Kam-cü ne demek? | Kam-cü anlamı nedir? | Kam-cü

Kam-cü anlamı nedir?

Kam-cü ne demek?

Kam-cü anlamı nedir?

Kam-cü | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kam cu

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâm, istek, maksadına ulaşmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Analog sinyalleri dijital biçime dönüştüren yüksek performanslı bir IC Yongası. Elde edilen dijital veriler, Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) teknikleriyle işlenebilmektedir. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) hesap tahtası; (mim )sütun başlığmdan geçen düz tabla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lezzetsiz ve sıhhate muzır olarak dikkatsiz pişmiş adi yemekler: Aburcubur yemekler, aburcubur yemeyip iyi beslenmeli. 2. Ağızdan gelen, dikkatsin, adi söz, saçma sapan, hezeyan: Aburcubur laf etmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

“AccuCORE”, Sony disk ortamı teknolojisini tanımlayan bir terim ve bu teknolojinin yüksek teknik beceri ve güvenilirliğini ifade eden bir simgedir. “AccuCORE” (sözcük oluşumu) teriminin kaynağı, “Accurate Compatibility & Reliability” (Hatasız Uyumluluk ve Güvenilirlik)’tir. Amacımız “AccuCORE”un global promosyon ve yayılma etkinlikleri yoluyla Sony disk ortamı için yüksek algılama ve gelişmiş güvenilirlik oluşturmaktır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kültürün başka bir kültürden aldığı tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yığmak; toplamak , biriktirmek; birikmek, çoğalmak, yığılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yığma, biriktirme, toplama; toplanma, yığılma; biriktirilmiş veya toplanmış şeyler; biriktirilip sermayeye eklenen faiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplayıcı, biriktirici; toplanmış, birikmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplayıcı şey veya kimse; su gücünü toplayan cihaz; (ing). akümülatör, akü .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğruluk, dikkat, titizlik, ihtimam, incelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğru, sahi, tam; ince accurately (z). doğru olarak, kusursuz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). accuracy. ac.curs.ed (s). lanetlenmiş, melun,meşum, nefret uyandıran, menfur.accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Lânetlenmiş, melun, meşum; nefret uyandıran, menfur. accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram) ) (-i) halinde; (i). (-i) hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suclamak, itham etmek, cürüm isnat etmek accusa'tion (i). cürüm isnadı, suçlama, itham; töhmet accused (s). sanık, maznun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alıştırmak accustom oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak , alışkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğne ve diken şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keskinlik, sivrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (acele’den imüb). Pek acele eden, içi dar, sabırsız, aceleci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجول] aceleci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجولانه] acele acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri; iğneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirayet, feraset, çabuk kavrayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). açmak; (s). ucu uzun ve sivri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Kâinat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. cosmos. universe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dünya, varlık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Acunal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dünyaca tanınmış, ünlü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). iğne saplamak suretiyle teşhis ve tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kabakgillerden bir çeşit hıyar. Ustü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Ajurlu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri, keskin, ince; zeki, zeyrek, açıkgöz; aşırı hassas; tiz, keskin (ses); (Tıb). akut; hâd, vahim, ağır, şiddetli. acute angle dar açı.acutely (z). zekâ ile; şiddetle. acuteness (i). zekâ keskinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c. acâiz). Dilimizde galat olarak «acûze» kullanılır. Kocakarı, kötü huylu ve kötü görünüşlü. Hilekâr ve büyücü kadın. Berda’l acûz = Kocakarı soğuğu ki mart sonlarında olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجوز] kocakarı. 2.cadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) acûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجوزه] kocakarı. 2.cadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آجر] tuğla. 2.kiremit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم توجه] ilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Roma tıp tanrısına ait; tıp mesleğine ait aesthetic, aesthetical bak esthetic, esthetical aestival bak estival aet kıs, Lat aetatis yaşında aetiology bak etiology.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım; ziraat, çiftçilik. agricul'tural (s). tarımsal, zirai, çiftçiliğe ait. agricul'turist (i). ziraat uzmanı; çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hüküm). Hükümler. (bk.) Hüküm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احکام] hükümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, kesintiye uğrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure. sterility. barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقامت] verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Deve kiralayıcısı, deve ile, ücret karşılığı eşya taşıyan adam. 2. Hacca Surre-i Hümâyûn ile birlikte giden hademe ki, gidişten önce İstanbul’da törenle dolaşırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Piyano vesair musiki Aletlerine düzen veren usta, düzenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuner. piano tuner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek makam = yer), yeri yüksek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی مقام] yüksek makamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Acılık, acı tat. 2. Acı hıyar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylev, nutuk, hitabe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mercanköşk otu, (bot) Majorana hortensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat), (huk). mahkemenin fahri müşaviri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetsiz ve usulsüz kazanç arkasında koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloading. cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Hamsi balığı tuzlaması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anchois

hamsi ezmesi

Genellikle hamsi, bazen de çaça, sardalya veya tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı ezme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mikroskopla görülebilen hayvancık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakış, nazar; özet, hulâsa, plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). madensel sularda bitki yetiştirme usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hell raiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzlaştıran, barıştıran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.F.). Rahatlık arayan, dinlenmek isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabic numerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algorism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. arbede = kavga, F. cüsten = aramak). Kavga çıkarmayı seven, kavgacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عربده جو] kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağaç ve fidan yetiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kavisli, bükümlü, eğri. arcua-tion (i). eğme, eğrilik, kavis: (mim). kemerli inşaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. felsefe). 1. Yunan filozoflarından Aristo’nun görüşleri. 2. Bu felsefe yolunda bulunma hali.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) mafsallara ait articularly (z) mafsallara ait olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) mafsal ile birletirmek ; mafsallarla bitişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mafsallı; düzenli bir şekilde birbirine bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açıkça beyan etmek, ifade etmek; telaffuz etmek, söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düşüncelerini rahatça ifade edebilen; konuşkan. articulately (z). açıkça ifade ederek, kolay anlaşılır bir şekilde. articulateness (i) açıkça ifade etme kabiliyeti, belagat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mafsal, eklem, oynak yeri; bitiştirme; telâffuz; telâffuz şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lift boy. lift technician. lift attendant. elevator boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asâyiş ariyan, rahatını ve huzûrunu isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Asâyiş ve rahat ariyana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherent of Atatürk's policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kemalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liar. mendacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çuha çiçeğinin bir çeşidi, ayı kulağı, (bot). Primula auricula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa ve işitme duyusuna ait; kulağa söylenmiş, mahrem olarak söylenmiş; kulaktan kulağa; (anat). kulak kepçesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulaklı veya kulak gibi kısımları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). stetoskop ile dinlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). stetoskop ile dinleme; dinleme, kulak verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb). kendi vücudundan alınan bir madde ile aşılanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut AVKIMAK (f.). Sıkıp ufaltmak, eğmek, ezmek ufalanmak, dağılmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amca veya dayı gibi veya onlara mensup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yatanın veya yatılan yerin ayak tarafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça «ayıp», Farsça «cüsten» = aramak). Herkesin ayıbını arayan, noksanını ve lekesini meydana çıkarmak isteyen, Ar. zemmâm, zemmedici.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman ‘X’ harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan ‘X’ şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı ‘X’ şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şeklinden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman “X” harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan “X” şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı “X” şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şekilden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değneğe veya değnekle cezalandırmaya ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baklagillerden bir ağaç; odunundan kırmızı boya çıkarılır Anavatanı Brezilya’dır. 2. Has olmayan her türlü boya (Hamatoxylon compeachianum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whalebone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balon kullanan, balonla uçan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bubble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balon yapan ve kullananın sanatı. Balonla uçmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account passbook. bank book. pass book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash dispenser. cashomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı; bütün çevrilmiş koyun, kuzu ve oğlak gibi hayvan; bu işe mahsus portatif ızgara; baharatlı ve salçalı bir et yemeği; (f). açık havada bütün hayvan çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eti yenen birkaç cins deniz balığı, zool. Sphyraena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut yapan, barut fabrikacısı. Barutçubaşı = Eskiden barut yapan müteahhit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dizzy. giddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddy. vertiginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icabında kaldırılacak bir ağırlığa denk ağırlık koymakla meydana gelen sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin birleşerek teşekkül ettirdiği makamlar. Hepsi 13 tanedir: Çârgâh, BÜselik, Kürdi, Rast, Uşşak, Hüseynî, Nevâ, Hicâz, Hümâyûn, Uzzâl, Zengûle, Karcıgâr ve SÜznâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a chairman. office of president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin baş tarafı. 2. (Astronomi) yeryüzündeki bir noktada şakul doğrultusunda olan üst yön, semtürre’s Başucu uzaklığı = Bakılan yıldızdan bakan göze gelen ışın çizgisi ile o yerdeki çekül çizgisi arasında meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zenith. head. bedside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head end. bedside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hekim, doktor.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (be = bağlama edatı, kâm = istek). İsteğine, meramına kavuşan, nail olan, arzu ettiğine erişen, mesut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بکام] muradına ermiş. bekâm olmak muradına ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kocakarı soğuğu (RÜmî şubatın 26’sından İtibâren 7 gün şiddetle devâm eden bir soğuk).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بردالعجوز] kocakarı soğuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

h p.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü: Bir beygirgücü 0,736 kilovata eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i: F.). Emsalsiz, ortaksız, benzersiz. (Tanrı hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emsalsiz, ortaksız, benzersiz. (Tanrı hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vücutsuz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulaklı veya kulağa benzer iki uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir memlekette bulunan iki ayrı kültür unsuruyla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی چون و چرا] sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. öğütücü dişlerle köpek dişleri arasında her bir tarafta dörder tane olmak üzere bulunan kesici dişler. bicuspid valve ikili kapakçık, mitral kapak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالجمله] tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the strength of one's fists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. iki hücreli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. iki gözün de kullanılmasını icap ettiren; i sık sık coğ. aynı anda iki gözle bakılabilen dürbün veya teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to some extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. bisküvit, çörek, kremasız pasta; açık kahverengi; perdah vurmadan evvelki haliyle fırınlanmış çanak çömlek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four-flusher. bluffer. dazzler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kan dondurucu, korkunç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bucurgat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsana pek fazla sıkıntı veren. Boğulacak hale getiren: Boğucu bir hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airless. close. heavy. muggy. suffocating. stifling. sultry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suffocating. stifling. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

factious. schismatic. schismatical. factionist. schismatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisive. dividing. divider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dividing. divider. intriguer. plotter. disrupter. separatist. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in bits. itsy bitsy. scrappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bead. glass bead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bead. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boycotter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a binding duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bozgun çıkaran veya çıkarmak isteyen. Eski Osmanlı askerî teşkilâtında görevli bir sınıf. Bozgun havası yaratan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defeatist. defeatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defeatist. copperhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bozguncuya yakışır davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defeatism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corruptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destructive. disruptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosive. wrecker. demolisher. altering. demolishing. ruining. damaging. decomposing. deforming. dismantling. distorting. denaturalizing. spoiler. dissolving. disturbing. corrodent. nullifying defect. vitiating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T. anatomi). Bronşların, akciğerin içinde bölündükleri daha küçük dallardan her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as an instance of this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). Hazret-i isâ’nın doğum yortusu. Bucuk kırımı = O zamanki et kesimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «biçmek» ten). Yarım, nısıf, nîm: Bir buçuk, beş buçuk. (Daima bir tam sayı ile beraber kullanılıp, yalnız kullanılmak icap ettiğinde yarım denilir). Az buçuk, yarı buçuk = Azıcık, bir miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half. half.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

and a half.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bodur, ufak tefek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat. short. fubsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat. short of stature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Irgatların ağır şeyleri kaldırmak için kullandığı ve manivela vasıtasıyle kaldırılacak şeyin bağlıa olduğu urganı kendi üzerine saran Alet. Gemi bucurgadı = Tayfaların demir aldıkları böyle bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventive. inventor. discoverer. detector detektör.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoverer. detector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı bunçalayın) 1. Bu kadar, bu miktarda: Bunculayın işin ehemmiyeti yoktur. 2. Böyle, bu tarzda, bu halde. Bunculayın adam (yakın için olup, uzak için olan mukabili onculayındır, eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel koku, ıtır. Burcu burcu güzel güzel kokarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güzel koku.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ham iplikten dokunmuş bez: Bürümcük çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauze. crepe. gossamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crimped fabric. crêpe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğün çiçeği, bot. Ranunculus; altıntabak altın çiçeği, bot. ranunculus acris: kâğıthane çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totalitarian totaliter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyü yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necromantic. magician. sorcerer. wizard. enchanter. charmer. necromancer. warlock. wise man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magician. sorcerer. witch. witchdoctor. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magician. sorcerer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchantress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hag. witch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. witchcraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. witchcraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Deniz kuvvetleri subaylarının en yüksek rütbesini taşıyan amiral, kara ordusunda meraşale eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Emreden, Amir, hâkim. 2. İşi başkalarına emir ve havale eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperious. masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. b. = edat, el = harf-i tarif, cümle = hep). Hep, bütün: B’il-cümle savaş hazırlıkları sür’atle tamamlandı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cecum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çukuru fazla olan bozuk satıhlar için kullanılır: Yol pek çakır çukurdu, içimiz dışımıza çıktı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hesap edilebilir, sayılabilir; güvenilir, sağlam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesap etmek, hesaplamak; saymak; ayarlamak; ABD, (leh), niyet etmek, planlamak, tasarlamak; düşünmek; tahminde bulunmak; upon veya on ile güvenmek, dayanmak. calcula'tion (i). hesaplama, hesap; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hesap yapan; ihtiyatlı, dikkatli; egoist çıkarcı. calculating machine hesap makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap eden kimse; hesap makinası; hesap cetveli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). böbrek taş cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ-li,-lus.es) (tıb). safra kesesi veya böbrek taşı; (mat). hesap differential calculus diferansiyel hesap. integral calculus toplam hesap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kalküta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalkamak işi. (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sallayıp karıştırmak, savurmak: Buğdayı kalburun içinde çalkamak. 2. (bir kabı) Temizlemek için içinde su olduğu halde hızla sallayıp karıştırmak: Bardağı çalka, ilâç şişesini çalkamalı. 3. Ağzın içinde suyu hareket ettirmek, gargara yapmak: Ağızı çalkamak. 4. (mideyi) döndürmek. 5. (yalpa) Gemiyi sarsmak: Vapur bütün gün bizi çalkadı durdu. 7. (kuluçka tavuk) Yumurtayı oynatıp üstlerine oturmak. 8. Kayganalık yumurtayı döğmek: Yumurtayı iyice çalkamalı. 9. Yayıkta sütü döğmek. 10. (bozuk süt) Çocuğa dokunup zayıflatmak: Şu çocuğu süt çalkamış. 8. (oyuncu) Raksda debelenmek, göbek atmak: Dansöz çok iyi çalkıyordu (şimdi bütün bu mânâlar İçin çalkamak yerine çalkalamak kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to float. to rinse. to shake. to vibrate. to beat. to wash out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sazan familyasından bir göl balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göl ve bataklıklarda yaşayan bir ördek cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kanalcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (astr). Köpek Burcuna ait; Ağustosun en sıcak günlerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pasaklı, bol paça, çulpa, biçimsiz, kıyafetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untidy. slovenly. disordered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kırmızı biber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşman toprağına atla hücum yani ılgar edip yağma eden. Akıncı, yağmacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. marauding. raider. pillager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

