Kal’a-bend ne demek? | Kal’a-bend anlamı nedir? | Kal’a-bend

Kal’a-bend anlamı nedir?

Kal’a-bend ne demek?

Kal’a-bend anlamı nedir?

Kal’a-bend | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kala bend

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kal’a = kale, Fars. benden = bağlamak). Bir kalenin içinde serbest gezip ancak dışarısına çıkması yasak edilen mahkûm: Eskiden Geçici veya müebbeden kal’a-bend olmak cezası verildi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu, güzellik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit pamuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a type of cotton plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). ilgilenmek, alâka duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show interest (in. to be interested (in. to feel affection (for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bric a brac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Sırtına almak. 2. Bir kimseye yardım etmek, müzaheret etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendisine yardım edilmek. 2. Birinin yardımına güvenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Artıp geriye kalan. 2. Eski çağlardan beri görenekle sürüp gelen inanış, alışkanlık v.s.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Kıç altında olan top delikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞKALAŞMA (i.) (y. k.). 1. (jeoloji). Bir kültenin fizik ve kimya bakımından değişmesi, istihale. 2. (biyoloji). Bazı hayvanların hayatı boyunca uğradığı biçim veya yapı değişimi, istihale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâzû = Kol, benden = Bağlamak). Süs için kola bağlanan gümüşten veya sırma ile işlenmiş meşinden mahfaza ki, ekseriya içinde bir muska veya sûre-i şerife vesaire bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağlama, rabt, kayd: Bendetmek = Bağlamak. 2. Kendi hükmü altına alma, ayrılamıyacak ve her hususta tâbî olacak surette celbetme: Kendisine bend etmek. (Bu iki mânâda masdar hâlini ifade eder). 3. Bağ, rabıta, kayd: Bend-i Ahenîn = Demirden bağ. 4. Boğum, mafsal, boğmak: Kamışın bendleri. 5. Kanun ve kavâid kitaplarında rakam altında veya rakamsız fıkra, madde: İkinci faslın beşinci bendi. 6. Yüksekten suyu akıtmak için yapılan kemerli veya düz su yolu yahut suyu biriktirmek için yapılan sed. 7. Gazete ve benzeri evraka konulan makale, sütun, bahis: Bend-i mahsûs, bend yazmak. 8. (edebiyat) Çeşitli kafiyelerde birkaç kısımdan mürekkep bir manzumenin her kısmı nihayetinde aynen tekrar veya kafiyeli olarak irad olunan beyit ki, birinci takdirde manzumeye «tereî-i bend» ve ikinci takdirde «terkîb-i bend» derler. 9. Bağlayan, rabt ve kaydeden. (Bu mânâ ile sıfat terkibi teşkiline girer: Dİv-bend = Devleri bağlayan, pâ-bend — Ayak bağlayan, bukağı. 10. Bağlanmış, bağlı, merbut, kayıtlı, mukayyed. (Keza sıfat terkibi teşkiline girer): Zencîr-bend = Zincirle bağlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بند] bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi. bend olmak bağlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvlrmak, bükmek, eğmek; yola getirmek (birisini), razı etmek; den. bağlamak; kıvrılmak, bükülmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıvtılma, kıvrılış, kıvrım; dirsek; kavis; inhina; dönemeç, viraj; den. bağ, düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «besten» fiilinden) (c. bende-gân). 1. Bağlı, tutsak, esir. 2. Kul, köle, abd: Bende-i diremhârîde = Para rle satın alınmış köle. Bende-i dîrîne = Eski kul. 3. Kapılanmış, mensup, dost, tâbî: O, filânın bendesidir. Bende-hânem = Kulunuzun evi, evim. Bende-zâdem = Kulunuzun oğlu, oğlum. Bendeniz, bendeleri, kulunuz, çâkerleri: Birâder bendeniz. Bende-gân = Doğrudan doğruya padişah hizmetinde bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satellite. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده] kul. 2.köle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars). 1.Bağlanmış kimse, tutsak. 2.Kul, köle. 3.Yürekten bağlı. 4.Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. bende). Bendeler (kullar), (bk.) Bende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Eski nezâket dilinde) köle evi, kulunuzun evi yani evim, bizim ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, nuvâhten = okşamak). Kendi mensuplarını okşayıp taltif eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, perverden = beslemek). Mensuplarını kayırıp refahlarına çalışan, ikram edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendeperverlik, kendi mensuplarını kayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köle çocuğu, mec. Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzı muâmelede bulunan (konuşmada nezaketen kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندگان] kullar. 2.köleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendelik, kulluk, kölelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندگی] kulluk. 2.kölelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulluk, kölelik, bağlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. benâdir). Ticaret-gâh, iskele: İzmir, büyük benderdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندر] liman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ve BENDER-GEH (i.). Ticaret limanı, iskele, (-gâh ve -geh ilâvesi fazladır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Bender’in küçültülmüşüdür). 1. Küçük iskele. 2. Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. (Mendirek lügati bunun galatıdır, (bk.) Mendirek).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندرگاه] rıhtım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. T. F.). Bir kimseyi mânevî bağlarla kendisine bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

