Kam-ver ne demek? | Kam-ver anlamı nedir? | Kam-ver

Kam-ver anlamı nedir?

Kam-ver ne demek?

Kam-ver anlamı nedir?

Kam-ver | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kam ver

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteğine erişmiş, bahtiyar, ikballi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominate. entitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). zarf. adverbial (s). zarfa ait adverbially (z). zarf cinsinden olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhalif kimse, düşman , hasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, muhalif, ters, karşı, aksi. adversely (z). karşı olarak, muhalefet ederek. adverseness (i). terslik, zıtlık, muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zikretmek, ima etmek, dokundurmak , hissettirmek. advert to (-dan) bahsetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hüküm). Hükümler. (bk.) Hüküm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احکام] hükümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -1.Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2.Zeki, akıllı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, kesintiye uğrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure. sterility. barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقامت] verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Deve kiralayıcısı, deve ile, ücret karşılığı eşya taşıyan adam. 2. Hacca Surre-i Hümâyûn ile birlikte giden hademe ki, gidişten önce İstanbul’da törenle dolaşırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar and confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek makam = yer), yeri yüksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receive transmit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transceiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی مقام] yüksek makamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Satınalma işi: Ben alışverişe çıkıyorum. 2. Alım satım işi: Geçen ay alışveriş çok durgundu. 3. Münasebet: Benim, seninle bir alışverişim yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shopping. buying and selling. trading. deal. connection. dealing. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealings. shopping. trade. buying and selling. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. shopping. dealing. custom. trading. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Derhal almak, hemen alıp geçmek. 2. Derhal satın almak, hemen mübayaa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Acılık, acı tat. 2. Acı hıyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genetic endowment. natural endowments. flair. innate. native gifts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - İran’da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eleştirici bir şey söylemek, tenkit edercesine söz söylemek. animadversion (i). eleştirme, tenkit, kınama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıl dönümü, senei devriye; yıl dönümünü kutlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köleliğe karşı, kölelik aleyhtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

aft, aft humması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. interspace. pause. recess. remit. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a break. to take a break. intermit. interrupt. recess. to give time off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabic numerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algorism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarlarına yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beyan ve iddia etmek, katiyetle bildirmek. assevera'tion (i). iddia, soyleme, beyan, söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çevirmeye gerek olmaksızın kasetin her iki yüzünü de çalana sistem.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video bilgisiyle birlikte ek yardımcı (AUX) verisi de kaydedilir. Bu bilgi, kayıt tarihi/saatini, Geniş/PALplus bilgisini ve kaydedilen resim kaynağını içerir. AUX verisi, DHR-1000 tarafından da okunabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Averden» fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline dahil olur). Getirici, taşıyıcı, sahip, mucip, bâis: Reşk-Aver = Gıbta, çeken, imrenilen. TSb-Aver = Kudrete malik, kudretli. ZûrAver = Kuvvet sahibi, kuvvetli. PeyâmSver = »aber getiren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia etmek, kuvvetle söylemek, ispat etmek, tahkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. average

1. ortalama, 2. sp. sayı farkı

1. İki veya ikiden fazla sayının toplamının toplanan sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen (sayı). 2. Futbol vb. karşılaşmalarda bir takımın elde ettiği sayıların, karşı takımın elde ettiklerine oranlanmasıyla bulunan sayı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibni Rüşt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). to ile karşı, aksi fikirde olan, muhalif; çekinen, içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten çekinen. averseness (i). çekingenlik çekinme, içtinap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başka tarafa çevirmek, yön değiştirtmek; önlemek, menetmek, defetmek, bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut AVKIMAK (f.). Sıkıp ufaltmak, eğmek, ezmek ufalanmak, dağılmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعور] tek gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şöförün hareketlerine müdahale eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şah Avrangzeb’in gözde kadınlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baklagillerden bir ağaç; odunundan kırmızı boya çıkarılır Anavatanı Brezilya’dır. 2. Has olmayan her türlü boya (Hamatoxylon compeachianum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash dispenser. cashomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Meyveli, meyve veren. 2. Faydalı, semereli, iyi netice veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. 2. mec. Faydalı, faydayı mucip, iyi netice veren, yararlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışçı olan, barış içinde yaşamaktan hoşlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifist. pacific. peaceful. unwarlike. pacifist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifist. peaceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peaceableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pacifism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارور] verimli. 2.meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin birleşerek teşekkül ettirdiği makamlar. Hepsi 13 tanedir: Çârgâh, BÜselik, Kürdi, Rast, Uşşak, Hüseynî, Nevâ, Hicâz, Hümâyûn, Uzzâl, Zengûle, Karcıgâr ve SÜznâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a chairman. office of president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Yaverlerin başı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first aide-de-camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hekim, doktor.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (be = bağlama edatı, kâm = istek). İsteğine, meramına kavuşan, nail olan, arzu ettiğine erişen, mesut, bahtiyar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kunduz, zool. Castor fiber; kunduz kürkü, kastor; kastor Sapka; kalın yünlü kumaş; miğferin yüzün alt kısmını örten parçası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بکام] muradına ermiş. bekâm olmak muradına ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sag. sagging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bende = kul, perverden = beslemek). Mensuplarını kayırıp refahlarına çalışan, ikram edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bendeperverlik, kendi mensuplarını kayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içecek, meşrubat, içki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine harvester. combineharvester. harvester thresher. harvester. reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. combine harvester biçilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlighten. inform. instruct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to furnish information. to give information. acquaint. clue. enlighten. inform. render information. advise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cesaret, kahramanhk, yiğitlik; gösteriş, ihtişam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Deniz kuvvetleri subaylarının en yüksek rütbesini taşıyan amiral, kara ordusunda meraşale eşittir.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Praia.

Nüfus: 428.000.

Yüzölçümü: 4.033 km2.

Komşuları: Moritanya, Senegal.

Önemli Şehirleri: Mindelo, Praia.

Din: Katolik.

Dil: Portekiz (resmi dil), Crioulo.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Cabo Verde, 1450’li yıllarda Portekizlilerce keşfedildi. İlk Portekizli sömürgeciler 1462’de yerleşti; çok geçmeden Afrikalı köleler getirildi. Cabo Verdelilerin çoğunluğunu bu iki grubun torunları oluşturur. 5 Temmuz 1975’te bağımsız olan Cabo Verde’de 1991 yılında Antonia Mascarenhas ulusun ilk özgür başkanlık seçimini kazanmıştır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâker = kul, perverden = beslemek). Kullarını besleyip kayıran, bende-perver (zarafet tâbiri olarak hitap edilen şahıs hakkında kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ÇAker-perverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kullarını besleyip kayıran kerem sahibi zâta mensup, müteallik veya lâyık: Nİmet-i çâkerperverâneleri, çâker-perverîleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalkamak işi. (bk.) Çalkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sallayıp karıştırmak, savurmak: Buğdayı kalburun içinde çalkamak. 2. (bir kabı) Temizlemek için içinde su olduğu halde hızla sallayıp karıştırmak: Bardağı çalka, ilâç şişesini çalkamalı. 3. Ağzın içinde suyu hareket ettirmek, gargara yapmak: Ağızı çalkamak. 4. (mideyi) döndürmek. 5. (yalpa) Gemiyi sarsmak: Vapur bütün gün bizi çalkadı durdu. 7. (kuluçka tavuk) Yumurtayı oynatıp üstlerine oturmak. 8. Kayganalık yumurtayı döğmek: Yumurtayı iyice çalkamalı. 9. Yayıkta sütü döğmek. 10. (bozuk süt) Çocuğa dokunup zayıflatmak: Şu çocuğu süt çalkamış. 8. (oyuncu) Raksda debelenmek, göbek atmak: Dansöz çok iyi çalkıyordu (şimdi bütün bu mânâlar İçin çalkamak yerine çalkalamak kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agitate. to float. to rinse. to shake. to vibrate. to beat. to wash out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. can = ruh, Averden = getirmek). Canlı, ruhlu. Fars. zîrûh. (bk.) Canavar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruh besleyen, iç açan, gönül açan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cansın).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). dirsek, yalnız bir ucu destekli olan kol; binanın dışarıya çıkık olan kısmı. cantilever bridge her biri bir ayak üzerinde dengeli oturan iki parçadan ibaret köprü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان ور] canlı. 2.canavar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, haşere.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hasılât bakiyesi, nakliyekun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük mağara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mağaraları olan; derin (göz); kalın, derinden gelen (ses); delikli, gözenekli; mağaraya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğday arasında biten bir cins darı, karaca darı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. cengâver). Cenkçiler, dövüşkenler, savaşçılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çenkçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, Averden = getirmek). Cenkçi, cenk etmede mâhir, cenge alışık, asker, savaşçı, muharip, tab’an cesur olan: Türkler cengâver bir kavimdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاور] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاوری] savaşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harp ve darbe alışık ve usta adamın hali: Türkler’in cengâverliği meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. hearten. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. to deliver a replication. respond. return. answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştirme; devralma; geçiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). satlr, balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). akıllı; zeki; becerikli; kabiliyetli. cleverhl (z). akılca, zekice. cleverness (i). akıllık; beceriklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yonca, (bot). Trifolium in clover müreffeh, hali vakti yerinde. hare's foot clover tavşan paçası yonca, (bot). Trifolium arvense king's clover san yonca, (bot). Melilotus officinalis red clover kızıl yonca, (bot). Trifolium pratense wild clover yaban

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -leafs) yonca yaprağı kavşağı, altlı üstlü geçiş sağlayan kavşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtilâflı, çekişmeli; münakaşa edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa, munazara, ihtilâf, çekişme, mücadele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tekzip etmek, yalanlamak; itiraz etmek; aksini ispat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir noktada birleşmeye yüz tutmak; (geom). birbirine yaklaşmak (doğrular); (mat). yakınsak olmak; birbirine yaklaştırmak. convergence (i). birbirine yaklaşma; (fiz)., (geom). doğruların birbirine yakın gelmesi. convergent (s). birbirine yaklaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., with (ile). aşina olan, erbap, yakından bilen, iyi bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). with (ile). konuşmak, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). zıt, aksi, ters; karşıt; (i)., (man). karşıt olan şey; nakzedici önerme converse'ly (z). aksine olarak,tam tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme; ilah din değiştirme; ihtida; (huk). başkasının malını zapt etme; (man). önermelerin aksi; (mat). tahvil, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din veya inanç değiştiren kimse , dönme, ihtida eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tebdil etmek, döndürmek, çevirmek; (tahvil) hisse senetlerine çevirmek ; (öIçü veya miktarı) başka bir sisteme göre göstermek; tahvil etmek; (huk). başkasının malını zapt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değiştiren şey veya kimse; çelik imalâtında Bessemer usulünde kullanılan kap; (elek). cereyanı değiştiren alet, çevirgeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). değiştirilebilen herhangi bir şey; üstü açılıp kapanabilen spor araba; (s). değiştirilebilir, tahvili mümkün. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya çevrilebilen kâğıt para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage collection tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapak, örtü; batlaniye; cilt; saklanmaya yarayan ağaçlık ve çalılık; bahane; sofra takımı; (tic). karşılık. cover charge (lokantalarda) giriş ücreti. cover crop toprağı muhafaza etmek için kışın ekilen ekin. cover girl kapak kel. cover glass l

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, örtmek, kaplamak; kapsamak, ihtiva etmek, şamil olmak; sigorta etmek; korumak, müdafaa etmek; saklamak, gizlemek; yol almak, katetmek; (gazet). röportajını yapmak , yazmak; kuluçkaya yatmak; (erkek hayvan) cinsi münasebette bulunmak; m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gizleme, örtme, saklama (basın veya teftişten).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigorta miktarı ve cinsi; (gazet). olay veya konunun takip edilmesi ve yazılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplama, muhafaza; kat, tabaka; perde, örtü. covering letter evrak ile gönderilen ve evrakın mahiyetini anlatan mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtüsü, örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, örtülü; (huk). zevcin himayesi altında. covertly (z). gizli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplama; avlak, kuşlak; kalın bir kumaş; kuşlarda kanat örtü tüyleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örtü, saklanma; (huk). bir kadının kocasının himayesi altında olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprü, geçiş yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mecra, ark, yolun altından geçen su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cumhuriyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. man euver. intrigue. bubble scheme. guile. manipulation. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalavere yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. crafty. trickster. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamp duty. stamp tax. revenue stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dânişver). Bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دانشور] bilgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hükümdar, kral. 2. Hâkim, vâli, vezir. 3. Mutlak hâkim olan tanrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داور] yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar veya hâkim ve vezire mensup ve ait: Cânib-i Alî-i dâverânelerine, dâverîlerine (Osmanlı devri resmî yazışmalarında vezirlere hitâben kullanılan tâbirlerdendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dekametre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y). On metrelik uzunluk birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decameter. decametre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tevdi etmek, teslim etmek, bırakmak, vermek; kurtarmak, serbest bırakmak; çocuğu almak, doğurtmak; irat etmek, söylemek (nutuk); atmak (tokat); hüküm vermek. deliver oneself of konuşma haline dökmek. be delivered of doğurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teslim etme, verme; kurtarma, kurtuluş; fikrini açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtaran kimse, kur tancıkimse ; teslim eden kimse; dağıtıcı,evlere tevzi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtarma, kurtuluş; teslim, postadan mektupların dağıtılması, tevzi; doğum; konuşma tarzı; topa vuruş, servis (beysbol). deliveryman (i). satılan malı eve kadar götüren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helâk eden, intikam alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEVERAN) (i. A.). Dolaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönüp dolaşma, cevelân: Kanın deveranı. 2. Ağızdan ağıza gezme, tedavül: Deveran eden bir havadise göre. Öyle bir söz deveran ediyor. 3. (galat olarak devrân şeklinde) Devir, felek, talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotation. circulation. revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. compass. gyration. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگرکام] başkalarını düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. perverden = beslemek). Dine hizmet ve yardım eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keşfetmek, bulmak; meydana çıkarmak. discoverable (s). keşfi mümkün. discoverer (i). kâşif, keşfeden kimse, bulan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). evlenmemiş veya dul (kadın).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keşif, ilk buluş, ilk görüş, meydana çıkarma; izhar, bildirme, tanıtma; keşfedilen şey, bulgu; (huk). ifşaat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tamamen ayırmak, bir birinden ayırmak, kesip ayırmak; ayrılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalan kimse, dalgıç; suya dalan birkaç çeşit kuş, dalgıç kuşu. skin diver, scuba diver balıkadam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrılmak, birbirinden uzaklaşmak; sapmak, yolundan ayrılmak; farklı olmak, aykırı olmak, fikirce ayrılmak; ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak. diver gence,- cy (i). ayrılma, uzaklaşma. divergent (s). çeşitli, muhtelif, muhalif, birbirine karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhtelif, çeşit çeşit, farklı. diversely (z). muhtelif surette, çeşitli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değişik veya çeşitli bir hale sokmak.diöirsifica'tion (i).değişiklik,çeşitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saptırma, yoldan çevirme; eğlence, oyun; vakit geçirme, oyalama, oyalanma; (ask). şaşırtma hareketi, sahte taarruz. diversionary tactics yoldan çevirmek için şaşırtıcı taktikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalık, çeşitlilik, fark; çeşit, cins, nevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilgisini başka yöne çekmek, dikkatini dağıtmak; çevirmek, saptırmak; oyalamak, eğlendirmek. divertingly (z). eğlendirecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğlence; (müz). divertimento; opera, piyes gibi temsiller arasında sahneye konan bale gibi kısa ve eğlendirici oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect tax. excise duty. excise. indirect duty / tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax. direct / assessed tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Niyeti, meramı dostun meramına uygun olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستکام] dost canlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Auto Reverse mekanik yuvaya sahip bir kaset deck’i

