâber). (bk.) MAber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معاد] dönüş yeri. 2.ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayalandırılmış bal ve sudan yapılan alkollü bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (şiir) çayır, çimen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâdib). Ziyafet, davet, düğün.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çayır. meadow grass çayır otu, çimen. meadow rue çayır sedefi, bot. Thalictrum meadow saffron güz çiğdemi, bot. Colchicum autumnale. meadow clover çayırtirfili, bot. Trifolium pratense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarı göğsü üstünde: siyah hilâl şekli bulunan ötücü bir çayır kuşu, zool. Sturnella magna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetersiz, eksik, az; bereketsiz, mahsulsüz, kuru, yavan, tatsız; zayıf. meagerly z. yetersizce; fena, kusurlu olarak; zayıf halde. meagerness i. zayıf lık; kısırlık, kıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مآخذ] kaynaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meâiyye) (anatomi, tıp). Barsaklara ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâ: Bu beytin meAlini çıkaramadım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A part; a fragment; a portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of food taken at a particular time for the satisfaction of appetite; the quantity usually taken at one time with the purpose of satisfying hunger; a repast; the act or time of eating a meal; as, the traveler has not eaten a good meal for a wee

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grain that is coarsely ground and unbolted; also, a kind of flour made from beans, pease, etc.; sometimes, any flour, esp. if coarse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that is coarsely pulverized like meal, but not granulated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sprinkle with, or as with, meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pulverize; as, mealed powder. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse the food served and eaten at one time any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. purport. signification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the food served and eaten at one time. any of the occasions for eating food that occur by custom or habit at more or less fixed times. coarsely ground foodstuff; especially seeds of various cereal grasses or pulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مآل] anlam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemek, öğün; yemek zamanı. meal ticket yemek kartı; A.B.D., (argo) geçim kaynağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elenmemiş kaba un; una benzer şey. meal worm un kurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kelimesi kelimesine olmayan, mânâ bakımından: Meâlen tercüme etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mefhum ve mânâsı olmayan, mânâsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemek vakti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. un gibi, unlu; beyaz benekli (at); solgun, renksiz (yüz). mealiness i. unluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. samimiyetsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (meant) (ment) niyet etmek, kurmak, düşünmek; ifade etmek, mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek. He means well. Ne kadar beceriksiz olsa da hüsnüniyeti var. It is meant for you Bu sizin için. What do you mean by it? Ne demek istiyorsun? Ya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orta, vasat;vasati, ortalama; mat. orantılı. mean distance ortalama mesafe. mean pressure ortalama basınç. mean time vasati güneş saati. Greenwich mean time Greenwich ortalama güneş saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki şeyin ortası, vasat, orta; ılımlık; mat. ortalama nicelik; istatistikte gözlem sonucu ortalama değer; man. orta terim; bak. means the golden mean her şeyin kararı, ikisi ortası, ideal olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi, aşağı, değersiz; rezil, alçak, bayağı; cimri, pinti; kılıksız; yoksul; k.dili huysuz; k.dili utangaç; A.B.D., k.dili keyifsiz; A.B.D., k.dili kötü huylu, ahlâksız, tehlikeli; A.B.D., k.dili zor, güç; A.B.D., (argo) şahane, nefis. no mean city

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dolambaçlı yol, labirent; zikzaklı veya dolambaçlı devinim; menderes, kıvrım; girintili kavislerden yapılmış nakış; b.h. Menderes Irmağının eski ismi; f. dolambaçlı yoldan gitmek; avare dolaşmak, gezinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlam, mana; amaç, gaye, maksat; yorum; önemç meaningful sç anlamlı, manalı. meaningless s. anlamsız, manasız; boş, abes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maksatll, niyetli; manalı, anlamlı. meaningly z. manalı manalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vasıta, araç, vesile; servet, varlık, zenginlik, para. means of transport nakil vasıtası, ulaşım araçları, taşıtlar. means to an end araç, vasıta. by all means elbette, şüphesiz. by any means ne şekilde olursa olsun, ne pahasına olursa olsun; hiç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. mean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z. ara, aradaki zaman; z. arada; aynı zamanda. in the meantime arada; iken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معاصی] isyanlar. 2.günahlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. me’ser). (bk.) Me’ser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâslr). Atalardan yâdigâr kalan büyük ve şanlı iş, öğülecek iş ve hareket: Atalarımızın meâsiriyle iftihar ederiz (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kızamık; domuz uyuzu. German measles kızamıkçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kızamıklı, kızamık çıkarmış; (argo) adi, değersiz; cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülebilir, ölçüye gelir; sınırlı, ılımlı. measurably z. ölçülür surette; ölçülü olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölçü, miktar; ölçek; her hangi bir ölçü sistemi; ölçüm, ölçme; derece, mertebe, hudut, had; şiir vezni; tedbir, yol; kanun; müz. ölçü. angular measure açı ölçüsü. beyond measure hadden aşırı, son derece. full measure tam ölçü. for good measure faz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ölçmek, tartmak, kıymet biçmek; ölçüsü olmak; karşılaştırmak; ölçüsünü almak; süzmek, dikkatle bakmak; uydurmak, ayarlamak. measure off uzunluğuna belli bir kısmı ölçmek. measure out ölçüp ayırmak. measure swords kılıçla çarpışmak; biri ile boy ölçü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yenecek et et; (eski) yemek, yi yecek şey; öz; k.dili en büyük zevk. meat and drink to him onun için gıda kadar lüzumlu şey. meat and potatoes (argo) önemli olan, temel (kısım). meat loaf rulo köfte. meat packing A.B.D. toptan kasap işi. meat pie et

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. yol, kanal; kanal ağzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معایب] kusurlar, ayıplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. etrafı kara ile çevrilmiş, kapalı (deniz); i., b.h. Akdeniz Mediterranean scad karagöz istavrit balığı, zool. Trachurus mediterraneus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dolu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orta yaşlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nehrin orta yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sene ortasındaki; i., A.B.D. sene ortasında yapılan imtihan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tart. içine doldurulan ince kıyılmış elma, kuru üzüm ve baharat karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. kötülükçü kimse, habis kimse; s. zalim, gaddar, vicdansız; eski imansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yaratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-dealt) i. iskambil kâğıtlarının yanlış dağıtmak; i. yanlış dağıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü davranmak. misdemeanant i. kabahat işlemiş kimse, kötü hareketinden dolayı suçlanan kimse; suçlu kimse. misdemeanor i. hafif suç; kötü davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. yolsuzluk, kötüye kullanma, kanunsuzluk, kusurlu hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hüküm vermek; yanlış anlamak; yanlış fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (led) yanlış yola sevketmek, yanlış yoldan götürmek; yanlış fikir vermek, aldatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.(read) yanlış okumak, yanlış yorumlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü kullanmak, incitmek, kötü davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ay ışınıı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güve yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sedef.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hareket edebilen, kımıldayabilen; taşınabilir, nakledilebilir; tarihi değişen (yortu); huk. menkul; i., çoğ., huk. menkul eşya. movableness i. müteharrik olma. movably z. muteharrik veya eğreti olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan imef.).

1.Dava olunan şey. 2.İddia olunan şey, haksız ve aslı olmaksızın ileri sürülen görüş ve salâhiyet: O adamın müddeâsı pek büyüktür. Müddaâ-aleyh = Aleyhinde dava olunan, davalı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimed. asserted. claim. accusation. plea. subject of a claim before a court. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.), iddiâlar, haksız yere dava olunan şeyler, esassız ve asılsız faziletler, haksız istekler: Bu adamın da ne çok müddeayyâtı vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neş’et» ten imef.). Kaleme alınmış şeyler, bir münşînin yazdığı şeyler, inşâya ait eserler, mektuplar, yazılar, nesirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn»den imef.) (mü. müsteâne). Kendisinden yardım İstenen (Esmây-ı Hüsnâ’dandır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk rrlusikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ariyyet» ten İmef.) (mü. müsteâre). Ariyet, ödünç alınmış, kendi malı olmayan. NSm-ı müsteâr = Kendi ismini belli etmek istemeyen bir adamın kullandığı takma isim. Hayât-ı müsteâr = İğreti ve geçici olan hayat, dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâdet» ten if.) (mü. müteabbide). Tanrı’ya kulluk ve ibâdet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ucb» dan if.) (mü. müteaccibe). Taaccüp eden, şaşakalan, bir işi acayip görüp hayrette kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taaccüp ederek, şaşakalarak, hayretle: Müteaccibâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEADDİDİ (i. A. «aded» den if.) (mü. müteaddide). Birkaç tane olan, birden fazla olan, çok, birkaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

numerous. many. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ufûnet» ten İf.) (mü. müteaffine). Kokmuş, taaffün etmiş, bozulup fena kokan, çürük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahd» den if.) (mü. müteahhide). Bir işi üzerine alan, taahhüt eden, deruhde eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Aher» den if.) (mü. müteahhire) (c. müteahhirîn). Sonra gelen, sonraya kalan, sonraki, zıddı: «mütekaddim».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. contractor. building contractor. purveyor. entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor. entrepreneur. contractor üstenci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor. undertaker. builder. unertaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a building contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahd»den if.) (tes. müteâhideyn). Ahdeden, kendi aralarında yemin edenlerin herbiri: Tarafeyn-i müteâhideyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ardı sıra, arkası sıra, arkasından: Şiddetli yağmuru müteakiben sıcak bir güneş çıkınca ortalık kurudu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «akd» den if.) (tes. müteâkıdeyn). Aralarında anlaşanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEAKIB) (I. A. «akab» den if.) (mü. müteâkıbe).

