Kanun-çe ne demek? | Kanun-çe anlamı nedir? | Kanun-çe

Kanun-çe anlamı nedir?

Kanun-çe ne demek?

Kanun-çe anlamı nedir?

Kanun-çe | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: kanun ce

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Kanun ve nizamları hulasa eden kitapçık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu mod, filmlerin yönetmenin büyük ekran için amaçladığı üzere saniyede 24 kare hızında izlenmesine olanak sağlar. Günümüze dek, evde izlenen filmler sinema salonunda olduğundan ‘daha hızlı’ oynatılmaktadır. TV’de yayınlanan ya da DVD olarak satılan filmlerin, PAL biçimiyle uyumlu izlenebilmesi için ayarlanması gerekmektedir. Buradaki fark, filmler saniyede 24 kare hızında çekilirken standart bir TV’nin saniyede 25 kare hızında yayın yapmasından kaynaklanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın kulu. Cebbar, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu, yüce Allah’ın kulu. Celil, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güzellikleri kendinde toplayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömert olan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. script. alphabet alfabe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. the ABC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askıda oluş, muallakıyet in abeyance kullanılmaz durumda, askıda, muallâkta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(tıb) çıban, apse, cerahat kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaybubet, yokluk; (huk). gaip oluş, gıyap; dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yiyecek, zevk v.b. şeylerden) kendini geri tutma; perhiz, imsak abstinent (s). perhizkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, çokluk, bereket; servet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iktidara gelmek, iş başına geçmek; razı olmak, muvafakat etmek accede to the throne cülus etmek, tahta çıkmak accede to one's wishes birinin isteklerine razı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual quickening of the tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Increase of speed in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning getting faster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(it) , (müz). tedricen artan hız ile, accelerando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aksan, telâffuzda bir heceye verilen kuvvet ; aksan i,sareti, vurgu; şive; hisleri belirtmek için cümlede belirli kelime veya hecelerin vurgulandırılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aksan vermek, telâffuzda bir heceyi vurgulu olarak okumak ; önemle belirtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine basarak okumak; önemle belirtmek accentua'tion (i). aksan koyma, vurgulama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, almak; icabet etmek; onaylamak, tasdik etmek, razı olmak; anlamak, mana vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; kabul edilme ; tasdik ve imza olunmuş tahvil, poliçe v,b non-acceptance (i), (huk). ademi kabul, ret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; anlam, mana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). giriş, yol, methal, geçit; artma, Çoğalma; (tıb). nöbet have access yanına girebilmek, huzura kabul edilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur accessibil'ity (i). yanına gitme imkânı, içine girilebilme imkanı, kolay bulunma imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vasıl olma, ulaşma, varış; artma, Çoğalma; cülus, tahta çıkma; (müzeye, kütüphaneye) yeni gelen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). yardımcı olan, muavenet eden; suç ortaklığı eden;(i). aksesuar, yardımcı şey; suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarf usul ve prensipleri ; tasrif, çekim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyum, ahenk, uzlaşma in accordance with (-e) göre, (-e) uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). büyüyen, çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. ace

sp. servis sayısı

Teniste rakibin karşılayamadığı, doğrudan doğruya sayı getiren servis.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit; a single point or spot on a card or die; the card or die so marked; as, the ace of diamonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence: A very small quantity or degree; a particle; an atom; a jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single point won by a stroke, as in handball, rackets, etc.; in tennis, frequently, a point won by a service stroke. a serve that the receiver is unable to reach one of four playing cards in a deck having a single pip on its face someone who is dazzling

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest whole number or a numeral representing this number; 'he has the one but will need a two and three to go with it'; 'they had lunch at one'. one of four playing cards in a deck having a single pip on its face. someone who is dazzlingly skilled

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the European Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products Agenda 21: Agreement on action to be taken to protect the Environment It proposes integrating environmental protection and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shot with which the receiver cannot even make contact with the racquet; used especially with reference to service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment: a consortium to agree on an open architecture based on the MIPS R4000 chip A computer architecture ARCS will be defined, on which either OS/2 or Open Desktop can be run.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angiotensin Converting Enzyme is a sort of hormone in the kidney which controls the body's fluid/salt balance and has a major role in maintaining blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASIC Compiler Environment The graphical user interface delivery mechanism for submicron gate-array memory compiler elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer A spacecraft studying the heliosphere and cosmic rays more!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes a legal serve that goes into play in such a way that the returner cannot even make contact with the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve that the opponent cannot return; as a verb, to serve an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest or lowest card in the deck In a high only poker game, the ace is always high with the exception of a 5 high straight, A,2,3,4,5.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council on Education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agriculture in Concert with the Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Coaster Enthusiasts The worlds largest rollercoaster club Famous for the Exclusive Ride Time at their events.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valid serve that is not reached by the opponent. attitude control electronics - Unit in Microlab-1 spacecraft that controls spacecraft attitude Also the suffix of level 0 attitude files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve where the receiver fails to return or even touch the ball The point is won by the server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allied Command Europe One of the two primary divisions of NATO The other is Allied Command Atlantic Its commander is the SACEUR See SHAPE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). as, birli iskambil oyununda); zerre; beş düşman uçağı düşüren pilot; spor as oyuncu. ace in the hole (ABD). argo en son koz, yedek koz. He was within an ace of falling .Az daha düşecekti Düşmesine ramak kaldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acib» den itaf.). Daha acayip, daha veya pek garip ve tuhaf: Acebü’l acâyip = Acayiplerin en acayibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجب] tuhaflık. 2.acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجبا] acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halsizlik, kaygısızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, sabırsızlık, ivgenlik, ivedilik, şitâb: acele etmek; acele ile iş görmek, acele ile = Çabuk, ivgenlikle, sabırsızlıkla, aceleten, aceleye gelmek — Dar vakitte acele ile yapılmak, aceleye getirmek = Çabucak yaptırmak, alelacele = Acele ile, çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجله] acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile iş gören, sabırsız, içi dar, acul: Pek aceleci adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness. rashness. precipitance. unwise or excessive haste. hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azalea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

1. Türk musikisinde porte’nin beşinci çizgisine yazılan fa perdesi. 2. Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan çok eski, şimdi pek az kullanılan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acâm). 1. Arap olmayan kavimler. Arab’ın gayrı, fasih Arabça söylemeyen adam: Arab ve Acem; Arâb ve Acâm. 2. Bilhassa iranlı, Iran ahalisinden adam, Fars eyaleti halkından: Bizim Acem dediğimiz adamların çoğu Türkmen’dir. 3. İran, Acemistan: Aceme gitti; Acem seyahatnâmesi. Acem gömleği = İş için esvab üzerine giyilen uzun ve geniş gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acim). 1. Arab olmıyan, Arab’ın gayrı. 2. Arapça’yı iyi söylemiyen, Acemî. 3. İranlı, Acem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persian. iranian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم] arap olmayan. 2.İranlı, acem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arap olmayan milletlerin hepsi 2.Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3.Özellikle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü’l-Küttab, 1723.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde dügâh perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Acemler’e yakışırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halk ağzında Farsça.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) farsça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü). 1. Arab’ın gayrı olan kavimlerden birine mensup bulunan, Arab olnıyan, Arab’ın gayri. 2. İranî, İranlı, Fürsî: O Arabî, ben Acemî. 3. Acemi, tecrübesiz, ustalık kazanmamış, mübtedi, çırak. Acemi oğlanı = Yeniçeri şâkirdi ve mülâzimi. 4. Yabancı: Siz buranın acemisisiniz galiba (Önce dil hususunda kullanılıp Arab olmamakla iyi Arabça söyleyemiyenlere denilmiş ve sonra mânâsı genişlemiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arab olmıyan ve Arabçayı iyi söylemiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. clumsy. unskilled. untrained. learner. unbaked. inexpert. callow. green. guiltless. half-baked. inept. new. raw. simple. strange. sucking. unfledged. unseasoned. unversed. young. young in one's job. beginner. novice. stranger. trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. brash. callow. colt. cub. fresh. new. novice. raw. untrained. inexperienced. green. tyro. greenhorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجمی] deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simpleton. green. colt. fledgeling. kid. raw recruit. rookie. tenderfoot. vamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rookie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raw recruit draftee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsyly. verdantly. greenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkwardly. clumsily. ineptly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tecrübesizlik, bilgisizlik, maharetsizlik, müptedilik, şâkirdlik, yabancılık: Onun da acemiliği ne vakte kadar sürecek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. verdancy. clumsiness. awkwardness. rawness. greenness. ineptitude. muff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. callowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperience. muff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجمستان] İran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. acemî). 1. Tecrübesizler, 2. İranlılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجميان] deneyimsizler. 2.İranlılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.. A. T. F.). Türk musikisinde yegâh (re) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Agent)

Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. representative. agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agency. agent. commercial agent. bureau. factor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Agente). 1. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. 2. Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. 3. Bu memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezsiz, merkez dışı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şaşma, şaşa kalma, taaccüb, hayret: Acebde kaldım. 1. (müzekkeriyle müennesi bir) acib, garib, şaşacak, tuhaf: N« acep iş = Acaba, yarın bayram mı acep?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başsız, reissiz; (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hz.İsmail (a.s.)’in annesi (bkz.Hacer).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acı, sert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). acılaştırmak; sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teskin edici ve ateş düşürücü bir ilâç, asetanelit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sentetik kumaş, rayon; asetik asit tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sirke gibi, ekşi. acetic acid asetik asit, sirke asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ekşitmek, ekşimek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aseton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asetilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acizler, (bk.) Aciz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجزه] düşkünler, âcizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank cheque. blank check. open cheque. (US check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank bill. certificate of indebtedness issued before all the details are settled. declared policy. open policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrant. protractor iletkiprotractor. protractor iletki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protractor. goniometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tanıdık, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahbaplık , tanışıklık, aşinalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, razı olmak, muvafakat etmek. acquiescence (i). uysallık, razı olma, kabul etme. acquiescently (z). uysallıkla,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zimmetten kurtulma; ibra senedi, makbuz,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing lots. lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kur’a çekme, isimlerin yazılı bulunduğu kâğıtlardan herhangi birini çekerek belirtme yapma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). getirmek, göstermek (delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Adamcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as usual. in number. numerically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişik olma, yakınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bitişik, yakın, komşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gençlik, büyüme çağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). delikanlı, genç, büyümekte olan.(kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilerleme, ileri gitme, terakki, terfi; fiyat yükselmesi; avans, öndelik. advances (i)., (çoğ). ilerlemeler; (k).dili açık verme, asılma. advance guard öncü kuvvet. in advance önde, ileride; peşin olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, ilerlemek, ileri götürmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak, yükselmek (fiyat) ; avans vermek, ödünç vermek; teklif etmek. advanced (s). ilerlemiş, ileri advancement (i). terfi;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öğüt, nasihat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roket, güdümlü mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda tek bir tabaka sayılan atmosfer ve onun dışındaki boşluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal eden sanayi kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). nişanlamak; (i). nişan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, refah, servet; (-e) doğru akış (kan),affluent (s). bol akan; bol, mebzul; zengin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl piyesten sonraki oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landing net for fishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cicada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). İncil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عهد جدید] İncil ve ekleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) akça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz zırh sahibi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Beyaz çiçek- Daha çok örfte kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

evvelce, az önce, yakında: Akdemce yazmış olduğum üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل مجرد] soyut akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beyazlaşan; akçıl, beyaza çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Ali = Yüksek F. cenâb = cânib). Haysiyetli, yüksek karakterli, küçüklüğe düşmeyen, hasis olmayan, cömert, açık elli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی جناب] cömert. 2.haysiyetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eli açıklık, cömertlik, Alîcenâb olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurnazca ve haince tertip. «Alicengiz oyunu» tâbirinde geçer: Öyle bir alicengiz oyunu oynadı ki adamcağız mahvoldu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve umulmadık tarzda anlamlan ile “Alicengiz oyunu” deyiminde geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.), (bk.) Alkalimetre.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vatan veya hükümdara sadakat; sadakat, bağlılık, merbutiyet (gerçeğe, bir partiye v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarımsak veya soğan gibi olan yahut kokan; sarımsaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, birleşme, uyuşma , ittifak; evlenme ile hâsıl olan akrabalık, dünürlük; (zool). birbirine benzeyen bir takım familyalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tahsisat, harçlık, aylık, haftalık vb; bırakma; karşılık; müsamaha, göz yumma, müsaade, rıza; itiraf, kabul, teslim; (tic). fiyat indirimi, tenzilât; tolerans, yedek pay; (f). harçlık bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yenibahar; baş biber ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower jaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish. unprofessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amateurish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhit, çevre, ortam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hepyek ; talihsizlik , şanssızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cankurtaran, ambulans : gezici hastane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para cezasına çarptırmak, ceza vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