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürücü, arabacı, hayvan güden kimse, şoför, (ing). makinist; (mak). işletme (hareket) kasnağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davar tüccarı, celep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دون پرور] aşağılık kimseleri koruyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide geçki sırasında asıl makam ki, gidilen makamın zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeterlilik, Osm. kifâyet, kâfi ve vâfi olma. 2. Münasebet, muvafakat, uygunluk. 3. Fayda, hesaba gelme, mutabakat, menfaat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeterli, kâfi, vâfi. 2. Münasip, denk, uygun: O, bana çok elverişlidir. 3. Faydalı, hesaba gelen, menfaate uygun: Bu alış veriş bana elverişli çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. convenient. sufficient. favourable. practicable. opportune. adequate. auspicious. practical. propitious. prosperous. streamlined. susceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. convenient. favourable. fit. practical. right. satisfactory. strategic. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. adequate. convenable. economic. effective. efficient. eligible. favo u rable. fit. handy. opportune. practicable. practical. propitious. prosperous. ready made. serviceable. strategic. sufficient. usable. workable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenience. facility. suitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practicability. practicableness. sufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elverişli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantageous. inconvenient. unfavourable. unsuitable. adverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconvenient. unsuitable. impracticable. impractical. unhandy. unsuited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impracticability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (el-vermek). 1. Yetmek, Osm. kifayet etmek, kâfi olmak: Bu kadarı bana elverir. 2. Münasip ve muvafık olmak, uymak, uygun gelmek: O, benim işime elvermez. 3. Faydalı ve nâfî olmak, hesaba gelmek: Onun teklifi bana elvermez. 4. Vuku bulmak, vâki olmak, çökmek, hükmünü icra etmek: Pişmanlık elverdi. Elverir = KAfi, yeter, artık istemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give an order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

property tax. real estate. estate duty. property levy / tax. real-estate levy / tax. tax on house / build-up property. house / property tax. landed property tax. property tax. house duty. house tax. property levy. real estate levy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neyyir» den itaf.). Daha veya pek nûrlu, çok parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انور] çok parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. rakam). Rakamlar, sayılar, (bk.) Rükün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارقام] rakamlar. 2.yazılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam’ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru’l-Erkam olarak ulaşmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erseven).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner camp. prison camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözyaşı döken, ağlayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun okunur) (i. A. c.) (m. sakam), (bk.) Sakam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) (huk.) zaruri levazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) asla, hiç bir zaman; ebedi, daima, her zaman, durmadan; herhangi bir zamanda. ever after ondan sonra, hep, artık. everand anon arada sırada. ever burning hiç sönmeyen, daima yanan. ever changing daima değişen. ever living ölmez, ebedi ever more daima

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Florida' da bataklık. the Everglades Güney Florida'daki geniş bataklık saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (bot.) yaprağını dökmeyen, her dem taze; (i.) daima yeşil kalan ağaç veya bitki, yaprağını dökmeyen ağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi, ölümsüz, daimi, sonsuz; sürekli, devamlı; fazla uzun süren, sıkıcı; dayanıklı; kuruyunca şekli verengi bozulmayan (çiçek veya bitki); i ebediyet, sonsuzluk; bot kuruduğu zaman rengini ve şeklini koruyan bir çeşit çiçek; birçeşit dayanık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Evlendirmek, Osm. tezvîc etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) ilelebet, ebediyen, daima. for evermore ebediyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tersine döndürme, tersyüzetme; ters dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (fizyol.) tersine döndürmek, içini dışına çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) her, her bir, her biri; her türlü. every bit as much tam onun kadar. everyfour days dört günde bir. every now and then, every now and again ara sıra, arada bir. every once in a while arada bir. every other day iki günde bir, günaşırı. everyother pers

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). ilginin içten dışa dönmesi, çevreyle ilgi kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). dışa dönük karakter, başkalarıyla ilgilenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Fazîlet sever, fazîlet sâhlbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A. ferah = sevinç, F. Averden = getirmek). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فروردین] İran takvimine göre baharın ilk ayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ateş, hararet, sıcaklık, humma; telaş, heyecan, asabiyet. fever heat hararet, ateş. fever tree sıtma ağacı. be in a fever yanmak, ateş basmak, hararetli olmak; telâş etmek, merak etmek. black water fever (tıb). karasu humması. hay fever

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaynayıp fışkırma: Yanardağın ağzından ateşler feveran eder. Fıskiyeden bol su feverân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فوران] fışkırma. 2.kaynama. feverân etmek fışkırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). âkırkarha, bir çeşit kasımpatı, koyungözü, (bot). Chrysanthemum parthenium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hararetli, ateşli; ateş veren, sıtma getiren, sıtmalı; heyecanlı, telâşlı, sabırsız. feverishly (z). hararetle, çok faal olarak. feverishness (i). ateşlilik, hararet; asabiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Feyiz getiren.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Price Quotation)

Piyasa yapıcının görevli olduğu sermaye piyasası aracında seans sırasında ilan ettiği alış ve satış fiyatıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo eski ve değersiz otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (ing). for ever ebediyen daima: mütemadiyen, durmadan. forevermore (z). ebediyen, ilelebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. garîb = yabancı, kimsesiz, Fars. perverden = beslemek). Kimsesiz yabancıların imdadına yetişip kendilerini himaye eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

income tax. tax on revenue / income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give back. to return. negotiate back. redeliver. render. repay. restitute. restore. retrocede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sulamaya mahsus ince su yolu, suyun yerde açtığı ufak ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. gıpta = imrenme, Fars. Averden = getirmek). İmrendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. musiki). Asıl durağından başka .bir perdeye nakledilmiş, şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze, yeşillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Göğermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) idare etmek, hükümet sürmek; terbiye etmek; hâkim olmak, elinde tutmak; çevirmek, kullanmak; yönetmek; gram almak, ile kullanılmak. governable (s.) idare olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yönetim, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mürebbiye, çocuğa evde ders veren kadın, öğretmen .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idari teşkilat, hükümet; yönetim, idare, hüküm; yönetme, hükümet sürme, idare etme; hükümet erkanı; memleket, devlet. government house (ing.) hükümet konağı. Government Issue A.B.D. devletin sağladığı levazım. government papers, government securi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idare eden kimse; vali; (b.h.), A.B.D. eyalet reisi; argo patron, baba; (mak.) düzengeç . governor's council bir eyaletin idare heyeti. governor general (i.), (ing.) genel vali, governorship idarecilik valilik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemeği yapılan yeşillik, zerzevat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashy. glaring. meteoric. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaring. gorgeous. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intimidate. threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hakkâk; hakkâk kalemi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Ingiliz kralı Arthur'un sadakatsız karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs. tariff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customs duty. specific duty. customs tax. bill of customs. customs duties. customs rate. tariff rate. tariff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzelliği ve etinin lezzetiyle tanınmış kuş ki, yabânî ve evcil olarak birçok cinsi vardır ve bazıları pek süslüdür. Ar. hamâme, fâhte, Fars. kebûter: Beyaz, siyah, paçalı, sorguçlu, ters tüylü güvercin, güvercin beslemek. Güvercinotu = Bir cins mine çiçeği. Güvercin budu = Bir cins yumurtalı köfte. Güvercin gerdanı = Yeşil ile mavi ve pembe arasında değişen renk, böcekkabuğu renginin daha güzeli ki, canfeste olur. Posta güvercini = Haberleşmede kullanılan güvercin, Fars. kebûter-i nâme-ber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon. dove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dove. pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon. rock dove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(jatrorrhiza palmata): Jatrorrhiza palmata adlı bitkinin köküdür. İçeriğinde kolombin ve barberin denilen maddeler vardır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İshali keser. İştahı açar. Mideyi kuvetlendirir. Fazla kullanıldığı takdirde, mide ve bağırsaklara zarar verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güvercinlerin yatmasına ve yumurtlayıp palaz çıkarmasına mahsus tahtadan evciklere bölünmüş dolap. 2. Piyade kayığının kıçında, öte beri koymaya mahsus dolap ki, küçük bir kamara veya anbar şeklinde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dovecote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigeon-house. dove-cote. dove cote. dovecote. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. cuvarta) (denizcilik). Geminin anbar veya kamaralarının üstü, gezilecek yeri ki, mevkisiz bilet alan yolcular orada otururlar: Güverteye çıkmak, güvertede oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck of a ship. deck. tween deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güvertesi olan, yani üstü döşeme ile örtülmüş gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خجلت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خدشه آور] ürküntü verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) gerçekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (akkâm’dan galat), (bk.) Akkâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Adaletle hareket eden, doğru bildiği şeyden ayrılmayan, dürüst.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) içkiden meydana gelen baş ağrısı; geçmiş zamandan kalmış olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. hat yazı, Fars. Averden = getirmek). Sakal ve bıyığı yeni bitmeye başlamış delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğu, doğu ülkeleri, ri, tarafları (yanlış olarak «bahter» yerine Mağrib mânâsı ile de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاور] doğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Şark, doğu. 2.Güneşin doğduğu gün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şark ile garb, doğu ile batı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاوران] doğu ve batı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asker çantası; kumanya torbası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاورشناس] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). İyilik ve yardım etmesini seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. beneficent. philanthropic. benevolent. philanthropical. philanthropist. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefactor. beneficent. benevolent. charitable. philanthropist. philanthropic. philanthrophist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence. charity. philanthropy. philanthropy charity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charity. benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldıran veya yükselten kimse; yükleyen kimse; (den). halat örmeye mahsus demir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Batlamyos coğrafyasına göre dünyanın yedi ülkesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku getiren, korku veren, korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattan palm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودکام] kendini beğenmiş, kendini düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili süresi uzatılmış herhangi bir şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., İng. elektrikli süpürge ile temizlemek. hooves bak. hoof.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fazla hareket etmeden üzerinde ve etrafında uçmak; etrafında dolaşıp durmak; tereddüt etmek, sallanıp durmak; havada durabilmek için hareket ettirmek (kanat); i. etrafında dolaşıp durma. hoveringly z. tereddüt ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Hovercraft i. tazyikli hava üzerinde karada ve denizde gidebilen pervaneli bir taşıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. mamafih, bununla beraber, ama, fakat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. her ne derecede, her ne kadar, her nasıl olursa olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâkim). Hâkimler, yargıçlar, (bk.) HAkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Haklara saygılı, geçmişi unutmayan, vefalı ve sadık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. decide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خرافه پرور] hurafelere inanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) hurafelere inanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Gam, Fars. Averden = getirmek). Hüzün veren, (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکام] hakimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin karar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükmsden masdar). Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, muhkem etme. bk. Tahkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İhlâs sahibi, temiz kalbli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanmak, tahmin etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A «kıyâm»dan masdar). (İkamet ile aynı kelime olduğu halde dilimizde mânâ ve kullanılış yeri büsbütün ayrıdır). 1. Oturtma, iskân: O yerde bir bölük asker ikame etmek elzemdir. 2. Kaldırma, kıyâm ettirme, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma: Delil ikame etmeye hâcet yoktur. Ikame-i hüccet = Protesto. İkame-I dâvâ = Dava açma, davaya kalkışma. İkame-i salât = Namaz kılma, namaza durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitution. stationing. posting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replacement. substitution. appointment. establishment. opening. appointment of a substitute or reversionary heir. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقامه] kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerine koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Oturma: İstanbul’da ikamet eden. Kışın şehirde, yazın yalı ve köşkte ikamet hoş olur. 2. (fıkıh) Cemaatla namaza başlanacağı vakit müezzinin seslenişi: İkamet getirmek. 3. Osmanlı devrinde siyasi bakımdan İstanbul’da oturması mahzurlu görülenlerin sürgün olmaksızın, ekseriya bir maaş veya görevle, padişah veya hükümet emriyle İstanbul dışında bir şehirde oturtulması: Filân yerde ikamete memur (eski kitaplarda mukim yerine «ikamet-sâz» ve «Ikamet-güzin» gibi alaca tâbirler kullanılması gülünçtür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residing. stay. dwelling. habitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitation. residence. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. residing. abode. habitation. inhabitancy. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقامت] oturma. 2.namaza durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dwell. to reside. to live (in a building , at a place. abide. domiciliate. hang out. inhabit. to hold state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İKAMET-GEH (i. F.). Oturulan yer, mesken: Yazlık ikametgâhı güzel bir yalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abode. domicile. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اقامتگاه] oturma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »lokma» dan masdar). Lokma lokma yutma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fakirleştirmek; kuvvetini kesmek mumbit toprağı kuvvetten düşürmek. impoverishment i. fakirleşme; kuvvetten düşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz; kasıtsız, elde olmayan. inadvertence, inadvertency i. dikkatsizlik. inadvertently z. istemeyerek, kasıtsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhakkak; gerçekli, itiraz kabul etmez. incon trovert'ibly z. yadsınamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilemez; madeni paraya çevrilemez (kağıt para). inconvertibly z. değiştirilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. intikamat). Oc, acı çıkarmak, Ar. sâr: İntikam almak, Osm. Ahz-ı intikam etmek = Oc almak, acısını çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. payoff. vengeance. vindication. retribution. nemesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. vengeance. reprisal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenge. vengeance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتقام] öc.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öc almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İntikam almaya meyilli, intikamını bırakmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revengeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengeful. revengeful. revenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengeful. vindictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vengefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انتقام جو] intikamcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). intizamlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انتظام پرور] düzeni seven, düzenli, tertipli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) içedönük kimse, içine kapanık kimse; (biyol.) kendi içine çevrilen uzuv; (f.) içeriye doğru çevirmek veya eğmek; düşüncelerini kendi üzerine çevirmek; (zool.) bir uzvu kendi içine çevirmek (salyangoz gözü gibi). introver'sion (i.) içeriye do

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gerçekle ilgisi olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İskoçya'da bir şehir; kolsuz erkek cüppesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ters çevrilmiş, ters, aksi; (i.), (mat.) ters sonuç. inverse ratio veya proportion (mat.) ters orantı. inverse'ly (z.) tersine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ters dönme, altüst olma; tersine dönmüş şey; ters çevirme; (kon.) (san.) bir cümledeki kelime sırasının değişmesi; (kim.) değişim, değişme, sakarozun früktoz ve glikoza ayrılması ve bu esnada polarize ışınların titreşim düzleminin sağdan sola çevr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tersine çevirmek, tersyüz etmek, altüst etmek; bir müzik parçasında notaların sırasını değiştirmek. invert sugar dekstroz ile levüloz karışımı; meyva ve balda bulunan tabii şeker. invertedly (z.) tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) bira mayasında ve bazı hayvanların bağırsaklarında bulunan bir ferment.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (zool.) omurga kemiği olmayan, omurgasız, vertebrasız; mukavemetsiz, dayanıksız, zayıf iradeli; (i.) omurga kemiği olmayan hayvan; dayanıksız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عرفان پرور] kültürlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) düzeltilemez; bir daha ele geçmez, geri alınamaz, telâfi edilemez; tahsili kabil olmayan. irrecoverably (z.) bir daha ele geçmeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hürmetsiz, riayetsiz, saygısız. irreverence (i.) saygısızlık. irreverently (z.) saygısızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ters çevrilemez; değiştirilemez, geri alınamaz, kesin, kati. irreversibil'ity (i.) tersine çevrilememe, değiştirilemez oluş. irrevers'ibly (z.) değişrilemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing card. card game. pack/deck of cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing card. any card game. deck of cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Oyun kartlarının nerede ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Çin’de ortaya çıktığı ve 13. yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa’ya getirildiği tahmin ediliyor. Hindistan’dan veya Arabistan’dan geldiğini ileri sürenler de var ama bugünkü şekilleriyle kullanılmalarının 14. yüzyıl Fransa’sına dayandığı kesin gibi.