looter. pillager. marauder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapulcu davranışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pillage. looting. plunder. rapine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). karakul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارچوبه] çerçeve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boşu boşuna harcanan, israf: Çarçurun lüzumu yok. Çarçur etmek = İsraf, boşuna harcamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâre, cüsten = aramak). Çâre arayan, tedbir arayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره جو] çare arayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı; (ing). parti yönetim kurulu; parti disiplin kurulu; (f). parti kurulu toplantısı yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anat, (zool). körbağırsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâ arayan, cefâ eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاجو] üzen, cefa eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, cûsten = aramak). Harp arayan, harp için vesile bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگجو] savaşçı. 2.kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسيم الجثه] iri yapılı, iriyarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resimde ve tabiatta ışık ve gölge oyunu; ışık ve gölge sanatı; edebiyatta tezat usulü. chiaroscurist (i). resimde sadece ışık ve gölge kullanan ressam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağlıboya resminde keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımı. İlk kez İtalyan ressamı Correggio tarafından XVI. yy.ın başında kullanıldı. Caravaggio ve izleyicileri bu tekniği geliştirdiler. Georges de la Tour, bu alanda ilginç örnekler verdi. Rembrandt, en büyük chiaroscuro ustası sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cidâl, kavga arayan, kavgacı, savaşçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جدال جو] mücadeleci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devretmek, dolaşmak; turneye çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire; ring seferi bir yerden kalkıp gene aynı noktaya dönme; turne; gezici hâkim veya papazın yaptığı mutat seyahatler; gezici hakim veya papazlar; (elek). devre. circuit breaker devre kesici anahtar. circuit court şehirden şehre giden mahkeme. cir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaylı, dolambaçlı. circuitously (z). dolaylı olarak. circuitousness (i). dolaylılık. circuity (i). dolaylı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). daireye ait, daire şeklinde, yuvarlak; bir daire içinde hareket eden; dolaylı, dolambaçlı; belirli bir muhit ile ilgili; (i). sirküler tamim genelge. circuIarly (z). dairevi olarak. circular measure daire olçüsü. circular saw daire testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sirküler yollamak: sirküler halinde kaleme almak. circulariza'tion (i). sirküler yollama. circularizer (i). sirküler yollayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). deveran etmek dolaşmak, cevelân etmek; dağıtmak, elden ele geçirmek: dolaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). devir deveran dolaşım; (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir, deveran, dolaşım cereyan; kan dolaşımı; tedavül, piyasadaki para miktan; kitap verme; dağıtım miktarı, tiraj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devir ettirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşıma ait: kan dolaşımına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). etrafını çeviren, kuşatan, ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafım dolaşmak; tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (şaka). dolambaçlı yol; boş laf etme dolaylı bir şekilde meramını anlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sünnet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sünnet. the Circumcision 1 Ocak'ta kutlanan dini bir bayram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çevresi. circumferen'tial (s). daire çevresine ait veya onunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). uzatma işareti; (s). uzatma işareti ile ilgili; eğri, çarpık; (f). etrafına dolamak; uzatarak telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirinin etrafında akan; etrafı su ile çevrilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına dökmek (su); etrafını bir sıvı ile çevirmek. circumfu'sion (i). etrafına dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). civarda olan, etraftaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolambaçlı yoldan konuşma, gereksiz kelimeler kullanma; dolambaçlı söz veya deyim. circumlocutory (s). dolambaclı söz gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denizden etrafını dolaşmak. circumnaviga'tion (i). denizden etrafını dolaşma. circumnavigator (i). denizden etrafını dolaşan kimse. circumnutate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kutupların etrafında olan, dolaykutupsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneşin etrafında olan veya dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli ihtiyatlı, tedbirli. circumspec'tive (s). dikkatli. cir'cumspect'ly (z). dikkatle. circumspec'tion (i). dikkatlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet; vaka, olay; teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tant

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durumla ilgili; teferruata dair, ikinci derecede önemi olan; ayrıntılı, mufassal. circumstantial evidence ikinci derecede deliller. circumstantially (z). durumla ilgili olarak. circumstantially (i). durumla ilgili oiuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tafsilatlı olarak izah etmek; delil ileri sürerek desteklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili; (f). etrafına siper çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tuzağa düşürmek; hile ile önüne geçmek, atlatmak; etrafını dolaşmak. circumventer circumventor (i). tuzağa düşüren kimse; atlatan kimse. circumvention (i). tuzağa düşürme; atlatma. circumventive (s). tuzağa düşürücü; atlatıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sirk; sirk gösterileri: sirk pisti; arena; (ing). meydan; gösteri, numara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köprücük kemiği gibi veya onunla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iyi yontulmuş, temiz (iş); kesin; göze hoş görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog -ci) (bot). içli çekirdek, içi yenir çekirdek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çöcök = körpe, yavru). 1. İnsan yavrusu: Erkek çocuk, kız çocuk. 2. Genç, delikanlı. Ar. fetâ: İyi çocuktur. 3. mec. Hoppa mizaçlı, aklı bir şeye ermeyen. Çoluk çocuk = Aile, ev halkı. 4. Bir ailenin yavrusu, evlât: Ali’nin iki çocuğu var. 5. Teklifsiz arkadaşlar arasında, erkek şahıs: Ahmet’i yirmi yıldır tanırım, iyi çocuktur. Çocuk aldırmak = Ana rahmindeki cenini ameliyatla aldırmak. Çocuk bahçesi = Çocukların oynaması ve hava alması için hazırlanmış bahçe. Çocuk düşürmek = Çocuğu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak. Çocuğu olmak = Çocuğu doğmak. Çocuklar =’ Teklifsiz konuşmalarda «arkadaşlar!» demektir. Çocuk oyuncağı = Önem verilmeye değmeyen. Çocuk peydahlamak = Evli olmadan gebe kalmak. Çocuktan al haberi = Gizli tutulan bir şey çocukların rasgele söyledikleri bir sözle anlaşıldığı zaman söylenir. Çocuk yapmak = İsteyerek çocuk sahibi olmak. Çocuk yuvası = Çalışan kadınların iş saatlerinde küçük çocuklarını bıraktıkları bakımevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infant. junior. infantile. child. kid. youngster. baby. infant. son. brat. chit. juvenile. mite. moppet. seed. paed-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. kid. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. infant. chap. chit. kiddie kiddy. mite. nipper. scion. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby buggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gocart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby-sitter. baby-minder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby sitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babyminder. babysitter. nurse. nursemaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby sitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pediatrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion. miscarriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a boy's job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child's play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child's play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Mevzu olarak çocuğu alıp her bakımdan inceleyerek özelliklerini belirten ilim, çocuk ilmi, pedagoji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuklara yakışır hal ve surette: Çocukça hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boyish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childish. immature. infantile. puerile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çocukcuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocuk (ekseriya sevgi için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuk gibi hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çocuk hali ve zamanı. Ar. tufûliyyet, sabâvet: Çocukluğunda pek yaramazdı. 2. Hoppa tabiatlı, düşüncesiz hareket: Onun yaptığı çocukluğu bebekler yapmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boyhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childhood. infancy. boyhood. childishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childhood. childishness. infancy. puerility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocukça, çocuk gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babyish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childish. childlike. infantile. puerile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boyish. childish. puerile. soppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puerility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childless. without issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

childlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pluralist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pluralism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırcık (galat olarak sığırcık dediğimiz kuşun adı; asıl mânâsı «çekirge kuşu» dur).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(salam, sosis, sucuk gibi) yenmeye hazır et, söğüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odalık olarak yaşama hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapatma, odalık cariye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehvet, cinsel arzu. concupiscent (s). şehevi, nefsani.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı fikirde olmak, mutabık olmak, uymak, razı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun görme, muvafakat; aynı anda vaki oluş; aynı noktaya doğru ilerleyiş. concurrent (s). aynı zamanda vaki olan; uygun, mutabık, birbirine yardımcı olan. concurrently (z). aynı zamanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). darbe vuruşu ile beyne tesir etmek; sarsmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarsma; darbe vurma; çarpışma; çarpışma neticesi olan şiddetli sarsıntı; (tıb). sadme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birbirini takip etme, peşpeşe olma; dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirini takip eden, ardıl; (mat). ardışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). göze çarpan, aşikâr, bariz, dikkati çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezip evlerden süprüntüleri alarak şehrin haricine taşıyan belediye hizmetlisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scavenger. sweeper. streetcleaner. dustman. garbage-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustman. street sweeper. scavenger. garbage man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage man. scavenger. street sweeper. garbage collector. dustman. street cleaner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage collecting. street cleaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarating. exhilaratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anafor, ters akıntı; ters eğilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. dissolvent. resolvent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolvent. solvent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst. decomposer. resolving. resolvent. catalyst. catalytic. disconnector. loosener. tripper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alaca karanlığa ait (sabah ve akşam); (zool). alaca karanlıkta uçan (kuş, yarasa veya böcek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safran, (bot). Crocus sativus; çiğdem, (bot). Colchicum autumnale; bir çeşit maden parlatma tozu, demir peroksit. yellow crocus pas lâlesi, sarı çiğdem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt akımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). enine kesmek. crosscut saw testere, tahta testeresi; kütük kesmeye mahsus iki saplı uzun testere; ince dişli bıçkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) CÜy.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «cesten» den imas.). Arama, araştırma: Cüst-ü cû (yalnız bu tâbirde kullanılır) = Arayıcı, arayan: Cengcû = Harp isteyen, harbe vesile arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açlık. Cû-ul-kelb = Doymak bilmez, açlıktan ibaret bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جو] arayan. 2.arama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جو] çay, ırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جوش] açlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cubic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Kuyu, sarnıç. 2. Vaktiyle zindan gibi kullanılan çukur, susuz kuyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değnek ve tahta parçası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوب] sopa. 2.odun. 3.tahta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yavru (ayı, aslan, kaplan); budala çocuk; küçük tek motorlu uçak; (f). yavrulamak. cub reporter tecrübesiz genç gazete muhabiri. cub scout yavrukurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Küba adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوبان] çoban.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlmiye kıyafetinde biniş altına giyilen üstlük elbise; darca olup bunun kısasına abdestlik derlerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cassock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz, kapalı ufak yer, gizlenecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i(., (f). küp, altı eşit yüzeyli cisim; (mat). küp; (f). küçük parçalara kesmek; (mat). küp çıkarmak. cube root (mat). küp kök. cube sugar kesme şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Cübbenin c. cübbeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kübabe, (bot). Piper cubeba; Hint biberi tohumu; bu tohumdan yapılan (s). ve ilâç olarak kullanılan bir sigara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوبک] tokmak, tokaç. 2.çomak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kübik cubic contents küp oylum cubic foot ayak kup (028 m3) cubic inch inç küp. (164 cm3). cubic meter metre küp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). küp şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). odacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kübizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirsekten orta parmağın ucuna kadar olan mesafeye eşit eski bir uzunluk öIçüsü, gez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uzun değnek, düz dal. Bağ çubuğu = Kökleşip kütük olmak üzere dikilen dal. 2. Tütün içmeye mahsus içi delik değnek ki, bir ucunda imame denilen ağızlık ve diğer ucunda tütünün konulduğu lüle bulunur: Çubuk içmek, çekmek = Çubukla tütün içmek. 3. Geminin ana direkleri üstünde olan direkler. 4. Madenden silindir şeklinde uzun parça, maden değneği: Bir çubuk çelik, demir çubuğu. 5. Kumaş üzerinde sopadan dar yol: Mavi zemin üzerinde siyah çubukları var. Çift çubuk. (bk.) Çift.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stick. rod. wand. stripe. strip. tobacco pipe. baton. rib. stave. switch. chopstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. pipe. rod. streak. stripe. switch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. gad. pipe. ramrod. stripe. switch. staff. stick shoot. twig. fillet. tube. rib. strip. batten. bead. yard. beam. boom. cane. member. tige. rammer. rail. spindle. spline. link. linkage. needle. lath. picket. dent. stave. stick. wand. wattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle çubuk takımlarına ve tütüne ait işlere bakan hizmetçi, tütüncü, çubukçubaşı. 2. Çubuk yapan sanatkâr, zıvanacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değnekle vurarak düzeltmek veya tozunu silkmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