american english.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nişastaya benzer, nişastalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Cehaletle, bilmeyerek, bilmezlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keynote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Melek ‘ otu. (Hıristiyanlar’da kadın ismi de olur).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cet, ata, soy sop, dede. ancestor'ial, ances'tral (s). ecdada ait, ecdattan kalmış, geçmiş zamanlara ait. an'cestry (i). ecdat, nesep; iyi aileden gelme, asalet, soyluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bildirmek, beyan etmek, haber vermek, ilân etmek. announcer (i). spiker. announcement (i). tebliğ, ilân, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvellik, öncelik, takaddüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i). önce gelen, evvel, mukaddem; (i). önerti; geçmişte vaki olay; geçmiş, mazi; ,(cog). ced, soy; (gram). zamirin yerini aldığı isim veya tümleç; (mat). bir denklemin ilk ünitesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insanı evrenin merkezi olarak kabul eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). herhangi bir yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çabuk, süratle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). apex.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). parça başına, her biri, her birine, tane olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kavramak, idrak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama, intikal kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iştiha, şiddetli arzu; tabii eğilim, temayül, istidat. appetens (s). after veya of ile arzulu, istekli, iştahlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) çırak; (den). miço; (f). usta yanına çırak olarak vermek, usta yanına koymak. apprenticqship (i). çıraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olan şey veya kimse; ilâve, ek, müştemilat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), ağaca benzeme, ağaç şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekil ve büyüklük bakımından ağaca benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başpiskoposun idaresi altındaki bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kumlu, kum gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mütareke, ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kibir, kendini beğenme , kibirlilik, gurur; küstahlık, haddini bilmezlik. arrogant (s). kibirli, marur, azametli; küstah. arrogantly (z). kibirle; küstahça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden yabanî bir bitki (Alchemilla).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oyun, hile, desise; hüner, sanat; hunerli iş; ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatkâr, sanat erbabı; icat eden kimse; askeri teknisyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kamış cinsinden , kamışa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of supply and demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altın, Osm. zeheb, zer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkmak, yukarı çıkmak, yükselmek , muzikte pesten tize geçmek; akarsu boyunca akıntıya karşı gitmek; artmak, çoğalmak , ziyadeleşmek; üzerine çıkmak, tırmanmak. ascendable (s). çıkılır, çıkılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm, nüfuz, itibar, üstünlük, faiklyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hüküm, nüfuz, itibar; s yükselen; üstün, faik, hâkim; ufukta görünmeye başlayan. be in the ascendant galip olmak, nufuz sahibi olmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). satırın tepesine kadar uzantısı olan harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yukarı çıkış, yükselme, miraç; (astr). ufuktan yükseklik derecesi; (bak). right ascension.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkış, yükseliş; çıkacak yol, yokuş, bayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğrusunu anlamak, tahkik etmek, araştırmak, soruşturmak. ascertainable (s). soruşturulabilir, tahkik edilebilir , anlaşılabilir. ascertainment (i). soruşturma , tahkik, anlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din urğuna dünya zevklerini feda eden kimse, zahit kimse, münzevi kimse, riyazetçi, sofu kimse, derviş. ascetic (s). zahit, sofu; kendi zevkini çok düşünmeyen. asceticism (i). koyu sofuluk, aşırı riyazet, çilecilik, zahitlik; sade bir hayat s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir asidin temerküz derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love affair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

love affair. romance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). göz ucuyla, yan yan (bakış); güvensizlikle; beğenmeyerek. Iook askance göz ucuyla bakmak, yan bakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Askere yakışır surette olan: Askerce yürüyüş. Askerce bir ifadesi var. Askere yakışır tarz ve surette: Ben, size askerce söyliyeyim. Askerce yazmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lady's mantle. carbuncle. sore of anthrax şirpençe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(alchemila vulgaris): Gülgillerden; çayırlarda, ormanlarda yetişen ve türlü çeşitleri olan bir yabani bitkidir. 5-7 parçalı olan yaprakları büyüktür. Kökü geniştir. Çiçekleri; ufak yıldız şeklinde olup, yeşilimtıraktır. Mart-Temmuz ayları arasında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler:Ateş düşürür. Vücuda kuvvet verir. Yarımbaş ağrılarını keser. Anne sütünü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). telaffuz benzerliği; asonans, yarım kafiye, seci. assonant (s). telaffuzu benzer olan; yarım kafiyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, itimat; inanç, itikat; nefsine itimat, kendine güvenme, cesaret ; söz, yemin, teminat; arsızlık, yüzsüzlük; (ing). sigorta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glowworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glow worm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salvia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kınkanatlılardan, karanlıkta vakit vakit parlayan maruf böcek. (Campyris noctiluca).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atlasçiçeğigillerden bir bitki. Yaprakları yayvan ve dikenli olan atlas çiçeği, güzel ve parlak çiçekler açar. Pek çok çeşidi vardır. Kaktüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Bu familya bitkileri sıcak ve kurak ülkelerde yetişir, gövde ve yaprakları etli ve dikenlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, gitme; refakat; hazır bulunanlar, maiyet. dance in attendance on üzerine titremek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuşların hareketine bakıp kahinlik etme; fal, alâmet.auspices (i). himaye, nezaret .under the auspices of himayesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kil). kendi kendini idare eden, müstakil, başına buyruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (hırs)., tamah. avaricious (s). haris, tamahkâr avariciously (z). hırsla, tamahkarlıkla. avariciousness (i). harislik, tamahkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yulaf veya yulaf cinsinden otlara benzer veya onlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibni Sina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avoset, (zool). Recurvirostra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kabul oyu. olumlu oy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zor, güç ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileşikgillerden, çok iri, sarı renkli çiçeği olan, tohumundan yağ çıkarılan ve Türkiye’de yetiştirilen bir bitki (Helianthus annuus). Çiçekleri daima güneşe doğru döndüğü için günebakan da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower. helianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower. sunflower günebakan. gündöndü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Allah’ın sıfatı). Aziz ve celîl olan (Allah).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). daktiloda geri gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغچه] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغچوان] bahçıvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («bağçe» yazmamalı). Bahçe, küçük bağ, küçük ravza ve bostan. (Bu mânâ ile Türkçe’de kullanılmayıp Farsça bağ yerine geçer.) Çiçek ve meyve veren veya vermeyen ağaçlar ve sebze vesaireyi havi ve ekseriya eve bitişik yer, ravza, bağ, firdevs, bostan: Çiçek bahçesi, sebze bahçesi. Hayvanat bahçesi = Müze çeşidinden olarak çeşitli hayvanlardan birer, ikişer numune bulunan bahçe. Nebatat bahçesi = Numune olmak üzere çeşitli bitkileri havi bahçe. Memleket bahçesi = Ahalinin gezmesine mahsus, belediyeye ait süslü ve ferahlık verici umumî bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. layout. quad. quadrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden. park. grounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spearmint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horticulture. gardening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horticulture. gardening. garden designing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place full of gardens. plot for a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tartmak, dengelemek, muvazene sağlamak; eşit olmak, dengeli olmak; tereddüt etmek, dansta aksi istikametlerde hareket etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer. manometer. pressure gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, çocuk oyuncağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازیچه] oyuncak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بچه] çocuk. 2.yavru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. beçegân). İnsan veya hayvan yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Beççe ve beçe’nin çokluğu). Yavrular, çocuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir kuş ki, ötmesi bu kelimeye benzer. Beced kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to argue. to quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. accomplishments. attainments. skill. know-how. accomplishment. address. adroitness. art. artfulness. artifice. craft. cunning. deftness. dexterity. faculty. feat. finesse. ingeniousness. ingenuity. knack. resource. savoir faire. science. sle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. artistry. asset. competence. facility. faculty. flair. knack. skill. stunt. trick. ability. dexterity. agility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skill. cleverness. being in shape. art. artifice. device. hand. ingenuity. knack. technique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işi başarı ile halletme, muvaffakiyyet, kâr-güzârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelir, tuttuğu işte muvaffak olur. Fars. kâr-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resourceful. capable. efficient. skilful. skillful. skilly. dextrous. adept. adroit. agile. clever. deft. designing. dexterous. facile. gifted. handsome. ingenious. knowing. light-handed. neat. nimble-fingered. performing. practical. pushful. pushing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. adroit. clever. deft. dexterous. efficient. good. ingenious. practical. practised. proficient. skilful. skilled. capable. resourceful. accomplished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroit. clever. skilful. resourceful. able. adept. deft. dexterous. diplomatic. facile. great at. handy. hot and strong. ingenious. inventive. savior faire. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deftness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleverness. skill. adroitness. dexterity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelmez, bir işde muvaffak olamaz. Ar. Aciz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu. ama

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelememe, bir işde muvaffak olamama, Ar. acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. clumsiness. incompetency. improficiency. awkwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Hallolunmak, muvaffakiyetle icrâ olunmak: O iş becerilemedi. 2. mec. Katil ve idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Güzellikle icrâ ve tesviye etmek, halle muvaffak olmak: Bu işi becerebilecek misiniz? O adam bir iş beceremiyor. 2. mec. Katil ve idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do well. manage. get things done. tackle. swing. knock off. fuck. have a screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. manage. to manage. to contrive. to break up. to mess up. to ruin. to seduce. to lay. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry out successfully. to mess up. to kill sb. to rape sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Yaptırmak, birinin işini bitirmek. 2. Katlettirmek: Tutulan haydutları becertmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beced.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vaki olmak, başa gelmek; zuhur etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, çehre = yüz). Kötü çehreli, çehresiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدچشم] kötü gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ay yüzlü. 2.Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzellik, hüsn ü behâ. (Bazı lugatlarımızda bu kelimeye sevinç mânâsı dahi veriliyor. Vakıa «behc» maddesi o mânâya da geliyorsa da, «behcet» kelimesi asla sevinç mânâsına gelmez).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهجت] sevinç. 2.güzellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sevinç. 2.Güzellik, güleryüzlülük. 3.Şirinlik. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’in Neml suresi 60.ayetinde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Şen, güzel; güleryüzlü kadın. 2. Kadın adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz.Behiç).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in my opinion. according to me. all i know. as for me. in my estimation. to my way of thinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as for me. in my opinion. in my estimation. as far as i'm concerned. i think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as for me. according to me. for my part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. maaşlı papazlık makamı; arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan; arpalık sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik, hayır, lütuf, ihsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Berber kavminin tarz ve usul veya dilinde olan. Berber dilinde veya Berberler’e mahsus tarzda: Berberce söylemek. 2. Berber dili: Berberce’ nin hangi dil ailesinden olduğu henüz bilinmemektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Mısra-ı berceste = Güzel, kuvvetli, metîn ve latif olan mısra: Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برجسته] seçkin, seçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Seçilmiş, beğenilmiş. 2.Güzel, hoş, latif.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr., müz. ninni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بسر و چشم] başüstüne, başım gözüm üstüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beşparmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bessemer ameliyesi; Bessemer'in bulduğu çelik yapma usulü. Bessemer steel Bessemer çelidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bey, beyciğim. (dostluk veya hakaret, küçümseme makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakır karbonatları renginde olan mavi veya yeşil renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. 200 yıllık, 200 yılda bir tekrarlanan; i. 200. yıldönümü, 200. yıldönümünü kutlama töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. iki başlı kas; bilhassa kolun üst kısmmdaki ve kalça kemiğinin arkasındaki kaslar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de demet hale koyan biçme makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper-binder. reaping-machine. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de harman eden makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine harvester. combineharvester. harvester thresher. harvester. reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. combine harvester biçilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileğe takılan bend, kelepçe. Ar. mukattara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beraberinde, maiyetinde, birlikte: Bileşince gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalarına hallettirmek üzere söylenilen muğlak şey, muammâ, lugaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riddle. enigma. puzzle. conundrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. riddle. enigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. riddle. conundrum. enigma. twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالنتيجه] sonuçta, sonuç olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthwith. immediately. straightaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as soon as possible. at your earliest convenience. at the earliest possible date. promptly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Tek, eşsiz, biricik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Embriyonu bir çenekten ibaret olan çiçekli bitki sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Kapsüllü yemişlerin tek parçalı olanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalnız bir, bir tanecik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Organizmaların çeşitlerinin alan ya da hacim birimi başına sayısı; belli bir zamanda belli bir yerdeki türlerin bileşimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blocked cheque. stopped cheque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kupes (balık), zool. Box vulgaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük hayvan, haşarat çeşidi. (Fr. insecte). Ateşböceği = Kıçındaki fosforu aralık aralık parlatan bilinen sinek ki mayısta çıkar. Fars. şeb-tâb. Ağustosböceği = Orak kuşu, cırcır. Ekinböceği = Ekine musallat olan bir cins bit. Uzunböcek = Yılan. Ipekböceği = İpek yapan maruf böcek. Ar. dûd-el-kazz. Tesbihböceği = Ar. kanfese. Hamamböceği = Karafatma, oldukça İri bir cins böcek. Ar. kaker. Hanıtnböceği = Karalı kırmızılı uçar güzel bir küçük böcek. Hırsızların böceği = Hırsızları arayan. Sümüklüböcek = Salyangozun kabuksuzu. Kuduz böceği = Zeruh (galatı: Kunduz). Mayısböceği = Gülleri bozan küçük, yeşil ve parlak bir böcek. Böcekkabuğu = Yeşili ile mavi arasında güzel ve parlak bir renk. Bokböceği (bk.) Bok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect. bug. beetle. crawler. lobster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bug. insect. beetle. bug haşere. crayfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insect. beetle. blight. bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entomology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Böceğin ısırdığı yerde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve şişlik görülür. Böceğin zehirli olabileceğini düşünerek aşağıda tarif edilen işlem yapılır. Vakit kaybetmeden böceğin soktuğu yerin alt ve üstünden sıkıca bağlanır. Sonra böceğin soktuğu yer iki parmak arasına alınıp, sıkılır ve zehirli kanın akması sağlanır. Daha sonra aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pırasa