1.Birbirinin arkasından gelen.

2.Ardından gelen, takib eden.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsequent. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successive. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. after. subsequent. succeeding. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ulüvv» den if.). Yüksek: Hudây-ı müteâl, Rabb-i müteâl (Allah’ ın sıfatlarındandır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüksek, yüce. (bkz.Bülend).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «alâka» dan if.) (mü. müteallika).

1.Asılı, bağlı, münasebetli, mensup.

2.Ait, dair: Bu iş bana müteallik değildir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.). Akraba, taallukat, mensuplar: Filânın mütealllkatından bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm»den if.) (mü. müteallime) (c. müteallimîn). İlim öğrenen, okuyan, ders alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd» den if.) (mü. müteammide). Bir işi kasten ve niyet ederek yapan. Gayr-i müteammid = Kasten yapmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umûm» dan if.). Yaygın, umumileşmiş, yayılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «örf» den if.) (mü. müteârife).

1.Birbirini tanıyan, tanışan.

2.Mâruf, bilinen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinir, belli, gerçekliği açık olan, isbat istemeyen, (bk.) Müteârif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Taâruz eden, zıt giden, muhalif olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan if.) (mü. mütearribe). Arap’laşmış: Arâb-ı mütearribe. Zıddı: Arâb-ı Aribe, Arâb-ı bâide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «arz» dan if.). Taarruz eden, sataşan, tecavüz eden, saldıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asr» den if.) (mü. müteassire). Güç, zor, zahmetli, çetin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ivec» den if.) (mü. müteavvice). Eğrilmiş, çarpık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayn» dan if.) (mü. müteayyine).

1.Belli edilmiş, tâyin olunmuş, muayyen, belirli. 2.Ayân ve eşrâftan olan, ilerigelen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ayş» dan if.). Taayyüş eden, yiyip içen, geçinen, beslenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uzv» dan if.J.Uzuvlaşmış, organlaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azamet» ten if.). Taazzum eden, büyüklük taslayan, azamet taslayan, kurumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «özr» den if.) (mü. müteazzire).

1.Özrü olan, özürlü, mâzur.

2.Güç, zor.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) ahmak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعدد] birçok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعفن] kokuşmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعهد] taahhüt eden, üstlenen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعاقب] ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعلق] ilgili, ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعلم] öğrenci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعمم] yaygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعند] inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعارفه] kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعصب] taassup gösteren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isimlendirilebilir; şöhrete lâyık, unutulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mide bulantısı; deniz tutması; tiksinme, iğrenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. midesini bulandırmak, iğrendirmek, tiksindirmek; midesi bulanmak, tiksinmek, nefret etmek. nausea'tion i. mide bulantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

OECD Nükleer Enerji Kurumu

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Naam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., antro. Orta Avrupa'da iskeleti bulunan ve kaba taşçağında yaşamış olan ilkel insana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., neap tide on beş günde bir meydana gelen ve alçalma ile yükselmenin en az olduğu gelgit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Napoli şehrine özgü veya onunla ilgili; i. Napolili. Neapolitan ice cream katmerli dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., (edat) yakın, yakında; hemen hemen, az daha, neredeyse; aşağı yukarı, yaklaşık olarak; şuracıkta; s. yakın; teklifsiz, sıkı, samimi; sadık (tercüme); soldaki (araba veya at); cimri, eli sıkı; (edat) bitişik, yakın. near at hand yakın. near be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaklaşmak, yakına gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yakından; az daha, neredeyse, hemen hemen. as nearly as I can tell yaklaşık olarak, bildiğim kadarıyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz ve düzgün, zarif, zevkli; katkısız, halis, su katılmamış (içki); zeki, hünerli; (argo) harika. neat as a pin son derece zarif. neatly z. temizce. neatness i. temizlik, düzgünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), leh. veya (şiir) altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sığır paçasından alınan ve köseleyi yumuşatmak için kullanılan yağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suyun yerden çıkması, kaynama, fışkırma: Nil›in nebeân ettiği yerler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boyuna takılan şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç durmayan, bitip tükenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yeni Gine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yeni Zeland.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İznik. Ni'cene s. İznik şehrine ait. Nicene Creed İznik'te M.S. 325 yılında kurulan kilise meclisinin kararlaştırdığı Hıristiyanlık ilkeleri ve bunun sonraki düzeltilmiş şekilleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yatak kıyafeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hazır bulunmama, gıyap, yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (mat.) Öklit geometri sistemi kurallarından ayrı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) kanuni bir yükümü hiç veya gereği gibi yerine getirmeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) içinde kurşun bulunmayan (benzin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) atom bombası olmayan (memleket).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) poyraz rüzgarı veya fırtınası; gemicilerin giydiği geniş kenarlı su geçirmez şapka. northeasterly (s.), (z.) kuzey doğuya ait; (z.) poyraza doğru; poyrazdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) burun aşağı uçmaya veya hareket etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) yeni zengin olmuş kimse, sonradan görme kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çekirdeksel, nükleer. nuclear family çekirdek aile. nuclear reaction nükleer reaksiyon. nuclear physics nükleer fizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) çekirdekli; (f.) çekirdekleştirmek; nüve halini almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic reactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Batı Hint Adalarında ve ABD'de zenciler tarafından uygulanan bir çeşit büyü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okyanus, büyük deniz, derya, umman; kürenin üçte ikisini kaplayan geniş su kıtası; sonsuz şey veya miktar. ocean current okyanus akıntısı. ocean lane okyanus gemilerinin sefer yolu. ocean liner okyanus gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Okyanusya, orta Pasifikteki adalara verilen ortak ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okyanusa ait, okyanusta bulunan veya meydana gelen, okyanusta dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okyanus coğrafyası. oceanograph'ic(al) (s.) okyanus coğrafyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.), (s.) vurgusuz nota; (s.), ABD, argo olağandışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağlı, yağ veren; sahte tatlı dilli, yağcı, piyazcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zakkum, ağıağacı, gü1 defnesi, bot. Nerium oleander.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalbi açıp yapılan (ameliyat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık kalpli, samimi. open house herkese açık davet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal şurubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karakter veya dayanıklılık denemesi, ateşten gömlek, büyük slkıntı; eskiden kullanılan işkence ile yargılama usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. dağ perisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arpa, badem ve şekerle yapılmış alkolsüz içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. feveran, patlama, patlak verme, isyan; baş gösterme, çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daha fazla dayanmak; yıpranmak; tüketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorba tavırlı; küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ate, -eaten) fazla yemek yemek, oburluk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. baştan yukarı, yukarıda, tepede, üstte, üst katta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. genel masraflar; s. baştan yukarıda olan, yukarıdan geçen; genel masraflarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-heard) rastlantılı olarak işitmek, kulak misafiri olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yetişip geçmek; ötesine geçmek; aldatmak, dolandırmak yürürken art ayağının tırnağı ön ayağının ökçesine dokunmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şükran veya zafer şarkısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alay, tören; gösteri, temsili tören; nümayiş; debdebe, tantana. pageantry i. debdebeli tören veya gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze merasiminde tabutu taşıyan veya yanı sıra giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. her derde deva .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. pankreas. pancreat'ic s. pankreasa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mit. tanrı Pan'a ait. Pandean pipes bak. panpipe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Karaciğerle dalak arasında bulunan bir salgı bezi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pancreas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pancreas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pancreas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pancreas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tıb. rahim kanserini teşhis için yapılan test.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ellerin titremesi ve yüz kasla rındaki kontrolün kaybolması ile belirlenen sinir hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -peas, -pease) bezelye, bot. Pisum sativum; bezelye türünden herhangi bir sebzenin içi, nohut, börülce; bezelye içi şeklinde herhangi bir şey. pea green bezelye yeşili, açık yeşil. pea soup bezelye çorbası; koyu sis. as like as two peas tıp