streaky. striated. striped. stripy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tütün çubuklarını koymaya mahsus uzun dolap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pek kısa boylu (insan vesaire), bodur: Cüce adam, cüce ağaç, cüce kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. pygmy. pygmean. scrubby. dwarf. pygmy. lilliputian. elf. gnome. homunculus. hop-o'-my-thumb. manikin. midget. pigmy. runt. scrub. shrimp. tom thumb. ground-. nano-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. midget. pygmy. pigmy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. manikin. midget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوجه] civciv.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). karısı tarafından aldatılmış erkek , informal boynuzlu erkek; (f). (kocayı)aldatmak , informal boynuz taktırmak. cuckoldry (i). boynuz taktırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). guguk kuşu; bu kuşun ötüşü; (s)., (A.B.D)., argo budala, kaçık, deli. cuckoo clock guguklu saat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dana ayağı, (bot). Arum maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) 1. Tatlı, lezzetli. Ar. leziz. 2. Körpe, pek taze ve lezzetli. 3. Sakalın bamteli. 4. Soğanın ortası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). külahlı, kukuleteli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hıyar, salatalık, (bot). Cucumis sativus. cool as a cucumber kendine hakim, soğukkanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlılanmak, lezzetlenmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabakgillerden bir bitki; (kim). Iaboratuvarda kullanılan kabak şeklinde bir kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlılandırmak, şekerletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, sahâvet, el açıklığı: CCd u kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جود] cömertlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geviş. chew the cud geviş getirmek; derin derin düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayrı, ayrılmış, firkate dûçar, ayrılığa düşmüş. Dostlarından, akrabasından ve vatanından cüdâ düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağılık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ayrılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kucaklamak, bağrına basmak, sarılmak; sarılıp yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). küçük kamara veya kiler, gemi mutfağı; ufak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısa kalın sopa, çomak; (f). sopa ile dövmek, dayak atmak; (çoğ)., spor eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatırlamaya çalışmak, zihnini yormak. take up the cudgels for şiddetle müdafaa etmek, savurmak, tarafını tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Cömert, eli açık. 2.İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh’un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cudi).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuyruk şeklinde saç örgüsü; bilardo sopası, isteka; sıra, kuyruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., tiyatro sahnede veya kuliste aktörün sözü arkadaşına bırakmadan evvelki son söz veya hareketi; başlama işareti; üstü kapalı söz; harekete geçirici söz veya olay; (f). sufle etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıt sırasında Cue Marker düğmesine basarak kaset üzerinde belirli bir konumu işaretleyebilirsiniz. Bu işlem, çalma, geri ya da ileri sarma sırasında çalınacak bir ses sinyali kaydeder.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cue/review işlevi, kasette hızlı ileri ya da geri çalma olanağı sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kol ağzı, kolluk, manet; sille, tokat, yumruk; (f). yumruk vurmak, tokat atmak. off the cuff (A.B.D). argo irticalen, doğaçtan. on the cuff (A.B.D)., argo veresiye. cuff links kol düğmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Küfi (yazı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cüfer). Çukur, boşluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cubic foot, cubic feet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Çift, çifte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öküz boyunduruğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جغد] baykuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Has yünden yapılmış maruf kumaş: Kırmızı, siyah çuha. Çuha çiçeği = Bir nevi çiçek. Çuhadan mamul, çuha elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broadcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broadcloth. felt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowslip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primrose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuha yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuhaçiçeğigillerden, bir süs bitkisi (primula veriş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowslip. primrose. polyanthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(baharçiçeği): Çuhaçiçeğigillerden; sık çiçek açan bir süs bitkisidir. Kökü kırmızı; yaprakları sarıdır. Çiçekleri ise; koyu sarı renkte olup, çuha gibi kıvrıktır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. Sinirleri yatıştırır. Rahat uyku sağlar. Yarımbaş ağrılarını dindirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çukadar). Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli, yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe ki vaktiyle hususî bir sınıf teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı = Eskiden BAbiâlî’de vilâyetlerin kapı kethüdalarının maiyyetinde bulunup valilerin bazı siparişlerini yerine getiren memurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Cahiller, (bk.) Cahil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi’l-Kura arasında yaşamaktadırlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tyehûdıdan galatı: çıfıt). Yahudi cemaatinden adam, Yahudi, mec. İnatçı ve garezkâr adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüslük zırh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yemek pişirme usulü; mutfak; yemek servisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklik organı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çuha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çuhadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇUHADARLIK (i.). Çuhadar hizmet ve vazifesi. Kapı çuhadarlığı = Kapı çukadarı hizmet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Surgu darısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kakao tanelerinin tozundan yapılmış bir çeşit şekerleme, (bk.) Çikolata (çikolata sözü Meksika dilinden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş) Gaga ile vurmak, gagalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oyulmuş, Ar. muka’ar, derin, amîk: Çukur bostan, çukur ova, çukur göz. 1. Oyulmuş yer, delik, hufre: Çukur kazmak, çukur doldurmak, ağaç dikmek için çukur açmak. 2. Derin kazılmış yer, kuyu. Fars. çâh: Çukur kazıyor. 3. Mezar, kabir: Bir ayağı çukurda = Ölümü yaklaşmış, çok ihtiyarlamış 4. Bedenin bazı yerlerinde bulunan ufak çökük yer: Çene çukuru = ÇAh-ı zenahdân, çenenin altındaki çukur. Göz çukuru = Çeşm-hâne. Yanak çukuru = Bazı kimselerde gülerken yanakta beliren çukur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-set. sunk. hollow. concave. hole. hollow. dip. cavity. scoop. pit. dimple. excavation. fosse. gully. gully drain. gutter. indent. sink. trench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burrow. cavity. concave. crater. dent. depression. fold. hollow. pit. socket. sunken. trench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavity. dent. hollow. pit hole. depression. bore. bowl. dip. fold. pit. pocket. scoop. trench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çukura batmak, derinleşmek, çökmek: Gözleri çukurlanmış, çukurlaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Çukurlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dented. to become bowl-shaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinleştirmek, ‘daha derin kazmak: Havuzu biraz daha çukurlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çukuru olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Oyukluk, çöküklük: Gözlerinin çukurluğu. 2. Derinlik, Ar. umk: Bu arsanın çukurluğu kıymetini azaltıyor. 3. Çukurları ve hufreleri çok yer: Orada bir çukurluk vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuşlar gagalaşmak, gaga ile vuruşup oynaşmak, gaga gagaya tutuşmak, didişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haircloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kıldan yapılmış kaba dokuma çeşitleri: Çuldan harar. 2. Kıldan veya yünden hayvan örtüsü: Ata çul örtmek. mec. Çul tutmaz = 1. Devamsız, sebatsız. 2. Her şeyi çabuk kaybeden, kadir bilmez.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkmaz; çıkmaz sokak; tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. gül = malûm çiçek, F. Ab = su) («gülâb» dan Arapça’laşmış). 1. Gül-suyu. 2. (tıp). Müshil gibi kullanılan bir şurup. (Fr. julep bundan gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çulha. 2. Örümcek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جولاه] dokumacı. 2.çulha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek ufak manasına gelen bir takı, -cik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «culah» dan). Tezgâhta işleyen, bez vesair dokuma dokuyan, dokuyucu. Ar. nessâc. Su çulhası = Bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yemek pişirme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). koparmak, toplamak; ayırmak, seçmek; değersiz olanları seçip atmak; (i). kötü veya değersiz olduğundan bir kenara ayrılmış şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü hamurla örtülerek pişen yemekler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gayet büyük dalgalar geminin üzerinde çatlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Çul örtünmek, çul ile örtülmek. 2. Bir şeyin üstüne çul gibi kapanmak, abanmak: Çantasının üzerine çullandı. 3. Cebretmek, musallat olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump on sb. to pester. descend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam fabrikasında tekrar eritilip kullanılmak için bekleyen cam kırıntıları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maruf kuş ki sonbaharda avlanır, bakaca, yelvenin büyüğü. Su çulluğu = Buna benzer bir cins su kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodcock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodcock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kömür tozu; kalitesiz antrasit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). eklemli ot sapı, skap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). neticelenmek, bitmek, sona ermek; en yüksek noktaya varmak, doruğuna yükselmek. culmina'tion (i). netice, son, bitme; en yüksek nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eteği andıran geniş ve kısa pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çolpa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kusurlu, kabahatli. culpabil'ity (i). kabahat, kusur, suçluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. astronomi). Utarit’ten sonra güneşe en yakın olan gezegen, Çobanyıldızı, Zühre, Venüs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanık, mücrim, suçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. destitute. penniless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezhep; çığır; inanç, tapınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Palan örtüsü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarlayı sürüp ekmek, yetiştirmek; terbiye etmek; beslemek; (başka bir kimseyi) kendine bağlamaya çalışmak. cultivate a friendship dostluk kazanmaya çalışmak. cultivable, cultivatable (s). ekilebilir, yetiştirilebilir. cultivated (s). ekili; zarif,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). sivri ve keskin kenarlı (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kültür; terbiye, irfan; münevverlik, medeniyet; medeniyetin bir safhası;(tıb). kültür; (f). kültür yapmak, laboratuvarda mikrop üretmek. culture trait kültür hususiyeti. cultural (s). irfana ait; medeniyete ait. cultural anthropology sosyo-a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cult.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Oturma, Ar. kuûd. 2. Bir hükümdarın tahta geçmesi: Cülûs-ı hümâyûn-ı hazret-i pâdşâhî. 3. Padişahın cülûs gününe raslayan gün: Cülûs-ı hümâyûn donanması, şenliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mecra, ark, yolun altından geçen su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat, (Lat). ile. cum laude iftihar derecesi ile (diplomada üstün başarı sağlandığını gösteren bir terim).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haftanın altıncı günü ki, cemaatle kılınır hususî bir namazı olup, Müslümanlar’ın toplandığı gün olduğundan bu ismi almıştır: Cuma günü, cuma namazı (İslâm’dan önce «Arube» denilirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fri. friday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haftanın beşinci günü. 2.Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3.Cuma günü kılınan öğle namazı. 4.Toplanma. Sure-i Cuma Kur’an’ın 62.suresi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında, cuma günleri okunmaya mahsus güfteli bir şekli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cuma günü doğan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Cuma gününe veya cuma selâmlığı alayına mahsus: Cumalık üniforma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek inci anlamında. Hz.Ali (r.a.)’nin kızkardeşi ve Rasulullah’ın amcasının kızı olan hanım sahabi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). coumarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haftanın yedinci ve son günü, cuma ile pazar arası. Ar. yevmüs-sebt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sat. saturday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saturday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Saturday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dışarıya fırlamış yer, tümsek. 2. Duvarın hizasından dışarıya çıkmış pencere ki, içine oturulup üç taraftan sokağa bakılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. oriel. bay window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay window. jut. jutty. alcove. seat. recess. pavilion. oriel. bay. colonage. window seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük olmak, ağırlık vermek, sıkıntı vermek, engel olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hantal sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Topluca, hep bir arada: Cümbür cemaat gittik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together. the whole kit and caboodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Ağır cisimlerin suya düşmesi veya atılmasıyle çıkardığı sesi ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: cünbiş). 1. Kımıldanma, hareket. 2. Zevk, eğlence: Bu akşam cümbüş edecekler; cümbüş İçin kıra çıkıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bancoya benzetilerek yapılmış ve teneke kaplanmış, meyhane musikisinde kullanılan bir çeşit ud. Tanbur şeklinde olanı da vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamboree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binge. blowout. jamboree. merrymaking. orgy. revel. revelry. spree. carousal. rave-up. a mandolin with a metal body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orgy. revel. carousal. a mandolin with a metal body. bacchanal. carouse. festivity. jollification. kick- up. life. merriment. merrymaking. rave. rave up. revelry. saturnalia. spree. team.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riotous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kafatası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cümle). Cümleler, takımlar, kelime toplulukları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CUMHUR) (i. A.) (c. cemâhîr). 1. Halk, Ar. nâs, umûm, enâm. 2. Takım, gürUh, hey’et: Cumhûr-ı fukahâ, cumhûr-ı hükemâ = Fakihler, hakimler sınıfı. 3. Cumhuriyet rejimiyle idare olunan devlet: Türkiye Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهور] halk. 2.kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Halk, ahali. 2.Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Türk dinî musikisinde koro ile okunan ilâhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Presidency of a Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cumhûriyye). Cumhura mensup ve müteallik olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوری] cumhuriyetle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (y. k.). Bir cumhurbaşkanının başında bulunduğu devlet: İsviçre Cumhuriyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rep. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonwealth. republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republic. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Republican Day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cumhuriyet idaresi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

republicanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمهوریت] cumhuriyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyon, (bot). Cuminum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentence. clause. proposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentence. clause. system. group. phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gateway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hep, bütün, kâffeten, cemîan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok İyi, çok güzel.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kemer, kuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Fortunella türünden erik büyüklüğünde bir cins portakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemî). (bk.) Cemî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Donukluk, donuk olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buzul, buz nehri (Fr. glacier).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Cemâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birikmek, biriktirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birikerek çoğalan, ilavelerle genişleyen, toplanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i bulut yığını; yığın cumulo- önek yığın şeklinde (bulut).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعه] cuma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Niçin, gibi, mâdemki, çünkü, nasıl ki, vakta ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gibi, misilli. 2. Nasıl, nice. 3. Çünkü, mademki, (bk.) ÇÜn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چون] gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Nasıl ve niçin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İkiz çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Öyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kımıldanan, oynayan, sallanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Birdenbire suya veye derin bir yere düşen şeyin sesini taklit ve tasvir eder: Cunbadak düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük taklak. Cunbalağı atmak = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perende atma, atlama, sıçrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sallanmış, kımıldanmış, hareket etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kımıldanma, hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğlence yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kubbe, kümbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve CUNBULDAMAK (bk.) Cunbur ve cunburdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cunbur veya cunbul sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Bir şeyin suyun içine düştüğünde çıkardığı sesi taklit ve tasvir eder. Canbur cunbur = Gürltü ve patırdı ile, karma karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Varil ve tulum içinde suyun oynayıp canbur cunbur etmesi. 2. Çok gürültü ve patırdı etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Suyun içine düşen bir şeyin veya çalkanan suyun çıkardığı ses. 2. Gürültü, patırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Cümbüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kubbe, kümbet, kemer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cünûd, ecnâd). Asker, slpâh, leşker (cem’I daha çok kullanılır): Cünûd-ı zafer-nümûd-ı hazret-i pâdişâh! = Padişahın zafer kazanan askerleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Serenlerin havadaki ucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Askerî, asker sınıfından, orduya mensup adam. 2. Vaktiyle Mısır’da süvarilere bu isim verilirdi, sipâhî. 3. Binicilikte mahir adam, iyi süvari olan asker (bu mânâ ile dilimizde daha çok cendî denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süvarilerin koşu oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cündîcesine, iyi binicilere, süvarilere yakışır tarzda, böyle bir tarz takınarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). kama şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). çivi yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tereddüt, tehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak bataklık, çamurlu küçük göl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koruma, esirgeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça «günâh» dan Arapça’laşmış olan «cenah» tan türemiş halk kelimesi; Araplar’ca cenha olarak kullanılır) (hukuk). Cezayı icap ettiren fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Böyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çınar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Sebep ve illet beyan eder, olduğu için, olduğundan: Gidemem çünkü hastayım. 2. Mademki: Çünkü bilmiyorsun, söyleme, (bk.) ÇÜn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forwhy. because. for. inasmuch as. cos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because. for. as. cos. forasmuch as. seeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eski savaş silâhlarından kalkan. 2. Kadınların kullandığı baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kurnaz, şeytan, hilekar; marifetli; (A.B.D). cazibeli, şirin, sevimli (bebek); (i). kurnazlık, şeytanlık; marifet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., kaba, coarse am; sikişme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a junta. junta member.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenâbet olma, şer’an gusûle muhtaç olup de gusOl etmemiş olma: CünOb halinde Kur’an’a dokunmak câiz değildir («cânib» in dahi cem’i ise de dilimizde bu mânâsı kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cünd). Cündler, süvariler, (bk.) Cünd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mecnûn olma, cinnet, delilik hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Suya düşen bir şeyin çıkardığı ses: Cup diye denize atladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small vessel, used commonly to drink from; as, a tin cup, a silver cup, a wine cup; especially, in modern times, the pottery or porcelain vessel, commonly with a handle, used with a saucer in drinking tea, coffee, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The contents of such a vessel; a cupful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Repeated potations; social or excessive indulgence in intoxicating drinks; revelry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is to be received or indured; that which is allotted to one; a portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything shaped like a cup; as, the cup of an acorn, or of a flower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cupping glass or other vessel or instrument used to produce the vacuum in cupping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To supply with cups of wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To apply a cupping apparatus to; to subject to the operation of cupping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cupping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make concave or in the form of a cup; as, to cup the end of a screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cock or cup containing grease, to serve as a lubricator. a small open container usually used for drinking; usually has a handle; 'he put the cup back in the saucer'; 'the handle of the cup was missing' a large metal vessel with two handles that is award