Hazırlanışı : 1 adet pırasa uzunlamasına yarılıp, böceğin soktuğu yere sarılır. 1 saat sonra yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Osmanlı devrinde bir zabıta Amiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Böcek yiyen, böcekle beslenen hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insectivorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mor ile yeşil arasında ve madenî bir parlaklıkta olan renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ekin, zahire vesaire). Böcek peyda etmek, böceklerle kaplanarak bozulmak, bitlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livestock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Böceği olan, böceklenmek suretiyle bozulmuş olan yiyecek, tahıl vs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korsaj, kadın yeleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir çeşit fasulya, börülce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dung beetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. otelci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon’dan kurtaran demircinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trumpet flower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çan çiçeği): Çançiçekgillerden; çiçekleri boru biçiminde olan bir bitkidir. Çiçekleri turuncu renktedir. Kullanıldığı yerler: Nefes darlığı, bronşit ve astımın sebep olduğu rahatsızlıkları giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortasında koyu bir benek olan bir çeşit ufak fasulye, (vigna sinensis). (bk.) Böğrülce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidney bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidney-bean. cowpea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Karnıkara): Göbeği koyu renkli bir çeşit ufak fasulyedir. İçeriğinde protein, azot, nişasta ve C vitamini vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar tutukluğunu ve anüs kaşıntısını giderir. Yanık tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sıçramak, sekmek, zıplamak (top); gürültüyle veya hızla bir yere dalmak; sıçratmak, zıplatmak, sektirmek; A.B.D., (argo) karşılıksız olduğu gerekçesiyle çeki iade etmek; (argo) yol vermek, işten atmak; i. sıçrayış, sıçrama, zıplayış; k.dili hayatiy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıçrayan şey veya kimse, zıplayan bir şey veya kimse; A.B.D. (argo) bar, gece külüb v.b. fedaisi; büyük şey; ing., k.dili martaval; martavalcı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayniyle bu tarzda, tıpkı bu suretle: Böylece söyliyeceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. thence. in this way. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. consequently. shareholder split. thereby. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bağ, kuşak, raptetmeye mahsus herhangi bir şey; mak. matkap kolu; den. prasya; gen. çoğ., (dişçi) tel; tıb destek; ing., çoğ. askı, pantolon askısı; çift; iki veya daha çok satırı birbirine bağlayan işaret; f. sağlamlaştırmak, destek olmak; birbiri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilezik; k.dili kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destek, kuvvet veren şey veya kimse; A.B.D., k.dili canlandırıcı bir içki, tonik; kol bağı; ok atarken sol bilek ve kolun alt kısmını korumak için takılan bağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meksika'dan ABD'ye getirtilen kontratlı tarla işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısakafalı, brakisefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir maden ocağında hava deliği meydana getiren tahta v.b.'nden yapılmış bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fevkalade parlaklık; ihtişam; zekâ parlaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok acâyip, çok tuhaf, çok şaşılacak şey.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kasık fıtığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarı insan yarı boa şeklinde olan efsanevi bir canavar; eski devirlerde özel törenlerde kullanılan Venedik devlet kayığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük İskender'in savaş atı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sniff. sniffle. snivel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sniff. sniffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koza gibi yumaklanmış şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. İpekböceği kozasının teli, ham ipek. 2. Böyle ipekten yapılmış ince bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: Budget). Çanta. Bir senelik gelir ve giderlerin dengesi: Türkiye’ nin 1969 senesi bütçesi. Bütçe açığı = Gelirlerin giderlere denk olmayışıyle karşılıksız kalan masraf miktarı. Bütçe açığını kapamak: Bu açığa karşılık bulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budget. supply. income. the estimates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficit. budgetary deficit. budget deficit. deficit in budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance of the budget. budget equilibrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budget year. budgetary year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budgeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tereyağımsı,tereyağına benzer, tereyağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Az büyük, pek büyük olmayan. 2. Oldukça büyük: Büyücek bir evdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T A). Türk musikisi sisteminde 5 koma değerinde aralık, bu değerde bemol ve diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somewhat large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوالعجب] şaşılacak şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b. = edat, el = harf-i tarif. Muvacehe = yüzleşme, yüzleştirme). Yüzleşerek, yüzleştirerek, Fars. rûbe-rû, yüz yüze, yüzleştirerek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ritim, ahenk; sesin yavaşlaması; (müz). perdenin derece derece inmesi, nagmenin sonu, kadans. cadenced (s). derece derece inen; ahenkli, ritmik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrıların habercisi olarak elinde taşıdığı asa; tıp ilminin sembolü olarak kullanılan yılanlı asa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Sona gelen edat olup «—ye dek, —ye kadar» mânâsını ifade eder: Sabihacak = Sabaha kadar, sabâha dek. Şehrecek = Şehre kadar, şehredek. Yalnız dahi kullanılırdı: Cak bu kadar = Ta bu kadar, bu kadara varınca (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windy. talkative. garruluous. chatterbox. babbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanta çiçegi, (bot). Calceolaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıcaklığın artması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İngilizce "Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi." anlamındaki bu söz için çağrı merkezi karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. call center

çağrı merkezi

Herhangi bir şirketin müşterisinin ihtiyaçlarını, beklentilerini öğrendiği, kısa çözüm yollarını sunduğu çalışma birimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çançiçeğigillerden, bir bitki cinsi, boru çiçeği (campanula).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitişik taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). üstüne çizgi çekmek, silmek; iptal etmek; geçersiz hale koymak; (matb). çıkarmak; (mat). kısaltmak; (i). çizgi çekme, silme, iptal; çıkarma. cancela,tion (i). iptal etme; işaretleme; iptal olunan şey; çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). bünyesi sünger gibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanser; (b.h)., (astr). Yengeç Burcu. cancera'tion (i). kanserleşme.cancerous (s). kanser gibi, kanserli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felonious. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who is like a living corpse. more dead than alive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -ci) kadın şarkıcı, şantoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). kapasitans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iifleri olan, saç gibi; kılcal damarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapris, yersiz istek ve davranış; kaprisli oluş; (müz). kapriçiyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kaplumbağa gibi hayvanların üst kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karbona ait; karbonlu; karbon gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rusça’dan). Rusya imparatoriçesi, çar’ın eşi veya kadın çar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tsarina czarina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(bot). sapı olan, saplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). meşhur bir dava; meşhur olan ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teagarden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(e.) (katıldığı kelime ince hecelerden mürekkep olursa bu ekin ünlüsü de ince, kalın hecelerden mürekkep olursa kalın okunur: —Ca gibi). 1. Cihet ve itibar beyan eder: Yaşça ben, ondan büyüğüm. Yaş cihetinden, yaş itibariyle: Ehliyetçe o, herkesten ilerdir. 2. Göre, nazaran, kalırsa: Bence = Bana kalırsa, fikrimce. Onlarca = Onlara göre. 3. Tarz, usûl veya dile delâlet ‘ eder: Öylece = O tarzda. Türkçe = Türk tarzında veya dilinde. Askerce = Asker usûlünde. 4. Sıfatlara veya hallere katılarak azlık ve tasgir (küçültme) beyan eder: Güzelce = Az güzel, güzelce, uzunca, yavaşça. 5. Teşbih (benzetme) ve temsil beyan eder: Adamca hareket ediyor, hayvanca muamele. 6. İsimlere ve işaret isimlerine katılarak miktar beyan eder: Zerrece = Zerre kadar, bunca adamlar, şunca zaman. 7. Asıl fiile iki suretle katılıp zamana delâlet eder iki sîga teşkil eder ki, yer ve kullanılış tarzı mânâları gramer kitaplarında gösterilmiştir: Gelince = Geldiği anda, geldikçe, her geldiği vakit. Bu edata bazen »sine» yahut, «leyin», «layın» veya «cek» edatı dahi ilâve olunur: Adamcasına hareket ediyor, böylecesine söylersiniz, ademcılayın, buncalayın, oncalayın, yavaşçacık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

—ÇE (e. F.). Küçültme edatı olup bu mânâ ile Farsça isimlere eklenir: Bağ-bağçe gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a ductile gray metallic element of the lanthanide series; used in lighter flints; the most abundant of the rare-earth group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conformite Europeene A mark that is affixed to a product to designate that it is in full compliance with all applicable European Union legal requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This stands for 'Common Era' and refers to years in the civil/Gregorian It replaces the older, specifically Christian, term 'AD'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'Common Era,' which coincides with the Christian era or AD.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Communications Engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A systematic approach to creating a product design that considers all elements of the product life cycle from conception of the design to disposal of the product, and in so doing defines the product, its manufacturing processes, and all other required lif

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Common Era The period coinciding with the Christian era.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Categorical Exclusion: A management decision to exclude a particular action from certain NEPA processes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for the 'common era'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conformity European A mark that is affixed to a product to designate that it is in full compliance with all applicable European Union legal requirements. common era, or in the Christian calendar, AD, anno domini in the year of our Lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation: Common Era Term replacing AD in the modern timescale, referring to the time after the Birth of Christ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Distance from back of a truck's cab to the end of its frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component of ETERNUS GR Storage which consists of controller module, channel adapter, device adapter, power supply, battery, fan and chassis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mark applied to an end-use product certifying that the product meets 'applicable directives' and can be sold in Europe 'Certified Europe' is the result of the 'harmonization' or unification of European safety and other standards Each type of end-use equ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European Conformity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Connection Endpoint: A terminator at one end of a layer connection within a SAP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Common Era; preferred term among many Jews and other non-Christians for the current civil year numerical system, as opposed to Anno Domini BC becomes Before the Common Era under this system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capillary Electrophoresis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Continuing Education; See also DCE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A EUROPEAN RFI/EMI EQUIPMENT SPECIFICATION, REQUIRING EITHER SELF CERTIFICATION OR INDEPENDENT LAB TESTING.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Connected Entity. customer edge router A CE is part of a customer network and interfaces to a provider edge router A CE can join any set of virtual private networks Each CE connects a customer site to a PE, obtaining the VPN service for that customer site

