Judg(e)ment ne demek? | Judg(e)ment anlamı nedir? | Judg(e)ment

Judg(e)ment anlamı nedir?

Judg(e)ment ne demek?

Judg(e)ment anlamı nedir?

Judg(e)ment | Dream Meanings


İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprünün karada olan ayağı, mesnet; (mim). kemer veya kubbenin ağırlığını destekleyen kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşlik eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarı, muvaffakiyet; icra, tamamlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, iktisap; ilim, marifet, hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müşavere , düşünme. under advisement muallâkta ; incelenmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,modernleşme, asrileşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiyecek, gıda, beslenme; maişet, nafaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beslenmeye ait, besleyici alimentary canal hazım borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beslenme, besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tashih, ıslah; bir kanunu değiştirme; değişiklik; (huk). mahkemenin rızası ile davadaki yanlışlığı düzeltme ; toprağı ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credo. creed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilga, kaldırma, iptal, fesih, bozma; evliliğin butlanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apartman dairesi. apartment house apartman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin; memuriyet, hizmet, görev, iş; randevu; emir; (çoğ).. donatım, teçhizat (gemi, otel v.b.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa; karşısındakileri ikna etmek için öne sürülen delil veya hususlar; bir kitabın savunduğu fikirlerin özeti. argumen'tal (s). münakaşa veya delil göstermeye ait. argumenta'tion (i). tartışma, münakaşa; yargılama, muhakeme. argumen'

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). tartışmada karşı tarafın söz ve hareketlerini kendi görüşünü savunmada delil olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silahlandırma, donatım, teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tedavi usul ve araçlarının tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma mânâsında kullanılan uydurma bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i takdir edilen kıymet; kıymet takdir etme; vergi; ödenecek veya toplanacak meblâğ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin etme; tayin edilen şey; (huk). feragat etme, feragat senedi, havale senedi; davanın görulmesi için gün tayin edilmesi; müflisin malınl bir vekile emaneten teslim ve havale; temlik; okul ödevi, evde hazırlanacak ders assignment