O tarihlerde, Fransa’da dört sınıf vardı ve iskambil kağıtlarındaki kupa, maça, karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyordu. Kupa bir kalkanı andıran şekli ile asil sınıfı ve kiliseyi, maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekli ile orduyu, karo ticari deniz işletmelerinin eşkenar dörtken kiremitlerinden esinlenerek orta sınıfı, sinek ise yonca yaprağına benzeyen şekli ile köylüyü temsil ediyordu. Bugün briç, poker veya benzeri oyunlarda, kupanın en değerli, sineğin ise en değersiz kart Olmasının nedeni işte bu sınıflamadır.

Aslında bizde papaz adı verilen kartın adı İngilizce’de kral (king), kızın ise kraliçedir (queen). Vale veya oğlan için ilk zamanlarda düzenbaz anlamına gelen ‘knave’ kelimesi kullanılırken, günümüzde ‘jack’ ismi kullanılmaktadır. Yani yabancı kartlarda kral ve kraliçe evli iken, bizde biraz yaşlı görülerek krala papaz adı verilmiş, kraliçeye de ‘kız’ denilerek oğlana layık görülmüştür.

Bazı ülkelerde oyun kartlarında değişik isim ve semboller kullanılmasına rağmen, en yaygın olanı Fransızların kullandıklarıdır. Fransızlar ‘maça’ şeklini mızrağa benzeterek ‘pique’ adını vermişlerdir. İngilizce’de ise aynı anlamdaki ‘spades’ kelimesi kullanılmaktadır. Her ne kadar bir kalkanı andırdığı için asil sınıfı temsil ettiği ileri sürülse de ‘kupa’ klasik bir kalp şeklidir. Bu nedenle Fransızlar ona ‘coeur’, İngilizler ise ‘heart’ adını vermişlerdir.

‘Karo’ için Fransızca’da kare anlamındaki ‘carreau’ kullanılırken İngilizler elmas anlamındaki ‘diamond’u tercih etmişlerdir. Bizim ‘sinek’ dediğimiz şekil ise çok açık üç yapraklı bir yoncadır. Fransızlar bu anlamdaki ‘trefle’ kelimesini kullanırlarken, İngilizler ‘club’ (kulüp) ismini kullanmışlardır.

İşte bu nedenle briç oyuncuları ‘maça’ya ‘pik’, ‘kupa’ya ‘kör’, ‘sinek’e de ‘trefli’ derler, zaten aslına uygun olan ‘karo’yu da olduğu gibi kullanırlar. Birli, papaz, kız ve oğlan için kullanılan as, rua, dam ve vale isimleri de yine Fransızca karşılıkları As, Roi, Dame ve Valet kelimelerinden dilimize geçmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. Bir çeşit kâğıt oyunu: Iskanbil oynamak. 2. Umumiyetle oyun kâğıdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark. fortification. fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحکام] sağlamlık. 2.siper.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Köprü, yol gibi savaşla ilgili inşaat işleri ve bu işleri yapan askeri sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Doğruluk, dürüstlük, eğrilik zıddı: Çizginin, yolun, hattın istikameti. 2. Doğru, namuslu davranış, doğruluk, Ar. sıdk: İstikametten ayrılmamalı; istikamet insanı selâmete çıkarır. 3. Bir şeyin bir tarafa doğru uzanması, yön, yönelme: Sıra dağların istikameti doğudan batıya doğrudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction yön. doğrultu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. straightness. uprightness. integrity. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقامت] doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücretle işçi çalıştıran kimse veya müessese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. boss. taskmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. governor. master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employer. boss. job provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) inanç besleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent. bighearted. kind. beneficent. humane. humanitarian. philanthropic. philanthropical. benefactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charitable. good. benevolent. philanthropic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benevolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. authorize. brook. consent. countenance. empower. excuse. have. let. permit. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a discharge. allow. consent. empower. grant permission. to give leave. to grant leave. let. okay. to give permission. to grant permission. permit. to give sanction. set one's seal to. suffer. to give time off. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب آور] acı verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kahvenin renginde olan. bk. Kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. brown. coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brownish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قائم مقام] kaymakam. 2.yerine geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kahır, dağıtma, kırma ve zaptetme, tenkil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Arzu maksat, Ar. maksûd, matlûb, murad, Fars. merâm, dil-hâh: Nail-I kâm olmak. Kim almak = Arzusuna erişmek. Be-kim = Arzusuna erişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Crooked; awry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cam. shaman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lust, one of the weaknesses. crooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lust, one of the five weaknesses. to love, to be in love with, to wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کام] damak. 2.arzu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hekim. 2.Düşünür. 3.Büyücü, sihirbaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kâm = arzu, istek, Fars. bahşîden = bağışlamak). Herkesin isteğini yerine getiren, istekleri bahşeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kâmbînân). Kâm almış, isteğine ermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kâm-bûr). Kâm alanlar, isteğine ermiş olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmbînlik, kâm görücülük, isteğine erişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâm, istek, maksadına ulaşmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İsteğini elde edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Muradına, isteğine erişmiş, bahtiyar, ikballi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkâr, bahtiyar insana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkârlık, bahtiyarlık, saadet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İster istemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâmperver). Kâm, istek sahipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmperverllk, istek sahibi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâmrân). Kâmrânlar, kâm sahipleri, bahtiyar insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmrân olarak, bahtiyarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteğine erişmiş, bahtiyar, ikballi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâm = istek, yâften = bulmak). Kâm bulan, dileğine erişen, arzusuna nail olan: Kâm-yâb oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duvara, kereste vesaireye kakılan büyücek tahta çivi. 2. Tahta vesaire yarıp açmak için ucu sivri ve arkası kalın ekseriya üç köşeli tahta veya demir takoz. 3. iki tarafı keskin, ucu sivri ve enli bıçak, bir çeşit hançer, Ar. cenbiye: Kama çekmek; karne kamaya gelmek — Kama ile vuruşmak. 4. Bazı oyunlarda yenilen adamın yüzüne konulan leke ve işaret: Kama basmak = Galip gelmek, yenmek. Balta kaması = Sivri uçlu tarafı. Top kaması = Topların kuyruklarında kapak işini gören bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedge. dagger. cotter. fid. spline. stiletto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dagger. wedge. poniard. dirk. cleat. cotter. key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Hindoo Cupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

He is represented as a beautiful youth, with a bow of sugar cane or flowers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Desire; animal passion; god of love and erotic desire; opposite of Mara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dagger. dirk. wedge. cleat. key. poniard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pleasure--including, but not only, sexual pleasure One of the four traditional goals of life which Hinduism recognizes Along with artha, kama is said to be one of the paths of desire, a course of life charted by egoistic desire of the individual for finit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A farming sickle that farmers in Okinawa converted to a weapon to combat the oppressing Japanese military. Desire of the senses, especially sexual desire The craving which arises from the false belief in an ego or self separate from the rest of manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Endeavour, moral desire; one of the Four Goals of Human Life together with Dharma, Artha, Moksha , ,. worldly enjoyment and pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Korea Auto Manufacturers Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The god of love Parshvanatha T.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Desire or lust. scythes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu God of Love. god of love and erotic desire; opposite of Mara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Top, tüfek tamircisi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Top kaması yapan ya da onaran kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stab. to split with a wedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekserin (demir çivinin) ucunu perçin etmek. mec. Ekserini kımamak = LAkırdısını ağzına tıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Süprüntülük. 2. (hi.) Kudüs’te Hıristiyanlarca pek kutsal meşhur kilise («Kumâme» okunması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dağların doruğuna yakın olan yerl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Kamar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. camara). 1. Vapur odası. Yan kamara = Güvrtenin iki yanındaki kamaraların beheri; kaptan kamarası; birinci kamara. 2. Avrupa devletlerinde millet meclisi: italya kamarasında; İngiltere’nin Lordlar, Avam Kamarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin. chamber. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship's cabin. a House in the British parliament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kızıl Deniz’de Yemen kıyılan yakınında bir ada.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Herhangi bir yetki sahibini perde arkasından yöneten kimseler, Osm. ricâl-i gayb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camarilla. power behind the throne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). Gemilerde yolcuların hizmetine bakan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabin boy. steward (on a ship. cabin attendant. steward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (diş) Ekşi bir şeyi ısırmaktan kesmez ve uyuşuk bir hâle gelmek: Bir erik yemekten dişlerim kamaştı. 2. (göz) Parlak bir şeye bakmaktan kararıp görmez olmak: Kara, güneşe bakmaktan gözlerim kamaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dazzled. to be set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ekşi şeyle dişleri kesmez ve gıcıklatır bir hâle komak: Bir erik yedim dişlerimi kamaştırdı. 2. Işığın fazlalığı gözleri görmez etmek, vurmak: Kar gözlerimi kamaştırdı; gözleri kamaştıracak derecede parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dazzle. to set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dazzle. to set one's teeth on edge. blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hekim, tabib, doktor.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâNBER) (i.). Her işin içinde bulunan kimseler hakkında söylenen «kambersiz düğün olmaz» sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Sadık dost, köle. 2.Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mutlu, bahtiyar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. ticaret). Poliçe senedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ. cambiyo = mübadele) (ticaret). Banknot ve hisse senedi değiştirilmesi ve bunların alış verişle yapılan muamele: Kambiyo simsarı, kambiyo râyici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. foreign exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange office. foreign exchange. buying and selling of foreign currency. foreign exchange. bank department dealing with foreign currency transactions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable instrument. bill of exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kambiyo üzerinde oynayan kimse.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güneydoğu Asya’da, Tayland Körfezi kıyısında, Tayland, Vietnam ve Laos arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 13 00 Kuzey enlemi, 105 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: toplam: 181,040 km².

Kara: 176,520 km².

Su: 4,520 km².

Sınırları: toplam: 2,572 km.

sınır komşuları: Laos 541 km, Tayland 803 km, Vietnam 1,228 km.

Sahil şeridi: 443 km.

İklimi: Tropikal muson iklimi hakimdir. Muson mevsimi Haziran’dan Ekim ayına kadardır. Kasım-Mayıs ayları dönemlerinde hava kurudur. Kışları kuzeyde biraz soğuktur, bütün yıl boyunca ülke genelinde ısı aynıdır.

Arazi yapısı: Ülke topraklarının büyük bölümünü orta kesimdeki geniş ovalar kaplamaktadır ve doğu kesimini boydan boya aşarak güneye doğru akan Mekong Irmağı egemendir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tayland Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Phnum Aoral 1,810 m.

Doğal kaynaklar: Kereste, değerli taşlar, demir yatakları, manganez, fosfat, hidrolik güç potansiyeli.

Arazi kullanımı: İşlenebilir topraklar: %20.44.

ekinler: %0.59.

Diğer: %78.97 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 2,700 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Muson yağmurları (Haziran - Kasım ayları arasında); su baskınları; arada sırada görülen kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,881,427 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %35.6 (erkek 2,497,595; kadın 2,447,754).

15-64 yaş: %61 (erkek 4,094,946; kadın 4,370,159).

65 yaş ve üzeri: %3.4 (erkek 180,432; kadın 290,541) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.94 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 68.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 59.29 yıl.

Erkek: 57.35 yıl.

Kadın: 61.32 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.37 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %2.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan kişi sayısı: 170,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 15,000 (2003 verileri).

Ulus: Kamboçyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Khmerler %90, Vietnamlılar %5, Çinliler %1, diğer %4.

Dinler: Budist %95, diğer %5.

Dil: Khmer (resmi) %95, Fransızca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %73.6.

Erkek: %84.7.

Kadın: %64.1 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kamboçya Krallığı.

kısa şekli : Kamboçya.

Yerel tam adı: Preahreacheanachakr Kampuchea.

yerel kısa şekli: Kampuchea.

Eski adı: Khmer Cumhuriyeti, Kamboçya Cumhuriyeti.

ingilizce: Cambodia.

Yönetim şekli: Cumhuriyet.

Başkent: Phnom Penh.