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). (Roma takviminde) ayın ilk günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). durmak, kesmek; bitmek, sona ermek; bırakmak, devam etmemek, son vermek; (i). durma; inkıta. without cease durmadan, durmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fasılasız, durmayan, biteviye ceaselessly (z). durmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبابره] zorbalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» ten). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkaklık, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبانت] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den) (c. cebâbire). 1. Kuvvet, kudret, azamet ve ceberût sahibi (Tanrı’nın sıfatlarındandır). 2. Cebir kuvveti, zor kullanan, cebir, gazab ve zulüm eden: Cengiz Han cebbâr bir adam idi. 3. Büyük bir sabit yıldız (Fr. orion).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبار] zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cebreden, zorlayıcı. 2.Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3.Becerikli. 4.Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebbâr olana, zor kullanana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جباری] zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F.). Zırh, cevşen, pusad.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zırh. 2.Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul’un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh giyen, zırhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Osmanlı ordusunda ordu donatım sınıfı. Cebecibaşı = Bu sınıfın başı olan general.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Cibâl). Dağ. Cebel-i TArik ss Sebte boğazı ve bu boğazın İspanya tarafındaki müstahkem limanı ki, İngilizlerin elindedir. (Meşhur TArik bin Ziyâd’ın ismini taşır). Cebel-i Lübnan = Lübnan’ın dağlık kısmı. Cibâl-i müteselsile, silsile-i cibâl = Zincir gibi uzanan dağlar sırası, sıradağlar: Kafkas silsile-i cibâlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبل] dağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dağ. 2.Tarıma elverişsiz arazi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebel» den) (mü. cebeliyye). Dağa mensup ve müteallik, dağlı, dağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grapple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - İbranice “kudret” anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبهه] cephe. 2.alın. 3.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebhe» den imen.) (mü. cebhiyye) (anatomi). Alna ait, mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broke. hole in the air. in the hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alın, nâsiye, cebhe: Çİn-i Cebin = Alın buruşukları, mec. Düşünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» den smüş.). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبين] korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEBR) (i. A.). 1. Zor, kahır, zorlama: Cebir kullandı, cebir ile malını aldı: Cebr-i nefsetmek = Kendini zorla zaptetmek. 2. Kırık veya çıkık kemiği bağlayıp yerine getirme, yapıştırma. 3. Umumiyetle tamir, onarma, ıslâh. 4. Matematiğin yüksek bahislerinden bahseden ilim. Cebr-I Adi = Bu ilmin başlangıç bahisleri. Cebr-i Alâ = Bunun yüksek bahisleri. Cebr-i hâtır = Hatırı kırılan bir adamın gönlünü alma. Cebr-i mâfât = Kaybedilen bir şeye bedel, başka bir şey kazanıp teselli bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic. algebraical. algebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebra. compulsion. force. constraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. algebra. compulsion. force. constraint. physical violence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zorlamak. 2.Düzeltme, onarma. 3.Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cebâyir) (cerrahî). Kırık tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cebir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic. algebraical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic equation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cebir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبر] zorlama. 2.cebir. cebr etmek zorlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nefsi zorlama, kendisini zorlama, kendisini tutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CİBRİL (hi. İbrânîce’ den). Kerrûbiyân denilen büyük meleklerden biri olup, peygamberlere vahiy götürmeye memurdur, vahiy meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the archangel gabriel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy- ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2.Cibril, İbranice Allahın kulu. 3.Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Öm(Erkek İsmi) Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zorla, cebir kullanarak, rızasını almaksızın: Malını cebren elinden aldı; yazdığı senedi kendisine cebren imza ettirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by force. by compulsorily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by force. by compulsion. under coercion. with strong hand. by the head and heels. by violent means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبرا] zorla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Zorlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebir» den imen.) (mü. cebriyye). 1. Zorla icra olunan, cebren yaptırılan: Cebrî bir muamele; muâmele-i cebriyye. 2. Cebir ilmine ait, mensup ve müteallik: Işârât-ı cebriyye = Cebir işaretleri. 3. Irade-i cüz’iyeyi inkâr eden cebriyye mezhebine mensup ve tâbî adam. Bu mânâ ile c. cebriyyûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory. forcible. forced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forced. compulsory. coercive. forcible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبری] zoraki, zorla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forced march.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İrade-i cüz’iyeyi inkâr eden bir mezheb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hububat yığını, zahire kümesi: Nisan yağar sap olur, mayıs yağar çeç olur.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Aygıtlar arasında ek iletişim bilgilerini aktarabilen ve bunların kullanımını kolaylaştıran yeni tür HDMI™ bağlantısı. Örneğin, CEC özelliğine sahip HDMI™, ‘BRAVIA Theatre Sync’ işlevini destekler. Bu özellik, ‘BRAVIA’ Theatre Sync uzaktan kumandasındaki tek bir tuşa dokunarak ev sineması kurulumunuzdaki tüm uyumlu aygıtları senkronize etmenize olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çiçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Ikikanatlılardan, insana uyku hastalığını aşılayan, bir cins Güney Afrika böceği (glossina).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül. 2. Çiçek hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuzey Kafkasya kavimlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeçen dili. Kafkas dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anat, (zool). körbağırsak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecdâd). Baba ve ananın babası, büyükbaba, dede. Ata mânâsında da kullanılır. Cedd-i Alâ = Bir hanedanın başı olan zat: Osmanoğulları’nın cedd-i Alâsı Osman Gazi’dir. Ced-be-ced = Sülâlece, soydan. Abâ-an-ced = Babadan babaya, irsen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bol yağmur. 2. Hediye, ihsân. 3. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cedvel). Cedveller. (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جداول] cetveller, çizelgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جد] ata.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atalardan gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyükana, baba veya ananın anası, büyükanne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bırakmak; terk etmek; devretmek, göçetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga etme, çekişme, mücadele: llm-i cedel = Mantıkta bir bahis. Osm. ilm-i Adâb-ül-bahs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name of an international clearing system established in 1970 in Luxembourg for the settlement of securities transactions, especially Eurobond operations Another international clearing house performing similar functions is Euroclear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an 'Electronic Bridge' for processing purposes; a transnational depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A centralized clearing system for Eurobonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European depository located in Brussels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two European international central securities depositories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدل] tartışma. 2.mücadele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çekişme yeri. mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Münakaşaya Ait. 2. Münakaşacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدلی] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدی] oğlak. 2.oğlak burcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gana`nın para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cedîde). 1. Yeni, kullanılmamış. Fars. nev. Libâs-ı ctdîd = Yeni elbise. 2. Ortaya çıkması üzerinden çok vakit geçmemiş. Fars. nev-zuhûr: Keşf-i cedid = Yeni keşif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدید] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدیده] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle kadınların ve ilmiye ricâlinin yine o renkte kundura içinde giydikleri sarı mest. Bunun altı da sarı meşinden olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çedik denilen sarı mest ve kundurayı yapıp satan haffaf (kavaf).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cedur» dan smüş.). Lâyık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Keçi yavrusu, oğlak. 2. (astronomi) 12 burçtan bir burç ki, güneş bu burca aralık ayının sonlarında girer. Medâr-ı cediy = Bu burca muvazi olarak gökte ve arzın üzerinde farazî bir çizgi ki, sıcak iklimler ile güney cihetindeki mutedil iklimleri ayırıp güneşin güneye doğru en aşağıya vardığı dereceyi gösterir. Mukabili: Medâr-ı seretân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Çiçek hastalığı: Cedrî-i kâzib = Suçiçeği. Telkîh-i cedrî = Çiçek hastalığına tutulmuş bir adamın çıbanından alınmış cerahatle yapılan aşı (inekten olursa telkîh-l bakarî denirdi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدول] cetvel. 2.çizelge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık ve hicranda bırakma, vefasızlık: Aşıklara vefa yerine cefa ediyor. 2. Cevr, ezâ. Fars. renciş: Bu kadar cefaya tahammül olunmaz. Cefâ-pîşe = Cefa etmeyi Adet edinmiş olan cefakâr. Cefâ-dîde = Cefa görmüş, ayrılık, çevir ve eziyet çekmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rigour. suffering. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruelty. oppression. unkindness. harshness. suffering. pain. hardship. punishment. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جفا] üzme, eziyet etme. cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâ arayan, cefâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâ görmüş, cefâ çekmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. cefa, F. kâr = iş). İşi çevir ve cefa etmekten ibaret olan, çevir ve cefa eden: Ey yâr-ı cefâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâkârcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. cefa, F. keşiden = çekmek). Çevir ve cefa çeken, ezâ ve cefaya düçar olan: Aşık-ı cefakeş = Cefa çeken Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zâlim, gaddar. 2. Mâşuk, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاجو] üzen, cefa eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفادیده] üzülmüş, cefa çekmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکار] cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکاری] cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکش] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thorny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاپيشه] üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جفجاف] hoppa kadın. 2.orospu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Dilimizde yalnız şu tâbirde kullanılır): Ceffel-kalem = Düşünmeden bir şeyi yazıvermek veya söyleyivermek, düşünmeksizin hükmetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hiç düşünüp taşınmadan, rastgele. (bk.) Ceffe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جف القلم] çalakalem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecfân) (anatomi). Göz kapağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gûyâ gaaib’ten, Alem-i gayb’dan haber veren bir ilim. (bk.) Cifr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جفر] gaipten haber veren bilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چغاله] çağla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çiğin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuyu, çukur, (bk.) ÇAh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چه] kuyu. 2.çukur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çek Bohemya ahalisinden olan, bu memlekette oturan kavim ki, Kuzey Slavlar’ındandır: Çeh kavmi. (bk.) Çek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. darkness. night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. unculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهالت] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yağmur vermeyen bulut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dört, Ar. erbaa (çihâr yanlıştır). Çehâr-yâr = Hulefây-ı RAşidîn, ilk dört halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü, (bk.) ÇArüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeh kavmine mahsus tarz ve usulde veya Çeh dilinde olan: Çehçe şarkı, Çehçe bir kitap. Çeh tarz ve usul veya dilinde: Çehçe hora tepmek, Çehçe söylemek, yazmak. Çeh dili: Çehçe Kuzey Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çalışma, çabalama, gayret: Çok cehd ettiyse de muvaffak olamadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهد] çalışma, çabalama. cehd etmek çalışıp çabalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cahil). Cahiller. (bk.) Cahil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهله] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ibrânîce’den: Asıl Kudüs yakınlarında hayvan leşlerini ve idam olunan suçluları attıkları bir derenin ismi idi). Ahırette günhkârların azab gördükleri yer, Türkçe tamu, Fars. dûzah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes. broiler. scorcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hell. abyss. pandemonium. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar caustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehenneme müstahak, cehennem azâbına lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish. infernal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جهنمی] cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cehenneme müstehak, cehennem azâbına lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamamın ateş yanan yeri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihaz» dan galat), (bk.) Cihaz, çeyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilmezlik, ilimsizlik, cahillik: Her şeyin ilmi cehlinden iyidir. Cehl-i mürekkep = Bilmemekle beraber bilmediğini de bilmeyip kendini Alim zannetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهل] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bilmeyerek, bilmeksizin, bilmemekle, cahillikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bohemya ahalisinden olan. Bohemyalı, Çek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.’a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz’de yaşadılar. Daha sonra Eş’ariye mezhebine girmişlerdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan ve yüksek sesle (söyleme veya okuma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pamuk ve ipek sardıkları saplı çıkrık. 2. Bir cehreye sarılan bürümcük miktarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Yüz, vech, surat: Güzel çehre, çehresini göstermek. 2. mec. Abûsluk, ekşi yüz, dargınlık: Çehre etmek = Yüz ekşitmek. 3. Görünüş: Odanın çehresi değişti. Çehre züğürdü = Çirkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. lineas. aspect. visage. physiognomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. front. mien. visage. countenance. aspect. appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. aspect. appearance. sour face. countenance. favour. mien. muf. visage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره] yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan, alenen, yüksek sesle: Cehren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهرا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره پرداز] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşikâr surette, açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sarı boya kökü. Alâcehrî (ve galat: eli-ceri) = Cehrinin bir çeşidi. (Fr. cehri demek olan alizari bundan gelse gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cehriyye). Açık ve yüksek sesle geçen, vâki olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cehd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahudi, çıfıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den imüb). Pek cahil, karacahil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kurtuba’da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavan çekmek, tavan inşa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavan; azami sınır; (den). iç kaplama; (hav). yeryüzünün çıplak gözle havadan görülebildiği en yüksek nokta; belirli şartlar altında bir uçağın yükselebildiği yükselti. ceiling price azami fiyat, tavan fiyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kemer .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) — Cak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çekçe konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde çeh diye geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chfcque). Çek, açık ve ödenmesi zarurî banka havalesi, poliçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czech. czechoslovak. check. cheque. czech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. cheque. czechcheque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Czech. cheque. check. cash item. deposit currency. draft. quasi money. unnegotiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ses taklidi). Kılıç, bıçak ve benzeri şeylerin çarpışmasından çıkan ses. Çâkâçâk da denir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چکاچاک] kılıç şakırtısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dört tekerlekli el arabası. Uzakdoğu’da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcart. pushcart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trailer. push cart. trolley. wheelbarrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürekle çekilen bir gemi çeşidi vaktiyle muharebelerde ve ticarette dahi kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kundurayı kolaylıkla giyebilmek için kullanılan Alet, kerata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn kerata.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işini yapamamak. 2. Tahammül edememek. 3. Kıskançlık yüzünden hoş görmemek: Beni çekemediğin besbelli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be unable to stand. to be jealous of. to envy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not to be able to stand by / sth. to be displeased with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jealousy. hobson's choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tartı Aletinin tartabileceği ağırlık miktarı: Yeni aldığım baskülün çekeri 120 kilodur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighing capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. tractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elbisenin yelek veya gömlek üstüne giyilen kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jacket. coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat. jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jacket. sports coat. jacket of a suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tartı, vezin. 2. Dört kantardan ibaret ağırlık ki, odun, taş vesaire tartısında kullanılır. Çeki taşı = Bu vezne mahsus dört kantar ağırlığında yontulmuş taş. 3. mec. Nizam, tertip, denge, muvazene: O, çekiye gelmez. Çekidüzen = Süs, ziynet, tezyîn: Kendisine çekidüzen vermiş = mec. Kendisini toplamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight of kilos. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

250 kg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tarafı kakmaya mahsus tokmak ve diğer tarafı çivi çekmeye mahsus olan çakıcı Alet: Dülger çekici, yorgancı çekici, taşçı çekici: Cenk çekici = Eski bir savaş Aleti, matraka, matrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer. shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer. malleus. striker. forge hammer. ram. pounder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birkaç yüz kantar ağırlığında çekiçleri havi fabrika. Çeşitli çekiçl