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i). hayret, şaskınlık, şaşırma.be filled,(seized,struck). with astonishment şaşmak, şaşakalmak, donakalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık, merbutiyet; ilgi, alaka; sevgi, muhabbet, dostluk; (huk). zapt ve müsadere, haciz; zapt ve müsadere ilamı; ek parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).hüner, marifet; elde etme, erişme, edinme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zam, ilâve; ilâve harf veya hece (Yunan, sanskritçe v.b. gibi dillerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek, artırmak, çoğaltmak; uzatmak; büyümek, artmak, çoğalmak ; uzatmak; augmentable (s). artırılması mümkün olan, çoğaltı!abilir. augmenta'tion (i). artırma, büyütme, çoğaltma, uzatma. augmentative (s)., (i). artma yahut artırma kuvveti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). kefalet, malları teminat olarak verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum katı, zemin kat; herhangi bir yapnın kaidesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale burcundaki mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askerlerin sevkedildiği büyük kamp; askeri bölge veya karargâh; kışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanatlı pencere; pencere kanadı; şiir herhangi bir pencere; kaplama, çerçeve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(coğr). havza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapıştırmak; beton ile kaplamak. cement good relations with.... ile dostluk kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimento; tutkal, zamk, macun, çiriş; yapıştırma işinde kullanılan herhangi bir madde; (dişçi). dolgularda kullanılan alçı .cement block çimento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland çimentosu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimentolama işi; (mad). tavlama, sementasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen)., (çoğ). mumlu bez, kefen bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (italyanca: çimento). Kumla karışık olarak harç ve sıva gibi kullanılıp pek çabuk donar ve rutubete karşı çok dayanır bir mamûl ki, çeşitleri olup kâğıt torba içinde satılır: Fransız çimentosu, beyaz çimento. Çimento döşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merhametli, şefkatli; yumuşak başlı; yumuşak ve latif (hava).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir. the Ten Commandments On Emir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başlama, başlangıç; diploma töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yorumlama, tefsir; açımlama; düşünce, mütalaa; eleştirme tenkit; (f). açımlamak, fikrini söylemek; on ile hakkında fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak; eleştirmek .commentary (i). tefsir, şerh, açımlama, izah; çıkma haşiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştirmeci; yorumcu, şarih, tefsirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaat, taahhut; kesin karar; teslim etme, teslim olma; bağlantı; havale; irtikap, (suç) işleme; (huk). birinin hapishane veya akıl hastanesine kapatılması için mahkemeden alınan karar, hapis ilâmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompartıman, bölme. compartmen'talize(f). bölmelere aylrmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tamamlayıcı herhangi bir şey, tümleç; tüm, bütün; (geom). bir dar açıyı dik açı haline getirmek için gerekli olan açı derecesi; (gram). tümleç; (müz). oktavı tamamlayan enterval; (f). tamamlamak; birbirini tamamlar olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tamamlayan, tamamlayıcı, tümleyici. complementary angle tümler açı. complementary colors (bak). color.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kompliman yapmak, iltifat etmek; övmek; (i). iltifat, kompliman. compliments (i). selâmlar. compliments of the season (ing). tebrikler. double-edged compliment iğneli kompliman. He sends his compliments. Selâmlarını gönderdi. pay a compliment k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk).aklı yerinde, şuuru tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tuz, biber, hardal, salça gibi) yemeğe çeşni veren şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapanış, hapsedilme; hasta olup evde kalma; loğusalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyet, kanaat, rahatllk, gönül hoşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksilme, azalma; zayiat; eksiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). erteleme, tehir; mecburi askerlik hizmetinin ertelenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deli, kaçık, çıldırmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). bir çeşit akıl hastalığı,şahsiyetin bölünmesi, had derecede bunaklık. dementia praecox erken bunama, demans prekos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonuç, netice, akıbet, son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısım bölüm şube, daire, kol; vekâlet, bakanlık .departmentstore her şeyi satan büyük mağaza, bonmarşe. departmen'tal (s). kısımlara ait; bölüme ait, daireye ait. departmen'talize (f). şubelendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavır, davranış hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zarar, ziyan, hasar. detrimen'tal (s). zarar veren, zararlı, muzır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelişme, inkişaf, tekâmül, ilerleme, terakki; meydana çıkma, zuhur; (biyol). açılma, gelişme; (A.B.D). site. developmen'tal (s). gelişim ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytanlık, yaramazlık, kurnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında, resim düzlemi üzerinde yer alan betilerin yoğunlaşıp seyrelmesinden ve pozlarından kaynaklanan durağan dengenin bilinçli biçimde bozulması etkisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). tamamen iptal eden, fesheden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtilaf, anlaşmazlık, ayrılık, tutmazlık, mübayenet, uyuşmazlık; çekişme, münakaşa, münazaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal kırıklığı, ümidi boşa çıkma, hüsran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silahsızlanma, silahları bırakma, silahların sınırlandırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, akıl, muhakeme; görüş, seziş, basiret, feraset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerinden çıkarma veya çıkarılma; (fiz). bir geminin ihraç ettiği suyun ağırlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). bölme, ayıran zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğlence; (müz). divertimento; opera, piyes gibi temsiller arasında sahneye konan bale gibi kısa ve eğlendirici oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). belge, vesika; senet, delil; (f). tevsik etmek, belgelerle ispat etmek. documenta'tion (i). tevsik, belgelerle ispatlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dökümanter, belgelere dayanan, belgesel, yazılı. documentary bills vesikalı poliçeler. documentary credit (tic). vesikalı kredi. documentary film belgesel filim, dökümanter filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rahatlık veren herhangi bir şey; sıkıntıdan kurtarma; (huk.) irtifak hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the simplest or essential parts or principles of which anything consists, or upon which the constitution or fundamental powers of anything are based.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the ultimate, undecomposable constituents of any kind of matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically: A substance which cannot be decomposed into different kinds of matter by any means at present employed; as, the elements of water are oxygen and hydrogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To compound of elements or first principles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To constitute; to make up with elements. the most favorable environment for a plant or animal; 'water is the element of fishes' a straight line that generates a cylinder or cone the situation in which you are happiest and most effective; 'in your element'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an abstract part of something; 'jealousy was a component of his character'; 'two constituents of a musical composition are melody and harmony'; 'the grammatical elements of a sentence'; 'a key factor in her success'; 'humor: an effective ingredient of a s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of an HTML document HTML documents use start and stop tags to define structural elements in the document These elements are arranged hierarchically, to define the overall document structure The name of the element is given by the tag, and i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Within these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains onl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a document structuring unit declared in the DTD The element's content model is defined in the DTD, and additional semantics may be defined in the prose description of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elements define the hierarchical structure of a document Most elements have start and end tags and contain some part of the document content Empty elements have only a start tag and have no content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Each document contains one or more elements, the boundaries of which are either delimited by start-tags and end-tags, or, for empty elements by an empty-element tag Each element has a type, identified by name, and may have a set of attributes Each attribu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A material consisting of atoms, all with the same atomic number Approximately 90 different elements are known to exist in nature and several others have been created in nuclear reactions For more information about the elements, see the Periodic Table of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Among these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains only

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic substance consisting of a 'family' of naturally occurring isotopes For example, hydrogen, lead, and oxygen are elements All atoms of an element contain a definite number of protons and thus have the same atomic number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a piece of data within a document that may contain either text or other subelements such as a paragraph, a chapter, and so on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substance entirely composed of atoms of the same atomic number that cannot be further broken down into a chemical reaction Currently there are 112 known elements, of which 92 occur naturally and 20 are artificial Each element has a specific number of prot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of over a hundred fundamental materials containing only one kind of atom Some common elements are oxygen, gold, hydrogen, and silicon All other materials are made of compounds or mixtures of elements Water, for example, is made of two hydrogen atoms a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element one of the basic chemical ' building blocks' for example oxygen or hydrogen Each element has characteristics which identify it as such For more information on elements and their properties visit the Sheffield University Chemistry department pag