İdari bölmeler: 20 eyalet ve 4 belediye; Banteay Mean Cheay, Batdambang, Kampong Cham, Kampong Chhnang, Kampong Spoe, Kampong Thum, Kampot, Kandal, Kaoh Kong, K


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.) (cambria bölgesinin adından). En eski jeolojik kat. Omurgasız fosiller bu katta görünmeye başlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanbur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humpback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. hunchback. hunch. humpback. humpbacked. hunchbacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. humpback. hunchback. bulge. projection. hunchbacked. stooped. bulging. projecting. bunch. gibbious. hunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanburlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beli bükülmek, arkası çıkmak, kanbur olmak, Osm. tahâdüb etmek: Bu tahta kanburlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become hunchbacked. to bulge out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanburlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. hunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanburluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibbosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being hunchbacked. protuberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir değneğin ucuna bağlı ve vurmaya yahut hayvanları korkutup yürütmeye mahsus deri, meşin veya ip vesaireden örme şey, kırbaç: Kamçı ile vurmak; kamçı çalmak; kamçıyı sallamak, çatırdatmak. Çalakamçı = Devamlı kamçı çalarak. Kamçıbaşı = Ucunda klâptanla bir iki sırası bulunan bir cins tülbent veya bez. Kamçıkılıç = Ensiz bir cins kılıç. Kamçıkuyruk = Kılsız kuyruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. whipper. horsewhip. colt. rawhide. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scourge. whip. pendant. tail. flagellum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kamçı çalmak, kamçı ile vurmak: Hayvanlarını kamçılayıp duruyordu. 2. mec. Rüzgâr veya yağmur yüze çarpmak: Şiddetle yağan yağmurlar hepsinin yüzlerini kamçılıyordu. 3. mec. Bir işi yürütmek, kovalamak, takip etmek, sür’atlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hop up. whip. lash. flagellate. flog. horsewhip. leather. scourge. sjambok. slash. swinge. tan. whip up. welt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birch. scourge. stimulate. whip. to whip. to flog. to lash. to scourge. to stimulate. to lash sb. to whip up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whip. to flog. to flagellate. to increase / to raise to a higher pitch. cut. flaggelate. horse. horsewhip. lash. stimulate. thrash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be whipped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb flogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kamçısı olan. 2. mec. Zor ve baskı kullanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a whip. oppressing. oppressive. tyrannical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Haşlamlılar sınıfından, tek hücreli hayvanlar. Denizlerde, tatlı sularda yaşadıkları gibi parazit halinde insan veya hayvanlarda da yaşarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) bk. Kamet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low ridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kâm, istek, arzu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. camellia). Kalın yaprak1! bir ağacın verdiği büyük ve sarımsı dolgun yapraklı çiçek ki, pek makbûldür: Kamelya ağacı, çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camellia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camellia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapraklı bir bitki. 2.Yabangülü, çingülü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ay, Arzin tek uydusu: Ay, Fars. meh, mâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moon ay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قمر] ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ay. 2.Sadık hizmetkâr. 3.Kur’an-ı Kerim’in 54.suresi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Fotoğraf veya alıcı sinema makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camera. camera alıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camera. cameraman. cinematograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ünlem), Al. arkadaş; ( ünlem )Alman askerinin teslim sözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cameraman

sin. ve TV çekimci

Alıcıyı doğrudan doğruya çalıştıran ve yöneten, alıcı hareketlerini gerçekleştiren, görüntülerin filme alınmasını sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameraman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameraman. film cameraman. movie man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kameriyye). Ay’a ait: Devr-i kameri = Ayin dönmesi. Sene-i kameriyye = Ay ile hesaplanan sene. ŞuhOr-i kameriyye = Ayin birer devrinden ibaret olan aylar. e. Hurûf-ı kameriyye = Arapça’da kelimenin beşında harf-i târlfle beraber oldukları vakit harf-i tarifin lâmı okunan harfler ki elif, be, cim, ha, hı, ayn, gayn, fe, kaf, kef, mim, vâv, he, ye harfleridir: El-bâb, el-ayn gibi. Diğerlerine hurûf-ı şemslyye denir. Bu iki isim «el-kamer ve’ş-şems» kelimelerinden çıkmıştır. Hangi harflerin hurûf-ı kameriyye’den, hangilerinin hurûf-ı şemsiyye’den olduğunu bilmek, eski harfleri doğru okumak için mutlak bir zarurettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summerhouse. arbour. bower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bower. arbor. alcove. pergola. summer house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Mehtapta oturulmak üzere üstü örtülü ve etrafı açık çardak veya küçük köşk: Bahçenin bir tarafında güzel bir kameriye yaptırmış; bizi kameriyede kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قمریه] çardak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameroon. cameroonian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cameroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cameroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Afrika’da, güneybatıda Gine Körfezi, kuzeybatıda Nijerya, kuzeydoğuda Cad, doğuda Orta Afrika Cumhuriyeti, güneyde Kongo ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 6 00 Kuzey enlemi, 12 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 475,440 km².

Kara: 469,440 km².

Su: 6,000 km².

Sınırları: toplam: 4,591 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 797 km, Cad 1,094 km, Kongo Cumhuriyeti 523 km, Ekvator Gine 189 km, Gabon 298 km, Nijerya 1,690 km.

Sahil şeridi: 402 km.

İklimi: Yıl boyunca süren sıcak bir iklim görülür. Yağışlar güneyden kuzeye doğru gidildikçe azalır.

Arazi yapısı: Sık ormanlarla kaplı yaylalar kuzeye doğru yükselir. Kuzeydeki savan düzlükler, Cad Gölü Havzası`na yaklaştıkça alçalır. Batı bölgesi ise dağlarla kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Fako 4,095 m.

Doğal kaynakları: petrol, boksit, demir, kereste - ağaç ürünleri, alüminyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.54.

Sürekli ekinler: %2.52.

Diğer: %84.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 260 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Zehirli gazların yayılmasına neden olan volkanik etkinlik.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 17,340,702 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %41.2 (erkek 3,614,430; kadın 3,531,047).

15-64 yaş: %55.5 (erkek 4,835,453; kadın 4,796,276).

65 yaş ve üzeri: %3.2 (erkek 260,342; kadın 303,154) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.04 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 63.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 51.16 yıl.

Erkek: 50.98 yıl.

Kadın: 51.34 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %6.9 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyıcıları: 560,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 49,000 (2003 verileri).

Ulus: Kamerunlu.

Nüfusun etnik dağılımı: Kamerun Yerlileri %31, Ekvatoral Bantu %19, Kirdi %11, Fulani %10, Kuzeybatılı Bantu %8, Doğulu Nigritic %7, diğer Afrikalılar %13, Afrikalı olmayanlar %1.

Din: Yerel inançlar %40, Hıristiyan %40, Müslüman %20.

Diller: 24 büyük Afrika dil grubu, İngilizce (resmi), Fransızca (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %79.

Erkek: %84.7.

Kadın: %73.4 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kamerun Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kamerun.

Eski adı: Fransız Kamerun’u.

ingilizce: Cameroon.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Yaounde.

İdari bölmeler: 10 bölgeye ayrılır; Adamaoua, Centre, Est, Extreme-Nord, Littoral, Nord, Nord-Ouest, Ouest, Sud, Sud-Ouest.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1960 (Fransız yönetiminden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet günü, 20 May (1972).

Anayasa: 20 Mayıs 1972 tarihinde referandum geçirilerek kabul edilmiştir; Ocak 1996 Tarihinde yeniden gözden geçirilip düzeltilmiştir.

Hukuk siste


Ülke by

Türkçe Sözlük

(e uzun) (i. A.) (Ar. terkiplerde «kame» şeklinde bulunur). Boy, insanın ayakta durduğu haldeki uzunluğu, vücudun uzunluk bakımından durumu: Kamet-l bâlâ = Yüksek boy. Kamet-i dilcû = Gönül çeken boy bos, Kadd-ü kameti mevzun; mevzûn-ül-kame = Ölçülü, uygun boy bosa sahip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A.). Cemaatle namaz esnasında müezzinin «kadd-ü-kametüs-salât» diyerek ezan okuması ki, namazın fâtihası hükmündedir: Kamet getirmek = Ezan okuyup «kadd-ü-kamet-üs-salât» demek. mec. Kameti artırmak = Herkesin işitebileceği surette sesini yükseltmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain in the Himalayas in northern India.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain in the Himalayas in northern India.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قامت] boy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II. a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci Dünya Savaşında Japonların uyguladıkları intihar hücumları; bu saldırılarda kullanılan araç; intihar saldırısı yapan pilot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “kemâl” den İf) (mü. kâmile). 1. Bütün, tam, noksansız, mükemmel, kusursuz, kemale ermiş: Elf-I kâmil tarihinde = Tam bin yılında. 2. Kemal bulmuş, kemâle ermiş, olgun, olgun yaşta olan: Kâmil adam. 3. Genç olmayan, yaşını almış, hoppa olmayıp tecrübe görmüş, ciddi: Kızını kâmil bir adama vermek istiyor. 4. Olgun, hünerli, ahlâklı, bilgili kimse: Merd-i kâmil, insân-ı kâmil. 5. (matbaacılık) Katlanmamış bütün kâğıt üzerine basılmış (kitap). 6. (Arûz’da) tef ileleri «mütefâil» den ibaret bir bahir: Bahr-I kâmil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کامل] tam. 2.olgun. 3.bilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2.Kemale ermiş olgun. 3.Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. 4.Alim, bilgin, geniş bilgili. - (bkz.Kemal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kamil).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün ve tam olarak, eksiksiz, noksansız, hep, Ar. tekmil, bütünü, cümlesi: Kitapları kâmilen ciltleteceğim; evini kâmilen boyatmış; hasta kâmilen İyileşmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاملا] tamamen, büsbütün, tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kümün» dan İf.) (mü. kâmine). Gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. i.). Küçük boy ispirto ocağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Sulak yerlerde biten içi boş yumuşak ve düğümlü bitki ki, pek çok çeşidi vardır; muhtelif uzunluk ve kalınlıkta olur, saz, nây, ney, kaseb: Şeker kamışı = Özü şeker imâline yarayan kamış çeşidi ki, sıcak iklimlerde olur. 2. Kamışa benzer şey ve erkek tenasül organı. 3. Masura: Barutluk kamışı. 4. Deniz sedeflerinden «sullne» denilen sadef. 5. İlkel bir üfleme sazı. Kamış bayramı = Yahudiler’in kamıştan kulübelere kapanmaları bayramı. Burunkamışı = Burnun kıkırdağı. Kamış helvası = Bal ağdasından yapılan cinsi. Kamış dam = Sazla örtülü kulübe. Kalem kamışı = Yontularak yazı yazmaya mahsus kamış cinsi ki, Basra Körfezi kıyılarında olur. Kamışkulak = Kulakları düzgün Arap atı. Miskalkamışı = Biribirine bitişik ve düzgün şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Gömlek. 2. (botanik, anatomi) Bazı zarlara denir, Fr. tunique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed. wattles. straw. cane. bulrush. sedge. penis. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cane. penis. reed. rod. straw. reed. bamboo. fishing rod. cana. bamboo. fishing rod. fishing pole. straw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed. cattail. bamboo. fishing rod. fishing pole. penis. rush. drinking straw. wattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قميص] gömlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyumcu vesaire ocağının alevini bir noktaya toplayıp üflemeye mahsus masura.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulakları ince, düzgün ve dik at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kamış bitmiş yer, kamış koruluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Gövdesi kamış gibi boş ve boğum boğum olan: Buğdayın sepi kamışsıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کامکار] mutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bit, kehle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Belli bir i; ve eğlence süresince kırda geçirilecek günler İçin çadır veya baraka gibi eğreti araçlardan meydana getirilen konak yeri. 2. Bu şekilde konaklama: Kamp hayatı. Kampa çıkmak. Kamptan dönmek. 3. Esirlerin veya siyasi sürgünlerin toplandıkları yer: Toplama kampı. 4. Sporcuların bir yerde dinlenmeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camp. camp. camping. training camp. encampment. hutment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camp. camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camp. summer camp. camp ground. camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Çan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Sıkı bir faaliyet devresi: Şeker kampanyası. 2. Sıkı ve maksatlı uğraşma: Gazeteler pahalılığa karşı kampanya açtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campaign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campaign. drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive. election campaign. harvesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form cliques.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duvarlarla çevrili ve içinde evler de olan arazi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. campus

yerleşke

Bir üniversitenin genellikle kent dışında derslik, öğrenci yurdu gibi her türlü yapı ve etkinlik alanlarıyla toplu bir biçimde bulunduğu yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kâm = istek, rinden = sürmek»). Meram ve arzusuna erişen, bahtiyar (Türkçe’de talâffuzu: kâmuran).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İsteğine kavuşmuş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteğine erişme, bahtiyar, ikballi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAmrân olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hep, bütün, cemi: Kamu Alem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. the public. the people. civil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. the public. the community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution. public lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public safety. public security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public service. public service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common good. public interest. the public interest. public benefit. common interest. common weal. public capacity. the public good. public purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. public / state administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gizlenme, örtme, aldatma gayesiyle yapılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. camouflage

gizleme

Gizlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflage. mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. camouflé

gizlenmiş

Saklanmış, görünmeyecek, belli olmayacak bir yere veya bir duruma geçmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to camouflage. mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization. compulsory purchase. confiscation. sequestration. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalisation. compulsory purchase. nationalization. dispossession. impressment. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi satın alarak umuma mal etmek, istimlâk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate. nationalize. condemn. confiscate. dispossess. impress. sequestrate. socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate. nationalize. sequestrate. to nationalize. to sequestrate. to expropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expropriate. to nationalize. condemn. confiscate. enact. impress. socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public opinion. common opinion. vox populi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2.Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâmîs) (belki Yunanca’dandır). 1. Deniz, okyanus. 2. Lügat kitabı, bir dilin bütün kelimelerini, açıklamalarıyla beraber İçine almak İddiasında bulunan büyük sözlük, Fars. ferheng: Kamûs-ı Arabi, Kamûs-ı Türkî, Kamûs-ı Fransevî. Kamös = Mütercim Asım’ın meşhur kamûsu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاموس] sözlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Bir ara Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin genel kurulu için kullanılmış kelime.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Public Disclosure)

Sermaye piyasasının açıklık ve dürüstlük içinde işleyişini sağlamak, tasarruf sahipleri, ortaklar ve diğer ilgililerin zamanında bilgilendirilmesini temin etmek amacıyla, sermaye piyasası araçlarının değerini ve yatrımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek önemli olay ve gelişmelerin (özel durumların) kamuya açıklanmasıdır.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İsteğine kavuşmuş, mutlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کامياب] mutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Karoseri yük taşıyacak şekilde yapılmış, çekiş gücü yüksek büyük otomobil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck. lorry. motor-lorry. bogie. camion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lorry. truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck. lorry. caravan. motor lorry. motor truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lorry driver. truck driver. transport-lorry operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operator of a trucking firm. carter. carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trucking. operation of a trucking firm. truck driving. carrying trade / business. cartage. carting. carriage. haulage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Küçük kamyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

station wagon. van. pickup. pickup truck. goods van. pick-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

van. pickup truck. small lorry. pick-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delivery car. pickup truck. pickup (truck. delivery van. light lorry. light motor lorry. light truck. small truck. delivery truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kanını ver, asil.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. choose. decide. determine. resolve. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge. adjudicate. to give a decision. to passjudgment to enter a decree. to form one's judgment. arbitrate. award. decide. determine. elect. to give judgment judgement. make a decision. make up one's mind. opt. pass. pass upon. to pass a resolution of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerback. to answer. counter. respond. talk back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

value added tax. value added tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rock pigeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (A. kaim = duran, makam = yer). 1. Birinin yerine geçen, yerini tutan, vekil, nâib: Yerine bir kaymakam bırakıp gitti. 2. Bir kazâ (ilçe) idare eden mülkiye memuru: Kazâ kaymakamı, kaymakam tayin edildi. 3. Eskiden yarbay rütbesinin adı. bk. Yarbay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head official of a district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official charged with governing a provincial district. lieutenant colonel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vekâlet, vekillik: O işte filân kaymakamlık ediyor. 2. Bir kazânın idaresiyle görevli mülkiye memurunun memuriyeti, hal ve sıfatı: Kaymakamlığı kendisine az görüyor. 3. Yarbay rütbesi: Beş sene kaymakamlık etti. Kıdemli binbaşılardan olduğundan kaymakamlık bekliyor. 4. Bir mülkiye kaymakamının idare ettiği kasaba, ilçe, kazâ: Orası bir kaymakamlıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank / duties of a kaimakam. administrative district within a province. building housing a kaimakam's office. district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık veren.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. Kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karabaşotu, pekmez, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna 1 su bardağı pekmez konur. Iyice karıştırılır. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ketîbe = asker, Fars. perverden = beslemek). Asker besleyip yetiştiren, askere iyi bakan: Şehenşâh-ı ketîbe-perver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gizli düşmanlık besleyen, garazkâr, kindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kırkanbar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İklim, ülke: Kişvar-i RÜm = Anadolu’nun eski kaynaklardaki adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشور] ülke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ülke.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kişve-gir). Ülke tutanlar, hükümdarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutarcasına, hükümdarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutuculuk, hükümdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açan, cihangir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke açıcılık, cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشورکشا] fatih, ülkeler alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değer vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirini İyi ağırlayan, misafirden hoşlanan, misafirperver: Türkler konuksever İnsanlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable misafirperver. mükrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. open- doored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. hospitality misafirperverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. xenodochy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. convertibilité