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekme işini yapan. 2-, Cazibeli, cazip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorable. appealing. attractive. charming. comely. devastating. engaging. exotic. fair. glamorous. goody. graceful. inviting. likable. magnetic. nifty. personable. prepossessing. pretty. quaint. riveting. taking. winning. winsome. eye-catching. alluring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tractor. attractive. dragging. towing vehicle. towtruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appealingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. appeal. attraction. charm. glamour. lure. magic. magnetism. seduction. attractiveness. allure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekiçle dövmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چکيده] damlamış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kılık veya vaziyet düzgünlüğü: Kendine çekidüzen vermek, evin çekidüzeni bozuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tidiness. orderliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanting. drawn in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanting. drawn out / in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunur: Çekilir hastalık değil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweepstake. sweepstakes. draw. drawings. raffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw. raffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekilmek işi. (bk.) Çekilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pullout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. retreat. traction. withdrawal. regression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. withdrawal. withdrawing. retreat. regression. resignation (from a job. pull. draw. tug. shrinkage. tension. tensile. recession. recess. ebb. ebb tide. surrender. retiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürüklenmek, taşınmak: Bu araba bir atla çekilebilir. 2. Tahammül olunmak, başa gelmek: Çok zahmet çekildi, bunun da tavrı çekilmez. 3. Bir kenara gitmek, inzivâda olmak, bir şeye karışmamak: Kendisi çekilmiş, bir tarafa çekilmiş, çiftliğe, evine çekildi. 4. Toplanmak, büzülmek. Osm. tekabbuz etmek: Bu kumaş ıslanınca çekilir. S. Gerilmek, Osm. tevettür etmek: Ispazmozdan damarları çekildi. 6. Gerilemek, geriye doğru gitmek, dönüp gelinen tarafa doğru gitmek: Düşman askeri çekildi, deniz çekildi, sular çekildi. 7. Ortadan kalkmak, defolmak, mündefî olmak, yok olmak: Çekirge çekildi, hastalık çekildi. 8. Dağılmak, her biri bir tarafa gitmek. Osm. inhirâf etmek: Kalabalık çekildi, dâvetliler çekildiler, herkes çekildikten sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be pulled. withdraw. quit. retire. abdicate. draw back. resign. step aside. walk out. draw off. draw away. recede. dry up. bow. bow out. decline. desist. ebb. edge out. give over. go out. gravitate. opt out. repair. retract. scratch. secede. stand. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravitate. recede. resign. retire. retreat. to be pulled. to withdraw. to draw back. to recede. to retreat. to ebb. to resign. to move. to be bearable. to be tolerable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to withdraw. to recede. to drawback. to retreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunmaz, pek ağır veya usandırıcı: Çekilmez bir hali, bir tabiatı vardır, (bk.) Çekilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbearable. intolerable. beyond bearing. beyond all bearing. beyond endurance. past endurance. unendurable. insufferable. unacceptable. forbidding. impossible. insupportable. provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impossible. insufferable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. excruciating. impossible. insufferable. insupportable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işi. 2. (fizik). Bir cismin, başka bir cismi kendisine doğru çekme kuvveti, cazibe. 3. (gramer) Fiillerin türlü zaman, şahıs ve kiplere, isimlerin de isim hallerine göre uğradığı değişiklikler, tasrif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexional. gravitational. attraction. pull. gravity. force of gravity. gravitation. shot. shooting. filming. inflection. inflexion. conjugation. declension. draw. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affinity. appeal. lure. attraction. inflection. declination. conjugation. shot. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. shot. take. graceful appearance. act of drawing. inflection. draft. gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. fizik). Cezbetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. graceful. declinable. synthetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi yapmaktan geri durmak, istinkâf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Taraf tutmayan. Ar. müstenkif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommittal. non-committal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommittal. abstaining. uncommitted. abstainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstainer. abstaining. unpolled / adj / unpolled elector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. unattractive. undeclinable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çeğln, çiğin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawback. disadvantage. danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawback. disadvantage. danger. risk. reservation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekinme huyu olan, ürkek. Ar. muhteriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward. shy. timid. uncommunicative. unsociable. unsocial. reserved. retiring. bashful. coy. demure. diffident. distrustful of oneself. eunuch. faint. fainthearted. farouche. mousy. shrinking. standoffish. timorous. withdrawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward. bashful. coy. diffident. inhibited. reserved. retiring. sheepish. shy. timid. hesitant. mousy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhibition. reserve. timidity. shyness. diffidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diffidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstention. compunction. forbearance. reserve. wince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaçınmak, Osm. ictinâb ve ihtirâz etmek: Kendisi gitmek istiyorsa da, söz olmasın diye çekiniyor, filândan çekiniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep clear of. get cold feet. have cold feet. chicken out. hesitate. fear. hold back. beware. shy. boggle. dread. flee from. flinch. funk. hang back. hold off. shrink. shun. wince. withdraw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstain. fear. forbear. refrain. shun. shy. to avoid. to abstain. to shun. to refrain. to draw back. to beware of. to shrink. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hesitate to do. to recoil from doing sth. to be timid of. abstain. blench. boggle. eschew. forbear. hold back. scruple. shrink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hücre çekirdeğinde bir yahut birkaç tane olarak bulunan yuvarlak cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Meyvenin içindeki tek veya birçok tohum. Ar. nüvât: Şeftali, erik, karpuz, üzüm, ayva, incir çekirdeği. 2. Tane, kırat (ağırlık): iki dirhem bir çekirdek ağırlığında. 3. (biyoloji) Bir hücrenin çekirdeğini meydana getiren cisimcik. 4. (fizik) Atom tanelerinin proton ve elektronlardan mürekkep merkez kısmı. Çekirdekten yetişine = Bir iş veya sanatta tâ küçüklüğünden ve önce çıraklık ederek alışmış olan: Çekirdekten yetişme matbaacı. İki dirhem bir çekirdek = Gayet süslü ve şık gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seed. pit. kernel. stone. nucleus. core. core memory. cystoblast. hard core. hard pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. core. kernel. nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kernel. nucleus. core. seed. pip. stone (fruit. nuclear. grain. kern. cob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuclear family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekirdek peyda etmek, kartlaşmak: Patlıcan, hıyar çekirdeklendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekirdeği olan: Birçok çekirdekli meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekirdeği olmayan: Çekirdeksiz üzüm, nar vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. stoneless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. stoneless. pipless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedless. currant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İçinde çekirdek oynar gibi ses çıkarmak, tıkırdamak, çıtırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: çökmek’ten «çögertge», «çögürtge). Bulut gibi çöküp ekinleri ve bütün bitkileri harap eder uçucu bir hayvancık. Düzkanatlılardandır. Çekirge düşmek = (çekirge) Zuhur etmek, ortaya çıkmak. Orak çekirgesi = Ağustosböceği. Çayır çekirgesi = Çırçır, çırlak. Gece çekirgesi s Ağustosböceği. Çekirge tohumu = Bu muzır hayvanın yere gömdüğü yumurtası. Çekirge kuşu = Sığırcık kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grasshopper. locust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde çekirdekf oynar gibi ses çıkarma, tıkırdı, çıtırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekme işi ve şekil. (bk.) Çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haul. hitch. pull. traction. drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. draw. haul. pull. drawing. pulling. traction. extrusion. aspiration. attraction. intake. air draft. haulage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutuşma, kavga, münazaa, mücadele. Can çekişme = Komaya girme. Osm. hâlet-i nez’. Ar. ihtizâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bickering. quarreling. contention. tug of war. competition. contest. chaffer. cliffhanger. conflict. contestation. controversy. debate. duel. fight. rivalry. strife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tutuşmak, kavga etmek, didişmek ve mücadele etmek: Çekişe çekişe pazarlık ettiler. Can çekişmek = Ölümün hemen eşiğinde bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contend. contest. dispute. haggle. quarrel. scramble. strive. vie. to pull in opposite directions. to quarrel. to argue. to compete. to contest. to contend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quarrel. to argue. chaffer. conflict. contend. contest. dissent. fall out. haggle. higgle. scuffle. strive. wrangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arguable. debatable. contestable. contentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentious. in contestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi, gıybet ve mezemmet tarzı: Onu bir çekiştiriş çekiştirdi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi ve gıybet, mezemmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fenalığını söylemek, Osm. fasi ve gıybet etmek: Adam çekiştirme pek kötü bir huydur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbite. pull. to pull at both ends. to run down. to backbite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize maliciously. to run down. to backbite. to pull sth at both ends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekmek işi. (bk.) Çekmek. 2. Çekilen veya çekilmiş şey. 3. Masa ve yazıhane ve dolap gibi şeylerin dışarıya çekilince açılan gözü: Yazıhanemin çekmesindedir (daha çok çekmece deniyor). 4. İş işlerken üstten giyilen geniş pantolon veya şalvar vs. 5. Ahenkli ve muntazam: Çekme burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull-off. pull-out. shrinking. towaway. towing. pull. drawing. draw. withdrawal. draft. draught. allure. allurement. extraction. shrinkage. bearing. haul. haulage. hitch. hoist. pluck. soak. traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag. endurance. extraction. haul. pull. traction. wrench. draw. tug. shrinkage. drawer. till.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft. drag. drawing. hauling. pull. pulling. traction. sending. photographing. drawer. till. absorbtion. tension. adhesion. shrinkage. extrusion. rolling. solid drawn. hoist. lug. haulage. sucking. attraction. induced. throttling. aspiration. bleeding. i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolled iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tow rope. hauling cable. trail rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat in the attic. attic flat. penthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çekmek» ten). 1. Masa ve yazıhanenin çekmekle açılan gözü: Evrakı yazıhanenin çekmecesinde muhafaza ediyor. 2. Çekilir gözü olan küçük sandık veya dolap. 3. Bir gözlü ve dört ayaklı küçük yazıhane. 4. Çekmesiz ve ufak tefek ve ekseriya kıymetli şeyler vazına mahsus küçük sandık: Evrak, para, mücevherat çekmecesi. 5. Çekilip tekrar konur veya açılır kapanır köprü. 6. Fırtına çıktığı zaman gemilerin çekildiği küçük liman, mahfuz koy. İstanbul’daki Büyükçekmece ve Küçükçekmece adlarını bu mânâdan almışlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffer. drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cursed with smth. take one's medicine. stand the racket. pull. draw. magnetize. attract. suffer. go through. bear. shrink. pull over. pull away. tow. tow away. take after. undergo. carry. engross. hold. inhale. sip. abide. absorb. bear with. broo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abide. abstract. appeal. attract. bear. beguile. brook. captivate. drag. draw. endure. enthrall. experience. extract. haul. inflect. know. lure. magnetize. pull. shrink. undergo. unfurl. weigh. withdraw. to pull. to draw. to drag. to haul. to tug. to lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw. to pull out. to extract. to attract. to please. to draw. to absorb. to suck in. to breath in. to sniff. to bear. to pay. to suffer. to endear. to go through. to undergo. to withdraw. to cal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cepken. 2. Yağmurluk. 3. Bol şalvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslavakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Czechoslovakia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürekle yürüyen, aynı zamanda yelkeni de yardımcı olarak kullanan bir Osmanlı harp gemisi çeşidi. Çektirilerin 19 çeşidi vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekdirmek işi. (bk.) çektirmek. 2. Kürekle yürütülür bir direkli odun vs. kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley. puller. impregnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Naklettirmek, taşıtmak: Bu taşları öteye çektirmeli. 2. Sürükletmek, çekerek yürütmek, arabayı iki ata çektirmeli. 3. Çıkartmak, çekerek söktürmek: Bir çürük diş çektireceğim. 4. Kürek oynatmak, kürekle yürütmek, kürek çektirmek. 5. Tahammül ettirmek, yüklemek, eziyet etmek: Bu hastalık bana çok çektirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause to draw. serve. subject. torture. grind. grind down. grind out. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth towed. to cause sb to suffer. shrink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چکوچ] çekiç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik), (bk.) Şakul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumb. plumb line. bob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convertible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sofa bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Memleketinden ayrılma, gurbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizcilikte kullanılan boyalı ecza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, bahadırlık, metanet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلادت] yiğitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Gözüpeklik. 2.Yiğitlik. 3.Kahramanlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük, ululuk, azamet, şân. (Başlıca Tanrı’nın azameti hakkında kullanılır): Zül-celâl-ü-ve’l-ikrâm; Celle-celâlihu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلال] ululuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyüklük, ululuk azamet. 2.Hiddet, öfke. 3.Allah’ın “Kahhar, cebbar, mütekebbir” gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur’an’da Rahman suresi 27, 78.ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dini savunan. 2.Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük, azamet, şân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. celâliyye). Selçukoğlu Sultan Celâleddin Melikşâh’ın zamanında vezir Nizâm-ül-Mülk’ün. himmetiyle düzeltilen ve ıslâh olunan ve 471 Hicri yılında başlayan güneş takvimi. Târîh-i Celâli, Azer-i Celâli = Celâlî takvimi yılı. Şuhûr-ı Celâliye = Celâlî takvimine ait aylar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çabuk parlar, sert tabiatlı: Celâlî adam. 2. Asî, serkeş. Bilhassa XVII. asırda Anadolu’da ortaya çıkan bir zümre hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelenmek, hırslanmak, öfke ile parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Celâllenmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırlangıç otu,(bot). Chelidonium majus. Iesser celandine mayasıl otu, basurotu, (bot). Ranunculus ficaria; kediayası, (bot). Ficaria ficaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CİLASUN (i.). Yiğit, eli çabuk ve becerikli (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, beceriklilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2.Genç sağlıklı, gürbüz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çekme, çekiş, kendine çekme. 2. Yazı ile çağırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلب] kendine çekme. celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak. celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. celb = davet, F. nâme = mektup, kâğıt). Birini mahkemeye davet için yazılan tezkere: Celbnâme yazıldı; bir celb-nâme aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avcı çantası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Kendisi çekmek. 2. Getirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accite. invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلب نامه] çağırı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