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of structure in an HTML document; many elements have start and stop tags; some have just a single tag; some elements can contain other elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element, often referred to as tag, is what HTML is constructed with It has a name, perhaps one or more attributes and can be a container or empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a substance which cannot be broken down into simpler components by chemical means There are 92 naturally occurring elements in the universe, familiar examples of which include copper, iron, carbon, lead, uranium etc Elements may be gases, so

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a unit of a document marked up in XML, SGML, or HTML Elements can be considered as boxes, each of which contains text and/or other boxes Elements can be identified by the tags that encapsulate them Tags surrounding an element will be labelle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic building block of an HTML document When an element consists of a start tag, an end tag, and text or some other content it can also be referred to as a 'container' An 'empty element', such as that commanding a line break, has only one tag and no

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fundamental substance which can occur in nature, composed of atoms having identical numbers of protons The lightest element is hydrogen, with a single proton in its nucleus which characterizes all isotopes of hydrogen Deuterium and tritium are isotopes

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of one type of atom Chemists have recognized or created 112 different types of elements See the following WWW link for the chemical description of these different elements Two or more different elements form a compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element , item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğe, eleman, unsur; cevher; cüz; esas; basit cisim; (hava, ateş, toprak, su gibi) dört ana unsurdan her biri; kim. element, öğe. the elements hava, açık hava; kötü hava şartları; temel esaslar. be in his element k.dili havasını bulmak. be out of o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esasa ait, esas, ana, temel, başlıca; basit, ilkel; tabiat kuvvetleri ne ait; kim bileşik olmayan; saf, halis. elementally z. esasa ait olarak; saf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basit, sade, öz; ilk, başlangıç, giriş. elementary education ilköğretim. elementary proposition man. asıl önerme. elementary school ilkokul; ilk ve ortaokul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., huk. ürün, mahsul; huk. araziden elde edilen ürün veya bu üründen elde edilen karın hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dallanma, kollara ayrılma (nehir gibi); dal, kol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aylık, ücret, bir hizmet karşılığında alınan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. istihkâmda top yeri, topa mahsus platform; tabya; yerleşme, belirli bir yere koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş verme, istihdam; işi olma; iş, görev, vazife, hizmet, memuriyet, meşguliyet. employment agency iş bulma bürosu, iş ve işçi bulma kurumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. samimiyet, yakınlık gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşatma, ihata. policy of encirclement kuşatma politikası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vesika arkasına atılan imza, ciro; tasdik. endorsement in full tam ciro. blank endorsement açık ciro, beyaz ciro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (siir) bir cümle veya fikrin mısra sonunda bitmeyip birkaç mısrada devam etmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, bak. entablature: dört köşeli temelin üzerindeki heykele destek olan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğlence, toplantı; misafir etme, davet, ziyafet, ağırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saatin rakkasçarkının sekteli hareketini idare eden takım veya maşalı tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurum, muessese mağaza, fabrika; belirli bir amaç ile teşkil edilen heyet; kanunen tesis; hukumetin kiliseyi resmen tanıması; tesisat; iş, evlilik veya hayatta güven verici bir durum. the Establishment (toplu olarak) ileri gelenler, slang kodamanlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) heyecan, telâş, galeyan, tahrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pislik, dışkı. excremen'tal (s.) pislik kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). deney, tecrübe, deneme; (f). deney yapmak, tecrübe etmek. experimen,tal (s). deneysel, tecrübeye dayanan, tecrübe. experimen'talism (i). deneyselcilik. experimen'tally (z). deneysel metotla,tecrübe ederek. experimenta'tion (i). deneme, deneyim,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ferment

kim. maya

Bazı besinlerin yapımında mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which causes fermentation, as yeast, barm, or fermenting beer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intestine motion; heat; tumult; agitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gentle internal motion of the constituent parts of a fluid; fermentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause ferment of fermentation in; to set in motion; to excite internal emotion in; to heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To undergo fermentation; to be in motion, or to be excited into sensible internal motion, as the constituent particles of an animal or vegetable fluid; to work; to effervesce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be agitated or excited by violent emotions. a substance capable of bringing about fermentation cause to undergo fermentation; 'We ferment the grapes for a very long time to achieve high alcohol content'; 'The vintner worked the wine in big oak vats' wo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enzyme. ferment. yeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a state of agitation or turbulent change or development; 'the political ferment produced a new leadership'; 'social unrest'. a substance capable of bringing about fermentation. a process in which an agent causes an organic substance to break down into sim