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a United States liquid unit equal to 8 fluid ounces. the quantity a cup will hold; 'he drank a cup of coffee'; 'he borrowed a cup of sugar'. a small open container usually used for drinking; usually has a handle; 'he put the cup back in the saucer'; 'the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tubular lining sunk in the hole Also the hole itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tubular lining sunk in the hole Also the hole itself D.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hole in the green into which the ball is eventually putted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To close the palm on the ball when tossing it up for a serve Cupping is against the rules, since it can be used to put spin on the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Copper Units of Pressure In this pressure measuring technique a hole is drilled in the chamber and a piston fitted that presses on a calibrated copper slug The whole assembly is held in place with a yolk When the cartridge is fired the piston presses on t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The remnants of the universal veil surrounding the base of certain mushrooms, such as Amanita andVolvariella Also called 'volva '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The three defensive players that surround the player with the disc during a zone defence One player marking the disc and the two others 3 metres away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slight depression normally present in the part of the optic nerve that can be seen by looking inside the eye In glaucoma, the cup is larger than it should be. the base and liner or sleeve inside the hole that holds the flagstick in place Example: You ca

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deviation from a straight line stretched across the width of a panel or board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of warp in which there is a deviation from flatness across the width of a board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is an attachment on the Wing of a jump that holds the rail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equivalent to one condensed milk can: 10 fl oz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In usage this term is similar to mug, in that it implies a handle but no lid It frequently is applied to smaller vessels, and always to items which were made for drinking tea or coffee We have tea cups and coffee cups , but beer mugs or steins. a long ref

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A distortion of a board in which there is a deviation flatwise from a straight line across the board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Common Underlying Proficiency theory of language interdependence asserts that a person who has high language proficency in one language will learn a second language better and faster because many of the basic concepts can be used to strengthen both la

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The volume of space that starts just below the inner rim The inside of the mouthpiece is usually curved; this curve can be extremely variable from design to design It may have relatively straight-sloping sides like a funnel , or a shape like that of a tul

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The metal or plastic cylinder fitted into the hole in the green Strictly speaking, it is only the liner of the hole, but in regular golf usage players will often say 'cup' when they mean 'hole,' just as they frequently will say 'just in bounds' when they

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A distortion of a board in which there is a deviation from a straight line across the width of the board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fincan, bardak, kâse, kadeh; spor kupa; litrenin dörtte biri, 236 cm3. in his cups sarhoş. my cup of tea. (k).dili beğendiğim şey , hoşlandığım şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). şişe çekmek, hacamat yapmak, vantuz çekmek. cup one s hands avuçlarını bitiştirerek açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dolap, yüklük, raf. a skeleton in his cupboard (bir kimsenin) şerefine halel getirecek sır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak kek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ufak pota; (f). potada tasfiye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir bardak veya bir fincan dolusu miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da aşk tanrısı. Cupid's bow yay şeklinde üst dudak çizgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hırs, tamah, açgözlülük,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cunbadak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cope. gown. robe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic gown. robe worn by imams. judges and professors. frock. robe. vestment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Balık kılçığı. 2. Sık çalılık vesair sarmaşık şeyler. Çupra balığı = Taş balığına benzer kılçığı çok bir yuvarlak balık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bakırlı, bakır gibi bakır karışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). iki değerlikli bakır ile meydana gelmiş (bileşik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yüksük şeklindeki palamut kupulası, kadehçik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sokak köpeği; alçak adam, it.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Türk halk musikisinde bağlama çeşidinden bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit küçük ve bağırgan atmaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the last drag on a cigarette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavisi mümkün, geçici (hastalık); şifa bulur (şahıs, hasta).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ok zehiri; (bot). kürar bitkisi; (ecza). kurar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). papaz, vaiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). şifa veren; (i). ilâç, çare, derman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müze veya kütüphane müdürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Keskin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sokak kaldırımının kenar taşı; fren, mâni, engel; kuyu ağzı bileziği; atta suluk zinciri; (f). tutmak, mâni olmak, hâkim olmak, yenmek, durdurmak. curb bit suluk zinciri. curb exchange New York ta ikinci tahvil borsası (şimdiki ismi American E

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya kaldırımının kenar taşı,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere sarfolunan, zâyî, telef, heder yazık: O kadar kâğıdı çocuklar çurçar ettiler. Şimdi «çarçur» deniyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyvalara zarar veren bir cins böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zerdecap, zerdeçal, Hint safranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarhoş oyunu, yaygaralı ve gülünç hora: Curcuna tepmek; curcuna havası. 2. Kavga, gürültü patırdı, rezalet: Curcunaya kalkmak, çıkmak, çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysteria. pandemonium. thick. whirl. uproar. hubbub. carousal. clambake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde curcuna usulünün son iki darbının yer değiştirdiği usul. (bk.) Curcuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lapina familyasından bir deniz balığı (crenilabrus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Tüysüz, kılsız. 2. Tüyleri kısa at. 3. Bitki örtüsü olmayan yer. 4. Cilt hastası deve.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesilmiş sütün katı kısmı; yumuşak ve tuzsuz lor peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çıplak vücut. 2. Çorak, bitki örtüsünden mahrum yeri ar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak, kesilmek. curdle the blood korku ve dehşet vermek, kanını dondurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tedavi, çare, derman, ilâç; şifa; kür; konserve yapma. cure-all (i). her derde deva. past cure tedavi edilebilecek haddi aşmış, iyileşmez; çaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şifa vermek, iyi etmek, tedavi etmek, çare bulmak; dumanla tütsüleyerek veya tuzlayarak konserve etmek; sertleşmek (kauçuk gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CÜR’ET) (i. A.). Yiğitlik, cesaret, korkmayarak ileri atılma: Karşı durmaya cür’et etti; karşısında lâkırdı söylemeye cür’et edemiyor. Cür’et-yâb = Cesaret eden, davranabilen: Beni müdafaaya cür’et-yâb oldu (küçümseme mânâsı da verilir: Bu, ne cür’et).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. boldness. daring. nerve. audacity. brass. chutzpa. chutzpah. derring-do. forwardness. hardihood. hardiness. presumption. temerity. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. courage. insolence. imprudence. cheek. face. forwardness. front. hardihood. liberty. nerve. presumption. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dare. to venere. to act insolently. to have the face. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daring. defiant. forward. audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. venturesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). küret. ceuretting (i). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yar, uçurum.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (bilhassa geceleri) sokağa çıkma yasağı; eski zamanlarda gece ışıkları ve ateşi mecburi söndürme zamanı, bu saati bildiren çan sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cürûh). Yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir tek yara. 2. Şâhitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mahkeme; papaz hükümeti idare heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). radyoaktivite birimi, küri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biblo, dikkat çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merak, tecessüs; garabet, nadir şey, tuhaf şey; dikkat çeken sey. curiosity shop hediyelik eşya dükkânı. out of curiosity sadece öğrenmek merakından ötürü. raise one's curiosity birisinin merakını uyandırmak, dikkatini çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meraklı, mütecessis, her şeyi öğrenmek isteyen; tuhaf, nadir, garip, acayip, görülmemiş; dikkat çeken; çok süslü. curiously (z). merakla; tuhaf bir tarzda, garip bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kıvrım, bukle, saç lulesi, büklüm, kâkül; helezoni şekil; dalgalı çizgi; (f). kıvırmak, bukle yapmak, bükmek; kıvrılmak, bükülmek, helezoni şekilde hareket etmek; curling' oyunu oynamak. curl one's hair saçını kıvırmak; (k).dili korkutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büken; bigudi; curling oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çulluk, (zool). Numenius arquatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süslü kıvrım, kıvrımlı çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıvırma, kıvrılma; buz üstünde ağır taşlarla oynanan bir iskoç oyunu. cur!ing iron saç maşası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıvırcık, kıvrımlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Göz önünde işlenen suç, suçüstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Suçlu, kabahatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cezâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkâr, huysuz adam. curmudgeonly (s). tamahkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut JURNAL (i. Fr. journal). 1. Bir memurun gördüklerini, işittiklerini belirterek verdiği müzekkere, küçük lâyiha, rapor: Polis curnalı. 2. Gizli tahkikat üzerine verilen rapor: Curnal vermek. 3. Gazete.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şunu bunu curnal eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Curnalcının işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıldırcın akını.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Ribes türünden frenküzümü; kuşüzümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cüret’kâr, cesûr. 2. Her türlü kuşun erkeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Erkek şâhin yahut akdoğan. 2. Hızla uçan ok. 3. Atmaca (kuş).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakit para; revaç, geçerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavülde olan, geçerli; hali hazırdaki; şimdiki zamana ait, revaçta olan, tutulan. (moda). current account cari hesap. current events gazete haberleri. current expenses günlük masraflar, günlük giderler. current history bugünün tarihi. currently (z

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cereyan, akım, akıntı. current of events olayların birbirini takip etmesi. alternating current (elek). almaşık cereyan. direct current (elek). doğru cereyan. row against the current akıntıya kürek çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müfredat programı. curriculum vitae hal tercümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). it gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tımar etmek, kaşağılamak; dayak atmak, dövmek; deriyi işleyip kullanılır hale getirmek, sepilemek. curry favor with yaranmak, yaltaklanarak birisinin gözüne girmeye çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). curry powder ile pişirilmiş et veya pilav. curry powder Hint mutfağında kullanılan biberli karışık baharat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kaşağı; (f). kaşağılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek, beddua etmek, sövmek, sövüp saymak; belâ getirmek; (i). Iânet, beddua, inkisar; belâ, felâket, gazap. the curse (k).dili aybaşı, regl. cursed (s). Iânetli. cursed (s). talihsiz; hırçın. cursed with çeken, -den mustarip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). el yazısı gibi; (i). el yazısını andıran baskı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). koşmaya uygun yapıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gelişigüzel, aceleye gelen, dikkatsizce yapılan. cursorily (z). gelişigüzel olarak, bir bakışta, çabucak. a cursory glance göz gezdirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) ters ve kısa (söz) curtly (z). tersçe. curtness (i). terslik, kısa ve yetersiz cevaplar verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kesmek, kısaltmak, azaltmak. curtailment (i). azaltma, kısaltma, azalma, kısalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f perde; tiyatro perdesı; (çoğ)., argo mahvolma, ölüm; (f). perdelemek. curtain call tiyatro perde kapandıktan sonra alkışlarla tekrar sahneye çağırma. curtain lecture (k).dili yalnızken kadının kocasını haşlaması. curtain raiser programın ilk kıs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). reverans, eğilerek ve dizleri biraz bükerek selâmlama (kadın); (f). reverans yapmak. make a curtsy reverans yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bedduâlar, fenâ sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maden posası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yar, uçurum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slag. dross. scoria. cinders. clinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dross. slag. scoria. cinder. clinker. breeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slag. ashes / coal clinker. cinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cürh). Yaralar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rutubetli bir yerde durmaktan lifleri tutmaz olup sulanmış ve kokmuş: Çürük meyve, çürük tahta. 2. İtibara değmez, reddedilmiş: Çürük söz, çürük delil, çürük dâvâ. 3. Güvenilmeyecek, sağlam ve emin olmayan. 4. Geri alınması, ümitsiz, batak: Bu senetler çürük. Alacaklarının çoğu çürüktür, mec. Çürük tahta = Tehlike, muhâtara: Ben çürük tahtaya basmam. Çürük çarık = Kıymetsiz, işe yaramıyacak halde. 5. Bere, berelenmiş yer: Kolunda bir çürüğü var. Kavunun çürüğünü ayıklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotten. carious. unsound. bad. decayed. dickey. dicky. draft-exempt. feeble. flimsy. putrefacient. putrefactive. putrid. rocky. sleazy. wonky. cavity. tooth decay. decay. dry-rot. bruise. contusion. draft-exempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. bruise. flimsy. putrid. rickety. rot. rotten. shaky. unsound. wonky. decayed. carious. addled. jerry-built. unstable. unfounded. untenable. unfit for service. disabled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. rotten. decayed. spoiled. not well made. untenable. fragile. brittle. friable. ramshackle. foul. undone. stale. broken. morbid. unstable. incollectable. cavity. corrupt. dicky. putrid. rot. unfit. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Cilt yırtılmadan altındaki bir kılcal damarda görülen kanama halk arasında çürük denir. Tıp dilinde ise ekimoz denir. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş, çürüğün üzerine soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerde uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alabalık.