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, sükun, rahat; barış, hazar, sulh, selâmet; asayiş; sukunet; barış anlaşması; barışma, uzlaşma; iç huzuru. Peace be with you Selâmünaleyküm. peace offering barış ve uzlaşma gayesiyle verilen hediye. peace pipe dostluk ve banş çubuğu (Kızılde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sulh taraftarı, barış sever; sakin. peaceableness i. barışseverlik. peaceably z. sulh ile, sükunetle. Peace Corps Barış Gönüllüleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahat, asude, sakin; mulâyim, yumuşak başlı, uysal. peacefully z. sükunetle, uysallıkla. peacefulness i. sükunet, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arabulucu kimse veya grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ateşkesten sonra tarafların antlaşma koşullarına uymasını sağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. barıştırıcı kimse, uzlaştırıcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazar, barış, sulh dönemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeftali: şeftali ağacı; şeftali rengi; (argo) çok güzel şey veya kimse, özellikle güzel kadın. peach blossom şeftali baharı; açık pembe renk. peach blow açık pembe porselen cilâsı. peach tree şeftali ağacı, bot. Prunus persica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (argo) ihbar etmek, ele vermek, haber vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şeftali gibi; (eski), (argo) mükemmel, âlâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tavus, zool. Pavo cristatus; f. kurum satmak slang. kasılmak. pea cock blue tavusun boynunda olduğu gibi çok parlak mavi renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dişi tavus. pea jacket göğsü çift düğmeli kalın yünden kısa gemici ceketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivri tepe, dağ zirvesi, zirve; can alacak nokta, en mühim nokta, en başarılı zaman; den. gizin cundası, yelkenin çördek yakası; den. demirin tırnak ucu. peak load elek. en fazla tahmil miktarı. peaky s. sivri tepeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eriyip zayıflamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. sırığın ucunu serene yaklaşacak vaziyette dik durdurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zayıf düşmüş, bitkin halde. peakedness i. bitkinlik, zafiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. birkaç çanın bir arada veya birbiri arkasından çalınması; birkaç çandan ibaret takım; yüksek ve devamlı ses; top veya gök gürlemesi gibi ses; f. ses vermek, (çan) çalınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerikan fıstığı yerfıstığı, bot. Arachis hypogaea; k.dili önemsiz kimse; çoğ., A.B.D., (argo) önemsiz miktarda para. peanut brittle yerfıstığından yapılan sert bir şekerleme. peanut butter çekilmiş fıstıktan yapılmış tuzlu ezme. peanut gallery k.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. armut; armut ağacı, bot. Pyrus communis. wild pear ahlat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inci; inci gibi şey; inci rengi; sedef; matb. beş puntoluk harf. pearl barley kabuğu soyulmuş ve yuvarlak hale getirilmiş arpa. pearl diver, pearler i. inci avcısı. pearl fish incibalığı, zool. Alburnus lucidus. pearl fishery inci avcılığı; inci av

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. incilerle süslemek; inciye benzetmek; inci avlamak. pearlash i. kalya taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. bir nevi sert karbonlu pik demir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köylü, rençper; k.dili budala kimse. peasantry i. köylüler, köylü takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. bezelye. peasecod i. bezelye kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üflenince bezelye atan oyuncak boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çürümüş bitkilerden elde edilen yakacak, yer kömürü turba. peat bog turbalık. peat moss turba hasıl eden yosun. peaty s turbalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormancılıkta kütük çevirmek için kullanılan ucu demir çengelli sopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaz ve ördek gibi parmaklarında perde bulunan kuşlar

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nüfuz edilebilen, geçirgen. permeabil'ity i. nüfuz edilme kabiliyeti, nüfuziyet, geçirgenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mesamatını doldurup geçmek, nüfuz etmek, içinden geçmek; içine geçip yayılmak. permea'tion i. nüfuz etme, içinden geçme; içine geçip yayılma. per mill binde nispeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. gırtlağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sülün, zool. Phasianus colchicus. peacock pheasant yaban tavusu, zool. Polyplectron napoleonis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeraltı suyu ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

PictureGear™, mevcut görüntü dosyalarını genel olarak gösterir ve düzenler. Diğer seçenekler arasında Microsoft® Windows® masaüstü için basit arkaplan tasarımı ve temel slayt gösterileri bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. parça parça, yavaş yavaş; s. parçalardan yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüs tahtası dar ve çıkıntılı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, ödlek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inatçı, ters.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. tepeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kozalaksı. pineal gland anat. beyin epifizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ananas, bot. Ananas comosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeni yeni biten kuş tüyü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. topluigne başı; ufak ve önemsiz şey; (argo) aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa boylu insan; değersiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- teaus,- teaux) plato, yüksek düzlük, yayla; psik. bir kimsenin öğrenim süresi içinde hiç ilerleme kaydetmediği dönem; birkaç katlı sini takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalvarma, rica; huk. dava; müdafaa; itiraz; mazeret, özür. court of common pleas medeni hukuk mahkemesi. special plea asıl davadaki maddelere ilaveten ortaya atılan yeni şikâyet maddesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (asma) birbiri arasından geçirerek örmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (pleaded veya pled) yalvarmak, rica etmek, istirham etmek; huk. dava açmak; suçlamak veya savunmak; iddia etmek; mazeret göstermek. plead guilty huk. suçu kabul etmek. plead not guilty huk. suçu reddetmek. pleadable s. davada cevap veya özür olar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş, güzel latif, gökçe, tatlı, memnuniyet verici. pleasantly z. hoşa gider bir şekilde. pleasantness i. memnuniyet verici oluş, hoşa gitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaka, şakacılık; neşe, hoşbeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevindirmek, hoşnut etmek, memnun etmek; hoşuna gitmek; memnun edici olmak; istemek. Please give me the salt Please pass the salt (Lütfen) tuzu verir misiniz? please oneself canının istediği gibi hareket etmek hoşuna gideni yapmak. please the eye g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş, sevimli, hoşa giden, memnuniyet verici. pleasingly z. hoşa gidecek surette, memnun edici şekilde, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşa giden zevkveren; tatmin edici. pleasurably z. hoşça, zevk verecek şekilde; tatmin edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zevk, sefa, haz, lezzet sevinç, keyif, memnuniyet; emir, irade; f., (eski) zevk vermek; zevk almak. at pleasure isteğe göre. do (one) the pleasure of lütfunda bulunmak. It is a pleasure Benim için bir zevktir. take pleasure in -den zevk almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pli, plise; f. pli yapmak. plea'ter i. pli yapan şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask.uzun saplı balta, teber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birden fazla çekirdeği olan, polinükleer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haşhaş tohumu, haşhaş başı; mim. suslü başlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dik burunlu harharyas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kalın ve yumuşak biftek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -eaus, - eaux) İng. bavul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tıb. Pott hastalığı, omurga kemiğinin çürumesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. va'zetmek; telkin etmek; nasihat etmek, öğüt vermek. preach against aleyhinde va'zetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaiz. preaching i. vaız, va'zetme; öğüt. preach'ment i. vaız; va'zetme; can sıkıcı nasihat, uzun ve sıkıcı sözler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla nasihatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlangıç, mukaddeme, önsöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İsteğe bağlı bir güç amplifikatörü bağlamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (radyo) önamplifikatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düzenlemek, tertip etmek. prearrangement i. önceden alınan tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (birinden) önce ölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hüküm vermek, bir davayı ayrıntılarıyle dinlemeden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. önyargı, peşin hüküm; tarafgirlik; haksız hüküm veya işten gelen zarar; garaz; f. birine tesir ederek haksız hüküm verdirmek; haksız hüküm veya iş ile zarara uğratmak. prejudice against -e karşı haksız önyargı. prejudice in favor of lehine ön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önyargılı; zararlı, muzır. prejudicially z. önyargıyla; zararlı surette. prejudicialness i. tarafgirlik; muzır olma, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek; hâsıl etmek, doğurmak, yaratmak procreant s. meydana getiren, verimli. procreative s. dölleyici; doğurgan. procrea'tion i. dölleme; doğurma, meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Yu. mit. gökten ateşi çalıp insana veren Prometheus'a ait veya ona benzer; özgürlük, yaratıcılık ve yiğitlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. provaları düzeltmek, tashih yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dönek tabiatlı, her kalıba giren, çok yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahmak, aptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, pyorrhoea i., tıb. bir nevi dişeti hastalığı, piyore, diş etinden irin akması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. milâttan altı yüzyıl evvel yaşamış Yunan filozofu Pitagor'a ait; i. Pitagor taraftarı kimse. Pythagoreanism i. Pitagor tarafından öğretilen ruh göçü felsefesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sürtük kadın, adi ve terbiyesiz kadın, orospu; İskoç. genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. midesi bulanmış; bulandırıcı; midesi kolayca bulanan; titiz, müşkülpesent, kılı kırk yarar; nazik, tehlikeli. queasiness i. mide bulanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa cıvadralı yarış şalopası; yarış otomobiline benzer bir ceşit küçük araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren garı; yapılmakta olan demiryolu hattının döşendiği en son nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) fare ısırmasından ileri gelen bulaşıcı bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar emmek veya içine çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) uzatmak; elini uzatıp almak veya alarak vermek; uzanmak, erişmek; yetişmek, varmak, ulaşmak, vâsıl olmak; gelmek; (den.) rüzgâr yönünde seyretmek. reach ahead ileriye uzanmak. reach down elini aşağıya uzatmak. reach for almak üzere uzanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uzatma; uzanma, yetişme; erişme; erim, menzil; etki alanı, alan, görüş sahası; düz uzam; (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach erişilmez, yetişilmez. within reach erişilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tepki göstermek, tepkimek; tersine hareket etmek; (fiz.) tepmek, geri vurmak; (kim.) reaksiyona girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tepki; karşı koyma, tepkime; mukabele, karşılık, aksi tesir; irtica; (biyol.) tepke; (psik.) tepki; (kim.) reaksiyon; (tıb.) ilâcın hasta üzerinde aksi tesiri, reaksiyon. reactionary (s.), (i.) gerici, mürteci (kimse). reactionist (i.) gerici kim