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A natural conversion process performed by yeast cells that turns sugars into alcohol and carbon dioxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To change the chemical composition of certain foods through the action of microorganisms For example, yeast acts on malt to produce beer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). tahammür ettiren şey, maya; tahammür, mayalanma, ekşime; telâş, karışıklık, galeyan, heyecan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayalanmak ekşimek, tahammür etmek; mayalandırmak, tahammür ettirmek: coşmak (fikir), heyecanlanmak, telaş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mayalanma, fermantasyon, tahammür: galeyan, heyecan, fer'mentative (s). mayalanan, mayalayan: mayalanma sonucu hasıl olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icat, hayal, uydurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tel, iplik, lif; (bot). ercik sapı; lamba teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sema, gök kubbe, asuman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahrik, kışkırtma; isteklendirme, teşvik; (tıb). pansuman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırılmış parça, kısım; (f). parçalara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kısım kısım, parça parça, parça halinde; eksik kalmış, ikmal edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parçalanma. fragmentation bomb (ask). patlayınca şarapnel gibi parçalar saçan bomba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). buğday türünden, bugday veya diğer tahıllara benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, furmenty furmety (i)., (ing). bulgur sütlacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i makat, anus, kıç; cogr bir bölgenin coğrafi yapısı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i esaslı, asli, önemli, mühim; birinci, temele ait, kaideye ait; muz esası bassoda bulunan; i esas, temel; müz en pes nota fundamental rights temel haklar fundamentally z esasen, esas itibariyle

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Pro testanllkta aşırı tutuculuk; Kitabı Mukaddesi harfi harfine tefsir etme fundamentalist i dini akidelerde aşırı tutucu kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fondamentaliste

top. b. kökten dinci

Kökten dincilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of fundamentalism of or relating to or tending toward fundamentalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who thinks that a corporation's security prices are determined by its future earnings and dividend abilities Besides studying a corporation's financial data, they will also examine its industry and how the economy will affect the company's core b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamentalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fondamentalisme

top. b. kökten dincilik

1. Kurulu düzenin temellerini dinî kural ve inançlar doğrultusunda değiştirip uygulamadan yana olan tutum veya öğreti. 2.Birinci Dünya Savaşı yıllarında Amerika’da ortaya çıkan protestan kökenli dinî akım.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. giysi, elbise; f. giydirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idari teşkilat, hükümet; yönetim, idare, hüküm; yönetme, hükümet sürme, idare etme; hükümet erkanı; memleket, devlet. government house (ing.) hükümet konağı. Government Issue A.B.D. devletin sağladığı levazım. government papers, government securi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (gen.) , (çoğ.) elbise, kıyafet, kılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Enerjisi veya gücü var gibi görünen resimlerin devinim hâlinde olduğu izlenimi veren yanları. Bu devinim gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (huk). miras yoluyla kalabilen mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engel, mani; huk. evlenmeye mani sebep; pelteklik. impedimen'tal s. engel kabilinden, mâni olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. eşya, yürüyüşe mani olan eşya; ask. levazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tamamlamak, ikmal etmek; yerine getir mek (taahhüt, plan); infaz etmek, yürütmek; i. alet, araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yürütme, yerine getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandık içine koyma; muhafaza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sert, fırtlnalı (hava); haşin, merhametsiz. inclemency i. fırtınalı hava; buhranlı hal. inclemently z. sert bir şekilde, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. artma, çoğalma; azar azar artma; fazlalık; mat. nicelik farkı. unearned increment ikt. bir servet veya bir değerin emeksiz olarak artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddianame; suçlama, töhmet; dava açma. bill of indicment juri heyetine sunulan resmi ithamname. joint indictment birkaç kişiyi birden suçlayan ithamname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebep, saik, vesile; ikna, teşvik, tahrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taksit; kısım, bölüm. installment plan taksit usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alet; vasıta; enstrüman, müzik aleti, çalgı, saz; belge; belgit, senet; f., huk. senet yazmak. instrument panel kontrol tablosu. on instruments aletler vasıtasıyle uçak idare edilerek. percussion instrument davul ve zil gibi vurularak çalınan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İsmin bir hali. ismi vasıta bildiren halidir. Instrumentel ekleri, ile, -lela’dır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yararlı, tesirli, etkili; yardımcı, aracı olan; bir alete ait; müz. enstrümantal. instrumentalist i. çalgı çalan kimse. instrumentally z. yararlı bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vasıta, araç; vasıta olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. etkili eylem için mantıki düşünce gerektiğini ileri süren bir tür faydacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir müzik parçasının çeşitli seslerini çalgılara taksim etme, enstrümantasyon; aletler takımı; alet kullanma; aletli iş görme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deri, zar, kabuk, gömlek. integumen'tary s. deri veya kabuktan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) öIünün gömülmesi, defnetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) enterne ediliş. internment camp enterne kampı, temerküz kampı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) para koyma, yatırım; yatırılan sermaye; gelir getirmesi için paranın yatırıldığı şey, para sarfedilen gelir kaynağı; memuriyete koyma; muhasara, kuşatma; (biyol.) dış deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bağlılık, ilgi, alaka; karıştırılma, sarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim; hakem; aralarında uyuşmazlık olan iki kişinin arasını bulan kimse; bilirkişi; Yahudi tarihinde krallardan önce hüküm süren hâkimlerden biri; b.h., çoğ. Eski Ahitte Hakimler kitabı. judge advocate askeri mahkeme. savcısı. a good judge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmetmek; hüküm vermek; muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek; doğrusunu araştırmak; tenkit etmek; bir davayı çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. halter. rope. lariat. longe. noose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. lariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. a greased noose used for hanging criminals. noose. rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). .Yollanılmak üzere gemiye teslim edilen bir mal için vrilen senet. bk. Konşimento