Hazırlanışı : Küçük bir alabalık, uzunlamasına kesilip, çürüğün üzerine sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri tutmaz ve kokmuş şeyin hali: Meyvenin, tahtanın, kumaşın çürüklüğü. 2. Bir dâvâ veya bahsin zayıf olması. Ar. mecrûhlyyet, merdûdiyyet: Bu sözün, bu dâvânın çürüklüğü meydandadır. 3. Bir isteğin gerçekleşmesi, tahsil ve geri alınmasının zor olması, bataklık: Veresiyenin çürüklüğü müsbettir. 4. Süprüntü ve leş gibi şeylerin çürümek üzere atıldıkları çukur, mezbele: Çürüklüğe atmak. 5. Cenazelerin birbiri üzerine atıldıkları fukara mezarı, umumî ve müşterek kabir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rottenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rottenness. garbage dump. unsoundness. putrefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion. corruption. gall. unsoundness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

CİRM, CÜRM, CÜRÜM (i. A.) (c. ecrim) (cürm şeklinde okunması galattır). 1. Ruhsuz cisim: Ecrâm-ı felekiyye, ecrlm-ı semâviyye = Gökteki seyyare ve yıldızlar. 2. Büyüklük, hacim: Cirmi ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bunun cem’i yerine «cerime» nin cem’i olan «cerâim» kullanılıyor). 1. Kabahat, günah, suç: Benim cürmüm ne idi ki, bu kadar çekiyorum? 2. (hukuk). Ceza kanununun emrettiğini yapmamak ve yasakladığını yapmak suretiyle edilen hareket ki, suçun ağırlığı derecesine göre cinayet, cünhâ ve kabahate bölünür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crime. offense. felony. misdemeanor. criminal offence. criminal offence offense. public offence. tortious act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rot. decay. dry-rot. putrefaction. decomposition. corruption. rottenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion. decay. putrefaction. rot. corruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decay. corrosion. putrefaction. rot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Enzimlerin etkisiyle organik dönüşmesini ifade etmekte kullanılan, atık su arıtımıyla ilgili terim. Örnek: Lağım çamurunun anaerobik çürütülmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri bozulup tutmaz olmak ve yu muşayıp kokmak. Osm. tefessüh etmek: Bu meyveler çürüdü, bu direkler çürümüş. 2 Berelenmek, morarmak, zedelenmek: Vücu du yer yer çürümüş. 3. Müdafaaya c memek, işe yaramaz hale gelmek: Bizim dâvâmız çürüdü. 4. Sıkıntılı bir yerde çok durmaktan bitmek ve harap olmak: Hapishanede çürüdü. 5. itibardan düşmek. 6 Tahsil ve geri alınması imkânsız olmak batmak: O adama verdiğimiz para çürüdü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rot. decay. spoil. go bad. become unsound. decompose. canker. decline. fester. go off. languish. molder. moulder. perish. putrefy. sphacelate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. corrode. decay. decompose. languish. moulder. perish. putrefy. rot. spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decay. to rot. to putrify. to go bad. to be refuted. to be bruised. decompose. go to the bad or dogs. molder. molder away. perish. putrefy. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decayed. rotten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuttal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confutation. disproof. refutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir yerde bı rakmakla bir cismin liflerini, tutmayacak hâle getirmek, kokutmak: Bu meyveleri çürütmüşsünüz. 2. Kötülemek, itibarını bozmak: Zavallı adamı büsbütün çürüttünüz. 3. Bir dâvâ veya bahsi deliller göstererek bozmak, iptal etmek: Bu gibi deliller ile dâvâmı çürütemezsiniz. 4. Bir parayı itibarı bozuk bir yere vererek tehlikeye koymak: O parayı siz boşuna çürüttünüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproof. cause to rot. rot. decay. contuse. corrupt. decompose. corrode. disprove. refute. rebut. canker. confute. controvert. explode. molder. moulder. putrefy. stultify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. corrode. decay. decompose. disprove. invalidate. perish. putrefy. rebut. refute. rot. to decay. to rot. to putrefy. to decompose. to bruise. to contuse. to refute. to explode. to disprove. to rebut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth decay. to refute. consume. corrode. decompose. disprove. eat. explode. molder. negative. putrefy. rebutt. spoil. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş yerde bırakılıp lifleri tutmaz hale getirilmek. Osm. ifsâd olunmak: Bu kavunlar bile bile çürütülmüş. 2. Aleyhinde bulunularak kötülenerek itibarı bozulmak: Bu gibi sözlerle itibarlı bir adam çürütülmez. 3. Deliller söyleyerek bir dâvâ veya bahis bozulmak ve iptal olunmak: Benim delilim öyle kolay kolay çürütülmez. 4. Bir para, itibarı şüpheli bir yere bırakılarak tehlikeye konmak: O para bile bile çürütüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suffer decay. to be refuted. to be proved unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., (k).dili biçimli, mevzun vücuda sahip (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavislenme, bükülme, eğrilme, eğrilik, eğiliş; (mat). eğrilik. curvature of the spine (tıb). belkemiği kayması, belkemiğinin eğriliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğmek, eğilmek, bükmek, bükülmek, kavisleştirmek, kavis meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğri, kavis, kıvrım, eğrilmiş şey; viraj; spor topun vuruşu takiben havada bir eğri çizmesi; bu eğri; imtihan notları sonucu sınıf standartına göre not verme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaha kalkıp hafif sıçrama; (f). bu hareketi yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğrilerden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğrili; biçimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir yudum içilecek şey ve hususiyetle şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Ölüm yudumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçen, içki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bir çeşit İbrik. 2. Damla damla döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesur, yiğit, atılgan, gözüpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesur, atılgan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Cesur, yiğit davranabilen: Cür’etli adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaynama, coşma, galeyan, taşma: CÜşa gelmek = Coşmak. COş-u hurûş = Coşma, galeyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merkebi durdurmak için kullanılıp, ahmakça harekette bulunan kimseler için de söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whoa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whoa ! you fool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوش] coşku. 2.kaynama. cûş eylemek coşmak, coşup taşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشاجوش] coşkun, coşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tarla kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonbaharda dökülen yapraklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uykuda gelen ağırlık, ağırbasma, kâbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Coşan, kaynayan, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشان] coşan. 2.kaynayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism»den) (c. cüseymât). Küçük cisim, cisimcik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cüseym). Küçük cisimler, cisimcikler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yastık, minder; yastığa benzer şey; bir darbenin hızını kesen herhangi bir şey; bilardo masasının lastikli iç kenarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yastık veya minder koymak veya dayamak, bir darbenin hızını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo rahat, kolay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaynama, galeyan, coşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشش] coşku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zirve, uç; (astr). yeni ayın sivri uçlarından her biri; (geom). iki eğrinin birbirlerine teğet oldukları nokta; (mim). dilim; (bot). sivri uç; cuspate, cusped (s). sivri uçları olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). köpekdişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dilimli, ucu eğri ve sivri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tükürük hokkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (A.B.D). (k).dili küfretmek, sövmek, lanetlemek; (i). Iânet; (k).dili herif. a queer cuss (k).dili acayip yaratık. cussedness (i)., (A.B.D)., (k).dili terslik, huysuzluk; Iânetlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gövde, beden, cisim, kalıp: Azîm-ül-cüsse = İri gövdeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cüsseli, iri yapılı, irikıyım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gövdesi büyük, cesîm, iri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big-bodied. bulky. burly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. great. huge. hulking. portly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eli ve ayağı çabuk, hareketli, tetik (aynı mânâda olan «çâlâk» ile beraber kullanılır): Cüst ü çâlâk bir genç idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) Ar. serîülhareke, çevik (ekseriya aynı mânâda olan «çâlâk» ile birlikte kullanılır): Çüst ü çâlâk bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arayıp sorma, araştırma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoğurt koyuluğunda, süt ve yumurtadan yapılmış bir tatlı, krema. custard apple Hint ayvası, (bot). Annona reticulata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeviklik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaret eden kimse, koruyan kimse, muhafız; mesul kimse; kapıcı, odabaşı. custodial (s). nezaret ve emanete ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhafaza, nezaret; hapsetme. be in custody mahpus olmak; bir kimsenin vesayeti altında bulunmak. give into custody teslim etmek, emanet etmek. take into custody tutmak, hapsetmek, tevkifetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). gelenek, adet; alışkanlık, itiyat; müşterilik, alışveriş; (çoğ). gelenekler, adap; (çoğ). gümrük, gümrük resmi; (s). ısmarlama, ısmarlama yapılmış; ısmarlama üzerine çalışan (esnaf). customs union gümrük anlaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısmarlama yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mutat, alışılmış, âdet hükmünde. customar'ily (z). âdete göre, alışıldığı şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşteri. a tough customer (k).dili çetin kimse, geçinilmesi zor adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gümrük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cism). Cisimler. (bk.) Ecsâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamahkârlık, pintilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesilmiş, kesik, biçilmiş; tenzilâtlı; doğranmış, kıyılmış; yontulmuş; sulandırılmış: hadım edilmiş. cut and dried evvelden hazırlanmış, hazır; sıkıcı, tatsız. cut glass billur, kristal. cut-price s tenzilatlı, indirimli (fiyat). cut-rate (s). ind

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesme, kesiş; biçki; biçim, şekil; oyulmuş geçit; dilim, parça; (matb). klişe; hisse, pay; (A.B.D)., argo bir soygun veya ganimetten bir kimseye düşen pay; inciten söz veya tavır; fiyat, tahsisat veya maaştan indirim, kesinti. cut of beef sığır et

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (cut, -ting) kesmek, dilimlemek; biçmek; yontmak; kamçılamak; katetmek; (filmi) kesmek; (konuşma, kitap) kısaltmak; incitmek; görmezlikten gelmek; (k).dili derse gitmemek, informal asmak; fiyatını indirmek; durdurmak (sinema, fotoğraf makinası,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., biyol deriye ait, cilde ait, cildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). caketatay, bonjur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili cana yakın, şirin, sevimli; cilveli; (leh). zeki; kurnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili cici kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). tırnakların etrafını çevreleyen ölü deri; (bot). kutikul; epiderma, üst deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kütin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). cildin ikinci tabakası, derma, altderi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bahriye kılıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bıçakçı. cutlery (i). çatal bıçak takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pirzola, kotlet, külbastı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kestirme yol; (bir imtiyazın) sona erme tarihi. cutoff point sona erme noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesilerek şekil verilmiş şey; siluet; (elek). cereyanı kesen cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski yankesici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaçtan yassı bardak. 2. Rom gibi ısıtıcı bir mayi konan ve seyahat sırasında taşınan, ağaçtan yassı ve ağzı dar kap. Çutra balığı = Yassı burunT lu ufak mercan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesici; (den). kotra; (den). beş çifte filika; hafif tek atlı kızak. revenue cutter gümrük gözetme botu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). amansız; (i). katil, katil tipli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). iki vuruşlu ölçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kesme, kesiş; (sin). kesim; (bahç). aşı kalemi; (s). keskin; acı, içe işleyen (rüzgâr, söz); dondurucu; inciten. cutting angle (mak). kesme açısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mürekkep balığının cilacılıkta kullanılan iç kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mürekkepbalığı, (zool). Sepia officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili maskara kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). talimar kayak tığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fisto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danaburnuna benzeyen ve otsu bitkileri yiyen bir kurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Çuval.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahıl, un, kömür ve buna benzer şeyler koymaya mahsus olarak Çulluk kaba yün, kınnap veya pamuk dokumasından yapılmış büyük kese: Un, şeker, sabun çuvalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sack. bag. carryall. holdall. hold-all. gunny. gunny bag. poke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. sack. jug bag. carry all packing cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çuval, F. dûhten = dikmek), (bk.) Çuvaldız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çuval ve ona benzer çul vs. dikmeye mahsus büyük iğne. Ekseriya ucu yassı ve eğrice olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

packing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awl. sewing awl. drawing awl. packing needle. bodkin. bat needle. pack needle. prod. packthread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başaramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. to bag. to put in sacks. to fail. to flunk. to fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fail the class. to fail sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوی] arayan. 2.arama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوی] çay, ırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akar su, nehir, dere, çay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nehir, dere, akar su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) CÜyân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arayıcı, tâlip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جویبار] ırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arayıcı, araştırıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوینده] arayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Arayıcılık, araştırıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ceyş). Ceyşler, askerler, (bk.) Ceyş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (feyz’in cem’i olan füyûz’un cem’i). Feyzler. (bk.) Feyz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CÜZ’) (i. A.) (c. eczâ). 1. Bir bütünün mürekkep olduğu kısımlardan beheri, küll mukabili. 2. Kısım, parça, bölük. 3. Kur’an’ın bölündüğü otuz cüz’ün beheri: Amme cüz’ü, Tebâreke cüz’ü 4. El yazısiyle yazılı kitapların beheri, on yaprak yani 20 sayfadan ibaret bölükleri. 5. Basılı kitapların bir defa’da basılan sekiz, on altı yahut otuz iki sahifesi (forma), veyahut parça parça neşrolunanlarının beher parçası, fasikül: Cüz cüz neşrolunuyor; kaçıncı cüz’ü çıktı? (kimya). Cüz-i ferd = Bir cismi terkip eden ve her biri ayrı olup sırf çekici ve uzaklaştırıcı kuvvetler yardımıyle birbirini tutarak bitişik gibi görünen zerrelerin beheri. Atom. Cüz’-i lâ-yetecezzâ = Eski felsefede her cismin artık bölünmeyecek dereceye varan en küçük zerresi, atom. (c.): Eczâ. Eczâ-yı şerife = Kur’an-ı Kerîm’in otuz cüz’ü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. part. section. fragment. piece. particle. element. fascicle of a book. tone. tract. fraction. subdivision. ingredient. fascicle. integral. portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Bir çeşit süsleme olan hâlkârîde görülen gül motifinin bir nev’i.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Eskiden mahalle mektebine giden çocukların alfabelerini ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mücellitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kur’an’ı okumayı öğrenen talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Götürü pazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Miskin hastalığına tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. cüzâzât). Kırıntı, kesinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: cüz’-dân). Para, evrak koymaya mahsus kitap kabı şeklinde veya küçük çantaya benzer çeşitli şekillerde mahfaza ki, büyüklüğüne göre cepte veya elde taşınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. purse. billfold. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. letter case. pocketbook. portfolio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(itas. A.) («cezir» den) (botanik). İnce kök, kök dalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük ada, adacık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. trifling. slight. small.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. small. trifling. partial. fragmentary. nominal damages. inappreciable. inconsiderable. little. slight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzeliyye tarîkatinin şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cezir). Cezirler, (bk.) Cezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CÜZ’İ TAM)(i. A). Birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cüzâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cüz» den imen.) (mü. cüz’iyye) (c. cüz’iyyât). t. Bir şeyin bütününe ait olmayıp hususî olan: Küllî ve cüz’İ. 2. Az miktarda, pek az: Cüz’İ masrafla, cüz’İ himmetle vücude gelir. 3. (mantık). Mânâsı tasavvur olunduğunda ortaklık kabûl etmeyen. = c. Ufak tefek ve ehemmiyetsiz şeyler: Cüz’iyyât ile uğraşıyor; cüz’iyyât kabilinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Atom.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Az miktar, pek az, ehemmiyetsiz surette: Kolu cüz’İce zedelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cüz’İ’nin c. 1. Ehemmiyetsiz, değersiz, ufak tefek şeyler. 2. Mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Azlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبن] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جدا] ayrı. cüda kalmak, ayrı düşmek, uzak kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جدایی] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدران] duvarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جفت] çift.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جفته] çifte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهلاء] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهال] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلاه] dokumacı, çulhacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلوس] oturma. 2.tahta geçme. cülûs etmek tahta geçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلوسيه] tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan hükümdar için yazılan şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمجمه] kafatası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمل] cümleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمله] bütün, tüm. 2.tümce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جملة] tümüyle