santigrat termometresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büyük kamçı. 2. Kamçı ile vurma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلب] sığır tüccarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Selebes adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çeleb» den). 1. Efendi, ağa, bey, mevlâ. 2. Okuma bilen, efendi. 3. Osmanlılar’ın ilk devresinde şehzâdelere verilen unvan. 4. Konya’da Mevlânâ’nın torunlarından olan Mevlevi tarlkatinln başına 1925’e kadar verilen unvan: Çelebi efendi. Terbiyeli ve nazik: Çelebi adamdır, (bk.) Çalap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. educated person. courteous. well-mannered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. man of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(s.) (Erkek İsmi) 1.Efendi, nazik ve kibar. 2.Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3.Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Efendilik. 2. Terbiye, naziklik, zarafet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). törene katılan kimse; ayini idare eden papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kutlamak, tesit etmek; ilân etmek; ayin yapmak, törenler tertip etmek; bayram yapmak celebra'tion (i). kutlama celebrator (i). kutlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşhur, şöhretli, ünlü; hakkında çok yayın yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meşhur bir kimse;şöhret,ün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yakışıklı delikanlı. 2.Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3.Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4.Evlerin dışında bulunan saçak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Rekor sahipleri arasında elden ele geçen kupa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇELENG) (i. F.). 1. Cevahirle donatılmış sorguç: Başa çelenk takmak. 2. Halka biçiminde tertiplenmiş çiçek demeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garland. wreath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wreath. garland. crown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den). Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir. (Halk dilinde celebci denilip, celb ve sevk edici mânâsı düşünülürse belki bu, dahe doğrudur. Vaktiyle sürü ile esir sevk ve esircilere satan insan tacirlerine de denirdi). Celep devesi = Kesilip eti yenmeye yarar genç deve.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kereviz, (bot). Apium graveolens rapaceum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hız, sürat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sap kerevizi, (bot). Apium graveolens .celery root kereviz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلسات] oturumlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). göğe ait, semavi; kutsal, ilâhi; gökte oturan; (i). göksel varlık; (bh)., (alay) çinli. Celestial Empire ,Çin imparatorluğu. celestial equator gök büyük kuşağı. celestially (z) göksel olarak .celestial navigation yıldızlara bakarak yön tayini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yaralanarak kaçan av hayvanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cilâ» dan smüş.) (mü. celiyye). 1. Açık, zâhir, Aşikâr, ayân, meydanda olan: Hafi (gizli) ve celî (açık) surette tahkikat yapmalı. 2. Uzaktan okunacak surette kalın (yazı): Celî hatt ile yazılmış (bu ikinci mânâ Arapça’dan olmayıp, birincisinden alınmıştır. Parlak ve aydınlık mânâsiyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karın boşluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekârlık; evlenmeme yemini (dini sebeplerden öturü).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bekâr; (s). özellikle dini sebeplerle evlenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısa kesilmiş dal, sert değnek. 2. Kök salmak üzere yere gömülen ağaç budağı, parçası: Çelikten yetişme. 3. Çocukların oynadığı çelik çomak oyununda çomağa vurmaya yarayan değnek: Çelik çomak oyunu. 4. mec. Halat bağlamak için ağaç ve madenden yapılmış bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karbonla birleştirilerek kuvvet ve dayanaklılığı artırılmış demir, pûlât çelikten yapılmış, pûlâdî: Çelik bıçak. Çelik gibi = Güçlü, kuvvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel. steely. steel. fid. cutting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel. layer. shoot. bracing. brace. diagonal brace. batter brace. tie. toggle bolt. diagonal. portal bracing. stretcher. pin. scion. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Su verilip sertleştirilen demir. 2.Çok güçlü kuvvetli. 3.Kısa kesilmiş dal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tipcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash safe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü hakan, yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü soydan gelen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik vasıtasıyle ağaç yetiştirme yolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çelik).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çelik).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâl» den smüş) (mü. celîte) (c. ecille). Büyük. Ar. azîm, yüce, Alî, kadri büyük ve mertebesi yüksek: Rabb-i celîl = Tanrı; dâhiliyye nezâret-i celîlesi, Aydın vilâyet-i celîlesi (resmî yazışmada vezir ve müşir rütbesinde bulunanlara mahsus olup, meselâ nazırı veya valisi bu rütbeden aşağı rütbede bulunan nezaret ve vilâyete nezaret-i celîle ve vilâyet-i celîle denilmeyip, behiyye veya aliyye denilirdi): Ecilie-i rictl-i devlet-i allyye = Osmanlı devletinde bâlâ ve daha yukarı rütbe taşıyan memurlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جليل] ulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ulu. (bkz.Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2.Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3.Güzel sanatlarda bir yazı stili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şan ve şerefi pek büyük.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Celil).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavır, edâ, çalım. 2. Endam, cüsse, vücut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Endamlı, gösterişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Endamsız, zayıf, arık, ufak tefek yapılı, gösterişsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny. frail. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny. scrubby. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelimsiz olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haç, Ar. salîb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چليپا] haç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan smüş.) (c. cülesâ). Birlikte oturan, arkadaş. Ar. refik, Fars. hemdem, hem-nişîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جليس] arkadaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. mantık) (y. k.). Birbiri ile çelişen, mütenâkız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. conflicting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictoriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. discrepancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. mantık). Tenakuz, birinin doğruluğu ötekinin yanlış olmasını gerektiren iki halin bu vaziyeti çelişmedir. Çelişme prensibi felsefede muhakemenin prensibi olup «bir şey aynı zamanda hem var hem yok olamaz» şeklinde ifade edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. controversy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. be in contradiction with. belie. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. contrast. to contradict. to contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. to be in contradiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controversial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hücre; küçük oda; ünite; (elek). pil. cell-block (i). hapishanede birçok hücreden meydana gelen bölüm. cell fluid lenf. cell wall hücre çeperi. dry cell kuru pil. padded cell çok azgın deliler için duvarları pamukla kaplanmış hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (coğ -Iae) eski Yunan ve Roma tapınaklarında mabudun heykelinin bulunduğu iç oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلاد] cellat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cellâtlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلادی] cellatlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kiler; mahzen; bodrum, bodrum kat; şarap mahzeni; şarap stoku. salt cellar tuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer için ödenen kira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastır kilercisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içki dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELLAD) (i. A.) (Asıl mânâsı: Kırbaççıdır). Idam’a mahkûm suçluları idam etmekle görevli adam. Ar. seyyâf. mec. Pek merhametsiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman. hatchet man. jack ketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. deathman. hangman. headsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça «celâl» fiilinden). Celîl ve aziz olsun mânâsiyle şu dua tâbirlerinde kullanılır: Celle celâli, celle şâne (Tanrı hakkında).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viyolonsel çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viyolonsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hücrelerle ilgili; hücreleri olan, hücreli. cellular structure hücreli bünye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hücrecik, gözcük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic).,(mark). selüloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, (kim). selüloz cellulose acetate suni deri veya sentetik kumaş ve iplik yapımında kullanılan selüloz asetat karışımı cellulose tape selüloz bandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çelmek işi. 2. Arkadan bağlanan baş örtüsü. 3. Birini düşürmek için ayağının önüne ayak uzatma. Çelme takmak = Çelme ile düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (çalmak fiilinin hafifi). 1. Vurmak, çarpmak: El, kanat, kılıç çelmek. 2. Düşürmek, yere vurmak. 3. Kesmek, Osm. zebhetmek. 4. Kapmak, çarpmak. 5. Gidermek, akıl çelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to divert. to deviate. to dissuade. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trip up. to change sb's mind. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çelme takmak. 2. Başarıya ulaşmasına engel olmak: Parlak bir istikbali vardı, ama zavallıyı çelmelediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çekme, kendine doğru getirme, cezbetme: Herkesin sevgisini celbetti. Celb-i kulûb = Kalbleri celbetme. 2. Getirtme, yazıp göndertme: Bağdad’ dan bir tay celbettim; istediğiniz kitapları İstanbul’dan posta ile celbedebilirsiniz. 3. Davet, çağırma: Kendisini mahkemeden celbettiler; müteahhitlerin meclise celbi lâzım gelir. 4. (hukuk) Sanığın veya şahidin mahkemeye getirilmesi için yazılan müzekkere ve pusla, davetnâme: Kendisine celb yazıldı; bir celb geldi. (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. summons. call. writ of capias. citation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELBNAME) (i.). Celp kâğıdı, (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons. written citation. capias ad respondendum. letter of convocation. process. subpoena. writ of subpoena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir meclis veya cemiyetin aralıksız olarak yaptığı her toplantı, oturum: Bu kanun Millet Meclisi’nde beş celse görüşüldü. Bugünkü celse çok hararetli geçti. Bir celsenin başlamasına celsenin açılması, bitmesine de celsenin kapanışı denir. Celseyi tatil etmek = Konuşulacak mevzular bitmeden celseyi kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

session. sitting. hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

session. hearing. sitting of the court. meeting. hearing in court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلسه] oturum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).Kelt, bugünkü Breton, irlanda ve Galyalıların aslım meydana getiren Hint Avrupa asıllı kavim. Celtic, Keltic (s), (i). Keltlere ait; (i). Keltçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ark) eski devirlere ait taş veya madeni balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabuğu içinde olup dövülmemiş pirinç. 2. Pirinç tarlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rice in the husk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ibis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Topu, hepsi, mecmûu: Cemm-I gafîr = Pek kalabalıklı cemaat (yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, melik, şah (aslı «cemşîd»dir. İran mitolojisinde şarabı bulduğuna inanılan bir hükümdar). Ayîn-I cem = Eski İranlılar’ın içki ve eğlenceye yaptıkları bir Ayîn ki gûyâ Cemşîd ile başlamıştır, mec. Böyle meclis: Dün gece bir Ayîn-i cem yapıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronic Manufacturer. cemetery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

IUCN Commission on Ecosystem Management.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Continuous Emissions Monitoring The measurement and reporting of specific pollutant levels at a facility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chief Enlisted Manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Concept Evaluation Model.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Continuous Emissions Monitoring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronics Manufacturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract manufacturing or contract electronics manufacturing Production of electronic equipment on behalf of an original equipment manufacturer customer, in which the design and brand name belongs to the OEM Often refers to the industry based on providing

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمع] toplama. 2.çoğul. cem’ edilmek toplanılmak. cem etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چم] salınma. 2.süslü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Toplama, biraraya getirme, yığma. 2.Hükümdar, şah. 3.Süleyman Peygamberin lakabı. 4.Büyük İskender’in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed’in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(CEMAAT) (i. A. «cem’» den) (c. cemâat). 1. Bir yere toplanmış insanlar, gürûh, topluluk, takım, bölük: Orada bir cemaat var idi. 2. Bir imama uyup namaz kılan Müslümanlar topluluğu: Cemaate göre İmam. 3. Bir mezhebe tâbi ve bir zümre teşkil eden ahali: Edirne’nin Rum, Ermeni, Bulgar cemaati. Cemâat-i Islâmiyye; cemâat-i gayr-ı müslime. Son cemaat = Camiin içine sığamayıp iki kapısı arasında namaz kılanlar. Son cemaat yeri = Camiin iç ve dış kapısı arasındaki örtülü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parish. congregation. community. crowd. boodle. caboodle. communion. flock. fold. parish. sect. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congregation. flock. community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

congregation. assembly. religious community. crowd. flock. house. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماعت] topluluk. 2.camide ibadet edenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cemâdât). Hayatı ve gelişmesi olmayan cisim, bitki ve hayvan dışında kalan cansızlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماد] cansız varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمادات] cansız varlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hicrî takvimde ayların beşincisiyle altıncısının ismi olup, birincisine «cemadiyel-evvel» ve ikincisine «cemadiyel-Ahire» derler, mec. Cemâziyeievvel = Eski hal: Ben, onun cemâziyelevvelini bilirim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. cumhur). Cumhurlar, topluluklar, (bk.) Cumhûr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جماهير] cumhuriyetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzellik, yüz güzeliği

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمال] yüz güzelliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah’ın rahmetle tecellisi. Allah’ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın lütfü, bağışı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Naz ile salınarak yürüyen. 2. Şarap kadehi. 3. Çemen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Salına salına yürüyen. 2.Nazlı sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harpsichord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).çembalo, piyanoya benzer bir çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çenber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. ring. bail. circuit. girth. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. circumference. hoop. wooden ring. metal strip. large printed kerchief. basket ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. band. hoop. orbit. ring. rim. strap. encirclement. bandage. ball. loop. girdle. iron. fillet. drum. perimeter. periphery. circular. peripheral. runner. wreath. hasp. ferrule. annulus. clip. ribbon. brasting. toroid. torodial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strap. to encircle. circumscribe. hoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strapped. hooped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cimâl). Erkek deve.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمل] deve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). I. Ağaç ve çiçekleri olan çayır, bahçenin oturulacak gölgelik çayırı. 2. Yeşil ve kısa otla yani çimle örtülü yer, yeşillik: Çimenin üzerine oturmak. 3. Bahçede ve yol kenarlarında çimenlik yapmak üzere, kısa otla kaplı bir yerden ot ve kökleriyle beraber kesilip naklolunan tezekler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fenugreek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cummin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چمن] çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çimen): Baklagiller familyasından sarımsı beyaz çiçekli 20-40 santimetre boyunda, bir yıllık, otsu bir bitkidir. Tohumlarında, müsilaj, uçucu ve sabit yağ, trigonellin vardır. Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Göğsü yumuşatır. Vücuda rahatlık verir. Şehvet artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çemenle örtülmüş yer, çemenlik, yeşillik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çimenlik, bah