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ticaret). Bir malın gönderildiğini göstermek üzere vapur veya demiryolu idaresi tarafından gönderilene verilen kâğıt ki, onu göstererek malı alabilir, bk. Konişmento.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill of lading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment. bill of loading. bill of lading. documentary bill. shipping bill. commercial set. bill of consignment. freight bill. letter of conveyance. shipper's memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ağlamak, inlemek, figan etmek, matem tutmak; biri için ağlamak veya keder etmek, matemini tutmak; matem, ağlayış, ah, keder, hüzün, feryat. lamented (s.) muteveffa, matemi tutulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) matemli, keder ifade eden; ağlanacak, ağlatır, acıklı; esef edilecek. lamentably (z.) ağlanacak halde, acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ağlayış, feryat, figan, inleme; (çoğ.), (b.h.) Yeremya Peygamberin Mersiyeler kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kemikleri ve başka organlan birbirine rapteden bağ; bağ, rabıta. ligamen'tal, ligamen'tous s., anat. bağ kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. çehrenin başlıca hatları, ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. romatizma ve burkulmadan doğan agnları hafifletmek için ovarak kullanılan sıvı ilâç, liniment.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikamet etme, yerleşme; sakin olma; düşman istihkâmlannı zaptedip içine yerleşme; huk. emaneten teslim etme, para yatırma, tevdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. intibak edemeyiş, uyumsuzluk. maladjusted s. intibak edemeyen, uyumsuz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. management

işletme, işletmecilik, yönetim, yöneticilik

Bir kuruluşu verimli bir duruma getirip kazanç sağlama yöntemi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idare, yönetim, usul; yönetim kurulu, idare edenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâç, tedavide kullanılan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -tos, -toes) hatıra, yadigâr, andaç. memento mori lat. kuru kafa gibi ölüm sembolü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zihne,ait, zihni, akılla ilgili, ansal. mental age akıl yaşı. mental arithmetic akıldan yapılan hesap. mental deficiency geri zekâlılık. mental healing telkin yoluyle sözde tedavi. mental hygiene ruh sağlığını koruyan tedbir ve usuller. mental reserv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zihniyet, düşünüş, fikir durumu; zekâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı ve pencere kanadı, sandık vesaire kapağı gibi açılır kapanır şeyleri bağlamaya mahsus maden ki, bir mil üzerine hareket eden bağlı iki parçadan ibarettir: Kapı menteşesi, pirinç, nikel menteşe, (hl.) Cumhuriyet’e kadar Muğla vilâyetine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. mantol, nane ruhundan çıkarılan ıtırlı bir madde. mentholated s. mantollü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. söyleme; ima, ifade, zikir, anma; f. zikretmek, anmak, ima etmek, lafını etmek, ağıza almak. honorable mention bir yarışmada ödül kazanmaya yaklaşıp kazanamayan kimsenin gönlünü almak için isminin zikrolunması., mansiyon. Don't mention it Bir şe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mentor

yönder

Herhangi bir iş yerinde farklı görevlerde çalışarak deneyim kazanmış olan, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıllı ve güvenilir öğretmen veya kılavuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keyif, cümbüş, eğlenti, şenlik; sevinç, neşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hüküm vermek; yanlış anlamak; yanlış fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. fizik). Mekanikte bir merkezin etrafında dönmekte bulunan bir cismin kuvvet miktarı ile bu cismin merkeze olan uzaklık ölçüsünün çarpımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A minute portion of time; a point of time; an instant; as, at that very moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Impulsive power; force; momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Importance, as in influence or effect; consequence; weight or value; consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An essential element; a deciding point, fact, or consideration; an essential or influential circumstance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An infinitesimal change in a varying quantity; an increment or decrement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tendency, or measure of tendency, to produce motion, esp. motion about a fixed point or axis. the n-th moment of a distribution is the expected value of the n-th power of the deviations from a fixed value the moment of a couple is the product of its force

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moment. loading list. momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a particular point in time; 'the moment he arrived the party began'. an indefinitely short time; 'wait just a moment'; 'it only takes a minute'; 'in just a bit'. at this time; 'the disappointments of the here and now'; 'she is studying at the moment'. hav