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمود] donukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمودیه] buzul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چن] gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنبان] sallayan. 2.sallanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنبش] kıpırtı, hareket, sallanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جند] asker. 2.ordu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جندی] usta binici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) binicilik, at binme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنحه] küçük suç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چونکه] çünkü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنود] askerler. 2.ordular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرم] suç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جروف] maden atığı, maden posası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جثه] gövde, yapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چست] çevik, kıvrak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چستی] çeviklik, kıvraklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جست و جو] arayış, arama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوال] çuval. cüvân bk. civan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوال] çuval.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوالدوز] çuvaldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزء] parça. 2.medrese alfabe kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذام] cüzzam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جزئدان] para çantası. 2.evrak çantası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزئی] çok az.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزئيات] küçük şeyler, önemsiz şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital kodları, işitsel analog sinyallere çeviren bir IC Yongasıdır. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Deniz suyu devinimlerinin oluşturduğu gücün enerji üretiminde kullanılabileceği, potansiyel yenilenebilir enerji kaynağı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Şam; Şam çeliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davul çalan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timpanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Az ısı açığa çıkararak, yüksek düzeyde dengeli, yüksek güçlü Doğru Akım (DC) voltajları oluşturmada kullanılan bir elektronik yöntem. Bu özellik, mükemmel bir çıkış kafa alanı sağlayacak şekilde en iyi amplifikatör performansı sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). yatık; eğilmiş, uzanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da onbaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). çaprazvari geçmek; X şeklinde geçmek; (s). X şeklinde, çaprazvari .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dedikoduyu sever. Osm. nemmâm, suhançtn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy. scandalous. gossipper. gossipmonger. scandalmonger. taleteller. back biter. backbiter. tittle-tattle. babbler. newsmonger. peddler. pedlar. retailer of news. talebearer. tattler. telltale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossiper. flibbertigibbet. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). On metrelik uzunluk birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decameter. decametre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demiryolu işlerinde çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea trip / voyage. sea journey. passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dişleri olan. denticulated (s). diş1i.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage business. storage operation. storekeeping. storing business. trade of storing. warehouse company / concern. warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-freezer. deep freeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fathom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karanlık, Ar. muzlim: Şeb-i deycûr = Karanlık gece.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güç, zor, müşkül, çetin; geçinilmesi zor, huysuz, inatçı: titiz, müşkül pesent: zor anlaşılabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük zorluk, müşkülât: güç şey, engel, mânia: nazlanma, itiraz; sıkıntı, problem. be in difficulties parasız kalmak. make veya raise a difficulty güçlük çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگرکام] başkalarını düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, cesten = istemek). Gönlün istediği, arzu olunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلجو] gönlün aradığı, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dentifrice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir alışkanlıktan vazgeçirmek, bir itiyadı bıraktırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir şeyden diğerine atlayan; tutarsız, ipsiz sapsız; infotmal daldan dala konan; mantıkî yoldan sonuca varan. discursively (z). bir şeyden diğerine çabuk atlayarak, tutarsızlıkla. discursiveness (i). bir şeyden diğerine çabuk atlama, tutarsızlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor disk; disk atma sporu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müzakere etmek, görüşmek, münakaşa etmek, tartışmak. discussant (i). bir toplantı veya seminere katılan kimse, konuşmacı. discussible (s). münakaşa edilebilir, müzakeresi mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müzakere, görüşme, münakaşa, sözlü veya yazılı tartışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yük veya sıkıntıdan kurtarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break of discipline. disciplinary offense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). belge, vesika; senet, delil; (f). tevsik etmek, belgelerle ispat etmek. documenta'tion (i). tevsik, belgelerle ispatlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dökümanter, belgelere dayanan, belgesel, yazılı. documentary bills vesikalı poliçeler. documentary credit (tic). vesikalı kredi. documentary film belgesel filim, dökümanter filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernaturalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima doğru söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthful. righteous. true-blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthful. veracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truthful. veracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğrucu olma hali. 2. (felsefe). Tanrı’nın bize verdiği bilgilerin doğru olduğu prensibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veracity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viviparous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

founder. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundryman. founder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry work. cast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi.). Dokuz derecesinde olan, sekizinciden sonra gelen. Ar. tâsî: Dokuzuncu gün; on dokuzuncu; yüz dokuzuncu vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ninth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ninth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolmuş yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolmuş yapma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

para transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. frosty. cutting. nipping. perishing. freezer. deep-freezer. chilling. refrigerant. cryo-. frigid. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. cold. chilling. perishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer. converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transforming. converting. convertor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Osm. istihâle ve tahavvül etme nazariyesi. Lamarck’ın ortaya attığı ve Darwin’in geliştirdiği nazariye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi). Dört derecesinde bulunan, üçüncü ile beşinci arasında olan. Ar. râbî: Dördüncü gün, dördüncü kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fourth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fourth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Niyeti, meramı dostun meramına uygun olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستکام] dost canlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competent. satisfactory. satisfying. filling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling. satisfying. satisfactory. convincing. persuasive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. decâc, dicâc, dücâc). Tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdük çalan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dürten, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. thought-provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadınların sürdükleri boyaları yapan ve satan adam. 2. Geline düzgün süren kadın.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

E-kitap okuyucuları okuma konusundaki yeni kuşaktır. Sony’nin Reader’ı, 160 adete kadar orta boy e-kitabı her yere yanınızda götürmenizi sağlar. Normal bir karton kapaklı kitaptan daha küçük, daha ince ve daha hafif olan Reader, tıpkı bir müzik ve MP3 çalarda olduğu gibi elektronik kitapları anında karşıdan yükleyip aktarmanızı sağlayan yazılımla birlikte gelir. Waterstone’s.com/ebooks sitesinde, isterseniz PC’nizde veya dizüstü bilgisayarınızda ya da bir flaş bellek çubuğunda saklayabileceğiniz Reader kitaplığınıza ekleyebileceğiniz binlerce kitap bulunmaktadır. Reader kitaplara yer işareti koymanızı veya sayfadaki metni büyütmenizi sağlar; en son nerede kaldığınızı da hatırlar – siz hatırlamasanız da. Son derece uzun pil ömrü sayesinde şarj etmeden neredeyse 7.000’e yakın sayfa çevirebilirsiniz. Tatilde, trende, evde veya çalışma odasında, nerede kullanırsanız kullanın, E Ink® ekran teknolojisinin kağıda benzeyen kalitesi tıpkı gerçek kitaplarda olduğu gibi parlama olmayan bir görüntü sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğri büğrü, çarpık çurpuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ekvador Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Işık veren, parlayan, parlak nesne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evrensel; kiliselerin birleşmesine ait; bütün Hıristiyanlarca kabul edilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyan kiliselerinin evrensel birliği için uğraşan kimselerin düşünce ve prensipleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üfürükçü, büyücü, sihirbaz, eski Türkçesi arpağcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üfürükçülük, büyücülük, arpağcılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumurtalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birden bire söyleyivermek; atmak, fırlatmak, fışkırtmak. ejacula'tion (i). ünlem; (fizyol). dışarı atma, fışkırtma. ejaculatory (s). ünlem şeklinde, birdenbire, ani, fevri (söyleyiş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Screen Saver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Quito.

Nüfus: 10.677.000.

Yüzölçümü: 269.178 km2.

Komşuları: Kuzeyde Kolombiya, doğuda ve güneyde Peru.

Önemli Şehirleri: Guaya quil, Quito.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İspanya, kuzey inka imparatorluğu olan bölgeyi 1633’te fethetti. 24 Mayıs 1822’de Kurtuluş güçleri Quito yakınlarında İspanyolları yenilgiye uğrattı. Ekvator önce Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nin parçası oldu ama 13 Mayıs 1980’de ayrıldı. 1968’den itibaren sivil ve askeri diktatörlerce yönetildi. 1979’da askeri cunta idareyi demokratik sivil hükümete devretti.

1972’den beri ekonomi petrol ihracatına dayanmaktadır. Ekvator, 20 bin kişiyi evsiz bırakan ve ülkenin önemli petrol hatlarını harap eden 5-6 Mart depremini takiben 8.2 milyara yakın dış borcu nedeniyle faiz ödemelerini 1987’de erteledi.

Ülkedeki Hintliler 1990’larda daha fazla hak talep eden bir dizi protesto düzenlediler.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide geçki sırasında asıl makam ki, gidilen makamın zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. elektrikli sandalyede idam etmek; elektrik akımı vererek öldürmek. electrocu'tion i. elektrikle idam; elektrik çarpması sonucunda ölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söz söyleme sanatı veya yeteneği, hitabet, güzel ve etkili söz söyleme veya yazma, belagat. elocutionist i. belâgat sahibi kimse, hatip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. hadım etmek, enemek, burmak; kuvvetten düşürmek; (bazı kısımları çıkarmak veya sansür etme yoluyla) edebi bir yazıyı hafifletmek; s. kuvvetten kesilmiş; efemine, erkekliği olmayan. emascula'tion i. hadım etme veya edilme; kuvvetten düşürme, kuv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. necm). Necmler, yıldızlar, (bk.) Necm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, incumber f. engel olmak, mani olmak; yüklemek, zorunluluk veya sorumluluk altında bırakmak. encumbrance i. yük, engel, mâni; çocuk, bakımından sorumlu olunan kişi; huk. borç, ipotek . without encumbrances çocuksuz; ipoteksiz, ilişiksiz. encumbrancer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meclis, cemiyet, şûrâ: Encümen-i dâniş = Akademi. Encümen-i teftiş ve muayene = II. Abdülhamid devrinde sansür komisyonu (halk dilinde Evcimend = Bir yere toplanma, öbek olma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

council. committee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. council. meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toplantı yeri, meclis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Akademi, ilim encümeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Siyasî encümen, politika kulübü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Isırgan otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i encüriyye = T. Isırgan çeşidinden bitkiler. 2. (tıp). Isırgan otunun temâsından hâsıl olan kabarcıklara benzer cild hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انجم] yıldızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ انجمن] topluluk. 2.dernek. 3.heyet. 4.komisyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. T.). Sade kendi menfaat ve istifadesini düşünen, menfaatperes

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ince zevk sahibi kimse (bilhassa yemek, müzik, sanat v.b.'nde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Epikür felsefesi taraftarı, epikürcü; keyfine ve boğazına düşkün kimse; (s.) Epikür veya felsefesine ait; zevk ve safaya düşkün epicureanism (i.) epikürcülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. felsefe). Filozof Epikür tarafından kurulan ve talebeleri tarafından geliştirilen doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhterem, muazzez, şerefli, değerli, saygı değer (aslı: ercmend).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ERCUVANİ (i), (bk.) Erguvan, erguvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) 1.Erguvan çiçeği. 2.Kızıl şey. 3.Kırmızı kadife. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارجمند] değerli, saygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. rakam). Rakamlar, sayılar, (bk.) Rükün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارقام] rakamlar. 2.yazılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam’ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru’l-Erkam olarak ulaşmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yenilebilir; (i.) yiyecek, sebze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armalı kalkan, arma; (den ) geminin isim tabelâsı; anahtar deliğinin etrafındaki süslü madeni çerçeve. a blot on his escutcheon şerefine sürülmüş leke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner camp. prison camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun okunur) (i. A. c.) (m. sakam), (bk.) Sakam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) boşaltmak, tahliye etmek; (tıb.) vücuttan çıkartmak, boşaltmak. evacuant (i.), (s.), (tıb.) müshil. evacua'tion (i.) oşaltma, tahliye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tehlike yerinden uzaklaştırılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «encümen» den galat). 1. Top, yğın, küme, toplanma: Gelin bir evcümend olalım. 2. Toplu idareli, evini muntazam tutan: Evcümend bir kadın (bu ikinci mânâ hem top ve toplu mânâsından hem de «ev» den çıkmış sanılmasından doğmuştur).

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Böyle bir soruyu ilkçağlarda okyanus kıyısında yaşayan bir kişiye ‘bu denizlerin sonuna yolculuk nasıl olurdu’ diye sorsaydınız herhalde hayal gücünü bile kullanamazdı. Biz bugün evren hakkında o zamanın insanının dünya hakkında bildiğinden daha çok şey biliyoruz.

İimdilik bilebildiğimiz kadarıyla evrenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için gelin hayali bir uzay aracı ile hayali bir uzay yolculuğuna çıkalım ve içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin ikizi Andromeda galaksisine bir gidip gelelim.

Tabii bu uzay aracının hızı dünyamızdaki yolcu uçaklarınınki kadar, yani saatte bin kilometre civarında olursa, Güneş’e bile varmak yıllarca sürer. Onun için aracımızın hızının ışık hızı, yani saniyede 300 bin kilometre olduğunu varsayalım. Bu hızı tahayyül edebilmek için bir silahları çıkan merminin hızının saniyede bir kaç kilometre olduğunu belirtelim.

Dünyadan hareket eder etmez, bir saniyeden biraz fazla bir süre içinde Ay’ı sollar, 8 dakika sonra Güneş’te oluruz, Güneş’in sıcaklığından bir an evvel kurtulmak için yolumuza devam edersek 5,5 saat sonra gezegenleri arkamızda bırakarak Güneş istemimizden çıkarız. Buraya kadar 6 milyar kilometre yol gelmişizdir ve geriye dönüp baktığımızda artık Dünya’nın yanında Ay’ı seçemeyiz.

Güneş sisteminden çıkarken rotamızı en yakın yıldıza çevirelim. 4 yıl 3 ay sonra Proxima Centauri’ye varırız. Buralardan artık Güneş sistemimizin devleri Jüpiter ve Satürn de dahil hiç bir gezegen gözle görülemez sadece Güneş sönük bir yıldız olarak gözümüze çarpar.

