Kaf ne demek? | Kaf anlamı nedir? | Kaf

Kaf anlamı nedir?

Kaf ne demek?

Kaf anlamı nedir?

Kaf | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kaf

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. Arap alfabesinde «ka» harfinin ismi olup, iki noktalı olduğundan, «f» den ayırmak için, kaef-ı müsannât denilir. 2. Eskiden askere alma usûlünde sırada bulunanların çektikleri kur’alardan «kur’a» sözüne işaret olarak «ka» harfi bulunan kur’a ki, bunu çeken asker olur ve boş çeken kalırdı. Kaf olmak = Kur’a çekip askere gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). İslâm mitolojisinde anka veya sîmurg denen büyük kuşun yaşadığı yer olmak üzere, masalarda geçen bir dağın ismidir. Kaf Dağı’nın Kafkas Sıradağlarında olduğuna da inanılmıştır. Bumu Kaf dağında = Kibirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Türkçe’de:ke). Arap alfabesinde «ke» harfinin ismi: Kâf-ı Arabi = KAnûn kelimesindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arapça’da verdiği ses bundan ibarettir ve Farsça ile Türkçe’de de bulunur. Kâf-ı FArisî = «Gül» ve «git» kelimelerindeki gibi telâffuz olunan kef ki, Arap alfabesine, önce İranlılar tarafından eklenerek Türkçe’ye de kabûl olunmuştur: Sağır kâf (kef) = «En» ve deniz» gibi kelimelerdeki gibi genizden telâffuz olunur «n» gibi okunan «kâf» ki, Türkçe’ ye mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaran, yarıcı, ortadan bölücü. Sîne-kâf = Göğüs yaran, («şikâf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kum fırtınası 2.Kur’an-ı Kerim’in 6.suresi. Araplar bu ismi, Arabistan’ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) Denizlerin dibinde inceleme yapmak için kullanılan araç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathysphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentminded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaftan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can yırtıcı, yaralayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh paralayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. narrow- minded. petty minded. small minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. parochialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf, kavrayışı az.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinate. pigheaded. bul headed. headstrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinionated. recalcitrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuddy-duddy. fusty. square. stodgy. straight. stuffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. old hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fathead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın kafalı, anlayışsız, dangalak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. vakf). Vakıflar, (bk.) Vakıf. Evkaf-ı hümâyûn = Osmanoğulları’nın vakıfları. Evkaf-ı hümâyûn nezâreti ve sadece evkaf nezâreti = Tanzimat’tan sonra evkaf işlerine bakan bakanlık: Evkaf-ı hümâyûn nâzırı, meclisi, müfettişi, muhasebecisi, hazinesi vesaire. Evkaf-ı mazbûta = idaresi evkaf nezaretine ait vakıflar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pious foundations. estates in mortmain. the government department in control of estates in mortmain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوقاف] vakıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back number. behind the times. reactionary. conservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ribcage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kaydedicilerde, silme kafası, kaydetme/oynatma kafasından biraz uzakta yer aldığında video düzenlemesi mümkün değildir. Döner silme kafası, video kafası diski üzerinde bulunur ve kaseti tam kayıt konumunda siler. Hareketli silme kafaları Video8, Video Hi8 ve yüksek kaliteli VHS kaydedicilerde standarttır. Sonuçta bu özelliğe sahip kaydediciler, video düzenlemesi için idealdir ve mükemmel ekleme-kesme işlemleri yapabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kalça kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. harkafiyye). Kalça kemiğine alt.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yeni Hyper MIG (metal-in-gap) video kafaları, aydınlık sinyalini %30, renkseme sinyalini de %10 oranında güçlendirerek paraziti önemli ölçüde azaltmakta ve daha yüksek video performansı sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kabûl etmeme, red, imtlnâ: Önce razı oldu, sonra istinkâf etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنکاف] çekimserlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çekimser kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسعکاف] bir yere kapanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Mâbed veya tekkede yahut kutsal bir yerde, bilhassa Harem-I Şerîf’te kapanıp ibadetle meşgul olma: Bir sene Mekke-i Mükerreme’de İtikâf etmişti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتکاف] bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald. bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başın ve boynun arka tarafı, ense. 2. Arka, geri. 3. Baş, Ar. re’s, Fars. ser: İnsan, koyun kafası. 4. Baş kemiği, beyni çeviren kemik, Ar. kıhf, cimcime: Toprağın içinden pek eski birtakım kafalar çıktı. 5. Zekâ, kabiliyet, akıl, anlayış: O adamda kafa vardır; onda kitap yazacak kafa yoktur. 6. Aptallık, akılsızlık: Na kafa. Sende bu kafa varken bir iş göremezsin. At kafalı = Ahmak. Kafa almamak = Anlayamamak. Boş kafalı = Cahil, bilgisiz. Kafa tutmak = Terslemek, dinlememek, istememek. Her kafadan bir ses çıkıyor = Herkes başka bir reyde bulunup kimse kimseyi dinlemiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. brains. bean. intelligence. cast of mind. chump. coconut. conk. costard. end. headpiece. knob. nob. noddle. noggin. noodle. nut. onion. pate. poll. potato. savvy. sconce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. crumpet. head. loaf. mind. nut. brain. brains. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head. mind. mental attitude. intelligence. brain. habit. headpiece. knob. noddle. noggin. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قفا] baş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congenial. kindred. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kindred spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ad lib. off the cuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonkers. crackers. nuts. up the pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçaların sekiz kollu önemli bir sınıfı: Mürekkep balığı denilen hayvan, kefadanbacaklılar sınıfındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. bud. buddy buddy. buddy-buddy. crony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. intimate friend. chum. crony. intimate. like-minded. congenial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred spirit. like-minded. after one's own heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyma, peyklik, gayretkeşlik, yardaklık: Kendisine kafadarlık edecek birtakım eksik akıllılar bulmuş. 2. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kafası olan: Koca kafalı = Aptal, anlayışsız. 2. Bilgili, anlayışlı: Kafalı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. headed. brainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), cKafes» in Arapça’laşmışıdır. bk. Kafes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squiffy. tiddly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). DüşUnüşü, anlayışı ve kavrayışı kıt olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainless. fucker. harebrained. stupid. thickheaded. blockheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unintelligent. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidity. unintelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). İnsanda ve omurgalı hayvanlarda beyni muhafaza eden kemikten kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cranium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cranium. skull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skull. cranium. pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafe. café. coffee bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kahve ve çayın tıpta ilâç olarak kullanılan tesirli maddesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caffein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caffeine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caffein. caffeine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tel veya demir çubuktan yahut tahta pervazlarından yapılmış mahfaza ki, görüşe ve havanın işlemesine engel olmaksızın hapsetmek için kullanılır: Kuş kafesi; bülbül kafesi; arslan kafesi; tavuk kafesi. 2. Eskiden ince tahta çıtalarından yapılıp pencerelere takılan siper ki, içeriden dışarıya bakmaya pek engel olmadığı halde dışardan içeriyi görmeye engel olurdu: Pencere kafesi; pencerelere kafes takmak. 3. Tahta binanın kaplama tahtalarıyla sıvası daha geçirilmeyip yahut çıkarılıp yalnız direklerden ibaret taslağı: Bu evi kafes edip öyle tâmir etmeli; yaptırdığı ev henüz kafes halindedir (şimdi iskelet deniyor). 4. Tekke ve câmi gibi yerlerde kadınlara mahsus yer ki, kafesle ayrılmış olur: Kafeste çok kadın var. Kafes ardından = Doğrudan doğruya meydana çıkmaksızın, gizliden. Karakafes = Siyah bir kök. Kafes gibi = Gayet zayıf ve seyrek (kumaş vesaire), (denizcilik) Muharebe kafesi = Savaş sırasında düşman mermilerinden sakınmak için savaş gemilerinin kaportalarına ve anbar ağızlarına kapatılan çelik kafes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bird cage. cage. lattice. coop. jail. grating. grill. grille. lath. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cage. framework. hutch. lattice. screen. skeleton. skip. grating. grill. jail. clink. the cooler. the can.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cage. frame. framing. grating. trellis. lattice. grate. truss. crib. guard. gridiron. hack. latticework. latticing. grillage. grille. frame-work. trestle. carcassing. carcass. tellis-diffuser. louvers. rack. coop. framework. netting. screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ قفس] kafes. 2.pencere kafesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Pencere kafesi yapan doğramacı. 2. Dolandırıcı, bk. Kafeslemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of cages or lattice work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle üzerine kafes gibi Abânî sarılmış kavuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. argo). Dolandırmak, kandırmak, aldatmak, göz boyamak. «Kafese koymak» da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to swindle. to con.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latticed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latticed. having a wooden framework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria. coffee bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafeteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.) Cümle, bütün, hep, Ar. cemi, kaatıbe, mecmû: Kâffe-i Alem = Bütün ,Alem. Kâffe-i mahlûkaat = Bütün yaratıklar; akrabamızın kâffesi orada idi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کافه] tümü, hepsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, hep, hepsi, Ar. cemt’an, cümleten, kaatibeten: Üyeler kâffeten hazır idi; kitapları kâffeten ciltlidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Afganistan'da Kâfiristan halkından biri; Güney Afrika'da kuvvetli bir Bantu kabilesinden olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kaffir corn Güney Afrika'ya has bir çeşit darı, bot. Sorghum vulgare caffrorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Afrika ve Anadolu'da yaşayan ve evcil kedinin atası sayılan bir yaban kedisi, zool. Felis ocreata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کافی] yeterli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kifayet» ten if.) (mü. kâfiyye). 1. Kifayet eden, elveren, yetişen, Ar. vâfî. Bana yirmi dört saatte yedi saat uyku kâfidir; bu yemek üç kişiye kâfi midir? Mıktâr-ı kâfi = Yetecek miktar. Mâlûmât-ı kâfiyye = Elverecek bilgiler. 2. Elverir, artık istemez, yeter, yetişir: Artık kâfil