ekon. çevrilgenlik

Paranın serbestçe dövize çevrilebilirliği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. convertible

ekon. çevrilgen

Serbestçe dövize çevrilebilen (para).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prussian blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clap. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artık tutmamak, bırakmak, salıvermek, engel olmamak: Suyu koyuverdi; köpeği gündüzün bağlı tutup gece bahçeye koyuverirler. 2. Hapisten veya diğer bir bağlı halden çıkarmak, serbest bırakmak: Esirleri koyuverdiler; bir gece hapsedip gündüz kokuverdi. 3. İzin vermek, gitmeye müsaade etmek, bırakmak; ben gelinceye kadar sen misafirleri koyuverme. 4. Tutmayıp ve zaptetmeyip serbest bırakmak, koparmak: Bir kahkaha koyuverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cover charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. cover. coverage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâcivert taşı, çivit renginde, koyu mavi: Lâciverdî çuha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(esli: LâCİVERD) (i. F.). 1. Koyu mavi renkte kıymetli bir taş, Fr. lapis-lazuli. 2. Bu taşın rengi, koyu mavi renk: Lâciverde boyamak; lâciverdi çok severim. 3. (LAciverdî yerine) koyu mavi renkte: Lâcivert çuha, kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. indigo blue. prussian blue. navy blue. ultramarine. ultramarine blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark blue. navy blue. ultramarine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lapis lazuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاجورد] lacivert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Lacivert. 2.Koyu mavi değerli bir süs taşı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Porphyra türünden yenebilen bir çeşit mor renkli deniz bitkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük el leğeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanun yapan kimse, kanun yapıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir yerde duraklama, konaklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. artan yemek; s. artan, artık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manivela, manivela kolu; fazla gayret sarfına vasıta olan şey; f. manive!a ile kaldırmak veya hareket ettirmek veya etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manivela kudreti; slang piston.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavşan yavrusu, birkaç,,aylık tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya şey; b.h., tic. mark. şeker simidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. herdemtaze, bot. Sedum purpureum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşayan kimse; belirli bir hayat yaşayan kimse. clean liver temiz hayat yaşayan kimse. high liver boğazına düşkün kimse. loose liver uçarı hayat yaşayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karaciğer. liver color karaciğer rengi, kırmızıya çalan kahverengi. liver fluke ciğer trematodu, zool. Fasciola hepatica. lilylivered, whitelivered s. korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili rahatsız; sinirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızılyaprak, koyunotu, bot. Agrimonia eupatorium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özel üniforma; hizmetçi sınıfı; kılık, kıyafet; kira atlarını besleme işi; kira atları ile arabalarının muhafaza olunduğu yer; huk. istimlak beratı, ferağ. liveryman iç at ve arabaları kiraya veren kimse; Londra'da lonca üyesi. livery stable kiral

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski zaman binalarında yanları pencereli kubbecik; pancur tahtası veya pancurlu pencere; hava deliği. louver boards,louver boarding yağmurun girmesine mâni olan pancurlu pencere; pancur tahtaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. âşık, seven kimse, yar, dost. lover of art sanat aşığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama edâtı, verâ = arka, geri, öte). Bir şayln arkasında, ötesinde, gerisinde bulunan, öte. Mlverâ-On-nehr = Aşağıya bak. Mâverâ-üttabllyye = Tabiatın ötesinde ve üstünde bulunan şey, gayrı tabit hâl. Miverly-ı Kafkas = Kuzey Kafkasya.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mehtap.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (musiki). Musikide belirtilmiş ses dizi veya dizilerinden meydana gelen ve tam bir hususiyet gösteren sistem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im.). 1. Durulan yer, durak, mekân, mahal: Orası sizin makamınızdır; siz makamınıza geçin. 2. Ar. mansıp, mesnet, büyük görev: Makam-ı sadâret-i uzmâ; makama hitaben yazılmış bir dilekçe. 3. Bir velinin veya bir büyük zâtın gömüldüğü veya gömülmediği halde nâmına yapılmış türbe, ziyaret yeri: İstanbul’da birçok türbe ve makamlar vardır. Kaalm-nakaam. (bk.) Kaymakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place. office. quarter. station. chair. strain. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music. station. post. office. mode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. office. position. post. chair. competent office. mode. music. opposite number. portfolio. prefecture. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقام] yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (aslında «makame» nin cem’i ise de dilimizde «makam» ın cem’i gibi de kullanılır). Makamât-ı »liyyeye başvurmak; makamât-ı mübâreke; musiki makamatı; makamât-ı Harîrî. (bk.) Makam, makame.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقامات] makamlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im. mü.) (c. makamât). 1. Meclis, cemiyet. 2. Bir meclis ve toplulukta söylenen nutuk. 3. Nutuk şeklinde ve her biri ayrıca bir bahse ait makalelerin her biri: Harirî’nin sekizinci mekamesi; makamât-ı Hartrt; makamat meydanı (bu isimde Arapça’da birçok kitaplar vardır ki, sahiplerinin isimleriyle tanınır). 4. Tasavvufta yüksek mevki. Sâhib-i makamât = Yüksek mevkie erişmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahenkli, ölçülü: Makemlı bir sesle, güzel makamlı bir şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manevra; hile, dolap; tedbir; f. manevra yapmak; dolap çevirmek; tedbir almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماورا] öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hf. A.). «Nehrin ötesi». 1. Amu Deryâ ile Sır-Deryâ arasındaki büyük Batı Türkistan ülkesi. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. damgalanmamış ve sahipsiz dana, başıboş buzağı; A.B.D., k.dili toplum kurallarına uymayan kimse; parti disiplinine uymayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğu Sultanı hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mesh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشورت] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Danışma, söyleşme, fikir alışverişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mihmân = misafir, perverden = beslemek). Misafirleri kabûl edip ikram eden, kapısı misafirlere açık olan: Türkler pek mihmân-perver olurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafirleri iyi kabûl etme, misafirlere ikram eden adamın hâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Misafirseverlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâvir). T. Dönen çark ve tekerlek gibi şeyler ortasından geçen ok ki, onun etrafında dönülür. 2. (coğrafya). Arzın iki kutbu arasında uzanıp merkezinden geçtiği farzolunan çizgi: Mihver-i arz, mihver-i Alem. 3. (R.) (anatomi, botanik). Mihvere benzer çizgi, meyil vesaire, (askerlik) Mihver-i harekât = Askerî harekât yapılan yerin merkezi. Mihver (Devletleri) = İkinci Cihan Savaşı’nda Almanya ve müttefikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gudgeon. mandrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axis. gudgeon. pivot. axle. central topic of conversation. journal. swivel. spindle. spindle tree. fulcrum. mandrel. arbor. pole. post. prop. spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محور] eksen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Milliyetini seven.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مایت پرور] milliyetçi, nasyonalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda resmi elbiselere süs olarak takılan beyaz kürk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Misafir sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. cheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality konukseverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü idare etmek. misgovernment i. kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. bundan başka, bundan fazla, üstelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bazı VAIO dizüstü bilgisayar modellerinde bulunan ve gelişmiş video konferansı olanağı sağlayan dahili kamera. Net görüntü aktarımı ile kesintisiz iletişim için, en uygun şekilde LCD’nin üst çerçevesine yerleştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hareket ettiren kimse veya şey; ev eşyası nakliyat firması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ctvâr» dan masdar). 1. Komşuluk. 2. Bir büyük türbenin veya mâbedin yanında yalnızlığa çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rendelenmiş kabak, soğan ve maydanozla yapılan kızartma yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable patty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere). 1. Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver. 2. Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAVERE) (i. A. «havere»den)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاوره] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan imef.) (mü. münevvere). 1. Parlatılmış, aydınlanmış, aydınlık: Güneş ortalığı münevver eyledi. 2. Okumuş, kültürlü insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightened. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rakam» dan imef.) (mü. murakkama). 1. Rakamlandırılmış, yazılmış, yazılı. 2. Bir rakamla işaret olunmuş, numarası konmuş, numaralı: Kütüphanede 250 rakamıyla murakkam bir kitap vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) musiki). Türk musikisinde basit makam hususiyeti taşımayan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük ağaç ki, verdiği tane tane beyaz çiçekler kurutulup haşlanarak, nezle ve barsakları yumuşatmak için suyu içilir: Mürver ağacı, mürver çiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(patlangıç): Hanımeligiller familyasından; türlerinin çoğu Kış aylarında çiçekleri döken çalı veya ağaçcık halinde odunsu, ender olarak da otsu karakterde olan bir bitki cinsidir. Sürgünlerinin geniş bir özü vardır. Tomurcukları bol sayıda pullarla örtülmüştür. Çiçekleri beyazdır. Meyveleri kabuksuz tane şeklindedir. 20 kadar türü vardır. Yurdumuzda doğal olarak bulunur. Yaprakları uçucu yağ, şekerler ve bazı organik asitler taşır. Meyvelerinde acı madde, tanen, şekerler, valerian asidi ve bol miktarda renk maddesi bulunur. Yapraklar ve meyveler müshil olarak kullanılır. Köklerinde müshil tesiri vardır. Çiçekleri terletici ve hafif yatıştırıcıdır. Kullanılan kısımları; yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrarı çoğaltır. Anne sütünü artırır. Nezlede faydalıdır. Güneş yanıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere). 1. Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap. 2. Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.). 1. Akılda canlandırılmış olan. 2. Düşünce ve niyette olan: Demiryolu ana hattından oraya bir kol uzatılması mutasavverdir. 3. Akla gelebilir, mümkün kabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den İf.). Tekâmül etmiş, gelişmiş, olgunlaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «verâ» dan if.) (mü. müteverria). Dinine bağlı, kötülükten kaçan, imâniı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «verem» den if.) (mü. müteverrime). 1. (tıp) Şiş, kabarık. 2. Verem hastalığına yakalanmış, teverrüm etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tarihle tarihli olarak, yıl, ay ve günü kayıtlı olduğu halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hı ile) (i. A. «arahe, frih» dan imef.) (Arapça’da: müerrih). 1. Tarih yazan, tarihçi. 2. Bir olaya manzum ebced hesabiyle tarih söyleyen (bu mânâsı az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music-loving. keen on music. music lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music lover. musical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدور] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süre tanımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منور] aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاوره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متکامل] olgun, tam, gelişmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متورم] veremli, verem hastası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخ] tarihçi, tarih yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مورخين] tarihçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâm almamış, mahrum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tasavvur olunamaz, hatır ve hayâle gelmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ad vermek, adlandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adlı, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نام آور] ünlü, sanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslulukla, namusa uyarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامور] ünlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Adlı, ünlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nazlanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازپرور] nazlı, naz eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازپرورده] nazlı, naz içinde büyümüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe out. to exhale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sinirlendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Çok neşeli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hiç, hiç bir zaman, asla, katiyen. Never mind. Zararı yok. Boş ver.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç durmayan, bitip tükenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç bitmez, ebedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anılmaya layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gezen, dolaşan, yol alan. Reh-neverd = Yol alan. Sahrâ-neverd = Çölde gezen, dolaşan, göçebe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. asla, bundan böyle, hiç bir zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yine de, bununla beraber, mamafih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Aydınlık etsin, aydınlatsın! (bazı Arapça tâbirlerde geçer).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Amerika'da Niyagara nehri. Niagara Falls Niyagara şelalesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Nükte bilen ve iyi nükte yapan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nursun).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nursun).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstünlük vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkat eden kimse; gözleyen kimse; uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yüzü bakan kimseye dönük; (bot.) dibi tepesinden daha dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) paranın yüz tarafı, yüz; herhangi bir şeyin yüz tarafı; bir meselenin öbür tarafı; (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) başka tarafını göstermek için çevirmek; (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. float a ban. lend. lend out. to put out on loan. loan out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo bir bakış; etrafı çabucak düzeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genellikle hayvanlar kendilerini ölüme yakın hissettiklerinde ölümü beklemek için bir yerlere gizlenirler. Bu, bir ağaç kovuğu, kayaların arası veya saklanabilecekleri herhangi bir yer olabilir.

Buradaki içgüdü, hayvanın kendisini güçsüz hissetmesi nedeniyle bir düşmanla karşılaştığında karşı koyamamak ve kaçamamak korkusudur.

İehir hayatının bir parçası haline gelen serçe, güvercin, karga gibi kuşlar da etrafta çok miktarda bulunmasına rağmen bunların ölülerine aynı nedenle hiç rastlayamazsınız. Saklandıkları yerlerde öldükten sonra da vücutları bir şekilde ya bir başka hayvan ya da böcekler tarafından yenilerek yok edilir veya kendi kendilerine çürüyerek toprağa karışırlar.

Sokaklarda, meydanlarda insanlardan hiç çekinmeden dolaşan güvercinler bazen balkonlarımıza bile konarlar. Hiç dikkat ettiniz mi? Bütün bu güvercinlerin boyutları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Öbür hayvanlar gibi yanlarında yavruları, minik güvercinler yoktur.

Bunun nedeni güvercinlerin yuva kurdukları yerlerdir. Onlar yeterince emniyetli görmedikleri ağaçlara yuva yapmazlar. Güvercinlerin ana yurdu Kuzey Afrika’dır. Buralarda yuvalarını kayalıkların üst noktalarına kuruyorlardı. Bu sayede aşağıdan gelecek düşmanlarını görebiliyorlardı.

Sonradan başka bölgelere göç eden güvercinler bu içgüdüsel alışkanlıklarını buralarda da sürdürdüler. Yuvalarını yüksek binaların pencere, çatı gibi yüksek yerlerine kurdular. Yavrularını gelişene kadar buralarda büyüttüler.