Madem hayali bir seyahat yapıyoruz, burada geçen ömrümüzün de sınırlı olmadığını kabul edelim. 20 bin yıl sonra içinde bulunduğumuz yıldız grubu Samanyolu’nun sınırına ulaşıp dışarı çıkarız. Burada artık Güneş de gözden kaybolur. Bir kaç yüz bin yıl daha boşlukta gidip geriye baktığımızda 100 milyar yıldızdan oluşan Samanyolu’nu hızla dönen büyük bir girdap gibi görürüz.

İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisine diğer ülkeler mitolojiden kaynaklanan, ‘süt’ veya ‘sütlü yol’ anlamında ‘Milky way’ adını vermişlerdir. Anadolumuzda ise bu yıldızlar topluluğu, saman çalan bir hırsız kaçarken dökülen samanlara benzetilip ‘Saman uğrusu’ adı verilmiş bu ad zamanla Samanyolu’na dönüşmüştür.

Güneşimiz 4,5 milyar yaşındadır ve Samanyolu’nda bir turunu 220 milyon yılda tamamlar. Yani Güneş, gezegenler ve biz, bugüne kadar galakside 20 turu tamamlamış bulunuyoruz. 22 milyon yıl sonra yirmi birinci tur da tamamlanmış olacaktır. Son tur başladığında dinozorlar dünyada ortaya çıkmışlardı. Bir turda dünyada olup bitenlere bakın.

Dinozorlar 21. tur bitmeden dünyadan silinip gittiler. İnsanlık tarihi ise ancak 200 bin yıl evveline kadar gidebiliyor. Afrika’da bulunan, insanı andıran maymun kalıntıları ise 3,5 milyon yıllık, yani Taş Devri’ çizgi filmindeki Fred’in hiç bir zaman bir dinozoru olamadı.

Neyse biz yolculuğumuza devam edelim. Bu arada gözümüze bizim Samanyolu’na benzer başka yıldız grupları da çarpar. Bunlardan en yakın olanına 400 bin yıl sonra ulaşırız. Işık hızı ile yoluna devam eden uzay aracımız 3 milyon yıl sonra Samanyolu’nun ikizi olarak bilinen Andromeda galaksisini de geçerek galaksiler grubunun dışına çıkar ve daha büyük bir boşluğa dalar.

Aslında biz dünyadan baktığımızda bu mesafeden 3-4 bin kat daha uzak gök cisimlerini de gözlemleyebiliriz ama iyisi mi boşlukta kaybolmaktansa artık geri dönelim, evimize varmak için daha 3 milyon yıllık yolumuz var.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) suçsuz çıkarmak, temize çıkarmak, tebriye etmek. exculpa'tion (i.) beraat, temize çıkma, tebriye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dışarı akan; (bot.) ana gövdesi uzamış olan; fizyol kalpten akan (kan ).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gezinti, yolculuk, kısa süreli seyahat; (mak.) yarım titreşim veya devir hareketi; bu harekette alınan mesafe. excursion ticket özel bir tur için indirimli gidiş dönüş bileti. excursion train özel indirimli tren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dolaşan, belirli bir çizgi takip etmeyen, kararsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arasöz; konu dışına çıkma, konudan ayrılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özür, mazeret, bahane, sebep; özür dileme; izin verme, izin, hâk verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) affetmek, mazur görmek, göz yummak, kusura bakmamak; suçsuz çıkarmak, haklı çıkarmak; from ile izin vermek, müsaade etmek. Excuse me özür dilerim, affedersiniz, kusuruma bakmayın. excuse oneself özür dilemek, izin istemek. excusable (s.) affedilebili

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) icra eden kimse; konser veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) icra etmek, tatbik mevkiine koymak, yürürlüğe koymak; başarmak, üstesinden gelmek, yapmak, etmek; idam etmek, hükmü infaz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) infaz, idam; yerine getirme, ifa, icra, tatbik etme, uygu lama, yapma; (güz.) (san.) yapış veya yapılış tarzı, icra usulü. executioner (i.) cellât, idam hükmünü tatbik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) idareci, yetkili şâhıs; (s.) idareci durumunda olan, yetki sahibi, icra salâhiyeti olan, kanunları yapan. executive officer (den.) ikinci kaptan, (çoğ.) güverte subayları. executive power icra kuvveti, yürütme yetkisi. executive session gizli c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) icra eden kimse; (huk.) vasiyet hükümlerini yerine getiren kimse. exec'utory (s.) icrai.; (huk.) ileride veya belirli şartlar altında yürürlüğe girecek olan. exec'utrix (i.), (huk.) vasiyet hükümlerini yerine getiren kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ders programı dışında kalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu için kullanılan kadeh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başka şeyler arasında, başlıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in essence. essentially. in brief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ. lae) ,(astr.) güneş yüzündeki parlak nokta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yetenekli; seçimli,ihtiyari, mecburi olmayan; bir hassa veya melekeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hassa, meleke; güç, iktidar,yetenek, kabiliyet, kuvvet; (A.B.D.) bir okulun öğretmen kadrosu; bir üniversitenin öğretim üyeleri (topluca); üniversite dalı, branş, fakülte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Temastan muhafaza için halatı tel ile veya katranlı sicimle sarma: Façuna etmek, façuna maçunası = Bunu yapmaya mahsus Alet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa kesilmiş bir saç modeli (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. lae) (i)., (kim). nişasta fekül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çamur, bulanıklık; tortu, posa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çamurlu, tortulu, bulanık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). verimli, doğurgan; mahsuldar, bereketli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gebe bırakmak, döllemek, ilkah etmek; verimli bir hale getirmek, bereketlendirmek, mümbitleştirmek. fecunda'tion (i). dölleme; bereketlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğurganlık, veludiyet; verimlilik, müsmirilik; yaratıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çayır otu, (bot). Festuca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (Ar. fursat, Fars. cüsten = aramak). Fırsat arayan,” bekleyen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumruk yumruğa kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Ar. fitne = fesat, Fars. cüsten = aramak). Fesat arayan, iş karıştırmaya vesile arayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pamuk gibi top top olmak (bulut); topaklamak (toprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yün yumağına benzer ufak topak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yün gibi yünlü; pamuğu benzer ufak ufak parçaları olan; top top yünle kaplı. flocculence,-cy (i). yün gibi olma top top olma, topaklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. li) (i). yün yumağı gibi herhangi bir şey; (anat). beyinciğin bir kısmı: (astr). kalsiyum ile hidrojenden ibaret olup güneşin çevresinde bulunan ve buluta benzer şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiçek yetiştirme, çiçekçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flurcin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flute player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flautist. flutist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fl utist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. cuses, ci), (f). (ed veyased, ing veya sing) odak, mihrak: belirli bir noktayı iyi görebilmek için göz veya aleti ayar etme; (mat). odak noktası, faaliyet merkezi; (f). bir noktaya getirmek, odağı ayar etmek; dikkatini toplamak. in focus o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Günah, Ar. mâsiyet, sefâhat, fuhşiyyât, zinâ: Fücûr-ül-karâbe = Şer’an nikâh düşmeyen yakın akraba arasında zinâ. Fransızca: inceste.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. fuci) (i)., (bot) esmer deniz alglerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i tel tel, lifli; i inişli çıkışlı arazilerde kullanılan ve ara baları kablo veya halatla çekilen şimendi fer hattı, füniküler funicular railway kab lo ile işleyen dag demiryolu ve katarı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i (ço li) ince lif

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرصت جو] fırsatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Futbol oyuncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

football player. footballer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footballer. football player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soccer / football player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فجور] yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Kulak tırmalayıcı sesi ifade eder: Kuyunun çıkrığı gacır gucur dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night flight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazinedar, hazîne bekçisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. diz gibi mafsalları olan; diz gibi bükülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. söz söylerken el hareketleri yapmak, jestler yapmak. gesticula'tion i. jestler yapma. gestic'ulator i. konuşurken eliyle hareketler yapan kimse. gestic'ulatory s. jest kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Bulgarca’dan). Tek parça tulum postundan yapılan kalın ve kaba kürk ki, yolcular ve bekçilerle soğuklarda durmak mecburiyetinde bulunanlar giyer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subsidence. cave in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Bazı kimyevi maddelerin yahut elektrik, ısı, ışık gibi kuvvetlerin tesiriyle protoplazmanın yer değiştirmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pirelenmek, (bk.) Kocunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take offense. to take offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take offense at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ölmek, vefat, irtihal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletme, şed, Fr. transposition.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletmek, şed yapmak, Fr. transposer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Naklettirmek, yerini değiştirtmek, Osm. rlhlet ettirmek: Bu soğuk, leylekleri götürecektir. 2. Kakıp sokmak, batırmak: Kazığı yere göçürmek. 3. Yutmak, hırsla yemek: Herif bir tepsi böreği göçürdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Göçürme İşine mevzu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. musiki). Asıl durağından başka .bir perdeye nakledilmiş, şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaz benekli mavi, maviye çalar çil renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorer. goal-scorer. kicker. executioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tank. water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

golfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gömen, defneden. 2. Yiyeceklerini yerin içine gömen bazı kuşlara denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derici, saraç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gondolier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gondolier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Bilginin yalnız görgü ve denemelerden çıktığını ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gören, bakan, Ar. nâzır. 2. Gelinlik kız arayıp bulmaya giden kadın: Görücüler geldi. Kız büyüdü, görücülere çıkıyor. Görücüye çıkmak = 1. Görücü gezmek. 2. Görücünün karşısına çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman sent to find a prospective bride. woman sent to see a marriageable girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman sent to see a prospective bride. match-maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eliminator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden, muharrem ayında ilâhiler okuyarak dilenen kimselere denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashy. glaring. meteoric. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaring. gorgeous. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekçi, Fars. dîde-bân, nigeh-bân. 2. Nöbetçi, karakol. 3. Casus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watchman. observer. look-out. lookout. spotter. picket. usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookout. scout. sentinel. watchman. oculist. invigilator. oculist göz hekimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watchman. invigilator. lookout mean. scout. sentinel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekçilik. 2. Nöbetçilik. 3. Casusluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observing. scouting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician. wearing glasses. hooded. spactacled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Biga'daki Kocabaş Irmağının tarihi ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engraver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picheter. picket. strike picket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karakış, erbain (eski kelime). 2. Bez tarağı arkasında ağız açan iplikten tarak: Gücü deyneği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearness. leaf. reed. weaving reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consuming power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetsiz, zayıf, gevşek. Gücük ay — Şubat ayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hayvanları yöneten sürücü. 2. Sürüyü sevkeden, çoban, Ar. râİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. funny. comedian. laughable. risible. screaming. waggish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smile. chuckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Gümrük memuru, müdürü: Gümrükçülerin kendilerine mahsus kıyefetleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs officer. revenue officer. landwaiter. gauger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs officer. customs agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs officer / agent. coastal waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silversmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşi, okulu gündüz olan. 2. Gündüzleri içki kullanan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on day duty. day student. outcollege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÜRCİ) (hi.). Güney Kafkasya’nın Gürcistan ahalisinden olan ve Gürcü ce konuşan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

georgian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Georgian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Gürcülerin tarz, usûl veya dilinde olan, Ar. ve Fars. Gürcî. Gürcülerin tarz, usûl ve dilinde: Gürcüce söylemek, giyinmek. 2. Gürcü dili: Gürcüce Kafkas dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