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar yürürlüğe koymak, tekrar çalıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tepkisel; aksi tesir yaratan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tepki gösterme; (kim.) reaksiyona girme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okumuş, bilgili. well read çok okumuş, çok bilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (read) (red) (i.) okumak, kıraat etmek; anlamak, yorumlamak, tefsir etmek; çıkarmak, mana vermek; göstermek, kaydetmek; (metinde) yazılı olmak; okuyup öğrenmek; okunmak; (i.), (k.dili) okuma; okuma süresi. read between the lines kapalı anlamını ke

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okunaklı; okumaya değer, ilginç. readabil'ity (i.) okunaklılık; okumaya değer olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okuyucu, okur; yayımlanacak eserleri eleştiren kimse; düzeltmen; okuma kitabı; (İng.) okutman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) okuma; okunma; okunuş; edebi araştırma, çalışma; mana; okunacak metin; göstergenin kaydettiği öIçüm; metin; yorum; (s.) okumaya elverişli. reading desk kitap sehpası; kürsü. reading lamp masa lambası. reading room okuma salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar düzeltmek, yeniden düzenlemek, yeniden ayarlamak; yeniden alışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni şartlara alışma; alıştırma; yeniden düzenleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar (üyeliğe, öğrenciliğe) kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (f.) hazır, anık, amade; yetenekli, istekli; çabuk kavrayan; (i.) hazır olma; gezleme durumu; (f.) hazırlamak. ready money hazır para, nakit. a ready pen iyi yazı yazma kabiliyeti. make ready for (bir şey için) hazırlamak. readily (z.) seve

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtı olarak benzerleri arasından seçilip değerlendirilmiş, üzerinde bir değişiklik yapılmaksızın kullanılmış ya da üzerindeki değişiklik sadece üretimi sırasındaki rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkmış endüstri ürünü obje.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD sulandırılarak kullanılmaya hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) konfeksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar teyit etmek, tekrar doğrulamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) miyar, belirteç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réaction

1. tepki,

2.kim. tepkime

1. Bir cismin kendini iten veya sıkıştıran başka bir cisme gösterdiği karşı etki, aksülamel.

2.Birbirini etkileyen maddeler arasında ortaya çıkan durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. reaction tepki. tepkime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. retroaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réactif

kim. ayıraç

Maddeleri kimyasal birleşime veya ayrışıma uğratarak niteliklerini belirlemede kullanılan bileşikler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactive. reactive tepkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski İspanyol parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) gerçek, hakiki; asıl; samimi; (huk.) gayri menkule ilişkin; (z.) gerçekten çok. real estate (huk.) gayri menkul mal, mülk. real image gerçek gürüntü. real number (mat.) gerçek sayı. real property (huk.) mülk. the real thing esaslı şey, â1a ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (min.) kırmızı zırnık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gerçekçilik, realizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.).

1.Gerçekleri gören, gerçekçi. 2.Realizm akımına uygun şekilde eser veren.


Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réaliste

gerçekçi

1. Gerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan.

2.Gerçekçilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in realism; esp., one who maintains that generals, or the terms used to denote the genera and species of things, represent real existences, and are not mere names, as maintained by the nominalists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artist or writer who aims at realism in his work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Realism,

2.a philosopher who believes that universals are real and exist independently of anyone thinking of them a painter who represents the world realistically and not in an idealized or romantic style a person who accepts the world as it literall


Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designation for an agent or broker who is a member of the National Association of Real Estate Brokers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naive realist is a person who believes that what you see is what you get Scientific realists believe that the laws of science are external to and independant of mind. one who is devoted to what is real rather than imaginary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who seeks to recognize, understand, and acknowledge natural laws and their invincibility to violation. a philosopher who believes that universals are real and exist independently of anyone thinking of them. a person who accepts the world as it literal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gerçekçi kimse, realist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gerçekçi, gerçeğe uygun. realistically (z.) gerçeğe uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Gerçek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réalité

gerçeklik

Gerçek olan, var olan şeylerin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reality. the real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hakikat, gerçeklik; gerçek, realite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réalisation

gerçekleştirme

Gerçekleştirmek işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fark etme; fark edilme; tahakkuk, gerçekleşme; gerçekleştirme; kavrama, idrak, tasavvur; paraya çevirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) anlamak, tasavvur etmek; idrak etmek; gerçekleştirmek; tahakkuk ettirmek; para getirmek; paraya çevirmek. realizable (s.) gerçekleştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: REALİSM) (I. Fr.). Gerçekçilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réalisme

fel. gerçekçilik

Bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu benimseyen görüş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD, (k.dili) gerçek hayata dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) gerçekten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üIke; krallık; memleket; diyar; (zool.) bölge. the realm of fancy hayal âlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Al.) kuvvete dayanan politika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (tic.) (mark.) emlâkçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (huk.) gayri menkul mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (delik) genişletmek; (den.) kalafat için aralık yerlerini temizlemek. reamer (i.) bıcırgan, rayma; limon sıkacağı, limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 480 veya 500 tabakalık kağıt topu; (çoğ.), (k.dili) çok miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden canlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) biçmek, orak ile biçmek, hasat etmek; mahsul toplamak; semeresini almak. reaping hook orak. reaping machine orak makinası, biçerdöğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) orakçı, biçici; biçerdöğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) geri, arka; (ask.) artçı, dümdar; (s.) arkadaki, en geri. rear admiral (den.) tuğamiral rear guard dümdar kolu, artçı. rear line en geri asker safı. rearmost (s.) en geri, en sonraki. rear sight (tüfekte) arpacık. rear view mirror (arabada)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaldırmak, yükseltmek, dikmek; inşa etmek, bina etmek; yetiştirmek, besleyip büyütmek; yükselmek. rear up şahlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden silahlandırmak; modern silahlarla donatmak veya donanmak. rearmament (i.) yeniden silâhlandırma; silahları modernleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden düzenlemek, yeniden tanzim etmek. rearrangement (i.) yeni düzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sebep, neden, illet; delil, tanıt; akıl, fikir, idrak, anlayış, aklıselim; mantık; hak, insaf, adalet. bring to reason aklını başına getirmek. by reason of nedeniyle, sebebiyle. in all reason mantıki olarak, hakkıyle düşünülürse. It stands to rea