North Africa Bendir a drum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A North African frame drum usually with strings stretched across the underside of the drum head to create a buzzing tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bendir is a drum of western North Africa, which is round and 20 inches in diameter Two snares are connected underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., k.dili the ile dalglçlann su yüzüne fazla süratle çıkmalanndan ileri gelen tehlikeli bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

churning. joggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalamak, (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. whip up. shake. shake up. slosh. swash. rinse out. rinse. churn. rouse. swill. swill out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitate. beat. churn. jiggle. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to shake. to rinse. to wash out. to beat. to vibrate. to float. churn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. disturbance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalanmak, (bk.) Çalkanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(den). yama bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki aslı cild-bend yani deri yahut meşinle bağlı). Büyük cüzdan, evrak koymaya mahsus birçok gözlere ayrılmış cüzdan şeklinde çanta ki, koltuk altına alınır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (şaka). dolambaçlı yol; boş laf etme dolaylı bir şekilde meramını anlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mücellitlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربند] dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kapılar kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Liman. 2. Tersane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık bağlayan, mec. Din adamları sınıfına mensup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (endünd = dağınık). 1. Parça parça: Endibend olmak = Paralanmak. 2. Mahcup, utanmış, kabahati yüzüne vurulmaktan benzi sararmış: Endibend oldu (halk dilinde= Enbend).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, istisnâİ olarak, normalden fazla, çok, pek çok, olağanüstü. (bk.) Fevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. marvelous. remarkable. exceptional. wondrous. out of this world. exceptionally. supremely. fantastically. par excellence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. marvellous. exceptional. remarkable. wonderful. great. very good. unusually. extraordinarily. exceedingly. excellent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. excellent. superb. extraordinary. unusual. above. out of the cap. dreamy. fantastic. far out. golden. grand. great. paramount. phenomenal. remarkable. shining. surpassing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق العاده] olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinariness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

singularity. being extraordinary or exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatan, Ar. muğfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu isimle anılan iskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört beş santimetre kalınlığında olup her birinden bir kaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı galas (kalas).

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyuna bağlanan şey, gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن بند] kolye, gerdanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laggard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Saç bağı, saç örgüsü. 2. Altından yapılmış kadın tarağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيسوبند] saç bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köşebent. Kitap kapaklarının köşelerine yapılan süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Halka biçimine girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Emdikleri kütlelerin tesiriyle, püskürük magmaların birleşimlerinde değişiklik olması.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet. Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.

Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı, elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. İ. musiki). Merdiven, ses merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi arması merdiveni. 2. Savaş gemilerinin sol tarafındaki merasim merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Çarmıkların halat basamakları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kakıp durmak, itelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to defecate. to go potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kötüleşmek, fenalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eksik olarak, evvel: Saat beşe çeyrek kala geldi; bayrama iki gün kala geliniz. Zıddı: Geçe. bk. Kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumaş, meta, döşeme ve giyeceğe ait nefîs eşya. 2. mec. Sermaye: Kâlây-ı hüner = Bilgi sermayesi. Arz-ı kâlây-i ubûdiyyet = Kulluk sermayesini sunuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A persistent data server: a link library providing an engine for applications needing persistence, transactions, crash recovery and rollback, versioning, distribution, and other facilities for which DBMSs are commonly used - /Kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FI kala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کالا] mal. 2.kumaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İzdiham, çokluk, kesret, Osm. cemm-i gafîr: Çok kalabalık vardı: Bu kadar kalabalığı ne ile doyuracağız? 2. Gürültü, patırtı, şamata: Çocuklar kalabalık etmesinler. 3. Bağlı olanlar, maiyette bulunanlar: Yanında çok kalabalığı var mıdır? 4. Yük ve eşya, ağırlık veren şeyler: Kalabalığı hana gönderip bizfilâna misafir olduk. 5. Kesretll, izdihamlı, çokluk: Biz hayli kalabalık idik. 6. Ahalisi çok, nüfus kesafeti fazla: Orası kalabalıktır. Ağız kalabalığı = Çok söyleyip söze boğma: Ağzı kalabalık bir adam. Kalabalık etmek = Lüzumsuz ve fazla olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowded. multitudinous. thronged. populous. congested. rush-hour. cohort. crowd. throng. multitude. army. assemblage. concourse. congestion. cram. crop. crush. drove. flock. gaggle. gathering. hive. horde. host. huddle. legion. mob. press. regiment. dense

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowdedness. assemblage. concourse. confluence. congested. congestion. cram. crammed with people. crew. crowd. crowded. crush. dense. flock. heap. horde. host. legion. mob. numerous. peopled. press. ruck. squash. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congest. overcrowd a room. throng.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get crowded. to get cluttered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yeniçeri ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. caking. calk. caulk. grummet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemi ve kayıkları kalafat eden adam, teknelerin kalafatı sanatıyla uğraşıp geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. work of a caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caulk. to repair. to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalafat edilmek. (gemi ve kayığın) Kaplama tahtalarırının araları tıkanıp üstüne zift sürülmek: Kayık iyi kalafatlanırsa birkaç sene sürer. 2. mec. Sahte bir suretle süslenmek, düzgün veya boya sürmek: Bu kadın, genç görünmek hevesiyle iyice kalafatlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çamsakızının tasfiye olunmuşu, hâlisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Al, kırmızı renk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A, c.) (m. kılâde). Kılâdeler, bukağılar, bk. Kılâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanın burun deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand aghast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be left open-mouthed. to be left dumbstruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir çeşit mürekkep balığı (loligo vulgaris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamary. squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. calamary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalembek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. «kamış» mânâsına gelen bir kelimeden ki, bunun «kalem» le münasebeti açıktır). Deniz kıyısında bulunan kamışlık, sazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı F. galiye-i misk). Misk kedisinden alınmış misk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bölge işleminde bölünenden artan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remaining. left behind. residual. residuary. surviving. vestigial. over. remainder. leftover. rest. balance. residual. residue. residuum. rump. arrears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder. residual. residue. rest. remaining. the remainder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sea otter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. remainder. remainder. the rest. abiding. leavings. remanet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Fill or Kill Orders)