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çemenle örtülü, çemenlerle süslü yer: Bahçenin bu tarafını çemenlik yapacağım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapıştırmak; beton ile kaplamak. cement good relations with.... ile dostluk kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimento; tutkal, zamk, macun, çiriş; yapıştırma işinde kullanılan herhangi bir madde; (dişçi). dolgularda kullanılan alçı .cement block çimento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland çimentosu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çimentolama işi; (mad). tavlama, sementasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چمنزار] çimenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Otlak. Çimenlik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezarlık, kabristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جميع] tümü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cümleten, bilcümle, bütün, tekmil, hep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.) (mü. cemîle). Cemâl sahibi, güzel: Evsâf-ı cemile = Güzel sıfatlar. Zikr-i cemîl = 1. İyilikle yâd etme, övme: Zikr-i cemîliniz geçti. 2. Mektep imtihanlarında mükâfata lâyık olmayanların en ileride bulunanlarına mükâfat olarak verilen basılı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جميل] güzel. 2.yüzü güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Güzel erkek. 2.İyilikle anma. 3.Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.). Birinin hatırını hoş etmek için yapılan hareket: Falâna cemîle olmak üzere bu işi yapıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beau geste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جميله] iyilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel kadın. 2.Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3.İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İyiliksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). İyiliksevercesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İyilikseverilik, iyilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(CEM’İYYET) (i. A.) (c. cem’iyyât). 1. Topluluk, bir yere toplanma veya toplu bulunma, dağınıklık mukabili. 2. Hey’et, topluluk, cemaat: Cem’iyyet-i beşeriyye, cem’iyyet-i beşer. 3. İlim ve fenne ait incelemelerde bulunmak maksadiyle teşekkül etmiş hey’et ve meclis, akademi. Fars. encümen: Cem’iyyet-i ilmiyye (ilim cemiyeti), cem’iyyet-i tıbbiyye (tıp cemiyeti), cem’iyyet-i coğrâfiyye (coğrafya cemiyeti). 4. Eğlence için bir yere toplanan halk, düğün: Nikâh, sünnet cemiyeti: Bu evde akşam cemiyet var idi. 5. Sözün birkaç şekilde benzerlik ve münasebeti toplanması; cem’iyyet-i kelâm. 6. (tasavvuf). Zihin ve hatırın yalnız Tanrı ile meşgul olması: Dindarların hepsine cemiyet müyesser olamaz. Cem’iyyet-i hâtır = Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu olması: Cem’iyyet-i hâtır olmadıkça insan zihnen çalışamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraternity. society. association. community. fellowship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. society. social body. gathering. assembly. party. banquet. community. gemeinschaft. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] topluluk, toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplu, dağınık ve perişan olmayan: Cemiyetli bir halde yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جميعا] tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. T. A.) (Bir kelimeyi) cemî yapmak, cemî sigasını teşkil etmek: Türkçe’de isimleri cemîlendirmek için sonlarına «lar, Jer» eklemek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. T. A.) (kelime). Cemî olmak, çokluk şekline sokulmak: Türk• çe’de isimler «lar, ler» ilâvesiyle cemîlenir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جم] kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cemrât). 1. Yanmış kömür parçası, kor. 2. Şubatta yavaş yavaş artan hararet (üç devri olduğuna inanılarak, gûyâ birincisinde cemre havaya, ikincisinde suya, üçüncüsünde toprağa düşer), 3. Hacıların hac sırasında Şeytan’ı taşlamaları. 4. (tıp). Pek iltihaplı bir çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase of warmth in february.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ateş. 2.Kor halinde ateş. 3.Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4.Hacıların Mina’da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat’ta hacıların şeytan taşlamaları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çemrenmek işi. (bk.) Çemrenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Suya girmek üzere paçaları sıvayıp hazırlanmak: Suyu görmeden çemrenmemeli. mec. Bir işe ciddî surette teşebbüse hazırlanmak. Osm. tasaddî etmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) 1.Hz.Süleyman. 2.Cemşid’in oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Cemşasb’ın babası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük kalabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şeklini bozmadan sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine «At» getirilir: Muallime, muallimât gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şeklini bozmadan sonuna İn, Ün getirilerek yapılan c. muallim, muallimin, Ahır, Ahırûn gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şekli bozulmadan yapılan Arapça çokluk. İki türlüdür: Cem’-i müzekker, cem’-i müennes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dört işlemden toplama yoluyla: 3, 5 ve 8 ki cem’an 16. 2. Toptan, cümleten, hep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعا] toplam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيات] cemiyetler, dernekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت] cemiyet, dernek. 2.topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı yön, cânib ve cihet ise de, dilimizde yalnız saygı tâbiri olarak hazret gibi Farsça veya Türkçe kaidesine göre kullanılır: Cenâb-ı Hak (Tanrı), Cenâb-ı Risalet-meâb (Peygamber), cenâb-ı hilâfet-penâhî (padişah), sefir cenâbları. (zatınız yerine cenâbınız kullanılması yanlıştır). Uluvv-i cenâb = Şeref ve haysiyet muhafazası, cömertlik. Alîcenâb = Şeref ve haysiyetini muhafaza eden, hasisliğe tenezzül etmeyen, kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جناب] hazret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - “Yan”manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından “b/p” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gusül Abdesti lâzım gelen hal. Bu halde olup da henüz gusül etmemiş olan kimse ki, şer’an temiz sayılmaz ve namaza yanaşamaz ve Kur’an’ı eline alamaz (ağır küfür tâbiri olarak dahi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. unclean. damn. bloody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنابت] pis, murdar. 2.cünüplük hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CENAH) (i. A.) (c. Ecniha). 1. Kuş kanadı. Fars. per, bâl. 2. Kol, pazu. 3. Ordu kolu: Sağ cenah, sol cenah, (tes). Cenâheyn = İki kol. Zül-cenâheyn = İki kollu yani içi ve dışı veya dünya ve Ahireti mamur olan (iki kanatlı mânâsıyle de bir gazâda kollan kesilip şehit olduktan sonra Cennet’e uçtuğu Peygamber’ce müjdelenen amcasının oğlu CAfer-i Tayyâr’a lakap olmuştur). Bâ-cânih = Aslı «bacinak» olan «bacanak» ın eskiden kullanılan yanlış imlâsıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جناح] kanat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenâh»tan). İki kanat, iki yan. Zü-l-cenâheyn = 1. Dünyâsı da, Ahireti de iyi olan. mec. İki tarafa yaranmasını bilen, ikiyüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yürek, kalb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kalb, yürek, gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cenâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çınar, çınar ağacı. Latincesi: Platanus.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنار] çınar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerekli merasimle kefenlenerek tabuta yatırılmış ölü: Bir cenaze geçiyor; cenaze nâmazı; cenaze alayı. Cenaze salâtı = Cenazelerde okunmaya mahsus salât ki, Türk dinî musikisinin cami musikisi dalında bir şekildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral. corpse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corpse ready for burial. mortuary. funeral. mortal remains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral procession. formal procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearse. funeral car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer performed at the funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funeral ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yan, taraf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنب] taraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 24 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنبر] çember. 2.kasnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çenber geçirmek, daire ve halka ile kuşatıp takviye etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çenberi olan, çenber denilen daire ve halkaları bulunan: Demir çenberli fıçı, çenberli direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yan tarafa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yan tarafa asılan bir çeşit eğri kama veya hançer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Birkaç, bazı: Çend rûz mukaddem: Birkaç gün önce. Çend kıt’a = Birkaç parça. Her çend = Her ne kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چند] kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). O kadar, o derecede, o mertebede: Çendân makbul değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چندان] o kadar, onca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saç uzatan (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çamaşır ütülemeye mahsus iki ağaç üstüvâneden ibaret Alet: Cendereye koymak; cendereden geçirmek. 2. Ciltçilikte ve başka sanatlarda baskı ve perdah makinesi. 3. Kalın oklava: Cendere baklavası = Yufkaları bu cendere ile açılan baklava çeşidi. 4. Dar dere, boğaz. S. Sıkı ve dar yer. Cendereye koymak = Basınç altına almak. Su cenderesi = Fr. presse hydrolique denilen fevkalâde kuvvetli basınç Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. mangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. screw. wine press. mangle. book-binder's press. narrow pass. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جندره] pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چندین] bu kadar, bunca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın altında enek kemiklerinin birleştikleri yer. Ar. zakan, Fars. zenehdân. 2. (denizcilik). Baş bodoslamanın altındaki nihayetinden ileriye doğru çıkan dirsek. 3. mec. Gevezelik, çok söyleme, beyhude lâf: Bu adamda ne çene var. Çene altı = Ar. gabgab. Çene atmak = Komaya girmek, ölmek üzere olmak. Çene oynatmak = Oburluk etmek, çok yemek. Çene çalmak = Çok söylemek. Çalçene = Yorulmaksızın devamlı konuşan adam. Çenesi düşük = Durmadan konuşan adam. Osm. fertût adam. Çene yarıştırmak = LAkırdı yarışına çıkmış gibi durmadan konuşmak. Çene yormak = Boş yere çok söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chin. chinwag. jaw. eloquence. chap. chop. gab. jowl. mandible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chin. jaw. jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chin. jaw. lug. cheek. boss. ruff. deflector. lobe. gab. dog. bit. beard. backstop. cam. gripe. tab. claw. heel. finger. tumbler. guide. tripped. strut. chap. chop. circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. chatterer. talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). 1. Tohumun iç kısmını kaplayan etli kısım, filka: Bakla, fasulye gibi bitkilerin tohumunda ikişer çenek bulunur. 2. (zooloji). Kuş gagalarının alt ve üst kısımlarından her biri; böceklerde ağzın iki tarafında bulunan parçalayıcı sert organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Çok konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. general). 1. Albaydan yukarı rütbelerde bulunan subaylara verilen unvandır, (bk.) General 2. Umumî, baş, ser: Cenerai konsolos = başşehbender, şimdi: Başkonsolos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sivrisinek, cibîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. chatterbox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chinless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). duygulanım; hal duygusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Çatlama sırasında meyve kabuklarının ayrıldığı parçalardan her biri: Fasulye ve baklanın kabukları ikişer çenetlidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzyıla ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Eski Cenova (Genova) hükümeti ve ahalisi: Cenevizliler’den kalma; Ceneviz donanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geneva. geneva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Geneva. geneva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pençe, insan ve yırtıcı hayvan pençesi. 2. Eski Doğu musikisinde telli bir musiki Aleti ki, çok geliştirilmiş şekline Fransız’ca «harpe» (harp) derler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگ] savaş. ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنگ] pençe. 2.el. 3.harp, çeng.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. cengâver). Cenkçiler, dövüşkenler, savaşçılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çenkçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş tecrübesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, cûsten = aramak). Harp arayan, harp için vesile bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yırtıcı hayvan veya kuş pençesi. 2. Çengel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنگال] pençe. 2.çengel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yengeç. 2. Bakır pasından yapılan yeşil boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, Averden = getirmek). Cenkçi, cenk etmede mâhir, cenge alışık, asker, savaşçı, muharip, tab’an cesur olan: Türkler cengâver bir kavimdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاور] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاوری] savaşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harp ve darbe alışık ve usta adamın hali: Türkler’in cengâverliği meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگجو] savaşçı. 2.kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıvılcım gibi ufak ateş koru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köylerde gelini karşılarken def çalarak söylenen bir türkü ki, «Yar yar» nakaratıyle söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Orman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «çengâl» den). 1. Demirden, asılı ve bir şey asmaya mahsus büyük kanca: Kasap çengeli. Ar. külüb. 2. Kanca, ucu eğri demir. 3. Eskiden işkenceli idamlarda çengele asmak cezası. Çengele gelmek = Bu suretle asılmak. Çengel takmak = Asılmak, bir işe yapışıp artık ayrılmamak. Kuyu çengeli = Kuyuya düşen kova vesair şeyleri tutup çıkarmaya mahsus Alet. Bu Alet ipe takılı bir büyük yahut demirden bir halkaya bağlı birkaç küçük çengelden ibarettir. Çengel şekil ve suretinde olan: Çengel burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. grappling hook. grappling iron. holdfast. grapnel. grapple. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. gudgeon. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگل] orman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Orman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok sık ağaçlardan müteşekkil orman. Bilhassa Hindistan ve daha çok Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sık ağaçlı orman. Bilhassa Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çengeli takmak, çengele asmak. 2. Çengel cezasıyle idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ucunda çengel bulunan, ucu çengel şeklinde olan, kancalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked. having a hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Cengaver).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş hâlinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zil veya kaşık vurarak oynayan dansöz, rakkase ki, başlıca çingene kızlarından olurdu: Çengi kolu, takımı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چنگی] çeng çalan. 2.dansöz, çengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çengiler (oyuncu kadınlar) için yazılan şiir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu, asıl adı Timuçin’dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Sinlemek, sinilemek, ağlar gibi ses çıkarmak (köpekler için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rahimdeki çocuk, döl. Iskat-ı cenin = Çocuk düşürme. Cenîn-i sâkıt = Rahimden düşürülen çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foetal. embryo. fetus. foetus. fruit of the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foetus. fetus dölüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetus. embryo. existing person. foetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harp, muharebe: Cenk sırasında, cenk açıldı, cenk ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz.Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Cenk eden, cenge alışık ve istekli, cengâver, muharip: Cenkçi adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - İyi savaşan, savaşçı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Cenk etmeye, muharebeye girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quarrel. to fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Cennet). Cennetler. (bk.) Cennet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنات] cennetler. 2.bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cennât, cinân). 1. Bahçe (bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahirette mü’minlere Tanrı tarafından vâdedilen ebedî hayat yaşanacak yer. Türk. uçmak, Ar. firdevs, Fars. behişt: Cennete gitmek = Ölmek. 3. Pek süslü ve ferah verici: Orası cennettir. Cennet kuşu = 1. Avustralya cihetlerinde bulunur pek güzel tüylü bir kuş. 2. Pek küçük yaşta ve masum olarak ölen çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradise. heaven. eden. city of god. elysium. glory. the new jerusalem. the happy hunting grounds. pie. pearly gates.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elysium. heaven. paradise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heaven. paradise. heavenly place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنت] cennet. 2.bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Uçmak. 2.Bahçe. 3.Çok ferah ve havadar y(Erkek İsmi) 4.Firdevs. - Allah’ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah’a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel y(Erkek İsmi) 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru’1-Celal, Daru’s-Selam, Cennetü’l-Me’va, Cennetü’1-Huld, Cennetü’n-Naim, Cennetü’l-Firdevs, Cennetü’l-Karar, Cennetü’1-Adn.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bird of paradise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنت اعلی] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (yanlış bir terkiptir). Mekânı cennet olan, cennete nail, firdevs-Aşiyân, merhum (Osmanlı hükümdarları hakkında kullanılırdı): Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman Han.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cennete kavuşan, rahmetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cennete lâyık. Fars. şâyeste-i firdevs, doğru ve dindar adam: Cennetlik adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserving of heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserving of heaven. sainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنت مکان] mekanı cennet olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastırda yaşayan tarikat mensubu. cenobit'ical (s). bir tarikata ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öImüş bir kimseyi anmak için dikilmiş olan ve boş bir mezardan ibaret abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i)., (jeol). günümüze kadar gelen jeolojik devre ait, dördüncü zamana ait; (i). son jeolojik devir, dördüncü zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). buhur yakmak, tütsülemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). buhurdan, buhurdanlık, buhurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sansürcü kimse, sansur memuru; başkalarının ahlâki davranışlarını kontrol eden kişi; eski Roma cumhuriyetinde nüfus ve ahlâk meselelerine bakan yüksek rütbeli görevli; (f). sansürcülük görevi yapmak; sansür koymak. censor'ial (s). sansüre ait,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durmadan kusur bulan, tenkitçi. censoriously (z). durmadan kusur bularak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ithama lâyık, kusurlu bulunabilir. censurably (z). tenkide yol açan bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). tenkit, kınama; itham etme, suçlama; (f). sert bir şekilde tenkit etmek; kabahatli bulmak; tasvip etmemek, uygun bulmamak, münasip görmemek. censurer (i). kınayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sayım, nufus sayımı; eski Roma'da vergi sistemiyle ilgili olarak vatandaş ve mal sayımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Birleşik Amerika para birimi olan doların yüzde biri; bu değeri taşıyan sikke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). centigrade, central, centum, century.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(mat). santiar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(Yu).,(mit). insan başlı at biçimindeki mitolojik yaratık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kentaurus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kantaron,(bot). Centaurium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). yüz yıl yaşamış olan, yüz yıllık, yüz yıla ait;(i). yüz yaşındaki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yüz yüz yıllık; yüz yılda bir vaki olan; (i). 100 yıldönümü; yüzyıl, asır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). 100 yıldönümune ait; yüz yıl ile ilgili; yüz yıl süren; yüz yıllık; (i). 100. yıldönümü; 100 yıldönümünü kutlama töreni .centennially(z). yüzyılda bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. center