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) usa vurmak, uslamlamak, muhakeme etmek; sonuç çıkarmak, anlamak; münakaşa etmek, müzakere etmek. reason out sonucunu bulmak. reason with ikna etmek, inandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul, mantıklı, akla uygun; uygun. reasonableness (i.) uygunluk. reasonably (z.) makul surette; oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) akla dayanan, düşünüp kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) muhakeme, uslamlama, usa vurma. deductive reasoning tümdengelim uslamlamasl, tümdengelimli usa vurma. inductive reasoning tümevarım uslamlaması, tümevarımlı usa vurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) güvenini tazelemek, tekrar temin etmek; (bak.) reinsure reassur ance (i.) temin edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir sigorta şirketinin, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réassurance

ikili sigorta

Bir sigorta ortaklığının sigorta ettiği paranın bir bölümünü, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinsurance. counter assurance. counterinsurance. reassurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) 1730'da reomürü icat eden Fransız. Reaumur thermometer reomur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (reaved veya reft) eski zorla elinden almak, zaptetmek; yağma etmek; yırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. A) (mü. raiyye). (bk.) Raiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رعایا] halk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) hain, alçak; korkak, cebin; (i.) ödlek kimse; hain kimse; kaçak; dinini bırakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden yaratmak, ihya etmek. recrea'tion (i.) yeniden yaratma, ihya; yeniden yaratılmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) canlandırmak, dinlendirmek, eğlendirmek, hayat vermek; eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eğlence. recreational (z.) eğlence kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir istikamette bulunan veya giden; hatları veya kenarları doğru olan; (geom.) doğrulu, doğrusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızılgerdan, nar bülbülü; kızıl göğüslü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızıl saçlı kimse; ABD kırmızı başlı bir cins ördek. redheaded woodpecker kırmızı başlı ağaçkakan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir piyesi prova etmek; alıştlrmak (aktör); nakletmek, hikâye etmek; ezberden okumak, inşat etmek; tekrarlamak. rehearsal i. piyes veya musiki provası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., huk. tahliye etmek, terk ve feragat etmek; temize çıkarmak, borcunu affetmek; azat etmek, serbest bırakmak; kurtarmak. releasement i. tahliye, azat etme, bırakma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtarma; salıverme, terk ve feragat; mak. salıverme tertibatı; makinadan buharı salıverme. release from arrest huk. haczin kaldırılması, tahliye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kaldırmak (kanun), feshetmek, iptal etmek; i. fesih, iptal. repealable s. feshedilir, lağvı mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekrarlamak, tekrar yapmak, tekrar etmek; tekrar söylemek, bir daha söylemek; ezberden söylemek; A.B.D. aynı seçimde birden fazla oy kullanmak; i. tekrarlama, tekerrür; müz. nakarat; nakarat işareti. repeating circle astr. oktant nevinden tam da

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çeşitli tekrarlama işlevleri sağlanmıştır: tek parça, tüm disk ya da özel olarak programlanan bir seçim tekrarlanabilir. Bunlar, Shuffle Play (Karışık Çalma) işleviyle birlikte kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Çeşitli tekrarlama işlevleri sağlanmıştır: tek parça, tüm CD, RMS programı veya istenen bir başlangıç noktası (A) ile bitiş noktası (B) arası tekrarlanabilir. Bunlar, Shuffle Play (Karışık Çalma) işleviyle birlikte kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekrarlayan şey veya kimse; düğmesine basılınca çalarak saati belirten cep saati; mükerrer ateşli silah; A.B.D. sabıkalı kimse, suçlu kimse, birkaç kere hapse girmiş kimse; elektromanyetik işaretleri otomatik olarak tekrar gönderen bir alet; A.B.D.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dikkatle arama, derin araştırma, inceden inceye tetkik; tetkik neticesinde çıkarılan eser; f. dikkatle araştırmak, ince tetkikat yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. lastik kaplamak; i. kaplanmış lastik; (argo) mesleğini değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çekilmek, geri çekilmek; düşman önünden çekilmek, geri kaçmak; geriye kaçırmak, geriye çekmek; i. geriye çekme veya çekilme, geriye kaçma; geri çekilme işareti; inziva köşesi, çekilecek yer, sığınak; tımarhane; şifa yurdu; koy evi, tenha yer;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. pencere veya kapı çerçevesinden duvarın kenarına kadar olan kısım, açıt yanağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ifşa etmek, açıklamak, açığa vurmak; göstermek; ilham yoluyle bildirmek. revealment i. açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Güney Amerika'ya mahsus üç parmaklı devekuşu, zool. Rhea americana; b.h. Satürn gezegeninin beşinci uydusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, tertipçi, ele başı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tüyleri renk renk halkalı olan, çizgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış liman, demirleyecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -deaux) on üç mısradan ibaret olan ve birinci mısraı en sonda tekrarlanan şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırmızı, gül renkli; gül dolu; güle benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba fakat gayretli ve elinden iş gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -leaux, -leaus) Fr. fişek (para).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiltere iç savaşında cumhuriyetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TV ekranında net ve doğal görüntüler sağlayan bir resim geliştirme sistemi. Kayıttan sonra bulanık hale gelebilen nesne kenarları, sistem tarafından düzeltilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saadet sahibi (saygı tâbiri).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tar. Seba ülkesi ile ilgili; i. Seba ülkesinden olan kimse; Seba dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. torba veya kese şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. satılabilir, satılma imkanı olan. salability, salableness i. satılabilme, satılma imkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) mankafa kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Atlas Okyanusunun yüzeyi çok yosunlu olan kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili büyük harf manşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çok acı ve ince bir çığlık atmak; i. acı ve ince çığlık; keskin gıcırtı. screech owl cüce baykuş, zool. Otus scops. screech'y s. ince ve keskin sesli; glclrtılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ince bir ses çıkarmak, gıcırdamak; i. gıcırtı, gıcırtı sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bağırmak, feryat etmek, acı acı haykırmak, çığlık atmak; i. bağırma, bağırış, feryat, çığlık; (A.B.D.), (argo) matrak kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağıran kimse, çığlık atan kimse; Güney Amerika'ya mahsus çığlık gibi ses çıkaran bir kuş; (A.B.D.), (argo) manşet; (A.B.D.), (argo) çok gülünç veya heyecanlı bir durum; İng., (argo) ünlem işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haykıran, bağıran, çığlık atan; göze çarpan, frapan (renk); kahkahalarla güldüren. screamingly z. çok gülünç bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz; derya, umman, okyanus; dalga; deniz gibi geniş olan herhangi bir şey. sea anchor deniz demiri. sea anemone deniz şakayığı, zool. Actiniaria. sea bream izmarit, zool. Smaris alcedo; istrongilos, çipura. sea breeze denizden esen rüzgar, imbat,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sahil, kıyı, yalı boyu; s. kıyıya yakın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz kıyısı, sahil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. denizcilikle uğraşan; deniz yoluyle seyahat eden; i. deniz yolculuğu; denizcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etrafı denizle kuşatılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz tanrısı, Neptün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık denize çıkmaya elverişli (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ayıbalığı, fok, zool. Phoca; fok kürkü; f. ayıbalığı avlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mühür, damga: teminat, taahhüt; mühürlü mum veya kurşun parçası; f. mühürlemek, mühür veya damga basmak, tasdik işaretini koymak: onaylamak, tasdik etmek; kapamak, yarıklarını doldurmak. seal one's fate yazgısını önceden tayin etmek. sealed ord

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dikiş yeri, dikiş; tıb. dikiş; derz; iki tahtanın yan yana birleştiği çizgi, bağlantı yeri; den. armuz; jeol. ince maden damarı; yara izi, kırışık; f. dikmek, birbirine dikmek; üzerine yara izi veya çizgi yapmak; ters ilmekle örgü örmek; çatla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizci, gemici; deniz eri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemicilere yol göstermeye yarayan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şeâmât). Uğursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شآمت] uğursuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın terzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikişli; çirkin görünüşlü, biçimsiz. the seamy side of life hayatın güçlüklerle dolu tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplantı, oturum, seans; ruh çağırma seansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. séance