Fiyat ve miktarın girildiğiancak işlem kısmen veya tamamen gerçekleşmezse işlem görmeyen kısmın ekranda pasif olarak görünmeyerek sistem tarafından otomatik olarak iptal edildiği emir türüdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kalensüve). Kalensüveler, tepesi sivri külâhlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük sel yarıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plank. timber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beam. board. plank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden beam. rafter. plank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Romanya’nın bu ismi taşıyan İskelesinden gelen ve Avusturya ormanlarından çıkan kereste kütüğü ki, dört, beş santimetre kalınlığında olmakla yarılıp her birinden birkaç tahta çıkar: Uç çırpılı, dört çırpılı kalas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Lehçe «kolsko» dan). Bir cins körüklü fayton.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cankurtaran filikalarını oturtmak için gemi güvertelerinde yapılan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kulağuz, kılavuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sn senbolü ile gösterilen 7.29 yoğunluğunda bir eleman. Bakır kapkacağın üzerine sürülür, teneke vesaire yapıştırmaya yarar ve bakırla karıştırılarak pirinci teşkil eder, Osm. rasas-ı ebyaz. 2. Bakır kapkacağa sürülen beyaz tabaka: Bu tencereler kalay ister, tası kalaylatmalı. 3. mec. Sathî süs, yalandan süs, yalnız gösterişte olan esassız fazilet, güzellik ve iyilikler: O adamda yalnız bir kalay vardır; onun ilmi bir kalaydan ibarettir. 4. mec. Tekdir, paylama, tâzir: Kalay atmak, basmak: Paylamak, tekdir ve tâzir etmek (bugün kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin. cursing. swearing. strong language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tin. swearing. cursing. tinglaze. pewter. stannum. stannic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakır ve demir kapkacağa kalaydan bir cilâ çekip beyazlatan adam, kalay süren esnaf: Bu bakırları kalaycıya götürmeli. 2. mec. Sathî ve esassız iş yapan adam, sahtekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinman. tinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinner. tinker. tinsmith. a fraud. shammer. tin plater. whitesmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bakır ve demir kapkacağa kalay süren adamın işi ve sanatı: Kalaycılıkla geçiniyor. 2. mec. Sathî ve esassız iş yapanın hali, sahtekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a tinker / tinner. a fraud. shammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalaylamak işi. bk. Kalaylamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Bakır kapkacağa) Kalay sürmek, yüzlerini kalayla örtüp beyazlatmak: Kalaycı, bu bakırları iyi kalaylamadı. 2. mec. Sathî ve esassız surette süslemek. 3. mec. Paylamak, ağzına geleni söylemek, küfretmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear. to curse. to swear like a trooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tin. to swear at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üstüne kalay sürülmek, kalay kabûl etmek: Demir kaplar dahi kalaylanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bakır kapkacak vesaireye). Kalay sürdürmek: Şu bakırları kalaylatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalay sürülmüş: Kalaylı tencere. 2. mec. Sathî ve yalandan bir süs gösterişi olan, sahte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinned. tin-glazed. tin-coated. stannous. staniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalayı çıkmış (bakır kapkacak). 2. mec. Sathî ve yalancı süsü olmayan, tabiî hâlinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untinned. whose tin has worn off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer bağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمربند ]] bel kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle toprak erozyonunu denetlemek amacıyla kullanılan, suyun ve molozun kanaldaki akışını geciktirmeye yönelik küçük bent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crowd of idle onlookers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get slack. to get loose. to become sloppy and disorganized. to slacken off. to let things slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oyuk oyuk bir çeşit oyun tahta».