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tendency of a force to cause a rotation about a point or axis which in turn produces bending stresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tendency of force to affect motion Tendency, or measure of tendency, to produce motion, especially about a point or axis The product of a quantity and its perpendicular distance from a reference point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The effect of the distribution of the mass of an object on its resistance to change in motion A moment is calculated by multiplying the magnitude of a force by the length of its lever arm, the perpendicular distance between the line of action of the force

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tendency of a force to cause rotation about a point or axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A twisting action; a torque; a force acting at a distance from a point in a structure so as to cause a tendency of the structure to rotate about that point See also bending moment, moment connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A moment is the rotation produced in a body when a force is applied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A force attempting to produce motion around an axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The product of effects of loads causing a force and the distance to a particular axis or point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A distance measurement on a model forward or aft of its balance point as in nose moment or tail moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Twisting Motion about an Axis. the couple effect of forces about a given point; see BENDING MOMENT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The kth moment of a list is the average value of the elements raised to the kth power; that is, if the list consists of the N elements x1, x2, , xN, the kth moment of the list is.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Weight of object x its arm. n 1 An indefinite interval of time 2 A specific point in time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instant , moment , momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. an, lahza; ehemmiyet, nüfuz, kuvvet; fiz. moment, hareket hâsıl etme kabiliyeti; cevher, unsur. moment of truth karar anı, kritik an; boğa güreşinde boğanın öldürüldüğü an.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir an süren, bir an için; bir anda; geçici, çok az devam eden. momentarily z. anbean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. her an; bir anlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önemli, ciddi, muhim. momentously z. mühim olarak,cidden. momentousness i. ciddiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quantity of motion in a moving body, being always proportioned to the quantity of matter multiplied into the velocity; impetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Essential element, or constituent element. the product of a body's mass and its velocity; 'the momentum of the particles was deduced from meteoritic velocities' an impelling force or strength; 'the car's momentum carried it off the road'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Momentum is a property of any moving object For a slow moving object it is given by the mass times the velocity of the object For an object moving at close to the speed of light this definition gets modified The total momentum is a conserved quantity in a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In technical analysis, the relative change in price over a specific time interval Often equated with speed or velocity and considered in terms of relative strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The product of an object's mass and its velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The product of the mass and velocity of a moving body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The property of a moving object equal to its mass times its velocity. the product of the mass and velocity of a body-a vector quantity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The combination of an object's mass and its velocity A massive object going at a high velocity has a large momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inertia where the object is in motion If the object's speed is much lower than the speed of light, momentum is mass times velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass times velocity; a quantity that determines the potential force that an object can impart to another object by collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate of change of a share price Hence momentum traders follow rapidly moving markets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having the leverage necessary to control an opponent's moves through the use of threats Creating momentum is the most widely-used, and most effective, strategy for the game This situation is also called initiative and tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quantity of motion Linear momentum is the quantity obtained by multiplying the mass of a body by its linear speed Angular momentum is the quantity obtained by multiplying the moment of inertia of a body by its angular speed The momentum of a system of par

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate of acceleration of an economic, price or volume movement An economy with strong growth that is likely to continue is said to have momentum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Designed to measure the rate of price change, not the actual price level Consists of the net difference between the current closing price and the oldest closing price from a predetermined period The Momentum indicator can be used as either a trend-followi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