1. oturum,

2.sin. ve tiy. gösterim

1. Bir işin yapılmasına ayrılan çalışma süresi. 2.Sinema, tiyatro, konser vb. sanat dallarında verilen gösterilerden her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection. showing. performance. screening. sitting. séance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

session. sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Session)

Borsada işlemlerin başlaması ve bitmesi arasında geçen süredir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. liman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüfek veya tabanca horozunun emniyet tetiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. kurumuş (yeşillik), kuruyup sararmış; f. çok kurutup yakmak; kızgın tavada çevirmek; yakmak, dağlamak; hissini iptal etmek, körletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. araştırmak, aramak; yoklamak, bakmak; dikkatle tetkik ve teftiş etmek, aletle içini muayene etmek; i. arama, araştırma; yoklama, bakma, muayene; teftiş, soruşturma; gemide araştırma yapma. search out araştırıp öğrenmek. search warrant huk. aram

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. araştırıcı, inceden inceye araştıran; nüfuz eden; keskin searchingly z. arayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışıldak, projektör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz manzarası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz tutması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sahil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mevsim; süre, müddet, vakit, zaman; uygun zaman; baharat; f. alıştırmak; alışmak; iyice kurutmak; iyice kurumak; lezzet vermek için baharat katmak; keskinliğini veya sertliğini yumuşatmak. hunting season avlanmanın kısıt lanmadığı müddet. in go

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevsime göre olan, tam vaktinde olan; tam yerinde veya zamanında yapılan. seasonableness i. mevsimine göre olma, mevsiminde olma. seasonably z. mevsimine göre, mevsiminde, zamanında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir mevsime mahsus, mevsimlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemeklere lezzet veren baharat; kullanışa uygun hale getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oturulacak yer, iskemle, sandalye; insan kıçı; yer, mahal, mevki, kürsü; merkez, konut; meclis veya borsada üyelik hakkı; oturuş; mak. yatak; f. oturtmak, yerleştirmek, yerleşmek; oturacak yer temin etmek; oturacak yerini yenilemek. seat of a di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., z. deniz yönü; s. denize doğru giden; denizden esen; z. denize doğru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz yolu; kaba dalgalı deniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz yosunu, su yosunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denize karşı dayanıklı, denize açılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ask.) çavuş; komiser muavini; (İng.) eski yüksek davavekilii sergeant at arms parlamentoda güvenlik görevlisi. sergeant major başçavuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) sergeant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) işe yarar, elverişli, kullanışlı, faydalı, yararlı, lüzumlu; hizmete alışkın, dayanıklı. serviceableness (i.) fayda, yarar, kullanışlılık. serviceably (z.) faydalı bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( ŞEVKET-PENAH ) (i.). Osmanlı hükümdarlarının unvanıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شوکت مآب] yüce padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Batı Afrika'da yetişen ve tohumundan yağ çıkarılan bir ağaç. shea butter bu ağacın tohumundan çıkarılan yağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. sheaves) (f.) bağlam, demet, deste; (f.) demetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (sheared veya shorn) (i.) makasla kesmek; kırpmak, kırkmak; biçmek; kesip koparmak; mahrum etmek; (i.) makaslama, biçme. shear stress makaslama gerilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ikinci kez kırkılan yapağı; yapağısı ilk kez kırkılan koyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) makas; makarayı tutan vincin iki kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yelkovan, (zool.) Puffinus puffinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atbalığı, (zool.) Siluris glanis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kılıf, kın; (biyol.) mahfaza, zarf; düz ve dar elbise. sheath knife kınlı büyük bıçak, kama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kınına veya kılıfına koymak, kın tedarik etmek; içine doğru çekmek; bakır levha ile kaplamak (gemi teknesi). sheathe the sword kılıcı kınına sokmak, barış yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kılıfına sokma; kılıf; kaplama; kaplamalık malzeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mak.) makara dili, makara içinde kenarı oluklu çark; disk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) demetlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) sheaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişleri koyun dişine benzer birkaç deniz balığından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırkım. sheepshearer (i.) koyun kırkıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mayasız ekmek, hamursuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekerli galeta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nefes darlığı olan, tıknefes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldızlara ait; yıldızların hareketlerine göre hesaplanmış (gün). sidereal clock yıldızların hareketine göre işleyen saat. sidereal day bir yıldızın meridyen dairesinden ayrılıp tekrar varması arasındaki müddet. sidereal time yıldızların hareketle

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlıksız okuma veya çalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek yönde çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek sıra düğmeli (ceket).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz kalpli, sadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yeni doğan çocuklarda görülen dokuların sertleşmesi hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. açmak, ayırmak; i. karıştırılmış bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gevşek, dayanıksız; adi; bakımsız. sleaziness i. gevşeklik, dayanıksızlık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uykucu kimse, ayakta uyuyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., hav. pervane arkasındaki hava cereyanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VCR’a takılan kasetin içeriğini hafızaya alır ve kayıtlı sahnelerin özetini gösterir. Yeni bir kaset kaydedildikten sonra, bir sonraki kasetin hafızası silinir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürmek; yapışkan veya yağlı bir şeyle sıvamak; lekelemek; A.B.D., (argo) tamamen yenmek; i. leke; iftira. smeary s. yağlı, yapışkan; lekeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürünerek yavaşça ve gizlice savuşmak veya sokulmak; sinsice hareket etmek; i. korkak ve alçak adam, sinsi kimse; gizlice savuşma veya sokulma. sneak boat avcıların kullandığı dibi düz ufak kayık. sneak off sıvışmak, savuşmak. sneak thief açı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. sneak preview

sin. ön izleme

Yeni çekilmiş bir filmin gösterime girmeden önce az sayıda seçilmiş bir grup tarafından izlenmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sinsice hareket eden kimse; çoğ., A.B.D., k.dili. altı lastik tenis pabucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, alçak, cebin, sinsi; gizli ve çekingen; açığa vurulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak kalpli, yufka yürekli, merhametli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mührü Süleyman, bot. Polygonatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) yenilgiyi hazmedemeyen kimse, kinci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini inceleme, kendine eğilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney Çin Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Okyanusya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney Pasifik Okyanusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., z. güney güneydoğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., z. güneydoğu, keşişleme; z. keşişlemeye doğru. southeasterly z., s. keşişlemeye doğru; keşişlemeden (esen). southeastern s. keşişleme yönünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. keşişleme rüzgârı veya fırtınası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. keşişleme yönünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Şövale üzerinde yapılan ve taşınabilir boyuttaki küçük yağlı boya resim. 17. yy.da burjuvazinin gelişimi sonucunda yaygınlaşmış ve resmin evlere girmesine olanak vermiştir

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavşankulağı, siklamen, buhurumeryem, bot. Cyclamen europaeum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soya, bot. Glycine max.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (spoke, eski spake: spoken) konuşmak, söz söylemek, konuşma yapmak, nutuk söylemek; bahsetmek, bahsini etmek, belirtmek, ifade etmek; ses vermek, çalmak; işaretle konuşmak (gemiler arası). Speak ! Haydi, havla (köpeğe). speak by the book resmi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) gizli içki satılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konuşan veya söyleyen kimse; spiker; sözcü; hatip; meclis başkanı. speakership i. meclis başkanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hitabetme kabiliyeti olan; söz söyleyen; konuşacak gibi, canlı; i. konuşma, söyleme; ezberden nutuk söyleme; hitap. speaking acquaintance uzaktan aşinalık; tanıdık. speaking likeness aşırı benzeyiş, tıpkısı olma. speaking tube odalar veya ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kargı, mızrak; zıpkın; mızrakçı, mızraklı adam; ot filizi; f. mızrak veya zıpkınla vurmak; filiz sürmek, fışkırıp uzamak. spear gun sualtı tüfeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılıçbalığına benzer bir kaç tür balık, zool. Tetrapturus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mızrak ucu; hücuma geçiş; hücuma geçen asker, öncü; f. öncülük etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mızraklı adam, mızrakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçe nanesi, bot. Mentha spicata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğünçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süratli okuma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mağaralara ait; mağarada yaşayan veya bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çayırmelikesi, erkeç sakalı, bot. Spiraea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısır unu ve yumurta ile yapılan yumuşak ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. spor giysi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (spread) yaymak, sermek, açmak; alabildiğine açmak; dağıtmak, saçmak, neşretmek; sirayet ettirmek, bulaştırmak; ayırmak; üzerine sermek, kaplamak; sürmek; kurmak (sofra); teferruatıyla meydana koymak veya kaydetmek; uzatmak; yayılmak, serilmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayılma; saha, vüsat; ortu (sofra veya yatak için); k.dili. ziyafet; ekmek üzerine sürülen yiyecek; gazetede aynı konuyu ele alan karşılıklı iki sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kolları ve ayakları gerilmiş vaziyetteki; A.B.D., k.dili. aşırı vatanperver, gösterişçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayan veya, süren şey veya kimse; iki telin birbirine dokunmaması için aralarına konan tahta; tarlaya gübre serpen makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pınar başı, memba, kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ciyak ciyak bağırmak; cırlamak; gıcırdamak (kapı, menteşe veya ayakkabı); (argo) sırrı açıklayarak ihanet etmek; cırlatmak; gıcırdatmak; i. ciyak ciyak bağırma; cırlama; gıcırdama. squeak through zar zor başarabilmek. narrow squeak k.dili