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» den if.) (mü. kâfile). 1. Bir işi yüklenen, üstüne alan, müteahhit: Cenâb-ı Hak kullarının rızkına kâfildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfil). 1. Birlikte yolculuk eden atlılar takımı, kervân: Hacılar kafilesi. 2. Bir lokomotifle harekete geçirilerek birlikte giden yük, eşya vagonları, katar: Demiryolu idaresi, falân yer için günde iki kafile çıkarır. 3. Takım takım gönderilen evrak ve eşya vesairenin beher takımı: Askerî birliklerin sekizinci kafilesi dün yola çıktı. 4. Sıra ile biyografileri yazılan ünlüler dergisi: Kaafile-i şuarâ. Kaafile-sâlâr, sâlâr-ı kaafile = Bir sınıf adamların reisi, en önlerinde bulunanı, serdârları: Kaafile-sâlâr-ı üdebâ = Ediplerin en başta geleni, ünlüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. convoy. group. cortege. procession. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convoy. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procession. company. band. a number of vehicles travelling together. convoy. caravan. packtrain. a portion of a shipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قافله] kervan. 2.topluluk, kafile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blasphemous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race which, with the Hottentots and Bushmen, inhabit South Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the country north of Cape Colony, the name being now specifically applied to the tribes living between Cape Colony and Natal; but the Zulus of Natal are true Kaffirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race inhabiting Kafiristan in Central Asia. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbeliever. ungodly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an offensive term for any Black African. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâfire yakışır hal ve surette olan: Itikaad-ı kâfirâne = KAfirlere lâyık bir hal ve surette, küfr ile: Kâfirâne itikat, ibadet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kâfirler memleketi. Afganistan’ın güneydoğusundaki MÜnistân eyaletinin eski adı. 2. Güneydoğu Afrika sahilleri, Fr. cafrerie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinsizlik, Tanrı’yı ve Tanrı’nın birliğini inkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kâfir’in c.). Kâfirler. bk. Kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfî). Beyitlerin veya mısrâların son harflerinin uyuşması: İlkçağ şairleri kafiyeye riayet etmezlerdi; kafiye usûlü Araplar’dan geçmiştir; ilm-i kavâfî, arûz’a ek bir ilim sayılır. Kafiye-senc, kafiye-perdâz = Kafiye uyduran, şair, nâzım (kafiye nesirde yani vezinsiz yazıda olursa secî denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme. rhyme uyak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2.Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kafiyesencân). Kafiye uyduran, şâir, nâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. kafiye-senc). Kafiye uyduranlar, şâirler, nâzımlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye uyduran, şâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olan, Ar. mukaffâ: Kafiyeli şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhyming. rhymed uyaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhymed. rhyming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قافيه پرداز] şair.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olmayan, kafiyesi uygunsuz olan, gayrı mukaffâ (şiir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without rhyme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiye noksanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the caucasus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caucasian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caucasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caucasian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çöl, Fars. beyâbân. 2. Madenî zift. Kafrü’l-yehûd da denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Asıl Türkçe olup Farsça’ya geçmiştir). Eskiden padişah nâmına devlet adamlarına giydirilen üstlük süslü ceket ki, bir çeşit nişan vermek mahiyetindeydi; hıl’at: Kaftan giydirmek. Kaftanağası = Eskiden büyüklerin dairelerinde baş içağası. Kaftanböceği = Hanımböceği de denilen güzel bir böcekcik, Fr. bette a bon Dieu. Biçilmiş kaftan, üstüne biçilmiş kaftan = Pek lâyık ve münasip, tam yakıştığı gibi olan: Bu iş size biçilmiş kaftandır, üstünüze biçilmiş kaftandır. Kılıç kaftan = Eskiden bir kumandana verilen imtiyaz alâmetleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caftan. kaftan. robe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Caftan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caftan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's dress style that imitates the caftan cloaks worn by men