georgian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok gürültü ve şamata yapan, şamatacı, her işi gürültü ile yapan: Pek gürültücü bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy. tumultuous. tumultuary. boisterous. blatant. bouncing. obstreperous. rackety. ripsnorter. rough. turbulent. rioter. roisterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noisy. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racketiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç tıraşı; saç kesilme biçimi. I want a haircut. Saçımın kesilmesini istiyorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (akkâm’dan galat), (bk.) Akkâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum vitae. biography. short autobiography. personal history. life history. enlistment engagement record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük dairelerde aşçıların yalnız hamur işlerini yapanı. 2. Fırında ekmeğin hamurunu yoğurup hazırlayan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kelepçe; (f.) kelepçe vurmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savaş arayan, kavga çıkarmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük veya az itibarlı kadın, kadıncağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). 1. Küçük havuz. 2. Sidik borularının böbrekle birleştiği yerdeki kısımda huni biçimindeki genişlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imagination. imaginative power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiss of life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همچو] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Herkül'e ait; Herkül gibi kuwetli; Herkül'ün yaptıkları gibi çok güç veya tehlikeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Herkül; çok kuwetli adam; (astr). kuzey burçlanndan biri, Herkül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Birbirine karışma, karışıklık, alt üst.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هرج و مرج] kargaşa, dağınıklık, düzensizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amber çiçeği; bamya ve ona benzeyen birkaç çeşit bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hıçkırık; (f). hıçkırmak. the hiccups hıçkırık tutması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattan palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bilgisayarlarda kullanılan bir çok sürücüdekine benzer, yüksek erişim hızı ve yüksek düzeyde güvenilirlik sunan bir sürücü mekanizması.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak; sarhoş etmek, sersemletmek; içine uyuşturucu madde katmak (içki).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sihirbazın sözleri; göz boyayıcı hareketler, hokus pokus; hokkabazlık, hile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودکام] kendini beğenmiş, kendini düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hologram AF (Otomatik Odaklama), zayıf aydınlatma koşullarında odaklamanın yapılması için lazer hologramı kullanır ve odaklamanın daha doğru yapılmasını sağlar. Sistem Lazer Sınıf 1 şartnamesinin gereklerini yerine getirdiğinden, insan gözü için yüksek düzeyde güvenlik sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban teresi çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden tere tadında bir dağ bitkisi (epidium campestre).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçıvanlık, bahçecilik, çiçekçilik. horticul' tural s. bahçıvanlığa ait. horticul'turist i. bahçecilik uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM veri hizmetlerine göre kanal başı %50 daha fazla hız sağlayan biralt yapıdır. Paket yönlü çalışan GPRS’e karşı HSCSD kapasite yönlü çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Az.). Az uyuma, uykusuzluk, uyanık durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hücû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜCUM) (I. A.), t. Saldırma, üstüne yürüme, birden koşma. Üşüşme, Ar. savlet: Köpek üzerimize hücum etti; arılar bize hücum ettiler. 2. (askerlik). Savaşarak düşmanın üzerine saldırma, basma: Kaleden hücumla çıktılar: Süvarilerin piyade üzerine hücumu. 3. (tıp) Vücudun bir yerine kan vesaire birikmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault. attack. breakthrough. onrush. push. sortie. onset. charge. a storming. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault. attack. charge. rushing together. verbal attack. strong criticism. aggression. at them. incursion. onrush. onset. onslaught. pressure. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assault boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Hücreler odalar. 2.Kur’an-ı Kerim’in 49.suresinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâkim). Hâkimler, yargıçlar, (bk.) HAkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hukuku meslek edinen kimse (asıl mânâsı: hukuk müthassısı, hukuk bilgini).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. legist. lawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. lawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. barrister. gentleman of the robe. jurisconsult. counsellor at law. lawyer. legist. legal practitioner. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal career. law business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telaş, acele koşuşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجوم] saldırı, akın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجرات] hücreler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکام] hakimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Sebep ve gaye gösterir: Sizi görmek için buraya geldim. Herkes geçinmek için çalışır. 2. Sebep gösterir: Hasta olduğu için gelemedi. Olduğundan, olduğu sebepten. Onun için ağlıyor: Ondan dolayı, o sebepten. 3. Uğrunda, yolunda: Herkes evlâdı için çalışır, sizin için yorulmuyorum. Onun için hayatını tehlikeye koydu. 4. Yemin: Allah için, evlâdınızın başı için. Niçin (ne için) = Ne meksatla: Niçin oturmuyorsunuz? Bunun için = Binaenaleyh: Bu sebepten dolayı. İsim ve zamirlerle beraber de kullanılır: “Ahmed için, kardeşim için, benim için, senin için, onun için, sizin için. Yalnız 3. şahıs zamirinin çokluğu müstesna olup: Onlar için denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İçin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükmsden masdar). Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, muhkem etme. bk. Tahkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A «kıyâm»dan masdar). (İkamet ile aynı kelime olduğu halde dilimizde mânâ ve kullanılış yeri büsbütün ayrıdır). 1. Oturtma, iskân: O yerde bir bölük asker ikame etmek elzemdir. 2. Kaldırma, kıyâm ettirme, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma: Delil ikame etmeye hâcet yoktur. Ikame-i hüccet = Protesto. İkame-I dâvâ = Dava açma, davaya kalkışma. İkame-i salât = Namaz kılma, namaza durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitution. stationing. posting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replacement. substitution. appointment. establishment. opening. appointment of a substitute or reversionary heir. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقامه] kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerine koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Oturma: İstanbul’da ikamet eden. Kışın şehirde, yazın yalı ve köşkte ikamet hoş olur. 2. (fıkıh) Cemaatla namaza başlanacağı vakit müezzinin seslenişi: İkamet getirmek. 3. Osmanlı devrinde siyasi bakımdan İstanbul’da oturması mahzurlu görülenlerin sürgün olmaksızın, ekseriya bir maaş veya görevle, padişah veya hükümet emriyle İstanbul dışında bir şehirde oturtulması: Filân yerde ikamete memur (eski kitaplarda mukim yerine «ikamet-sâz» ve «Ikamet-güzin» gibi alaca tâbirler kullanılması gülünçtür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residing. stay. dwelling. habitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitation. residence. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. residing. abode. habitation. inhabitancy. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقامت] oturma. 2.namaza durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dwell. to reside. to live (in a building , at a place. abide. domiciliate. hang out. inhabit. to hold state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İKAMET-GEH (i. F.). Oturulan yer, mesken: Yazlık ikametgâhı güzel bir yalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abode. domicile. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اقامتگاه] oturma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »lokma» dan masdar). Lokma lokma yutma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lekesiz, pak; saf; kusursuz. immaculately z. lekesiz olarak,tertemiz bir halde. immaculateness, immaculacy i. lekesizlik, pak oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parasız, züğürt, fakir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanlış; kusurlu, tam olmayan, hatalı; aslından farklı. inaccuracy i. tam olmayış, hatalı oluş; kusur, hata. inaccurately z. tam olmayarak, hatalı olarak, kusurlu olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendisini iyi ifade edemeyen; meramını anlatmaktan âciz; anlaşılmaz; dilsiz; ifade edilmemiş; biyol. mafsalsız, oynak yeri olmayan. inarticulately z. meramım anlatamayarak, ifadeden âciz bir şekilde. inarticulateness i. meramını anlatamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba gelmez, hesap edilemez; sayısız. incalculably z. hesaba gelmez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğuna sedef denilen, istridye cinsinden bir deniz hayvanının içinden çıkan kıymetli taneler ki, süs eşyası olarak kullanılır. Ar. lü’lü’ dür: inci takmak, dizmek. Pek beyaz ve küçük dişler için de söylenir. Inciçiçeği = Beyaz ve yuvarlak bir cins ağaç çiçeği. İnci tanesi = Pek güzel çocuk veya kız. Farsça dür-dâne. Ağzından inci saçmak = Çok tatlı konuşmak, güzel sözler söylemek. İncisoğanı = Bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bauble. trinket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trinket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözle kolay farkedilemeyen, göze çarpmayan; önemsiz, ehemmiyetsiz. inconspicuously z. göze çarpmayacak ekilde. inconspicuousness i. göze çarpmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) inci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuluçkaya yatırarak veya suni araçlarla civciv çıkarmak; mec. kafasında (plan) kurmak, belleğinde tasarlamak; tıb bir hastalığın bedene girmesiyle belirtisinin meydana çıkması arasındaki zaman boyunca gelişmek (mikroplar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuluçkaya yatma; civciv çıkarma; tasarlama; tıb bir hastalığm bedene girmesiyle belirtisinin meydana çıkması arasmdaki zaman boyunca mikropların gelişmesi, kuluçka devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuluçka makinası; suni olarak mikroorganizma geliştirme aygıtı; tıb içi her zaman doğal beden ısısını koruyan ve erken doğmuş bebekleri koymak için kullanılan kutu biçiminde bir aygıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. incubi, incubuses) kâbus, karabasan, ağırlık basması; kâbus gibi şey, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. talim etmek, öğretmek, tekrarlayarak kafasma sokmak, telkin etmek, aşılamak. inculca'tion i. telkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. suçsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suçlamak, suç yüklemek. inculpa'tion i. itham, suçlandırma. incul'patory s. suçlama türünden, suçlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş. görev, ödev; memuriyet; memuriyet devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. zorunlu, yükümlü, ödevli, görev olarak yükletilmiş; i. görevli kimse, memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. encumber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. özellikle 1500 tarihinden evvel Avrupa,da basılmlş kitaplar; baslı ilk kitaplar; bir şeyin başlangıç devirleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-red,- ring) maruz olmak; girmek, tutulmak, uğramak, yakalanmak, hedef olmak. incur a debt borçlanmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iyi olmaz, şifa bulmaz, devasız, düzelmez; i. iyi olmaz hasta. incurabil'ity, incur'ableness i. çaresizlik, şifa bulmazlık incur'ably z. şifa bulmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meraksız, kaygısız; lakayt, ilgisiz, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akın, hücum, saldırı. incursive s. akın eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., beysbol havada atıcıya doğru yönelen ve eğik olarak giden top atışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. incudes) i., Lat. ortakulaktaki örs kemikçiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazur görülemez, affedilemez, mazeret kabul etmez. inexcusably z. affedilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. icra etmeyiş, bir işi yerine getirmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zararsız, incitmeyen. innocuously z. zararsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aşılamak; ağaç aşılamak; mec. aşılamak (fikir). inoculable s. aşılanabilir. inoculation i. aşı; aşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dalları bir araya gelip bitişmek (bedendeki damarlar); bir araya getirip bitiştirmek. inoscula'tion i. bir araya gelip birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. emniyetsiz, sağlam olmayan, garantili olmayan, tehlikeli; endişeli. insecurely z. emin olmayarak, sağlam vaziyette olmayarak. insecurity i. emniyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aralarında cereyan eden; (tıb.) başka hastalığa karışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başkası ile konuşan kimse; ABD komedyen üçlüsünü sorularıyle yöneten ortadaki adam. interlocution (i.) konuşma, mükâleme, muhavere. interloc'utory (s.) konuşmaya ait, konuşma niteliğindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (biyol.) bir birine bağlanmak; birbirinin arasına girmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. intikamat). Oc, acı çıkarmak, Ar. sâr: İntikam almak, Osm. Ahz-ı intikam etmek = Oc almak, acısını çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. payoff. vengeance. vindication. retribution. nemesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. vengeance. reprisal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. vengeance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتقام] öc.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öc almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İntikam almaya meyilli, intikamını bırakmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revengeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengeful. revengeful. revenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengeful. vindictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انتقام جو] intikamcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) molekül içinde bulunan veya meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasın içine zerkedilen, kasın içini etkileyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) boşlukta, havasız yerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. neşeli, şen, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ipeka, (bot.) Cephaelis ipecacuanha; (ecza.) bu bitkiden yapılan ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. trace. clew. hint. inkling. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clue. cue. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tip. hint. clue. indication. lead. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) reddolunamaz, kabul olunması icap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

task force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labour force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tek renkli resimlerde ton farklılıklarıyla elde edilen aydınlık ve karanlık alanları tanımlar. Resimden önce ağaç baskıda uygulanan ışık- gölge karşıtlığı, figüre heykelsi bir görünüm kazandırır. Resim alanında önce Leonardo da Vinci` nin yapıtlarında uygulanmakla birlikte, Barok Dönemde yaygınlık kazanır ve Romantik Dönemde de yoğun duygusal etki yaratmak amacıyla kullanılır. Işığın verdiği imkânlar çerçevesinde sınırlanan kontur çizgisinin eriyip arka fondaki gölgeli kısma geçmesi ışık- gölge kullanımına dayalı kompozisyonların tipik özelliğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing card. card game. pack/deck of cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing card. any card game. deck of cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi.

O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.

Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür.

Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ‘spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir.

‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ‘sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır.

İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ‘sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Bir çeşit kâğıt oyunu: Iskanbil oynamak. 2. Umumiyetle oyun kâğıdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Bir cins kara kök ki, reçeli olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool-pigeon. grass. telltale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark. fortification. fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحکام] sağlamlık. 2.siper.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Köprü, yol gibi savaşla ilgili inşaat işleri ve bu işleri yapan askeri sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Doğruluk, dürüstlük, eğrilik zıddı: Çizginin, yolun, hattın istikameti. 2. Doğru, namuslu davranış, doğruluk, Ar. sıdk: İstikametten ayrılmamalı; istikamet insanı selâmete çıkarır. 3. Bir şeyin bir tarafa doğru uzanması, yön, yönelme: Sıra dağların istikameti doğudan batıya doğrudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction yön. doğrultu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. straightness. uprightness. integrity. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقامت] doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İstiklâl arayan, istiklâl peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şaka cinsinden, şakalı, şaka yollu; şakacı. jocularly z. şaka olarak. jocular'ity i. şakacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. neşe, neşelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu deneyi ilk olarak ABD Caiifornia’da Larry Walters, bildiğimiz çocuklar için olan uçan balonlarla değil meteoroloji balonları ile yapmıştır. Larry 42 tane balonu kendine bağlamış, kendisi de alimünyum bir sandalyeye oturmuş, emniyet olsun diye de yere bir halatla bağlanmış.

Tam yükselmeye başlarken yere bağlı halat kopmuş ve kontrolsuz bir şekilde 5 bin metreye kadar yükselmiş. Bundan sonra yanında bulunan tabanca ile yüksekliği kontrol için balonları tek tek patlatmaya başlamış. Bu arada yanında bulunan telsizle yakından geçebilecek uçakları ikaz etmeyi de ihmal etmemiş.

Balonları tek tek patlatarak inerken biraz da şanssızlığından, balonları bağlayan teller elektrik hatlarına takılmış ama sonunda yere sağ salim inmeyi başarmış. Bu üstün başarısından dolayı takdir bekleyen Larry’e ulusal havacılık kurallarını ihlal etti diye ilgililer çok kızmışlar ve cezalandırmaya karar vermişler. Bu hikayenin gerisi bilinmiyor ama biz hesap yolu ile kaç uçan balon bir insanın ayağını yerden kesebilir bulabiliriz. Bir litre helyum 0,18 gramdır. Bir litre hava l gramdır diye bilinir ama onun yüzde 80’inin nitrojen olduğunu düşünürsek bir litre hava, hemen hemen saf nitrojen kadar yani 1,25 gramdır diyebiliriz. Yani bir litre helyum, bir litre havadan yaklaşık l gram daha hafiftir.

30 santimetre çapındaki bir balonu tam küresel düşünüp hacmini hesap edersek 14.137 santimetreküp yani 14 litre eder. Helyumun bir litresi havadan l gram hafif olduğuna göre bu balon ucuna bağlanan 14 gram ağırlığı havaya kaldırabilir (balonun kendi ağırlığı ve ip ihmal edilerek).

Diyelim ki çocuğunuz 30 kilogram ağırlığında. Her biri 14 gram kaldırma gücündeki balonlardan 2.150 tanesini alıp eline verirseniz, bir anda yanınızdan kaybolup havalandığını görebilirsiniz, tabii teorik olarak.

Eğer daha büyük, 3 metre çapında bir kaç balon bulabilir ve helyumla şişirebilirseniz 55 kilogram ağırlığındaki eşinizi kaldırmaya 4 tanesi yetecektir.

30 metre çapındaki bir balon ise 14 ton ağırlığı kaldırabilir. Bu nedenle balon, zeplin türü hava araçlarının hacimleri çok büyüktür. Aslında bir litresinin ağırlığı 0,09 gram olan hidrojen bu işler için idealdir ama çok yanıcıdır, en ufak bir kıvılcım, patlamasına neden olabilir.

Hindenburg zeplininin bu nedenle başına gelenlerden dolayı zeplinle yolculuk tarihe karışmıştır. Helyum gazı kullanılarak tekrar eski günlerine dönmesi ümitle beklenmektedir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائم مقام] kaymakam. 2.yerine geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). J. Kalbur yapan ve satan adam. 2. Kalbur kullanarak bir şeyi kalburlayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Vaktiyle kalyonlarda çalışan deniz askeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kahır, dağıtma, kırma ve zaptetme, tenkil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Arzu maksat, Ar. maksûd, matlûb, murad, Fars. merâm, dil-hâh: Nail-I kâm olmak. Kim almak = Arzusuna erişmek. Be-kim = Arzusuna erişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Crooked; awry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cam. shaman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lust, one of the weaknesses. crooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lust, one of the five weaknesses. to love, to be in love with, to wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by