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Marka koymak, nişan koymak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) sanrı uyandıran uyuşturucu madde; bu maddeyi kullanan kimse; şaşırtıcı şey; başkalarının aklını çelen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) sanrı uyandıran; zihni bulandıran; şaşırtıcı; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Madenleri parlatmaya yarayan bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mühürlenmiş, mühürle kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «nakl»den) (m. münâkale). Ulaştırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناقلات] taşımacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ağaç budayıp düzenleyen adam. 2. (Türkçe) Balmumundan ağaç taklidi yapıp süsleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nakış yapan, ressam, nakkaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAKŞİBENDİ) (i. A.) (mü. nakşbendiyye). Bahâeddin Nakşbend’in kurduğu tarikata mensup ve ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nalbant.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نعلبند] nalbant.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-bend.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابند] ayak bağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak, besten = bağlamak) (Türkçe: payvand). At vesair hayvanların yürümelerini önlemek için iki veya çift olarak dört ayağına vurulan bağ, bukağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پایبند] ayak bağı. 2.engel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BAzû-bend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasdik, beğenme cevabı. 2. Benzerlerinden aşağı olmayan: Pekâlâ bir çocuk, niçin beğenmediniz? 3. «Öyle kabûl edelim» mânâsında, daha çok bir itiraz cümlesinden önce kullanılır: Pekâlâ madem gidecektin neden haber göndermedin? 4. Karşı koyma ifade eden cümlenin başına getirilir: Pekâlâ yazarım, ondan mı korkacağım?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very good. all right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشه بند] cibinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Portakal şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. katedralin papaza bağladığı tahsisat; bu tahsisatı temin eden vakıf; katedralden tahsisat alan papaz. prebendary i. katedralden tahsisat alan papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (denizcilik). Halatla sahile bağlı: Gemi resen-bend iken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şehbender.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Konsolos.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbiriyle şaka etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banter. to joke with one another. to banter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to joke with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolos; başşehbender — başkonsolos. Şehbender vekili = Konsolos muavini (bk. Şâhbender).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر] konsolos.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk, konsolos sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شلواربند] uçkur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate. unionize. to form a trade union. to unionize. to join a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form a trade union. to unionize. organize into a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form / to combine into a syndicate / to syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başa bağlanan veya sarılan şey.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سينه بند] sütyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get thin and weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. it.) (musiki). Merdiven, ses merdiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale. dial plate. dial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dial , gamut , index , scale , spectrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fair cop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ tiğ = kılıç, benden = bağlamak). Kılıç bağlayan, kılıç kuşanan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgunlaşmış, erginleşmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake. shake-hands. clasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). El sıkışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake hands. to shake hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamışızdır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘sublime’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su buharım içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte öan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamıştır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ‘’sublime’’ olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve vasınç düştükçe, hava artık su buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, nyani toz parçacıkları.

İşte burada toz parçacıklarının görevini, çağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Akil). Akıl satan, akıllı geçinmek isteyen: Ukalâ adam. Ukalâ dümbeleği = Bir şey bilmediği hâlde akıllılık taslayan, (bk.) Akıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuffed shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. cocksure. cocky. officious. prig. pseud. smart-alecky. superior. smart aleck. clever dick. wise guy. wiseacre. know-all. know-it-all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocksure. know all. known- all. priggish. smart arse. sophisticated. wiseacre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقلا] akıl sahipleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smart alec.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akıl satma, ukalâ olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogance. wisecrack. cockiness. bigheadedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eğri olan şeyi düzeltmek; gevşemek, yumuşamak; dinlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kararından dönmez, boyun eğmez; kararlı, sabit, azimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(DTM – Days to Maturity)

Menkul kıymetin valör tarihinden itfasına kalan gün sayısıdır.


Finansal Terim by

Teknolojik Terim

Hareketli görüntüler arasından bir kareyi dondurma işlemine verilen addır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Bulucu, bulan. Keşfeden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. grasp. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. arrest. catching. capturing. seizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakasından tutmak, ele geçirmek: Hırsızların birini yakalamışlar. 2. Bulmak, rastgelmek: Kendisini sokakta yakaladım, güzel bir kitap yakaladım. 3. Mesul tutmak, birinden istemek: Ben seni yakalarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. catch. catch hold of. catch up on. claw hold of. clutch. collar. cop. embrace. entrap. grab. grapple. grasp. grip. get hold of. hook. intercept. nab. nail. nobble. overtake. pinch. pull up to. seize. seize on. snap up. snatch. tackle. take. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capture. catch. collar. grab. grasp. grip. nab. seize. stalk. tackle. to catch. to collar. to grip. to grasp. to seize. to nail. to nab. to bag. to arrest. to run sb in. to stop. get hold of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capture. trap. to catch. to apprehend. to arrest. to capture. to collar. to grab. to grapple. to grasp. to seize. to get hold of. claw. clutch. cop. corral. ensnare. entrap. get. grip. hitch. lay fast. lay hand on. nab. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tutulmak: Hırsız yakalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch an infection. attack. attaint. catch. incur. become infected. smite. be smitten with. be taken with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incur. to be caught. to be arrested. to contract. to go down with sth. to catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be / to get caught. to be collared. to be seized. to be spotted. to be held responsible. to catch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ele geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنجيربند] zincire vurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yakışıklı, güzel: RÜy-i zîbende: Güzel yüz.

Türkçe Sözlük by