Zaten güvercin yavruları çok hızlı büyürler. Kısa bir süre içinde vücutları tüy ve teleklerle örtülür, birinci ay sonunda uçarak anne ve babalarını izlerler. Yani yavrular uçabilecek hale gelince boyut olarak büyüklerinden farkları kalmaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat, z., s., i. üzerinde, üstünde; üzerine, üstüne; yukarısına; yukarısında; bütün (zaman); karşıdan karşıya, karşıya kasma, öbür tarafına; boyunca; z. yukarıda;karşı tarafa, karşı tarafta; fazla, artık;tama- men, baştan başa; tekrar, yine; s. bitmiş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek üstün, üstünde; asağıya doğru; fazla, bütün bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. beklenilenden daha başarılı olmak. overachiever i. (okulda) beklenilenden daha başarılı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (rolu) abartmalı bir şekilde oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. baştan başa olan, bir uçtan bir uca olan; kapsayıcı, ayrıntılı; i., İng. iş tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. iş tulumu; İng. sugeçirmez uzun tozluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerinde kemer meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korkutup hareketten alıkoymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tartıda ağır gelmek; ağır basmak; dengesini bozmak, devirmek; dengesini kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorba tavırlı; küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada başkalarından fazla fiyat vermek, gereğinden fazla fiyat artırmak; briç. deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üfleyip gidermek; (kum, kar ile) eserek kaplamak; (nefesli çalgıyı) asıl sesinden daha yukan sese çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. abartmalı, şişirilmiş; tazeliğini kaybetmiş (çiçek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. gemiden denize. go overboard A.B.D., k.dili fazla tutkun olmak. Man overboard ! Yetişin ! Adam denize düştü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir uçak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taşıyabileceğinden fazla yük yüklemek; fazla sıkıntı vermek, fazla sorumluluk yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., briç. fazla deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dikkatli, çok titiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-cast) s., i. karartmak; sürfle yapmak; s. bulutlarla kaplı; kasvetli; sürfle yapılmış; i. kaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla fiyat istemek; fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük; fazla fiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir cpu’yu normalde çalışması gereken saat frekansı’ ndan daha yüksek saat frekansıyla çalıştırma işlemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulutlarla kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-came, -come) galip gelmek, alt etmek; yenmek, hakkından gelmek; gidermek, çaresini bulmak. be over come (with) etkilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazlasıyle karşılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendine fazla güvenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla kalabalık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. aşırı derecede develope etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-did, -done) fazla özenmek; gereğinden fazla pişirmek; fazla yorulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir ölçüden fazla ilâç verme, dozu aşma; aşırı doz; kıs. O.D., o/d fazla esrar alma; fazla esrardan hasta olan veya ölen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bankadaki hesap mevcudundan fazla para çekme; açık itibar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-drew, -drawn) abartma ile söylemek; hesap mevcudundan fazla para çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oto. otomatik dördüncü vites.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, vadesi geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ate, -eaten) fazla yemek yemek, oburluk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla teşhir etmek; foto filme fazla poz vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla poz verme; fazlaca teşhir etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taşmak; çok bol olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşma; taşkın şey; çok bol şey; akaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pek bol; taşkın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birbirini örtecek derecede büyümek (fidan); fazla boy atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yukarıdan aşağı inen (yumruk, raket darbesi); iğne ardı gibi dikilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-hung) i. üzerine süslü şeyler asmak; sarkmak, üzerine sarkmak; i. çıkıntı; çıkıntı derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken onarımı yapmak için elden geçirmek; kontrol etmek; arkasından yetişip önüne geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kontrol; bakım ve tamir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. baştan yukarı, yukarıda, tepede, üstte, üst katta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. genel masraflar; s. baştan yukarıda olan, yukarıdan geçen; genel masraflarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-heard) rastlantılı olarak işitmek, kulak misafiri olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişirilmiş; fazla büyütülmüş, abartmalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazlasıyle sevindirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşmanın fazlasıyle üstesinden gelebilecek askeri olanak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazlasıyle yüklenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. kara yolu ile yapılan; z. karada, karadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) üst üste getirmek veya gelmek (yanyana duran iki şeyin kenarları); aşırmak, aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örten tabaka; kaplama; bir harita üzerine konan tamamlayıcı sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-laid) kaplamak; üstüne yüklemek; matb. kâğıdın altını takviye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla yüklemek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla yük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gözden kaçırmak, dikkate almamak; önem vermemek; yüksek bir yerden bakmak; muayene veya teftiş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakış, yukarıdan seyretme; yüksek yer; gözden kaçırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahakküm eden kimse; başkasından üstün kimse; derebeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D. fazla, aşırı derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boyun eğdirmek, hakkından gelmek, üstün çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstün gelmek, yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. pek çok, gereğinden fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. overnight

ekon. gecelik

Bir gece içinde olan, gerçekleşen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. gece esnasında, geceleyin, bir gece içinde, bir geceyi kapsayarak; dün gece; ani olarak, birdenbire; s. gece boyunca olan; bir gecelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. üst geçit; üstten geçen yol; f. üstünden geçmek; geçmek, üstesinden gelmek; görmezlikten gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid, -paying) fazla ödemek; değerinden fazla ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır basıp ikna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyütmek, abartmak, mübalağa etmek; çok iyi oynamak. over play one's hand kendi olanaklarına fazla güvenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazlalık, artan şey, kalan miktar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nüfusun yüzölçümü ve olanaklara göre fazla olması veya büyük bir hızla artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zararsız hale getirmek; cebir ve kuvvetle yenmek; çok tesir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkıcı, kahredici; çok kuvvetli (sebep, koku, his).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla yüksek fiyat koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,i. üstüne yeniden basmak; i. basılan düzeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla değer vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. piyasaya göre fazla imal etmek. overproduction i. piyasayı etkileyecek kadar fazla imalât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla önem vermek, önemsemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yetişip geçmek; ötesine geçmek; aldatmak, dolandırmak yürürken art ayağının tırnağı ön ayağının ökçesine dokunmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-rode, -ridden) tepelemek, ayak altında çiğnemek; önem vermemek, hakkını çiğnemek; fazla binerek yormak (at); tıb. (kemiğin kırık uçları) bir birine binmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla olgunlaşmış, geçkin, vakti geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçersiz kılmak, kararını iptal etmek; hükmünü geçirmek, etkili olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ran, run, running) üstüne yayılmak, kaplamak; istila etmek; üstünden geçmek; koşarak birini geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (saw, seen) idare etmek, seyretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, müfettiş; ustabaşı, kalfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sold, selling) fazla satış yapmak; satılacak şeyi fazla övmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cinsel istekle fazla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gölge etmek, gölgelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kendi üstünlüğüyle gölgelemek, düşürmek, küçültmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şoson, lastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (shot) nişandan öteye atmak; geçmek; aşırılığa kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

suyu üstten alan dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış, kusur; göze tim, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla geniş, fazla büyük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slept) fazla uyumak.; vaktinde uyanmadığı için (randevuyu) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. b.h. bütün ruhları birleştiren ve etkileyen evrensel ruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (spent) fazla masraf yapmak, bütçeyi aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mübalağa etmek, abartmak. overstatement i. mübalağalı söz, abartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haddinden fazla kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ped, ping) geçmek, aşmak, haddini aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok sinirli; müz. üst üste gerilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dolu; içi doldurularak kaplanmış (ev eşyası).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken veya olandan fazlasını taahhüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fazlalık; f. fazla tedarik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık olarak yapılan, açıktan açığa olan; huk. kasten yapılan. overtly z. açık şekilde, göz önünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (took, taken) yetişmek; birden karşısma çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır vergi koymak; dayanabileceğinden fazla iş yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (threw, thrown) yıkmak, düşürmek, yere vurmak; bozmak, yenmek; harap etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıkma, devirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iş saatlerinden fazla çalışma süresi; s. iş saatlerinden sonraki çalışmalara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. armonik seslerden biri; boyalı bir yüzeyin yansıttığı ışığın rengi; ima edilen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) tepesini aşmak; üstün olmak, üstün gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin üzerinde yükselmek, daha yüksek olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (briç) fazla kazanılan el.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önerme; müz. uvertür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. devirmek, altüst etmek, bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devirme, altüst etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendinden fazla emin, gururlu, kibirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tartıda fazla gelen miktar, fazla ağırlık: şişmanlık; şişman: f. fazla yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. basmak; etkilemek, bunaltmak; garketmek, boğmak; başından aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok kuvvetli, karşı konulamaz; bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuvvetinden fazla çalıştırmak veya çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (wrote, written) fazla ince bir üslupla yazmak; fazla uzun yazmak; bir yazı üzerinde düzeltme yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla işlemeli; sinirleri bozuk; aşırı heyecanlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Amu Derya nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poll. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass a vote of non confidence. throw. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz v(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz verdi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özveride bulunan, fedakar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-denial. self-sacrifice. sacrifice. self-abnegation. devotion. self-devotion. unselfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. self-denial. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-denial. self-sacrifice. sacrifice. self-abnegation. devotion. self-devotion. unselfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. self-denial. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrificing. self-denying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrificing. self-denying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. laf boş lakırdı, palavra; pohpohlama, slang. yağ çekme; yerlilerle turistler arasındaki görüşme; f. boş laf etmek, palavra atmak; yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. haşhaş ve gelincik familyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşhaş ve gelincik cinsine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin Fısıh bayramı; Fısıh bayramında kurban olarak kesilen kuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهناور] engin. 2.geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebat, azim, taannüt; ısrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. psik. bir düşünce veya harekete fazlasıyle saplanıp kalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sebat etmek, azimle devam etmek, ısrar etmek. persevering s. sebat eden. perseveringly z. sebatla, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «perverden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Besleyici, besleyen, nafaka veren. 2. Terbiye eden, yetiştiren: Bende-perver; maarif-perver. 3. Seçip alan, hâiz. Merihimperver = Merhameti olan. 4. Seven: Vatan-perver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرور] yetiştiren, eğiten, büyüten, besleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. «perverden» fiilinden imef.). 1. Beslenmiş. 2. Terbiye olmuş, yetiştirilmiş: O, filânın perverdesidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

beslemek, gütmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bütün mahlûkatı besleyen ve yetiştiren, yaşatan Allah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پروردگار] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Besleyiş, besleme, beslenme. 2. Terbiye, yetiştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. perveriş = terbiye, yâften = bulmak). Terbiye gören, terbiye olunan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ters; aksi; yoldan çıkmış, ahlâksız, sapık, huysuz, kotü huylu. perversely z. aksilikle; ahlâksızca. perverseness, perversity i. sapıklık, ahlâksızlık; yoldan çıkma; aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sapıklık, cinsel sapıklık; ifsat etme, ayartma; dalâlet; ters anlam verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. saptırmak, ifsat etmek, ayartmak, dalâlete sürüklemek; alçaltmak; ters anlam vermek, yanlış izah etmek; i. cinsi sapık kimse .perversive s. yanıltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sapık; sapkın, doğru yoldan çıkmış, kötü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. elde kalan, elenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmurkuşu, zool. Charadrius dotterel plover kalinis, zool. Eudromias morinellus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pek hafif yumurtalı ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yoksulluk, fakirlik, parasızlık, zaruret, ihtiyaç; yetersizlik, kifayetsizlik, eksiklik. poverty line fakirlik ile orta hallilik arasındaki gelir sınırı. poverty-strick-en s. çok fakir, muhtaç, zarurete düşmüş, yoksul .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. jeoloji). Yerin ilkel kabuğuna dayanan jeoloji sistemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbımesel, atasözü; mesel; çoğ., b.h. Süleyman'ın Meselleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. darbımesele ait, darbımesel gibi, atasözü kabilinden; herkesçe bilinen, ünlü, meşhur. proverbially z. herkesçe bilindiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süveter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Püskürtme cihazı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pulvérisateur

püskürteç

Sıvıları ve toz durumundaki maddeleri gaz veya toz durumunda saçmaya, atmaya yarayan tulumba veya körük biçimindeki aygıt, püskürme makinesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomiser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomizer. sprayer. spray gun. duster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ezmek, ezip toz haline koymak. pulverizer i. toz haline getiren kimse veya alet. pulveriza'tion i. ezme, toz haline getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tozlu, toz gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. toz haline konmuş; tozlu. pulverulence i. tozluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo kolay aldanır kimse, yemlik; kolay iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. titremek, titrek sesle şarkı söylemek; i. titreme; ses titremesi; İng., müz. sekizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civa; sır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ok kılıfı, sadak; okluk; bir kılıf içindeki oklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. titremek, titreşmek; i. titreme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. harry. haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(çift k ile galattır) (I. A.) (c. rukum, erkam). 1. Yazma, yazı, tahrir, yazı ile kayıt ve işaret. Rakam etmek = Yazmak, kayd etmek. 2. Sayı: 7 rakamı, 8 rakamı. Erkaam-ı Hindiyye = Avrupaılar’ın Araplar’dan Araplar’ın da Hindiiler’den almış oldukları bugün kullandığımız sayı işaretleri: 1, 2, 3... işaretleri. 3. Hesap ilim ve kuralları: Rakam bilmek, öğrenmek. Rakam dökmek = Hesap etmek. Rakam koymak = Numaralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure. number. numeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digit. figure. number. numeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digit. figure. number. numeral. key figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. rakam, Fars. keşîden = çekmek). Rakam çeken, yazan, çizen..

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rakam, Fars. zeden = vurmak). 1. Yazılmış, kayıtlı. 2. Sözü edilen, anılan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yazan, çizen, kayd ve işaret eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rakam» dan) (mü. rakamiyye). Rakama alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a number which contains so many digits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Titretici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راست پرورانه] doğruluktan yana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) fare ısırmasından ileri gelen bulaşıcı bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

titretmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İşitsel FM radyo sinyalleriyle birlikte dijital veriler ileten bir sistemdir. RDS, sinyali veren istasyonun ismini görüntüler ve o istasyon için en güçlü sinyali otomatik olarak bulur. Özellikleri arasında aşağıdakiler bulunmaktadır: Program Servis İsimi (Program Service Name – PS): 8 karaktere kadar istasyon ismi bilgisi; Trafik Anonsu (Traffic Announcement – TA): trafik bilgisi bültenlerine otomatik olarak geçen bir özellik; Alternatif Frekans (Alternative Frequency – AF): Aynı istasyon için birden fazla sinyal olduğunda, güçlü sinyalin otomatik olarak seçilmesi; Gelişmiş Diğer Şebeke (Enhanced Other Network – EON): trafik anonsu sırasında otomatik olarak başka bir istasyona geçme; Saat (Clock Time – CT): Doğru saatin otomatik olarak ayarlanması.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alan veya kabul eden kimse; tahsildar; (huk.) davalı malları idareyle görevli kimse; çalıntı malı alan kimse; (kim.) distilasyonda toplama kabı; (fiz.) hava boşaltma tulumbasının cam kavanozu; ahize, alıcı, almaç. receivership (i.) davalı malların

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) eski haline dönüştürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden döşemek; tekrar kapatmak; döşemesini yenilemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar ele geçirmek, geri almak, bir daha bulmak veya kazanmak; geri getirmek; (huk.) mahkeme marifeti ile ödetmek veya tazmin ettirmek, almak, tahsil etmek; telafi etmek; kurtarmak; işe yaramayacak madenden kıymetli maden çıkarmak; iyileşmek, ken