We will know that we have 'momentum' when many of the significant problems and issues that the church faces initially have been dealt with and precedents set so that the forward energy of the church is unleashed and focussed on expansion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Linear momentum, mv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mass of body multiplied by its velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Like in physics, a market in motion tends to stay in motion unless it goes too far too fast Momentum indicators signal overbought or oversold when they move to extreme levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Momentum is the most basic concept in oscillator analysis Momentum is the rate of change at which the market is rising or falling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flow of activities and the pace of teaching and learning maintained in a classroom. 'the effect of an impelling force, suddenly and momentarily communicated'. an impelling force or strength; 'the car's momentum carried it off the road'. the product of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta,- tums) fiz. moment.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. abide, anıt; mezar taşı; eser; sınır taşı; tarihi yapı. monumen'tal s. anıtsal; muazzam, heybetli; güz. san. aslından büyük. monumentally z. heybetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hareket, kımıldanma; aklı, meyil, istidat; ask. manevra; saatin makinası veya bunun kısımları; bir müzik parçasının usul veya ölçüsü; bağlrsakların işlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ., huk. senet, tanıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) aklına sahip olmayan, akılca dengesiz. non compos yarı kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gıda, yemek; besleme, beslenme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gıda, besin, yemek. nutrimen'tal (s.) besinsel, gıdalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) ufak tefek şeyler, artık şeyler, döküntü, kırıntı; (matb.) kitabın metin dışındaki kısımları; acayip şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merhem. sulfur ointment uyuz merhemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta) anat. epiplon, bağırsakları örten zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ziynet, süs. ornamen'tal s. süs kabilinden. ornamentally z. süs olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süslemek, donatmak. ornamenta'tion i. süs, ziynet; süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. sarı zırnık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parşömen tirşe; parşomen kâğıdı; parşömen üzerine yazılmış yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of parliament. parliamentarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliamentarian. member of parliament. parliamentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of parliament. parliamentarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliamentarian. member of parliament. parliamentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. parlamento). Millet meclisi, milletvekillerinin meydena getirdiği meclis ve senatonun bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliamentarian. general assembly. parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliament. parliamentparliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Parlamento; ingiltere Millet Meclisi; k.h. resmi meclis. parliamentar'ian i. parlamento usullerini bilen kimse, parlamenter. parliamen'tary s. parlamentoya ait. parliamentary procedure parlamento usulleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sırma, dantela, boncuk gibi elbise süsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolu kaplayan suni yüzey veya maddeler, asfalt, beton, taş, çakıl; bu maddelerle döşenmiş yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ödeme, tediye; ücret, maaş; taksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bina cephelerindeki üçgen şeklinde kısım, alınlık; kapı üstündeki üçgen şeklinde süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Her türlü boyanın renk verici ana maddesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any material from which a dye, a paint, or the like, may be prepared; particularly, the refined and purified coloring matter ready for mixing with an appropriate vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one of the colored substances found in animal and vegetable tissues and fluids, as bilirubin, urobilin, chlorophyll, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wine flavored with species and honey. dry coloring matter color or dye with a pigment; 'pigment a photograph' acquire pigment; become colored or imbued.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic substance found in plant and animal cells that creates coloring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The substances that give paint color Pigments are derived from natural or synthetic materials that have been ground into fine powders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-soluble substance used as a colorant Pigments are generally more stable than dyes, but they produce a narrower color gamut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dyelike material in cells that provides color to skin, eye and hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colored powdered substance that is mixed with a liquid in which it is relatively insoluble. The substance in paint or anything that absorbs light, producing the same color as the pigment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ferromagnetic particles in a magnetic stripe are usually called magnetic pigments since they are made in a fashion similar to pigments used in the paint and coloring industries; see Gamma Ferric Oxide, Barium Ferrite and Strontium Ferrite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that has color in its natural state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An insoluble finely ground powder, either natural, synthetic, inorganic or organic that provides color, hardness, durability, hiding and corrosion resistance to paint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A powdered solid in suitable degree of subdivision for use in paint or enamel. is a powdered substance that is mixed with liquid and used to impart color to coating materials, such as paint and ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that imparts color to fruits and vegetables, and also materials. coloured powder mixed with binding agents such as oil, glue, or resin to make paint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground, natural or synthetic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint--opacity, hardness, durability, and cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colored material, usually a powder or paste, used to color rubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The colouring matter in paint A pigment is different from a dye in that a pigment is insoluble in the media in which it is used. insoluble organic or inorganic substance which gives colour to paint when ground and suspended in vehicle such as water or oil