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cızırtılı, gıcırtılı. squeakily z. gıcırdayarak. squeakiness i. gıcırdama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. domuz gibi ses çıkarmak; cıyaklamak, haykırmak, bağrışmak; cırtlak veya cızırtılı ses çıkarmak; (argo) suç ortaklarını ele vermek, ihanet etmek; mırıldanmak, söylenmek; i. domuz sesi; cıyaklama; haykırış, bağrışma. squealer i. böyle ses çıkar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iğrenen, çabuk tiksinen; titiz, iffet taslayan; midesi çabuk bulanan. squeamishly z. iğrençlikle. squeamishness i. iğrençlik, tiksinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merdiven başı, sahanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bayraktar, alemdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başkasının yeri, yer; f.,( eski) yararlı olmak. stand in good stead yararlı olmak, faydalı olmak, yardımı dokunmak. in his stead onun yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit, değişmez, dönmez, muhkem; metin. stead fastly z. sebatla. steadfastness i. sebat .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f., ünlem sabit, titremez, sallanmaz, değişiklik göstermez, oynamaz; şaşmaz, dönmez, metin; sağlam; ılımlı, ciddi; düzenli, muntazam; sürekli, daimi; den. yerinde duran, rüzgârdan sallanmaz; i., (argo) devamlı flört edilen arkadaş; f. sabit k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir görüntü sabitleme sistemi. Sony SteadyShot, bir dahili hareket sensörü ve CCD teknolojisinden oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Benzersiz bir Sony teknolojisi olan görüntü sabitleme özelliği, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makinesi serisinde mevcuttur. Titreme algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve sunduğu fayda (daha az bulanıklık) bu ürünlerin tümünde aynı olsa da teknoloji her birinde farklı işlev gösterir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. külbastı, biftek, kontrfile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle ızgara et yenilen lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stole, stolen) i. çalmak, aşırmak, (slang) yürütmek; çaktırmadan almak; gizlice yapmak; gizlice hareket etmek; gizlice ve yavaş yavaş gitmek; (beysbol) bir kaleden diğerine ustalıkla koşmak; hırsızlık etmek; i. çalma, hırsızlık;çalınmış şey;(beysbol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalma; çalınan maldan ileri gelen zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli iş veya teşebbüs; gizlilik. by stealth gizlice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gizlice yapılan; sinsi. stealthily z. gizlice, sinsice, hissettirmeden, çaktırmadan. stealthiness i. gizlilik, sinsilik; gizlice yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhar, islim, buğu, istim; k.dili. kuvvet, şiddet, enerji; k.dili. hidde.t steam boiler buhar kazanı. steam engine buhar makinası; lokomotif. steam hammer buharlı varyos .steam heat buharlı kalorifer sistemi. steam shovel istimli ekskavatör. steam t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. buhar salıvermek; buğulamak: buharda pişirmek; buğusu çıkmak, dumanı çıkmak, buram buram tütmek, islim halinde çıkmak; vapurla yolculuk yapmak. steam up buğulamak; güçlendirmek; coşturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur; buharla yemek pişirmeye veya eşya yıkamaya mahsus kap; buğulaması yapılan tarak. steamer trunk den. ranza altına sığacak büyüklükte eşya sandığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhar borucusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. yol işlerinde kullanılan silindir; ezici güç; zor kullanma; f. silindir ile düzletmek; basmak, ezmek; zorla elde etmek; s. ezici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. buharlı; buhara benzer; şehvetli. steaminess i. buharlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. stearik stearic acid stearik asit, içyağı asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stearik asit = içyağından çıkarılan beyaz bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yağlardaki gliserinle stearik asitten meydana gelmiş beyaz madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the constituents of animal fats and also of some vegetable fats, as the butter of cacao.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is especially characterized by its solidity, so that when present in considerable quantity it materially increases the hardness, or raises the melting point, of the fat, as in mutton tallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemically, it is a compound of glyceryl with three molecules of stearic acid, and hence is technically called tristearin, or glyceryl tristearate. an ester of glycerol and stearic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an ester of glycerol and stearic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. stearin .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mad. sabuntaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tamamen sağır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fırtınaya tutulmuş, fırtına yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yol, çizgi; bir madeni ovalayarak elde edilen tozun rengi; damar, eser, nişan; süre, müddet; f. çizgileşmek, yol yol yapmak; hızla geçmek, hızla gitmek; çırıl çıplak soyunarak herkesin önünde hızla koşup kaybolmak. like a streak k.dili. çok çabu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. akarsu, dere, çay, ırmak; akıntı; akım, cereyan; gidiş; f. akmak, sel gibi akmak; akar gibi girmek veya geçmek; dalgalanmak (bayrak); uzanmak; akıtmak. stream of abuse küfür yağmuru. stream of cars araba seli. stream of consciousness bilinç ak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince uzun bayrak, flama; flandra; serpantin; göğe doğru yükselen ışık sütunu; gazete manşeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. akış çizgisi biçimi vermek; kolay ve elverişli duruma getirmek; i. muntazam akıntı; su veya hava direncini azaltmak için hızlı giden bir şeye verilen sekil; s., bak. streamlined.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akış çizgisi biçimli; modern; elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. striptiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. kızışma altı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci derecede yazı başlığı; bölüm başlığı; ikinci müdür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kiracının bir başkasını kiracı olarak alması; kiracının malın bir kısmım kiraya vermesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kiracının kiracısı olmak; kiraya vermek (asıl kiracı tarafından).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. okyanus dibindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, neous s. yeraltı; gizli, saklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veznedar yardımcısı. subtreasury i. veznedarlık şubesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). (bk.) Şüc’An.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şefî). Şefîler, şefâat edenler, (bk.) Şefî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göz yumma, müsamaha; tahammül, dayanma, sabır. on sufferance zarar vermemek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş ışını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Benzersiz bir Sony teknolojisi olan görüntü sabitleme özelliği, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makinesi serisinde mevcuttur. Titreme algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve sunduğu fayda (daha az bulanıklık) bu ürünlerin tümünde aynı olsa da teknoloji her birinde farklı işlev gösterir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sağlanan benzersiz resim sabitleme teknolojisi, Handycam® video kameralar, Cyber-shot dijital fotoğraf makineleri ve Dijital SLR fotoğraf makineleri ürün serilerinde bulunmaktadır. Titremeyi algılama yöntemi (jiroskopik sensörler) ve yararı (daha az bulanıklık) tüm ürünlerde aynıdır fakat her birindeki teknoloji biraz farklı çalışır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla ısıtmak; ısıtıp sabit olmayan bir hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. üstün ağırlıklı (eleman).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. aşağı bir mahkeme kararının icrasını durduran yüksek mahkeme emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., (eski) bitme, ardı arkası kesilme; f. bitmek, ardı arkası kesilmek; nefes almak, ara vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. sürrealizm, gerçeküstücülük. sürrealist i., s. sürrealist, gerçeküstücü (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surréaliste

gerçeküstücü

1. Gerçeküstücülükten yana olan.

2.Gerçeküstücülükle ilgili olan (görüş, eser vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic. surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surréalité