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tekrar ele geçirme; geri alma; iyileşme, kendine gelme; kürek çekerken tabii vaziyete dönme; eskrimde hücumdan sonra savunma vaziyetine geçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tinge. to liven up. to enliven. to add spice and zest to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıskandıran, kıskançlık veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رشک آور] kıskandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geriye çevirme veya çevrilme; geriye bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Selâm veya teşekkür maksadıyla öne doğru bel kırarak eğilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bob. bow. reverence. courtesy. curtesy. curtsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow. curtsy. curtsey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aksettirmek, aksolunmak, yankılamak, yankılanmak, geri vurmak, geri tepmek, yansımak. reverbera'tion i. yankılama, yansıma; yankı, yansı, akis. reverberator i. aksettirici alet; yansıtaç, yansı lambası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yankı meydana getiren; yansımalı. rever- beratory furnace uzun alevli fırın, yansımalı fırın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hürmet etmek, saymak, saygı göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hürmet, ihtiram, saygı, ululama; huşu; f. hürmet etmek, saygı göstermek, ulu tutmak, yüceltmek, huşu göstermek. your Reverence saygıdeğer efendim (papaz veya vaizlere hitapta kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete layık, saygıdeğer, sayın, muhterem (papaz veya vaizlerin lakabı olarak kullanılır; kıs. Rev).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmetkâr, saygılı, riayetkar, hürmet gös- teren, hürmetten ileri gelen. reverently, rev- erentially z. saygı ile, huşu ile, ihtiramla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgınlık, derin düşünüş;hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devrik yaka gibi astarını gösterecek şekilde katlanmış elbise kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tersine çevirme; huk. kararın bozulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aksi, arka, ters, tersine dönmüş; terslik yapan. reverse curve S şeklinde demiryolu hattı dönemeci. reverse frame den. ters posta. reverse side ters taraf. reverse turn ters tarafa dönüş. reversely z. tersine, aksi olarak, bilâkis; diğer taraftan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ters çevirmek, tersine çevirmek; yerlerini değiştirmek; iptal etmek, feshetmek; tersine hareket ettirmek; tersine dönmek; geri vitese almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters taraf, arka taraf; ters, aksi, zıt olan şey; durumun kötüleşmesi, aksilik, felâket; mak. geri çevirme, tornistan; geri vites.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tersine çevrilebilir. reversibil'ity, reversibleness i. tersine çevrilebilme. reversibly z. tersine çevrilerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski haline veya inancına dönme; ters yöne dönme; biyol. iki veya daha fazla kuşak boyunca görülmemiş olan ilkel özelliklerin yeniden belirmesi; huk. tekrar intikal; bir mülkün bir veya birkaç kişinin kullanımına geçtikten sonra başka belirli bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. geri gitmek, dönmek; tekrar intikal etmek, ait olmak; i. geri dönen kimse, özellikle eski dinine dönen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

canlılık kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Tabanca, altıpatlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, revolves; specifically, a firearm with several chambers or barrels so arranged as to revolve on an axis, and be discharged in succession by the same lock; a repeater. a pistol with a revolving cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolver. pistol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a pistol with a revolving cylinder. a door consisting of four orthogonal partitions that rotate about a central pivot; a door designed to equalize the air pressure in tall buildings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gun, usually a handgun, with a multi-chambered cylinder that rotates to successively align each chamber with a single barrel and firing pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term credit card issuers use for card holders who roll over part of the bill to the next month, instead of paying off the balance in full each month About seven out of 10 card holders revolve the debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term credit card issuers use for cardholders who roll over part of the account balance to the next month, instead of paying off the balance in full each month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projectile weapon of the pistol type, having a breechloading chambered cylinder so arranged that the cocking of the hammer or movement of the trigger rotates it and brings the next cartridge in line with the barrel for firing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of pistol named for its unique feeding system consisting of a revolving cylinder with multiple cartridge chambers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gat , gun , revolver , sixgun , revolvers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabanca, mükerrer ateşli tabanca, altıpatlar, revolver.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ırmak, nehir. riverbank i ırmak kenarı. river bed ırmak yatağı. river qod rmak tanrısı. river horse suaygırı. river man ırmak üstünde çalışan adam. river rat ırmak kenarında hırsızlık eden haydut, nehir haydutu. river road ırmak boyunca giden y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) Eski Roma devrinde kullanılan rakamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman numeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman numerals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Zamanımızda, dünyanın büyük bir bölümünün ve bizim de kullandığımız rakam şekilleri, diğer ülkelerde ‘Arap rakamları’ diye bilinir. Aslında bu nitelendirme yanlıştır. Bu rakamların kökeni yani ilk ortaya çıktığı yer Hindistan’dır ve buradan önce Arabistan’a, daha sonra İslami kültür yayılımı ile birlikte Avrupa’ya geçmiştir.

Avrupa’da Romen rakamlarından günümüz rakamlarına geçiş Ortaçağda olmuştur. O yıllarda Avrupa’da hesap işleriyle uğraşanlar Romen rakamlarını hemen terk etmediler. Daha ziyade toplama ve çıkarma işi yapan tüccarlara Romen rakamları daha pratik geliyordu. Örneğin 68’den 16’yı çıkarmak için 68 yani ‘LXVIII’ rakamından 16’yı ifade eden ‘XVI’ rakamlarını silince geriye ‘LII’ yani 52 kalıyordu.

Diğer bir örnek olarak 77 (LXXVII) sayısından 15’i (XV) çıkartalım. Yapılacak iş 77’nin içinden X ve V rakamlarını silmektir. Sonuç ‘LXII yani 62’dir.

Bu arada Romen rakamları nelerdir bir görelim: I(1), II(2), III(3), IV(4), V(5), VI(6), VII(7), VIII(8), IX(9), X(10), XX(20), XXX(30), XL(40), L(50), LX(60), LXX(70), LXXX(80), C(100), D(500), M(1 000)

Romen rakamaları her bir sayının karşılığı olan harfler, büyükten küçüğe doğru ve soldan sağa yazılıp bunların hepsi toplanarak bulunur. MDCLXVI sayısı neymiş bulalım:

(M=1 000)+(D=500)+(C=100)+(L=50)+(X=10)+(V=5)+(I=1)=1966

Ancak günümüzde sistem tam böyle çalışmıyor, büyük rakamdan önce gelen daha küçük rakam büyükten çıkartılıyor. Örneğin IX=(10-1)=9, bu şekilde 1999 sayısı olan MCMXCIX (1 000+900+90+9)=1999 olarak bulunuyor.

Bir başka uygulama da aynı harfi üç kereden fazla tekrar etmemek şeklinde. IIII yerine IV, XXXX yerine XL kullanılıyor. Ancak Romen rakamlarında M’den büyük harf olmadığından 1 000’den sonra örneğin 4 000 MMMM şeklinde yazılabiliyor. Daha büyük sayılarda ise sayının kaç kere 10’un katı olduğunu ifade etmek için parantez işaretleri kullanılıyor.

Romen rakamlarında sayıdan önce ‘bir’ gelmesi sadece dört (IV) ve dokuzda (IX) vardır. Romen rakamlarında sıfır yoktur. Rakam gösterildiği işaret kadar yani ‘X’ nerede olursa olsun ‘10’dur. Halbuki günümüz rakamlarında ‘1’ tek başına iken ‘1’dir ama sağdan ikinci haneye geçince ‘10’ değerini, üçüncüye geçince ‘100’ değerini alır.

Tüm bu nedenlerle günümüzün karmaşık işlemlerinde Romen rakamlarının kullanılmaları mümkün değildir. Sıfır sayısının katılmasıyla hiç rekabet güçleri kalmamıştır. Duvar saatlerinde dekoratif amaçlı kullanılmaları yanında pratik bir kullanım yerleri yoktur.

Günümüzde milyon, milyar derken trilyonları hatta katrilyonları ifade eder hale geldik. İleriki yıllara hazırlık amacıyla milyondan başlayarak sonra gelen sayılara bir bakalım. Sayı isminin yanına bir parantez içindeki rakamlar o sayıda kaç tane sıfır olduğunu gösterir:

Milyon(6), milyar(9), trilyon(12), katrilyon(15), kuintrilyon(18), sekstrilyon(21), septrilyon(24), oktrilyon(27), nanilyon(30), desilyon(33), andesilyon(36), dudesilyon(39), tredesilyon(42), kattırdesilyon(45), kuindesilyon(48), seksdesilyon(51), septendesilyon(54), oktadesilyon(57), novemdesilyon(60), vijintilyon(63).


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serseri kimse; korsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rûha kuvvet ve ferahlık veren, hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. aşınmış, yenik (topuk); i., matb. fazla kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) HAlinden memnun olan, sevinçli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çok sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işe yaramak, rahatlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. askâm «ka ile») Hastalık, illet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i.) Bozukluk, noksanlık, sakatlık, yanlışlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سقامت] sakatlık. 2.yanlışlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. prescribe. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commend. direct. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be released from prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

releasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutulmuş olanı koyuvermek, bırakmak. 2. Mahbus olanı hapisten kurtarmak, mahbesten çıkarmak. 3. Uzatmak, koyuvermek: Sakal salıverdi. 4. Bir şeyi zaptedemeyip bırakıvermek; kaçırmak: Kahkahaları salıverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let go. to set free. to release. to liberate. to free. to acquit. to unwind. to disengage. to dismiss. to outspan. to unbend. to unfasten. to blow-off. to leave. to relax. to discharge. to demobilize. to pay. to drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

art-lover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artlover. lover of art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sanal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İri ve iyi cins inci. 2.Hükümdara yakışan, hükümdara uygun.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, zinde, güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax whose amount depended on the number of animals one owned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tornavida; portakal suyu ve votka kokteyli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

election campaign. electoral campaign. political campaign. election / electoral campaign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Göçürülmüş, transpoze edilmiş makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. şehd = bal, F. kâm = damak). Damağında lezzet kalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سهی قامت] servi boylu, düzgün boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaygillerden 10 metreye kadar uzayan, kamışı andırır bir bitki (saccharium officinarum).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سکر آور] sarhoşluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durgunluk vermek, sekteye uğratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özerklik muhtariyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Çay yapmak için su kaynatmaya yarayan ve içinde bir ocağı ve bacası olan kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samovar. urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samovar. urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.meyva vermek. 2.sonuç vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., müz . on altılık nota, iki çengelli nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Senâkâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Öven, metheden.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سنهء قمریه] kamerî yıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş, reis, bir şeyin en ileri bulunanı. Server-i KAinlt = Hz. Muhammed.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. server

bl. sunucu

Bir ağda diğer kullanıcılar tarafından erişilen kaynakları barındıran bilgisayar.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرور] önder, lider, baş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hizmetçi; servis atan oyuncu; tepsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Baş, başkan, reis, ulu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سروران] önderler, liderler, başlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başlık, başkanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To separate, as one from another; to cut off from something; to divide; to part in any way, especially by violence, as by cutting, rending, etc.; as, to sever the head from the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cut or break open or apart; to divide into parts; to cut through; to disjoin; as, to sever the arm or leg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep distinct or apart; to except; to exempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disunite; to disconnect; to terminate; as, to sever an estate in joint tenancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suffer disjunction; to be parted, or rent asunder; to be separated; to part; to separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make a separation or distinction; to distinguish. set or keep apart; 'sever a relationship'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set or keep apart; 'sever a relationship'. cut off from a whole; 'His head was severed from his body'; 'The soul discerped from the body'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To divide one piece of property from another to be sold or used separately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Result of rub-point which has been ignored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ayırmak, bölmek, tefrik etmek; koparmak; ayrılmak. severable (s.) ayrılabilir; kesilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) birkaç, çeşitli, muhtelif; ayrı, başka, münferit, tek; (huk.) özlük, şahsi. severally (z.) birer birer, ayrı ayrı, tek tek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) ayrılık, müstakil olma; ferdi mülkiyet. in severalty (huk.) ferdi olarak (mülkiyet).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ayırma, ayrılma, alakayı kesme. severance pay işten ayrılma tazminatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert, şiddetli, haşin; fazla ciddi; kasvetli. severely (z.) şiddetle. severeness, severity (i.) şiddet, sertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tıraş eden kimse; (k.dili) genç erkek çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (gen). (çoğ). pare, parça, kıymık; (f). parçalanmak, paramparça olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). titremek; (i). titreme. It gives me the shivers. Tüylerimi ürpertiyor. shivery (s). titrek; tüyler ürpertici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, perverden = beslenmek). Yiyip içmeyi çok düşünen, boğazına esir olan, obur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرور] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gümüş; gümüş para; gümüş eşya; gümüş kaplama eşya; gümüşe benzer şey; gümüş rengi; s. gümüşten yapılmış; gümüşe benzer, gümüş gibi, beyaz ve parlak; berrak (ses). silver anniversary yirmibeşinci evlenme yıldönümü. silver fir beyaz çam ağacı, gü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gümüş kaplamak; gümüşlü civa ile sırlamak (ayna); gümüş gibi parlatmak; foto. gümüş nitratla kaplamak; gümüş gibi beyaz ve parlak olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyaz mercanbalığı; gümüşbalığı; gümüş renkli birkaç çeşit balık; kitaplara zarar veren küçük ve parlak bir böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gümüş üzerine çalışan kuyumcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gümüş eşya, gümüş sofra takımı; kaşık ve çatal takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beşparmakotu, bot. Potentilla anserina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gümüşe benzer, gümüş gibi; berrak. silveriness i. gümüş gibi oluş; berraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzücü, Ar. sebbâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Suda yüzen, yüzücü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ince kösele; köseleyi tabaka tabaka kesmeye mahsus bıçak; köseleyi böyle kesen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. esir gemisi; esir taciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. salya akltmak; salva bulaştırmak; i. salya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kölelik, esirlik, esaret, bendelik, halayıklık; çok ağır iş; kölelik sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koltuk veya kanepe kılıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., baştan giyilen (kazak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kesilmiş veya yırtılmış ince uzun parça; kıymık; ince dilim; yün bükmesi; f. ince uzun parçalara kesmek veya aylrmak; kıymık saçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. herhangi, her ne, her.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. close. heal. lift. scotch. terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to terminate. to put an end to. abate. to put the boot in. call off. close. scotch. still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Son olması istenen çocuklara verilen isimlerden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. âlâ, en yüksek; şahane; mutlak, bağımsız, müstakil; hükümdarca; çok tesirli (ilâç); i. hükümdar, kral, imparator; altın ingiliz lirası. sovereignly z. mutlak surette; hâkimane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. egemenlik, hâkimiyet, hükümranlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge. promise. undertake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give one's word. to deliver / to make a promise. to promise. assure. engage. engage one's word. to pledge one's faith. pass. pass one's word. pledge one's word. to deliver a promise. stipulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşmış şey; dağılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sporty. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sports fan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak bir Hollanda parası; önemsiz şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mola, konaklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıkma, devirme, altüst etme, tahrip; harap olma; yıkılma, devrilme; ifsat, bozulma. subversive s. tahrip edici, yıkıcı, altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. altüst etmek, harap etmek; devirmek, yıkmak; bozmak, ifsat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakkıyla söz söyliyebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sukamışıgillerden, suda ve bataklıklara yetişen küçük bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( (i. botanik). Bir çeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Barışçı, barışsever.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Memeli hayvanlarda erkeklerin süt üretmeleri fizyolojik olarak mümkündür. Bu hususta erkekler gerekli anatomik donanıma, fizyolojik potansiyele ve hormonlara sahiptirler. Ancak tabiatın bazı keçi ve yarasa türleri gibi çok özel bir iki istisnası hariç süt verme olayı ne insan türünde ne de diğer memeli türlerinin erkeklerinde gerçekleşmektedir.