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid colorant used in various inks Unlike dye, this material does not dissolve in the inks solvent but remains a particle Because of this, it gives improved coverage over certain substrates and usually has improved fade resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground natural or svnthelic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint - opacity, hardness, durability, and cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substance that absorbs light, often selectively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A powder-form of color that can be combined with an acrylic base for paint or made into a 'pigment dye ' It isn't actually a dye, it sits on the surface of the fibers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground insoluble particles dispersed in coatings to influence properties such as color, corrosion resistance, mechanical strength, hardness, durability, etc Particles may be natural or synthetic and also inorganic or organic. dry coloring matter. a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. renk maddesi, boya maddesi; toz boya; biyol. hayvan veya bitki dokularına renk veren madde, pigman. pig mentary s. renk maddesine ait; pigmanlı. pigmenta'tion i. boyadan meydana gelen renklilik; biyol. hücrelerin renkli madde hâsıl etmesi. Pigmy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yenibahar, bot. Pimenta officinalis; tatlı taze kırmızı biber, bot. Capsicum annuum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyma, yerleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İt., müz. portamento, ses kaydırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü hal, bela; hal, halet, durum, vaziyet; man. cins, kategori.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terfi, yükselme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hüküm vermek, bir davayı ayrıntılarıyle dinlemeden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sunma, takdim; göz önüne koyma, sergileme; betimleme, resim; huk. büyük jüri raporu; tic. senet gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümet beyannamesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlaşılmaz hal; şaşkınlık; şaşırtıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski elbise, giysi, üst baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaçmış ilmik, kaçık; dolaşıklık, karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni şartlara alışma; alıştırma; yeniden düzenleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) posa, süprüntü; (tıb.) ifraz edilip tekrar vücuda alınan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saflık, halislik, tasfiye; incelik, kemal, kibarlık; zariflik, nezaket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) taze hayat verme; canlandırma, canlanma; canlandırıcı veya dinlendirici şey; (çoğ.) yiyecek içecek şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) alay; (f.) alay teşkil etmek; tasnif etmek; sistematik şekle koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alaya ait. regimentals (i.), (çoğ.) askeri üniforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hepsini aynı şekle koyma; tasnif etme, sistematik şekle koyma; murakabeye tabi kılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızma, gücenme, darılma, içerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işten çekilme, tekaütlük, emeklilik; inziva yeri, inziva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-ti) yeniden yazma veya düzenleme (eser); adaptasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilke, ilk adım; gelişmemiş şey; biyol. eski görevini kaybederek gelişmeyen uzuv (apandis gibi). rudimen'tal, rudimen'tary s. temel;gelişme- miş, eksik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti isa tarafından tesis edilen dini ayinlerden biri. sacramental s. bu ayinlerle ilgili. sacramentally z. kutsal ayin kabilinden. sacramentary i. Katolik kilisesi ayinleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ta) çilek türünde bitkilerin yerde uzanan filizi, kol. sarmentose s. yerde sürünen filizler veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tortu, posa, telve, çökel; jeol. su dibinde biriken şey, çöküntü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çökmüş çamur ve posa nev'inden, tortulu. sedimenta' tion i. posa veya tortu birikmesi, çökelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kesilmiş parça, parça, bölüm, kısım, dilim; geom. daire kesmesi kesme, kürenin kesilmiş kısmı; zool. bölüt; f. kısımlara ayırmak. segment of a circle geom. kesme, daire kesmesi. segmen'tal segmentary s. kısma ait segmenta'tion i. bölme veya b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini geri planda tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özerklik muhtariyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yasemin renkli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) his, duygu, seziş; his inceliği, aşırı hassasiyet; (gen.) (çoğ.) fikir, düşünce; mütalaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hissi, hislerin etkisiyle yapılan; hassas, duygusal, içli. sentimentalism (i.) aşırı duygusallık. sentimentalist (i.) hislerine fazla kapılan kimse. sentimentally (z.) hissi bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aşırı duygusallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) aşırı hassasiyet göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerleşme, oturma; kararlaştırma; halletme; hesap görme; duvarın veya toprak setin biraz çöküp oturması; yeni sömürge; yeni iskan edilmiş yer; ev, mesken; (huk.) irat bağlama. settiement house şehrin fakir semtlerinde kurulan yardım yurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gemiye yükleme, tahmil; yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir suçlunun parmak izlerinin ve diğer özelliklerinin kaydı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ifade; takrir, ifade olunan şey, beyanat, demeç; rapor; hesap raporu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alt bodrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ilâve, ek; zeyil; mat. bütünler açı; f. ilâve etmek, eklemek; doldurmak. supplemen'tal, supplemen'tary s. ilâve olan, bütünleyici; mat. bütünleyen, tamamlayan. supplementa'tion i. ekleme, ek, ilave, zeyil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar, deri, kabuk. tegumen'tal s. zar kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .tabiat, yaratılış, mizaç, meşrep, huy; ölçülülük, muvazene, kıvam; müz. akort.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mizaca veya tabiata ait; değişen mizaçlı; huysuz, sinirli; azimsiz. temperamentally z. azimsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle ucuz ve adi apartman; huk. mülk olabilen herhangi bir şey; ev, kiralık ev; kiralık apartman; konut, mesken, ikametgâh. tenement district adi ve ucuz apartmanlann bulunduğu semt. tenement house kalabalık ailelerin oturduğu ucuz apartman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yabanî fıstık ağacı.

2.Bu ağaçla sakız ağacından ve çam ağacından çıkan bir nevi yağ.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) vasiyetname; (KM) ahit. New Testament Yeni Ahit. Old Testament Eski Ahit. testamen'tary (s.) vasiyet kabilinden; vasiyetnamede bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üzeri pamuk gibi tüylü,yünlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işkence etmek, eziyet etmek, eza vermek, azap çektirmek; canını sıkmak, başını ağrıtmak; kızdırmak. tormentingly z. işkence edercesine. tormentor i. eziyetçi kimse; işkence aleti; sahne içindeki yan perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işkence, eziyet, ezinç, eza, elem, azap, cefa; cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beşparmakotu, bot. Potentilla reptans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarışma, turnuva; ortaçağda mızrak oyunu; turnuva oyunları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muamele, davranlş, birine yapılan muamele; tedavi; ele alış tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç çamaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mayalandırılmamış, ekşimemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ağıza alınmaz, sözü edilmez; i., çoğ. iç çamaşırları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parlamento usullerine aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiddetli, hiddetli; ateşli vehemence, -cy i. hiddet, şiddet, ateşlilik. vehemently z. şiddetle, hiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. giysi, resmi elbise; cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayret, şaşkınlık; harika, harikulade şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by