gerçeküstü

Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. surréalisme

gerçeküstücülük

Aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak bilinçaltı gerçeklerini yansıtan yani bilinen gerçekle bağını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden edebiyat ve sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism. surrealism gerçeküstücülük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفعا] şefaatçılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (swore, sworn) yeminle tasdik etmek; yemin ettirmek; yeminle vaat etmek; yemin etmek, ant içmek; huk. yeminle ifade vermek; küfretmek, sövmek, sövüp saymak. swear at bir kimseye küfretmek. swear by bir şey üzerine yemin etmek; tam manasıyla güvenmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ter; terletici iş; herhangi bir cisimden ifraz olunan ter gibi sıvı; f. terlemek, ter dökmek; ter gibi madde ifraz etmek; mayalamak (tütün yaprağı); k.dili. ağır iş görmek; terletmek; ter ile ıslatmak, ısıtarak halletmek; eritip arasına akıtmak (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deri buğu dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazak, hırka, süeter, pulover; terleyen kimse veya şey; işçilerini çok çalıştıran ve az ücret ödeyen patron; terletici ilaç. sweater girl k.dili. vücut hatlarını belli edecek derecede dar kazak giyen kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıhhate zararlı şartlar altında az ücretle işçi çalıştıran iş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. terli, terlemiş, ter gibi; terletici, ağır, güç. sweatiness i. terlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dana veya kuzu uykuluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sevgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evcilleştirilebilir, ehlileşme kalileştirilebilir tameability biliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çay fidanı, bot. Thea sinensis; kuru çay yaprağı; çay; demli içecek; çay ziyafeti; (İng.) akşam kahvaltısı; f. çay içmek: çay vermek. tea bag çay yapmak için içinde çay yapraklan bulunan kâğıt torba. tea ball içine çay yaprakları konulup kaynar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (taught) öğretmek, eğitmek, yetiştirmek; göstermek; ders vermek, hocalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öğrenmeye hevesli, öğrenme kabiliyeti olan; uysal. teachabil'ity, teachableness i. öğrenme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretmen, hoca. teacher bird çömlekçi kuşu, zool. Furnarius teachers college. (A.B.D.) eğitim fakültesi. teachers pet öğretmenin gözde talebesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretme, öğretim; öğretilen şey, telkin, talim. teaching machine öğretici makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay fincanı teacupful i bir çay fincanı dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adû»dan masdar). Ara açılma, düşmanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den). Beraberlik, denklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being equivalent. equivalence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعادل] denklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemi inşaatında kullanılan tik ağac kerestesi. teak tree tik ağacı, bot. Tec tonagrandis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay ibriği, çaydanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aks» dan). Tersine dönme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «akab» den masdar). Birbiri arkasından gitme, birbirini takip etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاقب] birbirini izleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birbirini izlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılıklı akitleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurcun, zool. Anascrecca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). «Yüksek olsun»: Allah Taâlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ulüv» den masdar). Yükselme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعالی] yükselme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yükselme, ululanma.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çift hayvan takımı, arabaya koşulmuş bir veya birkaç at; oyuncu takımı, ekip: leh. ördek sürüsü; f. takım atlatı sürmek; takım kurmak; grup meydana getirmek, takıma girmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amâ»dan masdar). Görmezliğe gelme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yük arabacısı; kamyon şoförü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ameliden masdar). (c. teâmülât).

1.Muamele.

2.(hukuk) Cemiyetteki gelenek, Adet, örf.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precedent. custom. practice. reaction tepkime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

established practice. customary way of doing things. precedent. sanction by usage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customary law. unwritten law. common law. traditional law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعامل] alışılagelmiş uygulama. 2.iş. 3.tepkime.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاملات] alışılagelmiş uygulamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takım halinde çalışma işbirliğiyle yapılan grup çalışması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay demliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .gözyaşı; gözyaşına benzer şey; damla; çoğ. keder. tear bomb göz yaşartıcı bomba. tear gas göz yaşartıcı gaz. in tears ağlamakta .weep bitter tears acı acı ağlamak .tear'y s gözyaşları ile ıslanan, göz yaşları ile dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-tore, -torn) i. yırtmak; yarmak; koparmak; çok hırpalamak; kopmak; yırtılmak, yarılmak; çılgın gibi koşmak; i. yırtık, yırtık şey; (argo) cümbüş, çılgınca eğlence; çılgınca hareket. tear down k.dili. yıkmak, kötülemek. tear into k.dili. saldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gözyaşı damlası; s. damla şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözyaşı dolu, ağlayan. tear fully z. ağlayarak. tearfulness i. gözyaşı ile dolu olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. çılgınca; (İng.) korkunç, kocaman .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( A.B.D.), (argo) aşırı derecede kederli hikâye veya filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözyaşı kesilmiş, gözleri kurumuş, gözyaşsız. tearlessly z. ağlamadan, gözyaşı dökmeden. tearlessness i. ağlamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعری] arınma. 2.çıplaklaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aref» den masdar). Birbirini tanıma, tanışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t. A. «arz» dan masdar). Birbirine aykırı ve zıd olma, Ar. tebâyün, tahâlüf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعارض] karşılıklı zıtlık, çelişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعارف] birbirini bilme. 2.herkesçe bilinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kızdırmak, eziyet etmek, rahat vermemek, tedirgin etmek; durmadan rica etmek; takılmak; önce yüz verip sonra sırt çevirmek; ditmek, yün taramak, didiklemek, mıncıklamak; (saç) kabartmak; mikroskopla muayene için liflere ayırmak; i. takılmayı s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarakotu; kumaş tüyünü kabartmak için kullanılan kuru deve dikeni başı, kumaş tüyünü kabartma aleti; f. kumaş tüyünü kabartmak. fuller's teasel fes tarağı, bot. Dipsacus fullonum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takılmayı seven kimse; bulmaca; yün tüyünü kabartma makinası; gelecek programı gösteren filim; iştah açıcı şey; sahne perdesinin arkasında asılı bulunan ve tavanın görülmesini önleyen kısa perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay kaşığı. teaspoonful i. çay kaşığı dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meme, emcik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «atâ» dan masdar). Birbirine verme, alıp verme, değiştirme: TeAtî-i efkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchanging. exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاطی] birbirine verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birbirine verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar). Birbirine yardım etme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعاون] yardımlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbirine arka ve omuz verip yardım etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m tâbî) Bir devletin hükmünde bulunan: Fransa tebeası (dilimizde bazen müfred gibi dahi kullanılıyorsa da, ekseriya müfredi «den» edâtı ile ifade olunur: Fransa tebasından bir adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tâbî olarak, uyarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tüylü oyuncak ayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müşfik, yufka yürekli, şefkatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (s.), (i.) baş başa, iki kişi arasında; (s.) gizli, özel; (i.) iki kişi arasında özel görüşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hem Allaha hem insana ait, hem ilahi hem insani.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Allahın veya bir ilahın saltanatı; ilâhlar grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) tre (i.) tiyatro; tiyatro binası; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tiyatro meraklısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ortası arena şeklindeki tribünlü tiyatro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, uzaktan kumandanızın yalnızca bir düğmesine basarak aynı anda Sony TV’nizi ve Sony ev sinema sisteminizi açmanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tiyatroya ait, temsili, gösteriş kabilinden, yapmacık, sahte; (i.), (çoğ.) amatörler tarafından oynanılan piyesler. theatrical makeup sahne makyajı. theatricalism (i.) gösteriş için fazla heyecanlı davranma. theatrically (z.) sahnede imiş gi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) piyesi sahneye koyma; dramatik etki yapma sanatı; sahte heyecan gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) o civarda, oralarda, o sularda. there or thereabouts orada veya o civarda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) sonra; ondan sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) orada; o sebepten; o zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. termonükleer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalın kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. iplik, tire; tel, lif; ince çizgi; yiv; sıra, silsile; düşünüş tarzı; f. iplik geçirmek; ipliğe dizmek; yol bulup geçmek; mak. vidaya yiv açmak, diş kesmek; kaşıktan iplik gibi akmak (kaynamış şurup). thread of life hayat bağı. His life hangs by

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. havı dökülmüş, yıpranmış, pek eski; adi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. berberbalığı, zool. Serranus anthias.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağırsak solucanı, askarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tehdit, korkutma, gözdağı; tehlike.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehdit etmek, gözdağı vermek, korkutmak, korku vermek; kötü bir şeye alâmet olmak; yıldırmak. It is threatening snow. Kar yağacağa benziyor. threateningly z. tehdit ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtınaya alâmet olan bulut yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mısır baklası, ufak bakla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kumaşı düğüm atarak boyama işlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kellik gibi deri hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalkavuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by