Aslında memelilerin tümünde, yani her iki cinste de süt bezleri vardır. Erkeklerde bu bezler gelişmemiş ve işlevsizdirler. Bu durum da türe göre değişiklikler gösterir. Örneğin fare ve sıçanların erkeklerinde meme dokusu hiç bir zaman süt kanalları ve meme uçları oluşturmaz, memeler dışarıdan görülmez. İnsanlar ve köpekler de dahil bir çok memelide ise oluşturur. Hatta dişi ve erkeğin göğüs yapılarında ergenlik çağına kadar bir fark görülmez.

Erkeklerin niçin süt vermedikleri sorusunu memeli hayvanların yüzde doksanı için sormaya zaten gerek yoktur. Çünkü bu büyük çoğunlukta yavruya yalnızca anne bakar. Erkeklerin çiftleşmeden sonra yavruya hiç bir katkıları yoktur, genellikle onları terk eder giderler.

Yüzde ona giren insan, aslan, kurt gibi memelilerde ise babanın esas sorumluluğu aileyi ve yavruları korumak, onlara yiyecek bulmaktır. Belki de başlangıçta bu türlerin erkekleri de yavrularına süt veriyorlardı ama asıl görevleri nedeni ile evrim sonucu süt verme donanımları yerlerinde kaldığı halde üretim kabiliyetleri köreldi.

İşlevleri kalmadığına göre erkeklerin niçin hala memeleri var sorusunun yanıtı ise insanda erkek ve dişi yapısının aslında aynı olmasında yatıyor. İnsanın anne karnında iken oluşmaya başladığı embriyo halinin en başında erkek ve dişi arasında bir fark yoktur.

Zaten insanın taşıdığı 23 çift kromozomdan 22 çifti ve bunların taşıdığı genler her iki cinste de aynıdır. Sadece cinsiyet kromozomu olan yirmi üçüncü çift farklıdır. Eğer embriyo anne ve babasından birer ‘X’ kromozomu alırsa kız, annesinden ‘X’, babasından ‘Y’ kromozomu alırsa erkek oluyor.

Embriyo ‘Y’ kromozomunu aldıktan sonra hormonal sinyaller gelmeye ve erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor. Erkeklerin memeleri ise bu safhadan daha önce oluşmuş bulunduğundan aynen kalıyorlar ama ondan sonra hormonal bir takviye olmadığından fonksiyonel hale gelemiyorlar.

Dişilerde ise büyüme çağı sırasında salgılanan hormonlar süt bezlerini ve göğüsleri büyütüyor. Gebe dişilerde bu büyüme biraz daha artıyor, süt üretimi başlıyor ve bu üretim daha sonradan emzirmeyle tetiklenerek devam ediyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sûret). SOretler, şekiller, (bk.) SÜret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صور] yüzler. 2.çareler. 3.biçimler. 4.tarzlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ شعله ور] alevli. 2.parlak, aydınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تاب آور] dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Padişah, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجور] taçlı, taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayrıntılı açıklamada bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تحریک آميز] tahrik edici, kışkırtıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ele geçirme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şafak gibi ışık saç, aydınlat.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taverna, meyhane; han.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. nightclub. drinking place with music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub. osteria. tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar ödemesinde bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

direktif vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F.). Yenilik taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kemâl» den). Kemal bulma, olgunlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تکامل] olgunlaşma. 2.evrim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

olgunlaşmak, gelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Türkiye’deki telefon şehir kodları listesine bakarsanız, birbirine komşu şehirlerin kodlarının çok farklı, kod numaraları yakın olan şehirlerin ise birbirlerinden çok uzak olduklarını görürsünüz.

Bunun nedeni, kod sisteminin tuşlu telefonlar yaygınlaşmadan önce kadranlı telefonlara göre kurulmuş olmasıdır.

Kadranlı telefonlarda 9’u çevirmek için, hizasındaki deliğe parmağınızı sokup, sonuna kadar kadranı çevirmeniz ve bırakmanız gerekiyordu. Kadran da otomatik olarak geri dönerek eski konumuna geliyor ve bir tek numara çevirme işlemi tamamlanıyordu.

Bu işlemde 1’i çevirmek 9’u çevirmekten, 212’yi çevirmek 989’u çevirmekten çok daha kısa bir sürede gerçekleşiyor ve santraller daha az meşgul oluyorlardı. Şüphesiz bugünkü tuşlu telefonlar çok hızlı çalıştıklarından, numaraları aramak bakımından bir zaman farkı yok.

Bu nedenle, 212 gibi kısa süre tutan kod numaraları ülkenin en büyük, en çok telefon kullanılan şehirlerine verilmiştir. Örneğin, NewYork ve İstanbul’un kod numaraları aynı, yani 212 iken, Chicago ve Ankara’nın da 312’dir.

Bu sisteme göre bugün Türkiye’de üçüncü en kısa kod 222 ile Eskişehir iken, en uzun süren kod ise 488 ile Batman’dır.

Zamanla şehirler çok büyüyünce, onları kısımlara bölüp, yeni kod numaraları vermek ihtiyacı doğdu. Yeniler eskilerle karışmasın diye farklı numaralar verildi. Örneğin kodu 212 olan New York ikiye bölününce, ikinci kısma 718 kodu verildi. Bizde ise buna pek dikkat edilmedi, ben 212 mi Avrupa yakasıydı, yoksa 216 mı, hala karıştırırım.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Türkiye’deki telefon şehir kodları listesine bakarsanız, birbirine komşu şehirlerin kodlarının çok farklı, kod numaraları yakın olan şehirlerin ise birbirlerinden çok uzak olduklarını görürsünüz.

Bunun nedeni, kod sisteminin tuşlu telefonlar yaygınlaşmadan önce kadranlı telefonlara göre kurulmuş olmasıdır.

Kadranlı telefonlarda 9’u çevirmek için, hizasındaki deliğe parmağınızı sokup, sonuna kadar kadranı çevirmeniz ve bırakmanız gerekiyordu. Kadran da otomatik olarak geri dönerek eski konumuna geliyor ve bir tek numara çevirme işlemi tamalanıyordu.

Bu işlemde 1’i çevirmek 9’u çevirmekten, 212’yi çevirmek 989’u çevirmekten çok daha kısa bir sürede gerçekleşiyor ve santraller daha az meşgul oluyorlardı. İüphesiz bugünkü tuşlu telefonlar çok hızlı çalıştıklarından, numaraları aramak bakımından bir zaman farkı yok.

Bu nedenle, 212 gibi kısa süre tutan kod numaraları ülkenin en büyük, en çok telefon kullanılan şehirlerine verilmiştir. Örneğin, NewYork ve İstanbul’un kod numaraları aynı, yani 212 iken, Chicago ve Ankara’nın da 312’dir.

Bu sisteme göre bugün Türkiye’de üçüncü en kısa kod 222 ile Eskişehir iken, en uzun süren kod ise 448 ile Batman’dır.

Zamanla şehirler çok büyüyünce, onları kısımlara göre bölüp, yeni kod numaraları vermek ihtiyacı doğdu. Yeniler eskilerle karışmasın diye farklı numaralar verildi. Örneğin kodu 212 olan NewYork ikiye bölününce, ikinci kısma 718 kodu verildi. Bizde ise buna pek dikkat edilmedi, ben 212 mi Avrupa yakasıydı, yoksa 216 mı, hala karıştırırım.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F„ telh = acı, kâm = damak). Her şey kendisine acı gelen, üzgün, meyus, muztarib: Telhkâm eyledi firâkın beni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تلخکام] üzgün, acılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concentration camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., ten = beden, Averden = getirmek, mâlik olmak). Vücutlu, iri (insan hakkınla kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ ten = vücut, perverden = beslemek). Vücudunu iyi beslemeye düşkün olan, yiyip içmekle ve kendi keyif ve rahatıyla uğraşan, kendi rahatını her şeye tercih eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تن پرور] rahatına düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Terakkiye hizmet veya yardım eden, terakki taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

progressive-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ترقی پرور] ilerleme yanlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaçamaklı söz söylemek; din veya parti değiştirmek. tergiversa'tion (i.) değişkenlik, döneklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشامح پرور] hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

avutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâ» dan). Yasak şeylerden kaçınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında vereme yakalanma mânâsında kullanılıyorsa da yanlıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تورم] şişme. 2.verem olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Duyarlı, reaksiyon(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plugging. stopping. obstruction. choking up. stoppage. obturation. occlusion. sealing. springing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstruction. stopping. clogging. barrage. choke. stoppage n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Bir şişe vesaire ağzını tıpa vesaire ile basarak kapamak, bir deliği bir şeyle kapamak: Şu şişeyi tıkamalı; su yolunu, boruyu tıkamışlar; şiş boğazını tıkadı. Ağzını tıkamak = Susmaya mecbur etmek, iskât. Lâkırdıyı ağzına tıkamak = Sözünün yanlışlığını ortaya koyuvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. plug. choke up. choke. obstruct. block. block up. stop up. clog. stuff. bung. bung up. congest. engorge. foul. foul up. glut. hold. jam. obturate. occlude. plug up. seal off. spike. spile. stopple. tampon. wad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block. chock. choke. clog. cover. jam. obstruct. plug. stop. stuff. wad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plug. to stop. to clog. to congest. to obstruct. to stuff. to block. to lock. to stopple. to cork. to seal. to tamp. to shut in. to shut down. to occlude. to obturate. to jam. to smother. bung up. choke. choke up. close. cram. stop up. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vakit kazandıran usul, zaman kazandıran aygıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zamana uyan kimse, zamanın adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concentration camp. concentration / internment camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alıcı verici radyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yandan yana geçen, karşıdan karşıya, enine; i., geom. bir takım hatları kateden doğru hat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıdan karşıya, enine, çaprazvari; i. çapraz şey; mat. hiperbolde enine mihver. transverse ligament anat. çaprazvari bağ. transversely z. çapraz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Demiryolu raylarının, altına enlemesine konulan ağaç veya demir taban.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. traverse

tabanlık

Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. tie. cross arm. sleeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Across; athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. crosstie. horizontal beam. railroad / railway tie. travers. transon. cross arm. header. insulator support. cross beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. aykırı, çapraz; i. kat eden kısım; çapraz kısım; travers; mim. galeri; bölen şey, engel; çapraz çizgi; karşıdan karşıya geçme; geçiş yolu; makina kısmının yana doğru hareket sahası; huk. resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travertine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. travertin, ırmaklardaki kireçli su birikintisinden hasıl olan açık sarı renkli sünger gibi kaya, bir çeşit kireç taşı, pamuktaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda Fransa'da epik şair.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. zaptolunan bir malı geri almak için açılan dava, istirdat davası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devrilme; sermaye tedavülü, devir; sermaye ve bununla kazanılan meblâğ; meyvalı turta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jimnastik kulübü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin ürettiği 60 mm’lik 1.8 GB kapasiteli disk.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promising. strategic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inanmayan kimse; imansız, kafir, gâvur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekzip edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilmemiş, çevrilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

örtüsünü kaldırmak, açmak; örtüsünü açarak göz önüne sermek; açığa çıkarmak; hürmetle şapkasını çıkarmak. uncovered s. açık; karşılamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşından veya seviyesinden beklenenden azını becerebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. undercover

gizli

Görünmez, belli olmaz bir durumda olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gizli, casus gibi. under cover gizlice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s keşfedilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idare edilemez, yönetilmez serkeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. universal

evrensel

Bütün insanlığı ilgilendiren.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal. allround.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. evrensel, kâinatı içine alan, dünya çapında, her yanı kaplayan, külli, umumi; man. tümel; mak. üniversal; i. umumi önerme; evrensel düşünce veya kaide; kardan kavraması. universal applause umumi takdir, umumi alkış. universal coupling, univers

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nihayette her kesin ilâhi affa uğrayacağına inanan kimse veya mezhep. Universalism i. bu yolda inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evren, kâinat, âlem, cihan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muhtelif fakültelerden meydana gelen yüksek öğretim müessesesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. college. university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school. university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercollegiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üniversite öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergrad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversite;( İng.) k.dili. universite spor takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedavisi güç; geri getirilemez, telâfi edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ün sev(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ünlen, tanınmış ol, insan ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ün verdi. -(bkz.Ünver).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ün veren.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. ırmağın yukarısındaki; z. nehir yukarı, ırmağın yukarı kısmına doğru; i. ırmağın yukarı kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir toprağın yetişme ortamının, bitki ve hayvan toplumunun veya akarsuların arzu edilen ürünü, yararlanılabilir biyolojik kütleyi verebilme yeteneği veya kapasitesidir. Bu yetenek veya kapasite, iklim, toprak, bitki, hayvan, bakım ve işletme tekniğinin kombinasyonuna (ortak etkisine) bağlıdır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son dönem elektronik cihazlarda bulunan bağlantı standartıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Operada perde açılmadan önce orkestranın çaldığı parça

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.) (musiki). Bir makama nisbetle, dizi bakımından, yakın ve benzer olmayan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وطن پرور] yurtsever.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وطن پرورانه] yurtseverce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotic. public-spirited person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriot. patriot yurtsever. patriotic yurtsever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriotism. public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وجدآور] coşkulu, heyecanlandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arka yüzü pamuklu kadife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). İsmin sonuna gelip sahip mânâsiyle sıfatlar teşkil eder. Suhanver = Söz sahibi, güzel konuşan, yazan. Kîne-ver = Kindar. Cân-ver = Canlı, hayvan. Hüner-ver = Hünerli, hüner-mend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arka, geri, Ar. zahr: Verâ-i cebel = Dağın ardı. 2. Kıç, geri, dübür. Mâ-verâ = Bir şeyin arkasında ve ötesinde bulunan şey. Meverâ-ün-Nehr = Ceyhun ile Seyhun arasındaki büyük Türk ülkesi. Mâverâ-üt-tabîiyye = Felsefede, tabiatın üstünde ve dışında olan hâl, metafizik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ورا] öte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, itti(Kadın İsmi) 2.Halk, mahluk, alem, kainat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(VERA) (i. A.). Haramdan, yasak olan şeylerden kaçınma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğru sözlü; gerçeğe sadık; hakiki, doğru. veraciously z. doğrulukla. veraciousness i. doğruluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakikat, gerçek; dürüstlük, doğruluk; gerçeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce). Camlı taraça, balkon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piazza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veranda. porch. sun porch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An open, roofed gallery or portico, adjoining a dwelling house, forming an out-of-door sitting room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Loggia. a porch along the outside of a building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veranda. porch. patio. winter garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a porch along the outside of a building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck , patio , porch , veranda , verandah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veranda, taraça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vâris olma, bir şahsın ölümünde para ve mallarına sahip olma hakkı, mirasçılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inheritance. heredity kalıtım. soyaçekim. administration. tutorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inheritance. heredity. hereditary transmission. succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وراثت] varislik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by