merkez

Belirli bir yerin ortası.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkez, orta; (mak). punta tornası; (spor). santr; (pol). ıIımlı parti, grup vb center bit punta matkabı. center of attraction çekim merkezi; dikkat merkezi. center of gravity ağırlık merkezi. dead center (mak). sabit punta Iive center (mak). dön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortaya almak, bir merkezde toplamak; ortasını almak, ortalamak; ortada olmak, ortaya gelmek; merkezde toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). işler omurga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herhangi bir şeyin ortasına konulan süsleyici eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzüncü; yüzde bir, yüzde bire ait. centi-, cent- onek yüz, yüzde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüz dereceye bölünmüş; santigrat termometreye ait. centigrade thermometer santigrat termometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santigram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin kenarında açılan küçük kertik: Bıçağın ağzı çentik çentik olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip. indentation. joggle. nick. notch. score. notched. nicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notch. dent. hack. indent. indentation. nick. gap. jag. kerf. cut. scallop. score. wiper. joggle. knurl. serrate. scoring. slap. serration. chip. dint. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çentik yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to notch. to nick. jag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nicked / notched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santilitre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çentilmek, kertilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Kibar erkek, çelebî, görgülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallant. gentleman. gent. sahib. sportsman. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gent. gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. gent. man of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Centilmene yakışır bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanlike. in a gentelmanly manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Centilmen olanın hali. 2. Centilmence davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sportsmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanliness. gallantry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemen's agreement. gentleman's agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santim, frankın yüzde biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santimetre .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkayak, çıyan, (zool). Scolopendra. yellow centipede sarı ,çıyan, (zool). Cermatia nobilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(LCentiyana, Yilanotu, Esekturpu, Gentina lutea, Gentina radix): Doğu Karadeniz Bölgesi ve uludağ’da yetişen, 1 metre kadar yüksekliğinde, geniş yapraklı, kalın köklü bir bitkidir. Kökü acıdır. İçi sarı, dışı esmerdir. Kökü şifalıdır. Sarı ve mavi türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah artırır, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Mide zafiyeti ve ekşimelerini giderir. Kansızlıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diş diş etmek, çentmek, gedik haline koymak, kertmek: Kılıcı çentti. 2. İnce doğramak: Soğanı çentip kavurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to notch. to chip. to nibble. to indent. to cope. to cut. to dent. to serrate. to score. to hack. hew. jag. nick. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elli kilogramlık bir ağırlık birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). merkezi, ortada olan; ana, belli başlı; (anat). beyne ve belkemiğine ait; (i). telefon santralı; santral memuru. central angle merkez açı. central bank merkez bankası. central heating kalorifer tesisatı. centrally (z). merkezi olarak. Central

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkezileştirme, santralizasyon; hükümet idaresinde merkezileştirme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkeziyet, merkezde olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). merkezileştirmek, merkezde toplamak; hükümetin eli altında toplamak; merkezde toplanmak, merkezlenmek. centraliza'tion (i). merkezileştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezi, merkezsel. centri'city (i). merkezi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezkaç, santrifuj; merkezkaç kuvvetle idare edilen. centrifugal casting savurma döküm. centrifugal filter santrifuj filtre.centrifugal force merkezkaç kuvveti. centrifugally (z). merkezden uzaklaşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santrifuj, santrifuj makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). merkezcil, merkeze doğru giden, merkeze yaklaşan. centripetally (z). merkezcil olarak. centro- onek merkez, orta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -trums, -tra) merkez, orta; (anat). omurgalılarda gövde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). yüz misli, yüz katı; (f). yüz ile çarpmak; yüz misline çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). yüz ile çarpmak, yüz misline çıkarmak; (s). yüz misli, yüz katı; (i). yüz katına çıkarılmış sayı veya miktar. centuplica'tion (i). yüz ile çarpma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da yüzbaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzyıl, asır; yüz kişi veya yüz şeyden ibaret topluluk; eski Roma ordusunda yüz kişilik bölük. century plant yüz yaşına gelene kadar çiçek açmadıgına inanılan bir süs bitkisi, agav, (bot). Agave americana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب] güney.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غرب] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غربی] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب شرق] güneydoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب شرقی] güneydoğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dört yönden cenup (güney) cihetinden olarak, cenup tarafından: Türkiye cenuben Suriye ve Irak’la sınırlıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CENUBİ) (i. A.) (mü. cenûbiyye). Cenup cihetinde bulunan, güney, güneye ait: Amerika-i cenubî = Güney Amerika. Memâlik-i cenObiyye = Güney ülkeleri (karşılığı: şimalî). Şark-ı cenubî (cenûb-i şarkî) — Şark ile cenup arasındaki semte doğru olan, güneydoğu. Garb-i cenubî (cenûb-ı garbi) = Garb ile cenup arasındaki semte doğru, güneybatı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوبی] güneye ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dört cihetten biri ki, doğuya dönüldüğü takdirde sağ tarafa düşer. şimal karşılığı. Cenup rüzgârı = Lodos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sol. Çep ü râst = Sağ ve sol, sağa, sola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. vest-pocket. pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. pouch. lay-by. rest stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular error probable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contributions Equivalent Premium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

USEPA's Cumulative Exposure Project for 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cooperative Education Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Civil Emergency Planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Committee on Educational Policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Career Entry Profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چپ] sol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket almanac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket lamp. torch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. packet money. pocket cash. spending money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch. pocket-watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile phone. cell phone. cellular phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

GSM phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (lügat mânâsı: sol atan). Hilekâr, aldatıcı, desiseci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her tarafını kuşatacak şekilde, fırdolayı, (bk.) Çepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (çevre kelimesiyle beraber ki. anılır). Çepeçevre veya çepçevre: Etrafında, Ar. dâiren-mâdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çepeçevre, (bk.) Çepçevre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu, kesif, bulanık: Çepel hava Karlı. 1. Karışık fırtına. 2. Çamur mevsimi (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırtınalı, şiddetli (hava). 2. Karlı, kar yağacağını gösterir (hava). 3. Çamurlu, batak, cıvık (mevsim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cidar, duvar,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

membrane. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başa ait, kafa ile ilgili; baş gibi, kafa cinsinden. cephalic index kafatasının en uzun ve en geniş noktaları arasındaki oranın yüz ile çarpımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kefalonya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kafadanbacaklı. Cephalopoda (i)., (çoğ)., (zool)., kafadanbacaklılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başlı, kafası olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. armoury. magazine. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alın, Ar. nâsiye: Cephe-sây = Alnını süren. 2. Bir bina vesairenin ön tarafı, yüzü: Kışlanın cephesi doğuya bakıyor. 3. (askerlik). Ordunun ön tarafı, öndeki kısmı; cephe harekâtı, müdafaası, hücumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front-line. front. front line. frontispiece. face. facade. aspect. exposure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. frontage. façade alnaç. yüz. side yan. yön.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. frontage. side. front. front line. march. face. facade. aspect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind the front-lines. army service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Cepheus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir yaşında keçi (Farsça’ da «çepiş» denilip ikisi arasındaki münasebet açık ise de hangisi asıl olduğu bellisizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çapa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeleğe benzer giyecek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı çapkan). Kolları yarık olup ekseriya sarkıtılan harçlı salta Sırmalı çepken (şimdi cepken deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine geçmiş, dolaşık. Fars. girift, pîçâ-pîç (şimdi çapraşık deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirine geçmek, çitişmek, çapraz olmak. 2. Sıkışmak, kenetlenmek, şiddetlenmek (şimdi çapraşmak deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uçurum, çukur, yar, car. 2. Kale etrafında kazılmış hendek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CERR) (i. A.). 1. Çekme, sürükleme: Arabayı beygir, sapanı öküz cer eder. 2. Kendine doğru çekme: Cerr-i menfaat (menfaat çekme). 3. Eskiden medrese talebesinin üç aylarda vaaza çıkarak nafakalarını toplamaları: Cerre çıkmak (bu mânâ Arapça’da olmayıp ikinci mânâdan alınmıştır). 4. Arapça gramerde ismin dört hâlinden biri ki, alâmeti herekeli irabda «y» dir. (KÜfî ekolünde «hafez» denilir. Cer-i icap eden amile «câr» ve kabûl eden mâmu’le «mecrûr» derler). Hurûf-ı cer = (Arapça gramerde) dahil oldukları ismi mecrûr eden harfler ki bâ, men, ilâ, alâ, li, kef, an vesairedir. (Hurûf-ı ilsak da denilir). Cerr-i eşkal = Matematikte ağırlıklardan bahseden bir bilgi dalı («Fenn-i mihanikî» dahi denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Call Event Record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control Event Rate: see Event Rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cell Error Ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by