in the Near East. a cloak with full sleeves and sash reaching down to the ankles; worn by men in the Levant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caftan , kaftan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir büyük dairede baş içağası ki, kaftanlara bakardı, kaftanağası. Kaftancıbaşı = Vaktiyle büyük devlet adamlarına giydirilen hıl’atların verilmesine nezaret eden memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hindistan taraflarında defneye benzer bir küçük ağacın zamkından ibaret olan pek beyaz ve güzel sert kokulu bir tıbbî madde, donmuş bir yağ. Kâfurruhu = Bu maddenin özü. 2. Mecâzen: Pek beyaz şeyden kinâyedir. Şem’-i kâfûr = KAfurla yapılmış pek beyaz ve nefis mum. Yeşilkâfûr — Karapelinin bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camphor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kâfûriyye). Kâfûra ait veya kâfûrla karıştırılmış: Şem’-i kâfûrî = Saf ve berrak mum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanlış olarak halk dilinde kâfûr yerine kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kâfûrî otu dahi denilen bir cins bitki, haşîşe-i kaysûmiyye.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kafur): Tabiatta, bir çok bitkide bulunur. Tıpta kullanılan kafuru “Japonya Kafuru”dur. “Cinnamomun Camphorea” ağacının odunu, su buharıyla distile edilerek elde edilir. Kafuru renksiz, şeffaf, billuri yapılı, gevrek parçalarıdır. Kokusu hususi ve keskin, lezzeti sonradan serinlik veren acı ve yakıcıdır. 204 santigrat derecede kaynar. Adi sıcaklıkta uçar. Suda çok az erir. Alkolde, eterde, kloroformda, benzolde ve yağlarda çok erir. Kullanıldığı yerler: Kan dolaşımını kuvvetlendirir. Beyni ve sinirleri uyarır. Kalp yetersizliğini giderir. Solunum sistemini uyarır. Bronşların ifrazatını arttırır. İspirto ile karıştırılmış kafuru, ağrıları ve kepeklenmeyi keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. Ateşli hastalıklarda, uyuşturucu maddelerde zehirlenmelerde ve gece terlemelerinde de kullanılır. Tıpta kafurulu yağ, kafurulu ispirto gibi terkipler kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. obtuse. slow. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thick headed. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdiligillerden, çiçekleri beyaz veya menekşeye çalar kırmızı renkte bir bitki (symphytum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brachycephalic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kafatasının ön-art ekseni, yan eksenine göre kısa olan insan, brakisefal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadman's skull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totenkopf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşman askerini kıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de «man» ve «mank» iri ve kocaman demektir). 1. Koca kafalı ahmak, alık, sersem: Mankafa adam. 2. Şiddetli ve müzmin sakağıya uğramış (beygir): Bu at mankafa olmuş. 3. İri, battal: Mankafa karpuz. Mankafabalığı = Bir balık cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boneheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. stupid. thickheaded. blockheaded. dozy. booby. dunce. blockhhead. obtuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockheaded. stupid. blockhead. chump. dim. dolt. opaque. purblind. thick. thickheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıklık, sarsemllk. Ar. gabâvet. 2. Beygirde şiddetli bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mû = kıl, şikâf = yarıcı). Kıl yarar gibi bir şeyi pek inceliğine araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kifâyet» ten masdar). Bir hizmet ve iyiliğe karşı edilen iyilik, iyilikle karşılama: Ettiği hizmetin mükâfatını gördü: Ettiğim iyiliğin mükâfatı bu mudur? (Arapça’da «mücâzât» ile aynı mânâda olduğu hâlde dilimizde «mücâzât» bunun zıddı olarak kullanılır): Hizmet edenlere mükâfat ve kabahat edenlere mücâzat olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrot. reward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. prize. recompense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kufv» dan imef.). Kafiyeli: Şiir, mevzûn ve mukaffâ sözden iba rettir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uyaklı, kafiyeli. - (bkz.Hz.Peygamberin isimlerinden).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kifâyet» ten if.) (mü. mükâfiye). Eşit, beraber, (matematik) Kat’-ı mükâfî = (bk.) Kat’.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşit, berab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakafe»den imef.). Vakıfların binalardan gelen geliri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kılı kırk yararcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [موشکافانه] kılı kırk yararak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکافات] ödül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Kâfi olmayan, yetmeyen.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset her takıldığında video kafasını otomatik olarak temizler.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صف شکاف] düşman saflarını yaran savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. birleşik sıfat teşkilinde bulunur). Yaran, yırtan. Dil-şikif = Gönül yaran. MO-şikif = Kılı kırk yaran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) 1 شکاف yarık. 2.yaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hono u rable mention. consolation stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kafatasının ön-arka ekseni, yan eksenine göre uzun olan, dolikosefal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذره شکاف] kılı kırk yaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by